Ai ne demek? | Ai anlamı nedir? | Ai

Ai anlamı nedir?

Ai ne demek?

Ai anlamı nedir?

Ai | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ai

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Amerika'ya mahsus agaç üzerinde yaşayan üç parmaklı bir hayvan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çekinmek, kaçınmak, geri durmak, sakınmak, imtina etmek abstain from (-den) imtina etmek, (-den) kaçınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجائب] tuhaf, ilginç, acaip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. acîbe). (bk.) Acîbe. (Müfred gibi)’ acip, garip, tuhaf, şaşacak: Acâip iş; acâip adam; garip şey: Acâip, öyle mi dedi? (bk.) Acayip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İlk çağ’ın 7 hârikası. 7 şaşılacak şey. 1. Mısır’ ın ehramları. 2. Bâbil’in asma bahçeleri. 3. Zeus’un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes’ te Artemis mâbedi. 6. Bodrum (Halikarnas)da Mosoleos’un türbesi. 7. İskenderiye deniz feneri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Acâyip şeyler. 2. Anormal varatılmış mahlûklar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alkışlamak; bağırarak ilân etmek; bağırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Acebü’l acâib» den galat). Pek acayip, pek garip, çok tuhaf ve gülünç: acelacâib bir kıyafet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Eski Yunanistan'a ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haberdar etmek, bilgi vermek, malumat vermek. be acquainted with tanımak, şahsen bilmek. acquaint oneself with öğrenmek, aşinallk peyda etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tanıdık, bildik; iyi bilme; haber, bilgi, malumat; tanış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahbaplık , tanışıklık, aşinalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), Afîfe’nin cem’i, iffet sahibi, nâmuslu, şerefli, ciddî kadınlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş, maslahat; vaka, olay, hadise; hal; ilişki. an affair of honor namus veya şeref meselesi. Foreign Affairs Dışişleri as affairs stand şimdiki halde. Iove affair aşk macerası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). gizli ilişki; mesele, hikâye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkan, korkmuş. be afraid korkmak. be afraid of (-den) korkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). doğumdan sonraki ağrılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıç direk yelkenleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). tekrar, yine, bir daha; bundan başka. as much again bir misli daha. now and again ara sıra, zaman zaman, bazen. tirne and again tekrar tekrar, defaatle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat karşı, muhalif, aleyhinde, aykırı. He is against reforms. O adam reform düşmanıdır. over against ona karşı, karşılık olarak; karşı karşıya; karşısında, mukabil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde: 1. 10/4 ile yazılan bir küçük usul. Aksak semaî (bk.) usulünün bir mertebesi ve: 2. Klasik bir şekil: Ağır aksak semâİ usulü ile bestelenmiş ağır semâİ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عائد] ait, ilişkin. 2.geri dönen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yardım, iane; f yardım etmek, iane vermek. first aid ilk yardım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belirli sürelerde bir derneğe ödenmesi taahhüt edilen para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenues. subscription. dues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenues. benefice. income. remuneration. contribution. subscription. quota. dues. share. allowance. agency fee. capital fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عائدات] gelirler, aidat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. aidât, avâid). Birine râci ve ait olan vergi yahut gelir: kendisinin vakıftan aidatı vardır; kendisi avâidini muntazaman alıyor (Müfredi pek kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عائده] kâr, kazanç, gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaver; yardımcı, muavin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaver, emir subayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hatırlatıcı niteliği olan not.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ait olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of belonging. concern. relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation / interest. the state of belonging to. being the property of. concerning / regarding a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuş tepeliği, sorguç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Aika) («avk» dan if.) Alıkoyan, tehir eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. avâik) («avk» dan i. mü.). Alıkomaya ve tehire sebep olan şey, engel: Bazı Avaiktan dolayı geri kaldı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عائقه] engel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir nevi Japon güreşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rahatsız olmak, hasta olmak; sıkıntı vermek, taciz etmek, rahatsız etmek. ailing (s). keyifsiz, rahatsız, hasta ailment (i). rahatsızlık , hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) aylandız ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) idare ve geçimleri bir adama ait olan zevce, evlât, ana baba vesair şahısların hepsi, familya, ev halkı, hanedân, eş, zevce: Ailesini beslemek için gece gündüz çalışmaya mecburdur; büyük bir aileye, fakir lâkin namuslu bir aileye mensubdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family. domestic. family. stirpes. relations. stirps. brood. kin. next of kin. menage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family. house. kindred. wife. domestic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family. wife. house. household. people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عائله] aile. 2.eş, karı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family doctor. family doctor / physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family friend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law of domestic relations. family law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family planning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family planning. birth control. planned parenthood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house husband.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

master. patriarch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family head. head of the family. genarch. head of a family. head of the household. housefather. household head. householder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (hav). kanatçık, goşisman, eleron. aileron controls goşisman kumandaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aile ile ilgili, ailelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pertaining to the family. concerning the family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عائلوی] aile ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). maden alaşımı, halita, alaşım; maden alaşımından olan adi maden; değerli bir şeyin kıymetini azaltan unsur; (f). kıymetli madene kıymetsiz maden karıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maksat, emel, niyet, amaç, gaye; nişan alma; hedef yönü; nişan tahtası, hedef. aimless (s). gayesiz, hedefsiz, maksatsız. take aim nişan almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hedefe doğru çevirmek mermi, söz veya iş); (gen). at ile kastetmek, maksadı olmak; nişan almak; niyet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). her şeye kadir; argo dehşetli, müthiş, çok büyük. the Almighty Kadiri Mutlak, Allah, Tanrı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sadaka verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs)., (h) dili am not, are not, is not değil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. İnan). (bk.): İnan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alfa, Yunan alfabesinin ilk harfi; başlangıç. alpha and omega başlangıç ve bitiş, baş ve son, birinci ve sonuncu, bütün. Alpha rays radyumun saçtığı üç ışından pozitif elektrikli birincisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava, nefes; (müz). hava, nağme; tavır. air base hava üssü.air bladder (zool). baIıklarda hava ile dolu bir kese, hava kesesi. airborne (s). havadan gelen (toz mikrop v.b.); havadan nakledilen; uçmakta. air brake hava freni. air castle hayal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(t). havalandırmak; güneşe sermek; ateşe göstermek; açmak. air one's views fikirlerini açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert kıllı ve irice teriyer köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). havai bir şekilde, hoppaca; hafife alarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havadar olma; hafiflik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havaya gösterme, hava alma, gezinti; açığa vurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). havai; havadar; hava gibi hafif; hayali; çalım satan, kendine bir hava veren; çevik, canlı, şen; (güz). (san). şeffaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Yaşayan, zenginlik ve bolluk gören. Yaşayış. Aişe binti Ebu Bekir. Peygamberimiz (s.a.s)’in hanımlarından. Muhterem annelerimizden biri olan Aişe (r.a.) İslami bilgisi ve fakihliği ile de meşhurdur (bkz.Ayşe).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ara yol, yan taraf, geçit (özellikle kilise ve tiyatroda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü.: Aide.) («avdet» den if.). 1. Dönen, rücû ve avdet eden. müz. 2. Taallûk eden, münasebet ve taallûku olan, râci, dair: bu vazife bana ait değildir; bunun iyiliği ve kötülüğü kendisine aittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belonging to. concerning. relating to. relative to. appurtenant. relating to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concerning. relating to. regarding. belonging to. pertaining to. property of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An islet, or little isle, in a river or lake; an eyot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Oat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concerning. belonging. regarding. relating to. pertaining to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assembly, Integration and Testing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assembly, Integration and Test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agency for Instructional Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Intelligent Tape. advanced intelligent tape; a helical scan technology developed by Sony for tape backup/archive of networks and servers, specifically addressing midrange to high-end backup requirements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Identification Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aeromedical Isolation Team.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Information Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alliance Internationale de Tourisme. algorithm integration team.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Identification Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agreement on Internal Trade, signed by the federal and provincial governments Text is at http://strategis ic gc ca/SSG/il00021e html.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The AIT front card provides an ATM trunk interface for the IPX The AIT operates in conjunction with a backcard, AIT-T3 or AIT-E3.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Asian Institute of Technology, Thailand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Airside Integration Testing. Developed by Sony, using helical scan technology and 8mm tape AIT tape drives use Advanced Metal Evaporated tape formulation AIT drives and media achieve a native capacity of 25GB Unique MIC technology gives fast data access f

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Intelligent Tape, this a Sony magnetic tape using the 8mm cassette standard, these cassettes can hold up to 100GB. pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go. relate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to belong. to concern. to regard. to relate to. to pertain to. to be owned by sb. to be sb's property. appertain. pertaining. revert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sığır budu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i. A. c.) (m. akide). Akideler, inanışlar, (bk.) Akide.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقائد] inançlar, akideler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctrines. tenets. religious precepts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). 1. Türk musikisinde 10 zamanlı bir küçük usul. 2. Türk musikisinde bir usûl ile ölçülmüş ağır semâİ çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde 10 zamanlı bir küçük usul. Aksak semâİ usulünün bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقسام سائره] diğer kısımlar, öbür bölümler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alâka) alâkalar, ilgiler, (bk.) Alâka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علائق] alakalar, ilgiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alâmet) alâmetler. (bk.) Alâmet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) işaretler, alametler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gökkuşağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علائم سما] gökkuşağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rainbow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-bye. goodbye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). şiddetle, tam kuvvetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uçaksavar. antiaircraft gun uçaksavar topu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kötülüğe karşı koruyucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Appalaş dağları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ait olmak, bağlı olmak, merbut olmak appertaining (s). ait olan, ilgili, alâkadar, mensup, bağlı, merbut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değer biçme, kıymet takdir etme, tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değer biçmek, kıymet takdir etmek, keşfini yapmak; tahmin etmek. appraisement (i). değer biçme, kıymet takdir etme; tahmin appraiser (i). muhammin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. arûs). Gelinler, (bk.) Arûs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. arîz). Arîzalar, (bk.) Arîza.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Aram veya eski Suriye'ye ait; (i). Arami dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kadim, eski; artık kullanılmayan , modası geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) artık kullanılmayan söz veya terim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archaic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (huk). mahkeme huzuruna çağırıp cürüm isnat etmek, suçlamak, itham etmek; kusur bulmak. arraigning, arraignment (i)., (huk). mahkemede davayı resmen sanığa tebliğ etme; kusur veya kabahat yükleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle of latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. aşîret). Aşîretler, oymaklar, (bk.) Aşîret.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doğrusunu anlamak, tahkik etmek, araştırmak, soruşturmak. ascertainable (s). soruşturulabilir, tahkik edilebilir , anlaşılabilir. ascertainment (i). soruşturma , tahkik, anlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command office. recruiting office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Aşinâ» dan). 1. Bildiklik, muarefe, tanışıklık, dostluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Afrika'da kullanılan hafif bir mızrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) saldırmak, üzerine atılmak, üzerine varmak, hücum etmek, hamle etmek; tecavüz etmek, dil uzatmak assailable (s). tecavüz edilebilir. assailant (i). saldırgan kimse, mütecaviz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Asyalılara has.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). varmak, ulaşmak, ermek, erişmek, vâsıl olmak, yetişmek; kazanmak, bulmak, kespetmek. attainable (s). ulaşılabilir, erişilebilir, kazanılabilir, ele geçirilebilir, istihsali mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). idam hükmü verilmesi veya kanun dışı ilân edilmesi hallerinde bir kimsenin bütün vatandaşlık haklarını kaybetmesi; eski leke, şerefsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).hüner, marifet; elde etme, erişme, edinme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). (huk). idam hükmü verilmesi üzerine bir kimsenin vatandaşlık haklarını kaldırmak; lekelemek, rezil etmek; (i). Ieke, ayıp; medeni hakların kaldırılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., eski ikiye ayrılarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. au pair

bakıcı

Yabancı ülkede bir aile yanında kalarak eğitimini sürdüren ve aynı zamanda o evin çocuklarına bakan kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). aksine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). usta, mahir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(fr).sütlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). (Fr). hizmetçi kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Aide). (Dilimizde bu mânâ ile kullanılmaz). 1. Aidât, irat, gelir: Kendisinin vakıftan biraz avâidi vardır. 2. Tahsisat: Kendisine öteden beri bağlanmış avâidi vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عوائد] gelirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Aika). (bk.) Aika.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yarar, fayda, kâr; (f). yaramak, ise yaramak, faydası olmak. of no avail beyhude, boşuna. to avail oneself of yararlanmak, -den istifade etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kullanışlı, hazır, elde mevcut; piyasada bulunan. availabil'ity, avail'ableness (i). hazır bulunma; muteber olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. F.). Avrupalılar’a has, Avrupalılar’ın yaptığı şekilde: Avrupaî bir davranış, Avrupaî bir makale.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beklemek, intizar etmek, gözlemek, hazır olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A ). Türk halk şiiri ve musikisinde bir şekil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk halk şiiri ve musikisinde bir şekil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. azîme). Azimetler, gidişler, (bk.) Azîme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tabiî Afetlere ve hastalıklara şifâlı olması için okunan duâ ve tılsımlar. 2. Kararda katîlikler, sebatlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Azerbaycan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. müz. A.) (Ibrânîce’den) Dört büyük melekten, öldürmeye mamur olan melek. Ar. Melek-iil-nwvt = Ölüm meleği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the angel of death. the reaper. the grim reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azrael. the angel of death. death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عزدائيل] Azrail.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). arka merdiven; gizli yol; (s). dolaylı, gizlice yapılan, el altından olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the sect of the Babis consisting of the adherents of Baha , the elder half brother of Mirza Yahya of Nur, who succeeded the Bab as the head of the Babists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Baha in 1863 declared himself the supreme prophet of the sect, and became its recognized head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are upwards of 20,000 Bahais in the United States. a teacher of or believer in Bahaism of or relating to Bahaism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a teacher of or believer in Bahaism. of or relating to Bahaism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Bahai; (s). Bahai mezhebine mensup olan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), islâm dininden ayrılmış, İran’dan başka Avrupa ve Amerika’da da yayılmış bulunan BAbîlik’ten doğmuş bir din.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bahailik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «buûd» den smüş.) (mü. baîde). Uzak, ırak, dûr: Bağdad, Şam’dan baîddir. İhtimale yakın olmayan, umulmayan, beklenmiyen: O adamdan böyle bir muamele baîd değildir. Baîd-ül-lhtimal = İhtimali kuvvetli olmayan, muhtemel olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعيد] uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (huk). kefil; kefalet; kefalete bağlanma; kefaletle tahliye; tahliye için kefalet, teminat; (f). bir kimseye kefalet ederek tahliyesini temin etmek; mevkufu kefile teslim etmek; emanet etmek, tevdi etmek, sorumlu olmak. bail bond kefaletname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kayıktan su boşaltmaya mahsus tas; çember kulp, halka; tente desteği; ahır bölmesi; kriket oyununda kullanılan çubuk; (f). kayığın suyunu boşaltmak. bail out tayyareden paraşütle atlamak. bailer (i). kayığın suyunu boşaltan kimse; (kriket) sipe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). kefil olunabilir, teminat olarak verilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). emanetçi, kendisine saklamak için verilen malı kabul eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir derebeyi şatosunun etrafını çeviren dış duvar; şatonun dış avlusu. Old Bailey Londra ağır ceza mahkemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İskoçya'da belediye yüksek memuru; nahiye müdürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mübaşir; icra memuru; muhafız; kazalarda Sheriff denilen baş icra memurunun vekili; çiftlik veya şato kâhyası; ing. sınırlı görevleri olan hâkim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). bailiff denilen yetki bölgesi; A.B.D. ihtisas sahası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). kefalet, malları teminat olarak verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). teminatı veren mudi, iade edilmek üzere mal veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(çoğ. -men) (huk). kefil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fr.) (çoğ.bainsmaire) benmari, iki katlı tencere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bayram, özellikle Kurban ve şeker bayramları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., İskoç. çocuk, kız veya oğlan çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bas» den if.) (mü. bâise). Sebep, mucip: İçki, ölümüne bâis oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [باعث] yol açan, sebep olan. bâis olmak yol açmak, sebep olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). olta veya kapan için yem; aldatma, cezbetme; mola, konak; (f). oltaya veya kapana yem koymak; olta veya tuzak yemi ile cezbetmek; üzerine köpek saldırtmak (hayvan) ; eziyet etmek, taciz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla yeşil renk olan ve özellikle bilardo masalarında kullanılan yumuşak, kaba, keçeye benzer bir kumaş; bu kumaştan yapılmış eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balalayka, gövdesi üç köşe olan Rus mandolini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem) Japonya'ya mahsus hürmet ifade eden bir selamlama şekli olup uzun ömür ve askerlikte ''ileri hücum manalarını taşır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pazarlık, anlaşma; muamele; işlem; kelepir; (f). pazarlık etmek, pazarIığa girişmek, uyuşmak; kayıt ve şarta bağlamak, taahhüt etmek. bargain counter tenzilâtlı eşya tezgâhı. bargain day tenzilâtlı satış günü. bargain price ucuz fiyat, tenzilât

