Rüyada Akraba Tarafından Saç Kesildiğini Görmek | Rüyada Akraba Tarafından Saç Kesildiğini Görmek ne demek? | Rüyada Akraba Tarafından Saç Kesildiğini Görmek anlamı nedir?

Rüyada Akraba Tarafından Saç Kesildiğini Görmek | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: akraba tarafindan sac kesildigini

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğilim, meyil, eğinim; (kim). çekme; alâka, ilgi, cazibe; dünürlük, hısımlık, nikâhtan hâsıl olan akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). baba tarafından akraba, akraba. agna'tion (i). yalnız erkek tarafından akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). benzer, yakın; akraba olan, hısım olan.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «karîb» dilimizde bu mânâya gelmez). Hısımlar, aralarında kan birliği bulunanlar: Akraba arasında öyle şeye bakılmaz. Hısım: O, benim akrabamdır. Akrabalarımı göreceğim (Aslı akribâ’dır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

related. connected. akin. akin to. agnate. allied. connate. consanguine. kindred. relative. flesh and blood. kin. agnate. cognate. connection. connexion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cognate. folks. kin. kindred. relation. relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a relative. relatives. akin. family. kinsman. related. relation.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقرباء] akraba, yakınlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Hısımlık, yakınlık: Aramızda akrabalık vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, birleşme, uyuşma , ittifak; evlenme ile hâsıl olan akrabalık, dünürlük; (zool). birbirine benzeyen bir takım familyalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). müttefik, aralarında anlaşma olan; hısım olan, akraba olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). müttefik; dost, arkadaş; yapısı veya bileşimi itibariyle başka bir şeye benzeyen şey; (f). birleşmek, ittifak etmek; akraba olmak. ally oneself with veya to ile birleşmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. asâbât). Asab: 1. Bir tek sinir. (bk.) Asab. 2. Baba tarafından akraba olanlar, erkek tarafından hısımlar. 3. Hısım, akraba kavim ve kabile, tarafdarlar, avene. 4. Fıkıh. Uzaktan akraba ki, mirastan İslâm hukukunda ferâize hisseleri olmayıp, yakın akraba hisselerini aldıktan sonra kalan kısmı bunlara dağıtılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kendi akraba ve yakınlarını veya vatan, din ve milliyetini müdafaa ve iltizam etmek gayreti, hamiyet, gayret: O adamın asabiyyeti vardır. Asabiyyet-i dîniyye, asabiyyet-i milliyyesi müsellemdir. 2. Asabî mizaçlı olma, sinirlilik.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Sıhr’ın çokluğu). Evlenme neticesinde erkek akrabalar, güveyler, kayınbiraderler, kayınpederler.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kendi dölünden çocuğu olan erkek. 2.Birinci dereceden erkek akraba. 3.Koruyucu, velinimet. 4.Saygı ifadesi olarak yaşlılara verilen unvan. 5.Ecdad, Ata. 6.Tekke büyüğü. 7.Zencilerde görülen saraya benzer bir hastalık. - Baba Oruç. Oruç Reis. Türk denizcisi Barbaros Hayrettin Paşa’nın lakabı.

Türkçe Sözlük

(i.). İki kızkardeşls evlenmiş iki adam arasındaki münasebet ve akrabalık.

Türkçe Sözlük

(e.), ihtimal, muhtemel, olabilir, umulur: Belki bu akşam yağmur yağar. Evvelâ, hattâ: Onu yalnız diğer ahbaplarına değil, belki akrabasına da tercih eder. Kuvvet ile değil, belki ilimle galebe çalınır. (Halk dilinde galat olarak «belkim» ve «belkileyim» de derler).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kan; bitkilerin suyu, özsu; kan dökme; mizaç, huy; nesep soy; asalet; kan rabıtası, kan bağı; akrabalık; delikanlı. blood bank kan bankası. blood blister kan oturması. blood corpuscle anat. kan cisimciği. blood count kan sayımı.blood feud kan davası. b

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kan bağı ile bağlı olan; aynı kökten gelen (dil, kelime); aynı huyda, birbirine benzer; (i). akraba; aynı soydan veya cinsten olan şey. cogna'tion (i). aynı soydan veya kökten gelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlantı, irtibat, ilgi, alâka, ilişki, münasebet; çevre, muhit; bağ, rabıta; akrabalık, hısımlık, dostluk; siyasi veya dini çevre; cinsel ilişki; argo uyuşturucu madde tedarik eden kimse. connection by marriage hısımlık, dünürIük. business conn

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı soydan, aynı kandan, akraba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kan akrabalığı,aynı soydan gelme.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayrı, ayrılmış, firkate dûçar, ayrılığa düşmüş. Dostlarından, akrabasından ve vatanından cüdâ düştü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Annenin erkek kardeşi. Ar. hâl: Dayımdır, dayımın oğludur. 2. Yaşlıca ve harbe alışık kahraman adam: Ahmed Dayı, Mehmed Dayı. 3. Gemi kaptanı, reis, süvari. Ocak dayısı = Yeniçeri ocağı subayı. Mağrib ocağı dayısı = Eskiden Cezâyir valisi. 4. mec. Koruyan, yardım eden şahıs: Onun dayısı var, sırtı yere gelmez. Kabadayı = Kahraman, kavgacı, harp adamı. Dayısı dümende = Koruyucu ve Amirin akraba ve dostlardan olması.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dayı akrabalığı. 2. Babayiğitlik, ağalık ve kahramanlık, yiğitlik. 3. Kabadayılık.

