Ag ne demek? | Ag anlamı nedir? | Ag

Ag anlamı nedir?

Ag ne demek?

Ag anlamı nedir?

Ag | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ag

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Gümüş elemanının sembolü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafes şeklinde seyrek örgü, şebike. Örümcek ağı = Bu hayvancığın sinek avlamak için kurduğu zar. Balıkağı = Balık ağına mahsus ağların çeşidi. Ağ atmak, bırakmak = Balık avı için ağı denize indirmek, kullanmak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

1 GB’ı aşkın hafıza alanı için 6 CD-R ve 1 CD-RW ile gelmektedir. CD-RW ile aynı diski 300’den fazla kez biçimlendirebilirsiniz. CD-R ile aynı yüksek kapasiteyi ve sorunsuz kamera/PC iletişimini sağlayan CD-RW biçimi, aynı CD’nin birden fazla kullanılması düşünü gerçeğe dönüştürüyor.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayak işlerini çabucak yapan.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bluetooth üzerinden müziklerin stereo olarak dinlenmesini sağlayan standart.

Teknolojik Terim by

Şifalı Bitki

(kuvasya ağacı): Sedefotugillerden; 2-3 metre boyunda küçük bir bitkidir. İnce kabuklarının üzerinde sarı benekler vardır. Çiçekleri kırmızıdır. Sıcak ülkelerde yetişir. Bu ülkelerde acı ağaç kabuklarından yapılan kaplardan su içenlerin kuvvetleneceğine inanılır. Hekimlikte; kökü, kabuğu ve odunu kullanılır. Etkili maddesi “Quassine”dir. Çok acıdır. Kullanıldığı yerler: İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Tükürük ifrazatını arttırır. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenler. Böbrek sancılarını keser, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Bağırsak kurtlarını döker. Kanamaları durdurur. Haşarat kaçırıcı olarak da kullanılır. Fazla kullanılacak olursa; baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma yapar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Sedefotugillerden küçük bir ağaç. Hekimlikte kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hovel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins çiçek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dönüm miktarı, arazi alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atasözü, darbımesel, vecize.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Musikide hareket gösteren terimlerden biri. Yavaş, ağır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). (i)., (müz). adagio;(i). yavaş çalınan parça

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «Ademceğiz» yanlıştır). Küçük ve fakir ve hakir yahut merhamete değer insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

little or modest man. poor fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kârlı, faydalı , istifadeli. advantageously (z). faydalı bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landing net for fishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (büyümek ve yaşlanmak demek olan «ağmak» tan). 1. Büyük, efendi. 2. Amir, reis, bey: Ulusun ağası. 3. Okuyup yazmak bilmeyenlere efendi yerine şeref Unvanıdır. 4. Uşağın hürmetlicesi, kibar uşağı. Akağa = Zenci olmayan harem ağası, beyaz hadım. Ağabey = Büyük birader. İhtisap ağası = Vaktiyle şehremini, belediye reisi. Içağası = Eski vezirlerin mümtaz uşağı. Bölük ağası = Jandarma yüzbaşısı. Haremağası = Hareme girip, çıkan hadım. Tabur ağası = Jandarma binbaşısı. Tomruk ağası = Vaktiyle hapishane müdürü. Kapu ağası = Sadâret hademesinden beheri. Ağa kapısı = Yeniçeri ağasının dairesi. Kolağası = Yüzbaşı ile binbaşı arasında bir rütbe taşıyan subayı ki sağ ve sol kolağası isimleriyle ikiye bölünmüştü, sonra biri lağvedildi. Dârüssaâdet-iş-şerife ağası, Kızlarağası. Yeniçeri ağası = Yeniçeri ocağının başı. (Ağayân, ağâvât çoklukları galattır, kullanılmamalı. Doğu Türkleri «ağeçe» suretinde müennesini de kullanırlar).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yaşlanma manasına gelen “ağmak”tan. Büyük, efendi. Büyük kardeş, ağabey. 2.Amir, baş, reis. Eski devlet teşkilatımızda bazı idarecilere verilen unvan. 3.Osmanlı devletinde okuma-yazma bilenlere verilen şeref unvanı. 4.Halkın saygısını kazananlara verilen unvan. 5.Er-kek, eş, koca. 6.Eski büyük konaklarda çalışan hizmetlilerin başı. Eski Türklerde soylu aileye mensup kadınlar da bu unvanı kullanmışlardır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Dede.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandfather. an oldman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaşça büyük olan erkek kardeş. Saygı hitabı olarak kardeş olmayanlar arasında da kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder brother. big brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder brother. a title used when addressing a respected person who is older than the speaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder brother. big brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Koruyucu bir şekilde davranış: O, bana çok ağabeylik etti. 2. Ağabey olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of being an elder brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («ağmak» dan). 1. Büyük, sap ve dalları sert nebat, ağaç, dal: Servi ağacı, çınar ağacı. Meyvaların isimlerine göre anılarak o meyvaları veren ağaçlara delalet eder: Elma, armut, kestane ağacı. 2. Kereste, tahta, odun: Ağaçtan iskemle. 3. Direk, sırık. Karaağaç, kızılağaç, kan ağacı vesaire terkiplerinin ilk sırasına (bk.) Ağaçtan, yani tahta ve odundan yapılmış, Ar. haşebî = Ağaç tekne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arboreal. tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arboreal. tree. wood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tree. wood. timber wooden. stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

citron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir ağaç sevgisi vardı. Avrupa’ya yaptığı seferlerden birinde bir yeniçerinin bir armut ağacının dalını kırdığını görünce yeniçerinin kendi yayının kirişi ile bu ağaca asılmasını emretmişti.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treefrog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timber wolf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yer şakayıkına mukabil olarak küçük bir ağaçta hasıl olan şakayık çiçeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tragacanth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük ağaç. Bunların dalları taflan gibi dibinden başlayarak çatallanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small tree. shrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çileğe ve daha ziyade böğürtlen meyvasına benzer, lâkin ondan büyük, güzel, kokulu bir meyva.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük ağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekseriya ağacın kabuğunu gagalar, uzun gagalı ve kargaya benzer küçükçe bir kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapsucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woodpecker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woodpecker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Limona benzer fakat daha büyük ve kabuğu pek kalın bir meyva ki reçeli olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zarkanatlılardan bir böcek. Kurtçukları daha çok gül fidanlarında yaşar (Hylotoma).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaçları delerek içlerinde yaşayan bir cins kurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lâlenin ağaçta yetişen cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağaçlık haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afforestation. silviculture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afforestation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afforest. to afforest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to afforest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wooden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having trees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağacı çok, ormanımsı yer: Ağaçlık bir mahal. Ağaçları olan küçük yer, küçük koru: Orada bir ağaçlık vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coppice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grove. silvan. thicket. wooded. woody. copse. wood. bosky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wood lot. well-wooded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treeless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treeless. without trees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) sütleğen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگاه] haberdar. âgâh etmek haberdar etmek. âgâh olmak haberdar olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş, malumatlı. Agah Efendi: (1744-1824). Türk devlet adamı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmatlı, bilen, vâıf: Bu sırra agâh mısın? Ben, bu işten Agâh değildim. 2. Uyanık, müteyakkız, basiretli. Bu ikinci mânâ ile sıfat terkibi dahi teşkil eder: Dil Agâh = Kalbi uyanık, gönül adamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (m. Agâh). Agâhlar, bilenler, bilgililer, bilginler, Alimler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Nizari İsmaili imamlara verilen unvan. Doğu Türk-çesinde ağabey anlamında da kullanılmıştır. Türk kökenli Kaçarların onur unvanıydı. Ağa Han: Nizari İsmailîlerin dini önderi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگاهی] haberdarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmat, vukuf, haberdarlık. 2. Uyanıklık, teyakkuz, basiret.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). tekrar, yine, bir daha; bundan başka. as much again bir misli daha. now and again ara sıra, zaman zaman, bazen. tirne and again tekrar tekrar, defaatle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat karşı, muhalif, aleyhinde, aykırı. He is against reforms. O adam reform düşmanıdır. over against ona karşı, karşılık olarak; karşı karşıya; karşısında, mukabil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). 1. Darıltma, incitme, kışkırtma. 2. Ağıl. 3. Arı kovanı. 4. Çiğnemeden derhal yutma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağalık tavrını takınıp büyüklük satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become proud (to play the agha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağa unvan ve hal ve sıfatı. 2. Mec. Kerem, fazi, yüksek makam. 3. Kibir, gurur, azamet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quality of an agha. being an agha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آغالش] kışkırtma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ödağacı (bot). Aquilaria agallocha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A South American bird , allied to the cranes, and easily domesticated; called also the gold- breasted trumpeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Its body is about the size of the pheasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Trumpeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). eşeysiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Akanyıldız, ağma

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Saf, temiz, duru insan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A.) (m. agniye) Şarkılar, (bk.) Agniye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Laçka veya yısa edilen bir halatı sıkıca tutma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayretten ağzı açık kalmış, şaşırmış, şaşkın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sevgi, muhabbet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. garrâ) («gurre» den smüş.). 1. Alnında beyaz nişanı olan (At). 2. Beyaz, parlak şanlı ve şerefli (dişisi daha çok kullanılır). Şeriat-igarrâ = islâm dini.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bazı deniz yosunlarından elde edilen jelatinimsi bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - 1.Beyaz renkli. 2.Açık tavırlı, samimi. 3.Asil, onurlu, şerefli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Malaya dilinden). Deniz yosunlarından elde edilen bir çeşit jelatin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fucus or seaweed much used in the East for soups and jellies; Ceylon moss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gelatinlike substance, or a solution of it, prepared from certain seaweeds containing gelose, and used in the artificial cultivation of bacteria; often called agar, by abbreviation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katran köpüğü, (bot) Agaricus campestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleached. turned white or gray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şafak, fecir, tan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

growing gray or white. dawning. daybreak bleaching. blanching. whitening. polishing. cleansing. scouring. bleach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) («ak» dan). 1. Ak olmak, beyazlanmak. 2. Yıkanıp temizlenmek. 3. Solmak, rengini atmak. 4. Saç ve sakala kır düşmek, ihtiyarlamak. 5. Şafak sökmek, tan atmak, sabah açılmağa başlamak: Ortalık ağardı. 6. Uzaktan belli olmağa başlamak, ufukta akımsı gözüküvermek. 7. Sararmak, beniz atmak. Dudak ağarmak = Hasta ve bitkin olmaktan sararıp solmak. Göz ağarmak = Çok ağlamaktan veya yaşlılıktan gözde fer kalmayıp alîl olmak. Mec. Yüz ağarmak = Bir işin içinden yüzü ak, alnı açık çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleach. grey. to bleach. to whiten. to grey. to turn white. to dawn. to break.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleach. dawn. silver. whiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklık. 2. Süt ürünleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

growing gray. whiteness. curd. milky substances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuyumcuların, kararmış gümüşü ecza ile beyazlatmaları muamelesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitening. bleaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) («ak» dan). 1. Beyazlatmak. 2. Temizlemek, tathir ve tasfiye etmek. 3. Soldurmak, rengini attırmak. Saç, sakalı ağartmak = İhtiyarlamak, çok yaşamak. 2. Gaile ve zahmetle ömür geçirmek. Sakalı değirmende ağartmak = Tecrübe ve malûmat edinmeksizin ihtiyarlamak. Yüz ağartmak = Arkadaşların ve herkesin beğeneceği ve hisse alacakları bir yararlık göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleach. whiten. decolor. blanch. blench. decolorize. decolour. decolourize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanch. bleach. to bleach. to whiten. to blanch. to grey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make gray or white. to bleach. to brighten. to whiten. to polish. to scour. blanch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akik taşı; bilye; (matb). 5 1/2 puntoluk harf agateware (i). renkli emay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkçe «ağa» sözünün Arapça çokluğu. Ağalar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). agav, Amerika'da yeti, sen sabır otu, (bot). Agave.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.-F.) [آغایان] ağalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. f.). Başlama, işe koyulma. Agâz etmek = Başlamak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آغاز] başlama. 2.başlangıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(gı ile) (i. F.). Musiki başlangıcı, çalgıcıların ve okuyucuların Ahenk başlangıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gabî). Gabiler, bönler, (bk.) Gabî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغبيا] kalın kafalılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Kazanım Kontrolü, elle ayarlama gerektirmeden en iyi kayıt seviyesini belirleyen bir elektronik işlevdir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Beyaz tenli kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (Akide suretinde telaffuzu galattır). Tencerede karıştırılıp pişirilerek koyulaşmaş ve lüzucet kazanmış her nevi şeker ve pekmez vesaire, macun. Ağda yapıştırmak = Tenden tüyleri veya başdan keli sökmek için macun kullanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

semisolid syrup. epilating wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caramel. burnt sugar. semi-solid confection. sugar syrup. molasses. mastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şeker ve pekmek vesaireden yapılmış lüzucetli şekerleme ve macun yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağdalı bir hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Koyulaşıp lüzucet kazanmak ağda haline gelmek

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to coagulate. to make semi-solid syrup or confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağdalanmış. 2. İfadesi ağır, anlaşılması güç yazı : O muharririn yazıları çok ağdalıdır. Yabancı olduğundan anlaşılması güç (deyiş).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

semi-solid. consistent. coagulated. florid. of rich elaborated style. bombastic. highflown. flowery. redundant. syrupy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ateşte karıştırıp pişirerek koyulaştırmak, lüzucetlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to raise. to lend or incline to oneside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (gıdâ’nın çokluğu). Yenilip, içilecek şeyler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaş, çağ, devir, devre. chronological age kronolojik yaş. dark ages karanlık devirler. for ages, for an age uzun bir zaman, senelerce, çoktan beri. mental age (psik). zekâ yaşı. of age reşit, rüştünü ispat etmiş. under age reşit olmamış, rü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaşlanmak, ihtiyarlamak, kocamak: eskitmek aged (s). yaşlı, ihtiyar aged (s). yıllanmış, dinlendirilmiş (içki); yaşındaki .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگه] haberdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Agâh, Agâhî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگهی] haberdarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vasıta, fail; iş, faaliyet; acentalık, vekâlet; acente.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gündem, görülecek işler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fail, amil; etkili olan kimse veya şey; acente, temsilci; vekil. free agent başkalarına karşı hesap vermek mecburiyetinde olmayan kimse, kendi kendine karar verebilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ajan provokatör) bir kimse veya grubu suç işlemeye teşvik edip sonradan cezalandıran gizli ajan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz, doğru kimse

