Aden | Aden ne demek? | Aden anlamı nedir?

Aden | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: aden

Yabancı Kelime

Fr. adénite

tıp ak kan yangısı

Lenf düğümleri iltihabı.

Sağlık Bilgisi

Boyundaki lenf damarlarının şişmesi sonucu meydana gelen iltahaplı şişliğe adenit denir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan, Sarımsak

Hazırlanışı : Öğle ve akşam yemeklerinde yarımşar kuru soğan ile ikişer diş sarımsak yenir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). lenf bezlerinin şişmesi veya büyümesi, adenoma, genellikle bez dokusu uru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden ocağına giden yatay geçit.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cennet, behişt, firdevs, uçmak: Cennât-ı adn = Cennet bahçeleri; adn-ı Alâ (Asıl mânâsı daimî mesken olup, Yemen’deki Aden şehrinin ismi de bundan gelir. Ibrânîce dahi bu mânâya gelip ondan Avrupa dillerine geçmiştir: Eden).

Türkçe - İngilizce Sözlük

in accord. harmonious. tuneful. in order. cadenced. canorous. coherent. concordant. congruent. congruous. consonant. euphonic. euphonious. harmonic. homophonic. melodic. melodious. sweet. symphonious.

Şifalı Bitki

(Himbeere, Framboise Common, Rasberry bush): Ağaç çileği ve sultan böğürtleni olarak tanınır. Haziran-Temmuz ayları arasında beyazımtırak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik, dikenli, çalı görünüşünde bir bitkidir. Dağlık mıntıkaların orman ve korularında tesadüf edilir. Gövdesi dallı, dikenli ve yatıktır. Yaprakları 3-5 parçalı, sivri uçlu, yaprak sapı kıvrık dikenlidir. Çiçekleri ekseriya dalların ucunda 5-10 çiçekli salkım halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde, kırmızı renkli ve güzel kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarında olgunlaşır. Çoğu çesitleri bahçelerde yetiştirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralık bırakılmak suretiyle dikilir. Ahududurar her 6-7 senede bir yenilenmelidir. Türkiye’de; Ege, Marmara, Karadeniz bölgelerinde yetiştişir Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyve, çiçek ve yapraklarıdır. Meyveler tamamen olgunlaştıkları zaman toplanır. Yapraklarında tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit vs. ) şeker, pektin, uçucu ve sabit yağlar bulunmaktadır. Yaprakları bogaz hastalıklarında gargara için kullanılır. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastalıklarında faydalanılır. Taze olarak, şeker ve böbrek hastalıklarında perhiz yiyeceği olarak istifade edilir. Halk arasında ishal ve ateşli hastalıklara karşı tavsiye edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). maden alaşımı, halita, alaşım; maden alaşımından olan adi maden; değerli bir şeyin kıymetini azaltan unsur; (f). kıymetli madene kıymetsiz maden karıştırmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Körüklü bir musiki Aleti. Körüğün üflediği hava, Aletin içinde maden dilcikleri titreştirerek ses vermelerini sağlar. 2. Kumaşlara makine ile yapılan kırma.

Türkçe Sözlük

(i. F. felsefe). Bütün bilgilerin ve ilimlerin, cemiyetin gelişmesine hizmet etmesini isteyen ve böylece iradenin etkinliğini belirten doktrin, etkincilik.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. elâık). 1. İlişik, ilgi bağlılık, bağlanma, rabıta: Bizim işin o mesele ile alâkası yoktur. Bu iki madde arasında hiç bir şekilde alâka var mıdır? 2. Kalbten ilgi, gönül bağlama, aşk, sevişme, sevda, sevgi: Bir kıza alâkası vardı. Bir görüşte alâka peyda etti. 3. Münasebet, bağlılık, aidiyet: Onlarla benim hiç bir alâkam yoktur. Kızını onun oğluna vererek kendisiyle alâka peyda etti. 4. Malikiyet, tasarruf, müdahale hakkı, hisse: O çiftliğe, o madene sizin alâkanız var mıdır? (kimya) Münasebet. (Fr. affiniti). (tıp): Bir uzvun derdinin diğer bir uzva sirayeti. Fr. sympathie. Edebiyat. Mecâzî mânâ kullanmak için düşürülen münasebet. Rabıtalar. İnsanın ilişiği olduğu işler, münasebetler: Dünyevî, dünyaya ait alâkalar.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Madenlerin eriyerek birleşmesi sonunda meydana gelen madde, halita.

Ülke

(Germany) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Berlin.

İdari bölümler: 16 eyalet; Baden-Wuerttemberg, Bayern, Berlin, Brandenburg, Bremen, Hamburg, Hessen, Mecklenburg-Vorpommern, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen, Rheinland-Pfalz, Saarland, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Schleswig-Holstein, Thueringen.

Bağımsızlık günü: 18 Ocak 1871.

Milli bayram: Birleşme Günü, 3 Ekim (1990).

Anayasa: 23 Mayıs 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BDEAC, BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrup

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A.). Çok eskiden adi madenleri altına çevirmek gayesini güden bir çalışma sahası; simya. Alşimi bazı madenlerin bulunmasına yol açtığı için kimyanın ilerlemesine biraz yaramıştır.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Kıymeti altı (kuruş vesaire) olan: Bu kumaşın altılığı da var yediliği de. 2. Boyu altı arşın ve sikleti altı okka vesaire olan: Altılık direk; altılık kuzu. 3. Altı kuruş vesaireden ibaret, altıya bölünen madenî para.

Türkçe Sözlük

(i.) T. Maruf kıymetli maden (Osm. zer, zeheb). 2. Altın para, lira, dinar, flori. 3. Zenginlik, servet. 4. Altından yapılmış, zerrîn: Altın saat, altın zarf. Pek güzel, pek yolunda : Onun işi altın. Altın babası = Pek zengin adam. Altın tozu = Teber. Altın topu = Pek güzel çocuk, nur parçası. Altın kakma = Altın tel ve pullar kakmakla tezyin olunmuş, zernişân. Altın yaprağı = Altından varak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Parlak, san renkte, paslanmayan, kolay işlenebilen, ziynet eşyası olarak da kullanılan maden, zer, zeheb. 2.Örfte kadın adı olarak kullanılır. Zerrin (bkz.Zerrin).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). malgama, cıva ile başka bir madenin karışımı; karışım, mahlut; iki şeyin birbirine karışması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cıva ile başka bir madeni birbirine karıştırmak: karıştırmak; karışmak, bileşmek. amalgama'tion (i). cıva ile bir madeni birbirine karıştırma; karışma; millet, firma, ırk veya ailelerin karışması; halita, karışım, alaşım, imtizaçtan hasıl o

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. am: Amca F. zâden: Doğmak). Amca oğlu, amca kızı.

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Amonyaklı tuzlarda maden rolü oynayan bir halita kökü.

Türkçe Sözlük

(i. Rumca: Şark, maşrık). Asya’nın Karadeniz’le Akdeniz ve Marmara ile Adalar Denizi arasında olarak, doğuda Fırat vadisine ve şimdiki kullanılışa göre iran’a kadar uzayan yarımada ki (Asyâ-yı Suğra = Küçük Asya) ismiyle maruf olup, şimdi Türkiye’nin Asya topraklarını teşkil etmektedir.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayip Denizinde ada, Porto Riko’nun doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 18 15 Kuzey enlemi, 63 10 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 102 km².

Kara: 102 km².

Su: 0 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 61 km.

İklimi: Tropikal iklim.

Arazi yapısı: Zemininde kireç taşı bulunan yassı bir mercan adası.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Crocus Tepesi 65 m.

Doğal kaynakları: tuz, balık, ıstakoz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %0.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %100 (genellikle kayalıklardan oluşur) (2005).

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar yaygındır. (Temmuz - Ekim).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 13,477 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %22.8 (erkek 1,557; kadın 1,510).

15-64 yaş: %70.4 (erkek 4,878; kadın 4,608).

65 yaş ve üzeri: %6.9 (erkek 412; kadın 512) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.57 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 6.9 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.03 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.06 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.81 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.03 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 20.32 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 verileri).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.28 yıl.

Erkeklerde: 74.35 yıl.

Kadın: 80.3 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.73 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Anguilla.

Dinler: Anglikan %29.

Dil: İngilizce (resmi).

Okur yazar oranı: 12 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.

erkekler: %95.

kadınlar:: %95 (1984 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Anguilla.

Başkenti: Pago Pago.

Milli bayram: Anguilla Günü, 30 Mayıs.

Anayasa: 1 Nisan 1982; 1990’da değiştirilmiştir.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), OECS (Doğu Karayip Devletleri Teşkilatı), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Anguilla kısıtlı miktarda doğal kaynaklara sahiptir, ekonomisi konfor turizmi, ıstakoz ürünleri, mültecilerden gelen para havaleleri sayesinde gelişme göstermiştir.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi: - 108.9 milyon $ (2004 verileri).

GSYİH (Reel Büyüme): %10.2 (2004 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %5.3.

İş gücü: 6,049 (2001).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: ticaret %36, hizmet %29, inşaat %18, taşımacılık %10, imalat %3, tarım/balıkçılık/ormancılık/madencilik %4.

İşsizlik oranı: %8 (2002 verileri).

Bütçe: gelirler: 22.8 milyon $; Giderler: 22.5 milyon $.

Endüstri: Turizm, tekne yapımı, denizaşırı finansal hizmetler.

Endüstrinin büyüme oranı: %3.1 (1997 verileri).

Tarım: Az miktarda tütün, sebzeler; büyük baş hayvanlar.

İhracat tutarı: 14.56 mily

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Elektromagnetik dalgaları alan veya yayımlayan iletken madenî tel veya çubuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok sert bir çeşit maden kömürü, antrasit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon). (san). ifadenin ani bir değişiklikle daha az etkili bir şekil alması; daha önemli bir olayın etkisiyle gölgelenen vaka.

Türkçe Sözlük

(i. L. antiqua). 1. Eski zamandan kalma eserlerden heykel, madenî para vesaire. 2. (mec.) Kendisine has tuhaf halleri olan: Antika adam. 3. Mendil, örtü, yatak çarşafı v.s. nin kenarlarına yapılan bir çeşit süs; sıçandişi de denir.

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Sb senbolü ile gösterilen mavimsi beyaz renkte bir maden. Bazı alaşımlarda, bu arada basım harfleri alaşımında kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. antimoine, kimya). Basit cisimlerden (elemanlardan) bir maden ki, kurşunla karışık olarak matbaacılıkta kullanılır, antimon.

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca’dan gelir. Fr. Anthracit, kimya). Maden kömürüne benzer bir maden ki, iyi yanmayıp kurşun kalemi imaline yarar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). madensel sularda bitki yetiştirme usulü.

Finansal Terim

(Arbitrage)

Fiyat farklarından yararlanmak amacıyla para, kıymetli maden, tahvil ve hisse senedi alıp satma işlemidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden veya fosillerde bulunan ağaç gibi şekil; (anat). dallanma.

Türkçe Sözlük

(i.). Aşı boyasının madeni, ezilmemişi.

Türkçe Sözlük

(f.). Sürterek oyup çukurlatmak veya üstündeki yazı, çiçek vesaireyi silip kazımak: Fazla tedavül meskûkâtı (madenî paraları) aşındırır. Birinin kapısını aşındırmak = Çok gidip gelmek, usandırmak.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bileşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz meydana getirebilen ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek özelliğinde olan hidrojenli birleşik, hamız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden zifti; asfalt, maden zifti ile kum veya çakıl taşını karıştırarak yol yapımında kullanılan malzeme; asfalt yol.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., astr. yıldız kümesi; matb. uç yıldız işareti; bazı kristalleşmiş madenlerin i çinde yıldız şeklinin belirmesi özelligi.

Türkçe Sözlük

Tarihsel Gelişim Tarih Öncesi çağlarda (Prehistorya) zanaatçıların nasıl örgütlendiklerine ilişkin kesin bulgular olamamakla birlikte, el sanatları kapsamındaki ürünlerin, önceleri aile işliklerinde üretildiği ama daha zor işlenen metalin (maden sanatı) kullanılmaya başlanmasıyla aile dışı bir örgütlemeye gidildiği varsayılabilir. Eski Mısır` da ya da Mezopotamya` da önemli yapıların inşasında; da yapı ustalarıyla işçilerin belli bir hiyerarşi içinde çalıştıkları düşünülmektedir. Atölyelere ilişkin ilk arkeolojik bulgular, Tel-el Amarna` nın (Mısır) MÖ yaklaşık 1375` te kuruluşu sırasında kent dolaylarında ustalar için kurulan yaşama ve çalışma alanlarının varlığıdır. Aynı dönemde günlük kullanım eşyası genellikle evlerde ve aile reisinin denetimi altında üretilirken; özel yapım teknikleri gerektiren metal eşya, çoğu kez gezgin ustalar tarafından ve geçici kurulan atölyelerde yapılmıştır. Yunanistan`da Antik Çağda üretilen seramiklerin üstün niteliği, bu kapların geçici değil yerleşik atölyelerde üretildiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemde babadan oğula geçen aile ilişkileri giderek ortadan kalkmış, özellikle ünlü ressamların açtığı özel atölyeler yaygınlaşmaya başlamıştır. Büyük yapı projeleriyse genellikle yapı alanında toplanan ustalarla sürdürülmüştür. Kuşaklar boyu zanaatçı yetiştiren Roma dönemi atölyeleri, bir süre sonra, bir anlamda seri üretime geçmiş, dönemin beğenisini yansıtan farklı üsluplara bağlı olarak çalışmışlardır. İlk heykel atölyeleri de yine Roma Döneminde açılmıştır. Ortaçağ boyunca atölyeler, Loncalarla birlikte hem üretim hem de eğitim merkezleri olmuş, saray manastır ya da kentler tarafından desteklenmiş ve korunmuşlardır. Bu tür büyük atölyelerde ya az sayıda müşteri için üstün nitelikli küçük eşya üretilmiş ya da yapımı uzun yıllar süren katedraller gibi büyük yapı projeleri yürütülmüştür. Ismarlayanlarla projeyi yürütenler arasında kurulan yakın ilişki sonucunda yeni yapım sistemleri denenebilmiş, Romanesk ve Gotik gibi birçok üslup bu atölyelerdeki denemelerin de etkisiyle biçim bulmuştur. XIII. yy.ın sonlarında atölyeler bir yandan projeler üretirken bir yandan da bunları gerçekleştirmek için gerekli ustaları da bulmaya başlamıştır. Çoğu gezgin olan ustalar, atölyenin başıyla birlikte kent kent dolaşırlardı. Üslupların bir bölgeden öbür bölgeye yayılmasında bu gezici atölyelerin önemli katkısı olmuştur. XIV. yy.da sanatçıların yaşam öykülerinin yazımına geçilmesiyle birlikte atölyelere ilişkin bilgiler de kesinlik kazanmaya başlamıştır. Atölyelerdeki usta, yardımcı ve çırak düzeni de yasalarla belirlenmişti. Usta hem atölyenin başıydı hem de yanında çalışanların eğitiminden sorumluydu. Çıraklık 13-14 yaşında başlar, beş- altı yıllık bir eğitimle sona ererdi. Bu süreyi izleyen üç- dört yıllık ikinci çalışma döneminden sonra zanaatçı artık usta sayılır ve dilerse kendi atölyesini açabilirdi. Eğitim işlevini XV. yy. boyunca ve XVI. yy.ın başlarında sürdüren atölyeler, XVI. yy. içinde akademilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla yalnız üretime yönelmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). içinde altın bulunan, altınlı (toprak, maden).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kendi kendine hâsıl olan. autogenous welding kendiliginden ve ek maden kullanmadan kaynama (maden parçaları).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lamba, fener, gaz veya mumları havi olarak tavana asılan billûr veya madenden süs eşyası.

Ülke

(Austria) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da İtalya ile Slovenya’nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 20 Kuzey enlemi 13 20 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 83870 km².

Kara: 82444 km².

Su: 1426 km².

Sınırları: toplam: 2562 km.

Sınır komşuları: Çek Cumhuriyeti 362 km Almanya 784 km Macaristan 366 km İtalya 430 km Liechtenstein 35 km Slovakya 91 km Slovenya 330 km İsviçre 164 km.

Sahil şeridi: 0 km.

İklimi: Ilıman kıtasal iklim.

Arazi yapısı: Batı ve güneyinde Alpler doğu ve kuzey kısımlarda çoğunlukla düzlükler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Neu***dler See 40 m; en yüksek noktası: Grossglockner 6960 m.

Doğal kaynakları: Demir kereste magnezit kurşun kömür linyit bakır hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %39.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 457 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 8192880 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.94 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.68 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.95 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.6 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.07 yıl.

Erkeklerde: 76.17 yıl.

Kadınlarda: 82.11 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.36 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 10000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Avusturyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Avusturyalı %98 Hırvat Sloven diğer (Macar Çek Slovak diğer).

Din: Roma Katolikleri %73.6 Protestanlar %4.7 Müslümanlar ve diğer %21.7.

Diller: Almanca (resmi) macarca slovence hırvatca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Avusturya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Avusturya.

Yerel tam adı: Republik Oesterreich.

yerel kısa şekli: Oesterreich.

ingilizce: Austria.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Viyana.

İdari bölümler: 9 eyalet; Burgenland Kaernten Niederoesterreich Oberoesterreich Salzburg Steiermark Tirol Vorarlberg Wien.

Bağımsızlık günü: 1156 (Bavarya’dan).

Milli bayram: Ulusal gün 26 Ekim (1955).

Anayasa: 1920.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası) AsDB (Asya Kalkınma Bankası) AG (Avustralya Grubu) BIS (Uluslararası İmar Bankası) BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) (gözlemci) CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi) CE (Avrupa Konseyi) CEI (Orta Avrupa Girişimi) CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı) EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi) EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası) ECE (Birleşmiş Milletl

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Altın ve gümüşten yapılmış şeylerin saflık ve halisliği derecesi: Bu saatin, kordonunun ayarı nedir? On sekiz ayarında altındır. Kem-aytr = Saflık ve halislik derecesi eksik ve aşağı. Tam -iil-ayâr = Halislik derecesi tam ve eksiksiz. 2. Madenî paraların tam vezninde olması: Bu liranın ayarına bakmalı, ayarı tam mıdır? Tam-ül-aylr = Tam ayarlı, nâkıs-ül-ayâr = Eksik ayarlı. 3. Saatin doğru gitmesi: Bu saatin ayarı doğru mudur? Birkaç günden beri ayar etmedim. Saati ayar etmek = Doğruluğu malûm diğer bir saate yahut güneşin batışına vesaireye bakarak saati düzeltmek, ayarına getirmek. 4. Ölçü ve terazinin tam ve doğru olması: Esnaf, terazilerinin ayarlarına bakıyorlar. 5. Bir hayvanın nallarını deneyip lüzumunda sağlamlaştırma: Bu hayvanı nalbanda götürüp ayar ettirmeli. 4. mec. Derece, mertebe: Bu ayarda adam. Ayarını bulmak = İstenen dereceye gelmek. Sâhib-i ayâr = Eskiden mâdenî paraların ayarını yoklamakla görevli darphane memuru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

make a dent in. decrease. diminish. abate. cut back. lessen. reduce. shorten. minimize. alleviate. appease. attenuate. ax. axe. bate. cut down on. deaden. depress. derogate. detract. dock. fade in. impair. mitigate. put down. retrench. scale down. si.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lessen. to reduce. to lower. to decrease. to deplete. to cut back. to curtail. to to cut down. to relieve. to soothe. to alleviate. to allay. to deaden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vaytmetal, mil yataklarında kullanılan bir alaşım; buna benzer herhangi bir alaşım. babbitt bearings bu maden ile yapılan mil yatağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i ) sırtı madeni bir çubukla kuvvetlendirilmiş ince dişli bir çeşit testere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر سياه] Karadeniz.

Türkçe Sözlük

(i.) Cu senbolüyle gösterilen bir eleman. 1. Kırmızıya yakın renkte maruf maden ki çeşitli kap kaçak imaline ve kalay vesaire ile birleştirilerek prinç ve tunç gibi mürekkep madenler teşkiline girer. 2. Bakırdan kap kaçak, mutfak takımları: Bakırları kalaycıya vermek; bakır takımı. 3. Bakır pası, jenkâr: Bu sahanlar bakır olmuş; bu yemek bakır çalmış. Bakırdan yapılmış: Bakır leğen, bakır akça = Sikke-i nuhâssiyye, fülüs-i ahmer; bakır kaplama. Bakır paıı = Bakıra ekşi bir şey dokunduğunda hasıl olan yeşil pas. Bakır çalmak = Bakır pasının yiyeceğe bulaşması. Bakırtaşı = Malakit. Bakır tuzu = Kıbrıs zaçı.

Genel Bilgi

Bir yaşını geçmiş çocuklara balın bir zararı olamaz ama 12 aylıktan daha küçük bebeklere tavsiye edilmez. Peki nasıl oluyor da, tabiatın arılar vasıtası ile bahşettiği bu muhteşem gıda bebekler için zehirleyici olabiliyor?

‘Botulizm’ kelimesi bir çeşit zehirlenmeyi tarif eder. Botulin ise bakterilerin ortaya çıkardığı bir protein olup kaslardaki fiber doku yoluyla sinir hücrelerini istila eder, sonucu ölüme yol açabilecek hasarlar verebilir.

Botulizm bakterisi tabiatta bol bulunur ama havadaki oksijen tarafından hemen öldürülür. Ancak aktif olmadıkları zamanlarda bile oksijensiz bir ortamda yine hayat bulurlar. Bu, en çok teneke konserve kutularda saklanan gıdalarda görülür. Ağzı sıkı kapalı kutuların oksijensiz ortamında canlanan bakteriler, eğer yiyecek iyi ısıtılmazsa zehirleyici toksinler üretirler.

Arılar bal yapmak için nektar toplarlarken botulizm sporlarını da beraber alıp farkında olmadan bal yapımında kullanabilirler. Yetişkinlerde bu balın yenmesi sorun yaratmaz. Gerek vücudun savunma sistemi gerekse midenin asitli ortamı, bu bakterinin zarar vermesine müsaade etmezler. Bebeklerde ise hem savunma sistemi yeterli gelismemiştir, hem de mide hala ancak anne sütünü hazmedebilecek durumdadır. Zehirlenen bebek nefes alma ve yutkunma zorluğu çekebilir, kol, bacaklar ve boyunda güçsüzlük ortaya çıkabilir, durum çok ciddi sonuçlara yol açabilir.

Aslında botulin proteini bebeklere 6 aya kadar zarar verebilir. 8 aydan sonra tehlike geçmiştir ama en iyisi, bebeğin sağlığını emniyete almak için bir yaşına kadar bal yedirmemektir.

Balın bir türü olan delibal zehirlenmesi ise bir başka olaydır, yaşa bağlı olmadan tüm insanları etkileyebilir. Daha çok Karadeniz bölgesinde görülen bu zehirlenmenin nedeni arıların balı yaparken kara ağrı ve sarı ağrı adı verilen bitkilerin çiçeklerinden aldıkları toksindir.

Zehirlenme, bir kişinin bu baldan 50-100 gram yemesinden sonra ortaya çıkar ve kendini karın ağrısı, ishal, kusma, baş dönmesi hatta kol ve bacaklarda ağrı, kramp ve felçler şeklinde belli eder. Genellikle ölümle sonuçlanmaz. Bu balın bekletilmesi veya kaynatılması da zehirlenmeye çare değildir.

Türkçe Sözlük

(i.). Su ve şerbet vesaire içmeye mahsus cam, billur veya madenden kulplu veya kulpsuz kap, maşrapa, kupa. (Asıl kulp demek olan «bar» dan türemiş olmakla esasen kulplusuna denilirdi).

Türkçe - İngilizce Sözlük

sinking. foundering. end. decline and fall. decadence. immersion. set. sting. submergence. submersion.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gaga; kaplumbağa ve diğer bazı hayvanların baş kısımlarında bulunan sert kısım; argo burun; ibrik ağzı; eski tip harp gemilerinde düşman gemisini tahrip etmede kullanılan sivri madeni burun; ing., (argo) polis, hâkim, öğretmen. beaked (s). gagalı. be

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Petrolün damıtılması ile elde edilen bir hidrokarbon çeşidi. Uçucu, renksiz ve kokulu bir sıvı olan benzin akaryakıt olarak motorları işletmekte, tohumlardan yağ çıkarmakta, kumaş temizlemekte kullanılır; özgül ağırlığı 0,65 kadardır. Maden kömürü ve linyit damıtımından da elde edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zümrüt gibi birkaç çeşit kıymetli taşı da içine alan bir maden; nil rengi, cam göbeği. beryline s. zümrüt nev'inden.

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Taş, maden, cam gibi şeylerden yapılmış küçük yuvarlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para birimi olarak altın ve gümüşü veya diğer iki madeni birbirlerine olan nispetlerini tespit ederek kullanma sistemi; bu sistemi destekleyen doktrin veya siyaset.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki madenden meydana gelmiş; iki maden esasına dayanan para sistemine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ziftli, zift gibi. bituminous coal adi maden kömürü.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İç yakımlı motorlarda pistonu kırank miline; lokomotifte, pistonu tekerleklere bağlayan madenî çubuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., k.dili polis memuru. bobby pin madeni saa tokası. bobby socks rjog, k.dili kısa çorap, özellikle kızların giydiği şoset. bobby soxer A.B.D. son modayı takip eden genç kız.

Türkçe Sözlük

(i.). Mor ile yeşil arasında ve madenî bir parlaklıkta olan renk.

Türkçe Sözlük

(i. İn.). Şarap, likör ve maden suyuna meyve doğranarak yapılan içki.

Ülke

(Bolivia) Başkent: La Paz.

Nüfus: 7.719.000.

Yüzölçümü: 424.164 km2.

Komşuları: Batıda Peru, Şili; Güneyde Arjantin, Paraguay; Doğuda ve Kuzeyde Brezilya.

Önemli Şehirleri: La Paz, Santa Cruz, Cochabamba.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca, Quechua ve Aymara dilleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: İnkalar 13. yy. da bölgeyi ilk sahipleri Kızılderililerden alarak fethettiler. İspanya’nın hakimiyeti 1530’larda başladı ve 6 Ağustos 1825’e kadar sürdü, ülkenin ismi bağımsızlık savaşçısı Simon Bolivar’dan esinlenerek konuldu. 1879-1935 yılları arasında süren bir dizi savaşta Bolivya; Pasifik sahilini Şili’ye petrol yataklarına sahip Chaco’yu Paraquay’a ve kauçuk yetiştirilen bölgelerini de Brezilya’ya bıraktı. Özellikle maden işçileri arasında başgösteren ekonomik huzursuzluk, uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlığı besledi. 1951-64 yılları arasında Victor Paz Estensaro başkanlığındaki reformcu hükümet (kalay) madenlerini millileştirdi ve Kızılderili çoğunluğun yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik çabalarda bulunda fakat askeri bir cunta tarafından devrildi. Darbeler ve karşı darbeler askeri cuntanın General Villay’ı devlet başkanı olarak seçtiği 1981 yılına kadar sürdü. 1982 Temmuz’unda askeri cunta büyüyen ekonomik kriz ve dış borç zorlukları arasında iktidarı devraldı. Cunta Ekim’de istifa etti ve 1980’de demokratik yollardan seçilen Kongre’nin iktidara gelmesine izin verdi. Kokainin hammaddesi olan koka üretiminin azaltılması yönündeki Amerikan baskısı, polisle koka üreticileri arasında çatışmalara yol açtı ve Bolivyalılar arasındaki Anti-Amerikan duyguları artırdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. zengin maden yatağı; refah ve talih kaynağı.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. «bork» tan bude, F. «bore» den borak suretinde Avrupa lisanlarına da geçmiştir) (kimya). Alçıtaşı, tenkâr madeni.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İçi boş üstüvâne. Ar. enbûbe, karn. Kurşun, demir, saç boru, soba borusu. 2. Dilsiz ve perdesiz olarak nefesle çalınan bir çalgı Aleti ki helezonî şekilde bir maden borudan ibarettir. Boru çalmak, yuf borusu, mec. Boş saçma, mânâsız şey. Boru gibi ötmek = Gür sesli olmak veya mânâsız, münasebetsiz söylemek. Ağaç borusu = Istramonye. Boruçlçeği = Turuncu, boru gibi bir çiçek kl çardağa çıkar ve duvara tırmanır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boş ve hâlî olma, kalma: Hamam boşaldı. 2. Akma, dökülme, munsap olma: Kızılırmak, Karadeniz’e boşalıyor. 3. Yayılma, münteşir olma. Bütün bentlerin suyu ovaya boşaldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. istanbul Boğazı, Karadeniz Boğazı. the Bosphorus and its shores Boğaziçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., bot., zool. bitki veya hayvanın vücudunda meydana gelen şişkinlik; mim. fildişi, maden v.b.'nden yapılmış kabartma süs; f. kabartmalarla süslemek.

Ülke

Başkent: Gaborone.

Nüfus: 1.359.000.

Yüzölçümü: 224.607 km2.

Komşuları: Kuzeyde ve Batıda Namibya, Güneyde Güney Afrika, Kuzeydoğuda Zimbabwe.

Önemli Şehirleri: Gaborone, Serowe, Manna.

Din: %50 yerel inançlar, %50 Hristiyan.

Dil: İngilizce, Setswana.

Yönetim Biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Tarih: Bölgeye ilk yerleşen “bushmen”ler idi. Bantus’lar zamanında bölge, 1886 yılında Bechvanaland adıyla İngiliz himayesine girdi ve bu statüsü, güneyden ve güneybatıdan yöneltilen Boer ve Alman işgallerini durdurdu.

Ülke 30 Eylül 1966’da bağımsızlığını kazandı ve ismi Botswana olarak değiştirildi.

