Ace ne demek? | Ace anlamı nedir? | Ace

Ace anlamı nedir?

Ace ne demek?

Ace anlamı nedir?

Ace | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ace

Yabancı Kelime

İng. ace

sp. servis sayısı

Teniste rakibin karşılayamadığı, doğrudan doğruya sayı getiren servis.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit; a single point or spot on a card or die; the card or die so marked; as, the ace of diamonds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence: A very small quantity or degree; a particle; an atom; a jot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single point won by a stroke, as in handball, rackets, etc.; in tennis, frequently, a point won by a service stroke. a serve that the receiver is unable to reach one of four playing cards in a deck having a single pip on its face someone who is dazzling

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the smallest whole number or a numeral representing this number; 'he has the one but will need a two and three to go with it'; 'they had lunch at one'. one of four playing cards in a deck having a single pip on its face. someone who is dazzlingly skilled

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action by the European Community relating to the Environment, for promotion of clean technology and the recycling of waste products Agenda 21: Agreement on action to be taken to protect the Environment It proposes integrating environmental protection and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A shot with which the receiver cannot even make contact with the racquet; used especially with reference to service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Computing Environment: a consortium to agree on an open architecture based on the MIPS R4000 chip A computer architecture ARCS will be defined, on which either OS/2 or Open Desktop can be run.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Angiotensin Converting Enzyme is a sort of hormone in the kidney which controls the body's fluid/salt balance and has a major role in maintaining blood pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ASIC Compiler Environment The graphical user interface delivery mechanism for submicron gate-array memory compiler elements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Composition Explorer A spacecraft studying the heliosphere and cosmic rays more!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action by the Community relating to the Environment, for promotion of clean technology and the recycling of waste products.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes a legal serve that goes into play in such a way that the returner cannot even make contact with the ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Computing Environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A serve that the opponent cannot return; as a verb, to serve an ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest or lowest card in the deck In a high only poker game, the ace is always high with the exception of a 5 high straight, A,2,3,4,5.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Council on Education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agriculture in Concert with the Environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Communication Exchange The current National Relay Service provider and emergency call person for the text based emergency call service. 1 a score of 1 on a hole 2 holing the first shot, or tee shot, on a hole Example: An ace or hole in one is u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Coaster Enthusiasts The worlds largest rollercoaster club Famous for the Exclusive Ride Time at their events.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A valid serve that is not reached by the opponent. attitude control electronics - Unit in Microlab-1 spacecraft that controls spacecraft attitude Also the suffix of level 0 attitude files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A serve where the receiver fails to return or even touch the ball The point is won by the server.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Composition Explorer Located with SOHO at L1, ACE provides 24 hour coverage of the solar wind parameters and solar energetic particle intensity ACE may give as much as an hour's warning of CME's that can cause geomagnetic storms here at Earth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allied Command Europe One of the two primary divisions of NATO The other is Allied Command Atlantic Its commander is the SACEUR See SHAPE.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). as, birli iskambil oyununda); zerre; beş düşman uçağı düşüren pilot; spor as oyuncu. ace in the hole (ABD). argo en son koz, yedek koz. He was within an ace of falling .Az daha düşecekti Düşmesine ramak kaldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sumatra adasının en kuzey kısmı. Önceleri burada Açe İslam devleti hüküm sürerdi. Şimdi ise Hollanda sömürgesidir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acib» den itaf.). Daha acayip, daha veya pek garip ve tuhaf: Acebü’l acâyip = Acayiplerin en acayibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجب] tuhaflık. 2.acaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجبا] acaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halsizlik, kaygısızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Acebü’l acâib» den galat). Pek acayip, pek garip, çok tuhaf ve gülünç: acelacâib bir kıyafet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Bir işi çabuk yapmaya veya çabuk bitirmeye çalışma, sabırsızlık, ivgenlik, ivedilik, şitâb: acele etmek; acele ile iş görmek, acele ile = Çabuk, ivgenlikle, sabırsızlıkla, aceleten, aceleye gelmek — Dar vakitte acele ile yapılmak, aceleye getirmek = Çabucak yaptırmak, alelacele = Acele ile, çabucak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. urgent. hurried. hurry-up. early. flying. pressing. too previous. hastily. hurriedly. in haste. in a hurry. discomposedly. hotfoot. hurry. haste. rush. dispatch. precipitancy. urgency. bustle. expedition. precipitance. precipitate. press. whir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. cursory. dispatch. haste. hasty. hurried. hurry. hustle. immediate. nippy. precipitate. precipitation. pressing. rush. urgent. hastily. in a hurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haste. urgency. hurry. flurry. bustle. cursory. dispatch. with dispatch. expedition. hasty. hustle. make a beeline. precipitance. press. pressing. prompt. in short order. speedy. white heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجله] acele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. hasten. hurry. hustle. nip. rush. scurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurry up. to make haste. to hasten. to be quick. to rush. to scurry. to flurry. beetle. come on. to put one's best foot forward. get a hump / hustle. hotfoot. hump on. hurry. hurry on. hurry up. to put one's best leg foremost. to shake a leg. look ali.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speedy dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acele ile iş gören, sabırsız, içi dar, acul: Pek aceleci adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. hustler. impatient. slippy. precipitant. rash. precipitate. precipitous. brash. impetuous. headfirst. headforemost. headlong. precipitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brash. hothead. impetuous. precipitate. rash. hasty. impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasting person. impatient. brash. expeditious. hasty. impetuous. precipitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hastiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restlessness. rashness. precipitance. unwise or excessive haste. hastiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quicken. to hasten. to accelerate. to rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Acele ile, alelacele, sabırsızlıkla ve çabuk yapmak gayretiyle: Aceleten yazdım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجلة] çarçabuk, alelacele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azalea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.i.) (Kadın İsmi) - Kokusuz, fundagillerden çeşitli renklerde çiçekler açan bir bitki.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