Genel Bilgi

Devenin ana yurdu Kuzey Amerika’dır. Tarih içinde oradan Güney Amerika ve Asya’ya yayılmış, Kuzey Amerika kıtasında ise zamanla yok olmuştur. Güney Amerika’daki lama, alpaka (bir cins koyun), guanako {lamanın irisi) gibi hayvanlar devenin akrabaları sayılabilirler.

Yaşadıkları kum fırtınalarına ve diğer olumsuz şartlara uyabilmek için iki sıra koruyucu kirpikleri ve tüylü kulak delikleri oluşmuş, burun deliklerini açıp kapayabilme, çok uzaktan görebilme ve koku alabilme yeteneklerine sahip olmuşlardır.

Develerin tek hörgüçlülerine Arap devesi, çift hörgüçlülerine ise Baktriane (Bactrian) devesi adı verilir. Baktriane Afganistan’ın kuzeyinde bir yer olup bugün adı pek bilinmemesine rağmen çok çeşitli medeniyet ve kültürlere ev sahipliği yapmış, çok önemli tarihi geçmişi olan bir bölgedir.

Her iki cins deve de yük hayvanı olarak kullanılırlar. Çift hörgüçlü deve daha yavaştır (3-5 kilometre/saat) ama bir günde kervan içinde durmadan 50 kilometre yol gidebilir. Hörgücünün tepesine kadar olan yüksekliği 2 metre iken Arap devesinin sadece bacak yüksekliği neredeyse 2 metredir. Arap devesi 18 saat boyunca saatte 13-16 kilometre hızla yol alabilir. Develerin yük hayvanı olmalarının yanında etlerinden, sütlerinden, yünlerinden ve derilerinden de faydalanılır.

Genelde develerin hörgüçlerinde su olduğuna, bu sayede çöllerde uzun süreli yolculuklara bu kadar dayanıklı olduklarına inanılır ama gerçek bu değildir. Öyle olsaydı deve vücudundan su tükettikçe hörgücünün de bir balon gibi porsuyup inmesi gerekirdi.

Develerin hörgüçlerinde sadece yağ bulunur. Burası 30-35 kilogramlık bir yağ deposudur. Genellikle bir çok hayvan ilerde enerji kaynağı olarak kullanmak üzere vücudunda yağ depolar ama develer bunu hörgüçlerinde yaparlar. Yiyecek bulamadıkları zaman buradan faydalanırlar. Hörgücün bir ikinci işlevi de deveyi çölün kızgın güneşinden korumasıdır.

Develer zaten çölde suya az gereksinim duyarlar. 40 dereceyi bulan sıcaklıklarda iki haftaya yakın susuz kalabilirler. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Bu sayede nefes verirken havada bulunan nemin üçte ikisini geri kazanabilirler.

Bir devenin vücudundaki toplam suyun yüzde 22’sinin kaybı halinde karnı çekilir, kasları büzüşür ama bu, onun performansını çok etkilemez. Buna karşın bir insan vücudundaki suyun yüzde 5’ini kaybedince görme duyusunda azalma başlar, yüzde 12’sini kaybedince de ölebilir.

Develerin susuzluğa dayanıklı olmalarının nedeni su kayıplarının büyük bir kısmının dokularındaki sudan olması, kandaki suyun pek etkilenmemesidir. Ancak bütün bu özelliklere rağmen susuzluğa dayanma rekoru develerde değil, farelerdedir. Bu konuda zürafa da her ikisiyle yarışabilir.

Yeri gelmişken develerin bir başka özelliğine de değinelim, hayvanlar arasında sadece deve, kedi ve zürafa önce sağ taraftaki ön ve arka ayaklarını, sonra sol taraflakileri atarak yürürler. Yani sol - sağ seklinde değil sol - sol, sağ - sağ şeklinde. Hatta şiirdeki aruz vezninin ritminin Arap yarımadasındaki develerin bu yürüyüşlerindeki ritimden doğduğu bile rivayet edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uzak, ırak (yer veya zaman); soğuk, ağır, mesafeli (kimse); belirsiz, hafif. distant relative uzak akraba. distantly (z). uzaktan, soğuk bir tavırla.

Türkçe Sözlük

(i.). Dünür olma hali, dünür akrabalığı.