Büyükbaş hayvan yetiştiriciliği ve madencilik (elmas, bakır, nikel…) ülke ekonomisinin büyümesine katkıda bulunmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı boyağı) 1. Renk vermek üzere cisimlere ve eşyaya sürülen veya eşya onun içine batırılan nebatî veya madenî sır veya karışım. Ar. levn, Fars. fâm: Yağlı, tutkallı, sulu boya, has boya. 2. Cisimlerin, güneş ışınlarının bir takımını aksettirmekten görünüşte aldıkları çeşitli suretlerin beheri, renk, Ar. levn, Fars. güne. Boya atmak = Solmak. Aşıboyası = Boyamada kullanılan bir cins sarı ve kırmızı toprak. Boya ağacı = Kabuğu dericilerce kullanılan bir çeşit kayın ağacı. Boya almak = Boyanmak, boyanmaya elverişli olmak. Boya vurmak = Boyamak, boya sürmek. Sarı boya = Ar. cehrî. Kara boya = Yalnız siyahla boyanmış, karakalem. Gökboya = Çivit.

Genel Bilgi

Özellikle kağıt para devrinden önce, alışverişte kullanılan paralar altın ve gümüş içeriyorlardı. Her devirde olduğu gibi, o devirde de bulunan bazı düzenbazlar, bu paraları kenarlarından kazıyarak, çok az miktarda da olsa, bu değerli madenleri biriktiriyor, parayı da tekrar kullanabiliyorlardı.

O devirlerde tüccarlar, parayı tartıyorlar ve ağırlığı eksikse kabul etmiyorlardı. Tabii, para da elinizde kalıyordu. Antik para kataloglarında dikkat ederseniz, paraların büyük bir kısmının tam yuvarlak olmadığını görürsünüz.

Bu sorunu çözmek ve halkı eksik paraya karşı korumak için bozuk paraların kenarları tırtıllı yapılmaya başlandı. Bu tırtıllar sayesinde paranın kenarının kazındığı hemen belli oluyordu ve kenarı kazınmış parayı kimse almıyordu.

Bu adet günümüze kadar devam etti. Artık içinde değerli bir maden bulunmamasına rağmen, bozuk paralarımızın kenarlarında ya tırtıl ya da bir yazı vardır.

Günümüzde madeni paralar ‘bozukluk’ veya ‘ufaklık’ adı altında sadece küsuratları ödemede kullanılıyor. Bozuk paralar da para olma niteliklerini kanundan almalarına rağmen, kullanılmalarında bazı sınırlamalar vardır.

Gerek kağıt, gerekse madeni para olsun, her ikisiyle de yapılan ödemeleri kabul etmemek mümkün değildir. Buna ‘Kanuni Tedavül Mecburiyeti’ denilir ki, kağıt paralarda bu mecburiyet sınırsızdır. Ödenen miktar ne kadar büyük olursa olsun, bunu karşı taraf kabul etmek mecburiyetindedir.

Madeni paraların ise mecburiyeti sınırlıdır. En çok üzerlerinde yazan değerin 50 katını tamamen bozuk para ile ödeyebilirsiniz. Örneğin 50 bin liralıklarla, 2,5 milyona kadar ödemelerinizi yapabilirsiniz ama daha fazlasını da bozuk para ile ödeme isteğinizi karşı taraf kabul etmeyebilir.

Kağıt paraların Merkez Bankası tarafından basıldığı bilinir de, madeni paraları Maliye Bakanlığı’nın çıkardığı pek bilinmez. Madeni paraların toplam para stoku içindeki oranı da yaklaşık yüzde l civarındadır.

Hiç dikkat ettiniz mi? İnsan yüzleri kağıt paralarda önden, madeni paralarda ise yandandır. Madeni paralarda yer çok küçük olduğundan, kabartma tekniği ile bir yüzün tam detayını vermek mümkün olamamaktadır. Yandan bir profil kişiyi daha iyi tanınır kılmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. pirinç (madeni alaşım); pirinçten yapılmış alet veya eşya; müz. pirinçten yapılmış nefesli çalgılar, bando; A.B.D., (argo) yüksek rutbeli subaylar, omuzu kalabalıklar; (argo) para, (slang) mangır; kendine güven; küstahlık, yüzsüzlük; s pirinçten ya

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pirinçten yapılmış, pirinç kaplama; sert ve madeni; k.dili yüzsüz, arsız, cüretkar; cırtlak. brassily z. arsızca. brassiness i. arsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir maden ocağında hava deliği meydana getiren tahta v.b.'nden yapılmış bölme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çipura, karagöz, mercan gibi birkaç cins balık; çapak, zool. Abramis brama. fresh water bream sırtar balığı. sea bream karagöz balığı, zool Saryus; sarıgöz, zool. Cantharus lineatus; sarpa, zool. Padentus centrodontus. red sea bream mercan balığı, zool

Ülke

Başkent: Brasilia.

Nüfus: 158.739.000.

Yüzölçümü: 3.286.470 km2.

Komşuları: Kuzey’de Fransız Guyana’sı, Surinam, Guyana ve Venezuella, Batı’da Kolombiya, Peru, Bolivya, Paraguay ve Arjantin; Güneyde Uruguay.

Önemli Şehirleri: Sao Paulo, Rio de Janerio, Brasilia, Salvador.

Din: %90 Katolik.

Dil: Portekizce, İspanyolca, Fransızca, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Federal Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Brezilya Demokratik Hareket Partisi.

Tarih: Pedro Alveres Cahrali’n-Portekizli bir gemicidir. 1500’de Brezilya’ya gelen ilk Avrupalı olduğu bilinir. Ülke o zaman çeşitli Kızılderili kabileleri tarafından mesken tutulmuştur. Bu kabilelerin çok az bir kısmı günümüze kadar gelmiştir ve Amazon bölgelerinde yoğunluk kazanırlar. Daha sonraki yüzyıllarda Portekizli koloniciler beraberinde çok sayıda Afrika kölesini getirerek ülkenin içlerine doğru ilerlediler. Kölelik 1888’e kadar devam etti. Napolyo’nun ordusundan kaçan Portekiz kralı 1808 yılında Brezilya’ya gelip, hükümet koltuğuna oturdu. Ülke bu tarihte, 6. Dom Joavo başkanlığında, bir krallık haline geldi. Portekiz’e dönmesinin ardından oğlu Pedro 7 Eylül 1822’de Brezilya’nın bağımsızlığını ilan etti ve imparator ilan edildi. 2.İmparator olan 2. Dom Pedro 1889’da tahttan indirildi ve Brezilya Birleşik Devletleri ismi altında bir cumhuriyet ilan edildi. 1967’de ülkenin ismi Brezilya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Askeri bir cunta 1930’da iktidarı ele geçirdi, cuntanın başında Getulio Nargas vardı. Bu yönetim 1945’te ordu tarafından devrilinceye kadar sürdü. 1945-64 yılları arasında demokratik rejime geçiş yapıldı, bu zaman diliminde başkent Rio’da Janero’dan Brezilyaya taşındı. 1964 yılında devlet başkanı Joao Belchoir Margues Goulart ülkedeki enflasyonu daha da tırmandıran bir takım ekonomi politikaları yerleştirmeye çalıştı fakat ordunun bir isyanıyla görevden uzaklaştırıldı. Daha sonraki 5 başkan da ordudan gelmiştiler. Bunların döneminde ülkede yoğun bir sansür uygulandı, muhalefet bastırıldı ve çok sayıda işkence davası açıldı.

1974 seçimlerinde resmi muhalefet partisi Millet Meclisi’nde daha fazla sandalye kazandı, yoğun biçimde uygulanan sansür biraz olsun yumuşatıldı. 1930’dan beri iş başına gelen hükümetler endüstriyel ve tanımsal büyümeyi, bunun yanında ülkenin iç bölgelerinde gelişmesini amaçlayan politikalar izlediler. Büyük maden yataklarının keşfi, ülkenin büyük kısmında bulunan tarıma elverişli topraklar ve büyük işgücü kapasitesi ile Brezilya 1970’lerde Latin Amerika’nın bir numaralı endüstriyel gücü oldu, tarımsal üretimi yüksek seviyelere ulaştı. Ne var ki, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve enflasyon ciddi ekonomik bunalımlara yol açtı. Brezilya dünyada dış borcu en fazla olan ülkeler arasındadır. 1992 Temmuz’unda ülkenin 44 milyar dolarlık dış borcunun yeniden gözden geçirilmesine karar verildi. 1991’de yapılan nüfus sayımında -50 yılda ilk defa- nüfus artış hızının %2’nin altına düştüğü gözlendi. 1989’da Brezilya, Amazon bölgesi için geniş ölçekli bir çevre programı açıkladı. Bu bir bakıma

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Maden kömürü tozundan yapılan topak. 2. Bir çeşit tuğla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Büyük Britanya, Britanya imparatorluğu. britannia metal bazen kaşık, çatal, bıçak yapımında kullanılan bir çeşit beyaz maden alaşımı, beyaz metal.

Türkçe Sözlük

Karadeniz Çevre Programı

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. toka, kopça; f. toka veya kopça ile tutturmak, iliştirmek; ısı veya basınç ile bükülmek, eğrilmek veya bükmek (madeni eşya) buckle down to work ise ciddiyetle girişmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (tahta, maden, bağa veya fildişi üzerine yapılan) zengin kakma iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemide bölme; maden ocağında tahta set; bodrum merdiveninin iki kanatlı kapağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süs ve işaret flamaları için kullanılan pamuklu kaba kumaş, bayrak bezi; bir geminin bütün flamaları; kiraz kuşu, zoolş Emberizaden.

Sağlık Bilgisi

Burunda et büyümesinden kaynaklanan bu hastalığa tıp dilinde Adenoid ve Polip denir. Hastanın burnundan soluması güçleşir. Daha çok ağzından nefes alıp verir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, pamuk

Hazırlanışı : 1 avuç tere otu ezilir. Suyuna batırılan pamuk, burun içindeki ete sürülür. Bu işlem günde üç kere tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. korseyi dik tutan kemik veya madeni balina.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ritim, ahenk; sesin yavaşlaması; (müz). perdenin derece derece inmesi, nagmenin sonu, kadans. cadenced (s). derece derece inen; ahenkli, ritmik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). bir solo kısmın sonunda sesin gösterişli bir şekilde yükselmesi, kadenz, durgu.

Türkçe Sözlük

(i. F. çâker = kul, zade = doğmuş). Kul ve bendenin yani konuşanın evlâdı: Çâker-zâdenizi takdim ediyorum (eskiden nezaket ve tevazu makamında kullanılırdı).

Türkçe Sözlük

(i.). Maden üzerine çalma işi yapan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. calxes, calces) madenin yanması sonucunda meydana gelen oksit veya kül.

Türkçe Sözlük

(i.). Tunç yesaireden yapılmış koni şeklinde bir Alet ki, içindeki tokmağın sallanıp kenarlara vurmasıyle ses çıkarır, çıngırağın büyüğü, ceres, nâkus: Deve çanı, kilise çanı, çan çalmak. Çanına ot tıkamak = Mahvedip sesini kesmek. Çan kulesi = Kilise çanını asmaya mahsus yüksek kule. Kulağa çan çalmak = Çok bağırmak, tekrar tekrar söylemek. Çan, kökü tarih öncesi zamanlara dayanan bir çalgıdır. Çan sallanmağa başlarken, tokmakla vurularak ses çıkartılır. Verdiği temel notaya normal armonikleri eklenir (üst sekizli, beşli, küçük üçlü, alt sekizli). Bu armoniklerin doğruluğu, çanın ana çizgilerine bağlıdır (dış ve iç çevresi). Çanın akordu üstündeki alaşım ölçüsünü azaltarak yapılır. Alaşımın çanın neresinden azaltılacağı belirlidir. Bunlar her armoniğin çıktığı yerlerdir. Çanın alaşımı % 78 oranında bakır, % 22 de kalaydan bileşir. Günümüzde, çanı sallamak için elektrik motoru kullanılır. Motor makarayı harekete geçirir. Eskiden makaraya ip sarılırdı. En dolgun ses, içten vuran tokmakla elde edilir. Dıştan vuran çekiç kullanılırsa, çıkan ses çok madeni olur. Bugün opera ve orkestralarda çan sesi akortlu madeni borulardan bileşen özel bir çalgı ile verilir. Notası, dördüncü çizgi Fa açkısı ile, Timbal veya Davul partisi üzerine yazılır. Gereğine göre, bütün seslerde yapılabilir. Sesinin etkisi, iki sekizli yukarıdandır. Bestenin yerine göre, hangi bey çanın kullanılacağı, bestecinin belirtmesi gerekir. Çanlar, dokunaklı ve görkemli etkiler bırakır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla madenden yapılmış olan çay, kahve vb kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kütükleri devirmeye mahsus ucunda madeni kancası olan tahta kaldıraç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). para, nakit para; peşin para; (çin ve doğu hint adalarında) ufak madeni bir para birimi. cash-and-carry (s). peşin para ödeyip satın alınan. cash crop peşin para ile satılan mahsul. cash on delivery tesliminde ödenecek, ödemeli; (kıs). (C.O.D). cash

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İkiye ayrılmış dal vs. 2. İki dişli yaba vs. Aletler. İ. Yemek yemede kullanılan dört veya i]ç dişli maden Alet ki, kaşık ve bıçakla beraber bir takım teşkil eder: Çatal, bıçakla yemek yemek. 4. mec. İki şıklı, şüpheli, karışık, dolaşık: Çatal iş. 5. Çatlak bir borudan çıkar gibi boğuk ses. Çatal tırnak = Çatal tırnaklı hayvanların ikiye ayrılmış tırnağı, bakanak. Çatal tırnaklı (hayvan) = Geviş getirenlerden, bakanaklı. Çatal görmek = Uykudan kalkan adamın görmesi gibi karışık ve her şeyi iki görmek: Fazla içmiş, her şeyi çatal görüyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kısa kesilmiş dal, sert değnek. 2. Kök salmak üzere yere gömülen ağaç budağı, parçası: Çelikten yetişme. 3. Çocukların oynadığı çelik çomak oyununda çomağa vurmaya yarayan değnek: Çelik çomak oyunu. 4. mec. Halat bağlamak için ağaç ve madenden yapılmış bir Alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ark) eski devirlere ait taş veya madeni balta.

Şifalı Bitki

(LCentiyana, Yilanotu, Esekturpu, Gentina lutea, Gentina radix): Doğu Karadeniz Bölgesi ve uludağ’da yetişen, 1 metre kadar yüksekliğinde, geniş yapraklı, kalın köklü bir bitkidir. Kökü acıdır. İçi sarı, dışı esmerdir. Kökü şifalıdır. Sarı ve mavi türü vardır. Kullanıldığı yerler: İştah artırır, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Vücuda kuvvet verir. Mide zafiyeti ve ekşimelerini giderir. Kansızlıkta da faydalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma'da boksörlerin giydigi deri bağcıklardan yapılmış ve üstünde maden parçaları olan bir çeşit eldiven.

İngilizce - Türkçe Sözlük

sofrada yemeği ısıtmaya veya sıcak tutmaya mahsus alttan ısınan madeni cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(t)., (i). hakketmek, oymak; kabartma işleri yapmak (maden üzerine); (i)., (matb). harflerin muhafazasında kullanılan demir çerçeve; oluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahenkli zil veya çan sesi;(müz). madeni borulardan meydana gelen bir çalgı; müzik, melodi; akort, ahenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yarık, çatlak; (argo). temiz para, nakit para; madeni ses; (f). yarıkları doldurmak; şangırdamak, şangırdatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden ocağının içindeki oksijeni az ve karbondioksiti fazla olan öksürtücü hava, boğucu gaz.

Türkçe Sözlük

(i.). Karadeniz’in bu ismi taşıyan iskelesinden gelen çıralı tahta. Başlıca ahşap yapıların dışarısını kaplamada kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Parlaklık, parlatma, perdaht, lostura: Madenlere, tahtaya, mermere, sahtiyana vesair şeylere cilâ verilir. Cilâ-bahş = Cilâ veren, parlatan.

Türkçe Sözlük

(ses taklidi) Maden gibi sert bir şeyin sesini taklit ve tasvir eder. Çın çın ötmek = içi boş olup ses veren şeyler için söylenir.

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinde dikili bulunduğu şeyin iki kenarını, birbirine tutturmaya yarayan iki parçadan ibaret, madenî veya plastik Alet.

Türkçe Sözlük

Çok zehirli, gümüş rengi sıvı formunda bulunan bir ağır metal. Oda sıcaklığında sıvı halde olan tek metaldir. Buharları çok zehirlidir. Hafıza zayıflığına, baş ağrısına ve sinir hastalıklarına neden olur. Doğada cıva, insana zarar vermeyen istikrarlı bileşikler içinde görülür. İnsanoğlu 3500 yıldan beri endüstriyel ve tarımsal amaçlarla cıvayı kullanmaya çalışmaktadır. Cıva mantar öldürmede de kullanılır. Cıva bileşikleri tarım ve kağıt endüstrisinde, plastik, pil, boya sanayiinde kullanılmaktadır. Kömür ve petrol gibi fosil yakıtlarının kullanımı, madencilik, metalürji, çelik ve çimento üretimi de cıvanın ortaya çıkmasına yol açar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). talep, iddia; hak; sigorta poliçesi üstünden ödenecek para; maden vb'ni işletmek için devletin arazisinde hak talep etme. clalm for damages tazminat davası; tazminat talebi. claim jumper ABD başkasının maden ocağını işgal edip alan kimse. Iay claim

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şakırtı, çınlama, madenl ses; gürültü; (f). gürültülü ses çıkarmak. clangorous (s). gürültülü ses çıkaran. clangorously (z). gürültüyle, çınlayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). madeni ses; (f). bu sesi çıkarmak; bu sesi çıkarttırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). renkli kısımlann birbirlerinden madeni şeritlerle aynldığı emaye işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) kömür, maden kömürü; (çog) kor coal basket (den). kömür çavalyesi.coal bed jeol maden kömürü yatağı. coalbin (i). kömürlük coal black simsiyah, kuzguni siyah.coal breaker (mad). kömür kırıcı. coal bunker gemi kömürlüğü. coal gas havagazı. Coal Measure

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). madeni para, sikke; para; (mim). köşe, açı; köşe taşı; (f). madeni para bastırmak, basmak; icat etmek, bulmak; para kazanmak; (ing)., (k).(dili). kalp para basmak. coin money kısa zamanda servet yapmak. coin a phrase bir söz icat etmek. false c

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. sag. slump. breaking down. disintegration. deposition. settlement. settling slip. sedimentation. precipitation. failure. declination. squat. decline. deflation. shrinkage. cave-in. depression. breakdown. bust up. cave in. decadence. descent. dow

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. ruins. decline. fall. breakup. decadence. decay. descent. downfall. smash-up. sunset. twilight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. decay. decline. downfall. decadence. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fall. collapse. decline. decadence. downgrade. ebb.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). kömür gemisi; kömür madeni işçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). maden kömürü ocağı.

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirinin üzerine kapanan iki madenî parça arasında, hiç bir açıklık kalmamasını sağlamak için konuan karton, kösele, lâstik vs. şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). değiştirilebilen herhangi bir şey; üstü açılıp kapanabilen spor araba; (s). değiştirilebilir, tahvili mümkün. convertible bonds tahviii kabil bonolar. convertible money madeni paraya çevrilebilen kâğıt para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çog. corves) madencilikte kullanılanküçük vagon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol). maviye veya yeşile çalan silikattan mürekkep bir maden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). safran, (bot). Crocus sativus; çiğdem, (bot). Colchicum autumnale; bir çeşit maden parlatma tozu, demir peroksit. yellow crocus pas lâlesi, sarı çiğdem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pota, maden eritme kabı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzun değnek, düz dal. Bağ çubuğu = Kökleşip kütük olmak üzere dikilen dal. 2. Tütün içmeye mahsus içi delik değnek ki, bir ucunda imame denilen ağızlık ve diğer ucunda tütünün konulduğu lüle bulunur: Çubuk içmek, çekmek = Çubukla tütün içmek. 3. Geminin ana direkleri üstünde olan direkler. 4. Madenden silindir şeklinde uzun parça, maden değneği: Bir çubuk çelik, demir çubuğu. 5. Kumaş üzerinde sopadan dar yol: Mavi zemin üzerinde siyah çubukları var. Çift çubuk. (bk.) Çift.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Maden posası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جروف] maden atığı, maden posası.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Etek. (bk.) DAmen. DâMAR (i.) (damlar gibi vurması yüzünden bu şekilde edlandırılmış olabilir). 1. insan vücudunda kanın dolaştığı yollar ki çeşitli kalınlıkta borulardan ibarettir. Nabızlı damar, şahdamar = Kan veren büyük damar. 2. Damar veya köke benzeyip bir cismin içinde dallanan yollar. ihtilât yapan, tehlikeli yollar: Yağmur suları yerin damarlarına girer. 3. Mermer ve ona benzer dalgalı şeylerdeki çizikler: Pembe damarlı ve beyaz zeminli ebru. 4. Toprağın içindeki maden filizleri ve su tabakası: Kuvarts kayası üzerinde altın damarları bulunur, bu suyun damarı zengin. 5. mec. Yaradılış, tabiat, huy, yaratık. Damarına dokunmak = Hiddet etmek, kızmak. Alnının damarı çatlamış = Utanmaz. Kan alacak damar = Faydalanılacak yol. Damara girmek = Birinin hatırını hoş edip kendi isteğini yaptırmak. Damarı tutmak = Olmayacak sebeplerden dolayı öfkelenmek veya inadı tutmak. 6. Soy kökü, yaradılış: Damarına çekmiş, damarı bozuk. 7. Huy, mizaç: Hasislik damarı. Şairlik damarı. Damar atmak = (kan damarı) Kalbin kasılmasıyle vurmak. Damar tabaka = Göz küresinin içinde ince kan damarlarından meydana gelen tabaka. Damarına basmak = Birini öfkelendirecek bir harekette bulunmak. Damarına çekmek = Soyunun huyuna çekmek. Damarı kurutun = Birinin huysuzluğuna öfkelenildiği vaDamasko kit beddua olarak söylenir. Damarını bulmak = Birinin okşanacak duygusunu bulup yumuşamasını sağlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which damps or checks; as: A valve or movable plate in the flue or other part of a stove, furnace, etc., used to check or regulate the draught of air. A contrivance, as in a pianoforte, to deaden vibrations; or, as in other pieces of mechanism, to ch

Türkçe Sözlük

(DARP) (i. A.). 1. Vurma, dövme. 2. Madenî paraya, para basma, damga vurma: Darb-ı sikke. 3. Hesabın dört işleminden üçüncüsü ki birbiri üzerine yazılan iki sayıdan birinin diğeri kadar tekrarlanmasından ibarettir, meselâ 5X3 — 15. Bu ifade üç defa beş on beş demektir. Birinci sayıya eskiden madrub (çarpılan), ikincisine zarb (çarpan), üçüncüsüne hâsıl (çarpma neticesi) denirdi. 4. Türlü, çeşit. 5. Şiddet, sür’at. 6. Zarb işareti = X işareti. Darb-ı mesel = Halk ağzında yeri geldikçe kullanılan meşhur söz, atalar sözü. c. durûb-ı emsâl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

eskiden madenciler tarafından kullanılan bir çeşit fener.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kıymetini düşürmek, ayarını bozmak; şeref ve itibarına halel getirmek, tezlil etmek, alçaltmak, indirmek; bozmak. debased coinage içindeki gümüş veya altın miktarı azaltılmış madeni paralar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zeval, batma, çökme, çöküş, yıkılış, inkıraz, inhitat. decadent (s). inkıraz bulmuş, zeval bulmuş, batmış, çökmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çatırdatarak ateşte kavurmak (tuz, maden vb)', ateşte çatırdamak .

Yabancı Kelime

Fr. décadence

çöküş

Devletlerin veya uygarlıkların son bulması, mahvolması.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli bir maden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol). taş veya maden üstünde bulunan ağaç veya yosun şekli; üzerinde ağaç veya yosun şekli olan taş veya maden parçası; (tıb). sinir hücresine giden ince bir lif.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeryüzünün büyük bir kısmını kaplayan su. Ar. bahr, Fars. deryâ: Akdeniz, Karadeniz vesaire. 2. Dalga, fırtına: Bugün deniz vardı. 3. Büyük göl veya nehir, derya: Hazar, Aral denizi, Nil denizi. Açık deniz = Engin. Adalar denizi = Adaları çok deniz, aral (Ege Denizi hakkında kullanılmıştır). Deniz aşırı = Denizin ötesinde olan. Deniz otu: = 1. Deniz dibinde biten otlar. 2. Kaba olduğu için şilte ve kanape döşemesi doldurmaya mahsus tora halinde satılır bir cins ot. Deniz enginarı, perçemi, dikeni = Deniz otu çeşitleri. Ölü deniz = 1. Rüzgâr durduktan sonra bir vakit devam eden dalgalanma. 2. Enginde esen rüzgârın tesiriyle sahile gelip çatlamayan dalga. Deniz tutmak = Geminin yalpasından iç bulanıp hasta olmak: Denizde seyahat etmeye alışanları deniz tutmaz. Deniz kadayıfı = Öksürüğe karşı ve göğsü yumuşatmak için haşlanıp İçilen bir cins deniz otu ki, kurusu tel kadayıfına benzer, ciğer otu. Daniz koyunu = Ayıbalığı. Daniz kıyısı = Sahil, yalı. Deniz köpüğü = Hafif ve beyaz bir taş kl, marangozlukta vesairede kullanılır. Dört yanı deniz kesilmek — Hayrette kalıp ne yapacağını şaşırmak. Denize kalkmak = Denize çıkmak, bir limandan hareket etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emanet; depozito; pey, rehin; mevduat; teminat akçesi; tabaka,tortu; döküntü, birikinti, sel kumu; (mad). birikinti, maden yatağı; depo. deposit account mevduat hesabı. demand deposits vadesiz mevduat money on deposit bankadaki para, mevduat. time d

Türkçe - İngilizce Sözlük

troubled. sick. aggrieved. complaining. heavy laden.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Türkçe söylenişi: divit). Eskiden yazı yazmak, üzere, mürekkep ve kalem konacak yeri olan, madenden bir Alet ki belde taşınırdı (yalnız mürekkep koymaya mahsus olanına hokka denir).

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, dâden = vermek). 1. Gönül vermiş, Aşık. 2. Eskiden Aşık tulumbacıların hususî şekilde başlarına bağladıkları boyalı mendil.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, küşâden = açmak). Gönül açan, kalbe ferahlık veren. Ar. müferrih. (bk.) Dil-güşâ.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, sitaden = almak). Gönül alan, kendisine bağlayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The monetary unit of Abu Dhabi, Aden, Algeria, Bahrain, Iraq, Jordan, Kuwait, Libya, South Yemen and Tunisia. 100 dinars equal 1 rial. the basic unit of money in Yugoslavia. the basic unit of money in Tunisia. the basic unit of money in Libya. the basic u

Türkçe Sözlük

(i. A. «devat»dan). Yazı yazmaya ve belde taşımaya mahsus eski tarzda bir hokka. Divit madenden olur, mürekkep ve kalem koymak için bitişik bir de borusu bulunurdu, (bk.) Devat.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Birçok madenlerden meydana gelmiş pürtüklü külte.

Türkçe Sözlük

(i.). Madenleri eritip kalıba dökerek çeşitli şeyler yapan sanatkâr, dökümcü: Pirinç dökmecisi.

Türkçe Sözlük

(i.). Madenleri eritip kalıba dökerek eşya yapmak sanatı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir sıvıyı yahut tahıl gibi bir şeyi bulunduğu kap veya yerden dışarıya veya diğer bir kaba boşaltmak. Osm. sabbetmek: Su dökmek; şarabı fıçıya dökmek. 2. Düşürmek, Osm. ıskat etmek: Ağaçların bir kısmı yapraklarını döker, bir kısmı dökmez; hastalık bütün saçımı döktü. 3. Saçmak, sepmek, ekmek: Tavuklara yem döktüm. 4. Akıtmak, Osm. isâle ve irâka etmek: Göz yaşı dökmek. 5. Vücutta sivilce gibi şeyler çıkarmak: Vücudunun her tarafında çıbanlar dökmüş 6. Gemi veya demiryolu vesaire ile çıkarmak.Osm. sevk ve tahşîd etmek: İngilizler, Hin298 distan’a birçok mühendis döktüler; filan devlet hududuna asker döküyor. 7. Erimiş maden vesaireyi kalıba boşaltmak: Hurufat dökmek; top dökmek. 8. Sulu hamuru kaynar yağın içine veya sıcak saçın üzerine akıtıp bazı yenecek şeyler hazırlamak: Lokma, kadayıf dökmek. 9. Tüy ve hav gibi şeyi kaybetmek: Bu kadife çabuk havını döker; hayvanlar bu mevsimde tüylerini dökerler. 10. Dışarı atmak: Şu suyu, şu süprüntüyü dökün. Ayağına sıcak su dökmek = İyi karşılamak. Ter dökmek = Terlemek. Su dökmek = İşemek, Osm. tebevvül etmek. Kan dökmek = Muharebeye gitmek; canını feda etmek. Göz yaşı dökmek = Ağlamak. Yüz suyu (Osm. Ab-ı rû) dökmek = Haysiyetini ayaklar altına alıp yalvarmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıvı veya tahıl çeşidinden bir şeyin, bulunduğu kap veya yerden dışarı çıkıp akması: Testiden su, fıçıdan yağ, çuvaldan buğday, saman döküldü; yere döküleni toplamak. 2. Düşmek, Osm. sukut etmek: Dişleri, saçı döküldü; kuraklıktan ağaçlardan bütün meyveler, yapraklar döküldü. 3. (akarsu) Son bulmak: Tuna Karadeniz’e dökülür. 4. Çıkarılmak, Osm. sevk ve tahşîd edilmek: Hududa, karaya birçok asker döküldü. 5. Hücum etmek, üstüne düşmek: Bütün halk sokağa dökülmüş; şimdi herkes sayfiyeye döküldü. 6. Dönmek, çevrilmek. Osm. münkalib olmak, müncer olmak: Moda mini eteğe döküldü. 7. Eritilmiş maden vesaire kalıba boşalmak: Kurşun ile antimuan halitasından harfler dökülür. 8. mec. Pek fazla eskimek. Osm. harap ve virân olmak: O yalı dökülüyor.

