Abe ne demek? | Abe anlamı nedir? | Abe

Abe anlamı nedir?

Abe ne demek?

Abe anlamı nedir?

Abe | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: abe

Türkçe Sözlük

(e.) («A» ünlemiyle Rumeli ağızlarında «be, bre, vire, more» suretlerinde kullanılan bir edattanmürekkep olarak Rumeli’nde işitilir) aya, hey, behey: Abe kardeş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z),(den) omurgaya dikey olarak, bordanın tam ortası hizasında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabet. script. alphabet alfabe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabet. the ABC.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical sequence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i) çok basit;(i) okumayı yeni öğrenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic. alphabetical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z) yatakta, yatağın üstünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. m.). Abid’ler, ibadet edenler, kullar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبک] sulu. 2.cıva.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) akçakavak (bot) Populus alba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel vücutlu, güzellik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Abanoz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Abanos ailesi, (Fr. Eb£nac6es).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Nuh’un erkek torunu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sapma.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aberration

gök b. ve ruh b.sapınç

1. Özel bir görevin normal sonucuna ulaşmasına engel olan sapıklık. 2. Işık hızının sonlu olmasından dolayı bir gök cisminin görünen konumu ile gerçek konumu .arasındaki fark. 3. Bir mercek, ayna veya optik dizgenin odaklama özelliklerindeki yanlış.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),(Al) batıl itikat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hata, dalâlet, doğru yoldan ayrılma, inhiraf; yan delilik, akıl hastalığı; sapıklık; (astr) sapınç, sapma; adese veya ayna sisteminde bütün ışınların bir noktaya toplanamaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Faydasız iş, oyuncak çeşidinden beyhude ve boş iş, saçma: abesle iştigal etmek, buna zihin yormak abestir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vain. absurd. nonsense. unreasonable. meaningless. nugatory. trivial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

senseless. unreasonable. foolish. unnecessary. useless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futile. meaningless. trivial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبث] saçma, abes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) söz ve davranışlarla cesaret vermek veya yardım etmek.(gen. fina anlamda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

-tor (i) başkasına kötülük aşılayan kimse, kışkırtan kimse, suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). askıda oluş, muallakıyet in abeyance kullanılmaz durumda, askıda, muallâkta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Su kabı. (bk.) Sftâve. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابه] ıbrık, su kabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Su kabı. 2.Güneş biçiminde yapılan mücevh(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaşça büyük olan erkek kardeş. Saygı hitabı olarak kardeş olmayanlar arasında da kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder brother. big brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder brother. a title used when addressing a respected person who is older than the speaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder brother. big brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Koruyucu bir şekilde davranış: O, bana çok ağabeylik etti. 2. Ağabey olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of being an elder brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş. 2. Tehlikeli geçit, dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz: Geçilecek bir takım akabeler vardır. 3. Muhatara, tehlike. Hastalığın veya diğer bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi: Bir akabe atlattı; şu akabeyi de geçirsek artık korkmam, (hi. mü. coğrafya). Kızıldeniz’in kuzey ucunda, Süveyş’in doğu tarafında dar bir körfez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقبه] geçilmesi güç geçit. 2.yokuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sarp geçit, çıkılması zor yokuş. 2.Tehlike. Atlatılması zor güçlük, muhtıra.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir dildeki sesleri gösteren harflerin, belli bir sıraya göre dizilmiş takımı. 2. Okuyup yazmayı yeni öğrenecekler için başlangıç kitabı. 3. Bir işin başlangıcı : Sen daha o işin alfabesindesin. Mors alfabesi = Telgrafçılıkta kullanılan bir harf sistemi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alphabet

db. abece

Bir dilin seslerini gösteren, belirli bir sıraya göre dizilmiş belli sayıda harfin bütünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabet. abc. primer. script.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabet. script.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the alphabet. a primer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ABC. script.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Alfabe sırasına göre dizilmiş.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alphabétique