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing. meyhane tezgâhında hizmet eden kız veya kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. basiret). Ba siretler, ibretli görünüşler, deliller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple interest. interest on ordinary deposits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنی اسرائيل] İsrailoğulları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. c.) (m. basit). Basiteler. (bk.) Basit.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. feryat etmek, ağlamak; hayıflanmak; üzüntüsünü beyan etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Faydasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Faydasız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاانقطاع] kesintisiz, aralıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstisnasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without exception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i milyarder

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., t. şantaj; tehditle birinden para koparma; f. şantaj yapmak. blackmailer i. şantajcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb çıban, şiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kan lekesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. porsun, marinel başı, lostromo. boatswain's chair izbarço iskele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. kısa kuyruk; kuyruğu kesilmiş hayvan; s. kısa kuyruklu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göze hoş görünmesi için çeşitli metotlarla fazla büyümesi engellenmiş ağaç; bu çeşit ağaç büyütme sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıcak memleketlerde yetişen çiçekli bir bitki, bot. Bougainvillea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaraplı balık çorbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. örmek, örgü şeklinde dokumak; kurdele veya bant ile tutturmak, bağlamak (saç); şerit veya sutaşı ile süslemek; i. örgü, saç örgüsü; şerit, sutaşı; kurdele, bant, şerit (saç için). braiding i. saç örgüsü; saç örgüsü şeklindeki motif veya süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. yelken ipi, istinga ipi; f. istinga etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. körlerin parmaklarıyla dokunarak okumaları için kabartma harflerden meydana gelen bir baskı sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kafasını yarmak, beynini patlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyin dimağ; çoğ. kavrayış, zeka, akıl, zihin, kafa. brain child k.dili fikri eser, buluş. brain fever beyin humması. brainpan i. kafatası. brainsick s. deli, akıl hastası. brainstorm i. ani ve şiddetli gelen cinnet krizi; k.dili ani gelen ilham. brain

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eti veya sebzeyi yağda çevirdikten sonra kendi suyuyla yavaş yavaş pişirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düğünde gelinin yanında bulunan genç kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Britanya, ingiltere adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Buenos Aires.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boğaların köpeklerle dövüştürülmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «câl» den) (mü. câile). Yapan, eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). cayman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kabil, Adem ile Havva'nın kardeş katili olan ilk oğulları; katil. raise Cain ABD, argo karışıklık çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). Cenozoic.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kayık, sandal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kahire.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). cephane sandığı, cephane arabası; sualtı temel islerinde kullanllan sandık; batan gemileri yüzdürmek için kullanılan duba. caisson disease (bak). bends.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). alçak, zelil adam; (s). bayağı, aşağılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâz» dan). 1. İşlemesinde beis olmayan, icrası emir veya nehy olunmayıp cevaz verilen, müsaadeli, ruhsatlı: Özür halinde niyetle namaz kılmak câizdir. 2. Mümkün, kabil: Câizdir ki bugün gelsin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religiously permissible. proper. right. acceptable. allowable. legitimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جائز] uygun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Geç(Erkek İsmi) 2.Caiz, İslam’ın mumaleta taalluk eden 5 ahkamından biridir. 3.İşlenmesi, yapılması “müsaade alınabilir” anlamında olup, şeran yasaklanmayan her fiili içerir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâz» dan) (c. cevâtz). Takdim olunan bir şiire veya diğer bir sanat eserine karşılık verilen hediye para veya başka şey: Osmanlılar şairlere pek büyük câizeler verirlerdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جائزه] ödül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Armağan, hediye. 2.Yol yiyeceği, azık. 3.Eski şairlere yazdıkları methiyeler için verilen bahşiş.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sefer, seferberlik; kampanya; belirli bir sonuca ulaşmak için mücadele: (f). mücadele etmek; kampanyaya katılmak. campaigner (i). kampanyaya katılan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayaktakımı, aşağı tabaka, sefiller.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çalıhorozu, (zool). Tetrao urogallus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kaptan, reis, suvari; şef, lider; deniz albayı, yüzbaşı, bahriye albayı; (f). kaptanlık etmek, kumanda etmek. captaincy (i). kaptanlık. captainship (i). kaptanlık; liderlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kervansaray, büyük yolcu hanı veya otel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Karpat Dağları, Karpatlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dokuz kamçılı kırbaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kedigiller familyasından jagar gibi bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük sukamışı, (bot). Typha latifolia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut CİBRİL (hi. İbrânîce’ den). Kerrûbiyân denilen büyük meleklerden biri olup, peygamberlere vahiy götürmeye memurdur, vahiy meleği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the archangel gabriel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holy- ghost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2.Cibril, İbranice Allahın kulu. 3.Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Öm(Erkek İsmi) Batı Karahanlı hükümdar (1099-1102).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hellish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuclear family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuclear family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ceride). Cerideler, gazeteler, (bk.) Ceride.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جرائد] gazeteler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cerime). Cerimeler, suçlar, (bk.) Cerime (sanıldığı gibi «cürm» ün cem’i değildir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جرائم] suçlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). katı kesin; emin, kaçınılmaz; muhakkak, şüphesiz; belirli, muayyen, kararlaşmış; güvenilir, itimada şayan; bazı; (i). belirli olmayan miktar, bir kısım. for certain muhakkak, süphesiz. of a certain age orta yaşlı. certainly (z). elbette, tabi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Câizeler. (bk.) CAize.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penal. criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cezâya Ait, ceza ile, cezâ işleri ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزائر] adalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zincir, silsile (dağ); bağ; öIçme zinciri. chain armor zincirden örülmüş zırh. chain belt zincir kayış. chain gang prangalı mahkumlar takımı. chain letter zincirleme mektup. chain lightning yılankavi şekilde görünen şimşek. chain of command komuta zi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zincirlemek, zincirle bağlamak; kayıt altına almak, zaptetmek. chain down, chain up zincirle bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskemle, sandalye; makam; kürsü; başkanlık sandalyesi; elektrikli iskemle; sedye; tahtırevan; (d.y). rayı traverslere bağlamak için kullanılan bir cins destek. easy chair rahat koltuk. chair car koltuklu vagon. take the chair başkanlık makamına geç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iskemleye oturtmak; makama geçirtmek, yetki vermek; (ing). iskemleyle beraber omuzlarda taşımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ-men) başkan, reis; tekerlekli iskemle sürücüsü chairmanship (i). başkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -women) kadın başkan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hafif gezinti arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

şezlong.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mabeyinci, teşrifatçı; kâhya, kethüda; muhasebeci, haznedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oda hizmetçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). ova, düzlük arazi, kır; (s). düz ve açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (saray, okul, ordu vb'nde) papaz veya vaiz. chaplaincy chaplainship vaizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

maslahatguzar, işgüder, sefir vekili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Ing)., (astr). Büyükay takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şato sahibi kadın; buyük ve güzel bir evin hanımı; kadınların anahtar taşımak için bellerine taktıklan zincir; kadınların yakalarına taktıkları süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Asya üIkelerine mahsus geyiğe benzer birkaç çeşit geviş getiren hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabile reisi; başkan, idareci. chieftaincy, chieftainship (i). kabile reisi; başkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen)., (çoğ)., (tıb). soğuk ve rutubetten el ve ayaklarda hâsıl olan kızarıklık ve şişlik; mayasıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın omuzlarının arası. (bk.) Cidav.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ne fayda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kriminell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). talep, iddia; hak; sigorta poliçesi üstünden ödenecek para; maden vb'ni işletmek için devletin arazisinde hak talep etme. clalm for damages tazminat davası; tazminat talebi. claim jumper ABD başkasının maden ocağını işgal edip alan kimse. Iay claim

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hak talep etmek, istemek; iddia etmek; sahip çıkmak. claimable (s). hak talep edilebilir. claimant (i). hak talep eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözle görülmeyen şeyleri görme kudreti; basiret; başkalannın zihninden geçenleri okuma hassası, gaipten haber verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). garipten haber veren, gözle görülmeyen şeyleri gören; (i). bu hassaları haiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).ince damarlı (ağaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüm kayıtlı VAIO kullanıcıları teknik ve temel bilgilerin yanı sıra yazılım güncellemeleri sağlar. 24 saat içinde teslimatın yapıldığı aksesuarlar için özel bir sipariş hizmetinin yanı sıra, kişisel bir ana sayfa (www.club-vaio.com= sunar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kaba damarlı (ağaç); kaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kokain cocainism (i)., (tıb). kokain kullanma alışkanlığı, kokain iptilâsı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayali bir tembellik ve lüks diyarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güdük kuyruklu at; saf kan olmayan at; asil diye geçinen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kokteyl; karides kokteyli; meyva kokteyli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avrupa otellerinde veya hükumet dairelerinde hizmet eden uşak veya haberci; ingiltere'de kapıcılık vb. işlerde bulunan görevli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şikâyet etmek, yakınmak, derdini anlatmak, içini dökmek; suçlamak. complainant (i). şikâyetçi, davacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şikayet, feryat, dertyanma; dert, keder, şikâyet sebebi; hastalık, keyifsizlik; (huk). isnat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hoşgörü, müsamaha, göz yumma. complai'sant (s). müsamahakâr, hoşgörü sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

concessioner (i). imtiyaz sahibi; fuarda bir satış yeri sahibi; temsilci, bayi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zorlamak, mecbur etmek, mecbur tutmak, zorla yaptırmak; bağlamak, sınırlamak, tahdit etmek; menetmek; zaptetmek. constrained (s). zorlanmış; yapmacık, suni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sınırlama, tahdit; sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kapsamak, içine almak, ihtiva etmek, havi olmak, şamil olmak; sınırlamak, tahdit etmek; kontrol altma almak. container (i). (sandık, varil, şişe gibi) kap; yük gemisine yükletilecek iri sandık veya mavna. container ship yükü iri sandıklarda veya po

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). jet uçaklannın bazan yüksek irtifada uçarken arkalarında bıraktıkları beyaz çizgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). hastalığın mutat tedavisini tatbik etmenin münasip olmadığına delalet etmek. contraindica'tioni , (tıb). kontraendikasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pelesenk yağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korsan, korsan gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). A.B.D.'ne mahsus bir tavşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (huk). karşı dava; (f). karşı dava açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aynı kuvvetle karşı koymak, karşılamak. countervailing duty (tic). munzam gümrük resmi, sürtaks.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). filika veya kik serdümeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). saçma, acayip; kaçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). damarları ters veya kırışık olan (tahta); ters, huysuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kesmek, kısaltmak, azaltmak. curtailment (i). azaltma, kısaltma, azalma, kısalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f perde; tiyatro perdesı; (çoğ)., argo mahvolma, ölüm; (f). perdelemek. curtain call tiyatro perde kapandıktan sonra alkışlarla tekrar sahneye çağırma. curtain lecture (k).dili yalnızken kadının kocasını haşlaması. curtain raiser programın ilk kıs

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «duâ»dan). 1. Dua eden, duacı: Dâtniz, dâtleri, ed-dâİ (din Alimlerinin bendeniz ve bendeleri yerine kullandıkları eski tâbirdir). 2. Celp ve dâvet eden, sebep olan: Bu iş mesuliyeti dât olur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). irlanda millet meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (i). gündelik, günlük; (z). her gün; (i). gündelik gazete; (ing). gündelikçi (hizmetçi). daily bread günlük ekmek, geçim, rızk, maişet. daily double at yarışlalarında çifte bahis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan) (mü. dâlime). Devam eden, devam üzere olan, eksik olmayan, kesilmeyen, sürekli, her vakit, mütemadiyen, fâsılasız, daima: Dâim eyler zâhir Ü bâtında taklîb-İ umûr. Devr-i dâim = Durmadan hareket. Saadet-i dâime = Sürekli saadet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائم] sürekli, devamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Devamlı sürekli, her zaman.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka kalın okunur) (I. A.). Her vakit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAİMA) (i. A.). Devam üzere, her vakit, bir düzüye: Sabahları daima erken kalkarım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. every time. forever. forever more. evermore. ever. forever and ever. forevermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. everlasting. forever. for ever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. continually. invariably. all along. ever more. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAİMİ) («dâim’den imen. olmak üzere uydurma bir kelime olup Arapça değildir). 1. Daim, devam üzere bulunan, bâkî, sürekli: Bu sıcak dâimî değildir, geçicidir. Benim hastalığım dâimidir. 2. Devam ve mülâzemet eden, eksik olmayan: O, daimî misafirlerdendir, bu rüzgâr burada dâimîdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permanent. constant. perpetual. endless. standing. imprescriptible. indissoluble. invariable. perdurable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing. steady. constant. permanent. perpetual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. perpetual. permanent. continual. habitual. imprescriptible. perdurable. perennial. in and out of season. standing. stationary demand. steady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائمی] sürekli, devamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Her gün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «deyn»den if.). Borç veren, ikraz eden, alacaklı, medyûn (borçlu) mukabili: Dâinler kendisini sıkıştırıyorlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). narin, zarif, nazik, sevimli; titiz, itinalı; nefis, lezzetli; (i). lezzetli şey. daintily (z). nazikâne, zarafetle. daintiness (i). zarafet, nezaket; titizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rom ve misket limonu suyundan yapılan bir içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAİR) (i. A. «devr» den s.). 1. devreden, dönen, dolaşan. 2. T. Bir şey hakkında olan, ait, bâhis: Edebiyata dair bazı bahisler yazdı, bu kitap neye dairdir? Yolların tamirine dair konuşuyoruz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relating to. about. regarding. concerning. relating to. respecting. as regards. touching. anent. re.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. regarding. concerning. relating to. on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. concerning. relating to. for. in re. relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائر] ilişkin, hakkında. 3.dönen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Def.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAİRE) (i. A. «devr» den) (c. devâir). T. Bir merkezî noktayı az, çok uzaktan çevirip her yeri merkezden aynı uzaklıkta bulunan eğri. Bu çizginin içinde kalan yuvarlak yer ki, kürenin yüzey resmi hükmündedir. 3. Büyük bir apartman vesair binanın bölündüğü kısımların beheri: Her biri birkaç oda vs. den mürekkeptir: Misafirhanede bir daire kiraladı. 4. Devlet idare eden şubelerin beheri ve beherinin kalem, meclis vesairesini içine alan binaları: Başbakanlık, maliye, millî eğitim dairesi. Devâlr-i hükümet = Hükümet daireleri. 5. Belediye şubelerinin beheri, bir büyük şehrin her kısmının belediyesi: Belediye dairesi, birinci, ikinci daire, daire Amirleri. 6. Bir resmî idarenin yönettiği yer: Konya vilâyetinin dairesi pek geniştir, orası kazamızın dairesinin dışındadır. 7. Büyük ev, konak: Filânın dairesi büyüktür. Bu dairede beş, elti sofra çıkar, daire halkı. 8. mec. Bir mânevî emrin hükmünde bulunan yer: Filânı haddi daresine sokmak, edep ve terbiye dairesi içinde söz söylemek, (astronomi) DAlre-tüşşems = Güneş dairesi. Dâiret-ül-bürûc = Burçlar dairesi (Fr. 4cliptique) (tıp). Dâire-i iltihâbiyye = Bir çıban vesaire iltihabının uzandığı yer ki, bir daire teşkil eder (askerlik). Dâire-i te’sîr = (tesir evleri) Mermilerin ulaşabildiği uzaklık. Rub’ıdâire = Dairenin dörtte biri ki, bir dik açı teşkil edip dairenin kavsi bir açısının yerini tutar. Muhît-i daire = Daire-i çenberi. Nısıf daire =s Dairenin yarısı. Dâiro-I irtifâ, dâiret-üs-semâvât = Bir gök cismi ile rasat yapılan yerin tepe noktasından geçen daireler. Dâire-i tOl = TÜl dairesi, boylam çizgisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. round. disc. verge. apartment. bureau. department. board. hoop. rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. round. disc. verge. apartment. bureau. department. board. hoop. rooms. circuit. compartment. pad. ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. circle. department. office. ring. round. apartment. flat. room. section. hall. administration. office building. ward. tenement. roundel. compartment. compass. studio. accomodation. area. bureau. chamber. circle chart. circuit. desk. hi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائره] daire. 2.büro, ofis. 3.devlet dairesi. 4.tef, zilli tef.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Seçim bölgesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Resmî dâire, hükümet dâiresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Def çalan musiki san’atkârı, hânende (eskiden hânendeler def çalarak okurlardı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dönerek, dolaşarak, ihata ederek, çevirerek. Dâiren mâdâr = Çepeçevre, etrafını tamamen dolaşarak: Şehre dâiren mâdâr hendek çevirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çepeçevre, fırdolayı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائرا مادار] çepeçevre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. orbicular. annular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. cyclic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. dâireviyye). Daire şeklinde: Dairevî bir yer, dâirevî bir şekil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائروی] dairemsi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دائره زن] daire çalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süthane, mandıra; sütçü dükkânı. dairy farm mandıra. dairymaid (i). sütçü kız. dairyman (i). sütçü. dairy products süthanede imal edilen ve satılan mallar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kürsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). papatya, margarit, ilkbahar çiçeği, (bot). Bellis perennis; argo fevkalade şey. daisy chain papatyalardan yapılmış zincir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dâİ’nin c. duâ edenler, duâcılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [داعيه] arzu, istek. 2.iddia.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Sebep, mucip, bâis.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Tibet Budistlerinin baş rahibi ve başkanı Dalay Lama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çalışma yeri. 2. Atölye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. darre). Bir kocaya ortak kadınlar, kumalar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nazik, tatlı, güler yüzlü, şirin, zarif, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). belâgatle söz söylemek, inşat etmek; nutuk çekmek. declaim against şiddetle karşı koymak, bağırıp çağırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. define). Defineler. (bk.) Define.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دفائن] gömüler, defineler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzundur) i. A. c.) (m. dakika). 1. Dakikalar, 2. İncelikler, (bk.) Dakika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. delil). Deliller, (bk.) Delil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دلائل] kanıtlar, deliller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yünlü veya yün ile pamuk karışık ince elbiselik kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maritime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maritime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). treni raydan çıkarmak. derailingswitch raydan çıkarmaya mahsus makas derailment (i). raydan çıkma (tren).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دسائس] hileler, oyunlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yeis, üzuntü, keder, ümitsizlik; (f)., sık sık of ile ümitsiz olmak, meyus olmak. despairingly (z). üzüntüyle, kederle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (çoğ). teferruat, ayrıntılar; tafsilât; ayrıntılı plan; (ask). müfreze, hususi bir işe ayrılan asker takımı; (f). tafsilatıyla anlatmak; hususi bir işe tahsis etmek. in detail tafsilatıyla, teferruatıyla, mufassalan, ayrı ayrı, ayrıntılarıyla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alıkoymak; engellemek, mani olmak, durdurmak; geciktirmek; gözaltma almak. detainment (i). engelleme, alıkoyma; geciktirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). başkasının malına alıkoyma; mevkufiyetin uzatılması emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ing). trenden inmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. devâiye). İlâca mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. dâire). Daireler. (bk.) Daire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوائر] daireler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inkâr etmek, benim değil diye reddetmek, kabul etmemek; müsaade etmemek, feragat etmek; reddetmek, vazgeçmek; (huk). bir dilekten veya iddiadan vazgeçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vazgeçen kimse; (huk). iddiadan vazgeçme, feragat, feragat name.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). küçük görme, tepeden bakma, hor görme; kibir, gurur; (f). tenezzül etmemek, hakir görmek, hor görmek. disdainful (s). kibirli, tepeden bakan, mağrur. disdainfully (z). tenezzül etmeyerek, hor görerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kötülemek, ayıplamak, kıymetini takdir etmemek; (i). kötüleme, ayıplama. dispraisingly (z). kötüleyerek, ayıplayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tamire muhtaç olma; bakımsızlık. in disrepair tamire muhtaç, harap halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). borç yüzünden bir kimsenin eşyasına el koymak veya hac- zetmek. distrainable (s). haczolunabilir. distrainor (i). haciz veya el koyan kimse. distraint (i). haciz veya el koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kurama, nazariyeci; (s). kuramsal, nazari.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mülk, mal, arazi; memleket, üIke; nüfuz sahası, nüfuz bölgesi; saha, alan, ihtisas; (huk). yüce hakimiyet. right of eminent domain istimlâk hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sandık ve çekme. cede koşe bağının dişleri, kırlangıç, geçme, kurtağzı; (f). tam uymak; köşe bağı kesmek; köşe bağı dişleriyle bitiştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s)., (i). aşağı kata, aşağı katta, aşağıya, aşağıda; (s). aşağıda olan; (i). aşağı kat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). Iağım veya hendek ile suyu akıtmak; bir yerin suyunu tamamıyle çekmek; kurutmak (bataklık), akaçlamak, drenaj yapmak; içip bitirmek, tüketmek; süzmek; (tıb). iltihaplı yaradan cerahati çekmek; süzülmek, suyu süzülmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suyunu çekme veya akıtma; hendek, lağım, kanalizasyon, kanal, mecra; (tıb). iltihaplı yerden cerahat çeken tüp veya fitil. drainboard (i). yıkanmış bulaşıkların süzüldüğü oluklu kısım. drainpipe (i). suyu dışarıya akıtan boru, oluk. go down

