Afi ne demek? | Afi anlamı nedir? | Afi

Afi anlamı nedir?

Afi ne demek?

Afi anlamı nedir?

Afi | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: afi

Türkçe Sözlük

(i.). Argoda gösteriş, caka, çalım. Afi kesmek; cakalı davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Identifies the format and type of address in use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Force Instruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Force Installation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Included in the header of a transmitted packet It identifies the format of the incoming message for the receiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and format identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and Format Identifier First byte of the ATM address that determines the address type AFI 39 is DCC, 47 is ICD, and 45 indicates an E 164 format. authority and format Identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Force instruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and Format Identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

AppleTalk Filing Interface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Herşeyi bütün ayrıntı ve inceliğiyle kayıtlayıp tutan ve dilediği zamana kadar bela ve afetlerden koruyan Allah’ın kulu. -(bkz.el-Hafız). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yararlı şeyleri ve sebeplerini kudretiyle yaratan Allah’ın kulu. - Nafı kelimesi, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.en-Nafı).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rafı’nin kulu. (bkz.er-Rafi). Allah’ın isimlerinden

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a good judge of character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). kıra, kırda, evden uzak. far afield sadetten uzak, konu dışında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. afîfe) («iffet» ten smüş.). 1. Namuslu, ırzlı, ırz ve namus sahibi afîfe bîr kadın. 2. İrtikâp etmez, doğru, namus sahibi: Afif bir memur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عفيف] iffetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İffetli, namuslu, ırz ve namus sahibi kadın. 2.Doğru, haramdan sakınan, yolsuzluğa sapmaz kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A. F.). Temiz olarak, temizce, tertemiz şekilde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) . - (bkz.Afif). IV. Mehmed’in hanımı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (uföl’den). 1. Ufûl eden, gurûbeden, batan (güneş, yıldız). 2. Görünmez olan, kaybolan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفل] batan. 2.görünmez olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2.Görünmez olan, kaybolan

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Afi ile yapılan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tutuşmuş, yanmakta, alev alev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Duvar ilânı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. affiche

ası

Bir şeyi duyurmak veya tanıtmak için hazırlanan, kalabalığın görebileceği yere asılmış, genellikle resimli duvar ilanı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automated flight inspection system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Fingerprint I D System. Automated Fingerprint Identification System A system originally developed for use by law enforcement agencies, which compares a single fingerprint with a database of fingerprint images Subsequent developments have seen it

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Airborne Flight Info System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated flight information system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Force Intelligence Service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poster. bill. placard. show card. banner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill. placard. poster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poster. placard. posting-bill. advertisement. display poster. marquee. net circulation. notice. pancarte. bill poster. posting bill. signboard. wall advertisement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. affiché

ekon. açıklanmış

Açıklama yapılmış olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aftâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب] güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Güneş, gün ışığı. 2.Çok güzel, dilber, parlak yüz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آفتاب جمال] güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi parlayan, sevgili, maşuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalıklardan ve illetlerden sâlim ve berî olma.Sıhhatte, afiyette olmak, iâde-i Afiyet etmek = İyileşmek. Afiyet olsun, ola I = Bir şey yiyip içenlere söylenir dua tâbiridir. (Dayak yiyene de bazen istihza yoluyla «Afiyet olsun» denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health esenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good health. well being.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عافيت] esenlik. âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفيت بخش] afiyet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yazma kabiliyetinin kaybı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

ruh b. yazma yitimi

Ellerinde, parmaklarında hiçbir sakatlık olmamasına karşın ruhsal sebeplerle yazma melekesini yitirme.


Yabancı Kelime by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the lower part. the underside. remainder. the rest. the outcome. all that is involved (is only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anaphylaxie

fiz. aşırı duyarlık

Organizmaya giren yabancı bir madde yüzünden canlı varlıklarda oluşan aşırı tepki.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. angiographie

tıp damar görüntüleme

Damar içine X ışınlarını geçirmeyen bir madde verildikten sonra damarların filminin alınması.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

Geleneksel video kameralarda, arkadan güçlü bir ışık geldiğinde nesneler silüetler şeklinde görünebilir. Tüm Handycam modellerinde, bunu engelleyen ve nesnelerin net görünmesini sağlayan Backlight Compensation (Arka Işık Telafisi) sistemi bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. asafîye). Vezire ait. Emr-i Asâfî = Vezir emri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. usfur). Usfurlar. (bk.) usfur.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

iMac’ın yeni grafik kartı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Bir sıvı karışımındaki metal miktarlarını saptayan analiz yöntemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paternal line. paternal side.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Papa fingo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

top gallant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). italyada eti çok sevilen birkaç cins küçük kuştan biri; bir çeşit ötleğen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bibliographie

kaynakça

Belli bir konu, yer ve dönemle ilgili yayınları kapsayan veya en iyilerini seçen eser.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bibliography. bibliography kaynakça.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bibliography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. biographie

öz geçmiş

Bir kimsenin doğumundan yaşadığı güne kadar geçirdiği belli başlı evreleri içeren yazı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life history.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biography. autobiography. life. life history. memo. memoir. personal record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. hilesiz, hakiki, iyi niyet ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

