Ala-külli Hal ne demek? | Ala-külli Hal anlamı nedir? | Ala-külli Hal

Ala-külli Hal anlamı nedir?

Ala-külli Hal ne demek?

Ala-külli Hal anlamı nedir?

Ala-külli Hal | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ala kulli hal

Türkçe Sözlük

(A). Şöyle böyle, olduğu kadar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - En yüksek, en yüce ve yücelikte eşi olmayan Allah’ın kulu. A’la kelimesi Kur’an-ı Kerim’in sıfatı olarak geçmektedir. Ünlü bir İslam bilgini.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yaratan, yoktan vareden, yaratıcı Allah’ın kulu. - Halik, Allah’ın isimlerinden. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu, hikmetli Allah’ın kulu. - (bkz.Halim). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başsız, reissiz; (zool). asefala sınıfından; (bot). başsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عضلات] kaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağalık tavrını takınıp büyüklük satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become proud (to play the agha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağdalı bir hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Koyulaşıp lüzucet kazanmak ağda haline gelmek

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to coagulate. to make semi-solid syrup or confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Weighted Average Price)

Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brawl. spat. wrangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle of words. hot agreement. row. quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verbosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ağız yaraları, “basit” ve “derin” veya “sert kenarlı” yaralar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Çoğunlukla, üşütme veya hazımsızlıktan kaynaklanır. Yaraların etrafı, kırmızı bir çizgi ile çevrilidir. Başlangıçta, içi su dolu kabarcıklar halindedirler. Sonradan patlayarak etrafa yayılır ve sancılı ağrılara neden olurlar. Çocuklarda; kızamık ve çiçek hastalıkları sırasında da aynı yaralar meydana gelebilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan

Hazırlanışı : Her gün 1 adet orta büyüklükte çiğ soğan yenir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybaşı kanamasının başladığı ilk gün görülür. Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir. Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki kadınlarda rastlanır. Ağrı, göbek altında veya bacakların üst kısmında kasılmalar şeklinde başlar. Kusma görülebilir. Yüz, sararır ve terleme artar.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon, su

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya; 1 kahve kaşığı kimyon konur. Ilındıktan sonra içilir. Günde, iki kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loud mouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «ehl» lisanımızda başka şekilde kullanılır). 1. Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar. Anadolu, Rumeli, İstanbul ahalisi. 2. Halk, umum, nâs: Ahali için, ahalinin rahatını düşünmeli, (bk.) Ehl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folk. population. inhabitants. people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the people. the inhabitants of. population. the public. community. resident community. resident population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهالی] halk, ahali, insan topluluğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit pamuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a type of cotton plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindred. kinsfolk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flesh. kinsfolk. relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karışık renkli, benekli, alaca, nakışlı: Ala bula = Pek alacalı. Ala göz. Ala görmek = Alaca görüp, iyi farketmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. i. ala), italyanca’dan gelen tabirlerin başında bulunup «usûlünce, tarzında» mânâsını ifade eder: Alafranga = Frenk usulünce; alaturka = Türk tarzında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Haydi, hayda: Ala kuzum, ala ala hey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Agâh ol, bak, dinle. (Dilimizde daima bir ünlem kelimesinden önce bulunur): Alâ ey berr ü bahrin pâdişâhı!

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (Tekliği kullanılmaz). Nimetler, ihsanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Üzre, üst, fevk. (Şu Arapça terkiplerde bulunur): Alelıtlak = Umumiyet üzere, mutlaka, alel-infirad = Birer birer, ayrı ayrı. AI8 eyyü hâl = Herhalde, her nasıl olsa. Alettahkik = Gerçek olarak, muhakkak surette. Lâalettayin = Tayin ve tahsis etmeksizin, belirli olmıyan ve müphem bir suretle. Alettafsil = Tafsilatla, tafsilen. Alettevâli = Mütemadiyen, devamlı şekilde. Alâ halihî = Kendi halinde, olduğu gibi. Alelhusus = hususan, bahusus, itiraz-ı alelhükm = Mahkemenin hüküm ve kararına karşı itiraz. Aleddevam = Daimî surette, mütemadiyen. Aler-re’sü vel-ayn = Baş, göz üstüne. Alesseviye = eşitlik üzere, eşit olarak. Alessabah = erkenden. Alâ tarik-ül hezl = Eğlence yoluyle. Alelade = Mutad üzere, Adeta. Alelacele = Acele ile, Alelumum = Umuman, umumiyet üzere, Alelamyâ = körü körüne, araştırmaksızın, Alelgafle = gaflet üzere, gafilâne. Alelfevr = Derhal, hemen. Alelkaide = Kaideten, kaidesiyle. Alâ kader-üt-tâka = Takati yettiği kadar. Alâ kavi = Bir rivayette. Ali küllihâl = Herhalde. Alâ merâtibihim = Rütbe ve derecelerine göre, sırasiyle. Ali meleünnis = Açıkta, herkesin önünde. Alî vefku’l matlûb = istendiği gibi. Alî hâzihî = Bunun üzerine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yükseklik, yüksek mertebe, şeref ve şan: İlim, insan için şan ve Alâdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.) («ulüv»den mazi teklik muz. gaib). Alî ve yüce mertebe olsun: Hak celi ü alâ hazretleri. (Yalnız böyle dua makamında Arapça tâbirlerde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Alî» den itaf.) (mü. Ulyâ) (c. Eâlî). 1. Daha veya pek yüksek, en yüksek: Bir makam-ı Alâya çıkmak. 2. Mânen pek yüksek ve sevgili: itibarı Alâ oldu. 3. Pek güzel, pek iyi, nefis, enfes: Alâ bir süt bulduk, Alâ bir seccade aldım. Alâdan Alâ = İyiden daha iyi. Cebri Alâ Cebirin yüksek bahisleri. Cennet-I Alâ = Cennet’in en yüksek katı. Aliyyülâlâ — En Alî (yüksek) derecede (diploma). Ne Ali = Ne iyi. Gelirse ne Alâ, gelmezse icabına bakarız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bahşişler, ihsanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colourful. speckled. light brown. trout alabalık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A winglike organ, or part. a wing of an insect a flat wing-shaped process or winglike part of an organism; 'the alae of the nose'; 'the alae of a maple seed'; 'the flat petals of a pea blossom are alae'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

variegated. light brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Library Association; founded in 1876 to promote library service and librarianship; national conferences are held each year in different parts of the country; American Libraries, published monthly by ALA, provides library related information on a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Library Association Established in 1876.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Library Association; professional organization for librarians, and the oldest professional library organization in the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Library Association This is the national organization for all types of libraries Based in Chicago, it sponsors on going training and research for the profession, publications, annual conferences for staff and trustees and lobbies at the natio

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Association of Local Authorities Now part of the LGA.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Lung Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'wing', used to describe a Roman auxiliary cavalry unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The nasal skin that forms the outside of the nostril.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Activism Lobbying and Advocacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Outer side of the nostril.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alabama. a flat wing-shaped process or winglike part of an organism; 'the alae of the nose'; 'the alae of a maple seed'; 'the flat petals of a pea blossom are alae'. a wing of an insect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علاء] yücelik, şeref.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی] üst, üstü, üzeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. salâ, Fars. hânden = okumak). 1. Minarede salâ veren, cuma veya cenaze namazına dâvet için salavât okuyan müezzin. 2. Meydan okuyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A). Olabildiği kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A). Şöyle böyle, olduğu kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A ). Gücü her şeye yeten.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Dini yüceltmek için din uğruna çalışan kimse. Alaaddin Keykubad (1192-1237) Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı sekili at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akıntısı sert, soğuk, tatlı sularda bulunan bir cins leziz balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trout. salmon trout. grilse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Ala banda) (Denizcilik). Geminin bir tarafında bulunan topların birden boşanması, yaylım ateşi: Alabanda etmek. Orsa alabanda : Gemiyi birden çevirme kumandası, mec. Şiddetle azarlama ve kınama: Bir alabanda yedi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

side of a ship. bulwarks. hard over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şalgama benzer bir bitki (Brassica oleracea).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su mermeri, kaymak taşı. Oriental alabaster Bektaşi taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Son haddine kadar, olanca hızı ile, olabildiği kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the brim. hammer and tongs. supremely. wildly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). (bk.) Albora.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capsizing. overturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capsizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overturn. to upset. to overset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Fırça ile dikine taranacak şekilde kısa kesilmiş erkek saçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Karışık renkli, rengârenk: Alaca kumaş. Alaca bulaca. Deli alacası : Zevke uygun olmıyan birbirini tutmaz parlak renklerle boyanmış. Alacakaranlık = Akşam ve şafaktan evvelki yarı karanlık. Fr. Cr puscule. 1. Karışık renkler: Deli alacayı sever, insanın alacası içinde, hayvanın dışındadır. 2. Birkaç renkte iplikten imal edilmiş bir dokuma ki Anadolu’nun birçok yerlerinde yapılır: İplik alacası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multicoloured. piebald. pied. speckled. variegated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speckled. pied. variegated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crepuscular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twilight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir anlaşma veya hesaba göre alınması gereken para,, mal veya başka şey. Alacağı olsun = Günün birinde ona gösteririm anlamında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receivable. money owed to one. debt owed to one. credit. holding. claim. chose in action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debt. money owed to one. credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claim. credit. receivable. chose in action. adjusted trial balance. lien. money on account. receivable item.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receivables and payables. assets and liabilities. owings and receivables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alacağı olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpaid. creditor. claimant. encumbrancer. obligee. payee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creditor. payee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creditor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Muhtelif renklerde leke ve pul peyda etmek, rengârenk olmak. Göz alacalanmak = Bulanmak, iyi görememek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli renklerde, rengârenk. Alacalı bulacalı = istenmiyecek, hoşa gitmiyecek surette çok renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mottled. pied. motley. multicoloured. speckled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motley. speckled. mottled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having many bright colours. spotty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli renkler taşıyan şeyin hali. mec. Sebatsızlık, mizaç değişikliği, karaktersizlik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Akan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çadır, çalı çırpıdan yapılmış kulübe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, eski Ah, vah I alackaday ünlem Yazık, eyvah!.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk oymaklarının (aşiretlerinin) çalı çırpıdan ve çitten meskenleri. Oba.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). neşe ve çeviklik, şevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی ای حال] her nasıl olsa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. elf.) elfler, binler. ok. Elf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلاف] binler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Avrupalı tarzında olan. Alafranga giyim, alafranga şarkı gibi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. alla franca

Batılıca

Frenklerin töre, âdet ve hayatına uygun, Frenklerle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

European style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imitation of European ways.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek çocuk biçimi kesilmiş kadın saçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fallow deer sığın.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليحده] tek başına, başlı başına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alâka) alâkalar, ilgiler, (bk.) Alâka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علائق] alakalar, ilgiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alâmet) alâmetler. (bk.) Alâmet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) işaretler, alametler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gökkuşağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علائم سما] gökkuşağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rainbow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kan pıhtısı, pıfıtılanmış kan parçası. 2. Sülük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علق] kan pıhtısı. 2.sülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. elâık). 1. İlişik, ilgi bağlılık, bağlanma, rabıta: Bizim işin o mesele ile alâkası yoktur. Bu iki madde arasında hiç bir şekilde alâka var mıdır? 2. Kalbten ilgi, gönül bağlama, aşk, sevişme, sevda, sevgi: Bir kıza alâkası vardı. Bir görüşte alâka peyda etti. 3. Münasebet, bağlılık, aidiyet: Onlarla benim hiç bir alâkam yoktur. Kızını onun oğluna vererek kendisiyle alâka peyda etti. 4. Malikiyet, tasarruf, müdahale hakkı, hisse: O çiftliğe, o madene sizin alâkanız var mıdır? (kimya) Münasebet. (Fr. affiniti). (tıp): Bir uzvun derdinin diğer bir uzva sirayeti. Fr. sympathie. Edebiyat. Mecâzî mânâ kullanmak için düşürülen münasebet. Rabıtalar. İnsanın ilişiği olduğu işler, münasebetler: Dünyevî, dünyaya ait alâkalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interest. concern. connection. relation. attachment. affection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. interest. connection. attachment. sympathy. concern. dealing. involvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علاقه] ilgi, alaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). ilgi uyandıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه بخش] ilgilendiren, ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. alâka: ilişik. F. dâşten: tutmak) alâkası ve ilişiği olan, münasebetli, hissedar: Bu işle ben de alâkadarım. Yeni yapılan fabrikayla siz de alâkadar mısınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. involved. connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connected. concerned. interested. involved. appertaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه دار] ilgili, alakalı. alâkadar etmek ilgilendirmek. alâkadar olmak ilgilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه داران] ilgililer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علاقدرالامکان] olabildiğince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to interest. to concern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). ilgilenmek, alâka duymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to show interest (in. to be interested (in. to feel affection (for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Münasebet ve ilişiği olan: O da bu işte alâkalıdır. 2. Aşık, gönül vermiş: Bir kıza alâkalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. involved. related.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. having a claim. pertinent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyah ve kül renginde karga. (Arapça: gurâb-ül-bîn).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gray jay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. à la carte

seçmeli yemek

Yemek listesinden seçilen, fiyatları ayrı ayrı hesaplanan yemek.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

à la carte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A la carte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İlgisiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconcerned. indifferent. not related. irrelevant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irrelevant. uninterested. indifferent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irrelevancy. indifference. lack of any connection. unconcern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tes. Alakıyye). 1. Pıhtı çeşidinden olan, pıhtımsı. 2. (Paleontoloji). Sülük cinsinden: Tâife-i alakıyye = Sülük cinsinden hayvanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft-boiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Geri tutmak, geciktirmek: Beni yoldan alakoydu. 2. Saklamak: Bunu sizin için alakoydum. (bk.) Bir de: alıkoymak ve alıkomak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Beneklerle, çizgilerle veya renklerle bezeyerek görünüşünü değiştirmek, kamufle etmek: Uçaklara karşı alalanmış bir fabrika.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konuşma kabiliyetinin yok oluşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. elem), elemler, acılar, (bk.) Elem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلام] elemler, acılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük odun gemisi. 2. Büyük balıkçı kayığı. 3. Böyle kayıklara mahsus büyük ağ, ığrıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large fishing boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علامات] işaretler, alametler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.) (c. alâmât, alâim). 1. Nişan, işaret, bilgilik: Müşterek sürülerde herkesin hayvanları alâmetlerinden belli olur. Hudutta alâmet çakarlar. O madalya, sahiplerine bir iftihar alâmeti olmak için verilir. Ta çocukluğunda, zekâ alâmetleri yüzünde görülürdü. 2. Eser, iz, emare: Oranın ordugâh bulunmuş olduğuna hiç bir alâmet görmedik. Ninova ve Babil şehirlerinin nihayet alâmetleri açığa çıkarıldı. Hırsızın hariçten girmiş olduğunu gösterir birçok alâmetler ele geçirdik. O, ihtiyarlıkta dahi yüzünde güzellik alâmetleri taşıyordu. 3. Remz, işaret : Zeytin ağacı dalı, eskiden beri sulh alâmeti kabul olunagelmiştir. Alâmet-i fârika = Bir şahsıh veya |eyin diğerlerinden ayrılması için kullanılan belirli işaret : Başçavuşların alâmet-i fârikası vardır. Her hastalığın bir veya birkaç alâmet-i fârikası vardır. Alâmet-i fârika nizamnamesi = İmal edilen nesnelerin biribirinden ayrılması ve taklide meydan verilmemesi için, sahibinin arzusuyla tescil olunan alâmete mahsus kanunî hükümler, tıp. Alâmet-i maraz = Her hastalığın kendine mahsus olan hali, Fr. phenomene. Alâim-i semâ = Eleğim sağma, (Türkçe tâbirinden galat olup, her şeyi Arapça’ya veya Farsça’ya tatbik etmek merakında bulunanlarımızın icadıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark. omen. sign. stamp. symbol. portent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symbol. sign. mark. omen. monstrous. enormous. augury. badge. brand. distinction. ensign. stamp. symptom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علامت] işaret, iz, alamet, belirti. 2.çok iri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İşaret, iz, nişan. 2.Remiz, sembol. 3.Belirti, emare. 4.Çok iri, şaşılacak büyüklükte (mec.).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Alâmet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trademark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared in a minute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared to order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Orman içinde açıklık, meydan. Fr. clairiere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ). Videolar, yeterince hızlı gösterildiğinde hareket yanılsamasına yol açan birçok fotoğraf kullanılarak oluşturulur. Bu fotoğraflardan her birine kare adı verilir. Birbirine geçmeli bir sistemde, her bir kare biri tek sayılı yatay satırları içeren ve diğeri çift sayılı dikey satırları içeren iki ayrı görüntüye daha bölünür. Bu yeni görüntüler, alanlar olarak da bilinir. Standard Tanımlamalı PAL ekranında, her saniyede 25 kare görüntülenir. PAL birbirine geçmeli bir standart olduğu için her bir kare alanlara bölünür. Bu nedenle, PAL’ye saniyede 50 alan verir (bu, genel olarak 50Hz olarak bilinir). Birbirine geçmeli biçimlerin aksine, 720p ve 1080p HD biçimleri, kareleri alanlara bölmeyen aşamalı tarama özelliğini kullanır. Aşamalı ekranlar, tamamen daha net görüntü elde etmek için tüm kareyi bir defasında gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recipient. susceptive. space. area. range. field. arena. region. sphere. ambit. compass. domain. extent. maidan. pitch. reach. realm. scope. theater. theatre. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. circus. compass. course. domain. extent. field. ground. land. pitch. place. range. realm. receiver. scope. space. sphere. square. tract. space. pitch saha. airfield. clearing kayran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wolfhound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. field. space. open space. compass. court. domain. extent. open. plaza. range. reach. scope. sphere. spread. public square. sweep. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Videolar, yeterince hızlı gösterildiğinde hareket yanılsamasına yol açan birçok fotoğraf kullanılarak oluşturulur. Bu fotoğraflardan her birine kare adı verilir. Birbirine geçmeli bir sistemde, her bir kare biri tek sayılı yatay satırları içeren ve diğeri çift sayılı dikey satırları içeren iki ayrı görüntüye daha bölünür. Bu yeni görüntüler, alanlar olarak da bilinir. Standard Tanımlamalı PAL ekranında, her saniyede 25 kare görüntülenir. PAL birbirine geçmeli bir standart olduğu için her bir kare alanlara bölünür. Bu nedenle, PAL’ye saniyede 50 alan verir (bu, genel olarak 50Hz olarak bilinir). Birbirine geçmeli biçimlerin aksine, 720p ve 1080p HD biçimleri, kareleri alanlara bölmeyen aşamalı tarama özelliğini kullanır. Aşamalı ekranlar, tamamen daha net görüntü elde etmek için tüm kareyi bir defasında gösterir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field survey. area study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agoraphobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Alan Seçimi özelliği, BRAVIA TV ses ve görüntü ayarlarını izlediğiniz alana göre otomatik olarak ayarlamak için farklı seçenekler sunar. Alan Seçimi düğmesi, BRAVIA uzaktan kumandasında kolayca bulunabilir. Sinema, Spor, Oyun gibi farklı seçenekler arasından birini seçebilirsiniz. İster büyük maçı ister gişe rekorları kıran yeni filmi izleyin; Alan Seçimi sayesinde ses ve görüntü ayarlarınız içeriğe mükemmel uyum sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony, çekim durumunuzun gereksinimlerini karşılayacak bir dizi önceden ayarlanmış fotoğraf makinesi ayar seçeneği sunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in utter confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Altüst, karma karışık, allak bullak: Evde ne varsa alan talan olmuş.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MEX kafa biriminin çift alan işlevi sayesinde, arka koltuk yolcuları DVD filmlerin keyfini çıkarırken, aynı anda ön koltuk yolcuları en sevdikleri radyo istasyonları ya da CD parçaları arasından istediklerini seçebilirler.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ülke alan, fetheden, fatih.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alanalp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alanalp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Moğ.) (Kadın İsmi) 1.Altın geyik. 2.Ünlü Moğol destanının kutsal sayılan kadın kahramanı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) -Altın geyik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) mü. Aiânîye). Açıkta olan, Aşikâr, görünen meydanda olan («alenî» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleniyet, (i. A.), t. Bir şeyin zâhir ve meydanda olması, gizli olmayıp gözönünde olması, alenilik: Mahkeme celselerinin alânîyeti. 2. Her şeyin zâhir hâli, dış görünüşü: Alânîyeti pek Alâ ama iç yüzünü kim bilir?

