Ade ne demek? | Ade anlamı nedir? | Ade

Ade anlamı nedir?

Ade ne demek?

Ade anlamı nedir?

Ade | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ade

Türkçe Sözlük

(i. A.). Harikulâde, alelâde, fevkalâde, (bk.) Adet.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Oynatma hızını kontrol ederek, bozulmayı engelleyin ve herhangi bir dersi, semineri veya röportajı kolayca yazıya dökün.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب باده رنگ kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) aşındırmak, yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eğitimle ilgili; ilmi; soyut, mücerret, pratiğe dayanmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akademisyen, terbiyeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akademi, yüksek okul: ilim adamları cemiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şövalyelik rütbesi verilirken kucaklama, öpme veya kılıç yüzü ile omuza hafifçe vurma töreni; mükâfat; övme; (müz). rabıta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitter almond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدد] sayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sayı bakımından, sayıca.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عددا] sayıca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adediyye). 1. Adede yani miktar veya rakama, sayıya mensup ve müteallik. 2. Hukuk: Yumurta gibi sayılan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عددی] sayısal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. Adil’den). Adâletli, çok doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yokluk, varlık zıddı: Onun vücudiyle ademi birdir = Varlığı ile yokluğu müsavidir; diyâr-ı adem = Yokluk ülkesi, sahrây-ı adem = Yokluk çölü. 2. Olmama, bulunmama, fıkdan: Adem-i itaat = İtaatsizlik; adem-i iktidar = İktidarsızlık; adem-i iştiha = iştahsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («Ademî» veya «benî Adem» den muhaffef). 1. Hayvân-ı nâtık (konuşan hayvan yani insan), insan, beşer: Bir adam geldi. 2. İnsaniyetli ve mürüvvetli kişi; adam olmayacak. 3. Memur, uşak, hizmetçi, tab’a: Adamlarım burada yok. 4. Birinin yetiştirdiği ve koruduğu, taraftar, gayretkeş: O, filanın adamıdır. Ademoğlu = Mürüvvetli insan, merd. Adem evlâdı = Asîl ve terbiyeli insan. Adam olmak = Terbiye almak, iyi yetişip ilerlemek. Adamakıllı = Makul, makbul, işe yarar (Yanlış olarak eşya hakkında dahi kullanılır). Adam! Adam sende = Bir işi küçümseme mânâsıyle kullanılan tâbirdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonexistence. dead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

want. lack. naught. death. perdition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آدم] ilk insan, Adem Peygamber. 2.insan, adam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم] yokluk, bulunmama, adem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İb.h.i.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. 2.Adam. 3.İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlık. Kur’an’da Hz.Adem’in 25 yerde ismi geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم موفقيت] başarısızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم موازنت] dengesizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم رعایت] uymama..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم توجه] ilgisizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم تأليفيت] uzlaşamama, bir araya gelememe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدم آباد] yokluk ülkesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Adamcağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Adamcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Adamcıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adamcasına, insaniyete yakışır surette.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آدم خوار] yamyam, insan yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Ademiyye, Ademîyân). insana mensup ve müteallik, beşerî, insan, adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [1[آدمی insanoğlu. 2.insanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آدميان] insanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adamca, erkekçe, cesurca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Adamlık, insanlık. 2. Adamlık, nâmuslu adama yakışır hal.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آدميت] insanlık. 2.adamlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan soyu, insanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Adamsız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Aden körfezi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adénite

tıp ak kan yangısı

Lenf düğümleri iltihabı.


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Boyundaki lenf damarlarının şişmesi sonucu meydana gelen iltahaplı şişliğe adenit denir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan, Sarımsak

Hazırlanışı : Öğle ve akşam yemeklerinde yarımşar kuru soğan ile ikişer diş sarımsak yenir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (anat). Ienf bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). lenf bezlerinin şişmesi veya büyümesi, adenoma, genellikle bez dokusu uru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). usta, mahir;(i). mütehassıs, uzman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ehliyet, yetenek, kifayet, yeterlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, ehven, elverişli, kifayetli, yeterli.adequately (z). layıkıyle adequateness (i). yeterlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدس] mercimek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adesat). 1. Mercimek tanesi. 2. Mercimek tanesi gibi ortası kalın ve kenarları ince cam ki gözlük, dürbün ve sairede kullanılır. F. Lentille.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lens. glass. objective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدسه] mercek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adesiye). Mercimek şeklinde olarak dürbün ve gözlük camı gibi ortası tarafından çukur olan: Adesiyyüşşekl — Adese şeklinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aded) (i. A.) (c. Adâd). 1. Sayı, bir topluluğun belirli sayıdan mürekkep olması. Koyunlarının adedini kendisi de bilmez. 2. Rakam, miktar beyan eden kelime veya işaret: Üç, beş, yüz, 7, 20, 18 adedi. 3. Tane, baş, kıt’a: Beş adet kitap, on adet koyun, üç adet gemi. (Matematikde) aded-i tam = Taksimde küsûru kalmayan; ad«d-i sahih = Küsuru olmayan; aded-i Aşârî (ve doğrusu öşrî) her defasında ona taksim olunarak devamlı şekilde taksimine devam olunan sayı ki Fransızlar’ın birimi bu usule dayanır; aded-i kesrî = Yarım ve üçte bir ve beşte üç gibi bir adedin kırıntısı hükmünde olan rakam; aded-i mürekkep = Bir aded-i sahih ile kesr-i Adi veya ondalık kesirden mürekkep olan sayı. 1, 3, 8 ve 4 İ gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Adât) (Arapça terkiplerde: Ade). 1. Alışılmış şey, ülfet, her vakit yapılan: Sabah erken kalkmak Adetidir; bildiğini kimseye göstermemek Adetidir. 2. Resm, deeb, usul, herkes tarafından riayet olunagelen hal: Bu memleketin Adeti budur; Adet-i belde, Adet-i hasene, Adet-i seyyie; Adetullah = Tanrı Adeti; tabiat nizamı. 3. Kadınların ayda bir kere gördükleri hayz, aybaşı: Adet üstünde idi. Harik-i Ade, harikulade = Adetullaha karşı olarak vaki olan hal, mucize ve keramet gibi tabiat üstü vuku bulan hal. Alelade = Adet olduğu yani her vakit vuku bulduğu gibi, Adetâ, bayağı. Fevkalâde = Her vakitkinin üstünde ve haricinde olarak, suret-i mahsusada, ayrıca: Fevkalâde hürmet ve riayet ettiler; fevkalâde bir ziyafet verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. mounthly periods. mounthly courses. numeral. courses. sum. menses. total. custom. tradition. convention. groove. consuetude. the usual thing. routine. habit. praxis. usage. use. wont. fashion. menstruation. period. flow. bleeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custom. item. menstruation. period. rite. ritual. routine. rule. number. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. numeral. unit. figure. one copy. piece / item. groove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادت] alışkanlık, âdet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. doğrusu: Ade). 1. Adet olduğu üzere, her vakitki gibi, alelâde. 2. Bayağı surette, Adi bir suretle: Adetâ bir yemek. 3. Düpedüz: Bu, Adetâ hırsızlık

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. fairly. in fact. so to say. so to speak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. as good as. nearly. a kind of. a sort of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. as usual. so to say. nearly. within an ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادتا] basbayağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as usual. in number. numerically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدتا] âdet olarak, geleneklere göre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Allah nizamı, Allah töresi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın kanunu, ilahi sünnet.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İyilik, yardımseverlik. 2.Ünlü hanım mutasav-vıfe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İlimler, fenler meclisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academy. college.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Akademi tarzında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academic. academical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academical. academic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graduate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Akademizm sözcüğü, bir sanat dalında, her türden yeni atılımı yadsıyarak, değişmez olduğu varsayılan; onaylanmış, standartlaşmış ilke ve kurallara uygun olarak çalışmak anlamında kullanılır. Yeni sanatsal arayışlara karşı çıkan bir tutumu ifade ettiği için, sözcük olumsuz niteliktedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Olağan, bayağı, sıradan, alışılagelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedestrian. ordinary. usual. common. commonplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. usual. matter of fact. matter of-fact. moderate. run of the mill. unexceptional. workaday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العاده] sıradan, bayağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazır, hazırlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. at the disposal of. prepared for. on toast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آماده] hazır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Amâdelik, hazırlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمادگی] hazırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pusu, tuzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Amca oğlu veya kızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. am: Amca F. zâden: Doğmak). Amca oğlu, amca kızı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müzik eşliğinde su revüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (mim). sıra kemerler; kemer altı, üstü kapalı çarşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük bir çeşit mancınık ki, hareket eden tekerlek üzerine konulurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Daha doğrusu asîlzâde) (i. F.) (c. asılzâdegân). Soylu, asîl, nesîb, necîb. («ZAde-gân» tâbiri bunun cem’inden galat olsa gerektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nobleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knight. noble. nobleman. peer. noblewoman soylu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noble. nobleman. aristocrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Peer. hidalgo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اصيل زاده] soylu çocuğu, asilzade.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peerage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(Fr). sabah şarkısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Her kayıttan kurtulmuş, serbest, hür. 2. Uzak, Arî, sâlim: Ben, öyle şeylerden Azâdeyim. Azâde-dil = Gönlü bir şeye bağlı olmayan. Azâde-ser = Başında gaile olmayan, serbest, başı bağlı bulunmıyan (c. F. Azâde-gân).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

innocent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزاده] özgür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Azad).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. Azâde). Kayıtsız, serbest ve hür olan kimseler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Başı dinç, gönlü hoş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A). Hayattan kurtulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Başında gailesi olmayan, rahat, gailesiz, başı dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Azâde» den). Her kayıttan uzak oluş, serbestlik, kayıtsız ve tasasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hürriyetini geri vermek. 2. Serbest bırakmak, salıvermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap, hamr, mey, sahbâ. Bâde-perest = Şaraba tapar, işrete pek düşkün. Bîde-nOş — Şarap içen. Bâde-nû? olmak = Şarap içmek: Falanın namına, sıhhatine bâde-nûş oldular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of the past tense of Bid. a Chadic language spoken in northern Nigeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Chadic language spoken in northern Nigeria. cremation tower. told; ordered; requested; directed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده] içki. 2.şarap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). bid