En güçlü sinyallere sahip kanalları seçer ve frekans sırasına göre hafıza düğmelerine atar. RDS’li setlerde AF devreye sokulduğunda bu işlev, en güçlü sinyalleri, Program Tanımlama kodlarına göre artan sırada düzenler.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyük kalabalık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sofrada yemeği ısıtmaya veya sıcak tutmaya mahsus alttan ısınan madeni cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Y). Basılacak resim veya yazıların kalıbını çinko üzerine çıkarmak sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Y.) (mü. coğrâfiye). Coğrafya ilmine mensup, coğrafya ile alâkalı. Encümen-i coğrafî; tahkikaat-ı coğrâfiye. (c.) CoğrâfiyyUn: Coğrafya ilmiyle uğraşan, bu ilmin mütehassısı, coğrafya bilgin ve muharrirlerinden olan: Coğrâfî-i İdrîsî = Ünlü coğrafyacı Idrisî. Meşâhir-i coğrâfîyyûr.dan Istahri = Unlü coğrafyacılardan Istahrî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geographic. geographical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geographical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geographical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «def’» den) (mü. dâfia). 1. Def eden, iten, itici, itip öteye süren, savan, câlib ve câzip zıddı. 2. Geçiren, savuşturan: Dâfî-i hummâ = Sıtmayı savuşturan, sıtmaya karşı koruyan (Yunanca «anti» edatının karşılığıdır). 3. Öteye iten, itici, câzip zıddı. Kuvve-i difia = İtici kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دافع] uzaklaştıran, defeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l. Defeden, gideren. 2.Savan, savuşturan, iten.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yazı makinesiyle yazma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. sosyoloji). İnsan topluluklarının durum ve gelişimini konu olarak alan istatistik. Nüfus coğrafyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsan topluluklarının istatistik karakteriyle ilgilenen sosyoloji ve antropoloji dalıdır. Özellikle toplam nüfus, yoğunluk, doğum ve ölüm oranları, göçler, evlilikler vb olayları inceleyen bilim dalıdır.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. démographie

nüfus bilimi

İnsan nüfusunu yapı, gelişme ve dağılım açısından inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demography. vital statistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. démographique

nüfus bilimsel

Nüfus bilimiyle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demographic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demographic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light fingered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. enfes). En nefis olan şeyler.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. epigraphie

yazıt bilimi

Konusu, yazıtları incelemek olan tarihe yardımcı bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. esfel). Esfeller, en alçaklar, (bk.) Esfel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Halkın en aşağı, en bayağı tabakası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hindistan’ da paryalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

around. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

around.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

around. about. around. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

around. circum -.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir güç kaynağına ihtiyaç duymadan bilgi depolayan, silinip tekrar yazılabilen bir hafıza cinsi. Özellikle hafıza kartlarında ve USB flash disklerde kullanılır, fps : Saniye başına çekilen kare sayısı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). İstendiği zaman tekrarlatmak üzere ses titreşimlerini iz halinde tesbit etme işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gaflet’den if.) (mü. gafile). Yapacağını önceden düşünmeyen, başına geleceği önceden düşünmeyip ihmal eden, gaflette bulunan, gafletli, ihtiyatsız, dikkatsiz, habersiz: Gafil bulundum, beni gafil avladı, gafil davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unaware. inattentive. unwary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unaware (of. remiss. unguarded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غافل] habersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. F.). Gafletle olunan, gaflette bulunan adama yakışır surette, dikkatsizlikle, habersizce gafilâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gufran’dan if). Bağışlayıcı, af ve merhamet eden: Cenâb-ı Allah gafir-üz-zunûb’dur = Tanrı, günahları bağışlayıcıdır (gaffâr daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gafr’dan smüş.). Çokyaygın, kaplayan, umumî: Cemm-i gafîr = Büyük topluluk, büyük kalabalık: Bir cemm-i gafîr toplandı, bir cemm-i gafîr ile gitti (yalnız bu tâbirde geçer).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. graphique

çizge

Bir olayın çeşitli durumlarını göstermeye veya birkaç şey arasında karşılaştırma yapmaya yarayan çizgilerden oluşmuş biçim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chart. graph. tableau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chart. graph. graphic. diagram. graphics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diagram. graph. graphic. chart. profile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diagram , graphic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Grafik ekolayzer, önceden tanımlanmış farklı frekans aralıklarının özelliklerini etkiler. Bu değerler ayrı ayrı ya da farklı stiller için önceden belirlenmiş değerler seçilerek ayarlanabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lead. graphite. black lead. plumbago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graphite. black lead. blacklead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plumbago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خفافيش] yarasalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çok ikrâm eden, insanı güler yüzle karşılayan. 2. Yalınayak yürüyen veya koşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. A. hafâ’dan smüş.) (mü. hafiyye). Gizli, saklı. Celî mukabili: Hafi ve celî = Açık ve kapalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حافی] yalınayak koşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خفی] gizli

