Ala-külli-şey’in Kadir ne demek? | Ala-külli-şey’in Kadir anlamı nedir? | Ala-külli-şey’in Kadir

Ala-külli-şey’in Kadir anlamı nedir?

Ala-külli-şey’in Kadir ne demek?

Ala-külli-şey’in Kadir anlamı nedir?

Ala-külli-şey’in Kadir | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ala kulli seyin kadir

Türkçe Sözlük

(A ). Gücü her şeye yeten.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - En yüksek, en yüce ve yücelikte eşi olmayan Allah’ın kulu. A’la kelimesi Kur’an-ı Kerim’in sıfatı olarak geçmektedir. Ünlü bir İslam bilgini.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan, her şeyi yapmaya gücü yeten Allah’ın kulu.-Kadir; Allah’ın isimlerindendir. (bkz.Kadir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عضلات] kaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağalık tavrını takınıp büyüklük satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become proud (to play the agha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağdalı bir hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Koyulaşıp lüzucet kazanmak ağda haline gelmek

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to coagulate. to make semi-solid syrup or confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Weighted Average Price)

Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brawl. spat. wrangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle of words. hot agreement. row. quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verbosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ağız yaraları, “basit” ve “derin” veya “sert kenarlı” yaralar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Çoğunlukla, üşütme veya hazımsızlıktan kaynaklanır. Yaraların etrafı, kırmızı bir çizgi ile çevrilidir. Başlangıçta, içi su dolu kabarcıklar halindedirler. Sonradan patlayarak etrafa yayılır ve sancılı ağrılara neden olurlar. Çocuklarda; kızamık ve çiçek hastalıkları sırasında da aynı yaralar meydana gelebilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan

Hazırlanışı : Her gün 1 adet orta büyüklükte çiğ soğan yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loud mouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit pamuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a type of cotton plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindred. kinsfolk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flesh. kinsfolk. relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karışık renkli, benekli, alaca, nakışlı: Ala bula = Pek alacalı. Ala göz. Ala görmek = Alaca görüp, iyi farketmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. i. ala), italyanca’dan gelen tabirlerin başında bulunup «usûlünce, tarzında» mânâsını ifade eder: Alafranga = Frenk usulünce; alaturka = Türk tarzında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Haydi, hayda: Ala kuzum, ala ala hey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Agâh ol, bak, dinle. (Dilimizde daima bir ünlem kelimesinden önce bulunur): Alâ ey berr ü bahrin pâdişâhı!

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (Tekliği kullanılmaz). Nimetler, ihsanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Üzre, üst, fevk. (Şu Arapça terkiplerde bulunur): Alelıtlak = Umumiyet üzere, mutlaka, alel-infirad = Birer birer, ayrı ayrı. AI8 eyyü hâl = Herhalde, her nasıl olsa. Alettahkik = Gerçek olarak, muhakkak surette. Lâalettayin = Tayin ve tahsis etmeksizin, belirli olmıyan ve müphem bir suretle. Alettafsil = Tafsilatla, tafsilen. Alettevâli = Mütemadiyen, devamlı şekilde. Alâ halihî = Kendi halinde, olduğu gibi. Alelhusus = hususan, bahusus, itiraz-ı alelhükm = Mahkemenin hüküm ve kararına karşı itiraz. Aleddevam = Daimî surette, mütemadiyen. Aler-re’sü vel-ayn = Baş, göz üstüne. Alesseviye = eşitlik üzere, eşit olarak. Alessabah = erkenden. Alâ tarik-ül hezl = Eğlence yoluyle. Alelade = Mutad üzere, Adeta. Alelacele = Acele ile, Alelumum = Umuman, umumiyet üzere, Alelamyâ = körü körüne, araştırmaksızın, Alelgafle = gaflet üzere, gafilâne. Alelfevr = Derhal, hemen. Alelkaide = Kaideten, kaidesiyle. Alâ kader-üt-tâka = Takati yettiği kadar. Alâ kavi = Bir rivayette. Ali küllihâl = Herhalde. Alâ merâtibihim = Rütbe ve derecelerine göre, sırasiyle. Ali meleünnis = Açıkta, herkesin önünde. Alî vefku’l matlûb = istendiği gibi. Alî hâzihî = Bunun üzerine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yükseklik, yüksek mertebe, şeref ve şan: İlim, insan için şan ve Alâdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.) («ulüv»den mazi teklik muz. gaib). Alî ve yüce mertebe olsun: Hak celi ü alâ hazretleri. (Yalnız böyle dua makamında Arapça tâbirlerde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Alî» den itaf.) (mü. Ulyâ) (c. Eâlî). 1. Daha veya pek yüksek, en yüksek: Bir makam-ı Alâya çıkmak. 2. Mânen pek yüksek ve sevgili: itibarı Alâ oldu. 3. Pek güzel, pek iyi, nefis, enfes: Alâ bir süt bulduk, Alâ bir seccade aldım. Alâdan Alâ = İyiden daha iyi. Cebri Alâ Cebirin yüksek bahisleri. Cennet-I Alâ = Cennet’in en yüksek katı. Aliyyülâlâ — En Alî (yüksek) derecede (diploma). Ne Ali = Ne iyi. Gelirse ne Alâ, gelmezse icabına bakarız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bahşişler, ihsanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colourful. speckled. light brown. trout alabalık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A winglike organ, or part. a wing of an insect a flat wing-shaped process or winglike part of an organism; 'the alae of the nose'; 'the alae of a maple seed'; 'the flat petals of a pea blossom are alae'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

variegated. light brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Library Association; founded in 1876 to promote library service and librarianship; national conferences are held each year in different parts of the country; American Libraries, published monthly by ALA, provides library related information on a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Library Association Established in 1876.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Library Association; professional organization for librarians, and the oldest professional library organization in the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Library Association This is the national organization for all types of libraries Based in Chicago, it sponsors on going training and research for the profession, publications, annual conferences for staff and trustees and lobbies at the natio

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Association of Local Authorities Now part of the LGA.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Lung Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'wing', used to describe a Roman auxiliary cavalry unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The nasal skin that forms the outside of the nostril.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Activism Lobbying and Advocacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Outer side of the nostril.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alabama. a flat wing-shaped process or winglike part of an organism; 'the alae of the nose'; 'the alae of a maple seed'; 'the flat petals of a pea blossom are alae'. a wing of an insect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علاء] yücelik, şeref.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی] üst, üstü, üzeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. salâ, Fars. hânden = okumak). 1. Minarede salâ veren, cuma veya cenaze namazına dâvet için salavât okuyan müezzin. 2. Meydan okuyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A). Olabildiği kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A). Şöyle böyle, olduğu kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A ). Gücü her şeye yeten.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Dini yüceltmek için din uğruna çalışan kimse. Alaaddin Keykubad (1192-1237) Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı sekili at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akıntısı sert, soğuk, tatlı sularda bulunan bir cins leziz balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trout. salmon trout. grilse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Ala banda) (Denizcilik). Geminin bir tarafında bulunan topların birden boşanması, yaylım ateşi: Alabanda etmek. Orsa alabanda : Gemiyi birden çevirme kumandası, mec. Şiddetle azarlama ve kınama: Bir alabanda yedi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

side of a ship. bulwarks. hard over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şalgama benzer bir bitki (Brassica oleracea).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su mermeri, kaymak taşı. Oriental alabaster Bektaşi taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Son haddine kadar, olanca hızı ile, olabildiği kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the brim. hammer and tongs. supremely. wildly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). (bk.) Albora.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capsizing. overturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capsizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overturn. to upset. to overset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Fırça ile dikine taranacak şekilde kısa kesilmiş erkek saçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Karışık renkli, rengârenk: Alaca kumaş. Alaca bulaca. Deli alacası : Zevke uygun olmıyan birbirini tutmaz parlak renklerle boyanmış. Alacakaranlık = Akşam ve şafaktan evvelki yarı karanlık. Fr. Cr puscule. 1. Karışık renkler: Deli alacayı sever, insanın alacası içinde, hayvanın dışındadır. 2. Birkaç renkte iplikten imal edilmiş bir dokuma ki Anadolu’nun birçok yerlerinde yapılır: İplik alacası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multicoloured. piebald. pied. speckled. variegated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speckled. pied. variegated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crepuscular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twilight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir anlaşma veya hesaba göre alınması gereken para,, mal veya başka şey. Alacağı olsun = Günün birinde ona gösteririm anlamında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receivable. money owed to one. debt owed to one. credit. holding. claim. chose in action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debt. money owed to one. credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claim. credit. receivable. chose in action. adjusted trial balance. lien. money on account. receivable item.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receivables and payables. assets and liabilities. owings and receivables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alacağı olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpaid. creditor. claimant. encumbrancer. obligee. payee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creditor. payee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creditor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Muhtelif renklerde leke ve pul peyda etmek, rengârenk olmak. Göz alacalanmak = Bulanmak, iyi görememek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli renklerde, rengârenk. Alacalı bulacalı = istenmiyecek, hoşa gitmiyecek surette çok renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mottled. pied. motley. multicoloured. speckled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motley. speckled. mottled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having many bright colours. spotty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli renkler taşıyan şeyin hali. mec. Sebatsızlık, mizaç değişikliği, karaktersizlik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Akan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çadır, çalı çırpıdan yapılmış kulübe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, eski Ah, vah I alackaday ünlem Yazık, eyvah!.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk oymaklarının (aşiretlerinin) çalı çırpıdan ve çitten meskenleri. Oba.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). neşe ve çeviklik, şevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی ای حال] her nasıl olsa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. elf.) elfler, binler. ok. Elf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلاف] binler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Avrupalı tarzında olan. Alafranga giyim, alafranga şarkı gibi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. alla franca

Batılıca

Frenklerin töre, âdet ve hayatına uygun, Frenklerle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

European style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imitation of European ways.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek çocuk biçimi kesilmiş kadın saçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fallow deer sığın.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليحده] tek başına, başlı başına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alâka) alâkalar, ilgiler, (bk.) Alâka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علائق] alakalar, ilgiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alâmet) alâmetler. (bk.) Alâmet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) işaretler, alametler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gökkuşağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علائم سما] gökkuşağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rainbow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kan pıhtısı, pıfıtılanmış kan parçası. 2. Sülük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علق] kan pıhtısı. 2.sülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. elâık). 1. İlişik, ilgi bağlılık, bağlanma, rabıta: Bizim işin o mesele ile alâkası yoktur. Bu iki madde arasında hiç bir şekilde alâka var mıdır? 2. Kalbten ilgi, gönül bağlama, aşk, sevişme, sevda, sevgi: Bir kıza alâkası vardı. Bir görüşte alâka peyda etti. 3. Münasebet, bağlılık, aidiyet: Onlarla benim hiç bir alâkam yoktur. Kızını onun oğluna vererek kendisiyle alâka peyda etti. 4. Malikiyet, tasarruf, müdahale hakkı, hisse: O çiftliğe, o madene sizin alâkanız var mıdır? (kimya) Münasebet. (Fr. affiniti). (tıp): Bir uzvun derdinin diğer bir uzva sirayeti. Fr. sympathie. Edebiyat. Mecâzî mânâ kullanmak için düşürülen münasebet. Rabıtalar. İnsanın ilişiği olduğu işler, münasebetler: Dünyevî, dünyaya ait alâkalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interest. concern. connection. relation. attachment. affection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. interest. connection. attachment. sympathy. concern. dealing. involvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علاقه] ilgi, alaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). ilgi uyandıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه بخش] ilgilendiren, ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. alâka: ilişik. F. dâşten: tutmak) alâkası ve ilişiği olan, münasebetli, hissedar: Bu işle ben de alâkadarım. Yeni yapılan fabrikayla siz de alâkadar mısınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. involved. connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connected. concerned. interested. involved. appertaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه دار] ilgili, alakalı. alâkadar etmek ilgilendirmek. alâkadar olmak ilgilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه داران] ilgililer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علاقدرالامکان] olabildiğince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to interest. to concern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). ilgilenmek, alâka duymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to show interest (in. to be interested (in. to feel affection (for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Münasebet ve ilişiği olan: O da bu işte alâkalıdır. 2. Aşık, gönül vermiş: Bir kıza alâkalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. involved. related.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. having a claim. pertinent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyah ve kül renginde karga. (Arapça: gurâb-ül-bîn).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gray jay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. à la carte

seçmeli yemek

Yemek listesinden seçilen, fiyatları ayrı ayrı hesaplanan yemek.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

à la carte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A la carte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İlgisiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconcerned. indifferent. not related. irrelevant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irrelevant. uninterested. indifferent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irrelevancy. indifference. lack of any connection. unconcern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tes. Alakıyye). 1. Pıhtı çeşidinden olan, pıhtımsı. 2. (Paleontoloji). Sülük cinsinden: Tâife-i alakıyye = Sülük cinsinden hayvanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft-boiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Geri tutmak, geciktirmek: Beni yoldan alakoydu. 2. Saklamak: Bunu sizin için alakoydum. (bk.) Bir de: alıkoymak ve alıkomak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Beneklerle, çizgilerle veya renklerle bezeyerek görünüşünü değiştirmek, kamufle etmek: Uçaklara karşı alalanmış bir fabrika.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konuşma kabiliyetinin yok oluşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. elem), elemler, acılar, (bk.) Elem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلام] elemler, acılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük odun gemisi. 2. Büyük balıkçı kayığı. 3. Böyle kayıklara mahsus büyük ağ, ığrıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large fishing boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علامات] işaretler, alametler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.) (c. alâmât, alâim). 1. Nişan, işaret, bilgilik: Müşterek sürülerde herkesin hayvanları alâmetlerinden belli olur. Hudutta alâmet çakarlar. O madalya, sahiplerine bir iftihar alâmeti olmak için verilir. Ta çocukluğunda, zekâ alâmetleri yüzünde görülürdü. 2. Eser, iz, emare: Oranın ordugâh bulunmuş olduğuna hiç bir alâmet görmedik. Ninova ve Babil şehirlerinin nihayet alâmetleri açığa çıkarıldı. Hırsızın hariçten girmiş olduğunu gösterir birçok alâmetler ele geçirdik. O, ihtiyarlıkta dahi yüzünde güzellik alâmetleri taşıyordu. 3. Remz, işaret : Zeytin ağacı dalı, eskiden beri sulh alâmeti kabul olunagelmiştir. Alâmet-i fârika = Bir şahsıh veya |eyin diğerlerinden ayrılması için kullanılan belirli işaret : Başçavuşların alâmet-i fârikası vardır. Her hastalığın bir veya birkaç alâmet-i fârikası vardır. Alâmet-i fârika nizamnamesi = İmal edilen nesnelerin biribirinden ayrılması ve taklide meydan verilmemesi için, sahibinin arzusuyla tescil olunan alâmete mahsus kanunî hükümler, tıp. Alâmet-i maraz = Her hastalığın kendine mahsus olan hali, Fr. phenomene. Alâim-i semâ = Eleğim sağma, (Türkçe tâbirinden galat olup, her şeyi Arapça’ya veya Farsça’ya tatbik etmek merakında bulunanlarımızın icadıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark. omen. sign. stamp. symbol. portent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symbol. sign. mark. omen. monstrous. enormous. augury. badge. brand. distinction. ensign. stamp. symptom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علامت] işaret, iz, alamet, belirti. 2.çok iri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İşaret, iz, nişan. 2.Remiz, sembol. 3.Belirti, emare. 4.Çok iri, şaşılacak büyüklükte (mec.).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Alâmet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trademark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared in a minute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared to order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Orman içinde açıklık, meydan. Fr. clairiere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ). Videolar, yeterince hızlı gösterildiğinde hareket yanılsamasına yol açan birçok fotoğraf kullanılarak oluşturulur. Bu fotoğraflardan her birine kare adı verilir. Birbirine geçmeli bir sistemde, her bir kare biri tek sayılı yatay satırları içeren ve diğeri çift sayılı dikey satırları içeren iki ayrı görüntüye daha bölünür. Bu yeni görüntüler, alanlar olarak da bilinir. Standard Tanımlamalı PAL ekranında, her saniyede 25 kare görüntülenir. PAL birbirine geçmeli bir standart olduğu için her bir kare alanlara bölünür. Bu nedenle, PAL’ye saniyede 50 alan verir (bu, genel olarak 50Hz olarak bilinir). Birbirine geçmeli biçimlerin aksine, 720p ve 1080p HD biçimleri, kareleri alanlara bölmeyen aşamalı tarama özelliğini kullanır. Aşamalı ekranlar, tamamen daha net görüntü elde etmek için tüm kareyi bir defasında gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recipient. susceptive. space. area. range. field. arena. region. sphere. ambit. compass. domain. extent. maidan. pitch. reach. realm. scope. theater. theatre. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. circus. compass. course. domain. extent. field. ground. land. pitch. place. range. realm. receiver. scope. space. sphere. square. tract. space. pitch saha. airfield. clearing kayran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wolfhound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. field. space. open space. compass. court. domain. extent. open. plaza. range. reach. scope. sphere. spread. public square. sweep. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Videolar, yeterince hızlı gösterildiğinde hareket yanılsamasına yol açan birçok fotoğraf kullanılarak oluşturulur. Bu fotoğraflardan her birine kare adı verilir. Birbirine geçmeli bir sistemde, her bir kare biri tek sayılı yatay satırları içeren ve diğeri çift sayılı dikey satırları içeren iki ayrı görüntüye daha bölünür. Bu yeni görüntüler, alanlar olarak da bilinir. Standard Tanımlamalı PAL ekranında, her saniyede 25 kare görüntülenir. PAL birbirine geçmeli bir standart olduğu için her bir kare alanlara bölünür. Bu nedenle, PAL’ye saniyede 50 alan verir (bu, genel olarak 50Hz olarak bilinir). Birbirine geçmeli biçimlerin aksine, 720p ve 1080p HD biçimleri, kareleri alanlara bölmeyen aşamalı tarama özelliğini kullanır. Aşamalı ekranlar, tamamen daha net görüntü elde etmek için tüm kareyi bir defasında gösterir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field survey. area study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agoraphobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Alan Seçimi özelliği, BRAVIA TV ses ve görüntü ayarlarını izlediğiniz alana göre otomatik olarak ayarlamak için farklı seçenekler sunar. Alan Seçimi düğmesi, BRAVIA uzaktan kumandasında kolayca bulunabilir. Sinema, Spor, Oyun gibi farklı seçenekler arasından birini seçebilirsiniz. İster büyük maçı ister gişe rekorları kıran yeni filmi izleyin; Alan Seçimi sayesinde ses ve görüntü ayarlarınız içeriğe mükemmel uyum sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony, çekim durumunuzun gereksinimlerini karşılayacak bir dizi önceden ayarlanmış fotoğraf makinesi ayar seçeneği sunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in utter confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Altüst, karma karışık, allak bullak: Evde ne varsa alan talan olmuş.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MEX kafa biriminin çift alan işlevi sayesinde, arka koltuk yolcuları DVD filmlerin keyfini çıkarırken, aynı anda ön koltuk yolcuları en sevdikleri radyo istasyonları ya da CD parçaları arasından istediklerini seçebilirler.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ülke alan, fetheden, fatih.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alanalp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alanalp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Moğ.) (Kadın İsmi) 1.Altın geyik. 2.Ünlü Moğol destanının kutsal sayılan kadın kahramanı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) -Altın geyik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) mü. Aiânîye). Açıkta olan, Aşikâr, görünen meydanda olan («alenî» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleniyet, (i. A.), t. Bir şeyin zâhir ve meydanda olması, gizli olmayıp gözönünde olması, alenilik: Mahkeme celselerinin alânîyeti. 2. Her şeyin zâhir hâli, dış görünüşü: Alânîyeti pek Alâ ama iç yüzünü kim bilir?

