Aa ne demek? | Aa anlamı nedir? | Aa

Aa anlamı nedir?

Aa ne demek?

Aa anlamı nedir?

Aa | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: aa

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) pürüzlü lav

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Kabaca: hayır, değil, yok, olmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Abd’ler, kullar köleler.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

AAC (Gelişmiş Ses Kodlama) mp3’ten sonra geliştirilen bir ses formatıdır. Sony PlayStation®, PSP® ve WALKMAN® modellerinde standart olan AAC teknolojisi, aynı bit hızında daha verimli ses sıkıştırma özelliğine sahiptir. Böylece, ister yeni bir oyun oynuyor ister en sevdiğiniz şarkıyı dinliyor olun, üstün bir ses kalitesi elde edersiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Ses Kodlaması. Dijital olarak sıkıştırılmış müzik formatı.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

MP3’e göre %25 daha kaliteli olan müzik sıkıştırma formatıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz..

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ucubeler, pek acayip, tuhaf şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Acemler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Adüv’ler, düşmanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Alâ’lar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) Güney Afrika'da bulunan ve karınca yiyen bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sığırkuyruğu, (bot) Verbascum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. a., «aziz» den itaf.). En. aziz ve kıymetli: Aazz-ı ahibbâm = Dostlarımın en azizi, en kıymetlisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Aziz etsin mânâsiyle duada kullanılır: Aazzekallah = Allah seni aziz etsin!

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Azamlar, büyükler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspension salary. half pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Afrika'da konuşulan Hollanda lehçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins orman ağacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maple. maple isfendan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractual promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Dini yüceltmek için din uğruna çalışan kimse. Alaaddin Keykubad (1192-1237) Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

system of timekeeping according to which the clock is set at 12 : 00 at sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common good. public benefit. public interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ampere hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A. fizik). Bir amper şiddetinde akım geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektriğin miktarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sıddık). Sıddıklar, doğrular, temiz insanlar, (bk.) Sıddık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basic salary. basic salary (of which the actually paid salary is a multiple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını Öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.

Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşularında, pistin köşelerinde koşucular hafif içe meylederek koştukları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.

İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece yüzde 5’i, kadınların ise yüzde 3’ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.

Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşullarında, pistin köşelerinde koşucular haifif içe meylederek koştuları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.

İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece %5’i, kadınların ise %3’ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). koyun melemesi; (f). melemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Sami ırkların tanrılarından biri; Fenikelilerin baş tanrısı olan güneş ilâhı; sahte ilâh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Babanın annesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father's mother. paternal grandmother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paternal grandmother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İsraillileri lanetlemesi emrolunduğu halde, bindiği eşek tarafından azarlanınca onları takdis eden Mezopotamya lı aziz; k.h., argo gazete sütunlarını icabında doldurmak için hazır bulundurulan havai yazılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pazar, çarşı, içinde çeşitli mallann satıldığı çarşı; kermes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bediîlik, güzellik; yenilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Akran ve emsale üstünlük. Berâat-ı istihlâl. (bk.) istihlâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittal. acquittal. dismissal. exoneration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be acquitted. to prove innocent / not guilty. to beat the rap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquit. exonerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sermaye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Belirsiz.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında bir dönüşü tamamladığında geçen süredir. Bunu herkes bilir. Aslında tam da öyle değildir. Çünkü dünya kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında yörüngesi üzerinde güneşin etrafında da döndüğünden, güneşten bakıldığında bir tam devri için geçen süre farklı gözlemlenir.

Neyse şimdi biz bunu karıştırmayalım ve bugün bütün dünyanın kabul ettiği zaman sistemine bakalım; o Bir yıl 12 aydır. o Bir yıl 52 haftadır o Bir ay 28-31 gündür. o Bir ay 4-5 haftadır. o Bir hafta 7 gündür. o Bir gün 24 saattir. o Bir saat 60 dakikadır. o Bir dakika 60 saniyedir. o Bir saniye 100 mili saniyedir.

Görüldüğü gibi, bir gün kaç saniyedir diye sorulduğunda bile kafadan hesaplanamayacak kadar karışık bir bölünme. Önce gün 24’e, sonra 60’a, sonra bir daha 60’a bölünüyor. Saniyeden sonraki bölünmeler ise ondalık sistemle gidiyor. İşte çocukların zaman hesaplarında zorlanmalarının sebebi.

Bir günde niçin 24 saat olduğunu kimse bilmiyor. Bu rakamın güneş saatini ilk kullanan Mısırlılardan kaynaklandığı sanılıyor. Yere dikilen yüksek bir taşın gölgesi sabah batıya, akşam doğuya düşüyordu ve Mısırlılar bu arayı altıya bölmüşlerdi. Dolayısı ile bir gün 24 bölüm oluyordu.

12 sayısı 2, 3, 4 ve 6 ile bölünebildiğinden, o zamanlar en çok kullanılan sayı birimi idi ki, bugün bile düzine adı altında sayı birimi olarak kullanılmaktadır.

Mısırlılar ayrıca 30 günlük ay ve 360 günlük yıl takvimini uyguluyorlardı.

Bugün bir dairenin 360 dereceye bölünmesinin sebebinin de bu olduğu sanılıyor. Yaklaşık 3 bin yıl önce, bugün Irak olarak bilinen yerde yaşayan, Babilliler ise 60 sayısını matematik sistemlerinde temel olarak almışlardı. 2, 3, 4, 6, 12, 15, 20 ve 30 ile bölünebilen ve 360’ı da bölen bu sayı dakika ve saniyenin birimi olarak alındı. O zamanlar için onluk sistem, yani on sadece 2 ve 5’e bölünebilen zavallı bir sayı idi.

Saniyenin bölümleri ise o devirlerde ölçülemiyordu, ölçülebilmeye başlandığında ise dünya ondalık sisteme geçmişti ve bu esas alındı.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

construction of apartment buildings abutting against each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tenedos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.-A.) dan+m] bundan başka, bunun yanısıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Defaatle, tekrar tekrar, birçok kere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Defaatle, tekrar tekrar, birçok kere.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). Kaaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repeater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm clock. repeater. travelling clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working hour. study hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (K.M). Kenân Diyarı, vaat edilmiş üIke; cennet; Filistin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teatime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEMAAT) (i. A. «cem’» den) (c. cemâat). 1. Bir yere toplanmış insanlar, gürûh, topluluk, takım, bölük: Orada bir cemaat var idi. 2. Bir imama uyup namaz kılan Müslümanlar topluluğu: Cemaate göre İmam. 3. Bir mezhebe tâbi ve bir zümre teşkil eden ahali: Edirne’nin Rum, Ermeni, Bulgar cemaati. Cemâat-i Islâmiyye; cemâat-i gayr-ı müslime. Son cemaat = Camiin içine sığamayıp iki kapısı arasında namaz kılanlar. Son cemaat yeri = Camiin iç ve dış kapısı arasındaki örtülü yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parish. congregation. community. crowd. boodle. caboodle. communion. flock. fold. parish. sect. troop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

congregation. flock. community.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