1. Türk musikisinde porte’nin beşinci çizgisine yazılan fa perdesi. 2. Türk musikisinde dügâh (lâ) perdesinde kalan çok eski, şimdi pek az kullanılan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Acâm). 1. Arap olmayan kavimler. Arab’ın gayrı, fasih Arabça söylemeyen adam: Arab ve Acem; Arâb ve Acâm. 2. Bilhassa iranlı, Iran ahalisinden adam, Fars eyaleti halkından: Bizim Acem dediğimiz adamların çoğu Türkmen’dir. 3. İran, Acemistan: Aceme gitti; Acem seyahatnâmesi. Acem gömleği = İş için esvab üzerine giyilen uzun ve geniş gömlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Acim). 1. Arab olmıyan, Arab’ın gayrı. 2. Arapça’yı iyi söylemiyen, Acemî. 3. İranlı, Acem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

persian. iranian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجم] arap olmayan. 2.İranlı, acem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arap olmayan milletlerin hepsi 2.Açık ve doğru Arapça konuşamayan kimse 3.Özellikle İranlı, İran halkından biri. Acem Bekir Efendi: Türk Reisü’l-Küttab, 1723.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde dügâh perdesinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde çok eski ve çok kullanılan bir mürekkep makam. Çârgâh makamının acem aşîrân (fa) perdesindeki şeddidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde portenin birinci aralığına yazılan fa perdesinin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde dügâh (lâ) perdesinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Acemler’e yakışırcasına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجم عشيران] Türk mûsikisinde bir makam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Halk ağzında Farsça.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) farsça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. mü). 1. Arab’ın gayrı olan kavimlerden birine mensup bulunan, Arab olnıyan, Arab’ın gayri. 2. İranî, İranlı, Fürsî: O Arabî, ben Acemî. 3. Acemi, tecrübesiz, ustalık kazanmamış, mübtedi, çırak. Acemi oğlanı = Yeniçeri şâkirdi ve mülâzimi. 4. Yabancı: Siz buranın acemisisiniz galiba (Önce dil hususunda kullanılıp Arab olmamakla iyi Arabça söyleyemiyenlere denilmiş ve sonra mânâsı genişlemiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arab olmıyan ve Arabçayı iyi söylemiyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperienced. clumsy. unskilled. untrained. learner. unbaked. inexpert. callow. green. guiltless. half-baked. inept. new. raw. simple. strange. sucking. unfledged. unseasoned. unversed. young. young in one's job. beginner. novice. stranger. trainee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner. brash. callow. colt. cub. fresh. new. novice. raw. untrained. inexperienced. green. tyro. greenhorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner. unskilled. unfamiliar with. unfledged. callow. inexperienced. amateur. clumsy. erk. fresh. gauche. inexpert. johnny raw. left handed. noncongnoscenti. novice. rude. strange. tiro. tyro. unhandy. unpractised. unversed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجمی] deneyimsiz, acemi. 2.İranlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simpleton. green. colt. fledgeling. kid. raw recruit. rookie. tenderfoot. vamper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rookie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raw recruit draftee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsyly. verdantly. greenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkwardly. clumsily. ineptly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Tecrübesizlik, bilgisizlik, maharetsizlik, müptedilik, şâkirdlik, yabancılık: Onun da acemiliği ne vakte kadar sürecek?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperience. verdancy. clumsiness. awkwardness. rawness. greenness. ineptitude. muff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperience. callowness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperience. muff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. coğrafya). İran, Farsça konuşulan yerler: Acemistan’a seyahat; Acemistan’ı dolaşmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عجمستان] İran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. acemî). 1. Tecrübesizler, 2. İranlılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عجميان] deneyimsizler. 2.İranlılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.. A. T. F.). Türk musikisinde yegâh (re) perdesinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Agent)

Acentalık sözleşmesi çerçevesinde, faaliyet gösterdikleri mahalde, sadece sermaye piyasası araçlarına ilişkin alım ve satım emirlerinin aracı kuruma iletilmesine ve gerçekleşen emirlerin tasfiyesine aracılık eden gerçek kişi veya ticaret şirketleridir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. representative. agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

representative. agency. agent. commercial agent. bureau. factor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Agente). 1. Bir vapur şirketinin her iskeledeki memuru. 2. Bir şirket veya idarenin diğer memleketteki vekili. 3. Bu memur veya vekilin memuriyeti ve idarehanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. franchise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merkezsiz, merkez dışı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Şaşma, şaşa kalma, taaccüb, hayret: Acebde kaldım. 1. (müzekkeriyle müennesi bir) acib, garib, şaşacak, tuhaf: N« acep iş = Acaba, yarın bayram mı acep?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başsız, reissiz; (zool). asefala sınıfından; (bot). başsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hz.İsmail (a.s.)’in annesi (bkz.Hacer).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). acı, sert.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). acılaştırmak; sinirlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekşilik, acılık; terslik, sertlik, huysuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (anat). hokka çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teskin edici ve ateş düşürücü bir ilâç, asetanelit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir nevi sentetik kumaş, rayon; asetik asit tuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sirke gibi, ekşi. acetic acid asetik asit, sirke asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ekşitmek, ekşimek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aseton.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asetilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Acizler, (bk.) Aciz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجزه] düşkünler, âcizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bitişik olma, yakınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bitişik, yakın, komşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). roket, güdümlü mermi ve uzay gemilerinin çalışması konusunda tek bir tabaka sayılan atmosfer ve onun dışındaki boşluk. aerospace industry uzay gemileri ve bunların teçhizatlarını imal eden sanayi kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Çok acele ederek, çarçabuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in great haste. in a big hurry. head over heels. headfirst. posthaste. sharpish. whip and spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العجله] çarçabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sarımsak veya soğan gibi olan yahut kokan; sarımsaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hepyek ; talihsizlik , şanssızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nişastaya benzer, nişastalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). herhangi bir yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). çabuk, süratle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kumlu, kum gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kamış cinsinden , kamışa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