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nur).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Pınar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. i. alargo) (denizcilik). Açık deniz, engin: Alargaya çekilmek. Alarga etmek: Açığa çekilmek. Açık gel, yaklaşma, uzak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open sea. keep clear. at a distance. offshore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Rivâyet edildiğine, söylenenlere göre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tehlike anında herkesi haberdar etmek için verilen işaret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A summons to arms, as on the approach of an enemy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any sound or information intended to give notice of approaching danger; a warning sound to arouse attention; a warning of danger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sudden attack; disturbance; broil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sudden surprise with fear or terror excited by apprehension of danger; in the military use, commonly, sudden apprehension of being attacked by surprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mechanical contrivance for awaking persons from sleep, or rousing their attention; an alarum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To call to arms for defense; to give notice to of approaching danger; to rouse to vigilance and action; to put on the alert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To keep in excitement; to disturb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To surprise with apprehension of danger; to fill with anxiety in regard to threatening evil; to excite with sudden fear. a device that signals the occurrence of some undesirable event an automatic signal warning of danger fear resulting from the awareness

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm signal. alarm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fear resulting from the awareness of danger. a device that signals the occurrence of some undesirable event. an automatic signal warning of danger. a clock that wakes sleeper at preset time. fill with apprehension or alarm; cause to be unpleasantly surpri

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unsolicited message from a device, typically indicating a problem with the system that requires attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message, usually generated by the AEOLUS VAX process, indicating that the digital or analog status of a device is not within the tolerances set for it. a test of a training sample, usually used before the signature statistics are calculated An alarm hig

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A real-time indication or a signal of an abnormal situation or event Usually includes a Priority or Severity Code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sound or visual signal triggered by an error condition. Usually, an audio or visual warning to indicate that attention to the computer is required.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

SNMP message notifying an operator or administrator of a network problem See also event and trap. is an audible, visual, or physical presentation designed to warn the instrument user that a specific level of a dangerous gas/vapor concentration has been re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An electronic signal, transmitted to the monitoring facility Indicates that an emergency requiring follow-up has been de-tected When an alarm system is not monitored, the alarm condi-tion activates one or more sounding or visual indicating devices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A problem determination message sent to a network operator within a network management system Sometimes accompanied by an audible tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A watch feature that sounds an alarm at pre-set time or at regular intervals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Audible or visible warning signal that tells a network administrator that an error has occurred or there is a critical situation on the network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This feature causes the watch to sound at a pre-set time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Much the same as an alarm clock, an alarm watch will alert the wearer with beeps at a pre-set time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An event that occurs at a particular time It is like an alarm on a real alarm clock except that in order to determine whether it is 'ringing', an alarm is 'read' by an explicit application action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The report of a network event; also called a trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A visual or audio signal which signifies that an error has occurred or an abnormal condition exists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An audible or visible signal indicating abnormal or out-of-limit conditions in a plant or a control system [CMSG] Syn: Bell, Light, Siren. is the giving, signaling or transmitting to a public fire station or company or to an officer or employee thereof, w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fire: Automatic alarms are those received by electronic means from fire alarm systems They can indicate activation of smoke detectors, heat sensors, rate-of-rise detectors, wet or dry sprinkler systems Sprinkler activations are sometimes called waterflow

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A means of alerting the operator that a specified abnormal condition exists; examples: high pressure alarm, apnea alarm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alarm is related to any abnormal situation on the equipment that may endanger people, equipment, or material being processed GEM allows the host to be notified when alarm conditions are detected and cleared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Audible, visual, or physical presentation designed to warn the instrument user that a specific level of a dangerous gas/vapor concentration has been reached or exceeded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm , alert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tehlikeyi haber vermek; birdenbire korkutmak. alarmist (i). etrafı telaşa veren kimse. alarmingly (z). korku verecek surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; tehlike işareti; (ask). silâh başına çağrı; tehlike işareti veya dikkati çekme tertibatı, alarm. alarm bell bir tehlikeyi veya haberi bildiren çan. alarm clock çalar saat. burglar alarm hırsızı haber veren tertibat, alarm ter

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir tehlikeyi veya haberi bildiren işaret veya tertibat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Eyvah, yazık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Yerinden indirmek. 2. Yere vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Madenlerin eriyerek birleşmesi sonunda meydana gelen madde, halita.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alloy. amalgamation. composite. compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alloy halita.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alloy. composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alet), Aletler, (bk.) Alet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلات] aletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güneş doğmadan önce ufukta beliren karışık renkl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Derisinde benekler olan tay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Son asırda yanlış olarak «Türk Musikisi» yerine kullanılan tâbir, italyanca alla turca’dan gelir ki, «Türk tarzında» demektir ve Batı Musikisi’nde mehter musikimize benzetilmek istenen eserler için kullanılmıştır. Mızıkay-ı Hümâyûn’a gelen İtalyan müzisyenler tarafından musikimize verilmiş addır.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. alla turca

Doğuluca

Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the ottoman/turkish style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

system of timekeeping according to which the clock is set at 12 : 00 at sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squat toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علِی وجه] üzere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی وفق] uygun olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karışıklık, kargaşalık, herc-ü merc. 2. Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması: Karpuzları alavere ile sergiye, kiremitleri çatının üstüne attılar. 3. Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele. 4. Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi: Alavereli tulumba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uproar and confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speculator. stockjobber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Cemaat, güruh, kalabalık, fevç, topluluk. 2. Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler: Bir alay cahil, bir alay hırdavat. 3. Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi: Bayram alayı, sürre alayı. Askerlik. 3-4 tabur piyade veya 5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet: Piyade, Nizamiye, Redif, Süvari alayı. Alay İmamı = Osmanlı devrinde bir alay askere imamlık vazifesini yapan sarıklı subay. Alav Emini: Osmanlı devrinde bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir. Alay Beyi = Vaktiyle bir vilâyet sipahisinin başı, daha sonra jandarma alayının kumandanı. Alay KAtibi: Bir alay askerin yazı işlerini ifa eden subay. Miralay = Bir alay askerin kumandanı (Albay), kaymakamın üstü ve mîrlivânın astı idi ve bey unvanını taşırdı. Alay alay = Güruh güruh, yığın yığın. Alay Esvabı = Üniforma, resmî elbise. Alay etmek = Eğlenmek, istihza etmek, maytaba almak. Alay Sancağı = Her alaya verilen sancak. Alay Topu = Resmî günlerde ve teşrifat için atılan top. Alay kurmak = Vehimle uğraşmak. Alay geçmek = Birinin sözünü dinler gibi olup da başka şeyi düşünmekle meşgul olmak. Alay malay = Hep birden, takımı ile, pa.las pandıras. (Alay-ı vâlâ, Alây-ı mezkûr gibi Farsça terkipler, galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regimental. regiment. procession. parade. cortege. troops in line. teasing. mockery. ridicule. fun. mock. irony. banter. derision. fleet. gibe. jape. jeer. jest. jibe. leg-pull. persiflage. quiz. rub. scoff. sneer. taunt. wipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derision. gibe. mockery. regiment. ridicule. sarcasm. sneer. taunt. troop. jibe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in large crowds. in troops.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jeer. mock. rag. rally. sneer. taunt. tease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make fun of. deride. to hold in derision. gibe. guy. jest. josh. kid. rib. ridicule. roast. scoff. sport. taunt. twit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski bir çeşit fitilli tüfek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Herkesle eğlenmeyi seven, müstehzi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mocker. mocking. derisive. barbed. cynical. facetious. ironic. ironical. mordacious. shavian. snappish. sneering. wry. scoffer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cynic. derisive. ironic. quizzical. tease. teaser. disdainful. derisory. scornful. contemptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derisive. mocking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sarcasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Bulaşıklık, bulaşma. 2. Boş süs ve debdebe: Dünyanın alâyişine aldanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلایش] bulaşma. 2.gösteriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Debdebeli, tantanalı, alayla icra olunan. 2. Gizlice eğlenceli, istihzalı: Amma da alaylı yazmış. (Askerlik). Osmanlı devrinde mektepten çıkma? yıp alaydan, yani neferlikten yetişmiş subay. Mektepli karşılığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derisive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironic. sarcastic. sardonic. scornful. disdainful. derisive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derisory. ironic. legionary. wry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flame. blaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flame. blaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yılancık denilen şeyin bir nevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Alevde kızartmak veya ütülemek. 2. Kızgın demirle yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to singe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Alevde kızarmak. 2. Kan hararetinden kızıllık peyda etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be singed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical arrangement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bir müddet için bir yerde tutmak: Beni yatıya alıkoydular. 2. Bir kimsenin yapmakta olduğu veya yapmak istediği işe engel olmak: Adamcağızı yolundan alıkoydular. 3. Bir maksatla ayırıp bir kenarda tutmak: Bu defteri arkadaşım için alıkoydum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). En iyi, en Alâ, en yüksek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاعلا] en iyisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Eşyayı taşınabilir bir hale koymak için sarma veya sandığa yerleştirme işi, sarmalama, sandıklama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

package. packing. wrapping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

packing. boxing. package.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make up in packages. to do the packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

packer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

packaging. packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pack. to wrap up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pack. to wrap. bundle up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrapped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in bulk. without packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). badem gibi, bademe ait yahut bademden yapılmış; (i)., (tıb). badem sütü. amygdal'ic (s). bademden yapılmış. amygdalic acid badem asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aniline dyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ve ansılamak) (f.) (muzari: Ansalar). Taklit etmek, birinin taklidini yaparak kendisiyle eğlenmek. Soytarılık ve maskaralık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bric a brac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıtmaya karşı kullanılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tombul ve iri küçük çocuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Appalaş dağları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15 - 25 kilometre süratle çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişirme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi ‘sodyum azide’dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanıyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaNS’ün bulunduğu tüpe bir elektrik sinyali gönderir. Burada çok küçük bir spark oluşur ve bunun yarattığı ısıdan da NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15-25 kilometre süratlşe çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi “sodyum azide”dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanabiliyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzoz gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle bir alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzos gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle biri alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu, şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan

lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da bu özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar burada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde olduğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olur. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘arabalar görüldüğünden daha yakındadırlar’ şeklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. Şüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdan gösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da b özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar brada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde oldğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olr. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘’arabalar göründüğünden daha yakındırlar’’ şekklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. İüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdangösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki şey arasında biraz açıklık meydana getirmek. 2. Seyrekleştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to leave ajar. to open out. to space. to separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to leave ajar. to separate. to space. to open out. jar open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tek ve tenha olmak. 2. Seyrekleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be opened partway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

among. between. amongst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

among. between.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arasını açmak, aralık etmek, seyrekleştirmek, dağıtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth opened slightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «art» tan). 1. Katarın en gerisindeki deveye takılan büyük çan. 2. Hayvanın sağrısına konulan şilte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break down. to go out of order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break down. to go out of order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Sırtına almak. 2. Bir kimseye yardım etmek, müzaheret etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendisine yardım edilmek. 2. Birinin yardımına güvenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), rülen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) hastalanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Artıp geriye kalan. 2. Eski çağlardan beri görenekle sürüp gelen inanış, alışkanlık v.s.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارض حال] dilekçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. arz = İnha, beyan, hal = durum, aslı arz-ı hâl). 1. Bir iş için bir makam veya resmî daireye bir iş sahibinin verdiği dilekçe, istida-nâme: Arzuhal vermek, takdim etmek = Durumu arzuhalle ilgili daireye bildirmek. 2. (Tevazu ve zarafet yoluyla) Tahrirat, tezkere, arîza, müzekkere: Takdîm-i arzuhâl etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition dilekçe. istida.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. written application.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Okuyup yazması olmayan kimselere para ile dilekçe, mektup ve benzeri şeyler yazan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petitioner. street letter writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başka hayvan veya bitkilerin üstünde yaşayan ve ona zarar veren hayvan veya bitki. Tufeylî, parazit. 2. Başkalarının sırtından geçinen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasital. parasitic. parasitical. parasite. sponger. sucker. hanger-on. bloodsucker. endoparasite. free rider. freeloader. sponge. tufthunter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodsucker. drone. leech. parasite. sponge. sponger. hanger-on. moocher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasite. sponger. sponge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Asalak olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasitism. the character of as ponger. greasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden zifti; asfalt, maden zifti ile kum veya çakıl taşını karıştırarak yol yapımında kullanılan malzeme; asfalt yol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâli rahat olan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.“Ata”). Ünlü, namlı, şöhretli. Atalay Mahmut, Türk güreşçi. Balkan, Avrupa, Dünya ve Meksika Olimpiyatları şampiyonu oldu (1968).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mir’At.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Asya kıtasının güneydoğusundaki büyüklü küçüklü adaların tümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kil). kendi kendini idare eden, müstakil, başına buyruk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çığ). dağ1ardan yuvarlanan kar kümesi; heyelân.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Ay’ın kütlesi Dünya’nın 81’de biri kadardır ve bir gezegen uydusu olabilmek için çok büyüktür. Güneş sistemimizde başka örneği yoktur. Gerçi Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün de Ay’ın boyut ve kütlesine yakın uyduları vardır ama bu gezegenlerin kütleleri de dünyamızdan sırasıyla 318, 95 ve 12 kat daha çoktur. Bu durumda Ay’ın oluşumu özel bir problem niteliğini taşıyor. Dünyamızın tek doğal uydusu, uzaydaki en yakın komşumuz Ay, binlerce yıl önceki uygarlıklar tarafından Tanrıça olarak değerlendirilirken, zamanla düzenli hareketleri ile takvimin oluşmasını da sağlamıştır.

Yakınlığı nedeni ile gözlemlenmesi kolay olan Ay’ın 17. yüzyılın başından itibaren teleskopla incelenmesine de başlandı ve bu gelişim 1969 yılında Ay’a ilk defa bir insanın ayak basmasıyla son aşamasına geldi.

Bütün bu gelişmelere rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu hala bilinmiyor. Yaşının diğer gezegenler gibi dört küsur milyar yıl olduğu, şu anda dışında ve içinde hiçbir faaliyet olmayan ölü bir gök cismi olduğu, Dünya ile karşılıklı çekim gücü sonucunda denizlerde gel-git olayını yarattığı ve Dünya’nın dönüşünü gittikçe yavaşlattığı biliniyor ama nereden geldi, nasıl oluştu halen meçhul. Ayın oluşumu hakkında üç teori vardır. Birincisi, dünyanın oluşumunun başlangıcında çok hızlı döndüğü ve bu nedenle bir parçasının koparak Ay’ı oluşturduğu şeklindedir. Yapılan hesaplamalara göre bu kopma olayının meydana gelebilmesi için Dünya’nın o zamanlar kendi ekseni etrafında iki saatte bir dönüş yapması gerekiyordu ki, bilimsel verilere göre, bu, mümkün değildir. Ayrıca Dünya’mn ve Ay’ın yapılarındaki kimyasal birleşimlerin çok farklı olması ve bunun Ay’dan getirilen aytaşlarının analizleri sonucunda ispatlanması birinci teorinin doğruluğunu mümkün kılmamaktadır.