Türkçe Sözlük

(DÖKÜM-HANE) (i.). Madenden çeşitli Alet ve eşyalar yapmaya mahsus fabrika. Fr. fonderie: Hurufat dökümhanesi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru gitmeyerek dönüp dolaşan şeyin hali, eğrilik. Ar. İvicâc: Yolun, çay yatağının dolaşıklığı. 2. Karışıklık, birbirine geçme, burgaçlık, giriftlik: İpin, saçın dolaşıklığı. 3. Açıklık ve sarahat yokluğu. Ar. teşevvüş, iğlak: Cümlenin, ifadenin dolaşıklığı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. filled. loaded. crowded. occupied. engaged. abounding. abundant. alive with. capacity. fraught. instinct. instinct with. laden. replete. rife. shot. shot through. steeped in. thick with. hail.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraught. full. hail. laden. loaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. filled. hail. abounding. loaded. containing a drink. charged. filled up. stuffed. packed. solid. complete. full-up. laden. fraught.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Donmuş, buz bağlamış, katı (galatı: müncemid) Elleri donuk. 2. Ustü donmuş gibi, dumanlı, bulutlu, berrak olmayan, buzlu: Donuk cam. 3. Cilâsız (tahta, maden vesaire) 4. Fersiz, ruhsuz: Donuk adam; donuk ifade.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dim. opaque. dull. lusterless. flat. mat. dead. non-luminous. blurred. pale. unpolished. frozen. frosted. amorphic. amorphous. bloodless. crepuscular. drab. expressionless. faint. fuzzy. inanimate. lackluster. leaden. misty. ponderous. stuffy. toneless.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). karalama, gelişigüzel yazma veya çizme; (f). karalamak doodlebug (i). maden damarlarını aramakta kullanılan herhangi bir cihaz; uçan bomba.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dövmek işi. 2. Deriyi iğne ile delmek suretiyle ve boya kullanarak insan vücuduna yapılan nakış. 3. Kızgın halde iken dövülerek şekil verilmiş madenî eşya.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurmak, dayak atmak: Tahsil veya terbiye için çocukları dövmek fayda yerine zarar verir. 2. Havanda veya diğer bir Aletle vurarak kırmak veya ezmek. Osm. sahk etmek: Keten tohumu, şeker, pirinç, mısır dövmek. 3. Bir madeni kızdırıp vurarak işlemek: Dövme demir. 4. Kakmak, vurmak, çalmak: Kapıyı dövdü. 5. Topa veya kurşuna tutmak: 0 tepeden kaleyi dövmek mümkündür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). aşağıya yönelmiş; üzgün, kederli; (i). aşağıya yönelme; maden ocağına hava veren boru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çubukla yeraltında su veya maden damarı araştırmak. dowsing rod yer altında su aramak için kullanılan çatal şeklinde çubuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). maden cürufu, maden posası; süprüntü, artık, değersiz şeyler; (s). cüruflu; değersiz.

Türkçe Sözlük

(i.) («düğmek» ten). 1. Elbiseyi kavuşturmak için karşısındaki iliğe geçmeye mahsus, maden, kemik, sedef vesair maddelerden veya harç ve kumaştan yuvarlak, yassı veya üçgen tane: Gömlek, ceket, kol, yaka düğmesi. 2. Baş, top, ufak yuvarlak şey: Meme düğmesi. 3. Ufak ur, yumru, çıban.

Türkçe Sözlük

(i.). Geminin istikametini düzelten ve istenilen tarafa çeviren Alet. Dümen, gemi kıçlarında, suyun içinde hareket eden, ağaç veya madenden olup, geminin üstünden el, dolap veya makine ile çevrilir. Dümen tutmak, kullanmak. Dümende = En geride. Dümen neferi = Bir sınıfın en gerisinde bulunanı. Dümeni eğri = Çarpık kuyruklu at. Dayısı dümende = İltimasçısı ve koruyucusu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İngiltere'de bazı çocuk oyunlarında kullanılan kalın maden parçası; Avustralya'ya mahsus ufak para; gemi inşasında kullanılan bir çeşit cıvata; bir çeşit şekerleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kartal, karakuş, (zool.) Aquila;kartal şeklinde veya kartal resmi taşıyan herhangi bir şey (mühür, damga, madeni para). eagle owl puhu kuşu gibi bir çeşit baykuş. eagle ray fulya balığı. eaglewood tree kartal ağacı,(bot.) aquilaria agallocha.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., Fr (çoğ. eaux) (o) su. eau de Cologne kolonya. eau forte ofort, madeni levhaları hakketmek için kullanılan nitrik asit; böyle hakkedilmiş levhalarla basılan resim.

Türkçe Sözlük

(i.). Maden vesaire yontmaya mahsus ince dişli Alet, törpü. Fars. sevhan.

Türkçe Sözlük

(i.). Eğe ile işleyen, madenleri vesaireyi eğeleyen işçi.

Türkçe Sözlük

(f.). Eğe ile işlemek, eğe ile yontmak veya cilâ vermek: Madeni cilâlandırmak için eğelerler.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tatma duygusu ile dil ve ağzı buruşturarak yakan ve mutedili hoşa giden asit (hâmız): Ekşi limon, portakal, ayran, boza. 2. Mayalanıp ekşiyerek bozulmuş, ekşimiş: Ekşi hamur, şarap. 3. mec. Hoşa gitmez, nahoş, gülmez, abûs: Ekşi yüz, çehre. Ekşi şey, ekşilik. Ar. humz: Bu limonatanın ekşisi az, bu yemeğin eşkisi yok. S. Hamur mayası. Ekşi aş = Erikle etten yapılan bir çeşit yemek. Ekşi su = Asidi olan maden suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). klips, evraklan birbirine tutturmak için kullanllan madeni tutturacak; tüfek şarjorü; (tıb). pens; (f). sıkıca tutmak, sarılmak. elipboard (i). üstünde yazı yazılan klipsli tahta. paper clip kâğıt raptiyesi, bağlaç, klips.

Genel Bilgi

Süleymaniye Camii’nin sağdaki küçük minaresi Cevahirli Minare olarak bilinir. Cevahir mücevher anlamına gelir. Bu muazzam caminin küçük minaresinin yapıtaşları arasında elmas madeni de vardır. Elmasların kullanılma nedeni İran İahı’nın, Kanuni Sultan Süleyman’a bir çekmece dolusu elmas yollayarak yaptığı jesttir. Elmaslar caminin yapımı sırasında para biterse kullanılması için gönderilmişti. Ancak Sultan Süleyman elmasların parasını karşılayacaklarını belirtti ve minarenin yapımında kullanılmalarını emretti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An adjectival suffix, meaning made of; as in golden, leaden, wooden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mad. bir cins maden billuru içindeki diğer bir cins maden billuru; fizyol. nispeten kısa boylu, iri yapılı ve adaleli kimse, endomorfik tipte kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). Maden yeri.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) l. Tunç renkli erkek. -2.Tunç madeni gibi güçlü kuvvetli erkek. - Er ve tunç kelimelerinden birleşik isim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) armalı kalkan, arma; (den ) geminin isim tabelâsı; anahtar deliğinin etrafındaki süslü madeni çerçeve. a blot on his escutcheon şerefine sürülmüş leke.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslana ait. Üzerinde arslan resmi bulunan madenî para.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ortaya çıkmasından beri çok zaman geçmiş olan. Ar. kadtm, atîk, Fars dîrîn, göhen: Eski zaman, eski maden, eski adamlar, eski şarap. 2. Şimdikinden önce olan. Ar. mukaddem, sabık, sâlif, Fars. pîşîn: Yenisi, eskisini aratıyor, eski bahçıvan. 3. Eskiyip yerleşmiş. Ar müzmin: Eski bir öksürüğüm vardır. 4. Kıdem kazanmış, kıdemli, Fr. doyen: Vezirlerin en eskisi. 5. Hükmü geçmiş, Ar. muattal: Eski takvim, eski moda. 6. Yaşlı, ihtiyar. Eski adamdır. 7. Zamanla bozulmuş şey, Osm. fersude, köhne: Eski esvap, eski kundura. 8. Bozuk, harap, viran: Eski ev, eski kale. Eskiler = 1. Eski adamlar. Ar. kudemâ, mütekaddimîn. 2. Eski esvap vs. Eskiden = Eski zamandan beri, Ar. minelkadîm. Baş eski = Eskiden saray emektarlarının en kıdemlisi. Eski pabuç = Değersiz şey. Eski pabucumu alırsın = Bir şey kazanamazsın. Eski püskü = Köhne şey, yırtık pırtık. Eski tas, eski hamam = Eskisinden asla farkı yoktur. Eski kurt = Kurnaz adam, bulunduğu mesleğin her şeyini bilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) temelli, köklü, asli, esaslı, gerçek, temel, hakiki; önemli, elzem; ruh veya ıtır türünden; (i.) gerekli olan şey, esas. essential character esas mahiyet, asıl sıfat. essential mineral bir kayadaki esas maden essential oil bitkilerden elde edil

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) evvelce yapılan bir işin veya verilen ifadenin sonradan ileri sürülen bir iddiayı savunmaya engel olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) asitle yakmak; madeni veya başka bir levhayı asitle yakarak resim kalıbı çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) azot asidi ile madeni levhayı aşındırmak suretiyle yapılan bir hak usulü; bu levha; bu levha ile basılmış resimveya yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uzatma, uzama, genişletme, büyütme, uzatılma, genişleme; (tıb.) kemik veya kasları yerine oturtmak için çıkık bir uzvu çekip uzatma; (tic). vadenin uzatılması. extension course öğrenci olmayanlar için açılan yardımcı kurs, dinleyici öğrenciler için a

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) delik; bir deliğin etrafına geçirilen madeni bilezik; gözcük, göz deliği.

Türkçe Sözlük

(i.). Çin’de, sanki imparatorlarına mahsus olmak üzere yaptıkları nefîs porselen, eski maden Çin tabağı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kömür, odun kömürü. Fahm-ı madenî = Maden kömürü. 2. Kimya.

Türkçe Sözlük

(I. F. fermân = buyruk, dâden = vermek). Emir veren, Amir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baston ucuna geçirilen demir veya madeni halka, yüksük, başlık; (bak). ferule.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). kaşkaval; mandal; (den). çelik; tahta veya madeni çubuk.

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Ocaktan çıkarılan maden birleşiği: Demir filizi, bakır filizi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلز] maden külçesi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çıkan yeni uçlar. 2.Ocaktan çıkarılmış, eritilmemiş ham maden, cevher, gümüş, filiz. 3.Betonarmede demirleri eklemek için bırakılan uzantılar. 4.İnce taze ve güzel vücutlu.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça olup Arapça’da da kullanılır, kelime aslen, Karadeniz’e mensup mânâsıyla Yunanca’dır; çünkü en çok Karadeniz’in güney kıyılarında yetişir). Maruf meyve ki, katı ve sert bir kabuk içinde yuvarlak bir meyvesi vardır. Yabanîsi de olur. Fındık ağacı = Bu meyveyi veren ağaç ki, pek büyük olmaz. Fındık sıçanı = Küçük fare. Fındık kıran = Fındık, ceviz ve badem gibi şeyler kırmağa mahsus demirden kıskaç. Fındık kurdu gibi = Ufak, tefek. Fındık kabuğunu doldurmaz = Pek az miktarda, ehemmiyetsiz. Fındık yuvası = Etli ellerin dış tarafında, parmak dlplerindeki çukur.

Şifalı Bitki

(corylus avellana): Palamutgillerden; kuzey yarımküresinin ılık yerlerinde ve yurdumuzun en çok Karadeniz Bölgesinde yetişen ufak bir ağaçtır. Meyvesi (Fındık), sert bir kabuk içindedir. İçeriğinde nişasta ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar. Hamilelere de faydalıdır. Dövülmüş yenirse öksürüğü keser. Varise faydalıdır. Fındıkyağı, böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taşların düşürülmesinde yardımcı olur. Bağırsak solucanlarını düşürür. Sarada da faydalıdır. Mideleri hasta olanlar, damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidirler.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tasnif işlerinde kullanılan karton yaprak. 2. Elektrik cereyanı almak yahut anten vs. bağlantısını temin etmek için prize sokulacak şekilde yapılmış madenî uçlu parça. 3. Kumarda, kahvehanelerde para yerine kullanılan pul vs.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tüfek va tabancaya doldurulan barut ve kurşundan ibaret mermi ki, vaktiyle kâğıda sarılırdı, şimdi maden kovana sarılır. 2. Donanmalarda ve şenliklerde atflmak üzere barut ve başka maddelerle yapılan yanıcı, patlayıcı, korku verici maddeler: Arayıcı, kör, havâİ, çadır fişek, çarkı felek fişeği. Fişek atmak, yakmak. 3. Fişek şeklinde istif olmuş ve kâğıda sarılmış para vesaire, (denizcilik) Roket fişeği = Kazaya uğramış gemilerden imdat istemek için atılan fişek. mec. Dellfişek = Savruk ve düşüncesiz adam, kadın.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kandil ve muma konulan pamuktan bükülmüş ip. Fitil emdiği yağla yanıp ortalığı aydınlatır: Kandilin fitili bitti; bu mumların fitilleri pek kalın. 2. En evvel icat olunan tüfek ve topların falyelerine konulan kaytan ki, bir ucu tutuşturulup ateş falye deliğine ulaşınca içlerindeki barut parlayıp silâh boşanırdı: Tüfek, top fitili. 3. Merheme batiniıp yaraya geçirilen uzun tiftik. 4. Kumaşın altına kaytan gibi bükülmüş bir şey konup dıştan kabarık yol gibi görünen dikiş: Fitil yapmak; fitil çevirmek. Fitili almak = Birdenbire hiddet edip parlamak. İdare fitili = Eskiden kullanılan pek az yağ yakan ve az ışık veren kandil. Burnundan fitil fitil gelmek = Edilen fenalığın karşılığını görmek. Fitiltaşı — Cam gibi şeffaf, kâğıt gibi yumuşak ve kolay kesilir, ateşte yanmaz bir maden ki, soba, kapı ve pencerelerine ve buna benzer şeylere takılır. Osm. hâcer-i fetîle, dağ keteni, Fr. amiante. Fitil vermek = Kızdırmak, azdırmak, (denizcilik) Fitil tahtası = Geminin iç kaplamasından iki lumbar arasında kaplanan tahtalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parıltı, ani alev, şule; işaret olarak yanıp sönen ışık; an; birden gelen su akıntısı; kaba gösteriş; cama renk vermek için maden tuzu ile kaplama; bülten. flashback (i). geriye dönme. flashboard (i). suyun yüksekliğini artırmak için barajın üst

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düz ve basık arazi; sığlık, kumsal; geniş ve düz olan şey, demiryolu arabası; düz sal; kılıcın yassı yüzü; kenarları alçak tepsi; madenin yassı damarı; tiyatro sahne dekoru için kullanılan kumaş gerili çerçeve; (müz). bemol.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). on dokuzuncu yüzyıla mahsus gümüş. Avusturya parası; iki şilin kıymetinde ingiliz parası; Hollanda'da kullanılan madeni bir para, florin, gilder.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüzme, su üstünde durma; (tic). sermaye temini; esham ve tahvilât satma; maden cevheri tozunu belirli bir sıvı içinde yüzdürerek ayırma.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Batı musikisinde en tanınmış nefesli çalgı. Aslen tahta nefeslilerdendir. Fakat mâdenî flütler de yapılmıştır. Çeşitli büyüklükte olanları vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yaldız kâğıdı, alüminyum kâğıdı, aluminyum, kalay veya kurşun yaprağı, varak, ince maden tabakası (bak tinfoil); ayna sırı; (kıymetli taş için) foya; kıyas ve karşıtlık için gösterilen kimse veya şey; (mim). yaprak, yaprak şeklinde süs; (f).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., Avustralya eski maden ocaklarını eşerek maden aramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kırma, kırılma; kırık; (tıb). kemik veya kıkırdağın kırılması, kırık; yarık; çekiçle kırılınca madenin meydana çıkan yüzeyi; (f). kırmak çatlatmak, yarmak; kırılmak. compound fracture (tıb). kırılan kemik uçlarının deriyi delerek dışarı çıkm

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cam üstünde buz tutmasından meydana gelen çiçek şekilleri, buz çiçekleri; buz çiçeklerinin taklidi olarak maden üzerine yapılan süsler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f duman, buhar, pis kokulu duman, kurşun gibi madenlerin buğusun dan hâsıl olan toz; öfke, hiddet; f du man veya buhar çıkarmak, tütmek; tüt sülemek; buğusu çıkmak; kızmak, öfkelen mek fumeless s dumansız fumy s du man çıkaran, dumanlı

İngilizce - Türkçe Sözlük

i eşya, mefruşat, mobil ya, malzeme; matb yazılar arasındaki boş lukları doldurmak için kullanılan madent parçalar

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f sabanın açtığı iz, karık; kırışık; tahta veya maden üstüne kazılan ufak oluk; f saban izi yapmak; alında kırışık Iık hâsıl etmek

İngilizce - Türkçe Sözlük

i maden hrmak için kullamlan sivri uçlu demir; üvendire; arazi öIçmeye mahsus cubuk

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f balıkçı zıpkını; den randa yelke ninin üst sereni, giz; dövüş horozunun ayagma geçirilen madeni mahmuz; argo gürültülü ve sinir bozucu konuşma; f zlpkmla vurup tutmak (ballk) stand the gaff ABD, kdili slkmtlya veya yorgun luğa dayanmak

Türkçe Sözlük

(i.). Yuvarlak başlı, bir çeşit Karadeniz yelkenlisi.

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). İçinde kurşun sülfürü bulunan maden filizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, min içinde doğal kurşun sülfürü bulunan maden cevheri, kukurt kur şunu, galen

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İ.). 1. Sanat eserlerinin konduğu, sergilendiği salon: Resim galerisi, heykel galerisi. 2. Maden ocaklarındaki yer altı yolu.

Türkçe Sözlük

(i. İ. Fr. fizik). İçinde erimiş maden bulunan bir sıvıdan elektrik akımı geçirmek yoluyla o sıvıya doldurulan eşyayı maden tabakasıyle kaplama işi.

Türkçe Sözlük

(i. Al. jeoloji). Maden cevheri veya değerli taşları kaplayan toprak kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i tahrif etmek, bozmak, be lirli parçaları seçip kötü bir maksada alet etmek (yazı, söz); i tahrif, bozma; bo zulmuş olan şey; maden alaşımı

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kapı; dağ geçidi, kanal kapağı; (maç veya temsilde) temin edilen bilet hasılatı; büyük valf; elek. sinyal cereyanı ile işleyen anahtar; dokümcülük kalıbı doldurmak için açılan delik, boğaz; bu boruyu dolduran maden. gatecrasher i., k.dili para

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: gase). 1. Katı ve sıvı olmayıp, hava gibi hafif ve uçucu cisim. Osm. cism-i tayyâr. Bir sıvıyı çok ısıtarak gaz haline koymak. Ar. sanılıp gazât suretinde cem’i de kullanılmıştır. 2. Maden kömürünü yakarak elde edilen ve borularla şehrin her tarafına iletilen; yakılınca eskiden sokak ve evleri aydınlatan ağır kokulu bir uçucu cisim: Gazla sokakları aydınlatmak. Aşağıdaki mânâdan ayırmak için havagazı dahi denir. Havagazı ile işleyen birçok makine icat olunmuştur. 3. (yanlış) Yerden çıkan nefte benzer madenî bir sıvı ki, tasfiyeden sonra zeytinyağı yerine lambada yanarak aydınlatmaya yarar, petrol: Gaz yakmak, gaz lambası, gaz tenekesi, sandığı. 4. Petrol yakan lâmba, ışık, çerâğ: Şu gazı yakına getirin, bana gösterin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

expansion. extension. broadening.

Türkçe - İngilizce Sözlük

widen. extend. expand. dilate. enlarge. spread out. broaden. splay. sprawl. yawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

broaden. dilate. enlarge. expand. widen. to broaden out. to widen. to broaden. to enlarge. to dilate. to expand. to extend. to ease up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to widen. to broaden. to expand. to ease up. to expend. branch out. bulk. eke out. enlarge. evolve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlargement. extension. broadening.

Türkçe - İngilizce Sözlük

widening. broadening. amplification. extension.

Türkçe - İngilizce Sözlük

widen. broaden. enlarge. expand. amplify. dilate. extend. let out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amplify. broaden. canalize. dilate. enlarge. expand. extend. widen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

widen. expand. extend. to widen. to broaden. amplify. develop. dilate. enlarge.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayalar bilgisi, kayaların madeni oluşumlarından, sınıflarınrından ve bulundukları yerlerden bahseden ilim.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Matematik ilminin, cisimleri ve şekilleri inceleyen kısmı, (bk.) Hendese. Geometri, matematiğin uzamsal ilişkiler ile ilgilenen alt dalıdır (Eski adı: Hendese). Yunanca Γεωμετρία “Geo” (yer) ve “metro” (ölçüm) birleşiminden türetilmiş bir isimdir. Geometri, arazi ölçümü sözcüklerinden türetilmiştir. Herodot (i.Ö.450), Geometrinin başlangıç yerinin Mısır olduğunu kabul eder. Ona göre geometri kavramı Mısır kö­kenlidir. Sözcüğün kullanımı da Eflatun, Aristo ve Thales’e kadar gider. Yalnız Öklit geometri sözcüğü yerine Elements sözcüğünü yeğlemiştir. Elements sözcüğünün Yunanca karşılığı stoicheia sözcüğüdür. Bir kümenin üzerine konan ve kümenin öğelerini birbirleriyle ilişkilendiren bir uygun yapı, geometri yapılmasını olanaklı kılar. Bir düzlemin üzerine doğal olarak konacak ve sezgisel uzaklık duygusunu gözetecek “lise geometrisi”nin adı Öklit geometrisidir. Bu geometrinin tarihsel olarak ilginç ve önemli bir özelliği paralellik belitidir. Bu beliti sağlamayan ama geri kalan tüm belitleri sağlayan geometrilere Öklit dışı geometriler denir. Bunlara örnek olarak Hiperbolik geometri ya da küresel geometri verilebilir. Günümüzde kullanılan doğru, yay, ışın, açı ortay, kenarortay gibi birçok temel geometri teriminin Türkçe’leri Mustafa Kemal Atatürk’ün Geometri adlı eserinde yazılan eserde önerdiği terimlerden yararlanılarak kullanılmaya başlanmıştır. Geometri günlük yaşamın hemen her alanında gereklidir. Geometride uzunluk, alan, yüzey, açı gibi kavramlar bazı nicelikleri belirlemede kullanılır. Geometri’nin en çok iç içe olduğu dallar; cebir ve trigonometri, mimarlık, mühendislikler (Yol, köprü, yapı, makine, gemi ve uçak yapımı; maden, su ve elektrik işleri gibi bayındırlık ve zanaatla ilgili teknik çalışmalar, vb.), endüstiryel alanlar, simülasyonlar, bilgisayar programları ve grafikleri, sibernetik, tasarım, sanat vb. dir geometrinin kullanılmadığı meslek ya da alan yok gibidir desek yerinde olur. Geometri ve sanat bir sanat eserlerinin geometrik olması onlara estetik değerler kazandırmıştır. Ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin resimde vücut oranları üzerine yaptığı çalışmalar, çizdiği eskizler bulunmaktadır. Bu orana Altın Oran denmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. Malayca’dan). Tokmakla vurulunca çınlayıcı ve uzun bir ses veren, tepsi biçiminde madenî Alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gong, tokmakla vurulunca ses çıkaran yassı bir madeni alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) pencere kafesi, ızgara; ocak ızgarası; ocak; maden filizini ayırmaya mahsus kalbur.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Büyük kısmı karbonlu hidrojenden ibaret bir gaz. Kömür madeni ocaklarından çıkan bu gaz, alevle karşılaşınca parlar. Grizu patlamalarını önlemek için Devi lâmbası kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iliğin madeni kenarı; (den.) ipten yapılan simit halkası, çevirme kasa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeryüzü; yer, zemin; toprak; meydan, saha, arsa; mesafe, yer; denizin dibi, dip; mebde, prensip; kabartma iş yapılacak düz satıh; maden levha üstüne sürülen ve işlenmeyecek kısımları muhafaza eden yapışkan terkip; (elek.) toprak. ground ball beys

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), A.B.D., (k.dili) bir maden arayıcısına maden ocağını bulmak için ödünç verilen ve karşılığı ileride fazlasıyla geri alınacak para; (k.dili) yeni bir teşebbüse yapılan yardım; (f.) böyle bir yardımda bulunmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (gömmek’ten). 1. Değerli beyaz maden ki, altından sonra gelir. Ev eşyası, kadın süsleri vesaire imâline ve para basmaya yarar. Gümüş, 10.5 yoğunluğunda Ag senbolü ile gösterilen bir elemandır. Ar. fıdda, Fars. stm: Külçe gümüş, işlenmiş gümüş. 2. Gümüşten çatal, bıçak, kaşık: Gümüşleri kaldırdınız mı? Eskiden kalma çok değerli gümüşleri vardır. 3. Gümüşten yapılmış, Fars. simin: Gümüş şamdan. Gümüş kaşık çatal takımı. 2. Gümüş gibi beyaz; gümüş gerdan, gümüş kol. Gümüş balığı = Atrina, çamuka. Gümüş servi — Ayın suya aksetmesiyle hasıl olan beyaz yol. Gümüş suyu = Berrak su. Gümüş göz = Para göz, paradan başka gözüne bir şey girmeyen. Gümüş yaldız = Gümüşten yapılmış beyaz yaldız.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Asya’da Karadeniz kıyısında, Türkiye ile Rusya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 00 Kuzey enlemi, 43 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneybatı Asya.

Yüzölçümü: toplam: 69,700 km².

Sınırları: toplam: 1,461 km.

sınır komşuları: Ermenistan 164 km, Azerbaycan 322 km, Rusya 723 km, Türkiye 252 km.

Sahil şeridi: 310 km.

İklimi: Ilıman ve sıcaktır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m; en yüksek noktası: Mt’a Mqinvartsveri (Kazbek dağı) 5,048 m.

Doğal kaynakları: Orman, hidro enerji, manganez, demir, bakır, kömür, petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.51.

daimi ekinler: %3.79.

Diğer: %84.7 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,690 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,661,473 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.34 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.54 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 17.97 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.09 yıl.

Erkeklerde: 72.8 yıl.

Kadınlarda: 79.87 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Gürcü.

Nüfusun etnik dağılımı: Gürcü %70.1, Ermeni %8.1, Rus %6.3, Azeri %5.7, Osetin %3, Abkhaz %1.8, diğer %5.

Din: Gürcistan Ortodoksları %65, Müslümanlar %11, Rus Ortodoksları %10, diğer %14.

Diller: Gürcüce %71 (resmi), Rusça %9, Ermenice %7, Azerice %6, diğer %7.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Gürcistan Cumhuriyeti.

Yerel adı: Sak’art’velo.

Eski adı: Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

ingilizce: Georgia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Tiflis.

İdari bölümler: 53 bölge, 9 şehir ve 2 bağımsız cumhuriyet ; Abashis, Abkhaziai (Sokhumi), Adigenis, Ajaria (Bat’umi), Akhalgoris, Akhalk’alak’is, Akhalts’ikhis, Akhmetis, Ambrolauris, Aspindzis, Baghdat’is, Bolnisis, Borjomis, Chiat’ura, Ch’khorotsqus, Ch’okhatauris, Dedop’listsqaros, Dmanisis, Dushet’is, Gardabanis, Gori, Goris, Gurjaanis, Javis, K’arelis, Kaspis, Kharagaulis, Khashuris, Khobis, Khonis, K’ut’aisi, Lagodekhis, Lanch’khut’is, Lentekhis, Marneulis, Martvilis, Mestiis, Mts’khet’is, Ninotsmindis, Onis, Ozurget’is, P’ot’i, Qazbegis, Qvarlis, Rust’avi, Sach’kheris, Sagarejos, Samtrediis, Senakis, Sighnaghis, T’bilisi, T’elavis, T’erjolis, T’et’ritsqaros, T’ianet’is, Tqibuli, Ts’ageris, Tsalenjikhis, Tsalkis, Tsqaltubo, Vanis, Zestap’onis, Zugdidi, Zugdidis.

Bağımsızlık günü: 9 Nisan 1991 (Sovyetler Birliği).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 26 Mayıs (1918).

Anayasa: 17 Ekim 1995.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BSEC (Karad

Türkçe Sözlük

(i. A.). Erimiş madeni döküp tel yapmaya mahsus delikli safha suretinde Alet. mec. Hadde-i tedkikten geçirmek = inceden inceye araştırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extenuating. giving relief. attenuating. deadening. palliative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attenuation. mitigation. lightening. weakening. lowering. dimming. checking. deadening. relief. unburdening. ramefaction. relieving. extenuation. palliation. remission.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lighten. to reduce the weight of. to diminish. to abate. to relieve. to weaken. to lower. to unlade. to modify. to dim. to rarefy. to check. to deaden. to unburden. to attemper. assuage. alleviate. attenuate. de escalate. dilute. extenuate. mitigate. m

Türkçe Sözlük

(HAKK) (k ince) (i. A.). 1. Kazıma, oyma, maden, taş, tahta vesaire üzerine demir kalemle çukur veya kabartma şekiller vesair oyma: Mühür, harf kalıpları hakketmek. 2. Bir yazı vesaireyi çakı, kalemtıraş vesaire ile kazıyarak yok etme: Şu noktayı hakketmeli.

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A. hâk’ten imüb). Maden, şimşir vesaire üzerine çelik kalemle yazı, resim ve çeşitli şekiller oymak sanatını bilen ve yapan adam. Fr. graveur.

Türkçe Sözlük

(i.). Maden vesaire üzerine çelik kalemle oyma sanatı: Hakkâklık mühim bir sanattır.