Türkçe Sözlük

(a uzun okunur) (i. A. c.) (müfredi akreb dilimizde kullanılmaz). Yakın akrabalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقارب] yakınlar, akrabalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anne tarafından akraba, anne soyundan gelen.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. rahm). 1. Rahimler, döl yatakları. 2. Ailece yakın olanlar, hısımlar, akrabalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aile; zürriyet, kabile,akraba; çoluk çocuk, ev bark; fasile, cins,tür. family Bible bir ailenin önemli günlerini kaydettiği içinde boş sayfaları bulunan büyük boy Kitabı Mukaddes. family circle aile çevresi, aile muhiti; tiyatroda üst balkon. family

Türkçe Sözlük

(i.). Kendi menfaatlerini umumî ve hayırlı İşlere yahut dost ve akraba yoluna sarfetme; fedakâr adamın hali ve sıfatı: O adam bu uğurda çok fedakârlık etti; onun fedakârlığı inkâr olunmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). et; kasaplık et; tavuk veya balık eti; beden, cisim, ten, vücut; beşer tabiatı, insaniyet; ten rengi; sişmanlık; nesil, soy, ırk; insan oğlu; canlı yaratıklar; meyvanın etli kısmı. flesh and blood nesil, kan, akraba; beşer tabiatı. flesh color t

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halk, ahali; kavim; millet; (çoğ). insanlar, kimseler; (çoğ)., (k).dili akraba, aile, ana baba. folk dance halk oyunu. folk literature halk edebiyatı. folklore (i). halkın malı olan gelenek, inanç, âdet, atasözü ve masallar; folklor, halkbilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bade, bidden, bidding) menetmek, yasaklamak, yasak etmek. God forbid ! Allah esirgesin ! forbidden (s). yasak, yasaklanmış. Forbidden City Tibet deki Lhasa şehri; Pekin'deki eski yasak bölge. forbidden degrees nikâh düşmeyen akrabalık dereceleri

Türkçe Sözlük

(i. A.). Günah, Ar. mâsiyet, sefâhat, fuhşiyyât, zinâ: Fücûr-ül-karâbe = Şer’an nikâh düşmeyen yakın akraba arasında zinâ. Fransızca: inceste.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فجور] yakın akraba evliliği. 2.günahkarlık, sefihlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. öz (akraba): cousin german kuzen.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gördürmek, Osm. izhâr, ibrâz etmek: Size bir kitap göstereyim. Aldığı atı bana gösterdi. 2. Öğretmek, anlatmak, İlâm etmek: Bana yolu gösterdiler. Ders gösteriyor. Bilmeyenlere doğruyu göstermeli. 3. Çıkarmak, gözüktürmek, takdim etmek, kaçırmamak: Akrabasına kızlarını gösteriyor. 4. Tanıtmak: Kendini göstermek istiyor. 5. Delâlet etmek, delil olmak: Birtakım viraneler orada vaktiyle bir şehir bulunmuş olduğunu gösteriyor. 6. İspat etmek, kabûl ve takdir ettirmek: Bu sözümün doğruluğunu size göstereceğim. Cesaretini gösterdi. 7. Tayin etmek: Kendisine yer gösterdi. Bana iş göstermediler. 8. Karşısında tutmak: Ateşe göstermek, aydınlığa göstermek. 9. Saklamamak, meydana koymak: Hiçbir kitabını göstermez. 10. Güzellik ve yakışıklığını meydana çıkarmak veya arttırmak: Kadını kıyafet gösterir. Atı takım gösterir. Ahşap yapıları gösteren boyadır. 11. Vermek, hasıl etmek, Osm. ikaa eylemek: Allah göstermesin. Kader bana sonunda onun hastalığını da mı gösterecekti? 12. Olduğundan genç görünmek: Elli yaşında vardır ama göstermiyor. 13. Belirtmek, şekil ve biçimini ortaya koymak: Bu ayna iyi gösteriyor. Bu dürbün İyi göstermiyor. Bakalım Aytne-i devran ne sûret gösterir? Parmakla göstermek = Şöhreti olmak: Onu parmakla gösterirler.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahbâr). I. Bir vakanın tebliği, bir hâdiseden, hazır bulunmayanlara verilen malûmat, bilgi, havâdis, asıl Türkçe’si: Salık. Haber gelmedi; o işden bize haber veren olmadı; bir şey olursa ben size haber ederim. 2. İlim, vukuf, malûmat, bilgi: Fenden, senattan haberi yoktur; bu işden haberim olmadı. 3. Hadîs-i şerif = Peygamberimiz’in sözleri ve fiilleri: Haberde böyle denmiştir. 4. (edebiyat) Gramerde bir isme yakıştırılan sıfat, müsnet: «Allah büyüktür» denildiğinde «Allah» mübtedâ ve «büyük» haberdir. 5. (edebiyat) Olayı bildiren bir fiil veya cümle; mukabili: İnşâ. Bî-haber = Bir işten haber ve bilgisi olmayan, vukufsuz, malûmatsız, gafil (tersi olan «bâ-haber» tâbiri kullanılmayacak kadar soğuktur). İlmühaber = 1. Bir şeyin alındığını gösteren resmî senet. 2. Bir hususu göstermek üzere ekseri muhtarlarca verilen resmî kâğıt. Kara haber — Birinin ölümü hakkında akrabasına verilen haber.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gereğince, göre, cihetiyle, binâen: Hasb-el-lüzûm = Lüzuma göre. Hasb-el-mevsim — Mevsim icabınca. Hasbel-el-karâbe = Karabet, akrabalık cihetiyle. Hasb-el-meslek = Mesleki sebebiyle Hasb-el-İcâb = İcaba göre. Hasbıhâl = Birine hâlini anlatarak kendisinden akıl, fikir sorma, danışma: Sizinle hasbıhâl edelim. Arapçada zamirlere eklenerek: Hasbî, hasbenâ, hasbek gibi tâbirler bana, bize, sana kâfidir mânâsıyla kullanılır: Hasbiyallah, hasbenallah, hasbekallah.