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nur).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Pınar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. i. alargo) (denizcilik). Açık deniz, engin: Alargaya çekilmek. Alarga etmek: Açığa çekilmek. Açık gel, yaklaşma, uzak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open sea. keep clear. at a distance. offshore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Rivâyet edildiğine, söylenenlere göre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tehlike anında herkesi haberdar etmek için verilen işaret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A summons to arms, as on the approach of an enemy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any sound or information intended to give notice of approaching danger; a warning sound to arouse attention; a warning of danger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sudden attack; disturbance; broil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sudden surprise with fear or terror excited by apprehension of danger; in the military use, commonly, sudden apprehension of being attacked by surprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mechanical contrivance for awaking persons from sleep, or rousing their attention; an alarum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To call to arms for defense; to give notice to of approaching danger; to rouse to vigilance and action; to put on the alert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To keep in excitement; to disturb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To surprise with apprehension of danger; to fill with anxiety in regard to threatening evil; to excite with sudden fear. a device that signals the occurrence of some undesirable event an automatic signal warning of danger fear resulting from the awareness

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm signal. alarm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fear resulting from the awareness of danger. a device that signals the occurrence of some undesirable event. an automatic signal warning of danger. a clock that wakes sleeper at preset time. fill with apprehension or alarm; cause to be unpleasantly surpri

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unsolicited message from a device, typically indicating a problem with the system that requires attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message, usually generated by the AEOLUS VAX process, indicating that the digital or analog status of a device is not within the tolerances set for it. a test of a training sample, usually used before the signature statistics are calculated An alarm hig

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A real-time indication or a signal of an abnormal situation or event Usually includes a Priority or Severity Code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sound or visual signal triggered by an error condition. Usually, an audio or visual warning to indicate that attention to the computer is required.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

SNMP message notifying an operator or administrator of a network problem See also event and trap. is an audible, visual, or physical presentation designed to warn the instrument user that a specific level of a dangerous gas/vapor concentration has been re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An electronic signal, transmitted to the monitoring facility Indicates that an emergency requiring follow-up has been de-tected When an alarm system is not monitored, the alarm condi-tion activates one or more sounding or visual indicating devices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A problem determination message sent to a network operator within a network management system Sometimes accompanied by an audible tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A watch feature that sounds an alarm at pre-set time or at regular intervals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Audible or visible warning signal that tells a network administrator that an error has occurred or there is a critical situation on the network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This feature causes the watch to sound at a pre-set time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Much the same as an alarm clock, an alarm watch will alert the wearer with beeps at a pre-set time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An event that occurs at a particular time It is like an alarm on a real alarm clock except that in order to determine whether it is 'ringing', an alarm is 'read' by an explicit application action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The report of a network event; also called a trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A visual or audio signal which signifies that an error has occurred or an abnormal condition exists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An audible or visible signal indicating abnormal or out-of-limit conditions in a plant or a control system [CMSG] Syn: Bell, Light, Siren. is the giving, signaling or transmitting to a public fire station or company or to an officer or employee thereof, w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fire: Automatic alarms are those received by electronic means from fire alarm systems They can indicate activation of smoke detectors, heat sensors, rate-of-rise detectors, wet or dry sprinkler systems Sprinkler activations are sometimes called waterflow

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A means of alerting the operator that a specified abnormal condition exists; examples: high pressure alarm, apnea alarm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alarm is related to any abnormal situation on the equipment that may endanger people, equipment, or material being processed GEM allows the host to be notified when alarm conditions are detected and cleared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Audible, visual, or physical presentation designed to warn the instrument user that a specific level of a dangerous gas/vapor concentration has been reached or exceeded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm , alert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tehlikeyi haber vermek; birdenbire korkutmak. alarmist (i). etrafı telaşa veren kimse. alarmingly (z). korku verecek surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; tehlike işareti; (ask). silâh başına çağrı; tehlike işareti veya dikkati çekme tertibatı, alarm. alarm bell bir tehlikeyi veya haberi bildiren çan. alarm clock çalar saat. burglar alarm hırsızı haber veren tertibat, alarm ter

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir tehlikeyi veya haberi bildiren işaret veya tertibat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Eyvah, yazık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Yerinden indirmek. 2. Yere vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Madenlerin eriyerek birleşmesi sonunda meydana gelen madde, halita.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alloy. amalgamation. composite. compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alloy halita.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alloy. composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alet), Aletler, (bk.) Alet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلات] aletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güneş doğmadan önce ufukta beliren karışık renkl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Derisinde benekler olan tay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Son asırda yanlış olarak «Türk Musikisi» yerine kullanılan tâbir, italyanca alla turca’dan gelir ki, «Türk tarzında» demektir ve Batı Musikisi’nde mehter musikimize benzetilmek istenen eserler için kullanılmıştır. Mızıkay-ı Hümâyûn’a gelen İtalyan müzisyenler tarafından musikimize verilmiş addır.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. alla turca

Doğuluca

Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the ottoman/turkish style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

system of timekeeping according to which the clock is set at 12 : 00 at sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squat toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علِی وجه] üzere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی وفق] uygun olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karışıklık, kargaşalık, herc-ü merc. 2. Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması: Karpuzları alavere ile sergiye, kiremitleri çatının üstüne attılar. 3. Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele. 4. Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi: Alavereli tulumba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uproar and confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speculator. stockjobber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Cemaat, güruh, kalabalık, fevç, topluluk. 2. Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler: Bir alay cahil, bir alay hırdavat. 3. Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi: Bayram alayı, sürre alayı. Askerlik. 3-4 tabur piyade veya 5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet: Piyade, Nizamiye, Redif, Süvari alayı. Alay İmamı = Osmanlı devrinde bir alay askere imamlık vazifesini yapan sarıklı subay. Alav Emini: Osmanlı devrinde bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir. Alay Beyi = Vaktiyle bir vilâyet sipahisinin başı, daha sonra jandarma alayının kumandanı. Alay KAtibi: Bir alay askerin yazı işlerini ifa eden subay. Miralay = Bir alay askerin kumandanı (Albay), kaymakamın üstü ve mîrlivânın astı idi ve bey unvanını taşırdı. Alay alay = Güruh güruh, yığın yığın. Alay Esvabı = Üniforma, resmî elbise. Alay etmek = Eğlenmek, istihza etmek, maytaba almak. Alay Sancağı = Her alaya verilen sancak. Alay Topu = Resmî günlerde ve teşrifat için atılan top. Alay kurmak = Vehimle uğraşmak. Alay geçmek = Birinin sözünü dinler gibi olup da başka şeyi düşünmekle meşgul olmak. Alay malay = Hep birden, takımı ile, pa.las pandıras. (Alay-ı vâlâ, Alây-ı mezkûr gibi Farsça terkipler, galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regimental. regiment. procession. parade. cortege. troops in line. teasing. mockery. ridicule. fun. mock. irony. banter. derision. fleet. gibe. jape. jeer. jest. jibe. leg-pull. persiflage. quiz. rub. scoff. sneer. taunt. wipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derision. gibe. mockery. regiment. ridicule. sarcasm. sneer. taunt. troop. jibe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in large crowds. in troops.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jeer. mock. rag. rally. sneer. taunt. tease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make fun of. deride. to hold in derision. gibe. guy. jest. josh. kid. rib. ridicule. roast. scoff. sport. taunt. twit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski bir çeşit fitilli tüfek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Herkesle eğlenmeyi seven, müstehzi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mocker. mocking. derisive. barbed. cynical. facetious. ironic. ironical. mordacious. shavian. snappish. sneering. wry. scoffer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cynic. derisive. ironic. quizzical. tease. teaser. disdainful. derisory. scornful. contemptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derisive. mocking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sarcasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Bulaşıklık, bulaşma. 2. Boş süs ve debdebe: Dünyanın alâyişine aldanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلایش] bulaşma. 2.gösteriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Debdebeli, tantanalı, alayla icra olunan. 2. Gizlice eğlenceli, istihzalı: Amma da alaylı yazmış. (Askerlik). Osmanlı devrinde mektepten çıkma? yıp alaydan, yani neferlikten yetişmiş subay. Mektepli karşılığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derisive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironic. sarcastic. sardonic. scornful. disdainful. derisive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derisory. ironic. legionary. wry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flame. blaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flame. blaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yılancık denilen şeyin bir nevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Alevde kızartmak veya ütülemek. 2. Kızgın demirle yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to singe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Alevde kızarmak. 2. Kan hararetinden kızıllık peyda etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be singed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical arrangement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bir müddet için bir yerde tutmak: Beni yatıya alıkoydular. 2. Bir kimsenin yapmakta olduğu veya yapmak istediği işe engel olmak: Adamcağızı yolundan alıkoydular. 3. Bir maksatla ayırıp bir kenarda tutmak: Bu defteri arkadaşım için alıkoydum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). En iyi, en Alâ, en yüksek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاعلا] en iyisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Eşyayı taşınabilir bir hale koymak için sarma veya sandığa yerleştirme işi, sarmalama, sandıklama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

package. packing. wrapping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

packing. boxing. package.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make up in packages. to do the packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

packer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

packaging. packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pack. to wrap up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pack. to wrap. bundle up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrapped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in bulk. without packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). badem gibi, bademe ait yahut bademden yapılmış; (i)., (tıb). badem sütü. amygdal'ic (s). bademden yapılmış. amygdalic acid badem asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aniline dyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ve ansılamak) (f.) (muzari: Ansalar). Taklit etmek, birinin taklidini yaparak kendisiyle eğlenmek. Soytarılık ve maskaralık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bric a brac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıtmaya karşı kullanılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tombul ve iri küçük çocuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Appalaş dağları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15 - 25 kilometre süratle çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişirme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi ‘sodyum azide’dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanıyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaNS’ün bulunduğu tüpe bir elektrik sinyali gönderir. Burada çok küçük bir spark oluşur ve bunun yarattığı ısıdan da NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15-25 kilometre süratlşe çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi “sodyum azide”dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanabiliyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzoz gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle bir alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzos gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle biri alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu, şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan

lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da bu özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar burada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde olduğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olur. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘arabalar görüldüğünden daha yakındadırlar’ şeklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. Şüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdan gösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da b özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar brada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde oldğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olr. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘’arabalar göründüğünden daha yakındırlar’’ şekklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. İüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdangösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki şey arasında biraz açıklık meydana getirmek. 2. Seyrekleştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to leave ajar. to open out. to space. to separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to leave ajar. to separate. to space. to open out. jar open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tek ve tenha olmak. 2. Seyrekleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be opened partway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

among. between. amongst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

among. between.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arasını açmak, aralık etmek, seyrekleştirmek, dağıtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth opened slightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «art» tan). 1. Katarın en gerisindeki deveye takılan büyük çan. 2. Hayvanın sağrısına konulan şilte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break down. to go out of order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break down. to go out of order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Sırtına almak. 2. Bir kimseye yardım etmek, müzaheret etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendisine yardım edilmek. 2. Birinin yardımına güvenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), rülen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) hastalanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Artıp geriye kalan. 2. Eski çağlardan beri görenekle sürüp gelen inanış, alışkanlık v.s.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başka hayvan veya bitkilerin üstünde yaşayan ve ona zarar veren hayvan veya bitki. Tufeylî, parazit. 2. Başkalarının sırtından geçinen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasital. parasitic. parasitical. parasite. sponger. sucker. hanger-on. bloodsucker. endoparasite. free rider. freeloader. sponge. tufthunter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodsucker. drone. leech. parasite. sponge. sponger. hanger-on. moocher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasite. sponger. sponge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Asalak olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasitism. the character of as ponger. greasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.“Ata”). Ünlü, namlı, şöhretli. Atalay Mahmut, Türk güreşçi. Balkan, Avrupa, Dünya ve Meksika Olimpiyatları şampiyonu oldu (1968).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mir’At.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Asya kıtasının güneydoğusundaki büyüklü küçüklü adaların tümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çığ). dağ1ardan yuvarlanan kar kümesi; heyelân.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Ay’ın kütlesi Dünya’nın 81’de biri kadardır ve bir gezegen uydusu olabilmek için çok büyüktür. Güneş sistemimizde başka örneği yoktur. Gerçi Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün de Ay’ın boyut ve kütlesine yakın uyduları vardır ama bu gezegenlerin kütleleri de dünyamızdan sırasıyla 318, 95 ve 12 kat daha çoktur. Bu durumda Ay’ın oluşumu özel bir problem niteliğini taşıyor. Dünyamızın tek doğal uydusu, uzaydaki en yakın komşumuz Ay, binlerce yıl önceki uygarlıklar tarafından Tanrıça olarak değerlendirilirken, zamanla düzenli hareketleri ile takvimin oluşmasını da sağlamıştır.

Yakınlığı nedeni ile gözlemlenmesi kolay olan Ay’ın 17. yüzyılın başından itibaren teleskopla incelenmesine de başlandı ve bu gelişim 1969 yılında Ay’a ilk defa bir insanın ayak basmasıyla son aşamasına geldi.

Bütün bu gelişmelere rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu hala bilinmiyor. Yaşının diğer gezegenler gibi dört küsur milyar yıl olduğu, şu anda dışında ve içinde hiçbir faaliyet olmayan ölü bir gök cismi olduğu, Dünya ile karşılıklı çekim gücü sonucunda denizlerde gel-git olayını yarattığı ve Dünya’nın dönüşünü gittikçe yavaşlattığı biliniyor ama nereden geldi, nasıl oluştu halen meçhul. Ayın oluşumu hakkında üç teori vardır. Birincisi, dünyanın oluşumunun başlangıcında çok hızlı döndüğü ve bu nedenle bir parçasının koparak Ay’ı oluşturduğu şeklindedir. Yapılan hesaplamalara göre bu kopma olayının meydana gelebilmesi için Dünya’nın o zamanlar kendi ekseni etrafında iki saatte bir dönüş yapması gerekiyordu ki, bilimsel verilere göre, bu, mümkün değildir. Ayrıca Dünya’mn ve Ay’ın yapılarındaki kimyasal birleşimlerin çok farklı olması ve bunun Ay’dan getirilen aytaşlarının analizleri sonucunda ispatlanması birinci teorinin doğruluğunu mümkün kılmamaktadır.