Türkçe Sözlük

(ke ile) (f. A. T.). Ağaç, maden veya taş üzerine yazı veya şekil oymak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ortası boş daire, ipten, telden veya madenden ufak kangal veya daire: Kulak, parmak, kapı halkası: Halka halka = Daire daire, kangal kangal, birkaç halka teşkil edecek surette sarılmış. Halka-be-gûş = Kulağı halkalı, Azad kabul etmez köle: Bende-i halka-begûş.

Türkçe Sözlük

HAMMAM (i. A.). Yıkanacak yer: Sıcak hamam; deniz hamamı; hamama girmek. Hamam böceği Bilhassa hamamlarda yaşar bir çeşit böcek. Kudret hamamı = Sıcak maden suyu, ılıca, kaplıca.

Türkçe Sözlük

(i.). Karadeniz’de bol çıkan bir cins küçük balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) madeni eşya, hırdavat; nalbur dükkânı; silâh; kompütör aksamı .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) armonika, ağız mızıkası; irili ufaklı cam bardaklar veya madeni parçalardan meydana gelen bir çeşit çalgı .

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir şeyi dövüp ufaltmaya mahsus tahta, maden veya taştan kap: Havanda dövmek. 2. Tütün kıymaya mahsus Alet ki, ağzına bağlı satırı vardır. 3. Bomba ve obüs atmaya mahsus kısa top. Havaneli = Havanın destesi. Havanda su dövmek = Boş yere vakit harcamak, mânâsız şeylerle uğraşmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bölge, çevre, nehir ve vadi çevresi. 2. Maden bölgesi: Zonguldak kömür havzası. Boşaltma havzası = (coğrafya) Sularını aynı ırmağa veya göle veren yerlerin bütünü. Birikme havzası = (coğrafya) Kar ve yağmur sularının biriktiği bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. heads) baş, kafa; kelle; reis, şef; baş yer, baş taraf, ön taraf; ekin başı, başak; madde, fıkra; kaynak, su başı, menba, pınar başı; zirve, şahika, doruk; akıl; manşet; konu; madeni paranın resimli yüzü (tura); göbek; bira köpüğü; birikmiş

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başlık; dizgin, yular; maden kuyusu başındaki makina .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) serlevha, başlık; maden yolunun dar başı; baş koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ocak, şömine; yurt, aile ocağı; (mad). fırında erimiş madenin döküldüğü yer, ocak.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. helâl, Fars. zâden = doğmak). Helâl doğmuş, meşru ve nikâhlı ana, babadan dünyaya gelmiş, zinâ çocuğu olmayan.

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Bir maden filizi. Kırmızı veya esmer renkte tabiî demir oksidinden ibarettir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça endâze’den Arapça’laşmış). Geometri. Hendese-i musattaha = Düzlem geometri. Yalnız satıhlar üzerine olan şekiller ve mesahalardan bahsedeni. Hendese-i mücesseme = Uzay geometri. Uç boyutlu cisimlerden bahsedeni. Hendese-i halliyye = Tasarı geometri. Hendese-i resmiyye = Resim ve benzerinden bahsedeni. Geometri, matematiğin uzamsal ilişkiler ile ilgilenen alt dalıdır (Eski adı: Hendese). Yunanca Γεωμετρία “Geo” (yer) ve “metro” (ölçüm) birleşiminden türetilmiş bir isimdir. Geometri, arazi ölçümü sözcüklerinden türetilmiştir. Herodot (i.Ö.450), Geometrinin başlangıç yerinin Mısır olduğunu kabul eder. Ona göre geometri kavramı Mısır kö­kenlidir. Sözcüğün kullanımı da Eflatun, Aristo ve Thales’e kadar gider. Yalnız Öklit geometri sözcüğü yerine Elements sözcüğünü yeğlemiştir. Elements sözcüğünün Yunanca karşılığı stoicheia sözcüğüdür. Bir kümenin üzerine konan ve kümenin öğelerini birbirleriyle ilişkilendiren bir uygun yapı, geometri yapılmasını olanaklı kılar. Bir düzlemin üzerine doğal olarak konacak ve sezgisel uzaklık duygusunu gözetecek “lise geometrisi”nin adı Öklit geometrisidir. Bu geometrinin tarihsel olarak ilginç ve önemli bir özelliği paralellik belitidir. Bu beliti sağlamayan ama geri kalan tüm belitleri sağlayan geometrilere Öklit dışı geometriler denir. Bunlara örnek olarak Hiperbolik geometri ya da küresel geometri verilebilir. Günümüzde kullanılan doğru, yay, ışın, açı ortay, kenarortay gibi birçok temel geometri teriminin Türkçe’leri Mustafa Kemal Atatürk’ün Geometri adlı eserinde yazılan eserde önerdiği terimlerden yararlanılarak kullanılmaya başlanmıştır. Hendese (Geometri) günlük yaşamın hemen her alanında gereklidir. Geometride uzunluk, alan, yüzey, açı gibi kavramlar bazı nicelikleri belirlemede kullanılır. Hendese’nin (Geometri’nin) en çok iç içe olduğu dallar; cebir ve trigonometri, mimarlık, mühendislikler (Yol, köprü, yapı, makine, gemi ve uçak yapımı; maden, su ve elektrik işleri gibi bayındırlık ve zanaatla ilgili teknik çalışmalar, vb.), endüstiryel alanlar, simülasyonlar, bilgisayar programları ve grafikleri, sibernetik, tasarım, sanat vb. dir geometrinin kullanılmadığı meslek ya da alan yok gibidir desek yerinde olur. Geometri ve sanat bir sanat eserlerinin geometrik olması onlara estetik değerler kazandırmıştır. Ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin resimde vücut oranları üzerine yaptığı çalışmalar, çizdiği eskizler bulunmaktadır. Bu orana Altın Oran denmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Bir cismin su ile birleşmesi yahut suyun bazı madenler üzerine etkisiyle meydana gelen birleşik.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). OH senbolü ile gösterilen ve bir madenle birleştiği zaman hidroksit yapan atom grubu.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Bir hidroksil grupu ile bir madenin kaynaşmasından meydana gelen birleşik.

Şifalı Bitki

(borage): Hodangiller familyasından mavi beyaz çiçekli bir bitkidir. Hekimlikte çiçekleri ve kökü kullanılır. İçeriğinde müsilaj ve madeni tuzlar vardır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser, balgam söktürür. İdrar zorluğunu giderir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). delik; boşluk; çukur; magara, in; in gibi yer; hücre; karanlık ve pisyer; kusur; (k).dili güç durum, zorluk; (f). delik açmak; iki maden damarını birleştirmek için dehliz açmak. hole out golfta topu deliğe düşürmek. hole up saklanmak; dünyad

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Doğu, bilhassa kuzeydoğu Karadeniz bölgesine mahsus, çok hareketli, yeknesak adımlarla oynanan bir oyun.

Türkçe Sözlük

(i. F. Hudâ = Allah, dâden = vermek). Allah verdi, Allah vergisi, Ar. Atâ-ullah, Tanrı ihsânı çeşidinden olan: Hudâdâd bir istidatla.

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: kumbara) 1. Demirden içi boş veya dolu büyücek mermi ki, muharebelerde havan topuyla atılırdı. 2. Para biriktirmek için kullanılan, toprak veya madenden yapılma, bir tarafında yarığı bulunan kap, kumbara.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avcılık; arama, araştırma; mak., elek. dalgalanma. hunting box İng. avcı kulübesi. hunting cap coğunlukla kadifeden yapılmış avcı kasketi. hunting case madeni saat kapağı. hunting dog av köpeği. hunting knife av bıçağı. hunting seat av köşkü. happy

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cuma ve bayram namazlarında hatîblerin okudukları Ayet ve hadîslerle süslü dinî nutuk ki, 1924’e kadar Halîfe’nin ismini ve duasını da içine alırdı. Kendi namına hutbe okutmak = Ortaçağ İslâm devletlerinde mâdenî para basmak gibi saltanat ve istiklâl alâmetlerindendi. 2. Kitabın veya bir nutuk ve makalenin başındaki süslü ve mensur ön söz: Kitabına güzel bir hutbe yazmıştır; kitabının hutbesini başkasına yazdırdı (bu mânâ bugün kullanılmıyor).

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. melancholic. dolorous. leaden. mournful. tragic.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ibârât). 1. Yazılı bir ifadenin birleşme şekli, söyleniş şeklî. Mânâ ve mefhumuna bakmadan yalnız sözleri ve sözlerin terkibi: İbaresi düzgün, ibarenin süslenmesi, ibaresi açık, karışık, ibare okumak, sökmek. 2. Birkaç cümle veya sözden ibaret terkip, fıkra: Filan kitaptan bir ibare okudu. Be-ibâretihS = Kelimesi kelimesine, cümlesi cümlesine, kendi ibaresinin ayniyle: Filan kitaptan bir fıkrayı be-ibâretihâ nakletti(şiirde nadiren ibâret suretinde de kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstinâden, dayanarak (dilimizde bu mecâzî mânâsiyle kullanılmıştır, Arapça’da ise yapı yapmak demektir).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İçmek işi. Ar. şürb, Fars. nûş. 2. İçindeki madenî tuzlar dolayısiyle suyu ilâç olarak içilen kaynak (çokluğu daha fazla kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferağ» dan masdar). 1. Kalıba dökme, maden vesaireyi eritip kalıba akıtma: Top ifrağı (yanlış ve asılsız olan Isâğa yerine bu kelime doğrudur). 2. Bir şekle koyma: Başka bir surete ifrâğ etmiş.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtirâAt). Görülmemiş bir Alet, makine vesaire icadı: Telgrafın, vapurun, matbaanın ihtirâı. mec. Asılsız bir şeyin kurulup olmuş, varmış gibi gösterilmesi: Bu haberi kendisi ihtirâ etti. 3. (edebiyat) Kimse tarafından kullanılmamış tâbirler ve mazmunlar kullanma: Bu şairin ihtirâ-kârâne eserleri vardır (ihtirâ, halk, icad, keşif, ihdâs, ibdâ arasında fark vardır. İhtirâ, fikir sayesinde bulunmuş bir tertiple yepyeni bir şey meydana koymak; halk, büsbütün yoktan var etmek; icad, meçhul bir şeyi var edip ortaya çıkarmak; keşif, mevcut olduğu halde herkesin bilmediği ve meçhul bulunan bir şeyi ortaya çıkararak malûm eylemek; İhdâs, yeni bir şey çıkarmak ve yeni tarzda bir şey meydana koymak; ibdâ ise yenilikle beraber güzellik ve hususiyetiyle de dikkat nazarını çekecek bir şey bulup ortaya atmaktır. Telgraf, vapur ihtirâ olundu. Alem, insan halk buyruldu. Gemicilik, ziraat, ticaret icad olundu. Amerika, Neptün gezegeni, platin madeni keşfolundu. Yeni olaylar ihdas olundu. Fonograf, telefon ibdâ edildi, icat daha mutlak ve umumî olup, diğerleri yerine de kullanılabilir).

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Atın dört nalla koşması. 2.Hücum, akın. 3.Çankırı ilinin ilçe merkezi. 4.Batı Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ kitlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Tabiî sıcak su, sıcak maden suyu, kudret hamamı. Yerden kaynayanına kaynarca; üzerinde kubbe ve bina olursa kaplıca denir.

Türkçe Sözlük

(İLM) (I. A.) (e. ulûm). 1. Bilme, biliş, bilgi, dânlş, malumat, haber, vukuf: Cenâb-ı Hakkin ilmi her şeyi içine alır. Buna İlim yetişmiyor. Bu işe onun ilmi de yetmedi. 2. Okumakla öğrenilen bilgilerden biri: Sosyoloji İlmi, tıp ilmi, felsefe İlmi, matematik İlmi, tabiat ilmi, İlim öğrenmek, okumak: Bu adamın ilmi vardır. 3. Nazariyat: Yalnız İlim kâfi değil İş de ister. İlim ve İşi cem’etmek. İlm-ül-arz = Jeoloji. Arz tabakalarından, arzın yapısından ve oluşundan bahseden ilim. Fransızca: gâolojie. Ilm-ül-emriz = Hestahklar ilmi, patoloji. Fransızca: pathologie. İlm-t servet, ilm-i iktisâd = Ekonomi ilmi, İktisat. Fransızca: Aconomie polltique. İlm-ül-llsân = Mukayeseli diller İlmi. Fransızca: llnguistlque. İlm-ül-maâdln = Madenler ilmi. Fransızca: minirologie. Ehl-i İlim = İlim sahipleri, bilginler, ulema. Ilm-I hâl = Namaz, abdest ve daha başka dini bilgi ve inanırları çocuklara öğretmeye mahsus kitap: llm-l hâl okumak. İlmühaber = 1. Bir resmi daireye sunulmak üzere bir kimsenin durumu hakkında, ait bulunduğu makamdan verilen tasdikname: Mahalleden, belediyeden ilmühaber getirmek lâzımdır. 2. Para veya evrak gibi şeylerin teslim olunduğunu gösteren ve getirenin eline verilen pusula: Evrakı teslim ettiğime dair oradan ilmühaber aldım.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. imtiyâzât). 1. Diğerlerinden ayrılma, farklı olma, fark, üstünlük: Arkadaşlar arasında imtiyâzı vardır. 2. Masraflı veya mesuliyeti! bir işin başkaları yapamamak üzere bir şahıs veya şirket ve heyete tahsisi, hususî, ruhsat: Demiryolu, vapur, maden, fabrika, gazete imtiyazı, imtiyaz ruhsat-nâmesi, berâtı. 3. Istisnâ, muafiyet, istisnâİ haklar: O adamın bazı imtiyazları vardır. 4. Muhtariyet, iç işlerinde serbest, fakat başka bir devlete tâbî devletin idaresi: I878’de BAb-ı Alî, Bulgaristan’a imtiyaz verdi. İmtiyaz nişanı = II. Abdülhamid’in ihdas ettiği en yüksek dereceli ve murassâ, tek rütbesi olan Osmanlı nişanı. İmtiyaz madalyası = Bu nişanın madalyası ki, altın ve gümüş cinsi vardır. Sâhib-i imtiyaz = İmtiyaz sahibi. Bir bayındırlık işinin veya bir fabrika, gazete vesairenin imtiyazını almış olan adam: Filan gazetenin sâhib-l imtiyâzı Ali Beydir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ısı etkisiyle beyazlaşmak, akkor haline gelmek; bir madeni akkor haline getirinceye kadar kzdırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değiştirilemez; madeni paraya çevrilemez (kağıt para). inconvertibly z. değiştirilemeyecek şekilde.

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). l.’ (kimya). Bir oksidin oksijenini alarak madeni serbest bırakmak. 2. (matematik) Bir ifadeyi daha kısa yahut basit bir şekle sokmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

descent. decline. fall. decadence. downfall.

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.) (kimya). Organik olmayan, madenî.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. inşâAt). 1. Yapma, vücuda getirme, yapış: Bir ev, bir gemi inşa etmek. 2. Kaleme almak, edebiyat kaidesine tatbik ederek ve nesir yoluyla yazılı ifade: Şiir ve inşâda kudretli bir edebiyatçı. 3. (edebiyat) Emir, te• menni ve dua, yap, yapsın, yapmalı, yapsa gibi. Mukabili: haber. 4. Türkçe çeşitli yazışmalara alıştırmak için mektup, tezkere, dilekçe, tebrik ve tâziyetnâme, senet, vesaire örneklerini içinde toplayan kitap: İnşâ rehberi. 5. c. Inşaât: Bina veya gemi yapımıyla alâkalı işler: İnşaatla uğraşmak, inşaat dairesi (inşa ile imal arasında şu fark vardır ki, inşa, kereste ile yapılan mimarlık ve gemicilikle alâkalı işlere mahsus olduğu halde, imal her suretle yapmaya, meselâ madenden eşya yapmaya da denir).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dökülme, Osm. munsab olma: Kızılırmak Karadeniz’e insibâb eder (munseb olmak tâbiri daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). İdrakin -duygu ve iradenin üstünde olduğunu kabul eden doktrin.

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji), iradenin kontrolünde olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) demir; demir alet; ütü; maden üçlü golf sopası; (tıp.) demir şurubu; (mec.) kuvvet, metanet; (s.) demirden yapılmış; demir gibi; merhametsiz, zalim, katı yürekli. Iron Age Demir Devri ironbound (s.) demirle takvive edilmiş; sabit; kuvvetli

Sağlık Bilgisi

İshal; normal katılıktaki dışkının sulu veya yumuşak; sümüklü, kanlı veya yağlı bir şekil alıp, sık sık tuvalete çıkmak ihtiyacını doğurmasıdır. Bazen de ağrı yapar. İshal ve kabızlığın birbiri ardınca sık sık görülmesi kesinlikle ihmal edilmemesi gereken bir durumdur. İshale halk arasında amel ve sürgün; tıp dilinde ise diare denir. İshalin nedenleri arasında; yiyeceklerin bozuk olması, veya yiyecek çeşitlerinin değişikliği, üşütme, isteri, bağırsak hastalıkları, kolera, dizanteri, tifo, nefrit, kalp, karaciğer veya akciğer hastalıkları sayılabilir. Bu nedenle kısa sürede geçmeyen ishallerde mutlaka doktora başvurmak gerekir. Neden ne olursa olsun tedavinin ilk şartı sıkı bir perhizdir. Hastaya açık çay, maden suyu içirilir, yoğurt yedirilir. Sütlü ve yağlı yiyecekler verilmez, peynir yedirilmez. Bol limonlu pirinç çorbası ve patates püresi yedirilir. Her saat başı bir elmayı yemesi tavsiye edilir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Üzüm koruğu.

Hazırlanışı : 1 avuç üzüm koruğu sıkılıp suyu içilir.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Doğu’da, Akdeniz Sahilinde, Mısır ile Lübnan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 31 30 Kuzey enlemi, 34 45 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 20,770 km².

Sınırları: toplam: 1,017 km.

sınır komşuları: Mısır 266 km, Gazze 51 km, Ürdün 238 km, Lübnan 79 km, Suriye 76 km, Batı Şeria 307 km.

Sahil şeridi: 273 km.

İklimi: Ilıman, güneyde sıcak ve kuru iklim tipi görülür.

Arazi yapısı: Güneyde Negev çölü, kıyıda alçak ovalar, orta kısımda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Ölü Deniz -408 m.

en yüksek noktası: Har Meron 1,208 m.

Doğal kaynakları: Kereste, potas, bakır, doğal gaz, fosfat kayalıklar, magnezyum bromid, kil, kum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %15.45.

daimi ekinler: %3.88.

Diğer: %80.67 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,940 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Sonbahar ve yaz ayları boyunca kum fırtınaları; kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,352,117 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.18 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.89 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.46 yıl.

Erkeklerde: 77.33 yıl.

Kadınlarda: 81.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.41 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 (2001 verileri).

Ulus: İsrailli.

Nüfusun etnik dağılımı: Yahudi %76.4 (İsrail doğumlu %67.1, Avrupa/Amerika doğumlu %22.6, Afrika doğumlu %5.9, Asya doğumlu %4.2), Yahudi olmayan %23.6 (çoğunlukla Arap) (2004).

Din: Musevi %76.4, Müslüman %16, Arap Hıristiyan %1.7, diğer Hıristiyan %0.4, Dürzi %1.6, diğer %3.9 (2004).

Diller: İbranice (resmi), Arapça (Arap azınlıklar tarafından kullanılır), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %95.4.

erkekler: %97.3.

kadınlar: %93.6 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsrail Devleti.

kısa şekli : İsrail.

Yerel tam adı: Medinat Yisra’el.

yerel kısa şekli: Yisra’el.

ingilizce: Israel.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Kudüs.

İdari bölümler: 6 bölge; Merkez, Haifa, Jerusalem, Kuzey, Güney, Tel Aviv.

Bağımsızlık günü: 14 Mayıs 1948.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 14 Mayıs (1948).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret

Türkçe Sözlük

(i. A. «fâide» den masdar) (c. istifâdât). 1. Faydalanma, kazanma, kâr etme: Bu çalışmadan bir istifadeniz var mıdır? 2. Mânen faydalanma, bir şey öğrenme, bilgisini genişletme: Bu adamın sohbetinden istifade olunur; istifade olunacak bir kitaptır. Bundan ne istifade olunur: Ne kazanılır, ne çıkar, ne hâsıl olur?

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dayanarak, güvenerek, itimâtla: Filânın himâyesine istinâden buna cür’et ediyor; affınıza istinaden. 2. .Senet ve delil sayarak: Nâbî’nin bir beytine istinâden bu kelimenin yerinde kullanıldığını iddia ediyor.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» den masdar) (c. istirhâmât). Merhamet isteme, yalvarma, yakarma, rica ve niyâz etme: Müsaadenizi istirhâm eylerim.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şifâ» dan masdar). Şifa isteme, hastalığa ilâç ve çare arama: Filân maden suyundan çevredeki halk istişfâ ediyor.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa, Akdeniz kıyısında yarımadada, kuzeydoğu Tunus›ta yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 50 Kuzey enlemi, 12 50 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 301,230 km².

Sınırları: toplam: 1,932.2 km.

sınır komşuları: Avusturya 430 km, Fransa 488 km, Holy See (Vatican City) 3.2 km, San Marino 39 km, Slovenya 232 km, İsviçre 740 km.

Sahil şeridi: 7,600 km.

İklimi: 7 ayrı iklim görülmektedir. Ama genel olarak ılıman hava hakimdir.

Arazi yapısı: Arazi engebeli ve dağlıktır, ovalar ve kıyıda alçak araziler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Blanc Tepesi (Monte Bianco) 4,748 m.

Doğal kaynakları: Cıva, potas, mermer, sülfür, doğal gaz, ham petrol, balık, kömür, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %26.41.

daimi ekinler: %9.09.

Diğer: %64.5 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 27,100 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları, çığ düşmeleri, depremler, volkanik patlamalar, su baskınları, toprak çökmeleri.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 58,133,509 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.04 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.06 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.83 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.81 yıl.

Erkeklerde: 76.88 yıl.

Kadınlarda: 82.94 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.5 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 140,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,000 (2003 verileri).

Ulus: İtalyan.

Nüfusun etnik dağılımı: İtalyan.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, Museviler, Müslümanlar.

Diller: İtalyanca (resmi), Almanca, Fransızca, Slovence.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.6 (2003).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İtalya Cumhuriyeti.

kısa şekli : İtalya.

Yerel tam adı: Repubblica Italiana.

yerel kısa şekli: Italia.

Eski adı: İtalya Krallığı.

ingilizce: Italy.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Roma.

İdari bölümler: 20 bölge; Abruzzi, Basilicata, Calabria, Campania, Emilia-Romagna, Friuli-Venezia Giulia, Lazio, Liguria, Lombardia, Marche, Molise, Piemonte, Puglia, Sardegna, Sicilia, Toscana, Trentino-Alto Adige, Umbria, Valle d›Aosta, Veneto.

Bağımsızlık günü: 17 Mart 1861.

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 2 Haziran (1946).

Anayasa: 1 Ocak 1948.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletl

Türkçe Sözlük

(I. A.). Güvenerek, dayanarak, istinat ve emniyet ederek, inanarak: Sizin sözünüze İtimâden bu işe teşebbüs ettim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı, süve; (mad.) galeri içinde direk olarak bırakılan maden cevheri .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yahudi. Jewbaiting i. Yahudilere eza etme. jew's-harp i. dişlerin arasına sıkıştırılarak çalınan ufak bir çalgı, ağız tamburası. jew's mallow bir tür ebegümeci, bot. Corchorus olitorius. jew's pitch Lut gölü civarından elde edilen madeni. zift. wan

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çöl, Fars. beyâbân. 2. Madenî zift. Kafrü’l-yehûd da denilir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurularak çakılmak: Bu toprağa kazık kakılamaz; bu kapıya bir çivi kakılmış. 2. (madenî eşya) Arkadan vurularak kabartma yapılmak: Bu kutunun kapağı fena kakılmış. 3. Tahta vesaireye altın, gümüş tel ve pulları veya çivileri sokularak süslenilmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurmak, itmek, çalmak. 2. Vurarak sokmak, içeri almak: Çivi, kazık kakmak. 3. Maden levhalarının arkasına mil veya kalıpla vurarak yüzünü kabartmak, kabartma çiçeklerle süslemek: Bu kutuları kakmakla yaparlar. 4. Tahta vesaireden şeylere altın ve gümüş tel ve çivilerini sokup yerleştirerek telkârî işler yapmak: Trabzon’da silâh ve baston gibi şeylere gümüşten güzel şeyler kakarlar. Başa kakmak = Yapılan bir iyiliği yüze vurmak: Ettiğin iyiliği başıma kakacaksan hiç etmemeliydin. Kazık kakmak = mec. Bağlanmış gibi yerleşip durmak.

Türkçe Sözlük

(KAL’) (I. A.). Maden külçelerinin eritilip tasfiye olunması: Altını; bakırı kal etmek; kal ameliyatı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. aklâm). 1. Kamış. 2. Bir çeşit çubuğun, yazı yazmak üzere yontulup açılmışı: Kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Umumiyetle yazı yazan Alet: Demir kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine oymaya mahsus çelikten ucu keskin Alet: Madenci, taşçı, hakkâk kalemi; kalemle hakketmek. 5. Tülbent vesaire üzerine boya ile nakşetmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: Kalem işi; kalemkârî yemeni, yorgan yüzü. 6. Yazı çeşidi, hat: Güzel kalemi vardır; ince kalem; kalın kalem. 7. Nakış, resim: Karakalem = Siyah nakış. 8. Resmî dairelerin yazı işleri (tahrirat) daireleri, kâtiplerin toplanıp yazı yazdıkları oda: Kaleme devam etmek, muhasebe kalemi; aklâm efendiler. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: Ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabanisinin yarığına takılmak üzere, istenen ağacın bir yıllık budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: Ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek hastalığına karşı aşılanacak çocuklara sürülecek aşının saklandığı zıvana: Çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. Defter veya pusulada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: On beş kalem eşya aldık. Kalem açmak = Yontmak. Kendisi çok güzel kalem açar. Aşı kalemi = 1. Ağaca aşılanacak budak parçası. 2. Çocuklara aşılanacak çiçek aşısı hâvî zıvana. Kalem aşısı — Ağaç aşısı çeşitlerinden biri ki, kalem vurmakla olur. Kaleme almak = Yazı yazmak, bir mevzuu yazılı olarak söylemek: Güzel kaleme almış. Ehl-i kalem, erbib-ı kalem = Fikirlerini yazıyla iyi ifade edenler; yazarlar, münşîler. Kalem işi = bk. Kalemkârî. Bir kalemde = Birden, bir defada: Bir kalemde beş yüz lira verdi. Kalemböreği = İnce uzun bir nevi börek. Kalem parmaklı = Uzun ve düzgün parmaklı. Ceffel-kalem (Ar.) = Bir şeyi düşünmeden hemen hüküm vermek: Bu adamın ahlâksızlığına ceffel-kalem hükmetmek doğru değildir. Kalem çekmek = Çizmek, çıkarmak. Kalem kulaklı = Kulakları dikili ve düzgün at. Kalem keski = Sacın kenarını kesmeye mahsus soğuk keski. Kaleme gelmemek — Hiç ehemmiyeti olmamak, bir veçhile dikkat çekmemek: O iş kaleme gelmez.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tülbent üzerine ince fırça ile nakışlar yapıp yazma yapan san’atkâr. 2. Oda duvarlarıyla tavanlarını çeşitli boyalarla süsleyen kimse: Bu tavanları süslemek için mâhir bir kalemkâr lâzım. 3. Gümüş, altın vesair çeşitli madenî eşyaya çelik kalemle nakışlar ve çiçekler, yazılar hâkkeden san’atkâr: Bu kutunun üzerindeki çiçekler dövme olmayıp kalemkâr işidir.

Türkçe Sözlük

(I.). Eskiden savaşlarda ok ve kılıca karşı öne tutulup vücudu muhafazaya yarayan savunma silâhı olup, çeşitleri vardır; madenden veya gergedan ve fil derisinden yapılırdı: Kalkan kullanmak. Kalkanotu = Deveotu çeşidinden öksürükotu. Kalkanbalığı = Meşhur yassı ve büyük balık ki, düğme gibi birtakım nasırlı kemikleri ve beyaz eti vardır.

Türkçe Sözlük

(aslı: KâLB) (i. A.). 1. Sahte, taklit, resmî ve sahih olmayıp bir sahtekâr tarafından taklitle, kıymetsiz bir madenden yahut eksik olarak yapılmış para: Kalp akça; bu lira, bu banknot kalptır. 2. Yalandan cesaret satıp hakikatte pek korkak ve işe yaramaz olan: Kalp adamdır; pek kalp çıktı. 3. Yalancı, her tavır ve hâil sahte, kendisine güvenllemez: Öyle kalp adamlarla iş görülür mü?

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Maden yeri, maden kuyusu, maden damarı, bir madenin bulunduğu ve çıktığı yer. 2. mec. Kaynak, masdar, bir sıfatın çoklukla bulunduğu zat: Kân-ı merhamet = Merhamet mâdeni, yani pek merhametli zat. Kln-ı hllm 0 şerm = Pek yumuşak huylu ve utangaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کان] maden ocağı. 2.yurt, ocak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mâden kazıcısı, mâdene!.