İkinci teori ise Ay’ın dünyanın yakınlarından geçerken, çekim alanına takılan bir gök cismi olduğudur. Bu tez, birinci teorideki kimyasal birleşim farkını açıklar ama bu şekilde, ayın hızını frenleyerek, yakalamayı sağlayacak büyük enerji miktarını bugüne kadar bilinen hiç bir oluşumun sağlayamayacağı hesap edilmiştir.

Üçüncü teoriye göre, Ay Dünya çevresinde dolanan, gaz, toz ve küçük taşlardan meydana gelen parçacıkların zamanla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Ancak bu da Ay’ın yörünge uzaklığını, neden büyük bir demir çekirdeğe sahip olmadığını ve kimyasal farklılığı açıklayamaz. Yani hiçbir teori ayın oluşumuna ait tutarlı bir açıklama getirememiştir.

Günümüzde Ay’ın tarihi çok iyi bilinmesine, 1969 ile 1972 yılları arasında Apollo projesi kapsamında üzerinde insanlar dolaşıp, dünyaya örnekler getirmelerine rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu halen büyük bir sırdır.

Öyle görünüyor ki, günümüz bilimindeki tüm gelişmelere ve bu yoldaki gayretlere rağmen, biricik uydumuz Ay, sırlarını şimdilik bize açıklamak istemiyor. Ancak şurası mutlak ki, Ay genetik olarak dünyamızın yavrusu değil. Nereden geldi, kim bilir?


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

Ekonomik ve fiziksel gerileme gösteren bölge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Babaları tutmak, öfkelenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a fit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakalorya; mezuniyet törenlerinde yapılan dini ayin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalamak, duvarlara kireç veya aşı boya şerbeti çekmek, badana vurmak: Badanacı evleri badanalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorate. whitewash. to whitewash. to decorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whitewash. to whiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalatmak, badana ettirmek: evi hangi badanacıya badanalattınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Güreşte hasmın bacağını kendi bacağiyle sarıp yıkmak.

Türkçe Sözlük by

Ülke

(The Bahamas) Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Kuzey Atlas Okyanusunda adalar grubu Florida eyaletinin güneydoğu kıyısı açıklarında Küba ve Hispaniola`nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 24 15 Kuzey enlemi 76 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 13940 km².

Kara: 10070 km².

Su: 3870 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 3542 km.

İklim: İki mevsimli yumuşak astropik iklimi büyük ölçüde Stream Körfezi Akıntısı ile Atlas Okyanusu meltemlerinin etkisi altındadır. Kasırga mevsimi Temmuz ortalarından kasım ortalarına kadar sürer.

Arazi yapısı: Bahamalar güney ve batısındaki karalardan derin kanallarla ayrılan bir denizaltı yükseltisinin su üstüne çıkmış uzantılarından oluşur. Adaların kıyıları mercan kayalıklarıyla çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Alvernia dağı 63 m.

Doğal kaynakları: tuz kereste tarıma elverişli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %67 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal kasırgalar su baskınlarına neden olarak zarar vermektedir.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 303770 (2006).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.5 (erkek 41799; kadın 41733).

15-64 yaş: %66.1 (erkek 98847; kadın 102074).

65 yaş ve üzeri: %6.4 (erkek 7891; kadın 11426) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.64 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.17 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.02 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.96 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 24.68 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.6 yıl.

Erkeklerde: 62.24 yıl.

Kadınlarda: 69.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 5600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Bahama.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %85 beyaz ırk %12 Asyalılar ve Hispaniola’lılar.

Din: Baptistler %32 Anglikanlar %20 Roma Katolikleri %19 Methodistler %6 diğer %23.

Dil: İngilizce(resmi) Creole (hem Avrupa hem de Asya soyundan gelen kişilerin konuştuğu dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.6.

Erkek: %94.7.

Kadın: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bahama.

ingilizce: Bahamas The.

Yönetim Biçimi: meşruti monarşi.

Başkent: Nassau.

İdari bölümler: 21 bölge; Acklins ve Crooked Adaları Bimini Cat Adaları Exuma Freeport Fresh Creek Governor›s Limanı Green Turtle Cay Harbour Adası High Rock Inagua Kemps Bay Long Adası Marsh Limanı Mayaguana New Providence Nicholls Şehri ve Berry Adaları Ragged Adası Rock Sound Sandy Burunu San Salvador ve Rum Cay.

Bağımsızlık günü: 10 Temmuz 1973.

Milli bayram: Kur


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Kıç altında olan top delikleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yavru, beçe, çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yüksek, yukarı, zîr ve pest mukabili, Osm. Alî, refî’. Kadd-I bili = Yüksek boy. Bili-perviz = Kendini olduğundan yukarı tutup övünen. Rütba-i bili = Son asır Osmanlı mülkiye teşkilâtında rütbe-i Ülâ sınıf-ı evveli ile vezâret arasında bir yüksek sivil rütbe (askerî rütbelerden orgenerale eşitti): Rütbe-i bâlâ ricâlinden. Kad, kamet, boy. Dübili = İki ket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. baby yavru. çocuk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term applied to 19th century raiders penetrating the Grassfields. 'powers' Among various groups of powers the following five are most frequently met with in the texts: faith , energy , mindfulness , concentration , wisdom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالا] yukarı, üst. 2.boy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çocuk yavru. 2.Yüksek, yüce, yukarı, (bkz.Ali). 3.Azat. 4.Yedek atı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uzun boylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yukardan alan, yüksekten atan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Daha veya pek yüksek ve üstün, Alâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İsraillileri lanetlemesi emrolunduğu halde, bindiği eşek tarafından azarlanınca onları takdis eden Mezopotamya lı aziz; k.h., argo gazete sütunlarını icabında doldurmak için hazır bulundurulan havai yazılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BELBAN (i. Bulgarca’da ayıya derler). 1. Gezdirilip oynatılan ayı: Ne toplandınız, balaban mı oynuyor? 2. İri cüsseli insan veya hayvan: Balaban adam, doğan. 3. Büyük davul tokmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sturdy. fat. huge. large.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çocuk bekçisi. 2.Gürbüz canlı, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gıyasu’d-Din Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek tarafından İltutmuş’dan sonraki en büyük hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bittern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. irileşmek, şişmek, İri ve şişman olmak. 2. Lakırdıyı ağızda çiğneyip sarhoş gibi söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Balanbanlanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالابلند] uzun boylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالاخانه] tavan arası, çatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Üstün, asil kanlı. Değerli soy mensubu. Balahatun: Şeyh Edebali’nin kızı ve Osman beyin karısı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balalayka, gövdesi üç köşe olan Rus mandolini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ukraynalılar ve Ruslar’ın millî çalgısı. Gitara benzer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Balaban).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski bir Türk kağanı. (IV. yy.) Alanları ve Ostrogotları yenerek batıya sürdü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

balance of trade ticaret dengesi, ithalât ve ihracat arasındaki para kıymeti farkı balance sheet bilanço balance wheel nâzım çark credit balance alacak bakiyesi, matlup bakiyesi debit balance zimmet bakiyesi, borç bakiyesi hang in the balance muallâkta ol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tartmak, dengelemek, muvazene sağlamak; eşit olmak, dengeli olmak; tereddüt etmek, dansta aksi istikametlerde hareket etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dengeli, muvazeneli. be well balanced denk gelmek, muvazeneli olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

car wheel balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالاپرواز] yükseklerden uçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnce tahta, pedavra.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

lal yakut, açık pembe yakut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İn.). Demiryollarında traverslerin altına, şoselerde de düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş kırıntıları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballast. lastage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brake lining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A West Indian sapotaceous tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bully tree ; also, its milky juice , which when dried constitutes an elastic gum called chicle, or chicle gum. a hard-wooded tropical tree yielding balata gum and heavy red timber when dried yields a hard substance used e.g. in golf balls.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brake lining. facing. liming. packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rubber like material used for making soft golf ball covers Example: Balata covered golf balls yield a high spin rate and lots of feel, but don't offer much durability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Narural or synthetic compound used to make the cover for top-standard golf balls Its soft, elastic qualities produce a high spin rate and it is favoured by tournament players. rubber like material used for making the outermost layer of a golf ball softer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Balaban).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nar, kurutulmuş nar çiçekleri, nar ağacı kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Evlilik hayatının ilk ayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honeymoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honeymoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Balta ile (orman vesaire) kesmek: Bu ormanı hiç baltalamamışlar, bu ağacı baltalamalı. 2. Yıkmak, devirmek, harap etmek: Eski evi baltaladılar. 3. Kırıp geçirmek, berbat etmek. 4. Hacamat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cripple. sabotage. undermine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sabotage. to frustrate. to block. to strike with an axe. to hew down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailing. fagoting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bale. shock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be made into bales.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

BAŞKALAŞMA (i.) (y. k.). 1. (jeoloji). Bir kültenin fizik ve kimya bakımından değişmesi, istihale. 2. (biyoloji). Bazı hayvanların hayatı boyunca uğradığı biçim veya yapı değişimi, istihale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. transfiguration. meta-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. metamorphism istihale. metamorfizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başka türlü olmak, değişmek, tagayyür etmek, gayrılaşmak, diger-gûn olmak: Ben görmeyeli bu adam başkalaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to metamorphose. to change. to alter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to change. to grow different.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphose. transmogrify. vary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar sertliği ve kalp hastalıklarıdır. Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır. Arkasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır. Ayrıca aşağıdaki reçeteleden biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuzlu su, havlu.

Hazırlanışı : Küçük bir havlu, tuzlu suya batırılır ve hastanın alnına konur. Sık sık değiştirilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kurban ve şeker bayramlarında camilerde okunan salât. Türk musikisinin dinî musiki kısmının cami musikisine ait bir formudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâli kötü, kötü halli, fena bir halde bulunan, düşkün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import without foreign exchange transfer. import with waiver. unpaid non-quota imports. non-cost import. imports free from payment. import without waiver. imports free of payment. import without velue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yan, taraf. on behalf of (birisinin) namına, adına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (aslı: be-hemehâl). Mutlaka, ne yapıp yapıp, ne olursa olsun, her halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in any case. no matter what happens. for sure. come what may.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بهه حال] her halükârda, mutlaka, ne olursa olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Halk arasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, eyyi = herhangi). Herhâlde, behemehâl, her nasıl olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, eyyi = herhangi). Herhâlde, behemehâl, her nasıl olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dikkatsiz, kayıtsız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. iki başlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی مبالات] kayıtsız, umursamaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bundan dolayı, bunun üzerine.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Primary Market)

Menkul kıymetleri ihraç eden şirketler ile tasarruf sahiplerinin doğrudan doğruya karşılaştıkları piyasalardır. Diğer bir anlatımla, menkul kıymetlerin ihraçcı kuruluşlarca tasarruf sahiplerine ilk kez satışa sunulduğu piyasalardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = harf-i cer, el = harf-i tarif, külliyet = umumiyet, bütünlük). Bütün bütüne, tamamen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn the helm to the lee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bocalamak, şaşırmak, kararsızlık göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

falter. flounder. vacillate. waver. wobble. to falter. to flounder. to stumble. to waver. to vacillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to veer. to falter. to act in a confused manner. baffle. flounder. fluctuate. to get oneself tied up. vacillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bohçaya sarmak, bohça içinde istif etmek, paket yapmak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bölge Paneli Hizalama özelliği renk yönetimindeki boşlukları telafi eder. Ev sinema projektörünüzdeki SXRD™ panellerini hareket ettirmek hizalamayı geliştirir ve Bölge özelliği de ekranın çevresindeki kırmızı ve mavi anormallikleri sadece 0.1 piksel adımlarda çekebilmenizi sağlar. Sonuç ise daha keskin ve daha net bir görüntüdür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir yere hava, deniz veya karadan bomba atmak, topa tutmak, bombardıman etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blast. bomb. bombard. to bomb. to bombard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bombed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boya ile örtmek, lekelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boyaya bulaşmak, boya sürülmek.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Özellikle kağıt para devrinden önce, alışverişte kullanılan paralar altın ve gümüş içeriyorlardı. Her devirde olduğu gibi, o devirde de bulunan bazı düzenbazlar, bu paraları kenarlarından kazıyarak, çok az miktarda da olsa, bu değerli madenleri biriktiriyor, parayı da tekrar kullanabiliyorlardı.

O devirlerde tüccarlar, parayı tartıyorlar ve ağırlığı eksikse kabul etmiyorlardı. Tabii, para da elinizde kalıyordu. Antik para kataloglarında dikkat ederseniz, paraların büyük bir kısmının tam yuvarlak olmadığını görürsünüz.

Bu sorunu çözmek ve halkı eksik paraya karşı korumak için bozuk paraların kenarları tırtıllı yapılmaya başlandı. Bu tırtıllar sayesinde paranın kenarının kazındığı hemen belli oluyordu ve kenarı kazınmış parayı kimse almıyordu.

Bu adet günümüze kadar devam etti. Artık içinde değerli bir maden bulunmamasına rağmen, bozuk paralarımızın kenarlarında ya tırtıl ya da bir yazı vardır.

Günümüzde madeni paralar ‘bozukluk’ veya ‘ufaklık’ adı altında sadece küsuratları ödemede kullanılıyor. Bozuk paralar da para olma niteliklerini kanundan almalarına rağmen, kullanılmalarında bazı sınırlamalar vardır.

Gerek kağıt, gerekse madeni para olsun, her ikisiyle de yapılan ödemeleri kabul etmemek mümkün değildir. Buna ‘Kanuni Tedavül Mecburiyeti’ denilir ki, kağıt paralarda bu mecburiyet sınırsızdır. Ödenen miktar ne kadar büyük olursa olsun, bunu karşı taraf kabul etmek mecburiyetindedir.

Madeni paraların ise mecburiyeti sınırlıdır. En çok üzerlerinde yazan değerin 50 katını tamamen bozuk para ile ödeyebilirsiniz. Örneğin 50 bin liralıklarla, 2,5 milyona kadar ödemelerinizi yapabilirsiniz ama daha fazlasını da bozuk para ile ödeme isteğinizi karşı taraf kabul etmeyebilir.

Kağıt paraların Merkez Bankası tarafından basıldığı bilinir de, madeni paraları Maliye Bakanlığı’nın çıkardığı pek bilinmez. Madeni paraların toplam para stoku içindeki oranı da yaklaşık yüzde l civarındadır.

Hiç dikkat ettiniz mi? İnsan yüzleri kağıt paralarda önden, madeni paralarda ise yandandır. Madeni paralarda yer çok küçük olduğundan, kabartma tekniği ile bir yüzün tam detayını vermek mümkün olamamaktadır. Yandan bir profil kişiyi daha iyi tanınır kılmaktadır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Büyük İskender'in savaş atı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmak, akıllı olmayan, kafasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. «bedii» in cem’i olan budalâ» dan ki abdâl ile aynı mânâdadır). Akılsız, ahmak, bön, ebleh. Para budalası = Paradan başka bir şey düşünmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fool. dullish. barren. chumpish. clownish. doltish. dreary. sappy. zany. fool. chucklehead. clod. jackass. juggins. noddy. noodle. prune. simple simon. soft. twit. zany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boob. daft. dim. dope. dopey. fool. silly. sucker. twit. stupid. birdbrained. blockheaded. dumb. mad on. silly about. idiot. gull. half-wit. ass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fool. clod. clueless. dopey. goofy. imbecile. inane. kooky. muggins. nitwit. sappy. silly. simple. simpleton. stupid. thick. touch in the brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ahmakça, eblehçe: Budalaca bir harekette bulundu. 2. Az ahmak, ahmağa benzer, pek akıllı olmayan: Budalaca bir adamdır. Ahmahça, ahmahlıkla, eblehlikle: Budalaca hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloddish. foolish. preposterous. senseless. witless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmaklık. Ar. hamâkat, belâhat: Onun budalalığı Aşikârdır. Bir budalalık etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolishness. stupidy. madness. idiocy. imbecility. jig. stupidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave foolishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بخلا] cimriler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

El ve ayak bilekleri herhangi bir kaza sonucu burkulabilir. Bu gibi durumlarda, bilekte ağrı ve şişme görülür. Yapılacak ilk iş, burkulan yeri rahat bir duruma sokmaktır. Sonra aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Burkulan yere çiğ lahana yaprağı sarılır. 15 dakikada bir değiştirilir.


