Aksa-yı şark ne demek? | Aksa-yı şark anlamı nedir? | Aksa-yı şark

Aksa-yı şark anlamı nedir?

Aksa-yı şark ne demek?

Aksa-yı şark anlamı nedir?

Aksa-yı şark | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: aksa yi sark

Türkçe Sözlük

Uzakdoğu, Çin, Japonya, Çinhindi, Filipinler, Malezya, Kore v.s.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقصای شرق] Uzakdoğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez, uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur, apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12A’dır ya da 14’tür. 13 numaralı oda yoktur. Olsa bile insanlar o odada kalmak istemezler. Hatta ayın 13’ünde işe gelmeme, uçak ve tren rezervasyonlarının iptali, alışverişin düşmesi ve benzeri davranışların ABD’ye günde milyonlarca dolara mal olduğu söylenmektedir. Bu inanç bir fobi yani bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı ‘triskaidekaphobia’dır.

Genel olarak bu inancın, Hz. İsa’nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider.

O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder Vikking’lerin meşhur tanrısı Odin ile Frigga’nın oğulları olup, ay kraliçesi Nanna’nın da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer tanrılar tarafından da çok sevilen Balder’i öldürür.

Bu mitolojik hikaye ve inanış İskandinavya’dan Avrupa’nın güneyine kadar yayılır. Hıristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve Hz. İsa’nın son yemeğine uygularlar. Hıristiyan versiyonunda Balder’in yerini Hz. İsa, Loki’nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.

Bu inanışlara göre 13 sayısı uğursuzdur ama ayın cumaya rastlayan 13. günü hepten uğursuzdur. Ancak böyle bir günde doğmuşsanız tam tersi, yani 13 sizin uğurlu gününüzdür.

Cuma gününün uğursuz sayılmasına Havva anamızın Adem babamıza elmayı cuma günü yedirtip cennetten kovulmasına sebep olması, Hz. Nuh zamanındaki büyük selin cuma günü olması, Hz. İsa’nın cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylardan biri veya hepsi neden olmuş olabilir. Müslümanlar ise Hz. Adem’in cuma günü yaratıldığına inandıklarından bu güne diğer günlerden daha çok değer verirler.

13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

18. yüzyıl sonlarında İstanbul gençleri arasında şemsiye modası çıkmıştı. Rengarenk ipek püsküllü şemsiyeler yalın ayaklı, dökük kıyafetli gençlerin bile elinde görülürdü.

Kibar ve zengin gençler o zamanın kabadayılarından sayılan Levent’lerin külhanbeyi kıyafetlerini giyerler, at üstünde şemsiye açarak dolaşırlardı.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Bu işlev, resimlerin geleneksel fotoğraf biçiminde oluşturulmasına izin vermektedir. Standart biçim 4:3’tür.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hayat veren, can ve ruh veren, bütün canlıları ve hayatı diri tutan Allah’ın kulu. - Muhyi, Allah’ın 99 isminden birisidir, (bkz.Muhyi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acâip»). 1. Alışılanlara aykırı, garip, yadırganan: Acayip kılık. 2. Acayip hava. 3. Ünlem olarak hayret gösterir: Demek öyle ha? Acayip!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strange. weird. odd. unusual. curious. out-of-the-way. bizarre. queer. antic. kinky. freak. screwball. comical. crotchety. droll. exotic. fanciful. fantastic. fantastical. flaky. freakish. grotesque. incongruous. kooky. novel. outlandish. peculiar. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awfully. bizarre. bloody. cranky. curious. droll. extraordinary. fantastic. freak. freakish. funky. funny. futuristic. grotesque. kinky. nifty. odd. offbeat. outlandish. peculiar. queer. singular. specimen. strange. uncanny. uncommon. weird. astonishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming odd / awkward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become odd / awkward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queerness. awkwardness. eccentricity. freak. oddity. peculiarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanatory. illustrative. revealing. expository. elucidatory. illuminating. illuminative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanatory. illustrative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanatory. expository. explicative. elucidative. annotator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

TV’yi, bekleme konumundan, önceden belirlenmiş bir süre sonunda (ayar saatinden sonraki 12 saat içinde) açılacak şekilde ayarlayabilirsiniz. 1 saat içinde TV’de herhangi bir işlem yapılmazsa, yeniden bekleme konumuna döner.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ballıbabagillerden bir bitki. Yaprakları çay gibi haşlanılarak içilir. Yurdumuzda çok yetişir.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(salvia officinalis): Ballıbabagillerden; özellikle Akdeniz bölgesinde yetişen ıtırlı bir bitkidir. Menekşeye benzeyen çiçekleri haziran, temmuz aylarında açar. Yaprakları uzun, kenarları tırtıllı, beyazımsı yeşil renktedir. Hafif kafuru kokusu vardır. Çiçek açtığı zaman toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler:Mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Court of Justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adamcasına, insaniyete yakışır surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yer şakayıkına mukabil olarak küçük bir ağaçta hasıl olan şakayık çiçeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde 9/4 ile yazılan bir küçük usul. Aksak usulünün bir şeklidir, (bk.) Aksak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde: 1. 10/4 ile yazılan bir küçük usul. Aksak semaî (bk.) usulünün bir mertebesi ve: 2. Klasik bir şekil: Ağır aksak semâİ usulü ile bestelenmiş ağır semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy casualties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy industry. heavy industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weeping. whining. weeper. mourner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daima ağlar gibi duran ve halinden şikâyetçi olan. Ağlamış (Adam).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağlamak işi, tarzı ve sureti: Bir ağlayış ağladı ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weeping / crying. whining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shooting star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daha çok yaz geceleri gökyüzünde hızla geçip giden ışıklı iz, şahap. Bunlar, göktaşlarının, atmosfere girince sürtünmeyle akor halini almasından meydana gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Otla bes lenen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tes. Kusvâ) (c. Akasi) («kusû»dan smüş.). Uzakta bulunan, uzak, ırak: Mescid-i Aksâ. (itaf.) Daha uzakta bulunan, an uzak, en kenar. Son: Mağrib-i Aksâ = Fas, aksâ-yı maşrık: Aksâyül-meratip = Mertebelerin sonu. Derece-i kusvâ = Son derece.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقصی] uzak, en son.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Erişilmek istenen en büyük emel, hedef, mefkûre, ülkü, fr. ideal.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقصای امل] ülkü, ideal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Uzakdoğu, Çin, Japonya, Çinhindi, Filipinler, Malezya, Kore v.s.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقصای شرق] Uzakdoğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde 9 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Topal (Arec, lenk) (Bu tabir «topal» dan daha umumî, daha eski ve esaslıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lame. limping. lopsided. interrupted. game. gammy. halting. hipshot. palsied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interrupted. delayed. checked. lame. limping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk musikisinde «Lenk FAhte» de denen 10 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). 1. Türk musikisinde 10 zamanlı bir küçük usul. 2. Türk musikisinde bir usûl ile ölçülmüş ağır semâİ çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde 10 zamanlı bir küçük usul. Aksak semâİ usulünün bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köy ihtiyarı, koca ba-

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Topallık, arc.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lameness. hitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malfunction. lameness. lopsidedness. hitch. defect. disorganization. trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. fault. trouble. limp. interruption. delayed. defect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ak, F. şâm) (ahşam yazmamalı). 1. Güneşin batış vakti: Akşam oluyor. 2. Güneşin batması ile yatılacak vakit arasındaki zaman: Akşam geç vakte kadar oturduk. Akşam olmak = Gündüz geçip gece yakınlaşmak. Akşam üzeri, akşam üstü = Akşam vaktine yakın. Akşam etmek = Günü geçirmek. Akşamlar hayır ola, akşam şerifleriniz hayır olsun = Selâm ve iltifat tâbiri. Akşam günü = Günün öğleden sonraki kısmı. Akşam namazı = 5 vakit namazdan 4.’sü. Akşam yemeği = Akşam veya ondan sonra yenen yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kısım). Kısımlar. (bk.) kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. ak, F. Şâm. Ahşam yazmamalı). 1. Güneşin batma zamanı: Akşam oluyor. 2. Güneşin batması ile yatılacak vakit arasındaki zaman: Akşam geç vakte kadar oturduk. Akşam olmak = Gündüz geçip gece yaklaşmak. Akşam üzeri, akşam üstü = Akşam vaktine yakın. Akşam etmek = Günü geçirmek. Akşamlar hayroIş, akşam-ı şerifleriniz hayrolsun: Selâm ve iltifat tabiri. Akşam günü = Günün öğleden sonraki kısmı. Akşam namazı = Beş vakit namazdan dördüncüsü. Akşam yemeği = Akşam veya ondan sonra yenen yemek. Güneşin batma vaktinde yahut ondan sonra: Her akşam geliyor. 3. Önümüzdeki akşam vakti: Akşam bize gelir misiniz? 4. Dünkü akşam vakti: Akşam nerede idiniz? Sabah akşam: Her sabah, her akşam, devamlı olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parts. portions. sections.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parts. spare parts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vespertine. evening. night. eve. dark. dew-fall. eventide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evening. last night. yesterday evening. tonight. this evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقسام] kısımlar, bölümler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evening journal. evening paper. afternoon paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gloaming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dusk. gloaming. nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evening market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evening star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقسام سائره] diğer kısımlar, öbür bölümler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitch. hobble. paralysation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. limping. hitch. hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

towards the evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all day long. without interruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Aslı ağsamak olup «ağmak» tan). Bir ayağın kısa veya sakat olmasından dolayı sekerek yürümek, topallamak. (mec.) Eksik kalmak, ilerlememek, iyi gitmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limp. hitch. have a hitch. halt. hinder. hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to limp. to hitch. to have a hitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to limp. to have a hitch. to delay. to drag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Akşam erken yatan. 2. Her akşam belirli surette içkiye devam eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tippler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitual evening drinker. working in the evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a habitual drinker in the evenings. sb who works in the evenings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drinking habitually in the evenings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarımsı pembe renkte olan. mec. ihtiyarlığın son demleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that of the last night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bütün günü bir işte veya bir yerde geçirip akşama ermek. 2. Akşam vakti bir yerde kalmak, akşamı orada geçirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stay until evening. to spend the evening (in a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the evening. evenings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the evenings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Akşama erdirmek, akşama kadar oyalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Akşam vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her akşam bir işe devam eden. Akşamlı sabahlı: Devamlı olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akşama mahsus: Bu akşamlık yemeğimiz vardır. Daha bir akşamlık kömür kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for an evening. enough for evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expecting at any moment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Akşam vakti, akşama doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accent. stress. style of pronunciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi ve temiz tanınmış kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to speak with an accent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kasîr» den itaf.). Daha veya pek kısa: Aksâr-ı eyyâm = Günlerin kısaları, yılın kısalmış günleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğuştan gerekli boya maddesinden mahrum olduğu için derisi, kılları beyaz olan (insan ve hayvan). Çapar, albinos.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. ahzüita’dan). Alış veriş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Topal etmek mec. noksan bırakmak, bitirmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to hamper. to paralyse. to delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to impede. to arrest. to interrupt. to throw cold water on. to retard. to slacken. to delay. to hold back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dürüstlüğü ve temizliğiyle tanınmış yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) -Temiz, güzel sene. - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Akşama doğru doğan parlak yıldız. Çoban yıldızı, sabah yıldızı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی ای حال] her nasıl olsa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fallow deer sığın.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Bulaşıklık, bulaşma. 2. Boş süs ve debdebe: Dünyanın alâyişine aldanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلایش] bulaşma. 2.gösteriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aldatan, yalancı, (bk.) Aldatıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çok acayip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Derhal almak, hemen alıp geçmek. 2. Derhal satın almak, hemen mübayaa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). El çırparak ve yüksek sesle yaşa diye bağırarak takdir ve tahsin etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Yahut onculayın. Aslı: Ancalayın). Öylece, o suretle, o mertebede, o kadar. (Uzağa işaret için olup, yakına mahsus olan «buncalayın» a karşılıktır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fehim, idrâk, akıl erdirme: Benim anlayışıma göre. 2. Zekâvet, kavrayış: Bu adamın kavrayışı yoktur

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. intelligence. sensibility. comprehension. mentality. apprehension. cognizance. discernment. horizon. percipience. sagacity. savvy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. conception. grasp. insight. reach. sense. understanding. wit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. comprehension. intelligence. sympathy. acumen. apprehension. concept. conception. discernment. insight. judicial conception. penetration. perception. reason. turn of mind. wit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ferâsetli, zeki, fatîn, her şeye akıl erdirir, serî-ül-intikal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. considerate. wise. quick-eyed. comprehensive. discerning. gentle. heartthrob. indulgent. receptive. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. discerning. perspicacious. quick. sensible. understanding. intelligent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligent. understanding. apt. judicious. levelheaded. penetrant. penetrating. perceptive. percipient. perspicacious. quick. sagacious. shrewd. tactful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insightfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. sympathy. judiciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anlayışı zayıf olan veya hiç olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitive. inconsiderate. undiscerning. unsympathetic. blind. blunt. dim. purblind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind. dozy. insensitive. intolerant. inconsiderate. lacking in understanding. obtuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconsiderate. lacking in understanding. blind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anlayış zayıflığı veya yokluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hebetude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitivity. incomprehension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu modda, her resim arasında belirli bir geckmeyle çekilmiş kısa resim dizileri kaydedilir. Kayıt, belirli bir bekleme süresinden sonra başlatılabilir (30 saniye, 1 dakika, 5 dakika, 10 dakika) ve kısa bir süre devam eder (0,2 saniye, 0,5 saniye, 1 saniye, 2 saniye). Kullanıcıların, büyüyen bitkiler ya da açan çiçekler gibi yavaş hareket eden nesnelerin dinamik kayıtlarını yapmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Denize düşen şeyleri arayıp çıkarmakla meşgul adam. 2. Gümrükte yolcuların eşyasını muayeneye memur adam. Bir şeyi arar gibi dönüp dolaşan. Arayıcı fişek: Bu suretle dolaşan donanma fişeği. Arayıcı kevkeb: Osmanlıca’da «şehâb-ı sâkıb» denilen yıldız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seeker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customs inspector searching. hunter. searcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süs, ziynet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pursuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lookout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آرایش] süs. 2.süslenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queen bee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

positive number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bissextile year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leap year. leap-year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Yeni kelime) (i.). Dört yılda bir gelen 366 günlük yıl, sene-i kebîse: 1932, 1936, 1940 gibi dört ile bölünebilen yıllar artık yıldır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemptuous. derogatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derogatory. injurious. pejorative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prime number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cardinal number. prime number. prime / cardinal number. incommensurable number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Asûden» fiilinden imas.). 1. Rahat, huzur. 2. Umumî emniyet, umumî sulh ve refah, huzur. Hıfz-ı Asâyiş = Asayişi korumak. Asâyiş-pervar = Emniyet ve sulha hizmet eden. Asâyişperverâne = Emniyet, asayiş ve huzura hizmet edecek surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public order. public security. order. quiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order. peace. public order. public security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law and order. public peace. public order. public security. tranquillity. ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آسایش] huzur. 2.güvenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آسایش برکمال] her yerde huzur hakim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Asâyiş ariyan, rahatını ve huzûrunu isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Asâyiş ve rahat ariyana yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat, huzur, sulh ve selâmet taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Rahat, huzur, sulh ve selâmet taraftarlarına yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cardinal number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amortization. depreciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lion's share. lion share.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشنایی] dostluk. 2.bilme, haberdarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

striker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atlamak fiili, atlama, (bk.) atlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crescent and star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunar year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maruf vahşî hayvan, Osm. düb, hares. Boz, kara ve ak cinsleri vardır. Ayıbalığı = Bir cins deniz hayvanı (fr. phoque). Ayı pençesi = Keff-üddüb, şûket-ül-yehûd. Ayıkulağı = Şakayık bitkisinin bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boorish. bear. boor. bruin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bear. boor. brute. churl. jerk. lout. oaf. slob. yahoo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Bear Market)

Gelecek hakkında karamsarlığın ve fiyatların düşeceği beklentisinin hakim olduğu piyasalardır. Bu piyasalarda kişiler ellerindeki hisse senetlerini gelecekte daha düşük fiyattan satın alabilecekleri düşüncesi ile satarlar.


Finansal Terim by

Şifalı Bitki

(İt üzümü): Fundagillerden; küçük taneler halinde kırmızı renkli yemişleri olan, tüylü bir bitkidir. 1-3 metre yüksekliğindedir. Her mevsimde yaprakları vardır. Makilerde bulunur. Dalları kırmızımtırak kahverengidir. Yaprakları şimşir yapraklarına benzer. İçinde Hydrochinone vardır. Sonbahar aylarında toplanıp kurutulur. Çiçekleri pembe salkımlar halindedir. Ev ilaçlarında yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kuvvet verir. İshali keser. İdrar yollarını temizler. İdrar söktürür. Ateşi düşürür. İdrar yollarındaki taşların düşmesine yardım eder. Prostat büyümesinden kaynaklanan şikayetleri giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Fok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea lion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flipper. seal. seal fok.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ayı oynatmayı iş edinen kimse. 2. Sert, kaba ve hoyrat insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Memeli etoburların ayıları içine alan takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan). Kendine gelmiş, sarhoşluktan veya bayılmaktan kurtulmuş, aklı başında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sober.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sober. wide awake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sober. wide-awake. consciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorting sth out. cleaning. picking. shelling. debugging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorting. picking out shelling. comb out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayıklatmak, ayıklanmak, ayırtlamak, ayırtlatmak ve ayırtlanmak’tan galat. (bk.) Ayırtlamak vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