İkinci teori ise Ay’ın dünyanın yakınlarından geçerken, çekim alanına takılan bir gök cismi olduğudur. Bu tez, birinci teorideki kimyasal birleşim farkını açıklar ama bu şekilde, ayın hızını frenleyerek, yakalamayı sağlayacak büyük enerji miktarını bugüne kadar bilinen hiç bir oluşumun sağlayamayacağı hesap edilmiştir.

Üçüncü teoriye göre, Ay Dünya çevresinde dolanan, gaz, toz ve küçük taşlardan meydana gelen parçacıkların zamanla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Ancak bu da Ay’ın yörünge uzaklığını, neden büyük bir demir çekirdeğe sahip olmadığını ve kimyasal farklılığı açıklayamaz. Yani hiçbir teori ayın oluşumuna ait tutarlı bir açıklama getirememiştir.

Günümüzde Ay’ın tarihi çok iyi bilinmesine, 1969 ile 1972 yılları arasında Apollo projesi kapsamında üzerinde insanlar dolaşıp, dünyaya örnekler getirmelerine rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu halen büyük bir sırdır.

Öyle görünüyor ki, günümüz bilimindeki tüm gelişmelere ve bu yoldaki gayretlere rağmen, biricik uydumuz Ay, sırlarını şimdilik bize açıklamak istemiyor. Ancak şurası mutlak ki, Ay genetik olarak dünyamızın yavrusu değil. Nereden geldi, kim bilir?


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

Ekonomik ve fiziksel gerileme gösteren bölge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Babaları tutmak, öfkelenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a fit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakalorya; mezuniyet törenlerinde yapılan dini ayin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalamak, duvarlara kireç veya aşı boya şerbeti çekmek, badana vurmak: Badanacı evleri badanalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorate. whitewash. to whitewash. to decorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whitewash. to whiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalatmak, badana ettirmek: evi hangi badanacıya badanalattınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Güreşte hasmın bacağını kendi bacağiyle sarıp yıkmak.

Türkçe Sözlük by

Ülke

(The Bahamas) Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Kuzey Atlas Okyanusunda adalar grubu Florida eyaletinin güneydoğu kıyısı açıklarında Küba ve Hispaniola`nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 24 15 Kuzey enlemi 76 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 13940 km².

Kara: 10070 km².

Su: 3870 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 3542 km.

İklim: İki mevsimli yumuşak astropik iklimi büyük ölçüde Stream Körfezi Akıntısı ile Atlas Okyanusu meltemlerinin etkisi altındadır. Kasırga mevsimi Temmuz ortalarından kasım ortalarına kadar sürer.

Arazi yapısı: Bahamalar güney ve batısındaki karalardan derin kanallarla ayrılan bir denizaltı yükseltisinin su üstüne çıkmış uzantılarından oluşur. Adaların kıyıları mercan kayalıklarıyla çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Alvernia dağı 63 m.

Doğal kaynakları: tuz kereste tarıma elverişli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %67 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal kasırgalar su baskınlarına neden olarak zarar vermektedir.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 303770 (2006).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.5 (erkek 41799; kadın 41733).

15-64 yaş: %66.1 (erkek 98847; kadın 102074).

65 yaş ve üzeri: %6.4 (erkek 7891; kadın 11426) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.64 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.17 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.02 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.96 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 24.68 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.6 yıl.

Erkeklerde: 62.24 yıl.

Kadınlarda: 69.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 5600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Bahama.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %85 beyaz ırk %12 Asyalılar ve Hispaniola’lılar.

Din: Baptistler %32 Anglikanlar %20 Roma Katolikleri %19 Methodistler %6 diğer %23.

Dil: İngilizce(resmi) Creole (hem Avrupa hem de Asya soyundan gelen kişilerin konuştuğu dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.6.

Erkek: %94.7.

Kadın: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bahama.

ingilizce: Bahamas The.

Yönetim Biçimi: meşruti monarşi.

Başkent: Nassau.

İdari bölümler: 21 bölge; Acklins ve Crooked Adaları Bimini Cat Adaları Exuma Freeport Fresh Creek Governor›s Limanı Green Turtle Cay Harbour Adası High Rock Inagua Kemps Bay Long Adası Marsh Limanı Mayaguana New Providence Nicholls Şehri ve Berry Adaları Ragged Adası Rock Sound Sandy Burunu San Salvador ve Rum Cay.

Bağımsızlık günü: 10 Temmuz 1973.

Milli bayram: Kur


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Kıç altında olan top delikleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yavru, beçe, çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yüksek, yukarı, zîr ve pest mukabili, Osm. Alî, refî’. Kadd-I bili = Yüksek boy. Bili-perviz = Kendini olduğundan yukarı tutup övünen. Rütba-i bili = Son asır Osmanlı mülkiye teşkilâtında rütbe-i Ülâ sınıf-ı evveli ile vezâret arasında bir yüksek sivil rütbe (askerî rütbelerden orgenerale eşitti): Rütbe-i bâlâ ricâlinden. Kad, kamet, boy. Dübili = İki ket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. baby yavru. çocuk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term applied to 19th century raiders penetrating the Grassfields. 'powers' Among various groups of powers the following five are most frequently met with in the texts: faith , energy , mindfulness , concentration , wisdom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالا] yukarı, üst. 2.boy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çocuk yavru. 2.Yüksek, yüce, yukarı, (bkz.Ali). 3.Azat. 4.Yedek atı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uzun boylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yukardan alan, yüksekten atan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Daha veya pek yüksek ve üstün, Alâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İsraillileri lanetlemesi emrolunduğu halde, bindiği eşek tarafından azarlanınca onları takdis eden Mezopotamya lı aziz; k.h., argo gazete sütunlarını icabında doldurmak için hazır bulundurulan havai yazılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BELBAN (i. Bulgarca’da ayıya derler). 1. Gezdirilip oynatılan ayı: Ne toplandınız, balaban mı oynuyor? 2. İri cüsseli insan veya hayvan: Balaban adam, doğan. 3. Büyük davul tokmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sturdy. fat. huge. large.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çocuk bekçisi. 2.Gürbüz canlı, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gıyasu’d-Din Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek tarafından İltutmuş’dan sonraki en büyük hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bittern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. irileşmek, şişmek, İri ve şişman olmak. 2. Lakırdıyı ağızda çiğneyip sarhoş gibi söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Balanbanlanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالابلند] uzun boylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالاخانه] tavan arası, çatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Üstün, asil kanlı. Değerli soy mensubu. Balahatun: Şeyh Edebali’nin kızı ve Osman beyin karısı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balalayka, gövdesi üç köşe olan Rus mandolini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ukraynalılar ve Ruslar’ın millî çalgısı. Gitara benzer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Balaban).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski bir Türk kağanı. (IV. yy.) Alanları ve Ostrogotları yenerek batıya sürdü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

balance of trade ticaret dengesi, ithalât ve ihracat arasındaki para kıymeti farkı balance sheet bilanço balance wheel nâzım çark credit balance alacak bakiyesi, matlup bakiyesi debit balance zimmet bakiyesi, borç bakiyesi hang in the balance muallâkta ol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tartmak, dengelemek, muvazene sağlamak; eşit olmak, dengeli olmak; tereddüt etmek, dansta aksi istikametlerde hareket etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dengeli, muvazeneli. be well balanced denk gelmek, muvazeneli olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

car wheel balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالاپرواز] yükseklerden uçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnce tahta, pedavra.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

lal yakut, açık pembe yakut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İn.). Demiryollarında traverslerin altına, şoselerde de düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş kırıntıları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballast. lastage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brake lining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A West Indian sapotaceous tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bully tree ; also, its milky juice , which when dried constitutes an elastic gum called chicle, or chicle gum. a hard-wooded tropical tree yielding balata gum and heavy red timber when dried yields a hard substance used e.g. in golf balls.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brake lining. facing. liming. packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rubber like material used for making soft golf ball covers Example: Balata covered golf balls yield a high spin rate and lots of feel, but don't offer much durability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Narural or synthetic compound used to make the cover for top-standard golf balls Its soft, elastic qualities produce a high spin rate and it is favoured by tournament players. rubber like material used for making the outermost layer of a golf ball softer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Balaban).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nar, kurutulmuş nar çiçekleri, nar ağacı kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Evlilik hayatının ilk ayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honeymoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honeymoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Balta ile (orman vesaire) kesmek: Bu ormanı hiç baltalamamışlar, bu ağacı baltalamalı. 2. Yıkmak, devirmek, harap etmek: Eski evi baltaladılar. 3. Kırıp geçirmek, berbat etmek. 4. Hacamat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cripple. sabotage. undermine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sabotage. to frustrate. to block. to strike with an axe. to hew down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailing. fagoting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bale. shock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be made into bales.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

BAŞKALAŞMA (i.) (y. k.). 1. (jeoloji). Bir kültenin fizik ve kimya bakımından değişmesi, istihale. 2. (biyoloji). Bazı hayvanların hayatı boyunca uğradığı biçim veya yapı değişimi, istihale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. transfiguration. meta-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. metamorphism istihale. metamorfizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başka türlü olmak, değişmek, tagayyür etmek, gayrılaşmak, diger-gûn olmak: Ben görmeyeli bu adam başkalaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to metamorphose. to change. to alter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to change. to grow different.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphose. transmogrify. vary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar sertliği ve kalp hastalıklarıdır. Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır. Arkasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır. Ayrıca aşağıdaki reçeteleden biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuzlu su, havlu.

Hazırlanışı : Küçük bir havlu, tuzlu suya batırılır ve hastanın alnına konur. Sık sık değiştirilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kurban ve şeker bayramlarında camilerde okunan salât. Türk musikisinin dinî musiki kısmının cami musikisine ait bir formudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import without foreign exchange transfer. import with waiver. unpaid non-quota imports. non-cost import. imports free from payment. import without waiver. imports free of payment. import without velue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dikkatsiz, kayıtsız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی مبالات] kayıtsız, umursamaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bundan dolayı, bunun üzerine.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında bir dönüşü tamamladığında geçen süredir. Bunu herkes bilir. Aslında tam da öyle değildir. Çünkü dünya kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında yörüngesi üzerinde güneşin etrafında da döndüğünden, güneşten bakıldığında bir tam devri için geçen süre farklı gözlemlenir.

Neyse şimdi biz bunu karıştırmayalım ve bugün bütün dünyanın kabul ettiği zaman sistemine bakalım; o Bir yıl 12 aydır. o Bir yıl 52 haftadır o Bir ay 28-31 gündür. o Bir ay 4-5 haftadır. o Bir hafta 7 gündür. o Bir gün 24 saattir. o Bir saat 60 dakikadır. o Bir dakika 60 saniyedir. o Bir saniye 100 mili saniyedir.

Görüldüğü gibi, bir gün kaç saniyedir diye sorulduğunda bile kafadan hesaplanamayacak kadar karışık bir bölünme. Önce gün 24’e, sonra 60’a, sonra bir daha 60’a bölünüyor. Saniyeden sonraki bölünmeler ise ondalık sistemle gidiyor. İşte çocukların zaman hesaplarında zorlanmalarının sebebi.

Bir günde niçin 24 saat olduğunu kimse bilmiyor. Bu rakamın güneş saatini ilk kullanan Mısırlılardan kaynaklandığı sanılıyor. Yere dikilen yüksek bir taşın gölgesi sabah batıya, akşam doğuya düşüyordu ve Mısırlılar bu arayı altıya bölmüşlerdi. Dolayısı ile bir gün 24 bölüm oluyordu.

12 sayısı 2, 3, 4 ve 6 ile bölünebildiğinden, o zamanlar en çok kullanılan sayı birimi idi ki, bugün bile düzine adı altında sayı birimi olarak kullanılmaktadır.

Mısırlılar ayrıca 30 günlük ay ve 360 günlük yıl takvimini uyguluyorlardı.

Bugün bir dairenin 360 dereceye bölünmesinin sebebinin de bu olduğu sanılıyor. Yaklaşık 3 bin yıl önce, bugün Irak olarak bilinen yerde yaşayan, Babilliler ise 60 sayısını matematik sistemlerinde temel olarak almışlardı. 2, 3, 4, 6, 12, 15, 20 ve 30 ile bölünebilen ve 360’ı da bölen bu sayı dakika ve saniyenin birimi olarak alındı. O zamanlar için onluk sistem, yani on sadece 2 ve 5’e bölünebilen zavallı bir sayı idi.

Saniyenin bölümleri ise o devirlerde ölçülemiyordu, ölçülebilmeye başlandığında ise dünya ondalık sisteme geçmişti ve bu esas alındı.


Genel Bilgi by

Finansal Terim

(Primary Market)

Menkul kıymetleri ihraç eden şirketler ile tasarruf sahiplerinin doğrudan doğruya karşılaştıkları piyasalardır. Diğer bir anlatımla, menkul kıymetlerin ihraçcı kuruluşlarca tasarruf sahiplerine ilk kez satışa sunulduğu piyasalardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = harf-i cer, el = harf-i tarif, külliyet = umumiyet, bütünlük). Bütün bütüne, tamamen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn the helm to the lee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bocalamak, şaşırmak, kararsızlık göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

falter. flounder. vacillate. waver. wobble. to falter. to flounder. to stumble. to waver. to vacillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to veer. to falter. to act in a confused manner. baffle. flounder. fluctuate. to get oneself tied up. vacillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bohçaya sarmak, bohça içinde istif etmek, paket yapmak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bölge Paneli Hizalama özelliği renk yönetimindeki boşlukları telafi eder. Ev sinema projektörünüzdeki SXRD™ panellerini hareket ettirmek hizalamayı geliştirir ve Bölge özelliği de ekranın çevresindeki kırmızı ve mavi anormallikleri sadece 0.1 piksel adımlarda çekebilmenizi sağlar. Sonuç ise daha keskin ve daha net bir görüntüdür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir yere hava, deniz veya karadan bomba atmak, topa tutmak, bombardıman etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blast. bomb. bombard. to bomb. to bombard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bombed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boya ile örtmek, lekelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boyaya bulaşmak, boya sürülmek.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Özellikle kağıt para devrinden önce, alışverişte kullanılan paralar altın ve gümüş içeriyorlardı. Her devirde olduğu gibi, o devirde de bulunan bazı düzenbazlar, bu paraları kenarlarından kazıyarak, çok az miktarda da olsa, bu değerli madenleri biriktiriyor, parayı da tekrar kullanabiliyorlardı.

O devirlerde tüccarlar, parayı tartıyorlar ve ağırlığı eksikse kabul etmiyorlardı. Tabii, para da elinizde kalıyordu. Antik para kataloglarında dikkat ederseniz, paraların büyük bir kısmının tam yuvarlak olmadığını görürsünüz.

Bu sorunu çözmek ve halkı eksik paraya karşı korumak için bozuk paraların kenarları tırtıllı yapılmaya başlandı. Bu tırtıllar sayesinde paranın kenarının kazındığı hemen belli oluyordu ve kenarı kazınmış parayı kimse almıyordu.

Bu adet günümüze kadar devam etti. Artık içinde değerli bir maden bulunmamasına rağmen, bozuk paralarımızın kenarlarında ya tırtıl ya da bir yazı vardır.

Günümüzde madeni paralar ‘bozukluk’ veya ‘ufaklık’ adı altında sadece küsuratları ödemede kullanılıyor. Bozuk paralar da para olma niteliklerini kanundan almalarına rağmen, kullanılmalarında bazı sınırlamalar vardır.

Gerek kağıt, gerekse madeni para olsun, her ikisiyle de yapılan ödemeleri kabul etmemek mümkün değildir. Buna ‘Kanuni Tedavül Mecburiyeti’ denilir ki, kağıt paralarda bu mecburiyet sınırsızdır. Ödenen miktar ne kadar büyük olursa olsun, bunu karşı taraf kabul etmek mecburiyetindedir.

Madeni paraların ise mecburiyeti sınırlıdır. En çok üzerlerinde yazan değerin 50 katını tamamen bozuk para ile ödeyebilirsiniz. Örneğin 50 bin liralıklarla, 2,5 milyona kadar ödemelerinizi yapabilirsiniz ama daha fazlasını da bozuk para ile ödeme isteğinizi karşı taraf kabul etmeyebilir.

Kağıt paraların Merkez Bankası tarafından basıldığı bilinir de, madeni paraları Maliye Bakanlığı’nın çıkardığı pek bilinmez. Madeni paraların toplam para stoku içindeki oranı da yaklaşık yüzde l civarındadır.