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok ikram eden, insanı güler yüzle karşılayan. 2.Yalınayak yürüyen, koşan adam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a huis clos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahfâd). Evlât oğlu, erkek torun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حفيد] torun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Erkek torun.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kız torun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حفيده] kız torun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kız torun. (bkz.Nebire).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde 32 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAFİF) (i. A. hifef’ten smüş.) (mü. hafife). 1. Ağır olmayan, Fars. sebük: Pamuk en hafif katı cisimlerdendir. 2. Ciddî ve mühim olmayan, ağırlığı olmayan: Hafif adam, hafif mizaçlı, hafif meşrepli. (istihkâm) Hafif İstihkâm = Savaş zamanında alelacele yapılan geçici istihkâmlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light. airy. lightweight. slight. lightly. weak. cushy. distant. dulcet. feeble. feint. frail. frivolous. lenient. loose. mild. piano. small. soft. subdued. tenuous. unsubstantial. light. digestible. easy of digestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. casual. distant. feathery. gentle. soft. subdued. tenuous. thin. light yeğni. easy kolay. weak. dilute. slight. mild. mild. dull. unimportant. insignificant. flighty hoppa. light in weight. flight. amoral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easy. light (in weight. frivolous. slight. unimportant. insignificant. lightly. slightly. crepe. demi saison. dinky. gentle. mild. rare. serous. small. thin. washy. weak. weightless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خفيف] hafif.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment in a minimum-security prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsound sleep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light meal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collation. lunch. luncheon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Darb-ı Türkt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faintly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightly. mildly. slightly. gently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dab. rap. tap. tip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alleviation. cooling off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Rahatlamak, hafif bir hal almak, ağırlığı azalmak, hızı azalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get lighter. to diminish. to subside. to be relieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hafiflemek. 2. mec. Ağırbaşlılığını kaybetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get light (in weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lighten. to diminish. to abate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assuasive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extenuating. giving relief. attenuating. deadening. palliative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alleviate. relaxation. lightening. diminishing. relieving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attenuation. mitigation. lightening. weakening. lowering. dimming. checking. deadening. relief. unburdening. ramefaction. relieving. extenuation. palliation. remission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ease. lighten. mitigate. moderate. muffle. relax. relieve. temper. to lighten. to lessen. to diminish. to abate. to relieve. to ease. to alleviate. to allay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lighten. to reduce the weight of. to diminish. to abate. to relieve. to weaken. to lower. to unlade. to modify. to dim. to rarefy. to check. to deaden. to unburden. to attemper. assuage. alleviate. attenuate. de escalate. dilute. extenuate. mitigate. m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif olma hali. Sıkıntının azalması, mec. Ağır başlı hareket etmeyiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightness. slightness. slowness. thinness. airiness. frailness. giddiness. looseness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightness. relief. flightiness. mildness. slightness. ease of mind. frivolity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightness. slightness. mildness. relief. ease of mind. levity. weightlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to do sth improper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Serbest davranışlı, iffeti şüphe uyandıran kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of doubtful morality. flighty. loose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frivolity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafife almak, istihfaf etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightly. gently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hafakan» dan if.). Müfredi, dilimizde kullanılmaz. Türkçe: Hafıkan. HSfıkayn = Doğu ve batı c. Havâfık: Cihât-ı erbaa = Dört cihet: Doğu, batı, kuzey, güney; ufuklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hafr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). At gibi hayvanların tırnak kaplı ayağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kazan, çukur açan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حافر] kazan, kazıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حفير] çukur. 2.mezar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hafâir). Kazılmış yer, çukur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hafîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAFİYYE) (i. A.) («umûr-ı hafiyye» den kısaltılmıştır). Gizli işler için kullanılan polis memuru, detektif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective. investigator. gumshoe. nightingale. noser. smeller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleuthing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a detective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Gizli işler, sırlar: Hafiyyât-ı umOr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خفيات] gizli şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خفيه] gizli polis.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gizil olarak, gizliden: Hafiyyen söyledi, hafiyyen geldi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خفيا] gizlice.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gizli, saklı olarak, gizlice.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan if.) (mü. hâfıza) (c. hâfızîn, huffâz). 1. Saklayan, koruyan, muhafaza ve sıyânet eden: Hâfız-ı Mutlak, Cenâb-ı Hayrülhâfızîn = Allah. 2. Kur’an-ı Kerîm’i hıfzedip ezberden okuyabilen: Hâfız-ı Kur’an, hâfız-ı kelâm. Hâfız-ı kütüb = Bir kütüphanede kitapları muhafaza edip, okumak isteyenlere veren adam, kütüphane müdürü, Fr. conservateur. Kuvve-i hafıza — İnsandaki hatırlama kuvveti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saklayan, muhafaza eden, hâfız: Hafîz-Allahl = Allah saklasın (saklayıcıdır) (yalnız bu tâbirde geçer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grind. swot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who has memorized the Koran. grind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حافظ] koruyan. 2.ezberleyen. 3.Kur’ân hafızı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hafiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın adlarındandır. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. 2.Kur’an’ı ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah saklasın, Allah korusun!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حافظ کتب] kütüphaneci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Mevlânâ’nın Mesnevî’sini tamamen ezberleyen şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan if. mü.). İnsandaki hatırlama hassası, kuvve-i hâfıza: O adamın hâfızası pek kuvvetlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mnemonic. memory. recollection. store. mind. retention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. mind. memory bellek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حافظه] bellek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amnesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loss of memory. amnesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hafız).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HAFIZ-I KÜTÜB) (i. A.). Eskiden kütüphanelerdeki kitapların bakım ve korunmasını sağlayan kimse, kütüphane memuru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cram. to study hard. grind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin koruyucusu. - Daha çok unvan olarak verilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. harkafiyye). Kalça kemiğine alt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات غير صافيه] brüt gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات صافيه] net gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâfir). Hâfirler, kazıcılar, (bk.) HAfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). 1. Bir bölgedeki yeraltı ve yerüstü sularının tamamı ve bunları inceleyen ilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aykırı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aykırı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sağlığına kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1) Dinsel içerikli sanat yapıtlarında, dinsel olay ya da kişi ile ilgili tipleşmiş hatta bir ölçüde standartlaşmış biçim düzenlerini veya kalıplarını inceleyen bilimsel disiplin. (2) Simgesel dil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. felsefe). Seçmecilik, toplamacılık, Fransızca: iclectisme.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.

Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

18. yüzyılın sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.

Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından gitmelerini istedi.

Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.

İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler’de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.

Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD’de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.

İngiltere’de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.

Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne bakmayı ihmal etmeyin.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funnily enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İbrânîce’den). Dört büyük melekten biri ki, kıyâmet gününde sûr üflemekle görevlidir: SÜr-ı İsrâfîl.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dört büyük melekten sura üfürme görevi verilen melek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Stenograf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. A.) (mü. isttnâfiyye) (hukuk). 1. Istînâfa ait: Mahkeme-i istinâfiyye. 2. (e.). Arapça gramerinde bir soruya cevap mânâsında bulunan: Cümle-i istînâfiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. izâfiyye). 1. Z«m, ilâve, katmaya ait. 2. İsim tamlamasına ait: Kaide-i izâfiyye. Sıkkt-,1 izâfiyye = Çeşitli cisimlerin hacimlerine nisbetle olan ağırlıkları ki, suyun birim (1) sayılması İle tayin olunur: Altının sıklet-i izâfiyyesi şudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative bağıl. bağıntılı. göreli. göreceli. nispi. rölatif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافی] göreceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity. relativity bağıntıcılık. görecilik. rölativizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bağlılık. 2. İlgi. İzâfiyyet nazariyesi = Eirstein’in ünlü nazariyesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافيت] görecelilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کافی] yeterli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - El veren, yeter, yetecek, yetişen, kifayet eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kifayet» ten if.) (mü. kâfiyye). 1. Kifayet eden, elveren, yetişen, Ar. vâfî. Bana yirmi dört saatte yedi saat uyku kâfidir; bu yemek üç kişiye kâfi midir? Mıktâr-ı kâfi = Yetecek miktar. Mâlûmât-ı kâfiyye = Elverecek bilgiler. 2. Elverir, artık istemez, yeter, yetişir: Artık kâfil

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kefâlet» den if.) (mü. kâfile). 1. Bir işi yüklenen, üstüne alan, müteahhit: Cenâb-ı Hak kullarının rızkına kâfildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâfil). 1. Birlikte yolculuk eden atlılar takımı, kervân: Hacılar kafilesi. 2. Bir lokomotifle harekete geçirilerek birlikte giden yük, eşya vagonları, katar: Demiryolu idaresi, falân yer için günde iki kafile çıkarır. 3. Takım takım gönderilen evrak ve eşya vesairenin beher takımı: Askerî birliklerin sekizinci kafilesi dün yola çıktı. 4. Sıra ile biyografileri yazılan ünlüler dergisi: Kaafile-i şuarâ. Kaafile-sâlâr, sâlâr-ı kaafile = Bir sınıf adamların reisi, en önlerinde bulunanı, serdârları: Kaafile-sâlâr-ı üdebâ = Ediplerin en başta geleni, ünlüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caravan. convoy. group. cortege. procession. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convoy. procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procession. company. band. a number of vehicles travelling together. convoy. caravan. packtrain. a portion of a shipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قافله] kervan. 2.topluluk, kafile.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «küfr, küfrân» dan if.) (c. küffâr, kefere). 1. Tanımayan, bilmeyen, gördüğü iyiliği unutan, iyilik bilmeyen, şâkir zıddı: Kâfir-I nimet = Nankör. 2. Tanrı’nın birliğine, vahdâniyyete inanmayan, Tanrı’ya ortak tanıyan ve ona yakışmaz iş ve beşerî sıfatlar isnâd eden: O sözü söyleyen kâfir olur; küffâr-ı Kureyş’in sahâbeye ettikleri ezâ: Kefere-i Hind’in kötü inanışları. Kâfirîler = Araplar’ ın güneydoğu Afrika zencilerine (Zulular vs.) verdikleri ad ki, Ümit Burnu ile Zengîbâr arasında yaşarlar. Avrupalılar da Araplar’dan alarak «Kafres» demişlerdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blasphemous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infidel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a race which, with the Hottentots and Bushmen, inhabit South Africa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

They inhabit the country north of Cape Colony, the name being now specifically applied to the tribes living between Cape Colony and Natal; but the Zulus of Natal are true Kaffirs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a race inhabiting Kafiristan in Central Asia. a member of the Kafir people in northeastern Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbeliever. ungodly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an offensive term for any Black African. a member of the Kafir people in northeastern Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâfire yakışır hal ve surette olan: Itikaad-ı kâfirâne = KAfirlere lâyık bir hal ve surette, küfr ile: Kâfirâne itikat, ibadet ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kâfirler memleketi. Afganistan’ın güneydoğusundaki MÜnistân eyaletinin eski adı. 2. Güneydoğu Afrika sahilleri, Fr. cafrerie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dinsizlik, Tanrı’yı ve Tanrı’nın birliğini inkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (kâfir’in c.). Kâfirler. bk. Kâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâfî). Beyitlerin veya mısrâların son harflerinin uyuşması: İlkçağ şairleri kafiyeye riayet etmezlerdi; kafiye usûlü Araplar’dan geçmiştir; ilm-i kavâfî, arûz’a ek bir ilim sayılır. Kafiye-senc, kafiye-perdâz = Kafiye uyduran, şair, nâzım (kafiye nesirde yani vezinsiz yazıda olursa secî denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyme. rhyme uyak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Şiirde, mısra sonunda yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması, uyak. 2.Eski nesrimizde zaman zaman yer alan ses benzerliği ve uygunluğuna dayanan sanat, seci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kafiye uyduran, şâir, nâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (c. kafiyesencân). Kafiye uyduran, şâir, nâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. kafiye-senc). Kafiye uyduranlar, şâirler, nâzımlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiye uyduran, şâir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiyesi olan, Ar. mukaffâ: Kafiyeli şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyming. rhymed uyaklı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhymed. rhyming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قافيه پرداز] şair.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiyesi olmayan, kafiyesi uygunsuz olan, gayrı mukaffâ (şiir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without rhyme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiye noksanı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. calligraphie

güzel yazı sanatı

Harflere güzel biçimler vererek yazma sanatı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calligraphy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Haritacılık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cartographie

haritacılık

Harita ve bu haritalarda kullanılan işaretlerin özelliklerini araştıran, haritanın tasarım, basım ve kullanım yöntemlerini geliştirmeye yönelik araştırmalar yapan bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaafiye). Kafiyeler. bk. Kafiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaafile). Kafileler, bk. Kafile.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوافل] kafileler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کما فی السابق] eskiden olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Baleyi sahneye koyma san’at ve ilmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

choreography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Choreography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Haritacılıkla, harita ile alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eavesdropper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the letter of the law. word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لفظ] söz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lexicographie