congregation. assembly. religious community. crowd. flock. house. troop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جماعت] topluluk. 2.camide ibadet edenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket watch. pocket-watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, dahili saatin, FM radyo istasyonları tarafından RDS üzerinden iletilen CT verisiyle senkronize olmasını sağlar. Elle ayarlama gerektirmez ve saatin tam doğru gösterilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Topluca, hep bir arada: Cümbür cemaat gittik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all together. the whole kit and caboodle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yılanyastığıgillerden bir bitki (arum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saâdet yeri, saray.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Def’a’nin c. kereler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دفعات] kereler, defalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Saâdet kapısı. mec. İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [در سعادت] İstanbul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high salary. fat salary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dürrârî). Önü açık bir nevi elbise. Ferace, biniş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall-clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dört Sünnî mezhebin kurucusu olan dört büyük İslâm hukukçusu: Ebû Hanîfe, Ahmed bin Idrîs-eş-ŞAf’İ, Mâlik bin Enes, .Ahmed bin Hanbel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electricity meter reader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electronic clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retired pay. pensionable emoluments. superannuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dört ayrı İncil metni: Metta, Markus, Luka, Yuhanna İndileri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.). Dört, Fars. çihâr: Cihât-ı erbaa = Dört yön. Enâcil-i erbaa = Dört İncil (yalnız böyle terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güneşin battığı zaman 12 kabûl edilen eski alaturka saat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FA’AL) (i. A. imüb.). Çok işleyen, çok iş gören, hiç durmayıp daima harekette bulunan: Faal bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. energetic. busy. full of action. operative. up and doing. rousing. spry. strenuous. on the go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operative. spry. strenuous. active. industrious. busy. in working condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. industrious. busy. in working order. alive. energetic. functioning. hard. hot shot. operative. quick. spry. strenuous. up and coming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fâil). (bk.) Fail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Faal olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. bustle. activity. business. doing. doings. service. strenuousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. bustle. activity. business. doing. doings. service. strenuousness. movement. play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activity. working order. action. agency. energy. goings on. play. stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Fecilik, acıklılık, yürekler acısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuckoo clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuckoo clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gnomon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sundial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sundial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا آلود] hatalı, yanlış dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airport. airfield. aerodrome. airdrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airfield. airport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airfield. airport. aerodrome. air field. air port. terminal aerodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Peygamber’in hırkası. İstanbul’da Hz. Muhammed’e ait iki hırka vardır. Biri Yavuz Sultan Selim tarafından getirilmiştir. Topkapı Sarayı müzesindeki Hırka-i Saâdet Dairesi’ndedir. Diğeri Hırka-i Şerîf diye anılır; Şükrullah Efendi adında bir zat tarafından İstanbul’a getirilmiştir. Aynı adla anılan camide muhafaza edilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reply paid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. icrâ). İş, işler, yapılan şeyler, bk. İcrâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activities. actions. operations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actions. operations. performances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجراآت] yapılanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who brings to conclusion whatever he undertakes. man of deeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعات] toplantılar, bir araya gelişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disclosures. revelations. divulgations. disclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افشاآت] açığa vurmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختراعات] buluşlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ilcâ). Mecbûr etmeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İNŞAALLAHI TAALA (A. ibare). Allah isterse, Allah’ın emri olursa mânâsıyle çok kullanılan dua tabiridir ki, gelecekten bahsolunurken kullanılır: Yarın inşaallah erkenden çıkıp gideriz. Yarın gelecek misiniz? -inşaallah. Bazen inşael-mevlâ da denilir (doğrusu «inşâ Allâh» suretinde ayrı yazılmaktır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. inşâ), inşâlar. bk. İnşa. 4

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constructional. constructive. construction. structures. building. architecture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. construction. constructions. buildings. constructing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

construction. building. building under construction. structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T.). İnşaat işleri yapmayı meslek edinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

builder. constructor. building contractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractor. builder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

builder. contractor. construction foreman. constructor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. the construction business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the construction business. trade. fixed construction. building line. building trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar. Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarım kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Artık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar.

Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarını kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Arlık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şuyû» dan masdar) (c. işâAt). Şuyû ettirme (bir haberi) yayma, neşir: Asılsız haber işâa edenler. İŞ’AB (i. A.). Ölme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشاعه] duyurma, yayma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Güc yetme, kudret, iktidar. Alâ kadr-ül-istitâa = Güc yettiği, elden geldiği kadar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استطاعت] güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. istıtlâ). Bilmeye, öğrenmeye çalışmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zıyâ» dan). Işıklandırma, aydınlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İTAAT) (i. A. masdar). Dinleme, alınan emre göre hareket, baş eğme, Osm. inkıyâd, mutî ve tâbî olma: Emirlere itaat etmek. Adem-i itâat = İtaatsizlik, serkeşlik, muhalefet. Arz-ı itâat = Serkeşlikten dönüp baş eğme: Eşkıyâ arz-ı itâat etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obedience. submission. compliance. deference. subjection. subordination. tameness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliance. obedience. observance. submission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obedience. submission. obeying. compliance. discipline. duty. subordination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اطاعت] uyma, boyun eğme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obey. submit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to obey. to submit oneself to. comply. conform. keep. mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uymak, boyun eğmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliant. obedient. obsequious. pliable. submissive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gehorsam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyüklerini dinleyen, aldığı emre uyup muhalefet etmeyen. Ar. mutî, münkad: Pek itaatli çocuktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obedient. good. orderly. tractable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyüğüne itaat etmeyen, baş eğmeyen, dikbaşlı, Fars. serkeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disobedient. contumacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disobedient. insubordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disobedient. insubordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İtaat etmeme, baş eğmeziik, emir dinlememe hâli, Osm. serkeşlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disobedience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disobedience. contempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disobedience. breach. contumaciousness contumacy. insubordination. recalcitrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to disobey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اطلاعات] bilgiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ziyâ’» dan masdar). Kaybetme, mahvetme, telef etme, Ar. ifâte: İıîa-i vakt = Vakti boşuna geçirme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kâbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çin ve Moğol imparatorlarına verilen isim. 2.Hakan, hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hâkan kelimesinin aslı. bk. Hâkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir şeyle razı ve hoşnut olup, fazlasını İstememe, yetinme: Ben bununla kanâat ederim. Az bir şeyle kanâat eder adamdır. 2. Tamahkârlığın zıddı, az şeyle yetinme: Erbâb-ı kanâattendir. Kanâat tükenmez bir hazinedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opinion. reading. conviction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conviction. feeling. idea. opinion. contentment. satisfaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conviction. opinion. contentment. satisfaction. belief. conclusion. surmise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قناعت] yetinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be satisfied. to be contented with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yetinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kanâat verici, inandırıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanâat sahibi olanlara lâyık ve yakışır hal ve surette: Bir tarz-ı kanât-kârânede. Kanâat-kârâne bir ömür sürüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanâat sahibi, azla yetinip tamahkârlık etmeyen: Zaten kendisi kanâatkâr adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kanâat sahibi olan adamın hâli, tamahkârlığın zıddı: Kanâatkârlık kadar insanı rahatlatıcı huy yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meşhur bir cins büyük orman ağacı ki, tahtası esmer ve sert olup cilâya gelir. Ar. şecer-ül-bûz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(ulmus): İkiçenekliler sınıfının, karaağaçgiller familyasından, kışın yaprak döken, bir çeşit orman ağacıdır. Yaprakları kısa saplı, kenarları çift dişlidir. Çiçekleri salkım şeklindedir. Odunu iyidir. Hekimlikte kabukları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ağrıları keser. Yara ve bereleri tedavi eder. Yaprakları kaynatılıp, içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden, meyveleri kapçık durumunda olan bir bitki familyası. Örnek bitkisi karaağaçtır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer, kara yağız yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kaya gibi güçlü (Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyiliksever, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Silâh vesaire çatırdısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Fars. kem = az, Ar. bizâa = sermaye). 1. Sermayesi az, sermayesiz. 2. mec. Bilgisiz, cahil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kilowatt hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kilowatt-hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hınna): Kınaağacıgiller familyasından, anayurdu Hindistan olan ve Arabistan’da ve Akdeniz ikliminde yetiştirilen ayrık dallı, beyazımsı kabuklu, karşıt yapraklı bir ağaçtır. Çiçekleri beyaz renkli ve keskin kokuludur. Kurutulmuş yapraklarından kına elde edilir. Saç ve parmakları boyamakta kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ayak terlemelerine engel olur. Dolamada kullanılır. Uyuz ve egzamaya iyi gelir. Guatrın üzerine bağlanırsa, faydası görülür. Sarılık, idrar zorluğu, gastrit ve kolit’de iyileştiricidir. Ağız yaraları ve deri çatlaklarını tedavi eder.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(KIRAAT) (i. A.). Okuma, cümle sökme, mütalaa: Kıraat etmek. Kırâat ve kitâbet = Okuyup yazma. Kırâat kitâbı = Okuma kitabı. İlm-i kırâat = Kur’an-ı Kerîm’in usul ve kaidesine göre okunması ilmi. Bu ilmi bilene «kaart»; cem’ine de «kurrâ» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرائت] okuma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