Türkçe Sözlük

(i. A ). İtibar, «be» edatıyle beraber «bihaseb» kullanılır ki, itibariyle, göre, -ce demektir Behasebülİrâb = Irâb itibariyle, İrâbca. Türkçe «ile» veya «-ce» edatıyle de kullanılır: Akrabalık hasebiyle, hasebince: Münasebetiyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). varis, mirasçı. heir apparent veliaht. heir presumptive veliaht olmadığı için tahta vâris olan en yakın akraba.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hîşân). Akraba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خویش] kendi. 2.akraba.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akraba, yakınlar.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı anlaşılamadı). Akrabadan olan: Hısım akrabası çok. O, benim hısımımdır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Soy sop. 2.Sürü. 3.Çoban. 4.Hısım, akraba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akraba ile zina, nikâh düşmeyen akraba ile cinsel ilişki kurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akraba ile zina kabilinden; akrabası ile zina yapmış; akraba ile zina yapmaktan hâsıl olmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili evlilik vasıtası ile yakın akraba.

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat 1 milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmekledir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan Önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır:

(1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışmdadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:

(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);

(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);

(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);

(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün

lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karın ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çeşitli aileler veya milletler arasında evlenme; yakın akrabalar arasında evlenme.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ölen ana baba veya akrabadan kalan mal, mülke konma, vâris olma, miras yeme (bu mânâ ile veraset daha çok kullanılır). 2. Miras, miras olarak düşen mal ve hisse (bu mânâ ile miras daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soy, akraba, kabtle, aşiret: Itret-i celîle-i Cenâb-ı Nebevi (Peygamberimizin soyu).

Türkçe Sözlük

(1. A.) Cümle, bütün, hep, Ar. cemi, kaatıbe, mecmû: Kâffe-i Alem = Bütün ,Alem. Kâffe-i mahlûkaat = Bütün yaratıklar; akrabamızın kâffesi orada idi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kurbıdan). Hısımlık, akrabalık, soyca ve zürriyetçe insanlar arasındaki yakınlık: Aramızda karâbet vardır. Karâbet-i sıhriyye = Kız alıp vermekle doğan münasebet ve yakınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرابت] yakınlık, akrabalık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kardeşler arasındaki yakınlık ve münasebet: Kardeşlik en yakın akrabalıktır. 2. mec. Sevgi, dostluk: Kendisiyle olan kardeşliğimizi çekemediler.

Türkçe Sözlük

(i. A. ckurb» dan smüs.) (mü. karîbe). 1. Mekân veya zamanca uzak olmayan, yakın: Bursa, İstanbul’a karîbdir. Bayram karîbdir. 2. Nesil, soy ve zürriyetçe veya münasebetçe insana yakın bulunan, akraba, komşu: İnsan yalnız kendini düşünmeyip karîbini de düşünmelidir. 3. Yakın, yaklaşık, hemen: Uç seneye karîbdir ki bu işle uğraşıyorum. Beş seneye karîb zaman geçti. An-karîb = Yakında, çok geçmeden: O iş an-karîb bitecektir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «karn» dan smüş.). (mü. karine) (c. kurenâ). 1. Yakın, karîb. 2. Bir adamla akrabalık ve münasebeti olan, hısım, komşu, arkadaş, Fars. hem-dem, hem-cins: Bir edamın hâli karîninden sorulur. 3. Bir şeye erişen, bir hâl ile sıfatlanan: Karîn-i kabûl = Makbûl. Karîn-i takdir = Takdire erişmiş. SaSdetkarin = Saadete erişmiş 4. Mâbeynci: Karîn-i sini = İkinci mâbeynci. Kurenâ-yı hazreti şehr-yârîden. Ser-kurenâ = Başmabeynci.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kesme, biçme: Ağaç kat’etmek. İpi bıçakla, makasla kat’etti. 2. Ayırma, bağlantısını kaldırma: Kat’-ı münasebet, kat’-ı alâka. 3. Yok etme, Ar. ref, imhâ: Kat’-ı ümîd, kat’-ı muhâbere. 4. Halletme: Davayı, meseleyi kat’etmek. 5. Geçme, yol alma, Ar. mürûr: Kat’-ı tarıyk, kat’-ı mesâfe: Bir günlük yolu sekiz saatte kat’ettik. 6. (geometri) Kesme, çizgi ve yüzeylerin birbirini kesip geçmesi (tekatû da denirdi). Kat’-ı rahm = Akrabayı ziyaret etmeme. Sıla-i rahim zıddı. Kat’-ı tarıyk = Yol kesicilik, eşkiyalık, haydutluk. Kat’-ı muhâbere = Münasebetleri kesme. Kat›-ı merâtib = Birbiri arkasından rütbe alıp yükselme. Kat’-ı mesafe = İlerleme. Kat’-ı nazar = Yüzçevirme, şöyle dursun: Astronomiden kat›-ı nazar, biraz coğrafya bile okutmuyor. Kat’-ı nâkıs = (geometri) Elips. Kat’-ı zâid = (geometri) Hiperbol. Kat’-ı münasebet = Dostluğu kesme. Kat’-ı dâvâ = Davayı halletme.