sözlük bilgisi

Sözlük bilimine ilişkin bilgiler.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lithography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lithography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Sicilya çıkışlı gangster örgütü; k.h. Sicilya'da kanun düşmanlığı veya düşmanları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («mâ-fih-şey» tâbirinden galat). 1. Yok, yoktur, kalmadı, hakgetire. Fülûs mâfiş — Para yok! 2. İçinde bir şey yokmuş gibi pek hafif bir cins yumurtalı hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahfil). Mahfiller, (bk.) Mahfil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محافل] mahfiller. 2.toplantı yerleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taxation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taxation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bununla beraber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

however. yet. nevertheless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nevertheless. however. nevermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مع مافيه] bununla birlikte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), (bk.) Mazaryon.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدافن] mezarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâfil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MENAFİ’) (i. A. c.) (m. menfâat). Menfaatler, (bk.) Menfaat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منافع] menfaatler, çıkarlar, yararlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. menfez). Menfezler, delikler, (bk.) Menfez.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Dağın sivri tepesi. 2.İslam’dan evvel Arapların putu. -İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Fizikötesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. métaphysique

fel. doğa ötesi

Duyularımızla algılayamadığımız varlıkların sebeplerini ve temellerini araştıran felsefe.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transcendental. metaphysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metaphysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metaphysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Maden ve maden filizlerinin yüzeylerini, kesitlerini, billûrlaşma özelliklerini inceleyen ilim dalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metallography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAFİR) (i. A. «sefer» den if.) (c. müsâfirîn). 1. Sefer ve seyahat eden, yolcu, gezgin, seyyah: Denizlerdeki Müslüman misafirler için dua etmek (Arapça’da asıl olan bu mânâ ile dilimizde az kullanılmış, değişik mânâlar almıştır). 2. Konuk: Anadolu köylerinin misafir kabûlüne mahsus odaları vardır; misafir kabûl eder misiniz? 3. Ziyaret için veya konuşmak için birinin evine giden, ev halkından olmayıp dışardan geçici olarak gelen: Odada bir misafirim var; ben misafir değilim ev halkındanım; misafir yatağı. 4. Göze Arız olan leke: Gözönünde misafir çıktı. Misafir olmak = Konmak, Osm. mihmân olmak: Uç gün bize misafir oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guest. company. visitor. caller. lodger. sojourner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company. guest. visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guest. visitor. company. lodger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yolcuların dinlenmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Misafir sever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small. village house built to accomodate travelers. house of accommodation. house of call. guest house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Konukluk, mihmanlık, başkasının evine konan yolcu ve yabancının hâli: Misafirlik bir gece, iki gece olur. 2. Ziyarete gidiş, ziyaret, gezme: Misafirliğe gittiler; gece misafirliğini hiç sevmem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a guest. visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a guest. visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. hospitable konuksever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality. cheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality konukseverlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Sınırlı bir konu üzerinde yazılan yazı, kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUAFİYYET) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Affedilmiş olma. 2. İstisna, imtiyaz: Vergiden muafiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. immunity. exoneration. dispensation. freedom. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. exemption bağışıklık. immunity bağışıklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. freedom. immunity. franchise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معافيت] muaf tutulma. 2.bağışıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «def» den if.) (mü. müdâfia). Müdafaa eden, karşı duran, dayanan, savunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defender. champion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defense lawyer. defender. counsel for the defense. counsel for the defence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Müdafaa eden, koruyan. Savunan, dayanan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan if.). 1. Muhafaza eden, koruyan, gözetici. 2. Müstahkem bir mevkiin korunması ve idaresiyle görevli asker. Kale muhafızı = Dizdâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard. escort. warden. guard. defender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escort. guard. guardian. warden. warder. guardsman. bodyguard. watchman. keeper. curator. protective. protector. retainer. convoy. securer. patrol. depositary. ward. lifeguard. safeguard. bailiff. caretaker. custodian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محافظ] koruyucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Muhafaza eden, değiştirmeyen, koruyan. Bekçi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troop of guardsmen. armed guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müstahkem bir mevkiin idare ve kumandası, muhafız sıfat ve görevi: Kale muhafızlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guardianship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custodial service. guard. guardianship. wardship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kifâyet» ten if.) (mü. mükâfiye). Eşit, beraber, (matematik) Kat’-ı mükâfî = (bk.) Kat’.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eşit, berab(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefy» den if.) (mü. münâfiyye). Aykırı, muhalif, uymaz, uyuşmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Münâfık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nifâk» tan if.) (c. münafıkîn). 1. Nifak çıkaran, ikiyüzlülük eden. 2. Peygamberimizin zamanında Müslüman olmuş gibi görünüp sapıtkanlıkta devam eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocrite. double-dealer. makebate. mischief maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münâfıkın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tufû.dan if.) (mü. muntafiyye). Sönmüş, sönük, bastırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıfk» dan if) (mü. murâfıka). Yoldaşlık ve arkadaşlık eden, bir şeyle birlikte bulunan: Gümüş, toprakta ekseriya kurşunla murâfık bulunur.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(mürrisafi): Burseraceae familyasından; çeşitli balsam ağaçlarından elde edilen reçine sakızıdır. Güzel kokusu vardır. İlkçağlardan beri kullanılır. Kokusu kuvvetli, tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: Spazmları giderir. Uyarıcıdır. Aybaşı tutukluğunu giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. «afv» dan), istifa etmiş, işinden çekilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who has resigned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iefâ»dan if.) (mü. mütelâfiye). Elden keçırdığı bir şeye karşı diğer bir şey kazanan, telâfî eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «refâkat» ten if.). Refakat eden, arkadaşlık eden, birlikte bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefk» den if.) (mü. mütevfâfıka). 1. Birbirine uygun ve denk olan. 2. (matematik, geometride) Biri diğerinin üstüne konulacak olsa tastamam uyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vefk» den). Uygun, münasip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

congruent. suitable. fit. appropriate. convenient. right. admissible. allowable. adequate. concurrent. welcome. consistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