Türkçe Sözlük

(i.). Ucu çengelli gönder: Kayıkçı, yangın kancası. Kancabaş = Karadeniz’in Anadolu sahiline mahsus bir çeşit gemi ki, başlıca kereste, odun ve kömür naklinde kullanılır, mec. Kancayı takmak = Yapışıp ayrılmamak, musallat olmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ağır şeyleri tartmaya mahsus tartı Aleti kl, ağırlık rakamlar yazılı bir sapla onun üzerine hareket edecek surette asılı bir toptan ve tartılacak şeyi kaldıracak iki zincirli çengelden ibaret olup bir yere asılı olur veya iki kişinin omuzlarına koydukları bir sırığa takılır. El kantarı = Bunun küçüğü. 2. Başlıca kırk dört okkadan ibaret olan ve bölgeye göre değişen ağırlık miktarı: On kantar kireç. Maden kömürünün kantarı kaçadır? Yeni kantar = Yüz kilogramdan ibaret ağırlık. Kantar ağası = Eskiden ölçülerin teftişine memur görevli. Kantarı belinde = Gözü açık, aldanmaz adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kaplamak işi. 2. Bir şeyin dış yüzeyini teşkil eden madde, üstüne geçirilen tabaka: Bu evin, bu geminin kaplaması nedir? Kaplama tahtaları parkedendir. Madenî takımların on on beş senede kaplaması dökülüp içindeki maden meydana çıkar. 1. Örtülü: Çelikten kaplama gemi, altın kaplama saat. 2. Her tarafı çeviren, her tarafa yayılan, umumî: Kaplama sızı. bk. Kaplamak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Her tarafını çevirmek, ortaya almak: Bir bulut ufku kapladı. 2. Örtmek, üstüne zar çekmek: Duvarları kâğıtla kapladı. 3. Kap geçirmek, sarmak: Cildi bozulmasın diye kitabı kâğıtla kaplıyor. 4. Bir şeyin dış yüzeyini koymak, dıştan örtmek: Ahşap evleri tahtayla kaplarlar. Gemileri saçla kaplarlar. Rutûbet geçmemesi için kârgir duvarlara tahta kaplamalıdır. 5. Yüze astar veya kürk yahut kürke yüz ve yorgana çarşaf geçirmek, bir şeyin üzerine diğer bir şey dikmek: Bu kürke ne renkte yüz kaplamalı? Bu cübbeye ince bir kürk kaplamalı. Yorgana çarşaf kapladım. 6. Madenî bir şeyin üzerine daha değerli bir madenden ince bir zar geçirmek ki, şimdi galvanizasyon yoluyla oluyor: Demir ve tunca altın ve gümüş kaplayarak hâlis altın ve gümüşten farksız şeyler yapıyorlar. 7. Her tarafa yayılıp umumîleşmek: Onun şöhreti Alemi kapladı. 8. içine almak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Örtülmek, çevrilmek: Bu ev tahta ile kaplanacaktır. 2. Bir şeyin dış yüzeyine yapıştırılmak, geçirilmek. Bu gemilere zırh kaplanacaktır. 3. Kürke yüz, yüze kürk veya astar yahut yorgana yüz veya çarşaf geçirilmek: Bu kürke ipekten yüz kaplanırsa güzel olur. Bu yorganlara daha çarşaf kaplanmadı. 4. Daha değerli bir madenden bir yüzey ve tabaka geçirilmek: Acaba bu saate altın kaplanabilir mi?

Türkçe Sözlük

(i.). Üstüne hamam ve bina yapılmış sıcak maden suyu, örtülü kaynarca, ılıca, banyo: Bursa kaplıcaları (açığına ılıca ve kaynarca derler).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fars. siyah, Ar. esved: Kara boya, kara at: Yağız. Kara toprak. 2. mec. Matemli, gamlı, kederli, Ar. meş’ Üm, menhûs: Kara gün, kara haber, kara talih. 3. mec. Ayıp, arlı: Kara yüz, yüzü kara. 4. Esmer: Kara Ahmed, kara ekmek. 5. Siyahlık, siyah boya: Karaya boyamak, karası kara, akı ak. 6. Siyâhî, zenci, Afrika’nın siyah adamı. (c.). Karalar = Yas kıyafeti, mâtem: Karalar giymek. Alın karası = Talihsizlik, Osm. baht-ı siyâh. Kara et = Geyik, tavşan vesaire gibi av eti. Karaoğlan = 1. Çingene. 2. Ayı. Karaiğne = Bir cins ufak karınca. Kara baş = Evlenmeyen manastır kesişi. Siyah sarık saran tarikat dervişi. 3. İlkbaharda açan güzel kokulu mor bir çiçek. Karabasan (başkan) Ağırlık, kâbus. Karabiber = Hindistan’dan gelen maruf bahar ki, kırmızı biberden bu isimle ayrılır. Kara buğday = Buğday çeşidi. Karaboya = Zaçyağı. Karapazı, karapelin = Pazı ve pelin çeşitleri. Karaciğer = Midenin sağ tarafında bulunan iç organ. Karacümle = 1. Çarpma işlemi. 2. Ezberden hesap yapabilme kabiliyeti. Kara cehennem = Pek esmer ve yüzü gülmez adam. Karaçam = Çam ağacı çeşitlerinden biri. Karaçalı = Bir cins dikenli çalı. Karahummâ = Tehlikeli bir çeşit tifüs. Karahaber = Birinin ölüm haberi. Karadeniz = Türkiye’nin kuzeyindeki büyük deniz, Osm. Bahr-i Siyâh. Karadiken = Bir cins bitki. Karasakız = Zift. Karateydi — MAlihulyâ, melankoli. Karasöğüt = Söğüt çeşidi. Karasungur = Doğanın bir cinsi. Karatavuk = Avlanan bir cins tavuk. Karataban — 1. Horasan demiri. 2. Bir çeşit sığır hastalığı. 3. Ipekböceğinin kararıp kırılması illeti. Karadut = Dutun siyah cinsi. Kara Arap = Zenci, siyâhî. Karakarga = Büsbütün siyah olan karga. Karakaş = Kaşları siyah. Karakalem = 1, Yalnız siyah çiçekleri olan İdî porselen. 2. Siyah kurşun kalemiyle yapılan resim. Kara koca = Ağarmamış ihtiyar. Kara kurbağa = Siyahımsı bir cins kurbağa. Karakış = Kışın ortası ve pek soğuk mevsimi. Aradan karakedi geçmek = Bozuşmak: Aramızdan kara kedi mi geçti? Karayazı = Bahtı siyah. Karayüzlü = Bir ir ve namussuzluğu olan. Akı ak, Karası kara = Beyaz çehreli ve siyah gözlü, kaşlı, ablak. Akla karayı seçmek = Çok zahmet çekmek. Is karası = Kurum boyası. Kestane karası = Açık siyah renk. Yüz karası = Namussuzluk, Ar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kayaları delmek işinde kullanılan siyah elmas, karbonado. 2. mec. Maden kömürü.

Genel Bilgi

Dünya tarihinde kedilerden başka, önce tanrılaştırılan, sonra şeytanla özdeşleştirilip soykırımına uğrayan, sonra da tekrar evin baş köşesine yerleştirilen hiçbir canlı türü yoktur.

Bir insanın önünden siyah renkli bir kedi geçmesinin uğursuzluk getireceğine ilişkin inancın kaynağının milattan önce 3000’li yıllara, eski Mısırlılara dayandığı biliniyor. O devirde kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kedilerin tanrıça olarak kabul edildikleri kazı çalışmaları sonucu çıkan duvar kabartmalarından anlaşılmaktadır.

O devirde Mısır’da kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı. Evin kedisinin ölmesi aile için bir felaketti. Aile fakir veya zengin olsun fark etmez, kedi mumyalanır, çok güzel kumaşlara sarılır, hatta mezarında yanına kıymetli taş ve madenler bırakılırdı.

Kedilerin Mısırlıları bu kadar etkilemesinin sebebinin çok yüksek yerden düştükleri zaman bile yara almadan kurtulmaları olduğu sanılıyor. Kedinin dokuz canlı olduğu inancı o zamanlarda gelişmiştir.

Medeniyetler geliştikçe insanlarda kedi sevgisi de arttı, Hindistan’da, Çin’de kediler insana en yakın hayvan oldular. O devirlerde, bugünkü inanışın aksine kedinin birisinin önünden geçmesi o kişi için şans demekti.

Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile ortaçağda, İngiltere’de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, “inatçı” ve “sinsi” karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü.

O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa’da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına dair kampanyalar başlatıldı. Siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştükleri konusunda korku dolu halk hikayeleri üretildi.

Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa’da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı. Sonra da kedilerin popülaritesi tekrar yükselerek arttı. Boşuna dememişler kediler dokuz canlıdır diye.

Türkçe Sözlük

(i. İ. Fr.). Kâğıt, karton veya maden mahfaza içine konmuş patlayıcı madde: Dinamit kartuşu.

Türkçe Sözlük

(i.). Sıvı veya tane hâlinde olan yiyeceği ağıza götürmeye, bir şey karıştırmaya mahsus oyulmuş Alet: Tahta, bağa, maden, gümüş kaşık. Çorba kaşığı = Adi sofra kaşığı. Hoşaf kaşığı = Ağıza sığmayıp hoşaf içmeye mahsus büyük cinsi. Tatlı kaşığı = Tatlı ve reçel yemeye mahsus küçükcesi. Çay, kahve kaşığı = Fincan tabağına konan küçüğü. 2. Bir kaşık dolusu, bir kaşığın aldığı miktar ve mec. Az miktar. Biraz: Bir kaşık çorba içtim, bir kaşık su. Kaşık atmak = Çok ve hırsla yemek. Ağzının kaşığı değildir = Onun bu işe gücü yetmez. Kaşıkotu = Bir cins bitki, cochlearia officinale. Bir kaşık suda boğmak = Fazlasıyle düşmanlık göstermek. Kaşık düşmanı = Kadın, zevce. Kaşıkla verip sapıyla göz çıkarmak = Ettiği iyiliğe karşı minnet koymak, başa kakmak veya o iyiliği unutturacak bir fenalık etmek, (musiki) Türk halk musikisinde tahta kaşık şeklinde vurma Aleti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gloomy. depressing. bleak. cheerless. close. dismal. dreary. funereal. gaunt. leaden. lonely. murky. oppressive. saturnine. severe. solitary. sombre somber. sullen.

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). İradenin kaybı, dış tesirlere karşı hassasiyetin ortadan kalkması ve hereket organlarına verilen herhangi bir durumun olduğu gibi sürüp gitmesi ile beliren bir hal.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çam ağacından veya maden kömüründen çıkarılan koyu, ağır kokulu ve bulaşıcı bir sıvı ki, sanayide ve tıpta kullanılır: Katran suyu = Katrandan tasfiye edilerek çıkarılan tıbbî sıvı. Katran hapı, katran ruhu denilen ilâç.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuvvet» ten smüş.) (mü. kaviyye). 1. Kuvvetli, güçlü, zorlu, metin, dinç. Kavî adam, kavî bina, madenlerin en kavîsi çeliktir. 2. Sağlam, doğru, emin, kuvvetli: Ihtimâl-i kavî, istihbârât-ı kaviyye, kavî söz, vaad-i kavî. Kaviyyül-bünye = Bünyesi sağlam. 3. Zengin, varlıklı.

Türkçe Sözlük

(i.). Sıcak maden suyu banyosu, üstü açık, sıcak maden suyu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birleştirmek, yapıştırmak: Şu iki parça madeni kaynaştırmalı. 2. Birleştirmek: Bu akrabalık o iki aileyi kaynaştırdı. 3. Kaynaşmasını sağlamak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir sıvıyı ateşte haşlamak, fıkır fıkır ettirmek: Sütü iyice kaynatmalı. 2. Bir şeyi suda pişirmek, kaynar suda bulundurmak: Lekesi çıkar rılacak çamaşırı saman suyu içinde kaynatmak lâzımdır. 3. Yapıştırmak, yekpâre etmek, tek parça hâline getirmek: İki parça madeni birlikte kaynatmalı.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Çok miktarda yemek vesaire kaynatmaya mahsus büyük tencere: Çorba, pilav, aşure kazanı. Çamaşır kazanı = Çamaşır suyunun kaynadığı kazan. 2. Su saklamaya veya kaynamasına mahsus madenden büyük kap: Vapur kazanı = Vapur makinesine istim getirecek suyun kaynamasına mahsus büyük mahfaza; hamam kazanı. 3. Eski bir çeşit hantal top. Yeniçeri ocağının yemek kazanı birtakım merasimle ve dua ile kurulup kaldırıldığından, meselâ kazanın yerinden kaldırılması isyan mânâsını ifade ederdi: Yeniçeriler, gece kazan kaldırdı. Kazandibi = Kazanın dibine yapışıp kazınarak çıkarılan kızarmış ve makbûl, is kokusu almış bir çeşit mahallebi, tavukgöğsü vesaire.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kazıcı bir Aletle yeri eştirmek, açtırmak, Osm. hafrettirmek: Bahçeyi kime kazdıracaksınız? Kuyuyu kaça kazdırdınız? 2. Çelik kelem vesaire ile tahta, maden, taş vesaire oydurmak, hâk veya nakşettirmek: Bir mühür kazdıracağım, kapının kemeri üzerindeki mermere kendi ismini kazdırmış.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kazılan yer veya toprağı kazma işi, hafriyat. 2. Tahta, maden gibi şeyler üzerine yazı veya resim oyma işi, hâk.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eşilmek, açılmak, Osm. hafrolunmak: Bu toprak zor kazılır, bahçe şimdi kazılmaz, kuyu derin kazılmalı. 2. Oyulmak, hâk ve nakşedilmek: Maden mühür bu taşla kolay kazılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrowful. grieved. aggrieved. depressed. despondent. dismal. doleful. down in the mouth. downcast. heavy. heavy hearted. joyless. lamentable. leaden. lugubrious. melancholic. mournful. sad. sore. unhappy. woebegone.

Şifalı Bitki

(antennaria diocia): Bileşikgiller familyasından; Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde yetişen, beyazımsı ve yumuşak sık tüylü bir bitkidir. Çim ve çalılar arasında bulunur. Çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Göğsü yumuşatır ve balgam söktürür. Bronşit ve safra kesesi hastalıklarında kullanılır. İdrar söktürür.

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.

Türkçe Sözlük

(i. F. «kef-çe» den). 1. Köpük almaya ve yemek karıştırmaya mahsus maden veya tahtadan delikli veya deliksiz büyük ve uzun saplı kaşık: Kepçe ile karıştırmak; çorba, yemek kepçesi. 2. Dökmecilerin erimiş madeni, kazandan alıp kalıba dökmeye mahsus büyük demir kaşıkları. 3. Balıkçıların, saplı bir daireye geçirilmiş ağları ki, denize daldırıp balık tutarlar: Kepçe ile balık tutmak, mec. Kepçekuyruk = Kaparozcu.

Türkçe Sözlük

(i.) (R. = boynuzlu). 1. Pezevenk, kaltaban, deyyus. 2. Ayakkabıları giymeyi kolaylaştıran boynuz, maden veya kemikten Alet, Türkçe: çekecek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir kesici Aletle ayırmak, Osm. kat’etmek: Tahta, ağaç, kâğıt, bez kesmek. 2. Biçmek: Ceket, pantolon kesmek; kesip dikmek. I. Durdurmak, dindirmek, geçirmek: Rüzgâr, yağmuru kesti; aspirin baş ağrısını keser. 4. Aralık vermek, fâsıla vermek: Lâkırdısını kesti; sözünüzü kesmeyin. 5. Kararlaştırmak, karar vermek, hükmetmek, kesin şekilde söylemek, tâyin etmek: Gününü, miktarını kesmedi; dâvâyı, meseleyi kesti. 6. Kaldırmak, yok etmek, Osm. ref’etmek: Ümidi kesti, kendisiyle muhabereyi, münasebetleri kesti. 7. Boğazlamak, Osm. zebhetmek: Bir koyun, bir hindi kesti. 8. Kılıçla ve diğer kesici Aletle öldürmek: Adam kesmek. 9. Yontmak: Kalem kesmek; tırnak kesmek. 10. Enemek, hadım etmek, iğdiş etmek, Osm. ihsâ eylemek: Atı kesmek. 11. Paralamak: Fare, eşyayı kesiyor. 12, TAyin ve tahsis etmek: Maaş, tayın kesmek. 13. Fiyat indirmek, ödenecek bir meblâğın bir miktarını alıkoymak: Alacağından kesme; işçinin ücretinden kesme. 14. Tutmak, çıkmak, mal olmak: Bu iş ne kesti, ne kesiyor? İS. Taklit etmek, eğlenmek, elaya almak. Ardını kesmek = Terketmek, devam etmemek. Para, sikke, akça kesmek = MAdeni para basmak. Ayağını kesmek — Artık gitmemek, gitmekten vazgeçmek Elini kesmek = Men’etmek. Umlt kesmek = Ümitsiz olmak. Önünü kesmek — Önüne çıkıp ileri gitmesine engel olmak. Başkesmek = Başaşağı etmek. Başını kesmek = Boynunu vurmak. Boyun kesmek = İtaat etmek. Bahâ kesmek = Kıymet, değer biçmek. Had kesmek = Sınır tayin etmek. Hesap kesmek = Hesabı temizleyip ilişik bırakmamak. Sesini kesmek = Artık susmak. Sözü bal İle kesmek Başkası konuşurken sözünü ağzından almak. Akıl kesmek = Anlamak, mümkün olduğunu kabûl etmek: Aklım kesemiyor; bunu aklım kesiyor. Kısa kesmek = Uzatmamak, kısaca söylemek. Gözü kesmek = Yapabileceğini anlayıp güvenmek. Kesip atmak = Kesin şekilde karara varmak. Memeden, sütten kesmek = Çocuğa artık meme vermemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. break. clip. cease. stop. discontinue. interrupt. disconnect. intersect. abandon. butcher. carve. chop. chop off. close. close down. crop. cut back. cut off. cut out. deaden. dock. drop. dry up. excise. fair. fell. gash. give over. hack. hew. ki.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Y.’dan). Cisimlerin terkiplerinden ve değişikliğe uğramalarından bahseden ilim. Klmyiy-ı mâdeni, klrnyây-ı gayr-i uzvî = İnorganik kimya. Klmyly-ı uzvî = Organik kimya. mec. (tasavvuf). Kimyiy-ı saâdet = Ruhun maddî Alemden kurtulup rûhânî Aleme yükselmesi.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Karadeniz’in kuzeyinde tarihî Türk ülkesi olan yarımada.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük bir cins böcekten çıkan ve güzel kızıl renk veren bir çeşit boya, Ar. lâl: Kırmızla boyamak; kırmız koymak, karıştırmak. Kırmızböceği = Bu boyayı veren böcek. Kırmız madeni = Bu rengin taklidi olan bir çeşit madenî boya, Osm. humz-ı antimon, (tıp) Kırmız macunu = Fr. Bundan alınarak «alkermes» denilen bir cins macun.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tipografik baskıda kullanılmak maksadıyla üzerine kabartma resim veya yazılar çıkartılmış madenî levha. Dişi klişe = Üzerine çıkartılan resim ve yazıları oyma olan klişe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Almanya'da yerin altındaki kıymetli madenleri korumakla görevli olduğu sanılan bir cin.

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Gazhanede bir dereceye kadar yakılıp gazı alındıktan sonra söndürülen, ısıtmada kullanılan maden kömürü; hafif ve dumanı az olup ısısı fazladır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Havasız yerde yakıldıktan sonra söndürülmüş odundan ibaret siyah madde ki, tekrar yakılıp mangal içinde ısıtmak için ve mutfakta yemek pişirmek için kullanılır, Ar. fahm: Kışlık kömürü tedarik etmek; odun, kömür almak; kömür yakmak; kömür başa vurmak; kömür kayığı. Maden, taş kömürü = Yerin altından çıkan, pek ziyade ısı veren, vapur, lokomotif ve sobalarda vs. kullanılan siyah madde. 2. Siyah, kapkara: Kömür gözlü, kömür kaşlı.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. corniche). 1. Perdenin asılmasına mahsus, pencerenin üzerine takılan süslü tahta, maden avadanlık: Pencere kornişi, perde kornişi. 2. Asılacak bir levha, resim vesaire etrafına çevrilen oymalı ve süslü çerçeve: Şu resme güzel bir korniş geçirmeli. 3. Yapıların gerek taştan olan duvar, sütun vesair taraflarında ve gerek tahtadan olan tavan vesairesinde süs için boyuna uzanan oymalı çıkıntı: Saçağın altına, tavanın kenarına, sütunun başına genişçe bir korniş çekilse fena olmaz.

Türkçe Sözlük

Doğal ve insanların oluşturduğu çevre kaynaklarının (madenIer, su, ormanlar, balık yatakları, vahşi yaşam vb.) tükenme ve israfa karşı ve aynı zamanda güzelliğinin bozulmaması amacıyla korunması, yönetimi ve akılcı kullanımı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kaçmasını engellemek için hayvanın iki veye üç ayağına vurulan bağ: At kösteği; ata köstek vurmak. Süs için saate veye diğer süs eşyasına bağlanan ve üste takılan altın veya gümüşten yahut taklit madenden zincir, kordon: Saat kösteği; küpe kösteği. Boyun kösteği = Boyuna geçirilen uzun zincir. (denizcilik) Cıvadra bastonları altından bordalara alınan sabit halat. 4. Kösteği çözmek: Kaçmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Konulmak, vaz’edilmek. 2. Düşmek, dökülmek, munsab olmak: Yeşilırmak, Karadeniz’e koyulur. 3. Üzerine düşmek, çok meşgul olmak: Bu aralık yazıya, piyanoya çok koyuldu. 4. Hücum ve takip etmek: Süvarilerimiz büyük bir gayretle düşmana koyuldular (eskimiştir).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kuvvet, tâkat, iktidar: Kudretim yetmiyor; kudretim yok ki. 2. Tanrı’nın her şeye kaadir olması, kâinâtı kaplamış olan ezelî kuvvet: Kudret-i ilâhiyye. 3. Tanrı yapısı, tabiat, insan eli karışmaksızın vücude gelen şeylerin kaynak ve aslı: Kudretten insan şeklinde bir taş. Kudret helvası = Bazı ağaçlarda olan bir madde. Kudret hamamı = Sıcak mâden suyu, banyo, ılıca, kaynarca. Kudret topu = Gök gürlemesi, Ar. raad. 4. Mâlî iktidar, servet, zenginlik: Kudret sahibi bir zat. 5. Ehil ve bir mevzuda iktidar sahibi, çok geniş bilgili olma, otorite: ilmî kudret, edebî kudret.

Türkçe Sözlük

(i.). Kükürdü olan, kükürtle yapılmış: Kükürtlü su; kükürdü olan maden suyu: Bursa’nın kükürtlüsü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eritilip tasfiye olunmamış veya topraktan çıktığı halde bulunan maden: Demir, altın külçesi. 2. Büyük parça suretinde dökülmüş maden: Beş kiloluk bir külçe altın.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Halatın geçmesi için gemi ve sandallarda teknenin kenarına tutturulmuş açık ağız biçimindeki madenî parçalar. 2. Doğramanın birbirine geçen dişleri.

Türkçe Sözlük

(i.). Madenci ocağı, toprak ocak.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Çürük diş üzerine geçirilen madenî kaplama. 2. Bazı Avrupa devletlerinde para birimi. 3. Taç.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pb senbolü ile gösterilen, yoğunluğu 11,3 olan yumuşak bir eleman. 2. Tüfek ve tabanca ile atılan mermi ki, kurşundan dökülür. Kurşun madeninden yapılmış: Kurşun boru, kurşun tahta, kurşun damga. Kurşun atmak = 1. Silâh boşaltmak: Oradan geçerken haydutlar bize kurşun attılar. 2. Çarpışmada bulunmak, düşmanlık etmek: Birbirlerine kurşun atıyorlar. 3. Nişana vurmak: Kurşun atmaya çıkmışlar. 4. mec. Hırsla istemek. Kurşun tavası = Kurşun eritecek küçük demir tava. Kurşun çıkaracak, sökecek = Tüfek ve tabancadan kurşunu çıkaracak burgu, horozayağı. Kurşun dökmek = Kurşun eritip hastanın üstünde su ile dolu bir kâseye dökerek gûyâ nazarın tesirini bozmak. Kurşuna dizmek = Askerî idam cezasını icra etmek, bir takım askere kurşun attırarak mahkûmu öldürtmek. Kurşun sirkesi = Kurşun asidi. Şeytan (ın) kulağına kurşun = Gıbtaya değer bir hâl söylenirken «münafık kulağına gitmesin» mânâsında kullanılan tâbir. Kurşuntuzu = Kimyada bir tuz. Kurşunkalem = Dışarısı tahta ve içerisi grafit kuru kalem ki, kâğıda sürülünce siyah çizgi bırakarak yazar. Boyalı kurşunkalem ™ Bu kalemin siyahtan başka renklerde yazanı, Kurşun gibi = Pek ağır. Kurşun merhemi = Bir çeşit cıvalı merhem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bullet. round. lead. sinker. leaden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lead. bullet. lead seal. leaden.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (küşâden fiilinden imas. olup sıfat terkiplerinde bulunur). Açan, açıcı. Dehen-küşâ = Ağzını açan. Ferahlandıran. Dil-küşâ = Gönlü ferahlandıran. 3. Ülke açan, tâfih. Kişver-küşâ = Memleket fetheden, ülke açan.

Türkçe Sözlük

(aslı: KİTLE) (i. A.). 1. Yığın, kitle, (jeoloji). 2. Maden, taş vesaireden iri parça. bk. Kitle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) laden, (bot.) Cistus; laden zamkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (laded, laded veya laden) yüklemek; geminin yükünü vermek; içine su doldurmak; içinden su boşaltmak; kepçe ile içinden su almak. laden (s.) yüklü.

Şifalı Bitki

(cistus): Ladengiller familyasından; İç Anadolu ve sahil bölgelerinde yetişen, kış aylarında yaprak dökmeyen, yeşil bodur bir çalıdır. Yaprakları karşılıklı dizilmiştir. Çiçekleri büyük, beyaz veya pembe renklidir. Meyveleri kapsüldür. İçeriğinde Ladan denilen zamk vardır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Nezleyi keser. Dizanteride faydalıdır. Parfümeride kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. lame). Uzun ve yassı maden levhası, dar maden tahtası.

Türkçe Sözlük

(I ince) (i.). Doğramada, mermer, maden veseireden bir tahta veya levha geçecek ve girecek surette açılmış yiv: Lamba açmak.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Gümüş tellerle süslenmiş kumaş. 2. Maden parlaklığı verilmiş deri: entari, lâme manto, lame ayakkabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lymphadenopathy Associated Virus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leucoadenopathy Associated Virus, discovered by Luc Montagnier in France. light armored vehicle LCC land component commander. outdoor toilet. a room equipped with toilet facilities.

Türkçe Sözlük

(hi.). Lazca konuşan Kafkas asıllı küçük bir kavim. Bütün Doğu Karadenizliler’e İstanbul’da «Laz» denilmesi yanlıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rehberlik, kılavuzluk, önde bulunma; önde gelme, ileride bulunma; oyunda başlama hakkı; buzlu sularda gemi için açık yol; kaya çatlakları içinde toplanmış maden cevheri; tiyatroda baş rol veya bu rolü oynayan kimse; (elek.) bağlama teli; (müz.) gr

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. leaves) (f.) yaprak, varak; tütün veya çay yaprağı; ince madeni varak; açılıp kapanan masanın eğreti tahtası; (f.) yaprak vermek, yapraklanmak. leaf blight yapraklara arız olan hastalık. leaf bud yaprak tomurcuğu. leaf mold yaprak gübresi, ya

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) izin, ruhsat, müsaade, mezuniyet: izin müddeti; veda, ayrılma. leave of absence izin, mezuniyet. leavetaking (i.) ayrılma, veda. by your leave müsaadenizle. on leave izinli. take French leave izinsiz savuşmak, özellikle borcunu vermeden sıvışmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan). İçinde veya üstünde el yıkanan ve bazı sıvıların dökülmesinde ve başka böyle işlerde kullanılan maden veya çiniden çeşitli şekillerde kap: El leğeni, çamaşır leğeni, zerzevat leğeni, bulaşık leğeni. Leğen ibrik = El ve yüz yıkama takımı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «lehm» den). Madenleri yapıştırmaya yarayan kalay vs. (kalay ve kurşun karışımı).

Türkçe Sözlük

(f.). Mâdenî şeyleri kalay vesaire ile yapıştırmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Mâdenî bir şey kalay vesaire ile yapıştırılmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Mâdent bir şeyi kalay vesaire ile yapıştırtmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Kalay vesaire ile yapıştırılmış (madenî şey).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. linyit, bitkisel özellikleri koruyan yumuşak madenkömürü, kahverengi madenkömürü. lignitic s. linyite ait, linyitle ilgili.

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). 1. Bir alanın bitiş yerini gösteren çizgi: Sınır, bir ülkeyi komşu ülkelerden ayıran limittir. 2. (matematik). Değişen bir büyüklüğü yahut ifadenin hiçbir zaman erişemeden yaklaştığı sabit büyüklük: Daire çemberi, içine çizilen çokgenlerin üst limitidir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. jeoloji). Bitki izleri taşıyan tam oluşmamış maden kömürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., gen. out ile bir alaşımdaki madenleri uygun bir sıcaklıkta ısıtıp birini eritmek suretiyle birbirinden ayırmak. liqua'tion i. bu suretle eritip ayırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lityum oksidi. lithia water ilâç olarak kullanılan lityum oksitli maden suyu.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâden). Madenler. (bk.) Maden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معادن] madenler.