abecesel

Alfabe sırasına göre dizilmiş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic. alphabetical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical. alphabetical abecesel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical catalogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical arrangement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alfabe; unsurlar, esaslar. alphabet'ical (s). alfabe sırasına göre. alphabet'ically (z). alfabe sırası ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). okuması yazması olmayan, ummi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süslemede kullanılan bir tezyinat çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Musikide Arap stiline’ benzetilmiş, içiçe giren nağmelerle yapılmış parça. Balede bir pozisyonun adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arabesque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arabesque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). arabesk, çiçekli ve yapraklı süsleme; (s). arabesk tarzında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. asâbât). Asab: 1. Bir tek sinir. (bk.) Asab. 2. Baba tarafından akraba olanlar, erkek tarafından hısımlar. 3. Hısım, akraba kavim ve kabile, tarafdarlar, avene. 4. Fıkıh. Uzaktan akraba ki, mirastan İslâm hukukunda ferâize hisseleri olmayıp, yakın akraba hisselerini aldıktan sonra kalan kısmı bunlara dağıtılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden gökcisimlerinin yüksekliğini tayin etmede kullamlan bir gözlem aracı, usturlap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atabey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Selçuklu devletinde şehzadelerin terbiyesiyle vazifeli şahıs. 2.Lala. Devlet idaresinde yetki taşıyan naip.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Devlet yönetiminde bir san. Lala.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Selçuklular devrinde şehzadelere mürebbilik eden şahıs, lala.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عذاب انگيز] azap veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Haberi olan. 2. Akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bebek; saf ve tecrübesiz kimse; ABD, argo kız, slang piliç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Babil şehri ve kulesi; yüksek bina; (kh). kargaşalık, ana baba günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [باخبر] haberli, haberdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Birlikte bulunan: Onunla berâber idik. 2. Müsavi, eşit: Sen onunla berâber değilsin. Sen kendini onunla berâber mi tutuyorsun? 3. Bir hizada olan: Kayık su ile berâber idi. 4. Birlikte: Berâber geldik, berâber oturuyoruz. 5. Refakat, birlik, maiyyet: Onun berâberindedir. Berâberince geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

together. co-. with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

together. equal. level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

together. accompanying. abreast. even. together with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برابر] birlikte. 2.eşit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scoreless. quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deuce. drawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deuce. draw. drawn. quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Berâberlik, farksızlık, eşitlik, müsâvilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برابری] birliktelik. 2.eşitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herewith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

along with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Düzelterek bir hizaya getirmek veya müsavi etmek, eşit kılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Berâber gelmek, bir hizada veya müsavi, eşit olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müsavi olma, Ar. tesâvî, eşitlik, müsâvât. 2. Bir hizada olma. 3, Muvazene, denklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tie. togetherness. draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unity. cooperation. draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oblivious. unaware. ignorant. uninformed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. unaware of. ignorant of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی خبر] habersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in exchange for. and the same to you.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمقابله] karşılığında, aynen, mukabele ederek, mukâbil olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بنابرین] bundan dolayı, buna dayanarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Karşılık olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonetheless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

although. nevertheless. nevermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir cevap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جابجا] yer yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskoçya'da oynanan bir oyunda fırlatmak için kullanılan değnek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gusül Abdesti lâzım gelen hal. Bu halde olup da henüz gusül etmemiş olan kimse ki, şer’an temiz sayılmaz ve namaza yanaşamaz ve Kur’an’ı eline alamaz (ağır küfür tâbiri olarak dahi kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impure. unclean. damn. bloody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنابت] pis, murdar. 2.cünüplük hali.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cevap olarak, cevap yerine: Sualime cevâben şu mektubu aldım, cevâben şöyle yazdım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in reply. as answer to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جوابا] yanıt olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tespihağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İkiz çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Şehzâdeler hakkında kullanılan unvan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeker hastalığı, diyabet. diabetic (s)., (i). şeker hastalığına ait; şeker hastası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Şeker hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. diabète