Türkçe Sözlük

(i.). Karı veya kocanın erkek kardeşi. Ahmed’in kaynı = Karısının erkek kardeşi. Fatma’nın kaynı = Kocasının erkek kardeşi. Diğer isimlere katılarak karı koca arasında akrabalık gösterir: Kayınata, kayınpeder = Karı veya kocanın babası. Kaymana, kayınvalide — Karı veya kocanın anası. Kayınbirader = Kayın ile aynı şey.

Türkçe Sözlük

(i.). Evlilik akrabalığı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birleştirmek, yapıştırmak: Şu iki parça madeni kaynaştırmalı. 2. Birleştirmek: Bu akrabalık o iki aileyi kaynaştırdı. 3. Kaynaşmasını sağlamak.

Genel Bilgi

Suyu, suya girmeyi, yıkanmayı sevmeyen kedilerin balığı niçin sevdiklerine gelmeden önce kediler sudan gerçekten mi nefret eder ona bir bakalım. Kedilerin sudan nefret ettikleri inancı doğru değildir. Mısır’da evcilleştirilmelerinden önce yaşadıkları ortam su kenarları idi.

Su, kedinin tüylerini ıslatır ve bu da kedinin soğuğa karşı olan direncini azaltır. Eğer bulunduğu yerin hava şartlarına göre bu kedi için önemli ise ıslanmaktan kaçınır. Sıcak iklimlerde yaşayan aslan, kaplan, jaguar gibi akrabaları sudan kaçınmazlar. Kaplan ve jaguarlar sudaki bir avı veya düşmanı yakalamak için hiç düşünmeden suya atlayabilirler. Soğuk bölgelerde yaşayan kar leoparı gibi akrabaları da gerekirse suya girerler ama derin yerlere yaklaşmazlar.

Kedilerin sudan uzak durmalarının diğer nedenleri, zaten temiz bir hayvan olmaları, biraz kaprisli biraz da tembel olmaları ve suya girmenin menfaatleri açısından bir anlam ve amaç taşımamasıdır. Bir taraflarına su değdiğinde bütün vücutlarını yalayarak temizlemek zorunda kalmaları da cabası. Aslında kediler de diğer bir çok hayvan gibi suda gayet iyi yüzebilirler. Van ve Ankara kedileri diğer cinslere göre suyu daha çok severler.

Köpekler böyle değillerdir. Sahibi denize bir sopa veya küçük bir top attığında onu alıp geri getirmek için hiç düşünmeden, mutlu bir şekilde suya atlarlar. Karaya çıktıklarında silkelenerek etraftakilere de duş yaptırırlar. Ne var ki su, köpeklere kedilerden daha fazla zararlıdır. Köpek derisinde ter bezleri yoktur, sadece bol miktarda yağ bezi vardır.

Köpekler insanlarda olduğu gibi ısı düzenlemesi için terlemezler, ısı ayarını solunum sistemleri ile yaparlar. Çok yıkanırsalar deri kurur ve çatlar. Belki bu nedenle köpekler suya girdikten sonra tozlu topraklı yerlere gidip yatarlar.

Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere de olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuşlar ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılarda kedileri evcilleştirme düşüncesini yaratan da bu fare yakalamadaki ustalıkları olmuştur.

Günümüzde bile kedinin kuzey Hindistan ve güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında dolaşarak balık avlarlar. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, bu arada gerekirse tamamen suya da girerler. Ev kedileri, özellikle yavru olanları havuz veya akvaryumlardaki balıklara karşı aynı eğilimi gösterirler, bu amaçla ıslanmaktan da pek kaçınmazlar.

Yunanlı tarihçi Siculus eski Mısır’ı anlatırken kedi bakıcılarının onları ekmek ve sütle beslediklerinden, Nil nehrinden getirdikleri balıkları çiğ olarak yedirdiklerinden bahseder. Günümüz kedilerinin balık merakının vahşi atalarından gelen genlerden, süt zevkinin ise Mısırlı bakıcıların yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklandığı anlaşılıyor.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kesân). Kişi, kimse (müfredi dilimizde yalnız kullanılmaz.). Herkes = Her bir şahıs, her kim olursa: Bunu herkes bilir; herkesin anlayacağı bir lisanla. Bazı kesân = Bazı adamlar, bazı halk: Bazı kesânın kanaatine göre. Bî-kes = Kimsesiz, yetim, akraba ve koruyucusu olmayan: Pek bî-kestir; bikesâna acımalı. Nâkes = 1. İnsaniyetsiz, nâmert, alçak. 2. (halk dilinde: nekes) Hasis, pinti.