Türkçe Sözlük

(i. i.). Kahramanlık, yararlık gösterenlere, yarışlarda ve sergilerde derece alanlara hatıra olarak verilen madenî nişan: İstiklâl madalyası. Madalyanın ters tarafı = Bir işin, hesaba katılması gereken pürüzlü tarafı.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (C. mattin) (Ar. doğrusu: mâdin). 1. Toprağın içinden çıkan, eritilip dökülmek veya ısıtılıp dövülmekle çeşitli şekillere girip Alet ve edevat imaline yarayan cisimlerin her biri: Demir, bakır, kalay, kurşun, gümüş, altın en tanınmış madenlerdendir. 2. (kimya) Gelişmesi olmayan cisim, cevher. 3. Bir madenin veya bir çeşit taş, toprak ve başka şeylerin bulunduğu ve çıktığı yer, maden filizler bulunan yer, ocak: Ural dağlarında gümüş ve altın madenleri verdir. Mermer, alçı, kömür madeni. 4. Altın ve gümüşten başka olan maden: Gümüş değil madendir. 5. Maden veya eski maden, has porselen, çini gibi şeyler: Çin, Saksonya madenleri, onda çok eski madenler vardır. 6. mec. Bir meziyet ve faziletin kaynağı olan kişi, o meziyet ve faziletle vasıflı insan: Ol mâden-i ilm-ü hayâ. Kendisinde çok değerli şey bulunan, define, hazine: Herif madeni Bu, kütüphane değil maden! (Türkçe sıfat) 1. Madenden yapılmış: Maden tabak. 2. Gümüş ve altından başka olarak basit veya mürekkep bir madenden yapılmış: Maden madalya, (kimya) Şibih maden = Yarı maden. Maden vasfı taşımayan, fakat kimyaca madenler arasında sayılan bazı basit cisimler, Fr. mitalojide. Îlm-i maâdin = Madenlerin çeşit, cins ve durumlarından bahseden ilim, Fr. miniralogie. Imâl-i maâdin = Madenlerin işletilmesi ilim ve san’atı, Fr. mitalurgie. Maden suyu = İçinde tabiî olarak erimiş bir maden bulunan su. Maden kömürü = Pek eski zamanlardan toprağın altında kalıp yanabilir taş haline geçmiş olan ağaç.

Türkçe Sözlük

(i.). Yerden maden çıkaran, bir maden ocağını işleyen veya bu işlerde kullanılan adam. Madenci feneri = Madencilerin kullandığı özel fener.

Türkçe Sözlük

Madencilik çalışmalarının sonucunda, bitki örtüsünü ve su kaynaklarını kirletici etkiye sahip materyel, özellikle kaya ve maden artıkları.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mâdeniyye). 1. Madene ait veya madenden yapılmış: Madenî cisim, mevâdd-ı mâdeniyye. 2. Maden ilmine ait, Fr. min6ralogique. (i. A. c.). Mâdeniyyûn = İlm-i maâdin mütehassısı: Mâdeniyyûnun fikrince.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Madenden yapılmış nefesli sazlar ki, tahta nefeslilerin zıddıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Madene ait maden sayılan şeyler, gelişmesi olmayan cisimler, Ar. cemâdât.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدنيات] madencilik bilimi, mineraloji.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). I. Maden gibi olan. 2. (kimya) Madenlerin bütün ortak vasıflarını haiz olmayan elemanların genel adı, Osm. şibih maden.

Türkçe Sözlük

(i. A. «add» den imef.) (mü. mâdûde). 1. Sayılmış, sayılı, sayısı bilinen: Meskûkât-ı mâdûde. 2. Sınırlı, belirli, münhasır: Ticaretin faydaları mâdûd değildir. 3. Bir cins sayısına dahil, bir türlü sayılan: Antimon madenlerden mâdûddur. Nâ-mâdûd (ve daha doğrusu gayri mâdûd = Sayısız, sayılmaz, hesapsız. Ar. lâyuad, çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -mata) yumuşak macun halinde madensel veya bitkisel bir bileşim; jeol. mağma

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. magn6sie). Bir maden.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Civanın başka bir madenle karıştırılmasından meydana gelen madde.

Türkçe Sözlük

(i. Manisa’nın eski adından) (kimya) Elemanlardan bir cins maden.

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Karadeniz kıyılarında kullanılan başı içeriye doğru kıvrılmış iki direkli bir cins gemi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sakab» dan la., halk dilinde: matkab). 1. Tahta, maden vesaireye delik açmaya mahsus yay ki, ucuna İstenilen büyüklükte burgu takılır. 2. (cerrahi) Çeşitli organları delmeye mahsus operatörlük Aletleri: Maskabü’r-re’s, maskabü’rrahm vs.

Türkçe Sözlük

(MEHEKK) (i. A.) (Türkçe’ de kullanılan şekli; mehenk). 1. Gümüş ve altının ayarına bakmaya mahsus bir cins taş ki, bu madenlerin üstüne sürmekle ayarları anlaşılır. 2. mec. Bir şeyin cinsini ve değerini gösteren şey, ölçü, terazi: İçki, birçok insanın mehekkidir.

Şifalı Bitki

(angelica): Maydanozgiller familyasından; dere kenarlarında, çayırlarda ve ormanlardaki ağaçsız alanlarda yetişen, boyu 3 m kadar, hoş kokulu, otsu bir bitkidir. İstanbul, Marmara Bölgesi, Doğu Karadeniz ve Beyşehir dolaylarında yetişir. Boyu 1- 1,5 m kadardır. 2 veya çok yıllık bir bitkidir. Gövdesi silindiriktir. Boyuna çizgiler vardır. İçi boştur. Mavimtırak yeşil veya kırmızı renktedir. Çiçekleri beyazdır. Kökü ve rizomlarında uçucu bir yağ ve tanen ihtiva eder. Yaz ve sonbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak hastalıklarına iyi gelir. Sinirleri kuvvetlendirir. Spazmları giderir. Astım nöbetlerini giderir. Kuvvet ve iştah verir. Nekahat devresinin kısa sürmesini sağlar. Yapraklarından çıkan suya, bir parça pamuk bastırılıp, diş çürüğüne konursa, ağrıyı keser. Kandolaşımını düzenler. Terletir. Kurutulmuş melekotu, dövülüp başa sürülecek olursa, bitleri öldürür.

Türkçe Sözlük

(i.). Kapı ve pencere kanadı, sandık vesaire kapağı gibi açılır kapanır şeyleri bağlamaya mahsus maden ki, bir mil üzerine hareket eden bağlı iki parçadan ibarettir: Kapı menteşesi, pirinç, nikel menteşe, (hl.) Cumhuriyet’e kadar Muğla vilâyetine verilen ad.

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik). Bir maden vesairenin çekiçle dövülünce yayılmak hassası: Altının, bakırın merânet derecesi.

Şifalı Bitki

(): (mübarekotu): Gülgiller familyasından; Doğu, Güney ve Karadeniz bölgeleri ile İstanbul çevresinde yetişen bir bitki türüdür. Kullanıldığı yerler: Yaprakları ve kökü kuvvet verici olarak kullanılır. İshali keser.

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A. «sebk» den imef.) (mü. mesbûke). Kalıba dökülmüş: Mesbûk madenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسکوکات] madenî paralar, sikkeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maden; madde; tıynet, tabiat; şişirilmeye ve dökülmeye hazır erimiş cam; ing. yol yapmak için kullanılan kırık taş. test someones metal bir kimsenin cesaretini ve ataklığını denemek. metallist i. madenci, maden uzmanı. metalize f. maden haline koym

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. madeni, madene benzer, madenden yapılmış; maden hâsıl eden .

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. madeni; maden tuzu ile dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. maden olmayan fakat madene benzer basit cisim; s. madene benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birtakım sinir hastalıklarının maden tuzları ile tedavi usulü.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Maden ve maden filizlerinin yüzeylerini, kesitlerini, billûrlaşma özelliklerini inceleyen ilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madeni eşyalar; maden işi .

Türkçe Sözlük

Bataklık topraklarda, lağım sularında ve ayrıca kömür madenlerinde organik maddenin anaerobik koşullarda ayrışmasından oluşan, genellikle bataklık gazı olarak adlandırılan, doğal ve renksiz gaz. Atmosferde yoğunluğunun artması “sera etkisi”ne katkıda bulunur.

Türkçe Sözlük

(i. R.). 1. Az gümüşle karışık bakır para. 2. Daha sonraları on paraya geçen eski yirmilik karışık madenî para: Bir meteliğe, beş meteliğe satıyor: Meteliğe kurşun atmak: mec. Parasız kalmak, çok fakir olmak.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Uzaydan dünyaya gelen taş veya maden parçası: Meteor taşı.

Türkçe Sözlük

(i. Y.) 1. Demir ve başka bazı madenleri çekme özelliğinde olan çubuk. 2. Demiri çekme özelliği de olan diğer bütün maddeler.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. emlâh). 1. Tuz, Fars. nemek. 2. (kimya) Bir asitle esas denilen bir madenî maddenin kimyada uyuşmasından hâsıl olan tuza benzer madde, tuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. değirmencilik; madeni paranın kenanndaki tırtıllar. milling machine freze makinası.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. «mînâ»dan). 1. Madenler üzerine vurulan renkli cam tabakası: Kutu, zarf minesi. 2. Saatin rakamları bulunan ve üzerinde akrep ve yelkovan hareket eden yüzü ki, beyaz veya renkli ve ekseriya mineli olurdu: Beyaz mineli saat; bu saatin minesini değiştirmeli. 3. mec. Pek ince ve parlak nakış. Mine çiçeği = 1. Güzel ve çok renkli küçük ve yerden çok yükselmeyen bir cins çiçek. 2. Rebîiyye çeşidinden diğer bir çiçek ki, ilkbaharda açar. (bk.) Mine çiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maden, maden ocağı; lağım; hazine, memba; ask. mayın, sabit torpil. mine detector mayın detektörü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kazıp çıkarmak (kömür, maden); yeraltında (lağım veya yol) kazmak; araştırıp bulmak; sinsice bozmak; maden işletmek; tünel kazmak; ask. mayın dökmek.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Maden ve çini üzerine vurulan camı andırır cila. 2.Dişlerin üzerindeki ince ve parlak taba(Kadın İsmi) 3.İnce ve parlak nakış.

Türkçe Sözlük

(i.). Madenler üzerine billûrdan güzel nakışlar işleyen ve mine yapan san’atkâr.

Türkçe Sözlük

(i.) (doğrusu: mtnâ-kâr). Mine yapan ve madenlerin üzerini mineleyen sanatkâr, mineci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madenci, maden işçisi; mayın dökücü asker; lağım kazan asker; tırtılları yaprak kemiren zararlı bir böcek. sappers and miners askeri mühendisler, lağımcılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. madensel, madeni; madenli, mineral; i. maden, mineral; maden filizi; madensel madde; çoğ., ing., k.dili sodalı içecekler mineral. kingdom madenler sınıfı. mineral oil madeni yağ . mineral water maden suyu. mineral wool amyant, ak asbest.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mineralleştirmek; taşlaştırmak; mineralle kaplatmak; mineraller üzerinde çalışmak. mineraliza'tion i. madenleştirme. mineralizer i. bir madenle birleşince maden filizi husule getiren madde; kayalann yeniden kristalleşmesini hızlandıran madde.

Türkçe Sözlük

(f. kimya). 1. Bir madeni kükürt, arsenik gibi cisimlerin etkisiyle filiz durumuna getirmek. 2. İçinde mineral maddeler eriterek suyu maden suyu niteliğine getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madenler ilmi, mineraloji; mineraloji elkitabı. mineralog'ical s. maden ilmine ait. mineralogist i. madenler ilmi uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madencilik; maden kazma; ask. mayın dökme.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Madenleri parlatmaya yarayan bir Alet.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Avrupa’da, Romanya’nın kuzeydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 47 00 Kuzey enlemi, 29 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Doğu Avrupa.

Yüzölçümü: 33,843 km².

Sınırları: toplam: 1,389 km.

sınır komşuları: Romanya 450 km, Ukrayna 939 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Sert olmayan kışlar, sıcak yazlar.

Arazi yapısı: İnişli çıkışlı stepler, Karadeniz’in güneyinde aşamalı yokuşlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Nistru (Dnister) Nehri 2 m.

en yüksek noktası: Dealul Balanesti 430 m.

Doğal kaynakları: Linyit, fosfatlar, alçıtaşı, işlenebilir toprak.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %54.52.

daimi ekinler: %8.81.

Diğer: %36.67 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 3,000 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,466,706 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.28 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.23 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 38.38 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.65 yıl.

Erkeklerde: 61.61 yıl.

Kadınlarda: 69.88 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.85 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 5,500 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 300 den az (2001 verileri).

Ulus: Moldovalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Moldovalı/Romen %78.2, Ukraynalı %8.4, Rus %5.8, Gagauz %4.4, Bulgar %1.9, diğer %1.3 (2004 verileri).

Din: Doğu Ortodoksları %98, Museviler %1.5, Baptistler %0.5 (2000).

Diller: Moldovaca (resmi), Rusça, Gagauzca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.1.

erkekler: %99.6.

kadınlar: %98.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Moldova Cumhuriyeti.

kısa şekli : Moldova.

Yerel tam adı: Republica Moldova.

eski: Moldavia Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Kişinev.

Bağımsızlık günü: 27 Ağustos 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 27 Ağustos (1991).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu),Intelsat, Inter

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erimiş; eritilmiş madenden yapılmış, dökme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para, nakit; para yerine geçen şey. money belt para taşlmaya elverişli kuşak. money market piyasa. money order posta havalesi. easy money kolay kazanılmış para. even money yarışta iki tarafln eşit meblâğlarla bahis tutuşması. hard money madeni para

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para için tek maden standardı; para kıymeti için altın gibi tek maden kullanma usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. anne, ana, valide; analık; baş rahibeye verilen unvan; f. annesi olmak, annelik etmek; evlât edinmek. mother country anayurt, anavatan, memleket.Mother's Day Anneler Günü. mother earth toprak ana; zemin, yer. mother lode mad zengin maden daman

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dağ; yığın, dağ kadar büyük şey; azman. mountain ash üvez, bot. Sorbus americana. mountain chain dağ silsilesi. mountain lion puma, zool. Felis concolor. mountain range dağ silsilesi. mountain sheep Kanada koyunu, zool. Ovis canadensis. mountain s

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yanmış demir birikintisi. 2. Maden veya ağaç kömürü süprüntüsü, kırığı. 3. Her şeyin işe yaramaz kısmı, bücürü, (bk.) Mıcır.

Türkçe Sözlük

(I. A.« haden » den). Barışma, anlaşma, uyuşma.

Türkçe Sözlük

(I. A. «hendese» den if.) (c. mühendlsîn). Hendese (geometri) yi bilip tatbik eden: Yol mühendisi, maden mühendisi.

Türkçe Sözlük

(MÜHR) (i. F.). 1. Bir adamın veya bir daire ve idarenin ijmi kazılı bulunan mâden veya taştan damga ki, imza yerine mektup ve senetlerin altına ve mektup zarfına yahut bir kapı ve kapak vesaireyi yapıştıran mumun üzerine basılırdı (şimdi yalnız resmf kâğıtlarda kullanılmaktadır), Ar. hâtem: Mühür basmak. 2. Bunun kâğıda veya mühür mumuna basılmış şekli ve yazısı: Mühürünü okuyamadım; mühürünü yaladı. Fekk-i mühür = Mühür mumu veya kurşunla mühürlenmiş bir şeyden mühürü bozup açma. Mühr-i Süleyman = Hazret-i Süleymân’ın mühüründe kazılı olduğu söylenen iki üçgen şekli. Mühür mumu = Mektup zarfı ve başka şeyler üzerine eritilip üzerine mühür basılmaya mahsus ve balmumu ile bazı reçinelerden yapılmış kırmızı veya diğer renkte madde çubuğu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iüz0m»dan if.) (mü. mültezime). 1. İltizâm eden, bir şey veya şahsı lâzım sayıp taraftarlık gösteren. 2. Tahsildar (c. mültezimin). Eskiden götürü olarak bir yerin vergisini üzerine alan: Aşâr mültezimi; maden kömürünün, filân gölün balık avının mültezimi.

Türkçe Sözlük

(MUNSABB) (i. A. «sebebe» den imef.) (mü. munsabba). Dökülen, denize veya ırmağa kavuşan: Tuna Karadeniz’e munsab olur.

Türkçe Sözlük

(MÜSAADE) (I. A. «suûd» dan masdar). 1. Yardım: Kendisine zaman müsaade etti. 2. İzin, engel olmayıp serbest bırakma: Müsaade ederseniz gezmeye gideceğiz. Ben müsaadenizle gidiyorum, vakit müsaade etmiyor.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten masdar). 1. Bir işte başkaları ile birlikte bulunma: Kendisi orada bulunmuş ise de müşâreket etmediği anlaşıldı. Bu işte onun da müşâreketi vardır. 2. Ortaklık, bir şirket, kumpanya vesaire üyelerinden bulunma: Filân maden işletmesinde sizin müşâreketiniz var mıdır? 3. (edebiyat, gramerde) Fiilin iki veya daha fazla şahıs arasında olduğunu göstermeye mahsus fiil ki, Türkçe’de «leş» ve «laş» edatiyle gösterilir: Şakalaşmak, gülüşmek. Bi’l-müşâreke = 1. Birlikte,, ortaklaşa. 2. Karşılıklı olan.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. müşkil = güç, Fars. küşâden = açmak). Müşkülleri gideren. Hallâl-ı müşkilât = Her türlü müşkülleri çözen. mec. Allah.

Türkçe Sözlük

(i. F. «muşt» tan galat). 1. Yumruk. 2. Dikicilerin dikdikleri şeyin içine geçirdikleri maden top. Muşta talimi = Boks antrenmanı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dayanarak, güvenerek, istinaden: Elinde bulunan bazı evraka müsteniden dava açtı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Maden kömürü katranından elde edilen, özel kokulu beyaz,antiseptik bir hidrokarbon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نقد] nakit. 2.madeni para.

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar “Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir” diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar ‘Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir’ diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Nefesle üflenen çalgılar ki, mâdenî ve tahta olmak üzere ikiye ayrılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakır veya gümüşle karışık siyah kükürt alaşımı; bu alaşım ile maden levhalar üzerinde süslemeler yapma sanatı.

Türkçe Sözlük

(i. F. «nihâden» fiilinden). Koyan, vaz’eden. Kadem-nih = Ayak koyan, basan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fidan dallarından yapılan ve sofrada yemek sahanları altına konulan dairevî şey ki, sırmalı meşinden, madenden vs. den yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) asil, soylu, soydan; âlicenap, yüce gönüllü; heybetli, yüce, ulu; mükemmel, çok güzel; eski kimyasal değişiklik göstermeyen (kıymetli maden); (i.) asılzade, soylu kimse; İngiltere'nin eski bir altın parası. nobleman (i.) asılzade. noblewoman

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ufak ve yuvarlakça yumru veya düğüm, ufak boğum; (tıb.) ufak şiş veya yumru, düğüm, düğümcük, bezecik; (jeol.) yuvarlakça maden parçası. nodular (s.) yumru veya düğüme ait; yumrulu, düğümlü. '

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) demirden başka olan (maden).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) madeni olmayan eleman; hidrojen ile birleşince asit meydana getirebilen eleman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ted, ting) fındık ve ceviz gibi sert kabuklu yemiş; (mak.) vida somunu; ABD, argo çatlak kimse; argo kafa, baş; (f.) ceviz veya fındık toplamak. nutbrown (s.) fındık veya kestane renginde. nut coal ceviz iriliğinde madenkömürü. nut grove

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateş yakılan yer: Oda, mutfak ocağı, ocak başından ayrılmaz. 2. Dumanın çıkması için duvarda açılmış delik ve damdan yukarı çıkan baca. 3. Madencilerin maden erittikleri yer. 4. Kireç yakılan yer, kireç fırını: Kireç ocağı. 5. Taş ve maden çıkarmak için açılan çukur veya kuyu: Taş ocağı 6. Yeraltı su yolu, lâğım ocağı. 7. Bahçenin bir cins sebze için ayrılmış ve çevresi yükseltilip çukur kalmış tarlası: Patlıcan, hıyar ocağı. 8. mec. Ateşi sönmez hanedan, büyük aile’ Rumeli’nin tanınmış ocakları. 9. Askerlik sınıfı: Yeniçeri ocağı. Ocak çekirgesi = Orakkuşu. Ocağa düşmek = İltica edip himaye istemek, sığınmak: Ocağınıza düştüm. Ocak söndürmek, ocağa incir dikmek = Bir ailenin mahvına sebep olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) toprak veya madenden yumurta şeklinde nefesli bir çalgı, okarina.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Batı musikisinde bir mâdeni nefesli çalgı.

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). 1. Uzvî. 2: (jeoloji) Hayvan ve bitki artıklarının birikip taşlaşmasıyle meydana gelmiş madde: Maden kömürü organik bir maddedir.

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinde demir vesair madenlerin dövüldüğü, demirden kalın ve bir tarafı sivri Alet ki, yere gömülü bir kütüğün ve küçüğü bir tezgâhın üzerine konur: Demirci, kuyumcu örsü.

Türkçe Sözlük

(ÖZR) (i. A.) (c. Azâr). 1. Edilen bir kabahat ve kusurun elde olmaden yapıldığını bildirip af dilemek üzere beyan olunan bahane ve sebep. 2. Bir kusur ve kabahatin mazur görülmesini istemek: Özür dilemek. 3. Mânî, engel. 4. Kusur, noksan, ayıp, sakatlık: Bu arabanın özrü var.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. denk etmek; bavula veya sandığa koymak; hazırlamak, toplamak (bavul); taşımak; ambalaj yapmak; sıkı sıkıya doldurmak; paketlemek; denk yüklemek; eski ve kullanılmayan maden damarlarını taşla doldurmak; sıkışmak; gitmek, savuşmak, defolmak; bir aray

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Süs için atın eyerine ve başka şeylere dikilen veya mıhlanan çeşitli şekillerde maden levhacığı veya başlı çivi, şemse, kabara. 2. Zemin renginden başka bir renkte büyük benek. Pafta pafta = Böyle beneklerle donatılmış. 3. Bir büyük haritayı meydana getiren bölümler, kısımlar: Yirmi paftadan mürekkep bir Anadolu haritası yaptırıldı. 4. Demircilerin vida yivlerini açmak için kullandıkları bir cins hadde, Alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tepsi, tava; kefe, terazi gözü; maden cevherini ayırma işinde kullanllan demir tava; eski tüfeklerde falya tavası; tuzlada tava; kafatası; buzul parçası. a flash in the pan kuru gürültü, sonuç vermeyen gayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ned, -ning) toprağı yıkayarak altın çıkarmak; tavada pişirmek: leğende yıkamak; maden cevherini yıkamak; edeb, k.dili tenkit etmek. pan out A.B.D., k.dili netice vermek; başarıya ulaşmak muvaffak olmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ed, -ing veya -led, -ling) aynalık tahta ile süslemek (kapı); iskoç., huk. resmen itham etmek. paneling i. aynalık tahtalan; kömür madenini bölmelerle ayırma.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kuruşun kırkta biri; vaktiyle üç akçaya bölünürdü. 2. Akça; devletçe bastırılan ve mübadele vasıtası olarak kullanılan maden ve kâğıt parçası. Para etmek = Revacı olmak, muteber olmak, kıymeti olmak. Para ile değil = Bedava gibi, pek ucuz. Para bozmak = Büyük parayı değerince küçüklerle değiştirmek. Para kırmak = mec. Çok para kazanmak. Çil para = Yeni tedavüle çıkmış parlak madenî para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cennet, Aden, cennet bahçesi; cennet gibi yer. fool's paradise boş emeller üzerine kurulmuş mutluluk.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bazı madenlerde rutubetten ıslaklık tesiriyle meydana gelen oksit: Demir pası, bakır pası. 2. Madenlerden başka şeyler üzerindeki kire de bazen pas denir: Dil pası, diş pası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ödeme, tediye, verme; ödenen sey, ücret, maaş; bedel, karşılık; ceza veya mükâfat. pay dirt işletme zahmetine değer miktarda maden ihtiva eden toprak; herhangi kârlı bir şey. pay office vezne dairesi. pay phone umumi telefon. be in the pay of hizm

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. filozof; hayatını felsefe ve mantık üzerine düzenleyen kimse; güçlükler karşısında filozof gibi kendine hâkim olabilen kimse. philosopher's stone. simyada iksir, başka madenleri altına çevir diği farzolunan tılsımlı taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. salatalık turşusu; salamura; k.dili sıkıntılı veya güç durum, varta: madeni eşyayı temizlemeye mahsus asitli karışım; ing., k.dili afacan çocuk; f. turşusunu kurmak, salamura yapmak; asitle temizlemek. pickled s. turşusu kurulmuş; rengi ağartılm

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parça, kısım, bölüm; dama taşı; satranç piyadeden yüksek taş; tüfek, top; müz. parça; piyes; resim; numune, örnek; madeni para. piece goods tic. metreyle satılan kumaş. piece of eight İspanyol doları, sekiz riyal'den ibaret dolar. give one a pie

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bakır ve kalaydan mürekkep sarı mâden, tunç. 2. Bu mâdenden yapılma: Pirinç mangal.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. jeoloji). Çeşitli mâden sülfürleri; bilhassa demir sülfürü.

Türkçe Sözlük

(i.). Yılan sokmasına ilâç sa nılan bir cins mâden kömürü, yılantaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uranyum ve radyumlu maden cevheri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maden ocağı işçisi; krank mili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dağcılıkta kullanılan madeni mıh, piton.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süs tabağı; madeni levha veya rozet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.ortaçağa mahsus madeni göülü; eskrim göğüslük.kadın elbisesinin göğüs süsü; kolalı frenkgömleğinin göğüs kısmı; zool. kaplumbağa ka- buğunun göğüs kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. madenle kaplamak; zırh levhalarla kaplamak; matb. galvano klişe yapmak; baskı ile cila1amak (kağıt) .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tabak; sahan; bir tabakdolusu şey; madeni levha; altın veya gümüş sofra takımı; kupa, şilt; maden baskı kalıbı; dişçi damak, takma diş, protez; mim. duvar tabanlığı; zırh levhası; böyle levhalardan yapılmış zırh; cam negatif; fotoğraf klişesi; (bey

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaplamacı; maden levhaları yapan veya kaplayan işçi; (spor) ikinci sınıf yarış atı.

İsimler ve Anlamları

(Lat.) (Kadın İsmi) - Beyaz ve çok değerli bir maden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madeni levha kaplama, kaplamacıllk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. platin. platinum black kim. platinden çıkanlan siyah bir toz. platinum blond platine veya beyaza yakın sarı saçlı (kimse). platinum metals tabii ve kimyasal özellikleri platine benzeyen birkaç maden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cep; para, maddi imkân; çukur, gedik; bilardo masasının dört köşesindeki çukurcuklardan her biri; içinde maden cevheri bulunan ufak kovuk; hav. hava boşluğu; semt. pocket battleship cep zırhlısı. pocket money cep harçlığı. in one's pocket nüfuzu al

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da, Almanya’nın doğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 52 00 Kuzey enlemi, 20 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 312,685 km².

Sınırları: toplam: 2,888 km.

sınır komşuları: Beyaz Rusya 605 km, Çek Cumhuriyeti 658 km, Almanya 456 km, Litvanya 91 km, Rusya (Kaliningrad Oblast) 206 km, Slovakya 444 km, Ukrayna 428 km.

Sahil şeridi: 491 km.

İklimi: Ilımandan soğuğa değişiklik görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla düz ovalar yer alır, dağlar güney kıyısı boyunca sıralanmıştır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Raczki Elblaskie 2 m.

en yüksek noktası: Rysy 2,499 m.

Doğal kaynakları: Kömür, sülfür, bakır, doğal gaz, gümüş, kurşun, tuz, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %47.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %13.

Ormanlık arazi: %29.

Diğer: %10 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 1,000 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 38,633,912 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.03 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.49 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.39 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.42 yıl.

Erkeklerde: 69.26 yıl.

Kadınlarda: 77.82 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.37 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.07 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Polonyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Polonyalı %97.6, Alman %1.3, Ukraynalı %0.6, Beyaz Rus %0.5 (1990 verileri).

Din: Roma Katolikleri %95, Doğu Ortodoksları, Protestanlar, ve diğer %5.

Diller: Polonyalı.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %98 (1978 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Polonya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Polonya.

Yerel tam adı: Rzeczpospolita Polska.

yerel kısa şekli: Polska.

Yönetim biçimi: Parlamenter Demokrasi.

Başkent: Varşova.

İdari bölümler: 16 bölge; Dolnoslaskie, Kujawsko-Pomorskie, Lodzkie, Lubelskie, Lubuskie, Malopolskie, Mazowieckie, Opolskie, Podkarpackie, Podlaskie, Pomorskie, Slaskie, Swietokrzyskie, Warminsko-Mazurskie, Wielkopolskie, Zachodniopomorskie.

Bağımsızlık günü: 11 Kasım 1918.

Milli bayram: Anayasal Gün, 3 Mayıs (1791).

Anayasa: 16 Ekim 1997.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapı, süslü ve büyük kapı; medhal, girilecek yer. portal-to-portal pay (maden ocağı veya fabrikada) işçinin işyerinde harcadığı zamana göre ödenen para.