tıp şeker hastalığı

Kanda glikozun artması sonucu idrarda şeker bulunması, çok su içme, çok yemek yeme ve çok idrar yapma ile beliren hastalık.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diabetes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diabetes. zucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. İngiltere kraliçesi 1. Elizabeth'e veya devrine ait; devirde İngiltere'de yasayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اوانی ترابه] toprak çanak çömlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). fasulye familyası. fabaceous (s). fasulye familyasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot)., (zool). yelpaze şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Orman, koru ve bilhassa arslan yatağı olan yer: Usdül-gaabe fi mârifet-is-sahâbe = İbnü’l-Esîr’ in Peygamberimizin sahabesinin biyografilerini anlatan ünlü Arapça eseri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i palto, aba; ortaçagda bilhassa Musevilerin giydiği bir çeşit kaba ve bol cüppe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karanlık gece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangeness. singularity. freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غرابت] gariplik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Hırsla, gazapla, öfke ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گرمابه] hamam. 2.kaplıca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hazır ve mevcut yani göz önünde olmaksızın, meydanda olmadığı halde, gıyâbında: Size gıyaben sevgisi vardır. 2. (hukuk) Mahkemeye gelip duruşma olunmaksızın: Gıyâben aleyhinde karar verilmiş. Gıyâben hükmolunarak ilâmı yapılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by default. in one's absence. in absentia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غيابا] yokluğunda, yokken, ardından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bugün ancak Dalmaçya ve Hırvatistan'daki Katolik kiliselerinde kullanılan eski bir İslav alfabesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Alm. Graben

coğ. çöküntü hendeği

Yer kabuğunun birbirine paralel olarak uzanan kırıkları veya basamaklı kırık dizileri arasındaki çökmüş bölümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elongated, relatively depressed crustal unit or block that is bounded by faults on its sides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elongate, relatively depressed crustal unit or block that is bounded by faults on its long sides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elongate crustal block that is relatively depressed between two fault systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elongate part of the Earth's crust bounded by faults on its long sides and relatively down-dropped compared to its surroundings. a down-dropped block of the earth's crust resulting from extension, or pulling, of the crust See also horst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A block of rock that lies between two faults and has moved downward to form a depression between the two adjacent fault blocks See also horst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An area between two parallel faults that is lower than that on the other side of the faults. a sunken area between two roughly parallel faults The faults converge toward one another below the surface, so that they look like the letter 'V' in cross section

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to burrow , to sink , to trench , ditch , fosse , graben.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Suyun üzerine yağmur damladıkça hâsıl olan kabarcık ki, hava ile dolu olup suyun üzerinde yüzer (eski şairlerimize sermaye olan kelimelerdendir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حبابه] hava kabarcığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(huk.) ihzar emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kasma, kısaltma. 2. Arüz’da, fâilâtün kalıbını fâilün hâline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahbâr). I. Bir vakanın tebliği, bir hâdiseden, hazır bulunmayanlara verilen malûmat, bilgi, havâdis, asıl Türkçe’si: Salık. Haber gelmedi; o işden bize haber veren olmadı; bir şey olursa ben size haber ederim. 2. İlim, vukuf, malûmat, bilgi: Fenden, senattan haberi yoktur; bu işden haberim olmadı. 3. Hadîs-i şerif = Peygamberimiz’in sözleri ve fiilleri: Haberde böyle denmiştir. 4. (edebiyat) Gramerde bir isme yakıştırılan sıfat, müsnet: «Allah büyüktür» denildiğinde «Allah» mübtedâ ve «büyük» haberdir. 5. (edebiyat) Olayı bildiren bir fiil veya cümle; mukabili: İnşâ. Bî-haber = Bir işten haber ve bilgisi olmayan, vukufsuz, malûmatsız, gafil (tersi olan «bâ-haber» tâbiri kullanılmayacak kadar soğuktur). İlmühaber = 1. Bir şeyin alındığını gösteren resmî senet. 2. Bir hususu göstermek üzere ekseri muhtarlarca verilen resmî kâğıt. Kara haber — Birinin ölümü hakkında akrabasına verilen haber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news. information. knowledge. report. communication. datum. gen. griff. griffin. info. item. message. word. tidings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. information. message. news. notice. report. steer. tidings. word. knowledge. rumor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German chemist noted for the synthetic production of ammonia from the nitrogen in air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information. message. news. word. aviso. broadcast. communication. dope. gen. griff. hearsay. intelligence. news item. piece of views. predicate. report. tidings. wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German chemist noted for the synthetic production of ammonia from the nitrogen in air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خبر] haber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news agency. news agency / service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news bulletin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