Türkçe Sözlük

(I.). Yakın akrabâsı, koruyucusu ve ahbabı olmayan, Fars: bî-kes: Kimsesiz bir kadın; zavallı pek kimsesiz kaldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. akraba, hısım; eski soy, nesep; akrabalık; s. akrabalığı olan, aynı soydan; benzer. near of kin yakın akraba. next of kin huk. en yakın akraba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. akraba; soy; akrabalık; s. akraba olan; birbirine benzer, aynı soy veya tabiattan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. akraba, hısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akrabalık, yakınlık, hısımlık; birbirine benzerlik. kinship family akrabalarıyle beraber oturan geniş aile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -men) i. erkek akraba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ .-women) i. kadın akraba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski) dostlar kith and kin dostlar ve akrabalar; hısım akraba.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Genç ve evlenmemiş dişi insan, Fars. duhter: Bir kız gördüm; köyün kızları oyun oynuyorlardı. 2. Dişi evlât, Ar. bint, kerîme, Fars. duhter: İki oğlu, bir kızı var; kızlarını evlendirdi. Evlenmemiş bir kızı var; kızının oğulları. 3. Bâkire, evlenmemiş kadın, Ar. bikr Fars. dûşîze: iki defa evlenip bir defasında kız, diğerinde dul eldi. Kızoğlan kız = BAkire. Kız kardeş = Fars. hemşîre. Ar. uht. Kız evlâd = Ar. bint, kerîme. Kız alıp vermek = Akrabalık kurmak. Kızlarağası = DArü’s-saâdeti’ş-şerîfe ağası. Hanım kız = Genç ve terbiyeli kız. Kızkuşu = Ağaçkakanın yeşil bir çeşidi. Kız gibi = Terbiyeli ve mahcup adam. Kızklllmi = Aşîret kızlarının dokudukları bir çeşit makbûl kilim. Kızmemesi = Greypfrut, altıntop. Kız vermek = Evlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) eski zamanlarda içinde akraba ve dostların göz yaşlarının saklandığı farz edilen ufak şişelerden biri, göz yaşı şişesi; (s.) göz yaşına ait; göz yaşını havi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. İbranilerde ölmüş adamın karısı ile ölünün kardeşinin veya en yakın akrabasının evlenme mecburi yeti; s. bu âdete ait.

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâm» dan masdar) (c. mehârim). 1. Haram, şer’an doğru görülmeyen şey: Mehârimden kaçınmalıdır (bu mânâ ile başlıca cem’i kullanılmıştır). 2. Harem selâmlıkta haram olmıyan, akrabadan olmakla kendisinden kaçılmayan, hareme girip çıkan: Kendisi mahremdir, hareme girebilir. 3. mec. Teklifsiz, birinin sırlarını ve hususî hâllerini bilen, içli dışlı: Mahrem-i esrâr. 4. Gizli, sır, herkese açılmaz ve söylenmez: O sözü, o işi pek mahrem tutuyorlar. Nâ-mahrem = Şer’an nikâh düşmekle kendisinden kaçılan, hareme giremeyen: İçimizde nâ-mahrem vardır, kadınlar çıkamaz.

Türkçe Sözlük

(i.). Türkler’in yakın akrabası sayılan bir Kuzeydoğu Asya kavmi ki, Moğolca konuşur: Moğollar’ın Adetleri; Moğol dili.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. «I ince okunur»), T. Keçi ve koyunla akraba yabanî bir memeli hayvan. 2. Seyahat elbiselerinin, pardesülerin içine geçirilen çok yumuşak, sık dokumalı kumaş.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kurb» dan). Birbirine yakın olma, yaklaşma, yakınlık, akrabalık.

Türkçe Sözlük

(i. A. «lebs» ten masdar). 1. Benzeyen iki şeyin biribirinden farkolunamayıp karışması, Ar. iltibâs. 2. Münasebet: Bu mülâsebetle; akrabalık mülâbesesiyle.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhr»dan). Evlilik dolayısıyla olan akrabalık, Osm. karâbet-i sıhriyye: O iki aile arasında musâharet vardır.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.). Akraba, taallukat, mensuplar: Filânın mütealllkatından bir adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akrabalara yapılan iltimas, akraba kayırma; akrabasını işe alarak maaş bağlama. nepotist i. akraba kayıran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., (edat) en yakın, yanı başındaki; sonra gelen; z. sonra, ondan sonra, hemen sonra; (edat) en yakın. next door yanındaki ev, bitişik komşu. next door to az daha, hemen hemen. next of kin en yakın akraba. next to hemen hemen. next to nothing hiç

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Oymak. Hısım, akraba. 2.Bereket.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yakınlık, hısımlık, akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yakınlık. proximity of blood kan yakınlığı, akrabalık.