Hiç dikkat ettiniz mi? İnsan yüzleri kağıt paralarda önden, madeni paralarda ise yandandır. Madeni paralarda yer çok küçük olduğundan, kabartma tekniği ile bir yüzün tam detayını vermek mümkün olamamaktadır. Yandan bir profil kişiyi daha iyi tanınır kılmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmak, akıllı olmayan, kafasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. «bedii» in cem’i olan budalâ» dan ki abdâl ile aynı mânâdadır). Akılsız, ahmak, bön, ebleh. Para budalası = Paradan başka bir şey düşünmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fool. dullish. barren. chumpish. clownish. doltish. dreary. sappy. zany. fool. chucklehead. clod. jackass. juggins. noddy. noodle. prune. simple simon. soft. twit. zany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boob. daft. dim. dope. dopey. fool. silly. sucker. twit. stupid. birdbrained. blockheaded. dumb. mad on. silly about. idiot. gull. half-wit. ass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fool. clod. clueless. dopey. goofy. imbecile. inane. kooky. muggins. nitwit. sappy. silly. simple. simpleton. stupid. thick. touch in the brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ahmakça, eblehçe: Budalaca bir harekette bulundu. 2. Az ahmak, ahmağa benzer, pek akıllı olmayan: Budalaca bir adamdır. Ahmahça, ahmahlıkla, eblehlikle: Budalaca hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloddish. foolish. preposterous. senseless. witless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmaklık. Ar. hamâkat, belâhat: Onun budalalığı Aşikârdır. Bir budalalık etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolishness. stupidy. madness. idiocy. imbecility. jig. stupidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave foolishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بخلا] cimriler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

El ve ayak bilekleri herhangi bir kaza sonucu burkulabilir. Bu gibi durumlarda, bilekte ağrı ve şişme görülür. Yapılacak ilk iş, burkulan yeri rahat bir duruma sokmaktır. Sonra aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Burkulan yere çiğ lahana yaprağı sarılır. 15 dakikada bir değiştirilir.


Sağlık Bilgisi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بلندبالا] uzun boylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özellikle Musevilerce Kitabı Mukkades'in bâtıni tefsiri; bâtıni bilgi, sır. cabalism (i). Kitabı Mukaddes'in Musevilerce bâtıni tefsiri. cabalist (i). bu çeşit tefsir yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çabalamak İşi. (bk.) çabalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort. struggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

struggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. El, ayak oynatıp direnmek: Çamurun içine düşmüş çabalayıp duruyordu. 2. Çok çalışmak, uğraşmak, cehd etmek: Derse çabalıyor. Boş yere çabalama, o işi nasıl olsa başaramazsın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endeavor. scramble. strive. endeavour. struggle. work. go for. exert oneself. go after. hump oneself. strain. strain at. study. tug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endeavour. labour. seek. strive. struggle. to endeavour. to strive. to struggle. to labour. to labor. to exert oneself. to make an effort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make efforts. to strive. to struggle. endeavour. essay. labour. seek. shoot at. wrestle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). El ayak oynatarak deprenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çağla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Bir isimden önce kullanılarak onun devamlı şekilde, muttasıl, şiddetle ve pervasız olarak kullanılmasına delâlet eder: Çalakılıç = Devamlı kılıç çalarak. Çalakırbaç = Şiddetle ve devamlı kırbaç vurarak. Çalakalem = Süratli ve gelişi güzel, itinasız yazmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sukabağı; sukabağından oyulmuş su kabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ABD, (k).dili hapishane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). 1. Isıran. 2. Azgın (köpek), çıyan. Çalagan otu = Isırgan otu. 3. Atmaca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serî hareketli, eline ve ayağına ;abuk, hafif (ekseriya aynı mânâda olan cüst ile beraber kullanılır): Cüst ü çâlâk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چالاک] çevik, kıvrak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writing hastily and without deliberation. scribbling sth down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چالاکی] çeviklik, kıvraklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daha çok 18. asırda kullanılan desenli ve parlak yünlü kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Seylan ve Hindistan'da bulunan ve kerestesi oymacılıkta kullanılan sert bir ağaç, (bot). Diospyros quaesita.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (min). tutya taşı. calamine lotion kalamin losyonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). belâ, felâket, afet. calamitous (s). felâketli, felâket getiren, vahim, belâlı. calamitously (z). felâket ve belâ getirerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hintkamışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Tanrı. 2.Ateş. -İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanrı kulu- Abdullah.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanrı’nın övgüsüne mazhar olmuş kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanrı, Mâbûd, Mevlâ, Hudâ (bu kelimenin aslı «çelîpâ» olup vaktiyle birtakım Süryanîler, Türkistan ve Moğolistan’a girdikleri vakit bu kelimeyi yaymışlardır). Ondan evvel «Tanrı» derlerdi ki, bu da muhtemelen Çince’den gelip asıl Türkçe’si «Uğan»dır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zil, çıngırak, çan gibi şeyler çalacak düzeni olan, çalıcı: Çalar saat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repeater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm clock. repeater. travelling clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çeviklik, eline, ayağına çabukluk, tezcanlılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit hafif atlı araba; açıIır kapanır araba tentesi; kadınların eskiden giydikleri bir çeşit başlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

churning. joggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalamak, (bk.) Çalkamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. whip up. shake. shake up. slosh. swash. rinse out. rinse. churn. rouse. swill. swill out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. beat. churn. jiggle. shake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agitate. to shake. to rinse. to wash out. to beat. to vibrate. to float. churn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitation. disturbance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalanmak, (bk.) Çalkanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tossed around. to shake oneself. to be rough. to be talked about everywhere. oscillate. slosh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalatmak, çalkalamasını temin etmek, çalkatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa ile kazmak: Bağı vaktinde çapalayamadık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa ile kazılmak: Bu mevsimde bağ çapalenmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa vurdurmak, çapa ile kazdırmak: Bağı kime çapalatıyorsunuz?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardinallik makamı; kardinaller zümresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İki ordunun ileri karakolları harbe tutuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). (bk.) Delta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derme çatma, değerşiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tow rope. hauling cable. trail rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funeral procession. formal procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be punished. to be penalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chastisement. correction. penalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza vermek, cezaya uğratmak, mahkemece cezasını tayin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. gyp. punish. penalize. castigate. cop it. correct. crime. discipline. dish out. plague. scourge. slate. smirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline. do. penalize. punish. scourge. to punish. to penalize. to discipline. to castigate. to fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to punish. to penalize. chasten. correct. discipline. knock hell out of. scourge. smite. sort out. strafe. straighten out. trounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza görmek, cezaya uğramak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). iç göbek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cihânın büyüğü olan, pâdişâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polishing. finishing process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cilâ vurmak, cilâ sürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burnish. lacquer. polish. varnish. to polish. to shine. to finish. to burnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to finish. to varnish. to shine. burnish. polish. surface. veneer. wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çıra koymak ve tutuşturmak, yakmak, alevlendirmek. 2. mec. Fesat karıştırmak, kötüleştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). eşit kuvvetle karşı koymak; telâfi etmek; denkleştirmek; (i). karşılık, eş ağırlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk dinî musikisinin cami musikisi dalında, cuma günleri okunmaya mahsus güfteli bir şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük taklak. Cunbalağı atmak = Ölmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Tibet Budistlerinin baş rahibi ve başkanı Dalay Lama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Midenin sol tarafında İki yüz gram kadar ağırlığında bir iç organ ki, kanlı, siyahımsı ve gevşek bir dokudan ibarettir. Dalak şişmek = 1. Nefes darlaşıp koşamamak. 2. Hiddet etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harpte esir tutulup satılan. Kız dalağı = Eskiden harpte zabtolunan ülke ahalisinden tutulup halayık gibi satılan kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splenetic. splenic. spleen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spleen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spleen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karın boşluğunun solunda, midenin arka tarafında bulunan dalak; eskimiş kırmızı kan hücrelerini yok eder, gerektiği zaman da yeni kırmızı kan hücreleri imal eder. Sıtma ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklar veya kansızlık sonucu dalak hastalanabilir. Dalak ağrısı, dalak büyümesi, dalak şişmesi ve dalak zafiyetinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pazı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 2 tutam pazı konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Eğreltiotugillerden bir bitki, duvar sedefi (dichapelatum).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kurtluca): Eğreltiotugillerden; sıcak bölgelere yetişen bir bitkidir. Güzel kokulu, pembe çiçekleri vardır. Yapraklarının üstü parlak, altı donuk yeşil kadife rengindedir. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, vücuda kuvvet verir. Dizanteri ve ishali keser. Nefes almayı kolaylaştırır. Öksürüğü keser. Karaciğer ve mide hastalıklarının iyileşmesine yardım eder.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Dalâlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğru yoldan sapma, yolu kaybetme, azma: Dalâlete düşmek, dalâlet yolunda pûyân olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضلالت] sapkınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakmak, acıtmak, kavurmak: Isırgan daladı, ebegümeci daladı. 2. Isırmak, dişle koparmak: Ayı dalamış. 3. Vurup kapmak, yağma ve talan etmek, tutup esir etmek: Kız dalamak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Biçim, şekil. 2.İnce, narin, zarif.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültülü boğuşmalı kavga, arbede, dalaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fight. dogfight. affray. battle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust up. rumble. scrap. tangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalaşma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğuşup ısırışmak, itişe boğuşa kavga etmek: Köpekler dalaşıyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight savagely. to quarrel violently. bandy. stir about. tangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Hile, sahtekârlık; el altından yapılan kötü iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheating. maneuver. manoeuvre. trick. intrigue. ploy. fiddle. swindle. jobbing. rigging. chicane. deception. do. gammon. gerrymander. hanky-panky. rouser. sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick. man euver. intrigue. bubble scheme. guile. manipulation. shenanigans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalavere yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. crafty. trickster. intriguer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intriguer. trickster. artful. cheat. jesuitical. manipulatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roguery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Deniz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Deniz adamı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Talazlanmak vs. (bk.) Talaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. denizcilik). Flikaların küpeştesine baştan kıça kadar boyuna konan tahta. (bk.) Talazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dalgalı hale getirmek, dalga çıkarmak, talazlandırmak. Osm. temvîc etmek: Lodos denizi dalgalandırdı. 2. Dalgalı göstermek. Osm. temevvüc ettirmek: Rüzgâr, çayırları dalgalandırıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wave. to agitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make waves in. to wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undulation. fluctuation. ripple. roll. ruffle. surge. surging. sway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll. surge. fluctuation. undulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluctuation. undulation. waviness. surging. waving. rolling. undulating. oscillating. wave motion. surge. oscillation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dalga peyda etmek, dalgalı olmak. Ar. temevvüc. Osm. telâtüm etmek: Lodostan deniz dalgalandı. 2. Dalgalı görünmek, temevvüc etmek: Rüzgârdan saçları dalgalanıyordu. 3. Dalgalar peyda ederek yürümek veya koşmak: Koyun sürüsü dalgalanıyordu. Bayrak dalgalanmak = (bayrak) Rüzgâr tesiriyle kıvrılıp açılmak. Mecâzen de kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billow. surge. to wave. to undulate. to billow. to become rough. to float. to fluctuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become rough. to be waved. to float. to change with the market. fluctuate. oscillate. roll. surge. undulate. wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stigmatization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Damga vurmak, damga ile işaretlemek: Binek hayvanlarını aldıkları vakit damgalarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamp. mark. stigmatize. print on. seal. print. brand. impress. incuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand. imprint. print. seal. stamp. to stamp. to mark. to seal. to print. to brand. to stigmatize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affix the seal. to stamp with a stamper. to cancel. to stigmatize. brand. stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir vasıta ile damgalı hâle getirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be stamped. to be stigmatized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaba ve terbiyesiz, iri bedenli ve kaba davranışlı, sade vücut beslemiş akılsız ve terbiyesiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bone-headed. half-witted. crass. bonehead. bumpkin. boob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockhead. twat. stupid. birdbrained. blockheaded. dummy. cretin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. fool. idiot. air head. blockhead. crass. fart. fathead. fucker. jay. know nothing. known nothing. lug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bilhassa harbin) kuvvetini azaltmak; azalmak, ehemmiyetini yavaş yavaş kaybetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time after time. over and over. again and again. time and again. numbers of times. times without numbers. tons of times. scores of times. for the nth time. for the umpteenth time. repeatedly. always. fast. heaps of times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repeatedly. again and again. over and over again.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time and again. on a number of occasions. again and again. at different times. dozens and dozens of time. plenty of times. on more scores than one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. delâlet). Yol göstermeler, alâmet olmalar, kılavuzluklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Dengenin sanatta nasıl kullanıldığı “tahtaravalli” modeli ile kolayca anlayabilirsiniz. Aynı kilodaki iki kişi «simetrik» olarak oturduklarında oluşan denge, farklı kilolardaki kişilerle de «asimetrik» oturmalarla sağlanabilir; bu ikinci hâl «dinamik denge» olarak da nitelendirilebilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. zooloji). Yumuşakçalardan, kalın ve kıvrık kabuklu bir deniz böceği (conus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bulaşık el, bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu akıllı kopyalama teknolojisi, Sabit Disk Sürücüsü’nden (HDD) bir DVD diskine kopyalama yaparken en iyi resim kalitesini korur. Veri bir HDD üzerine kaydedildiğinde, Sony HDD / DVD kaydediciler filmi analiz eder ve sonuçları veri olarak saklar. Ardından, kaydedici bu veriyi verimli bir biçimde bir DVD diskine kopyalar. En iyi sonuçları elde etmek için, HDD’nize kaydederken HQ+ veya HQ modlarını kullanın.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Tabiî kalsiyum, magnezyum ve demir silikatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (botanik) Asklı mantarlardan bir bitki, yer mantarı (tuber melanosporum). 2. Yumru çıban, veba çıbanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trüffel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Üşümenin en ağır şekline donma denir. Donan kişiyi birdenbire ısıtmamak gerekir. Böyle durumlarda yapılacak ilk iş; vücuda bir battaniye sarıp, ılık bir yere taşımak; orada başı hafif geriye doğru olmak üzere sırtüstü yatırmak, kol ve bacaklarını soğuk su ile iyice ovmaktır. Limonsuyu ile masaj yapılabilir. Aşağıdaki reçeteler de aynı amaçla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ceviz yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 tutam ceviz yaprağı konur. Kaynatılır. Ilıdıktan sonra, vücut bu suyla iyice ovulur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.) Dörtnal koşarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at a gallop. at full speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at a gallop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. to file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to file. to put in a file. to classify. to throw into the discard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be filed. to be put in its file. to be classified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İki kat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Duraklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pause. to come to a stop. to hesitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük deniz, okyanus.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) düğün kasidesi, düğün için yazılan şiir veya şarkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Namazın usulleri. 2. Yol, usûl, Adâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) (ezandaki «hayye aie’s-saiâ» dan). Meydan okuma tâbiri, kendine güvenen meydana çıksın! İşte meydan: Aşk ateşine tahammül eden varsa essalâ!

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) merdiven dayayarak duvar aşma, müstahkem bir yere merdivenleçıkıp hücum etme; (f.) merdivenle çıkıp hücum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yükseltmek, yükselmek (fiyat, maaş); kızıştırmak, kızışmak (savaş,anlaşmazlık); artırmak, artmak. escala'tion (i.) artış, yükseliş, kızışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yürüyen merdiven. escalator clause (i.), A.B.D. hayat pahalılığına göre ücret artışlarını ayarlamak üzere toplu sözleşmelere konan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) soluk alıp verme, nefes verme; soluk, nefes; herhangi bir şeyden çıkan koku veya buhar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (astr). Samanyolu'nun dışında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. eyâlet). Eyâletler, umumî valilikler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ایالات] eyaletler. 2.memleketler, topraklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Uyku, insana kaslarını ve diğer dokularını onarma, yaşlanan veya ölen hücrelerini yenileme şansı verir.

Uyku, insan beynine hafızasındaki bilgileri düzenleme, gereksizleri unutma ve arşlivleme şansı verir. Rüyalar da bu işlemin bir parçasıdır.

Uyku, enerji tüketimimizin miktarını azaltır. Bu nedenle günde dört-beş kez yerine üç öğün yemekle yetinebiliriz. Gece karanlığında zaten hiçbir şey yapamayacağımızdan, anahtarı kapatarak enerji tassarrufu yaparız.

Uyku, bütün gün çalışan beynin bir şarj süresi olabilir. Diğer organlardaki enerji harcamasını kısarak, beyin hücre aktiviteleri için gerekli olan enerjiyi artırabilir.