staple of news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advise. declare. notify. report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb know. to inform (on sb. to report. to give out. advise. announce. call. declare. denounce. herald. inform. notify. peach. tell. wise up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haber veren, haber getiren kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

messenger. forerunner. courier. despatch rider. dispatch rider. dispatch-rider. harbinger. herald. precursor. reporter. runner. summoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courier. forerunner. herald. messenger. precursor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herald. messenger. forerunner. courier. delivery boy. floor manager. harbinger. message bearer. monitor. precursor. summoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. haber, Fars. dâşten = tutmak, mâlik olmak). Bir işten haber ve malûmatı olan, Ar. habîr, malûmatlı, vâkıf, Fars. Agâh: Vaktiyle haberdar olamadım; beni işden haberdar ediniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. informed. hip. knowing. on to. cognizant. au fait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. informed. knowing. aware of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informed. having knowledge about. aware. cognizant. in the known. in the know. in the swim. well- informed. wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خبردار] haberli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD erkek giyimi satan mağaza; (ing.) tuhafiyeci. haberdashery (i.) şapka dükkânı; (ing.) tuhafiye eşyası veya dükkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zırh yeleği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer) (mü. haberiyye) Bir olayı haber veren (fiil ve cümle): Haberi fiil, cümle-i haberiyye. Mukabili: inşâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. correspondence. intercommunication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. correspondence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Biribirine haber göndermek, biribirine malûmat vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspond. communicate. intercommunicate. speak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to correspond. communicate. to communicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to correspond. to communicate with one another. communicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haberi olan, haberi olarak: Haberli gelseydiniz, hazırlanırdık. Onlar haberli geldiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informed. having knowledge about. having been notified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haber almamış, haberi olmayan, haber verilmemiş: Her şeyden habersiz bir halde... Haber vermeden: Habersiz geliverdiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unaware. not knowing. uninformed. unannounced. ignorant. insensible. insensible of. oblivious. unbeknown. unbeknownst. unconscious. unknowing. unwitting. without notice. in the dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensible. unaware. unawares. uninformed. without warning. without a word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. ignorant of. without warning. without giving advance notice. oblivious. unaware. unknowing. unwitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpectedly. unawares. at unawares. unbeknown. unbeknownst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without warning. without telling anyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Doğu Afrika’da bir memlekettir ki, ahalisi zenci olmadıkları halde esmer ve Hıristiyan’dır. Aslında birkaç ayrı ırktır. 2. Habeş ahalisinden olan veya onlar gibi siyah ile beyaz arasında koyu esmer renginde bulunan adam: Habeş bir köle, bir cariye (doğrusu Habeşî’ dir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abyssinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Abyssinian. an Ethiopian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حبشه] Habeşistan. 2.Habeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. Habeşiyye). Habeş memleketi ahalisinden veya bunlara mensup ve ait yahut bunların renginde olan: Habeşîler, zenci değildir; lisân-ı Habeşî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Habeşler gibi derisinin rengi çok koyu esmer olan kimse. Habeş ırkına mensup.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abyssinia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ethiopia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حلقه بگوش] köle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Virane, eski yapı yıkıntısı, bozulmuş bina kalıntısı. Asklepyon, Babalbek harabeleri. 2. mec. Pek harap ve yarı yıkık ev: Bir harabede oturuyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derelict. ruin. wreck. wrack. desolation. wrecks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruin. wreck. ruins ören. kalıntı. ramshackle building yıkı. tumbledown. houses or town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruins. remains. building on the point of collapse. desolation. destruction. ruin. ruinous heap. shambles. wreck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرابه] yıkıntı, harabe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça: harâbe = virane, Farsça nişesten = oturmak). Viranede oturan, bir viranenin köşesine sığınıp orada barınan yoksul kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Viraneleri çok yer, viranelik: Bağdad, Osmanlı idaresine geçtiği zaman adetâ bir harâbe-zâr idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place filled with ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altogether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kapıcılık; perdecilik. 2. Mâbeyncilik, saray memurluğu. 3. Ortaçağ İslâm devletlerinde vezirlik. 4. Kâbe perdeciliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nutuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. address. address söylev.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. address. allocution. discourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطابه] konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin yüzüne söyleyerek: Bu sözü bana hitâben söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. as an address.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. speaking to. addressed to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hatiplik, camide hutbe söyleyen hatibin görev ve mesleği: Yeni yapılan camiin hitâbeti kime verildi? 2. Akıcı ve açık şekilde nutuk söyleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhetorical. oratory. declamation. elocution. speaking well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratory. the art of public speaking. declamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطابت] hatiplik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Ab = su). 1. Sulu kan, kanlı su, su ile kan karışık. 