love affair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

love affair. romance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yulaf veya yulaf cinsinden otlara benzer veya onlara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). daktiloda geri gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. otelci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bağ, kuşak, raptetmeye mahsus herhangi bir şey; mak. matkap kolu; den. prasya; gen. çoğ., (dişçi) tel; tıb destek; ing., çoğ. askı, pantolon askısı; çift; iki veya daha çok satırı birbirine bağlayan işaret; f. sağlamlaştırmak, destek olmak; birbiri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilezik; k.dili kelepçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. destek, kuvvet veren şey veya kimse; A.B.D., k.dili canlandırıcı bir içki, tonik; kol bağı; ok atarken sol bilek ve kolun alt kısmını korumak için takılan bağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Meksika'dan ABD'ye getirtilen kontratlı tarla işçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çok acâyip, çok tuhaf, çok şaşılacak şey.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tereyağımsı,tereyağına benzer, tereyağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بوالعجب] şaşılacak şey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b. = edat, el = harf-i tarif. Muvacehe = yüzleşme, yüzleştirme). Yüzleşerek, yüzleştirerek, Fars. rûbe-rû, yüz yüze, yüzleştirerek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Iifleri olan, saç gibi; kılcal damarlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kaplumbağa gibi hayvanların üst kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karbona ait; karbonlu; karbon gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Denizcilikte kullanılan boyalı ecza.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). balmumu gibi, balmumu cinsinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (zool). memeli deniz hayvanları takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). memeli deniz hayvanları takımına mensup; (i). memeli deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bak). cetacean.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). hindibaya benzeyen it (çoğ -bei). evli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). civarda olan, etraftaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). adi, sıradan, bayağı; olağan; kişiliği olmayan; (i). beylik laf, klişe, çok söylenmiş söz; çok görülmüş herhangi bir şey, basmakalıp iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendi kendinden memnun olma hali; gönül rahatlığı. complacent (s). kendi halinden memnun, rahat; kendini beğenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gebelikten korunma. contraceptive (s)., (i). gebeliği önleyici (hap veya alet).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kösele gibi, sert; deriden yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tebeşirli, tebeşirle dolu; (jeol). ikinci zamanın son kısmı, kretas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., zool eklembacaklılar kolundan kabuklular. crustacean (s)., (i). kabuklulara ait ; (i). kabuklular sınıfından bir hayvan. crustaceous (s). kabuklu; (zool). kabuklular sınıfına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D)., (k).dili biçimli, mevzun vücuda sahip (kadın).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çesit sazan, (zool). Leuciscus leuciscus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAR-ÜL-ACEZE) (i. A.). Düşkünler, Acizler evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almshouse. poorhouse. hospice. hospital. union. workhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house. common lodging house. hospital. pauper asylum. poorhouse. wretched inn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالعجزه] düşkünler evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resim v.b'ni bozmak, tahrif etmek, şeklini bozmak, güzelliğine halel getirmek, silmek. defacement (i). bozma, tahrif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). I. Eskiden üstü sığır derisi ile örtülü, tekerlekleri içinden dönen harp Aleti. 2. Bisiklet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Göl, küçük deniz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Küçük deniz. 2.Göl.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kitabın nakışlarla süslü ve terkibli ilk sahifeleri. 2. On söz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیباجه] giriş, önsöz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2.Kitapların süslü sayfaları.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دجاجه] tavuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. F.).Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözden düşme, itibardan düşme; ayıp, rezalet, yüz karası, utanç. be in disgrace gözden düşmüş olmak, utanç verici bir durumda olmak. be a disgrace to someone birinin yüz karası olmak. disgrace ful (s). çok ayıp, utanç verici, rezil. disgrace fu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itibardan düşürmek, gözden düşürmek; rezil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yerinden çıkarmak, yerini değiştirmektirmek; yerini zaptetmek; azletmek, işten çıkarmak. displaced person harp sebebiyle memleketini terketmeye mecbur kalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yerinden çıkarma veya çıkarılma; (fiz). bir geminin ihraç ettiği suyun ağırlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D.), (argo). er.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dücüc). 1. Tavuk. 2. (astronomi). Kuğu burcu, gökyüzünün kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında, çok parlak birkaç yıldızdan meydana gelen bir burç. Latince: Cygnus, Fr. Cygne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. zooloji). Turaç kuşu, çil kuşu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دجاجه] tavuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DVD oynatıcı ve diğer HDTV elemanları gibi, bir video kaynağını HDTV ya da HDTV monitörüne bağlamak için kullanılan bir dijital arayüzdür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). silmek, bozmak; yok etmek, gidermek, izale etmek. efface oneself kendini çekmek, kendini göstermemek. effacement (i). silme; yok etme; kendini çekme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kucaklamak, bağrına basmak, sevmek; sarmak, içine almak, kapsamak, ihtiva etmek; benimsemek, kabul etmek, almak; i. kucaklama, sarılma, bağrına basma. embracement i. kabul etme, benimseme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., huk. mahkemeyi tesir altında bırakmaya çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. hâkime, jüriye veya yeminli kimselere rüşvet vererek veya nüfuz kullanarak tesir etmeye çalışma. embracer i., huk. bu işi yapmaya çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. istihkâmda top yeri, topa mahsus platform; tabya; yerleşme, belirli bir yere koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yüz tarafına yazmak veya basmak (poliçe, fatura).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sıkı sıkı sarmak, birbirine geçirmek, dolaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) şiddetlendirmek, kızıştırmak; kızdırmak, sinirlendirmek. exacerba'tion (i.) şiddetlendirme, kızıştırma, şiddetlenme; hiddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüz, çehre, surat, sima; küstahlık, cüret; (ticari evrakta yazılı olan) asıl değer;on taraf; (sikke) resimli yüzey; (matb.) yazı;görünüş, üst, düzey, satıh; (mat.) düzey, yüz; (mad.) üzerinde çalışılan tünel duvarı veya sonu. face card resimli iskamb