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,modernleşme, asrileşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (i). toplamak, bir araya getirmek, yığmak;(i). toplama; (jeol). volkanik parçaların bir araya toplanması. agglomera'tion (i). toplama; yığın; bir araya toplanmış şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tutkal gibi yapıştıran. agglutina'tion (i). yapıştırma; (gram), bitişkenlik, bitişme; (tıb). aglütinasyon, ayrı kısımları birleştiren ameliye (yara). agglutinative (s). yapıştırma işlemine ait; (gram). bitişken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyütmek. aggrandizement (i) büyütme; itibarını yükseltme; değer veya rütbesini yükseltme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ağırlaştırmak, kötüleştirmek , şiddetlendirmek; (k). dili kızdırmak, darıltmak; tahriş etmek; abartmak, mübalâğa etmek. aggrava,tion (i). kızdırma, darıltma: şiddetlendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toplamak, bir araya getirmek, cem etmek. aggrega'tion (i). toplanma , bir araya gelme; hepsi, bütünü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). mecmu, toplam, yekün, küme; kum, çakıl; (s). bütün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). saldırmak; kavga çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tecavüz, hücum, saldırı; saldırganlık. nonaggression (i). saldırmazlık , ademi tecavüz aggressive (s). saldırgan, mütecaviz aggressor (i) mütecaviz , saldırgan kimse veya memleket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rencide etmek, incitmek, kırmak. aggrieved (s). kederli; zarar gören; (huk). haksız hüküm yemiş olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Beyaz gül, ak gül.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşırmış, çok korkmuş, donakalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

network of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poison. venom zehir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

venom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut AĞL (i.). Koyun vesair hayvanlara mahsus üstü açık, etrafı çit ve çalı çırpı ile çevrilmiş daire, mandıra. (Havlı ve avlu ile münasebeti yoktur). Ay ağılı = Ayın hâlesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ağıllanmak ve saire. (bk.) ağıl ve saire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheep fold. sheep pen. fold. halation. aureola. aureole. compound. corral. cot. cote. hovel. lair. pen. pinfold. pound. stockyard. yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barn. fold. halo. pen. sheep-fold. halo hale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. pen for cattle. halo. cattleguard. corona. cote. pen. pound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poisoning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to poison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be poisoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çevik, tetik. agility (i). çeviklik, tetiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poisonous. venomous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Sürü) ağıla girmek. 2. (Sürü) toplanıp toplu durmak veya (hergele) o halde müdafaa etmek. 3. (Ay) hâle peyda etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be fed in a fold / pen. to become surrounded with a halo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Yere yatıp hayvan gibi debelenmek, (bk.) Ağnamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(AHIM) (f.). Ayağın topuk clhetindeki boynu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(AHIMLI) (i.). Boynu yüksek (ayak).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگين] dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaşlanma hali veya belirtileri; yıllanma, eskime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to roll in the dust or grass. to be exhausted. to fall down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ağılmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). para farkı, acyo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarraflık; borsa oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölçüde çok gelen ve yerinden zor kalkıp oynatılan: Ağır yük, ağır taş. mec. 1. Güç, zor, zahmetli: Ağır iş. 2. Pek ehemmiyetli ve mesuliyetli: Ağır mesele. 3. Pahalı, kıymetli: Ağır mal. 4. Yavaş, müteennî, hareketi çabuk olmayan: Ağır yürüyüş, ağır adam. 5. Vakur, haysiyetini fazla muhafaza eder, saygıya değer: Ağır adam. 6. Vahîm, tehlikeli: Ağır hastalık, ağır hava. 7. Tahammül olunmaz, kerih: Ağır koku. 8. Sıkıntılı, sıkıntı veren: Ağır adam. 9. Dokunaklı, güce giden: Ağır söz. 10. Şişman, yağlı, etli: Ağır vücut. 11. Kolay hareket etmez, zor kımıldanır: Ağır taş. 12. Az işitir, sağırca: Kulağı ağırdır. 13. Yavaş, tenbelce: Ağır yürümek. Tekrarla ağır ağır dahi denilir. Yavaş yavaş demektir. 14. Tahammül olunamayacak surette kötü: Çok ağır bir şey kokuyor. 15. Sıklet, ağırlık: _ Ağırınca = Sıkletince, veznince. 16. Vakar, temkin: Ağrını takınmak. 17. Güç, gücenme, infial: Ağırıma gitti. Ağırbaşlı = Pek ciddî, ehemmiyet ve vakar sahibi. Eline ağır = Elinden çabuk iş çıkmaz, işi yavaş Ağır gelmek — Zor görünmek: Bu iş bana pek ağır geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ağırlanmak, ağırlık vesaire, (bk.) Ağır vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde usullleri bir mertebe ağırlaştıran terim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. heavyweight. hard. weighty. serious. severe. dignified. slow. dull. not fast. slow moving. lazy. strong. indigestible. unwholesome. oppressive. repressive. sharp. foul. serious minded. arduous. back-breaking. bovine. burdensome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. heavyweight. hard. weighty. serious. severe. dignified. slow. dull. not fast. slow moving. lazy. strong. indigestible. unwholesome. oppressive. repressive. sharp. foul. serious minded. arduous. back-breaking. bovine. burdensome. deliberate. despera

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. weighty. ponderous. not quick. slow. serious. grave. severe. reserved. hard. dull. earnest. too rich. difficult to digest. cumbersome. deep. dense. dilatory. easy. flat footed. high. hulking. inert. languid. lazy. massive. oppressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

largo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slowly. gradually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde 9/4 ile yazılan bir küçük usul. Aksak usulünün bir şeklidir, (bk.) Aksak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde: 1. 10/4 ile yazılan bir küçük usul. Aksak semaî (bk.) usulünün bir mertebesi ve: 2. Klasik bir şekil: Ağır aksak semâİ usulü ile bestelenmiş ağır semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperturbable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy penalty. stern penalty. severe punishment. heavy sentence. severe sentence. heavy fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamous punishment. imprisonment with hard labour. penal servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriously ill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

severe illness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manual labor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard work. heavy work. fatigue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy casualties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gross negligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy fine. penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy industry. heavy industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong language. rap on the knuckles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indictable offence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy duty truck / lorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead oil. fuel oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriously wounded. badly wounded. badly injured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve aşırı hareketlerde bulunmayan, vakur, ciddî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. dignified. austere. calm. demure. earnest. graceful. grand. imperturbable. matronly. only. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. decorous. demure. dignified. sage. sedate. sober. solemn. serious. grave. sober vakur. ciddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. earnest. reserved. sober. dignified. sacred. serious. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağırbaşlı olma hali; ağırbaşlıya yakışacak davranış, ciddiyet, vakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soberness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedateness. earnestness. reservedness. soberness. equanimity. levelheadedness. poise. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phlegmatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phlegm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Yer küresinin, yoğunluğu öbür kısımlarınkinden çok olan iç kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağırlamak işi. 2. (musiki). Gelin veya güveyinin karşılanması sırasında çalınan kıvrak hava.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entertainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entertainment of a guest. celebration treat. entertainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İkram ve izâz etmek, hürmet etmek. 1. Yavaşlamak, bataet ve teenni peyda etmek. 2. Kokuşmak, ağır kokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

host. entertain. wine and dine smb. dine. show hospitality. feast. fete. receive. regale. wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to put sb up. to show hospitality to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to extend hospitality. fête.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağır veya temkinli olmak, ikram olunmak: Ağırlanacak misafir yüzünden bellidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır olmak, ağırlığı artmak. 2. Vahamet kesbetmek, vahîm olmak: Hasta, hastalık ağırlattı. 3. Vakar ve temkin peyda etmek, daha olgun olmak. 4. Fena kokmağa başlamak, bozulmak: Yemek ağırlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become heavier. to become more serious. to slow down. to get harder. to become more difficult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become heavier. to become slower. to become graver. to turn. to become overcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation. stultification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır etmek, ağırlığını arttırmak. 2. Ehemmiyet ve vahametini arttırmak. 3. Güçleştirmek, daha zor etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make heavier. to make slower. to slow down. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırlığını arttırmak, daha ağır etmek: Yükümü ağırlatmayın. 2. İkram ve izâz ettirmek, kabûl ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weigh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıklet, tartıda ağır şeyin hail. 2. Yavaşlık, bataet. 3. Vakar, temkin. 4. Ağır şeylerin toplamı, eşya, kalabalık. 5. Eskiden geline verilen mihr-i muaccel parası. 6. Gece uykuda basan kâbus: Ağırlık basmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight. heaviness. weightiness. gravity. force of gravity. dullness. slowness. severity. arduousness. avoirdupois. heft. massiveness. plummet. ponderosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballast. brunt. gravity. weight. heaviness. slowness. gravity ağırbaşlılık. severity. burden yük. responsibility sorumluluk. drowsiness. lethargy. foulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heaviness. weight. load. ponderosity. gravity. slowness. calmness. seriousness. graveness. richness. indigestibleness. fetidness. putrefaction. dullness. uneasiness. languor. effects. luggage. portion. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighted. heavy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Weighted Average Price)

Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iplik germeye mahsus iğin alt tarafında mantar gibi tahta veya kemikten yapılmış tekerlek. 2. Yuvarlak ve tümseğimsi şey: Gece kandili ağırşağı, çadır ağırşağı (tepesindeki), diz ağırşağı = Diz kapağının kemiği. Domuz ağırşağı = Bir nevi bahûr-u meryem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırşak gibi mantarımsı bir tümsek hasıl etmek: Çıban ağırşaktandı. 2. Şişip yuvarlanmak: Meme ağırşaklandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bulaşmış: Agişte-i hûn ve hâk = Kana ve toprağa bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آغشته] bulaşmış, bulanık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir ölünün arkasından onun iyi hallerini ve ölümünden duyulan acıları ifade etmek üzere ya2ilan şiir” veya yazı, mersiye. 2. Ağlama, nevha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge. elegy. lament. threnody. requiem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge. elegiac. elegy. lamentation. threnody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çalkalamak, sallamak; altüst etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. agita'tion (i). çalkalanış, sallanış, dalgalanış; sıkıntı, ıstırap, heyecan; fesat agitator (i). kışkırtan kimse, tahrikçi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i İ. musiki). Bir parçanın coşkun ve canlı çalınacağını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sung or played in a restless, hurried, and spasmodic manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agitated; with excitement. Excited, fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In an agitated, exited or restless style [back].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agitated Restless and wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hurried, agitated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (z)., (it)., (muz). acele ve heyecanlı tarzda çalınan veya söylenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölü için ağıt söyleyen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) propaganda ve kışkırtma bürosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik. 2. İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı. 3. Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı. 4. Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı. 6. Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 7. Kenar, uç: Uçurumun ağzı. 8. Dar geçecek yer, geçit, boğaz. 9. İskele, boğaz. 10. Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza = 1. Mutabık, uygun, tamı tamına. 2. Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak = 1. Birinin sözüne hayran olmak. 2. Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. = 1. iftira. 2. Kara haber. 3. Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeni doğuran hayvanın ilk sütü, süt başı. 2. Bal ve yağın kaymağı, özü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral. jaws. mouth. opening. edge. cutting edge. brink. muzzle. dialect. accent. beak. chop. debouchment. embouchure. gob. jaw. keen edge. kisser. lip. orifice. outlet. potato trap. trap. vent. ventage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

edge. gob. inlet. mouth. orifice. outlet. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mouth. opening. aperture. colostrum. entrance. cutting edge. blade. nozzle. embouchure. orifice. manhole. spout. outlet. estuary. talk. language. muzzle. lip. creek. accent. chop. chops. dialect. gob. inlet. jaw. mug. provincialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the habit of using a particular expression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. unanimity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brawl. spat. wrangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle of words. hot agreement. row. quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changing one's tune. variety in food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mouthful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full to the brim. mouthful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verbosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle of words.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halitosis. whim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony. peace. gusto. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpleasant atmosphere in a community / family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ağız yaraları, “basit” ve “derin” veya “sert kenarlı” yaralar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Çoğunlukla, üşütme veya hazımsızlıktan kaynaklanır. Yaraların etrafı, kırmızı bir çizgi ile çevrilidir. Başlangıçta, içi su dolu kabarcıklar halindedirler. Sonradan patlayarak etrafa yayılır ve sancılı ağrılara neden olurlar. Çocuklarda; kızamık ve çiçek hastalıkları sırasında da aynı yaralar meydana gelebilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan

Hazırlanışı : Her gün 1 adet orta büyüklükte çiğ soğan yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral. word-of-mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral. verbal. verbally. orally. verbally şifahen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral administration verbally. by words only. by word of mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mouth to mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overcome the difficult part of a job. to reach the entrance of a port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sigara takılıp içilen Alet. 2. Nefesle çalınan musiki Aletlerinin ağıza gelen parçası ki ekseriya vidalıdır. 3. Meyve küfelerinin üzerine konulan dal ve yapraklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mouthpiece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mouthpiece. nozzle. cigarette holder. muzzle. funnel huni.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigarette-holder. mouth-piece. nozzle. nosing. nosepipe. nose band. adjutage. ferrous sulphate. mouthpiece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden topları ateşlemek için, arka deliğin ağzına konan barut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sessiz, yumuşak huylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astomatous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-natured. docile. meek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (galel’in çokluğu). Ağaçlar arasından akan sular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gul). Boyun lâleleri, boyunduruk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلال] boyunduruklar. 2.zincirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağlamak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry. weep. weeping. lachrymation. lament. lamentation. wail. whimper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blubber. cry. lament. wail. weeping. crying. complaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weeping. crying. whining. wailing. lamentation. cry. lament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gülmenin zıddı olan fiili icra etmek, göz yaşı dökerek sesli veya sessiz olabilir. 2. Yeis ve matem etmek, ölüye ağlamak. 3. Yakınmak, şikâyet etmek. 4. Yalvararak istemek ve niyaz etmek. Ana ağlamak = Çok zahmet ve eziyet çekmek, pek mustarip olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn on the waterworks. pipe one's eye. cry. weep. give a cry. mourn. pule. shed tears. snivel. wail. whimper. yammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewail. cry. wail. weep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to weep / to whine. to cry. to sob. to wail. to mourn for. to lament. mourn. turn on the waterworks. weep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weepy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaintive. tearful. ready to cry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maudlin. plaintive. plangent. tearful. weepy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Ağlayacak hale gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daima şikâyet edip ağlar gibi söz eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her zaman ağlayıverecek bir görünüşü olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağlar gibi olmak, yalandan ağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birlikte ağlamak, biribirini ağlatmak: Birkaç kadın ağlamaya başladılar. Yakınmak, birinin siteminden veya kendi halinden şikâyet etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلاط] hatalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tragic. causing to cry / to weep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birini canını acıtarak ağlamaya mecbur etmek, ağlamasına sebep olmak: Çocuğu ağlatmayın! Çok tesir etmek. Anasını ağlatmak = Çok eziyet etmek, çok ıstırap vermek, sömürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw tears from smb. make cry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb cry. to reduce sb to tears.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make weep / cry. to cause to whimper / whine. to touch deeply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weeping. whining. weeper. mourner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daima ağlar gibi duran ve halinden şikâyetçi olan. Ağlamış (Adam).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağlamak işi, tarzı ve sureti: Bir ağlayış ağladı ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weeping / crying. whining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («galiz» den itaf.). Daha ve pek kaba ve galiz = Aglaz-ı şütumla, aglaz-ı tâbirâtla.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). parlak, ışıltılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («galib» den itaf.). 1. En kuvvetli, en üstün: Agleb-i ihtimale göre. 2. En çok, ekser: Agleb şiirleri gazelleridir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.)[اغلب احتمال] çoğunlukla, genellikle, sık sık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلب احتمال] büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayakkabı bağı vb'nin ucundaki küçük demir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). parlak, şaşaalı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agglutination

biy. kümeleşim

Bir hastalığa karşı aşılanmış olan veya hastalık geçirmiş bir canlının kanında bulunan maddenin, hastalığın mikroplarını küme durumuna getirme olayı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir hastalığın mikroplarını birbirine yapıştırıp küme haline sokmak özelliğini taşıyan madde. Bu madde, aşı yapılmış yahut o hastalığı geçirmiş insanların kanında bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («ağmak» tan). Yıldız, yıldız akması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shooting star. falling star akanyıldız. şahap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yukarı kalkmak, yükselmek, yukarıya meyletmek: Kıldan ağar muhabbet terazisi. 2. Buhar olup yukarı kalkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hang down. to rise. to ascend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. gamz). Gamzlar, göz yummalar, göz kırpmalar (mecazen de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغنی] en zengin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ganem) (koyunlar). (bk.) ganem. (Mülkî idare). Koyun ve keçi ve sair hayvanlardan alınan vergi ve bundan hasıl olan varidat: Bu sene agnâm ne tuttu? Aşar ve agnâm idaresi, agnâm memuru.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغنام] koyunlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yere yatıp yuvarlanmak (hayvanlar için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). Lakap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). baba tarafından akraba, akraba. agna'tion (i). yalnız erkek tarafından akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ganî). Zenginler. (bk.) Ganî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغنيا] zenginler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Agaanî). Şarkı, türkü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغنيه] şarkılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Tanımamak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agnosie

ruh b. tanısızlık

Duyularda herhangi bir bozukluk olmamasına rağmen sinir sisteminin belirli bir yerindeki doku bozukluğundan ileri gelen algı kaybı veya yokluğu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). agnostik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). agnostisizm , bilinemezcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agnostique

fel. bilinemezci

Tanrı’nın ve evrenin nereden türediğinin bilinmediğini ve bilinemeyeceğini ileri süren öğretiyi benimseyen (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnostic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnostic. agnostic bilinemezci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnostic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bilinemezcilik.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agnosticisme

fel. bilinemezcilik

Tanrı’nın ve evrenin nereden türediğinin bilinmediğini ve bilinemeyeceğini ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agnosticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kara ayit, (bot). Vitex agnus castus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). evvel, önce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). heyecanlı, arzulu, istekli, şevkli, ümitli; (z). heyecanla, arzulu olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). münakaşa yoluyla istediğini elde etmeye çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). can çekişmek; fazlasıyla eziyet ve ıstırap çekmek; bütün gücüyle mücadele etmek; ıstırap vermek, işkence etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). can çekişme: şiddetli Istırap; şiddetli heyecan; sert mücadele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An assembly; hence, the place of assembly, especially the market place, in an ancient Greek city. a place of assembly for the people in ancient Greece the marketplace in ancient Greece 100 agorot equal 1 shekel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In ancient Greek cities, the open marketplace, often used for public meetings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