2. mec. Kanlı gözyaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kabûl, yerine getirme, is’Af, bir rica veya davetin kabûlü, muvafakat: Davete icâbet etmek lâzımdır. Ummet-i icâbet = Peygamberimiz’in davetiyle İslâm dinini kabûl edenler (zıddı: Ümmet-i dâvet ki, davet buyurulup kabûl etmediler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceptance attendance. according to a request.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجابت] kabul edilme. 2.uyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kabul etme, kabul edilme. 2.Razı olma, uyma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to accept. to accede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uymak, muvafakat etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of proof. certifications. receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İNABE) (i. A. masdar). 1. Günahlardantövbe ile Hakk’a dönme. 2. Bir mürşide başvurarak tarikata girme: Filân şeyhten inâbe almıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sargı, bağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Genç yaşta saç ve sakal ağarması. 2. Saç ve sakal ağartma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yerini bulma, rastlama, uygun olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit. hitting. incidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit. hitting the mark. well-timed action/word. falling to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitting the mark. saying or doing exactly the right thing. falling by chance to. hit. lucky hit. incidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصابت] rastgelme. 2.tutarlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Düşme, (isabet). 2.Düşme, çıkma. 3.Değme, tutma. 4.Yerindelik, yazılmazlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Yerinde, uygun, münasip, yerini bulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-directed. on the mark. pointed. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unerring. right. exact. well-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very fitting. very appropriate. felicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Yerinde olmayan, uygunsuz, yerini bulmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate. ineffective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâb» dan masdar). Duânın Tanrı katında kabûl olunması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استجابت] kabul edilme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). Başka bir yerde bulunan bir şâhidin, oranın mahkemesince ifâdesinin alınması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giving a rogatory commission to (another court or to an individ. taking evidence of an absent witness. appointment of a proxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevebân» dan masdar). Eritme: İzabe etmek = Eritmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melting. fusion. smelting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melting. fusing. liquefying. fusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذابه] eritme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blast furnace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melting point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (küb şeklinde olduğu için böyle denmiştir). Mekke-i Mükerreme’ deki kutsal yapı ki, Hazret-i İbrahim ve İsmail’den kalma olup bütün Müslümanlar’ ın kıblesi ve hac yeridir: KSbe-i Şerife, KAbe-i Mükerreme. tes. Kâbeteyn = KAbe-i Şerîfe ile Kudüs’teki Mescid-i Aksâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kaaba.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kaaba.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kurbıdan). Hısımlık, akrabalık, soyca ve zürriyetçe insanlar arasındaki yakınlık: Aramızda karâbet vardır. Karâbet-i sıhriyye = Kız alıp vermekle doğan münasebet ve yakınlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرابت] yakınlık, akrabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Karacabey).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer bey, rengi karaya çalan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Baharattan karabibere benzer bir tane.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(hindistaneriği): Cava, Sumatra ve Borneo’da yetişen “piperaceae”nin kurumuş meyvesidir. Taze iken %6-15 terementi ruhunun polimeri bir esans ve kübebik asidden mürekkep bir reçine ve kübebin denilen kristalize, lezzetsiz bir cevher ihtiva eder. Kullanıldığı yerler: Mide ve idraryolları hastalıklarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A.), fâşağıda geçen «kitâbet» ile aynı mânâda olduğu halde, Türkçe’de başka mânâ almıştır). 1. Umumî bir binanın kapısı üzerine, mezar taşına ve bu gibi başka yerlere yazılan ve kazdırılan yazı, yazıt: Kitâbesi okunmayacak kadar bozulmuş. Kitâbe-i seng-i mezar = Mezar taşı yazıtı. 2. Top falyesinin çevresinde ve buna benzer yerlerdeki kabartma. 3. Bir kitabın başına yazılan isim ve unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epigraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inscription. tablet. epitaph yazıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epigraph. inscription. marble. superscription. tablet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کتابه] mezar taşı yazısı. 2.yazıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitâbesi olan mezar, Abide vs. 2. Şekiller ve çiçeklerle nakışlı: Kitâbeli tavan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yazma, yazı, yazma san’atı: Kırâat (okuma) ve kitâbet (yazma) herkes için lâzımdır. 2. Kâtiplik, nesir yazmak, kaleme almak işi ve iktidarı: Kitâbet öğrenmek; iyi kitâbetl vardır; kitâbet hocası. 3. Kâtiplik: İdare meclisi kitâbesinde bulunuyor. Meclis başkitâbeti = Başkâtipliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Kitapçı dükkânı, kitap satılan yer, kitaphane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookshop. bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad news. evil news. evil tidings. alarming news. bad tidings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kubbeli türbe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لابه] yalvarma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Beis yok, zarar yok. bk. Lâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ed, ing veya led, ling) yafta, etiket; nitelendirici isim veya cümlecik; (f.) etiket yapıştırmak, etiketlemek; tasnif etmek, sınıflandırmak; (mim.) kapı veya pencereye saçak yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ.bella) (bot.) dudak şeklinde bir korol kısmı, dudakçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Akıl sahibi olma.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Akıllılık, zeyreklik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mabet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معبد] tapınak. 2.ibadethane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «ubûr» dan im.») (c. maâbir). Geçilecek yer, geçit, derbent