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süzülme, çekilme, akaçlama, drenaj; süzülen su, çekilen su; su mecraları; lağım ve kanalizasyon sistemi; suyu kurutulan arazi; (tıb). fitil veya tüple cerahat çekme. drainage basin akaçlama havzası; suyu bir nehir ve kolları tarafından çekilen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süzgeç, süzgü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğrafların ve video görüntülerin i.LINK™ ile bağlanmış DV kaynaklarından okunmasını sağlar. Okunan görüntüler, işlenmek üzere çeşitli biçimlerde kaydedilebilir.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

İng. e-mail

elektronik posta

Bilgisayarlar veya bir ağ içindeki belli gönderim merkezleri arasında elektronik bilgi iletişimi.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

E-mail modunda, görüntülerin boyutu 320 x 240’tur. Böylece e-postada gönderilmeye uygun daha küçük dosya boyutu elde edilmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taş yığını halinde abide, mezar veya işaret noktası, kurgan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekler, bir çeşit küçük oval pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Cümlesi, hepsi: Radyallahü anhüm ecmaîn (yalnız böyle dua tâbirlerinde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) DAİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ef’a). Ef’alar, yılanlar. (bk.) Ef’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğrusu enâniyyet’tir. (bk.) Enâniyyet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zincir ile bağlamak, zincire vurmak; kendine bağlamak, meftun etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kenarını tırtıl veya kabartmalarla süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boyayı iyice emdirmek; iliğine geçirmek; odun gibi görünmesini sağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. ingiltere'de bir mülkün vâris tarafından ferağ veya satışını meneden miras usulu; miras yoluyla intikal eden ve satılması yasak olan gayri menkuller, meşruta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. icap ettirmek; huk. belirli bir veraset usulüne göre vermek; meşruten vakfetmek. entailment i. icap ettirme; meşruten vakfetme; bu suretle vakfedilen mülk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eğlendirmek, avutmak, meşgul etmek; misafir etmek, ağırlamak, ikram etmek; misafir kabul etmek; hatırda tutmak; göz önünde bulundurmak. entertain a motion bir teklifi kabul edip kurula arzetmek (başkan). They entertain a great deal çok misafirleri g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eğlenceli, hoş. entertainingly z. eğlenceli bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğlence, toplantı; misafir etme, davet, ziyafet, ağırlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bağırsaklar, iç uzuvlar; iç, iç kıslmlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. trene bindirmek veya binmek; arkadan çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. (m. erîke). Erîkeler, tahtlar, (bk.) Erîke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.). Kırk, Fars. çihil: Erbain sene = Kırk yıl. 1. Rûmî ocak ayının 9’undan, yani gün dönümünden itibaren kırk gün ki, karakıştır: Erbaîn fırtınası. 2. Tarikat mensuplarının 40 gün halvete kapanıp ibadet ve perhizle vakit geçirmeleri. Fars. çille: Erbaîn çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اربعين] kırk. hadîs-i ~ kırk hadis.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masculine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masculine. virile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. üşâbe). Karışıklıklar,cins bozuklukları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. eş’em). En şomlar, en uğursuzlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. evvel). İlk vakitler, birinci günler, iptidalar: Evâil-i Ramazanda, evâil-i ömründe (yalnız «evâilde» kullanılırsa «eski zamânlarda» mânâsını ifade eder).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اوائل] başlar, ilk günler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ansızın bağırıp çağırmak, hayretini ifade etmek, hiddetle söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). anlatmak, açıklamak, izah etmek, beyan etmek, belirtmek, tasrih etmek,aydınlatmak, tenvir etmek, tarif etmek; açıklamada bulunmak, izahat vermek. explainaway örtbas etmek tevil etmek, sözü çevirmek. explain oneself kendisi hakkında izahat vermek; mer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz yorgunluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) AzrSil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fayda.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فائده] yarar, kazanç, fayda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Faydalı, müfîd, nâfî, kârlı, kazançlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فائده بخش] yararlı, faydalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fayans, çini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. fevk’den if.). 1. Üstün, tercih edilen, diğerlerinden ileri: Akranına fâik. 2. Yüksek, seçkin, fevkalâde: ihtirâmât-ı faika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superior. excellent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superior. excellent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فائق] üstün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Üstün, seçkin, yüksek, ileri. 2.Mümtaz, manevi olarak üstün olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Faik).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üstünlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فائقيت] üstünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fiil’den if.) (mü. fâile). 1. işleyen, yapan, Amil: Acaba bu işin, bu cinayetin fâill kimdir? 2. Müessir, tesir eden. 3. (gramer) Cümlede fiili icra edeni gösteren isim: «Kitap okuyordum» cümlesinde olduğu gibi fâil, fiilin çekimindeki son ekte gizli olabilir. Iım-i fiil = Eden, gelen, söyleyen gibi fâile sıfat olan fiil parçası. (hukuk) FAil-i müstakil = Bir suçu bizzat yapan veya yapılmasına sebep olan. Fiil-i müşterek = Bir cürmün işlenmesine sebep olmayıp iştiraki olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. author. perpetrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be wanting; to fall short; to be or become deficient in any measure or degree up to total absence; to cease to be furnished in the usual or expected manner, or to be altogether cut off from supply; to be lacking; as, streams fail; crops fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be affected with want; to come short; to lack; to be deficient or unprovided; used with of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fall away; to become diminished; to decline; to decay; to sink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deteriorate in respect to vigor, activity, resources, etc.; to become weaker; as, a sick man fails.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To perish; to die; used of a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be found wanting with respect to an action or a duty to be performed, a result to be secured, etc.; to miss; not to fulfill expectation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To come short of a result or object aimed at or desired ; to be baffled or frusrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To err in judgment; to be mistaken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To become unable to meet one's engagements; especially, to be unable to pay one's debts or discharge one's business obligation; to become bankrupt or insolvent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be wanting to ; to be insufficient for; to disappoint; to desert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To miss of attaining; to lose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Miscarriage; failure; deficiency; fault; mostly superseded by failure or failing, except in the phrase without fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Death; decease. get worse; 'Her health is declining' stop operating or functioning; 'The engine finally went'; 'The car died on the road'; 'The bus we travelled in broke down on the way to town'; 'The coffee maker broke'; 'The engine failed on the way to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpetrator. subject. active. agency. efficient. offender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fail to do something; leave something undone; 'She failed to notice that her child was no longer in his crib'; 'The secretary failed to call the customer and the company lost the account'. be unsuccessful; 'Where do today's public schools fail?'; 'The att

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A deal is said to fail if on the settlement date either the seller does not deliver securities in proper form or the buyer does not to deliver funds in proper form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A trade is said to fail if on settlement date either the seller fails to deliver securities in proper form or the buyer fails to deliver funds in proper form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A situation where either the seller fails to deliver the security in proper form or the buyer fails to deliver funds in the proper form on settlement date As long as the fail exists, the seller will not be paid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A trade that does not settle properly, as the seller failed to deliver security as contracted or the buyer does not have money to pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The failure of a seller to deliver securities to the purchaser or to a specified place of delivery as contracted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A transaction between two municipal securities brokers or dealers on which delivery does not take place on the settlement date A transaction in which a dealer has yet to deliver securities is referred to as a 'fail to deliver;' a transaction in which a de

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Failure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Prolog operator that causes backtracking to occur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A security transaction which does not settle per its contract terms because of a failure by one of the counterparties to meet their obligation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A goal is said to haved failed if it could not be proven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Udh Brir Khser. specifies a failure condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the context of computers, one of the three historic choices offered by DOS when it could not complete the requested operation Also see Abort and Retry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Make the pattern fail on this occasion When a pattern fails, it means that the pattern was not truly available The calling routines in the compiler will try other strategies for code generation using other patterns Failure is currently supported only for

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فاعل] yapan. 2.özne. 3.etkili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başaramamak, becerememek, muvaffak olamamak, çıkmamak, bitmek, kifayet etmemek; kuvveti kesilmek, zayıflamak; iflâs etmek; kalmak (sınavda), geçememek; boşa çıkarmak, bırakmak, ümidini kırmak; ihmal etmek, yapmamak; sınıfta bırakmak, geçirmemek. fail

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(s). kusur, zaaf, ayıp; (s). zail olan, eksilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat olmadığı takdirde. failing that aksi takdirde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yapan ve işleyen adamın hâli. Ar. Amiliyyet. 2. Müessirlik, tesir: Bu İlâcın fâiliyyeti tecrübe edilmiştir:

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فاعليت] etkenlik, aktivite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendinden çizgileri olan yumuşak ipekli kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başarısızlık, muvaffakiyetsizlik, beceremeyiş; ihmal, yapmayış; bitme,tukenme, kaybolma; zail olma, zayıflama, inkıraz; iflâs; başarı kazanamayan kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (eski) memnun, istekli, hevesli,arzulu; yükümlü, mecburi; (z). seve seve. I would fain go Gitmek isterdim; gitmeyi arzularım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tembel, aylak, boş gezenin boş kalfası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bayılmak, solmak. faint away bayılmak, kendinden geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). donuk, belirsiz, zayıf, baygın,gevşek; isteksiz; (i). baygınlık, bayılma. fainthearted (s). yüreksiz, korkak; mahcup, çekingen. faintly (z). azıcık, hafiften. faintness (i). baygınlık, bayılma, halsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). viski veya başka bir içki imal edilirken en son çıkan hafif ve karışık ispirto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güzel; hoş, zarif, istenir; saf, temiz,pak; dürüst, haklı, doğru, adil, mubah; sarışın,kumral; orta, vasat, şöyle böyle; uygun, muvafık, müsait; iyi, açık (hava); uğurlu; okunaklı, açık. fair and square doğru ve dürüst,haklı. fair ball beysbol iyi bi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). iyi, yolunda, dürüstçe, tam .fair spoken her şeyin doğrusunu söyleyen; nazik,tatlı dilli, kandırıcı. bid fair (bak.) bid play fair kurallara göre oynamak, hakça mücadele etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pazar, panayır, fuar, sergi. fairgroundi panayır meydanı, sergi yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. fair play

sp. dürüst oyun

Kurallara ve karşılıklı hoşgörüye bağlı kalınarak oynanan oyun.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müh.) karenaj; (hav.) kaplama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fairplay DRM (Dijital Haklar Yönetimi), iTunes® dosyalarının başka bir formatta kopyalanmasını sınırlayan bir erişim kontrol teknolojisidir. Bu şekilde kontrol edilen dosyalar arasında AAC, M4V ve M4P formatları sayılabilir. Fairplay DRM ile kodlanan bir dosya, Apple iPod® dışındaki hiçbir cihazda oynatılamaz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (golf) çimenli yol; bir koy,liman veya ırmağın seyredilebilen kısmı, serbest geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). peri; (argo.) homoseksüel erkek,(slang). ibne; (s). peri gibi, perilere ait .fairyland (i). periler ülkesi, büyülü yer. fairylike (s). peri gibi, peri elinden çıkmış gibi .fairy ring bazen çayırlarda bulunan ve perilerin dansından meydana geldi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr.) emrivaki, olup bitti, oldu bittiye getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inanç, itikat, iman; güven, itimat,emniyet, tevekkül; din; sadakat, vefa. faith cure itikatla şifa bulma. faith healer itikatla hastalığı iyi ettiğini iddia eden kimse. faith in God Tanrıya inanış, Allaha iman. bad faith kötü niyet, bozuk niyet, hıya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mümin, iman sahibi; sadık,vefakâr, doğru, güvenilir, itimada şayan. faithful to his word sözüne sadık. the faithful müminler, bir dine iman etmiş olanların tümü. faithfully (z). sadakatle, imanla. faithfulness (i).sadakat, iman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sadakatsiz, hain, güvenilmez; inanmayan; imansız, dinsiz, kâfir; kararsız. faithlessly (z). sadakatsiz bir şekilde,imansız bir şekilde. faithlessness (i). güvensizlik; imansızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (feyz’den if.). Taşan, taşkın. Borç verilen para ile ekseriyetle yıllık hesaplanan ve belirli olarak alınan kâr: Faizle para almak, istikraz etmek. Yüzde üç, yüzde dokuz, yüzde on iki fâiz. Faize yatırmak Faizle işletmek, fâizle vermek. Fâiz-i müfred (ve daha doğrusu): Fliz-i basit = Ödünç verilen paranın yalnız sermayesinden alınan kâr: Mürekkep faiz = Her yıl işleyip, verilmeyen borcun da, durduğu sene için kârı hesaplanarak alınan fâiz. Fâiz yürütmek = FAizini hesaplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. feyz’den if.). Feyz ve zafer bulan, muvaffak olan, meramına eren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interest. interest. income return. obligation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فائض] taşan. 2.faiz, paradan elde edilen kazanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Fevz bulan, muradına ulaşan, başarı kazanan. Kur’an’da müslümanları vasfetme sadedinde birçok yerde geçmektedir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interest rate. limit on the rate of interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rate of interest. interest rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Faiz).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Fâizle para veren şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at interest. interest-bearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interest-free. bearing no interest. funded. interest- free. ex interest. free of interest. without interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vicious circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîlet). (bk.) Fazilet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuş beyinli, budala, ahmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendi menfaatlerini ve canını bile esirgemeyen, iyi bir İş uğrunda her fedakârlığı göze alan, serdengeçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard. gorilla. bouncer. chucker-out. heavy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who risks one's life for a cause. bodyguard. bouncer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l. Canını esirgemeyen, mühim bir maksat uğrunda canını vermeye hazır bulunan. 2.Allah yoluna başkoymuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayırlı bir iş uğrunda şahsî menfaatlerini ve canını bile feda eden adamın hali. Ar. hamiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. feride). Tekler, nadirler, (bk.) Feride.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. firaun). (bk.) Firavun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فراعنه] firavunlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. farîze). Şeriatta, mirastan ve vârislerin her birine düşen hisselerin miktar ve vasıflarından bahseden ilim: İyi ferâiz bilir. Eshab-ül-ferâiz = Mirasa dahil olanlar, verese, (bk.) Farîze.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فرائض] farzlar. 2.ödevler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fâide). Faydalar. (bk.) Fayda.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوائد] yararlar, faydalar, kazançlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fâih). Çiçek ve meyve kokulan, güzel kokular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. fezâiyye). Fezâya ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فضائل] erdemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîlet). Faziletler, iyi huylar, (bk.) Fazilet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