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Şarap, içki. İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap satan, meyhâneci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap içen. (bk.) BAde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şaraba tapan, şaraba pek düşkün, (bk.) BAde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده فروش] meyhaneci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده خوار] içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden «ondan sonra» mânâsında kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده کش] şarap içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «bâdâm» dan. Asıl Türkistan’da badem yetişmediğinden ve Ahenge de uymadığından, Türkçe asıllı addolunamaz). İçi ve pek taze iken kabuğu dahi yenen ve yağı çıkarılan maruf meyve ki, başlıca üç çeşit olup kolay kırılanına diş yahut sakız, sertine taş bademi ve acıca olup kurabiyesi ve sabunu yapılan cinsine de acıbadem denir. Badem gibi uzunlamasına: Badem göz, tırnak. Bademağacı = Bu meyveyi veren ağaç ki mutedil iklimlerin ağaçlarındandır. Badem ezmesi = Ezilmiş bademli şekerleme. Bademiçi = Bu meyvenin içi. Badem parmak = Başparmak. Badem helvası = Bademle yapılmış helva. Badem sübyesi — Soyulup ezilmiş bademin suyu ki süt gibi olup şerbet yerine içilir. Badem kürk Badem = Tilki paçası. Bademyağı = Bademden çıkarılan yağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(prunus amygdalus): Gülgillerden bir çeşit ağacın yemişidir. Meyvesi ancak çağla halindeyken yenir. Olgunlaştıktan sonra, sert kabukla kaplı olan içi yenir. Hekimlikte kullanılan kısmı da burasıdır. Başlıca 2 çeşidi vardır. - Acıbadem - Tatlıbadem Kullanıldığı yerler: Badem, bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin zayıf düşmemesini sağlar. Sütle içilirse mideyi kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Nekahat devresini kısaltır. Böbrek mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. Bronşit, boğaz ağrısı, anjin, boğaz yanması ve akciğer hastalıklarında faydalıdır. Bademyağı kabızlığı giderir. Egzama ve kaşıntıların verdiği rahatsızlıkları azaltır. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Kulak ağrılarını dindirir. Yumurtayla karıştırılıp da, basur memelerine sürülecek olursa, ağrı ve yanmaları giderir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç. 2.Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marzipan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marzipan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almond oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). «Bundan sonra, bundan böyle» mânâsında kullanılan eski kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

henceforth. after this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Boğazın iki tarafında, badem biçimindeki bezler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tonsillar. tonsil. palatine tonsil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tonsil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tonsil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bademciklerin iltihaplanmasına tıp dilinde tonsilit denir. Bademcikler şiş, kırmızı ve yeşilimtrak beyaz renkte cerahatlı görünümdedir. Yutkunma sırasında ağrı yapar. Hastada kırıklık, baş ağrısı ve vücut ağrıları vardır. Hastalık birdenbire üşütme ve ateş ile başlar. Gereği gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabı, böbrek iltihabı, romatizma ve kalp hastalıklarına neden olabilir. Aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tentürdiyot, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 5 damla tentürdiyot katılır, karıştırılır. Gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quinsy. tonsilllitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amygdaline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badem ağaçlan bulunan yer, badem ağacı koruluğu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده نوش] içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Halatın aşınacak yerine sarılan bez, halat sargısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üç bentten ve bir de ağırlama mısraından meydana gelen bir nazım şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).. korkuluk, parmaklık, tırabzan parmaklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangla desh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangladesh. bangladeshi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bangladesh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Bangladesh) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da Bengal koyuna kıyısı olan Birmanya ve Hindistan arasında yer alan bir ülkedir.

Coğrafi konumu: 24 00 Kuzey enlemi 90 00 Doğu boylamı.

Harita konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 144000 km².

Kara: 133910 km².

Su: 10090 km².

Sınırları: toplam: 4246 km.

Sınır komşuları: Birmanya 193 kilometre Hindistan 4053 kilometre.

Sahil şeridi: 580 km.

İklimi: Tropikal iklim Ekim - Mart ayları arasında süren kışlar hafif Mart - Haziran ayları arasında yazlar sıcak ve rutubetli geçer Haziran - Ekim ayları arasında sıcak musonlar ortaya çıkar.

Arazi yapısı: Çoğunlukla yatık alüvyonlu ovalardan ve güneydoğuda tepeliklerden oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Keokradong 1230 m.

Doğal kaynaklar: Doğal gaz işlenebilir toprak arazi kereste kömür.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %55.39.

Sürekli ekinler: %3.08.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %15.

Diğer: %21.53 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 47250 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık kasırgalar ülke geneli yaz muson yağmurları sırasında su baskınları ile karşı karşıya kalır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 147365352 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %32.9 (erkek 24957997; kadın 23533894).

15-64 yaş: %63.6 (erkek 47862774; kadın 45917674).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 2731578; kadın 2361435) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.68 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.06 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.04 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.16 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 60.83 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 62.46 yıl.

Erkek: 62.47 yıl.

Kadın: 62.45 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.11 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2001 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 13000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 650 (2001 verileri).

Ulus: Bangladeşli.

Nüfusun etnik dağılımı: Bengalli %98 Kabile grupları Bengalli olmayan Müslümanlar (1998).

Dinler: Müslüman %83 Hindu %16 diğer %1 (1998).

Dil: Bengalce (resmi) İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %43.1.

Erkek: %53.9.

Kadın: %31.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bangladeş Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Bangladeş.

Eski adı: Doğu Pakistan.

ingilizce: Bangladesh.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Dakka.

İdari bölmeler: 6 belediye; Barisal Chittagong Dhaka Khulna Rajshahi Sylhet.

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1971 (Batı Pakistan›dan ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü 26 Mart (1971).

Anayasa: 4 Kasım 1972 16 Aralık 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir 24 Mart 1982 darbesinde bir süre askıya alınmış 10 Kasım 1986 tarihinde yeniden d


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bangladeş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangladeshi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bangladeshi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). barikat, siper; mânia, engel; (f). siper yapmak; barikatla önünü kesip müdafaa etmek. barricader (i). barikat yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Ölümden sonra dirilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ahmahlık, kalın kafalılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلادت] dangalaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Belgrad, Yugoslavya'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köle çocuğu, mec. Çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevâzı muâmelede bulunan (konuşmada nezaketen kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده زاده] köle çocuğu. 2.benim çocuğum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Adem oğullan, insanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنی آدم] insanlar, Adem oğulları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berd» den imüb.). Su, şerbet vesaireyi soğutmaya mahsus kap, karlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bey oğlu, babası reis veya Amir olan. 2. Soylu, asîl, necîb, kişizâde. 3. Osmanlı prensesleri olan sultanların oğlu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Beyoğlu. 2.Soylu kimse. - Farsça’dan birleşik isim olarak Türkçeleştirilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Soyluluk, asâlet, necâbet, kişizadelik. mec. Müsriflik, düşüncesizce hareket, hoppalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika elması denilen ağacın başka bir adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika elması denilen ağacın başka bir adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefiting of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالاستفاده] yararlanarak, istifade ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek kardeş, ahi. mec. Dost, muhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother. buddy. mate. man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother. old fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برادر] erkek kardeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kardeş çocuğu, yeğen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kardeşçe, kardeşliğe mensup ve müteallik: Birâderâne muamele = Kardeşçe muamele: Birâderâne görüşüyoruz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Faydalanmak suretiyle.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bıçak ağzı; kılıç; ince uzun yaprak; kalemtıraşın ağzı; kürek palası; delikanlı; pervane kanadı. blade bone kürek kemidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den., ask. muhasara, denizden kuşatma, abluka; f. denizden abluka etmek, kuşatmak; etrafını çevirmek. blockader i. abluka eden düşman gemisi. run the blockade ablukayı yarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tugay, liva; ekip, yangın için organize edilmiş bir grup insan; f. bir araya getirmek, gruplar meydana getirmek; alayları tugaylara göre tanzim etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. genişlemek, genişletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. brokar, bir yüzü kabartmalı kumaş; f. desenli olarak dokumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, F.). Asilzade.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزرگ زاده] seçkin kişinin çocuğu, asilzade, kişizade.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). annesi tarafından terkedilmiş ve elde büyütülmüş (hayvan yavrusu).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yabani ardıç, katran ardıcı, (bot). Juniperus oxycedrus. oil of cade bu ağaçtan çıkarılan ve cilt hastalıklarının tedavisinde kulanılan bir yağ, ardıç yağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ritim, ahenk; sesin yavaşlaması; (müz). perdenin derece derece inmesi, nagmenin sonu, kadans. cadenced (s). derece derece inen; ahenkli, ritmik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). bir solo kısmın sonunda sesin gösterişli bir şekilde yükselmesi, kadenz, durgu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çadır. 2. Kadınların başlarına büründükleri örtü, çarşaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چادر] çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چادرنشين] göçebe, çadırda yaşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). harp okulu talebesi; küçük erkek kardeş veya oğul; en küçük erkek çocuk. cadet corps harp okulu taburu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çâker = kul, zade = doğmuş). Kul ve bendenin yani konuşanın evlâdı: Çâker-zâdenizi takdim ediyorum (eskiden nezaket ve tevazu makamında kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). top ateşi, bombardıman; (f). topa tutmak; bombardıman etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden gemilerde kullanılan bir çeşit kısa ve hafif gülle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şelale çağlayan; gorünüşü çağlayanı andıran havai fişek; çağlayan şeklinde dökülen herhangi bir şey; (elek). kademeli dizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süvari alayı; süvarilerin veya atlı arabalann geçit töreni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yiğitlik, bahadırlık, metanet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلادت] yiğitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Gözüpeklik. 2.Yiğitlik. 3.Kahramanlık.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüz dereceye bölünmüş; santigrat termometreye ait. centigrade thermometer santigrat termometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (tek). sessiz sinema oyunu, pandomimle bir kimsenin diğerlerine bir kelime ve ismi anlatmaya çalıştığı salon oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). spor karşılaşmalarında tezahürat yapan grubun lideri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kuzey Amerika'ya mahsus bir cins baştankara. (zool). Parus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hisar, kale; harp gemisinde zırhlı bölme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça lûgatlarda bulunmayıp bunun yerine «cevdet» kullanıldığından uydurma olsa gerektir), iyilik, güzellik, temizlik: Ciyâdet-i havâ = Havanın iyiliği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şapkaya takılan rozet veya düğme, kokart.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). genellikle üstü kapalı sütunlar sırası, sıra sütunlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arkadaş, yoldaş. comradeship (i). arkadaşlık.--*