SoonMessage-passing OO language w/prototyping, academic, 1994.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The public open space that formed the heart of ancient Greek cities and it's the origin of most western conceptions of public, or civic, space as center of for social interaction for ceremony and democratic life on a pedestrian scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Israeli coin One hundred agorot equal one new Israeli shekel--NIS. 100 agorot equal 1 shekel. the marketplace in ancient Greece. a place of assembly for the people in ancient Greece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunanistan'da pazar yeri, meclis; toplanma yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Meydan korkusu.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agoraphobie

tıp alan korkusu

Bazı kişilerin alan, park, sokak vb. açık alanlarda duydukları ürkeklik hastalığı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agoraphobia. agoraphobia alan korkusu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney ve Orta Amerika ile Batı Hint Adaları'na mahsus tavşana 'benzer kemirici bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok sevimli, çok yakışıklı.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. agrafe

kopça

Bir giysinin iki yanını bitiştirmeye yarayan ve metal bir halka ile bir çengelden oluşan araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook. staple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clips. hook. paper fastener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yazma kabiliyetinin kaybı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

ruh b. yazma yitimi

Ellerinde, parmaklarında hiçbir sakatlık olmamasına karşın ruhsal sebeplerle yazma melekesini yitirme.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Büyütme (fotoğrafçılıkta kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agrandissement

büyültme

Fotoğraf ve resimlere boyut kazandırma işlemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noun enlargement. enlargement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlarger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). bir beyin hastalığı nedeniyle okuma yazma kabiliyetini kaybetme,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) tarımsal, zirai; tarlalara ait; (pol). çiftçilere yardım etmeyi ve tarımsal kâr sağlamayı amaçlayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gars bu mânâya gelmez). Taze fidanlar, yeni dikilmiş ağaçlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغراس] fidanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. garez). Garezler, maksatlar, niyetler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغراض] maksatlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «garîb» den itaf.). Daha ve pek ve en garip ve tuhaf, pek tuhaf : Ağreb havadis. Bunun ağrebi şu ki (en garibi demek elbette daha iyidir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). razı olmak, muvafakat etmek kabul etmek, anlaşmak, uyuşmak; (gram). uyuşmak. agree to bir konuda mutabık kalmak, anlaşmak, kabul etmek agree with bir kimse ile mutabık kalmak. agreeable (s). hoş, tatlı; münasip, uygun, mutabık, iyi, güzel

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mutabık; kararlaştırılmış olan. Agreed. Kabul Tamam Peki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, muvafakat, ittifak, karar; mukavele, itilâf; mukavelename , kontrat, bağıt. come to an agreement bir karara varmak, uyuşmak. gentlemen's agreement karşılıklı anlayışa dayanan ve yazılı metni olmayan anlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agrégat

katışmaç

Benzer olmayan maddelerden oluşmuş bütün.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggregate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agrément

uygunluk

Bir elçinin bir ülkeye atanmasından önce o ülkeden istenen uygun görme yazısı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. agresif

saldırgan

Başkasına saldıran, yapısında saldırma özelliği olan (devlet, kimse, hayvan).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı: Ağrık, ağrığ). Bedenin bir yerinde duyulan ıstırap, vecâ, elem, dert. (Acı ve sızıdan farkı vardır, (bk.) acı). Baş ağrısı, karın ağrısı, göz ağrısı. Ağrı tutmak, kadının doğuracağı vakitki gibi ağrılara dûçâr olmak. İlk gözağrısı = 1. İnsanın ömründe birinci defa olarak başına gelen vaka, aşk ve alâka. İlk iptilâ. 2. İlk dünyaya gelen evlât. Başağrısı — Beyhude gaile. Ağrısız baş = Gailesiz adam.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Genellikle vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ağrılar için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Portakal kabuğu, zeytinyağı

Hazırlanışı : Küçük bir şişeye; 1 su bardağı zeytinyağı konulur. Üzerine dört adet portakalın kabuğu ilave edilir. Güneş gören bir yerde, 15 gün bekletilir. Bu karışımdan, ağrıyan yerlere sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pain. ache. spasm. smart. affliction. discomfort. soreness. throe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ache. pain. mount araratache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ache. pain. throb. hurt. twinge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pain killer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anodyne. painkiller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesic. anodyne. pain killer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, Parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır.

Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayali de olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşulan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi, vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır. Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayalide olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirlerle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşılan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarım ve tarım ticareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarım; ziraat, çiftçilik. agricul'tural (s). tarımsal, zirai, çiftçiliğe ait. agricul'turist (i). ziraat uzmanı; çiftçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı: Ağrıklı, ağrığlı). Ağrıyan, vecâlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aching. painful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aching. causing pain. painful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybaşı kanamasının başladığı ilk gün görülür. Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir. Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki kadınlarda rastlanır. Ağrı, göbek altında veya bacakların üst kısmında kasılmalar şeklinde başlar. Kusma görülebilir. Yüz, sararır ve terleme artar.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon, su

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya; 1 kahve kaşığı kimyon konur. Ilındıktan sonra içilir. Günde, iki kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyunların hastalık mevsimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Bedenin bir uzvu). Bir ağrı ve eleme duçar ve mustarip olmak: Başım ağrıyor. (Faili daima bedenin bir uzvu olup, şahıs olmaz ve binaenaleyh konuşan ve hitap edilen faille tasrif olunmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ache. hurt. throb with pain. smart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ache. to be in pain. hurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasıkotu, (bot). Agrimonia ; kızılyaprak, koyun otu, (bot). Agrimonia eupatoria. hemp agrimony koyun otu, (bot). Eupatorium cannabinum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağrısı olmayan 2. Ağrı vermedgfı yapılan: Ağrısız doğum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağrıyı mucip olmak, veca ve elem vermek. Başağrıtmak = Tasdi ve iz’ac etmek, sıkıntıya sokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurt. to cause pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give / to cause pain. to let ache. to give sb pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toprakları inceleyen ilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agronomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir memleketin topraklarını iktisadi yönden inceleyen ilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilimsel tarım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karaya oturmuş. go aground karaya oturmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gusn). Dallar (bk.) Gusn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغصان] dallar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Ağ gibi örülmüş, ağ görünüşünde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gışâ). (bk.) Gışâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغشيه] perdeler. 2.zarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zehir, sem. Agu ağacı = Zakkum ağacı ki iki nevi olup birine ak ve diğerine karaağu denir. Ağu otu = Baldıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Ufak çocukları oyalarr.jğa mahsus bir hitap olup, ağucuk dahi denir (bugün «agu», «agguu» söyleyişi yerleşmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıtma, malarya; sıtma nöbeti . aguish (s). sıtmalı, sıtma getiren, nöbetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). Kucak: Bir ananın agûs-ı şefkati. Derâgûş etmek — Kucaklamak. Hemâgûş = Kucak kucağa sarılmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آغوش] kucak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Roma’nın birinci imparatorunun isminden gelir: Augustus). Kullandığımız takvimin sekizinci ayıdır. Asya’da Süryânîce’den alarak (Ab) derler. Ağustosböceği = Yazın çok öten çırlak böceği, (mec.) Çok söyleyen geveze adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aug. august.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the month of August.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cicada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cicada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gayr). 1. Yabancılar, teklifli adamlar, ecnebiler: Yâr ve ağyâr nazarında çirkin bir şeydir. 2. Rakipler, Aşıkın nazarında sevgilisi ile görüşenler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغيار] yabancılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scurrilous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foul mouthed. scurrilous. vituperative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loud mouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closemouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cagey. close. close lipped. incommunicative. reserved. reticent. secretive. self-contained. unobtrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray. slip out. to put in on the street.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Gızâ). (bk.) Gızâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Osmanlı saraylarında hizmet gören beyaz hadımağası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayınağacı çeşidinden kerestelik bir ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins orman ağacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maple. maple isfendan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kayınağacı): Kayıngillerden; nemli topraklarda yetişen bir ağaçtır. Meyveleri küçüktür. Yaprakları ilkbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. Şişmanlamayı önler. Romatizma ağrılarını dinlendirir. Ayak kokularını keser. Saçları gürleştirir, kepekleri yok eder. Cilt hastalıklarını tedavi eder. Kalp kifayetsizliğinin sebep olduğu idrar tutukluğunu giderir. Vücutta biriken tuzu atar. Üremi ve albüminde faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek çocuk biçimi kesilmiş kadın saçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fallow deer sığın.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

1. Yerinden indirmek. 2. Yere vurmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Batlamyos'un astronomi kitabı; Ortaçağda yazılmış fen kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit, kahraman.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Tek başına düşmana saldıran yiğit. 2.Eski Türklerde bir rütbe adı. 3.Eski Türklerde bir kurt adı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dolambaçlı yol; dolaylı davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). elektrik akımının amperle ölçülen kuvveti; amper miktarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bâtıni tefsir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, the letters of a word read backwards, but in its usual wider sense, the change or one word or phrase into another by the transposition of its letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thus Galenus becomes angelus; William Noy may be turned into I moyl in law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To anagrammatize. a word or phrase spelled by rearranging the letters of another word or phrase read letters out of order to discover a hidden meaning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a word spelled out by rearranging the letters of another word When both lexical forms appear in the same poem, especially in proximity, a reader may reasonably suspect that the anagram is a figure of speech If only one form occurs, the encoding of an asso

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form a recognizable word, phrase or message by rearranging letters This is the permutation of letters to achieve meaning Also see: multiple anagramming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rearrangement of the letters of a word or phrase For example, orchestra is an anagram of cart-horse and Old England is an anagram of golden land Anagrams are a common type of Wordplay in Cryptic Clues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word that is spelled with the exact same letters as another word Example: RIDES is an anagram of SIRED and vice versa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

These are a jumble of words and letters You need to rearrange the letters of words to make a new word or phrase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word, which when its letters are rearranged, becomes another word - e g MOTE becomes TOME, or MOOT POINT becomes O MOTTO PIN. a word or phrase spelled by rearranging the letters of another word or phrase. read letters out of order to discover a hidden m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). harflerin sırası değiştirilerek elde edilen yeni kelime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demirleme yeri, liman; demirleme, demirlenmiş olma; güven, emniyet ; demirleme harcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). husumet, kin; zıddiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antagoniste

düşman

Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who contends with another, especially in combat; an adversary; an opponent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A muscle which acts in opposition to another; as a flexor, which bends a part, is the antagonist of an extensor, which extends it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A medicine which opposes the action of another medicine or of a poison when absorbed into the blood or tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Antagonistic; opposing; counteracting; as, antagonist schools of philosophy. a drug that neutralizes or counteracts the effects of another drug a muscle that relaxes while another contracts; 'when bending the elbow the triceps are the antagonist'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone who offers opposition. a muscle that relaxes while another contracts; 'when bending the elbow the triceps are the antagonist'. a drug that neutralizes or counteracts the effects of another drug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drug or a compound that opposes the physiological effects of another At the receptor level, it is a chemical entity that opposes the receptor- associated responses normally induced by another bioactive agent [IUPAC Medicinal Chemistry] Compare agonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An agent or substance that counteracts the action of another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Muscle that counteracts the agonist, lengthening when the agonist muscle contracts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemical that binds to a receptor and blocks it, producing no response, and preventing agonists from binding, or attaching, to the receptor Antagonists include caffeine and naloxone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drug that prevents or reverses the action of another drug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that tends to nullify the action of another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that tends to nullify the action of another; in pharmaceutical terms, a drug that binds to a receptor without eliciting a biological response.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A character whose actions work in direct opposition to the protagonist Examples:.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound or drug which blocks or inhibits the effects of a neurotransmitter on receptor activation in the post-synaptic cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Opponent of the protagonist in a drama. a neutral term for a character who opposes the leading male or female character See hero/heroine and protagonist Close Window.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule that makes it more difficult for a post-synaptic cell to be influenced by neurotransmitters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule that prevents the activation of a receptor See Agonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One agent that opposes or fights the action of another For example, insulin lowers the level of glucose in the blood, whereas glucagon raises it; therefore, insulin and glucagon are antagonists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Biological agent that reduces the number or disease-producing activities of a pathogen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The major character in opposition to the hero or protagonist of a narrative or drama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something opposing or resisting the action of another One of two muscles which pull in nearly opposite directions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhasım, karşı çIkan, muhalif kimse. antagonis'tic (s). muhasım, zıt, muhalif. antagonis'tically (z). muhalefet ederek, karşı çIkarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zıtlık yaratmak, aleyhine çevirmek, husumeti tahrik etmek, kışkırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antagonisme

düşmanlık

Düşmanca duygu veya davranış.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. antagonisme

tezat

Karşıtlık, karşıt olma.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çog. yamyamlar. anthropophagous (s). insan eti yiyen. anthropophagy (i). yamyamlık, insan yeme adeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanın pıhtılaşmasına engel olan ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kral tarafından hanedana mensup olanlara irat ve maaş olarak tahsis olunan arazi veya para; has, tımar; bir kimsede yaradılıştan mevcut olan kabiliyetler , fıtri istidat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâve, katkı, ek, zeyil, mülhakat; (biyol). uzantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. jeoloji). Billûrlaşmış bir çeşit kalsiyum karbonat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde şarkıların sonunda ve bazan başında çalınan saz partisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). bir borsada satın alınan tahvilatı aynı zamanda diğer bir borsada kâr ile satma; arbitraj; hakem vasıtası ile bir davayı halletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üzerinde irili ufaklı çok sayıda ada bulunan deniz; takımadalar ; adalar grubu. the Archipelago Adalar Denizi, Ege Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Atina-da Akropol'ün yanında bulunan bir tepe; o tepede toplanan yüksek hukuk meclisi. Areopagite (i). Aeropagus meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hediye, peşkeş, tuhfe, bergüzar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. bestowal. bounty. gratuity. presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. present hediye. award. prize ödül.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. anniversary volume. box. buying incentive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Hediye, peşkeş, tuhfe, bergüz(Erkek İsmi) 2.Birinin gördüğü işe veya başarısına karşılık olarak verilen şey, mükafat.3.Bir ilim adamını tanıtmak veya çalışmalarından ötürü mükafatlandırmak maksadıyla adına çıkarılan ilmi es(Erkek İsmi) (Köprülü Armağanı). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıyamet gününde iyilik ve kötülük orduları arasında sıkacak savaşa sahne olacak meydan, mahşer; ölüm kalım savaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Hafifletilmişi «arpa»). 1. Şaman Türkleri’nin din büyüklerinin hastalara okuduğu afsun, sihir. 2. Yılanı kovuğundan çıkarmak için veya zehirinin tesirini gidermek için okudukları afsun. (Doğu Türkçesi’nde afsun etmek, mânâsiyle «arpalmak» fiili dahi kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yulafa benzer bir nebat. Yaban arpası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Efsun-ger, sihirbaz, üfürükçü, efsuncu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). 1. Sıraca otları familyasından bir bitki. Halk arasında «anasına babasına pay veren» diye de anılan türlü renkte, güzel çiçek açan. (Anthirrinum). 2. Havuz kenarına konan ve ağzından su akan arslan şeklinde taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yukarı mukabili, Osmanlıca, sâfil, tahtânî, zîrîn: Evin aşağı katı. 2. Eksik, noksan, dûn: Bunun kıymeti aşağıdır. 3. Alçak, dûn, bayağı, değersiz: Aşağı adam, aşağı mal, aşağı taraf, alt, mâdûn: Bu tarlanın aşağısı sulaktır. Alt, taht, zîr: Bir aşağı bir yukarı koşmak, aşağı inmek, aşağıda, aşağıdan aşağıya. Aşağı atmak = Yabana atmak. İtibar etmemek. Aşağı almak: = Düşürmek, yıkmak. Aşağı vurmak = Çıkartmak ve eksiltmek, düşürmek. Başaşağı = Tersine dönmüş. Aşağı düşmek = Sukut etmek, çıkartmak. Aşağı, yukarı = Takriben, az çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower. inferior. lowly. minus. hedge. infra. down. below. lowly. infra-. hypo-. sub-. below.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

below. down. lowly. nether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down. downwards. lower. inferior. mean. common. the lower part. downtown. the space below. mediocre. menial. sub. subordinate. vile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