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ibâdet» ten im.) (c. maâbid). İbadet edecek yer, herhangi dinde olursa olsun ibâdet yeri, ibadete mahsus bina, tapınak. Mâbed-i Müslimin = Cami.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanctuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temple tapınak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place of worship. sanctuary. temple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamberlain. gentleman in waiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Aradaki şey, aralık, ara: Ben, onların mâbeynine girmem, mâbeynlerinde birtakım sözler cereyan etmiş. 2. Harem ile selâmlık arasındaki daire veya oda ki, hem harem, hem selâmlık tarafından kullanılır: Mâbeyn odası. 3. Saray-ı hümâyûn’un harem dışında kalan ve devlet işleriyle ilgili daireleri: Mâbeyn-i hümâyûn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مابين] arası. 2.padişah sarayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdarın huzuruna adam çıkarmak gibi görevleri olan saray memuru. Karîn, kurenâ. Başmfbaynci — Ser-kurenâ. İkinci mâbaynci = Karln-i sânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mâbeynci hizmet ve vazifesi: Mâbeyncilik vazifesine getirildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heybet» ten masdar). Şan ve heybet sahibi birini görmekten meydana gelen çekinme ve saygı duygusu: Padişahın mehâbeti, mehâbet-i hükümet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهابت] heybetlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görünüşü çekinme ve saygı duygusu veren, heybetli, şanlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملعبه] oyuncak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iu’b»dan) (c. melâib). Oyun, oyuncak. Mel’abe-i sıbyân = Çocuk oyuncağı kadar basit şey. mec. İradesiz insan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منقبه] ünlü kişilerin yaşamlarına ilişkin ve çoğu gerçekle bağdaşmaz öyküler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(«menkıbe» şekli galattır) (i. A.) (c. menâkıb). Birinin fazilet ve kahramanlığına ait mevzu ve bu çeşit mevzulerı anlatan eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Derece: Lâ-şey (hiçbir şey) mesâbesinde (değerinde).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epitaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morse code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morse code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «haber» den) (c. muhâberât). 1. Haberleşme, mektuplaşma, yazışma: Kendisiyle her hafta muhabere ediyoruz, tüccarın muhaberesi muntazamdır. 2. Askerlikte bir sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signal. signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communications. communication. intercommunications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخابره] haberleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Muhabere sınıfından olan asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kabl» den mufâale). 1. Karşı karşıya bulunma, karşılık, karşılama: Biri diğerinin mukabelesindedir («mukabilinde» de denir). 2. Karşı gelme, karşılık verme, karşı durma, aynen karşı koyma: Bana pek ağır sözler söyledi amma ben mukabele etmedim; bana o kadar ikramlar etti, ben mukabelede bulunamadım. 3. İki şeyi, meselâ müsvedde ile temizini yan yana koyarak veya okuyarak uygunluğuna bakma, tatbik etme, karşılaştırma: Yazdığınızı mukabele edelim. 4. Karşı karşıya yapılan zikir ve semâ: Eskiden Mevlevî-hânelerde mukabele olurdu. 5. Camilerde hafızlarla Kur’an’ı açık tutanların karşılıklı Kur’an okumaları: Mukabele okumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