okumak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müşterileri için gazete ve mecmua bulunduran genişçe, temiz ve iyi döşenmiş kahvehane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

café (usually serving only cofee , tea or soft drinks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ قرائت خانه] kahvehane. 2.okuma salonu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hand to mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yaşlı, ulu, yiğit

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrist watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wristwatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrist watch. wristwatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

control clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Afrika'da etrafı kazık ve sırıklarla çevrili kulübelerden meydana gelen koy; ağıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activities behind the scenes. lobby. lobbying. lobbying activites.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hourglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sandglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hour glass. hourglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry farming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Hayır ve evet. mec. Bir mesele üzerinde fikirsizlik veya fikir söylememe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) Güney Afrika'da etrafı arabalarla kuşatılmış kamp veya konak yeri; (f.) böyle konak yeri yapmak; böyle yerde konaklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) En aşağı. bk. Lâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لااقل] en azından, hiç olmazsa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mâ = bağlama İsmi, vakaa = vukuun’dan geçmiş zaman müz. şahıs: düştü). Düşen, vâkt olan, Fars. ser-güzeşt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MA’A), Mâ (e. A.) ile, ile beraber (Türkçe tâbirlerde yalnız eski resmî dilde kullanılıp, başlıca Arapça tâbirlerde kullanılır). Mâhazâ, mâzâlik = Bununla beraber. Mâziyâdetin = Ziyadesiyle, maa’l-kerâhe = Zorla, istemeyerek. Maa’lmemnûniyye = Memnuniyetle. Maamafih, mamafih = Bu hâl ile beraber, böyle iken. Maa = Onunla beraber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c) (mü. mâbed). Mâbedler, tapınaklar, (bk.) MAbed.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معابد] mabetler, ibadet yerleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معابر] geçitler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâcûn). Macunlar. (bk.) Macun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avdet» den im.). 1. Avdet edilen yer, dönüp gidecek yer. Mebde’ ve maâd = Gelinen ve gidilecek yer. 2. Ahıret. 3. (Mimli masdar «hareket ismi olarak») Dönüş, geri gidiş, avdet. Yevmü’lmaâd = Kıyamet günü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معاد] dönüş yeri. 2.ahiret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâden). Madenler. (bk.) Maden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

except. apart from. with the exception of. in addition to. besides. save.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماعدا] dışında,-den başka, başka, öte, yanı sıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.), -den başka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معادن] madenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAA’L-ESEF) (i. A.). Esef ederek, üzüntüyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunately. unluckily. unhappily. with regret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorry. unfortunately. unhappily. more's the pity. i'm afraid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I am afraid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I am sorry to say. worse luck. regrettably. sadly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunately. unluckily. unhappily. with regret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorry. unfortunately. unhappily. more's the pity. i'm afraid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I am afraid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I am sorry to say. worse luck. regrettably. sadly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مع الأسف] ne yazık ki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Büyüklükler. 2. Yüksek fikirler. İdrâk-i maâlî = Yüksek fikirleri kavrama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAA’L-MEMNÜNİYYE) (i. A.). Memnunlukla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with pleasure. nothing loath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with pleasure. nothing loath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مع الممنونيه] seve seve.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Beraber, birlikte: İkisi maan gittiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mânâ). Maânî veya ilm-i maânî = Dilbilgisinin mânâ meselelerinden bahseden kısmı. (bk.) MAnâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معانی] anlamlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mîrâc). Mîrâclar, göğe yükselişler, (bk.) Mİrâc.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mârifet). 1. (bk.) Marifet. 2. (T.). Millî eğitim ve millî kültür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Ministry of Education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معارف] bilimler. 2.kültür. 3.Millî Eğitim Bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