HiFi terminolojisinde aşağı dönüştürme genellikle Çoklu kanal karışımını alıp daha az kanal sayısıyla tekrar oynatmak anlamına gelir. Örneğin bir 5,1 karışımı, A/V amplifikatör kullanılarak stereoda tekrar oynatılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

more or less.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. approximately. around. rough. roughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

up and down. roughly. nearly. about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

below. down. under. down there. downstairs. hereinafter. infra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

below. downstairs. down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

below. down. downstairs. hereafter. hereunder. infra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the following. the undermentioned. downstairs. lower. nether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

below. following. nether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

following. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contempt. humiliation. insult. abasement. contemptuousness. disparagement. insolence. mortification. opprobrium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slight. snub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. political invective. scorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. inmek, düşmek, tenezzül etmek. 2. Kıymet ve itibardan düşmek, bayağılaşmak: Bu gazete pek aşağıladı. Kadir ve itibardan düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. the wall. insult. humiliate. talk down. abase. belittle. pooh-pooh. scorn. take down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abase. affront. despise. insult. slight. snub. to run down. to snub. to despise. to degrade. to abase. to look down. to lower. to insult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to degrade. to treat as inferior. to lower. belittle. humiliate. make a mockery of. scorn. kick in the teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşağı duruma düşürmek, indirmek, küçültmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemptuous. derogatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derogatory. injurious. pejorative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşağısı olan: Aşağılı yukarılı yer, ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Adilik, aşağı olma hali. 2. Düşük evsaflı, Adi: Aşağılık adam, aşağılık mal. Aşağılık duygusu = Kendisini başkalarından aşağı görme hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low-down. unworthy. contemptible. base. abject. no class. dirty. groveling. grovelling. ignoble. ignominious. mean. no-good. petty. rascally. reptile. reptilian. scabby. scurvy. slavish. snotty. sordid. tinpot. unutterable. vile. wicked. wormy. lowne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abject. atrocious. base. contemptible. despicable. low. shabby. sordid. unsavoury. vile. baseness. lowness. meanness. mean. ignoble. dishonourable. shameful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baseness. meanness. vulgarity. mean. ordinary. vulgar. banal. abject. bugger. cheap. contemptible. despicable. inferiority. low- down. mean individual. servile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling of inferiority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inferiority complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down. downstairs. low. over. downwards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downstairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Esas olarak, sanayi tesislerinden, konutların ısıtılmasından ve otomobillerden kaynaklanan, sülfür ve azot oksitleri içeren su buharı emisyonlarının yol açtığı asit çökelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deserter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deserter. draft-evader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Kurtagzı, Tavşandudağı, Anthirinum, Linaire, Muflier): Türlü renklerde yetişen güzel görünümlü bir bitkidir. Kokusuzdur. Daha ziyade süs bitkisi olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Bronşitte rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası, örneği üzüm asmasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kabağın çardağa alınan uzun bir cinsi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. asparagus

uydurma

Gerçek olmayan, gerçekmiş gibi gösterilen haber.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuşkonmaz, (bot). Asparagus officinalis. asparagus fern perçemli kuşkonmaz. wild asparagus dişi kuşkonmaz, (bot). Asparagus acutifolius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Afrika'da kullanılan hafif bir mızrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı, meclis; takım, kalabalık; montaj; bir araya toplama veya toplanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azaltmak, hafifletmek, yatıştırmak, teskin etmek, kesmek; tatmin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (mim ).dlşbukey pervaz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). topuk kemigi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Kafkasya’daki Astrahan şehrinin adından). Anasının karnından doğmadan çıkarılan kuzunun kıvırcık ve parlak postu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astrakhan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astrakhan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Eski Türklerde hekimlere verilen isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic age. nuclear age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kendi hastalığını teşhis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fighter. fighter plane. fighter airplane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ortasını bulmak, vasatisini alrnak; vasati olarak yapmak veya almak; vasati yekun tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). vasati hesap, ortalama, vasat, orta; cari olan fiyat, derece veya miktar; adi ölçü; (den). hasar, avarya; (s). muhammin , avarya duzenleyen eksper. average clause sigortada verilecek tazminatın miktar ını sınırlayan madde. above the aver

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yucca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zanbakgillerden bir bitki. Anavatanı Amerika’dır. Başak halinde iri ve beyaz çiçek verir. (Yucca gloriaso).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Türkçe «ayak» tan). Ayaklı kadeh, piyale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Türkçe «ayak» tan). Ayaklı kadeh, piyale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayak işlerini çabucak yapan.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ayak ağrıları; çoğunlukla yorgunluk, bağ yerlerinin burkulması, fazla kilo almak veya bazı hastalıklardan kaynaklanabilir. Önemli bir hastalıktan kaynaklanmayan ağrılarda yapılacak masaj ve dinlenme çok faydalı olur.

Ağrıyan yerler iyice ovulur. Ayak ikinci parmağının üçüncü parmakla birleştiği noktanın iyice ovulması da çok faydalıdır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impediment. hindrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bootlace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoelace. shoestring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe lace. shoe string.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunflower oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunflower oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (z). kulis, soyunma odaları, perde arkası; (s). perde arkasında olan, kuliste bulunan; (z). kuliste, perde arkasmda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakterileri yok eden küçücük cisimler

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almond oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takılma, latife, şaka; istihza

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nota yazısında bir işaret ki, çeşitli mânâlara gelir: Musiki cümlelerini bağlar, yaylı sazlarda bir yay çekimi melodiyi gösterir v.s.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bağlayacak şey, bend, kayıt, rabt, rabıta: Diz bağı, ekin bağı, saç bağı. 2. Saran şey, sargı, lifâfe, visak: Göz bağı, boyunbağı, yarabağı. 3. Bohça uçları bağlanmak şartiyle bir şeyi kaplayıp saran şey: Yatak bağı. 4. Bağlanmış şey, demet, deste: Ot, ekin bağı. 5. Münasebet, alâka, rabıta. Oküzbağı — Kaynamış ıhlamur. Dizbağı çözülmek, gevşemek = Çok korkmak. Gözbağı = Gaflet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bahçe, ravza, bostan, firdevs. Bağ-ı behişt = Cennet, ravza-i rıdvân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üzüm ağaçları bulunan yer: Bağa girmek, bağ bekçisi. 2. Üzüm ağacı: Bağ dikmek. Bağbozumu = Üzümlerin toplanması ve bunun mevsimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. brace. cord. tie. string. knot. vineyard. vinculum. beginnings. alliance. bandage. binder. connection. connexion. copula. copulation. corelate. daughter. fascia. fastener. fastening. header. lace. ligament. ligature. link. linkage. linkup. nexu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. brace. connection. contact. fastener. lace. ligament. link. string. tie. till. yoke. cord. bandage. bunch. sheaf. relation. impediment. restraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath , spa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باغ] bahçe, bağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (-ged,-ging) torba, çanta; kese, çuval; bir çanta muhtevası, çantanın içindekiler; inek memesi; argo bir paket esrar; (f). torbaya veya çuvala koymak; torba gibi şişmek, torba gibi sarkmak; şişirmek, germek; yakalamak, avlamak. bag and baggag

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vintage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vintage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bahçıvan, bahçe bekçisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bağlık yer, bağ, bahçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kurbağa ve kaplumbağa çeşidinden hayvanların umumî ismidir: Kaplubağa (kaplumbağa), kurbağa, taşbağa (tosbağa), otlubağa, yeşilbağa vesaire. 2. Kaplumbağa cinsinden bazı deniz hayvanlarının kabuğu ki, sedef gibi, lâkin siyahımsı ve daha yumuşak olur. Bu bağadan yapılan eşya: Bağa taraf, muhafaza vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Baksana!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tortoiseshell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). T. Yolcu eşyası. 2. Yolcu eşyası koymaya yarayan yer, yolcu eşyası vagonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baggage. luggage. trunk. well. boot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baggage. boot. luggage. trunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baggage. luggage. car trunk. boot. baggage steward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baggage carrier. deck lid. luggage carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trunk lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Koltuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بغل] koltuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hadde ermeden düşen yavru, düşük, cenîn, sâkıt. 2. Olü doğan kuzunun derisi. (Bundan nakledilerek F. bağane).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suyu çıkarılmış şeker kamışı (kağıt v.b.imalinde kullanılır); üzüm veya pancar posası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önemsiz şey; bilardoya benzer bir oyun; çoğunlukla piyano için bestelenmiş kısa ve hafif parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kahraman, batır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باغبان] bahçıvan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Küskütotunun bir adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1, Bağlarda sona kalan mahsullerin toplanması. 2. Bu işin yapıldığı mevsim, güz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باغچه] bahçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باغچوان] bahçıvan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bağa bakan ve bağ idare edip üzüm yetiştirmekle meşgul olan adam, bağa bakmak san’atını bilen adam: Bağcı maaşı; falan iyi bağcıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vine grower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grape grower. winegrower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük bağ. 2. Öteberi bağlamaya yarayan şerit şeklindeki bağ, ayakkabı bağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace. cord. string. strap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağa bakanın işi ve san’atı: Bağcılık ediyor; bağcılık nazik bir san’attır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viniculture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viniculture. viticulture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Bağdat şehri; Irak'ın başşehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). 1. Bağdad şehrine mensup ve müteallik veya Bağdad ahalisinden, Bağdadlı. 2. Dar, ensiz tahta pervazlarından yapılmış ve üstü sıvanmış bölme ve tavan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Değeri ölçülemeyen gül.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Güreşte hasmın bacağını kendi bacağiyle sarıp yıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine geçirerek bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dizleri büküp baldırları haç gibi toplayarak oturmakla alınan vaziyet: Bağdaş kurmak = Bu vaziyette oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sitting cross-legged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sitting cross-legged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yakın arkadaş, dost.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homogeneous homojen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in agreement. coherent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coherence. accordance tutarlık. insicam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination. concord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dizleri büküp baldırları haç gibi toplıyarak oturmak, bağdaş kurmak. 2. Uymak, anlaşmak. 3. Uyuşmak, uzlaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agree. reach an agreement. square with. accord. comport. consort. square.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mesh. square. to agree with. to accord with. to suit. to get on well with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get along well with. to be compatible with. mix. tally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompatible. incongruous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anlaşmazlık, uyuşmazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompatibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. accommodate. correlate. ensure harmony. associate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodate. to harmonize. to reconcile. to accommodate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harmonize. to reconcile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bagdad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baghdad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Baghdad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İrak’ın başkenti olan tarihsel kent. Bağdat Hatun: (XIV. yy.) Emir Coban’ın güzelliğiyle ünlü kızı. İlhanlılar devletinin son hükümdarı Ebu Said Bahadır Han ile evlenmiştir. Bahadır Han’ın ölümünden sorumlu tutularak Arpa Han tarafından öldürüldü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins tatlı küçük ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ABD bagaj, yolcu eşyası; ordu ağırlığı; hafifmeşrep kadın; işvebaz kız, canlı genç kadın. baggage master (i). bagaj memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kenevir veya jütten dokunmuş olan çuval bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). torba gibi, gevşek, sarkık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Serkeş, Asi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spell. charm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dependent. conditional. relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dependent. conditional. relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

functional value. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative humidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) bağırdak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bağî, eşkıya olma, haktan sapma, serkeşlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dependence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uydurma kelime) (i.). Başka bir şeyin tesiri altında bulunan. Başka bir varlığın iradesi, gücü veya yardımı olmadan kendi başına bir şey yapamıyan, müstakil olmayan, tâbi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addicted. dependent. hooked. subsidiary. in the bondage of vice. clinging. confirmed. habitual. inveterate. subject. linked. addict. interdependent. freak. given to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addict. reliant. subject. dependent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dependent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inveteracy. dependence. subjection. addiction. dependency. dependance. habit. bondage. fixation. indulgence. servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction. dependence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dependence. addiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uydurma kelime) (i.). Bağımlı olmayan, müstakil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

independent. free. detached. unattached. unconnected. distanced. sovereign. crossbench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. independent. maverick. sovereign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stand-alone. independent. autonomous. cross bencher. free. frc- floating. on one's own. substantive. unaffiliated. uncommitted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Independent External Auditing)

Ortaklıkların ve sermaye piyasası kurumlarının kamuya açıklanacak veya Kurulca istenecek mali tablolarının, genel kabul görmüş muhasebe kavram ilke ve standartlarına uygunluğu ile bilgilerin doğruluğunun ve gerçeği dürüst bir biçimde yansıtıp yansıtmadığının, denetçiler tarafından denetim ilke ve kurallarına göre, defter, kayıt ve belgeler üzerinden incelenmesini ve tespit edilen sonuçların rapora bağlanmasını ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

independence. freedom. independency. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. independence. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

independence. independency. independent means. self-dependence. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correlation. relation. relationship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. relationship. correlation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karaciğer. 2. Her şeyin içi veya önü: Dağın, yayın bağrı. Bağrıaçık = Perişan hal. Bağra basmak = Kucaklamak. Bağrıkara, bağrıyamk = Kederli, mahzun ve mükedder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(kullanılan şekli: Bâr). Bağırmayı tasvir etmek ve mânâyı kuvvetlendirmek için mükerrer kullanılır: Bağır bağır bağırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chest. bosom. breast. middle part. internal organs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bosom. breast. heart. bowels. viscera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yük arabasının çatal yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: Bağıldak). 1. Beşikteki çocuğun göğsü üzerine kundağını bağlayan kumaştan enli bağ. 2. Adet görmüş kadınların tutundukları bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırmak fiili ve tarzı, nâra, sayha: Bu bağırış nedir? (bk.) Bağrışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shouting. clamour. holler. scream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırmak fiili, sayha, nâra, böğürme, öğürme: Sarhoşların, öküzlerin bağırması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry. shout. call. yawp. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellow. call. calling. exclamation. hoot. shout. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağırdan, içeriden ses çıkarmak, bağırmak, haykırmak, sayha, nâra atmak, (hayvan) öğürmek, böğürmek. Bağırıp çağırmak = Yaygara ve gürültü etmek. Yüze bağırmak = Bağırarak sert muamele İle ürkütmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shout. bawl. yell. scream. exclaim. shout out. shout at. bark at. bark. bellow. call. cry. ejaculate. holler. hollo. holloa. hoop. hoot. howl. roar. sing out. whoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blare. call. cry. exclaim. holler. scream. shout. thunder. whine. whoop. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shout. to clamour. to cry. bellow. call. cry out. holler. scream. sing out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. anatomi). Karnın içindeki dar ve uzun dolaşıktı, içi boş uzuv. (bk.) Barsak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intestinal. gastral. enteric. bowels. intestine. bowel. gut. enteron. ileo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowels. gut. intestine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intestine. gut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bağırsaklarda hissedilen şişkinlik, bağırsak gazından kaynaklanır. Nedeni, bağırsakları besleyen bezlerin yeteri kadar çalışmaması, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozukluğudur. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Kaynatılır, süzülür. Yemeklerden sonra 2 çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Beslenme bozuklukları, soğuk veya sıcak içecekler veya kullanılan bazı ilaçlar, hastalığın nedenleri arasındadır. Tıp dilinde kolit denir. Tedavide rejim ve istirahat esastır. Yenmemesi gerekenler : Lahana, karnıbahar, kabak, domates, yağlı et suları, yağlı et ve balıklar, konserveler, av etleri, pastırma, sucuk, salam, börek, taze ekmek, bütün baharatlar, alkol. Yenilmesinde sakınca olmayanlar : un veya sebze çorbaları, yağsız ızgara etler, yoğurt, patates püresi, pilav, beyaz peynir ve sebze yemekleri.