K.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uygun olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منافق] ikiyüzlü, nifak sokucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مسافر] yolcu. 2.konuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مترافق] refakat eden. 2.karışık, bir arada.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Kâfi olmayan, yetmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Muvafık ve uygun olmayan, uymaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nef» den if.) (mü. nafia). Faydalı, menfaatlı, yarar, kârlı: Bu yemek sıhhate nâfîdir. Pek nâfî bir iş. UmOr-ı nâfiı = Yollar, limanlar, rıhtımlar, nehir ve göllerin açılması gibi, faydası umuma alt bayındırlık işleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefy»den İf.) (mü. nâfiyye). Nefyeden, kaldıran.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Yararlı, kârlı. Şifalı, hayır ve fayda verici şeyler yaratan Allah. - Esmaü’l-Hüsna’dandır. “Abd” takısı alarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umor-ı nâfia dan kısaltılmış). Bayındırlık: Nâfia vekâleti, vekili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نافعه] bayındırlık işleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bayındırlık işleri.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık müdürlüğü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık bakanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Üfleyen, üfleyici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(NAFİLE) (I. A.) (c. nevâfll). 1. Mecburiyet altında olmayarak kılınan namaz vesaire: Nafile namazı. 2. (i.) (Türkçe) Faydasız, boş: Nafile zahmet, nafile masraf. 3. (Türkçe) Boşuna, faydasız, beyhude.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

useless. vain. futile. unavailing. in vain. to no end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

useless. futile. uselessly. in vain. it's no useuseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futile. useless. vain. fruitless. to no end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نافله] boşuna. 2.nafile namazı, farz dışında kılınan namaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Mal, ganimet, ihsan bağış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüfûz» dan if.) (mü. nâfize). 1. Delip geçen. 2. İçeriye geçen, işleyen. 3. Tesir eden, dinlenilen, hükmü olan, nüfuzlu: Sözü nâfiz. Nâfizü’l-kelâm = Sözü geçen, sözünü geçiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

influential. effective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نافذ] etkileyici, nüfuz edici, işleyici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Delen, delip geçen. İçeriye giren, işleyen. 2.Tesir eden, sözü geçen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nafiz).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Nâfizlik, sözü geçerlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. C.) (m. nâfile). Nafileler, boş şeyler, (bk.) NAfile.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Trafik ışıkları uygulaması, önceleri demiryollarının trenleri kontrol için uyguladığı sinyaller Örnek alınarak başlamıştır. Demiryolları idaresi kırmızı rengi ‘dur’ sinyali olarak seçmişti. Kırmızı renk kan rengi olduğundan asırlar boyu tehlikenin, tahribatın ve ölümün simgesi olmuştur. Demiryolları ilk faaliyete geçtiği 1830’lu yıllarda ‘ikaz’ ışığının rengi yeşil, ‘geç’ ışığının ise beyazdı.

Bir süre sonra beyaz sinyal problem yaratmaya başladı. Beyaz renkli ‘geç’ sinyali diğer sokak lambaları ile karıştırılabiliyordu. Ama daha da kötüsü ‘dur’ işaretlerine konulan kırmızı mercekler yerlerinden düşünce ışık beyazlaşıyor, ‘geç’ sinyali olarak algılanıyor ve kazalara yol açabiliyordu.

Sonunda demiryolcular kırmızıyı ‘dur’, yeşili ‘geç’ sarı rengi de ‘ikaz’ sinyali olarak kullanmaya başladılar. Bilindiği gibi sarı, renk spektrumu içinde en göz alıcı renktir. Böylece makinist bir sinyalin bulunması gereken yerde beyaz ışığı görürse, bir şeylerin yanlış olduğunu anlıyor ve tedbirini alıyordu.

Karayollarına gelince, yollarda sadece atların ve at arabalarının bulunduğu tarihlerde bile dünyanın büyük şehirlerinde trafik sorundu. İlk trafik lambası otomobillerin ortaya çıkmasından çok önce 1868’de Londra’da kullanıldı. Gazla yakılan ve bir eksen etrafında döndürülebilen kırmızı ve yeşil lambalar bir yıl sonra patlayıp, kendilerini çeviren polisi de yaralayınca bu uygulama ortadan kalktı.

Ama öte yandan otomobillerin ortaya çıkması ve şehirlerde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte durum iyice kötüleşti. Çeşitli şehirlerde değişik uygulamalar yapıldı. Demiryollarındaki uygulama örnek alındı ama demiryollarında birbirine paralel iki hat vardı. Bu sistem iki yolun kesiştiği kavşaklarda işe yaramıyordu.

Sonunda günümüzdekilere benzeyen ilk elektrikli otomatik trafik lambasını, ilkokul mezunu ve ABD’deki Cleveland’da otomobil sahibi ilk siyah olan Garrett Morgan geliştirdi. 1914’de ilk denemelerine başlayan Morgan 1923’de de patentini aldı. Morgan 1963’de ölümünden az önce patentini 40 bin dolara General Electric firmasına sattı.

Morgan’ın lambaları demiryollarına benzer şekilde bir “T” üzerinde kırmızı ve yeşil iki lambadan ibaretti. Çok geçmeden ikaz anlamında sarı lamba da ilave edildi ve uygulama bütün dünyaya süratle yayıldı.