irlandada aşırı milliyetçi parti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). harman döveni; ortaçağda kullanılan buna benzer silâh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yetenek, kabiliyet, Allah vergisi; anlayış, seziş, hissediş; (k).dili gösterişli uslup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). evvelden takdir etmek, önceden tayin ve tertip etmek. foreordination (i). kader, takdir, kısmet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). trinketa yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pruva babafingo yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pruva gabya yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çeşme, pınar, kaynak, memba; fıskıye. fountainhead (i). pınar başı, kaynak, memba. fountain pen stilo, dolmakalem. drinking fountain içmek için suyu yukarıya fışkırtan çeşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay kırılır; kolay bozulur; zayıf; zayıf ahlâklı, kolayca günah işleyebilir. frailly (z). kolay kırılabilir şekilde; zayıf ahlâklı olarak. frailty (i). zayıflık, manevi zaaf. human frailty kolayca günah işleyebilme eğilimi, beşer zafiyetleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuru yemiş küfesi; bir küfelik kuru yemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilhassa Kraliçe 1. Elizabeth zamanında giyilen kırmalı yakalık; istihkâma konan uçları sivri kazıklar, şarampol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (mü. gaiyye). Maksat ve neticeye ait. Illet-i gaiyye = Bir işin ve teşebbüsün maksat ve neticesi, elde edilmesi için çalışılan istek: Bu hareketin illet-i gaiyyesi nedir?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, kim süt şekerinden yapılan bir çeşit şeker

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غائب] bulunmayan, ortada görünmeyen, kayıp.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzundur) (i. F.). Görmeyerek ve görünmeyerek, gizliden, arkadan, yüze karşı olmayarak, şahsen tanımadığı halde: O adama gaibâne sevgim vardır, sizi gaibâne sevenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, gayety i şenlik, neşe; kı yafette zarafet veya sus, gosteriş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s gösterişli, heybetli, güzel; cesur, yürekli, kahraman; kibar, nazik; ateşli, 3şık galIantly z nazik bir tavırla; göste rişli surette; kahramanca, yiğitçe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, s, f ,slk delikanll; kadın lara karşı daima nezaket gösteren adam; 3sık; s kadınlara karşl nazik; Sapkın; f ka dınlara karşl nezaket göstermek; kadınlararefakat etmek; şık giyinmek; aşkım be I irtmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, gaIlipot i bir çeşit çam sakızu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzundur) (i. A.) (c. gavâil). 1. Sıkıntılı iş, baş ağrısı veren meşguliyet, belâ, çözümü zor mesele, uğraştıran iş: Büyük başın gailesi çok olur, gaileden kurtulamıyorum. 2. Harb, muharebe, çatışma: Galle-i zâilede = Geçen seferki muharebede.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غائله] uğraşı, telaş, meşakkat. 2.savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzundur) (i.). I. Gaile çıkaran, gailesi olan, başa dert olan: Çok gaileli bir hayat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Gaile çıkarmayan. 2. Gailesi olmayan, dertsiz: Gailesiz bir iş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i galon, ing 4,55 litre; ABD 3,78 litre gal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, gayly bak gay

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f oluk, yiv; f oluk açmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f kazanç, kâr; yarar, fayda, men faat; artma, artış; f kazanmak, kâr etmek; varmak, ulaşmak; ileri gitmek (saat); iler lemek gains i kazanç, gelir gain ground ilerlemek gain on one yarışta (önde giden koşucuya) yavas yavaş yaklaşmak, aradaki mesa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i kazanan veya ileri giden kimse veya şey; bak full gainer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s kazançlı, kârlı gainfully z kazançla, kâr ederek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f (said) inkâr etmek, reddetmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak against

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GAİB) (a uzundur) (i. A.) (mü. gaaibe) (gayb, gıyâb’dan if.). 1. Hazır olmayan, kayıp; gözden gizli olan, göz önünde olmayan, hazır mukabili: Bu işe karar verildiği zaman ben gaip idim, gaip olan arkadaşların hakkını yememeli. 2. Nerede olduğu malûm olmayan, bulunamayan, zâyî: Kalemim gaip oldu, çakımı kaybettim.. 3. Gramerde konuşan ve konuşuculardan başka olan şahıs. Şahs-ı sâiis = Üçüncü şahıs: O kelimesi zamîr-i gaibdir. Kendini gaip etmek = Kendinden geçmek, aklı başından gitmek. Gaibde olmak = Nerede olduğu malûm olmamak, meydanda olmamak, (bk.) Kayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absent. not to be seen. missing. lost. absentee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absence. disappearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i yurüyüş, gidiş; at yürüyüşü gaited s belirli bir yürüyuş hızına sahip

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a’lar uzun) (i. A.) İnsan pisliği: Mevadctı gaita = Gaita maddeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

human excrement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غائطه] dışkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i tozluk, getir gaitered s ge tirli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ganîmet). Ganimetler. (bk.) Ganimet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غنائم] ganimetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غرائب] gariplikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. gaile), (bk.) Gaile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nautical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gıdâiyye). Beslemeye yarayan, besleyişe ait: Mevâdd-ı gıdâiyye = Besleyici maddeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Lirik. Fr. Iyrique.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gışâiyye). Zar çeşidinden olan: Mâdde-i gışâiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gıdâİ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yumurta akı; yumurta akından yapılmış çiriş; yumurta akına benzer yapışkan madde; f.böyle bir madde sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ophthalmic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ocular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (gen. Holy Grail) son akşam yemeğinde Hazreti İsa'nın kullandığı farzolunan sahan veya kase .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) tane, habbe, tohum, zerre; hububat; eczacı tartısında 0,065 gram; doku, ağaç ve taşın damarı, bu damarların düzen lenişi; mizaç, huy; (f.) tanelemek; ağaç damarlarını taklit edercesine boyamak, mermer taklidi boyamak; deriyi işlemek; sepilem

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kumlu, taneli, çekirdekli, damarlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kurşuni renkte tezyini resim usulü (bilhassa cam üzerine).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) grogren, gron, bir cins kumaş .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) parmaklık, korkuluk; siper demiri; (den.) puntel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «habis»). Kötülükler, yaramazlıklar, kötü işler. Ummül-habâis = Kötülüklerin anası ki, eski dilde içki yerine kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خبائث] kötülükler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجر سمائی] göktaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hadîka). Hadîkalar, bahçeler, (bk.) Hadîka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدائق] bahçeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حفائر] çukurlar. 2.oyuklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haybet» ten if.). İsteğine erişemeyen, başarı gösteremeyen, muvaffak olamayan, mahrum, Fars. bîbehre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heybet» ten if.) (mü. hâİbe). Korkak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mahrum olarak, meramına nail olmayarak: Hâiben döndü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havf» tan if.). Korkak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خائف] korkak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خائفا] korkarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Arapların başları ile beraber vücutlarına sarındıkları kumaş, ihram, çarsaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Japonlara has üç mısralık kıtalardan meydana gelen kısa şiir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hevl» den if.) (mü. hâile). Korkunç, ürpertici: Bir seda-yi hâil: Bir korkunç ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den if.). iki şey arasında bulunup birinden diğerinin görünmesine veya birleşmelerine engel olan: Ağaçlar hâil olduğundan köşkten deniz görünmüyor; kapalı havada bulutlar güne;e hâil olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small roundish masses of ice precipitated from the clouds, where they are formed by the congelation of vapor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The separate masses or grains are called hailstones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pour down particles of ice, or frozen vapors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pour forcibly down, as hail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Healthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Hale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To call loudly to, or after; to accost; to salute; to address.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To name; to designate; to call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To declare, by hailing, the port from which a vessel sails or where she is registered; hence, to sail; to come; used with from; as, the steamer hails from New York.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To report as one's home or the place from whence one comes; to come; with from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation of respectful or reverent salutation, or, occasionally, of familiar greeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wish of health; a salutation; a loud call. enthusiastic greeting precipitation of ice pellets when there are strong rising air currents greet enthusiastically or joyfully call for; 'hail a cab' be a native of; 'She hails from Kalamazoo' precipitate as s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fence. enclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

precipitation of ice pellets when there are strong rising air currents. enthusiastic greeting. praise vociferously; 'The critics hailed the young pianist as a new Rubinstein'. be a native of; 'She hails from Kalamazoo'. call for; 'hail a cab'. greet enthu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation that originates in convective clouds, such as cumulonimbus, in the form of balls or irregular pieces of ice, which comes in different shapes and sizes Hail is considered to have a diameter of 5 millimeter or more; smaller bits of ice are cla

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation that originates in convective clouds, such as cumulonimbus, in the form of balls or irregular pieces of ice, which comes in different shapes and sizes Hail is considered to have a diameter of 5 millimeter or more; smaller bits of ice are cla

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of balls or irregular lumps of ice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Falling ice in roughly round shapes at least 0 2 of an inch in diameter Hail comes from thunderstorms and is larger than sleet Hailstones form when upward moving air -- updrafts -- in a thunderstorm keep pieces of graupel from falling Drops of supercooled

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hail is a destructive form of precipitation that is 5 to 190 millimeters in diameter The large downdrafts in mature thunderstorm clouds provide the mechanism for hail formation Hailstones normally have concentric shells of ice alternating between those wi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pieces of ice that fall from thunderstorms Hail often is composed of concentric rings of ice that form as the particle moves through 'wet' and 'dry' areas of the thunderstorm. Precipitation which forms into balls or lumps of ice over 0 2 inch in diameter

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of balls or clumps of ice produced by thunderstorms Severe storms with intense updrafts are most likely to produce large hail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation composed of balls or irregular lumps of ice with diameters between 5 and 50 mm. precipitation composed of chunks of ice that form atop cumulonimbus clouds and fall as soon as they become too heavy for the cloud updrafts to hold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of balls or lumps usually consisting of concentric layers of ice A thunderstorm is classified as severe when it produces hail 3/4 of an inch or larger in diameter The following table shows hail size estimates:. is precipitation c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of transparent or partially opaque balls or irregular lumps of concentric ice Hail is normally defined as having a diameter of 5 millimeters or more and is produced by thunderstorms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pieces of ice that fall from thunderstorms Hail often is composed of concentric rings of ice that form as the particle moves through 'wet' and 'dry' areas of the thunderstorm. millimetric or larger precipitation particle of ice, formed by the accretion of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of balls or irregular lumps of ice Tall cumulonimbus clouds are much warmer at the bottom than at the top This causes tremendous pressure differences and strong rising air currents, which suck warm water droplets from the bottom

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of balls or irregular lumps of ice produced by liquid precipitation freezing and being coated by layers of ice as it is lifted and cooled in strong updrafts of thunderstorms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hail is observed precipitation in the form of small balls or pieces of ice , falling either separately or agglomerated into irregular lumps Hail falls during heavy thunderstorms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation of small balls or other pieces of ice falling separately or frozen together in irregular lumps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sparse hailstones of small size, often mixed with rain Moderate:.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هائل] korkunç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) selâmlamak; çağırmak; seslenmek; (i.) selâmlama, seslenme. hail fellow well met samimi dost, yakın arkadaş; herkesle çabuk ahbap olan kimse, sıcakkanlı kimse, samimiyetten hoşlanan kimse. hail from den, ,,, Iimanından kalkmak. Where do you h

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) dolu; dolu gibi yağan şey; (f.) dolu halinde yağmak veya yağdırmak; hızlı ve şiddetli gelmek (söz, yumruk). hailstone (i.) dolu tanesi. hailstorm (i.) dolu fırtınası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Osmanlıca’da uydurulmuştur). Sonu facia ile biten tiyatro eseri, Fr. tragidie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıyânet» ten if.) (c. havene). Hıyanet eden, doğrulukla hareket etmeyip hile düzenleyen, emniyeti kötüye kullanan, gördüğü iyiliğe karşı nankörlük eden: Hâin adam hiçbir vakit hayır görmez: Hâin-i memleket, hâin-i devlet = Memleketine ve devletine karşı ihanet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treacherous. disloyal. deceitful. ungrateful. false. malicious. snaky. cattish. catty. faithless. foul. insidious. nefarious. perfidious. recreant. scoundrelly. traitorous. viperish. viperous. wicked. traitor. betrayer. dingo. false-hearted. judas. r.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithless. foul. perfidious. rat. renegade. traitor. treacherous. ungrateful. traitorous. disloyal. malicious. cruel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To inclose for mowing; to set aside for grass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traitorous. treacherous. malicious traitor. betrayer. disloyal. faithless. false. ill. judas. malevolent. perfidious. proditor. rat. recreant. squeaker. viper. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خائن] hain. 2.acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâincesine hainlikle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خائنانه] haince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traitorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

felonious. feloniously. traitorous. traitorously. treacherous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hain bir hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become malicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hıyânet, insanın gördüğü iyiliğe veya devletinin menfaatlerine karşı çıkması ve zarar vermeye çalışması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfidiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfidy. treachery. trachery. malice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfidy. treachery. malice. disloyalty. mischief. treason. villainy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act treacherously (toward another. to try to harm. turn traitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayret» ten if.). Şaşırmış, şaşa kalmış, hayrette bulunan, Ar. mütehayyir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saç,kıl, tüy; kıl payı mesafe. hair curler bigudi. hair net saç filesi. hair pencil kıldan yapılmış ince resim fırçası. hair remover kılları döken ilâç. hair re storer saçı beslediği zannedilen ilâç. hair shirt at kılı gömlek, ceza gömleği. hair