Tedavi için gerekli malzeme : Pirinç çorbası, yoğurt.

Hazırlanışı : 1 kase pirinç çorbası ile birlikte, bir su bardağı dolusu taze yoğurt yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enteritis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Önemli bir hastalığın işareti olabilir. Önce kanamanın nedenini tespit ettirmek gerekir. Kısa sürede kesilmeyen kanamalarda mutlaka doktora başvurmak gerekir. Doktora başvuruncaya kadar aşağıdaki reçetelerden biri kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazırlanışı : 1 adet havuç, önce soğuk suyla yıkanır, sonra rendelenir. Suyu içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cestode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bağırsak solucanları, insan vücudunda asalak olarak yaşarlar. Bunlara bağırsak kurtları da denir. Genellikle 5 grupta toplanırlar.

- Yuvarlak kurtlar

- Kıl kurtları

- Kamçı kurtları

- Kancalı kurtlar

- Şerit

Aşağıdaki reçeteler bağırsak solucanlarını düşürmek için kullanılır; ancak hamileler kesinlikle kullanmamalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 avuç nar kabuğu konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah aç karnına 1 bardak içilir. Kurtlar dökülünceye kadar devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowels. guts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırtmaya sebep olan: Devebağırtan = Pek dik ve çamurlu yokuş (taşlık olursa naldöken denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outcry. shout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outcry. shout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir çeşit yaban ördeği, katâ, suçulluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bağırmasına sebep olmak. 2. Bağırmak üzere vazifelendirmek: Tellâl bağırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb shout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağışlanan şey veya bağışlamak işi, teberru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

donation. gift. endowment. benefaction. bestowal. bounty. contribution. donative. grant. largess. largesse. offer. offering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefaction. boon. bounty. donation. grant. largesse. offering. charity. largess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

donation. grant. gift. charitable bequest. charitable contribution. charitable gift. endowment. gratuity. offering. relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Bağışlanan şey, ihsan. 2.Sıçrayış, atlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bağış).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contributor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bağış).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.) (uyd. k.). Muaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exempt. immune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (uyd. k.). Bağışık olma hail, muafiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immunity. exemption. dispensation. challenge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immunity. exemption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immunity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgiveness. pardon. remission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgiveness. donation. granting. pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(M1Karşılıksız vermek, hediye ve ihsan eylemek, bahşetmek: Kendisine bir çiftlik bağışladı. 2. Alacağından vazgeçmek, sarf-ı nazar ve terk etmek: Birçok alacağım vardı lâkin bağışladım. 3. Ceza ve intikam istemekten geçip affetmek: Kabahatimi bağışladı. 4. (Cenâb-ı Hak) almamak, yaşatmak: Ne güzel çocuk Allah bağışlasın, anasına, babasına bağışlasın!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

donate. give away. give to charity. pardon. forgive. excuse. have mercy. save. absolve. bestow. dispense. endow. grant. hand out. hand over. instate. kick in. remit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bestow. condone. excuse. forgive. pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to forgive. to pardon. to donate. to make gift. to spare. absolve. contribute. dispense. excuse. give away. grant. remit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pardon. donation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be pardoned. to be donated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bahşiş ve hediye verdirmek. 2. Affettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb pardoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Bağışlayan, ihsan ve nimetler veren. 2. Affeden, mağfiret sahibi, gafûr, rahîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgiving. magnanimous. merciful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgiving. compassionate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bağışlamak fiili, bahşiş, nimet verme, ihsan. 2. Af, safh, mağfiret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bahçelik ve bağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), Bâğîlik ve serkeşlikle edilen: Hareket-I bâğiyâne = BAğîlik ve serkeşlikle: Bâğiyâne hareket ediyor = Eşkıyaca davranıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Katır, ester.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copulative. conjunction. connective. paper clip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjunction. particle. conjunction rabıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjunction. link.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

context.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

context. bunch. bundle. sheaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

context.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Cinsleri ayrı ya da birbirlerine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, deste. 2.Bir koşuttaki dörtlüklerin herbiri. 3.Herhangi bir olayda, olaylar durumlar ilişkiler örgüsü ya da bağlantısı. 4.Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen kelimeyi etkileyen belirleyen birim ya da birimler bütünü. -Erkek veya kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk halk musikisinde bir mızraplı saz. Kopuz’dan İnmedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağlamak işi (bk.) bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connecting. affiliation. attribution. coupling. fastening. fixture. immobilization. lacing. lashing. folk instrument with three double strings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. fastening. connecting. binding. tying. brace. crossbeam. an instrument with three double strings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coupling. fixture. linkage. mooring. switching. tying. binding. crossbeam. binding joist. accouplement. tieing up. tie. adhesion. conclusion. assembly. connection. connexion. linking. connecting. chord. joining. locking. fixing. splicing. engagi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. aslı: Bağmak). 1. ip ve ona benzer şeyleri dolaştırıp rabtetmek, düğüm yapmak: ipi bağlamak; İpi çiviye bağlamak. 2. İp ve ona benzer bir şeyle bir şeyi diğerine veya birkaç şeyi birlikte rabt ve bend etmek, bir araya getirmek: Demet bağlamak; ağacı hereğe bağlamak; hayvanı kazığa bağlamak; birinin ellerini, ayaklarını bağlamak. 3. Sarmak, sargı geçirmek: Başını, gözünü, yarayı bağlamak; başına mendil bağlamak. 4. Takmak, asmak, kuşanmak, kuşatmak: Bele kılıç bağlamak. 5. Kapamak, sed ve bend etmek: Kapıyı, suyun mecrasını bağlamak. 6. Hâsıl ve peyda etmek, edinmek: Ekin, tane, tohum bağladı; süt kaymak bağladı. Sular buz bağlamış; yara kabuk bağladı. 7. Kavuşturmak: Ellerini bağlayıp divan durmak. 8. Tahsis ve tayin etmek: Birine maaş, aylık tayinat bağlamak. 9. Yapmak, teşkil etmek: Saf bağlamak. 10. Toplayıp bohça ve denk etmek: Eşyayı bağlamış; yatakları bağlamışlardı. 11. Pranga ve zincire vurmak: Suçluları bağlamak usûlü kaldırıldı. Baş bağlamak = Bir yere mensup ve bağlı olmak, intisâb etmek. Başını banlamak = Bir işle uğraştırmak, işi vermek, Avârelikten kurtarmak. Evlendirmek. Bel bağlamak = Umld etmek, intisab etmek, hizmet arz etmek: Hizmetinize bel bağladım. Pamuk ipliğiyle bağlamak = Geçici bir tedbir ve çare bulmak. Sağlam kazığa bağlamak = Sağlamlaştırmak. Tatlı yerinde bağlamak = İyi netice vermek. Göz bağlamak = Sihir ve büyü etmek. Gönül bağlamak = Aşık olmak, sevmek, kendini bir şahsa, bir şeye, bir ümide vakfetmek. Yelken bağlamak = (Gemi) harekete hazırlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixate. tie. bind. attach. fasten. connect. tie down. unite. conjoin. assign. affiliate. attribute. band. bandage. bond. brace. braid. clasp. colligate. concatenate. copulate. cord. couple. do up. engage. enthral. enthrall. fasten up. fix. grapple. g.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affix. attach. attribute. bandage. bind. bolt. connect. fasten. hitch. lace. loop. obligate. tie. yoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assess. attach. bind. link. connect. mount. to tie. to attach. to connect. to bond. to wrap. to fasten. to bind. to couple. to gear. to join. to unite. to assemble. to pack. to hoop. to conclude. to link. to engage. to brace. to lock. to fix. t.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contextual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Angıt gibi kanatlan kırmızı bir cins kaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. binding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commitment. connection. mooring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. bağlanmak). Rabt ve bend ve kayd olunmak. 1. Tutulmak, ayrılamamak: Bu işe bağlandık. 2. Mecbur ve merbut olmak, taahhüt altına girmek. Basireti bağlandı = Gafil davrandı, (bk.) bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

have down on smb. be tied. be attached to. engage. attach. be committed. adhere. cling. conjoin. connect. fasten. hang. hitch. hold on. lace. be stuck on. wed. be wedded to. yoke. yoke together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tied. to be bound. to be committed to. to be dedicated to. adhere. attach. attach one's self. cleave. connect. engage. link. wed. yoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İrtibat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connecting. connection. link. relation. tie. channel. commitment. communication. concern. connexion. contact. contact man. coordination. coupling. dealings. header. hookup. intercourse. liaison. linkage. linkup. noose. tie-in. tie-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connection. contact. liaison. link. linkage. relation. relationship. touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. link. linkage. connection. commitment. communication. coupling. hookup. joint. tie. attachment. fixing. fixture. brace. bracing. knot. engagement. crossband. connexion. clamp. splice. fastening. jack. binder. clip. accouplement. jun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bağlantı istasyonu, taşınabilir bilgisayara ek arayüzler, sürücü yuvaları ve güç kaynağı sağlayarak gerçek bir masaüstü bilgisayar gibi çalışmasını sağlayan bir donanımdır. Dizüstü bilgisayar ve bağlantı istasyonu arasındaki dijital ve fiziksel bağlantıyı tek arayüz sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ultra kompakt bilgisayarlara ek arayüzler sağlamak için tasarlanmış bir donanım birimi.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

related. connected. engaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interconnected. coordinated. aligned. engage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconnected. uncommitted. uncoursed. non-aligned. choppy. disconnected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-aligned countries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-alignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-alignment policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. ke.). Müttefik. Bir başka devletle anlaşması bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allied. unanimous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coupling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reach on agreement ittifak etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agree on a programme of action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Rabt ve bend ettirmek: Denkleri bağlattınız mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth tied / connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binding. connecting. stringent. linking. connective. restrictive. subordinative conjuction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binding. obligatory. connecting. binding agent. binder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binding. fixer. coupler. switch. rigger. fixing agent. binder. obligatory. connecting. connective. binding effect. tying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bound. tied. conditional. bonded. connected. dependent. dependant. attached. hooked. faithful. adherent. adhesive. adjective. affiliated. amenable. appurtenant. banded. cohesive. conjoint. consequent. corded. devoted. germane. incidental. laced. obse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendant. bound. connected. dependent. devoted. faithful. inseparable. loyal. relative. reliant. subject. tied. dependent. contingent. related. connected. impotent. spellbound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancillary. appurtenant. bound. tied. dependent on. related to. connected with. devoted. committed. adherent. affiliated. appertaining. attached. bound up in. cohesive. consequent. faithful. fixed. geared. inseparable. related. relative. subordinate. subsi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tied loan. tied credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depend. rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be affiliated to / with. depend on. appertain. cling. connect. depend. hang on. hinge. relate. turn on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Affiliate Company, Subsidiary)

İşletmenin doğrudan veya dolaylı olarak en az % 50 oranında oy hakkına veya en az bu oranda yönetim çoğunluğunu seçme hakkına sahip olduğu iştiraklerdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Rabt ve kayd ve bend olunmuş. Bağlı, merbut, düğümlü: Kazığa bağlı at. 2. Sed ve bend olunmuş, kapatılmış: Bağlı kapı, geçit. 3. Dayalı, alâkalı, mütevakkıf: Bunun anlaşılması kelimelerinin bilinmesine bağlıdır. 4. Cinsî iktidarı olmayan, cinsî iktidarını kaybeden. Eli, ayağı bağlı = İstediğini yapamayan. Başıbağlı = Nişanlı, nikâhlı. Basireti bağlı = Gafil. Dili bağlı = Dilsiz, ebkem. Gözü bağlı = Ummî, habersiz, gafil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağların çok olduğu yer, bağ olan yer. Bağlık, bahçelik — Yeşilliği, ağacı, bol olan yer. Bağı, bahçesi çok olan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağlı olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. correlation. interdependence. obedience. allegiance. faith. faithfulness. adherence. adhesion. cementation. cohesion. cohesiveness. constancy. devotion. fidelity. homage. interdependency. loyalty. singleness. subordination. troth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adherence. allegiance. alliance. commitment. constancy. devotion. faith. fidelity. loyalty. dependence. faithfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dependence. devotion. faithfulness. affection. statistical correlation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bağlamak. 2. (Baymak gibi) büyü ve sihir etmek, efsunlamak: Göz bağmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatic. fanatical. bigoted. hard-shell. illiberal. narrow-minded. puritan. puritanical. rabid. sectarian. strait-laced. zealous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigot. bigoted. fanatic. puritan. straitlaced. zealot. narrow-minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigoted. fanatical. apostle of hate. bigot. fanatic. puritan. religious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigotry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigotry. fanaticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigotry fanaticism. bigotry. zealotry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). umumhane, genelev, hamam; eski doğu memleketlerinde esirlerin konduğu zindan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gayda, İskoçlarım tulum çalgısı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iskete kuşunun bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outcry. clamour. squeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birlikte ve bir ağızdan bağırmak, yaygara ve çığlık koparmak: Kadınlar bağrışmaya başladılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whoop. to shout all at once. to shout at each other. to scold each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Ansızın, birdenbire, beklenmediği halde: Bağteten zuhur ediverdi: Birden görünüverdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بغتة] ansızın, birdenbire.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bakla, fasulye, akasya, keçiboynuzu v.s. gibi pek çok sebze ve ağaçları içine alan büyük bir bitki familyası. Baklagiller, ikiçenekll ayrı taçyapraklılardandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pulse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leguminosae.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leguminous seeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cod liver oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cod oil. cold-liver oil. codfish oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whale oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whale oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Denizde yaşayan memeli hayvanlar familyası. Bunlar balık biçiminde olur. Başlıca örneği balinadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik) iki çenekli ve bitişik taçyapraklılardan bir bitki familyası. Nane, lavanta çiçeği, kekik gibi kokulu bitkiler bu familyaya girer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f sargı, bağ; f sarmak, bağlamak (yara veya göz).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir geçit töreninde bandoyu taşıyan araba; A.B.D., (k.dili). gözde olan taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rain cats and dogs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ingiliz baronlar slnıfı; baronluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sulama işlerinde hendekteki suların yönünü veya seviyesini değiştirmek için hendeğe konulan geçici mânia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,ask.top ateşi ile yapılan mania;şiddetli hücum.barrage balloon uçak hücumuna karşı savunmada kullanılan ve yere bağlı olan balon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir.

- Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları.

- Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları

- Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları

- Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları

- Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları

- Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları

- Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları

- Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları

- Saralılarda görülen baş ağrıları

- Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları

- Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları

- Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları

Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır. Aşağıdaki reçeteler; grip, nezle, soğuk algınlığı, yorgunluk veya sinir bozukluğundan kaynaklanan baş ağrılarını dindirmek için uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarmısak

Hazırlanışı : 1 baş sarmısak, havanda dövülür. Alna konur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cephalalgia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headlong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Upside down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

megrim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bilinenden, alışılandan hiç bir farkı olmayan: Basbayağı bir ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altogether. entirely. simply. just.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

BAŞClĞAZ (i.). Küçük çıban başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condolatory. condolence. sympathies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from top to bottom. from head to foot. throughead. up- and-down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Adî, has olmayan, avam-kârî: Bayağı kâğıt. 2. Aşağı, dûn: Bayağı adam, pek bayağı mal. Adetâ, düzce: Benim bayağı sıtmam vardır. Mübalağa ve tekid için «bas» edatını alır: Basbayağı bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. banal. ordinary. coarse. vulgar. camp. cheap. no class. coarse-grained. common as dirt. commonplace. corrupt. dastardly. goodish. inferior. lewd. little. low camp. low class. menial. plebeian. prosaic. run-off-the-mill. shoddy. tawdry. quite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banal. coarse. common. low. mean. menial. poor. shoddy. vulgar. ordinary. plain. quite. simply. just. entirely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coarse. vulgar. low. banal. characterless. cheap. dreadful. ignoble. inferior. low camp. mundane. ordinary. pitiful. plebeian. poor. profane. rumdum. servile. simple. tawdry. workaday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgar fraction. common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Adîlik: Bu kâğıdın, bu yazının bayağılığı meydandadır. 2. Aşağılık, dûnluk: Bu adamın bayağılığı ilk sözünden anlaşılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinariness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarity. coarseness. banality. inferiority. platitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downhill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir seşit küçük av köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). Başlangıcı kötü; kötü bir şekilde başlanmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kirletmek bulaştırmak, ıslatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). İ ktçenekl ilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi begonyadır.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

: Esaslı bir hastalıktan kaynaklanmayan bel ağrıları, çoğunlukla yorgunluk sonrası görülür. Dinlenmekle geçer. Uzun süren bel ağrılarında mutlaka doktora görünmek gerekir. Yorgunluktan doğan bel ağrılarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Bele; dört kat lahana yaprağı konur, üstü sıkıca sarılır. İstirahat edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumbago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumbago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. edebiyat). Meramın iyi suretle, düzgün ve san’atlı sözlerle ifadesi. Fesâhat dahi belâgatın şartlarından olmakla, her söz fasîh ve belîğ değilse de, her beliğ sözün fasîh olması şarttır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eloquence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eloquence. rhetoric. declamation. fluency. oratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاغت] kusursuz söz söyleme

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. muhasara etmek, kuşatmak, etrafını çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içecek, meşrubat, içki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beyinsiz, akılsız, boş kafalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekini hem biçen, hem de demet hale koyan biçme makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper-binder. reaping-machine. binder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika elması denilen ağacın başka bir adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika elması denilen ağacın başka bir adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yetiştirme, İsâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yetiştirme, İsâl.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bilge). Bilge Kağan (683-734). Göktürk hakanı. İkinci Göktürk hanedanlığının kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

computer network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beer glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Terk olunmak, (bk.) bırakılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bırakıntı. T. Bırakmak, terk olunan şey, bir tarafa atılıp işe yaramayan şeyler. 2. Denizin sahile attığı kum, taş vesaire. 3. Liman muhafazası için önüne atılan kayalar ve taşlar yığını.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. siperlerde zırh levhası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tıkanma, blokaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayıkla taşıma ücreti. boat hook den. kanca, çengelli uzun sırık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Böbrek ağrısının nedenleri çeşitlidir. Bunlar arasında: böbrek taşı, böbreklerden idrar akışının tıkanıklık nedeniyle düzensizliği, böbrek uru, böbreklerden çıkan zehirli atıkları mesaneye taşıyan borularda taş, ur veya kan pıhtısı, böbrek apsesi olabilir. Ağrılar sırasında terleme ve kusma da görülebilir. Aşağıdaki reçeteler tedavi amacıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Böbreklerin üstüne gelecek şekilde haşlanmış veya çiğ lahana yaprağı konup, sarılır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Havasızlıktan, toz, sigara içmek, burun tıkanıklığı, dişeti iltihabı gibi nedenlerden kaynaklanır. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, papatya.

Hazırlanışı : 1 tane elma külde pişirilir. Sonra ikiye bölünür. Üzerine 5 tane papatya çiçeğinin tozu ufalanıp, boğazın iki yanına konulur, sarılır.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

içinde çeşitli etler bulunan iri bir cins salam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. iyi yolculuklar, yolunuz açık olsun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buram buram dönerek kar veya yağmurla karışık esen şiddetli rüzgâr, fırtına: Bir borağana tutulduk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hodan, bot. Borago officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuluçka.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağaçlık, çalılık, koru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karpuz biçiminde kap.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Anlamı iyice bilinmemekle birlikte. Orhun yazıtlarında vezir Tonyukuk’a verilen unvan olarak geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cravat. necktie. tie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necktie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süs olarak gömlek yakasına bağlanan, renkli kumaş parçası, kravat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. övünmek, kendini methetmek, yüksekten atmak; övmek, methetmek; i övünme, atma; övürlen kimse; ovünülecek şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Topu zabtetmek için kuyruğuna takılıp geminin bor dasına bağlanan halat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. palavra; palavracı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i övüngen kimse, yüksekten atan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para basma ücreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırma, kırılma; kırılan şeylerin tutarı; ikt. kırılma payı, kırık bedeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maya ile yapılmış içkiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Swift'in ,Guliliver'in Seyahatleri adlı kitabında adı geçen ve herşeyin aslından çok büyük olduğu üIke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. komisyonculuk, simsarlık; komisyon, simsarlık ücreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gösteriş1i fakat değersiz; sahte, taklit; i. şatafatlı fakat değersiz olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booby trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tıb. hıyarcıklı veba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Köstek. Eskiden ağır cezalı mahkûmların ayaklarına takılan demir halka. Bu halkaya pranga bağlanırdı. 2. Kaçmasını önlemek için atların ayağına vurulan demir halkalı köstek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fetter. hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ayağında bukağı olan. 2. Bilekleri beyaz olan at. .y.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın ayak bileğinde

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zodiac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski), huk. birkaç çeşit gayri menkul mülk hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

department store. emporium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BUZAĞU veya BUZAK (i.) ineğin küçük yavrusu, henüz sütten kesilmemişi (kesilmişine dana derler). Fil, gergedan, zürafe gibi hayvanların yavrularına da denir. Buzağıburnu = Arslanağzı denilen çiçeğin yabanisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calf. fawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Halk ağzında Bızlamak. (İnek ve emsali hayvanlar) yavrulamak, doğurmak: İnek, manda buzağıladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Otlak ve çayırın dördüncü ve son defa biçilmesi. 2. Uç sene işlenmeyip hayvan yayılan tarla. Buzağılık bozmak = Bu suretle terk olunmuş tarlayı açmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Buzağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bankizlerden veya ku tup buzullarından koparak denizlerde yü zen büyük buz parçası, aysberg.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg. berg. drift ice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg. iceberg aysberg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glacial epoch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glacial period. ice age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iahana. drum-head cabbage top lahana, (bot). Brassica oleracea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ing). çalınmış bir şey,özellikle terzilerin kumaşlardan çaldıkları parça; (f). çalmak, aşırmak, yürütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çadıruşağı): Maydanozgillerden; özsuyu hekimlikte kullanılan bir bitkidir. Böceklerin, gövdesine açtığı, deliklerden özsuyu sızar. Zamk gibi yapışkan olan bu maddeyle yakı yapılır. Kullanıldığı yerler: Kan ve lenf damarlarını genişletir. Ağrıları dindirir. Müzmin ve mikrobik hastalıkların tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

yahut CAV (i.). Tekerleğin çenberinden poyraya vasıl olan parmaklarının beheri, tekerlek mili. (bk.) — Cık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zaman, vakit, esnâ, hengâm, mevsim: Gül çağı, sabah çağı. 2. Yaş: Yirmi çağında bir delikanlı, orta çağda bir adam. 3. Boy, kad, kamet, tenâsüb, lüzumu derece semizlik: Demir tavında insan çağında yaraşır. 4. Devir, tarih çağları: İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ (eskiden Ar. kurun kullanılırdı). Jeoloji devirleri için «zaman» kullanılmaktadır: Birinci Zaman, İkinci Zaman...

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ÇAK (e.). Tâ, hattâ, — ce, değin: Çağ ortada, çağ bu kadar, çağ akşamadek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (çah «kuyu» dan galat). Bulaşık çukuru, lağım, su yolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. times. period. time. epoch. era.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. day. epoch. era. period. time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. era. period. time. epoch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Çocuk.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çağ açacak kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çağı yakalayan, çağdaş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çağla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalın ve sağlam deve kösteği.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bayram, şenlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çengi defçiği, bir nevi çalpara.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Körfez, liman.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz yengeci.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Bayram. 2.Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3.Doğan kuşu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi.). Cengiz Han’ın oğlu Çağatay Han’ın ismine nisbetle Maverâünnehr taraflarında oturan Doğu Türkleri’ ne ve edebî dil olarak kullandıkları Doğu Türkçesi’ne verilen isimdir: Çağatay kavmi. Çağatay lehçesi. Bugünkü Türkistan Türkleri ve lehçeleri için kullanılmaz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yavru at, tay. 2.Doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilan ad. - Çağatay Han: Cengiz Han’ın 2.oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını tatbik etmekteydi. Gusl abdestini yasaklamıştı. Hristiyan dostu olarak bilinmektedir. Marco Polo kendisinin vaftiz edildiğini kaydetmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi.). Çağatay kavmine mensup veya lâyık olan: Çağatayca lisan, Adet. Çağatay kavmi tarz ve usûlünde veya dilinde: Çağatayca muamele ediyor, Çağatayca konuşuyorlar. Çağatay lisanı. Doğu Türkçesi: Çağatayca Uygurca’nın devamıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aynı çağda yaşayan insan veya geçen hadiselerin her biri, hem-asr. 2. Çağımızda olan. Ar. muâsır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modern. contemporary. contemporaneous. up-to-date. coeval. latterday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporary. modern. modern muasır. coeval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporaneous. contemporary. modern. coeval. latter day. modernistic. neoteric. neotric. present day. switched on. up to date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernization. becoming contemporary / contemporaneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become modernized. to become contemporary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become contemporary. to modernize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to modernize. contemporize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporaneousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporaneity. modernity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporaneity. modernism. modernity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kafes; hapishane; asansör; iskele (inşaatlarda); (f) kafese kapamak, hapsetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kafese kapanmış kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (k).dili kurnaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Suyun kaynayıp fışkırmasını taklit ederek arka arkaya kullanılır: Sular çağıl çağıl akıyor, çağlıyordu. Sel, çağıl çağı İdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurgle. purl. ripple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burble. gurgle. purl. ripple. warble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Çağla ilgili. 2.Çakıl. 3.Çağla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Taşlara, kayalara veya setlere çarparak hızla düşen suyun çıkardığı ses: Suların çağıltısı bülbüllerin şakırtısına karışıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plash. purl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Yıldırım, şimşek. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok çağıran, yaygaracı. 2. Çok bağırır saksağan cinsinden bir kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çağıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırma, haykırma, nidâ, sayha, yüksek ses. Fars. Bülend-Avâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Davet etme, gelmesini isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bağırma, haykırma, seslenme. 2. Türkü söyleme, tegannî: Ali güzel türkü çağırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. summons. calling. evocation. invitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bağırmak, haykırmak, yüksek sesle seslenmek: O kadar çağırmayın, bağırıp çağırmak. 2. Yüksek sesle okumak, tegannî etmek: Türkü çağırmak (davet etmek mânâsını İfade eden «çağırmak» fiiliyle karıştırılmaması lâzımdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Davet etmek, gelmesini istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. invite. summon. invoke. cry out. call for. call in. shout to. sing. call away. hail. whistle up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ask. bid. call. have. invite. page. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. invoke. evoke. to call. to summon. to issue a call for. to call in sb. accite. convoke. crowd out. cry out. hail. to be an invitation to buy. invite. whistle up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırma çağırma sesi: Bağırtı, çağırtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çığırtkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Çağırmaya sevk etmek, zorlamak veya müsaade etmek. 2. Bağırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb called. to send for sb. send for. summon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canlı, dinamik, çalışkan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeşil kabuğu ile beraber ham bâdem vesair bu gibi meyve: Çağla bâdemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

green almond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çağlamak işi. (bk.) Çağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇAĞILDAMAK (f.) (Su) kaynayarak ve köpürerek, taşlara ve kayalara çarparak düşmek veya köpürerek taşmak: Dağlarda sular çağlar; dere çağlayarak akıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burble. cascade. to burble. to murmur. to babble. to cascade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayalara ve setlere çarpıp tabaka tabaka yerlerden köpürerek düşen su. Şelâle, çağlayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Çağlayan, şelale (bkz.Şelale). - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sun’İ olarak köpürerek ve ses çıkararak akan su, sunî şelâle (Fr. cascade).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waterfall. fall. cascade. cataract. chute. linn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

falls. overfall. waterfall. cascade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cascade. waterfall. cataract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yerden sesle kaynayarak çıkan su, kaynarca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).). Çağlamak işi ve tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kendisine has boyu ve tenasübü olan: Pehlivan çağlı bir adam. 2. Sağlam yapılı, toplu, düzgün vücutlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Vurmak (gün ışığı için kullanılır): Güneş çağdı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çağın insanı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çağın nuru, zamanın nuru. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). (bk.) Davet. ÇâĞRILMAK (f.). Çağrılmak, davet edilmek, çağırma işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invitation. citation. summons. call-up. call. calling. convocation. garnishment. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. convocation. invitation. summons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. invitation. summons. call button. convocation. sos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çakır gözlü. 2.Mavi hareli göz. Çağrı bey (990-1060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul beyin kardeşi. Çağrı bey müslüman olduğunda Davud ismini aldı. Kardeşi Tuğrul ise Muhammed ismini almıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calling. being called.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağrılmak, seslenilmek: Oyle çağrılmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be called. to be invited. to be summoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (y. k.). Her çeşit fizyolojik ve psikolojik vakanın bir başkasını uyandırması hali, tedâi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association of ideas. connotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (y. k.). Her türlü zihnî faaliyetleri tedaiye bağlayan nazariye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirine seslenmek. 2. Hep birden çağırmak, haykırıp yaygara etmek: Biri öldüğü için kadınlar Çakal çağrışıyorlardı. Çocuklar bağrışıp çağrışıyorlar, bir şey söyleyin şunlara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to call out in unison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to evoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چغز] kurbağa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). 1. Isıran. 2. Azgın (köpek), çıyan. Çalagan otu = Isırgan otu. 3. Atmaca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ground fir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pinus): Birçok çeşidi olan bir ağaçtır. Kozalakları ilk yıl kapalıdır. İkinci yıl açılıp, kurur ve ağacın dibine düşer. İlaç yapımında; tomurcuğu, palamutu, kozalağı, filizleri ve çırası kullanılır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Müzmin öksürüğü keser. Kolay doğum yapmayı sağlar.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ask). kamuflaj, saklama, gizleme; (f). kamufle etmek, gizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Carl Zeiss®’in profesyonel sınıf, tam kaplamalı, hassas cam lensleri, sapmasız optik mükemmellikleriyle ünlüdür. Görüntünün kenar kısımlarında bile net görüntüler ve daha az bozulma sağlar. Optik elemanlara uygulanan gelişmiş kaplama, kontrastı ve renk doğruluğunun daha iyi olmasını sağlarken istenmeyen suni efektleri azaltır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Franslz ihtilâlinde revaçta olan bir dans, şarkı veya kıyafet; Fransız ihtilâli askeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katliam, kırım, kan dökme; eski ceset yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). heybe carpetbagger (i) Amerikan iç Savaşından sonra Kuzey'den Güney'e giderek vurgun yapan kimse; vurguncu kimse, dolandırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). binek arabası; (ing). vagon; top arabası; bir makinanın diğer kısımları taşıyan parçası; tavır, duruş; nakliye, taşıma; nakliye ücreti. carriage trade zengin müşteriler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). araba ile taşıma; araba ile nakletme ücreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kartaca şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kıkırdak, kıkırdak kısım. cartilage bone kıkırdaktan meydana gelen kemik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kıkırdaklı; kıkırdağa benzer; iskeleti daha ziyade kıkırdaktan meydana gelmiş olan (köpekbalığı v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