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (jeol). yıpranmak aşınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). haçlı seferi; din uğruna yapılan savaş, cihat; kampanya, hararetli mücadele; (f). bu gibi bir mücadeleye katılmak, the Crusades Haçlı Seferleri. crusader (i). Haçlı Seferlerine katılan asker; bir reform veya başka davanın hararetli taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ısmarlama yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). Siklat Adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karâr-dâde = Kararlaştırılmış, mukarrer, kararı verilmiş (bu terkip isim gibi kullanılıp bir müzayede vesaire hakkında «karârdâdesi verildi» denirse açık galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek üvey kardeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karındaş, erkek kardeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (erkek) kardeşçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالولاده] doğumevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Dayı oğlu veya kızı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kuvvetini kırmak hafifletmek, boğmak uyuşturmak (ağrı) kesmek (ses, ağrı); tatsızlaştırmak; parlaklığını gidermek, donuklaştırmak; ses geçmesini önlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keskin nişancı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). boğata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). on sene, on senelik müddet, onlu grup veya takım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zeval, batma, çökme, çöküş, yıkılış, inkıraz, inhitat. decadent (s). inkıraz bulmuş, zeval bulmuş, batmış, çökmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (ask). havale siperi yapmak; (i). havale siperi yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alçaltmak, rezil etmek; rütbesini indirmek; derece itibariyle alçalmak, bozulmak. degrading (s). alçaltıcı, haysiyet kırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دمادم] her an.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F.). Her an.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marine infantry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Saâdet kapısı. mec. İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [در سعادت] İstanbul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Mekke şerifine verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). taç, ufak taç; hüküm darlık alameti olarak başa bağlanan kumaş parçası; hükümdarlık; (f). taç giydirmek. diademed (s). taçlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, dâden = vermek). 1. Gönül vermiş, Aşık. 2. Eskiden Aşık tulumbacıların hususî şekilde başlarına bağladıkları boyalı mendil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل داده] gönlünü vermiş, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Diş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aksine ikna etmek, caydırmak, vazgeçirmek. dissuasion (i). vazgeçirme, caydırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Bu işlev, kademesini değiştirmeden konuşma dosyanızın çalma hızını kontrol etmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korku yaratan, ürkütücü, korkunç; haşmetli, heybetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. bir siper veya asker saffı boyunca ateş; f. bu şekilde ateş etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.f.i.) (Erkek İsmi) - Yiğit oğlu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) merdiven dayayarak duvar aşma, müstahkem bir yere merdivenleçıkıp hücum etme; (f.) merdivenle çıkıp hücum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yaramazlık, haylazlık; sergüzeşt, macera.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) meydan, deniz kenarında piyasa yapılan yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kaçınmak, sakınmak, kaçamaklı yol aramak, paçayı kurtarmak, yakayı sıyırmak. evade a Iaw kaçamak yolu ile bir kanundan kurtulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özellikle Florida' da bataklık. the Everglades Güney Florida'daki geniş bataklık saha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).,(i). solmak, rengi atmak, kurumak,zayıflamak, soldurmak, kuvvetten düşürmek. fade away, fade out sönmek, zail olmak,geçmek; (radyo, televizyon) tedricen değişmek fade in tedricen duyulmak veya görünmek (sinema, radyo, televizyon). fade out tedricen g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sahneler arasında profesyonel geçişler sağlamak için kullanılan ve yedi mod arasından birini seçmenize olanak tanıyan özellik.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). övünme, atma, farfaralık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir binanın yüzü, cephe, dış görünüş, yalancı görünüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tek tek, teker teker: Ferâde, feride selâm ederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrıca, istisnâİ olarak, normalden fazla, çok, pek çok, olağanüstü. (bk.) Fevk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. marvellous. marvelous. remarkable. exceptional. wondrous. out of this world. exceptionally. supremely. fantastically. par excellence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. marvellous. exceptional. remarkable. wonderful. great. very good. unusually. extraordinarily. exceedingly. excellent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional. excellent. superb. extraordinary. unusual. above. out of the cap. dreamy. fantastic. far out. golden. grand. great. paramount. phenomenal. remarkable. shining. surpassing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوق العاده] olağanüstü, olağan dışı, alışılmışın ötesinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinariness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

singularity. being extraordinary or exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. firistâde-gân). 1. Gönderilmiş, Ar. mersûl, mürsel. 2. Elçi, hususî görevli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرستاده] elçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forbid.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. fürû = aşağı, nihâde = konmuş). Çıkarılmış, Osm. tarh ve tenzîl olunmuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f yaylım ateşi; f yay Iım ateşi açmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. fütâde-gân, üftâde-gân). Düşmüş, düşkün, mübtelâ. mec. Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. fütâde). Düşmüşler, düşkünler, bîçareler, tutkunlar, Aşıklar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فتاده] düşkün. 2.düşmüş. 3.aşık. 4.tutkun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. övünme; f.övünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. orman içindeki açıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kayma; buzlu dağ eteğinde kayma; dans ederken bir yana kayılarak yapılan figür; f. kaymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) derece, mertebe, tabaka; cins; sınıf; meyil (yol); A.B.D. okul sınıfı; not (ders, imtihan); A.B.D. rütbe; f sınıflandırmak, tasnif etmek, derecelere ayırmak; tonları tanzim etmek; aynı seviyeye getirmek, tesviye etmek (yol); yolu kazıyarak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) el kumbarası, el bombası; yangın söndürmeye mahsus ecza dolu cam kap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گشاده رو] güleç, güleryüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (jeol.), damarın dik vaziyetten ayrılma açısı; (f.) bu suretle eğrilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hadebe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدب] kamburluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi botanik). Kambur, yumru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi botanik). Kamburluk, yumruluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Gözbebeği, gözün karası, Ar. ayn, Fars. merdümek-i çeşm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (mü. hadekıyye). Gözbebeğine veya karasına ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) HAdim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدم] hizmetçiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâdim) (hadem ve hüddâm gibi). Bir resmî dairenin ayak işlerini gören adamlar ki, odacı ve kapıcı kabilinden olup kendilerine mahsus kıyafetleri de vardır: Vilâyet hademesi (halk dilinde müfret mânâda kullanılır). Hademe-i hâssa, hademe-i şâhâne = Tanzimat’ tan sonra saray askerinin bazı sınıfları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caretaker. janitor. servant. porter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who does cleaning and runs errands (in a school or goverment office. bulldog. commissionnaire. office boy. ward orderly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدمه] hizmetçiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدنگ] ok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Bir uzvun uyuşması: Hader-il-benân = Parmak uçlarının uyuşması. Hader-i umumi = Bütün vücutta görülen uyuşma hâli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدر] uyuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yeni çıkan, yeni şey. 2. Cümle parçalarından fiilin beyan ettiği hal ki, olma veya yapma gibi bir mânâdan ibarettir: Hades beyan eder bir kelime. 3. (fıkıh) Abdest ve guslün yenilenmesini icab ettiren hal ve veka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدس] sezi, tahmin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mit.), öIüler diyarının tanrısı Pluton'un diğer bir adı; ölülerin ruhlarının bulunduğu yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hemşirezâde, kız kardeş çocuğundan yeğen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواهرزاده] yeğen, kızkardeşin çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Hala oğlu veya kızı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hammad).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) elişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hükümdar çocuğu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. harâm, Fars. zâde = doğmuş). Piç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرام زاده] piç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) makul düşünen, hislerine mağlup olmayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eşi görülmemiş, şaşılacak, (bk.) HArik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. stupendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارق العاده] olağanüstü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arp. harp. harp çalmak. israrla belırtmek. durmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. staff college.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasudluk, hasedcilik, çekememek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسادت] kıskançlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Kaderden, kader icabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by chance. accidentally tesadüfen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسب القدر] kaderden ileri gelen, kadere bak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

struggle for life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başlıkçı, başlık koyucu; cıvata başı yapan makina; (bahç.) biçerdöğer maki nası; bir ucu duvarın dışında kalacak şekilde örülmüş tuğla. take a header baş aşağı düşmek veya dalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. helâl, Fars. zâden = doğmak). Helâl doğmuş, meşru ve nikâhlı ana, babadan dünyaya gelmiş, zinâ çocuğu olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ حلال زاده] helal süt emmiş. 2.evli anne babanın çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (c. hem-kademân). Ayakdaş, arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş oğlu veya kızı olan yeğen. Kız kardeşten yeğen: Benim hemşîre-zâdemdir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüksek kaliteli, üstün vasıflı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Peygamber’in hırkası. İstanbul’da Hz. Muhammed’e ait iki hırka vardır. Biri Yavuz Sultan Selim tarafından getirilmiştir. Topkapı Sarayı müzesindeki Hırka-i Saâdet Dairesi’ndedir. Diğeri Hırka-i Şerîf diye anılır; Şükrullah Efendi adında bir zat tarafından İstanbul’a getirilmiştir. Aynı adla anılan camide muhafaza edilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. evde yapılmış, dışarıdan alınmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ayağı uğurlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(İADE) (i. A. «avd.den). 1. Geri çevirme, geri döndürme: Hediyesini iade etti. Gönderdiğim adamı iade ediniz. 2. Tekrar etme, yenileme, red: lâde-i muhakeme. Sözünüzü size iade ederim. 3. Eski hâline getirme, kaybolan bir şeyi yerine getirme: iâde-i Afiyyet, iâde-i servet. 4. Mukabele etme, karşılık yapma: lâde-i ziyaret etmek (Aralarındaki fark için bk. İrcâ).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

return. return. giving back. restoration. rebate. rendering. retrocession. surrender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restitution. restoration. return. refusal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giving back. return. rejection. refusal. restoration. restitution. refunding. extradition. sending back. remmittance. reimbursement. remand. drawback. refundment. retrocession. subsidiary coins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعاده] geri verme, geri gönderme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri verilmek, geri gönderilmek,