select. pick. comb out. weed out. clean out. grub up. pick over. sort. sort out. weed up. winnow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cream. pick. shell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clean. to pick. to sort. to shell. comb out. expurgate. winnow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Biyoloji). Yaşayan varlıklarda çevrenin şartlarına en iyi uyan türlerin veya fertlerin yaşamakta devam etmesi, uyamayanların yok olması. Osm. ıstıfâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sorted out. to be cleaned. to be shelled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be picked over and cleaned. to be shelled. sort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluktan veya bayılmaktan kurtulmuş adamın hâli, aklı başında olması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soberness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sobriety. clear-headedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İlk çocuklara takılan isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dolaşıp yerine gelmek, tam bir devir icra etmek. 2. Bayılmadan ve sarhoşluktan kurtulmak, kendine gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sober up. to recover. to come to. to come round kendine gelmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sober up. to come to oneself (after fainting or anesthesia. come round. come to. come to oneself. sober.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Bayılmış veya sarhoş adamı) kendine getirmek, ifâkat buldurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ayn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Adet, kanun, usul: Ayîn-i kudemâ üzere = Eskilerin Adetince. 2. Bir mezhebin töreni, ibâdet: Ayîn-i Mecüsî üzere, icrâ-yı Ayîn ederken. Şehrâyîn = Şenlik, donanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk Musikisi’nde tarîkatlere mahsus bir dinî tasavvuf! şekil. En tanınmışı Mevlevi Ayîni’dir ki, Ayîn-i Şerif de denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. rite. service. ceremonial. litany. observance. ordinance. ritual. sacrament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liturgy. service. rite. ceremony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the 16th letter of the Hebrew alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rite. religious musical service. ceremony. celebration. office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ayin is the 16th letter of the Hebrew alphabet. nothingness; in addition, the first emanation of the Sefirtot, Keter, is sometimes described as ayin. 16th letter of the Hebrew alef-beit. the 16th letter of the Hebrew alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آیين] tören. 2.ayin. 3.din.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mevlevî Ayînleri’nde hânendelik yapan okuyucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Mevlevî Ayîni’ne verilen ad. (bk.) Ayîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayna, gözgü, Ar. mir’ at. Ayîne-i İskender = İskender’in güya onunla dünyayı seyrettiği söylenen harikulâde bir ayna. İskender’in yanında bulunan bir atlas veya haritadan galat olabilir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آینه] ayna.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayna mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eskiden bir büyük adamın giyinirken aynasını tutmakla vazifeli hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آیين خوان] ayin okuyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. uyûb). Ar, şîn, utanacak şey: Ayıptır, bunu ayıp sayarlar. 2. Utanmayı mucib hal, kusur, noksan, Ar. nakîsa. Bu malın hiç bir ayıbı yoktur. Adamın ayıbını yüzüne vurmak. Utandırıcı, açıksaçık: Ayıp iş, ayıp söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameful. disgraceful. unmannerly. indecorous. inglorious. nasty. opprobrious. reproachful. shame. disgrace. failing. attaint. blot. blotch. brand. contempt. dishonor. dishonour. indecorum. odium. reproach. slur. spot. obscenities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blameworthy. discreditable. ignoble. infamous. regrettable. rude. shame. shameful. sinful. smirch. spot. stigma. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fault. shame. shameful. disgrace. disgraceful. defect. blot. contempt. crime. imperfection. infamous. inglorious. odium. reproach. scandal. smirch. taint. that's not quite the ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave shamefully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condemnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproof. stricture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be equally to blame. condemnation. reflection. reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir adamın hal ve hareketini ayıp saymak. Tâyib etmek: Vakarını muhafaza etmeyen adamı ayıplarlar. Sizin öyle Adi eğlence yerlerine gitmenizi çok ayıpladıdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cast reflection on smb. reproach. reprove. blame. chide. condemn. dispraise. fault. reflect on. reflect upon. reprobate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condemn. reproach. to blame. to reproach. to criticize. to condemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blame. to vilify. to criticize. condemn. hold sth against sb. lash. reproach. sack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kınanmak, ayıp sayılmak: insan kendi ailesi için çalışmasından dolayı hiç bir vakit ayıplanmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be blamed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eksiksiz, lekesiz, ayıplanacak hiç bir hâli olmayan: Dünyada ayıpsız kimse yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free from defects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Miyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reagent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testing reagent. touchstone. criterion. standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diacritic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinctive. selective. dispersive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diacritical. distinctive. selective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinctive. disjunctive. diacritic. discriminating. selector. sorter. separator. sizer. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divisive. dispersive. separative. distinctive. discriminating. separator. sorter. grader. jig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separator. distinctive. discriminating. analyzer. sorter. selector. catcher. trap. disconnector. screener. insulating. decoherer. parer. grader. divider. insulator. shed. knockoff. disjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discrimination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discriminating. separation. discord. strife. sorting. assorting. analysis. division. dividing. selection. grading. resolution. limitation. rating. decoupling. dissociation. isolation. appropriation. insulation. lenghtening. removal. splitting. cracking. l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. assignment. demarcation. detachment. separation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. allotment. separating. separation. assortment. choice. detachment. disassociation. discrimination. disjunction. dissociation. distinction. earmarking. isolation. segregation. selection. setting apart. sorting. sorting out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.)’. 1. Ayırmak, tefrik etmek. 2. Bölmek, taksim etmek: İkiye ayırdı. 3. Seçerek ayırmak: iyi adamları ayırmalı. 4. Seçmek, intihab etmek: İçlerinden bir iki tane ayıralım. 5. Yarmak, bölmek, ortasından parçalamak: Kalası dörde ayırdı. 6. Boşatmak: Onu kocasından ayırdılar. 7. Çekmek, almak: Derisinden ayırdılar. Göz ayırmamak = Çok dikkat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayırıp dağıtmak, akıtıp dağıtmak, perişan etmek: Ey Hudâ, sen doğru yoldan ayırmagıl( Eski Türkçe)-

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. set apart. keep apart. assort. divorce. isolate. sort. split. sever. abstract. allocate. allot. allow. appropriate. book. choose. classify. comb. comb out. contradistinguish. cut off. cut out. demarcate. detach. devote. disband. discard. di.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. allocate. allow. appropriate. assign. detach. differentiate. disconnect. disengage. dissociate. distinguish. divide. divorce. except. grade. insulate. isolate. part. rend. reserve. save. segregate. separate. sever. spare. split. thin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allow. allocate. detache. reserve. separate. to set apart. to part. to separate. to sever from. to pitch. to choose. to select. to distinguish from. to discriminate between. to divide. to divide sth into so many parts. to save. to reserve for. to book. to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayırma, ayırma kabiliyeti, Ar. tefrik, temyiz. Ayırdetmek: Tefrik ve temyiz etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discernment. distinction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differentiate. distinguish. spot. tell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to distinguish. to discriminate from. differentiate. discern. discriminate. know. signalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. İ.). Musikide geçkiyi işaret eden, sürüp giden makamın bünyesine yabancı nota.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (galatı: Ayıklamak). 1. Tefrik ve temyiz etmek, ayırmak. 2. Bir şeyin iyi kısmını seçmek, intihap etmek, seçkinini ayırmak. Pirinci taşından ayırtlamak: Pek karışık ve müşkül bir işin içinden çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (galatı: Ayıklanmak). T. Tefrik ve temyiz olunmak, ayrılmak. 2. Seçiilip intihap olunmak, seçkin kısmı alınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (galatı: ayıklatmak). Tefrik Ve temyiz ve intihap ettirmek, seçtirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayırmak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reserve. book. bespeak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reserve. to reserve. to book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reserve for oneself. to have sth set apart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eyitmek, söylemek, demek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fundagillerden, küçük taneler halinde yemiş veren tüylü bir bitki. (Uva ursî).

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istatistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği akşam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jül Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e bölünemeyen yüzyıllarda Şubat’ın 29 çekememesi idi. Yani Şubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda Şubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istalistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği aksam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jul Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e böiünemeyen yüzyıllarda İubat’ın 29 çekememesi idi. Yani İubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda İubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıkışma, kınama, tekdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. «Azmûden» fiilinden imas). Deneme, tecrübe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزمایش] deneme, sınama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yetişmiş delikanlı, tam bedenî kuvvetini almış genç = Cesur, yiğit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hero. brave man. straightforward. swashbuckler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tam bedenî kuvvet. 2. Gençlik, delikanlılık. 3. Cesaret, şecaat. Babayiğitlik satmak = Yalandan cesaret göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bravado. guts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Bağışlayan, ihsan ve nimetler veren. 2. Affeden, mağfiret sahibi, gafûr, rahîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgiving. magnanimous. merciful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgiving. compassionate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bağışlamak fiili, bahşiş, nimet verme, ihsan. 2. Af, safh, mağfiret.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ultra kompakt bilgisayarlara ek arayüzler sağlamak için tasarlanmış bir donanım birimi.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binding. connecting. stringent. linking. connective. restrictive. subordinative conjuction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binding. obligatory. connecting. binding agent. binder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binding. fixer. coupler. switch. rigger. fixing agent. binder. obligatory. connecting. connective. binding effect. tying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهایم] dört ayaklı hayvanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bağışlayış, ihsan, hediye. 2. Af, hoşgörme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخشایش] bağışlama. 2.bağış, ihsan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Stand-by Underwriting)

Sermaye piyasası araçlarının, aracı kuruluşlarca halka arz yoluyla satışında, satılmayan kısmın tamamının, bedeli satış süresi sonunda tam ve nakden ödenerek satın alınacağının satışı yapana karşı taahhüt edilmesini ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Evlilik hayatının ilk ayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honeymoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honeymoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Beslenme uzmanları olumsuz hiçbir yanı bulunmayan balık etini hararetle tavsiye ederler. Balıkta bol miktarda protein, vitamin ve mineral tuzlar vardır. Tuzlu suda yaşamasına rağmen balık etinde çok az tuz vardır. Hatta balıkların birçok türünü doktorlar tuzsuz yemek rejimlerinde önerirler.

Yağlı balıklarda bulunan lipitlerin insan sağlığı üzerine hiçbir zararları olmadığı gibi vücudu kalp ve damar hastalıklarına karşı da korurlar. Bol miktarda balık tüketilen ülkelerde yapılan sağlık ve yaşam suresi istatistikleri de bu görüşü destekler.

19. yüzyılda iki Alman kimya mühendisi, beynin zihinsel aktivitesini yürütebilmesi için gerekli kimyasal elementin ‘fosfor’ olduğunu ileri sürdüler. Hatta bu düşüncelerini ‘fosfor olmadan bir beyin sağlıklı çalışamaz’ diyerek çok iddialı bir biçimde sundular.

Bu arada bir başka bilimci de balık etinin fosfor bakımından çok zengin olduğunu ortaya çıkarınca, bu iki fikir birleşti ve balık etinin beyine dolayısıyla zeka gelişimine çok faydalı olduğu gibi genel bir inanış doğdu.

Aslında fosfor insan organizması için gerçekten gereklidir. Gereken miktar et, süt, tahıllar ve sebzelerin yanında balıklardan da sağlanır. Fosfor vücutta kemiklerde ve dişlerde kalsiyumla birleşmiş halde bulunur. Fosforun eksikliği çocuklarda kol ve bacak kemiklerinde biçim bozukluklarına, yetişkinlerde ise kemik yumuşamasına neden olur.

Eczacılıkta kullanılan fosfor ise beyaz fosfordur. Eskiden fosforlu bitki yağı ve fosforlu balık yağı şeklinde insanlara sinir kuvvetlendirici ilaç olarak verilirdi. Zamanla bu tip ilaçların zehirlenmelere yol açtıkları tespit edildi ve kullanımdan kaldırıldılar.

Günümüze kadar yapılan araştırmalarda fosforun, beynimize gerekli diğer kimyasal elemanların yanında fazladan bir faydasının olduğu ve beynin fonksiyonlarını arttırdığı saptanmamıştır.

Sonuç olarak, balıkta ciddi bir oranda fosfor yoktur, olsa bile fosforun fazlası insan zekasını arttırmaz sadece çok ciddi zehirlenmelere yol açar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski iskandinav kahramanı; zırhsız asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlamak işi ve tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginning. opening. initiation. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bey’» den if.). Satan, satıcı, Osm. bey’ ve füruht eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller. subsidiary. vendor. dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dealer. supplier. retailer. seller on commission. licensed retailer of beverages and tobacco from the government monopolies. wholesale distributor of newspapers. seller. selling party. commercant. concessionnaire. dealer's buyer. retail dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بایع] satıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) İmam bayıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sales outlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

. being the holder of a franchise. franchise. the territory in which a franchiser has the right to sell a company's product. franchiser's place of business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dealership. distributorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bayılmak işi. (bk.) Bayılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syncopal. blackout. faint. fainting. swoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackout. faint. rhapsody. heeling. listing. fading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendini kaybetmek, kendinden geçmek, gaşyolmak: Kömürden bayılmıştı. 2. Solmak: Bu çiçekler bayılmıştır. 3. Çok sevmek, hoşa gitmek: Bu atın yürüyüşüne bayılırım. 4. Çok gülmek, yorulmak vesaireden kinaye olur: Gülmeden bayıldık. Yürümeden bayıldım. Susuzluktan bayılacağım. (Biriyle alay için «Aman bayılayım» terkibi de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be a sucker for. blackout. faint. swoon. pass out. be fond of. adore. conk. lose consciousness. be enamored of. be enamoured of. enthuse. fall for. be taken by. be taken with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adore. collapse. faint. gush. swoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to faint. to swoon. to be thrilled with. [ to pay. to pass out. to lose consciousness. to be wild about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar sertliği ve kalp hastalıklarıdır. Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır. Arkasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır. Ayrıca aşağıdaki reçeteleden biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuzlu su, havlu.

Hazırlanışı : Küçük bir havlu, tuzlu suya batırılır ve hastanın alnına konur. Sık sık değiştirilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sickly. nauseating. causing to faint. narcotic. anaesthetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overpowering. narcotic. anesthetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bayılmasına sebep olmak, kendinden geçirmek: Ayağını kesmek için kendisini klorformla bayılttılar. Bizi gülmeden bayılttı. 2. Soldurmak: Bu çiçekleri güneşte bırakıp bayıltmışsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stun. to make swoon. to cause to faint. to anaesthetize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb faint. to anesthetize. knock cold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide senkop’un Türkçe’si. Kuvvetli zamanın zayıf zaman hâline gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mâmur, şenlikli. Bir Oğuz oymağının ve Akkoyunlu hanedanının adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cultivated. developed. built up. flourishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

developed. prosperous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rich and prosperous. cultivated. developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İmar edilmiş, mamur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to improve. to build up. to provide public services for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bayındır olma hali, ümran. Bayındırlık bakanlığı: Memleketin bayındırlığı ile uğraşan bakanlık, nafıa vekâleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosperity. public works.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. public works. development charges. prosperity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az inişli yer, sath-ı mâII: Dağların eteklerindeki bayırların cümlesine bağa tahvil etmişlerdir. Bayırkuşu = Bayırcın dahi denilen bir cins kuş. Kırkbayır = Bazı hayvanların üçüncü midesi. Bayırturpu = Baharlı ve iri bir nevi turp. mec. Kaba ve terbiyesiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foothill. slope. ascent. acclivity. brae. declivity. glacis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank. incline. ridge. rise. slope. ascent. hillside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ascent. slope. acclivity. descent. downslope. elevation. hill. inclination. ridge. rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downhill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gönderin ucundaki bağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bayırkuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bayıra benzer, az mail: Bayırımsı bir yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rise. to get steep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «bay» dan). Zengin olmak, genişlik ve kudret hasıl etmek: Yoksul bayırsa, çanağı bayırmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Aslı, yâ’nın fethiyle becâyiş, yani onun yerine mânâsiyle bizde kullanılan ve künye defterindeki kayıttan alınma bir tâbir olup Farsça’da kullanılmaz). iki memurun biribirinin yerine gelip görev değiştirmesi, kendi talepleriyle her biri diğerinin yerine nasbolunması: Becâyiş oldu. Becâyişi icra edildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange of positions by mutual consent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange of offices between two officials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بجایش] yer değişimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, Ayîn = resm ve Adet). Adeti, Ayîn ve mezhebi kötü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bedîa). Bedîalar, güzellikler, (bk.) Bedia.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدایع] yeni ve güzel şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekleyici, bekleyen, intizar eden, muntazır. 2. Muhafaza ve siyânet eden, muhafazacı, muhafız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekleyiş, bekleme, intizar, tarassut. 2. Koruma, muhafaza, sıyânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anticipation. wait. waiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expectancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde bazı Bektaşî nefeslerinde kullanlmış nadir bir usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öğrenme, zihne koyma, ezberleme, zapt ve hıfz etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benim gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benzeyiş müşabehet, benzer ve denk olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resemblance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برای] için.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برای معلومات] bilgi edinmek için, bilgi vermek için, bilgi sahibi olmak için.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İri cins muşmula.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gıda verici, Osm. İnfak ve tagdiye eden, mugaddî: Fasulya besleyici bir sebzedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alimentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutritious. nutritive. nutrient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeder. nutritive. nutritious. supporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gıda veriş, Ar. infak, tagdiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafatasının en büyük kısmını kaplayan, kalınca ve dayanıklı bir zarla örtülmüş bir sinir organı. Yumuşak ve beyazımsı bir kitle olan beyin, duyum ve bilinç merkezidir. Beyni atmak = Birdenbire ve pek fazla öfkelenmek. Beyni bulanmak = Sersem hale gelmek. Beyni sulanmak = Bunamak. Beyninden vurulmuşa dönmek = Beklenmedik bir durum karşısında çok büyük bir şaşkınlık ve üzüntüye uğramak. Beyin yıkamak = Bir insana zorla ve hileyle evvelce reddettiği bir fikri kabul ettirmek, mec. Akıl, şuur, Ar. fehm, zekâ. Beyin bırakmamak = Zihin yormak, şaşırtmak. Beyin delinmek, sarsılmak = Gürültüden mustarip ve sersem olmak. Beynine girmemek = Anlayamamak. Beyni dağılmak = Aklı perişan olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral. brain. encephalic. brain. cerebrum. brains. intelligence. gray matter. grey matter. loaf. mastermind. sensorium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bean. brain. cerebrum. head. loaf. mind. brains. cerebral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain. mind. intelligence. noddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain surgeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain storming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brainpower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanoğlu ana rahmine düşünce, embriyon halinde iken, hücreleri bölünerek çoğalmaya baslar. İleride vücudun hangi parçasının bir hücresi olacaklarını bilirler. Yani bir kısmı kas hücresi olarak gelişirken bir diğeri göz, sinir, vb. hücresi olmak üzere çoğalır.

Sinir sistemimizdeki nöron hücreleri ise anne karnında oluşumlarının son safhasına ulaşırlar, tüm yaşam boyunca ulaşabilecekleri en çok sayı olan bu miktarda da kalırlar. Beynimizin milyarlarca hücresinin bu safhada oluşabilmesi için dakikada 2,5 milyon nöron meydana gelir.

Beyin hücreleri oluştuktan sonra ölünceye kadar sayı olarak artmazlar. Aslında vücudumuzda sonradan çoğalmayan başka hücreler de vardır. Ama boyut olarak büyüyebilirler. Eğer vücudu geliştirmek için halter çalışılırsa, kaslar büyür ama bu yeni kas hücrelerinin oluşması demek değildir. Mevcut hücrelerin boyutları büyümüştür. Çalışma bırakıldığında bu kaslar tekrar pörsüyebilirler.

Bir insan doğduğunda beyni 350 gram ağırlığındadır. Bir yaşında 1000 grama, gelişme tamamlanınca da nihai ağırlığına ulaşır. Beyin hücreleri daha anne karnında iken son şekillerini aldıklarına göre bu artış miktarı nereden geliyor diye sorulabilir. Burada da kas örneğinde olduğu gibi hücrelerin çoğalması değil büyümeleri söz konusudur.

20 yaşına gelince beyin hücrelerinde eksilme başlar. Her gün yaklaşık 50 bin tanesi ölür. Bu sayı 60 yaşlarında günde 100 bin hücreyi bulur. 75 yaşına geldiğimizde tüm nöronların yüzde 10’unu kaybetmiş oluruz. Tabii bu doğduğumuz ana oranla zekamızın yüzde 10 azaldığı anlamına gelmez. İnsan hayatında iyi beslenme, tecrübe ve öğrenme gibi faktörler geriye kalan nöronların kapasitelerinin daha da gelişmelerini sağlarlar. Yani beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi durumda olur.

Beynin oksijen tüketimi sabittir. Beyinde oksijenle birlikte sadece glikoz kullanılır ve bunların beyinde yedeği yoktur. Bu demektir ki, sinir hücrelerinin yaşaması her an için kan dolaşımının getireceği miktara bağlıdır. Oksijensizliğin ve kanda glikoz azalmasının yol açtığı kötü ve onarılmaz sonuçlar hatta beynin bazı bölümlerinin ölmesi bununla açıklanabilir. Beyindeki bu kan akımı vücudun diğer kısımlarına oranla bağımsızdır. Kalpten çıkan kanın yaklaşık beşte biri buraya gider.

Vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturan beynimiz, toplam enerji üretimimizin yüzde 20’sini tüketir. Bu enerjiyi kanın taşıdığı oksijen ve glikozdan alır. Kanımızdaki glikoz (kan şekeri) seviyesi düşerse önce acıkır ve huzursuz oluruz. Seviye daha da alçalırsa beyin faaliyetini azaltır, biz de yarı baygın hale geliriz. Oksijen daha da hayati bir önem taşır. Oksijensiz kalan beyin hücreleri en fazla 5 dakika içinde ölürler. Beynin bir bölümünde kan dolaşımı duracak olursa, o bölgede hayatiyet sona erer.

Spor yaparken kalp daha hızlı çalışır, daha fazla kan pompalar. Bu durumda beyne daha çok kan gitmesi, dolayısıyla beynin daha iyi çalışması gerekmez mi? Hayır. Beyne giden kan miktarı hep aynıdır. Ortalama bir kalp dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudun her tarafına pompalar. Bunun 750 mililitresi beyne giderken 600 mililitresi de bacakların diz altındaki kısımlarına gider. Spor yaparken kalbin pompaladığı miktar 17 litreye kadar çıkar. Bunun 14.000 mililitresi bacaklara giderken beyne giden miktar yine aynı, yani 750 mililitredir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apoplexy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral hemorrhage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bazı sağlık nedenleri ile beyinlerinin bir kısmı fonksiyonlarını yerine getiremeyen insanlar vardır. Ancak normal sağlıklı insanlar beyinlerinin tüm bölümlerini kullanırlar ama hepsini aynı anda değil. Yani bir beyin hiçbir zaman yüzde yüz kapasite ile çalışmaz.

İnsanlar belirli zamanlarda belirli işler yaparlar. Beyin hücrelerinin kontrol ettiği bir çok şeyi aynı anda yapmazlar, yapamazlar. Satranç oynarken bakkaldan ne alacaklarını düşünmezler. Dolayısıyla yaşamın her anında beyin hücrelerinin yaklaşık yüzde 5’i faal durumdadır.

Bu açıdan bakınca belirli zamanlarda beynimizin az bir kısmını kullandığımız doğrudur ama bu, diğer kısımların görev kendilerine geldiğinde çalışmayacağı anlamına gelmez.

Kısacası sağlıklı bir beynin çalışmayan veya yedek olarak tutulan hiç bir bölümü yoktur. Görev kendisine geldiğinde her bölüm, her hücre çalışır ve görevini yapar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

think tank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafatasının iç arka kısmında, beynin altındaki organ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebellum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebellum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Beyne benzer: Beyinsi boğumlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Akılsız, ahmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brainless. stupid. addle-headed. dim witted. rattle-pated. rattlebrained. rattleheaded. brainless. stupid. addle-brain. addle-pate. pinhead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brainless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockhead. gormless. soft headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akılsızlık, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absentmindedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ev. 2. (edebiyat) İki mısradan mürekkep nazım parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

couplet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stave. verse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Satımlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Sancak beylerinin başı. Osmanlı eyalet umumî valisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. beyyine). Açık, Fars. aşikâr, Ar. vâzıh, bedîhî. (bk.) Beyyine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. beyyinat). Delil, bürhan, hüccet, sağlam senet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evidence. proof. argument. conclusive argument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bizâat). (bk.) Bezâat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, eyyi = herhangi). Herhâlde, behemehâl, her nasıl olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, eyyi = herhangi). Herhâlde, behemehâl, her nasıl olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesici Aletleri bileği taş veya çarkında bilemekle geçinen işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife-grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a heap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erkeklerin üst dudağı üzerinde biten kıllar: Bıyık çıkmak, bıyığı gelmek. Kara bıyık, sarı bıyık, ak bı138 yık. Bazı hayvanlarda da olur: Kedi, arslan bıyığı. Ak bıyık = Bıyığı ağarmış (ihtiyar). Bıyıkaltı = Alay. Bıyıkaltından gülmek = İstihza etmek. Balıkbıyığı = Balinanın ağzından çıkan saz gibi şey. Beşbıyık = Muşmulanın iri çeşidi. Palabıyık = Bıyığı pala gibi uzun ve sert. Terbıyık = Bıyığı yeni çıkmış. Tavşanbıyığı = Bir cins ot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıyığı gelmek, bıyıklı olmak: Erkekler yirmi yaşlarında bıyıklanırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bıyığı olan; ak, sarı, kara bıyıklı = Bıyığı bu renklerin birinde olan. Ter bıyıklı = Bıyığı yeni gelmiş. Kıranta bıyıklı = Bıyığına kır serpmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustached.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a moustache. moustached.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a m ustache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bıyığı olmayan, henüz bıyığı çıkmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a m ustache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Exchange Transaction Fee)

Borsa üyelerinin, Borsa’da gerçekleştirdiği işlem hacmine göre hesaplanarak Borsa’ya ödenen meblağ olup Borsa Yönetim Kurulu’nca belirlenir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erkek çocuk tavırlı, oğlanlara yakışır, oğlanvari; çocukça. boyishly z. oğlanlara yakışır şekilde. boyishness i. oğlanvari oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bozer).

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

En güçlü sinyallere sahip kanalları seçer ve frekans sırasına göre hafıza düğmelerine atar. RDS’li setlerde AF devreye sokulduğunda bu işlev, en güçlü sinyalleri, Program Tanımlama kodlarına göre artan sırada düzenler.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaç ve bağların budaklarını kesmek sanatiyle geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı bunçalayın) 1. Bu kadar, bu miktarda: Bunculayın işin ehemmiyeti yoktur. 2. Böyle, bu tarzda, bu halde. Bunculayın adam (yakın için olup, uzak için olan mukabili onculayındır, eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accordingly. hence. whereupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consequently. hereby. thence. therefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gömme, defnetme. burying ground burying place mezarlık, kabristan; mezar, kabir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budget year. budgetary year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplemental. supplementary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kokululuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Kuzey Kutbu bölgesinde yedi yıldızdan meydana gelen, kabaca tava biçiminde bir takımyıldız. Dübbüekber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the great bear. the greater bear. dipper. big dipper. plough. the plough. plow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewitching. captivating. glamorous. fascinating. enchanting. entrancing. charming. dazzling. enthralling. fetching. ravishing. witching. wizard. challenging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charismatic. charming. enchanting. fascinating. ravishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fascinating. charming. challenging. elfin. enchanting. glamorous. ravishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ravishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice hockey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice hockey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yerden sesle kaynayarak çıkan su, kaynarca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).). Çağlamak işi ve tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half tipsy. mellow. merry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında ‘derma’ diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında ‘melanin’ denilen daha koyu pigmentlerin miktarını artırırlar. Bu koyu pigmentler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yine de güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınlarından korunmak, şapka ve gözlük takmak tavsiye edilir. UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalmayacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde 3 kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole(UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında “derma” diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında “melanin” denilen daha koyu pigmentlerin miktarını arttırırlar. Bu koyu pigmetler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yinede güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalınacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde üç kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Canlı TV yayınını duraklatmanıza imkan tanıyan Sony HDD kayıt cihazları sayesinde artık hiçbir anı kaçırmayacaksınız. Yavaş gösterim ve hızlı ileri sarma işlevi dahil olmak üzere kaldığınız yerden itibaren sahneleri farklı hızlarda oynatabilir ve istediğiniz an canlı yayına dönebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

live broadcast. live coverage. live program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çatlamak işi ve tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cev» den) (mü. câyia). Acıkan, aç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جایع] aç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Çaysız bir dünya nasıl olurdu acaba? Çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, kaşığı, işyerlerinde çay paydosu, şehirlerarası otobüslerde çay molası olamazdı. İükür ki çay milattan önce 2737 yılında büyük Çin imparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen de olsa keşfedildi.

Shen Nung bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatırken çalılıklardan bir kaç yaprak kaynayan suyun içine düştü. Nung yaprakları suyun içinden toplayamadan yapraklar suda kaynamaya, hoş bir koku etrafa yayılmaya başladı. İmparator merak edip suyun tadına bakınca çay keşfedilmiş oldu.

İmparatorun kendi keşfi hakkındaki düşüncesi çayın susuzluğu bastırdığı, harareti giderdiği ve uykuya olan isteği azalttığı şeklindeydi. Çay ismi de Çincedeki “ça”dan geliyor. Benzer şekilde çaya Ruslar “chay” Araplar “shaye” Japonlar “cha” diyorlar.

Çay bugün dünyada sudan sonra en çok içilen içecektir. Avrupa’ya gelişi 1610 yılını buldu, başlangıçta da ilaç muamelesi gördü. Halbuki o yıllarda çay Orta Asya’da o kadar değerliydi ki çay balyaları ticarette para yerine geçebiliyordu.

Çayın Avrupa’ya geldiği ilk yıllarda tüccarlar satışını ateş düşürücü, mide ağrısı giderici, romatizmayı önleyici bir ilaçmış gibi yaparlarken, doktorlar biraz daha ileri giderek çaydan yapılan iksirin tüm hastalıklara karşı direnç kazandırdığını ve yaşlanmayı geciktirdiğini ileri sürüyorlardı.

Zamanla bu sefer de çayın aleyhine görüşler yayılmaya başladı. Fransız fizikçiler çayı asrın en münasebetsiz yeniliği diye nitelendirirlerken bir Alman doktor da 40 yaşından sonra çay içenlerin ölüme daha yakın olacaklarını iddia ediyordu.

İngiltere’de ise çay içmek alışkanlık haline gelince kadın dergileri ev kadınlarının çay yüzünden ev işlerine soğuk bakmaya başladıklarını, ekonomistler ise çalışmaya harcanacak zamanın çay içmekle tüketildiğini ileri sürdüler. Ancak bunların hiçbiri çayın dünyanın en favori içeceği olmasını önleyemedi. Miktar tam olarak bilinemiyor ama dünyada senede 2 milyon ton civarında çay tüketildiği tahmin ediliyor.

Günümüzde çayın yaygınlaşmasına en çok etki eden faktör poşet çayın icadıdır. Her ne kadar icadının tam farkına varmasa da poşet çayın mucidi Thomas Sullivan’dır. Kahve ve çay ticareti ile uğraşan Sullivan, müşterilerine sık sık çay örnekleri gönderiyordu. Başlangıçta bu iş için teneke kutuları kullanırken, sonradan elde dikilmiş ipek torbaların bu iş için daha pratik ve ucuz olacaklarını düşündü.

Çok geçmeden siparişler başladı ama şaşırtıcı olan esas malı değil torba içindeki örnek çayları sipariş etmeleriydi. Müşteriler torbaların çayın kaynamasını kolaylaştırdıklarını keşfetmişlerdi. Çayın torba (poşet) içinde satımı o kadar geliştirildi ki Batı ülkelerinde tüketim oranı toplam çay tüketiminin yarısına ulaştı.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Mükerrer kullanılarak bir şeyin sürat ve şiddetle yandığını veya yırtıldığını tasvir eder: Cayır cayır yandı, cayır cayır yırttı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevr»den). Cevr ve eziyet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tabiî yahut sunî olarak yani tohumunu ekmekle ot bitmeye mahsus yer. Ekseriya su altında bulunur ve mahsulü olan ot, ya baharda içine salıverilen hayvanla yeşil yedirilir yahut biçilip kış için kurutulur. Ar. merc, Fars. merg, tabiî çayır, sunî çayır, hayvanları çayıra bırakmak, bağlamak. 2. Çayırda hasıl olan otun tazesi, yeşili. Hayvana çayır yedirmek. Çayır otu = Çayırdan vakitsiz kesilip atlara yeşil yedirilen ot. Çayır peyniri = Bir cins taze peynir. Çayır soğuğu = Çayır mevsiminde yani mayıs başlarında olan soğukluk. Çayır kuşu = Toygar çeşidinden bir kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Cayır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field. grass. green. meadow. pasturage. pasture. pasture grass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeding ground. grass. meadow. pasture. fresh fodder. paddock. lawn. turf. grass plot. green grass. hay. meadow land. lea. field. hay field. verdure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Buğdaysılardan bir çeşit ot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). «Cayır» sesi çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yanan veya yırtılan şey gibi ses çıkarmak, cayır cayır yanmak veya yırtılmak. 2. Açılıp kapanırken acı bir ses çıkarmak: Kapı cayırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hayvanı çayıra çıkarmak, çayır yedirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (hayvan) Çayırda otlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çayır haline gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çayırlamasını temin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeşil otla ö;tülü, ot biten yer: Çayırlık bir yerdir. Orası hep bağlık, çayırlıktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a meadowy place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürat ve şiddetle yanan veya yırtılan bir şeyin çıkardığı ses. Sert ve uzun gürültü sesi: Oyle bir cayırtı koptu ki, herkes pencereye üşüştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic equation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Moğol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamıştır. Celayirliler devleti, kendisine İlhanlılar devletini örnek almıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funeral procession. formal procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوب شرق] güneydoğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوب شرقی] güneydoğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İkinci Dünya Savaşında Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasından bu yana yaşanan en kötü nükleer felaket. 25-26 Nisan 1986’da güvenlik sistemleri denenirken bir dizi insan hatası soncunda Priapat Nehri üzerinde bulunan Çernobil nükleer santralinin 4 numaralı reaktörü istikrarsız bir hale geldi ve kontrolden çıktı. 26 Nisan sabahı, saat 1: 23’te güçlü bir buhar patlamasıyla reaktörün içindeki su buharı 1.000 tonluk metal kapağı havaya uçurmuş, kalın beton duvarı delmiş ve çok zehirli radyoaktif bir buharın oluşmasına yol açan büyük bir hidrojen patlamasına yol açmıştır. Radyoaktif serpintiler Sovyetler Birliği’nin doğusu, doğu ve güney, batı ve kuzey Avrupa’da ciddi bir kirlenmeye yol açmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gelin için hazırlanan her türlü eşya. (bk.) Cihaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trousseau. dowry. bottom drawer. dower. marriage portion. portion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dowry. trousseau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal outfit. trousseau. dower. dowry. marriage outfit. marriage portion. dotal property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cihazlamak, evlenecek kızın çeyizini düzmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çeyizi i hale gelmek veya getirilmek, (bk.) Cihazlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cihazı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cihaz için hazırlanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dowerless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevdet» ten) (mü. ceyyide). iyi, hoş, lâtif: Asâr-ı ceyyide = Hoş eserler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جيد] iyi, güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

CEZAİR (Türkçe: CEZAYİR) (i. A. c.) (m. cezîre). Cezireler, adalar. Kuzey Afrika’da vaktiyle Mağrib-i Evsat (Orta Mağrib) denilen ve Mağrib-i Aksâ (Fas) ile Tunus arasında olan ülke ve bunun merkezi olan şehir. Cez8ir-i Bahr-i Sefîd = Ege Denizi’ndeki Asya adalarından müteşekkil eski Osmanlı eyaleti ki, Cezâir-i Garb da denen Cezâyir ülkesinden ayırmak için Cezâir-i Şark da denmiştir: Başlıcaları: Rodos, Sakız, Midilli, Limni vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cezâir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algerian. algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Algeria. algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periwinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algerian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

even number. even.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binary star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

—CİLEYİN (e). Teşbih (benzetme) ve temsil beyan eden haller: Oncılayın = Öylece, onun gibi. Buncılayın = Böylece, bunun gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

— CİLEYİN (bk.) — Cılayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prairie rattler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattlesnake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar.

Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış.

Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler.

O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış.

Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş.

Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin’i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.) Kırda yaşayan küçük bir av kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyah bir cins küçük kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zühre, Çulpan, Venüs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analysing. analyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analyzer. analytic. analytical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ağlayan. a crying shame çok yazık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Ayrılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جدایی] ayrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kentsel gelişmenin civardaki kırsal kesime doğru denetimsiz yayılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

better than.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

better. preferable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

better. all the better.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so much the better.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(her iki «k» da kalın okunur) (i. A.). Dakîka’nın c. ince ve anlaşılması güç ve dikkate muhtaç olan şeyler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دقایق] incelikler. 2.dakikalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstanbul’da Belediye konservatuarının eski adı. Daha sonra Şehir Tiyatrosu denmiştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالبدایع] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Annenin erkek kardeşi. Ar. hâl: Dayımdır, dayımın oğludur. 2. Yaşlıca ve harbe alışık kahraman adam: Ahmed Dayı, Mehmed Dayı. 3. Gemi kaptanı, reis, süvari. Ocak dayısı = Yeniçeri ocağı subayı. Mağrib ocağı dayısı = Eskiden Cezâyir valisi. 4. mec. Koruyan, yardım eden şahıs: Onun dayısı var, sırtı yere gelmez. Kabadayı = Kahraman, kavgacı, harp adamı. Dayısı dümende = Koruyucu ve Amirin akraba ve dostlardan olması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swagger. friend at court. uncle. maternal uncle. dey. swaggerer. rapscallion. rowdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maternal uncle. mother's brother. a form of address to an older man. influential friend. bully. special cousins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Dayı oğlu veya kızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dayı akrabalığı. 2. Babayiğitlik, ağalık ve kahramanlık, yiğitlik. 3. Kabadayılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being an uncle. the use of influence. bullying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [داین] alacaklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu tür dijital ses filtreleri, belirli bir müzik stiline ya da kullanıcının tercihine uyması için iki tür filtre eğrisinden birinin seçilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supervisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

controlling. supervisory. controller. inspector. supervisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

controller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experience. experimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experience. experimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experienced. old. practical. skilled. versed. veteran. practiced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experienced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

callow. child. fresh. green. inexperienced. ingenuous. raw. tender. unskilled. unsophisticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperienced. johnny raw. strange. tiro. tyro. unexperienced. unsophisticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equalizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balancing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Beş, altı metre boyunda, denizde yaşayan memeli bir hayvan; deniz perisi (manatus manatus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Esmer su yosunlarından bir deniz bitkisi (alaria esculenta).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Renklerinin parlaklığı dolayısıyle şakayıka benzetilen bir polip çeşidi (actiniae).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(carrageen): Esmer su yosunlarından bir çeşit deniz bitkisidir. Kullanıldığı yerler: Solunum ve hazım sistemi nezlelerini giderir. Vücudu besleyici olarak da kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Avrupa’da Ortaçağ’da feodal hükümdarlar: Şövalye, baron, vikont, koht, marki vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudal lord. overlord. seigneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seigneur. feudal lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudal lord. local potentate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilencilik, el açıcılık, avuç açıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Diye (ağızlarda).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (y. k.). Asıl mânâsından ayrı mânâ taşıyan klişeleşmiş söz, tâbir: «Karnı zil çalıyor», «küplere binmek», «havadan» sözleri birer deyimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idiom. expression. locution. rede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. idiom. phrase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statement. expression. expression. idiom. phrase. locution. parlance. saying. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Söyleyiş, deyiş, deme. Deme tarzı, üslûp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anadolu halk şiiri ve musikisinde basit bir şekil ve tarz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

byword. expression. style of speech. folk poem. folk song. saying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

style of speech. statement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Harici bir kablolu set üstü kutusuna ihtiyaç duymadan ücretsiz dijital kablolu TV kanallarına erişim sağlayan entegre televizyon yayın tuneri. Ücretsiz yayın, desteklenen operatörlere bağlıdır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dijital karasal TV kanal ve radyo yayınlarını alan entegre televizyon yayın tuneri.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I.). Dinleyen, Ar. sâmî, müstemî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listener. hearer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listener. hearer. member of the audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audience. the audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Diş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Devir, çevre, havali, etraf. 2. Daire şeklinde çizgi. 3. Münasebet: Dolayısıyla = 1. Münasebetiyle. 2. Doğrudan doğruya olmayarak, vasıtalı olarak, münasebet düşerek: Dolayısıyle benden malûmat aldı. —den dolayı (e.) = 1. Sebebinden, —den nâşi, —den ötürü: O adam yeni işlenmiş bir cürümden dolayı tevkif olunmuş; kendisiyle olan arkadaşlığından dolayı ona da sormuşlar. 2. Dair, müteallik, hakkında: Sizden dolayı bazı şeyler sordu. Fırdolayı = Çepeçevre: Ormanı fırdolayı gezdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becouse of. on account of. owing to. because of. because. for. inasmuch as. whereat. because of. on account of. due to. owing to. by virtue of. out of. for. from. seeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

because of. on account of. due to. owing to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

because of. on account of. due to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by implication. ergo. whereat. on account of. becouse of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consequently. so. because of. on account of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

because of. on account of. consequently. so. accordingly. circumstantial. in consequence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Döşeme işi yapan usta, tesisatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installer. fitter. plumber. electrician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. ‘İyi ki doğdun -isim-’ veya ‘mutlu yıllar sana’ şeklinde söylenen doğum günü şarkısı.

Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893’de ABD’de, Kentucky’de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da ‘Good Morning to All’ yani ‘Herkese Günaydın’ idi.

Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hill aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. Şarkının sözlerini ise Mildred’in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916’da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı ‘Happy Birthday’ (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı.

Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini ‘Happy birthday to you’ olarak değiştirdi. Şarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu.

Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway’de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti. Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler.

Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü.

Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik Şirketi’ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. ‘İyi ki doğdun -isim-’ veya ‘mutlu yıllar sana’ şeklinde söylenen doğum günü şarkısı.

Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893’de ABD’de, Kentucky’de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da ‘Good Morning to All’ yani ‘Herkese Günaydın’ idi.

Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hİll aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. İarkının sözlerini ise Mildred’in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916’da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı ‘Happy Birthday’ (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı.

Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini ‘Happy birthday to you’ olarak değiştirdi. İarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu.

Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway’de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti.

Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler.

Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü.

Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik İirketi’ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitation. hesitation tereddüt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitation. demur. hesitancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Durup tereddüt etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balk. falter. hesitate. waver. to hesitate. to falter. to waver tereddüt etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hesitate. blow hot and cold. demur. falter. haver. hum. oscillate. pause. vibrate. waver. whiffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulating. organizing. regulatory. organizer. regulator. regulative. compensator. grader. promoter. trimmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulator. regulator regülatör. organizer organizatör. regulating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(s).ölüm,ölme;(s).ölen,ölmekte olan dying bed ölüm döşeği .dying confession (veya) declaration ölüm döşeğinde yapılan itiraf, açıklama. dying will ölmek üzereyken ifade edilen arzu, son dilek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Artma, çoğalma. Ar. tekessür, tezâyüd: Efzâyiş bulmak = Artmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [افزایش] artış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negative number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electronic brain. computer. devil box. thinking machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Order Improvement)

Alış emirlerinde fiyatların yukarıya, satış emirlerinde aşağıya çekilerek fiyat önceliğinin değiştirilmesidir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orderly officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Best Effort Underwriting)

Halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının izahnamede gösterilen satış süresi içinde satılmasını, satılmayan kısmın ise ihraçcıya iadesini ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(ENAİ) (i. Arapça «enâ» dan yapılmışsa da Ar.’da kullanılmaz). Kendisini bir şey zanneder, kandırılması kolay mağrur, cahil ve bayağı (adam): Enayinin biridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolish. sucker. fool. goat. pigeon. chump. dupe. fall guy. gudgeon. gull. mug. muggins. schlemiel. schlemihl. schlepper. set-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boob. booby. fool. gull. gullible. mug. sucker. dupe. chump. patsy. credulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idiot. fool. clot. fallguy. goof. goofy. gudgeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benlik ve gururla karışık cahillik ve bayağılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupidity. idiocy. cock n.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adder. viper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Epeyce, (bk.) Ep.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz adlı yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. fizik), içinde katı bir maddenin erimiş halde bulunduğu sıvı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solution. tincture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Saygı değer kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yıldız gibi parlak yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Yılmaz).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hindistan’ da paryalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koruyan, saklayan. Ar. hâfız. 2. Merhamet edip koruyan: Cenab-ı Hak esirgeyicidir. 3. Kıyamayan, Ar. mümsik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğrilip doğrulma veya uzanıp toplanma, elâstiklik. 2. Uyku ve can sıkıntısından gelen ağız açma. Ar. se’b.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affective. affecting. effective. impressive. fascinating. intense. touchy. charismatic. devastating. dramatic. enchanting. expressive. forceful. handsome. imposing. speaking. winged. effectively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effective. fascinating. forceful. impressive. magical. neat. nifty. profound. salutary. sonorous. affecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. eyü’den). iyi. (bk.) İyi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Demek, söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FAL-i HAYR) (i. F. A.) Hayır falı, iyiye yorulan şey.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kendiliğinden dağılan güzel koku.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fevâyih). Güzel koku (cem’i kullanılmıştır): Fevâyih, kullanmak bazen baş ağrısı verir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Çiçek veya meyve kokusu. 2.Güzel kokulu nesne.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fecî»). Öfkeler, musibetler, belâlar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Canını vermeye hazır, canını verme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torchlight procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buyurma, emretme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرمایش] buyruk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فيض] bereket, bolluk. 2.ilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Feyzi olan (bk.) Feyz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîha). Fazîhalar, kötülükler, (bk.) Fazîha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arttırma, Ar. tezyîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory coast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Yamoussoukro (resmi), Abidjon (de facto).

Nüfus: 14.296.000.

Yüzölçümü: 320.763 km2.

Komşuları: Batıda Liberya, Gine Kuzeyde Mali, Burkina Faso, Doğuda Gana.

Önemli Şehirleri: Abidjon.

Din: Animist %63, Müslüman %25, Hıristiyan %12.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1848’den beri Fransız koruması altında bulunan Fildişi kıyısı, 1960’ta bağımsız oldu. İhracat için ayrılan tarım ürünleri, Fransa ile yakın bağlar ve dış yardımlar sayesinde Afrikalı uluslar içinde en başarılısıdır. Nüfusun %20’sini komşu ülkelerden gelen işçiler oluşturur.

Öğrenciler ve işçiler Şubat 1990’da Başkan Felix Houphouet-Boigny’nin uzaklaştırılması ve çok partili demokrasiyi talep eden protestolarda bulundular. Ülkenin ilk çokpartili başkanlık seçimi Ekim 1990’da yapıldı ve Houpheuet-Boigny yerini korudu ancak 7 Aralık 1993’te öldü. Ulusal meclis 1995 için planlanan seçimlere kadar onun yerine bakacak bir kişi seçti.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

movie star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

film star. motion picture star. cinemactor. movie star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birdenbire ve ses çıkararak sıçrayış: Yerinden bir fırlayış fırladı ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leap. jump. protruding. protrusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fit veren, Osm. ifsâd eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). uçma, uçuş; tayyarecilik, havacılık: (s). uçan; havacılıkla ilgili. flying boat deniz uçağı. flying buttress (mim). duvar dirseği, payanda, istinat kemeri. with flying colors parlak bir başarı ile. Flying Dutchman fırtınalı havalarda Ümit B

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Denerseniz göreceksiniz ki, bir gazete sayfasını yukarıdan aşağıya düzgün olarak yırtabilirsiniz. Ancak sağdan sola yani enine yırttığınızda düzgün yırlamazsınız, muhakkak zikzaklar oluşur.

Gazete kağıdının ana maddesinin ağaç olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir gazete kağıdında ağacın lirleri yukarıdan aşağıya olacak şekilde gelir.

İşte bu sebeple bir gazete sayfasını düşey olarak yırtarsanız, yırtık, liflerin yolunu takip ederek düzgün bir şekilde aşağıya kadar iner. Enine yırtıldığında, her life rastlayışında yırtılma zikzak çizer.

Peki lifler niçin düşey doğrultuda? Bunun nedeni kağıdın üretiliş biçiminde yatıyor. Bu lifler çok az su içeriyor ve üretim bandında, bandın hareketi boyunca yayılıyor. Üretim bandı sonunda su kuruyor ama, lifler kağıtta uzunlamasına yer alıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Denerseniz göreceksiniz ki, bir gazete sayfasını yukarıdan aşağıya düzgün olarak yırtabilirsiniz. Ancak sağdan sola yani enine yırttığınızda düzgün yırtamazsınız, muhakkak zikzaklar ouşur.

Gazete kağıdının ana maddesinin ağaç olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir gazete kağıdında ağacın lifleri yukarıdan aşağıya olacak şekilde gelir.

İşte bu sebeple bir gazete sayfasını düşey olarak yırtarsanız, yırtık, liflerin yolunu takip ederek düzgün bir şekilde aşağıya kadar iner. Enine yırtıldığında, her life rastlayışında yırtılma zikzak çizer.

Peki lifler niçin düşey doğrultuda? Bunun nedeni kağıdın üretiliş biçiminde yatıyor. Bu lifler çok az su içeriyor ve üretim bandında, bandın hareketi boyunca yayılıyor. Üretim bandı sonunda su kuruyor ama, lifler kağıtta uzunlamasına yer alıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Gece vakti, Ar. leylen: Geceleyin yola girdik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by night. at night. during the night. overnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gedâlık, yoksulluk.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu gelişmiş özellik, JPEG biçiminde çekilen dijital fotoğrafların ekranda kolayca görüntülenmesine olanak sağlar. Ayrıca, JPEG görüntülerini Cyber-shot dijital fotoğraf makinenizden Sabit Disk Sürücünüzün / DVD oynatıcınızın dahili sabit sürücüsüne kopyalamanıza imkan tanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delaying. retrogressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backward assimilation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekseriya ormanlık dağlarda yaşayan ve birçok cinsleri olup çoğunun büyük ve dallı budaklı boynuzları bulunan büyük ve güzel hayvan, Ahû. Ala geyik, sığın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deer. stag. cuckold. hart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dittany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğreltiotugillerden, nemli ormanlarda yetişen bir bitki (phyllitis scoloppendrium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Giyilme fiili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Giyilecek şey, elbise, Osm. libas, esvap: Askerin giyimi, giyim masrafları kendisine ait. 2. Bir defada giyilecek elbise vesair takımı: Bir giyim çamaşır, esvap, bir giyim nal: Bir atı nallamaya yetecek dört nal takımı. Giyimbaşı = Eskiden iç ağalarının zabiti. Giyim kuşam = Elbise, süs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothing. dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothing. dress. wear. clothes. attire. apparel. garment. dressing. turnout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothing. dress. attire. mode of dressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparel. array. toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress and finery. wearing apparel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothing store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Giyinmiş, elbisesi mükemmel, üstü başı düzgün. Giyimli kuşamlı = Çok iyi giyinmiş, temiz, iyi kıyafetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mode of dressing. turnout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wear. dressing oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çamaşır, esvap vesaireyi üstüne alıp vücudu örtmek, Osm. iktisâ, telebbüs etmek: Yeni yataktan kalkıp daha giyinmemişti. Yataktan kalkar kalkmaz giyinirim. Kalk giyin de çıkalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress. put on. groom. tog oneself up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress. to get dressed. to dress oneself. to put on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dress oneself. to put on. don. dress. garb. rig out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Giyilecek şey, ruba, esvap, çamaşır: Giyintiye ait bazı şeyler aldım.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Göz zayıflığını tedavi etmek için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Raziyane

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 10 gram raziyene kökü konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yerde olup bitenleri görüp anlamakla vazifeli kimse, müşahit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sığma, sığışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Güvey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hindibâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Söyleme, söyleyiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گشایش] açılış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقایق] gerçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. halika pek kullanılmamıştır): Yaratılmış canlılar ve bilhassa insanlar (Türkçe m.): Cariye, esir edilmiş veya satın alınmış kız veya kadın: Çerkeş halayık, halayıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

female slave. female servant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eskiden Çin ve Doğu Türkistan’da imal edilen bir çeşit kumaş. 2. TezhTb sanatında lotüse benziyen çiçek motifi. 3. Tezhîbte merkezini hâtâyt denilen çiçek motifi işgal etmek üzere birbirine geçmiş sipiral dallardaki çiçek motiflerinden yapılan süsleme. 4. Çin’de pirinçten yapılan bir kâğıt cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerable. respectable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerable. respectable. some.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حوایج] ihtiyaçlar, gereksinimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çiğnenmiş. 2. Küçük çocuklara verilen çiğnenmiş yemeğe benzeterek başkaları tarafından çok söylenmiş (söz ve tabir): Birtakım hâyîde teşbihler kullanıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Esef etmek, acinmak, üzülmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lament. to regret. bewail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Şaşkın, hayrette. 2.Sevgiden dolayı şaşkına dönmüş.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) harman yapma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAYR) (i. A ). 1 .İyilik: Hayır işlemek, hayrı dokunmak. 2. Fayda: Hayır görmemek, hayır kalmamak, hayır yok. Hayırdır inşallah = 1. Bir rüyayı iyiye yormak için kullanılır. 2. Şaşkınlık ve merak veren hâdiseler karşısında söylenir. Hayrola = Ne var, ne oluyor? Merak edildiğini anlatır mânâsına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Yok, değil, olmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

no. nope. nay. no. good. charity. agape. auspiciousness. benefaction. beneficence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefaction. nay. no. weal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charity. philantropy. benefaction. gift to charity. nay. no. nope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خير] iyilik, hayır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HâYR-HAH) (i. F., Ar. hayr = iyilik, Fars. hâsten = istemek) (c. hayr-hâhân). Birinin veya herkesin iyiliğini isteyen ve herkesi iyi görmeyi seven: Hayırhah adamdır, sizin hayırhâhınızdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خيرخواه] iyiliksever.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine «hayrını gör» diyerek bir satışa karar vermek, bitirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iyi, yararlı, faydalı. Ar. nâfî: Hayırlı iş. 2. Mübarek, mes’ut, uğurlu: Hayırlı olsun! 3. Kendisine ve başkalarına menfaati dokunan: Hayırlı evlât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good. auspicious. beneficial. beneficent. fortunate. propitious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auspicious. fortunate. good. advantageous. happy. beneficial. favourable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beneficial. good. advantageous. useful. auspicious. promising. favourable. favorable. propitious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). İyilik ve yardım etmesini seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charitable. beneficent. philanthropic. benevolent. philanthropical. philanthropist. benefactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefactor. beneficent. benevolent. charitable. philanthropist. philanthropic. philanthrophist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charitable. benevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolence. charity. philanthropy. philanthropy charity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charity. benevolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kimseye hayrı ve iyiliği dokunmayan. 2. Hayır görmeyen, hiçbir işte muvaffak olamayıp istifade etmeyen: Hayırsız adam. 3. Hayrı görülmeyen; anasına, babasına faydası olmayan: Hayırsız evlât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-for nothing useless. good for nothing. useless. worthless. unfaithful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good for nothing. useless. unfaithful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(ayıt): Mineçiçeğigiller familyasından; batı ve güney Anadolu’da yetişen bir ağaçtır. Haziran - Temmuz aylarında mor renkli çiçekler açar. Dalları ve yapraklarında, uçucu ve sabit yağ, tanen, sineol, şekerleri kristalize maddeler ve bir glikozit vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Sancıları keser. Aybaşı kanamalarını düzenler. Anne sütünü artırır. Hazımsızlığı giderir. Karın ağrısını ve ishali keser. Ayak şişlerini indirir. Akrep ve arı sokmalarında faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hayz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hayz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خير] çok iyilik eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mevki, yer, teraf, meydan: Hayyiz-i husûle gelmek = Gerçekleşmek, olmak, (anatomi): Hayyiz-i müselles = Göğsü içten iki eşit olmayan kısma ayıran zar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready wear. ready-to-wear. off the peg clothes. ready to wear. ready- to-wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony Sabit Disk Sürücü kaydedicileri 15Mbps hızında kayıt yapmanıza imkan tanır. Böylece, 9Mbps hızında kayıt yapan DVD-Video biçiminden daha yüksek kaliteli resim kayıtları yapabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

HDMI™ anahtarlı ev sinema alıcıları ya da sistemlerini HDMI™ kablosu kullanarak kaynak cihazlara bağladığınızda, bu alıcı ve sistemler video sinyalini saptar ve sinyalleri değiştirir. Bu nedenle ses sinyali için fazladan bir dijital ses giriş kablosuna (koaksiyel ya da optik) ihtiyacınız vardır. Ama HDMI™ tekrarlayıcılı ev sinema alıcıları ve sistemleri, HDMI™ kablosuyla bağlandığında video ve ses sinyallerini saptayıp işleyebilir, bu nedenle fazladan bir kablo gerekmez. Anahtar ya da tekrarlayıcı ne olursa olsun, tüm sinyalleri alıcı ya da sisteminizden TV’nize aktarmak için yalnızca bir HDMI™ kablosu gereklidir.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلوایی] helvacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Elbette, behemehâl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هر آیينه] mutlaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hercâî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Her yerde bulunur, kendine mahsus yeri olmayan, serseri, derbeder, maymun iştahlı, fikir ve zevk değiştiren: Hercâyî menekşe — Bir cins menekşe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هرزه گویی] saçmalama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Yılmaz).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Sadece Hindistan’a değil, kuzey Afrika ülkelerine, özellikle Fas’a gidenlerin en çok ilgisini çeken şeylerden biri de yılan oynatıcılarıdır. Yılan oynatıcısının yılanının sepetinden çıkartıp oynatmasının, onu bir tür hipnotize etmesinin, flütünden (aslında flüt benzeri bir çalgıdan) çıkardığı seslerle bir alakası yoktur.

Çünkü kobra yılanı bir taş gibi sağırdır. İşitme organı ve buna bağlı sinirleri yoktur. Sesleri duyması mümkün değildir. O sadece yerden, yani topraktan gelen titreşimleri hissedebilir. Yılanlar titreşimlere karşı çok hassastırlar.

Aslında yılanın sepetinden çıkıp, dikelip aldığı pozisyon saldırı pozisyonudur. Kobra gövdesinin ön bölümünü havaya diker ve boynunu yassıltarak genişletir. Bu hareketi boyun kaburgalarını birbirlerinden ayırarak sağlar.

Yılan oynatıcısı elindeki flütü sağa sola sallayarak yılanın baktığı hedefin yerini sürekli değiştirir. Yılan flüte doğru kafasını oynattıkça bu, seyircilere sanki yılan dans ediyormuş izlenimini verir. Aslında yılanın sallanması fiziksel bir olaydır. Onu vücudunun üst kısmını yerden yükseltebilmek için yapar. Sallanmayı kestiği an yere düşer.

Kobra yılanları türünün hepsi bir değildir. Yılan oynatıcıları genellikle gördükleri her şeye anında saldıran Kral Kobrası’nı tercih etmezler. Bunlar aynı zamanda dünyanın en büyük zehirli yılanlarıdırlar. Boyları 5 metreyi geçer zaten en kuytu yerlerde yaşarlar ve diğer kobraların aksine insandan kaçarlar.