akdiken kabuğundan elde edilen müshil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). (bk.) Delta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (g kalın okunur). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Santûrî Edhem Efendi tarafından yapılmış, başka bestekâr kullanmamıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bodrum; depo, kiler veya mahzen yeri; bu gibi bir yer için ödenen kira.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چراغ] mum. 2.kandil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Yağ kandili, lamba, mum. 2.Atın şaha kalkması. 3.Çırak edilme. 4.Bir memuriyete ve ihsana nail olan. 5.Vazifesinden emekli edilen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چراگاه] otlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چراغان] aydınlatma, donatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Koz): Uzun ömürlü; gövdesi kalın, kerestesi ve meyvesi değerli ulu bir ağaçtır. Yemişi nişastalı ve yağlıdır. Hekimlikte; yaprakları, meyvesinin üzerindeki yeşil kabukları ve yağı kullanılır. Bir çok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları ve kabukları ile hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. El ve ayak donuklarında, deri çatlaklarında faydalıdır. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır. Çok kuvvetli bir besin olduğundan fazla yememelk gerekir. Cevizyağı, raşitizm ve sıracada faydalıdır. Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Derinin yanmasını önler.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). üzuntü, keder, iç sıkıntısı, hayal kırıklığı: (f). ümidini kırmak, sıkmak, üzmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). şampanya; şampanya rengi, uçuk veya yesilimsi sarı renk; (s). şampanyaya ait; bu renkte olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Şikago şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -gi). eski Yunan korolarının şefi; herhangi bir festivalin idarecisi.choragic (s). koro şefiyle ilgili veya ona ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın omuzlarının arası. (bk.) Cidav.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde bir çeşit çift darbuka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pop up. show one's face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(platanus): Çınargiller familyasından; 30 metreye kadar boy salan, gövdesi kalın, uzun ömürlü, koyu gövdeli bir ağaçtır. Hekimlikte kozalakları ve yaprakları kullanılır. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Diş ve vücut ağrılarını dindirir. Saç kepeklerini giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kandil, mum ve meşale gibi aydınlatma vasıtası: Çırâğı yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki kelimeden, halk ağzında çırak). 1. Ocak ve kandile, yani ev barka malik olmuş, nimet ve İhsana veya vazife ve maaşa yahut bir memuriyete nail olan: Filan memuriyetle çırağ buyruldu. Beş yüz lira maaşla çırağ buyrulması. 2. Hizmetten affolunarak evinde oturmak üzere emekli maaşı verilen: Yüz kuruş maaşla çırâğ buyrulmuş hamlacılardandır. Artık ihtiyarladı, çırağ olmasını istiyor. 3. mec. Büyük nimet ve ihsana nail olan: Beni çırağ mı ettiniz zannediyorsunuz?

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چراغ] mum. 2.kandil. 2.çırak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Meşale, ışık, kandil (bkz.Çerağ). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sanat öğrenmek maksadiyle bir ustanın yanında ve hizmetinde bulunan genç: Marangoz, eczacı çırağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nimet, ihsan, vazife ve memuriyete nail olma. 2. Tekaüd, emekli, eve çekilip istirahat etme. 3. Emekli maaşı. 4. Çırak olma hâli: Bir marangozun yanında çırağlık (çıraklık) ediyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). pıhtılaştırmak; pıhtılaşmak .coag'ulant (s). pıhtılaştıran. coagula-tion (i). pıhtılaşma. coag'ulator (i) pıhtılaştıran madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çog -1a) pıhtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Turpgillerden yabani bir bitki, kuş ekmeği (thlaspi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maydanozgillerden, beyaz çiçekli bir bitki (scandix).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

child's play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çocukcuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). para basma; meskukât; tedavüldeki para, geçerli para; bir memleketin para sistemi; icat, imal edilmiş herhangi bir şey, yeni kelime. Ioose coinage bozukluk, bozuk para, ufaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

soğuk hava deposu; kdili geçici olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (güz). (san). kolaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meslektaş, mesai arkadaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilhassa dini kitap satışına mahsus gezici kitapçılık. colporteur (i). seyyar kitap satıcısı; özellikle dinsel kitaplar satan veya dağıtan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). umuma ait olan otlağı kullanma hakkı; ortak mal sahipliği; avam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). odalık olarak yaşama hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük yangın, yangın felâketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). sirayet, bulaşma, geçme; bulaşıcı hastalık; kötü tesir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). bulaşıcı, bulaşkan, sâri; mikroplu, zehirli; yayılan. contagious laughter herkesi coşturan gülme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kopenhag.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geminin halat takımı, ipler; kütük ölçüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korsaj; göğse takılan çiçek buketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük ev, kulübe; yazlık ev, sayfiye evi. cottage cheese süzme peynir. cottage pudding üzerine meyvalı şurup dükülen bir kek. cottager (i)., (ing). rençper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı casusluk , casusluk faaliyetlerini meydana çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cesaret, yiğitlik, yüreklilik, mertlik. have the courage of one's convictionsdavran ışlarını inançlarına uydurmaya cesaret etmek. take courage cesaretlenmek, kuvvet almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cesur, yiğit,:yürekli, mert. courageously (z). cesaretle, mertçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sigorta miktarı ve cinsi; (gazet). olay veya konunun takip edilmesi ve yazılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarp ve kayalık uçurum, kayalık. cragged, craggy (s). sarp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit iskambil oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarihten evvel Fransa'da yaşayan bir kavim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kürtaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Kızgın demirle vurulan damga, nişan: Dağ vurmak. 2. Tedavi için kızgın demirle vurulan yakı. 3. İz bırakan yara. Ar. ceriha: DSğ-ı derûn = Yürek yarası, unutulmayacak acı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Etrafındaki araziye göre yerin pek yüksek kısmı. Ar. cebel, Fars. kûh: Dağ ardı = Dağın arkası, öte tarafı. Dağ eteği = Dağın meyilli olan aşağı tarafı. Fars. dâmen-i kûh. Dağ başı = Dağın yukarısı, mec. Yabanî yer: Dağ adamı, dağ ayısı — Yabanî adam. Dağ tepesi = Dağın zirvesi, en yüksek noktası. Dağ sırtı = Boyuna uzanan dağın yukarısı. İri ve yiğit adam hakkında kullanılır: Dağ gibi bir delikanlı. Arada dağlar var — Pek büyük fark var. Dağların şenliği = mec. Ayı. Karadağ = Balkan yarımadasında şimdi Yugoslavya’ya bağlı dağlık küçük ülke. Dağ keçisi = Yabanî keçi. Yanardağ = Ateş püsküren dağ. Ar. Bürkân, Fars. kûh-i Ateş-feşân. Sıradağlar = Birbiri ardısıra zincirleme uzanan dağlar. Osm. sisile-i cibâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

montane. mountain. mount.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mount. mountain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mount. mountain. heap. mound. height. stigma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داغ] yara. 2.kızgın demirle vurulmuş işaret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountain man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountain lion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the lower slopes of a mountain. hillside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chalet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountain climate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brambling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamois.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamois.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountain sheep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Yer kabuğu şekillerinin meydana geldiği devreye verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marmot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Kızgın demirle damgalanmış. 2. Yaralı. 3. mec. Üzgün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nişan, damga vuran; kalb, gönül kıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hile. 2. Kalp para. 3. Hîleci. 4. Çörçöp.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دغل] hile, hilehurda, alavere dalavere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hîleci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دغل باز] hileci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Deriden torba. Ekseriya çobanlar ve yolcular yiyeceklerini korlar. 2. Miktarı memlekete göre değişen zahire ölçüsü: Bir dağar buğday.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çobanların yiyeceklerini, hokkabazların oyun Aletlerini koydukları deriden küçük torba. 2. Köylü kadınların çocuklarını koyup omuzladıklari meşin torba. Devedağarcığı = Kuduz devenin dili altında sarkan kese.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repertoire. leather bag. repertory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dağaşan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Dağ sporu yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alpinist. climber. mountaineer. cragsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

climber. mountaineer. mountain climber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountaineer. mountain climber. alpinist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dağcının yaptığı iş. Dağa çıkmak = Eşkıyalık etmek, devlet kuvvetlerine karşı gelmek için dağlara çekilmek. Dağa kaldırmak = Bir kimseyi herhangi bir gaye ile zorla dağa veya tenha bir kıra götürüp orada tutmak. Dağ ardında olsun da, yer altında olmasın = Hasretin ölüme tercih edildiğini anlatır. Dağdan gelip bağdakini kovmak = Sonradan girdiği bir yerde eskileri beğenmez olmak. Dağ dağ üstüne olur, ev ev üstüne olmaz = Aynı evde oturan iki ailenin er geç geçimsizliğe düşeceğini ifade eder. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur = Ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar insanların birbiriyle buluşabileceğini anlatır. Dağ fare doğurmuş = Büyük şeyler beklenen bir işten basit bir netice alınca söylenir. Dağ gibi = Pek büyük, iri, güçlü. Dağ anası = Çok iri kadın. Dağlar kadar = Aşırı ölçüde büyük. Dağlara düşmek = Perişan ve avare olmak. Dağlara, taşlara = Kötü bir durum karşısında söylenir (hepimizden uzak olsun mânâsına).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountaineering. mountain climbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountaineering. mountain climbing. alpinism. hill climbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültü, patırtı, boş telâş ve ıztırap, baş ağrısı: Hayatın dağdağasını terketti (öldü).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turmoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دغدغه] telaş, gürültü patırtı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültülü, patırtılı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Dağaşan).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kama, hançer, bıçak. Iook daggers at someone bir kimseye öfke ile bakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Eski Türklerde dağ tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkçe dağ kelimesi Arapça gibi sıfatlandırılmada da çok kullanılmıştır: Dağlı, dağa mensup. Türk musikisinde de bir deyimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distribution. dispersion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispersion. distribution. dissociation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispersal. distribution. dispersion. dissociation. allocation. dissolution. scatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dağılmak işi. 2. (askerlik) Aynı silâhla aynı hedefe atılan mermilerin, barut haklarında ve başka şartlardaki değişmeler yüzünden ayrı noktalara vurması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Sözgelimi, bir doğal kaynaktaki yoğunlaşmış kirleticinin yayılma süreci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spread. distribution. dispersal. diffusion. disintegration. decomposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diffusion. disintegration. dispersion. distribution. dispersal. scattering. scatter. spread. dissolution. break-down. spreading. staggering. calcination. decomposition. catabolism. decay. dissociation. dissolubility. slaking. diffraction. lysis. dissipati

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Saçılmak, ayrılmak ve perişan olmak: Benim topladığım kâğıt yeniden dağılmış. 2. Bölünmek, tevzi olunmak: Gazete erkenden dağılır. 3. Açılmak, yok olmak: Bulutlar dağıldı. 4. Kırılıp parçaları ayrı ayrı düşmek: Tabak elimden düşüp dağıldı. Baş, beyin dağılmak = Sersem olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disperse. separate. scatter. disband. come apart. disintegrate. crack up. go to pieces. fly to pieces. go splinters. go into splinters. be scattered. adjourn. clear. clear away. decay. decompose. diffuse. disrupt. dissolve. fall. splinter. spread. st.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disband. disintegrate. disperse. dissipate. dissolve. lift. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scatter. to disperse. to be dispersed. to be messed up. to be dissolved. to disintegrate. to crumble. to calcine. to stagger. to decompose. to shatter. to dissolve. to spread. to dissipate. diffuse. disband. fall apart. fall out. range. strew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir arada olmayan, perişan dağınık asker. 2. İntizamsız: Zihnim, beynim pek dağınıktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scattered. dispersed. untidy. out of trim. messy. diffuse. straggly. disorganized. bedraggled. ragged. scruffy. sick. straggling. unkempt. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedraggled. desultory. diffuse. disconnected. disorderly. haphazard. loose. messy. scrubby. scruffy. slipshod. sloppy. slovenly. sporadic. tatty. untidy. windswept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scattered. dispersed. untidy. sporadically. desultory. loose. messy. rambling. sparse. straggly. thin on the ground. vagrant. woolly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kentsel gelişmenin civardaki kırsal kesime doğru denetimsiz yayılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Perişanlık, Fars. perâkendegî, Ar. teşettüt: Kitapların dağınıklığı düzgün okumaya mâni olur. 2. İntizamsızlık, tertipsizlik: Zihin dağınıklığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mussiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muddle. untidiness. disorder. mess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untidiness. disorganization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Perakende olmak, bir arada bulunmamak. 2. Ufanmak, dökülmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins dağ serçesi, büyük asfur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış tabir) Dağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Kafkasya’nın kuzeydoğusunda bir ülke ki eskiden Albanya denilirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dagestan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Dağıstan halkından olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Saçan, perakende ve perişan eden. 2. Tevzi ve taksim eden, müvezzi. 3. Püskürtüp defeden. 4. Müsrif, israf eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispersive. distributor. distributer. deliveryman. peddler. pedlar. runner. spreader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor. distributive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor. spreader. postman. letter carrier. catalyst. divider. dissolving. diffuser. decomposer. mailman. deliveryman. analyzer. catalyzer. catalytic. agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributorship. distributor trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distribution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Saçılmak, ayrı hale getirilmek, perişan edilmek: Bu kitaplar dağıtılmasın. 2. Tevzi edilmek ve bölünmek, ayrı ayrı verilmek: Maaş dağıtıldı. 3. Püskürtülüp def olunmak: Duman rüzgârla dağıtıldı. Düşman kuvvetleri dağıtıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be distributed. to be dispersed. to become untidy. to be dissolved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributing. distributive. dividing. distribution. handling. circulation. deploy. dispensation. dispersal. dispersion. division. repartition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delivery. distribution. issue. dispensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. distribution. allotment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor. distributer. deliveryman. roundsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor. seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distribution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispensation. distribution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocate. disbandment. dispensation. dispersal. dissipation. issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Saçmak, ayırmak ve perişan etmek: Bu kâğıtları odanın içinde kim dağıttı? 2. Tevzi ve taksim etmek, bölüştürmek, ayrı ayrı vermek: Aşure dağıtıyorlar, gazeteleri müvezziler dağıtır. 3. Öteye beriye püskürtüp defetmek: Rüzgâr bulutlan dağıttı: Ağız dağıtmak = Terbiyesizcesine fena sözler söylemek: Ağzını pek dağıtıyor. Ağzını, burnunu dağıtmak = Pek fena döğmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deal. deal out. distribute. hand out. deliver. dispense. dissolve. decompose. crack up. scatter. disband. disperse. diffuse. bestrew. demount. deploy. disject. disjoint. dismantle. dispel. disrupt. dissipate. divert. dot. drown. fling off. issue. lit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clutter. deal. deliver. diffuse. disarrange. disband. disintegrate. dispel. dispense. disperse. disrupt. dissipate. dissolve. distract. distribute. issue. litter. scatter. spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispatch. distribute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dağlama Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauterization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

branding. etching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kızgın demirle damga vurmak, kızgın demirle yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand. fire. sear. to brand. to cauterize. to sear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to brand. to cauterize. scorch. sear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be branded with hot iron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kızgın demirle damga vurdurmak, damgalatmak. 2. Tedavi maksadiyle kızgın demirle yaktırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızgın demirle damga vurulmuş, damgalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dağlık yer ahalisinden: dağlı bir adam; dağlıların ahlâkı temiz olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountaineer. highlander. rough. harsh. coarse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

