Akit Vaadi ne demek? | Akit Vaadi anlamı nedir? | Akit Vaadi

Akit Vaadi anlamı nedir?

Akit Vaadi ne demek?

Akit Vaadi anlamı nedir?

Akit Vaadi | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: akit vaadi

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractual promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel-oil. liquid fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petroleum products. fuel products. fueloil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filling station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Akd) (i. A.) (c. ukud). 1. Bağlama, rabtetme. 2. Düğümleme, düğüm yapma, çözme mukabili. 3. İki kişi veya iki taraf arasında olacak bir işin, iki tarafın rızasıyle kararlaştırılıp taahhüde alınması : Mukavele akdi, nikâh akdi, muahede akdi, ittifak akdi. 4. Kurma, tertip, tanzim, teşkil: Meclis akdi, cemiyet akdi: Meclis akdettiler. 5. («Akdi-nikâh» dan muhtasar) nikâh icrası, nikâh etme, nikâhlanma işi ve töreni: Bugün falan evde akid vardır; dün akid icra olundu. Hall-i akd-ı umûr: İşlerin görülmesi ve idaresi: Hall-i akd-ı umûr onun elindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract mukavele. marriage agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract. treaty. covenant. compact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractual promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın alnından burnuna doğru uzanan beyaz veya pembe leke, (edirne taraflarında gözlemeye akıtma derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drainage. discharge. fluxation. blaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. delivery. infusion. conduction. shedding. outpouring. emptying. blaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Akmasına sebep olmak, cereyan ettirmek, isâle etmek. Gözyaşı akıtmak = Ağlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pour. shed. drain. weep. disembogue. drain away. drain off. drip. funnel. spill. stream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drain. exude. pour. shed. to let sth flow. to pour. to drain. to shed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to discharge. to pour. to empty. to shed. to outpour. to drain. to conduct. to bleed. stream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

her zaman, daima.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Sokağa atılıp bulunmuş bebek, sokakta bulunmuş küçük çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Tatlı yeşil renkte tabiî bakır karbonat, bakır taşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkit). (bk.) Mevkit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nakd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prompt. in specie. cash. money. ready cash. hard cash. hard money. bankroll. ready. the ready. specie. liquidity. ready money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. ready money. cash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash. ready money. cash item. hard cod. ready coin. cutoff date. donated surplus. down money. effective money. liquid funds. cash value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present money. solid cash. amount of cash. solid cod. in good money. hard cash. cash on hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Cash Markets)

Vade uygulanmadan aynı gün valörlü işlemlerin yapıldığı piyasalardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sukuut»tan if.) (mü. sâkıta). 1. Düşen, düşmüş. 2. Hüküm ve itibardan düşen, artık hüküm ve itibarı olmayan. 3. Doğmayıp rahimden düşen: Korkudan, çocuğu sâkıt oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sükût» tan if.) (mü. sâkite). Susan, sükût eden, ses çıkarmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ساقط] düşük, düşük cenin. 2.düşen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ساکت] suskun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Yanardağ kayalıklarında görülen bir feldspat çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father time. hour. season. time. when. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

season. time. the right time. appointed time. hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time. the right time. time (for doing sth. when. hour. tide. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potter putter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. evkaat). 1. Zaman, Fars. hengâm: Şimdiki vakitte, vakit nakittir. 2. Saat, günün muhtelif saatleri: Geç vakit, gece vakti, acaba vakit nasıl? 3. Mevsim: Orak vakti, ağaç dikme vakti. 4. Geçim vaziyeti: Onun vakti iyidir, vakitler darlaştı. 5. Devir, asır, çağ, içinde bulunulan zaman: Allâme-i vakt. O vakit = O zaman. Bu vakit = Şimdi. Ne vakit? = Ne zaman? Her vakit = Her zaman, daima. Vaktinde = I. Münasip zamanda. 2. Mevsiminde. Bir vakit = 1. Geçmiş ve muayyen olmayan bir zamanda: Ben de bir vakit öyle bir çiftlik almıştım. 2. Geçmiş zamanda, vaktiyle: Amerika’ya züğürt gidip, zengin dönmek bir vakit idi. Vaktiyle = 1. Zamanında: Bu çiçeği vaktiyle dikmemişsiniz. 2. Eski zamanda, geçmiş zamanda: Vaktiyle öyle bir teşebbüs etmiş idim, vaktiyle bizde Farsça daha çok okunurdu. Vakit vakit = GAh, zaman zaman, nöbet nöbet. Vakit ve hâl (vakt ü hâl) = Geçim vaziyeti. Vakt-i zevâl = Oğle vakti. Vakt-i gurûbî = Güneşin batışından başlanarak hesap olunan vakit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasip vakit ve zamanda veya gerekli mevsiminde olan: Vakitli vakitsiz, (bk.) Vakitsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at the right time. done in due season. timely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pünktlich. rechtzeitig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without considering whether or not it is the proper time to do. in and out of season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Münasip vaktinde olmayan, Fars. nâ-be-hengâm: Vakitsiz teşebbüs. 2. Mevsiminde olmayan, Fars. nâbe-mevsim: Vakitsiz meyve. 3. Geç, geç vakitte: Siz vakitsiz geldiniz, şimdi vakitsizdir, gidilemez. 4. Mevsimsiz. Vakitli vakitsiz = Münasip olan veya olmayan zamanda, her vakit: O, bize vakitli vakitsiz gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premature. unearthly. untimely. inopportune. ill-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at an unsuitable time. premature. too early. out of season. ill timed. untimely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untimeliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Isı sağlamak için yakılan şey. Ar. mahrûkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combustible. fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel (for heating. fuel oil. combustible. dead weight tonnage. fuel. tons deadweight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [یواقيت] yakutlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by