Yılan oynatıcılarının tercihleri daha sakin olan ve yemeyi gözünün kesmediği büyüklükteki objelere saldırmayan Asya Kobrası’dır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeyin topuna birden ortak olanlardan her birinin pay nisbeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tanrı’ya ait olan. 2. Kendiliğinden olan, tabiî, sun’İ ve insan yapısı olmayan: Hudây-ı nâbit = Ekilmeksizin kendiliğinden biten: Hüdayi-nâbit otlar. 3. mec. Hiçbir terbiye görmeyip tabiî hâlinde kalan veya kendiliğinden yetişen: Hudây-ı nâbit bir adam; hudây-ı nâbit bir filozof.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. hüdâ = hidâyet’ ten). Doğru yola girmiş, hidâyete erişmiş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Allah’a mensup, Allah’ın yarattığı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kendi kendisine yetişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. self-sown. volunteer. raised with little or no supervision. self-taught. self-made.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Küçük sevgili. 2.Hz.Muhammed (s.a.s.)’in torunu, Hz.Ali’nin küçükoğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i ). Karısı tarafının evinde oturan damat. Içgüveysinden hallice = (Şaka yollu) pek de iyi değil, kötüce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایفای وظيفه] görev yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

görev yapmak, görevini yerine getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sarcastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acid. sarcastic. tart. cutting. biting. sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sarcastic. cutting. biting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Hem suda, hem karada yaşayabilen bitki veya hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. musiki). Türk musikisinde 12 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski Türkler’de ve Osmanlılarda bazı oymak beyleri ve ileri gelenler için kullanılan ünvan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Gökyüzünün ve cennetin en yüksek yeri ki, dindarlar orada oturacaklardır (illiyyûn şekli pek kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

split aubergines with tomatoes and onions. eaten cold with olive oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a dish prepared with eggplant. onions and olive oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dogmatic. dogmatic dogmatik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yüzümüz kişiliğimizin aynasıdır. Duygularımızı, düşüncelerimizi yansıtır. Yüzümüz sayesinde birbirimizi tanır, bir kimsenin yaşını hatta hangi coğrafyadan olduğunu tahmin edebiliriz. Çocuklar konuşmada olduğu gibi insan yüzlerini ayırt etmeyi de sonradan öğrenirler.

Yetişkinler ise başka ırktan olan kişileri tanıyıp ayırt etmekte zorluk çekerler. Beyaz ırka göre tüm Japonların birbirlerine benzemesi gibi. Oysa aynı milletten olanların hatta dışa kapalı bir toplumda yetişmiş olanların bile yüzleri birbirlerinden çok farklıdır. Bu özellik sayesinde insanlar birbirlerini tanımayı başarırlar.

Bildiğimiz, gördüğümüz kişilerin bırakın şimdiki yüzlerini görür görmez tanımayı, o kişiye ait çocukluk fotoğrafını bile ilk gördüğümüzde, ona ait olduğunu çıkartabiliriz. Tüm insanların yüzlerinde aynı organlar var, kaş, göz, ağız, kulak, burun, vb. Beynimiz nasıl oluyor da bu organların insandan insana değişen ve her insana değişik ve kişisel bir yüz ifadesi veren bu çok küçük farkları tespit edebiliyor?

Yüzün hangi bölümünün kişiyi tanımada daha önemli bir rol oynadığı sorusu kesin bir cevap bulabilmiş değildir. İnsanların karşısındakileri tanımak için yüzün tamamına bir göz atması yeterlidir.

Karşımızdaki yüzü beynimizin algılaması ve tanıması bir kaç kademeden sonra oluyor. Önce yüzden yansıyan ışık gözümüze giriyor, yani aydınlık ortam şart. Beyin önce açık ve koyu renkli noktalan, sonra da renkleri tespit ediyor. Daha sonra da her şeklin köşelerini kontrol ediyor. Bütün bunlar çok süratli oluyor ama bir anda değil. Bu yüksek seviyede tespitte asıl şaşırtıcı olan bunu beynimizin çok küçük ve sırf bu işle görevlendirilmiş bir kısmının yapmasıdır.

Beynimizin bu minik kısmı yüz görüntüsünü tespit ettikten sonra hafıza ile kontrol ederek, kime ait olduğunu bize hatırlatıyor. Tüm bu kademelerin sırrı henüz çözülebilmiş değildir. Günümüzde en gelişmiş bilgisayarların bile halen başaramadığı bu işlem en çok bilgisayarlarla ilgili araştırma yapan bilim insanlarının ilgisini çekmektedir.

Hayvanlar insanları çoğunlukla kokularından ayırt ederlerken insan beyninin yüzleri hafızaya alma ve zamanı gelince karşılaştırmalı değerlendirme için geliştirdiği mekanizma gerçekten çok şaşırtıcıdır.

İnsan beyninin bu görüntü hafızası ile bilgisayarlar arasında çok önemli bir fark vardır. Bilgisayarlar yazı ve numaraları hafızalarına daha kolay alırlarken resimler hafızada daha çok yer kaplarlar. İnsan beyninde ise durum bunun tam tersidir. Bu nedenle beynin resim hafıza kapasitesi çok geniştir.

Beynin bir yüzü tanıyabilmesi için bazen de ilave bilgiler gerekir. İlk bakışta tanınamayan bir kişi hakkında geçmişi ile ilgili biraz bilgi verildiğinde hemen akla gelebilir. Bütün bu müthiş meziyetine rağmen beynimiz, insan isimlerini hatırlamada bu kadar başarılı değildir.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

IQ kayıt sistemi, Sony’nin ‘Akıllı’ ve ‘Kaliteli’ kayıt özelliklerini yansıtır. Bu özellikler arasında Yüksek Resim kalitesiyle Disk kaydı, Parça Listesi Arama, kullanımı kolay GUI ve çok formatlı kayıt bulunmaktadır ve hepsi birlikte maksimum rahatlık ve kullanım kolaylığı sağlamak üzere tasarlanmıştır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. fizik ve matematik) (uyd. k.). Birbirinden gittikçe uzaklaşarak uzanan (ışınlar, çizgiler), Ar. mütebait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). 1. Iraksamak işi. 2. (fizik ve matematik) Iraksak olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin olacağını uzak görmek, olacağını tahmin etmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mamak işi ve tarzı, tegannî usûlü.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İşleyici işlevi ile, ağa bağlı herhangi bir cihazdaki dijital içeriği BRAVIA TV’nize iletebilirsiniz. Bu da, bir TV kontrolü olmadan içeriği doğrudan dijital fotoğraf makinesi, cep telefonu ya da bilgisayardan görüntüleyebilirsiniz demektir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). İşlemek işi ve tarzı. bk. İşlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation. mechanism. treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İstemek işi ve tarzı, talep, arzu, Fars. hâhiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good. fine. fair. well. all right. alright. great. okay. ok. sound. agreeable. comfortable. decent. well enough. gratifying. happy. just. kind. o.k. well. fine. decently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonny. decent. fine. good. goodish. likely. nice. okay. passable. pretty. right. salubrious. well. suitable. fair. all right!. ok!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good. well. plentiful. abundant. in good health. bonny. decent. fine. okay. pretty. right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair weather friend. fair-weather friend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good hearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benign. warm hearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindheartedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bona fides. good will. good faith. goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paved with good intentions. well intentioned. well meant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beğenilecek, makbule geçecek halde olan, Ar. tayyib, ceyyid, Fars. hoş, nîk: İyi iş, iyi huy, iyi adam. 2. Faydalı, yararlı, kârlı: İyi iş, iyi ticaret. 3. Kâfi, yeterli, elverir, yetişir: Bir elbiseye üç metre kumaş iyidir; on bin lira iyi paradır. 4. Uygun, muvafık, münasip: Bu ceket size iyi geldi; pabuç ayağıma iyi gelmedi. 5. Sıhhatte, sıhhat ve Afiyeti yerinde: İyi misiniz? Biz iyiyiz lâkin babam biraz keyifsizdir. Epeyi = Oldukça iyi; kâfi, hayli miktarda. Pek iyi = Çok iyi, Alâ. 6. İyi şey, bir şeyin iyi tarafı, iyilik: İyiyi kötüden fark etmeli; iyisini alıp kötüsünü bırakmak. İyi olmak = İyileşmek, hastalıktan kalkmak, kurtulmak. İyi oldu ki = isabet oldu ki... İyi etmek = Fayda etmek, iyi gelmek, yararlı olmak: O ilâç beni iyi etti. İyi iş (alay yoluyla) = Böyle iş olur mu? Bu, nasıl iş? İyiden İyi = Tamamiyle, büsbütün: İyiden iyiye sabah olmuştu. İyi saatte olsunlar = Cinlerin ve bundan kinaye olarak kötü adamların isimleri anıldığında söylenir duadır. İyisi = Tercih edileni: iyisi hiç karışmamaktır. İyisi kötüsü = İyi ve kötü olanı. İyi gelmek = Uygun olmak. İyi gün = İkbal, saadet İyi gün dostu = Bir sıkıntısı olan dostunun yanına yanaşmayan. İyi gün görmüş = Evvelce rahat ve servet içinde bulunmuş. İyi gitmek = İşi yolunda olmak ve iyi harekette bulunmak. İyi kötü = Her ne olursa, şöyle böyle: İyi kötü barınacak bir evi var. İyiler = İyi ahlâk sahipleri. İyi varmak = Her şeye rağmen bir iş yapmak: İyi vardım da size haber vermedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Biraz veya oldukça iyi: Hastanız iyicedir. 2. Tamamen: İyice azıttı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. rather good. goodish. tolerable. proper. complete. properly. fully. completely. well. widely. quite. clean. jolly well. over. thoroughly. tolerably. wide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodish. wide. rather well. fairly good. thoroughly. completely. fully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretty good. rather well. fairly good. thoroughly. completely. carefully. clean. crashing. greatly. hyper. middling. perfectly. really. roundly. sadly. simply. sorely. tolerable. tons. vitally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iyice, adamakıllı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. İyileşmek, iyi olmak. 2. Sıhhat kazanmak, hastalıktan kurtulmak. 3. Olmak, kemâl bulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convalescent. recovery. healing. improvement. betterment. getting better. amelioration. convalesce. recruitment. recuperation. upswing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. progress. recovery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recovery. improvement. getting better. getting well. amelioration. convalescence. healing. restoration. upturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iyi olmak, daha iyi olmak: Çayırlar çok iyileşti. 2. Sıhhat kazanmak, hastalıktan kalkmak: Hasta iyileşti. 3. Biriyle arası iyi olmak, arasını iyileştirmek: Filânla aramız iyileşti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recover. heal. get better. improve. do better. pick up. heal over. ameliorate. amend. cicatrize. come along. come through. come to. convalesce. get well. heal up. meliorate. mend. perk oneself. perk oneself up. pull round. pull through. rally. be rec.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recover. heal. get better. improve. do better. pick up. heal over. ameliorate. amend. cicatrize. come along. come through. come to. convalesce. get well. heal up. meliorate. mend. perk oneself. perk oneself up. pull round. pull through. rally. be rec. rec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get better. to improve. to recover from an illness. ameliorate. amend. come along. convalesce. heal. improve in health. look up. pick up. prosper. recover. regenerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therapy. amendment. reclamation. recruitment. rehabilitation. restoration. uplift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amelioration. reclamation. to curing. correcting. improving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treatment. cure. healing. amendment. betterment. bonification. development charges. melioration. redevelopment. refection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iyi yapmak, iyiye çevirmek: Geçen günkü yağmur havayı iyileştirdi. 2. Sıhhat ve Afiyet vermek, sıhhat kazanmasına sebep olmak: Biraz çıkıp hava almak onun hayli iyileştirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. heal. remedy. rehabilitate. improve. make better. upgrade. ameliorate. amend. better. cicatrize. cleanse. nurse. pull round. pull through. recruit. recuperate. set up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ameliorate. doctor. heal. nurse. reclaim. remedy. restore. to cure. to heal. to doctor. to correct. to reform. to improve. to better. to mend. to ameliorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cure. to heal. to make sth right. to repair. to improve. ameliorate. better. fine down. restore. secundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iyi yapmak, iyileştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İyi olan şeyin hâli, hoşluk. 2. Hayır, menfaat, fayda: Bunda bir iyilik var ki... 3. Lutuf, kerem, ihsân, muavenet, yardım: Bana bir iyilik etmek ister misin? Kendisine büyük bir iyilik etti; çok iyiliği dokundu. 4. Sıhhat, Afiyet: Hasta iyiliğe yüz tuttu; Allah iyilik versin. 5. İyi muamele, yavaşlık, yumuşaklık: İyilikle kandırmalı; iyilikle söylerseniz kabul eder. İyilik bilir = Müteşekkir, minnettar, iyilik gördüğünü unutmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

favor. favour. goodness. kindness. beneficence. kindliness. loving-kindness. well-being.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auspices. benefaction. blessing. boon. favour. goodness. kindness. favor. good health. benefit. advantage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodness. kindness. favour. good deed. good health. benefit. advantage. benefaction. boon. well being.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefactor. beneficent. patronizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to do sb a kindness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who does not forget a kindness done him.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başkalarının iyiliğini isteyen, başkalarına iyilik etmesini seven, Fars. hayr-hâh, hayr-perver, hayırsever İYİMSER

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindly. sofly. in a friendly way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolent. bighearted. kind. beneficent. humane. humanitarian. philanthropic. philanthropical. benefactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charitable. good. benevolent. philanthropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimist. optimistic. hopeful. pollyanna. roseate. sanguine. optimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimistic. sanguine. optimist. optimistic nikbin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimist. optimistic. rose coloured. sanguine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İyimser olma hâli, iyimser davranma, nikbinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - İyi adla anılan, iyi tanınan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audience. viewer. televiewer. hanger-on. observer. onlooker. spectator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spectator. viewer. spectator seyirci. onlooker seyirci. tracer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spectator. viewer. follower. following.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bütün hayvanların vücutlarının, uyuma, vücut ısısı, üreme zamanı gibi periyodik fonksiyonlarını kontrol eden biyolojik bir iç saatleri vardır. Bu iç saatlerin çoğu, kendi fonksiyonları için kendi zaman dilimlerinde çalışır, ancak ışık ve sıcaklık gibi dış etkenlerden de etkilenir.

Eğer İstanbul’dan Newyork’a uçarsanız, sizin vücut saatiniz hala İstanbul’a ayarlıdır. Örneğin İstanbul’dan saat 12:00’de havalanır, 8 saatlik bir uçuştan sonra Newyork’a varırsanız, vücut saatiniz 20:00’dedir ama Newyork saat 13:00’ü yaşamaktadır. Vücudunuzun saati ortama göre 7 saat ileridedir. Karnınız acıkacak, biraz sonra uykunuz gelecektir ama, akşam olmasına bile daha 7-8 saat vardır, İşte bu olaya jet-lag denilir. ‘Lag’in İngilizce’de anlamı geri kalma, gecikmedir. Bu durumda uçuştan sonra insanda yorgunluk duyulmakta, özellikle okuma, araba kullanma ve iş görüşmeleri gibi konularda motivasyon ve konsantrasyon eksikliği görülmektedir.

Dünya dönüşünü 24 saatte tamamladığından, dünya yüzeyi kuzeyden güneye her biri l saatlik 24 zaman bölgesine bölünmüştür. Örneğin İstanbul ile Newyork arasında 7 zaman bölgesi vardır ve aynı anda İstanbul’da saat 14:00 iken, Newyork’ta sabah 07:00’dir.

N AS A’ya göre insan vücudunun biyolojik saatinin her bir zaman bölgesine, yani bir saatlik bir zaman değişimine alışması bir gün almaktadır. Bu durumda İstanbul’dan Ne w York’a gidince vücut kendini ancak 7 gün sonra adapte edebilmektedir. Jet-lag olayı uçma mesafesine değil, kaç zaman bölgesinden geçtiğinize bağlıdır. Aynı mesafe, aynı zaman bölgesinde kuzey-güney mesafesinde gidilince jet-lag olayı görülmemektedir.

Jet-lag olayının doğuya doğru mu, yoksa batıya doğru mu seyahatte daha çok görüldüğü tartışma konusudur. Şüphesiz bu insanların çoğunluğunun yapısına ve yaşam düzeyine bağlıdır. Yapılan anketler sonucunda, çoğunluğun doğuya doğru yapılan uçuşlarda daha çok rahatsız olduğu, insanın vücut saatini hızlandırmada, yavaşlatmaya göre daha fazla zorlandığı görülmektedir.

Küçük çocukların pek etkilenmediği jet-lag olayından en çok etkilenenler ise günlük yaşantısı düzenli ve rutin işler yaparak yaşayanlardır. Uçaktaki havanın kuru olması, seyahat süresince hareketin kısıtlı olması, içki içilmesi, yeterli sıvı içecek alınamaması, farklı iklimde farklı yemekler, insanlarda jet-lag’a karşı direnç kırıcı diğer etkenlerdir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bütün hayvanların vücutlarının, uyuma, vücut ısısı, üreme zamanı gibi periyodik fonksiyonlarını kontrol eden biyolojik bir iç saatleri vardır. Bu saatlerin çoğu, kendi fonksiyonları için kendi zaman dilimlerinde çalışır, ancak ışık ve sıcaklık gibi dış etkenlerden de etkilenir.

Eğer İstanbul’dan Newyork’a uçarsanız, sizin vücut saatiniz hala İstanbul’a ayarlıdır. Örneğin İsatnbul’dan saat 12:00’de havalanır, sekiz saatlik bir uçuştan sonra Newyork’a varırsanız, vücut saatiniz 20:00’dedir ama Newyork saat 13:00’ü yaşamakadır. Vücudunuzun saati ortama göre yedi saat ileridedir. Karnınız acıkacak, biraz sonra uykunuz gelecektir ama, akşam olmasına bile daha yedi-sekiz saat vardır.

İşte bu olaya jet-lag denilir. “Lag”in İngilizce’de anlamı geri kalma, gecikmedir. Bu durumda uçuştan sonra insanda yorgunluk duyulmakta, özellikle okuma, araba kullanma ve iş görüşmeleri gibi konularda motivasyon ve konsantrasyon eksikliği görülmektedir.

Dünya dönüşü 24 saatte tamamlandığından, dünya yüzeyi kuzeyden güneye her biri 1 saatlik 24 zaman bölgesine bölünmüştür. Örneğin İstanbul ile Newyork arasında yedi zaman bölgesi vardır ve aynı anda İstanbul’da saat 14:00 iken, Newyork’ta sabah 07:00’dir.

NASA’ya göre insan vücudunun biyolojik saatinin her bir zaman bölgesine, yani bir saatlik bir zaman değişimine alışması bir gün almaktadır. Bu durumda İstanbul’dan Newyork’a gidince vücut kendini ancak yedi gün sonra adapte edebilmektedir. Jet-lag olayı uçma mesafesine değil, kaç zaman bölgesinden geçtiğinize bağlıdır. Aynı mesafe, aynı zaman bölgesinde kuzey-güney mesafesinde gidilince jet-lag olayı görülmemektedir.

Jet-lag olayının doğuya doğru mu, yoksa batıya doğru mu seyahatte daha çok görüldüğü tartışma konusudur. İüphesiz bu insanların çoğunluğunun yapısına ve yaşam düzeyine bağlıdır. Yapılan anketler sonucunda, çoğunluğun doğuya doğru yapılan uçuşlarda daha çok rahatsız olduğu, insanın vücut saatini hızlandırmada, yavaşlatmaya göre daha fazla zorlandığı görülmektedir.