millî eğitim bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maarifle uğraşan, millî eğitim teşkilâtında çalışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâreke). (bk.) MAreke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAAŞ) (i. A.) (c. maâşât). (Ayş’den «hareket İsmi»), 1. Yaşayış, dirlik. 2. Geçinecek şey. Belli, memuriyet ve hizmete karşı her ay alınan ücret. Maaş bağlamak = Aylık tahsis etmek, maaşını kesmek, maaş vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salary. pay. earnings. wage. compensation. emolument. stipend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay. payment. salary. screw. wage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay. salary. stipend. pension. compensation. disposable income. earnings. emolument. gratification. official emoluments. wage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معاش] geçim. 2.aylık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay roll. pay list. salary roll. pay bill. payroll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay roll. pay list. salary roll. pay bill. payroll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâsiyet). (bk.) MAsiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâşer). (bk.) MAşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aylıklı, belirli maaşı olan: Maaşlı memur, hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salaried. who gets a salary of wage-earning. paid. salary earner. stipendiary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Maaşı olmayan: Kalemde maaşsız birkaç görevli. 2. Tahsis edilmiş maaşı olmadığı halde: Bir sene maaşsız hizmet etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAA’T-TEESSÜF) (I.). Teessüfle, esef ederek, üzüntüyle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مع التأسف] ne yazık ki, üzülerek, maalesef.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «maâb» dilimizde kullanılmaz). Ayıp şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avz, iyaz» dan im.). 1. Sığınacak yer, Ar. melce’, Fars. penâh: Melce’ ve maâzı yoktur. 2. (masdar-ı mîmî) Sığınma, ilticâ, penâh. Maazallah = Allaha sığındık! Ellylzübillah = Allah saklasın!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مع ذلک] bununla birlikte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah korusun, Allah esirgesin, Allaha sığındık!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god forbid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god forbid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معاذ الله] Allah esirgesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâzeret). Mazeretler. (bk.) Mazeret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tab’»dan im.) (c. matâbî). Kitap vs. basmaya mahsus yer, basmahane, yeni kelimesi: basımevi. Matbaa-i Amire = Osmanlı devletinde devlet matbaası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printing office. printing house. printing press. printing works. printery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. printing house. printing press basımevi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printing house ; press. press.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطبعه] basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir matbaa idare edip kitap vesaire basmakla geçinen adam, basımevi sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printer. presser. pressman. typographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printer , operator of a printing business or a printing machine. printer. typographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Matbaacının işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printing. printing basımcılık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the print. typography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meyvelerden yağı çıkarılan bir çeşit hurma (Lat. elaeis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). İnstrüman hâli, vasıta hâli. (bk.) Instrümental.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sarp, metin ve zaptı müşkül yerin hâli, sarplık, çetinlik, sağlamlık: O kalenin, o mevkiin menâatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MENFAAT) (i. A. «nef» den mimli masdar) (c. menâfi). Fayda, istifade, kâr, Türkçe aslı (esığ): Bu ilâçtan çok menfaat gördüm, benim bunda bir menfaatim yoktur. Menâfi sandığı = Ziraat Bankasının kurulmasından önce, az faizle halka para vermeye mahsus, belediyeye ait sandık. Menfâat-bahş = Menfaat veren, istifadeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit. advantage. benefit. use. expedience. expediency. the main chance. stake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advantage. expediency. benefit. interest yarar. fayda. çıkar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advantage. benefit. interest. beneficium. gain. joint interest. profit. utility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منفعت] çıkar, yarar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Faydalı, kârlı, istifadeli: Çok menfaatlı bir iş, bir ilâçtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MENFAAT-PEREST) (i. A. F.) Menfaatçı, çıkarcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [منفعت پرست] çıkarcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Faydasız, kârsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. ezer’» den im.) ( c. mezârî) (Arapça’da mezraa, mezrua, mezria olarak üç şekli vardır). Tarla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ivaz» dan müfâale). 1. Değiştirme, trampa, değiş tokuş etme. 2. Hileli iş, danışıklı dövüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bû’d» den masdar). Birbirinden uzaklaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mubayaa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buying. purchasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bey» den masdar) (c. mubâyaât). Satın alma: Bir araba mubâyaa ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mubâyaa eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stockbroker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchasing agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mubâyaa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mücâmaat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar). Cinsî münasebet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜDAFAA) (i. A. «def’» ten masdar). 1. Kendisini veya başkasını korumak için, bir hücuma karşı durma. 2. Bir tarafı tutup, aleyhte söylenen sözlere cevap verme, sahip çıkma, savunma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defence savunma. koruma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plea. defense. protect. maintain. safeguard. screen. ward. pleading. legal arguments. counter plea. defence defense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

written defense. defendant's plea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). inceleyip araştırarak: TaharriySt-ı muhakkikaane yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ka’b»dan imef.) (mü. mükâ’aba) (matematik). 1. Küb yani zar şeklinde, eşit altı yüzü olan, üç buutlu: Cism-i mükâab; mükâab bir taş, bir bina. 2. Uç buutlu küp olan: Bir mükâab metre: Bu kazan iki mükâab metre su alır. 3. İki defa kendi misliyle çarpılmış olan, bir sayının iki defa kendi misliyle çarpılmasından çıkan sayı: 3’ün murabbaı (karesi) 9 ve mükâabı (küpü) 27’dir. Cezıw mükâab = Küpkökü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kat’» dan). Arazinin kesime verilmesi, tesirîl bir kira karşılığında kiralanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Arabic word for headquarters or administrative center; 'Arafat was holed up in the mukataa of his West Bank compound'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Arabic word for headquarters or administrative center; 'Arafat was holed up in the mukataa of his West Bank compound'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i.). Muka’taa şeklinde kiralanmış arazi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Kesik şeyler, eksik parçalar. 2. Her biri bir kelimeye delâlet eden harfler ve eksik terkipler vs., ilah. İşaretler gibi ki vesaire, ilâAhıre tâbirinden kesilmiştir. 3. Eksik şiir parçaları, çeşitli gazel ve kasidelerden vs. alınmış beyitler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lûb.dan masdar) (c. mülâabât). Oynaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «men» den masdar). Engel olma, karşı durma, razı olmama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nez’» den masdar) (c. münâzaât). Ağız kavgası, dalaşma: Aralarında bir münâzaa başgöstermlş; kârın bölüşülmesinde münâzaa etmişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «riâyet» ten masdar). Bakma, gözetme, sayma, saygı, riâyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rücûdan). 1. Geri dönme, geri gelme: Eski fikirlerine müracaat etti. 2. Başvurma, danışma, yardım isteme. 3. Bir şahsın veya heyetin fikrinden veya bir kitaptan faydalanmaya niyet etme: Avukata, mahkemeye müracaat ettim. 4. Bir şahsı veya bir şeyi aramaya gitme: Dükkânda bulamayınca evine müracaat ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reference. application.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. application. reception desk. recourse. reference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apply. to apply to. to have recourse to. to turn to. to call upon sb'for help. to refer to. consult. invoke. refer. resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant. claimant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ref’»den). 1. Dava için mahkemeye başvurma, dâvâlıyı mahkemeye davet ettirme. 2. Mahkemede yüzleşip muhakeme olma: yarın murâfaa olacağız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرافعه] duruşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. murakkaât). Birbiri üzerine yapıştırılıp mukavva gibi olmuş kâğıdın üzerine yazılmış güzel yazı örneği, hattat meşk-nâmesi: O hattâtın bir hayli murakkaatı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «su’d» dan imef.) (mü. musâada) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir), (kimya) Misad denilen Aletle buhar hâline konulan, buhar hâline getirilen, Fr. sublim6.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAADE) (I. A. «suûd» dan masdar). 1. Yardım: Kendisine zaman müsaade etti. 2. İzin, engel olmayıp serbest bırakma: Müsaade ederseniz gezmeye gideceğiz. Ben müsaadenizle gidiyorum, vakit müsaade etmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. allowance. toleration. permit. leave. sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. permit. leave. the go-ahead izin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. permit. license. certificate. go ahead. grace. leave. letter of grant. privilege. toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İzin verici, uygun veye uysal davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şi’r»den masdar). Karşılıklı şiir söyleme, şiir ile birbirine cevap verme, şiir söylemede birbiriyle müsabakaya girişme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sar’» dan mas.). Güreşme, pehlivanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sür’at» ten masdar) (c. müsâraât). Sürat, süratle teşebbüs ve davranış (Arapça’daki mânâsı: koşma, yarış).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aseb» den if.) (mü. mutaassıba) (c. mutaassıbîn). 1. Kendi tarafını tutmakta mübalağa eden, ifratla tarafdar olan. 2. Kendi din ve mezhebini, geleneklerini tutmakla beraber başka dinlere de düşmanlık gösteren ve hiçbir ilerleme kabûl etmeyen: Dindar, fakat mutaassıp olmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taassupla, mutaassıpcasına: Mutaassıbâne bir hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatic. fanatical. bigoted. strait-laced. stuffy. zealot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatical. bigoted. apostle of hate. fanatic. strait laced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azamet» ten if.) (mü. mutaazzıma). Büyüklük satan, kibirli, azametli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tulü» dan masdar) (c. mütâlaât). 1. Bir işi iyice ve etraflıca düşünme: Bu işi iyice mütâlâa ediniz. 2. Bir İş hakkında inceleme neticesi olan fikir, görüş: Benim bu husustaki mütâlaam. 3. Okuma, anlamak şartıyle dikkatli duyuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

study. opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation. reading. opinion. view point. statement. studying. reading carefully. one's considered opinion. comment. deliberation. idea. remark. sentiments. survey. thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tav’» dan masdar). itâat etme, baş eğme: O, kimseye mutâvaat etmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vaz’» dan masdar). 1. İki kişinin aralarında birleşerek yalandan bir muamelede bulunmaları. 2. (hukuk). İrade ile beyan arasında isteyerek meydana getirilen uygunsuzluk. Muvâzaa senedi = Böyle bir maksatla yazılıp imza olunmuş yalandan senet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collusion danışık. danışıklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collusion. simulation. disfigurement. falsity. falsification. fictitious bargain. colourable transaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feigned. fictitious. collusive. collusory. disputed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.”). Muvazaa yoluyla, aralarında yalandan bir muamele ile: Muvâzaaten bir senet imza etmişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zıf» dan imef.) (mü. muzâafa). 1. İki kat, kat kat: Verdiğimin muzâafını kazandım. 2. (Arapça gramerde) Fiil-I muzâaf. UtOl-i muzlafa = Defter tutmanın bir usûlü ki, gelirle giderin karşı karşıya kaydı esasına dayanır, Fr. partle double. Muzâaf Devr-i Kebir (musiki) = Devr-i Kebir usûlünün bozulmuş ve velveleli şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Muzârî sigasının hâli, Arap gramerinde muzârt sigasının teşkil için asli harflerin başına giren: (ye, se, elif, nûn) harfleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبایعه] satın alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alınmak, satın alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

almak, satın almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدافعه] savunma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مراعات] gözetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مراجعت] başvuru. 2.geri dönüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.başvurmak. 2.geri dönmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مساعده] izin. 2.yardım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

izin verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

izin vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مساعده کار] yardımcı, izin verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) yardımcı olma, izin verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مطالعه] okuma. 2.görüş. 3.inceleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. National Association for the Advancement of Colored People.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Evet, beli, hayhay. (LAva naam = Hayır ve evet). Bir şey söylemedi (dilimizde hemen yalnız bu tâbirde geçer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Na’ş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corpse. body ceset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortal remains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نا آشنا] yabancı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nuût). 1. Vasıflarını göstererek övme. 2. Peygamberimizi öven kasîde. 3. Türk musikisinde Peygamberimizi öven ilâhi: Itrt’nln rast na’ti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نعت] övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Na’t-hân, na’t.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawful defence defense. self defence defense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-defence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Saat, 77,5 kHz’den iletilen LW radyo sinyali ile otomatik olarak ayarlanır. Radyo sinyali bir atom saatinden verilir. Böylece kış ve yaz saati düzeltmeleri de dahil olmak üzere saat ve tarihin her zaman doğru ayarlanmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) nadir bulunur şey; harikulade kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. refîk). Refikler, erkadaşlar. (bk.) Refik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Mutluluk, kutluluk.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin uğurlu ve kutlu kişisi. - Türk dil kuralı açısından “d/l” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(SAADET) (i. A.) (terkiplerde: saâde). Bahtiyarlık. BâbüVsaâde = MAbeyn-i HümSyûn kapısı. Bâb-ı Hümâyûn. Vakt-i saâdet, zamân-ı saâdet = Peygamberimiz’in yaşadığı çağ. Saadetle = «Allahaısmarladık» diyenlere söylenen nezaket tâbirlerinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

happiness. felicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

happiness. heaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سعادت] mutluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Mutluluk, kutluluk, bahtiyarlık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Saadet sahibi (saygı tâbiri).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Saadetli, bahtiyar, mes’ut.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سعادت بخش] mutluluk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bahtiyar, mes’ut. 2. İmparatorluk devrinde rütbe-i Olâ ile Rumeli beylerbeyi ve mtr-i mtrân, ferîk ve mlrlivâ rütbelerinde (tuğgeneral korgeneral ve eşit rütbedeki mülk? görevlilere) bulunanlara verilen unvandır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سعادتمند] mutlu, bahtiyar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Güney Asya Bölgesel İşbirliği Örgütü

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. sâAt). 1. Gündüz ile geceden ibaret bir günün yani Arz’ın kendi mihveri üzerinde dönmesi zamanının bölündüğü 24 eşit parçadan herbirl ki, 60 dakikadan ve her dakika 60 saniyeden mürekkeptir: Uç seat yürüdüm, saat beşte geldim. 2. Vakit, zaman, An: Bu saatte, o saat. 3. Belirli vakit, ecel: Saati gelince, her işin vakti saati vardır. 4. Kıyâmet .günü. 5. Bir saatte alınan yol ki, üç mil yani beş kilometredir: Buradan filân yere kaç saattir? 6. Vakti gösteren Alet ki, çeşitleri olur: Cep saati, çalar saat, duvar, kule saati, kum saati, güneş saati. O saat = Anide, ansızın, derhal. Bir taat evvel = Mümkün mertebe evvel, çabuk, erken. Saatbaşı = Mecliste herkesin dalıp bir müddet susmasıyle süren sessizlik. Saat tutmak = Elde saat olerak vakti hesap etmek. Eşrât-ı sâAt = Kıyâmet alâmetleri. Eşref-i sâAt (eşref saat) = Uğurlu zaman, uğurlu an.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

o'clock. hour. watch. clock. timer. ticker. meter. horologe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hour. meter. register. ticker. time. watch. clock. meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time. clock. hour. timepiece. watch. time of day. meter. taximeter. speedometer. başına by the hour. the enemy. fob. o'clock. ticker. tide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seed , sowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time regulation. time signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the hour. constantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch crystal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hour circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clock tower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saat yapan ve satan yahut tamir eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clockmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker / seller / repairer of clocks / watches.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saet yapmak veya tamir etmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a maker / seller / repairer of clocks / watches. horography. horology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İlk olarak eski Mısırlılar, güneşin her gün düzenli bir hareketle doğup, belirli zamanlarda gökyüzünün aynı noktalarında bulunup, battığını gözlemlediler ve bunun bir günü zaman parçalarına ayırmada kullanılabileceğini keşfettiler.

Böylece güneşin bu hareketinden yararlanarak ilk güneş saatini yaptılar. Bu saat, meydanlık bir yere yüksek bir taş koymak ve güneşin hareketi sırasında, bu taşın gölgesini takip etmekten ibaretti.

Mısır, konumu itibari ile kuzey yarım kürede fakat ekvatora da yakın bir ülke olduğundan, güneş doğduğunda, gölge hemen tam batıda oluşuyor, güneş yükseldikçe gölge kuzeye, yani sağa doğru hareket ederek, güneş batışında doğu yönüne ulaşıyordu. Yani gölge bugünkü tüm saatlerin akrep ve yelkovanında olduğu gibi soldan sağa doğru dönüyordu.

Daha sonraları, pendulumlu, pilli saatlerde de yön değişmedi, hatta sağa doğru dönüşler ‘saat yönüne dönüş’ diye adlandırılır oldu.