highlander. mountaineer. coarse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eti lezzetli bir koyun cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dağları olan, dere, tepe ve dağdan ibaret: Dağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

highland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountainous. hilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountainous. hilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., (aşağ). ispanyol veya Italyan asıllı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Dağaşan).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski, (foto). gümüşlü levha üzerine çekilmiş fotoğraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typewriter paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Damak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). zarar, ziyan, hasar; (k).dili masraf, fiyat; (f). hasar yapmak bozmak, zarar vermek. damages (i)., (huk). tazminat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yılanyastığıgillerden bir bitki (arum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). İdam mahkûmlarını asmak için kurulan sehpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gibbet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallows. gibbet. scaffold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallows. gallows mike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Perişan, dağınık, çok dağılmış: Dardağan sarık. Daha mübalâğa için (darma dağan) denilir. Dardağan darısı = Uğursuzluk için lânetleme niyetiyle saçtıkları darı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok dağılmış, çok saçılmış, (bk.) Dardağan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cock a hoop. in pieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishevelled. shambolic. slummy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabaklık, sepicilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (debâgat’ten. Türkçe: tabak). Derileri sepileyip meşin, sahtiyan, kösele vesaire yapan esnaf: Debbağ ustası, çırağı, işçisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دباغ] sepici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabakhane.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (geom). on köşeli şekil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). on köşeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekagram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekolte elbisenin yakası; açık elbise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ateş alıp birden parlamak. deflagra'tion (i). birden ateş alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bay leaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). On gramlık ağırlık ölçüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decagram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Decagram. 10 grams.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decagram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekagram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyüklük taslayan, kibirli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (elek). mıknatıs hassasını gidermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Demagoji yapan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. démagogue

laf cambazı

Bir kimsenin, bir grubun duygularını kamçılayarak abartılı veya gerçek dışı sözler söyleyen kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demagogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Demagogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demagogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an orator who appeals to the passions and prejudices of his audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demagog, halk avcısı. demagogic (s). demagojiye dayanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir topluluğun duygularını okşayarak, onu kendine çekme ve bu vasıtayla kendi davasını yürütme yolu, halk avcılığı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. démagogie

laf cambazlığı

Bir kimsenin, bir grubun duygularını kamçılayarak abartılı veya gerçek dışı sözler söyleyip onları kazanmaya çalışma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demagogy halkavcılığı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demagogy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) – Demirden ağ.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sapotgillerden, odunu sert bir ağaç (sideroxylon).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., den. kuntra istalya; gemi veya vagonun yük almak veya boşaltmak için tayin olunan müddetten sonra alıkonulması;bunun için verilen para, tazminat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea turtle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. zooloji). Yumuşakçalardan, kalın ve kıvrık kabuklu bir deniz böceği (conus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydroplane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naval airplane. amphibian. float plane. floatplane. hydroplane. naval seaplane. supermarine. waterplane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismic belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (der = zarf edatı, Ağûş = kucak — masdar mânâsıyle kullanılır). Kucaklama, sarma. Der-SğOş etmek = Kucaklamak, sarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidant. agony aunt / uncle. active columnist. agony aunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hastalığı teşhis etmek. diagno'sis (i). teşhis; bilimsel tetkik veya karar. diagnostic (s)., (i). teşhise ait; (i). teşhis. diagnostician (i). teşhis mütehassısı, teşhisçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). köşegen, diyagonal. diagonally (z). diyagonal olarak. diagonally opposite karşılıklı iki köşede bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). diyagram; çizge; plan, şema, resim, şekil; (f). diyagram çizmek. diagrammatic (s). diyagrama ait, diyagram halinde, ayrıntıları olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (foto). diyagraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (fiz). diyamagnetik, mıknatıs geçirme hassası düşük olan. diamag'netism (i). diyamagnetizm, mıknatıs geçirme hassası düşüklüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat)., (tıb). diyafram; zar, böleç; ayıran zar; (foto). adese perdesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). diyaframa ait, diyafram gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabakhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabaklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, Agâh = Arif, bilen). Kalbi açık, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Beyin, Fars. magz. 2. mec. Akıl, şuur. Muhtel-üd-dimağ = Aklı bozuk, deli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ دماغ] beyin. 2.bilinç, şuur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beynin arka taraftaki kısmı. Beyincik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. dimağîye). Beyne alt, beyinle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

DIRAĞMAN (i.) (Arapça «tercüman» dan çıkma, Fransızca dragoman’dan). Tercüman, dil uşağı. Eskiden Avrupa’nın Türkiye’deki elçiliklerinin tercümanları. (bk.) Drogman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca dragon). Bir sınıf süvari askeri: Dragon alayı. mec. Parasız, (bk.) Dragon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Droseragiller.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Diş ağrısı; dişin çürümesi, minesinin aşınması, dişetlerinin iltihaplanması veya bunlara benzer nedenlerden kaynaklanır. Tedavi imkanı doğuncaya kadar aşağıdaki reçetelerden herhangi biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak.

Hazırlanışı : Bir diş sarımsak külde pişirilir. Sıcak sıcak ağrıyan dişin üzerine konur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tooth ache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mahzur, aleyhte olan durum, dezavantaj, zarar, ziyan. at a disadvantage (diğerlerine nispetle) daha zayıf bir durumda olmak, dezavantajlı olmak. be to somebodys disadvantage bir kimsenin zararına olmak. disadvantaged (s). normal sayılan menfaatlerde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). menfaatine halel getirmek, yararına olmamak, zarar vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mahzurlu, zararlı; müsait olmayan, elverişsiz. disadvantageously (z). aleyhine olarak, zararına olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uyuşmamak, uymamak, uygun düşmemek; muvafık olmamak, anlaşamamak; bozuşmak, münakaşa etmek, tartışmak, atışmak; (gen). with ile bünyesine uygun gelmemek, yaramamak, dokunmak (yiyecek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nahoş, hoşa gitmeyen; kötü, huysuz, kavga eden, aksi, ters, sert. disagreeableness (i). uygunsuzluk, nahoşluk; terslik. disagreeably (s). terslikle, nahoş derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtilaf, anlaşmazlık, ayrılık, tutmazlık, mübayenet, uyuşmazlık; çekişme, münakaşa, münazaa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(fraxinus excelsior): Zeytingillerden sert keresteli bir ağaçtır. Boyu 30 metre kadardır. Yaprakları 9-13 parçalı bir dantela görünümündedir. İlkbahar ve yaz aylarında kabuğu ve yaprakları toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, vücuda kuvvet verir. Anne sütünü artırır. Romatizma ve nikris ağrılarını keser. Kabızlığı giderir. (kabuğu ise kabızlık yapar, ishali keser) idrar söktürüp, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasını sağlar. Mobilyacılıkta da kullanılır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hayal kırıklığına uğratmak, gözünü korkutmak, hevesini kırmak, cesaretini kırmak. discourage somebody from doing something birini bir işten vaz geçirmek; fikrini değiştirmek. discouraging ly (z). hayal kırıklığına uğratarak, hevesini kırarak. di

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilgisini kesmek, bağlantısını kesmek, affetmek, salıvermek, serbest bırakmak; (ask). düşman kuvvetlerinden uzaklaşmak. disengaged (s). serbest, boş, tutulmamış. disengagement (i). ilgiyi kesme; salıverme, serbest bırakma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aleyhinde bulunmak, kötülemek, itibarını sarsmaya çalışmak, küçük görmek, küçük düşürmek, takdir etmemek. make disparaging remarks küçük düşürücü sözler söylemek, bozmak. disparagement (i). aleyhinde bulunma, kötüleme. disparagingly (z). tenkit e

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başıboş dolaşmak, yoldan ayrılmak, sapmak; konu dışına çıkmak. divaga'tion (i). sapma, ayrılma; konu dışına çıkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. diagonale

mat. köşegen

Bir çokgende ardışık olmayan veya birçok yüzlüde aynı düzlem üzerinde bulunmayan iki köşe arasına çekilen çizgi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diagonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diagonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Muayyen bir hadiseyi gösteren grafik. 2. (botanik) Çiçek diyagramı: Bir çiçeğin bütün teferruatını gösteren taslak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diagram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle chart. diagram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Önemli bir hastalıktan kaynaklanmayan diz ağrılarını gidermek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 çorba kaşığı ufalanmış papatya çiçeği konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Bu suyla ağrıyan yerler ovulur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Diz mafsalının ön tarafı ve burada bulunan yassıca, oynak, kemik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patella.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kneecap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (geom). on iki açılı şekil,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rahim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğanın ayağına vurulan toplu köstek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağlarının eritilmesiyle elde edilen ve normal sıcaklıkta katı halde bulunan yağlar: Donyağı gibi yahut donyağının dolması = Soğuk, konuşmayan, kimseler için söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixed oil. tallow. hard oil. cup grease. fat. rough fat. tallow oil. stearin. consistence oil. blubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossroad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). ilâcın belirli miktarda verilmesi, dozaj, düzem, yaşa göre miktar tayini; kuvvet veya lezzet vermek için şaraba şeker, alkol v.b katılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bunaklık; düşkünlük, iptila, aşırı sevg.i dotard (i). bunak kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing)., (huk). eşinden miras kalan malı veya ünvanı olan dul kadın; (k.dili). ağır başlı yaşlı kadın. queen dowager vefat etmis olan kralın dul eşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sahnenin onu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ged, ging) sürüklemek, sürümek, çekmek; taramak, tesviye etmek (toprak); (den). suyun dibini çengel veya ağ ile taramak, yoklamak; taş yontmak; sürüklenmek, sürünmek; geride kalmak. drag an anchor (den). demir taramak. drag in (konu ile ilg

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürükleme; sürüklenen şey ağır hareket; tarla tırmığı; (den). suyun dibini taramaya mahsus çengel veya ağ takımı; engel, mâni; havanın aerodinamik direnci; rüzgârın geri itme kuvveti; (sigarada) bir nefes; (k.dili). sıkıcı kimse veya şey; (argo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çamur içinde sürükleyerek ıslatmak veya ıslanmak; kirletmek, kirlenmek; bulaştırmak, bulaşmak; ağır ağır takip etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. «tercüman» dan gelme. Fr. drogman’dan). Tercüman.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dragoman

çevirmen

Konuşmayı bir dilden başka bir dile çeviren kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An interpreter; so called in the Levant and other parts of the East. an interpreter and guide in the Near East; in the Ottoman Empire in the 18th and 19th centuries a translator of European languages for the Turkish and Arab authorities and most dragomans

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an interpreter and guide in the Near East; in the Ottoman Empire in the 18th and 19th centuries a translator of European languages for the Turkish and Arab authorities and most dragomans were Greek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. mans veya men) Orta Doğu'da tercüman, rehber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir sınıf süvari askeri: Dragon alayı. 2. mec. Parasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabulous animal, generally represented as a monstrous winged serpent or lizard, with a crested head and enormous claws, and regarded as very powerful and ferocious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fierce, violent person, esp. a woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A constellation of the northern hemisphere figured as a dragon; Draco.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A luminous exhalation from marshy grounds, seeming to move through the air as a winged serpent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short musket hooked to a swivel attached to a soldier's belt; so called from a representation of a dragon's head at the muzzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small arboreal lizard of the genus Draco, of several species, found in the East Indies and Southern Asia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Five or six of the hind ribs, on each side, are prolonged and covered with weblike skin, forming a sort of wing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

These prolongations aid them in making long leaps from tree to tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Called also flying lizard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variety of carrier pigeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabulous winged creature, sometimes borne as a charge in a coat of arms. any of several small tropical Asian lizards capable of gliding by spreading winglike membranes on each side of the body a creature of Teutonic mythology; usually represented as bre

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a creature of Teutonic mythology; usually represented as breathing fire and having a reptilian body and sometimes wings. a fiercely vigilant and unpleasant woman. a faint constellation twisting around the north celestial pole and lying between Ursa Major

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any non-humanoid, sentient reptilian species Dragons vary widely in size, shape, and culture Some dragons have wings, horns, and complex magical structures Most dragons have scales, claws, and an ancient heritage. ancient creatures of strength, wisdom and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Dragon was created when working on an interpretation of the Story of St George He is an intellectual and a humanist He only wants to eat Cleodalinda because that is what dragons do When confronted by St George he tries to rationalize with him and conv

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A huge, winged lizard capable of exhaling a stream of fire Only a few dozen of these ancient creatures exist, but they have long life spans and are very difficult to kill. a fictional, lizard-like, fire breathing creature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Eagle Elk Tooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Civilized race inhabiting the island southeast of the Minor Continent Dragons all use specific elemental magic. a small aimal with wings and four legs, compare with birds only two legs. old SCA euphemism for a car.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dragon is of ancient date and played a prominent part in early romance, though little used in English heraldry He is usually depicted with four legs and wings, a long barbed tail, usually knotted, and a body protected by scales When the dragon is draw

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ejderha, ateş saçan kanatlı bir sürüngen şeklinde tanımlanan efsanevi bir hayvan; eski yılan; çok hiddetli kimse (bilhassa kadın). dragonfly (i)., (zool). Odonata familyasından ince ve uzun kanatlı bir cins böcek, yusufçuk.dragon's bloo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony dijital ses kayıt cihazlarında dahili olarak bulunan Dragon Voice Recognition yazılımı, PC’nizle senkronize edildiğinde kayıtlı bilgileri otomatik olarak yazıya dökebilmenizi sağlar. MP3 formatında kayıt yapan taşınabilir dijital kayıt cihazlarımızı tamamen destekleme özelliğiyle, kaydedilen dosyaları indirerek veya e-postayla göndererek tamamını yazmanıza gerek kalmadan kolayca yazıya dökün.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ağır süvari; (f). halka işkence etmek; zor ve şiddete baş vurarak boyun eğdirmek, eziyet etmek, zulmetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süzülme, çekilme, akaçlama, drenaj; süzülen su, çekilen su; su mecraları; lağım ve kanalizasyon sistemi; suyu kurutulan arazi; (tıb). fitil veya tüple cerahat çekme. drainage basin akaçlama havzası; suyu bir nehir ve kolları tarafından çekilen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağır yük arabasıyla taşıma; bu taşıma için alınan ücret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Windows’un, seçmeli ve aboneliğe özel içerikleri bilgisayar, taşınabilir aygıt veya ağ aygıtlarında yürütmek üzere korumayı ve güvenle dağıtmayı olanaklı kılan esnek bir platform.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T. botanik), ikiçeneklilerden, yapraklarıyla böcek yakalayan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دعاگو] duacı, dua eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den.) ambardaki eşya ıslanmasın diye altına ve yanına konulan saman ve tahtalar; tayfaların özel eşyası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yer değiştirmeyen, sabit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inert. constant. stable. immobile. immutable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immobile. stable. stationary. fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant. fixed. stationary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pilaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallpaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istekli, hevesli, arzulu, şevkli, canlı, sabırsız. eagerly (z) şiddetli arzuyla, büyük şevkle, sabırsızlıkla. eagerness (i). şevk istek, arzu, canlılık. eager beaver (A.B.D), (argo) vazifesine fazlasıyla bağlı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kartal, karakuş, (zool.) Aquila;kartal şeklinde veya kartal resmi taşıyan herhangi bir şey (mühür, damga, madeni para). eagle owl puhu kuşu gibi bir çeşit baykuş. eagle ray fulya balığı. eaglewood tree kartal ağacı,(bot.) aquilaria agallocha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uzağı görebilen, eagleyed nüfuz edici bakışları olan. keskin gözlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski bir söylentiye göre kartalların yuvalarında fol olarak kullandıkları ceviz iriliğinde bir taş, kartal taşı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kartal yavrusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kartal gibi hızlı ve yüksekten uçan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nehrin ağzında ani met taşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eleğimsağma (alâim-i semâ), gökkuşağı, yağmur kuşağı; alkım.