Küçük çocukların pek etkilenmediği jet-lag olayından en çok etkilenenler ise günlük yaşantısı düzenli ve rutin işler yaparak yaşayanlardır. Uçaktaki havanın kuru olması, seyehat süresince hareketin kısıtlı olması, içki içilmesi, yeterli sıvı içecek alınamaması, farklı iklimde farklı yemekler, insanlarda jet-lag’a karşı direnç kırıcı diğer etkenlerdir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kimseden korkmaz görünerek şuna buna meydan okuyan kimse, yiğit taslağı. 2. mec. Babayiğit: Doğrusu, kabadayı çocuktur. 3. (halk ağzında) Başta gelen: Bunun en kabadayısı elli kuruşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rowdy. bully. blusterer. hector. rowdy. toughie. roughneck. bulldozer. hoodlum. hooligan. rapscallion. rough. ruffian. swashbuckler. tough. villain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bully. hooligan. tough. tough guy. roughneck. rough. toughie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bully. swashbuckler. rough fellow. manly. brave person. fireeater. hector. hoodlum. self professed hero. rough. roughneck. truculent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swashbucling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabadayıca davranış, kabadayı olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bullying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bravado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act with bravado. bluster. bully. hector. swagger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Artık belirli BRAVIA TV’lerde kablolu yayın şebekelerinde kullanılmak üzere, entegre televizyon tuneri bulunmaktadır. Bu da, bir alıcı kutusuna gerek kalmadan, BRAVIA TV’nizi anten girişi aracılığıyla doğrudan kablolu yayın şebekesine bağlayabilmenizi sağlar. Teknik ya da ticari nedenlerle, tümleşik TV tunerlerimiz her ülkedeki yerel kablolu yayın şebekeleri ile uyumlu değildir. Hangi entegre TV tunerin bulunduğunuz yere uygun olduğunu kontrol edin.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(aslı: KâDAİF) (i. A. c.) (m. kadife). (Halk dilinde kadayıf). Şeker şerbetiyle pişirilip tatlı yapılmak üzere çeşitli şekillerde dökülmüş hamur: Tel kadayıf = Tel gibi ince dökülmüşü. Ekmek kadayıfı = Yassı, daire şeklinde olup birbiri üstüne ikisi birlikte ve koyu şerbetle büyük tabakta pişirilerek arasına kaymak konulan cinsi. Yassı kadayıf = Ufak daire şeklinde olup yumurta ile tavada pişirileni. Deniz kadayıfı = Bir çeşit yosun ki, öksürük için haşlanıp suyu içilir, ciğerotu. bk. Kadife.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of sweet pastry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadayıf yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill. draft law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Kaplayan, çeviren, örten. 2. Kaplamacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaplamak işi, tarz ve usûlü. bk. Kaplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share of profit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowdrift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snow drift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İş bilirlik, görgülü olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Buğdaygillerden, çayır halinde yetiştirilen bir park bitkisi (lolium).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik karaoke performansınız için 10 taneye kadar şarkıyı depolamanıza izin verir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacksnake. black racer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ant bear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anteater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kasılarak vücudun hareketlerini sağlamaya yarayan organlardan her birine ve bunların tersi olan dokularına, kas (adale) denir. Herhangi bir kaza sonucu, kas yırtılacak olursa; aşağıdaki reçeteler uygulanır ve doktora başvurulur.

Tedavi için gerekli malzeme : Kepek, sirke, sargı bezi, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı kepek üzerine azar azar su ve sirke dökülüp, hamur yapılır. Sonra, orta ateşte ısıtılır. Soğumadan sargı bezine konup, kasın üzerine sarılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash count.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (edebiyat). Kasîde söyleyecilik, kasîde yazıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bir kemiyetin (niceliğin) kaç katı alındığını gösteren sayı: 5a ifadesinde 5 sayısı a’nın katsayısıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Kavramak işi. bk. Kavramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. conception. grasp. insight. perception. reach. comprehension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. comprehension. conception. savvy. understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick to comprehend. quick-witted. penetrative. perceptive. percipient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slow-witted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yağmur, sağanak, bora. 2.Oğuz boylarından Osmanlı hanedanının mensup olduğu boy. 3.Sağlam, güçlü, sert.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. «kaymak» tan). Su üzerinde kayıp giden küçük tekne ki, çeşitleri ve muhtelif büyüklükte cinsleri olup kürekle veya sade yelkenle hareket eder: Piyâde kayık = Pek hafifi ki dar ve uzun olur: İki, üç çifte kayık, ateş kayığı. Odun kayığı — Odun taşıyan büyüceği. Pazar kayığı = Yedi çifte yük kayığı. Balık kayığı = Balıkçılara mahsus kabası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boat. rowing-boat. glider. caique. bateau. kayak. small craft. wherry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caique. skiff. paddle-boat. beach operator. rowing boat rowboat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a long. shallow. oval dish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayık kullanan, kürek çekerek kayığı yürüten. Kira ile çalıştığı bir kayığın sahibi veya maaşla bir dairenin kayığını kullanan adam: Kayıkçı esnafı. Kayıkçılar kethudâsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boatman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boatman. waterman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayık kullanmak işi: Kayıkçılık zor bir meslektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayığı çekip bağlamaya veya kızak üzerine almaya mahsus dalgadan muhafazalı yer: Bu yalının kayıkhanesi var mıdır? Bu iskelenin güzel bir kayıkhanesi var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boathouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boathouse. boat house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayıngillerden kerestelik bir orman ağacı (fagus silcatice). Ak gürgen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karı veya kocanın erkek kardeşi. Ahmed’in kaynı = Karısının erkek kardeşi. Fatma’nın kaynı = Kocasının erkek kardeşi. Diğer isimlere katılarak karı koca arasında akrabalık gösterir: Kayınata, kayınpeder = Karı veya kocanın babası. Kaymana, kayınvalide — Karı veya kocanın anası. Kayınbirader = Kayın ile aynı şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in law. beech. in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiliated through marriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(akgürgen): Kayıngiller familyasından; kış aylarında yapraklarını döken güzel görünüşlü bir orman ağacıdır. Dalları salkım gibidir. Kabukları halka halkadır. Kabuk ve dallarının kuru distilasyonundan kayınağacı katranı elde edilir. Kullanıldığı yerler: Müzmin bronşit, verem tedavisinde kullanılır. Diş ağrısını keser. Kabuklarının suda kaynatılmasıyla elde edilen suyla yüz lekeleri, çiller giderilir. Kıllar temizlenir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kaynata, kayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kaynata, kayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father- in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother-in-law. maugh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), iki çeneklilerin kozalaklılar takımından büyük orman ağaçlarını içinde toplayan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Evlilik akrabalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kaynata, kayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father in law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father- in-law. in laws.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kaynana, kayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother- in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GAİB) (a uzun) (i. A.). Kaybolan, görünmeyen hazır olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lost. missing. gone. loss. decrement. forfeit. sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casualty. disadvantage. forfeit. lacking. loss. lost. missing. stray. casualties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loss. losses. casualty. deprivation. disadvantage. lacking. lost. out of the way. out the window.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nehirlerin sürdükleri kumdan ortaya çıkan kum adası, çay ağızlarında kum seti, Fr. barre (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakan, gailesini çeken, himaye eden, koruyan, sahip çıkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who gives preferential treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. backing. favor. favour. pull. shadow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

special treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı kaygurmak). 1. Bakmak, himaye etmek, sahip çıkmak, gailesini çekmek: Beni kimse kayırmıyor ki. 2. İyi idare etmek, ileri sürmek, döndürmek, dikkat etmek: Bu işi siz kayırmalısı-nız. 3. Kullanmak. Bir iş ve vazifeye tâyin etmek, Osm. istihdâm eylemek: Onun maksadı adam kayırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protect. back. show favour. favor. favour. enlist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

favour. to support. to back. to help. to sponsor. to protect himmet etmek. to favour. to favor. to show favour. to treat preferentially iltimas etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sponsor. to protect. to care for. to give sb preferential treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kayırmak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb get preferential treatments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Berberlerin usturalarını biledikleri kösele dilimi. 2. Umumiyetle, meşin kösele vesair tabaklanmış deriden dar ve uzun parça ki, bağlamak ve sıkmak gibi işlerde kullanılır: Kılıç kayışı, eğer kayışı, omuz kayışı = Palaska ve silâh için takılan kayış. Kayışbalığı — Destere balığının bir çeşidi. Kayışdili = (Argo) serseriler arasında konuşulan dil, kaba ve açık saçık dil. Kayışkıran = Sapankıran da denilen bir ot ki kökleri sert ve sağlamdır, Fr. arrfete-boeuf. Kayış gibi = Koparılmaz, uzar şey: Kayış gibi bir et.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaymak işi ve tarzı: Bir kayış kaydım ki. bk. Kaymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sliding. slipping. slip. slide. belt. strap. band.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. belt. slip. strap. thong. strop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belt. leather strap. watch band. razor strap. sliding. skiing. glissade. slip. tab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çeşitli kayışlar yapan ve satan adam. 2. mec. Aldatıcı, dolandırıcı, hilekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erik ile şeftali aras ıda bir meyve; zerdalinin daha büyüğü ve iyisi, mışmış. Şamkayısısı = Bu meyvenin en iyi cinsi. Kayısı tatlısı, hoşafı = Bu meyvenin kurusundan yapılan reçel ve hoşaf. Kayısı ağacı = Bu meyveyi veren ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apricot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apricot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Zerdali, prunus armeniaca): Gülgillerden 4-6 metre boyunda bir çeşit meyve ağacıdır. Meyvesi cevizden büyük, derisi ince, açık turuncu renkte, eti sulu, tatlı ve güzel kokulu, tek ve sert çekirdeklidir. Şekerpare, şam, tokaloğlu, imrahor, muhittinbey, hacıkız, hasanbey, darende gibi çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Sinir zafiyetini giderir. Uyku verir. Beyin yorgunluğunu geçirir. İştah açar ve hazmı kolaylaştırır. Nekahat devresini kısaltır. Raşitizmde faydalıdır. Kansızlığı tedavi eder. Kabızlığı giderir. Yüz ve boyunlara tazelik ve güzellik verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(j. botanik). Baklagillerden, çiçekleri kırmızı bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(eşekotu): Baklagiller familyasından; boş arazilerde ve kurak yerlerde yetişen 30-60 cm yüksekliğinde çok yıllık dikenli bir bitkidir. Yaprakları kısa saplıdır. Çiçekleri pembedir. Meyveleri küçüktür. Köklerinde tanen, sakkaroz, zamk, uçucu ve sabit yağ, spinosin ve ononin vardır. Kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Terletir ve idrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardım eder. Böbrek ve mesane iltihaplarını giderir. Boğaz ağrılarını geçirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(KAYD) (i. A.) (c. kuyûd). Bağlama, Ar. rabt, Fars. bend: Tavuğu ayağından, koçu boynuzundan kaydetmek. Bağlayacak şey, bağ, bend, râbıta: Ayağındaki kaydı kopardı, kuyûd-ı kaviyye ile mukayyed idi

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recording. registration. enrollment. enrolment. inscription. record. recording. entry. condition. restriction. checkin. registry. stipulation. transcription. minutes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. record. recording. register. registration. roll. string.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

posting. record. booking. chronicle. order clause. condition. enrol l ment. entering. entry. notation. protestation. recording. register. registration. registry. roll. tie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blotter. register.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book of record. inscription book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kayıtbay el-Zahiri: Ünlü Mısır ve Suriye sultanı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Şarta bağlamak, Osm. takyîd etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kaydı yapılmış, kayda geçirilmiş olan. 2. Şarta bağlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recorded. on record. registered. stated. inscribed. booked. inscriptive. listed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered. recorded. enrolled. conditional. restricted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered. enrol ed. entered. recorded in a record book. noted down. bound by a restriction. bound. conditional. enrolled. inscribed. on record. solicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered capital. authorized capital. capital. registered capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Authorized Capital)

Ortaklıkların, esas sözleşmelerinde hüküm bulunmak kaydıyla, Yönetim Kurulu Kararıyla, Türk Ticaret Kanunu’nun sermayenin artırılmasına dair hükümlerine tabi olmaksızın çıkartabilecekleri, azami hisse senedi miktarını gösteren, Ticaret Sicili’ne tescil edilmiş sermayeleridir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeye ehemmiyet vermez, bir şeyi umursamaz, ihmalci, ilgisiz: Pek kayıtsız bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impassive. indifferent. lukewarm. negligent. nonchalant. reckless. stolid. unconcerned. unreserved. apathetic. unregistered. unrecorded. unconditional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listless. carefree. indifferent. unregistered. unrecorded. unrestricted. without a provision. complacent. easy. impassive. incurious. jack easy. lax. lukeworm. neglectful. negligent. nonchalant. unconcerned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. unconditional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. for good or evil. unconditional. unconditioned. without reserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeye ehemmiyet vermeyiş, ihmal, ilgisizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconcern. indifference. listlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kıyâm» dan smüş.). (Halk dilinde: kayyûm). Camilerde çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scraping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddlestick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddlestick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional number. broken number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kesme Modu ile Kayıt Yapma, ayrı ayrı fotoğraflardan animasyonlu bir film yapılmasında kullanılır. Bu sayede çizgi filmler ya da duraklamalı oynatılan animasyonlar yaratılabilir. Her kesmeden 5 çerçeve (saniyenin 1/5’i) kaydedilir

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’da «nasıl» ve «nice» demek olup Türkçe’si bundan gelir). 1. Mizaç, sıhhat: Keyfiniz iyi midir? Keyif sormak. 2. Haz, memnuniyet, hoşlanma: Keyfine gidiyor. 3. Ferahlık, sevinç, açılıp sevinme: Keyfetmek. 4. Neşe, hafif sarhoşluk: Keyif yetiştirmek; keyif vermek. 5. Arzu, heves: Keyfine göre hareket etmek; keyfince gitmek. Keyfince = Nasıl isterse. Az sarhoş, yarı mest: Akşam kendisi keyif idi. Keyfolmak = Az sarhoş olmak. Keyif bozulmak = Canı sıkılma. Keyif çatmak = Neş’eli olmak, sevinmek. Çakırkeyif = Hafif sarhoş. Keyfince gitmek = Heves ve arzusuna göre hareket etmek. Keyif vermek — Hafif surette sarhoşluk vermek, neş’e getirmek. Keyif yetiştirmek = İçip az sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joy. pleasure. enchantment. delight. rejoicing. cheer. bliss. conviviality. exhilaration. glee. high spirits. humor. humour. joviality. kef. temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheer. merriment. pleasure. temper. health. mood. spirits. fun. slight intoxication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasure in life. feeling of well-being. mood. state of mind. merriment. amusement. euphoria. delight. humour. joy. pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sevinmek, zevk almak, sevinçli olmak. 2. Hafif surette sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheer up. rejoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cheer up. to buck up. to liven up. to get tipsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become merry. to get tipsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Neş’eli, sevinçli, Ar. münşerih-ül-kalb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasant. delighted. in a good mood. cheerful. cheery. jolly. pleased. up. gay. blissful. bucked. cosy. elevated. jovial. merry. rejoicing. cheerfully. fit as a fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheerful. merry. in high spirits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merry. in good spirits. cheery. gay. jaunty. joyous. raffish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif hasta veya neşesiz: Keyifsiz olduğu için gelemedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheerless. depressed. doldrums. indisposed. joyless. seedy. rough. in low spirits. in poor spirits. in the doldrums. out of sorts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indisposed. under the weather. ail. ailing. crummy. depressed spirits. dispirited. funny. ill. joyless. liverish. out of sorts. in a pet. seedy. shaky. sick. out of spirits. spiritless. in a bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif surette hastalanmak, Osm. münharifü’l-mizâc olmak: Akşam keyifsizlendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif hastalık, Osm. inhirâf-ı mizâc: Keyifsizliği nedir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malaise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indisposition. complaint. dispiritedness. malaise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı. 2.İnce zarif.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Keyyis).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

within an ace of. narrowly. by a nose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public worship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gevişgetiren hayvanların midelerinin bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restrictive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limiting. restricting. restrictive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restrictive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restrictiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke açıcılık, cihangirlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Kenar, uç, köşe: Bir kıyıya çekilmek; çayırın kıyılarında. 2. Deniz kenarı, sahil, Osm. leb-i deryâ: Pusulanın icadından evvel gemiler kıyıları takip ederlerdi; gemi kıyıya düştü; dalga enkazı kıyıya attı («deniz kıyısı da denir). Kıyıda bucakta = Köşede kenarda, ötede beride. Kıyı rüzgârı, kara rüzgârı = Gece vakti ekseriya karadan denize esen rüzgâr. Kıyı sıra = Sahil boyunca, sahili takip ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inshore. side. edge. coast. sea coast. shore. bank. brink. littoral. strand. waterside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beach. coast. coastline. seaboard. seafront. shore. strand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shore. coast. bank. edge. side. outskirts. beach. brink. coastal. sea front. seaboard. seaside. strand. waterside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coastal fishery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıyan, esirgemeyen, merhametsiz, pek zâlim: Pek kıyıcı adamdır. 2. Tütün vesaire kıyan: Tütün kıyıcı. Kıyıda balık avlayan balıkçı. 4. Vaktiyle sahile düşen ve devlete ait olan eşya ve enkazı çıkarmak ve korumakla görevli memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inshore fisherman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zâlimllk, merhametsizlik. 2. Tütün vesaire kıyan adamın mesleği, meşguliyeti. 3. Sahilde yapılan balıkçılık. 4. Vaktiyle sahile düşen ve devlete ait olan eşya ve enkazın çıkarılıp saklanması görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruelty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in odd corners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ince ince doğranmış: Kıyık et, tütün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopped up. minced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıyılmış ve ince doğranmış şeyin hâli. mec. Kırıklık, Ar. inhlrâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sail along the coast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İnce ince doğranmak: Bu et kıyılacaktır. 2. Gözetilmemek, kötülük edilmek: Bu güzel hayvana kıyılır mı? 3. Kırılmak, koymak, tâkat kalmamak: Dizlerim kıyıldı. 4. Ezilmek, bayılmak: İçim kıyıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cut up finely. to be minced. to murder. to wrong. to harm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnce doğramak iş ve şekli: Tütün kıyımı; incek kıyım; kaba kıyım. 2. Bir defada kıyılan miktar: Bir kıyım tütün. 3. Uyuşukluk, kırıklık. Ar. kesâlet. İri kıyım = Iriyarı (adam).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mincing. chopping. slaughter. slaughterhouse. pogrom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodbath. carnage. cutting. chopping. mincing. injustice. wronging. mistreatment. massacre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting up finely. chopping up. mincing. wronging. mistreatment. massacre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir türlü doğranmış olan: İnce kıyımlı tütün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut or chopped up (in a certain way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ezilmek, ağrı vermek: Midem kıyındı. 2. Kırılmak, kırıklığa uğramak: Bütün vücudum kıyındı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıyılmış şey, kıyma mahsûlü: Et kıyıntısı. 2. Mide ezilmesi, bayılma: Midemde bir kıyıntı vardır. 3. Kırıklık, Ar inhirâf: Vücudumda bir kıyıntı duyuyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yakın, komşu; zıddı: ırak: Kıyırak yer (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uyuşmak, uyuşup karar vermek (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yürekli, cesur, kahraman.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kolayca, zahmetsizce.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kayıt ya da çalma sırasında MiniDisc’in kapasitesini gösteren, ekrandaki grafik çizgisi.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instigative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Gökyüzünün kuzey kutup bölgesinde olup aşağı yukarı Büyükayı gibi fakat bunun ters durumunda saplı bir tencereye benzeyen takımyıldız (dübbüasgar).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

little bear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ear splitting. harsh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.)„ Kendilerine has giyiniş ve konuşma tarzı olan haylaz delikanlı, kabadayı, bk. Külhan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rowdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough. tough. toughie. hoodlum. hooligan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corner boy. rounder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kot pantolon aldığımızda hemen paçalarını boyumuza göre bastırıp giymek isteriz. Ama daha sonra daha ilk yıkamada kumaşın boyu ne kadar çeker endişesini yaşarız. Çünkü pantolonun boyunu tekrar uzatmak artık mümkün değildir. O halde kumaşlar yıkanınca niçin çekiyorlar? Islandıklarında mı çekiyorlar yoksa kururken mi? Pantolonun boyunu ayarlamadan önce kaç kere ıslatmalıyız? Sıcak suda mı daha çok çekerler, soğuk suda mı?