responding. response. reciprocation. retaliations. comparing. comparison. collating. give and take. interchange. payment. reply. requital. retort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUKAABELE-Bİ’LMISL) (i. A.). Fena bir harekete, aynı şiddette bir başka hareketle cevap verme, misilleme («mukabele-i bi’l-misl» yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden bir kalemde temize çekilen yazıları müsveddeleriyle karşılaştıran kâtip. (bk.) Mukabele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kibri den masdar) (c. mükâberât). Münakaşada ağız kalabalığı ile karşısındakini yenmeye çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lûb.dan masdar) (c. mülâabât). Oynaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lebs» ten masdar). 1. Benzeyen iki şeyin biribirinden farkolunamayıp karışması, Ar. iltibâs. 2. Münasebet: Bu mülâsebetle; akrabalık mülâbesesiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rükub»dan). 1. Bakıp gözetme. 2. (tasavvuf) Tanrı’nın birliğine dalıp kendinden geçme, Ar. istiğrak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

introspection. inspection. supervision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditing. inspection. control. audit. contemplation. meditating on spiritual things. revision. examination. surveilance. superintendence. overlooking. oversight. supervision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مراقبه] denetim. 2.kendi iç dünyasına dalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh, şebeh» den masdar). Benzeme, iki şey arasındaki benzeyiş: Bu iki adam, bu evler arasında ne kadar müşâbehet var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabr» dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabrı dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebere» den mas.) Devamlı uğraşma, direnme, sabırla çalışma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصاحبه] konuşma, sohbet etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten masdar). İki veya fazla kişi arasında konuşma, sohbet etme: Akşamları birleşip musâhabe ederdik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işte devamlı çalışma, bir işle bir düziye uğraşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشابهت] benzerlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نابجا] yersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نابهره] nasipsiz. 2.soysuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نابکار] hayırsız. 2.işe yaramaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soyluluk, asalet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نجابت] soyluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Soyluluk, soy temizliği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Asalet ve necâbeti olan, soyu temiz. Devletlû necâbetlû = «Şehzade» denen Osmanlı Türk imparatorluk prensleri için resmî yazılarda kullanılan unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Nakiblik. (bk.) Nakib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Vekillik, vekâlet 2. Kadı vekâleti, kadılık, nâiblik. 3. Nahiye kadılığı. 4. Hükümdarın çocuk veya dışarıda olması hâlinde hükümdar vekilliği: Bu krallık niyabetle idare ediliyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نيابت] naiplik, vekillik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پابند] ayak bağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پابرجا] yerinde, duran, ayakta duran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [پابرکاب] gitmek üzere, hareket etmek üzere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پابسته] ayağı bağlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.) (marka adı). Büyük boy otomatik bir tabanca çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İsp. Kim bilir?