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri vermek, geri göndermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sağlığına kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

itibarı geri verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ziyarete karşılık vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gönderilenden gönderene iletilmek üzere imzayla alınan taahhütlü mektup mânâsındaki iadeli taahhütlü mektup deyiminde geçer, ladesi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reply paid. reply-paid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reply-paid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reply paid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعادة] geri verilmek üzere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ibâdât). 1. Kulluk, Fars. bendegi. 2. Tapma, tapınma, kulluk etme, namaz: Cenâb-ı Hakk’a ibâdet etmek, ateşe ibâdet edenler. 3. Zâhidlik, sofuluk, Ar. tâat, takvâ: Gece, gündüz ibâdetle meşguldür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer. prayers. divine service. worship. service. devotions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

service. worship. religious service. prayers. piety. act of worship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worship. act of worship. cult. devotion. religious exercises. service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبادت] klluk, tapınma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to worship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kulluk etmek, tapınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ibâdet = tapınma, Fars. gâh = yer). İbâdet yeri, mâbed, ibâdethane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عبادتگاه] ibadet yeri, mabet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İBADET-HANE ) (i. F„ Ar. ibâdet = tapınma, Fars. hâne = ev). Cenâb-ı Hakk’a veya mâbud olduğuna inanılan bir ilâha ibâdet etmeye ve tapınmaya mahsus bina, mâbed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temple. house of God. place of worship tapınak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عبادت خانه] ibadet edilecek yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. matematik). Yükseklik Aletlerin derecelerini gösteren hareket eden kol, Osm. mastara, irtifâ gönyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İFADE) (i. A. «feyd» den masdar) (c. ifâdât). 1. Anlatma, söyleme, beyan, takrir: Hâlimi ifade ettim. Ifâde-i şifâhiyye = Ağızdan anlatış. İfâde-i tahririyye = Yazı ile anlatış. 3. Ders verme, tedris, ders takriri, talebeyi dersinden faydalandırma: Telif ve ifade ile meşgul olurdu. (hukuk) İfade almak, zaptetmek: Davaya ait olan bir madde hakkında birini söyletip söylediğini yazmak. İfâde-i cebriyye (matematik) = Cebir işaretleri ile maksadı anlatma. İfâde-i merâm = Kitabın başına yazılan ve yazış sebebini anlatan sözler, ön söz, Ar. mukaddime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. statement. declaration. voice. deposition. evidence. denotation. enunciation. import. locution. phrase. proposition. recital. recital of fact. signification. term. utterance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affirmation. evidence. expression. sign. statement. strain. testimony. utterance. look. deposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. statement. way of expressing one's thoughts. facial expression. deposition. clincher. declaration. diction. exposition. statement of fact. look. misdescription. recital. representation. strain. utterance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افاده] söylem, anlatım, dile getirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlatılmak, belirtilmek, dile getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convey. couch. express. frame. put. reflect. register. signify. state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to declare. to express. to mean. to state. connote. convey. couch. denote. imply. import. infer. predicate. represent. signify. speak. spell. tell. vent. voice. write.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlatmak, belirtmek, dile getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth carry a meaning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Dinin direği. Daha çok unvan olarak kullanılır. -Türk dil kuralı açısından «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kifayetsiz, yetersiz, liyakatsiz, elvermez, eksik, nakıs. inadequacy, inadequateness i. yetersizlik. inadequately z. kifayetsiz olarak, yetersiz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evet doğrudur. Hatta bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz.

Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 bin yıl kadar önce Orta Asya’da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol kenarlarında, kıraç yerlerde yetişen yabani havuçtur.

İlk havuçların renkleri turuncu değildi. Beyaz, pembe ve sarı idiler. Turuncu veya kırmızımsı havuçlar 1600’lü yıllarda Hollandalılar tarafından geliştirilmişlerdir. Günümüzde tüketilen havuçların hemen hemen tümü Hollanda kökenlidir. Beyaz ve sarı renkteki havuçlar yem olarak kullanılırlar.

Çok besleyicidir. Çiğ veya pişmiş olarak yenilebilir, içinde yüzde dokuz karbon hidrat ve karoten denilen boya maddesi bulunur. Bu boya maddesi, rengi sarı ve turuncu olan bütün meyve ve sebzelerde bulunur. Bunlar yenildiğinde vücudumuz, karoteni A-vitaminine çevirir. Bir adet havuç vücudumuzun günlük A-vitamini ihtiyacının yüzde 220’sini karşılar.

A pro-vitamini şeklinde havuçta bol miktarda bulunan karoten, sağlıklı büyümeye, derimizi ve saçlarımızı canlı tutmaya yarar, enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır, ayrıca geceleyin iyi görmeye yaradığı da ileri sürülüyor. Kandaki hemoglobin miktarını arttırarak kanın tazelenmesini sağlar. Kaynatılarak içilen suyu ishale iyi gelir. Karoten sadece havuçta değil kavunda ve balkabağında da vardır.

Havuç çok miktarda yenildiğinde cildi turuncu renge çeviren de bu karoten denilen turuncu renkli boya maddeleri, yani pigmentlerdir. Aslında normal olarak yenildiğinde bir tesiri olmayan karoten çok miktarda yenilen havuç vasıtası ile aşırı alındığında cildin rengini de değiştirir ama bu geçicidir. Ancak ısrarla aşırı havuç yenilmesine devam edilirse ciddi sonuçları görülebilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bu konuda daha güncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda beş ana duyu var: Dokunma, görme, koklama, tat alma ve işitme. Yemeğe gidilen bir restoranda şarap ısmarlanırsa, garson şarabı getirdikten sonra bardağa bir parmak koyar ve kontrol etmesi için doğrudan erkeğe uzatır. Hiç bir kadının da itiraz etmediği bu durum gerçekten anlaşılmazdır. Çünkü dünyadaki aroma ve tat alma uzmanlarının çoğu kadındır.

Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soğuk temasıyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havalı bir şekilde göz hizasına kadar kaldırılıp şarabın rengine bakılır. Görme duyusu kontrolünden sonra kadeh burun hizasından bir sağa bir sola gezdirilerek koklanır.

Minik bir yudum alarak tadını da algıladınız. Zaten şaraptan pek anlamıyorsunuz. Garsonun da mantarını açtığı şarabı kendisi içmezse başka birine verecek hali yok. Mecburen ‘mükemmel’ diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldı, işitme duyusu. İşte o duyuyu da kadehleri tokuşturup, ‘çınnn’ sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz.

Hikaye gerçekten romantik ama işin aslı biraz değişik. Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. Ev sahibi içkisinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir miktarını kendi bardağına dökmesine müsaade ederdi. Her iki kişi de içkilerini aynı anda içerek birbirlerine olan güvenlerini gösterirlerdi.

Misafir ev sahibine olan güveninin çok fazla olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana geldiğinde, kendi içkisinden onun bardağına bir şey dökmez, bardağını yavaşça onun bardağına vururdu. Duyulan ‘çın’ sesi gerçek bir güvenin ifadesi idi.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yavaş yavaş birbirine karışmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) saldırmak; tecavüz etmek, hücum etmek; istila etmek; ihlâl etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. irâdât). 1. İsteme, dileme, meram etme, Fars. hâhîş. 2. Bir büyük kimsenin emri, hüküm, ferman: Nasıl irade buyurursanız öyle yapalım. Iride-i İlâhiyye = Allah’ın emrj. İrâde-i cüz’iyye = Allah tarafından insanlara verilmiş olan akıl ve irade, Mukabili: Irâde-i külliyye ki, Allah’ın elindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

will. willpower. spine. volition. fiat. freedom. self-control.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volition. will. willpower. desire. command. decree. edict buyruk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decree. will. desire. command. willpower. behest. decision. edict. enactment. freedom. pleasure. will power. volition. writ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اراده] istek. 2.buyruk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) irade, ferman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İstem. 2.Emir. 3.(bkz.İstem).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration of intention. expression of one's will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Zihin faaliyetini iradeye bağlı gören doktrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji), iradenin kontrolünde olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İrade sahibi. 2. İsteyerek yapılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong willed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong-willed. resolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong-willed. resolute. forceful. volitional. voluntary. moral action. strong minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İradesi olmayan. 2. Yapılması isteyerek olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. irresolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. irresolute. involuntary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness of mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «irâde» ile bir olduğu halde dilimizde kullanma yeri ayrıdır). Kalbte hissolunan istek, rıza arzu: İnsan irâdetinde hürdür. Kendi irâdetiyle = Gönül isteğiyle, bilip isteyerek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارادت] isteme, istek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.İsad).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basing on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Durmuş, oturmuş, Ar. kaim: Istlde-i mevkî-i tâzîm = Saygı yerinde durmuş (asker).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fâide» den masdar) (c. istifâdât). 1. Faydalanma, kazanma, kâr etme: Bu çalışmadan bir istifadeniz var mıdır? 2. Mânen faydalanma, bir şey öğrenme, bilgisini genişletme: Bu adamın sohbetinden istifade olunur; istifade olunacak bir kitaptır. Bundan ne istifade olunur: Ne kazanılır, ne çıkar, ne hâsıl olur?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit. benefit. advantage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profiting. benefiting. profit. gain. benefit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استفاده بخش] yararlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kârlı, kazançlı: İstifadeli bir iştir. 2. Faydalı, bilgi veren: istifadeli bir kitaptır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dayanarak, güvenerek, itimâtla: Filânın himâyesine istinâden buna cür’et ediyor; affınıza istinaden. 2. .Senet ve delil sayarak: Nâbî’nin bir beytine istinâden bu kelimenin yerinde kullanıldığını iddia ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

referring to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on. relying on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on. supported by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استنادا] dayanarak. 2.güvenerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstişhâd süreliyle, şâhit getirerek, şâhit göstererek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استطرادا] sırası gelmişken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ziyâde olmasını isteme veya ziyade olması istenilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Güvenerek, dayanarak, istinat ve emniyet ederek, inanarak: Sizin sözünüze İtimâden bu işe teşebbüs ettim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتمادا] güvenerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ziyaret, hatır sorma, gidip görme, vizite: Hastayı iyâdet etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عيادت] hasta ziyareti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.9 elinden her iş gelen kimse, becerikli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeşim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) yaşlı ve işe yaramaz beygir, yılkı atı; cadı karı, şirret kadın; fahişe; (f.) ağır bir işe koşarak takatini kesmek, çok yormak jaded s çok yorgun, bitkin; isteksiz, zevksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekdâh). 1. Bardak, kâse; su, şarap vesaire içmeye mahsus her çeşit kab, Fars. câm, piyâle: Bir kadeh su, bir kadeh şarap. Idâre-i ekdâh etmek = İçki içmek, işret eylemek. 2. Rakı ve konyak gibi içki içmeye mahsus billûr, cam vesaireden küçük bardak: Rakı kadehi; kadeh takımı. 3. (botanik) Çiçeklerin çanağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass. goblet. bowl. chalice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chalice. goblet. glass. cup. wineglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass. tumbler. goblet. wine glass. cup. pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قدح] bardak. 2.içki kadehi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kadeh kıran. mec. Sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Küçük kadeh, küçük peymâne. 2. (botanik) Çiçek çanağı-