Sağlık Bilgisi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بلندبالا] uzun boylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özellikle Musevilerce Kitabı Mukkades'in bâtıni tefsiri; bâtıni bilgi, sır. cabalism (i). Kitabı Mukaddes'in Musevilerce bâtıni tefsiri. cabalist (i). bu çeşit tefsir yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çabalamak İşi. (bk.) çabalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort. struggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

struggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. El, ayak oynatıp direnmek: Çamurun içine düşmüş çabalayıp duruyordu. 2. Çok çalışmak, uğraşmak, cehd etmek: Derse çabalıyor. Boş yere çabalama, o işi nasıl olsa başaramazsın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endeavor. scramble. strive. endeavour. struggle. work. go for. exert oneself. go after. hump oneself. strain. strain at. study. tug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endeavour. labour. seek. strive. struggle. to endeavour. to strive. to struggle. to labour. to labor. to exert oneself. to make an effort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make efforts. to strive. to struggle. endeavour. essay. labour. seek. shoot at. wrestle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). El ayak oynatarak deprenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabalamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit balina, kadırga balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çağla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Bir isimden önce kullanılarak onun devamlı şekilde, muttasıl, şiddetle ve pervasız olarak kullanılmasına delâlet eder: Çalakılıç = Devamlı kılıç çalarak. Çalakırbaç = Şiddetle ve devamlı kırbaç vurarak. Çalakalem = Süratli ve gelişi güzel, itinasız yazmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sukabağı; sukabağından oyulmuş su kabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ABD, (k).dili hapishane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). 1. Isıran. 2. Azgın (köpek), çıyan. Çalagan otu = Isırgan otu. 3. Atmaca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serî hareketli, eline ve ayağına ;abuk, hafif (ekseriya aynı mânâda olan cüst ile beraber kullanılır): Cüst ü çâlâk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چالاک] çevik, kıvrak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writing hastily and without deliberation. scribbling sth down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چالاکی] çeviklik, kıvraklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daha çok 18. asırda kullanılan desenli ve parlak yünlü kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Seylan ve Hindistan'da bulunan ve kerestesi oymacılıkta kullanılan sert bir ağaç, (bot). Diospyros quaesita.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (min). tutya taşı. calamine lotion kalamin losyonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). belâ, felâket, afet. calamitous (s). felâketli, felâket getiren, vahim, belâlı. calamitously (z). felâket ve belâ getirerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hintkamışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Tanrı. 2.Ateş. -İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanrı kulu- Abdullah.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanrı’nın övgüsüne mazhar olmuş kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanrı, Mâbûd, Mevlâ, Hudâ (bu kelimenin aslı «çelîpâ» olup vaktiyle birtakım Süryanîler, Türkistan ve Moğolistan’a girdikleri vakit bu kelimeyi yaymışlardır). Ondan evvel «Tanrı» derlerdi ki, bu da muhtemelen Çince’den gelip asıl Türkçe’si «Uğan»dır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zil, çıngırak, çan gibi şeyler çalacak düzeni olan, çalıcı: Çalar saat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repeater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm clock. repeater. travelling clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çeviklik, eline, ayağına çabukluk, tezcanlılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit hafif atlı araba; açıIır kapanır araba tentesi; kadınların eskiden giydikleri bir çeşit başlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

churning. joggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalamak, (bk.) Çalkamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. whip up. shake. shake up. slosh. swash. rinse out. rinse. churn. rouse. swill. swill out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. beat. churn. jiggle. shake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agitate. to shake. to rinse. to wash out. to beat. to vibrate. to float. churn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitation. disturbance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalanmak, (bk.) Çalkanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tossed around. to shake oneself. to be rough. to be talked about everywhere. oscillate. slosh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalatmak, çalkalamasını temin etmek, çalkatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa ile kazmak: Bağı vaktinde çapalayamadık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa ile kazılmak: Bu mevsimde bağ çapalenmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa vurdurmak, çapa ile kazdırmak: Bağı kime çapalatıyorsunuz?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardinallik makamı; kardinaller zümresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İki ordunun ileri karakolları harbe tutuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). (bk.) Delta.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sepet; çanta; geniş kapsamlı şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derme çatma, değerşiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEHALET) (i. A.). Bilmezlik, nâdanlık, ilimden mahrum ve her malûmattan habersiz olma: İnsanlığın en büyük kısmı hâlâ cehâlet karanlığı içindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance. illiteracy. darkness. night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance. illiteracy. unculture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهالت] cahillik, bilgisizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tow rope. hauling cable. trail rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funeral procession. formal procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başa ait, kafa ile ilgili; baş gibi, kafa cinsinden. cephalic index kafatasının en uzun ve en geniş noktaları arasındaki oranın yüz ile çarpımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kefalonya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kafadanbacaklı. Cephalopoda (i)., (çoğ)., (zool)., kafadanbacaklılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kabuklular ve örümcek gibi eklembacaklılarda baş ve göğüs kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başlı, kafası olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be punished. to be penalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chastisement. correction. penalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza vermek, cezaya uğratmak, mahkemece cezasını tayin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. gyp. punish. penalize. castigate. cop it. correct. crime. discipline. dish out. plague. scourge. slate. smirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline. do. penalize. punish. scourge. to punish. to penalize. to discipline. to castigate. to fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to punish. to penalize. chasten. correct. discipline. knock hell out of. scourge. smite. sort out. strafe. straighten out. trounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza görmek, cezaya uğramak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). iç göbek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kadıköy yakasının eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalseduan, Kadıköytaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakır veya pirinç üzerine hakkaklık sanatı. chalcographer (i). bakır veya pirinç üzerinde çalışan hakkâk. chalcograph'ic, chalcograph'ical (s) . bakır ve pirinç hakkaklığına ait veya onunla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakırlı pirit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Kildani; müneccim, büyücü; Arami dili; (s). Kildanilerin üIkesine ait; müneccimlikle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (eski). 32 veya 36 kilelik kömür, kireç vb'ni tartmada kullanılan bir ingiliz ağırlık birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Alplerde görülen dağ evi; alçak ve geniş saçaklı villa veya köşk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (şiir). kadeh; ayin esnasında kullanılan kadeh; kadeh biçiminde gonca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tebeşirle yazmak veya işaret koymak; tebeşirle beyazlatmak; tebeşirle karıştırmak; rengini açmak. chalk up kazanmak, sayı veya puan kaydetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tebeşir; tebeşirle konan işaret; veresiye verilen her içki, yemek, çay vb. için çekilen çizgi. chalk line tebeşirlenmiş iple çizilen çizgi. cbalk talk tahtaya tebeşirle resim ve şekil çizerek konuşma. chalklike (s). tebeşir gibi. chalky (s). tebeş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). meydan okuma, mücadeleye davet; bir konuda açıklama yapmaya çağırma; (ask). nöbetçinin dur emri veya kimlik sorması; (huk) hâkim veya jüriyi reddetme; (ABD). oy pusulasının geçersizliğinin veya seçmenin yetersizliginin iddia edilmesi; (f). me

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yün veya suni ipekten yapılmış desenli ve düz dokunmuş kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). klarnetin en pes perdesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). demirli, içinde demir tuzları olan; (i). demirli su veya ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cihânın büyüğü olan, pâdişâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polishing. finishing process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cilâ vurmak, cilâ sürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burnish. lacquer. polish. varnish. to polish. to shine. to finish. to burnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to finish. to varnish. to shine. burnish. polish. surface. veneer. wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çıra koymak ve tutuşturmak, yakmak, alevlendirmek. 2. mec. Fesat karıştırmak, kötüleştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). eşit kuvvetle karşı koymak; telâfi etmek; denkleştirmek; (i). karşılık, eş ağırlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk dinî musikisinin cami musikisi dalında, cuma günleri okunmaya mahsus güfteli bir şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük taklak. Cunbalağı atmak = Ölmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهال] cahiller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Tibet Budistlerinin baş rahibi ve başkanı Dalay Lama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Midenin sol tarafında İki yüz gram kadar ağırlığında bir iç organ ki, kanlı, siyahımsı ve gevşek bir dokudan ibarettir. Dalak şişmek = 1. Nefes darlaşıp koşamamak. 2. Hiddet etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harpte esir tutulup satılan. Kız dalağı = Eskiden harpte zabtolunan ülke ahalisinden tutulup halayık gibi satılan kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splenetic. splenic. spleen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spleen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spleen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karın boşluğunun solunda, midenin arka tarafında bulunan dalak; eskimiş kırmızı kan hücrelerini yok eder, gerektiği zaman da yeni kırmızı kan hücreleri imal eder. Sıtma ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklar veya kansızlık sonucu dalak hastalanabilir. Dalak ağrısı, dalak büyümesi, dalak şişmesi ve dalak zafiyetinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pazı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 2 tutam pazı konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Eğreltiotugillerden bir bitki, duvar sedefi (dichapelatum).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kurtluca): Eğreltiotugillerden; sıcak bölgelere yetişen bir bitkidir. Güzel kokulu, pembe çiçekleri vardır. Yapraklarının üstü parlak, altı donuk yeşil kadife rengindedir. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, vücuda kuvvet verir. Dizanteri ve ishali keser. Nefes almayı kolaylaştırır. Öksürüğü keser. Karaciğer ve mide hastalıklarının iyileşmesine yardım eder.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Dalâlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğru yoldan sapma, yolu kaybetme, azma: Dalâlete düşmek, dalâlet yolunda pûyân olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضلالت] sapkınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakmak, acıtmak, kavurmak: Isırgan daladı, ebegümeci daladı. 2. Isırmak, dişle koparmak: Ayı dalamış. 3. Vurup kapmak, yağma ve talan etmek, tutup esir etmek: Kız dalamak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Biçim, şekil. 2.İnce, narin, zarif.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültülü boğuşmalı kavga, arbede, dalaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fight. dogfight. affray. battle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust up. rumble. scrap. tangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalaşma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğuşup ısırışmak, itişe boğuşa kavga etmek: Köpekler dalaşıyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight savagely. to quarrel violently. bandy. stir about. tangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Hile, sahtekârlık; el altından yapılan kötü iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheating. maneuver. manoeuvre. trick. intrigue. ploy. fiddle. swindle. jobbing. rigging. chicane. deception. do. gammon. gerrymander. hanky-panky. rouser. sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick. man euver. intrigue. bubble scheme. guile. manipulation. shenanigans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalavere yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. crafty. trickster. intriguer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intriguer. trickster. artful. cheat. jesuitical. manipulatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roguery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Deniz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Deniz adamı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Talazlanmak vs. (bk.) Talaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. denizcilik). Flikaların küpeştesine baştan kıça kadar boyuna konan tahta. (bk.) Talazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dalgalı hale getirmek, dalga çıkarmak, talazlandırmak. Osm. temvîc etmek: Lodos denizi dalgalandırdı. 2. Dalgalı göstermek. Osm. temevvüc ettirmek: Rüzgâr, çayırları dalgalandırıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wave. to agitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make waves in. to wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undulation. fluctuation. ripple. roll. ruffle. surge. surging. sway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll. surge. fluctuation. undulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluctuation. undulation. waviness. surging. waving. rolling. undulating. oscillating. wave motion. surge. oscillation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dalga peyda etmek, dalgalı olmak. Ar. temevvüc. Osm. telâtüm etmek: Lodostan deniz dalgalandı. 2. Dalgalı görünmek, temevvüc etmek: Rüzgârdan saçları dalgalanıyordu. 3. Dalgalar peyda ederek yürümek veya koşmak: Koyun sürüsü dalgalanıyordu. Bayrak dalgalanmak = (bayrak) Rüzgâr tesiriyle kıvrılıp açılmak. Mecâzen de kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billow. surge. to wave. to undulate. to billow. to become rough. to float. to fluctuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become rough. to be waved. to float. to change with the market. fluctuate. oscillate. roll. surge. undulate. wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stigmatization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Damga vurmak, damga ile işaretlemek: Binek hayvanlarını aldıkları vakit damgalarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamp. mark. stigmatize. print on. seal. print. brand. impress. incuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand. imprint. print. seal. stamp. to stamp. to mark. to seal. to print. to brand. to stigmatize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affix the seal. to stamp with a stamper. to cancel. to stigmatize. brand. stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir vasıta ile damgalı hâle getirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be stamped. to be stigmatized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaba ve terbiyesiz, iri bedenli ve kaba davranışlı, sade vücut beslemiş akılsız ve terbiyesiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bone-headed. half-witted. crass. bonehead. bumpkin. boob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockhead. twat. stupid. birdbrained. blockheaded. dummy. cretin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. fool. idiot. air head. blockhead. crass. fart. fathead. fucker. jay. know nothing. known nothing. lug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bilhassa harbin) kuvvetini azaltmak; azalmak, ehemmiyetini yavaş yavaş kaybetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time after time. over and over. again and again. time and again. numbers of times. times without numbers. tons of times. scores of times. for the nth time. for the umpteenth time. repeatedly. always. fast. heaps of times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repeatedly. again and again. over and over again.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time and again. on a number of occasions. again and again. at different times. dozens and dozens of time. plenty of times. on more scores than one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir kimsenin merhametine yahut himayesine sığınma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دخالت] karışma. 2.sığınma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dehliz). Holler, koridorlar, dehlizler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دهاليز] dehlizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. delâlet). Yol göstermeler, alâmet olmalar, kılavuzluklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Dengenin sanatta nasıl kullanıldığı “tahtaravalli” modeli ile kolayca anlayabilirsiniz. Aynı kilodaki iki kişi «simetrik» olarak oturduklarında oluşan denge, farklı kilolardaki kişilerle de «asimetrik» oturmalarla sağlanabilir; bu ikinci hâl «dinamik denge» olarak da nitelendirilebilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. zooloji). Yumuşakçalardan, kalın ve kıvrık kabuklu bir deniz böceği (conus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça der = zarf edatı, Arapça hâl = zaman). An? olarak, ansızın, hemen, vakit kaybetmeksizin: Bunu işitince derhal kalkıp gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediate. immediately. instantly. right away. now. in no time. in an instant. instantaneously. at a word. anon. bang off. right of the bat. forthwith. out of hand. instanter. at once. in a jiffy. pronto. therewith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directly. forthwith. immediately. straightaway. at once. instantly. right away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at once. immediately. as soon as. directly. forthwith. in continenti. in praesenti. instantly. momentarily. on the nail. promptly. pronto. soon. straightaway. thereupon. in one's track. whip and spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [درحال] hemen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bulaşık el, bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iki başlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). ara beyin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu akıllı kopyalama teknolojisi, Sabit Disk Sürücüsü’nden (HDD) bir DVD diskine kopyalama yaparken en iyi resim kalitesini korur. Veri bir HDD üzerine kaydedildiğinde, Sony HDD / DVD kaydediciler filmi analiz eder ve sonuçları veri olarak saklar. Ardından, kaydedici bu veriyi verimli bir biçimde bir DVD diskine kopyalar. En iyi sonuçları elde etmek için, HDD’nize kaydederken HQ+ veya HQ modlarını kullanın.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Tabiî kalsiyum, magnezyum ve demir silikatı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doliko sefal, uzunkafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (botanik) Asklı mantarlardan bir bitki, yer mantarı (tuber melanosporum). 2. Yumru çıban, veba çıbanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trüffel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Üşümenin en ağır şekline donma denir. Donan kişiyi birdenbire ısıtmamak gerekir. Böyle durumlarda yapılacak ilk iş; vücuda bir battaniye sarıp, ılık bir yere taşımak; orada başı hafif geriye doğru olmak üzere sırtüstü yatırmak, kol ve bacaklarını soğuk su ile iyice ovmaktır. Limonsuyu ile masaj yapılabilir. Aşağıdaki reçeteler de aynı amaçla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ceviz yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 tutam ceviz yaprağı konur. Kaynatılır. Ilıdıktan sonra, vücut bu suyla iyice ovulur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.) Dörtnal koşarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at a gallop. at full speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at a gallop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. to file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to file. to put in a file. to classify. to throw into the discard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be filed. to be put in its file. to be classified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İki kat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Duraklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pause. to come to a stop. to hesitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hal üzere kal, olduğun gibi kal*

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهالی] ahali, halk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهل حال] halden anlayan

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکحال] sürmeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şimdiki halde, hâlen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimdiki halde, bugünkü günde, elyevm, hâlâ, henüz: Necd’in bedevî Arablar’ı el-hâletü hâzihi Arapça’nın fasihini söylüyorlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الحالة هذه] şimdiki, günümüzdeki

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امهال] mühletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. beyne ait, dimaği. enceph'aloid s. beyin maddesine benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. beyin iltihabı, ansefalit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyin, dimağ, ansefal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük deniz, okyanus.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) düğün kasidesi, düğün için yazılan şiir veya şarkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Namazın usulleri. 2. Yol, usûl, Adâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) (ezandaki «hayye aie’s-saiâ» dan). Meydan okuma tâbiri, kendine güvenen meydana çıksın! İşte meydan: Aşk ateşine tahammül eden varsa essalâ!

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) merdiven dayayarak duvar aşma, müstahkem bir yere merdivenleçıkıp hücum etme; (f.) merdivenle çıkıp hücum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yükseltmek, yükselmek (fiyat, maaş); kızıştırmak, kızışmak (savaş,anlaşmazlık); artırmak, artmak. escala'tion (i.) artış, yükseliş, kızışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yürüyen merdiven. escalator clause (i.), A.B.D. hayat pahalılığına göre ücret artışlarını ayarlamak üzere toplu sözleşmelere konan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) shallot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

household.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house. household.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house. household. domestic staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) soluk alıp verme, nefes verme; soluk, nefes; herhangi bir şeyden çıkan koku veya buhar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) nefes vermek, buhar çıkarmak, koku saçmak, buhar ve koku hâlinde çıkmak, nefes alıp vermek. exhalant (s.) dışarı veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (tıb.) egzoftalmiye ait, göz küresinin fırlamasına ait exophthalmic goiter guatrdan meydana gelmiş egzoftalmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) hastalık sebebiyle gözün ileriye fırlaması hali, egzoftalmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (astr). Samanyolu'nun dışında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. eyâlet). Eyâletler, umumî valilikler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ایالات] eyaletler. 2.memleketler, topraklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Uyku, insana kaslarını ve diğer dokularını onarma, yaşlanan veya ölen hücrelerini yenileme şansı verir.

Uyku, insan beynine hafızasındaki bilgileri düzenleme, gereksizleri unutma ve arşlivleme şansı verir. Rüyalar da bu işlemin bir parçasıdır.

Uyku, enerji tüketimimizin miktarını azaltır. Bu nedenle günde dört-beş kez yerine üç öğün yemekle yetinebiliriz. Gece karanlığında zaten hiçbir şey yapamayacağımızdan, anahtarı kapatarak enerji tassarrufu yaparız.

Uyku, bütün gün çalışan beynin bir şarj süresi olabilir. Diğer organlardaki enerji harcamasını kısarak, beyin hücre aktiviteleri için gerekli olan enerjiyi artırabilir.