Türkçe Sözlük

(RAHM) (i. A.) (c. erhâm). 1. Dölyatağı. 2. Karâbet, hısımlık. Sıla-i rahm = Akraba ve yakınları ziyaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlatılmış, hikaye edilmiş; alâkası olan, akraba olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. münasebet, ilişki, alâka, bağıntı; nispet; akrabalık, hısımlık; akraba, hısım; anlatma, nakletme, nakil. relations i., çoğ. ilişki, geçim; akrabalar, çevre. relationship i. akrabalık, hısımlık; ilişki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. nispi, izafi, göreli, bağıntılı; bağlı, ilişkin, dair; başkasına nispetle vaki olan, mensup; gram. nispi; i. akraba, hısım. relatively z. nispeten. relativeness i. nispet, münasebet.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hindistan’da çıkan pek sert ve makbûl bir ağaç, Fr. teck.

Türkçe Sözlük

(i.). İnsanın başının kılları, baş tüyleri, Fars. gtsû, Ar. şa’r. Kara (siyah) saç, ak (beyaz) saç, kumrel, sarı saç. Sırmasaç = Pek güzel sarı veya açık kumral saç. Saçlı sakallı = mec. Yaşlı başli, olgun yaşta. Arap saçı = Pek kıvırcık saç ve mec. Karma karışık ve içinden çıkılması müşkül İş. Saçkıran = Kılları düşüren bir hastalık. İğreti saç = «Peruka» denilen takma saç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hair. sheet iron. sheet metal. tin plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hair (on a person's head. drier dryer. hair.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güvey, enişte ve evlenerek akraba olan kimse, hısım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صهر] evlilikten doğan akrabalık.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sıhriyye). Evlenmekten olan ve doğan. Karâbet-i sıhriyye = Evlenmekten hâsıl olan akrabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صهریت] evlilikten doğan akrabalık, kan bağı.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bir evlenme dolayısıyle hâsıl olan akrabalık. Sıhriyyet-i seniyye = Padişah ile bu yolda akrabâlık.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasi» dan). 1. Ulaşma, İki şeyin birbirine bitişmesi. 2. Vatan ve memleketine veya akraba ve yakınlara-ulaşma, vatanını veya akrabasını ziyaret etme. Sıla-i rahm = Ana baba ve akrabasını ziyaret vazifesi. Sılaya gitmek = Akraba ve yakınlarını görmek üzere memlekete gitmek. 3. (ikinci mânâ ile sıla etmek tâbirinden yanılmakla bu mânâya getirilmiştir) Vatan, memleket: Sılaya gitti, sıladadır.

Genel Bilgi

Eskiden düşünce ve duyguların merkezinin kalp olduğu sanılırdı. Kalbin anatomik yapısına pek benzemese de kalp simgesi -iskambilde kupa- hala sevmek kelimesinin sembolü olarak kullanılmaktadır. Oysa bugün bilincin, içgüdülerin, vücudun bütün hareketlerinin, tepkilerinin ve duyguların beyinde oluşup biçimlendiğini biliyoruz.

Duyu organlarımız sadece aracıdırlar. Gözlerimizle bakar ama beynimizle görür ve anlarız. Kulağımızla dinler ama beynimizle işitiriz. Beynimizle güleriz, beynimizle sinirleniriz.

Anatomik değil de ruhsal anlamda sinir, “herhangi bir durum veya olay karşısında duyulan ruhsal gerginlik” diye tanımlanır. Sinir krizi ise, çok şiddetli bir heyecanın veya bunalımın etkisiyle davranışlarını denetleyemeyen ve bunu bağırma, ağlama, gülme gibi tepkilerle ortaya koyan bir kişinin durumudur.

Genel anlamda sinirli olma durumunu, sinir sistemi hastalığı ile karıştırmamak gerekir. Sinir hastası, sinir sisteminde dengesizliği olan kimselere denilir. Bu dengesizlik bazı fonksiyonel bozukluklara da yol açar, kişiyi hastalık hastası yapar. Hastada aynı zamanda şiddetli yürek darlığı, kolay heyecanlanma, ruhsal dengesizlik görülür. Çoğunlukla da bütün bu belirtiler birbirleriyle karışırlar.

Sinirlilik ise belirli bir hastalık değildir. Genellikle çocuklukta yaşanan kötü şartlardan ileri gelen ve yetişkinlikte de devam eden bir çeşit hırçınlık halidir. Her ne kadar toplumda zaman zaman olumlu bir özellikmiş gibi algılanıyor ve insanlara hükmetme aracı olarak görülüyorsa da, hatta kimi yöneticiler bu amaçla sinirlenmiş rolünü oynuyorlarsa da, sinirlilik zamanımızda alkolizm gibi toplumsal bir hastalıktır.

İnsanlar genellikle sinir yerine ‘asap’ kelimesini kullanırlar. Asap Arapça a’şab kelimesinden gelmiş olup sinirin çoğulu anlamındadır. Bu konudaki uzmanlara hala bir çok yerde ‘asabiyeci’ denilir. Ancak asap sözcüğünün tarihine gidince eski hukukta ‘akrabalık’ ve ‘kandaşlık’ anlamında kullanıldığı görülüyor.

Asap’ın tarihteki asıl anlamı ise, Araplarda İslamiyetten evvelki devrede, bir insanın baba tarafından akrabalarını yahut kabilesini haklı haksız her meselede müdafaaya hazır olması ve kabile mensuplarının gerek kendi mal ve mülklerini korumak, gerek başkalarının mal ve mülklerini zaptetmek için bir söz üzerine derhal birleşmeleridir.