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yüzüne bakmak; yönelmek; karşılamak, karşı karşıya gelmek, yüz yüze gelmek, karşısında olmak; cesaretle karşılamak;iskambil kâğıt açmak; kaplamak, astarlamak;taşın yüzünü yontup düzeltmek, düzgünleştirmek; bakmak, dönmek; nâzır olmak, nezareti olmak face

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kompozisyondaki insan yüzleri üzerinde otomatik olarak netleme ve pozlama sağlayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bütün gün yaptığınız video çekimleri içinde sürekli bir çekimin bir sahnesinde yer alan kişilerin görüntülerini aramayı kolaylaştıran teknoloji.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

FACEBOOK . Facebook Inc, insanların arkadaşlarıyla iletişim kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını amaçlayan bir sosyal paylaşım web sitesidir. 4 Şubat 2004 tarihinde Harvard Üniversitesi 2006 sınıfı öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulan facebook, öncelikle Harvard öğrencileri için kurulmuştu. Daha sonra Boston civarındaki okulları da içine kapsayan facebook, iki ay içerisindeki Ivy Ligi okullarının tamamını kapsadı. İlk sene içerisinde de; Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm okullar facebook’da mevcuttu. Üyeler önceleri sadece söz konusu okulun e-posta adresiyle (.edu,.ac.uk,vb.) üye olabiliyordu. Daha sonrasında da ağ içine liseler ve bazı büyük şirketler de katıldı. 11 Eylül 2006 tarihinde ise facebook tüm e-mail adreslerine, bazı yaş sınırlandırmalarıyla açıldı. Kullanıcılar diledikleri ağlara; liseleri, çalışma yerleri ya da yaşadığı yerler itibarıyla katılım gösterebilmektedirler. Alexa istatistiklerine göre facebook 31 Ekim 2010 itibarıyla; Dünya’nın en fazla ziyaret edilen 2’inci sitesidir. Bunun yanı sıra; Kanada, Güney Afrika ve Norveç’in en fazla ziyaret edilen sitesi;İngiltere ve İsveç’in 2'inci en fazla ziyaret edilen sitesi, Mısır ve Panama’nın 3.üncü ABD, Avustralya ve Türkiye’nin de 5'inci fazla ziyaret edilen sitesidir. Facebook ismini “paper facebooks”dan alır. Bu form A.B.D.üniversitelerinde okulların öğrencilerine, öğretmenlere ve çalışanlara doldurduğu onları tanıtan bir formdur. Facebook’un şu anda 800 milyondan fazla kullanıcısı bulunmaktadır. Site kullanıcılara ücretsizdir ve gelirini banner reklamlarından ve sponsor gruplarından almaktadır (Nisan 2006’da gelirlerin haftalık 1,5 milyon dolar olduğu öne sürülmüştür). Kullanıcılar profilleri fotoğrafları, ilgi alanları, gizli ya da açık mesajları ve arkadaş grupları sergilemektedir. Profillerin gösterimi sadece arkadaşlara görünecek şekilde veya belli ağların dışındakilere açık olmayacak şekilde sınırlandırılabilir. TechCrunch’a göre; A.B.D.’deki üniversitelerdeki öğrencilerin %85’inin facebook’da bir hesabı bulunmakta ve bunların %60’ı her gün bağlanmaktadır. %85 her hafta, %93 her ay bağlananlar arasındadır. Facebook sözcüsü Chris Hughes ise kullanıcıların her gün ortalama 19 dakika facebook’da vakit geçirdiğini söylemektedir. Facebook’un Kurucusu, eski Harvard Üniversitesi Öğrencisi Mark Zuckerberg 13 Mart 2009 itibarıyla facebook’un yeni arayüzü tüm hesaplarda kullanılmaya başlamıştır. Ancak bu arayüz, kullanıcılar arasında ikilik yaratmıştır. Bazı kullanıcılar bu arayüzü çok başarılı bulurken, bazı kullanıcılar protesto etmektedir. Facebook yöneticileri ise bu yeni arayüz için ısrar etmektedirler. Teknik açıdan ise facebook, web otoriteleri tarafından en başarılı Web 2.0 uygulamalarından biri olarak gösterilmektedir. 2006 yılında, MySpace’in News Corporation’a satılmasıyla facebook’un da satılacağı söylentileri çıkmıştır. Zuckerberg ise facebook’u satmak istemediğini belirtmiş ve söylentileri yalanlamıştır. İlk teklifin Viacom tarafından 975 milyon dolar olduğu öne sürülür