Uyku hakkında tüm bildiğimiz, geceleri iyi bir uyursak, sabahları kendimizi iyi hissettiğmiz, hem vücudumuzun, hem de beynimizin yeni bir gün için kendisini tazelediği olgusudur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Sabah aydınlığı. 2. Tomruk, falaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eskiden suçluları ve öğrencileri cezalandırmak için kullanılan Alet. Orta tarafında ayakları sıkıştırmaya mahsus ip geçirilmiş bir sopa ile tabanlara vurmaya mahsus bir sopadan ibaretti: Falakaya çekmek, falaka değnek getirtti, falakaya yatırmak, falaka vurmak. 2. Bazı manivela işlerini yapmak için kullanılan ucu iple bağlı ağaç parçası 3. (denizcilik). İki ucu bir yere bağlı bir parça halat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastinado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastinado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلقه] falaka, ayağa sopa atarak acı çektirmek için hazırlanan düzenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Felâket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Belirsizlik zamiri ve eş mânâlı takımların ikinci unsurudur. Belirsiz olarak ismin yerini tutar: Falan geldiği zaman şöyle yaparmış, filan gelince böyle edermiş... Falan tarihte falan kişi görmüş... Falan filân yahut falan feşmekân. Küçümsenen şeyler, vaziyetler hakkında kullanılır: Yok gönlünü almamışız, yok kalbini kırmışız, falan filân. 2. Bazı kelimelerden sonra gelince benzerini ifade eder: Musluğu falan iyice kapadınız mı? Akşama gelirken karpuz falan getir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so and so. and so on. such and such. so-and-so. or so. and such like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a certain (person. so and so. such and such as. et cetera. and so forth. about. such and such.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İsmi söylenmek, istenilmeyen veya belli olmayan bir şahıs veya şeyi gösterip «falan» sözünden daha belirli gibi kullanılır: Falanca adam geldi diye haber vermeli, falanca yeı% gideceğim, dedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so and so. such and such a.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir İspanyol faşist örgütü. falangist (i). İspanyol faşist örgütü üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. falbala

fırfır

Giysi, perde vb.nin kenarlarına dikilen kırmalı veya büzgülü süs.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Perde, entari gibi şeylerin kenarına dikilen büzgülü veya kırmalı süs, fırfır.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Thorshawn.

Nüfus: 1399 km2.

Komşuları: Atlas Okyanusu’nun Kuzeyinde Takımada.

Önemli Şehirleri: Thorshawn, Sandur, Sandvik, Klaksvik.

Din: Çoğunlukla Hıristiyan.

Dil: İzlanda Dili, Faroe Dili.

Yönetim Biçimi: Danimarka’ya Bağlı Özerk Bölge.

Tarih: Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde 22 volkan adasından oluşan takımada. İzlanda ile İngiltere arasında yer alan bu takımadanın merkezi Thorshawn’dır. Adalardan yalnızca 17’sinde insan yaşar. Ancak 2. Dünya Savaşı’nda Danimarka’nın Almanlar tarafından işgal edilmesiyle bir süre İngiliz denetimine geçti. 1946’da Faroe parlamentosu bağımsızlık ilan etti ama yeni meclis kararı değiştirdi. 1948’de özerkliği tanınan Faroe 1953’ten bu yana Danimarka meclisinde 2 üye ile temsil edilmektedir.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(FARZ-I MUHAL) (i. F ). (bk.) Farz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to write an invoice for. invoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beneficial use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

( FAİDELENMEK) (f.). Menfaat görmek, kâr etmek. Osm. müstefid olmak: Bu ticaretten hayli faydalandım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take advantage of. profit by. make use of. use. trade on. rejoice in. exploit. follow up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to profit. to utilize. to benefit from. to make use of. to take advantage of sth/sb. to cash in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to benefit / to profit from. to derive benefit from sth. to turn to good purpose. take. take advantage of. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazla). Fazlalar. (bk.) Fazla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grossly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extremely. excessively. sorely. in the worst way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deterioration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) T. Kötüleşmek, kötü olmak, fena hale gelmek, bozulmak: Bu ajcının yemeği çok fenalaştı. 2. (hasta) Ağır laşmak: Dün iyice idi bugün fenalaştı. 3. Ansızın bir hastalığa uğramak: Çarşıda alış veriş ederken fenalaştı evine götürdüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become worse. be aggravated. deteriorate. sink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get worse. deteriorate. to turn faint. to go bad. to worsen. to feel faint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get worse. to go bad. to deteriorate. to get worse. to feel faint. to feel suddenly sick. ebb. worsen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fena hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth worse. to make sb feel faint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torchlight procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) Kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrıca, istisnâİ olarak, normalden fazla, çok, pek çok, olağanüstü. (bk.) Fevk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. marvellous. marvelous. remarkable. exceptional. wondrous. out of this world. exceptionally. supremely. fantastically. par excellence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. marvellous. exceptional. remarkable. wonderful. great. very good. unusually. extraordinarily. exceedingly. excellent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional. excellent. superb. extraordinary. unusual. above. out of the cap. dreamy. fantastic. far out. golden. grand. great. paramount. phenomenal. remarkable. shining. surpassing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوق العاده] olağanüstü, olağan dışı, alışılmışın ötesinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinariness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

singularity. being extraordinary or exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bu anda, hemen, şimdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üstün, itibarlı kimseler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

this and that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الحال] şimdi, derhal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Francala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Fırça ile temizlemek: Elbiseyi, dişleri fijrçalamak lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fırça ile temizlenmek: Bu palto fırçalanmıyor. Kendi elbisesini fırça ile temizlemek: Saatlerce fırçalamak Adetidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be brushed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Fırça ile temizletmek: Bu elbiseyi iyice fırçalatmalı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda ‘General Electric’ tarafından sergilendi. Amerikan evlerinin elektrikle aydınlatılmasından yaklaşık 60 sene sonra ortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampul ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi romantik ışığı ile ampul kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampul kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji harcayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine basıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki cıvayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınlar da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktarda enerjiyi bir saatlik açık durumda ancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50.000 saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20.000 saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampullerde açıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşil yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda “General Electric” tarafından sergileni. Amerikan evlerinin elektrikle ayınlatılmasından yaklaşık 60 yıl sonra oortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampül ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi rpmantik ışığı ile ampül kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılaması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampül kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji sağlayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine baıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki civayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınları da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktardaki enerjiyi bir saatlik açık durumdaancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50 bin saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20 bin saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampüllerde açılıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşi yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. i. frangiola’dan). Çeşitli şekillerde ve ekseri küçük yahut uzun ve dar has ekmek: Bira francalası = Kurabiye gibi küçüğü. Ay francalası = Hilâl şeklinde yumuşağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Francala yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Avrupa tarzında: Alafranga yaşamak, giyinmek. Alafranga saat = Zevâlî saat, bugün kullandığımız saat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FUDELA) (bk.) Fuzala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Fundagillerle beraber daha başka benzer familyaları da içinde toplayan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Futures Markets)

Fiyat dışındaki şartları standartlaştırılmış bir vadeli (forward) sözleşmenin işlem gördüğü piyasalardır. Bu piyasalarda sözleşmeye konu teşkil eden ürün kontrat şartlarına uygun olarak ileri bir teslimat tarihinden alınıp satılmaktadır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fâzıl). Fâzıllar, olgun adamlar, (bk.) Fazıl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فضلا] erdemliler. 2.bilginler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (kuş). Gagasıyle vurmak, kakmak, mec. Horozlar gagalamak = Keyifsiz ve neşesiz olup sersem durmak: Seni horozlar mı gagaladı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to peck. pick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (kuşlar) Gagalarıyle birbirini kakıp kavga etmek veya oynaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I. Germen). 1. Bir merasim vesilesiyle verilen büyük ve debdebeli ziyafet. 2. Hususî bir merasimle başlayan fevkalâde temsil: Filmin galasında bütün artistler vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Pahalılık, yüksek fiyat. 2. Kıtlık sebebiyle tahılın pek pahalı olması: Kaht ve galâ vuku buldu. Hindistan’da kaht ve galâ vardı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. gala

ön gösterim

Bir temsilin ilk oynanışı veya bir filmin ilk gösterimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gala. gala. premiere. first night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gala. premiére. festivity. state dinner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pomp, show, or festivity. a gay festivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gala. festivity. state dinner. premiere. state clothes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a gay festivity. offering fun and gaiety; 'a gala ball after the inauguration'; 'a festive occasion'; 'gay and exciting night life'; 'a merry evening'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fulldress , gala dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s, astr gökadaya ait; samanyoluna ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak: lacto meter

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Kral Arthur efsanelerin de kusursuz bir sil3hşor; bahadır

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. galaxie

gök b. gök ada

Milyarlarca yıldızdan, yıldız kümelerinden, bulutsu ve gaz bulutlarından oluşmuş, Samanyolu gibi bağımsız uzay adası.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galaxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galaxy. galaxy gökada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galaxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, galangale bak galingale

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ahçl galantin, ke miksiz haslanmlş dana ve piliç söğüşü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pandomima tarzında bir çeşit gölge oyunu, kukla oyunu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Romanya’nın bu isimle anılan iskelesinden gelen ve Avusturya ormanlarından çıkan kereste kütüğü ki, dört beş santimetre kalınlığında olup her birinden bir kaç tahta çıkar: Uç çırpılı, dört çırpılı galas (kalas).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. galatât). Yanlış, yanılma, Ar. hatâ, sehv: Galat etmek, galat söylemek, yazmak. Galat-ı fâhiş = Pek kaba yanlış. Galat-ı meşhur = Yanlış olduğu halde öylece kullanılması Adet olmuş (kelime veya terkip).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

error. mistake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غلط] yanlış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hislerin, duyguların insanı yanıltması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dilbilgisi bakımından yanlış olduğu halde, kullanıldığı gibi kabûl edilen ve kullanılmasında mahzur görülmeyen kelime veya terkip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Görme bozukluğu. 2. Göz yanılması.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Galatz i Kalas (Ro manya'da bir şehir)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Galatya (Ankara, Yozgat ve S:anklrl havalisinin tarihi ismi)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Çeşitli işlerde kullanılan plastik bir madde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, astr gökada, Sok büyük yllde kümesi; bh samanyolu; seçkin kim selerin toDlantlsu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Real Estate Certificates)

İhraçcıların bedelleri inşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul projelerinin finansmanında kullanılmak üzere ihraç ettikleri, değerleri birbirine eşit, hamiline yazılı menkul kıymettir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laggard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remainder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (doğrusu gızalanmak). Yemek, beslenmek, Osm. tegaddî etmek.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bugün artık hemen hemen her evde buzdolabı var. Günlük gıdalarımızı bozulmasınlar diye buzdolabında saklarken, uzun süre saklayacaklarımızı da buzluk veya derin dondurucu dediğimiz kısmına koyuyoruz. Gıdaların normal hava şartlarında bozulmalarının nedeni, bu ortamda gıdada bulunan bakterilerin, mikropların kısacası mikro organizmaların gelişerek faaliyetlerini sürdürmeleridir.

Gıdaları soğukta veya dondurarak muhafaza en çok başvurulan ve püf noktaları olan yöntemlerdir. Bu arada gıda muhafazasında tam tersi yollar da vardır. Isıtarak muhafaza ve kurutma gibi. Hatta turşu kurmak bile bir muhafaza yöntemidir. Dondurarak muhafazaya geçmeden önce pastörizasyon, sterilizasyon gibi sık sık ismini duyduğumuz veya etiketlerin üzerlerinde gördüğümüz terimlerin anlamlarına bir bakalım.

Gıdaları daha dayanıklı kılmak amacıyla uygulanan yöntemlerden pastörizasyon ve sterilizasyon ısıl uygulama ile muhafaza anlamına gelmektedirler. Sterilizasyonda gıda 100 derecenin üzerinde ısıtılır. 100 derecenin altındaki ısıl uygulamalar ise pastörizasyon adını alır. Her iki yöntemde de amaç daha işin başında bakteri ve mikropları öldürmektir.

Hangi yöntemin uygulanacağını gıdanın asit durumu belirler. Asit oranı fazla gıdalarda bakteri ve mikropların ısıya dirençleri azalır. Bunun için düşük asitli gıdalar sterilize edilirlerken yüksek asitli gıdalar pastörize edilirler. Ancak sütte durum farklıdır. Süte pastörizasyon işleminin uygulanmasının asıl amacı dayanıklı bir ürün elde etmekten ziyade verem mikrobunu öldürmektir.

Kurutarak saklamada, su ortamdan uzaklaştırılır. Böylece bakteri ve mikropların gelişmesi önlenir, biyokimyasal reaksiyonlar en aza indirilir. Ancak yine de bazı kimyasal reaksiyonlar oluşur ve bunlar da renk koyulaşmasına ve gıdanın acılaşmasına yol açarlar.

Soğukta muhafazada, gıdanın hücre suyu, en fazla donma noktasına kadar soğutulur. Meyve ve sebzelerde bu sıcaklık +4 ile -2 derece arasındadır. Bu yöntemin en yaygın kullanma yeri buzdolabıdır ve dondurarak muhafaza ile karıştırılmaması gerekir.

Günümüzde gıdaların dondurularak saklanması çok yaygın bir şekilde uygulanan en iyi muhafaza yöntemidir. Bu yöntemde hücre suyunun donması ve hücrelerin ölmesinin sağlanmasına kadar sıcaklık düşürülür. Gıdalar genellikle -40 derecede dondurulur, -18 veya -20 derecede muhafaza edilir.

Gıdadaki su miktarının azalması bakteri ve mikropların yaşamalarına uygun olmayan bir ortam yaratır. Ancak dokulardaki suyun donarak buza dönüşmesi sırasında hacim büyüdüğünden hücrelerdeki doku yapıları da bozulabilir. Bunu önlemek için donma olayının hızı çok iyi kontrol edilmelidir.

Gıdaları yavaş yavaş dondurursak oluşan buz kristalleri hücre dokularını parçalayacağından, yapısı bozulmuş olan bu gıda çözünme sırasında dışarıdan gelecek bakterilerin hücumuna karşı direnç gösteremez ve çabucak bozulur, donma sırasında oluşan buz kristallerinin boyutları, donma hızına bağlıdır. O halde donma, buz kristallerinin büyümelerine fırsat bırakmayacak şekilde mümkün olduğunca hızlı olmalıdır (şok donma).

Bu şekilde dondurulmuş gıdalar tüketiciye ulaşana kadar dondurulmuş durumda olmalı ve depolarda -18 derecenin üstüne çıkılmamalıdır. Çünkü bir kere dondurulduktan sonra çözülen gıda artık steril değildir, hatta bu durumda bozulma daha hızlı oluşur, tekrar dondurmak da çare değildir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shellac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Mühür mumu imaline yarar bir cins zamk. Fransızca: gommelaque.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lastik gibi çeşitli şeyler imaline yarayan bir çeşit zamk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; noted for low per capita income and illiteracy; politically unstable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Guatemala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; noted for low per capita income and illiteracy; politically unstable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Guatemala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Amerika, Karayip Denizi’nin kıyısında, Honduras ve Belize arasında ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, El Salvador ve Meksika arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 15 30 Kuzey enlemi, 90 15 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 108,890 km².

Sınırları: toplam: 1,687 km.

sınır komşuları: Belize 266 km, El Salvador 203 km, Honduras 256 km, Meksika 962 km.

Sahil şeridi: 400 km.

İklimi: tropikal; mevsimler alçak bölgelerde sıcak ve nemli, yüksek arazilerde serin yaşanır.

Arazi yapısı: Arazi çoğunlukla dar kıyı ovaları olan dağlık bölgelerden ve engebeli kireçtaşı platolarından oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Tajumulco yanardağı 4,211 m.

Doğal kaynakları: petrol, nikel, seyrek ağaçlar, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %13.22.

daimi ekinler: %5.6.

Diğer: %81.18 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,300 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Dağlarda sayısız yanardağlar, arada sırada ser depremler ortaya çıkmaktadır. Karayip sahilleri kasırga ve tropikal fırtınalara meyillidirler.

Coğrafi Not: Batı kıyısında hiçbir doğal korunak yoktur.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 12,293,545 (temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.27 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -1.94 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 30.94 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: Toplam nüfus: 69.38 yıl.

Erkeklerde: 67.65 yıl.

Kadınlarda: 71.18 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.82 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 78,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 5,800 (2003 verileri).

Ulus: Guatemalalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Melezler, yaklaşık %55, Amerika yerlileri, yaklaşık %43, beyazlar ve diğer %2.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, yerel Maya inançları.

Diller: İspanyolca %60, Amerika dilleri %40 (Quiche, Cakchiquel, Kekchi, Mam, Garifuna ve Xinca’yı da içine alan 20 den fazla Kızılderili dili).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %70.6.

erkekler: %78.

kadınlar: %63.3 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guatemala Cumhuriyeti.

kısa şekli : Guatemala.

Yerel tam adı: Republica de Guatemala.

yerel kısa şekli: Guatemala.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Guatemala.

İdari bölümler: 22 bölge; Alta Verapaz, Baja Verapaz, Chimaltenango, Chiquimula, El Progreso, Escuintla, Guatemala, Huehuetenango, Izabal, Jalapa, Jutiapa, Peten, Quetzaltenango, Quiche, Retalhuleu, Sacatepequez, San Marcos, Santa Rosa, Solola, Suchitepequez, Totonicapan, Zacapa.

Bağımsızlık günü: 15 Eylül 1821 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Eylül (1821).