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Meşelerde, meyveyi ortasına kadar içine alan küçük kadeh şeklindeki kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. akdâm). 1. Ayak Fars. pâ Kadem basmak, vaz’-ı kadem etmek = Ayak basmak. 2. Adım, hatve: Kadem atmak. 3. 32 santimlik mesafe ölçüsü: Yirmi kadem boyu vardır. İngiliz kademi = Metrenin üçte biri. 4. Uğur, meymenet, yemin: Kadem getirmek = Uğurlu olmak; kadem getirdiniz. Kadembûsî = Eskiden ayak öpme merasimi. Sâbit-kadem — Ayak direyen. Hoş-kadem= Uğurlu, kademli. Kadem-rân = Adım atan, yürüyen, ilerleyen. Kadem-rence = Zahmet, tenezzül: Fakirhaneye kadem-rence buyurulursa. Kadem-keş = Ayağını çeken, içtinap eden, çekilip bir daha yanaşmayan: Bizimki içkiden kadem-keş oldu. Kadem-nihâde — Ayak basmış, gelmiş, mec. doğmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قدم] adım. 2.ayak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Ayak. 2.Adım. 3.Yarım arşın uzunluğunda bir ölçek. 4 Uğur. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ayak öpen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ayak öpme (töreni).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ayak çeken, gitmek istemeyen, yanaşmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ayak basıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ayak basmış, gelmiş, vâsıl olmuş, doğmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Basamak, merdiven ayağı, derece: Kademe kademe yükselmek; bahçeyi kademe kademe yükseltmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

step. grade. stage. bracket. echelon. remove. stair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree. scale. step. rank. grade. stair. rung basamak. echelon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

step. degree. echelon. tier. gradin. rung of a ladder. functional grade. stair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قدمه] basamak. 2.derece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in steps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in stages. gradual. differential. progressive. fractional. cascade. in echelon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graded. in steps. in echelons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by or in echelons. stopped. gradual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kademiyye) (anatomi). Ayağa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ayakbastı parası. 2. (hukuk) Hükümet emrini tebliğ eden memura eskiden ödenen vergi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uğurlu, meymenetli, mes’ut, mübarek: Dünyaya gelen çocuk uğurlu kademli olsun!

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.İlerleyen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(halk ağzında: KUDÜMSÜZ) (i.). Uğursuz, meymenetsiz, Ar. meş’Üm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uğursuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bütün mahlukların, Allah nezdinde tesbit edilmiş olan hallerinin cereyan şekli: Kaderde bu da varmış; kader böyleymiş; kaderde ne varsa o olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatal. destiny. fate. providence. doom. predestination. dispensation. fatality. fortune. karma. lot. moira. foreordination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destiny. fate. predestination. fortune. predestination alınyazısı. yazgı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destiny. fatality. fate. eternal preordinance. chance. doom. fortune. karma. lot. lottery. portion. predestination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cadre , pool , squad , cadres.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدر] ilahî takdir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İman esaslarından, Allah’ın bütün yaratıklar için hüküm ve irade ettiği hallerin oluş şekli, alın yazısı, takdir. 2.Talih, baht. 3.Kötü talih. 4.Güç kuvvet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatalist. fatalist fatalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. felsefe). Hâdiselerin Allah tarafından önceden ve değişmez bir şekilde tesbit edildiğine inanan felsefî görüş, cebriye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kaderiyye). 1. Kadere ait. 2. Mûtezile mezhebinin bir dalı ki, bunlar cebriyye mezhebinin aksini savunurlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kaderi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Kabuğu kolayca kırılan bir badem çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 13 yy.’dan itibaren Mekke’de hakim olan Şeriflerin atasına verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother-in-law. maugh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kalâid). Gerdanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at short date. at short sight. short timed / date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİŞİ-ZADE) (i. T. F). Asîl, soylu insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asalet, soyluluk. 2. Terbiye, centilmenlik, çelebilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaidlik, kumandanlık, askere kumanda etme, kumanda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Açık, Ar. meftûh: Onun kapısı daima küşâdedir. 2. Ferah, şen, sevimli. Küşâde-dil, küşâde-hâtır = Gönlü ferah.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.(bkz.Küşad). 2.Açık. 3.Ferah.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (laded, laded veya laden) yüklemek; geminin yükünü vermek; içine su doldurmak; içinden su boşaltmak; kepçe ile içinden su almak. laden (s.) yüklü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Girit’te yetişen bir cins çalının zamkı ki, saç ve kaş boyamaya yarayan siyah bir mâcun çıkarılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labdanum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to load , loading , to bootstrap , to charge , to download , boutique , premise , premises , shop , store , joint , business , downloading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(cistus): Ladengiller familyasından; İç Anadolu ve sahil bölgelerinde yetişen, kış aylarında yaprak dökmeyen, yeşil bodur bir çalıdır. Yaprakları karşılıklı dizilmiştir. Çiçekleri büyük, beyaz veya pembe renklidir. Meyveleri kapsüldür. İçeriğinde Ladan denilen zamk vardır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Nezleyi keser. Dizanteride faydalıdır. Parfümeride kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a bet with the wishbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wishbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wishbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tavuğun lâdes kemiğini karşılıklı tutarak kırmak suretiyle iki kişi arasında oynanan bir oyun. «Aklımda» demeden diğer oyuncudan bir şey alanın yenilmesi esasına dayanır. Lâdes kemiği = (anatomi) Kuşlarda iki kanat arasında ve göğüs kemiğinin üstünde bulunan V biçimindeki ince kemik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kurşundan, kurşun; kurşun renginde, kurşuni; ağır kurşun gibi; ağırlık veren; kasvetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rehber, kılavuz; önder, lider, baş, reis; bando veya koro şefi; orkestrada birinci keman, solo kemancı; en öne koşulmuş at; (İng.) gazetede başmakale; (çoğ.), (matb.) gözü belirli bir yere çekmek için konulan bir sıra nokta. leadership (i.) öncülü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sağgörülü, mantıklı, dengeli; anlayışlı, iyi düşünüşlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikişli, pamuklu aba veya kısa hırka.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. başı dönen, sersem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dolu; hileli (zar);( argo )sarhoş; (argo) zengin. loaded question şaşırtıcı soru. loaded statement iki anlamlı söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. loader

bl. yükler

Bilgisayara yükleme yapmak için kullanılan özel bir program.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yükleten veya dolduran kimse veya alet; vinç gibi yükleme makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düsünüşünde uzağı görme kabiliyeti olan, önsezi sahibi; akıllı, zeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dişi hayvan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماده] dişi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. make; s. yapılmış, mamul; istikbali garanti altına alınmış, işi yolunda; yapma, doldurma. have it made ısmarlamak;A.B.D., (argo) sonucundan emin olmak. loosely made bol yapılmış, gevşek örülmüş (elbise) well made biçimli, iyi yapılı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Madeira adaları; burada yapılan bir şarap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدلت] adalet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi» den mestar-ı mîmî, «hareket ismi»). Adi, adalet, hakkaniyet, zulüm ve cevr zıddı: Mâdelet icrâ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

since. as. seeing that. seeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

since. as. now that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

since. seeing that. considering that. as.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

since. seeing that. considering that. as. forasmuch as. inasmuch / adv / inasmuch as. seeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. terkip) (mâ = bağlama edatı, dâm = «devâm»dan). 1. Daim ve bâkî oldukça. Midâmül-hayât = Sağ oldukça, ömrü oldukça. 2. Çünkü: Madem görmek istiyorsunuz, gelin, görün. Bu mânâ ile bazen «ki» edatını da alır: Mademki böyle istiyorsunuz, böyle olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheras.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nachdem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. s., Fr. mesdemoiselles) evlenmemiş Fransız kadını, matmazel; Fransız mürebbiye veya kız öğretmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metal. mineral. mine. diggings. ore. quarry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metal. mine. gold mine. mineral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metal. mine. mineral. rich source. gold mine. minepit. metallic. metalline. ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maggots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metallurgy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metallurgy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mine ore. mineral ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mine ore. mineral ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineral lode / vein / deposit / lead / squat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineral lode / vein / deposit / lead / squat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ore. mineral head. metalliferous ore. pulp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ore. mineral head. metalliferous ore. pulp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metal worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black diamond. stone-coal. mineral of coal. pitcoal. black coal. fossil coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black diamond. stone-coal. mineral of coal. pitcoal. black coal. fossil coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mine shaft. pit head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mine. pit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineral water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineral water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineral water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineral water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineral deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mineral deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (C. mattin) (Ar. doğrusu: mâdin). 1. Toprağın içinden çıkan, eritilip dökülmek veya ısıtılıp dövülmekle çeşitli şekillere girip Alet ve edevat imaline yarayan cisimlerin her biri: Demir, bakır, kalay, kurşun, gümüş, altın en tanınmış madenlerdendir. 2. (kimya) Gelişmesi olmayan cisim, cevher. 3. Bir madenin veya bir çeşit taş, toprak ve başka şeylerin bulunduğu ve çıktığı yer, maden filizler bulunan yer, ocak: Ural dağlarında gümüş ve altın madenleri verdir. Mermer, alçı, kömür madeni. 4. Altın ve gümüşten başka olan maden: Gümüş değil madendir. 5. Maden veya eski maden, has porselen, çini gibi şeyler: Çin, Saksonya madenleri, onda çok eski madenler vardır. 6. mec. Bir meziyet ve faziletin kaynağı olan kişi, o meziyet ve faziletle vasıflı insan: Ol mâden-i ilm-ü hayâ. Kendisinde çok değerli şey bulunan, define, hazine: Herif madeni Bu, kütüphane değil maden! (Türkçe sıfat) 1. Madenden yapılmış: Maden tabak. 2. Gümüş ve altından başka olarak basit veya mürekkep bir madenden yapılmış: Maden madalya, (kimya) Şibih maden = Yarı maden. Maden vasfı taşımayan, fakat kimyaca madenler arasında sayılan bazı basit cisimler, Fr. mitalojide. Îlm-i maâdin = Madenlerin çeşit, cins ve durumlarından bahseden ilim, Fr. miniralogie. Imâl-i maâdin = Madenlerin işletilmesi ilim ve san’atı, Fr. mitalurgie. Maden suyu = İçinde tabiî olarak erimiş bir maden bulunan su. Maden kömürü = Pek eski zamanlardan toprağın altında kalıp yanabilir taş haline geçmiş olan ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yerden maden çıkaran, bir maden ocağını işleyen veya bu işlerde kullanılan adam. Madenci feneri = Madencilerin kullandığı özel fener.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coal miner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miner. mine owner. mine expert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miner. mining expert. mine owner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metallurgy. mining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mining. the work of a miner. mining expert or mine owner. business corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Madencilik çalışmalarının sonucunda, bitki örtüsünü ve su kaynaklarını kirletici etkiye sahip materyel, özellikle kaya ve maden artıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mâdeniyye). 1. Madene ait veya madenden yapılmış: Madenî cisim, mevâdd-ı mâdeniyye. 2. Maden ilmine ait, Fr. min6ralogique. (i. A. c.). Mâdeniyyûn = İlm-i maâdin mütehassısı: Mâdeniyyûnun fikrince.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metallic. mineral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metallic. metal. mineral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metallic. metal. mineral. pertaining to minerals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Madenden yapılmış nefesli sazlar ki, tahta nefeslilerin zıddıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coin. coinage. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage. metallic money. metal currencies. coins. coin. metallic currency. coined money. hard cash / money. bean. fractional coins. hard money. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lube oil. mineral / rocl oil. naphta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lube oil. mineral / rocl oil. naphta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Madene ait maden sayılan şeyler, gelişmesi olmayan cisimler, Ar. cemâdât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدنيات] madencilik bilimi, mineraloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). I. Maden gibi olan. 2. (kimya) Madenlerin bütün ortak vasıflarını haiz olmayan elemanların genel adı, Osm. şibih maden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ana, Ar. vâlide, üm: peder ve mâderi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مادر] anne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sosyoloji). İptidâİ cemiyetlerde asıl varlık olarak anneyi kabûl eden; ailenin çocuklarını ana klanına mal eden davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anadan doğma, tabiî, Ar. cibillî: Cömertlik mâder-zad bir meziyettir. Lisân-ı mâderzâd — Anadan öğrenilen dil, ana dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anaya yakışır, anaya ait ve lâyık olan: Şefkat-i mâderâne. Anaya yakışır ve anaya mahsus bir tarz ve surette: Kendisini mâderâne kucakladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anaya ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مادری] anne ile ilgili, ana tarafı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مادرزاد] anadan doğma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ısmarlama; tam uygun, yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uydurma, yalan; makyajlı, yüzü boyalı; tamamlanmış; tazmin edilmiş, zararı ödenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