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak.) tornada düz ayna,torna tezgâhında işin bağlandığı ayna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabahati örten, vaziyeti kurtaran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıymetli taşın yüzeyi, faseta;yon: (zool.) bileşik gözü teşkil eden ufak gözlerden her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.). Elmasın yüzlerinden her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bezel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (çoğ.) nükteli sözler; kaba nüktelerden ibaret kitaplar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şakacı, latifeci, komikliği üzerinde, tuhaf. facetiously (z). şakalaşarak,latife ederek. face value itibari kıymet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bina veya duvar cephesine konan mermer gibi şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). un kabilinden,un gibi, nişastalı, irmikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferciyye» den). 1. Kadınların sokakta yaşmakla beraber giydikleri üst giyeceği. Muhtelif biçimlerde olup en meşhur çeşidinin eteklerle bir boyda yakas vardır: Ferace yaşmak giymek (eskiden kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ferace giyen, ferace giymiş: Ferâceli yaşmaklı kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ferace yapmaya mahsus veya elverişli: Feracelik kumaş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yavaş yürüyüş; merdiven sahanlıgı; ufak sahne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). buğday türünden, bugday veya diğer tahıllara benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s kepekli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i f ocak, kalorifer ocağı; azap yeri veya vakti; çok slcak yer; f ocakta kızdırmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s tavuk cin sinden gaIliot bak galiot

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üstü şekerle kaplanmış; parlak, glase marrons glace kestane şekeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. kavuzlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) zarafet, letafet, nezaket; inayet, Iütuf, merhamet, gufran, kerem; rahmet; fazilet; şükran duası (sofrada); mühlet, müsaade (borç için); (müz.) asıl melodiye ilave edilen ve ufak olarak yazılan notalar; (f.) süslemek, tezyin etmek; şeref vermek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zarif, latif, nazik. gracefully (z.) zarafetle, incelikle. gracefulness (i.) zarafet, incelik, nezaket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nahoş, kötü; çapkın, hayasız. gracelessly (z.) zarafetten yoksun olarak; hayasızca. gracelessness (i.) zarafet yoksunluğu; hayâsızlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) surat buruşturma; (f.) surat buruşturmak, yüz ekşitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) HAcet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Efendi, ağa, çelebi, seyyid, sahip. 2. (Türkçe: hoca) Muallim, öğretmen, üstat: Mektep hocası, coğrafya, hesap, yazı hocası. 3. Sarıklı efendi, molla: Hoca efendi, hoca kıyafeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خواجه] hoca. 2.efendi. 3.ağa. 4.sahip. 5.vezir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Hoca. 2.Bilgin, öğretmen. 3.Çelebi, sahip, muallim, profesör. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hoca) (Türkçe m.). Vaktiyle BAbıâli kalemleri efendilerinden, hususi bir rütbe taşıyan adam: Dİvân-ı hümâyûn hâcegânı, hâcegân rütbesi. (bk.) HAce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خواجگان] hocalar. 2.efendiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle BAbıâli kalemleri efendilerine verilen büyücek bir rütbe olup Tanzimat’tan sonraki rütbeli hâmiseye eşitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tacir: Bedestende hacegi