Anayasa: 31 Mayıs 1985.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BCIE, CACM (Orta Amerika Ortak Pazar


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Guatemala .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Guatemalan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ing.) esnaf birliği merkez binası; (b.h.) Londra belediye dairesi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gül fidanı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül fidanı. 2.Gül ağacı. - Birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گل نهال] gül fidanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حق تعالی] Yüce Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HALL) (I ince) (i. A.). Sirke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahvâl). 1. Annenin erkek kardeşi, dayı (mü. hâle, T. teyze). 2. Vücutta ve bilhassa yüzde görülen siyah benek, ben.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HALL) (I ince) (i. A.). 1. Çözme, akd (bağlama) mukabili: Düğümü halletmek. 2. Karışık veya müşkül bir meseleyi çözme, düzeltme, karar ve neticelendirme: Bir cebir problemini halletti; dâvamızı kim halledecektir? 3. Şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak surette izah etme, anlatma: Bir muammanın halli. 4. Eritme, Ar. izâbe (bu mânâ ile «tahlil» kelimesini kullanmak daha doğrudur). 5. (kimya). Bir cismi kimya usulleriyle, mürekkep olduğu maddelere ayırarak terkibini bozma, analiz (bunun da doğrusu «tahlil» dir). Hail ü akd = idare: Hail ü akd-i umûr (işlerin idaresi). Hail ü fasi = Tefsir, açıklama, çözüm: Dâvayı hail ü fasi etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAL) (I ince) (i. A.) (c. ahvâl). 1. Oluş, bulunuş, Ar. suret, hey’et, keyfiyet: Ne haldesiniz? Kendisini fena bir halde gördüm; onun hâlini göz önüne getirin; o vakitki hâliyle şimdiki hâli arasında çok fark vardır. 2. Şimdiki zaman, mazi (geçmiş) ile istikbal (gelecek) arası: İstikbali hâle feda etmemeli. 3. Mecal, kuvvet, tâkat: Hâlim kalmadı; zavallının ayakta duracak hâli yoktur. 4. Müşkülât, sıkıntı; dert: Bu işi görünceye kadar başıma hal geldi. 5. Tasavvuf ve tarikat mensuplarının geçici olarak eriştikleri cezbe: Vecd ü hâl sahibi. 6. Dert, keder, elem: Herkesin hâlini bir Allah bilir. 7. (Türkçe gramerde): İsmin halleri. 8. (gene Türkçe gramerde) Fiilde bugünkü zaman (hâl-i hâzır) kipi (sigası): Geliyor, gidiyor gibi. Ehl-i hal = Vecd-ü hal sahibi, gönül adamı. Hâl-Aşinâ, halden anlar = İhtiyaç sahiplerinin hâline acıyan kendilerine yardım eden adam. O halde = O takdirde, öyle olursa Behemehal = Her nasıl olsa, mutlaka. Halbuki = Şu kadar var ki, öyle iken: Hanım dışarı çıkmayı istiyor halbuki doktor daha müsaade etmiyor. Hal böyle iken = Böyle olduğu halde. Beyân-ı hâl = İnsanın bulunduğu hal ve durumu ifade etmesi, Osm. ifâde-i merâm, arz-ı hâcet. Derhal = O anda, hemen. Sia-i hâl = Refah. Şimdiki halde = Bugünkü günde, Ar. elyevm. Hal sormak = Birinin nasıl olduğunu anlamak istemek, hatır sormak. Arz-ı hâl = 1. Hâlini arz ve ifade etme. 2. Bir iş için resmî bir yere sunulan istida veya bir kimseye verilen istek mektubu (bu ikinci mânâ ile bitişik olarak «arzıhal» yazılır, (bk.) Arzıhal). Alâhâle = Kendi hâlinde, bulunduğu halde. Alâ-külli-hâl = Her halde, her nasıl olsa. Filhâl = Ansızın. Kendi hâlinde = Görevi dışında işlere karışmaz, sâkin ve uslu adam. Lisân-ı hâl ile = Dil ile söylemediği halde hâli söyler gibi olma. Ne hâl ise, her ne hâl ise — Her ne suretle oldu ise. Herhalde = Her nasıl olsa. «Halde» tâbiri bir fiile eklenirse: 1. Şart ve takdir ifade eder: O, geldiği halde biz de gideriz. 2. Uyuşmazlık ve zıt olma durumu gösterir: Onlar bizi dâvet ettikleri halde biz mukabele etmedik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAL’) (I ince) (i. A.). 1. Çıkarmak, azletmek, ihraç etmek, mevkiinden atmak, bilhassa hükümdarı tahttan indirmek: II. Abdülhamid 1909’da hal’ edildi. 2. Karısını boşamak, çocuğu evlâtlıktan çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. A.) (mü. hâliye) (aslı: halî). Şimdiki, hâzır hâl = Bu sene. Mâh-ı hâl = Bu ay. Sene-i hâliye = Bu sene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. Saksonca). Kapalı toptancı pazar yeri: Sebze ve meyve hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circs. state. condition. situation. status. aspect. demeanor. demeanour. estate. event. face. fettle. lay. plight. posture. repair. set. sight. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case. condition. footing. occasion. order. position. situation. state. status. temper. markethouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state. condition. state of affairs. circumstances. attitude. the present time. strength. energy. case. covered wholesale food market. affair. aspect. bearing. circumstance. demeanour. fettle. frame. juncture. market hall. covered market. mode. occa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acronym for hardware abstraction layer, a Windows NT DLL that links specific computer hardware implementations with the Windows NT kernel Windows NT 4 0 includes HALs for 80x86, Alpha, MIPS, and PowerPC hardware platforms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hardware Abstraction Layer. - firmware which provides a semi-or fully standardized interface between an SOC and code designed to exercise the SOC This code forms a layer between the hardware and software, allowing any software which uses a HAL to be more

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hardware Abstraction Layer Used to provide a generic interface to the hardware and 'hide' hardware-specific functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hardware Abstraction Layer An executive component in Windows NT and later operating systems that provides support that is specific to a particular hardware platform HAL provides support for the Kernel, I/O Manager, kernel-mode debuggers, and device driver

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hardware Adaptation Layer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Holland America Line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hardware Abstraction Layer Windows NT Software layer linking hardware to the Windows NT kernel. nIII: voice; tune. enables Windows NT to work with different types of hardware.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حال] hal, durum. 2.şimdiki durum, şimdiki zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خال] dayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خال] ben. 2.benek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلع] tahttan indirme. hal’edilmek tahttan indirilmek. hal’etmek tahttan indirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum vitae. biography. short autobiography. personal history. life history. enlistment engagement record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Benli, benekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HALE) (i. A.) (dayı demek olan «hâl» in müennesidir). Arapça’da teyze (annenin kızkardeşi), Türkçe’de babanın kızkardeşi (asıl Türkçe: çiçe, çiçi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Boşluk. 2. Boş yer, içinde bir şey olmayan, fezâ, tenhâlık, boşluk. 3. Havası alınmış yer. 4. İnsanın yalnız kalmaya muhtaç olduğu yer, abdesthane, ayakyolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Şimdi, Ar. el’An, elyevm: Hâlâ İstanbul’da bulunan. 2. Daha, henüz: Hâlâ sabah olmadı; gönderdiğimiz adam hâlâ gelmedi. 3. Şimdi, «sâbıkan» ın zıddı: Hâlâ filân yer muhasebecisi bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aunt. paternal aunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aunt. still. yet. paternal aunt. father's sister. auntie. aunty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paternal aunt. father's sister. collateral ancestors. related in the collateral line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حالا] şimdi, hâlâ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلا] tuvalet. 2.boş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Hala oğlu veya kızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. halhâl). Halhâller, ayak bilezikleri, (bk.) Halhâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (c. halika). Yaratılmış canlılar, insanlar. Ar. mahlûkat. (bk.) Halayık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلائق] yaratıklar. 2.halayık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Musevi dinindeTalmud'da bulunan kuralların toplamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلال] mesafe, aralık, açıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pamuk ve bürümcükten imal edilmiş buruşuk yerli bez: Halâli bez. 2. Yaldızlı bakırdan veya meşin kaplı tahtadan mahfazası olan büyük saat, eski zaman saati: Halâli saat. 3. Halâli bezden yapılmış: Halâli gömlek, (bk.) Hilâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kurtulma, Ar. rehâ: Halâs olmak, bulmak = Kurtulmak. Halâs etmek = Kurtarmak: Beni bu eziyetten kim halâs edecektir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salvation. deliverance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاص] kurtuluş, kurtulma. halâs bulmak kurtulmak. halâs olmak kurtulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kurtuluş, kurtulma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حال آشنا] halden anlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kurtarıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خلاصکار] kurtarıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kurtarıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Kalın ip, gemi ipi: Sabit arma halatı = Dört kol ile bir fitilden örülmüş bir çeşit halat. Halat çekme = Bir halatı karşılıklı olarak çekme esasına dayanan bir oyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâlet). Hâletler, durumlar, (bk.) HAlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawser. line. rope. lanyard. lap. lashing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kink. rope. hawser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawser. rope. span.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حالات] haller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (foto.) resimde karşıdan gelen kuvvetli ışığın pencere gibi yerlerin kenarlarından taşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tatlılık, şirinlik: Bu yemekte, bu şerbette halâvet yok. 2. Tat, lezzet, zevk: Bu sözde hiçbir halâvet yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلاوت] tatlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. halâvet = tatlılık, Fars. bahşîden = bağışlamak). Tatlılık veren, tatlılandıran, lezzetini artıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tatlı, Fars. şîrîn, Ar. halva. 2. Lezzetli, Ar. lezîz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir orta ve doğu Anadolu halk dansı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatolian folk dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of folk dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. halika pek kullanılmamıştır): Yaratılmış canlılar ve bilhassa insanlar (Türkçe m.): Cariye, esir edilmiş veya satın alınmış kız veya kadın: Çerkeş halayık, halayıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

female slave. female servant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eskiden kullanılan baltalı kargı, teber. halberdier' (i.) bu silâhı kullanan kimse, teberdar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Öyle iken, hakikat şudur ki, şu kadar var ki, oysa ki. (bk.) HAl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whereas. however. but. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whereas. however. nevertheless. while oysa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. whereas. however. wheras.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pamuğu temizlemek için yay ile atmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) yalıçapkını, iskelekuşu emircik, (zool.) Alcedo atthis; kış başında deniz kenarında yumurtladığı zamanlarda fırtınayı durdurduğu farzolunan hayal mahsulü bir kuş; (s.) bu hayali kuşa ait; durgun, sakin, dingin. halcyon days kış ortasında i

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خالدار] benli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hal arkadaşı, aynı halde olan, Fars. hemhâl: Onunla haldaşız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hızla ve ses çıkararak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Devamlılar, sürekli olanlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayın etrafında bazen görünen ışık halkası, ay ağılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aureole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halo. halo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sound; entire; healthy; robust; not impaired; as, a hale body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Welfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halo (round the moon. circle. corona. glory. halo. nimbus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States astronomer who discovered that sunspots are associated with strong magnetic fields. prolific United States writer. to cause to do through pressure or necessity, by physical, moral or intellectual means :'She forced him to take a job in the c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خاله] hala. 2.teyze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هاله] ayça, hâle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) surüklemek .hale into court mahkemeye celbetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sağlam, dinç, zinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ayın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen ışıklı halka, ayla, ağıl.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sağılmış süt. 2. Süt sağma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Halebli, haleb şehri halkından olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Titreme, oynama, çırpınma (başlıca yürek oynaması hakkında kullanılır): Haiecana uğradım, kalb halecanı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلجان] çarpıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Haiecana tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahlâf). 1. Sonradan gelen, birinin yerine geçen kimse, selef mukabili: Selef ile halef — Bir görevde önce bulunmuş adamla sonra onun yerine tayin olunan: Filân, memuriyette bana halef oldu; işten çıktı ama halefini bekleyecektir. 2. Zürriyet, nesil, evlâd ve torunlar: Biz o şanlı ecdâdın ahlâfı değil miyiz? Hayr-ül-halef = Hayırlı evlâd, babasını hayırla yâd ettirmeye sebep olan oğul. Nâhalef = Hayırsız evlâd. Halefen an selefin = Seleften halefe, babadan oğula geçmek suretiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

successor. successor in interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

successor. successor ardıl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subrogee. successor. successor in title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلف] evlat, oğul. 2.halef, yerine geçen, arkadan gelen

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Babadan sonra kalan oğul. 2.Memurlukta, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (mü. halîfe). Arkaya ve geriye mensup ve ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Açıklık, boşluk, rahne. 2. Bozukluk, fesat, eksiklik, noksan: Akla halel gelir, halel getirir; sizin hazır bulunmamanız işimize halel verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injury. harm. prejudice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injury. damage. harm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلل] bozukluk. halel gelmek bozulmak, lekelenmek, gölge düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. halel, Fars. pezîriften = kabûl etmek). Eksik, fesat kabûl eden, nâkıs, bozuk: Bunca senelik hukuk, halel-pezîr oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). «Bozulmak, sarsılmak» mânâsındaki «haleldar olmak» tâbirinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injured. prejudiced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خللدار] bozulmuş, bozuk. haleldâr etmek bozmak, halel getirmek. haleldâr olmak bozulmak, halel gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimdiki halde, hâl-i hâzırda. Hâlen ve istikbâlen = Şimdiki ve gelecek zamanda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now. presently. at present. for now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now. presently. at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حالا] şimdilik, henüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hale).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hâlât). 1. Hal, sûret, keyfiyet, hey’et: Başıma bir hâlet geldi. 2. Takdir: O hâlette, bazı hâlâtta. 3. e. (Arapça gramerde) Irâbın üç şeklinin beheri: Hâlet-i ref’, hâlet-i nasb, hâlet-i cer. Elhâletü-hâzihi = Şimdiki halde, bugünkü günde. Hâlet-i nez’ = Can çekişme,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

situation. condition. aspect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حالت] hal. 2.nitelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حالت روحيه] ruhsal durum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). And, yemin, kasem.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), (i.) yarım (for less than one); buçuk (for more than one); (z.) yarı, yarı yarıya; kısmen; (i.) yarı. half binding arkasıyla köşeleri deri ve yanları kâgıt veya bez cilt. half blood melez, yarım kan. half brother üvey erkek karde, anne v

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mağrib (Kuzey Afrika) dağlarında vesair bazı yerlerde kendiliğinden yetişen uzun ve kalın bir cins ot ki, liflerinden ipek taklidi şeyler dokunur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (s.), (i.) yarı yarıya; (s.) karışık; (i.), (ing.) iki çeşit içki karışımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), spor hafbek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yarı pişmiş; iyi düşünülmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i .) melez, yanm kan (kimse) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) babası Avrupalı annesi Hintli olan kimse; (s.) melez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) isteksiz, gevşek, gayretsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yanm boy; vücudun yukan kısmını gösteren resim .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bayrağın yarıya indirilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarımay .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. halfpence) (i.), (ing.) yarım peni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) pençe vurmak (ayakkabı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (matb.) resmi hafif noktalarla gösteren klişe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) arkası ttırtıllı önü tekerli askeri vasıta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kısmen doğru olan iddia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (s.) ortada, yan yolda; yetersiz olarak; (s.) yetersiz; yarı yolda bulunan (han veya otel). halfway house hapisten çıkanlann geçici olarak kalabileceği yurt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ahmak, budala, ebleh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. halâhil). Kadınların ayaklarına taktıkları bilezik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anklet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangle. anklet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلخال] ayak bileziği, halhal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hâliyye) (müzekkeri dilimizde «hâl» suretinde kullanılıyor, (bk.) Hal). Şimdiki, hâzır: Sene-i hâliyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâ» dan if.) (mü. hâliye). 1. Boş, Fars. tehî, içinde bir şey olmayan: Hâlî bir ev, hâlî sandık. 2. Sahipsiz, ıssız, kimsesiz, tenha: Hâlî yer, hâlî sahralarda. 3. Bir şeyden Arî, müstesna, beri: Bu hareketi bir sebepten hâlî değildir; iki şıkkın birinden hâlî olamaz. 4. Meşguliyetsiz, uğraşılmayan, boş geçirilen: Hâlî bir vaktinizde; benim hiç hâlî vaktim yoktur: Eyyâm-ı hâliyede = Boş günlerde. 5. Açık, boş olan: Hâlî yer, memuriyet. ... den hâlî olmak, durmak = Yapmamak, etmemek: Çalışmaktan bir. gün hâlî olmaz, durmaz. Hâlî yerler, arazi-i hâliye = Sahipsiz, işlenmemiz arazi ve toprak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpet. rug. floor covering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpet. rug. carpeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accusative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish word meaning Carpet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carpet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Turkish word for carpet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خالی] boş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) geri durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölkerli oda kilimi: Halı döşetmek: Uşak, Gördes halısı, halı seccade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çapkın, edepsiz, açık meşrep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حليب] süt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kalkana benzeyen yassı bir balık, (zool.) Hippoglossus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HALİÇ) (i. A.). 1. Koy, körfez. 2. Boğaz, kanal: Halîc-i Kostant’ıniyye = İstanbul’da, KAğıthane’ye doğru giden körfez: Halîc-i Fars -Basra Körfezi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estuary. armlet. golden horn. firth. frith. mouth. sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

golden horn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خليج] körfez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Bodrum, Halikarnas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük halı, kilim, seccade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Halı yapan ve satan veyahut döşeten. Halıcılar = Halıcı esnafı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpet maker. carpet seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpet maker / seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Halı dokuma san’atı veya ticareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpet business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the rug business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