Avustralya gibi ekvatorun güneyindeki ülkelerde, güneş doğarken taşın gölgesi güneye düşer ve güneş yükseldikçe sola doğru dönüş yapar. İlk saat orada keşfedilseydi, bugün akrep ve yelkovan ters yönde dönüyor olabilirdi.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir süreyi ölçmek veya bir şeyi ayarlamak için saatimizin saniye göstergesine pek sık baktığımız söylenemez. Halbuki hemen hemen tüm kol saatlerinde saniye göstergesi vardır. Tık tık ilerleyen saniye göstergesinin belki de en önemli faydası, kımıldadıklarını gözle fark edemediğimiz o yavaş akrep ve yelkovanın yanında zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini bize göstermesidir.

Günümüzde özellikle erkek kol saatlerinde bırakın saniyeyi, onda birini bile ölçebilen göstergeler var. Aslında saniyenin onda birinin yaşantımızda ne derecede etkili bir zaman süresi olduğunun farkına varamayız. Atletizmde kısa mesafe koşucularının yaptıkları derecelerin değerlendirilmesi dışında pek karşımıza çıkmaz.

Saniyeden küçük zaman dilimler biz insanlar için sıfır gibi bir şeydir. Bu süreleri insanlar son yüzyılın başından itibaren ölçmeye başladılar. Halbuki eski insanlar için zaman Güneş’in hareketi demekti. Hayat o kadar yavaştı ki dakikaların insan yaşamında hiçbir önemi yoktu.

Bırakın tarihteki güneş ve kum saatlerini, 18. yüzyıla gelene kadar kullanılan saatlerde bile dakikayı gösteren yelkovan yoktu. Saniye ibresinin konulması ise 19. yüzyılın ortalarına rastlar. Günümüzde fizikçiler saniyenin milyarda birini bile ölçebilmektedirler.

Aslında çevremizde saniyede değil, saniyenin binde birinde bile çok şeyler olmaktadır. Bu sürede bir tren 2 - 3, uçak 25, ses 33 santimetre yol alır. Dünya yörüngesi üzerinde 30 metre ilerlerken aynı sürede ışık 300 kilometre uzağa ulaşır.

Canlılar dünyası için de saniyenin binde biri pek kısa bir süre sayılmaz. Henüz kan emmemişken, yani boş depo ile bir sivrisinek kanatlarını saniyede 1000 kere çırpar. Diğer bir deyişle saniyenin binde biri kadar bir zamanda kanatlarını kaldırır ve indirir.

İnsanlar çok kısa bir zaman süresini belirtmek için göz kırpma süresini esas alır ve “göz açıp kapayıncaya kadar” derler. Halbuki göz kırpma 0,4 saniye, yani neredeyse yarım saniye kadar sürer, ama bu arada sivrisinek 400 kere kanat çırpınıştır bile.

Gelişen uçak teknolojisi sayesinde dünyada Güneş’in hareketlerine bağlı zaman kavramları da biraz kafa karıştırır hale geldi. Örneğin aralarında yeterli mesafe olan iki kent arasında batıya doğru uçan bir uçak, birinci kentten sabah 09:00’da kalkıp, binlerce kilometre yol katettikten sonra ikinci kente aynı gün yine sabah 09:00’da inebilir, tabii yerel saatle.

Bu gelişmeler doğrultusunda zamanı ölçmek için artık Güneş’e de güven kalmadı. Çünkü Dünya üzerinde 77. paralelde saatte 450 kilometre hızla batıya doğru uçan bir uçakta bulunanlar Güneş’in hiç batmadığını, gökyüzünde hep aynı yerde asılı kalmış olacağını göreceklerdir. Bunun nedeni 77. paraleldeki bir noktanın, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü sırasında saatte 450 kilometre hızla doğuya doğru yol almasıdır. Yani gökyüzündeki Güneş ile uçağın hızları aynıdır.

Yeryüzünden 250 - 300 kilometre yükseklikte bulunan astronotlar için Güneş 24 saat boyunca 16 kez doğar ve batar. Çünkü uzay aracı Dünya çevresindeki bir dönüşünü yaklaşık 90 dakikada tamamlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir süreyi ölçmek veya bir şeyi ayarlamak için saatimizin saniye göstergesine pek sık baktığımız söylenemez. Halbuki hemen hemen tüm kol saatlerinde saniye göstergesi vardır. Tık tık ilerleyen saniye göstergesinin belki de en önemli faydası, kımıldadıklarını gözle fark edemediğimiz o yavaş akrep ve yelkovanın yanında zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini bize göstermesidir.

Günümüzde özellikle erkek kol saatlerinde bırakın saniyeyi, onda birini bile ölçebilen göstergeler var. Aslında saniyenin onda birinin yaşantımızda ne derecede etkili bir zaman süresi olduğunun farkına varamayız. Atletizmde kısa mesafe koşucularının yaptıkları derecelerin değerlendirilmesi dışında pek karşımıza çıkmaz.

Saniyeden küçük zaman dilimleri biz insanlar için sıfır gibi bir şeydir. Bu süreleri insanlar son yüzyılın başından itibaren ölçmeye başladılar. Halbuki eski insanlar için zaman Güneş’in hareketi demekti. Hayat o kadar yavaştı ki dakikaların insan yaşamında hiçbir önemi yoktu.

Bırakın tarihteki güneş ve kum saatlerini, 18. yüzyıla gelene kadar kullanılan saatlerde bile dakikayı gösteren yelkovan yoktu. Saniye ibresinin konulması ise 19. yüzyılın ortalarına rastlar. Günümüzde fizikçiler saniyenin milyarda birini bile ölçebilmektedirler.

Aslında çevremizde saniyede değil, saniyenin binde birinde bile çok şeyler olmaktadır. Bu sürede bir tren 2 - 3, uçak 25, ses 33 santimetre yol alır. Dünya yörüngesi üzerinde 30 metre ilerlerken aynı sürede ışık 300 kilometre uzağa ulaşır.

Canlılar dünyası için de saniyenin binde biri pek kısa bir süre sayılmaz. Henüz kan emmemişken, yani boş depo ile bir sivrisinek kanatlarını saniyede 1000 kere çırpar. Diğer bir deyişle saniyenin binde biri kadar bir zamanda kanatlarını kaldırır ve indirir.

İnsanlar çok kısa bir zaman süresini belirtmek için göz kırpma süresini esas alır ve “göz açıp kapayıncaya kadar” derler. Halbuki göz kırpma 0,4 saniye, yani neredeyse yarım saniye kadar sürer, ama bu arada sivrisinek 400 kere kanat çırpmnıştır bile. Gelişen uçak teknolojisi sayesinde dünyada Güneş’in hareketlerine bağlı zaman kavramları da biraz kafa karıştırır hale geldi. Örneğin aralarında yeterli mesafe olan iki kent arasında batıya doğru uçan bir uçak, birinci kentten sabah 09:00’da kalkıp, binlerce kilometre yol katettikten sonra ikinci kente aynı gün yine sabah 09:00’da inebilir, tabii yerel saatle.

Bu gelişmeler doğrultusunda zamanı ölçmek için artık Güneş’e de güven kalmadı. Çünkü Dünya üzerinde 77. paralelde saatte 450 kilometre hızla batıya doğru uçan bir uçakta bulunanlar Güneş’in hiç batmadığını, gökyüzünde hep aynı yerde asılı kalmış olacağını göreceklerdir. Bunun nedeni 77. paraleldeki bir noktanın, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü sırasında saatte 450 kilometre hızla doğuya doğru yol almasıdır. Yani gökyüzündeki Güneş ile uçağın hızları aynıdır.