Uyku hakkında tüm bildiğimiz, geceleri iyi bir uyursak, sabahları kendimizi iyi hissettiğmiz, hem vücudumuzun, hem de beynimizin yeni bir gün için kendisini tazelediği olgusudur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Sabah aydınlığı. 2. Tomruk, falaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eskiden suçluları ve öğrencileri cezalandırmak için kullanılan Alet. Orta tarafında ayakları sıkıştırmaya mahsus ip geçirilmiş bir sopa ile tabanlara vurmaya mahsus bir sopadan ibaretti: Falakaya çekmek, falaka değnek getirtti, falakaya yatırmak, falaka vurmak. 2. Bazı manivela işlerini yapmak için kullanılan ucu iple bağlı ağaç parçası 3. (denizcilik). İki ucu bir yere bağlı bir parça halat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastinado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastinado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلقه] falaka, ayağa sopa atarak acı çektirmek için hazırlanan düzenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Felâket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Belirsizlik zamiri ve eş mânâlı takımların ikinci unsurudur. Belirsiz olarak ismin yerini tutar: Falan geldiği zaman şöyle yaparmış, filan gelince böyle edermiş... Falan tarihte falan kişi görmüş... Falan filân yahut falan feşmekân. Küçümsenen şeyler, vaziyetler hakkında kullanılır: Yok gönlünü almamışız, yok kalbini kırmışız, falan filân. 2. Bazı kelimelerden sonra gelince benzerini ifade eder: Musluğu falan iyice kapadınız mı? Akşama gelirken karpuz falan getir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so and so. and so on. such and such. so-and-so. or so. and such like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a certain (person. so and so. such and such as. et cetera. and so forth. about. such and such.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İsmi söylenmek, istenilmeyen veya belli olmayan bir şahıs veya şeyi gösterip «falan» sözünden daha belirli gibi kullanılır: Falanca adam geldi diye haber vermeli, falanca yeı% gideceğim, dedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so and so. such and such a.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir İspanyol faşist örgütü. falangist (i). İspanyol faşist örgütü üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. falbala

fırfır

Giysi, perde vb.nin kenarlarına dikilen kırmalı veya büzgülü süs.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Perde, entari gibi şeylerin kenarına dikilen büzgülü veya kırmalı süs, fırfır.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Thorshawn.

Nüfus: 1399 km2.

Komşuları: Atlas Okyanusu’nun Kuzeyinde Takımada.

Önemli Şehirleri: Thorshawn, Sandur, Sandvik, Klaksvik.

Din: Çoğunlukla Hıristiyan.

Dil: İzlanda Dili, Faroe Dili.

Yönetim Biçimi: Danimarka’ya Bağlı Özerk Bölge.

Tarih: Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde 22 volkan adasından oluşan takımada. İzlanda ile İngiltere arasında yer alan bu takımadanın merkezi Thorshawn’dır. Adalardan yalnızca 17’sinde insan yaşar. Ancak 2. Dünya Savaşı’nda Danimarka’nın Almanlar tarafından işgal edilmesiyle bir süre İngiliz denetimine geçti. 1946’da Faroe parlamentosu bağımsızlık ilan etti ama yeni meclis kararı değiştirdi. 1948’de özerkliği tanınan Faroe 1953’ten bu yana Danimarka meclisinde 2 üye ile temsil edilmektedir.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to write an invoice for. invoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beneficial use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

( FAİDELENMEK) (f.). Menfaat görmek, kâr etmek. Osm. müstefid olmak: Bu ticaretten hayli faydalandım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take advantage of. profit by. make use of. use. trade on. rejoice in. exploit. follow up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to profit. to utilize. to benefit from. to make use of. to take advantage of sth/sb. to cash in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to benefit / to profit from. to derive benefit from sth. to turn to good purpose. take. take advantage of. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazla). Fazlalar. (bk.) Fazla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deterioration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) T. Kötüleşmek, kötü olmak, fena hale gelmek, bozulmak: Bu ajcının yemeği çok fenalaştı. 2. (hasta) Ağır laşmak: Dün iyice idi bugün fenalaştı. 3. Ansızın bir hastalığa uğramak: Çarşıda alış veriş ederken fenalaştı evine götürdüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become worse. be aggravated. deteriorate. sink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get worse. deteriorate. to turn faint. to go bad. to worsen. to feel faint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get worse. to go bad. to deteriorate. to get worse. to feel faint. to feel suddenly sick. ebb. worsen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fena hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth worse. to make sb feel faint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torchlight procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrıca, istisnâİ olarak, normalden fazla, çok, pek çok, olağanüstü. (bk.) Fevk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. marvellous. marvelous. remarkable. exceptional. wondrous. out of this world. exceptionally. supremely. fantastically. par excellence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. marvellous. exceptional. remarkable. wonderful. great. very good. unusually. extraordinarily. exceedingly. excellent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional. excellent. superb. extraordinary. unusual. above. out of the cap. dreamy. fantastic. far out. golden. grand. great. paramount. phenomenal. remarkable. shining. surpassing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوق العاده] olağanüstü, olağan dışı, alışılmışın ötesinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinariness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

singularity. being extraordinary or exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

this and that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Francala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Fırça ile temizlemek: Elbiseyi, dişleri fijrçalamak lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fırça ile temizlenmek: Bu palto fırçalanmıyor. Kendi elbisesini fırça ile temizlemek: Saatlerce fırçalamak Adetidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be brushed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Fırça ile temizletmek: Bu elbiseyi iyice fırçalatmalı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda ‘General Electric’ tarafından sergilendi. Amerikan evlerinin elektrikle aydınlatılmasından yaklaşık 60 sene sonra ortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampul ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi romantik ışığı ile ampul kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampul kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji harcayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine basıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki cıvayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınlar da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktarda enerjiyi bir saatlik açık durumda ancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50.000 saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20.000 saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampullerde açıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşil yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda “General Electric” tarafından sergileni. Amerikan evlerinin elektrikle ayınlatılmasından yaklaşık 60 yıl sonra oortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampül ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi rpmantik ışığı ile ampül kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılaması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampül kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji sağlayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine baıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki civayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınları da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktardaki enerjiyi bir saatlik açık durumdaancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50 bin saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20 bin saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampüllerde açılıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşi yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. i. frangiola’dan). Çeşitli şekillerde ve ekseri küçük yahut uzun ve dar has ekmek: Bira francalası = Kurabiye gibi küçüğü. Ay francalası = Hilâl şeklinde yumuşağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Francala yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Avrupa tarzında: Alafranga yaşamak, giyinmek. Alafranga saat = Zevâlî saat, bugün kullandığımız saat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FUDELA) (bk.) Fuzala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Fundagillerle beraber daha başka benzer familyaları da içinde toplayan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Futures Markets)

Fiyat dışındaki şartları standartlaştırılmış bir vadeli (forward) sözleşmenin işlem gördüğü piyasalardır. Bu piyasalarda sözleşmeye konu teşkil eden ürün kontrat şartlarına uygun olarak ileri bir teslimat tarihinden alınıp satılmaktadır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fâzıl). Fâzıllar, olgun adamlar, (bk.) Fazıl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فضلا] erdemliler. 2.bilginler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (kuş). Gagasıyle vurmak, kakmak, mec. Horozlar gagalamak = Keyifsiz ve neşesiz olup sersem durmak: Seni horozlar mı gagaladı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to peck. pick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (kuşlar) Gagalarıyle birbirini kakıp kavga etmek veya oynaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I. Germen). 1. Bir merasim vesilesiyle verilen büyük ve debdebeli ziyafet. 2. Hususî bir merasimle başlayan fevkalâde temsil: Filmin galasında bütün artistler vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Pahalılık, yüksek fiyat. 2. Kıtlık sebebiyle tahılın pek pahalı olması: Kaht ve galâ vuku buldu. Hindistan’da kaht ve galâ vardı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. gala

ön gösterim

Bir temsilin ilk oynanışı veya bir filmin ilk gösterimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gala. gala. premiere. first night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gala. premiére. festivity. state dinner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pomp, show, or festivity. a gay festivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gala. festivity. state dinner. premiere. state clothes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a gay festivity. offering fun and gaiety; 'a gala ball after the inauguration'; 'a festive occasion'; 'gay and exciting night life'; 'a merry evening'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fulldress , gala dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s, astr gökadaya ait; samanyoluna ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak: lacto meter

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Kral Arthur efsanelerin de kusursuz bir sil3hşor; bahadır

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. galaxie

gök b. gök ada

Milyarlarca yıldızdan, yıldız kümelerinden, bulutsu ve gaz bulutlarından oluşmuş, Samanyolu gibi bağımsız uzay adası.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galaxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galaxy. galaxy gökada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galaxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, galangale bak galingale

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ahçl galantin, ke miksiz haslanmlş dana ve piliç söğüşü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pandomima tarzında bir çeşit gölge oyunu, kukla oyunu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Romanya’nın bu isimle anılan iskelesinden gelen ve Avusturya ormanlarından çıkan kereste kütüğü ki, dört beş santimetre kalınlığında olup her birinden bir kaç tahta çıkar: Uç çırpılı, dört çırpılı galas (kalas).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. galatât). Yanlış, yanılma, Ar. hatâ, sehv: Galat etmek, galat söylemek, yazmak. Galat-ı fâhiş = Pek kaba yanlış. Galat-ı meşhur = Yanlış olduğu halde öylece kullanılması Adet olmuş (kelime veya terkip).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

error. mistake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غلط] yanlış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hislerin, duyguların insanı yanıltması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dilbilgisi bakımından yanlış olduğu halde, kullanıldığı gibi kabûl edilen ve kullanılmasında mahzur görülmeyen kelime veya terkip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Görme bozukluğu. 2. Göz yanılması.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Galatz i Kalas (Ro manya'da bir şehir)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Galatya (Ankara, Yozgat ve S:anklrl havalisinin tarihi ismi)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Çeşitli işlerde kullanılan plastik bir madde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, astr gökada, Sok büyük yllde kümesi; bh samanyolu; seçkin kim selerin toDlantlsu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Real Estate Certificates)

İhraçcıların bedelleri inşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul projelerinin finansmanında kullanılmak üzere ihraç ettikleri, değerleri birbirine eşit, hamiline yazılı menkul kıymettir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laggard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remainder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (doğrusu gızalanmak). Yemek, beslenmek, Osm. tegaddî etmek.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bugün artık hemen hemen her evde buzdolabı var. Günlük gıdalarımızı bozulmasınlar diye buzdolabında saklarken, uzun süre saklayacaklarımızı da buzluk veya derin dondurucu dediğimiz kısmına koyuyoruz. Gıdaların normal hava şartlarında bozulmalarının nedeni, bu ortamda gıdada bulunan bakterilerin, mikropların kısacası mikro organizmaların gelişerek faaliyetlerini sürdürmeleridir.

Gıdaları soğukta veya dondurarak muhafaza en çok başvurulan ve püf noktaları olan yöntemlerdir. Bu arada gıda muhafazasında tam tersi yollar da vardır. Isıtarak muhafaza ve kurutma gibi. Hatta turşu kurmak bile bir muhafaza yöntemidir. Dondurarak muhafazaya geçmeden önce pastörizasyon, sterilizasyon gibi sık sık ismini duyduğumuz veya etiketlerin üzerlerinde gördüğümüz terimlerin anlamlarına bir bakalım.

Gıdaları daha dayanıklı kılmak amacıyla uygulanan yöntemlerden pastörizasyon ve sterilizasyon ısıl uygulama ile muhafaza anlamına gelmektedirler. Sterilizasyonda gıda 100 derecenin üzerinde ısıtılır. 100 derecenin altındaki ısıl uygulamalar ise pastörizasyon adını alır. Her iki yöntemde de amaç daha işin başında bakteri ve mikropları öldürmektir.

Hangi yöntemin uygulanacağını gıdanın asit durumu belirler. Asit oranı fazla gıdalarda bakteri ve mikropların ısıya dirençleri azalır. Bunun için düşük asitli gıdalar sterilize edilirlerken yüksek asitli gıdalar pastörize edilirler. Ancak sütte durum farklıdır. Süte pastörizasyon işleminin uygulanmasının asıl amacı dayanıklı bir ürün elde etmekten ziyade verem mikrobunu öldürmektir.

Kurutarak saklamada, su ortamdan uzaklaştırılır. Böylece bakteri ve mikropların gelişmesi önlenir, biyokimyasal reaksiyonlar en aza indirilir. Ancak yine de bazı kimyasal reaksiyonlar oluşur ve bunlar da renk koyulaşmasına ve gıdanın acılaşmasına yol açarlar.

Soğukta muhafazada, gıdanın hücre suyu, en fazla donma noktasına kadar soğutulur. Meyve ve sebzelerde bu sıcaklık +4 ile -2 derece arasındadır. Bu yöntemin en yaygın kullanma yeri buzdolabıdır ve dondurarak muhafaza ile karıştırılmaması gerekir.

Günümüzde gıdaların dondurularak saklanması çok yaygın bir şekilde uygulanan en iyi muhafaza yöntemidir. Bu yöntemde hücre suyunun donması ve hücrelerin ölmesinin sağlanmasına kadar sıcaklık düşürülür. Gıdalar genellikle -40 derecede dondurulur, -18 veya -20 derecede muhafaza edilir.

Gıdadaki su miktarının azalması bakteri ve mikropların yaşamalarına uygun olmayan bir ortam yaratır. Ancak dokulardaki suyun donarak buza dönüşmesi sırasında hacim büyüdüğünden hücrelerdeki doku yapıları da bozulabilir. Bunu önlemek için donma olayının hızı çok iyi kontrol edilmelidir.

Gıdaları yavaş yavaş dondurursak oluşan buz kristalleri hücre dokularını parçalayacağından, yapısı bozulmuş olan bu gıda çözünme sırasında dışarıdan gelecek bakterilerin hücumuna karşı direnç gösteremez ve çabucak bozulur, donma sırasında oluşan buz kristallerinin boyutları, donma hızına bağlıdır. O halde donma, buz kristallerinin büyümelerine fırsat bırakmayacak şekilde mümkün olduğunca hızlı olmalıdır (şok donma).

Bu şekilde dondurulmuş gıdalar tüketiciye ulaşana kadar dondurulmuş durumda olmalı ve depolarda -18 derecenin üstüne çıkılmamalıdır. Çünkü bir kere dondurulduktan sonra çözülen gıda artık steril değildir, hatta bu durumda bozulma daha hızlı oluşur, tekrar dondurmak da çare değildir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shellac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Mühür mumu imaline yarar bir cins zamk. Fransızca: gommelaque.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lastik gibi çeşitli şeyler imaline yarayan bir çeşit zamk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; noted for low per capita income and illiteracy; politically unstable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Guatemala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; noted for low per capita income and illiteracy; politically unstable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Guatemala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Amerika, Karayip Denizi’nin kıyısında, Honduras ve Belize arasında ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, El Salvador ve Meksika arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 15 30 Kuzey enlemi, 90 15 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 108,890 km².

Sınırları: toplam: 1,687 km.

sınır komşuları: Belize 266 km, El Salvador 203 km, Honduras 256 km, Meksika 962 km.

Sahil şeridi: 400 km.

İklimi: tropikal; mevsimler alçak bölgelerde sıcak ve nemli, yüksek arazilerde serin yaşanır.

Arazi yapısı: Arazi çoğunlukla dar kıyı ovaları olan dağlık bölgelerden ve engebeli kireçtaşı platolarından oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Tajumulco yanardağı 4,211 m.

Doğal kaynakları: petrol, nikel, seyrek ağaçlar, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %13.22.

daimi ekinler: %5.6.

Diğer: %81.18 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,300 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Dağlarda sayısız yanardağlar, arada sırada ser depremler ortaya çıkmaktadır. Karayip sahilleri kasırga ve tropikal fırtınalara meyillidirler.

Coğrafi Not: Batı kıyısında hiçbir doğal korunak yoktur.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 12,293,545 (temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.27 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -1.94 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 30.94 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: Toplam nüfus: 69.38 yıl.

Erkeklerde: 67.65 yıl.

Kadınlarda: 71.18 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.82 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 78,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 5,800 (2003 verileri).

Ulus: Guatemalalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Melezler, yaklaşık %55, Amerika yerlileri, yaklaşık %43, beyazlar ve diğer %2.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, yerel Maya inançları.

Diller: İspanyolca %60, Amerika dilleri %40 (Quiche, Cakchiquel, Kekchi, Mam, Garifuna ve Xinca’yı da içine alan 20 den fazla Kızılderili dili).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %70.6.

erkekler: %78.

kadınlar: %63.3 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guatemala Cumhuriyeti.

kısa şekli : Guatemala.

Yerel tam adı: Republica de Guatemala.

yerel kısa şekli: Guatemala.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Guatemala.

İdari bölümler: 22 bölge; Alta Verapaz, Baja Verapaz, Chimaltenango, Chiquimula, El Progreso, Escuintla, Guatemala, Huehuetenango, Izabal, Jalapa, Jutiapa, Peten, Quetzaltenango, Quiche, Retalhuleu, Sacatepequez, San Marcos, Santa Rosa, Solola, Suchitepequez, Totonicapan, Zacapa.

Bağımsızlık günü: 15 Eylül 1821 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Eylül (1821).