18. yüzyılda Üçüncü Ahmet’in oğlu İehzade Mustafa’nın sünnet düğününde bir cambaz Haliç’i gemi direkleri üzerinde gerilen bir ipte geçti.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûd» dan if.) (mü. hâlide) (c. hâlidîn, hâlidât). Dâim dâimî, sürekli, Ar. sermedi. Ceziir-i hâlidât = Araplar’ın Kanarya adalarına verdikleri isim olup, o vakit bu adalar dünyanın en batı noktası kabul edilerek boylam dairelerinin başlangıcı sayılmıştı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خالد] sonsuz, ebedî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sonsuz, daim, ebedi. 2.Bir yıldan çok yaşayan. 3.Türk dil kurallarına göre “d/t” olarak kullanılır. Halid b. Velid: Ünlü sahabi. Allah’ın kılıcı olarak anıldı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin sonsuzluğu ölümsüzlüğü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) klor grupundan bir unsurla meydana gelen tuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Halid).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hulefâ). 1. Vekil, halef, birinin yerine geçen adam. 2. Peygamberimizin vekili ve halefi olan zat: Halîfe-i Resûlullah, halîfe-i islâm. 3. Eskiden BAbıâlî kalemlerindeki kâtiplere denirdi: Hacı halife = KAtib Çelebî’nin lâkabı (bu mânâ ile sonradan yalnız cem’i kullanılmıştır): Mektûbî-i sadâret hulefâsından = Başbakanlık hususî kalem kâtiplerinden. 4. (Türkçe: kalfa) (bk.) Kalfa. Hulefây-ı râşidîn = ilk dört Halîfe: Hz. EbûBekr, Ömer, Osman ve Ali. Ser-halîfe = Eskiden BAbıâlî kalemlerindeki kâtiplerin başı ve en kıdemlileri: Filân kalemde serhalîfe oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caliph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caliph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خليفه] halife. 2.kalfa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Halef, naib. 2.Hz.Peygamber’in vekili ve dünyadaki müslümanların başı olan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Halîfenin görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caliphate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caliphate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present. extant. present-day. the present time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the present time. the present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حال حاضر] şimdiki durum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the present time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâk» ten if.) (mü. hâlike). Helâk olan veya olabilen, fânî, bekasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. halk’tan if.) (c. hâlikıyn). Yaratan, yaratıcı: Hâlık-ı Alem = Alemin yaratıcısı, Tanrı (esmây-ı hüsnâdan yani Allah’ın 99 adından biridir). Hayr-ül-hâlikıyn, ahsen-ül-hâlikıyn = Yaratıcıların en iyisi, en güzeli olan Tanrı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خالق] Yaratan, Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خالق] Tanrı. 2.yaratan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. halâik). Yaratılmış canlı, insan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خالقيت] yaratıcılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaratıcılık, yaratmak hal ve sıfatı: Halıkıyyet yalnız Tanrı’ya mahsustur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HALİL) (i. A.) (mü. halîle) (c. hullân, ahillâ). Dost, muhib, yâr: Halîlullah, Halil-ür-rahmân = Hazret-i İbrahim’in lâkabıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâl» den smüş.). Koca, zevc.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Samimi dost, Allah’ın dostu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Zilsiz def ki, bilhassa bazı tarîkatlerde kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâ!» den smüş.). Karı, zevce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. musiki). Halîle çalan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın dostu. Hz.İbrahim (a.s.).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hilm»den smüş.) (mü. halîme). Uysal huylu, yumuşak; sert ve hiddetli olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mild. lenient. gentle yumuşak huylu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حليم] yumuşak huylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sakin, sessiz. 2.Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu. Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı alarak kullanılması tercih edilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

housebroken. meek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Yumuşak huylu olana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Halim). Peygamberimizin (s.a.s) süt annelerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» tan if.). (mü. hâlise). Karışık ve sahte olmayan, saf, temiz, doğru, hilesiz: Hâlis yağ, hâlis gümüş. Mahabbet-i hâlise = Hilesiz sevgi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pure. sheer. true. utter. unmixed. genuine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pure. unmixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خالص] katışıksız, saf, som.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hilesiz, katkısız. 2.Karışmamış, katışıksız, saf, hilesiz. Temiz. 3.Yalnız, sadece. - (bkz.Muhlis).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Temizlik, doğrulukla, bir maksat altında olmayarak: Hâlisâne fikrimi söyledim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خالصانه] içtenlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Halis).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hâlislik, saflık, temizlik, doğruluk, hilesizlik: Benim sözümün, kalbimin hâlisiyyeti açıktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( HALİSÜ’D-DEM) (i. A.). Saf kan, kanına başka kan karışmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kimya). Birkaç şeyin karışmasından meydana gelen, karma, alaşım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alloy. mixture. admixture. aggregate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خليطه] karışım. 2.alaşım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) pis kokan nefes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimdiki zamanda, şimdiki halde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاليا] şimdi, şu anda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Boş olarak: Evi hâliyen bırakmışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Olduğu gibi. 2. Tabiî bir netice olarak: Bu şekilde çalışmakta devam edersen haliyle sınıfını geçersin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslında I ince) (i. A.) 1. Yaratma, yaratış: Cenâb-ı Hak kâinâtı halk buyurdu. 2. Icad, uydurma, iftira, kurma: Böyle sözler halk etmeye muktedirdir. 3. İnsanlar, herkes, insan cemiyeti, umum: Halk rahatsız değildir, halka iyilik etmek; halk işitti. 4. Cemaat, gürûh, kalabalık: Birçok halk toplanmıştı. Halk-ı Alem = Bütün insanlar. Beyn-el-halk = Halk arasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. A.). Boğaz: hurûf-ı halk = Eski alfabede çıkışları boğazdan olan ha, hı, ayn, gayn, kaf, he harfleri. Râhat-ül-halkum = LAtilokum, lokum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folk. public. popular. communal. vulgar. the people. people. public. the crowd. the community. the vulgar. demos. folk. the million. populace. grass roots. demo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

community. country. folk. folks. people. populace. population. public. nation. the common people. crowd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A nook; a corner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

people. nation. populace. the common people. public body. commonwealth. community. crowd. rank and file. folk. the millions. populace populacy. public. resident community. resident population. society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلق] boğaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلق] yaratma. 2.yaratılma. 3.halk. halk etmek; yaratmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Halka ait türkü, masal, fıkra, atalar sözü, bilmece, tekerleme, efsane gibi değerleri inceleyen bilgi kolu, folklor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Klasik musikinin ve sanat musikisinin aksi. Halk arasında doğan ve yaşıyan, eserleri umumiyetle anonim olan musiki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folk music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folk music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plebiscite. referendum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

referendum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troubadour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ortası boş daire, ipten, telden veya madenden ufak kangal veya daire: Kulak, parmak, kapı halkası: Halka halka = Daire daire, kangal kangal, birkaç halka teşkil edecek surette sarılmış. Halka-be-gûş = Kulağı halkalı, Azad kabul etmez köle: Bende-i halka-begûş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ring. hoop. circle. bangle. coil. round. annulus. collet. link. whorl. wreath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangle. circle. circuit. ring. hoop. link. flange. ring-shaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. collar. ring. hoop. ring-shaped biscuit. bush. collet. link. nipple. annulus. runner. gaff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلقه] halka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Publicly-Held Corporation)

Hisse senetleri halka arz edilmiş olan veya halka arz edilmiş sayılan anonim ortaklıklardır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Free Float Rate)

Halka açık hisselerin nominal değerleri toplamının, tüm hisselerin toplam nominal değerlerine oranını ifade eder.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Public Offering)

Halka arz, sermaye piyasası araçlarının satın alınması için her türlü yoldan halka çağrıda bulunulmasını; halkın bir anonim ortaklığa katılmaya veya kurucu olmaya davet edilmesini; hisse senetlerinin borsalar veya diğer teşkilatlanmış piyasalarda devamlı işlem görmesini; halka açık anonim ortaklıkların sermaye artırımları dolayısıyla hisse senetlerinin satışını ifade eder.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Intermediation For Public Offering)

Sermaye piyasası araçlarının halka arz yoluyla satışına aracılıktır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Halka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حلقه بگوش] köle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Halka biçimine sokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Halka biçimine girmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daire ve kangalları olan, birçok daireler teşkil edecek şekil ve biçimde bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annulate. annulated. ringed. cyclic. cyclical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnished with rings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Eklembacaklılarla solucanları içine alan hayvan şubesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. halkaviyye) (paleontoloji, anatomi, botanik). Halka veya halkalı şekil ve suretinde olan: Fasîle-i halkaviyye = Bir bitki türü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who stands for the rights of the people. democrat. populist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

populist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

populism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

populism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaradılışça, yaradılış yoluyla, görünüşte: Filan bahasına yalnız halken benziyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

people's house. community centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

community centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. halkaviyye, halkumiyye) (anatomi). Boğaza mensup ve ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلقيات] folklor, halk bilimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حل] çözülme, erime. 2.çözme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) koridor, dehliz; hol; toplantı salonu, büyük salon; resmi veya umumi toplantılara mahsus bina; konak; okul veya üniversite binası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hale» den imüb.). Pamuk atan adam: Hallaç dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cotton or wool fluffer who works with bow and mallet. carder. cotton fluffer. wool fluffer atımcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلاج] halaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Pamuk, yatak, yorgan atan kimse. - Hallac-ı Mansur: 922 yılında “Ene’1-Hak” dediği için asılan ve divan edebiyatında adına sık sık rastlanılan ünlü sufı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pamuğu atmak, ayırıp kabartmak: Hallaçlar pamuğu okka ile hallaçlarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pamuğu hallaca attırmak: Şu şilteyi hallaçlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pamuğu atmak sanatı, hallaç sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «halk» tan imüb.). Mübalâğa ile halk edici, çok yaratan: HalISk-ı Alem = Tanrı’nın sıfatlarındandır. Hallâk-ul-maânî = MAnâ inceliklerini yaratırcasına bulup kullanan büyük şair.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاق] yaratıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hal’den imüb.). Pek fazla halleden, zorlukları çözmede pek mâhir: Hallâl-i müşkilât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلال] çözen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yeni hal peydâ etmek, değişmek, başka bir hale geçmek: Bu hâl ile hallendiğimiz vakit. 2. İyi hâl peydâ etmek, hâli iyileşmek. 3. Zikir sırasında kendinden geçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine hâlini, dert ve kederlerini söyleyip şikâyet etmek, dertleşmek, hasbıhâl e.tmek: Gelin hallaşalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. halt’tan imüb.). Ortalığı karıştıran, münâsebetsiz, yersiz sözler söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.) (Ar.’da geçmiş zamanın 3. müfred şahsı olup dua yerinde bazı Ar. tâbirlerde bulunur). Dâim ve bâki etsin: Halled-Allah = Allah dâim ve baki eylesin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem) Allaha şükür!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to acquire a new form or condition. to desire. to want. to bother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). 1. Çözmek. Sonuca bağlamak, yoluna koymak. 3. Bir cismi sıvı içinde eritmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solve. resolve. arrange. adjust. figure out. work out. get things done. sort out. overcome. untangle. untwist. manage. clear up. compound. dispatch. dispose of. dissolve. hurdle. lay on. lick. polish off. sort. square. surmount. unriddle. untie. untw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinch. conclude. dispatch. obviate. resolve. settle. solve. straighten. to solve. to settle. to explain. to analyze. to work out. to sort sth out. to straighten sth out. to resolve. to clinch. to dissolve. to melt. to complete. to finish up. to dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. to solve. to find a solution for. to resolve. to put on the right trade. to dissolve. to complete. to finish up. to settle. to dish up. to serve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. halliyye). Fennî meselelerin halline ait: Hendese-i halliye = Tahlilî hendese, Fr. geometrie analytique.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) halyard.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T ). Daha iyice: İç güveyisinden hallice.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) altın veya gümüşte ayar damgası; kalite işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (i.), (f.) dikkati çekme ünlemi; avda köpekleri saldırtma ünlemi; (i.) hayret ifade eden ses; (f.) bağırarak cesaret vermek veya canlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (ing.) Hayret! Hey !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) takdis etmek, kutsamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) 31 Ekim akşamı, çocukların türlü kıyafetlere girerek eğlenceler tertip ettikleri hortlak gecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sanrılamak; sanrılatmak. hallucina'tion (i.), (psik.) sanrı vehim, kuruntu; akli denge bozukluğundan ileri gelen kuruntu. hallu'cinative, hallu'cinatory (s.) sanrı kabilinden, kuruntu getiren .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) sanrıya kapılmaya sebep olan ilaç. hallucinogen'ic (s.), (i.) sanrıya kapılmaya sebep olan (esrar) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) sanrı getiren hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. halluces) (i.), (anat.) ayak başparmağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حل و فصل] halletme, yoluna koyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) koridor; hol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) haulm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. los, loes) hale, ağıl, ışık halkası; (güz.) (san.) azizlerin başı etrafına konulan hale; şeref nuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (kim.) halojenli, halojenimsi; (i.) bir halojenle meydana gelen tuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Tuz veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kimyasal yapı açısından benzerlik gösteren ve hepsi çok çabuk tepkimeye giren, kimi zaman bilinen en zehirli kimyasallar olan klorine hidrokarbonlar ve sentetik organik kimyasallar gibi yeni bileşenler oluşturan ve beş elementten oluşan grup. Florin, klorin, bromin, iyot ve astatin bu gruba dahildir. Bir veya birden fazla hidrojen atomunun yerine halojen atomun geçtiği bileşiklere halojenleşti denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halogen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halogene. halogen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) halojen, tuzveren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Takatsiz, dermansız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. languid. exhausted. sluggish. very tired. drooping. droopy. faint. groggy. infirm. languorous. prostrate. run-down. washy. weakly. wonky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doddering. groggy. infirm. languid. low. wonky. weak. exhausted. weary. tired out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. weak. groggy. infirm. listless. moony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Takatsizlik, dermansızlık.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bazı kimseler, aşırı yorgunluktan, çalışamamaktan, baş ağrısından, sırt ağrılarından, hazımsızlıktan veya huzursuzluktan şikayet ederler. Bu duruma tıp dilinde Debilite veya Asteni denir. Halsizlik yorgunluktan kaynaklanıyorsa aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : İnek sütü, badem, şeker.

Hazırlanışı : Önce bir kahve fincanı dolusu badem yenir. Üzerine de bir su bardağı şekerli inek sütü içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. languor. prostration. debility. grogginess. infirmity. lassitude. sinking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infirmity. languor. weakness. exhaustion. weariness. langour. debility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. fatigue. lassitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Karıştırma. 2. mec. Münasebetsiz söz söyleme, saçmalama: Artık halt ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

3d pers. sing. pres. of Hold, contraction for holdeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stop in marching or walking, or in any action; arrest of progress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To hold one's self from proceeding; to hold up; to cease progress; to stop for a longer or shorter period; to come to a stop; to stand still.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To stand in doubt whether to proceed, or what to do; to hesitate; to be uncertain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to cease marching; to stop; as, the general halted his troops for refreshment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Halting or stopping in walking; lame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of limping; lameness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To walk lamely; to limp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To have an irregular rhythm; to be defective. cause to stop; 'Halt the engines'; 'Arrest the progress'; 'halt the presses'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mistaking one thing for another. mix up cross actions. rude and stupid remark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the state of inactivity following an interruption; 'the negotiations were in arrest'; 'held them in check'; 'during the halt he got some lunch'; 'the momentary stay enabled him to escape the blow'; 'he spent the entire stop in his seat'. the event of some

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Halting your system is important if you are going to be away from your system for an extended period Halting your system means that Linux stops all running applications cleanly and turns off the system power Once the system is halted , you may need to man

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highly accelerated life test See accelerated life test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The command for stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stop; a command.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stop IMMEDIATELY whatever you are doing, step back and lower your sword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The common term and command for stop. an official location with little infrastructure, perhaps just a sign and raised earth bank. stopping the horse When leading the horse, do not stop until the horse does The verbal signal is a confident, drawn-out 'Whoo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Interrupt interpreter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as trading halt A halt ceases all trading activity on a stock This can only be done by a Market Surveillance Officer who is also the person who authorizes the re-opening of the stock A halt can be initiated at any time due to material news releases o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of system shutdown that stops the processor but does not reboot the system When the system is halted, the operating system is no longer running, and the console subsystem is started This state is also known as console mode and is recognizable by th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The point at which a computer stops running.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highly accelerated life testing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An issue is halted when it is temporarily halted from trading, usually for 30 minutes, during the time when news from the issuing company is being disseminated over the news wires A trading halt gives investors an equal opportunity to evaluate news and ma

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just , foothold , halt , stay , stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلط] karıştırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) duruş; durma, duraklama; mola; (f.) durmak; duraklamak, durdurmak. call a halt durdurmak, kesmek, son vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), eski topal, aksak. the halt topallar, sakatlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kusurlu olmak, eksik olmak (vezin); duraksamak, tereddüt etmek. halting (s.) duraksayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to say sth improper. to do sth rude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Köpeklere takılan boyun halkası, tasma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince okunur) (i. Y.). Bir sapla birbirine bağlanmış iki gülle veya diskten ibaret spor Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbbell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbbell. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who halts or limps; a cripple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A strong strap or cord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Especially: A rope or strap, with or without a headstall, for leading or tying a horse. A rope for hanging malefactors; a noose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To tie by the neck with a rope, strap, or halter; to put a halter on; to subject to a hangman's halter. either of the club-like rudimentary hind wings of dipterous insects; used for maintaining equilibrium during flight a woman's top that fastens behind t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbbell. barbulb. barbell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rope or canvas headgear for a horse, with a rope for leading. a rope that is used by a hangman to execute persons who have been condemned to death by hanging. a woman's top that fastens behind the back and neck leaving the back and arms uncovered. either