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) kıl payı; (i.) kıl kadar mesafe .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saç fırçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kıldan yapılmış sert bir kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saç tıraşı; saç kesilme biçimi. I want a haircut. Saçımın kesilmesini istiyorum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. dos) saç tuvaleti, saç şekli,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kuvaför, berber .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (alında) saç çizgisi; ince çizgi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) saç tokası, firkete; (s.) ''u'' şeklinde kıvrılan. hairpin turn keskin viraj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kılı kırk yaran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saatin içindeki kıl gibi yay .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kıllı tüylü, kıldan yapılmış; kıl gibi; ABD, (argo.) tehlikeli; mükemmel. hairi ness (i.) tüylülük, kıllılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hîtân). Duvar, cidar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Haiti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mâlik, sahib, taşıyan, Ar. hâmil: Hâiz-i ehemmiyet; filân rütbe ve nişanı hâizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

possessing. containing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing. having. provided with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حائز] sahip, bulunduran. hâiz olmak bulundurmak, sahip olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حائز اهميت] önemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun ve her iki k da kalındır) (i. A. c.) (m. hakikat). Hakikatler. (bk.) Hakikat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقائق] gerçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (c. halika). Yaratılmış canlılar, insanlar. Ar. mahlûkat. (bk.) Halayık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلائق] yaratıklar. 2.halayık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hamile kullanılmamıştır). 1. Omuzdan asılan bağ: Kılıç, nişân hamâili. 2. Muska, tılsım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمائل] kılıç kayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). 1. Kare şeklindeki yelkenlerin veya serenlerinin orta kısmı. 2. Yelkenin alt yakasının sarılmasını kolaylaştıran kısım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski hizmetçi kız ,evlatlık, besleme; cariye, odalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) merdiven parmaklığı, tırabzan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şeytantırnağı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîbe). Bir kimsenin geçineceği şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîbe). 1. Bâkireler. 2. Delinmemiş inciler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîfe). Ev için sonhabar hazırlıkları.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuş beyinli, kafasız .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Department of the Ministry of National Defence responsible for instruments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.) (m. haslet). Hasletler. (bk.) Haslet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصائل] hasletler, tabiatlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâsiyyet). Hâsiyetler. (bk.) HAsiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hasîse). Hasîseler, noksanlıklar, kusurlar, kötü huylar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصائص] nitelikler, özellikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطائيات] hatalar, yanlışlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Heva ve hevesine tâbî, nefis ve şehvetine düşkün, hafif yaradılışlı. Havâİ-meşreb = Hafif. 2. Boş, beyhude, bâtıl: Havâİ şeylerle uğraşma. Havâi söz = Şuradan buradan asılsız konuşmalar. (bk.) Hevaî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerial. airy. flighty. frivolous. sky blue. pertaining to the air. fanciful. light sky-blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerial. sky-blue. irresponsible. flighty. airy. whimsical. windy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هوائی] havaya ait.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banger. firework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireworks. skyrocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerial line. overhead conveyor. air line. high line. overhead trackage. transmission line. cableway. overhead line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Heva ve hevesine uyma, ciddiyetsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perkiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flightiness. inconstancy. irresponsibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Havâİ şeyler ve sözler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hawaii .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hazîne). Hazineler. (bk.) Hazine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خزائن] hazineler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) baş garson .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ibranilere veya ibraniceye ait. Hebraically (z). ibraniceye göre; ibranilere göre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibranice deyim; ibrani düşüncesi veya geleneği; Musa dini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibranice bilgini; Musevi gelenek ve mezhebine bağlı kimse. Hebraistic (s). ibranilere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconstant. unsettled. fickle. capricious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconstant. fickle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ هرجائی] şıpsevdi. 2.kararsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pansy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multicoloured violet. pansy. viola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconstancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(viola tricolor): Sarı, mor, mavi çiçekleri olan bir çeşit menekşedir. Boyu 20 cm kadardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. İdraryollarındaki iltihapları giderir. Cilt hastalıkları ve özellikle egzamada faydalıdır. Öksürüğü keser. Damar sertliği ve sarılıkta da kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Her yerde bulunur, kendine mahsus yeri olmayan, serseri, derbeder, maymun iştahlı, fikir ve zevk değiştiren: Hercâyî menekşe — Bir cins menekşe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Yu). (tar). yüksek mevkide bulunan fahişe, cariye, gözde. hetaer'ism (i). cariyelik, metreslik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hevâ ve hevesine tâbi. Nefs ve şehvetine düşkün. Hafif meşrep. Hevâİ-meşreb = Hafif yaratılışta. 2. Boş, beyhude, bâtıl: Hevâİ şeylerle uğraşma. Hevâİ söz: Şuradan buradan esassız lakırdı etme. (bk.) Havâİ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت اجتماعيه] toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. heyûlâiyye). Heyûlâya ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde biribirine çok benzeyen, hepsi hicâz dörtlüsü veya beşlisi ile yapılan 4 basit makama (Hicâz, Zengûle, Uzzâl ve Hümâyûn) verilen ad.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çocuklara yüksek mama iskemlesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iri başlı kısa çivi, ayakkabının altınaa vurulan iri başlı çivi, kabara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at kılı; at kılından dokunmuş kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at kuyrugu; Osmanlılarda tuğ; kırkkilit, atkuyrugu, bot. Equisetum arvense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. orta hizmetçisi. housemaid's knee tıb. dizkapağı iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hüdayi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ferdin hem erkek, hem dişi olması. Bitkilerde de olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ibtidâiyye). 1. Başlangıca ait, en önce olacak: Mekteb-i ibtidâİ = Yeni tahsile başlayan çocuklara mahsus olan en küçük dereceli okul, İlkokul, c. mekâtib-i ibtidâiyye. 2. Yeryüzünün ilk jeoloji zamanları: Ezmine-i ibtidâiyye = ilk zamanlar (çağlar).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Başlangıçlar. Başlangıçta olanlara öğretilen bilgiler ve bu bilgilere Ait kitaplar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

social.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعی] toplumsal, sosyal, toplumbilimsel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), ictimaiyyata ait. Sosyal, Fr. social.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) sosyalleşme, sosyalizasyon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sosyalleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sociology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c ). insan topluluklarının yaşayışını, bu toplulukları idare eden nizamları inceleyen ilim. Sosyoloji, Fr. sociologie.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعيات] sosyoloji, toplumbilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) sosyolog, toplumbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعيون] sosyologlar, toplumbilimciler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sayıma alt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احصائی] sayım ile ilgili, istatistik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihsâ). İstatistik, Fr. statistique.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احصائيات] istatistik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احصائيه] istatistik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ihtirâiyye). icat ve ihtiraa ait veya ihtira olunmuş: Efkâr-ı ihtirâiyye, tâbîrât-ı ihtirâiyye.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bozmak, zaylflatmak; eksiltmek, azaltmak (kuvvet). impairment i. bozulma, zarar, noksan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. kökleştirmek, yer etmek; ham iken boyamak, dokunmadan boyamak; s. kökleşmiş; ham iken boyanmış. ingrain carpet dokunmadan boyanmış halı. ingrained s. kökleşmiş, tam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kakma, işleme ile süslü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. inşâiyye). 1. Bina veya gemi imaliyle alâkalı, yapıya ait: 2. Mensur olarak ve bir edebiyatçıya yakışır şekilde meramını anlatmak, bk. İnşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnşaatla yani yapı ile uğraşan heyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. intihâiyye). Son ile, son bulmakla alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primitive ilkel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elementary. primitive. primary. early.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primitivism. primitivity. primitiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ıslah olunamaz. irreclaimably (z.) tamamen (kaybolmuş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.İbrahim (a.s.)’in oğlu. İbrahim (a.s.) O’nu Allah’a kurban olarak adamış ve sözünde durmak için harekete geçmiştir. Fakat Allah (c.c.) O’nu son anda Cebrail aracılığıyla durdurmuş ve bu imtihanı kazandığını bildirmiştir. İsmail (a.s.) Kur’an’da ismi geçen peygamberlerdendir ve babasıyla beraber Ka’be’yi inşa etmişlerdir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (ibrânîce’de Allah’ın kulu demektir). Hazret-i YAkub’un lakabı olup, onun on iki oğlundan gelen Ibrânîler’e bu münasebetle «Benî isrâil» denir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) - Ya’kub peygamberin lakabı. Sonradan onun soyundan gelenler İsrailoğullan diye anılmışlardır. İsrailoğullan, Kur’an’da çok sık kullanılan bir isimdir.

İsimler ve Anlamları by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Doğu’da, Akdeniz Sahilinde, Mısır ile Lübnan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 31 30 Kuzey enlemi, 34 45 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 20,770 km².

Sınırları: toplam: 1,017 km.

sınır komşuları: Mısır 266 km, Gazze 51 km, Ürdün 238 km, Lübnan 79 km, Suriye 76 km, Batı Şeria 307 km.

Sahil şeridi: 273 km.

İklimi: Ilıman, güneyde sıcak ve kuru iklim tipi görülür.

Arazi yapısı: Güneyde Negev çölü, kıyıda alçak ovalar, orta kısımda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Ölü Deniz -408 m.

en yüksek noktası: Har Meron 1,208 m.

Doğal kaynakları: Kereste, potas, bakır, doğal gaz, fosfat kayalıklar, magnezyum bromid, kil, kum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %15.45.

daimi ekinler: %3.88.

Diğer: %80.67 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,940 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Sonbahar ve yaz ayları boyunca kum fırtınaları; kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,352,117 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.18 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.89 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.46 yıl.

Erkeklerde: 77.33 yıl.

Kadınlarda: 81.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.41 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 (2001 verileri).

Ulus: İsrailli.

Nüfusun etnik dağılımı: Yahudi %76.4 (İsrail doğumlu %67.1, Avrupa/Amerika doğumlu %22.6, Afrika doğumlu %5.9, Asya doğumlu %4.2), Yahudi olmayan %23.6 (çoğunlukla Arap) (2004).

Din: Musevi %76.4, Müslüman %16, Arap Hıristiyan %1.7, diğer Hıristiyan %0.4, Dürzi %1.6, diğer %3.9 (2004).

Diller: İbranice (resmi), Arapça (Arap azınlıklar tarafından kullanılır), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %95.4.

erkekler: %97.3.

kadınlar: %93.6 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsrail Devleti.

kısa şekli : İsrail.

Yerel tam adı: Medinat Yisra’el.

yerel kısa şekli: Yisra’el.

ingilizce: Israel.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Kudüs.

İdari bölümler: 6 bölge; Merkez, Haifa, Jerusalem, Kuzey, Güney, Tel Aviv.

Bağımsızlık günü: 14 Mayıs 1948.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 14 Mayıs (1948).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Beni İsrâil kitaplarında hurafe kabilinden, mitoloji ile tarihin karışmasından doğmuş hikâyeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطفائی] seçimle ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istilâiyye). 1. İstilâya ait: Makasıd-ı istilâiyye = İstilâ maksatları. 2. (tıp) Bir memlekete girince her tarafa bulaşan ve bütün memleketi kaplayabilmek hususiyetini taşıyan: Emrâz-ı istilâiyye = Yayılıcı, salgın hastalıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. istisnâiyye). Istisnâya ait, Istisnâ gösteren: Istisnâi kaide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Çevre kirlenmesi sonucunda besin zincirine geçmiş bulunan kadmiyumun, bu besinlerle sürekli olarak alınması sonucunda, vücudun önemli fonksiyonları zarara uğrar, özellikle kemiği oluşturan maddeler çözünür ve insan vücudu eğilip, bükülür. Itai itai hastalığı denilen bu rahatsızlık insanı sonunda ölüme götürür. Bu hastalık ilk olarak Japonya’da görülmüş, ismini de bu ülkede almıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ITFAIYYE) (i. A ). Yangın söndürmeye mahsus teşkilât ki, Osmanlı devrinde askerî bir sınıftı: İtfaiye birliği; itfaiye arabaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire-fighting. hook and ladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire brigade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire department. fire brigade. engine company. fire company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). İtfaiye teşkilâtında çalışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire fighter. fireman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اطفائيه] yangın söndürme teşkilatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

hentbola benzer bir İspanyol oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) cezaevi, tutukevi, hapishane, tevkifhane; hapis; (f.) hapishaneye kapamak, hapsetmek, tutuklamak. jail fever tifüsün eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hapishane gediklisi; mahpus; ip kaçkını; pranga kaçağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gardiyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hindu dininin bir koluna mensup kimse. Jainism (i.) Hindu dininin bir kolu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Jamaika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizinde Ada, Küba’nın güneyi.

Coğrafi konumu: 18 15 Kuzey enlemi, 77 30 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 10,991 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 1,022 km.

İklimi: tropikal; sıcak, nemli hava etkindir, iç kısımlarda ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Arazisi çoğunlukla dağlıktır, kıyıda dar ovalar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Mavi Dağ 2,256 m.

Doğal kaynakları: Boksit, alçıtaşı, kireçtaşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %15.83.

daimi ekinler: %10.01.

Diğer: %74.16 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 250 km²(2002 verileri).

Doğal afetler: Temmuz - Kasım ayları arasında kasırgalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,758,124 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.8 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -6.27 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.98 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.24 yıl.

Erkeklerde: 71.54 yıl.

Kadınlarda: 75.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.41 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı %1.2 (2003 tahmini).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 22,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 900 (2003 verileri).

Ulus: Jamaikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %90.9, Doğu Hindistanlı %1.3, beyaz ırk %0.2, Çinli %0.2, melez %7.3, diğer %0.1.

Din: Protestan %61.3, Roma Katolikleri %4, diğer %34.7.

Diller: İngilizce, Creole.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %87.9.

erkekler: %84.1.

kadınlar: %91.6 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Jamaika.

ingilizce: Jamaica.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Kingston.

İdari bölümler: 14 bölge; Clarendon, Hanover, Kingston, Manchester, Portland, Saint Andrew, Saint Ann, Saint Catherine, Saint Elizabeth, Saint James, Saint Mary, Saint Thomas, Trelawny, Westmoreland.

Bağımsızlık günü: 6 Ağustos 1962 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, Ağustosun birinci Pazartesi (1962).

Anayasa: 6 Ağustos 1962.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-15, G-19, G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Ö


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Musevilere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Musevilerin dinsel inanç ve ilkeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. Musevileşmek, Musevileştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kabîha). Kabîhalar, çirkinler, bk. Kabîha.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قبائح] suçlular, kabahatliler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kabîle). Kabîleler, oymaklar, bk. Kabîle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قبائل] kâbileler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. kayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kuûd»dan if.) (mü. kaide). 1. Oturan, oturmuş. 2. Fas’ ta bir çeşit vali.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قائد] komutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Rehber kumandan. 2.Atlan yedekte götüren. 3.Oturan, ikamet eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâid). Bir şeyin onun üzerine durduğu, ayaklık: Sütunun kaidesi. 2. Usûl, nizam, yol: Her şeyin bir kaidesi vardır; kaideye riâyet etmeli. 3. Bir ilim ve fenne ait karar ve usullerin her biri: Hesapta çarpma, bölme kaideleri; gramerde çekim kaideleri; umumî kaideler. 4.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plinth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedestal. rule kural. base. pedestal taban. duraç. ayaklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. basis. method. pedestal. system. rule. regulation. buttocks. rump. bottom. bed. base plate. bedplate. stand. ground work. bedding. fundamental. foundation plate. block. mount. scole. support. axion. principle. technique. formality. formula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قاعده] kural. 2.temel, esas.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Oturan. 2.Temel, esas. 3.Başkent.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kaide kıran, kaideye, usûle riâyet etmeyen, kaideyi bozan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kaide kırarak, kaide kırarcasına, kaideye, usûle riâyet etmeyerek, kaideyi bozarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Oturarak, oturduğu yerde: Kaiden selâmını aldı; namazda kaiden okunacak dualar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irregular. without base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaidesine uygun olarak, usûl ve nizamına uydurup, usûlen, nizâmen: Kaideten böyle olmak lâzım gelir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاعدة] kural olarak, esas itibarıyla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kaide ile ilgili. 2. (geometri) Tabana ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kavi» den if) (mü. kaile). 1. Diyen, söyleyen, bir sözün sahibi: Bu sözün, bu beytin kaili kimdir? 2. Râvî, nâkil ve rivâyet eden: Bu haberin kailini bulmalı. 3. Razı, rıza veren: Benim dediğime bir türlü kail olmadı; ben işin o suretle halledileceğine kailim; ben bir karıncanın ezilmesine kail olmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of headless cabbage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Kale, 1.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any cabbage, greens, or vegetables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A broth made with kail or other vegetables; hence, any broth; also, a dinner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a hardy cabbage with coarse curly leaves that do not form a head. coarse curly-leafed cabbage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قائل] söyleyen. 2.razı olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. kale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

razı olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm»dan if.) (mü. kaime). 1. Ayakta duran, kıyamda bulunan: Odaya girdiğimde kendisi kaim idi, kendisini kaim buldum. 2. Duran, mevcut, bâkî: Kahire’de Tulun Camii hâlâ kaimdir. 3. Birinin yerini tutan, yerine geçen: Babam ölünce onun yerine ben kaim oldum. 4. Aşağıdan yukarı vaziyette bulunan, dik, amûdî: Hatt-ı kaim. 5. Namaz kılan, vaktini namaz kılmakla geçiren: Dindar bir zat olup gündüz oruçlu, gece kaim idi. (matematik) ZAviye-i kaime = 90 derecelik açı, dik açı: Müselles-i kaimüz-zâviye = Dik açılı üçgen. Kaim-makaam = bk. Kaymakam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taking place of. existing. extant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قائم] ayakta. 2.yerine geçen. 3.dik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Duran, ayakta duran. 2.Bir şeyi yapan icra eden. 3.Allah’ın emrini ifa eden.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yerine geçmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâim). 1. Vaktiyle uzun kâğıt üzerine yazılan bir çeşit emirnâme. 2. Hazineden veya bir bankadan karşılığı temin olunarak tedavüle çıkarılan kâğıt para, banknot ki, kaime-i nakdiyye de denilirdi. 3. Fatura: Bu malın kaimesi nerede? (matematik) Zaviye-ikaime = bk. Kaaim. 5. (denizcilik) Omurganın sonuna diklemesine konulan bodoslama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قائمه] kağıt para. 2.ferman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.(bkz.Kaim). 2.Türklerde kağıt para manasına gelmektedir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. hal. A.). 1. Ayakta olduğu halde, ayakta olarak: Bizi kaimen kabûl etti; kaimen selâm verdi .2. Amûdî vaziyette, dikine: Esas hattına kaimen bir hat indirdi. 3. Yerinde durduğu, yıkılmamış ve kesilmemiş olduğu halde: Bu evin kaimen fiyatı nedir? Bu ağaçların kıymeti kaimen takdir olunur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قائم مقام] kaymakam. 2.yerine geçen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kâine). Bulunan, var olan, mevcut: Akdeniz’de kâin adalar; İzmir vilâyetinde kâin Tire kazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Poultry, etc., required by the lease to be paid in kind by a tenant to his landlord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کائن] bulunan, yer alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Uzaydaki bütün Alemler, Fr. Univers. Hâllk-ı kâinat: Kâinâtı yaratan; kâinâtta bunun misli yoktur. Fahr-1 KAinSt = KAinâtın öğündüğü zât: Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