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. rikab). 1. Boyun, gerden. 2. mec. Sahip olabilme hakkı. 3. Köle, halayık, esir. Itâk-ı râkabe = Köle ve câriye Azâdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). 1. İş ve sanatta veya ilim ve hünerde üstünlüğe çalışmak ve başkalarına rağmen kazanmak gayreti: Fabrikalar arasındaki rekabet. 2 Rakiplik: Ben, ona karşı rekabete girişemem. 3. Kıskanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition. rivalry. antagonism. opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition. rivalry. antagonism. opposition. infighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition. rivalry. competing. jelousy. rival business. contention. convalescence. infighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to compete. to rival. emulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competitiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tar. Seba ülkesi ile ilgili; i. Seba ülkesinden olan kimse; Seba dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Din topluluğu, cemaati. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süvari kılıcı. saber rattling savaş tehditi. sabertoothed tiger bugün yalnız fosil halinde bulunan ve uzun azı dişleri olan kaplan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şâ’bede» şekli galattır). El çabukluğu ile yapılan hüner, hokkabazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ A. Şâbeze = Hokkabazlık, F. Bâhten = Oynamak). El çabukluğu ile hünerler gösteren, hokkabaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâhib, sahâbî). «ashâb» ile aynı mânâdadır, (bk.) Sahip, ashâb, sahâbî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صحابه] Hz. Muhammed’in sohbetlerine katılan müslüman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sahipler, sahip çıkanlar, tutanlar. 2.Asr-ı saadet döneminde yaşamış ve Hz.Muhammed’i görmüş mü’min kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin yıldızı. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sahip çıkmak, himaye, müdafaa, benimseme, tutma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sahip çıkma. Koruma, arka olma, yardım etme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulb»dan). 1. Katılık, peklik. 2. Metanet, kuvvet, dayanma, sebat: Salâbet-i dîniyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صلابت] sağlamlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Peklik, katılık, sağlamlık. 2.Manevi kuvvet, dayanma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuvvetli, sağlam, dayanıklı, sebatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şebâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şehadet parmağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبابه] işaret parmağı, şehadet parmağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (sondaki e teklik gösterir). Tek bulut.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tek bulut.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bal şerbeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serdâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sel suyu, sel hâlinde şiddetle akan su.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سيلابه] sel suyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yatalak hasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin parlak yıldızı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tembellikten geç kalkan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soya, bot. Glycine max.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir). Tabiplik, hekimlik, doktorluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبابت] doktorluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. «tayyib» den). Geçmiş zamanın 3. teklik müz. olup aşağıdaki duâ tâbirinde kullanılır: Tâbe serîh = Topreğı temiz olsun!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابه] tava.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Asker ve okulların tayinatları miktarını gösteren cedvel. 2. tfastehanelerde hastanın günlük durumunu gösteren levha. 3. Dükkân ve benzeri yerlere asılan ve ne işle uğraştığını gösteren levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facia. signboard. sign. name plate. plaque. plaquette. shingle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaque. sign. signboard. list of food. card of treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signboard. sign. door plate. name plate. outdoor sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlayan, ışık yayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابنده] parlak, ışık veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlayan, ışık veren

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. tabor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük İslâm tarihçilerinden biri.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çadır, hayme; mesken; taşınabilen tapınak; tapmak; den. indirilen direğin Iskaçası; f. barınmak, barındırmak. tabernac'ular s. çadıra benzer. Feast of the Tabernacles kamış bayramı, gül bayramı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. müzmin hastalıklarda gittikçe zayıflama; frenginin son safhasında vücut hareketlerindeki intizamsızlık tabes dorsalis omuriliğin zayıflaması. tabetic bu hastalığa ilişkin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solan eriyip zayıflayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dümbelek; zilli tef; f. dümbelek çalmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طرب انگيز] neşe veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sevindirici, coşturucu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., mim. sütun pervazlı, sacaklıklı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -lae) anat. bağ. trabecular, trabeculate s. bağ gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Übab).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(e. F.). (bk.) VAr, vârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir şeyin arkasına veya birinin rızasına bağlı: Sizin tasvibinize vâbestedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [وابسته] bağlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [وابستگان] bağlılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of dead. certificate of death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Bulucu, bulan. Keşfeden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ateş gibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F„ zehr = zehir, Ab = su). Pek acı su. meç. Acılık, acı, dert ve keder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zevâib). Perçem, zülf, Fars. gîsû.

Türkçe Sözlük by