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خواجگی] hocalık. 2.efendilik. 3.ağalık. 4.sahiplik. 5.tüccar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Utanma, utanıp şaşırma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجل] utanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: hocalık). 1. Efendilik, sahiplik. 2. Öğretmenlik, muallimlik, okutma vazifesi: Mektepte bir hocalık aldı. 3. Eskiden Ulemâ kıyafeti, talebe ve molla sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahcâr). Taş, Fars. seng: Hacer-i şecer — Taş, odun, değersiz ve iktidarsız adam. Hacer-i esved = KAbe-i mükerremenin kapısı yanında, duvarda bulunan siyah göktaşı, hac töreninde ziyaret edilir. Hacer-01-cav = Havadan düşen taş, göktaşı: Hacer-i semli = Fezada kendi başına veya toplu surette devreden çeşitli büyüklükte taşlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجر] taş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Taş, kaya. -Hacer-i Esved: Kabe’nin duvarında bulunan meşhur kara taş. 2.Hz.İsmail’in annesi ve Hz.İbrahim’in cariyesinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجر اسود] karataş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجر سمائی] göktaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kükürt ile demirin birleşmesinden meydana gelen altın sarısı renginde.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواجه سرا] harem ağası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hâcât, havâyic). 1. İhtiyaç, lüzum, iktizâ: Bu kadar tafsilâta ne hâcet? Böyle zahmetlere hâcet yok. 2. Muhtaçlık, zaruret. 3. Lâzım ve zaruri olan şey: İnsanın birçok hâcetleri vardır. Def-i hâcet = 1. Muhtaç olunan şeyi elde etme. 2. Abdest. Kazâ-i hâcet Abdest etme. Kadıyyül-hâcit — Her hâceti defeden Tanrı. Havâyic-i zarOriyye = İnsanın zarurî olarak muhtaç olduğu yiyecek, içecek ve giyecek gibi şeyler (Ar. terkiplerde «hâce» suretinde kullanılır): Indel-hâce, ledelhâee = Lüzumu hâlinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. requirement. necessity. the need to relieve oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاجت] ihtiyaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). ihtiyaç ve zarureti olan, muhtaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İhtiyâcı gören, gideren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حاجتمند] muhtaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ot cinsinden; yeşil yaprağa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). burada yatıyor, burada gömülüdür (mezar kitabesi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saklanacak yer, gizlenecek yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ihtiyaç duyulduğu zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. meşimesiz, son çıkarmayan, etenesiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. silinemez. ineffaceably z. silinemez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iki cisim arasındaki ortak yüzey, arayüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ağ gibi örmek, şebeke haline koymak; karıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) ara vermek, aralık bırakmak; (i.) ara, aralık, fasıla .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (bot.) süsengiller familyasıa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yeri doldurulamaz, yenisi tedarik edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tekrarlanamaz, tekrar üzerinden geçilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Denizin içinde birkaç zincirin birbirine karışması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. spermaceti = balina döl suyu). 1. Balinanın başından çıkan beyaz bic yağ. 2. Tasfiye edilmiş yağdan yapılmış, mum. bk. İspermeçet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. cevizgillere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kaytan geçirip bağlamak; dantel ile süslemek; (k.dili) dövmek; renkler ile çizgilemek; korse kaytanını çekerek beli sıkıştırmak; içkiye hafif alkol katmak. lace into yumrukla saldırmak; şiddetle azarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dantel; şerit; kaytan; kordon. lace tree dantel ağacı, (bot.) Logetta lintearia. bobbin lace kopanaki, karo danteli. Brussels lace Brüksel'de yapılan bir çeşit ince dantel, Brüksel danteli. point lace igne ile işlenen dantel, oya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yırtmak, yaralamak; (kalbini) kırmak, (hislerini) incitmek, üzmek. laeera'tion (i.) yutma, yaralama, incitme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şüphesiz, elbette, nâçar. bk. Lâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لاجرم] kuşkusuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Şüphesiz. 2.Besbelli, elbette.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (zool.) kertenkele familyasına ait, kertenkele gibi; (i.) kertenkele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zarkanatlılardan bir böcek, (zool.) Neuroptera.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dantel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لجاجت] inat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., matb. beyaz basma harf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zambak familyasından, zambakgil zambak gibi, zambağa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük hindistancevizi kabuğunun öğütülmesiyle elde edilen güzel kokulu bir baharat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göz yaşartıcı bomba imalinde kullanılan kimyasal bir sıvı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda kullanılan ağır topuz; yetki belirtisi olarak kullanılan tören asası. macebearer i. bu asayı taşıyan görevli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Makedonya. Macedonian i. s. Makedonyalı; Makedonya dili; s. Makedonya ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MACERA) (I. A.) (mâ = bağ, cerâ = «cereyân» dan mazi fiili). Cereyan eden şey, vuku bulan hâl, vak’a, Fars. ser-güzeşt: Benim maceradan haberim yoktu, macerayı olduğu gibi nakletti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloak-and-dagger. adventure. exploit. romance. flirtation. flirt. gallantry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventure. venture. exploit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventure. exploit. quest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ماجرا] cereyan eden. 2.serüven.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serüvenci, macerayı seven, macera arayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissipated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurer. adventure loving. carpetbag government. fortune seeker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissipated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurer. adventure loving. carpetbag government. fortune seeker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurous. hazardous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurous. adventuresome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurous. hazardous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurous. adventuresome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MACERA-PEREST) (i. A. F.). Macerayı seven, maceracı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