Anayasa: 31 Mayıs 1985.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BCIE, CACM (Orta Amerika Ortak Pazar


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Guatemala .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Guatemalan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حق تعالی] Yüce Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HALE) (i. A.) (dayı demek olan «hâl» in müennesidir). Arapça’da teyze (annenin kızkardeşi), Türkçe’de babanın kızkardeşi (asıl Türkçe: çiçe, çiçi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Boşluk. 2. Boş yer, içinde bir şey olmayan, fezâ, tenhâlık, boşluk. 3. Havası alınmış yer. 4. İnsanın yalnız kalmaya muhtaç olduğu yer, abdesthane, ayakyolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Şimdi, Ar. el’An, elyevm: Hâlâ İstanbul’da bulunan. 2. Daha, henüz: Hâlâ sabah olmadı; gönderdiğimiz adam hâlâ gelmedi. 3. Şimdi, «sâbıkan» ın zıddı: Hâlâ filân yer muhasebecisi bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aunt. paternal aunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aunt. still. yet. paternal aunt. father's sister. auntie. aunty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paternal aunt. father's sister. collateral ancestors. related in the collateral line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حالا] şimdi, hâlâ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلا] tuvalet. 2.boş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Hala oğlu veya kızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. halhâl). Halhâller, ayak bilezikleri, (bk.) Halhâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (c. halika). Yaratılmış canlılar, insanlar. Ar. mahlûkat. (bk.) Halayık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلائق] yaratıklar. 2.halayık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Musevi dinindeTalmud'da bulunan kuralların toplamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلال] mesafe, aralık, açıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pamuk ve bürümcükten imal edilmiş buruşuk yerli bez: Halâli bez. 2. Yaldızlı bakırdan veya meşin kaplı tahtadan mahfazası olan büyük saat, eski zaman saati: Halâli saat. 3. Halâli bezden yapılmış: Halâli gömlek, (bk.) Hilâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kurtulma, Ar. rehâ: Halâs olmak, bulmak = Kurtulmak. Halâs etmek = Kurtarmak: Beni bu eziyetten kim halâs edecektir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salvation. deliverance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاص] kurtuluş, kurtulma. halâs bulmak kurtulmak. halâs olmak kurtulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kurtuluş, kurtulma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حال آشنا] halden anlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kurtarıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خلاصکار] kurtarıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kurtarıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Kalın ip, gemi ipi: Sabit arma halatı = Dört kol ile bir fitilden örülmüş bir çeşit halat. Halat çekme = Bir halatı karşılıklı olarak çekme esasına dayanan bir oyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâlet). Hâletler, durumlar, (bk.) HAlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawser. line. rope. lanyard. lap. lashing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kink. rope. hawser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawser. rope. span.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حالات] haller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (foto.) resimde karşıdan gelen kuvvetli ışığın pencere gibi yerlerin kenarlarından taşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tatlılık, şirinlik: Bu yemekte, bu şerbette halâvet yok. 2. Tat, lezzet, zevk: Bu sözde hiçbir halâvet yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلاوت] tatlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. halâvet = tatlılık, Fars. bahşîden = bağışlamak). Tatlılık veren, tatlılandıran, lezzetini artıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tatlı, Fars. şîrîn, Ar. halva. 2. Lezzetli, Ar. lezîz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir orta ve doğu Anadolu halk dansı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatolian folk dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of folk dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. halika pek kullanılmamıştır): Yaratılmış canlılar ve bilhassa insanlar (Türkçe m.): Cariye, esir edilmiş veya satın alınmış kız veya kadın: Çerkeş halayık, halayıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

female slave. female servant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Halka biçimine sokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Halka biçimine girmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوان سالار] kilerci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu yeni parazit giderme teknolojisi, hareketli nesnelere herhangi bir etkide bulunmadan artalandaki parazitini azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Hasta etmek, hastalığı mucib olmak: Dünkü rüzgâr beni hastalandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hasta olmak, hasta düşmek: Soğuk alıp hastalandım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fall sick. fall ill. become ill. ail. fall. go down. be taken ill. get ill. take ill. sicken. be sickening for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become ill. to get sick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sick. ail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airport. airfield. aerodrome. airdrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airfield. airport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airfield. airport. aerodrome. air field. air port. terminal aerodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerator. breather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ventilating. aeration. ventilation. airing. air conditioning. fanner. blower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ventilation. airing. air-conditioning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ventilation. air condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hava aldırmak, havasını yenilemek: Şu odayı havalandırmalı, her sabah pencereleri açıp koğuşları havalandırırlar. 2. Hava boşluğuna kaldırmak, uçurmak: Uçurtmayı havalandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air. to air. to ventilate. to fly. to cause to take off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to air. to ventilate. to take up into air. to fly (a kite. to cause sb to become distracted from his / her work. aerate. breathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aeration. ventilation. lift-off. take-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

takeoff. being aired. lift-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flying- off deck. take off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hava almak, havasını yenilemek: Bu oda bugün havalanmadı. 2. Havaya kalkmak, uçmak, havada dalgalanmak: Uçurtma, kuş havalandı. 3. Arzular peşinde koşmak: Kız havalandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be aired. to be airborne. to become flighty. to be ventilated. to take off. to lift off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be aired. to be ventilated. to take off. to behave in a too free-and-easy a way. to get off the ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûUden). 1. Kuş •kursağı, taşlık. 2. Mide. 3. mec. İstidat, anlama ve bilgi edinebilme derecesi, zihin kabiliyeti: Bu şey havsalema sığmıyor, bunu havsalama sığdıramıyorum (anlayamıyorum). Havsalası dar — İstidadı eksik. 4. (anatomi) Karnın altında sağrı kemiklerinin teşkil ettikleri mahfaza ki, rahim de içinde bulunduğundan, kadınlarda daha geniş olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حوصله] kavrama gücü, havsala.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant. accomodating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hayâl’in c.). Hayaller. (bk.) Hayâl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خيالات] hayaller, düşler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hay huy ile hayvanları yürütmek, yürütmeye çabalamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) her derde deva .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Himalaya dağları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sözle veya bilek kuvvetiyle örselemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maul. punish. to ill-treat. to misuse. to treat roughly. to manhandle. to maul. to rough up. to beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to buffet. to treat roughly. to rough up. to manhandle. batter. harrow. knock about. maul. to take toll of sb. work over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hırpalamak işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be buffetted about. to be treated roughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırpalamak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to be buffetted. to have sb roughed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

align. to align.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birdenbire atlamayı tasvir ve taklid eder: Pencereden hoppala aşağıya atladı. 2. Damdan düşer gibi münasebetsiz bir söz söyleyen hakkında alay yollu kullanılır: Hoppala! Hoppala beyim. 3. Küçük çocukları sıçratır veya uyuturken söylenir: Hoppala oğlum! Uyusun çocuğum hoppala!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

there you go ! that's it ! how strange ! what an idea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). Köylü, kaba, eli bir şeye yakışmayan, bir şeyi güzel muhafaza etmeyi bilmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to begin to spend money extravagantly. to become a womanizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ufalmak, parça parça olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Birçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi hurma ağacıdır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Küçük sevgili. 2.Hz.Muhammed (s.a.s.)’in torunu, Hz.Ali’nin küçükoğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Emdikleri kütlelerin tesiriyle, püskürük magmaların birleşimlerinde değişiklik olması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wager. to bet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادخالات] ithalat, dışalım malları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihtifâl). Ihtifâller, merasimler, törenler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اختلالات] bozukluklar. 2.ihtilaller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتمالات] olasılıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Secondary Markets)

Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının işlem gördüğü piyasalardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

province.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sphere of interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

POI (ilgi alanları). Kullanıcının örneğin yakındaki belli bir bölgede, belli bir kasabada ya da belli bir ülkedeki oteller gibi ilgi alanlarını araştırmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrication. manufactured goods. production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production. manufactured goods. products. confection. manufacturing. manufacture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabricator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manufacturer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker. manufacturer. producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill. factory. workshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shop. small factory. mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dengesizlik, muvazenesizlik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Afrika'da bulunan bir ceylan zool. Aepyceros melampus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bir yazılı kâğıdın) Altına kendi ismini yazmak, ismini yazarak kabûl ve tasdik etmek: Yazdığın senedi imzaladım. Mazbatayı imzalamak istemedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign. put signature to. autograph. underwrite. sign one's name. subscribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ratify. sign. to sign. to ratify. to autograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Altına isim yazılarak kabûl ve tasdik olunmak: Mazbata imzalandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be signed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İmza verip almak, bir anlaşma metninin bir suretini imza edip vermekle beraber diğer suretini imza ettirip almak: İşe karar verdikse de daha imzalaşmadık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). imza ettirmek, altını ismini yazdırmak: Meclis kâtibi mazbata müsveddelerini reis ve üyelere imzalatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth signed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. solukla içeriye çekilen ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. solukla içeriye çekme, teneffüs; solukla içeriye çekilen ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tokalaşma aslında çağlar öncesi bir adet. Çok eski çağlarda, tüm erkekler bir silah taşıyor ve çoğunluğu da bu silahı sağ eli ile kullanıyordu.

Bir erkek diğerine dost olduğunu, elinde silah bulunmadığını göstermek için, boş sağ elini uzatıyor, diğeri de aynı şeyi yapıyordu. Ama her iki taraf da kendini emniyete almak, diğerinin aniden silah çekmesine mani olmak için, birbirlerinden emin olana kadar, birlikte ellerini hafifçe sıkarak duruyorlardı.

Tokalaşırken elleri sallama alışkanlığı, elleri daha iyi kavrayarak, rakibin giysisinin içinden aniden bir silah çıkarmasını önlemek için başlamış olabilir. Ancak sonraları dostluğun bir ifadesi oldu.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) takvime ilave edilen; ilâve edilmiş ay veya günü olan (yıl); araya giren .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) araya sokmak, araya ilâve etmek; takvime gün veya ay ilave etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (astr.) gökadalar arası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yerinden oynatmak, kımıldatmak, sallamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yerinde oynamak, sallanmak, kımıldanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field of business activity. economic business. operational area. sphere of business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. musiki). Merdiven, ses merdiveni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). 1. Gemi arması merdiveni. 2. Savaş gemilerinin sol tarafındaki merasim merdiveni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Çarmıkların halat basamakları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ratline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dikit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sarkıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. iştigal). İştigaller, meşgul olmalar, bir şeyle uğraşmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dog-fight. dog- fight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bir memlekete başka ülkelerden getirilen mallar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imports. import. importation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importation. import. imports. importation dışalım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import. board of trade returns. imports. import trade. passive trade. inward trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ithalât işleri yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importer dışalımcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

hentbola benzer bir İspanyol oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) calapa, (bot.) Exogonium purga; bu bitkiden çıkarılan müshil ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İbr.). 1. Yahudiler’de Tevrat’ın gizli mânâsını araştırma işi. 2. Ruhlarla, cinlerle alâka kurma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Cabala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump sum bargaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an esoteric or occult matter resembling the Kabbalah that is traditionally secret. an esoteric theosophy of rabbinical origin based on the Hebrew scriptures and developed between the 7th and 18th centuries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunda kullanılmış, şapkaya benzer bir çeşit başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kaba olmak, zarafetini kaybetmek: Servet kazanınca biraz daha nazik olacağına, daha fazla kabalaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become rough. to become impolite. to act rudely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act rudely. to grow rough and rude. to become vulgar or impolite. coarsen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kabalık vermek, sevimsiz hâle getirmek: Zaten kabadır, ettiği soğuk şakalar kendisini bir kat daha kabalaştırıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coarsen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kudret» den smüş.). Çok kudret sahibi, her şeye muktedir (Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Tanrı’nın 99 adından biridjr, başkası hakkında kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kadr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kudret» den if.). Kudret ve kuvvet sahibi, muktedir: Ben bu işe kadir değilim; ona kim kadir olabilir? Cenâb-ı Hak her şeye kadirdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mighty. powerful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mighty. powerful. strong. capable of. able.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قادر] güçlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدیر] çok güçlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Değer, kıymet, itibar. 2.Parlaklık. 3.Kudret sahibi kudretli, kuvvetli, güçlü. 4.Allah’ın isimlerinden. Kur’an-ı Kerim’de 50’ye yakın yerde geçmektedir. Başına”abd” takısı olarak “Abdülkadir” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Night of Power. the 27th of Ramadan when the Koran was revealed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kadr = değer, Fars. dânisten = bilmek). Değerli adamların değerini bilen ve anlayan, takdir edebilen: Bir vezir-i kadr-dân idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değerbilir, vefalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciative of merit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’la güçlenen. Gücünü Allah’tan alan. 2.Ebu’l-Ahmed b. İshak. Abbasi halifesi (Öl. 1031). Halife Muktedir’in torunu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدردان] değerbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değerli adamları takdir etmek hassası: Kadirdanlık büyük bir meziyettir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güçlü kuvvetli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y. denizcilik). Eski bir çeşit kürekli harp gemisi ki, lüzumuna göre hem yelken, hem kürekle çekilir ve her küreğini, kürek mahkûmu dört suçlu veya esire çektirirlerdi. Kadırga limanı = Vaktiyle kürekli harb gemilerine üs vazifesi gören liman. Kadırgabalığı — Balina denilen büyük deniz hayvanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (mü. kaadiriyye). Abdülkadir Geylânî’nin kurduğu büyük tarikat: Tarîk-ı Kaadirî; Tarîkat-ı Kaadiriyye = Bu tarîkate mensup edam: Kadiriler, Kadiri dervişi. Kadiri dergâhı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. F.). Kadiri tekkesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) 1.Güçlü, kuvvetli hükümdar, padişah. 2.Kadir ve şah kelimelerinden türetilmiş birlesik isimdir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciative of merit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدرشناس] değerbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadir, değer bilirlik, Ar. vefâ, Fars. kadr-şinâsî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) değerbilirlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kakıp durmak, itelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to defecate. to go potty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kötüleşmek, fenalaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eksik olarak, evvel: Saat beşe çeyrek kala geldi; bayrama iki gün kala geliniz. Zıddı: Geçe. bk. Kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kumaş, meta, döşeme ve giyeceğe ait nefîs eşya. 2. mec. Sermaye: Kâlây-ı hüner = Bilgi sermayesi. Arz-ı kâlây-i ubûdiyyet = Kulluk sermayesini sunuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A persistent data server: a link library providing an engine for applications needing persistence, transactions, crash recovery and rollback, versioning, distribution, and other facilities for which DBMSs are commonly used - /Kala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

FI kala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کالا] mal. 2.kumaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İzdiham, çokluk, kesret, Osm. cemm-i gafîr: Çok kalabalık vardı: Bu kadar kalabalığı ne ile doyuracağız? 2. Gürültü, patırtı, şamata: Çocuklar kalabalık etmesinler. 3. Bağlı olanlar, maiyette bulunanlar: Yanında çok kalabalığı var mıdır? 4. Yük ve eşya, ağırlık veren şeyler: Kalabalığı hana gönderip bizfilâna misafir olduk. 5. Kesretll, izdihamlı, çokluk: Biz hayli kalabalık idik. 6. Ahalisi çok, nüfus kesafeti fazla: Orası kalabalıktır. Ağız kalabalığı = Çok söyleyip söze boğma: Ağzı kalabalık bir adam. Kalabalık etmek = Lüzumsuz ve fazla olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowded. multitudinous. thronged. populous. congested. rush-hour. cohort. crowd. throng. multitude. army. assemblage. concourse. congestion. cram. crop. crush. drove. flock. gaggle. gathering. hive. horde. host. huddle. legion. mob. press. regiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowded. multitudinous. thronged. populous. congested. rush-hour. cohort. crowd. throng. multitude. army. assemblage. concourse. congestion. cram. crop. crush. drove. flock. gaggle. gathering. hive. horde. host. huddle. legion. mob. press. regiment. dense

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowdedness. assemblage. concourse. confluence. congested. congestion. cram. crammed with people. crew. crowd. crowded. crush. dense. flock. heap. horde. host. legion. mob. numerous. peopled. press. ruck. squash. throng.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

congest. overcrowd a room. throng.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get crowded. to get cluttered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. calfatage veya Ar. celefat’tan). I. (denizcilik). Gemi ve kayıkların tahtalarının arasını üstüpü vesaire ile tıkayıp üstüne zift, mâcun vesaire sürerek tıkaması: Kayığı, gemiyi kalafat etmek. 2. mec. Sahte süs veya tâmir, düzen: Evi kalafat ettik, bu ihtiyar kadın yüzünü kalafat edip duruyor. Kalafat etmek = Kalafatlatmak. Kalafat yeri = Teknelerin kalafatlanmasına mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle yeniçeri ağasının giydiği kırmızı bir başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulking. caking. calk. caulk. grummet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careening ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gemi ve kayıkları kalafat eden adam, teknelerin kalafatı sanatıyla uğraşıp geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulking. work of a caulker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi ve kayığı). 1. Kalafat etmek, tahtalarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürmek: Gemiyi iyi kalafatlamış. 2. mec. Sahtelendirmek, düzgün sürmek, boya vesaire ile kusurları örtmek: Yüzünü kalafatlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi veya kayığı). Kalafat ettirmek, kaplama tahtlarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürdürmek: Şu kayığı kalafatlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to caulk. to repair. to restore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kalafat edilmek. (gemi ve kayığın) Kaplama tahtalarırının araları tıkanıp üstüne zift sürülmek: Kayık iyi kalafatlanırsa birkaç sene sürer. 2. mec. Sahte bir suretle süslenmek, düzgün veya boya sürmek: Bu kadın, genç görünmek hevesiyle iyice kalafatlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Çamsakızının tasfiye olunmuşu, hâlisi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Al, kırmızı renk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A, c.) (m. kılâde). Kılâdeler, bukağılar, bk. Kılâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvanın burun deliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stand aghast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be left open-mouthed. to be left dumbstruck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir çeşit mürekkep balığı (loligo vulgaris).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamary. squid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid. calamary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid. calamary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kalembek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. «kamış» mânâsına gelen bir kelimeden ki, bunun «kalem» le münasebeti açıktır). Deniz kıyısında bulunan kamışlık, sazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı F. galiye-i misk). Misk kedisinden alınmış misk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Bölge işleminde bölünenden artan sayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remaining. left behind. residual. residuary. surviving. vestigial. over. remainder. leftover. rest. balance. residual. residue. residuum. rump. arrears.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remainder. residual. residue. rest. remaining. the remainder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sea otter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. remainder. remainder. the rest. abiding. leavings. remanet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Fill or Kill Orders)