Finansal Terim

(Portfolio Management)

Kıymetli madenlere dayalı olanlar dahil olmak üzere sermaye piyasası araçlarından oluşturulan portföylerin müşteriler hesabına vekil sıfatıyla yönetilmesidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kap, maden veya topraktan yapılmış yuvarlak kap, kavanoz; kadeh; bir kap dolusu; ıstakoz tutmaya mahsus sepet; baca başlığı; kumarda bir oyunda ortava konan paranın toplamı; k.dili büyük miktarda para; jeol. akıntının nehir dibinde açtığı yuvarlak

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Maden dökmek içir topraktan mamûl kap. 2. Nişan tablası yerine dikilen işaret vesaire, nişan potası, basketbol potası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. kıymetli, değerli; çok pahalı; ender; aziz, çok sevilen; aşırı itinalı, fazla nazik, müşkülpesent; k.dili rezil; z., k.dili çok, ziyadesiyle; i. sevgili. precious little çok az. precious metals altın ve gümüş gibi kıymetli madenler. precious

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. beklenen şey ümit; bekleme, gözleme; bakış; manzara, görünüş; ihtimal; maden damarına ait belirti; muhtemel müşteri; f. maden araştırmak. in prospect beklenen; ümitle beklenen. prospector maden ocağı arayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aldatıcı veya düzgün olmayan şekil; min. başka bir cismin dış niteliklerini taşıyan maden. pseu- domor'phic, -mor'phous s. sahte veya düzgün olmayan şekle ait.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Madenden yuvarlak parlak levhacık ki, sırma ve tel ile karışık olarak elbise vesaireye işlenir. 2. (eskiden) :n küçük para: Cebinde parası pulu yokcur. 3. Defe geçirilen yassı ve dairevî maden levha. 4. Vida ve cıvata sıkıştıracak somun: Perçin pulu. 5. Tavla taşı: Tavla pulu. 6. Bazı balıkların vücudundaki dairevî levhacıklar: Balık pulu. 7. Posta malzemesine, ilânlara, senetlere ve meselâ bir yerden geçen şeylere yahut iyi su ile doldurulan fıçılara velhasıl bir resme tâbi maddelere yapıştırılan matbû küçük kâğıt parçası: Posta pulu, gazete pulu, damga pulu. 8. Yuvarlak benek, leke: Kumaşın zemini lâcivert olup beyaz pulları var. Pul pul = Benek benek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. meyva eti, meyva özü; kâğıt hamuru; su ile karışık maden tozu; f. dövüp lapa veya hamur haline koymak; yumuşak ve özlü etini çıkarmak; özlenmek, öz gibi olmak. pulpous s. etli, özlü, yumuşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., min. kükürtlü birkaç çeşit maden. pyritic(al) s. bu madenlere ait veya bunlara benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., min. bir madenin erime kabiliyeti veya alevinin rengi gibi ateş tesiriyle meydana çıkan hususiyetleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuyumcu lambası ile madenleri inceleme sanatı; ateş veya ısı ilmi. pyrologist i. madenleri sı- caklıkla inceleyen uzman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, -tine i., min. pirotit, bronz renginde parlak bir maden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akıl ve iradenin dünyevi olaylara tamamen ilgisiz kalarak yalnız Tanrı düşüncesine daldığı dinsel bir mistisizm şekli; gönül ve fikir rahatlığı. quletist i. bu felsefe taraftarı kimse. quietistic s. bu felsefeye göre.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ocak gelberisi; f. erimiş madeni gelberi ile karıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ged, -ging) İng. bir çeşit kefeki taşı; çatı kaplaması olarak kullanılan ince tabakalı bir çeşit siyah taş; f. çeşitli büyüklükte kırmak (maden filizi); kabaca yontmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar ele geçirmek, geri almak, bir daha bulmak veya kazanmak; geri getirmek; (huk.) mahkeme marifeti ile ödetmek veya tazmin ettirmek, almak, tahsil etmek; telafi etmek; kurtarmak; işe yaramayacak madenden kıymetli maden çıkarmak; iyileşmek, ken

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kamış, (bot.) Trichoon phragmites; saz, (bot.) Phragmites; kamış düdük; kaval, ney; (müz.) klarnet gibi çalgıların ağzında bulunan ve sesi çıkaran ince maden veya kamış parçası; bez tezgâhında gücü; (f.) kamış veya kuru otla kaplamak veya s

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. reguli) yan tasfiye edilmiş maden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhythm. beat. cadence. swing.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. laden; keçisakalı, bot. Cistus creticus.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa’da, Karadeniz kıyısında, Bulgaristan ile Ukrayna arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 46 00 Kuzey enlemi, 25 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 237,500 km².

Sınırları: toplam: 2,508 km.

sınır komşuları: Bulgaristan 608 km, Macaristan 443 km, Moldova 450 km, Yugoslavya 476 km, Ukrayna (kuzey) 362 km, Ukrayna (doğu) 169 km.

Sahil şeridi: 225 km.

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Orta kısımda yer alan Transilvanya Havzası, Moldova Ovasından Karpat Dağları ile ayrılır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m.

en yüksek noktası: Moldoveanu 2,544 m.

Doğal kaynakları: petrol, kereste, doğal gaz, kömür, tuz, demir, işlenebilir arazi, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %41.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %21.

Ormanlık arazi: %29.

Diğer: %6 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 31,020 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Depremler, heyelanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 22,364,022 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.21 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.6 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 19.36 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 70.16 yıl.

Erkeklerde: 66.36 yıl.

Kadınlarda: 74.19 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.35 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.02 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 7,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 350 (1999 verileri).

Ulus: Romen.

Nüfusun etnik dağılımı: Romen %89.5, Macar %7.1, Roma 1%.8, Alman %0.5, Ukraynalı %0.3, diğer %0.8 (1992).

Din: Romanya Ortodoksları %70, Roma Katolikleri %3, Diğer Katolikler %3, Protestanlar %6, inançsız %18.

Diller: Romence, Macarca, Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.

erkekler: %98.

kadınlar: %95 (1992 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Romanya.

Yönetim biçimi: Çok Partili Cumhuriyet.

Başkent: Bükreş.

İdari bölümler: 40 bölge ve 1 belediye; Alba, Arad, Arges, Bacau, Bihor, Bistrita-Nasaud, Botosani, Braila, Brasov, Bucuresti, Buzau, Calarasi, Caras-Severin, Cluj, Constanta, Covasna, Dimbovita, Dolj, Galati, Gorj, Giurgiu, Harghita, Hunedoara, Ialomita, Iasi, Maramures, Mehedinti, Mures, Neamt, Olt, Prahova, Salaj, Satu Mare, Sibiu, Suceava, Teleorman, Timis, Tulcea, Vaslui, Vilcea, Vrancea.

Bağımsızlık günü: 1881 (Türkiye’den).

Milli bayram: Birleşme Günü (Romanya ile Transilvanya’nın), 1 Aralık (1918).

Anayasa: 8 Aralık 1991.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü),

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Asya’da (Ural Dağlarının batı kısmı Avrupa’dadır.), Arktik Okyanusu kıyısında, Avrupa ile Kuzey Pasifik Okyanusu arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 60 00 Kuzey enlemi, 100 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 17,075,200 km².

Sınırları: 20,096.5 km.

sınır komşuları: Azerbaycan 284 km, Beyaz Rusya 959 km, Çin (güneydoğu) 3,605 km, Çin (güney) 40 km, Estonya 294 km, Finlandiya 1,340 km, Gürcistan 723 km, Kazakistan 6,846 km, Kuzey Kore 19 km, Letonya 217 km, Litvanya (Kaliningrad Bölgesi) 280.5 km, Moğolistan 3,485 km, Norveç 196 km, Polonya (Kaliningrad Bölgesi) 232 km, Ukrayna 1,576 km.

Sahil şeridi: 37,653 km.

İklimi: Avrupa sınırında nemli kıtasal iklim, Sibirya’da subarktik, kuzey kutbuna doğru tundra, kışlar Karadeniz boyunca soğuk, Sibirya’da dondurucu, yazlar steplerde Arktik kıyılarına nazaran daha ılımandır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m.

en yüksek noktası: Elbrus Dağları 5,633 m.

Doğal kaynakları: Doğal gaz, kömür, mineraller, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.17.

daimi ekinler: %0.11.

Diğer: %92.72 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 46,000 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Sibirya’da buzlanmalar, Kuril adalarında yanardağlar, Kamçatka Yarımadasında Deprem ve yanardağlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 142,893,540 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.03 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.13 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 67.08 yıl.

Erkeklerde: 60.45 yıl.

Kadınlarda: 74.1 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 860,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 9,000 (2001 verileri).

Ulus: Rus.

Nüfusun etnik dağılımı: Rus %79.8, Tatar %3.8, Ukraynalı %2, Başkır %1.2, Çuvaş %1.1, diğer %12.1.

Din: Rus Ortodoksları, Müslümanlar, diğer.

Diller: Rusça, diğer.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.6.

erkekler: %99.7.

kadınlar: %99.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Rusya Federasyonu.

kısa şekli : Rusya.

Yerel tam adı: Rossiyskaya Federatsiya.

yerel kısa şekli: Rossiya.

Eski adı: Rusya İmparatorluğu, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet - Federasyon.

Başkent: Moskova.

İdari bölümler: 49 bölge, 21 cumhuriyet, 10 özerk yöre, 6 yurt, 2 federal şehir, ve 1 özerk bölge; Adygeya (Maykop), Aginskiy Buryatskiy (Aginskoye), Altay (Gorno-Altaysk), Altayskiy (Barnaul), Amurskaya (Blagoveshchensk), Arkhangel’skaya, Astrakhanskaya, Bashkortostan (Ufa), Belgorodskaya, Bryanskaya, Buryatiya (Ulan-Ude), Chechnya (Groznyy), Chelyabinskaya, Chitinskaya, Chukotskiy (Anadyr’), Chuvashiya (Cheboksary), Dagestan (Makhachkala),

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. emniyet, güven, asayiş, selâmet, korkusuzluk; s. emniyeti sağlayan. safety belt emniyet kemeri. safety catch kabza emniyet mandalı. safety glass dağılmaz cam. safety lamp madenci lambası. safety lock emniyet kilidi. safety match kibrit, özel bi

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. saflih). 1. Yassı ve düz yüz, safha, levha. 2. Levha hlllnde maden, sac.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yassı düz ve geniş yüz, levha. Levha halinde bulunan maden, saç.

Türkçe Sözlük

(i. Alm. Fr.) (musiki). Mâdeni nefesli bir çalgı.

Türkçe Sözlük

(i. Alm. Fr.) (musiki). XIX. asırda yapılan bir mâdeni nefesli çalgı

Türkçe Sözlük

(i. Alm.) (musiki). Bir mâdeni nefesli çalgı.

Şifalı Bitki

(brassica napus): Turpgiller familyasından; toprak altında şişkin bir yumru yapan, topaç biçiminde etli ve tatlı yumrumsu, iki yıllık bir bitkidir. Yaprakları parçalı ve tüylü, çiçekleri sarıdır. Yurdumuzda kökü basık ve yuvarlak olanlar makbüldür. İçeriğinde B vitamini ve madeni maddeler vardır. İdrar söktürür. Romatizma ve nikriste faydalıdır. Mafsal şişliklerini indirir, şikayetleri giderir. Böbrek kumu ve taşının düşürülmesine yardımcı olur. Kullanıldığı yerler: Apse, dolama, kan çıbanı ve donmalarda kullanılır. Ergenlik sivilcesi ve egzama gibi cilt hastalıklarında faydalıdır. Göğsü yumuşatır. Akciğerleri ve bronşları temizler, vücuda rahatlık verir. Boğaz iltihaplarını giderir. Nekahat devresini kısaltır. Kabızlığı giderir. Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır. Şeker hastalarının susuzluğunu giderir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i tuzlu bataklık; tuzla, tuz ocağı, tuz madeni; tuzlu pınar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bir çeşit maden tuzu ile dolu; tuzlu, tuz gibi; tuz hassası olan; i., tıb. birkaç çeşit maden tuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. tuz, sodyum kloruru, maden tuzu; bir asit ile bir bazdan meydana gelen tuz; çoğ. mushil tuzu; tuzluk; lezzet, tat; nükte, hoş söz; k.dili, (informal) deniz kurdu; s. tuzlu; f. tuzlamak, tuz katmak, tuzda muhafaza etmek. salt a mine bir maden

Türkçe Sözlük

(aslı: Şem’-dân) (i. F„ A. Şem’ = mum, F. dân = edat, halk dilinde: Şamdan). Yanmak üzere mum dikilen Alet kl, madenden muhtelif şekillerde olur ve çeşitli İsimler alır: Gümüş şamdan, çifte şamdan, el şamdanı.

Şifalı Bitki

(düğünçiçeği): Centiyangiller familyasından; gök yeşili renginde bir bitkidir. Nemli kumsallarda yetişir. Sapı ince, yaprakları dipten çifter çifter bitişiktir. Çiçekleri sarıdır. Karadeniz bölgesinde bulunur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür. Asabi ağrıları dindirir. Romatizmada faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sayâkıl). Madenlere, ayna vesaireye cilâ veren adam ve cilâ vermeye mahsus Alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., jeol. volkanik kayalarda görülen asıl kayadan ayrı bir madenden oluşmuş lekeler veya ufak parçalar. schlieric s. böyle parçalara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taş veya madenlerin katılık derecesini öIçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ae) maden cürufu, dşık. scoriaceous s. maden cürufu cinsinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (madeni) eritip cürufunu çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, - ping) s. ufak parça; artık, kırıntı; müsveddelik kâğıt; parça; çoğ. yağ eritilince geriye kalan kıkırdak; çoğ. hayvanlara verilen artık et; maden kırpıntısı; fı parçalamak, kırıntı haline getirmek, ufalamak; değersiz diye bir yana atma

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kaynamakta veya mayalanmakta olan su yüzünde biriken tabaka, köpük; maden cürufu; pislik; f. köpüğünü almak; köpük bağlamak. scum of the earth baş belâsı, ayaktakımı. scum'my s. köpüklü; kir bağlamış; alçak, iğrenç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soba yanına konulan madeni kömür kovası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dikiş yeri, dikiş; tıb. dikiş; derz; iki tahtanın yan yana birleştiği çizgi, bağlantı yeri; den. armuz; jeol. ince maden damarı; yara izi, kırışık; f. dikmek, birbirine dikmek; üzerine yara izi veya çizgi yapmak; ters ilmekle örgü örmek; çatla

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sebâik). Eritilip parça şeklinde dökülmüş maden, külçe.

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A.). 1. Bir madeni eritip kalıba dökme. 2. (edebiyat-gramer) Cümlenin tertip ve tanzimi,

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ikincil, tali, ikinci derecede olan, ikinci gelen; sonraki; min. evvelce teşekkül etmiş kaya içinde toplanan taş veya maden kabilinden; elek. tali (cereyan); i. murahhas, delege; yardımcı, muavin; kuş kanadının ikinci mafsalındaki tüy; astr.

Türkçe Sözlük

(ŞEH-ZADE) yahut ŞAH-ZADE (i. F. şeh = hükümdar; zâden — doğmak) (c. şehzâde-gân). 1. Hükümdar oğlu. 2. Osmanoğulları’nın erkek üyeleri: Şehzâde Ertuğrul Efendi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Seltzer water maden sodası.

Türkçe Sözlük

(i.) (Çekoslovakya’da Sedltz köyünün adından). 1. Müleyyin, iç sürdüren bir maden suyu. 2. Karbonat katılarak köpürtülmüş limonata.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şüzûr, şezerât). 1Madenin içinden toplanılan altın parçaları. 2. Süs için takılan inci ve altın taneleri (bu mânâ ile ikinci cem’i kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ok, mızrak) ince sap; ok gibi şey; (mak.) mil, şaft; sütun gövdesi; dikili taş; maden kuyusu; aydınlık, hava bacası; araba oku; ABD, argo penis, erkeklik uzvu; (f.), ABD, argo aldatmak. shaft bearing şaft yatağı. elevator shaft asansör bo

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) baldır, incik; (den.) demirin gövdesi; bir aletin orta yeri; düğme altındaki madeni halka; çiçek sapı. go shanks' mare yürüyerek gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kalkan, siper; koruyucu şey; hami: himaye, savunma, mudafaa; (ask.) top kalkanı; maden ocaklarında toprağın düşmesini engelleyici duvar; hane kalkan; (f.) korumak, muhafaza etmek; siper olmak, örtmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kapalı, kapanmış; i. kapama; kapama vakti; madenlerin kaynayıp birleştiği yer, kaynak yeri.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Madene benzer.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Paraya ve dirhemlere vurulan damga. 2. Basılmış mâdeni para: Sikke kesmek. Sikka-i hâlise = HAlis altın veya gümüş para. Slkke-i mağşdşa = Karışık para. 3. Düz sokak veya yol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سکه] madenî para. 2.mevlevî külahı.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. sikke = mâdeni para, Fars. zeden = vurmak). Sikke basan usta.

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslında kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın yavaşça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salını verirse, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20-30 kat daha fazladır. Kurşunun arkasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslıjda kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın rahatça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salınıverise, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkarmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20 - 30 kat daha fazladır. Kurşunun arasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gümüş. 2. Gümüş para. 3. Gümüş taklidi sırma veya maden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. memba etrafında biriken kireçli veya silisli tortu: ısı ve basınçla yapıştırılmış maden parçaları: f. maden tozu veya parçalarını yarı yarıya eriterek yapıştırmak: böyle yapıştırılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -trums, -tra) (eski). den. Mısır'da ibadet esnasında kullanılan ve ortasından geçirilmiş madeni çubuklar sarsılınca ses çıkaran saplı kasnak şeklinde bir çalgı.

Türkçe Sözlük

(i. F., «sitâden» fiilinden imas.). Alan: Cin-sitSn = Can alıcı

Türkçe Sözlük

(SİYAH veya SİYEH) (i. F.). Kara. ZOH-I »lySh = Karasaç; Bahr-i Siyâh = Karadeniz. Simsiyah = Kapkara = Zencî (bu mânâ ile «siyâhî»de denir.)

Türkçe Sözlük

Petrol döküntüsü, petrol kuyusu veya orman yangını gibi nedenlerle atmosfere dağılan kurumun yağışla yeryüzüne inmesi. SU KİRLİLİĞİ: Suyun yararlı kullanımını etkileyecek miktarlarda kimyasal, fiziksel ya da biyolojik maddelerin katılmasıyla kalitesinin bozulması. Su kirlenmesinin en yaygın kaynakları; yetersiz evsel atık su arıtma tesisleri, endüstriyel atıkların boşaltılması, yüzeysel akış, madencilik faaliyetleri ve sulamadır.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Polonya’nın güneyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 48 40 Kuzey enlemi, 19 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 48,845 km².

Sınırları: toplam: 1,355 km.

sınır komşuları: Avusturya 91 km, Çek Cumhuriyeti 215 km, Macaristan 515 km, Polonya 444 km, Ukrayna 90 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Orta kısımlar ve kuzeyde dağlar, güneyde alçak araziler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Bodrok Nehri 94 m.

en yüksek noktası: Gerlachovsky Stit 2,655 m.

Doğal kaynakları: Kömür ve linyit, demir, bakır, manganez, tuz, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %31.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %17.

Ormanlık arazi: %41.

Diğer: %8 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 800 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,414,937 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.13 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.53 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 8.97 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.97 yıl.

Erkeklerde: 69.95 yıl.

Kadınlarda: 78.2 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.25 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 400 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Slovak.

Nüfusun etnik dağılımı: Slovak %85.7, Macar %10.6, Roma %1.6, Çek, Ukraynalı %0.6, Alman %0.1, Polonyalı %0.1, diğer %0.2 (1996).

Din: Roma Katolikleri %60.3, ateist %9.7, Protestan %8.4, Ortodoks %4.1, diğer %17.5.

Diller: Slovak (resmi), Macar.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Slovak Cumhuriyeti.

kısa şekli : Slovakya.

Yerel tam adı: Slovenska Republika.

yerel kısa şekli: Slovensko.

Yönetim biçimi: Parlamenter demokrasi.

Başkent: Bratislava.

İdari bölümler: 8 bölge; Banskobystricky, Bratislavsky, Kosicky, Nitriansky, Presovsky, Trenciansky, Trnavsky, Zilinsky.

Bağımsızlık günü: 1 Ocak 1993.

Milli bayram: Anayasa Günü, 1 Eylül (1992).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: Avustralya Grubu, BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kız

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. savak; savaktan akan su; bir yerden bir yere ağaç kütüğü nakletmek veya altın madenini yıkayıp ayırmak için yapılan kanal; f. savak vasıtasıyla sulamak; bol su ile ıslatmak; savak yoluyle sevketmek (kütük). sluice gate savak kapağı. sluice val

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. madeni tasfiye için eritmek, kaletmek. smelter i. kalcı, maden tasfiyecisi; tasfiye fırını, tasfiyehane.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) i. makasla kesmek, çırpmak; i. çırpma, makasla çırpılmış parça; ufak veya önemsiz parça; A.B.D., k.dili. önemsiz şey veya kimse. snips i. maden levha kesmeye mahsus ufak makas.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soda; karbonat, sodyum bikarbonat; çamaşır sodası; sodyum hidroksit; gazoz; maden sodası; dondurmalı ve sodalı bir içecek. soda ash karbonat, nötür sodyum karbonat. soda cracker tuzlu bisküvi. soda fountain büfe, hafif yemekler veren lokanta. soda

Şifalı Bitki

(tanacetum vulgare): Bileşikgiller familyasından; Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesinde doğal olarak yetişen bir bitkidir. Taze bitkinin çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürür.

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). 1. Muhtelif maksatlarla kullanılan önü tamamen açık ocak. 2. Bu ocağı meydana getiren taş, maden işçiliklerin bütünü.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Y.). Madenî yaylı kerevet. 2. Karyolaya konulan madenî yaylı yatak altı.

Türkçe Sözlük

(i). Bir maden filizini, bir su veya petrol yatağını veya üzerinde yapı yapılacak bir yerin tabaka cinslerini meydana çıkarmak için toprağı bir Aletle deierek yapılan araştırma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deflation. extinguishing. dimming. slaking. inactivating. quenching. quench. hydrate. blowout. deadening.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to extinguish. to put out. to deflate. to reduce. to dim. to slake. to quench. to deaden. to hydrate. to inactivate. damp. snuff. stifle. turn out.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dişi domuz; mad. erimiş maden oluğu; bu olukta yapılan maden külçesi. sow thistle eşek marulu, bot. Sonchus oleraceus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maden suyu kaynağı, ılıca, kaplıca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer, alan, meydan; mesafe, aralık, fasıla; müddet; feza, uzay; matb. espas, iki kelime arasını açmak için kullanılan maden parçası; müz. ara; mat. uzam, vusat. space bar (daktiloda) aralık tuşu, espas tuşu, atlama tuşu. space heater A.B.D. soba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f. pul, payet, madeni pul; f. pullarla süslemek (elbise); madeni pul gibi pırıldamak

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madeni para, sikke. specie payment madeni para ile ödeme. in specie madeni para ile; huk. aynıyle (iade) .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -s, -la) tıb. bedenin iç taraflarını muayene maksadıyle bir deliği genişletmek veya açık tutmak için kullanılan aynalı veya aynasız aletlerden biri, spekulom; madeni ayna; teleskop aynası; zool. bazı kuş kanatlarında bulunan renkli lekeler

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arsenikli ham maden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. sünger; sünger gibi emici şey; k.dili. asalak, tüfeyli, parazit; mayalanmış ve dinlenmeye bırakılmış hamur; platin gibi bazı madenlerin sünger hali; tıb. tampon; topun içini temizlemeye mahsus uzun saplı yuvarlak fırça, uskunca fırçası; f. sü

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. döküm deliği kalıba erimiş maden akıtmaya mahsus delik; cüruf.

Türkçe Sözlük

(F. «Sitâden» fiilinden imas. olup sıfat terkiplerinde bulunur). Alan: Cân-sitân = Can alıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. kalay madeni, kalay madeni eritme ocağı; kalay maden havzası; s. kalay madenine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Yunan şehirlerinde bir çeşit madeni para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. madeni levhadan kesilmiş resim veya marka kalıbı, delikli kalıp; böyle bir kalıpla basılan şekil veya marka; şablon; mumlu kâğıt, stensil; f. delikli kalıpla kopya etmek veya işaret etmek steno (önek). dar, ufak steno kıs. stenography.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. maden tabakalarını birer birer çıkarmak için yapılan kazı; f. böyle kazı yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yol, çizgi; bir madeni ovalayarak elde edilen tozun rengi; damar, eser, nişan; süre, müddet; f. çizgileşmek, yol yol yapmak; hızla geçmek, hızla gitmek; çırıl çıplak soyunarak herkesin önünde hızla koşup kaybolmak. like a streak k.dili. çok çabu

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vurma, çarpma; grev; umulmadık bir yerde zengin maden filizi bulma; dolu kilenin üstünü silip düzeltecek alet; üstünlük, mükemmellik; doluluk; jeol. bir tabakanın yatay yönü; bir defada darbedilen sikke miktarı; k.dili. anı başarı, büyük vurgun; bo

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) i. soymak, elbisesini çıkarmak; derisini veya kabuğunu soymak; vidanın dişlerini çıkarmak; ineğin sütünü son damlasına kadar sağmak; tütün yaprağının orta damarını çıkarmak; soyunmak; soyulmak. strip mining madenin üstünü kazarak kömür ç

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızı boya ve boya astarı gibi kullanılan zirkonyum madeni: Sülüğen sürmek, sülüğenle boyamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maden ocağının dibinde su birikintisine mahsus kuyu; lağım çukuru; bir kazıya başlamadan evvel tecrübe veya yoklama kabilinden kazılan tünel; oto. yağ karteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. yüz, düzey, satıh, dış, zahir, dış taraf, dış görünüş; mat. yüzey; f. bir şeyle kaplamak; dua yapmak; cilâlamak; üstündeki toprağı kaldırıp maden ocağı işletmek; su dibinden yüzeye çıkmak; s. yüzeysel; görünüşteki. surface current düzey ak

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. madeni eşyaya çekiçle vurarak biçim vermekte kullanılan kalıp; f. böyle bir kalıpla şekil vermek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «abdaden). İbâdet etme, tapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. brit, askı, elbisede bağlanacak uç; klapa; kayış, şerit, kaytan; kundura bağı ucundaki madeni parça; etiket, yafta; ufak çıkıntı; hav. kanatçık panjuru; kdili hesap; f işaret etmek ear tabs şapka kulaklıkları keep tab, keep tabs on takip etmek,

Türkçe Sözlük

(i. Arapça’dan alınma). 1. Tepsi şeklinde tahta veya madenden levha ki, satıcılar, sattıkları ufak tefek şeyleri onun içine koyup başlarında veya ellerinde gezdirirler: Simitçi, kestaneci tablası. 2. Bir sofra yemeklerini içine alan sahanları koyup bez ve örtü ile sardıktan sonra başta taşınan tahtadan daire şeklinde sini: Yemek tablası. 3. Bir tablaya konan ve birden götürülen yemeklerin miktarı: O aşçı günde beş tabla yemek çıkarıyor. 4. Mangal ve ona benzer şeylerin altına konan sini gibi daire şeklinde şey: Mangal tablası. 5. Sigara külünü dökmeye mahsus küçük tabak: Sigare, çubuk tablası. 6. Terazi gözü ve ona benzer şey: Terazi tablası. 7. Bazı şeylerin üstündeki düz yer: Direk tablası, çadır tablası. 8. Pafta, kurs. 9. (denizcilik) Makaranın yan yüzü. 10. Fesin tepesi. Tablalı fes = Tepesi geniş olan fes.

Şifalı Bitki

(hindkirazı): Gülgiller familyasından; Karadeniz’in doğu kıyılarında da yetişen bir çalı veya 6 metre kadar boy atan, kış aylarında yapraklarını dökmeyen bir bitkidir. Çiçekleri küçük ve beyaz renklidir. Salkım halinde toplanmışlardır. Meyvesi zeytin büyüklüğündedir. Taze yapraklarında şeker, tanen, kalsiyum oksalat ve prülaurasin adlı bir glikozit vardır. Taze yapraklarından taflan suyu hazırlanır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri yatıştırır. Bronşitte şikayetleri giderir. Öksürüğü keser. Spazm giderir. Aybaşı gecikmelerinde de kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ged, -ging) ufak sarkık uç; yafta, pusula, fiş, etiket: elbisenin yırtık parçası; piyes veya kitapta gereksiz ilâve; şeridi kuvvetlendirmek için ucuna takılan maden parçası; meşhur söz; köpeğe takılan künye; püskül, saçak; rozet; saç perçemi;

Türkçe Sözlük

(i. F. A. T.) (musiki). Tahtadan yapılmış nefesli çalgılar, zıddı: mâdenî nefesliler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. yarısı dışarıda yarısı içeride bulunan taş veya tuğlanın duvar içindeki kısmı; çoğ. posa, tortu; maden filizi ayıldıktan sonra kalan kir; harmandan kalan saman.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gürültü, velvele. 2. Vaktiyle çubukları silmek için odanın ortasına konulan tahtadan veya madenden geniş ve ortası tokmaklı tabla. 3. (matbaacılık) Sahifeler makineye «konmak üzere sıkıştırıldığında harfleri vurarak düzeltmeye mahsus takoz.

Türkçe Sözlük

(i.). Tahta veya mâdenî şeylerin rendelenmesinden, eğelenmesinden veya destere ile kesilmesinden çıkan kırıntı ve ufantı: Tahta talaşı, bakır talaşı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (F. «telk» ten Ar.’laşmış). Şeffaf taş şeklinde bir mâden ki, cam yapılmasına yaramakla beraber ateşe dayandığından ve kâğıt gibi makasla kesildiğinden sobanın kapı ve deliklerine konur ve böyle işlerde çok kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. madeni ses çıkarmak, tangırdamak; i. madeni ses, tangırtı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (belki Fars. «taşt» tan). 1. Altı yuvarlak bakır vesair mâdenden yemek kabı: Çorba, pilâv tası (çini veya billurdan olursa «kâse» denilir). 2. Su içmeye veya su dökmeye mahsus yine mâdenden yuvarlak ve kulplu yahut kulpsuz kab, maşraba. Hamam tası = Kurnadan su alıp dökünmeye mahsus kab. 3. Tabanca kundağına ve çekmece vesaireye süs için mıhlanan gümüş veya bakırdan yarım küre şeklinde içi kof şey: Piştov tası. Saat tası = Çalar saatin tokmakla vurulan tasçığı.4. mec. Tasın dibi gibi çıplak ve kılsız, cavlak. Tas başlı, (bk.) Daz. Eski hamam eski tas = Eskisi gibi, asla ıslah olmaksızın. Kafatası = Beyni içine alan kafa kemiği. Ar. kahf, cimcime. Demir tas = Tulga, miğfer Sefer tası = Yemek taşımaya mahsus olarak birbiri üzerine konulan birkaç sahandan mürekkeb kab. Tastarak = Pılıpırtı Tası tarağı toplamak = Pılı pırtısını toplayıp savuşmak. Kızgın tas = Vaktiyle kızdırıp başa giydirdikleri demirden işkence Aleti. Taskebabı = Ufakça kesilmiş etten yapılan bir yemek.