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Bridport dagger St Johnstone's tippet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a harness of leather, rope, or nylon that fits over a horse's head This is much like a bridle without the bit or reins Its use is for leading a horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket , holder , retainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) yular; boyundan askılı ve sırtı açık bir çeşit kolsuz kadın bulüzü; idam ipi; (f.) yular takmak; yular takarcasına bir kimseye engel olmak; iple asmak, idam etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight-lifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight lifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight lfiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İyi ahlâk sahibi, iyi huylu ve herkesle geçinir olan: Pek halOk adamdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلوق] iyi huylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İyi huylu, insaniyetli, geçim ehli olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hallucination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental delusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yarıya bölmek, iki eşit kısma ayırmak; yarıya indirmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) half .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tenhaya çekilme, yalnız kalma: Halvet etmek = Büsbütün yalnız durmak veya biriyle tenha konuşmak üzere yalnız kalıp kimseyi içeriye almamak. 2. Tenha yer, boş mahal: Halvete çekilmek. 3. İbadet, zikir, riyâzet ve murakabe ile meşgul olmak üzere tenha bir hücreye kapanma: Halvete girmek; halvet etmek. 4. Hamamın bir kurnalı ve yalnız bir adamın yıkanmasına mahsus bölmesi: Hamam halveti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلوت] tenha. 2.başbaşa kalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Gizli görüşülecek yer, halvet yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. halvet = tenhâlık, Fars. güziden = seçmek). Halveti seçen, tenhaya çekilip ibâdet, zikir ve murakabe eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Halvet yeri, halvete mahsus hücre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. halvet, Fars. nişîden = oturmak). Halvette, yani tenhalıkta oturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tenhaya çekilip oturmaya mahsus köşk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خلوتگاه] başbaşa kalınacak yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.) (galat bir tâbirdir). Halvete fazla ehemmiyet veren tarîkate mensup, Halvetiyye tarîkatinden: Tarîk-ı Halvetî, dervîş-i Halvetî, Halvetîler’in kıyafeti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (den.) kandilisa, abli, çördek, bazı yelken ve serenleri veya bayrağı yerine kaldıran halat .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Kızılırmak (eski ismi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hükümdarlıktan düşürmek. (bk.) Hal (hal’).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوان سالار] kilerci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

USB cihazlarının birbirleri arasında doğrudan veri aktarımı yapmasını sağlayan USB 2.0 özelliğini tamamlayan harika bir sistem.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu yeni parazit giderme teknolojisi, hareketli nesnelere herhangi bir etkide bulunmadan artalandaki parazitini azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(HASB-I HAL) (i. A. F ). Halleşme, dertleşme: Arkadaşlarla hasbıhâl ettik. (bk.) Hasb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسب حال] halleşme, dertleşme. hasbihal etmek; halleşmek, dertleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hasta etmek, hastalığı mucib olmak: Dünkü rüzgâr beni hastalandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hasta olmak, hasta düşmek: Soğuk alıp hastalandım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fall sick. fall ill. become ill. ail. fall. go down. be taken ill. get ill. take ill. sicken. be sickening for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become ill. to get sick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sick. ail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ekin sapları, saman; bitki sapı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airport. airfield. aerodrome. airdrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airfield. airport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airfield. airport. aerodrome. air field. air port. terminal aerodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerator. breather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ventilating. aeration. ventilation. airing. air conditioning. fanner. blower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ventilation. airing. air-conditioning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ventilation. air condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hava aldırmak, havasını yenilemek: Şu odayı havalandırmalı, her sabah pencereleri açıp koğuşları havalandırırlar. 2. Hava boşluğuna kaldırmak, uçurmak: Uçurtmayı havalandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air. to air. to ventilate. to fly. to cause to take off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to air. to ventilate. to take up into air. to fly (a kite. to cause sb to become distracted from his / her work. aerate. breathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aeration. ventilation. lift-off. take-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

takeoff. being aired. lift-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flying- off deck. take off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hava almak, havasını yenilemek: Bu oda bugün havalanmadı. 2. Havaya kalkmak, uçmak, havada dalgalanmak: Uçurtma, kuş havalandı. 3. Arzular peşinde koşmak: Kız havalandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be aired. to be airborne. to become flighty. to be ventilated. to take off. to lift off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be aired. to be ventilated. to take off. to behave in a too free-and-easy a way. to get off the ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûUden). 1. Kuş •kursağı, taşlık. 2. Mide. 3. mec. İstidat, anlama ve bilgi edinebilme derecesi, zihin kabiliyeti: Bu şey havsalema sığmıyor, bunu havsalama sığdıramıyorum (anlayamıyorum). Havsalası dar — İstidadı eksik. 4. (anatomi) Karnın altında sağrı kemiklerinin teşkil ettikleri mahfaza ki, rahim de içinde bulunduğundan, kadınlarda daha geniş olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حوصله] kavrama gücü, havsala.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant. accomodating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hayâl’in c.). Hayaller. (bk.) Hayâl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خيالات] hayaller, düşler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost of living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost of living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hay huy ile hayvanları yürütmek, yürütmeye çabalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayırlı evlâd, birinin yerine, ona lâyık olarak geçen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) her derde deva .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Meme başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aynı halde bulunan, halleri benzer veya bir olan: Bizim arkadaşla hem-hâliz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in all probability. in any case. no matter what happens.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.mutlaka, her durumda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presumably. possibly. surely. in any case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doubtless. by all manner of means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAhatfezâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Himalaya dağları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sözle veya bilek kuvvetiyle örselemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maul. punish. to ill-treat. to misuse. to treat roughly. to manhandle. to maul. to rough up. to beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to buffet. to treat roughly. to rough up. to manhandle. batter. harrow. knock about. maul. to take toll of sb. work over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hırpalamak işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be buffetted about. to be treated roughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırpalamak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to be buffetted. to have sb roughed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

align. to align.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birdenbire atlamayı tasvir ve taklid eder: Pencereden hoppala aşağıya atladı. 2. Damdan düşer gibi münasebetsiz bir söz söyleyen hakkında alay yollu kullanılır: Hoppala! Hoppala beyim. 3. Küçük çocukları sıçratır veya uyuturken söylenir: Hoppala oğlum! Uyusun çocuğum hoppala!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

there you go ! that's it ! how strange ! what an idea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). Köylü, kaba, eli bir şeye yakışmayan, bir şeyi güzel muhafaza etmeyi bilmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi hal). Hal ve vakti iyi, mes’ut, bahtiyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to begin to spend money extravagantly. to become a womanizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ufalmak, parça parça olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Birçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi hurma ağacıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜSN-İ HAL) (i. A.). İyi hal. Hüsnühal kâğıdı = Bir kimsenin iyi ve doğru diye tanındığını gösteren ve daha çok muhtarlık, polis, okul gibi resmî yerlerden verilen vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good conduct. good behaviour. propriety of conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Davranış güzelliği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of good conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. beyinde su toplanmasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. beyinde su toplanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yalvarış, yakarış, Osm. tazarrû ve niyaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Emdikleri kütlelerin tesiriyle, püskürük magmaların birleşimlerinde değişiklik olması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wager. to bet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادخال] içeri alma, sokma. 2.yurt dışından getirme, dışalım, ithal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.içeri alınmak, sokulmak. 2.dışalım yapılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.içeri almak, sokmak. 2.yurt dışından getirmek, dışalım yapmak, ithal etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادخالات] ithalat, dışalım malları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ihâlât). 1. Bir işi birine terketme, birinin üzerine yükleme: Bu işi filâna ihâle edelim (havâle gibi). 2. Eksiltme veya artırmaya çıkarılan bir devlet işinin veya bir işletmenin isteyene verilmesi muamelesi: Birçok işletme ihâle suretiyle idare olunur (zıddı: emânet).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudication. awarding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid. tender. letting a contract by competitive bidding. accomodations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احاله] havale etme, bırakma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İhâle suretiyle artırma veya eksiltmeye koyarak istekliye vermek yoluyla, iltizam yolunda: Birçok işletme ihâleten idare olunur (zıddı: emâneten).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihtifâl). Ihtifâller, merasimler, törenler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اختلالات] bozukluklar. 2.ihtilaller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتمالات] olasılıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Secondary Markets)

Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının işlem gördüğü piyasalardır.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکتحال] sürme çekme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

province.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sphere of interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

POI (ilgi alanları). Kullanıcının örneğin yakındaki belli bir bölgede, belli bir kasabada ya da belli bir ülkedeki oteller gibi ilgi alanlarını araştırmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrication. manufactured goods. production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production. manufactured goods. products. confection. manufacturing. manufacture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabricator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manufacturer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker. manufacturer. producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill. factory. workshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shop. small factory. mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dengesizlik, muvazenesizlik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehl»den masdar). Mühlet verme, bir müddet daha müsaade etme: Tanrı, doğru yoldan sapanların cezasını vermede ihmal etmez, imhâl eder.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Afrika'da bulunan bir ceylan zool. Aepyceros melampus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bir yazılı kâğıdın) Altına kendi ismini yazmak, ismini yazarak kabûl ve tasdik etmek: Yazdığın senedi imzaladım. Mazbatayı imzalamak istemedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign. put signature to. autograph. underwrite. sign one's name. subscribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ratify. sign. to sign. to ratify. to autograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Altına isim yazılarak kabûl ve tasdik olunmak: Mazbata imzalandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be signed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İmza verip almak, bir anlaşma metninin bir suretini imza edip vermekle beraber diğer suretini imza ettirip almak: İşe karar verdikse de daha imzalaşmadık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). imza ettirmek, altını ismini yazdırmak: Meclis kâtibi mazbata müsveddelerini reis ve üyelere imzalatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth signed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. solukla içeriye çekilen ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. solukla içeriye çekme, teneffüs; solukla içeriye çekilen ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. solukla içeriye çekmek, teneffüs etmek, nefes almak; içmek; sigara dumanını içine çekmek. inhaler i. solukla içeriye çeken kimse; solukla içeri çekmeye mahsus ilaçları veren alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuhûl» dan masdar) (tıp). Büsbütün zayıf ve mecalsiz düşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

human nature. human nature is just that way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tokalaşma aslında çağlar öncesi bir adet. Çok eski çağlarda, tüm erkekler bir silah taşıyor ve çoğunluğu da bu silahı sağ eli ile kullanıyordu.

Bir erkek diğerine dost olduğunu, elinde silah bulunmadığını göstermek için, boş sağ elini uzatıyor, diğeri de aynı şeyi yapıyordu. Ama her iki taraf da kendini emniyete almak, diğerinin aniden silah çekmesine mani olmak için, birbirlerinden emin olana kadar, birlikte ellerini hafifçe sıkarak duruyorlardı.

Tokalaşırken elleri sallama alışkanlığı, elleri daha iyi kavrayarak, rakibin giysisinin içinden aniden bir silah çıkarmasını önlemek için başlamış olabilir. Ancak sonraları dostluğun bir ifadesi oldu.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) takvime ilave edilen; ilâve edilmiş ay veya günü olan (yıl); araya giren .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) araya sokmak, araya ilâve etmek; takvime gün veya ay ilave etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (astr.) gökadalar arası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den masdar) (c. Intihâlât). Başkasının eserini veya bir sözünü benimseme: Intihâl, edebiyat Aleminde hırsızlıktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتحال] bir başkasının eserini sahiplenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yerinden oynatmak, kımıldatmak, sallamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yerinde oynamak, sallanmak, kımıldanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıhlet» ten masdar). Dünyadan ahrete göçme, rıhlet, ölme, vefat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ارتحال] göçme. 2.ölüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ölmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field of business activity. economic business. operational area. sphere of business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sehl»den masdar). Dışkının su hâlinde ve sık sık gelmesi: ishâle uğramak, ishal olmak, ishâl vermek.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

İshal; normal katılıktaki dışkının sulu veya yumuşak; sümüklü, kanlı veya yağlı bir şekil alıp, sık sık tuvalete çıkmak ihtiyacını doğurmasıdır. Bazen de ağrı yapar. İshal ve kabızlığın birbiri ardınca sık sık görülmesi kesinlikle ihmal edilmemesi gereken bir durumdur. İshale halk arasında amel ve sürgün; tıp dilinde ise diare denir. İshalin nedenleri arasında; yiyeceklerin bozuk olması, veya yiyecek çeşitlerinin değişikliği, üşütme, isteri, bağırsak hastalıkları, kolera, dizanteri, tifo, nefrit, kalp, karaciğer veya akciğer hastalıkları sayılabilir. Bu nedenle kısa sürede geçmeyen ishallerde mutlaka doktora başvurmak gerekir. Neden ne olursa olsun tedavinin ilk şartı sıkı bir perhizdir. Hastaya açık çay, maden suyu içirilir, yoğurt yedirilir. Sütlü ve yağlı yiyecekler verilmez, peynir yedirilmez. Bol limonlu pirinç çorbası ve patates püresi yedirilir. Her saat başı bir elmayı yemesi tavsiye edilir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Üzüm koruğu.

Hazırlanışı : 1 avuç üzüm koruğu sıkılıp suyu içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lax bowels. diarrhea. diarrhoea. loose bowels. runs. looseness. the trots. catharsis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diarrhoea. shits. diarrhea. the runs. the trots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diarrhoea. diarrhea. trots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسهال] sürgün, cırcır olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

locative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. musiki). Merdiven, ses merdiveni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). 1. Gemi arması merdiveni. 2. Savaş gemilerinin sol tarafındaki merasim merdiveni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Çarmıkların halat basamakları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ratline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dikit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sarkıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. iştigal). İştigaller, meşgul olmalar, bir şeyle uğraşmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den masdar). 1. Muhâl olma, imkânsız olma, imkânsızlık: Bu iş mertebe-i istihâleye varmıştır. 2. (tıp ve tarih) Bir halden diğer bir hale geçme, değişme, Ar. inkılâb, tahavvül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحاله] başkalaşım, değişim. 2.imkansızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: iştahlı). 1. Yemeğe isteği olan, boğazı, midesi açık: Bu hava ile insan daima iştihalı olur. 2. İstekli, arzulu: Lâkırdı söylemeye iştihalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehl» den masdar). Mühlet isteme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استمهال] ek süre isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sehl» den). Kolay sayma, kolay görme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dog-fight. dog- fight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İDHAL) (i. A. «duhûl» den masdar) (c. idhâlât). 1. Girdirme, sokma, içeri koma: Onu eve ithal etmiyorlar. 2. Bir memlekete diğer ülkelerden ürün, mal vs. getirme: Otomobil ithali geçen yıl durduruldu. Hesaba ithal etmek = Mahsûb etmek, hesaba katmak, saymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imported. import.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import. importation. importing. imported.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importation. imported. imports.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to import. bring in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bir memlekete başka ülkelerden getirilen mallar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imports. import. importation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importation. import. imports. importation dışalım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import. board of trade returns. imports. import trade. passive trade. inward trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ithalât işleri yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importer dışalımcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

hentbola benzer bir İspanyol oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) calapa, (bot.) Exogonium purga; bu bitkiden çıkarılan müshil ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İbr.). 1. Yahudiler’de Tevrat’ın gizli mânâsını araştırma işi. 2. Ruhlarla, cinlerle alâka kurma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Cabala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump sum bargaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an esoteric or occult matter resembling the Kabbalah that is traditionally secret. an esoteric theosophy of rabbinical origin based on the Hebrew scriptures and developed between the 7th and 18th centuries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunda kullanılmış, şapkaya benzer bir çeşit başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kaba olmak, zarafetini kaybetmek: Servet kazanınca biraz daha nazik olacağına, daha fazla kabalaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become rough. to become impolite. to act rudely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act rudely. to grow rough and rude. to become vulgar or impolite. coarsen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kabalık vermek, sevimsiz hâle getirmek: Zaten kabadır, ettiği soğuk şakalar kendisini bir kat daha kabalaştırıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coarsen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kakıp durmak, itelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to defecate. to go potty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kötüleşmek, fenalaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eksik olarak, evvel: Saat beşe çeyrek kala geldi; bayrama iki gün kala geliniz. Zıddı: Geçe. bk. Kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kumaş, meta, döşeme ve giyeceğe ait nefîs eşya. 2. mec. Sermaye: Kâlây-ı hüner = Bilgi sermayesi. Arz-ı kâlây-i ubûdiyyet = Kulluk sermayesini sunuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A persistent data server: a link library providing an engine for applications needing persistence, transactions, crash recovery and rollback, versioning, distribution, and other facilities for which DBMSs are commonly used - /Kala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

FI kala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کالا] mal. 2.kumaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İzdiham, çokluk, kesret, Osm. cemm-i gafîr: Çok kalabalık vardı: Bu kadar kalabalığı ne ile doyuracağız? 2. Gürültü, patırtı, şamata: Çocuklar kalabalık etmesinler. 3. Bağlı olanlar, maiyette bulunanlar: Yanında çok kalabalığı var mıdır? 4. Yük ve eşya, ağırlık veren şeyler: Kalabalığı hana gönderip bizfilâna misafir olduk. 5. Kesretll, izdihamlı, çokluk: Biz hayli kalabalık idik. 6. Ahalisi çok, nüfus kesafeti fazla: Orası kalabalıktır. Ağız kalabalığı = Çok söyleyip söze boğma: Ağzı kalabalık bir adam. Kalabalık etmek = Lüzumsuz ve fazla olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowded. multitudinous. thronged. populous. congested. rush-hour. cohort. crowd. throng. multitude. army. assemblage. concourse. congestion. cram. crop. crush. drove. flock. gaggle. gathering. hive. horde. host. huddle. legion. mob. press. regiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowded. multitudinous. thronged. populous. congested. rush-hour. cohort. crowd. throng. multitude. army. assemblage. concourse. congestion. cram. crop. crush. drove. flock. gaggle. gathering. hive. horde. host. huddle. legion. mob. press. regiment. dense

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowdedness. assemblage. concourse. confluence. congested. congestion. cram. crammed with people. crew. crowd. crowded. crush. dense. flock. heap. horde. host. legion. mob. numerous. peopled. press. ruck. squash. throng.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

congest. overcrowd a room. throng.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get crowded. to get cluttered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. calfatage veya Ar. celefat’tan). I. (denizcilik). Gemi ve kayıkların tahtalarının arasını üstüpü vesaire ile tıkayıp üstüne zift, mâcun vesaire sürerek tıkaması: Kayığı, gemiyi kalafat etmek. 2. mec. Sahte süs veya tâmir, düzen: Evi kalafat ettik, bu ihtiyar kadın yüzünü kalafat edip duruyor. Kalafat etmek = Kalafatlatmak. Kalafat yeri = Teknelerin kalafatlanmasına mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle yeniçeri ağasının giydiği kırmızı bir başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulking. caking. calk. caulk. grummet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by