Fiyat ve miktarın girildiğiancak işlem kısmen veya tamamen gerçekleşmezse işlem görmeyen kısmın ekranda pasif olarak görünmeyerek sistem tarafından otomatik olarak iptal edildiği emir türüdür.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kalensüve). Kalensüveler, tepesi sivri külâhlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zenginliğini göstermeye özenen kellifelli adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük sel yarıntısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plank. timber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam. board. plank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wooden beam. rafter. plank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Romanya’nın bu ismi taşıyan İskelesinden gelen ve Avusturya ormanlarından çıkan kereste kütüğü ki, dört, beş santimetre kalınlığında olmakla yarılıp her birinden birkaç tahta çıkar: Uç çırpılı, dört çırpılı kalas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Lehçe «kolsko» dan). Bir cins körüklü fayton.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cankurtaran filikalarını oturtmak için gemi güvertelerinde yapılan sehpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kulağuz, kılavuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sn senbolü ile gösterilen 7.29 yoğunluğunda bir eleman. Bakır kapkacağın üzerine sürülür, teneke vesaire yapıştırmaya yarar ve bakırla karıştırılarak pirinci teşkil eder, Osm. rasas-ı ebyaz. 2. Bakır kapkacağa sürülen beyaz tabaka: Bu tencereler kalay ister, tası kalaylatmalı. 3. mec. Sathî süs, yalandan süs, yalnız gösterişte olan esassız fazilet, güzellik ve iyilikler: O adamda yalnız bir kalay vardır; onun ilmi bir kalaydan ibarettir. 4. mec. Tekdir, paylama, tâzir: Kalay atmak, basmak: Paylamak, tekdir ve tâzir etmek (bugün kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tin. cursing. swearing. strong language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tin. swearing. cursing. tinglaze. pewter. stannum. stannic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bakır ve demir kapkacağa kalaydan bir cilâ çekip beyazlatan adam, kalay süren esnaf: Bu bakırları kalaycıya götürmeli. 2. mec. Sathî ve esassız iş yapan adam, sahtekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinman. tinner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinner. tinker. tinsmith. a fraud. shammer. tin plater. whitesmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bakır ve demir kapkacağa kalay süren adamın işi ve sanatı: Kalaycılıkla geçiniyor. 2. mec. Sathî ve esassız iş yapanın hali, sahtekârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work of a tinker / tinner. a fraud. shammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalaylamak işi. bk. Kalaylamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Bakır kapkacağa) Kalay sürmek, yüzlerini kalayla örtüp beyazlatmak: Kalaycı, bu bakırları iyi kalaylamadı. 2. mec. Sathî ve esassız surette süslemek. 3. mec. Paylamak, ağzına geleni söylemek, küfretmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tin. to swear. to curse. to swear like a trooper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tin. to swear at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Üstüne kalay sürülmek, kalay kabûl etmek: Demir kaplar dahi kalaylanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bakır kapkacak vesaireye). Kalay sürdürmek: Şu bakırları kalaylatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth tinned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalay sürülmüş: Kalaylı tencere. 2. mec. Sathî ve yalandan bir süs gösterişi olan, sahte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinned. tin-glazed. tin-coated. stannous. staniferous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalayı çıkmış (bakır kapkacak). 2. mec. Sathî ve yalancı süsü olmayan, tabiî hâlinde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untinned. whose tin has worn off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stab. to split with a wedge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kancayı atıp tutmak, takmak. 2. mec. Musallat olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hook. to grapple. to pester. to pick on. hook up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Sürüngenlerin, kara ve deniz kaplumbağalarının muhtelif cinslerini içine alan alt sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coverage area; service area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broccoli. savoy cabbage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Siyahlatma, siyaha boyama veya kirletme. 2. Yazı öğrenmek için tekrar tekrar yazılan satırlar, Ar. meşk: Karalama yazıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackening. rough copy. scribble. calumny. defamation. doodle. libel. scandal. scrawl. smirch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion. draft. scribble. slander. smear. writing exercise. scribble. doodle. crossing out. rough draft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slander. scribbling. doodling. crossing out. calligraphic exercise. rough draft. rough. scramble. scratch. scrawl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook for rough drafts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Siyahlatmak, siyah etmek, Ar. tesvîd: Duvarları kömürle karalamışlar. 2. Yazı öğrenmek için çalışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacken. scribble. scratch. scribble down. scrabble. draw. bedaub. besmear. besmirch. blemish. blot out. breathe upon. calumniate. chalk out. dash. dash down. dash off. denigrate. doodle. line through. pollute. rule smth. out. scandalize. score out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacken. libel. scrabble. scrawl. scribble. slander. smear. to scribble. to scrawl. to cross sth out. to cross sth off. to draft. to sketch out. to blacken. to slander. to slur. to smear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deface sth with drawings or scribblings. to cross out sth written. to slander. to draft. to sketch out. bedaub. cross out. scrabble. scratch. scratch out. scrawl. scribble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be defaced with drawings or scribblings. to be crossed out. to be made black. to be slandered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to allow sb to deface sth. to have sb deface sth. to have sb slander sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kerbelâ .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prickle. pins and needles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pin sand needles. pin and needdles. prickle. tingle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karınca peyda etmek, karınca dolmak: Reçeller kilerde karıncalandı. 2. Uyuşup üstünde karıncalar geziyor veya İğneler batıyor gibi olmak: Ayağım, elim karıncalanıyor. 3. Pastan delik deşik olmak: Toplar rütûbetten karıncalanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crawl. prickle. to swarm. to prickle. to have pins and needles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have pins and needles in it. to tingle after being numb. to develop blowholes. prickle. tingle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Zarkanatlıların, beş bin kadar türü sayılan bir şubesi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

* İşçi karıncaların neredeyse tamamı dişidir. Erkekler çiftleştikten kısa bir süre sonra ölürler.

* Karıncalar yaklaşık 60 milyon yıldır değişim geçiriyorlar.

* Kraliçe karınca 20 yıl yaşayabilir. Ve yaşamı boyunca yaptığı tek şey yumurtlamaktır.

* 500 binin üzerindeki bir karınca grubu bir kuşu, bir domuzu ya da atı öldürebilir.

* Bir karınca kendisinden 50 kat fazla bir ağırlığı taşıyabilecek güçte.

* Karıncalar acımasız savaşçılardır. Isırabilirler, sokabilirler ve arkalarından asit fışkırtabilirler.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tape recorder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cassette recorder. cartridge player. cassette player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hile ve gözbağcılıkla aşırma, gürültüye getirip usulle yok etme: Bizim kitabı katakulli ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lie based upon another lie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz kenarında salaş ve dam yapılmış yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quarrel with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kemâl). Kemâller, olgunluklar, bk. Kemâl.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnsanın bilgi ve ahlak güzelliği bakımından olgunluğu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease. leasing. hiring. hire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charter. hire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hiring. leasing. renting. chartering. conductio. farming out. hire. hiring out. lease. let. letting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kiraya vermek, Osm. İcâr etmek: Yaptırdığınız dükkânları kiraladınız mı? 2. Kira ile tutmak, Osm. İstîcâr etmek:,. Kış için bir ev kiralayacağım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease. rent. hire. buy. charter. hire on. job. tenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charter. hire. let. rent. take. to let out. to let. to hire out. to rent out. to rent. to rent. to hire. to charter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rent. to hire. to let. to lease to. to rent from. to charter from. arrent. buy. charter. estate out. to let on hire. to take on hire. hire out. job. to grant a lease. let out on hire. let out on lease. to let for rent. to take a rent. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kiraya verilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ufaltmak, doğramak. 2. Elbise, kâğıt vesaireye kırmalar yapmak.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında kırmızı renk hiçbir boğayı kızdırmaz. Çünkü boğalar renk körüdür ve kırmızıyı diğer renklerden ayırt edemezler. Boğa güreşinde matador boğayı eline aldığı şapkasını şalını sallayarak kızdırır. Boğanın kırmızı şala saldırdığı inancı yanlıştır.

İspanya’da boğaların kırmızı renge saldırdığı inancı, matadorların kırmızı başlık kullanmaları nedni ile yaygınlaşmıştır. Halbuki başlıklarda bu renk boğayı kızdırmak için değil, seyircilere hoş görüntü verebilmek için seçilmişti.

Kırmızı renk aslında insanları etkiler. Yapılan deneylerde bu rengin insanlarda kan basıncını yükseltip, kalp atışını hızlandırdığı saptanmıştır. Bunun nedeninin de kırmızının, kanın rengi olduğu sanılmaktadır.

Boğalar arenada kırmızı rengi görünce asabileşmezler. Kendinizi boğanın yerine koyun. Etrafınızdaki çığlık atan binlerce insanın ortasında, tozlu, gürültülü ve çok sıcak bir ortamda, sırtınıza saplanmış onca kılıcın acısı içinde, bir de şapkasını şalını sallaya sallaya üstünüze gelen bir adam varsa, yani kızmak için bu kadar sebep varken, sırf rengi kırmızı diye bir bez parçasına kızar mıydınız?

Boğa güreşi hakkında bilinen yanlışlar sadece bu kadar değil. Aslında boğa güreşi geleneği İspanya’dan doğmuş değildir. İlk çağlardan itibaren boğa, kuvvetin, dayanıklılığın ve verimliliğin simgesi olmuştur. Boğa güreşinin ilk versiyonu antik Yunan, Roma, Mısır ve hatta Kore ve Çin medeniyetlerinde görülür.

Boğaya Persliler taparlar, Afrika Zuluları ise öldürüp safrasını içerlerdi. Tüm bu geleneklerin temelinde, hayvanın gücü yatmaktadır. Bu geleneğin bir şekilde İspanya’ya geldiği, Avrupa ülkeleri içinde feodal düzeni en son terk eden bu ülkede de kalıcı olduğu sanılmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rural area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelincik-çiçeği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) keseli ayı, (zool.) Phascolarctos cinereus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit büyük çaylak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kocalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kovalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gömlek vesaireyi kolaya batırıp ütülemek: Bu hizmetçi gömlekleri pek güzel kolalıyor. 2. Kola veya tutkal İle yapıştırmak: Şu kâğıdı bir mukavva üzerine kolalayınız; kaplamayı tahta üzerine kolalarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to starch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kola ile yapıştırılmak. 2. Kolaya batırılıp ütülenmek, kola edilmek: Bu gömlekler iyi kolalanmıyor, zor kolalanıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gömlek vesaireye kola yaptırmak: Gömlekleri kime kolalatıyorsunuz? 2. Kola ile yapıştırtmak: Şu defteri kolalatmalı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Senkronizasyonun video kamera tarafından sağlandığı Kolay Kaset kopyalama işlevi. Başlık ekleme ve kaydedicinin kızılötesi sinyalle kumanda edilmesi de mümkündür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gomalağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hook. to fasten (using a hook and eye. hook in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kopça ile iliklenmek: Bu tozluk der olduğundan kopçalanmıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kopça ile ilikletmek: Çocuğun tozluğunu dedısına kopçalatmalısınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facsimile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Telif hakkı içerikli çalışmaların, yasadışı kopyalanmasını korumak için DVD’lerde bulunan bir sistemdir. Telif hakkının korunması için görüntü sinyallerine analog kopyalama koruması eklenmişse, analog resim çıkışı düzgün biçimde kaydedilemez.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facsimile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy. to copy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kovalamak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arkasına düşmek, arkasından gidip tutmaya çabalamak, takip etmek: Haydutları hududa kadar kovaladılar; tazı, avı İnine kadar kovaladı. 2. Bir şeyin arkasına düşmek, elde etmeye çatışmak, aramak: Bir iş kovalıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chase. run after. pursue. give chase. drive. follow up. hunt. run out. tag. tag after. tag along.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chase. pursue. to chase. to pursue. to run after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to chase. to try to catch or get. to pursue. make after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kozalaklılar takımının meyvesi: Çam kozalağı. 2. Küçük ve cılız kalmış şey: Kozalak karpuz. Sukozalağı = Su kabarcığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cone. pine cone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zapfen. kokon. zypressennuss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yaprakları iğnemsi, yemişleri kozalak şeklinde olan bir bitki takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pineal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Kuala Lumpur, Malezya'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ear splitting. harsh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde bütün makamları dolaşmak iddiasında bulunan peşrev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «küll» den imen.) (mü. külliyye). 1. Bütüne ve umûma ait, umumî, cüz’İ mukabili. Husûf-ı külli, küsûf-ı külli = Ay veya güneşin tam tutulması (zıddı: Husûf-ı cüz’İ, küsûf-ı cüzî). Kaide-i külliyye = İstisnası olmayıp herkese ait olan kaide (umûmî’den farkı şudur ki: Umûmî, husûsî’ye ve külli ise cüz’İye karşı kullanılır). 2. Çok: Bunların arasında küllî fark vardır. Külli kitap almış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corpus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complete works. collected works. corpus. corpus juris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex of buildings adjacent to a mosque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

totally. entirely. completely. up to the -.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a lot of. a great deal of. great. vast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde pek çok makamı içine alan peşrev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. külliyye bu mânâda kullanılmaz). 1. Bir işin teferruatı olmaksızın toptan olan kısım ve ciheti: O, işin külliyâtı ile meşguldur, teferruata girişemez. 2. Bir yazarın ve şairin bütün eserlerini veya bütünüyle bir mevzuu içine alan seri, Lat. corpus: Külliyyât-ı SAdî, külliyyât-ı Zİyâ Paşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bütün, topluluk: Fatih Külliyesi, Süleymaniye Külliyeti. bk. Külliyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). 1. Bütün bütüne, büsbütün, tamamen, tamamiyle: Külliyyen inkâr ediyor. 2. (menfî cümlede): Hiç, asla: Külliyyen görmedim. Külliyyen haberim yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Ar. tâbirlerde «külliyye» şeklinde de kullanılır). 1. Bir şeyin umûmî olması, bütünlük. Bu defa güneş külliyetle tutuldu. 2. Bol, çok, toptan olan şeyin hâli: Bu sene ekin külliyyet üzere oldu. Külliyyetle koyunlar geldi. 3. Eskiden medrese ve müştemilâtına külliye de denirdi. Bi’l-külliyye = Bütün bütüne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok, bol: Anadolu’dan külliyetli buğday elde edilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach / violation of the rules / regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kaşımak, tahriş etmek. 2. Ellemek, karıştırma; ötesine berisine dokunmak: Onu çok kurcalamayın. 3. Azdırmak, tahrik etmek: Çıbanı kurcalamak, kurcalaştırmak iyi değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritate. tamper with. tamper. drag up. go round. monkey. monkey with. poke. poke up. rake up. warm up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddle. scratch. tamper. to tamper with. to monkey with. to meddle with. to toy with. to fiddle with. to scratch. to rub. to irritate. to go into. to rake sth up. to talk about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to try to jimmy or pry open. to scratch. to rub. to irritate. to go into. to dwell on (a matter. fiddle about with sth. monkey about with sth. tamper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tampered with. to be monkeyed with. to be irritated or scratched. to be gone into. to be dwelt upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kurcalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowd of idle onlookers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). En fazla çocuklarda olan mikroplu, bulaşıcı ve tehlikeli bir hastalık, difteri.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Difteri de denilen bu hastalığa tutulanlarda yutkunma zorluğu, ses kısıklığı, nefes darlığı, kuru öksürük, yüzde morarma, bademcikler üzerinde kurşuni beyaz renkte bir zar, boğaz ağrısı, boyun bezlerinde şişlik, iştahsızlık, kol ve bacaklarda ağrılar görülür. Ateş 38-40 derece arasındadır. Nabız süratlidir. Hastalık başlangıcında teşhis edilip, hastanın nefesi tamamen kesilmeden müdahale edilmezse, ölümle sonuçlanır. Bulaşıcı bir hastalıktır. Hastanın bulunduğu yerdeki havaya yayılan mikroplarla bulaşır. Korunmak için en iyi çare difteri aşısı yaptırmaktır. Vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.

Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uğur getiren, kutlu kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whopper. a big lie. plump lie. rank lie. whacker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Napolyon savaşlarına kadar, askeri üniformalar çok renkli ve gösterişli idi. Ancak savaş teknolojisi geliştikçe bunun da bazı sakıncaları ortaya çıkmaya başladı. Kılıç ve kalkanla yapılan savaşlarda gösterişli üniformalar düşmanda moral bozukluğu yaratıyordu ama ateşli silahlar bulununca, bu parlak ve renkli giysiler uzaktan iyi bir hedef olmaya başladı. Bugün askerler savaşa en uygun sadelikte giyinerek giderler ve sadece gerekli teçhizatı taşırlar.