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Yer yüzünde çok bol bulunan sert cisim. Ar. hacer, Fars. seng: Taş atmak, taşla vurmak. 2. Kaya. 3. Taştan direk, sütun veya heykel: Dikilitaş, Çenberlitaş, Kıztaşı. 4. Yüzük, küpe vs.de kullanılan maden: Cevâhir taşı, pek kıymetli bir taş buldum, tek taş yüzük. 5. Dama ve satranç gibi oyunlarda oynatılan pul: Taş oynamak, dama taşı. 6. Böbrek ve safra kesesi gibi iç organlarda teşekkül eden taşcık: Mesane taşı, karaciğerinde taş vardır. 7. Taştan yapılmış: Taş bina, taş köprü, taş mektep. 8. Taş gibi sert ve katı: Taş yürekli. Taş atmak = İmâ yoluyla birisinin lehinde olmayan söz söylemek. Atlama taşı = Çamur veya sudan geçmek için ayak basmak üzere ortaya konan taş. Taş atıp kolu yorulmamak = Zahmetsizce bir şeye sahip olmak. Alçı «aşı = Yakılıp alçı yapılan taş Ayak taşı = Kayıklarda denk taşı. Ot taşı = Ateşe dayanır bir cins sünger taşı. Taş ocağı = Yapı vesaire için taş çıkarılan yer. Taş bademi = Kabuğu sert badem, zıddı: diş bademi. Başı taşa gelmek = İbret olacak bir neticeye erişmek Başını taştan taşa vurmak = Çok pişman olup dövünmek. Bir taşla iki kuş vurmak = Bir zahmetle iki iş görmek. Taşbalığı = Bir cins balık. Bağra taş basmak = Sabır ve tahammül etmek, acıya katlanmak Baltayı taşa vurmak = Farkında olmaksızın birinin yüzüne karşı kendisine veya yakınına dokunur söz söylemek. Bileziktaşı = Kuyunun ağzına konulan ortası delik taş, taştan kuyu halkası. Bileği taşı = Bıçak ve benzerlerinin bilendiği taş. Binek taşı = Bazı merdiven altlarında ve kapı yanlarında, hayvana binmede basamak yerini tutmak için konan taş veya sed. Teslim taşı = Bazı tarikat mensuplarının boyunlarına astıkları balgamî veya siyah taştan etrafı dişli daire şeklinde taş. Tekne taşı = Çeşme suyunun aktığı yere konulan taş tekne. Temel taşı = Yapı temeline konulan büyük ve sağlam taş. Ceher.nemtaşı = Çürük etleri yakmakta kullanılan pek yakıcı bir kimyevî madde. Çakmak taşı = Çakmakla vurulunca kıvılcım çıkaran taş ki, çakmaklı silâhlara da konurdu. Çakıltaşı = Nehir ve deniz kenarlarında çalkanmaktan yuvarlak veya bidem taneleri şeklini almış küçük taşlar ki, rengârenk olup kaldırım yapmakta da kul lanılır. Taş çatlasa = Ne yapılsa, imkânı yok. Çeki taşı = Odun, taş vesaire tartmak için ölçü sayılan tartılı taş ki, bir demir halka ile çekiye asılı olur. Çırpıcı taşı = Su ile beraber deniz veya nehir içindeki taş, Fr. recif. Taş çıkarmaks = Oyunda, hile vesairede birinden daha mahir olup kendisine npüsaade etmek, geçmek, üstün gelmek. Harman taşı = Harman dövülen taş. Değirmen taşı = Değirmenin altlı üstlü iki taş tekerleği. Taşa dönmek = Pek sertleşmek, katılaşmak. Süzgeç, süzgü taşı = Delikleri süzgeç gibi kullanılan taş. Sünger taşı = Biçimce süngere benzeyen, pek hafif taş Taşı sıksa suyunu çıkarır = Gayet kuvvetli insan. Dağ, taş = Görünen yerlerin hepsi, dere tepe. Taş toprak = Moloz. Taşa tutmak Taş atarak kovalamak. Faltaşı = Falcıların attığı küçük çakıl taşı. Gözlerini faltaşı gibi açmak = Hayretle bakmak. Kaldırım taşı = Kaldırıma döşenen taş. Karataş = 1. Çocukların yazı

Türkçe Sözlük

(TATBİK) (ka ile) (i. A. «tıpk» tan masdar) (c. tatbikaat). 1. Uydurma, uygun ve muvafık etme, yakıştırma. 2. Uydurma, benzetme, temsil. 3. Karşılaştırma, mukabele, mukayese. 4. Bir kaide ve kanunu yerine getirme. 5. (paleontoloji) Madenlerin tabaka tabaka durumu. 6. İcraat, operasyon, pratik çalışma. 7. Manevra.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yağ eritilip balık ve köfte gibi şeyler kızartmaya mahsus yassı ve uzun kulplu mutfak Aleti. 2. Tavada pişmiş yemek: Ciğer tavası, balık tavası. 3. Bazı madenlerin eritildiği uzun saplı Alet: Kurşun tavası. 4. Kireç karıştırmakta kullanılan büyük tekne: Kireç tavası. 5. Tuzlada deniz suyunu çeken eleklerin herbiri: Tuz tavası.

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşte yemek pişirmeye mahsus madenî kap. Dökme tencere = Demirden yapılmışı. Toprak tencere = Güveç. Tencere haviyici = Et, sebze, baharat vesaire. Tencere kebabı = Bir çeşit et yemeği. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş = Biribirine uygun iki arkadaş veya karı koca hakkında alay yoluyla söylenir.

Türkçe Sözlük

(i. F. kimya). Boraks denilen maden, kuyumcu lehimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bilim ve sanat kavramlarından birini anlatan kelime, terim; söz; (çoğ.), (huk.) mukavele şartları; şart; (çoğ.) iki şahıs veya iki şey arasındaki ilişkiler; (mat.) eksi veya artı işaretleri ile birleşmiş bir ifadenin kısım larından biri; bir kes

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) üçIü, üçten meydana gelen; üçer üçer giden; (kim.) üç unsur veya atomdan oluşmuş; (mat.) tabanı üç olan (rakam sistemi); üç madenden oluşmuş (alaşım); (i.) bir arada alınan üç şey, üçIü grup.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) imtihan, tecrübe, muayene; ölçü, ayar; (fiz.), (kim.) deney, tecrübe; maden arıtmada kullanılan pota; (kim.) çözümleme, tahlil; tahlil için kullanılan ecza; (f.) tasfiye etmek; mihenge vurmak; imtihan etmek, tecrübe veya muayene etmek; dene

Türkçe - İngilizce Sözlük

test. deneme. test. deneme. mıyar. ölçü. krıter. tahlıl. denetım. sinav. deney. maden erıtme potasi. sert kabuk. test yapmak. denemek. kontrol etmek. sinamak. analızını yapmak. yoklamak.

Türkçe Sözlük

(i.). Tüfek ve tabancayı ateşlemek için çekilen madenî dil: Tüfeğin tetiği, tabancanın tetiği, tabancanın tetiğini çekmek. Tetiğini bozmamak = mec. Hiç kımıldamamak, telâş etmemek. Tetikte olmak = mec. Olması muhtemel bir hâdiseyi büyük bir dikkatle beklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İng.) (tar.) baron veya asılzadenin bölgesi, baronluk.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Madenî bir şeyin hafif fakat keskin sesini ifade eder: Tın etmek, tın tın ötmek, tınlamak.

Türkçe Sözlük

(i.). Madenî şeylerin gürültüsü gibi kuru ve sesli gürültü: Raftan kaplar büyük bir tıngırtı ile yuvarlandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tenekeci; teneke madencisi; kalaycı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. staves) maden başlıklı asa; (çoğ staffs) bu asayı taşıyan memur, kavas, mübaşir.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Madeni şeylerin çıkardığı sesi ifade eder: Tırak kapı kapandı, tırak kırılıp düştü.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Sayılan para gibi madenî bir şeyin sesini ifade eder ve çok defa peşin verilen para için kullanılır: Tırank ödedi.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Maden kömürü katranında bulunan bir hidrokarbon.

Türkçe Sözlük

Renkli taş ya da toprağın öğütülmesiyle elde edilen doğal boya. Maden oksitlerini içerir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. burma madenden gerdanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. maden oymacılığına ait. toreutics i. maden oymacılığı.

Türkçe Sözlük

(i.). Maden rendelemeye veya perdahlamaya mahsus çelik Alet ki, eğe gibi çizikli olmayıp kısa ve sivri iğneli olur. Ağız törpüsü — Kaba cilâya mahsus çeşidi. Balık sırtı, sıçan kuyruğu törpü = Bu şekillerde olan çeşitleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. burma, bükme kıvırma; burulma bükülme, kıvrılma; mak. burulmuş tel veya cubuğun eski haline dönmesini gerektiren kuvvet. torsion balance burulmalı terazi. torsion meter burma ölçeği torsion scale tel veya maden çubuklarının burulması ile işleyen t

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Doğu Karadeniz’in büyük şehri. Trabzon bezi = Bu şehirde yapılan bir çeşit yerli bez. Trabzon hurması = Bir küçük meyve.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng., f. (-med, -ming) tramvay; maden ocaklarında raylar üzerinde işleyen sandık şeklinde araba; f. böyle arabada taşımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maden ocaklarında oluklu veya raylı hat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. tramvay, tramvay hattı; maden ocaklannda hat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofrada sıcak tabak altına konulan ayaklı madeni tepsi nihale; ayakı destek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Mâdeni nefesli ve pistonlu bir çalgı.

Türkçe Sözlük

(|. Fr.) (musiki). Mâdeni nefesli ve düğmeli bir çalgı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. gövde, beden; sandık; otomobil bagajı; ana hat; zool. hortum: madeni veya ağaç oluk veya künk; den. yolcu kamarasının güverteden yüksek kısmı, mezarna; çoğ. erkek mayosu; mim. sütun bedeni; s. demiryolu veya telgraf ana hattına ait. trunk call şe

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Bir mâdeni nefesli çalgı.

Türkçe Sözlük

(i. L. tromba’dan galat). 1. Suyu bir taraftan çekip diğer teraftan vermeye mahsus makine: Kuyu, yangın tulumbası. Firenk tulumbası = Su çıkarmaya mahsus madenî tulumbe, 2. Denizden suyu yukarıya çekip sonra boşaltan bir çeşit kasırga ki, rastgeldiği gemiler için pek tehlikelidir, hortum, Fars. gird-bâd. 3. (tıp) Vücudun İçinde biriken sıvıları çekip almaya veya sıvı bir ilâcı vücudun içine vermeye mahsus büyük şırınga. 4. Bir tulumbaya bağlı olup onu idare eden başıbozuk veya asker, tulumbacılar takımı. Tulumba tatlısı = Fıskiye gibi bir makineden sıkılıp çıkarılan bir cins hamur tatlısı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Çok bol. 2.Yavru. 3.Görkemli, gösterişli. 4.Karaor-manlardan doğan, Karadeniz’e dökülen, Avrupa’nın Volga’dan sonra en uzun ırmağı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Bakır ile kalaydan mürekkep maden, pirinç: Tunç top.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) tünel, yeraltı yolu; yeraltı maden ocağının yatay yolu; f. tünel açmak; yeraltında yol veya geçit açmak. tunnel diode elek. transistör gibi amplifikatör. tunnel disease bak. bends.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Afrika’da, Akdeniz kıyısında, Cezayir ile Libya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 34 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 163,610 km².

Sınırları: toplam: 1,424 km.

sınır komşuları: Cezayir 965 km, Libya 459 km.

Sahil şeridi: 1,148 km.

İklimi: Kuzeyde ılıman, güneyde çöl iklimi görülür.

Arazi yapısı: Kuzeyde dağlar, merkezde kuru ve sıcak ovalar, güneyde Sahra çölü yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Shatt al Gharsah 17 m.

en yüksek noktası: Jebel ech Chambi 1,544 m.

Doğal kaynakları: petrol, fosfat, demir, kurşun, çinko, tuz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %19.

daimi ekinler: %13.

Otlaklar: %20.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %44 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 3,850 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 9,705,102 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.15 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.67 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 29.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.92 yıl.

Erkeklerde: 72.35 yıl.

Kadınlarda: 75.62 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.99 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.04 (1999 verileri).

Ulus: Tunuslu.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %98, Avrupalı %1, Yahudi ve diğer %1.

Din: Müslüman %98, Hıristiyan %1, Musevi ve diğer %1.

Diller: Arapça, Fransızca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %66.7.

erkekler: %78.6.

kadınlar: %54.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Tunus Cumhuriyeti.

kısa şekli : Tunus.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah at Tunisiyah.

yerel kısa şekli: Tunis.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Tunus.

İdari bölümler: 23 vilayet; Ariana (Aryanah), Beja (Bajah), Ben Arous (Bin ‘Arus), Bizerte (Banzart), El Kef (Al Kaf), Gabes (Qabis), Gafsa (Qafsah), Jendouba (Jundubah), Kairouan (Al Qayrawan), Kasserine (Al Qasrayn), Kebili (Qibili), Mahdia (Al Mahdiyah), Medenine (Madanin), Monastir (Al Munastir), Nabeul (Nabul), Sfax (Safaqis), Sidi Bou Zid (Sidi Bu Zayd), Siliana (Silyanah), Sousse (Susah), Tataouine (Tatawin), Tozeur (Tawzar), Tunus, Zaghouan (Zaghwan).

Bağımsızlık günü: 20 Mart 1956 (Fransa’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 20 Mart (1956).

Anayasa: 1 Haziran 1959.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACCT, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), AMU (Arap Magrep Birliği), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Ulusla

Türkçe Sözlük

(TÜTYA) (i. A.). Çinko madeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maden eritme ocağına hava veren boru.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Deniz suyundan elde edilen veya maden hâlinde elde edilen beyaz madde ki, suda erir, tad vermek için yemekte kullanılır. Deniz tuzu = Denizden çıkarılanı. Kaya tuzu = Karadaki tuz ocağından çıkanı. Hacıbektaş tuzu = Kaya tuzunun en iyisi. 2. Kimyada bazı terkiplerin adı. 3. mec. Tat, lezzet: Sohbetinin hiç tadı tuzu yoktur. Tuz, ekmek = Nimet. Tuz, ekmek hakkı = Şükran, minnettarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -na) anat. kulak davulu, timpan, orta kulak; mim. kapı veya pencere alnı; elek. telefon cihazındaki madeni zar.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir alevi üfleyip bir şey üzerine yöneltmek için kullanılan ince maden boru.

Türkçe Sözlük

(i. F. «üftâden» fiilinden) (c. üftâde-gân). Düşmüş, düşkün, çaresiz, zavallı. mec. Aşık.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ukde = müşkül, Fars. küşâden = açmak). Müşkülleri halleden.

Ülke

Ukrayna Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Avrupa’da, Karadeniz kıyısında, Polonya ile Rusya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 49 00 Kuzey enlemi, 32 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Doğu Avrupa.

Yüzölçümü: 603,700 km².

Sınırları: toplam: 4,663 km.

sınır komşuları: Beyaz Rusya 891 km, Macaristan 103 km, Moldova 939 km, Polonya 428 km, Romanya (güney) 169 km, Romanya (batı) 362 km, Rusya 1,576 km, Slovakya 90 km.

Sahil şeridi: 2,782 km.

İklimi: Ilıman kıtasal; Akdeniz iklimi sadece güney Kırım sahillerinde görülmektedir.

Arazi yapısı: Verimli ovalar ve platolar, batıda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m.

en yüksek noktası: Hora Hoverla 2,061 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, manganez, doğal gaz, tuz, sülfür, grafit, titanyum, magnezyum, kaolin, nikel, cıva, kereste, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %58.

daimi ekinler: %2.

Otlaklar: %13.

Ormanlık arazi: %18.

Diğer: %9 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 26,050 km² (1993 verileri).

Ukrayna Nüfus Bilgileri

Nüfus: 46,710,816 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.6 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.43 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 14.39 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 69.98 yıl.

Erkeklerde: 64.71 yıl.

Kadınlarda: 75.59 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.17 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.4 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 360,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 20,000 (2003 verileri).

Ulus: Ukraynalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Ukraynalı %77.8, Rus %17.3, Beyaz Rus %0.6, Moldovalı %0.5, Krım Tatarları %0.5, Bulgaristanlı %0.4, Macar %0.3, Romen %0.3, Polonyalı %0.3, Yahudi %0.2, diğer %1.8 (2001 verileri).

Din: Ukraynalı Ortodoks - Moskova Patrikhanesi, Ukraynalı Ortodoks - Kiev Patrikhanesi, Ukraynalı Autocephalous Ortodoks, Ukraynalı Katolik, Protestan, Musevi.

Diller: Ukrayna, Rus, Romanya, Polonya, Macar.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.7.

erkekler: %99.8.

kadınlar: %99.6 (2003 verileri).

Ukrayna Yönetimi

Ülke adı: Ukrayna.

Eski adı: Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Kiev.

İdari bölümler: 24 bölge, 1 özerk cumhuriyet, ve 2 belediye; Cherkas’ka (Cherkasy), Chernihivs’ka (Chernihiv), Chernivets’ka (Chernivtsi), Dnipropetrovs’ka (Dnipropetrovs’k), Donets’ka (Donets’k), Ivano-Frankivs’ka (Ivano-Frankivs’k), Kharkivs’ka (Kharkiv), Khersons’ka (Kherson), Khmel’nyts’ka (Khmel’nyts’kyy), Kirovohrads’ka (Kirovohrad), Kiev, Kyyivs’ka (Kiev), Luhans’ka (Luhans’k), L’vivs’ka (L’viv), Mykolayivs’ka (Mykolayiv), Odes’ka (Odesa), Poltavs’ka (Poltava), Avtonomna Respublika Krym (Simferopol’), Rivnens’ka (Rivne), Sevastopol’, Sums’ka (Sumy), Ternopil’s’ka (Ternopil’), Vinnyts’ka (Vinnytsya), Volyns’ka (L

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. istidâc’tan). Kurşun boyası denilen beyaz mâdenî bir madde ki, boyacılıkta kullanılır. Kaba üstübeç = Boya astarı için üstübeç yerine kullanılan beyaz bir toprak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. numb. to numb. to narcotize. drug. to deaden. to anaesthetize.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blue. crestfallen. dejected. depressed. disappointed. doleful. down. downcast. downhearted. dreary. forlorn. funereal. glum. heavy. heavyhearted. leaden. sad. sorry. upset. worried.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxious. depressed. doleful. heavy laden. lamentable. unhappy. upset. worried.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. uzviyye). Organa ait, Azâsı olan, hayata sahip olan, hayvânî veya nebatî olan. Kimyây-ı uzvî = Organik kimya, zıddı: kimyây-ı madenî.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. satmak; ilân etmek; satıcılık yapmak; satılmak. vender, vendor i. satıcı, işportacı, çerçi. vendible s. satılabilir. vend'ing machine (madeni para ile çalıştırılan) satıcı makina. vendi'tion i. satış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Vichy madensuyu; maden suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. sülfürik asit, zaç yağı, karaboya; herhangi bir maden sülfatı; iğneleyici söz veya yazı; yakıcı şey. blue vitriol göztaşı. vitriolic s. zaç yağına ait; acı, yakıcı; iğneleyici; öfkeli (söz).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Amerika'ya özgü iri geyik, zool. Cervus canadensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıkama, yıkanma; çamaşır; ince madeni kaplama. washing machine çamaşır makinası. washing soda çamaşır sodası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sulama; suvarma; hareleme; s. sulayan, sulayıcı; sahildeki; kaplıcaya yakın. watering place içmeler, maden suları bulunan yer; plaj; kaplıca. watering pot bahçe sulama kovası, süzgeçli kova. watering trough yalak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saçma arzu, kapris; madenlerde kullanılan atlı vinç, bocurgat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. yaban kedisi; dağ kedisi, vaşak, zool. Lynx; şirret kadın, ters huylu kadın; lokomotif ve tender; rizikolu iş; değeri şüpheli maden ocağı; evvelce verimsiz olan bir sahada bol petrol veren ilk kuyu; s. çürük, rizikolu, sağlam olmayan (iş);

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (won, -ning) i. kazanmak, yenmek, galip gelmek; birinci gelmek; ele geçirmek, temin etmek; gönlünü kazanmak; gayesine erişmek; fethetmek; (maden veya kömür) çıkarmak; i. zafer, yengi, başarı; kazanç; birinci gelme. win by a head yarışta bir at başı

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maden ocağında iki ana geçit arasındaki meyilli kısa dar geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çalışan; çalışmaya ait, işe ait, işe gelir; çalışır vaziyetteki; mayalanan, köpüren; seyiren; i. çalışma; çoğ. maden ocağında çalışma yapılan yerler. working capital döner sermaye; net cari aktif.working class işçi sınıfı. working conditions çalışm

Şifalı Bitki

(ayıüzümü): Fundagiller familyasından; 20-50 cm boyunda çok dallı, odunsu bir bitkidir. Karadeniz bölgesinin dağlarında çok miktarda bulunur. Meyvelerinde; organik asitler, şekerler, pektin, tanen ve mirtilin denilen bir boya maddesi ile A ve C vitaminleri vardır. Yaprakları ve meyveleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları şeker hastalığında faydalıdır. Meyvesi dizanteride etkilidir. İshali keser.

Türkçe Sözlük

Nem getiren ve yağış bırakan rüzgârların geldiği yönün aksi tarafında olduğu için az yağış alan veya hiç yağış almayan, siperde kalmış dağ yamaçları, Karadeniz Dağlarının güney, Torosların kuzey yamaçları yağmur gölgesinde kalan yamaçlardır.

Finansal Terim

(Mutual Fund)

Halktan katılma belgeleri karşılığı toplanan paralarla, belge sahipleri hesabına, riskin dağıtılması ve inançlı mülkiyet ilkesine göre sermaye piyasası araçları ile ulusal ve uluslararası borsalarda işlem gören altın ve diğer kıymetli madenlerden oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulan mal varlığıdır.

Finansal Terim

(Investment Trusts)

Sermaye piyasası araçları ile ulusal ve uluslararası borsalarda veya borsa dışı organize piyasalarda işlem gören altın ve diğer kıymetli madenler portföyü işletmek üzere anonim ortaklık şeklinde ve kayıtlı sermaye esasına göre kurulan sermaye piyasası kurumlarıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

span. to be spread , to be spread out ; to spread , to become diffised ; to. to widen. to deploy. to radiate. to expand. to flux. to shatter. to issue. to diverge. to diffuse. to disperse. to dissipate. to outgrow. to overspread. to open. to broaden.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Arap Denizi, Aden Körfezi ve Kızıldeniz kıyısında, Umman ile Suudi Arabistan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 15 00 Kuzey enlemi, 48 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 527,970 km².

Sınırları: toplam: 1,746 km.

sınır komşuları: Umman 288 km, Suudi Arabistan 1,458 km.

Sahil şeridi: 1,906 km.

İklimi: Çöl iklimi, batı dağlarında ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Dar kıyı ovaları, tepelikler, engebeli dağlar, orta kısımda çöller.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Arap Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Jabal an Nabi Shu’ayb 3,760 m.

Doğal kaynakları: petrol, balık, kaya tuzu, mermer, kömür, altın, kurşun, nikel, bakır, batıda verimli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

daimi ekinler: %13.

Otlaklar: %33.5.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %46.5 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 5,674 km² (1999).

Doğal afetler: Kum fırtınaları, toz fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 18,078,035 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.38 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 68.53 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 60.21 yıl.

Erkeklerde: 58.45 yıl.

Kadınlarda: 62.05 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.97 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (1999 verileri).

Ulus: Yemenli.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap; Afrika Arapları, Güney Asyalılar, Avrupalılar.

Din: Müslüman, Musevi, Hıristiyan, Hindu.

Dil: Arapça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %38.

erkekler: %53.

kadınlar: %26 (1990 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Yemen Cumhuriyeti.

kısa şekli : Yemen.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah al Yamaniyah.

yerel kısa şekli: Al Yaman.

Yönetim biçimi: Çok Partali Başkanlık Sistemi.

Başkent: Sanaa.

İdari bölümler: 17 vilayet; Abyan, ‘Adan, Al Bayda’, Al Hudaydah, Al Jawf, Al Mahrah, Al Mahwit, ‘Ataq, Dhamar, Hadhramawt, Hajjah, Ibb, Lahij, Ma’rib, Sa’dah, San’a’, Ta’izz.

Bağımsızlık günü: 22 Mayıs 1990.

Milli bayram: Birleşme Günü, 22 Mayıs (1990).

Anayasa: 16 Mayıs 1991.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACC, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), I

Sağlık Bilgisi

Yılan zehiri çok çabuk ve şiddetli tesir gösteren zehirlerdendir. Ancak, bu zehirler ağızdan alındıkları zaman zehirlemezler. Zehirli yılanların çoğu büyük başlıdır. Bazılarının başları da üç köşelidir. Uzun kıvrık dilleri ve çatallı dişleri vardır. Soktukları zaman; dişlerinin dibinde bulunan bezden salgıladıkları zehiri, dişin içindeki kanal vasıtasıyla, soktukları yere aktarırlar. Orada ağrı, şişme ve kızarma görülür. Bazı kimselerde de yılan zehirinin çeşidine göre, kusma, baygınlık, titreme, nefes darlığı, uyuklama veya kısmi felç görülür. Yılan sokan kimseye zehir bütün vücuda yayılmadan önce aşağıdaki işlemi yapmak gerekir. Sokulan yer kol veya bacakta ise; yaranın üst tarafına sıkı bir bağ yapılır. Sonra alkole bandırılmış veya ateşte kızartılmış bıçak, çakı veya jiletle yara kanatılır. Arkasından, ağzın etrafına ve dudaklara zeytinyağı sürülür. Sokulan yer emilip, tükürülür. Aynı işlem 3-4 kere tekrarlanır. Sonra madeni bir şey ateşte kızdırılıp, sokulan yer dağlanır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri veya bir kaçı uygulanır. Zehirlenme belirtileri varsa vakit kaybetmeden hastaneye götürmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Turunç.

Hazırlanışı : Bir adet turuncun suyu sıkılıp, Yılanın ısırdığı yere dökülür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

annihilate. blast. consume. deaden. demolish. destroy. dispel. dissipate. engulf. eradicate. exterminate. kill. liquidate. obliterate. root. undo. wipe. wreck.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fat. fraught. loaded. burdened. laden. charged. pregnant gebe. hamile. rich. blind drunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

burdened. charged. encumbered. fraught. laden. loaded. weighted. weighty.

Türkçe Sözlük

(i.). Dikiş dikerken iğneyi itmek için parmağın ucuna takılan madenî muhafaza, mec. Ölçü hususunda azlık ifade eder: Yüksükle ölçmek.

Türkçe Sözlük

(i. F. zâden fiilinden olup birleşik sıfatlarda bulunur). Doğma, doğmuş, Ar. mütevellid. Perî-zâd = Periden doğmuş. Nev-zâd = Yeni doğmuş. Mâder-zâd = Anadan doğdukta öğrenilen, anadan doğma. Llsân-ı mâder-zâd = Anadili.

Türkçe Sözlük

(i. F. «zâden» fiilinden) (c. zâde-gân). 1. Doğmuş, Ar. mevlûd (ekseriya sıfat terkiplerinde bulunur). Kiıi’Zidl = (galat tâbir) Asîl. Bey-zide = mec. Çapkın, külhanbeyi. 2. Oğul, Ar. Ibn, veled. Şeyh-zâde = Şeyhin oğlu. Şeh-zlde (şehzade) = PAdişâhın oğlu.

Şifalı Bitki

(zanbak): Zambakgiller familyasından; soğanı pullu, dik gövdeli, güzel ve iri çiçekli bir bitkidir. 50 kadar türü vardır. Beyaz zambak 1 metre kadar boylanabilir. Çiçekleri beyazdır. Kırmızı zambak yüksek dağlarda bulunur. Trabzon zambağı Doğu Karadeniz bölgesinde yetişir. Ev ilaçlarında beyaz zambak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücut ağrılarını dindirir. Diş ağrılarını ve iltihaplarını giderir. Şişlikleri indirir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zurûf). 1. Kab, kılıf, mahfaza: Saat zarfı. 2. Eli yakmamak için, içine kahve fincanı konan gümüş veya başka madenden kab: Bir takım zarf, zarf fincan takımı. 3. Bir yere gönderilen mektup vesairenin konduğu, kâğıttan muayyen şekilde mahfaza: Mektubu zarfa koydum, zarfı kapadım, bir paket zarf. 4. (gramer) Zaman veya mekân bildiren kelime: Zaman zarfı, yer zarfı: Dün burada idim sözünde «dün» kelimesi zaman, «burada» yer zarfıdır. Zarfında = İçinde, esnasında, dahilinde: Beş gün zarfında, üç sene zarfında.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to get thin. to get sb to slim down. to cause sb to lose weight. to weaken. to make unlikely to cause sth to get poor. attenuate. deaden. debilitate. depress. emasculate. enervate. extenuate. impair. lower. macerate. make dent.

Türkçe Sözlük

(ZENCİR) (i. F.). 1. Birbirine geçmiş madenî halkalardan müteşekkil demir ip ve bağ, silsile: Zencirle bağlamak, gemi zenciri. 2. Zencir gibi art arda sıralanmış şey (halk dilinde: zincir).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çam ağacından ve maden kömüründen çıkan siyah madde. 2. mec. Siyahlık, acılık: Bu yemek zift gibi olmuş.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan). 1. Parmağa veya defin kasnağına takılan madenî, yuvarlak, yassı levha. 2. Sallanarak veya başka bir düzenle çalınan küçük çan: Zil çalmak, zil ile oynamak. Zilzurna = Pek sarhoş. Zilzil oynamak = Son derece sevinmek. Zil takınmak = Sevinmek. Zil gibi, zil çalmak = Pek boş ve aç: Karnım zil çalıyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Kayış, kumaş ve maden gibi şeylerin bir parçasını kopararak delik açmaya mahsus Alet ki, makas gibi sıkıştırılmakla veya vurulmakla işler: Zımba vurmak, zımba ile delmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Karadeniz halkının giydiği dar paçalı potur.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Daha çok kesici silâhların tesirinden korunmak için vaktiyle madenî levha, tel veya köseleden yapılma elbise. 2. Harp gemilerine, gülle tesir etmemesi için, kaplanan çelik levha.