total field under survey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کائنات] evren. 2.dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Var olanların hepsi. Yaratıklar. Yer gök. - (bkz.Evren).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mad. magnezyum ve potasyum sulfatları ile magnezyum kloritten meydana gelen dogal bir tuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imparator; bilhassa Kutsal Roma Germen imparatoru ile Avusturya veya Alman imparatoru, kayser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A, c.) (m. kılâde). Kılâdeler, bukağılar, bk. Kılâde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lahana familyasından kıvırcık yapraklı bir sebze; İskoç lahana çorbası; (A.B.D.),( argo) para. sea kale yabani lahana, bot. Crambe maritima.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnace room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit iğneli karınca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk soyundan olan, Türkçe konuşan ve son zamanlara kadar Kırım’da oturan bir MÜsevî topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. karîne). Karineler, yakınlıklar, bk. kartne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرائن] ipuçları, karineler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

territorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kaside). Kasideler. bk. Kaside.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قصائد] kasideler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaaide). Kaideler. bk. Kaide. Gramer ilmi ve kitabı: Kavâid-i Osmâniyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قواعد] kurallar, kâideler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaaime). Kaimeler, kâğıt paralar, bk. Kaime.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eskimo balıkçı kayığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial district. area of jurisdiction. area under / within the jurisdiction of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قضائی] yargı ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiler room. furnace room. stakehold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kebîr) (mü. kebîre). Kebîreler, büyükler, bk. Kebîre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kebîse). Sene-i kebîseler, bir gün fazlası olan yıllar, şubat 29 çeken yıllar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biribirinden büyük olmak üzere kemana benzer dört çalgıya verilen isim: Keman, alto = viola, violonsel ve kontrbas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ketîbe). bk. Ketîbe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşçı yamağl kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. tıp). Koka yapraklarından çıkarılan uyuşturucu bir alkaloit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocaine. cocain. coke. snow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocaine. coke. snow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocaine. coke. white stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow , cocaine , coke , stardust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Kokain tiryakiliğine tutulmuş kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long-established family. old. well-known family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rural. rustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zehirli bir Asya yılanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü kubâiyye). Tuzlu balgama ait veya bu illet çeşidinden olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Kuveyt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) canından bezmiş gibi, cansız; alakasız, uyuşuk, tembel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) layik adam; dünya görüşlerini dinden ayrı tutan kimse. laic veya laical (s.) layik, cismani, dinle alâkası olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) layik kılmak, dinle alâkasını kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yapılışında ince ve paralel çizgiler bulunan (kâğıt).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) lay laid up biriktirilmiş, ilerisi için saklanmış; hastalık sebebiyle evde veya yatakta; (den.) arması soyulmuş ve havuza yatırılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «levh» ten if.) (mü. lâhiha). 1. Parlak, parlayan, parıldayan. 2. Apaçık, zâhir, Aşikâr, meydanda olan. 3. Hatıra gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Iaique). 1. Dinî olmayan. 2. Dinî teşekküllerin otoritesinden müstakil olan: Türkiye laik bir devlettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laic. secular. civil. profane. unclerical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secular. laic. lay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secular. lay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secularization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secularization. laicization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to secularize. to laicize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secularism. laicism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secularism. laicism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) LA.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yüze karşı çekiştiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «IAn»dan smüş.) (mü. laîne). Tanrı’nın rahmetinden mahrum, mel’un: Şeytân-ı laîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of Lie, v. i.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لعين] lanetlenmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) lie.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) yatacak yer; vahşi hayvan ini; (f.) ağıla veya ine istirahat için girmek; ağıla koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İskoç.) mülk sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr.) hükümetin sanayi ve ticaret işlerine müdahale etmemesi prensibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) papazdan başka bütün halk; meslekten olmayanlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes in Lamaism. an adherent of Lamaism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Y. Fr.) (Fr. laTque). 1. Dinî olmayan. 2. Dinî teşekküllerin otoritesinden Azâde olan: Türkiye Cumhuriyeti layik bir devlettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Laik olma hali.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el çabukluğu, el marifeti, gözbağcılık, hokkabazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. latîfe). Latifeler, şakalar, bk. Latife.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لطائف] şakalar, fıkralar, latifeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lâiha). Lâyihalar. bk. Lâyiha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi lâime kullanılmaz). Aşağılanacak, aşağılık şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lezîze kullanılmaz). 1. Lezzetli şeyler, hoşa gidecek tatlı ve latif şeyler: Lezâize düşkün bir adam. 2. Zevkler, zevk ve eğlenceye ait nefsin hoşlanacağı şeyler: Dünyanın lezâizine aldanmamalı; lezâiz-i dünyeviyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لذات] lezzetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. irtibat, bitişme; birleştirme; gizli ilişki; ahçı terbiye, salçaların koyulaşmasına yarayan maddeler. liaison officer irtibat subayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. profesör tipinde; klasik müziğe düşkün; i. profesör tipli kimse; bilgin; klasik müzik; hippi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşırmalı yelken, hasır yelken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ince dilinmiş soğan ile pişirilmiş (patates).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aile ile beraber, ailece, ailecek (bk.) Maa.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Macellan Boğazı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Multilateral Agreement on Investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Multilateral Agreement on Investment [TOP].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Multilateral Agreement on Investments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Multilateral Agreement on Investment Negotiations to establish this agreement under the auspices of OECD failed at the end of 1998.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The MAI membership designation is held by appraisers who are experienced in the valuation of commercial, industrial, residential and other types of properties, and who advise clients on real estate investment decisions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Member, Appraisal Institute. vessels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The average annual increase in volume of individual trees or stands up to the specified point in time The MAI changes with different growth phases in a tree's life, bring highest in the middle years and then slowly decreasing with age The point at which t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Forwards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the American Institute of Appraisers qualified to specified requirements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

May.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Multilateral Agreement on Investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Multilateral Agreement on Investment [TOP].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Multilateral Agreement on Investments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Multilateral Agreement on Investment Negotiations to establish this agreement under the auspices of OECD failed at the end of 1998.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The MAI membership designation is held by appraisers who are experienced in the valuation of commercial, industrial, residential and other types of properties, and who advise clients on real estate investment decisions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Member, Appraisal Institute. vessels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The average annual increase in volume of individual trees or stands up to the specified point in time The MAI changes with different growth phases in a tree's life, bring highest in the middle years and then slowly decreasing with age The point at which t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Forwards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the American Institute of Appraisers qualified to specified requirements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

May.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مائی] su ile ilgili. 2.mavi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mâtye). 1. Suda yaşayan hayvanlar. 2. Su renginde, mavi, gök: Mâİ canfes, (bk.) Mavi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. genç kız, bakire kız, kız çocuk; hizmetçi kız. maid of all work her işi gören hizmetçi kadın maid of honor kraliçe veya prenses nedimesi; düğünde geline refakat eden kız. old maid evlenmemiş yaşlı kız; titiz ve telaşlı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meydan, alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Üzerinde yemekler bulunan, kurulmuş sofra. 2. Yemek, ziyafet: Filânın şerefine bir mâide çekti, verdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مائده] sofra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Üzerinde yemek bulunan sofra. Yemek, şölen. 2.Kur’an-ı Kerim’in 5.suresinin adı. 3.İsa ve Havarilerine gökten inen sofra (Maide-i Mesih).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. genç kız, evlenmemiş kız; s. evlenmemiş, bekâr; tecrübesiz, bakir, yeni, taze; masum, nezih; ilk. maiden effort ilk teşebbüs. maiden name evli kadının bekarlık soyadı. maiden over kriket oyununda sayı kaydedilmeyen devre. maidenly s. kız gibi;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

baldırıkara, bot. Adiantum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kızlık, erdenlik, bakirelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hizmetçi kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zihinde şekil almamış bir düşünceyi Sokrat tarzında sorgu usulü ile meydana çıkarmaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sarıağız (balık), zool Sciaena aquila.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. etten veya et suyundan meydana gelmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meyi» den if.) (mü. mâile). 1. Bir tarafa doğru eğilmiş, eğri, münhani: Mâil duvar, ağaç. 2. Bir şeye istidat ve kabiliyeti olan: Eğlenceye, içkiye, san’ata mâildir. 3. Hevesli, arzulu, talip, isteyen, düşkün, müptelâ: Bir güzele mâil oldu. 4. Benzer, çalar, andırır, yakın: Penbeye mâil sarı; azıcık maviye mâildir. 5. (geometride) Amudî (yatay) ile ufkî (dikey) arasında bir durumu olan, Ar. münharif: Hatt-ı mâil (eğri çizgi); sath-ı mâil (eğri yüzey).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small piece of money; especially, an English silver half-penny of the time of Henry V.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rent; tribute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flexible fabric made of metal rings interlinked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It was used especially for defensive armor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence generally, armor, or any defensive covering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contrivance of interlinked rings, for rubbing off the loose hemp on lines and white cordage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any hard protective covering of an animal, as the scales and plates of reptiles, shell of a lobster, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To arm with mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bag; a wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bag or bags with the letters, papers, or other matter contained therein, conveyed under public authority from one post office to another; the whole system of appliances used by government in the conveyance and delivery of mail matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which comes in the mail; letters, etc., received through the post office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A trunk, box, or bag, in which clothing, etc., may be carried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received See section Sending Mail See

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received See Sending Mail See Rmail,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received See section Sending Mail See

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received See section Sending Mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Mail is a means of exchanging private text messages through the Internet and other networks The most popular mail readers on Unix are Elm and Pine It is also possible to read mail across a SLIP connection with a client program connected to a po

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received Chapitre 28 Chapitre 29, for

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message to one or more users or groups sent over the computer Mail can include other documents as attachments Mail can traverse multiple machines and networks See also attachment, Multipurpose Internet Mail Extensions , NeXTMail, Simple Mail Transfer Pr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a special room where you can send messages to individual users Essentially it is just like any other room, however only the recipient and author of a message can read it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message to one or more users or groups sent over the computer Mail can include other documents as attachments Mail can traverse multiple machines and networks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Well, if you must, the physical address for paper mail is Downtown Anywhere Inc 32 Woodland Road Boston, MA 02130.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the world of computer networking, 'mail' refers to electronic mail or e-mail. dispatches of correspondence and other objects tendered by and intended for delivery by means of the postal service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something that you lost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Flexible armor made up of interlocking metal rings Mail By The Sword. a button on the IE Toolbar which will open your email program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received See section Z Sending Mail S

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small piece of money; especially, an English silver half-penny of the time of Henry V.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rent; tribute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flexible fabric made of metal rings interlinked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It was used especially for defensive armor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence generally, armor, or any defensive covering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contrivance of interlinked rings, for rubbing off the loose hemp on lines and white cordage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any hard protective covering of an animal, as the scales and plates of reptiles, shell of a lobster, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To arm with mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bag; a wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bag or bags with the letters, papers, or other matter contained therein, conveyed under public authority from one post office to another; the whole system of appliances used by government in the conveyance and delivery of mail matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which comes in the mail; letters, etc., received through the post office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A trunk, box, or bag, in which clothing, etc., may be carried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received See section Sending Mail See

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received See Sending Mail See Rmail,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received See section Sending Mail See

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received See section Sending Mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Mail is a means of exchanging private text messages through the Internet and other networks The most popular mail readers on Unix are Elm and Pine It is also possible to read mail across a SLIP connection with a client program connected to a po

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received Chapitre 28 Chapitre 29, for

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message to one or more users or groups sent over the computer Mail can include other documents as attachments Mail can traverse multiple machines and networks See also attachment, Multipurpose Internet Mail Extensions , NeXTMail, Simple Mail Transfer Pr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a special room where you can send messages to individual users Essentially it is just like any other room, however only the recipient and author of a message can read it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message to one or more users or groups sent over the computer Mail can include other documents as attachments Mail can traverse multiple machines and networks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Well, if you must, the physical address for paper mail is Downtown Anywhere Inc 32 Woodland Road Boston, MA 02130.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the world of computer networking, 'mail' refers to electronic mail or e-mail. dispatches of correspondence and other objects tendered by and intended for delivery by means of the postal service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something that you lost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Flexible armor made up of interlocking metal rings Mail By The Sword. a button on the IE Toolbar which will open your email program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mail means messages sent from one user to another through the computer system, to be read at the recipient's convenience Emacs has commands for composing and sending mail, and for reading and editing the mail you have received See section Z Sending Mail S

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مائل] eğilimli, istekli. 2.eğimli, meyilli. 3.çalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. halka veya zincirden yapılmış zırh; f. böyle zırh giydirmek. mailed fist saldırı tehdidi, baskı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. posta; posta arabası; f., A.B.D. postaya vermek, posta ile göndermek. mail train posta treni. firstclass mail en yüksek posta ücretine tabi adi mektup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir yana eğilmiş, eğik. 2.Hevesli, istekli, yetenekli. Taraflı, içten istekli. 3.Andırır, benz(Erkek İsmi) 4.Tutkun.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eğilim göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. posta ile gönderilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mektupların içine konup postalandığı torba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. posta kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) MAil.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mail).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. posta gemisi; postalama işlerinde kullanılan makina; postaya gidecek mektup veya paketleri hazırlayan kimse; banyo edilmek üzere film postalamaya elverişli ufak torba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir tarafa eğilmiş olan şeyin durumu. Ar. inhirâf, inhinâ: Bu çizginin, bu sathın mâiliyyeti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. men) postacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. posta siparişiyle alınan. mailorder house posta ile sipariş kabul eden mağaza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sakat etmek, sakatlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. geometri). Dört kenarı müsavi ve paralel, karşılıklı açılarının ikisi dar, ikisi geniş ve birbirine eşit olan şekil, baklava biçimi: Eşkenar dörtgen. Şibih main = Yalnız ikişer kenarı müsavi ve paralel, açıları eşit olmayan şekil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hand or match at dice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stake played for at dice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The largest throw in a match at dice; a throw at dice within given limits, as in the game of hazard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A match at cockfighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A main-hamper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strength; force; might; violent effort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The chief or principal part; the main or most important thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The great sea, as distinguished from an arm, bay, etc. ; the high sea; the ocean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The continent, as distinguished from an island; the mainland. principal duct or pipe, as distinguished from lesser ones; esp. , a principal pipe leading to or from a reservoir; as, a fire main.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very or extremely strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Vast; huge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unqualified; absolute; entire; sheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Principal; chief; first in size, rank, importance, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Important; necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very; extremely; as, main heavy. a principal pipe in a system that distributes water or gas or electricity or that collects sewage any very large body of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any very large body of water. a principal pipe in a system that distributes water or gas or electricity or that collects sewage. most important element; 'the chief aim of living'; 'the main doors were of solid glass'; 'the principal rivers of America'; 't

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primary parachute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A meal's main course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primary artery of the supply or drain system to which all the branches connect Referred to as the Main Vent in the vent system Back to alphabetical list. A relatively large pipe in a distribution system for drinking water or in a collection system for

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The largest mast on a sailing vessel Many objects take part of their name from the mast they are connected to or affecting; e g , mainsail or main braces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indicates that a book or other material is located in the Main Library stacks on the third, fourth, or fifth floors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a one-pipe hydronic heating system, the section of the pipe that moves hot water from the boiler to the rooms being heated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The main method for testing of the WebsterSocket class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mid-America Interconnected Network, Inc is one of the ten electric reliability councils comprising the North American Electric Reliability Council The purpose of MAIN is to promote the reliable use of the interconnected electric systems with due regard fo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