errant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurer. errant. gentleman of fortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ماجراپرست] maceracı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ماجراپرستی] maceracılık, maceraperestlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kab bir maddeyi sıvı bir maddede ıslatarak yumuşatmak; zayıflatmak; zayıflayıp erimek macera'tion i. yumuşama; zayıflama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ebegümecigiller familyasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Belçika'nın Mechlin şehrinde yapılan bir çeşit kopanaki, karo danteli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. büyük kafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Uzayın sınırlanmış parçası. Mimarlık mesleğinin konusunu oluşturur. Aynı zamanda mekân, bir mimari ürünün vazgeçilmez tek niteliği, bir mimari ürünü var eden temel koşuldur. Bir mekân oluşturmak için onun mutlaka her yönden kesin engellerle sınırlanması gerekmez. Mekânı oluşturan sınırlama fiziksel olabileceği gibi yalnızca görsel de olabilir. Örneğin ışık, herhangi bir somut engel niteliği taşımadığı hâlde, bir mekanı belirleyebilir. Bir yapıyı üç boyutlu bir kitle olmaktan çıkaran özellik, bir mekâna sahip olmasıdır. Yapı onun sayesinde, en, boy ve yüksekliğin ötesinde, bireyin devingenliğinden kaynaklanan anlık yaşantılarla edinilen bir mekân boyutu kazanır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tehdit; tehdit eden ,sey; f. tehdit etmek, gözdağı vermek. menacingly z. tehdit ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. aşkın merkez, denk merkezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Hintçe: maharaca). Hindistan’da Müslüman olmayan, Hindû dininden yerli hükümdarların büyüklerine verilen ad, Hindû kral: Nepal, Maysûr, Trivankur, Keşmir, Gvalyûr, Codhpûr, Ceypûr, Barûda... mihrâceleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maharaja. maharajah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Sanskritçe.) (Kadın İsmi) - Hindistan’da kral ve prenseslere verilen unvan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. suyu değirmen çarkına nakleden kanal, değirmen deresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.yanlış yere koymak. misplace one's confidence yanlış kim seye güvenmek.misplacement i.yanlış yere koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ay yüzlü, mehlika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücûm»dan) (c. muhâcemât). Her taraftan ve birden hücum etme, üşüşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hicret» ten). Ailece yerleşmek üzere başka ülkeye göçme, hicret, göç: Bu yıl çok muhâceret oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigration. immigration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهاجرت] göç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şecer» den masdar). Dövüşme, kavga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acele» den imef.) (mü. müstâcele). Çabuk yapılması istenen, istîcâl olunan, sıkıştırılan, aceleli: Bu iş müstâceldir, müstâcel bir mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgent. pressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acele ile, çabuk olarak, İşi tâcîl ederek: Bir mektup yazıp müstâcelen gönderdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acele olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vech»den mas.). 1. Yüzleşme, yüz yüze gelme: Mahkemede muvâcehe olundular. 2. Karşı, mukabil, huzur: Umumun muvâcehesinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confrontation. identification parade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مواجهه] karşı, yüzyüze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yüz yüze olarak: Muvâceheten söyledi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uçakta motor yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gerdanlık, kolye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dokuyuculuk, dokumak sanatı, çulhalık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.zeytin renginde olan, zeytuni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık yürekli; tek dilim (sandviç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. birinin yüzüne yıldırıncaya kadar bakmak; karşı durmak, meydan okumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. oksijen ile asetilenin bileşiminden meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پاچه] paça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. adım, hatve; bir a dımda katedilen mesafe; gidiş, yürüyüş; rahvan yürüyüş; yürüyüş sürati. keep pace with ayak uydurmak. put one through his paces bir kimsenin kabiliyetini denemek. set the için pace yarış veya yürüyüşte sürati tayin etmek ,örnek ol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat), Lat. izniyle (karşı fikirde olan bir kimseyi ima ederek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yürümek, gezinmek; rahvan gitmek (at); ağır ve düzenli adımlarla yürümek; adımlayarak ölçmek; belirli bir düzene sokmak; spot koşu süratini tayin etmek. peced s. rahvan yürüyüşlü; adımlayarak ölçülmüş; örnek olan kimsenin yardımı ile yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. örnek alınan kimse; kalbin atış hızını ayarlayan gudde; kalbin atış hızını ayarlayan cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saray; saray gibi bina; muhteşem ev; k.dili lüks eğlence yeri veya galeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika yerlilerinin beyazlara verdiği kabul edilen soluk benizli sıfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. her derde deva .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haşhaş ve gelincik cinsine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kelebeğe benzer; bot. kelebek şeklinde çiçeği olan, kelebeksi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kağıdımsı, kağıt gibi ince.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. huzur, sükun, rahat; barış, hazar, sulh, selâmet; asayiş; sukunet; barış anlaşması; barışma, uzlaşma; iç huzuru. Peace be with you Selâmünaleyküm. peace offering barış ve uzlaşma gayesiyle verilen hediye. peace pipe dostluk ve banş çubuğu (Kızılde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sulh taraftarı, barış sever; sakin. peaceableness i. barışseverlik. peaceably z. sulh ile, sükunetle. Peace Corps Barış Gönüllüleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahat, asude, sakin; mulâyim, yumuşak başlı, uysal. peacefully z. sükunetle, uysallıkla. peacefulness i. sükunet, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arabulucu kimse veya grup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ateşkesten sonra tarafların antlaşma koşullarına uymasını sağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. barıştırıcı kimse, uzlaştırıcı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hazar, barış, sulh dönemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eczacılığa ait; ilâç kullanımına ait. phar- maceutic chemistry farmasotik kimya. pharmaceutically z. eczacılık usullerine göre. pharmaceutics i. eczacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. çamgillere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. büyük filika .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer, mevki, mahal, mekân, mevzi; küçük sokak veya meydan; semt, şehir, kasaba; ev; mat. hane; mevki, memuriyet, görev, vazife. place card davetlilerin sofradaki yerlerini gösteren kart. place in the sun iyi durum. place kick (spor) saha üzerine ko

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. koymak, bir yere koymak, yerleştirmek; bir memuriyete veya işe koymak; vermek, yatırmak (para); atamak, tayin etmek; çıkarmak, tanımak; koşuda ikinci gelmek;( spor) birinci, ikinci veya üçüncü gelmek; derece almak; bırakmak; sınıflandır- mak. place a