Günümüzde asabi kelimesinin öfke ve kızgınlık içinde kontrolünü ve soğukkanlılığını yitirmiş, sinirlerini denetleyemez duruma gelmiş anlamında kullanılmasının kökeninde bu eski davranış biçimi yatıyor.

Zaten sinir sistemimizin en güç kavranan özelliği de işte bu duyguların ve kişilik özelliklerinin denetlenememesidir. İnsan beyninin bu karmaşık üst düzey işlevi, insanın bazen kendi çıkarlarını ya da güvenliğini bile tehlikeye atarak içgüdülerini ve reflekslerini öne çıkarmasını sağlıyor. İnsanlar değişik nedenlerle inançları uğruna ölümü bile göze alabiliyorlar.

Türkçe Sözlük

(hi.) (Slavca). Kuzey Slavları’ndan Katolik, Slovakça konuşan bir kavim. Çekler’in en yakın akrabasıdır.

Türkçe Sözlük

(I.). Soy kelimesiyle beraber kullanılır: Soy sop = Nesil ve neseb, akraba ve yakınlar.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Irk, neseb: iyi soydandır. 2. Ecdad, sülâle: Soyu orada yaşamış. 3. Zürriyet: Onun soyu devam etmektedir. 4. Cins, çeşit: O soydan mal kalmadı. 5. Akrabâ ve yakınlar: Soyu sopu arı gibi çok. 6. Asil, soylu: Soy adam, soy at.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hısımlık, akrabalık.

Türkçe Sözlük

(i. A. «alak»tan) (c. taalluka!). 1. Asılı olma, asılma. 2. mec. İlişik, münasebet, bağlılık: Bu işin bana taalluku yoktur, o adamın size taalluku var mıdır? 3. (c. müteallikat yerine) Akraba, mensuplar: O adam bizim tallukattandır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعلقات] ilgili olanlar. 2.akraba, yakınlar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanın el ve ayak parmaklarının ucundaki sert ve hissiz kısım. 2. At ve sığır gibi hayvanların ayakları ucundaki bir veya iki parça maddeye de denir. Etle tırnak = Hısım akraba. Tırnak iliştirmek, takmak, geçirmek = Yapışıp bırakmamak, elde etmeye çalışmak. Baştan tırnağa, tepeden tırnağa = Baştan ayağa. Tırnak pidesi = Üstünde basılmış tırnak izleri bulunan bir cins pide. Demir tırnağı = (denizcilik) Lengerin sivri ucu. Devetırnağı = Bir cins bitki. Tırnağı dibinde = Peşin, parayla. Tırnak sökmek = mec. Takat bırakmamak. Şeytantırnağı = Tırnağın yanından ayrılan deri parçacığı. Katırtırnağı = Bir cins bitki ve çiçeği.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Turâniyye). Turan’a, Türk ülkelerine ve Türkler’le akraba kavimlere ait: Turan dilleri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zaman ve yere yakın olmayan, uzun süren: Arabistan buradan uzaktır; o vakitler artık uzaktır. 2. Muhtemel olmayan, beklenmeyen, ihtimal dışı: O işi çok uzak görüyorum. 3. Muhalif, uymaz, uyuşmaz: O adamın fikirleri bana uzaktır. 4. Uzak yerde: Uzak oturuyor; benden uzak. Uzak düşmek = Birbirinden uzak bulunmak. Uzakta bir yer: Uzağa gitmek, uzaktan gelmek. Uzak akraba = Birkaç kuşak önceden, öteden akraba. Uzaktan bakmak = Seyirci kalmak, müdahale etmemek, karışmamak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset.» ten) (mü. vârise) (c. verese). Akrabalık veya vasîllk yoluyla, ölen bir şahsın mal ve mülküne konan, miras yiyen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vely» den smüş.) (mü. veliyye) (c. evliyâ). 1. Sahip. Veliyyü’l-emr = Emir sahibi, Amir. Velî-nîmet = Nimet sahibi; bir kimseye çok büyük iyilikte bulunan kimse, Ar. mün’im. 2. Bir çocuk veya kadının gerek ana babadan, yakın akrabasından, gerek vasisi olup işlerine karışan, hâlinden mesul bulunan adam. 3. Allah’a yakınlığı olan kimse, aziz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzak olmayan: Yakın yer. 2. Fazlaca yakın olan: Yakın akraba. 3. Çok benzeyen: Sarıya yakın bir renk. 4. Erişilmesine az bir şey kalmış olan, Ar. karîb: Yaşı elliye yakındır. 5. Yakın yerde, uzak olmayarak: Yakın oturuyor, yakın gel. Yalçında = 1. Yakın yerde. İ. Az vakit sonra, çok geçmeden: Yakında gelecektir.

Türkçe Sözlük

(i.). Yakın olma, Ar. kurb, kurbiyet: Bu evin çarşıya yakınlığı. 2. Akrabalık: Aramızda yakınlık vardır.