2000 üzerinde antik arcade oyununu emule edebilen bir yazılım parçası.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insan tarafından meydana getirilen veya yapılan, suni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev ile müzik parçaları kademeli olarak başlar (fade in) ve kademeli olarak biter (fade out).

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. portakal reçeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. maskeli balo; maskeli balo kostümü; sahte tavır; f. maskeli eğlenceye katılmak; sahte tavır takınmak, olduğundan başka türlü görünmek. masquerader' i maskeli kimse, maskara, karnaval.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. meâdib). Ziyafet, davet, düğün.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağı çıkarılan ve eti gübre olarak kullanılan ringa cinsinden bir balık, zool. Brevoortia tyrannus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sa’d»dan mîmli masdar). Saadet, kutluluk, bahtiyarlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. ercikleri filamentlerle birleşmiş, monadelf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. araba korteji, konvoy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi» den masdar) (c. muâdelât). 1. iki şey arasında hacim, ölçü veya değerce beraberlik, müsavat, muvazene, eşitlik, denge. 2. (matematik, cebirde) Aralarında ilgi ve eşitlik bulunan karşılıklı iki cebir kemiyetinden ibaret topluluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معادله] denklem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aynı değerde olma, eşitlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معادلت] denklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bû’d» den masdar). Birbirinden uzaklaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «bedel» den masdar). İki kişi arasında bir şeyin diğer bir şeyle değiştirilmesi, değiş tokuş, trampa: Para, bir mübadele vasıtasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange. barter değiş. değiş tokuş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barter. exchange. interchange. permutation. trade. swapping. bonification. commutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜCADELE) (i. A. «cedel»den masdar). Atışma, tutuşma, anlaşmazlık, kavga, vuruşma: Aralarında mücadele ediyorlardı, bir mücadele olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contestation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

struggle. strife. contention. fight. battle. contest. crusade. combat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fight. struggle. fray. contention. combat. conflict. contest. controversy. encounter. hassle. strife. tussle. war. warfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Uğraşma, savaşma, çatışma. 2.Kur’an surelerinden birisinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fighter. contender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .sersem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.« haden » den). Barışma, anlaşma, uyuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hedn» den). Dostluk, sadakat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hads»ten). Konuşma, birbirine fıkra ve hikâye söyleme, sözleşme, mükâleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nedm» den masdar). Nedimlik etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAADE) (I. A. «suûd» dan masdar). 1. Yardım: Kendisine zaman müsaade etti. 2. İzin, engel olmayıp serbest bırakma: Müsaade ederseniz gezmeye gideceğiz. Ben müsaadenizle gidiyorum, vakit müsaade etmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. allowance. toleration. permit. leave. sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. permit. leave. the go-ahead izin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. permit. license. certificate. go ahead. grace. leave. letter of grant. privilege. toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İzin verici, uygun veye uysal davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «südûf» tan masdar). Rastgelme, birlikte bulunma, tesadüf etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sadmeden masdar) (c. müsâdemât). t. Çarpışma, tokuşma, çatma, vuruşma. 2. İki düşman birliğin ansızın karşı karşıya gelmesiyle olan küçük çarpışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «südûr»dan masdar) (c. müsaderât). 1. Tanzimat’tan önce, suçlunun mallarının hazineye alınması. 2. Yasak bir şeyin resmen zabtı: Kaçak eşya müsâdere olunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexation. confiscation. seizure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment execution. confiscation. seizure. forfeiture. detention charges. impoundage impounding. levy of distress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. misket üzümü; misket şarabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağızdan dolma top veya tüfek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبادله] değiştokuş, alışveriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجادله] savaşım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مساعده] izin. 2.yardım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

izin verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

izin vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مساعده کار] yardımcı, izin verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) yardımcı olma, izin verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصادمه] çarpışma. 2.çatışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصادره] mal varlığına el koyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mal varlığına el konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mal varlığına el koymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معتاده] alışılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نواده] torun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) itüzümü, köpeküzümü, (bot.) Solanum nigrum. woody nightshade yaban yasemini, (bot.) Solanum dulcamara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Koymuş, vaz›etmiş. Kadem-nihâde = Ayak koymuş (basmış).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) içinde kurşun bulunmayan (benzin).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. portakal şurubu. orange pekoe ince toz halinde Seylan çayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazlasıyle yüklenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ağır basıp ikna etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gölge etmek, gölgelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ pâ = ayak, nihâde = koymuş). Ayak koymuş, ayak basmış, girmiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. şarampol, parmaklık, çit; savunmada kullanılan siper kazığı; çoğ. kayalık uçurum; f. etrafına kazıklar dikerek çit çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gösteri, numayiş, alay, tören, geçit resmi; ask. yoklama için askerlerin sıra ile geçmesi; geçit resmi yapılan meydan; gezinti yapılan yer. parade ground tören meydanı. parade rest askerlerin rahat vaziyetinde kalmaları. make a parade of gösteriş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gösteriş yapmak; tören için askeri sıraya dizmek; saflar halinde geçirmek; gösteriş yapmak için dolaşmak; kibirle göstermek; gösteri yaparak sokakları dolaşmak; yoklama veya talim için toplanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. herkesin görebileceği bir yere yapıştırılmış hakaretli hicviye; f. hakkında hakaretli hiciv yazmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ikna etmek, inandırmak; gönlünü yapmak, razı etmek; kandırmak. persuadable s. kandırılabilir, ikna edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inandırıcı veya ikna edici kimse; A.B.D., (argo) tabanca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. istilâ etmek, kaplamak, yayılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. inatçı, ters.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Fars. pîş = ön, Ar. kadem = ayak). Tekke mukabelelerinde Ayîne başlayan derviş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yaya yürüyen adam. 2. (askerlik) Yaya askeri: Piyâde alayı; piyâde subayı. 3. Hafif bir çifte kayık. 4. Satrançta ön sıradaki taşların herbiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foot. infantryman. infantry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infantry. pawn. foot soldier. infantryman. pawn. foot solider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infantry. infantryman. foot soldier. footslogger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پياده] yaya, yürüyen. 2.askerlikte piyade sınıfy. 3.satranç taşlarından paytak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., zool. insan ve ayı gibi butun tabanına basarak yuruyen; i. tabanına ağırlık vererek yurüyen hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. Süreyya burcu, Ülker; yedi ünlü kişiden meydana gelen grup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. briyantin, merhem; f. merhem sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türkçe`de çok seyrek kullanılan sözcük Fransızca “Pochade” den kaynaklanır. Doğrudan doğruya doğa içinde yapılan renkli yağlı boya küçük resim eskizi anlamındadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gezme, gezinti; gezme yeri, mesire; büyük balo; f. gezinmek; birini gösteriş için gezdirmek. promenade concert halkın gezinmesine müsaade edilen konser. promenade deck gezinti güvertesi, üst güverte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matbaa provasını düzelten kimse, düzeltmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) okuyucu, okur; yayımlanacak eserleri eleştiren kimse; düzeltmen; okuma kitabı; (İng.) okutman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sanat yapıtı olarak benzerleri arasından seçilip değerlendirilmiş, üzerinde bir değişiklik yapılmaksızın kullanılmış ya da üzerindeki değişiklik sadece üretimi sırasındaki rastlantılara bağlı olarak ortaya çıkmış endüstri ürünü obje.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hazır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. dininden dönmüş kimse; firari; s. dininden dönen; kaçan, firar eden; hain.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Osmanlı protokolünde şeyhlere verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. geriye doğru giden, gerileyen; karşıt; yozlaşan; astr. hareket etmeyen yıldızlara göre doğudan batıya dogru gider gibi görünen; f. geriye gitmek; yozlaşmak; astr. doğudan batıya doğru gerileme devimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb). Yaraların üzerine konulan katlanmış bez, baskı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. idareci, tertipçi, ele başı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. kuru laf, boş yere övünme, büyük söz; s., nad. övüngen, kuru lafçı; f. büyuksöylemek,övünmek, atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. nağmeleme; içine dolma içi doldurulup pişirilen ince et dilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yanağını, yüzüne süren, yüzünü sürmüş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin uğurlu ve kutlu kişisi. - Türk dil kuralı açısından “d/l” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(SAADET) (i. A.) (terkiplerde: saâde). Bahtiyarlık. BâbüVsaâde = MAbeyn-i HümSyûn kapısı. Bâb-ı Hümâyûn. Vakt-i saâdet, zamân-ı saâdet = Peygamberimiz’in yaşadığı çağ. Saadetle = «Allahaısmarladık» diyenlere söylenen nezaket tâbirlerinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