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -bos, -boes) hastaya ilâç diye verilen tesirsiz madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koyma, yerleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. meşime, son, plasenta; zool. etene; bot. bitki tohumunu etrafındaki zarfa bağlayan kısım. placental s. plasentaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nehir sularının getirdiği altınla karışık aluvyon. placer mining böyle birikintiden altın ayırma işlemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. derece veya yer alan şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Lat. kabul, tasvip, tensip; olumlu oy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elma püresi veya posası; herhangi bir şeyin ezmesi veya posası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elmaya mahsus, elmadan ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. halk, avam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. önsöz, mukaddeme, başlangıç; f. önsöz ile başlamak; kitabın önsözünü yazmak; önsöz yerine geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yarış, koşu; koşuş, seğirtme; yaşam süresi; akıntı, cereyan; suyun bentten değirmene aktığı oluk veya geçit; bu oluktan hızla akan su; hareket eden bir makina parçası yatağı, yuva; f. koşmak, seğirtmek; yarış etmek; fazla hızlı işlemek (ma- kina)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kök, zencefil kökü, kök zencefil. race ginger kök zencefil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ırk, soy; döl, nesil; familya özel tat, çeşni (şarap). race riot ırk ayrımından meydana gelen catışma. race suicide bir kavmin kendi nüfus sayısını olduğu gibi koruyamaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa cıvadralı yarış şalopası; yarış otomobiline benzer bir ceşit küçük araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koşu meydanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koşu atı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. çiçek salkımı, salkım durumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. salkıma benzer, salkımlar halinde yetişen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koşuculara mahsus yol, koşu yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. değirmen arkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) su kamışı, (bot.) Typha latifolia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar yerine koymak, yerine geçmek; bir şeyin yerine başka şey koymak veya bulmak; iade etmek, ödemek. replacement i. yerine koyma; bir şeyin yerine geçen veya konulan şey; bir başkasının yerine geçen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. Huzur içinde yatsın. Allah rahmet eylesin. (kıs. R.l.P.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir çizginin üstünü tekrar çizmek; izini takip ederek geriye veya kaynağına gitmek. retraceable s. izi takip olunabilir, izlenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gülgillerden; gülsü, gül gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. sakarine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. papaza veya papazlığa ait. sacerdotalism i. papazlık sistemi; bu sistem taraftarlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Semadirek adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabun gibi, sabunlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Suriye ve Arabistan çöl kabilelerinin bir ferdi; Haçlı Seferleri zamanında Müslüman veya Arap kimse; Haçlı Seferi düşmaı. Saracen'ic(al) s. Araplara veya Müslümanlara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haylaz ve yaramaz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. et yağı gibi, yağa ait; yağ salgılayan. sebaceous gland anat. saç köklerinin altında bulunan ve yağ ifraz eden gudde, yağ bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sâde» den Arapça’laşmış olan «sâdec»den). Sadelik: Sedâcet-i mânâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sadelik.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendini geri planda tutma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سماجت] çirkinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük saray, saraycık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Saraycık, küçük saray, konak.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert kıllı; domuz kılı gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) utangaç, mahcup, çekingen. shamefac'edly (z.) mahcup olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayakkabı bağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) – Dinin kandili, dinin verdiği aydınlık, ışık, ışıklandıran, aydınlatan. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Duraklama boşluğunu otomatik olarak 3 saniyeye getirir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sakalsız; güler yüzlü; mürai, ikiyüzlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. teselli, teselli sebebi; f. teselli etmek, kederini hafifletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., k.dili. bir yere, bir yerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Veraset, irsiyet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aralık koymak, fasıla bırakmak; aralıklara bölmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer, alan, meydan; mesafe, aralık, fasıla; müddet; feza, uzay; matb. espas, iki kelime arasını açmak için kullanılan maden parçası; müz. ara; mat. uzam, vusat. space bar (daktiloda) aralık tuşu, espas tuşu, atlama tuşu. space heater A.B.D. soba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer-zaman ilintisi, dört boyutlu sürekli dizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. uzay yoluyle taşınan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) uyuşturucu madde tesirinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. roket alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzay gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ispermeçet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çürümek, kangrenleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dışkılı, pislikli, gübreli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ahlak ve davranış konusunda tutucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. altındaki; alttaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üstte olan, kaplayan, örten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bütün üç boyutlu yerlerinin nokta olduğu ileri sürülen matematiksel uzam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. tebeşir tabakalarının üstünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. yüz, düzey, satıh, dış, zahir, dış taraf, dış görünüş; mat. yüzey; f. bir şeyle kaplamak; dua yapmak; cilâlamak; üstündeki toprağı kaldırıp maden ocağı işletmek; su dibinden yüzeye çıkmak; s. yüzeysel; görünüşteki. surface current düzey ak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. bir sıvının yüz gerilmesini azaltan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin tacı. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., müz. susacak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. suyu değirmen çarkından alıp götüren kanal; ark, azmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iskambil oyununda ayrı renkten yüksek sayılı iki kâğıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) satıhtan yüksek yer, set; bayır üstünde sıra evler veya sokak; İspanyol veya ark evlerine özgü düz ve yassı dam, teras, taraça; (f.) set yapmak, bir bayır boyunca sıra sıra setler yapmak. roof terrace evin çatısı üstündeki taraça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) istiridye veya midye gibi kabuğu olan; (biyol.) kırmızımsı kahverengi. testaceans (i.), (çoğ.) kabuklular.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her çeşit yuruyüşe alışkın (at); her şeye gelir, tam, mükemmel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Trakya. Thracian i., s. Trak; Trakyalı; s. Trakya'ya özgü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sofu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. keten ipliğiyle işlenen bir çeşit dayanıklı dantela.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. iz, eser, nişan: azıcık şey, zerre, az miktar: işaret: kalıntı: ormanda patika: hafif çizgi; f. izlemek: izini araştırıp bulmak; ayrıntıları ile tanımlayarak aslını göstermek: çizmek: dikkatle çizmek veya yazmak: şeffaf kağıt üzerinden kopya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arabanın koşum kayışı; mak. hareket aktarmak için iki parçayı birleştirip işleten çubuk. kick over the traces gemi azıya almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. izleyen şey veya kimse; kopya çıkaran alet; kayıp şeyleri soruşturma belgesi; terzi ruleti; tıb. hastalığın yerini saptamak için vücuda zerkedilen radyoaktif izotop. tracer bullet giderken havada iz bırakan kurşun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oyma taşta yapraksı süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. süngertaşı veya kireçtaşı kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ikiyüzlü; sahtekar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. karaağaçgillere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çok yüksek süratle çalışan santrifüj makinası; f. böyle bir makinanın tesiri altında bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bağlarını çıkarmak; çözmek; gevşetmek; zayıflatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zarif olmayan, inceliksiz; kaba, beceriksiz. ungracefully z. zarafet göstermeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bağını gevşetmek, çözmek, açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. ısırgangillerden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

VAIO World için tanıtım yazılımı.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ingiltere ve iskoçya göllerinde bulunan alabalık cinsinden lezzetli bir balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şarap veya üzüme ait; şaraba benzer; şarap rengindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. menekşe renginde; bot. menekşe familyasından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., müz. canlı, kıvrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. cephe değiştirme, geriye dönme, politika değiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. değirmen dolabının bulunduğu su mecrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. zencefilgillrden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cam, şişe, sırça.

Türkçe Sözlük by