Aradan geçen yıllara rağmen sarı renk hala ‘ikaz’ anlamındadır ama günümüz sürücüleri onu ‘geç’ sinyali olarak algılıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (musiki). Türk musikisinde 16 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. oceonography

deniz bilimi

Okyanus ve denizlerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri üzerine deneysel araştırmalar yapan bilim kolu, ana deniz bilimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oceanography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oceanography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. autobiographie

ed. öz yaşam öyküsü

Bir kişinin kendi yaşam öyküsü üzerine yazdığı yazı veya eser.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autobiography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autobiography. autobiography özyaşamöyküsü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autobiography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. autobiographique

öz yaşam öyküsüne dayalı

Bir kişinin kendi yaşam öyküsü üzerine yazdığı esere dayalı olarak yapılmış.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

Bir ekosistemin tamamında veya ekosistemin belirli kısımlarında besin maddelerinin artması, zenginleşmesi olayını niteleyen bir terimdir. Bir ekosistemde besin maddeleri verimini ve fotosentez ürünlerini arttırma hususunda etkili olan tüm süreçlerin toplu ifadesidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i l. denizcilik). Gemi direğinin üçüncü yelkeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Katran, petrol, neft gibi maddelerden çıkarılan karbonlu bir madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paraffin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paraffin. paraffin wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yerkabuğunun taş yapısını inceleyen ilim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pétrographie

taş bilimi

Taşların yapısını inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petrography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Açık saçık yazı ve resimler, bahnâme edebiyatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pornography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porn. pornography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pornography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pornographic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pornographic. x rated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. L. Y.). Röntgen cihazıyla alınan resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ref’» den if.) (mü. râfia). 1. Kaldıran, yükselten (Allah’ın 99 adından biridir). Yâ râfî. 2. (anatomi). Gözkapağı gibi bazı organları yukarı kaldırmaya yarayan (kas ve sinir).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kaldıran, yücelten, yükselten. Allah’ın isimlerinden, (bkz.Abdürrafi’). Rafi’ b. Hadic, sahabeden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Her çeşit ayaklık ve destek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahat ve huzurlu yaşayan.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. raffinage

arıtım

Petrol, yağ vb. maddeleri arıtma işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tasfiyehâne, damıtma yeri: Petrol rafinerisi, şeker rafinerisi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. raffinerie

arıtımevi

Şeker, petrol vb. maddelerin arıtıldığı yer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refinery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refinery. oil refinery arıtımevi. tasfiyehane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refinery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Bazı hücrelerde bulunan billûrî bir madde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bırakan, salıveren.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. «râfıza»dan imen.) (mü. râfıziyye). Şiî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şît mezhebi, Şiî inancı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bademli likör; bademli tatlı bisküvi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. râfızt). Râfıztler. (bk.) RAfızt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safvet» ten smüş.) (mü. safiyye). Slfi, halis, temiz (slfi daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safvet, safi» dan İf.) (mü. slfiyye) (aslında slf İle aynı mlnldadır). 1. Hâlis, temiz: Bu su pek şifidir. 2. Bir şeyle karışmış olmayan, pürüzü giderilmiş, sırf: Slfi yağ, slft süt. 3. Masraflar çıktıktan sonra kalan kir: Vlridlt-ı slfiyye. (denizcilik) Slft tonaj = Teknenin yük ve yolcu alan kısmının ağırlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cşifâ» dan if.) (mü. şâfiyye). 1. Şifâ veren, İyi eden. 2. Kanaat veren, kâfî: Şâfî bir cevap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şefaat eden, birinin affı için araya giren («şefî» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refined. pure. unadulterated. clear. limpid. net. true.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صافی] temiz, arı, halis.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شافع] şefaatçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar) (Erkek İsmi) 1.Katışıksız, katıksız, halis, temiz. 2.Yalnız, sadece, sırf. 3.Kesintilerden sonra kalan kısım, net.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Suçlunun bağışlanması için araya girip yalvaran kimse. 2.İyileştiren, şifa veren. 3.İnandırıcı, inandıran.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gül gibi, katıksız, saf, duru, temiz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gökyüzü. 2.Yassı ve düz halde bulunan şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. saflih). 1. Yassı ve düz yüz, safha, levha. 2. Levha hlllnde maden, sac.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yassı düz ve geniş yüz, levha. Levha halinde bulunan maden, saç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. safthlyye) (anatomi, botanik). Yufka, levha hâlinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (rhü. Şâfiiyye). İmam ŞAfiî’nin meshebinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sefl»den if.) (mü. sâfile). Aşağı bulunan, alçak, sefil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سافل] aşağı, aşağıda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Çok nazlı, çok naz eden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çok nurlu, çok aydınlık, temiz kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan). Gök yakut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Islık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapphire. sapphire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapphire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapphire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفير] ıslık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) - Mavi renkli, değerli bir süs taşı, göktaşı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İnce güzel ses. 2.Islık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. safîriyye). Islık sesine benzer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Katışıksız, katıksız, halis, temiz. Saflık, halislik.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şafi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Saflık, temizlik, masumluk.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dini temiz, dini pak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Temiz yürekli. 2.Hz.Âdem’in lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Saflık. 2. Bönlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. şagafiyye). Yürek zarına ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sarrafın aldığı fark, ücret.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