happiness. felicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

happiness. heaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سعادت] mutluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Mutluluk, kutluluk, bahtiyarlık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Saadet sahibi (saygı tâbiri).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Saadetli, bahtiyar, mes’ut.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سعادت بخش] mutluluk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bahtiyar, mes’ut. 2. İmparatorluk devrinde rütbe-i Olâ ile Rumeli beylerbeyi ve mtr-i mtrân, ferîk ve mlrlivâ rütbelerinde (tuğgeneral korgeneral ve eşit rütbedeki mülk? görevlilere) bulunanlara verilen unvandır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سعادتمند] mutlu, bahtiyar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SADE) (i. F.). 1. Karışmış olmayan, basit, düz. 2. Süssüz, gösterişsiz: Pek sade bir elbise. 3. İçine bir şey karışmamış, hâlis, sâf, temiz: Bu süt, bu yağ sadedir. 4. Gösterişsiz, tumturaksız, tantanasız, düz: Sade kıyafet, sade dil. 5. Şekersiz (kahve), peynir ve kıyma gibi harcı olmayan (börek) vesaire. 6. Doğru, hâlis: Sade adam, sade yürekli. 7. Sâf, bön: Zavallı pek sadedir. 8. Tek, katıksız: Sade suya pişmiş çorba. 9. Kat kat ve katmerlisi olmayan, bir katlı: Karanfilin katmerlisi de olur sadesi de. 10. (Türkçe) Yalnız, ancak: Sade ben geldim, o adam sade benim işim olsun diyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plain. pure. simple. mere. unmixed. stark. homely. homespun. unadorned. artless. austere. bald. bare. chaste. frugal. russet. rustic. severe. simplificative. sober. unsophisticated. merely. only. just. frugally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artless. austere. bald. black. chaste. conservative. homely. literal. lowly. modest. plain. quiet. severe. simple. sober. stark. unmixed. pure. mere. unsweetened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plain. simple. unaffected. unpretentious. artless. bare. chaste. elegant. elementary. frugal. homely. rustic. single. spartan. stark. unobtrusive. unsophisticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ساده] basit. 2.yalın. 3.süssüz. 4.sadece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. sâde-dilân). 1. İçi temiz, hile bilmez insan. 2. Bön, saf adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. sâderûyân). Yüzü tüysüz delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. only. simply. merely. exclusively. nothing but. but. nigh but. nothing else. purely. solely. itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alone. exclusively. just. mere. merely. only. simply. solely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merely. solely. only. just. entirely. simply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yakınlık, civar (Ar.’da asıl mânâsı olan bu mânâ ile dilimizde kullanılmaz). 2. Kasit, niyet, teşebbüs: Uzun bir seyahat etmek sadedinde bulunuyor. 3. Madde, maksat, mânâ, mevzû: Sadetten ayrılmayalım, sadedin dışına çıkmayın, sadede, sadedimize dönelim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صدد] konu, asıl mesele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Saadeddin).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ساده دل] saf, temiz yürekli. 2.ebleh, bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) 1.Temiz yürekli. 2.Saf, bön.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ساده دلانه] safça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صدف] sedef.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. içinde inci bulunan kabuklu deniz böceğinin bir teki ve bir kabuğu. 2. (anatomi) Kulağın salyangoz şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sadefiyye) (paleaontolojl). Kabuklu deniz böceklerinden bir çeşit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sadelik, düzlük, süssüzlük.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Bir gül kadar sade, temiz ve güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become simple / plain / unaffected. to become simpler / purer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to simplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth / to become simple / plain / unaffected. to simplify / to purify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ساده لوح] saf, temiz yürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sade olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplicity. simpleness. plainness. homeliness. austerity. frugality. severity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplicity. plainness. simpleness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplicity. plainness. unaffectedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sadme’nin c.). 1. Çarpmalar, çatmalar. 2. mec. Ansızın başa gelenler. 3. Patlamalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صدمات] sadmeler, çarpmalar, darbeler. 2.musibetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Genç delikanlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Saded.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

main point under discussion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tesniye). Müneccimlere göre uğur sayılan Müşterî ile Zühre gezegenleri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.“İki uğurlular”. 2.Venüs (Zühre) ile Jüpiter (Müşteri) gezegenleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin tanıklığı. Dinin belirtisi, işareti. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. insanın gördüğü ve bildiği bir işi mahkemede yeminle ifade etmesi, şahitlik. 2. İkrar, itiraf, bir işin sıhhat ve gereğine inanma. 3. Açık alâmet, delil. 4. Kelime-i Şehâdet: Şehâdet getirmek. 5. Hak yolunda can fedâ edip şehâd olma. 6. Gözle görülen şeyler. Şahadet parmağı = Şahâdet getirirken kaldırılan işaret parmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attesting. witnessing. testifying. attestation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شهادت] tanıklık, şahitlik. 2.şehadet getirme. 3.şehitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Şahitlik etme, şahitlik, tanıklık, Kelime-i şehadet. 2.Açık, belirti. 3.Şehit olma, şehidlik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Diploma. 2. Bir mesleği yapabilmek için alınan evrak. 3. Hüsn-i hâl, iyi hal vesikası. 4. Bir muamelenin yapıldığını tasdik eden kayıt ve vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. diploma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شهادت نامه] diploma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شاهزاده] şehzade.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Şehzade, şah oğlu, hükümdar çocuğu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. sıçrayarak yürüyen (hayvan).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yalnızca iki hoparlör kullanarak surround ses efekti elde edilmesini sağlayan benzersiz Sony işleme yöntemi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Al. başkasının üzüntüsüne sevinme, Oh! deme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şehrazat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «secde» den). Ekseriya üzerinde secdeye varmakta yani namaz kılmakta kullanılan küçük halı, kaliÇe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer rug. rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. seccâde = halı, nişesten = oturmak). Seccâdede oturan, şeyhlere mahsus bir post ve makamda bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(il). Bir büyük zâtın namaz seccadesini devşirip kaldırmakla vazifeli memur. Seccidecibaşı = PAdişâhın başseccadecisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.), (bk.) Şahadet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شهادت] tanıklık. 2.şehitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - (bkz.Şahadet).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شهادت نامه] diploma, mezuniyet belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEH-ZADE) yahut ŞAH-ZADE (i. F. şeh = hükümdar; zâden — doğmak) (c. şehzâde-gân). 1. Hükümdar oğlu. 2. Osmanoğulları’nın erkek üyeleri: Şehzâde Ertuğrul Efendi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهزاده] şah çocuğu, şehzade.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. şeh-zâde). Şehzâdeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهزادگان] şehzadeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendini yetiştirmiş, kendi kendine adam olmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (müz.) serenat; serenat müziği; (f.) serenat çalmak veya söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir rengi daha koyu yapmak için siyah eklenir ise ortaya çıkan renge “shade” denir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) gölge; karanlık, gölgelik yer; siper, perde; ölünün ruhu, tayf, hayalet; renk tonu; derece, gömlek; ayırtı, nüans; (f.) göIgelemek, üzerine gölge düşürmek; saklamak, gizlemek; muhafaza etmek; karartmak; resme göIge vermek; rengi derece derec

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Madene benzer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سيادت] seyyidlik. 2.efendilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Efendilik, beylik, seyyidlik, sahiplik. 2.Hz.Hasan vasıtasıyla Hz.Peygamber soyundan olma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyâdet, seyyidlik lakabı. Devletiû siyâdetlû = Osmanlı protokolünde Mekke şerifine verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. havada görülebilen pislik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bahçıvan beli; ayıbalığını parçalamak için kullanılan büyük bıçak; ask. top arabasının arka tarafında bulunan ve top atılınca geri tepmesine mâni olan kazma şeklindeki demir, mahmuz; f. bellemek, bel ile kazmak. call a spade a spade açıkça söy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iskambilde maça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bel işi; hazırlık işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Ege Denizi adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kolları ve ayakları gerilmiş vaziyetteki; A.B.D., k.dili. aşırı vatanperver, gösterişçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yayan veya, süren şey veya kimse; iki telin birbirine dokunmaması için aralarına konan tahta; tarlaya gübre serpen makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. şarampol, etrafı kazık veya sırıklarla çevrilmiş yer; f. şarampolla çevirmek veya muhafaza etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Annesi sultan olan Osmanlı prensi ki »bey-efendi» diye anılırlar: Sultân-zâde Ahmed Bey-Efendi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneş siperliği, güneşlik; güneş şemsiyesi; tente.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سنباده] zımpara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sustalı bıçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. terzi elinden çıkmış, iyi dikilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yavaş yürüyen; i. suda veya yosunda bulunan mikroskobik hayvan, tardigrad.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cousin (child of a maternal aunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kalın kafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tirad; azarlama kabilinden uzun sert söz; müz. sere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalkavuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. alışveriş; ticaret: iş, sanat, meşguliyet; esnaf: pazarlık: değiş tokuş, takas, trampa: müşteriler: f. alışveriş etmek; ticaret yapmak; iş yapmak. trade agreement ticari anlaşma. trade discount toptancı indirimi. trade in eskisini yenisine fiyat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. trade center

ticaret merkezi

Çeşitli ürünlerin ve malların pazarlandığı, ticari ilişkilerin kurulduğu yer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iltifat. I have a tradelast for you. Siz benim hakkımda duyduğunuz bir iltifatı söylerseniz, ben de size hakkınızda duyduğum iltifatı söylerim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tüccar, tacir; ticaret gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. esnaf takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dükkâncı, esnaf adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. orkide familyasından yerde büyüyen bir bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çifte başlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «üftâden» fiilinden) (c. üftâde-gân). Düşmüş, düşkün, çaresiz, zavallı. mec. Aşık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Düşmüş, düşkün. 2.Aşık.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Düşkünlük.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yükünü boşaltmak (gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kurşunsuz; kurşunları çıkmış; matb. satır araları anterlinsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., z. yokuş; f. kalitesini yükseltmek; rüt- besini yükseltmek; z. yokuş yukarı. on the upgrade iyileşmekte; artmakta .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ افتاده] düşmüş. 2.düşkün. 3.aşık. 4.zavallı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ افتادگان] düşmüşler. 2.düşkünler. 3.aşıklar. 4.zavallılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir iş için önceden tâyin olunan müddet, muayyen vakit: Onun vâdesi gelmedi, bu senedin vâdesi geçmiş. 2. Bir işi geri bırakmak için tayin olunan zaman, mühlet: İki ay vâde verdi. 3. Ecel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credit. date. deferment. expiration. expiry. matureness. maturity. prompt. tenor. time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settlement date. redemption date. maturity date. term. fixed term. fixed date. the day of reckoning. the fatal date. due date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fade; hence, to vanish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maturity. term. due date. delay. fixed period of time. prompt. date of maturity. grace period. respite. extension. one's hour of death. fixed time. option. fixed term. terminal date. time allowed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

due date. date of maturity. maturity date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. her zaman yanında taşınan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date of maturity. maturity date. final term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deferred. forward. future.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a fixed term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forward account. time deposit. forward s account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Derivatives Markets)