History Glossary Higher Education Coursework Literature Research Employment Related Areas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Introduction F A Q Characters Glossary Sample Writing Gallery Shoppe Dedications Guestbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hand or match at dice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stake played for at dice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The largest throw in a match at dice; a throw at dice within given limits, as in the game of hazard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A match at cockfighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A main-hamper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strength; force; might; violent effort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The chief or principal part; the main or most important thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The great sea, as distinguished from an arm, bay, etc. ; the high sea; the ocean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The continent, as distinguished from an island; the mainland. principal duct or pipe, as distinguished from lesser ones; esp. , a principal pipe leading to or from a reservoir; as, a fire main.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very or extremely strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Vast; huge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unqualified; absolute; entire; sheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Principal; chief; first in size, rank, importance, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Important; necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very; extremely; as, main heavy. a principal pipe in a system that distributes water or gas or electricity or that collects sewage any very large body of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any very large body of water. a principal pipe in a system that distributes water or gas or electricity or that collects sewage. most important element; 'the chief aim of living'; 'the main doors were of solid glass'; 'the principal rivers of America'; 't

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primary parachute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A meal's main course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primary artery of the supply or drain system to which all the branches connect Referred to as the Main Vent in the vent system Back to alphabetical list. A relatively large pipe in a distribution system for drinking water or in a collection system for

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The largest mast on a sailing vessel Many objects take part of their name from the mast they are connected to or affecting; e g , mainsail or main braces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indicates that a book or other material is located in the Main Library stacks on the third, fourth, or fifth floors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a one-pipe hydronic heating system, the section of the pipe that moves hot water from the boiler to the rooms being heated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The main method for testing of the WebsterSocket class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mid-America Interconnected Network, Inc is one of the ten electric reliability councils comprising the North American Electric Reliability Council The purpose of MAIN is to promote the reliable use of the interconnected electric systems with due regard fo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

History Glossary Higher Education Coursework Literature Research Employment Related Areas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Introduction F A Q Characters Glossary Sample Writing Gallery Shoppe Dedications Guestbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. asıl, esas, başlıca, ana main bearing ana yatak. main body ask. asll kuvvet. main deck den. baş güverte. main reasons huk. mucip sebepler, gerektiren sebepler. Main Street bir kasabanın çarşı caddesi; taşra gelenekleri. main yard den. mayistra sere

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ana kara, ada olmayan toprak parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. ana direk, geminin ortada bulunan büyük direği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. mayistra yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. mayistra yelkenini idare eden uskuta halatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyük zemberek, ana yay; asıl sebep, baş sebep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. grandi çanaklarını pruva direğinin alt tarafına bağlayan payanda; başlıca dayanak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. orta; ana görüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sürdürmek; korumak, muhafaza etmek; beslemek, bakmak; bakımını sağlamak; iddia etmek, teyit etmek. maintain a family aile geçindirmek. main tain a railroad demiryolunu işletip iyi halde muhafaza etmek. maintain one's reputation şöhretini muhafaza et

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakım işi; idame, muhafaza; iddia, teyit; himaye; maişet, nafaka, yiyecek; huk. taraflardan birine yardım suretiyle davaya fuzuli müdahale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. grandi çanaklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ayş» tan masdar) (C. maâyiş). 1. Yaşayış, yaşama, ömür: Güzel bir maişet sürdü. 2. Yaşamak için lâzım gelen şeyler: Maîşetı dardır. Eskiden küçük ilmiyye rütbesindekilerin tâylnâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alimonia. bread. sustenance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معيشت] geçim, dirlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

metrdotel, baş garson; (tereyağ, maydanoz ve limon suyu ile yapılan) soslu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAİYYET) (i. A ). 1. Beraberlik, birlik, arkadaşlık, refakat: Filânın maiyyetinde geldi: Beraberinde, filânla birlikte. 2. Yan, ind, nezd: Uç yıl onun maiyyetinde bulundu. 3. Bir Amirin emrinde bulunma, bağlılık: Vali maiyetinde; elçiliğin meiyyet vapuru. 4. Bir Amirin emrinde ve eşliğinde bulunan hey’et: Maiyyetiyle beraber geldi; maiyyetl çok idi: Maiyyetini pek iyi kullanıyor. Malyyet mamuru = Kendi başına hareket etmeyip bir Amire tâbî olan memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retinue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suite. retinue. attendants. entourage. escort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suite. entourage of a high official. attendance. attendants. retinue. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معيت] birlik, beraberlik, yanında bulunma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. mısır, darı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırıklık, keyifsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. musibet). Musibetler. (bk.) Musibet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. miyia). Su gibi akan, su htllnde bulunan, cıvık, zıddı: sulb = katı. (i. A. c. m»yi»t). Su gibi akan cisimler: Fizikte miyitt bahsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mayonez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Zerdüştlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. meâiyye) (anatomi, tıp). Barsaklara ait.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

VAIO tarafından desteklenen çeşitli video ve ses biçimlerinin oynatılmasını/çalınmasını sağlayan bir yazılım.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. c.) (m. mağara). Mağaralar, (bk.) Mağara.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب ابتدائی] ilkokul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mel’abe). Mel’ abeler, oyuncaklar, (bk.) Mel’abe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Melekler, (bk.) Melâike.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملائک] melekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A c.) (m. melek), (bk.) Melek (melâike dilimizde müfred gibi de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

mela:ike, (l ince okunur) Arapça 1. Melekler. 2. halk ağzında Melek gibi güzel kadın: "Yerin melaikesi misin yoksa cennetin hurisi mi?"- Sermet Muhtar Alus.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملائکه] melekler.)

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mel’Ün). Mel’ Onlar, lânetlenmişler. (bk.) Mel’Ün.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. belinden aşağısı balık şeklinde olan efsanevi denizkızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MESAİ) (i. A. c.). Çalışmalar, çabalamalar: İyi mesai yaptı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مساعی] çalışma, çalışmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. musibet). Musibetler. (bk.) Musibet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «suûbet» ten; müfredi yoktur). Güçlükler, zor İşler, müşkülât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصائب] musibetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mes’ele). Meseleler. (bk.) Mesele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. meş’al). Meş’ aller, meşaleler, (bk.) Meş’al,

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسائل] meseleler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشاعل] meşaleler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şeyh). Şeyhler, ihtiyarlar, (bk.) Şeyh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mütâabe dilimizde kullanılmaz). Yorgunluklar, zahmetler, meşakkatler: Metâib-i sefere tahammül etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâide). (bk.) mâide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. me’vûd). (bk.) Mev’Üd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevid). (bk.) Mevid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mev’ize). (bk.) Mev’ize.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ölümle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موتائی] ölümcül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s havadaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beynin orta kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. migren, yarım başağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dört büyük melekten rızıkların taksimine memur melek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sütçü kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. milyoner, milyon sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mitralyöz, makinalı tüfek. mitrailleur i. makinalı tüfek kullanan asker, mitralyözcü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tiftik yünü; tiftik yününden yapılan kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

molotofkokteyli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tek ray, monoray; tek raylı demiryolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. buzultaş, moren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. meşruta sahipliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Musa'ya ait, Musa,dan kalma. Mosaic law Musa Seriatı, Tevrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. mozaik; çeşitli parçalardan meydana gelen edebieser; s. mozaik gibi, mozaikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dağ; yığın, dağ kadar büyük şey; azman. mountain ash üvez, bot. Sorbus americana. mountain chain dağ silsilesi. mountain lion puma, zool. Felis concolor. mountain range dağ silsilesi. mountain sheep Kanada koyunu, zool. Ovis canadensis. mountain s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f .dağlı kimse; dağcı; f. dağlara tırmanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dağlık; dağ gibi, iri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıçankuyruğu, bot. Alopecurus agrestis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Çeşitli renklerde küçük taşların yanyana getirilmesiyle meydana gelen resim ve tezyinat. 2. Çimento içine küçük mermer parçaları konulup dondurularak yapılan merdiven, taban vs. 3. Bu iş için kullanılan mermer parçaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mosaic. mosaic. inlay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mosaic. mosaic disease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mosaic. granolith. inlaid. granolithic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «bu’d» dan lf.) (mi), mübâide). Uzaklaştıran.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok zengin kimse, mültimilyoner.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mûmâ» İmâ’dan imef.) (mü. mûmaileyhâ) (tes. mûmâileyhümâ) (c. mumâileyhüm) (ilâ = edat, h = 3. şahıs zamiri), imâ ve işaret olunan, anılan şahıs: MÜmâileyh paşa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مومی اليه] anılan, adı geçen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مومی اليهم] adı geçenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ba’s» tan if.) (mü. münbaise). 1. Gönderilmiş. 2. İleri gelmiş: Onun tenbelIiğinden münbais bir kusur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fiilden if.) İçine işlemiş, alınmış, müteessir, gücenmiş, muğber: O sözden münfail oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şâb» dan if.) (mü. münşaibe). Kollara ayrılmış, dallanmış: Eskişehir’de demir yol hattı ikiye münşaib olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rü’yet» ten if.) (mü. mürâiyye). Gösteriş için iyi bir şey yapan, ikiyüzlü, riyâkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocritical. hyrocrite. devil dodger. double tongued.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gösteriş için İyilik yapan adamın hâli, riyâ, riyakârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mürâİce, riyâ ile.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvanlara özgü salgın hastalık; eski lânet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «râd» dan if.) (mü. mürtaide). Ürküp titreyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ra’ş» dan if.) (mü. mürtalşe). Titreyen, titremeye uğrayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAİD) (i. A. «suOd» dan if.) (mü. müs8ide). 1. Yardım eden, yardımda bulunan. 2. Müsaade eden. Nâ-müsâid, gayrı müsâid = Bir iş! müşkül hâle koyan, zorlaştıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available. permitting. favorable. opportune. propitious. susceptible. susceptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available. convenient. favourable. available uygun. elverişli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. suitable. favorable. favo u rable. friendly. genial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müştalle). Yanmış, tutuşmuş, ateş almış, alevlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» den if.) (mü. müstaîne). Yardım isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin yardımına başvurarak, imdat ve yardımını isteyerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTAİDD) (i. A. «uddet» ten if.) (mü. müstaidde). 1. Bir şeye hazırlanmış gibi kabiliyeti olan, istidat sahibi. 2. Terbiye almaya istidat ve kabiliyeti olan, zeki, uyanık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bud’» dan if.) (mü. mütebâide). Birbirinden uzak bulunan, uzaklaşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «câd» dan if.) (mü. mütecâide) (paleontoloji). Kıvrak, kıvırcık. Mütecâidü’ş-şaâr = Kıvırcık saçlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dair, ait, ilgili (Türkler’in yaptığı galat bir Arapça kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kuûd» dan if.) (c. mütekaidin). Emekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nimet» ten if.) (mü. mütena’imme). Naz ve nimetle yaşayan, nazlı alışmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şa’b» dan İf.) (mü. müteşâibe). Dallara ve kollara ayrılmış, Osm. teşâub etmiş, çatallı, dallı, budaklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şâr» dan if.) (mü. müteşâirre). Kıllı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şi’r» den if.). Şairlik taslayan, şairlik satmak isteyen, sahte şair.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ziyâde» den if.) (mü. mutezâide). Artan, çoğalan: Serveti günden güne mütezâyid oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kesreli «zı’f» dan if.) (mü. mutezâıfa). İki veya birkaç kat olan, kat kat arten («muzâaf» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tam’an» den if.) (mü. mutmaine). Zihnini bir şeye yatırıp rahatlamış, şüphesi kalmamış, kanmış, Osm. imtînân hâsıl etmiş: Siz, bunu yapanın o adam olduğuna mutmain misiniz?

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منبعث] ileri gelen, kaynaklanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gücenmek, alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرائی] ikiyüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مساعد] uygun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستعد] yetenekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشتعل] alevli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متدائر] ilişkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متقاعد] emekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متشاعر] şair geçinen, şair müsveddesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kabiliyeti olmayan. (bk.) Müstait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. su perisi, ırmaklar ve çeşmeler perisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nevb» den if.) (mü. naibe) (c. nüvâb). 1. Vekil, kaymakam. 2. Kadı vekili, kazâ kadısı. 3. Umumiyetle kadı, şer’İ hâkim. 4. Nöbetle gelen. Hıımmây-ı nâibe = Nöbetli sıtma. (bk.) Nevvâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نائب] vekil. 2.kadı, yargıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Vekil, birinin yerine geçen, kadı vekili, Şeriata göre hükmeden hakim. 2.Nöbet bekleyen, nöbetle gelen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Vekil, birinin yerine geçen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starry-eyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marked by or showing unaffected simplicity and lack of guile or worldly experience; 'a teenager's naive ignorance of life'; 'the naive assumption that things can only get better'; 'this naive simple creature with wide friendly eyes so eager to believe app

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Herhangi bir mesleki eğitim görmemiş ressamlarca üretilen ve çocuksu bir betimleme anlayışını yansıtan resim sanatı ürünleri. Naif resim, perspektifin kuralların yadsıyışı ve çocuksu anlatımı dışında genel üslup özellikleri göstermez. Naif ressamlarca geliştirilen teknik ve üsluplar, daima kişisel niteliktedir. Dış gerçekliği akademikleşmiş yanılsama teknikleriyle değil de âdeta “masum bir gözle” algılayıp betimlemeleri açısından sanatsal değer taşırlar. 19. yüzyılın ikinci yarısında beliren Naif Resim`in en tanınmış ustaları H. Rousseau ve G. Moses`dir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neyUden if.). Kavuşan ve muvaffak olan, muzaffer: Kâr ederek meramına nâil oldu, nâil-i merâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who attains/gains/receives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the horny scale of plate of epidermis at the end of the fingers and toes of man and many apes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basal thickened portion of the anterior wings of certain hemiptera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The terminal horny plate on the beak of ducks, and other allied birds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slender, pointed piece of metal, usually with a head, used for fastening pieces of wood or other material together, by being driven into or through them.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measure of length, being two inches and a quarter, or the sixteenth of a yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fasten with a nail or nails; to close up or secure by means of nails; as, to nail boards to the beams.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To stud or boss with nails, or as with nails.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fasten, as with a nail; to bind or hold, as to a bargain or to acquiescence in an argument or assertion; hence, to catch; to trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To spike, as a cannon. a thin pointed piece of metal that is hammered into materials as a fastener horny plate covering and protecting part of the dorsal surface of the digits a former unit of length for cloth equal to 1/16 of a yard attach something some

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who attains. gains. or receives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horny plate covering and protecting part of the dorsal surface of the digits. a thin pointed piece of metal that is hammered into materials as a fastener. a former unit of length for cloth equal to 1/16 of a yard. attach something somewhere by means of na

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fastener made from endless wire by cutting a point and forming a head at the shank end opposite the point. fastener made from endless wire by cutting a point and forming a head at the shank end opposite the point National Wooden Pallet and Container Assoc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small headed and pointed piece of metal driven though a piece of wood to fasten it to another Longer and heavier examples are usually referred to as spikes, or double nails Nails may be distinguished by material and mode of preparation, ie nails may be