Yünlü kumaşların veya giysilerin ıslanınca çekme olayı biraz karışıktır, çünkü nem ve ısı şartları liflerin sadece boylarını değil çaplarını da değiştirirler. Ham iplik, kot kumaşı olmak üzere dokunurken dayanıklılığını arttırmak için tabii boylarındaki liflere bükümler, yani bir çeşit düğümler ilave edilir. Kumaş ıslanınca yün lifleri şişerler. Liflerin bu genişlemesi ipliklerdeki bükümler arasındaki açıya da tesir eder ve iplerin boylarının kısalmasına neden olur.

Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden boyunun az bir miktar uzaması gerekir ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır.

Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama ve sabun -ki burada lifler arasında yağlayıcı görevi görür- hepsi birden kumaşın çekmesini kolaylaştırırlar. Kumaş birkaç kere yıkandıktan sonra ölçüleri dengeye ulaşır ve bundan sonra ne kadar yıkanırsa yıkansın boyca kısalmaz.

Kumaşın çekme miktarı ipliklerin boyutlarına, miktarlarına, dokunma şekillerine, kıvrımlarına ve kumaşın geçmişine bağlıdır. Bazen kumaşa giysi olarak dikilmeden önce özel bir çekme işlemi uygulanır. Bu durumda kumaş ilerde yüzde birden fazla çekmez.

Çarşıdan alınan kot pantolonların boylarından emin olmak için, paçaları bastırılmadan önce sıcak, sabunlu suda kuvvetlice yıkanmaları, sonra soğuk suyla durulanarak makinede kurutulmaları ve bu çevrimin üç kere tekrarı tavsiye ediliyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kot pantolon aldığımızda hemen paçalarını boyumuza göre bastırıp giymek isteriz. Ama daha sonra daha ilk yıkamada kumaşın boyu ne kadar çeker endişesini yaşarız. Çünkü pantolonun boyunu tekrar uzatmak artık mümkün değildir. O halde kumaşlar yıkanınca niçin çekiyorlar? Islandıklarında mı çekiyorlar yoksa kururken mi? Pantolonun boyunu ayarlamadan önce kaç kere ıslatmalıyız? Sıcak suda mı daha çok çekerler, soğuk suda mı?

Yünlü kumaşların veya giysilerin ıslanınca çekme olayı biraz karışıktır, çünkü nem ve ısı şartları liflerin sadece boylarını değil çaplarını da değiştirirler. Ham iplik, kot kumaşı olmak üzere dokunurken dayanıklılığını arttırmak için tabii boylarındaki liflere bükümler, yani bir çeşit düğümler ilave edilir. Kumaş ıslanınca yün lifleri şişerler. Liflerin bu genişlemesi ipliklerdeki bükümler arasındaki açıya da tesir eder ve iplerin boylarının kısalmasına neden olur.

Aslında kumaş ıslanınca lifler şişliğinden boyunun az bir miktar uzaması gerekir ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır.

Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama ve sabun -ki burada lifler arasında yağlayıcı görevi görür- hepsi birden kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kere yıkandıktan sonra ölçüleri dengeye ulaşır ve bundan sonra ne kadar yıkanırsa yıkansın boyca kısalmaz. Kumaşın çekme miktarı ipliklerin boyutlarına, miktarlarına, dokunma şekillerine, kıvrımlarına ve kumaşın geçmişine bağlıdır. Bazen kumaşa giysi olarak dikilmeden önce özel bir çekme işlemi uygulanır. Bu durumda kumaş ilerde yüzde birden fazla çekmez.

Çarşıdan alınan kot pantolonların boylarından emin olmak için, paçaları bastırılmadan önce sıcak, sabunlu suda kuvvetlice yıkanmaları, sonra soğuk suyla durulanarak makinede kurutulmaları ve bu çevrimin üç kere tekrarı tavsiye ediliyor.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dried apricot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry-cleaners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dim wit. featherbrain. hare brained. pudding head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Açıklık, ferahlık. Küşâyiş-i hâtır = İç açıklığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوهء مخيله] hayal gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوهء مؤیده] yaptırım gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kuyruklu yıldızların diğer gökcisimlerinden farklı ve gizemli şekilleri, aniden ortaya çıkıp bir süre sonra yok olmaları, onların tarih boyunca insanlar tarafından Tanrıların habercileri olarak algılanmalarına yol açmıştır. Onların ölüm ve felaket habercileri olduklarına, kuraklık, sel, açlık gibi büyük doğal afetlerin ve salgın hastalıkların hatta her iki dünya savaşının da o sıralarda görülen kuyruklu yıldızlardan kaynaklandığına inanılmıştır. Milattan önce 43 yılında Sezar’ın ölümünden sonra çok parlak bir kuyruklu yıldız görüldü ve onun Roma imparatorunun göğe yükselen ruhu olduğuna inanıldı. Böylece kuyruklu yıldızlardan ünlü kişilerin ölüm haberlerini almak gibi bir boş inanç daha yerleşti.

Bilim insanları Güneş sistemimizden çok uzakta ama yine Güneş çekimine bağlı olarak bir yörüngede dönen, her birinin kütlesi ve boyutu dünyamızdan çok az olan kirli kar topu şeklinde milyarlarca kuyruklu yıldız olduğuna inanıyorlar.

Bu görüşe göre başlangıçta görkemli kuyrukları olmayan bu gök cisimlerinden bazıları sistem içindeki karşılıklı çekim güçleri nedeni ile Güneş’e doğru hareket etmeye başlıyorlar.

Güneş’e yaklaştıkça, dış katmanlarında donmuş halde bulunan uçucu gazlar (karbondioksit, su, metan amonyum, vb.) hızla buharlaşmaya başlıyor. Güneş’e yaklaştıkça cismin etrafını gaz bulutu olarak sarıyorlar.

Güneş yüzeyinde devamlı patlamalar olduğundan ve uzaya büyük hızlarla gaz bulutları fırlatıldığından, cisim Güneş’e iyice yaklaştığında bunların etki alanına giriyor ve etrafındaki gaz bulutu Güneş’in tersi yöne doğru savrularak bir kuyruk görünümünü oluşturuyor. Bu nedenle kuyruklu yıldızların kuyruklarının yönleri hep Güneş yönünün ters tarafındadır.

Kuyruklu yıldızın kuyruğunun parlaklığına Güneş ışınlarının, gaz bulutu ve parçacıklardan yansımaları neden olur. Aslında büyüklüklerine bağlı olarak kuyruklu yıldızlar kuyruklarından sürekli madde kaybederler. Sonunda gök taşları haline gelen kuyruklu yıldız kalıntıları, dünya yakınından geçerken bize akan yıldız yağmurları olarak görünürler.

Eğer dünyamız bir kuyruklu yıldızın kuyruğu içinden geçerse ne olur? Bu, korkulacak bir şey değildir. Çünkü kuyruklu yıldızların kuyrukları yoğun değildir ve dünyanın bu kuyruk içinden geçmesi ona hiçbir şekilde etkide bulunmaz. Nitekim Halley kuyruklu yıldızı 1910’da geldiğinde, Dünya onun kuyruğunun içinden geçmişti ve bunun yeryüzüne bir zararı olmamıştı. Zamanımızda kuyruklu yıldızların normal gök cisimleri oldukları biliniyor. Bunlar çok büyük hacimli kuyruklarından dolayı korkutucu görünen aslında küçük ve hafif cisimlerdir. 12. yüzyılın ortalarından itibaren bilimin bunların yapılan ve ne olduklarını çözmeye başlamasından sonra halkın peşin hükümleri ve korkuları kaybolmaya başlamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wanton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wantonness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any. whatsoever. at random. indiscriminately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لا علی التعيين] gelişigüzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(LAİH) (i. A. «Ievh»den). 1. Parlak, parlayan. 2. Aşikâr olan, apaçık meydanda olan. 3. Hatıra gelen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Parlak, parlayan. 2.Aşikar, meydanda, hüveyda. 3.Hatıra gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(aslı: LâİHA) (i. A.) (c. levâyih). 1. Hatıra gelen, tasavvur olunan. 2. Düşünülerek kaleme alınan yazı: Bir lâyiha yazıp sundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanatory document. project. bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formally written petition. proposal or memorandum. bill of complaint. brief. motion. pleading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لایحه] tasarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Düşünülen bir şeyin yazı haline getirilmesi. 2.Tasarı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(aslı: LâİK) (i. A.) (mü. lâika) (liyâket’ten). Yakışan, yakışık, münasip, Fars. şâyân, şâyeste: Bu, size lâyık değildir. Lâyık görmek = Uygun, münasip görmek. Yakışan iş ve hareket, yerinde ceza: Allah lâyığını versin! LAYIN, -LEYİN Benzetme gösteren «ci», «ce» edatıyla beraber isimlere eklenir: Oncılayın, buncılayın, sencileyin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthy. worthy of. worth. fit. fitting. deserving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthy. deserving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deserving of. worthy of. suited to be. fit to be. suitable. appropriate. fit. fitting. proper. well- deserved. worthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yakışan, yakışıklı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. deserve. merit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deserve. to be worthy of. to suit. to be appropriate for. command. merit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Y. Fr.) (Fr. laTque). 1. Dinî olmayan. 2. Dinî teşekküllerin otoritesinden Azâde olan: Türkiye Cumhuriyeti layik bir devlettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duly. properly. deservedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duly. properly. deservedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Laik olma hali.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لوایح] tasarılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «leymden smüş.) (mü. leyyine). Yumuşak. Leyn-ül-cânib = Görüşülmesi kolay, kibirsiz, kanı sıcak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لين] yumuşak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. jeoloji). Bitki izleri taşıyan tam oluşmamış maden kömürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lignite. brown coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lignite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lignite. brown coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Logaritmayı ilk kez 1730 – 1790 yılları arası yaşayan bir Türk bilgini olan Gelenbevi İsmail Efendi bulmuştu. Gelenbevi İsmail Efendi matematikle uğraşırken sayı değerlerini ondalık bölümlere göre düzenleyip hesapları son derece kolaylaştıran bir sistemi kendiliğinden bulmuş, ancak bunu pratik bir uygulama sayıp fazla önemsemediğinden kimseye bahsetmemişti. Bu, Batı’da kullanılan “logaritma” idi.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzun devirli (plak), dakikada 331/3 devir yapan (büyük plak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yatış; yatacak yer. lying-in i. çocuk doğurma; loğusalık. lying to den. faça edip yatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yalan söyleme, yalancılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «maâb» dilimizde kullanılmaz). Ayıp şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamberlain. gentleman in waiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقصد] amaç.)

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAKSAD) (i. A. «kasd» ten masdar) (c. makasid). Kasdolunan şey, meram, istek, niyet: Maksadınız nedir? Maksadını ifade edemiyor; bu sözden maksat şudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. intention. purpose. intent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intention. purpose. intent. aim. object.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. design. end. goal. intent. intention. meaning. object. plan. point. purpose. resolve. terminus. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purposeful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done or said with an aim in mind. done or said in order to hurt somebody. intentional. purposeful. purposive. studied. witting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purposeless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purposeless. unintentional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid. fluid sıvı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluid. liquid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مایع] sıvı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. miyia). Su gibi akan, su htllnde bulunan, cıvık, zıddı: sulb = katı. (i. A. c. m»yi»t). Su gibi akan cisimler: Fizikte miyitt bahsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Osmanlılar’ın yaptığı bir kelimedir) (fizik). Bir cismin mâyt halinde yani su gibi akıcı halde ölmek hassası: Cıvanın mlyilyyetl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Denizde su yüzünde veya su altında, serbest veya bağlı; karada örtülü olarak bulundurulan bomba. Mayın tarlan = Denizde veya karada, mayınlanmış saha. ,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mine (an explosive. mine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. İng. T.). Bir yeri mayınlı hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Letince: rnalus). Yılın beşinci ayı: Mayıs ayında, mayısın on beşinde. Mayıtçlçeğl = Bir çeşit çayır çiçeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). inek ve koyunun taze gübresi. Mayısböceğl = Taze gübrede yaşıyan bir cins böcek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik), t. Kuzeybatıdan esen hafif ve serin rüzgâr: Mayistra esiyor. 2. Geminin grandi direğinin en alttaki sereni ve buna bağlı yelken: Mayistra sereni, yelkeni.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معایب] kusurlar, ayıplar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir düğmeye dokunarak ses ayarlaması sağlar. Üç mod (MBP Off, MBP-A, MBP-B), hem fader hem de dengeyi aynı anda kontrol eder.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معایب] kusurlar, ayıplar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Övülmeye lâyık haller: O zâtın medâyihini anıyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEDAIN) (i. A c.) (nr medîne). 1. Medîneler, şehirler, (bk.) Medine (hi. m. coğrafya). Sâsânî imparatorluğunun başkenti olan ünlü tarihî şehir ki, bugün Irak’ta bulunmaktadır. Yun. Ktesifon.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Duvara dayanmış bir merdiven görürseniz altından geçmeyin, etrafından dolanın. Çünkü o merdivenin tepesinde ya bir tamirci, ya bir boyacı ya da camları silen biri olabilir. Yani başınıza bir çekiç, su kovası, boya kutusu, hatta bir adamın düşme olasılığı yüksektir. Merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği inancı gerçekten batıl inançlar içinde en azından bir işe yarayan tek inançtır. Ancak inancın kökeninde pratikteki faydası ile ilgili olmayan farklı şeyler yatmaktadır.

Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris’i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü. Günümüzde açılan bu antik mezarlarda ölünün cennete tırmanması için yanma konulmuş bulunan merdivenlere rastlanmaktadır.

Asırlar sonra birçok batıl inançta olduğu gibi Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa’nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Tabii yanında olanlar merdivenin etrafından dolanıyordu.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela bir merdivenin altından yanlışlıkla veya zorda kalarak geçen kişiler için Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı. Bizde, Türkiye’de böyle bir adet yoktur ama Amerikan filmlerinde karşısındakine bu hareketi yaparak küfür veya hakaret edildiği sıkça görülür. Bunun kökeni de işte bu Roma panzehiridir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشایخ] şeyhler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şeyh). Şeyhler, ihtiyarlar, (bk.) Şeyh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEYL) (i. A.). 1. Eğilme, doğru durmayıp bir tarafa eğilmiş olma: Bu duvar dışarıya meyletmiş, bu direğin meyli bellidir. 2. iki taraftan birini fazla tutma, taraftarlık: Arkadaşın olduğu İçin ona meylin fazladır. 3. Sevgi, rağbet, arzu: Bu çocuğun edebiyata çok meyli vardır. Çocuğu bir mesleğe sevketmeden önce tabiî meyline bakmalı. 4. Aşk, iptilâ: Gönlü o kıza meyletti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inclination. incline. slope. tilt. bias. liking. tendency. affection. aptitude. cant. declivity. gradient. gravitation. lean. leaning. obliquity. penchant. proclivity. proneness. propensity. slant. talus. tide. trend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bias. grade. gradient. obliquity. proclivity. propensity. slope. incline. inclination. declivity. slant. tendency. fondness. liking. bent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slope. slant. propensity. bent. predilection. penchant. fondness. liking. dip. descent. hang. cantling. grade line. declination. trend. pitch. tilting. splay. tip. bias. bevel. batter. bank. cant. decline. declivity. desire. disposition. drift. fall. grad

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميل] istek, eğilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eğilim göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bent on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inclined. oblique. subject. sloping. slanting. capable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slanting. sloping who has a tendency to or a bent for. to be fond of. inclined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meyt» ten smüş.) (mü. meyyite). Ölü, ölmüş. (A. c. mevtâ, emvât). 1. Ölmüş adam, ölü. Ölmüş adamın bedeni, cenaze (asıl cenaze teçhiz ve tekfin olunup tabutla götürülen «naaş»; «meyit» ise henüz teçhiz ve tekfin olunmadan, yatakta serilmiş olan ölüdür). 2. mec. Pek zayıf ve sapsarı adam. (anatomi) Teşrîh-I meyt, keşf-i m«yt = Ölümünün sebepleri hakkında şüphe olunan ölünün açılıp muayene olunması, otopsi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميت] ölü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Midede haddinden fazla gaz, ağrı, ve iştahsızlıkla kendini gösteren bir durumdur. Nedeni, mide kaslarının zayıfaması sonucu midenin bulunduğu yerden aşağıya sarkmış olmasıdır. Hasta midesinin çeşitli yerlerindeki ağrılardan, iştahsızlıktan ve ağzına sık sık ekşi su gelmesinden şikayet eder. Öncelikle, midedeki gaz ve asit fazlalığı tedavi edilmelidir. Bunun için gaz ve asit giderici reçeteler uygulanır. Ayrıca az fakat sık sık yemek yeme, yemekleri belirli saatlerde yemeyi alışkanlık haline getirmek tedaviye yardımcı olur. Aşağıdaki reçeteler de aynı amaçla uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kepek veya beyaz kil, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 avuç kepek veya 1 avuç beyaz kil konur. Lapa haline gelinceye kadar kaynatıldıktan sonra, temiz bir bezin içine doldurulup, midenin üstüne konur. Bu işlem her akşam yatmadan yarım saat önce tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışken, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonra da yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullanılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ ve şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildin Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırınına, giysilerinizden birini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırının içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacak ve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışkenn, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonrada yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullnılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ, şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildir. Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırına, giysilerinizdenbirini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırını içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının

çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacakve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Sony MiniDisc kaydedicilerde, ses kaydının monoya geçirilerek kayıt süresinin ikiye katlanmasını sağlayan bir özellik. MDW-80’in stereo kayıt süresi 80 dakika, mono kayıt süresi 160 dakikadır. Tüm Sony MiniDisc çalarlar, mono kayıtları çalabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, moray eel murana, zool. Muraena helena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cbeyn» den if.) (mü. mübâyine). 1. Başka türlü olan, diğerlerinden ayrı ve gayri olan, muhalif. 2. Diğerinin aksi ve zıddı olan: Bu sözünüz demin söylediğinize büsbütün mübâyindir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» dan İf.) (mü. mübeyyine). Beyân eden, açıklayan: İtimada değer olduğunu mübeyyin bazı evrak gösterdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyâz»dan if.). Müsveddeleri beyaza çeken, tebyiz eden, temize çeken kâtip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müsveddeleri temize çeken kâtibin işi: Mübeyyizlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «eyd» den) (mü. müeyyide). 1. Kuvvet ve metanet veren: Önceki emri müeyyid İkinci bir emir daha geldi. 2. İmdat ve yardım eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müeyyid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanction yaptırım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A. «gayr» dan if.) (mü. mugayire). Başka türlü, farklı, uymaz, uygun olmıyan, zıt, muhalif: Gerçeğe mugayir söz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغایر] aykırı, zıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troop of guardsmen. armed guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayâl» den). Tahayyül eden, hayal kuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayal etme, hayalde canlandırma kabiliyeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخيله] hayal gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محيرالعقول] akıllara durgunluk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hey’et» den İf.) (mü. müheyyie). 1. Hazılayan. 2. (tıp). İstidat ve kabiliyet veren, bir hastalığa istidat kazandıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «heyecân» dan İf.) (mü. müheyyice). Heyecan veren: Müheyyic şiirler okudular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayât» dan if.). ihyâ eden, dirilten, canlandıran, taze hayat veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محيی] hayat veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İhya eden, dirilten, canlandıran, hayat veren. - Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı alarak kullanılır. Abdulmuhyi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kayy»dan if.) (mü mukayyie) (tıp). Kusturan, kay ettiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقيیء] kusturucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kayd» dan if.) Bir kalemde evrakı deftere geçirmekle görevli kâtip, kayıt memuru: Bu kalemde bir mukayyid lâzım; nüfus mukayyidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mukayyitin sıfat ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, A. c.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Keyif veren şeyler, sarhoşluk getiren ve tiryakilik çeşidinden olan şeyler: Tütün, enfiye ve afyon mükeyyifâttandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «le’m» dan if.) (mü. mülâlme). 1. Uygun, muvafık, uyar: Akla mülâyimdir. 2. Yavaş, yumuşak: Pek mülâyim adamdır; mülâyim tabiatli. 3. inkıbâzı, kabızlığı olmayan: Daima mülâyim olmaya dikkat etmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tender. sweet-natured. sweet-tempered. bland. dovelike. pliable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. clement. mild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Uygun, muvafık. 2.Yumuşak huylu, yavaş kimse. Pekliği olmayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temperateness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «linet» ten if.) (mü. müleyyine) (tıp). Yumuşatan, yumuşatıcı, Osm. linet veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «meyz» den İf.) (mü. mümeyyize). Temyiz eden, iyiyi kötüden ve doğruyu eğriden ayırabilen. Kuvve-i mümayyiza = Bu şekilde ayırdedebilme gücü. 1. Bir kalemde yazıları düzelten kâtip: Filân kalemde mümeyyizdir. 2. İmtihanlarda öğretmenlerle beraber bulunan: imtihanda fizik mümeyyizi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examiner. examining official.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examiner. person who has reached the age of discretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şiyd» den if.) (mü. müşeyyide). Yükseltip sağlemlaştıran, sağlam surette yapan ve kuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tayyib» den imef.) (mü. mutayyibe). 1. Güzel kokular sürmüş. 2. Hatırı hoş edilip memnun olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ayn» dan if.) (mü. müteayyine). 1. Belli edilmiş, tâyin olunmuş, muayyen, belirli. 2. Ayân ve eşrâftan olan, ilerigelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ayş» dan if.). Taayyüş eden, yiyip içen, geçinen, beslenen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »beyn» den if.) (mü. mütebâyine). Birbirine zıt olan, birbirinin aksi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» den if.) (mü. mütebeyyine). Tebeyyün etmiş, meydana çıkmış, ispat olunmuş, apaçık ortada.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dîn» den İf.) (mü. mütedeyyine). Din ile vasıflanmış, dinine bağlı, dindâr: Mütedeyyin bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devout. religious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gayr» dan if.) (mü. mütegayyire). 1. Değişmiş, başkalaşmış. 2. Bozulmuş, bozuk: Benzi, çehresi mütegayyir oldu. Bu et mütegayyir olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayâl» den if.) (mü. mütehayyile). Kuruntu, kuran, hayalle meşgul. Kuvve-i mütehayyile = Kuruntu ve hayal gücü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hayret» ten İf.) (mü. mütehayyire). Şaşmış, şaşırmış, hayrete uğramış, ne yapacağını bilmeyen. Hâmse-I mütehayyire = Eskilerce bilinen beş gezegen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayz» dan if.) (mü. mütehayyize) (c. müteheyyizîn) (Fars. c. mütehayyizân). Haysiyet ve itibar sahibi, ehemmiyetli: Mütehayyizân-ı memleket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heyecân» dan if.) (mü. müteheyyice). Heyecana gelmiş, coşkun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kayh»dan if.) (mü. mütekayyiha) (tıp). İrinli, cerahat bağlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEMAİL) (i. A. «meyi» den if) (mü. mütemâile). Bir tarafa eğilmiş, bir yana meyleden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «meyz» den İf.) temayüz eden, beliren, kendini gösteren, sivrilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ziyâde» den if.) (mü. mutezâide). Artan, çoğalan: Serveti günden güne mütezâyid oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Kıldan yapılmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤیده] yaptırım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهيج] heyecan verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکيف] keyif verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملایم] yumuşak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مميز] katip. 2.sınava giren öğretmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مميزه] tırnak işareti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متدین] dindar, dinine düşkün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متغایر] birbirine zıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحير] şaşkın, şaşırmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متمایل] eğimli. 2.eğilimli, yönelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متزاید] artan, çoğalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâyık olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Mülâyim olmayan, uymaz. 2. Sert, çetin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde 2 hâneli ağır aksak semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde 3 hâneli aksak semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

live broadcast. live telecast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناپایدار] kalıcı olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nasihat), (bk.) Nasihât, nasâih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نصایح] öğütler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Neyzen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نایی] neyzen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Netâic.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wherein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نيستان] sazlık, kamışlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nûr» dan smüş.) (mü. neyyire). 1. Nûrlu, parlak, kutlu. 2. Işıklı cisim. Neyyir-i Azâm = Güneş, tesniyesi: Neyyireyn = Ay’la Güneş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Nurlu, parlak. Işıklı cisim. Güneş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Neyyir).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Ay sadece gece görülebilir diye bir şey yok. Gündüzleri de periyoduna bağlı olarak ay da tepemizde, bütün yıldızlar da. Ama güneşin atmosferimizde yansıyan ışınları onları görmemize mani oluyor. Atmosferimiz olmasaydı gökyüzü gündüzleri de karanlık olacak, güneşle birlikte yıldızları da görebilecektik.

Ay dünyamıza çok yakın olduğundan gökyüzünde görüntü olarak yıldızlardan çok büyük görünür. Eğer konumuna göre güneşten iyi ışık alabilirse gündüzleri de gökyüzünde rahatlıkla görünebilir. Ayın yüzeyi bir asfalt yol yüzeyi gibi yansıtıcıdır. Koyu renktedir ama tam siyah da değildir. Biz gökyüzünde aya baktığımızda sadece onun güneşten yansıttığı ışığı görüyoruz. Güneş kadar ışık saçmıyor ama yine de gökyüzündeki en parlak yıldızdan 100.000 kat daha fazla ışık yansıtabiliyor.

Gündüz havanın aydınlığı yıldızların parıltısını yok eder. Aslında parlak yıldızların olduğu bölgede gökyüzünün parlaklığı da biraz daha farklıdır ama bu farkı pek algılayamayız. Ama ayın olduğu bölgede ışık yeterli ise geceki gibi çok parlak olmasa da onu görebiliriz. Hatta hava şartlarının olumlu olduğu durumlarda hava aydınlıkken Venüs gezegenini bile görebiliriz.

Güneşi büyük bir ampul, ayı da büyük bir ayna olarak düşünebiliriz. Bazı durumlarda ampulün ışığını doğrudan görmesek bile, aynanın yansıttığı ışığını görebiliriz. Bu, geceleri olan durumdur. Güneşi göremeyiz, çünkü dünyamız ondan gelen ışığı bloke etmiştir. Ayı, yani aynadan yansıyan ışığını görebiliriz. Ampulü de, aynayı da birlikte gördüğümüz durum ise ayın gündüz görünme durumudur.

Genellikle ‘ayın karanlık yüzü’ diye kullanılan deyiş şekli yanlıştır. Doğrusunun ‘ayın arka yüzü’ olması gerekir. Ayın dünyamız etrafındaki dönüş süresi ile kendi etrafındaki dönüş süresi hemen hemen aynı olduğundan, biz ayın hep bir yüzünü görürüz ama ay dünya ile güneş arasındayken bize bakan yüzü karanlık, güneşe bakan arka yüzü aydınlıktır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ay sadece gece görülebilir diye bir şey yok. Gündüzleri de periyoduna bağlı olarak ay da tepemizde, bütün yıldızlar da. Ama güneşin atmosferimizde yansıyan ışınları onları görmemize mani oluyor. Atmosferimiz olmasaydı gökyüzü gündüzleri de karanlık olacak, güneşle birlikta yıldızları da görebilecektik.

Ay dünyamıza çok yakın olduğundan gökyüzünde görüntü olarak yıldızlardan çok büyük görünür. Eğer konumuna göre güneşten iyi ışık alabilirse gündüzleri de gökyüzünde rahatlıla görünebilir. Ayın yüzeyi bir asfalt yol yüzeyi gibi yansıtıcıdır. Koyu renktedir ama tam siyahta değildir. Biz gökyüzde aya baktığımızda sadece onun güneşten yansıttığı ışığı görüyoruz. Güneş kadar ışık saçmıyor ama yine de gökyüzündeki en parlak yıldızdan bin kat daha fazla ışık yansıtabiliyor.

Gündüz havanın aydınlığı yıldızların parıltısını yok eder. Aslında parlak yıldızların olduğu bölgede gökyüzünün parlaklığı da biraz daha farklıdır ama bu farkı pek algılayamayız. Ama ayın olduğu bölgede ışık yeterli ise geceki gibi çok parlak olmasa da onu görebiliriz. Hatta hava şartlarının olumlu olduğu durumlarda hava aydınlıkken Venüs gezegenini bile görebiliriz.

Güneşi büyük bir ampül, ayı da büyük bir ayna olarak düşünebiliriz. Bazı durumlarda ampülün ışığını dğrudan görmesek bile, aynanın yansıttığı ışığını görebiliriz. Bu, geceleri olan durumdur. Güneşi göremeyiz, çünkü dünyamız ondan gelen ışığı bloke etmiştir. Ayı, yani aynadan yansıyan ışığını görebiliriz. Ampulü de, aynayı da birlikte gördüğümüz durum ise aynı gündüz görünme durumudur.

Genellikle “ayın karanlık yüzü” diye kullanılan deyiş şekli yanlıştır. Doğrusunun “ayın arka yüzü” olması gerekir. Ayın dünyamız etrafındaki dönüş süresi ile kendi etrafındaki dönüş süresi hemen hemen aynı olduğundan, biz ayın hep bir yüzünü görürüz ama ay dünya ile güneş arasındayken bize bakan yüzü karanlık, güneşe bakan arka yüzü aydınlıktır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

census.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

census. census of population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gösteriş, görünüş, miting. 2. Yalandan gösteriş, gözboyama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstration. display. pageant. parade. show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gösteriş seven

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gösterişle veya gösteriş için yapılan, gösterişli, gösterişle: Nümayişkârâne bir hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gösterişli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نمایش] gösteri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öğle vakti: Öğleyin gelin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at noon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at midday / midnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at noon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at midday / midnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academic year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academic year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flattering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Okşamak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

word blindness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Onun gibi, ona göre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal digit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal digit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preventive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preventive. repressive. disincentive. preclusive. prophylactic. inhibitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preventive. sth which stops / checks or prevents sth. preventative. prophylactic. suppresive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kayıttan önce kasetin durumunu kontrol eder ve mümkün olan en iyi resim kalitesinin elde edilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde 9/4 ile yazılan Aksak usûlü. Ağır Aksakia Aksak arasında bir harekettedir.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kaset her takıldığında video kafasını otomatik olarak temizler.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzakta bulunan, sınır dışındaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amusing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amusing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıçrayıp oynamak iş ve tarzı: Böyle oynayış görmedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adage. aphorism. maxim. saw. saying. epigram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aphorism. maxim. epigram. byword. household name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

special issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

special issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Temiz, doğru namuslu tanınmış kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Gür ve yanaklara doğru uzanan bıyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göllerde balık üretmek için atılan ağaç dalları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Senede bir, iki defa belirli bir yerde kurulup bir müddet devam eden büyük pazar: Uzuncaova, Silivri, Balıkesir panayırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. funfair. market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fairground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fairground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

section. segment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demount. disjoin. fragment. share out. take down. take to pieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divisive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divisive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Parlamak işi ve şekli: Bir parlayış parladı ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

husband's tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Patlama özelliği olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explosive. fulminating. detonating. squib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explosive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explosive substance. fulminating explosive. fulminate. fulminant. exploder. plastic explosive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Patlamak işi ve tarzı: Bir patlayış patladı ki. (bk.) Patlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enduring. lasting. permanent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایدار] kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Saygın, rütbeli. 2.Sağlam, sürekli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) PAy-dâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایين] aşağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(PAY-TAHT) (i. F). Bir devletin hükümdar ve hükümetinin bulunduğu şehir, taht şehri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایتخت] başkent.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایيز] güz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Güz, sonbahar. Yaşlılık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very good. excellent. all right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Donatma, süsleme, Ar. tezyin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

oyun kâğıdı, iskambil kâğıdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok uzun ve gür bıyık. 2. Bu şekilde bıyığı olan. (bk.) Post.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

positive number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Dünyanın kendisi, çekirdeğindeki soğumamış kısımlarından dolayı dev bir mıknatıstır. Bu büyük mıknatısın artı ve eksi uçları kuzey ve güney kutuplarındadır. Ancak bildiğimiz coğrafi kutuplarda değil. Pusulanın minik ucu tam kuzeyi göstermez, gösterdiği noktaya magnetik kutup denir.

Pusulanın gösterdiği kuzey yönünü devamlı takip ederseniz kuzey kutbuna hiçbir zaman ulaşamazsınız. O noktadan 7 derece yani kilometrelerce uzaklıktaki magnetik kutba varırsınız. Olayın ilginçliği bu kadarla da bitmiyor. Bilimin kesin olarak saptadığı bir sürpriz daha var. Bu magnetik kutupların yerleri de sabit değil, zamanla değişiyor, kuzey güneye, güney kuzeye geliyor.

Eğer elinize bir pusula alıp zaman yolculuğu yapabilseydiniz, birkaç milyon yıl önce pusulanızın kuzey gösteren ucuna bakarak seyahat edince sizi penguenlerin büyük atalarının karşıladığım, yani güney kutbuna vardığınızı şaşırarak görürdünüz.

Magnetik kutupların niçin ve nasıl yer değiştirdikleri henüz tam bilinmiyor. Bu olayın dünyada kraterlerin oluşması, iklimlerin değişmesi, bazı canlı türlerinin yok olması gibi olaylarla yakın ilgisi olduğu sanılıyor. Bilim insanları magnetik kutupların yer değiştirmesinin 170 milyon yılda yaklaşık 300 defa tekrarlandığını, bugünkü konumuna en son 750 bin yıl önce geldiğini ileri sürmektedirler.

Sadece magnetik kutupların yer değiştirmelerinin değil dünyanın magnetik alanının bile başlangıçta nasıl oluştuğu tam açıklığa kavuşmuş değil. Teorilere göre dünyanın merkezindeki sıvı halindeki çekirdek bölümündeki ısı, dış demir katmanlara ulaşarak dünyanın dönüşü ile beraber bir dinamo etkisi yaparak magnetik alanı meydana getirmiştir.

Yerkürenin magnetik alanının şiddet ve doğrultusunu ölçmek için 1979 Ekim’inde uzaya gönderilen ‘Magsat’ uydusu 3 yıla yakın görev yapıp da yanmadan önce gönderebildiği en önemli bilgi, magnetik alanının şiddetinin gittikçe azaldığı, her on yılda şiddetinden yaklaşık yüzde birini yitirdiği, böyle giderse muhtemelen bin yıl sonra magnetik kutupların yerlerinin tekrar değişebileceği bigisiydi.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broadcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broadcast. broadcasting. radio broadcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bazı kadınların vajina veya rahimleri bacaklarının arasına doğru sarkar. Bu durum, yaşlı kadınlarda görüldüğü gibi gençlerde de görülebilir. Nedenleri, müzmin öksürük, ıkınma, ağır şeyler kaldırma, aşırı yorgunluk, rahim ur veya polipleri, doğum sırasında destekleyici kas ve bağların zayıflamış olması veya aileden gelen eğilimdir.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. coincidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rational number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rational number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RAİC) (I. A. «revâc»dan if.) (mü. râice). 1. Revâcı olan, geçen, sürülen, sürümlü: Râyic mal. 2. Tedâvül eden, rağbet bulan. Revaç, geçen fiyat, itibar, değer: Bunun râyici var mıdır? RAyici nedir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current price. rate. current exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quotation. rate. market price. current value. market value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market price. current price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رایج] yaygın, revaçta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current price. market price. going fas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. revâih). Koku, güzel koku: Gülün, yemeğin râyihası; güzel bir râyiha.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رایحه] koku.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzel koku.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رایحه دار] kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Han bayrağı, han sancağı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Kurtulma, necat. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caribou.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reindeer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reindeer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(REVAİH) (i. A. c.) (m. râyiha). Râyihalar, kokular, (bk.) RAyiha.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Oyuncuların oynadıkları karakterlerin rollerine bürünerek birleşik bir hikaye yarattıkları oyun türü.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aydınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köye ve kıra ait, Fr. rustique.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sabah vakti, sabah erkenden: Sabahleyin biraz kahvaltı ederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the morning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the morning. early.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the morning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vendor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞAKAİK) (ka uzun) (i. A. «şakıyka» nın cemMdir). Büyük ve parlak bir çiçektir ki «şakaayık-ı nûmâniyye» de denilir; ağaç şakayıkı = gül ağacı gibi bir küçük ağacın verdiği şakayık; yer şakayığı = soğandan çıkan çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(ayıgülü): Düğünçiçeğigiller familyasından; otsu veya gövdesi odunlaşmış, çok yıllık bir bitki cinsidir. Birçok çeşidi vardır. Tıbbi şakayık; Mayıs-Haziran aylarında pembe veya kırmızı renkli çiçekler açan, 70 cm kadar boyunda, çok yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları derin parçalıdır. Kökünde; uçucu yağ, nişasta, şekerler, peanol ve peregrinin adlı bir alkoloid vardır. Ev ilaçlarında kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Boğmaca ve öksürükte şikayetleri giderir. Sara da faydalıdır. Sinirleri yatıştırır. Nikris ve kramplarda da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bahçelerde yetiştirilen, pembe, kırmızı alaca çiçekler açan, çok yıllık süs bitkisi.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Bütün bir gün sakız çiğnemek, kuşkusuz sevimli bir iş değil ama bunun insanı zayıflattığı da bir gerçek. Çünkü çiğneme eylemi, saatte 11 kj.gibi önemli oranda enerji tüketimi oluşturuyor. ABD’de bulunan Mayo Clinic uzmanları, ciklet çiğneme ile ortalama ne kadar kilo verildiğini bile hesaplamışlar. Bir kişi günde 8 saat boyunca ara vermeden şekersiz ciklet çiğnediği takdirde yılda 5 kilo verebiliyor.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gizleyen. 2. Koruyan, muhafaza eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saklama, gizleme.

Türkçe Sözlük by