Standartlaşmış vadeli işlme sözleşmelerinin işlem gördüğü, takası bir takas kurumu tarafından garanti edilen ve Borsa bünyesinde işleyen piyasalardır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Futures Contracts)

Sözleşmenin taraflarına bugünden, belirlenen ileri bir tarihte üzerinde anlaşılan fiyattan, standartlaştırılmış miktar ve kalitedeki bir malı veya kıymeti satın alma veya satma yükümlülüğü getiren sözleşmedir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time deposit. deposit for fixed period. term deposits. time deposits. fixed deposits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale on credit terms. sale for the settlement. sale on account. forward sales. futures / forward sale. forward s sale. futures sale. put and call. time sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overdue. past due.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at call. having no fixed term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand deposit. deposit at call. demand deposits. call deposits. sight deposits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(DTM – Days to Maturity)

Menkul kıymetin valör tarihinden itfasına kalan gün sayısıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vilâdet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ولادت] doğum. 2.doğum günü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Doğuş, dünyaya gelmek, ortaya çıkmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax refund. tax drawback. tax rebate. return of tax. repayment of taxation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vidad).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğma, doğuş, dünyaya gelme. Yevm-i vilâdet = Bir şahsın doğduğu güne rastlayan gün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ولادت] doğum. 2.doğum günü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sığ suda oynamak; sığ su veya çamur içinde yürümek. wade into k.dili. şiddetle girişmek. wade through (sığ su veya çamur) içinden geçmek; ağır ağır ve güçlükle ilerlemek; zorla tamamlamak. wad'ing i. suda yürüme. wading boots kalçaya kadar çıkan uz

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sığ su veya çamur içinde yürüyen kimse; uzunbacaklılardan herhangi bir kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ters, inatçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hatıra.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (F. yâd-dest veya yâddâşt’dan galat). Kim aldatırsa diğerinden bir ödül almak üzere tutulan bahis ki, tavuğun bu adla anılan kemiğini kesip kırarak tutulur, lâdes: Yâdes tutuşmak. Yâdes kemiği = Adı geçen kemik. (bk.) LAdes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Anmak.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Yılbaşı günlerinde, evin bir köşesinde, minik bir çam ağacı bulundurmak ve onu süslemek adetinin kökeninin Almanya olduğu ileri sürülür. Almanların ‘cennet ağacı’ adını verdikleri ve Adem ile Havva’nın gizemli hikayesine dayanarak üzerini elmalarla donattıkları ağaç köknardı.

15. yüzyıldan sonra bu ağaçlara sadece meyve değil ekmek, bisküvi gibi yiyecekler de asılmaya başlanmış, Protestanlığın yayılması ile birlikte bunlara yanan mumlar da eklenmiştir. Adet Avrupa’ya yayılırken aynı zamanda göçmenler tarafından Amerika’ya da taşınmıştır.

Aslında ağaçların ruhani törenlerde önemli bir sembol olarak yer alması adeti çok eskilere, Hıristiyanlık öncesi zamanlara, hatta putlara ve doğaya tapınıldığı zamanlardaki Mısır ve Çin uygarlıklarına kadar uzanır. O devirlerde doğanın yeşilliği ve ağaçlar sonsuz hayatın sembolleriydiler.

Benzer şekilde Kuzey Avrupa ülkelerinde de yine Hıristiyanlıktan çok daha önceki zamanlarda ağaçlar ruhani bakımdan kutsal kabul ediliyorlardı. Kuzey Avrupa’da kış aylarında sadece bir kaç saat süren gündüzler 21 Aralık’tan itibaren uzamaya başlarlar. Uzun karanlık günlerin bittiğinin, gittikçe daha aydınlık günlerin geleceğinin müjdesi olan Aralık ayının bu günleri de törenlerle karşılanırdı.

Bu adet Avrupa’da güneye indikçe değişerek yayıldı. Romalılar zamanında takvimin başlangıcının, dünyanın yaratıldığı ay olduğuna inanılan ve tabiatın canlanmasının müjdecisi olan Mart ayından Ocak ayına kaydırılması ile kutlanacak tarihler konusunda kafalar iyice karıştı.

Zamanla Kuzey Avrupa ülkelerinin ‘karanlığın bitişi’ ayin ve kutlamaları, Hıristiyan dünyasınca Hz. İsa’nın doğum günü kabul edilerek -ki bu kesin değildir- Noel kutlamalarına dönüştürüldü.

Bu arada ağaçlar, özellikle çam ağaçları bu kutlamanın simgesi olmaya devam ettiler. Her ne kadar yılbaşı günlerinde bir çam ağacının süslenmesi tüm dünyada adet olduysa da bu günün dini bakımdan bir özelliği yoktur. Dünyanın Güneş etrafındaki bir turunu tamamladığı coğrafi bir konumdur.

Uygarlık ve teknolojinin ilerlemesi ile çam ağacı üzerindeki mumların yerlerini yanıp sönen minik renkli ampuller, elma, ekmek ve bisküvinin yerini rengarenk süsler aldı. Günümüz insanı ağaçlara tapmamasına rağmen onların kıymetini daha iyi biliyor. Bir kaç günlük eğlence için çam ağaçlarını kesmiyor, plastik taklitlerini kullanıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yılbaşı günlerinde, evin bir köşesinde, minik bir çam ağacı bulundurmak ve onu süslemek adetinin kökeninin Almanya olduğu ileri sürülür. Almanların ‘cennet ağacı’ adını verdikleri ve Adem ile Havva’nın gizemli hikayesine dayanarak üzerini elmalarla donattıkları ağaç köknardı.

15. yüzyıldan sonra bu ağaçlara sadece meyve değil ekmek, bisküvi gibi yiyecekler de asılmaya başlanmış, Protestanlığın yayılması ile birlikte bunlara yanan mumlar da eklenmiştir. Adet Avrupa’ya yayılırken aynı zamanda göçmenler tarafından Amerika’ya da taşınmıştır.

Aslında ağaçların ruhani törenlerde önemli bir sembol olarak yer alması adeti çok eskilere, Hıristiyanlık öncesi zamanlara, hatta putlara ve doğaya tapınıldığı zamanlardaki Mısır ve Çin uygarlıklarına kadar uzanır. O devirlerde doğanın yeşilliği ve ağaçlar sonsuz hayatın sembolleriydiler.

Benzer şekilde Kuzey Avrupa ülkelerinde de yine Hıristiyanlıktan çok daha önceki zamanlarda ağaçlar ruhani bakımdan kutsal kabul ediliyorlardı. Kuzey Avrupa’da kış aylarında sadece bir kaç saat süren gündüzler 21 Aralık’tan itibaren uzamaya başlarlar. Uzun karanlık günlerin bittiğinin, gittikçe daha aydınlık günlerin geleceğinin müjdesi olan Aralık ayının bu günleri de törenlerle karşılanırdı.

Bu adet Avrupa’da güneye indikçe değişerek yayıldı. Romalılar zamanında takvimin başlangıcının, dünyanın yaratıldığı ay olduğuna inanılan ve tabiatın canlanmasının müjdecisi olan Mart ayından Ocak ayına kaydırılması ile kutlanacak tarihler konusunda kafalar iyice karıştı.

Zamanla Kuzey Avrupa ülkelerinin ‘karanlığın bitişi’ ayin ve kutlamaları, Hıristiyan dünyasınca Hz. İsa’nın doğum günü kabul edilerek -ki bu kesin değildir- Noel kutlamalarına dönüştürüldü.

Bu arada ağaçlar, özellikle çam ağaçları bu kutlamanın simgesi olmaya devam ettiler. Her ne kadar yılbaşı günlerinde bir çam ağacının süslenmesi tüm dünyada adet olduysa da bu günün dini bakımdan bir özelliği yoktur. Dünyanın Güneş etrafındaki bir turunu tamamladığı coğrafi bir konumdur.

Uygarlık ve teknolojinin ilerlemesi ile çam ağacı üzerindeki mumların yerlerini yanıp sönen minik renkli ampuller, elma, ekmek ve bisküvinin yerini rengarenk süsler aldı. Günümüz insanı ağaçlara tapmamasına rağmen onların kıymetini daha iyi biliyor. Bir kaç günlük eğlence için çam ağaçlarını kesmiyor, plastik taklitlerini kullanıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f. A. «ziyâdet» ten) (mü. zâdet). Ziyade olsun, artsın. Zâde ömrühu = Ömrü artsın. Zâdet fezâllühu = Faziletleri artsın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «zâden» fiilinden) (c. zâde-gân). 1. Doğmuş, Ar. mevlûd (ekseriya sıfat terkiplerinde bulunur). Kiıi’Zidl = (galat tâbir) Asîl. Bey-zide = mec. Çapkın, külhanbeyi. 2. Oğul, Ar. Ibn, veled. Şeyh-zâde = Şeyhin oğlu. Şeh-zlde (şehzade) = PAdişâhın oğlu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زاده] doğmuş. 2.evlat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Evlat, oğul. 2.Dürüst, doğru adam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F. c.) (m. zâde)

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زادگان] soylular, aristokratlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Asalet, sovluluk. 4. mec. Hoppalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dinde perhizkârlık, Ar. zühd, takvâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Perhizkâr, dindar. Eski nesir dilinde şeyhlere ve zâhidlere verilen unvandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Arabî takvimin cn birinci ayı (aslı: zü’l-kaade).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZİYADE) (i. A.). 1. Artma, çoğalma. 2. Artan miktar, fazla, Ar. bâkî, küsûr: Bunun ziyadesini ne yapalım? Ziyadesi kalsın. 3. Çok, çok miktarda olan: Allah ziyade etsin, ziyade olsun = Yemek yediren kimseye söylenen nezaket tâbiri. Ziyadesiyle = Lüzumundan fazla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

more. much. too much. excessive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surplus. left over. excess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زیاده] fazla, çok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excessively. too. considerably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Makedonya Kralı Büyük İskender, M.Ö. 333 yılında Anadolu’nun içlerine girerek Frigya’nın başkenti Gordion’a ulaşır. Kendisine kentin ilk kurucusu Gordios’un arabası gösterilir. Arabanın boyunduruğu, ucu görülmeyen bir düğümle arabanın okuna bağlanmıştır. İnanışa göre bu düğümü çözen Asya’nın fatihi olacaktır. Büyük İskender düğümü kılıcıyla keser. Bugün bu terim, çözümü çok zor olan olaylar için kullanılıyor.

Genel Bilgi by