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hypodermic needle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A good body check.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ingrown Nail Fungus Nail Nail Injury Nail Problems HEEL Heel Spur Plantar Fasciitis Stone Bruise Haglund's Sever's Disease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نائل] erişen, kavuşan, murada eren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çivi, mıh; tırnak; hayvanlarda tırnak yerine bulunan pençe veya toynak; 5,7 santimetrelik kumaş ölçü birimi. nail brush tırnak fırçası. nail file tırnak törpüsü. nail polish tırnak cilâsı. nail puller kerpeten, kıskaç. nail scissors tırnak makası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mıhlamak, çivilemek; sıkı sıkı bağlamak, kavramak; (argo) tutmak; yakalamak; (argo) (bir yalanı) meydana çıkarmak; (argo) çalmak; (argo) vurmak. nail down çivilerle sabitleştirmek; garantiye almak. nail up çivilerle kapatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Muradına eren, ermiş, ele geçiren. Naili: Divan edebiyatı şairlerinden olup asıl adı Salih’tir. Manastır’da doğmuş, Mısır’da vefat etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

muradına ermek, kavuşmak, erişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nail).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Erişme, elde etme, nâil olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nevm» den if.) (mü. nâime). Uykuda olan, uyuyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nâime) (paleontoloji). Yumuşak, kemiksiz. Hayvânât-ı nâime = Kemiği olmayan hayvanlar, yumuşakçalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Nimet, refah, bolluk ve bahtiyarlıkla yaşayış. 2. Cennet’in bir kısmı. Dârü’n-naîm = Cennet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نائم] uyuyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bollukta yaşayış. 2.Cennetin bir kısmı. Daru’n-Naim: Cennet.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Haleb’te doğmuş, asıl adı Mustafa Naim’dir. Naima tarihiyle meşhurdur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzel zarif kadın. Nazlı büyütülmüş kadın.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nansuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NAib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regent. viceroy. lieutenant. surrogate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vekillik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regency. viceroyalty. being a regent or viceroy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ateş, alev.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ateş, alev, sıcaklık.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Nairobi, Kenya'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. saf, bön, toy, tecrübesiz; denenmemiş. naively z. safça. naivete i. saflık, bönlük, tecrübesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde 2 hâneli ağır aksak semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde 2 hâneli ağır semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde 2 hâneli ağır aksak semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde 3 hâneli aksak semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde 2 hâneli semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Türk musikisinde 2 hâneli sengîn semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde 2 hâneli yürük semâİ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامساعد] uygun olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. nasîhat). Nasihatler, öğütler, (bk.) Nasihat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. necîb). Necîbler, soylular. Necâibü’l-Kur’Art = Kur’an’ ın ihlâs ve En’Am sûreleri gibi en seçilmiş parçaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nefîse). Nefîs, değerli ve güzel şeyler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نفائس] değerli ve nefis eserler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. nakîsa). Noksanlar, eksiklikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. c.) (m. nakîze). (bk.) Nakîze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. neşîde). Neşîdeler, şiirler, şarkılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. netîce). Neticeler sonuçlar, (bk.) Netice.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نتائج] sonuçlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nevâya, sese ve Ahenge ait. Türk şairlerinin en büyüklerinden Ali Şİr’in mahlasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâibe). Nâibeler. (bk.) NAibe («nâibât» gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nazîre). Nazîreler, benzetmeler, (bk.) Nazîre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işi, bir şeyi sona erdiren, işi kesen, en son: Nihâİ karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

final. ultimate. eventual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

final.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decisive. final. last. plenary acuse. conclusive. definitive. eventual adj. final declaration. peremptory. ultimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ultimate decision. final judgment. final decision / judgment / order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hindistan'a mahsus kurşuni ve kısa yeleli iri ceylan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kadın hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın hastalıkları mütehassısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) Iokal anestezi için kullanılan ve enjeksiyonla verilen bir ilâç, novokain.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dadı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) bulmak, almak, ele geçirmek; âdet olmak, geçerli olmak. obtainable (s.) elde edilebilir, bulunabilir, kazanılabilir. obtainment (i.) elde etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. takdir etmek, mukadder kılmak; papazlığa atamak, papazlık rütbesini vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediaeval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvan kervanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. pay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kova, gerdel. pailful s. bir kova dolusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ot minder, ot şilte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. payet, pul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. agrı veya acı vermek; eziyet etmek, keder vermek, üzmek. pained s. canı acımış; karamsar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i ağrı, acı, sel; dert, keder, elem, ıstırap, azap; çoğ. özen, ihtimam, itina, zahmet meşakkat; çoğ. doğum sancıları. on pain of cezasıyle. take pains zahmet çekmek, dikkat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ıstırap çektiren; zahmetli, güç, meşakkatli; üzücü, kederlendirici. painfully s. ıstırap vererek, meşakkatle. painfulness i. acı, ıstırap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili ağrı dindirici ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acısız, ağrısız; ıstırap vermeyen. painlessly z. ıstırap çekmeden azap çektirmeden, acı vermeksizin. painlessness i. acı çektirmeme, ıstırap vermeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. özenen, dikkat sarfeden; zahmet çektiren; i. özenme, itina etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boya; kozmetik, düzgün, allık; makyaj. paintbox i. boya kutusu. paint brush i. boya fırçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boyamak, boya vurmak; boya ile resmini yapmak; tasvir etmek, resmetmek; boya gibi sürmek; boyayarak süslemek; düzgün sürmek; boya ile resim yapmak; makyaj yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.B.D. benekli at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ressam; nakkaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. filika pariması, pruva halatı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resim, tablo; ressamlık; nakkaşlık; resim yapma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çift çift koymak veya düzenlemek; çiftleştirmek; çift olmak, eş olmak; çiftleşmek. pair off çiftlere ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -s) çift, iki adet; bir erkekle bir dişiden ibaret bir çift; karı koca; gözlük veya makas gibi iki parçadan meydana gelen alet; iskambil oyununda eşdeğerde olan iki kâğıt; (konuşma dilinde bazen sayılardan sonra çoğul anlamında tekil olarak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şal deseni; iskoçya'da bir şehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pantolonu tutturmak için eteği düğmeli çocuk bluzu; (argo) kadın gibi adam, efemine erkek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ancak geçti ve geçmedi diye değerlendirme yapan karne sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. peneplen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yağlı boya tablo anlamında kullanılır. Kökeni Fransızca’dır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., to ile mahsus olmak, ait olmak; ilgili olmak, alâkalı olmak, raci olmak; uygun olmak, münasip olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Ferisilere ait; ikiyüzlü, mürai. Pharisaic Judaism. Musevi dini. pharisaically z. ikiyüzlülükle, mürailikle. Pharisaism i. Ferisilere mahsus tavır ve davranış; k.h. ikiyüzlülük, mü- railik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Phone Tools yazılımı, faks işlemlerini gerçekleştirmek, GSM mobil telefonlar, ISDN ve PSTN şebekelerle iletişim kurmak için kullanılır. Yazılım kısa mesaj (SMS) gönderip alabilir ve mobil telefonun rehberini kullanabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

PictureGear™, mevcut görüntü dosyalarını genel olarak gösterir ve düzenler. Diğer seçenekler arasında Microsoft® Windows® masaüstü için basit arkaplan tasarımı ve temel slayt gösterileri bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başın arkasından sarkan saç örgüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kılkuyruk, zool. Anas acuta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pisibalığı zool. Pleuronectes platessa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ekose; i. ekose kumaş; ekose desen; İskoçya dağlılarının kullandıkları ekose şal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. düz; sade, şatafatsız, süssüz, basit; açık, vazıh; dobra dobra söylenmiş; alelade; baharatsız, sade (yiyecek); z. sadece; i. ova, düzlük. plain dealing dürüstlük; doğru iş. plain living basit yasayış. plain sailing k.dili güç tarafı olmayan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sivil polis; detektif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz.( eski )bir tarz kilise müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık sözlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şikâyet, yakınma; feryat, figan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. davacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yakınan sızlanan, kederli. plaintively z. sızlanarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. örgü; kıvrım, pli, kırma; f. örmek; kıvrım yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit müz., bot. Musa paradisiaca; bunun pişirilerek yenen meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. Polonya asıllı ağır ve ritmik bir dans, polonez; bu dansın müziği; bulüzü ve eteği birbirine bitişik olan ve eskiden giyilen kadın elbisesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. porselen (eşya).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Port of Spain, Trinidad ve Tobago kolonisinin başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. ufak para çantası, para cüzdanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resim, tasvir, portre; kelimelerle çizilen portre. portrait gallery resim sergisi. portrait painter portre ressamı. portrait bust, portrait statue portre heykel. pen portrait yazı ile yapılan tasvir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. portreci, portre ressamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resim, tasvir, portre; resim sanatı; tarif, tanımlama, tavsif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. posta ücreti ödenmiş (olarak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., Kan. büyük çayırlık, ağaçsız geniş kır. prairie chicken A.B.D. çayır tavuğu, zool. Tympanuchus. prairie dog A.B.D. çayır köpeği, zool. Cynomys ludovicianus. prairie schooner A.B.D. eski zamanda kırları geçmeye mahsus üstü kaput bezi ile ö

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. övmek, methetmek, sena etmek; hamdetmek, şükretmek; i. övgü, sena, medih, sitayiş; hamt, şükür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. övülmeye değer, takdire layık. praiseworthily z. övülmeye layık bir şekilde, methe lâyık surette. praiseworthiness i. methe layık olma, değerlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden buyurmak veya karar vermek, önceden nasip etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yenmek, galip olmak; hakim olmak; yürürlükte olmak; yaygın olmak, âdet olmak; başarmak, etkili olmak. prevail on razı etmek, ikna etmek, gönlünü yapmak. prevail over, prevail against galip gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. galip gelen, hâkim olan, üstün gelen; en sık esen (rüzgar); geçerlikte olan, yaygın. prevailingly z. galip gelerek; en çok, genellikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. prokain.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ilân etmek; beyan etmek; ilân ederek kanunen yasaklamak; ifşa etmek, açığa vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkıcı; adi, bayağı; şiir güzelliğinden mahrum, şairane olmayan; nesir kurallarına uygun, düzyazı kabilinden. prosaically z. sönük bir şekilde, alelade olarak. prosaicness i. adilik; düzyazı kurallarına uygunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Batlamyus'a ait. Ptolemaic system dünyanın sabit olduğu ve bütün gökcisimlerinin bunun etrafında döndüğü düşüncesine dayanan sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. bitkisel veya hayvansal proteinden elde edilen azotlu bileşik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bıldırcın, zool. Coturnix coturnix.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yılmak, sinmek, ürkmek, cesaretini kaybetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. antika, yabansı, acayip, tuhaf, garip ve hoş. quaintly z. garipçe, acayip bir şekilde. quaintness i. antikalık, tuhaflık, acayip hoşluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dört mısralı şiir, rubai, dörtlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

,questionary i. anket; form, belge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. özellikle gayri menkul mülkün talep ve dava haklarından tamamen vaz geçme; ibraname; f. haklarından vaz geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir hayvan sürüsünü güdüp otlatan, çoban, sığırtmaç, mec. 2. Bir cemiyetin başı, yönetici ve koruyucusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (mü. râiyye). «R» harfine ait. Kasîde-i RAiyye = «R» kafiyeli kasîde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyücü, gözbağcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAyic.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ra’d» den if.) (mü. râide). Gürleyen, gök gUrlemesi sesi çıkaran.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. akın, yağma, çapul, hücum; polis ve gümrük memurlan baskını; f. akın etmek, baskın yapmak. raider i. akıncı, baskıncı; eskiden ticaret gemilerine hücum için kullanılan silahlı ticaret gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gürleyen, gürüldeyen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Gürleyen bulut.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acıması olan, merhametli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Raif).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «revk» ten) (mü. râika). Sade, sâf, hâlis.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sade, saf, halis.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sade, saf, katışıksız.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sövüp saymak. rail at, rail against dil uzatmak, sözle sataşmak, sövüp saymak; dırlanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tırabzan, merdiven parmaklık; demiryolu, ray; f. parmaklıkla çevirmek, tırabzan koymak; demiryolu ile taşımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. su tavuğu. water rail su yelvesi, zool. Rallus aquaticus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tren garı; yapılmakta olan demiryolu hattının döşendiği en son nokta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parmaklık; parmaklık gereçleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaka yollu alay; şakacılık, takılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, railway i., f. demiryolu; f. demiryolu ile taşımak; A.B.D., k.dili ivedilikle geçirmek (mecliste tasarı). narrowgauge railroad dekovil hattı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski elbise, giysi, üst baş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f yağmur; çog tropikal üIkelerde yağmur mevsimi; f. yağmak, yağmur yağmak; yağmur gibi boşanmak; yağmur gibi yağdırmak. rain area, rain belt yağmur bölgesi. rain barrel yağmur fıçısı. rain check ertelenmiş maç için seyirciye verilen yeni bilet; ar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gökkuşağı, yağmurkuşağı, ebemkuşağı, eleğimsağma, alkım rainbow. chaser hayal peşinde koşan kimse. rainbow trout çelikbaş alabalık, zool. Salma irideus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağmurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağmur damlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağış miktarı; sağanak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağmur geçmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağmur suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağmurlu rainy day darda kalınan zaman, sıkıntılı zaman. raininess i. yağmur çokluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rîş» den) (mü. râişe). Rüşvet alanla veren arasında aracılık eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f kaldırmak, yükseltmek; ayağa kaldırmak; öldükten sonra tekrar diriltmek; bina etmek, inşa etmek; toplamak (para); besleyip üretmek, yetiştirmek, büyütmek; çıkarmak, meydana getirmek; uyandırmak, harekete getirmek; ses yükseltmek; canlandırmak, şevk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabartma; ahçı. mayalanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuru üzüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. var olma nedeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RAY) (i. A.). 1. Otlama, hayvanların çayırda ot yemesi: O bayırlarda koyunlar raiy ediyorlardı. 2. Otlatma, gütme, hayvanları otlakta besleme; Çobanlar koyunlarını raây ediyorlar. 3. İtaat etme, teslim olma, reâyâ (tab’a) sıfatına geçme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çobanlığa ait, çobanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. reâyâ). 1. Sürü, otlatılan hayvan sürüsü, bir çobanın güttüğü hayvanlar. 2. Bir hükümdârın hüküm ve idaresine tâbî halk, devlet görevlileri dışında kalan bütün vatandaşlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رعيت] halk, hükümdar tebası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sıçan kuyruğu gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çalçene kimse, geveze kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İsteyen, rica eden, yalvaran. Allah’a yalvaran. As-hab’ın kullandığı isimlerdendir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) geri istemek veya çağırmak; ziraate elverişli hale koymak; (vahşi hayvanı) ehlileştirmek; (azgın kimseyi) ıslah etmek; iadesini talep etmek; yeniden talep etmek; (i.) geri çağırma. beyond reclaim ıslah olmaz, adam olmaz. reclaim ant (i.), (h

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özellikle savaş zamanında düşman mevzilerini keşif için tetkikat yapma. reconnaissance in force araştırma maksadı ile büyük kuvvetle hücum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ispatsız olarak komünistlikle suçlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), from ile kendini zaptedip çekmek, bir şey yapmaktan çekinmek, kendini tutmak, sakınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şarkı nakaratı, nakarat nağmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. c.) (m. ragîbe). Leyle-i regaib = Peygamberimizin ana rahmine düştüğü gece ki, recebin ilk cuma gecesi ve dört kandilden biridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A.). Regaib gecesi hakkında yazılan şiir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar ele geçirmek, yeniden kazanmak; tekrar vâsıl olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Çok istek gören, beğenilen. 2.Armağanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

MiniDisc ya da DAT üzerinde kalan zamanı gösterir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kalmak, durmak; baki kalmak; geri kalmak, gitmemek; değişmeyip olduğu gibi kalmak, mevcut kalmak, zail olmamak; fazla kalmak, elde kalmak. remains i., çoğ. bakaya, kalıntılar; ceset, cenaze; bir kimsenin ölümünden sonra basılan eserleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bakıye, kalıntı, artan şey; mat. artan; f. (kitap, kumaş) değerini kaybetmiş diye ucuza satmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yenilenme, yeniden doğma; uyanma, intibah, canlanma; b.h. 14 ile 16'ncı yüzyıllar arasında Avrupa'da ilim ve sanat yeniliği, Rönesans; Rönesans üslubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gitmek, çekilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tamir etmek, onarmak; zararını telafi etmek, tazmin etmek; i. tamir, onarma; tazmin; çoğ. tamirat, onarım; iyileştirme, şifa verme. repairman i. tamirci. repair ship tamirat gemisi. repair shop tamirci dükkânı. in good repair iyi halde, tamirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Süsler, süs.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. risâle). Risaleler. (bk.) Risâle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رسائل] risaleler. 2.dergiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İlk kez ünlü İsviçreli sanat tarihçisi Wöfflin tarafından ortaya atılan ve resim sanatı tarihinde görülen iki karşıt anlayıştan birini anlatmak için kullanılan bir terim. Rönesansta rastlanan kesin konturla sınırlanmış resimsel betiler yapma anlayışına karşıt olarak, Barokta betilerin oluşturulmasında çizgi ağırlık taşımaz; renk nüansları ve tonlarla ışık - gölge düzeni betiyi var eden ana öğelerdir. Bu resmetme anlayışı «resimsi» olarak nitelenir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tutmak, geri tutmak, zaptetmek, yasaklamak, sımrlamak. restrainable s. zaptedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. menetme: tahdit, sınırlılık; tutukluluk: kendini tutma; sıkılma çekinme. restraint of trade ticareti kısıtlama veya narh koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. f .perakende satış; s. perakende; f. perakende olarak satmak; ayrıntılarıyle anlatmak: tekrar anlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. alıkoymak tutmak, elinde bulundurmak; ücretle tutmak (avukat, uzman); akılda tutmak unutmamak. retainable s .elde tutulabilir. retaining wall istinat duvarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hizmetli; alıkoyan kimse: huk. avukat tutarken yapılan anlaşma; vekalet ücreti; tar. tımar ve zeamet sahiplerinin buyruğunda bulunup bazı hizmetlerle yükümlü kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gürleyen bulutlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. rezîle). Rezâletler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رذائل] rezaletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rifâi tarîkati.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karışık renkli kuyruklu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. şimdiki Yunanistan'a veya Yunan diline ait; i. Yunanca, Rumca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çok mouse/ klavye kullanan veya çok yazı yazan insanlarda görülen hastalık. El ve bilekte sızı, uyuşma veya bu eylemlerin yapıldığı zamanlarda şiddetli ağrı başlıca semptomlarıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rubâiyye) (c. rubâiyyât). 1. (Arapça’da). Cezrinde 4 herf bulunan masdar. 2. Dört mısrâlı yani iki beyitten mürekkep ve hususî rubâl vezinleri ile yazılmış kıt’a ki, Iran ve Türk şiirinde çok kullenılır: Bir rubâİ söyledi. Ömer Hayyâm’ın rubâileri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rubâİ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رباعيات] rubailer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by