Yeryüzünden 250 - 300 kilometre yükseklikte bulunan astronotlar için Güneş 24 saat boyunca 16 kez doğar ve batar. Çünkü uzay aracı Dünya çevresindeki bir dönüşünü yaklaşık 90 dakikada tamamlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Birinci Dünya Savaşı süresince birçok ülke saatlerini yılın belli aylarında yeniden ayarlamaya başladı. Bunun amacı günün aydınlık saatlerini, insanların uyanık oldukları zamana uydurmak, dolayısıyla evlerde ve sokaklarda yanan lambalar için gerekli enerjiden tasarruf sağlamaktı.

Bugün de aynı uygulamaya devam edilmekte, Nisan ayının ilk pazar gününde saatler bir saat ileri, Ekim ayının son pazar gününde ise bir saat geri alınmaktadır. Diğer bir deyişle ilkbaharda size kaybettirilen bir saat, sonbaharda geri verilmektedir.

ABD’de kış aylarında standart zaman, yazları ise gün ışığından tasarruf zamanı uygulaması kongre kararı olarak kabul edilmiş olmasına rağmen bazı eyaletler bu uygulamayı reddetmiştir. Bu eyaletlerde halen yaz-kış standart zaman uygulaması devam etmektedir.

Yaz günlerinde gün ışığı, yani aydınlık saatler çok daha uzun olmasına rağmen hala tasarruf için saatlerin niçin bir saat ileriye alındığı çoğunlukla anlaşılmaz. Bunun en kısa açıklaması ‘gece zamanını da gündüze katmaktır’ ama bizler zaten karanlık olan saat 24:00’de değil de 23:00’de yatmamızın ülkemize ne kazandıracağını genellikle anlayamayız.

Saatleri ileri almanın kış mevsimi ile alakası yoktur. Kış aylarında standart zaman uygulanır. Ancak yaz günlerinde çok uzun aydınlık geçen bir zaman süresi vardır. Amaç bu sürenin başlangıcını ileri kaydırarak, akşam olma süresini bir saat uzatmaktır.

Yaz günleri hava çok erken aydınlanır. Eğer çiftçi değilseniz saat 05:00’de uyanmanıza gerek yoktur. Ancak gün ışığından tasarrufa gerek duymayarak saatlerimizi ileri almasaydık, bakın ne olurdu?

Dünyada güneşin 21 Haziranda 04:43’de doğduğu bir yer seçelim. Siz burada yaşıyorsunuz ve saat sekizde işte olmak için saat altıyı çeyrek geçe yataktan kalkmak zorundasınız. Bu seçtiğimiz yerde güneş ufukla 6 derece açı yaptığında, standart saat ile saat 05:11 civarlarında etraf tamamen aydınlanır. Bu durumda ileri alınmış saatler 06:15’I gösterir yani gerçekte siz işe bir saat erken gitmiş olursunuz ama ışığı yakmadan saate bakar, tıraş olup kahvaltı yapabilirsiniz.

Akşamları ise, her zaman 24:00’de yatmaya vücudunu alıştırmış bir insan, bir saat önce yatmak zorunda kalmış olur ama hava kararınca gece evde ve sokakta lambaların yanma süresi bir saat kısalmış olur.

Gün ışığından tasarrufun sanayinin kullandığı elektrikle alakası yoktur. Onlar gece de, gündüz de olsa zaten aynı elektrik enerjisini harcarlar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for hours on end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for hours / on end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu kadar saat süren: Bir saatlik işimiz vardır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. selâm, temenna; f. selamlamak, selâm vermek, temenna etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Parlaklık, parlama: Güneşin ŞAşaası. 2. Gösteriş, debdebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glittering. brilliant. splendid. resplendent. pompous. grand. dazzling. glory. pageantry. refulgence. splendour splendor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Şa’şaayı, gösterişli, parlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.), Parıltı sejan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t). Parlaklık ve gösteriş kazandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Parlak, debdebeli, pek gösterişli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effulgent. refulgent. splendiferous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. savâmî). ibâdet yeri, zâviye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صومعه] manastır. 2.mabet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. savmaa = ibâdet yeri, Fars. nişesten = oturmak). Savmaada oturan, münzevi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.b.i.) (Erkek İsmi) - Dinin kahramanı, dinin yiğidi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yiğitlik, yüreklilik, bahâdırlık, cesaret: insenın şecâatı harp meydanında anlaşılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شجاعت] cesaret, yiğitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yiğitlik, cesurluk, korkusuzluk, kalb metinliği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i). Cesaretli, yürekli, cesur, bahâdır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin, Allah ile kul arasınadaki aracılığı, dinin şefaati. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bir suçlu veya muhtacın affı için üçüncü bir şahsa yapılan aracılık ve rica.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شفاعت] af için aracılık etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Birinin suçunun bağışlanması ya da dileğinin yerine getirilmesi için o kimseyle başkası arasında yapılan aracılık, dua. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Şefaat eden, Ar. şefî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercessor. friendly arbitrator. interceder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şefaatle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kötülük, fenalık, rezalet, maskaralık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocity. felony. infamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شناعت] kötülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sanâyi). 1. Tecrübe ve alışkanlıkla elde edilen san’at, meslek ve iş: Terzilik, demircilik, marangozluk vesaire gibi, Ar. hırfet. 2. Yalnız tahsil İle elde edilemeylp, tecrübeye muhtaç olan İlim ve fen, doktorluk ve mühendislik gibi. 3. Maharet, ustalık: Bu işte sınaAt vardır. Dârü’s-sınâat = Tersane ve umumiyetle fabrika. Sanâyî-i nefise = Güzel sanatlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صناعت] sanat. 2.sanayi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صناعات] sanatlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صناعات ادبی] edebî sanatlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clepsydra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water meter. water clock / meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شعاعات] ışınlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Yorgunluk. 2. Zahmet, meşakkat, eziyet: Taab çekmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعب] sıkıntı, zahmet. 2.yorgunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «abdaden). İbâdet etme, tapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «abes» ten). Yüz ekşitme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعبد] kulluk, ibadet, tapınma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kulluk etmek, tapınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acele» den). Acele etme, acelecilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAACCÜB) (i. A. «aceb» den). Şaşakalma, şaşkınlık. Şâyân-ı taaccüb = Şaşkınlığa değer. Bâls-i taaccüb = Şaşkınlık verici.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعجب] şaşırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şaşırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adûv» den) (c. taaddiyyât). 1. Öteye geçme, tecâvüz. 2. Hak ve insaf sınırını aşma, zulüm. 3. Örf, Adet ve kanun haddini geçme, bu hududun dışında hareket. 4. Fiilin gösterdiği işin bir veya iki mef’Üle geçmesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعدی] zulüm. 2.haksızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.zulmetmek. 2.haksızlık etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «add»den). Birden fazla, birkaç olma. Taaddüd-i avalim = Alemlerin müteaddid olması. Taaddüd-i zevcât = Birden fazla kadınla evlenme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعدد] çokluk. 2.çoğalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعدیات] zulümler. 2.haksızlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ufûnet»ten) (c. taaffünât). Çürüyüp kokma, leş kokma, kötü koku yayma. Taaffün etmek = Kokmak, kokmaya başlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putrafection. decay. spoiling. infection. stench. stink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعفن] kokuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kokuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAAHHÜT) (i. A. «ahd» den) (c. taahhüdât). 1. Deruhte etme, üzerine alma, yapmaya söz verme: Bu işi taahhüt etti. 2. Bir askerî işi yapmayı üzerine alma. 3. Postaya verilen mektup vesairenin yerine makbuzla gitmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undertaking. engagement. affidavit. commitment. committal. pledge. stipulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commitment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subscription. solemn agreement. engagement. contract. committal. commitment. delcredere. encumbrance. liability. obligation. obediential obligation. pledge. promise. protestation. seal. stipulation. take over takeover. undertaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pledge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engage. pledge. stipulate. subscribe. undertake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mutlaka yerine gitmesi postaca taahhüt olunan (mektup vs.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered. registered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered mail. registered letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affidavit. bond. letter of commitment. covenant. written contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affirmative covenant. letter of undertaking. written engagement. vesting deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعهد] üstlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

üstlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعهد نامه] taahhüt belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعقل] akıl erdirme. 2.akıl etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.akıl erdirmek. 2.akıl etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Teâlâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «alak»tan) (c. taalluka!). 1. Asılı olma, asılma. 2. mec. İlişik, münasebet, bağlılık: Bu işin bana taalluku yoktur, o adamın size taalluku var mıdır? 3. (c. müteallikat yerine) Akraba, mensuplar: O adam bizim tallukattandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connection. relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعلق] ilgili olma. 2.ait olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to concern. to touch on. to be related to. to be connected with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعلقات] ilgili olanlar. 2.akraba, yakınlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «illet» ten) (c. taallülât). Sebep ve bahane arama, yalandan bahanelerle bir işten kaçınma: Borcunu vermemek için her gün bir türlü tallül ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilm» den). Öğrenme, belleme, okuyarak ve ders alarak tahsil etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. et’ime). Aş, yemek: Taam etmek = Yemek yemek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طعام] yemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yemek yemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طعام خانه] yemekhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «amd.den). Kasit ve niyet etme, bilerek ve isteyerek bir iş yapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kasten, isteyerek ve bilerek, önceden tertip ederek, ansızın bir hiddet ve gazap üzerine olmayarak: Taammüden cinayet işlediği ortaya çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premeditatedly. willfully. deliberately. with malice prepense / aforethought with malicious / criminal intent. with malice aforethought. with intent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. taammüdiyye). Kasit ve niyetle, isteyerek ve bilerek, hattâ önceden düşünüp tertip edilen (cürüm ve cinayet): Bu cinayetin taammüdî olduğu daha anlaşılamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umk» dan). Derinleşme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعمق] derinleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

derinleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umûm» dan). Umûma ve herkese ait olma, hususiyetten çıkıp herkese yayılma, umumî olma: Bu Adet memlekette iyice taammUm etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premeditation. aforethought. premeditated design.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعمد] bilerek yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعمدا] bilerek, kasıtlı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعمم] genelleşme, yayılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

genelleşmek, yayılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «İnad ve İsrar etme» mânâsiyle kullanılıyorsa da Ar.’da böyle bir kelime yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعند] inat etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

inat etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ury»dan). 1. Soyunma, üryân olma. 2. Bir şeyden uzak olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Araplaşma, arap kılığına girme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «araze»den) (c. taarruzât). 1. Sataşma, takılma, hakka tecavüz. 2. Düşmanın toprağına girip harbe girişme ve harbe sebep verme, zıddı: tedâfü’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. assault. aggression. charge saldırı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. offensive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعرض] saldırı. 2.sataşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. taarruziyye). Taarruz ve tecavüze ait, zıddı: tedâfüî ve tahaffuz!.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعرب] araplaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعصب] fanatiklik, katı yandaşlık. 2.yobazlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mutaassıp, taassup sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taassupla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعصبکار] fanatik, mutaassıp.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعصبکاری] fanatiklik, mutaassıplık, taassup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aşk» tan). Aşık olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعشق] aşık olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAASSUB) (i. A. «Asab» den). 1. Birine taraftarlık ve gayretkeşlik etme. 2. Kendi din ve milliyetini son derece üstün tutma, diğer bir din ve milliyette bulunanlara kin ve düşmanlık gösterme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigotry. fanaticism. fanaticism bağnazlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanaticism. bigotry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «usr» dan). Güçleştirme, müşkil etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعسر] güçleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tâAt). 1. İtaat, bilhassa Tanrı emirlerine baş eğme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طاعت] ibadet. 2.itaat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ibadet etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «atf» tan) (c. taattufât). Acıma, şefkat ve merhamet etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ıtır» dan mas.). Güzel kokular sürme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعوق] gecikme, oyalanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ıyâz»dan mas.). Eûzübillah deme, Allah’a sığınma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ayn» dan mas.). 1. lyân ve zâhir olme, açığa ve meydana çıkma: 2. Belirli olma, tahsis ve tahdit olunma. 3. Ayân sırasına geçme, itibar kazanma (Bu üçüncü mânâ dilimize mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ayş» den mas.). Yaşama, geçinme, Ar. maişet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Yaşama yeri, geçinme yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعين] ortaya çıkma, belirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعيش] yaşama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yaşamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gözünde büyüme, büyük görünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uzuv peydâ etme, organlaşma, şekillenme, gelişme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «azm»den). 1. Büyüklük satma, kibirlenme. 2. Kemikleşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «özr» den). 1. Özür söyleme. 2. Mümkün olmama, zor olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «uzv» dan). Uzuv peydâ etme, uzuvlanma, şekillenme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعضو] şekillenme, biçim alma, organ oluşturma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Azîz kılma. 2. Tenezzül etme. 3. Çekinme.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Son kuşak fotoğraf makinelerinde, hızlı bir şekilde görebilmek için fotoğraf görüntüsünün üzerine tarih ve saat basılma olanağı bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f. A.). «Yüksek olsun»: Allah Taâlâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tebea.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subject uyruk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subject. citizens. subjects. citizen. people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبعه] uyruk, teba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yol üzerinde tümsek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Kitap vesaire basma işi, matbaacılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Transval.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük, saygın hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sack time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promise. undertaking. promise söz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commitment. parole. promise. undertaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Va’d.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homily. sermon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grind. homily. sermon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sermon. exhortation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kls Women'a Army Auxiliary Corps

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs., İng. Women's Auxiliary Air Force.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs., İng. Women's Auxiliary Army Service.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Saatli radyonun saatini bir saat geriye ya da ileriye alan bir düğme.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(ZA’F) (i. A.). Zayıflık, dermansızlık, Fars. nâ-tüvânlık. Zaaf-ı pîr! = İhtiyarlıktan gelen dermansızlık (zâfiyet galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

achilles heel. disability. failing. foible. frailty. infirmity. lameness. vice. weakness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foible. weakness. failing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infirmity. debility. disability. foible. frailty. weakness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Maddeye dayanan ihtiyaçları karşılamak üzere ve az çok el mahareti, enerji isteyen belirli iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

craft. trade. workmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

craft. trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

craft. trade. workmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Herhangi bir zanaatı olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artisan. craftsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artisan. craftsman. workman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çok parlak, şa’ şaalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zirâat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agrarian. agricultural. cultural. agriculture. cultivation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agriculture tarım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agriculture. husbandry. terraculture. tillage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çiftçilik, ekincilik, tarım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agriculturalist. farmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by