STP, kullanılabilir tüm kanalları otomatik olarak kaydeder ve VCR kanallarını TV’nizdeki sırada kaydetmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. sérigraphie

ipek baskı

Bir lastik silindir ile uygun bir malzemenin şablon maskeye bastırılarak görüntünün bir yüzey üzerine geçirilmesi işlemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk screen printing. screen printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serigraphy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Video ekleme düzenlemesinde kullanılan işlev. Sıfır Ayar Hafızasıyla bitiş noktasını işaretleyerek ekleme kaydının otomatik olarak bu noktada durduğundan emin olabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu özellik, kaset bölümündeki önceki çekimlerin üzerine yeni çekimler yapmayı ve eklemeyi mümkün hale getirmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sinematografla alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Söylenen sözleri hususî işaretlerle ve hızlı yazmaya yarayan bir yazı çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stenography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stenography. shorthand. brachygraphy. stenograph. tachygraphy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İzdüşümle bir ekran üzerine alınan hayallerin müşahhas ve canlı olarak gösterilmesi usûlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Y.). Jeolojinin yer tabakalarını inceleyen kolu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yerel trafik sorunları, çalan CD, MiniDisc ya da kasetinizin yerine verilecektir; kafa biriminizde ses kapatılmış olsa bile anons duyulacaktır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. taraf), (bk.) Taraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by. per.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by. on the part of. per.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tamir; bozulan, kaçırılan bir şeyin yerine getirilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recompense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. making up for making good (a loss. recoup. recoupment. restitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلافی] zarar karşılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amends. recompense. retrieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to compensate for. to repair. atone. compensate. counterbalance. to make good. make compensation. make up. make it up. offset. recoup. restitute. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr ). Teleo jektifle uzaktaki cisimlerin resmini büyü’ rek çekme tekniği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Telgrafla alâkalı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kara, yeryüzünün kara kısmı, toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Kabartma şekiller üzerine baskı yapma tekniği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Tipografi ile alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

positron emission tomography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Doğada büyük boyutlu topografik değişiklikler yaparak yapıtlar oluşturmaya yönelen sanat dalı. Topografik sanatçılar, genellikle inşaat makineleri kullanarak yapay yeryüzü şekilleri yaratmaya çalışırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İ.). Gidiş-geliş, seyrüsefer: Deniz trafiği, kara trafiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traffic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traffic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow of traffic. dispatch / handling of traffic. through traffic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traffic light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traffic beacon / light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lane. traffic lane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traffic policeman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TUHAFİYYE) (i. A.). Çorap mendil eldiven gibi giyime ve kordele, dantele gibi elbise süsüne yarar şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notion's. small articles. clothing accessories. millinery. drapery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sundries. notions. draper. haberdasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haberdashery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tuhafiye satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

variety shop / store. confectionary shop. store dresser. haberdasher. milliner. news monger. general dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drapery. haberdashery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok ince filtre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefâ»dan) (mü. vâfiyye). 1. Yeten, kâfi gelen, tam, elverir: Bu kadarı bana kâfi ve vâfîdir. 2. Sözünde duran, vefâlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yeter, tam. Sözünde duran, sözünün eri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefd» den) (c. vâfidîn). Bir .topluluk tarafından vekil olarak bir yere gönderilen adam (başlıca Arap kabîleleri tarafından, Hz. Muhammed’e gelip İslâm’ı kabûl edenler hakkında kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Elçi, temsilci, rasul.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefret» ten) (mü. vâfire). Bol, Ar. kesîr, Fars. bisyâr, firâvân. Bahr-i VAfir = Arûzda bir şiir vezni.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وافر] bol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok, bol.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vafir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vafi).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık açısından çok zayıf olurdu. İüphesiz böyle bir yumurtayı yumurtlamak da tavuk için bir işkence olurdu. Aslında dış yüzeyi en dayanaklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki bir yumurta da bulunduğu yerden yuvarlanıp gidince nerede duracağı belli olmaz.

Hemen hemen tüm kuş yumurtalarının bir tarafı daha yuvarlak diğer tarafı da daha incedir. Bu sekil, yumurtaların yuvada birbirlerine en yakın ve en az hava boşluğu bırakacak şekilde durmalarını sağlar. Böylece hem ısı kaybı önlenir hem de yuvadaki yerden en iyi şekilde faydalanılır.

Yumurta yuvarlanıp gittiğinde düz gitmez, ince tarafı üstünde dairesel bir yol çizer ve başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani bu şekli ile yumurtanın düz bir yüzeyde yuvarlanarak kaybolup gitmesi mümkün değildir. Asıl önemlisi bu şekli ile yumurtanın kuştan veya tavuktan daha rahat çıkmasıdır. Genel tahminin aksine yumurtanın yuvarlak yani daha geniş tarafı önce çıkar. Hem bunu hem de yumurtanın her iki tarafındaki farklı şeklini sağlayan yumurtanın çıkış yolu üzerindeki kaslardır.

Pek alakasız gözükse de tavuğun içinde yumurtanın oluşmaya başlayabilmesi için önce güneş ışığının veya yapay bir ışığın tavuğun gözüne çarpması gerekir. Böylece göz yolu ile uyarılan tavuğun hipofiz bezi bir hormon salgılar. Bu hormon kan dolaşımına girer ve bu yolla yumurtalığa taşınır.

Hormon burada bulunan binlerce yumurtadan birinin içine pirer ve o yumurtanın aniden çok hızlı bir şekilde büyümesini sağlar. Önce yumurta sarısı meydana gelir ve yumurta, yumurta kanalına geçer, döllenme organlarında geçirdiği aşamalardan sonra 24-25 saatte oluşumunu tamamlar.

Yumurta, yumurta kanalını kesik kesik hareketlerle geçer. Buradaki dairesel kaslardan sırası ile geçerken, yumurtanın önündeki kas gevşek durumda iken arkasındaki kas kasılır, daralır.

Yumurta bu kanalın başında iken küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kaslar büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik bir sekil almasına sebep olurlar. Çıkışa kadar yumurta kabuğu da sertleşir ve bu haliyle dışarı çıkar. Yumurtanın şeklinin ve kalın kısmının önce çıkışının nedeni de budur. Sürüngenlerde ise bu düzenek yoklur. Onların yumurtaları çıkışta küresel şekildedir.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zafer kazanan, üstün gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inanition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. debility. thinness. tuberculosis. infirmity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. infirmity. debility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zaaf mânâsiyle kullanılan galat bir tâbirdir.

Türkçe Sözlük by