Üniformalardaki haki renk ise ilk kez İngilizler tarafından 1850’li yıllarda Hindistan’da kullanılmaya başlanmıştır. Britanya ordusundan Hary Lumsden İngiliz askerlerinin beyaz üniformaları nedeni ile kolay hedef olduklarını fark edince, üniformaların üzerine toz ve çamur sürerek ve biraz da çay ile boyayarak renklerini gölgeli kahverengine dönüştürmüş ve giysilerin rengini araziye uydurmaya çalışmıştır. Toprak rengine benzeyen bu üniformalara Hintçe toprak rengi anlamına gelen ‘Khaki’ adı verilmiş ve Türkçe’ye de ‘haki’ olarak geçmiştir.

Khaki 20. yüzyılın başlarında günün standartlarına göre değiştirildi. Bu model Amerikan özel timleri tarafından tehlikeli görevlerde kullanılmaya başlanıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda da kullanılan bu renkteki kumaşlar çok sert oldukları için askerlerin hareket kabiliyetlerini azaltıyor ve ıslandıkça daralıyorlardı. 1932 yılında pamuktan üretilen ‘cramerton’ ordu elbisesi dayanıklı olması ve içinde kolayca hareket edilebilmesi açısından İkinci Dünya Savaşı’nda ordunun kullandığı en yaygın arazi elbisesi haline geldi.

Bir sonraki aşama ise askerlerin düşman tarafından görülmemesini sağlayacak kadar araziye uygun ama aynı zamanda aynı tarafın askerlerinin birbirlerini vurmamasını sağlayacak şekilde ayırt edilebilir kumaş renk ve desenini yaratmaktı.

Aslında kamuflaja ilk olarak askerler tarafından değil, hayvanların kendilerini fark etmelerini önlemek için avcılar tarafından başvurulmuştu. Kamuflaj desenlerini yaratabilmek için İngiliz ve Fransız orduları ressamlarla işbirliği yapmıştır. Hatta Picasso’nun ordu giysilerini görünce, ‘Bunlar benim desenlerim’ diye bağırdığı bile rivayet edilir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get slack. to get loose. to become sloppy and disorganized. to slacken off. to let things slide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir çocuğu gözetip eğitmek hizmetiyle görevli adam: Çocuk lalası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

male servant in charge of a boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çocuğa bakmak hizmet ve vazifesi, lala sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavada yağ içinde pişmiş yumurtalı hamur yemeği ki, üzerine şerbet ve şeker dökülür, yassı lokma.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Internet’in aksine, yalnızca yerel alanla (örneğin firma ağları) sınırlı bir iletişim ağıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mâ = bağ, halak = halak’dan geçmiş zaman, Allah). 1. Tanrının her yarattığı, bütün yaratıkları. 2. Büyük kalabalık: Pazar yerine mâhelakallâh toplanmışlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Harç alıp sürmeye mahsus demirden, tahta saplı, duvarcı ve sıvacı Aleti, sürgü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trowel. float. spatula. spud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trowel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Evils; wrongs; offenses against right and law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wool cord with knots used as an aid to prayer or meditation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Garland; also rosary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rosary with 108 beads.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A string of beads used as an aid for mantra repetition Also, such a string of beads worn as a token of one's guru Some believe that a mala can also protect the one who wears it. vt: must, to be obliged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mala. the arch of bone beneath the eye that forms the prominence of the cheek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. kötü maksatla, kötü niyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakır taşı, malakit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. intibak edemeyiş, uyumsuzluk. maladjusted s. intibak edemeyen, uyumsuz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü idare etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. beceriksiz, eli işe yakışmaz, sakar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hastalık, illet, dert.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ispanya'nın Akdeniz kıyısmda bir liman şehri; burada yapılan beyaz şarap; buraya mahsus tatlı misket üzümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Madagaskarlı kimse; Madagaskar dili; s. Madagaskar ahalisine veya diline ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırıklık, keyifsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Manda yavrusu, buzağısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Tatlı yeşil renkte tabiî bakır karbonat, bakır taşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mala sürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dolu, dopdolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مالامال] dopdolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. atlarda dizin iç taraflnda meydana gelen çatlak veya yara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. arsız, küstah (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Sheridan'mThe Rivals,, adlı piyesinde uygunsuz sözleriyle ünlü kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sözcükleri uygunsuzca kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. münasebetsiz, yersiz, yakışıksız, uygunsuz; z. uygunsuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. elmacık kemiğine ait; i. elmacık kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıtma. malarial s. sıtmalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Sıtma.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. malaria

tıp sıtma

Anofel türü sivrisineğin sokmasıyla insandan insana bulaşan, titreme, ateş ve ter nöbetleriyle kendini gösteren bir hastalık, ısıtma.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. iyi özümlenmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Malawi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Malaya yarımadası veya ahalisine ait; i. Malayall; Malaya dili; bir çeşit iri tavuk Malay'an s., i. Malayalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Malayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). «Malezya» ve şimdi «Malaysia» da denen Güneydoğu Asya’da Çinhindi’nin Indonezya’ya doğru inen yarımadası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Malezya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sürülmüş toprak. 2. Su baskınına uğrayan tarla.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Financial Markets)

Tasarruf fazlası olan ekonomik birimlerle tasarruf açığı (fon ihtiyacı) olan ekonomik birimler arasında fon akımlarını düzenleyen kurumlar, akımı sağlayan araç ve gereçler ile bunları düzenleyen hukuki ve idari kurallardan oluşan yapıya mali piyasa (finans kesimi) denir. Bu piyasalar kısa vadeli fon akımlarını kapsayan Para Piyasası (Money Market); orta ve uzun vadeli fon akımlarından oluşan Sermaye Piyasası (Capital Market); Döviz Piyasası (Foreign Exchange Market) ve Altın Piyasası (Gold Market) şeklinde gruplandırılabilir.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlam kazandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oyuk oyuk bir çeşit oyun tahta».

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Marka koymak, nişan koymak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. portakal reçeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eğlendirici, tuhaf, hoş bir hâl almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Maya koymak, içine maya karıştırmak. Maya çalmak = Aynı mânâdadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mayalı hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mayalanmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fermentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fermentation. being fermented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Maya ve hamurla ekşimek, Osm. tahammür etmek: Hamur, süt mayalanmak. 2. mec. Birikip çoğalmak, Osm. terâküm etmek: Kendisinde mayalanmış mal vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ferment. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mayalanmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. c.) (m. mikdâr). Miktarlar, (bk.) Miktar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dolu olma, doluluk, zıddı: halâ. 2. Kalabalık, topluluk, Ar. cemâat, cem’İyyet, içtimâ. Alâmele-in-nâs = Halk nazarında, halkın önünde.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Melodili Alarm işlevi, radyo alarmının yanı sıra size çeşitli melodi seçenekleri sunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(Securities Exchanges)

Menkul kıymetlerin arz ve talebinin karşılaştığı örgütlenmiş piyasalardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine «merhaba» deyip selâmlaşmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. kâinatın tümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Tanzimat’tan önce: ALAY BEYİ) (i.). Bir alay askerin kumandanı ve bu kumandanlığa mahsus rütbe sahibi, albay. Eskiden «bey» unvanını ve «izzetlû» lâkabını taşırdı: Piyade, süvari, topçu, erkân-ı harbiyye miralayı (jandarmanınkine «alay beyi» denirdi). Bahriye miralayı = Birinci sınıf zırhlı süvarisi, deniz albayı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) [ميرآلای] albay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Miralay, albay rütbesi, alay kumandanlığı: Piyade, süvari, topçu, bahriye miralaylığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Madenleri parlatmaya yarayan bir Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜBALAĞA) (I. A. «bulûğ» dan masdar). 1. Bir işte pek ileriye varma, kusur bırakmame, mükemmel ve kusursuz etme: İkramda mübalağa ediyor. 2. Büyütme, ifrat, küçük bir İşi pek büyük gösterme: Onun cesaretini överek mübalağa etti. Bu tarifte mübalağa vardır. Mübaleğa-i Acemâne, mübalağayı seviyor. Mübalağa ile = Pek pek, pek fazla. İsm-I mübalağa = Mübalağa ile ism-i fâil, Arapça’da «cebbâr, sabûr, allâme» gibi şekillerde olup mübalağa gösteren Ism-i fâil kipi. Türkçe’de «pek» veya «en» edatları da mübalağa bildiren sıfatlardır: Pek büyük, en büyüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration abartma. abartı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. hyperbole. overstatement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her şeyi mübalağa etmeyi seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggerator. loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Mübalağa edilen, mübalağası olan, olduğundan fazla gösterilen: Mübelağalı söz, birtakım mübalağalı övmeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggerated. hyperbolic. tall. too too.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «belv» den mesdar, muflale) (aslı: mübâlevet). Dikkat, İtinâ. Adern-I mOblllt = Dikkatsizlik, kayıtsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uzun uzun tafsilât vererek, sözü uzatarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفصلا] ayrıntılı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A. «galat» tan) (c. mugalatât). Karşısındakini yanıltmak maksadiyle yapılan konuşma, hakka ve delillere dayanmıyan münakaşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demagogy. fallacy. wiredrawn argument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغالطه] yanıltmaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troop of guardsmen. armed guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halt» dan). Karışıp görüşme: Kötü adamlarla muhSIata etmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûl» den). Elde edilen netice.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محصله] sonuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mummify. embalm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mumya hâline gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «nakl»den) (m. münâkale). Ulaştırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «talâk» dan if.) (mü. muntalaka). Bırakılmış, serbest kalmış, koyuverilmiş, salıverilmiş, azad edilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» dan mas.). Barışma, barışıklık, .uzlaşma: İki devlet musâlaha ettiler, musâlaha akdolundu. Sulh, asayiş, huzur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» ten mas. müfâale). Barış, barışma, uzlaşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصالحه] barış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» dan imef.) (mü. mustalaha). 1. Istılahlı, terimli olan 2. Anlaşılmaz ve garip kelime ve terkiplerle dolu olup herkes tarafından anlaşılmayan: Pek mustalah bir mektup yazmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Muşta ile vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hit with one's fist or brass knuckles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tulü» dan masdar) (c. mütâlaât). 1. Bir işi iyice ve etraflıca düşünme: Bu işi iyice mütâlâa ediniz. 2. Bir İş hakkında inceleme neticesi olan fikir, görüş: Benim bu husustaki mütâlaam. 3. Okuma, anlamak şartıyle dikkatli duyuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

study. opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation. reading. opinion. view point. statement. studying. reading carefully. one's considered opinion. comment. deliberation. idea. remark. sentiments. survey. thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mütelaffız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «velî» den mas.). Dostluk, dostça muamele, karşılıklı sevgi, koruma ve yardım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vusûl»den masdar). Birbirine vâsıl olma, ulaşma, kavuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vusûl»dan masdar). Yetişme, vâsıl olma: Saat beşte buraya muvâsalat ettiler (bu mânâ Arapça’da olmayıp dilimize mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مواصلات] varma, ulaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ulaşmak, varmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamak onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi (C=do, D=re, E=mi, F=fa, G-sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz Iohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete Iohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبالغه] abartma. 2.abartı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

abartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

abartmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناقلات] taşımacılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصالحه] barış yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مطالعه] okuma. 2.görüş. 3.inceleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sepicilikte ve boya işlerinde kullanılan helile ağaç meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Cash Markets)

Vade uygulanmadan aynı gün valörlü işlemlerin yapıldığı piyasalardır.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نالان] inleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnleyen, inleyici, ağlayan, feryad eden. Manası dolayısıyla isim olarak kullanılmamalıdır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

inletmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

inlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nemâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nemâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to accumulate interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Yeni Zeland.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Trafik ışıkları uygulaması, önceleri demiryollarının trenleri kontrol için uyguladığı sinyaller Örnek alınarak başlamıştır. Demiryolları idaresi kırmızı rengi ‘dur’ sinyali olarak seçmişti. Kırmızı renk kan rengi olduğundan asırlar boyu tehlikenin, tahribatın ve ölümün simgesi olmuştur. Demiryolları ilk faaliyete geçtiği 1830’lu yıllarda ‘ikaz’ ışığının rengi yeşil, ‘geç’ ışığının ise beyazdı.

Bir süre sonra beyaz sinyal problem yaratmaya başladı. Beyaz renkli ‘geç’ sinyali diğer sokak lambaları ile karıştırılabiliyordu. Ama daha da kötüsü ‘dur’ işaretlerine konulan kırmızı mercekler yerlerinden düşünce ışık beyazlaşıyor, ‘geç’ sinyali olarak algılanıyor ve kazalara yol açabiliyordu.

Sonunda demiryolcular kırmızıyı ‘dur’, yeşili ‘geç’ sarı rengi de ‘ikaz’ sinyali olarak kullanmaya başladılar. Bilindiği gibi sarı, renk spektrumu içinde en göz alıcı renktir. Böylece makinist bir sinyalin bulunması gereken yerde beyaz ışığı görürse, bir şeylerin yanlış olduğunu anlıyor ve tedbirini alıyordu.

Karayollarına gelince, yollarda sadece atların ve at arabalarının bulunduğu tarihlerde bile dünyanın büyük şehirlerinde trafik sorundu. İlk trafik lambası otomobillerin ortaya çıkmasından çok önce 1868’de Londra’da kullanıldı. Gazla yakılan ve bir eksen etrafında döndürülebilen kırmızı ve yeşil lambalar bir yıl sonra patlayıp, kendilerini çeviren polisi de yaralayınca bu uygulama ortadan kalktı.

Ama öte yandan otomobillerin ortaya çıkması ve şehirlerde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte durum iyice kötüleşti. Çeşitli şehirlerde değişik uygulamalar yapıldı. Demiryollarındaki uygulama örnek alındı ama demiryollarında birbirine paralel iki hat vardı. Bu sistem iki yolun kesiştiği kavşaklarda işe yaramıyordu.

Sonunda günümüzdekilere benzeyen ilk elektrikli otomatik trafik lambasını, ilkokul mezunu ve ABD’deki Cleveland’da otomobil sahibi ilk siyah olan Garrett Morgan geliştirdi. 1914’de ilk denemelerine başlayan Morgan 1923’de de patentini aldı. Morgan 1963’de ölümünden az önce patentini 40 bin dolara General Electric firmasına sattı.

Morgan’ın lambaları demiryollarına benzer şekilde bir “T” üzerinde kırmızı ve yeşil iki lambadan ibaretti. Çok geçmeden ikaz anlamında sarı lamba da ilave edildi ve uygulama bütün dünyaya süratle yayıldı.

Aradan geçen yıllara rağmen sarı renk hala ‘ikaz’ anlamındadır ama günümüz sürücüleri onu ‘geç’ sinyali olarak algılıyorlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Nöbetçi kulübeleri çevreyi iyi gözetleyebilmek için zeminden yüksekte inşa edilirler dolayısıyla iyi bir hedeftirler. Buradaki nöbetçileri olabilecek ani bir silahlı saldırıdan koruyabilmek için etrafına belirli yükseklikte kum torbaları dizilir. Bu kum torbaları bir çok kişiye biraz ilkelmiş gibi görünebilir ama bir çok malzemeden daha iyi ve daha pratik kurşun geçirmez siperlerdir.

Kumun kurşun geçirmemesinin sırrı kum taneciklerindedir. Boyları 0,05 milimetreden 2 milimetreye kadar değişen kum tanelerinin şekilleri köşeli, yuvarlak veya karışıktır. Bu şekilleri nedeni ile bir torbaya doldurulan kum taneleri arasında boşluklar kalır ve bu boşluklar birbirleri ile bağlantılıdırlar.

Kum torbasına büyük bir kinetik enerji ile giren merminin enerjisi, aradaki bu boşluklar nedeni ile anında binlerce kum tanesine aktarılır. Her aktarışta diğer tanelere daha azalarak geçen enerji kısa sürede sönümlenir. Kinetik enerjisini aniden bu şekilde kaybeden mermi de daha kum torbasını delip çıkamadan durup kalır.

Aslında kurşun geçirmez camlarda da prensip aynıdır. Bu tip camlar, cam ve plastik, bir çok tabaka halinde, sandviç şeklinde sıkıştırılarak imal edilirler. Bir bakıma arabaların ön camlarına benzerler ama burada tabaka sayısı çok fazladır.

Kurşun bu tip bir cama çarptığında tabakaları tek tek delmeye başlar. Son tabakaya gelene kadar mermi bütün momentini ve enerjisini kaybeder. Enerji kimseye zarar vermeden cam ve plastik tabakalara geçer.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Nöbetçi kulübeleri çevreyi iyi gözetleyebilmek için zeminden yüksekte inşa edilirler dolayısıyla iyi bir hedeftirler. Buradaki nöbetçileri olabilecek ani bir silahlı saldırıdan koruyabilmek için etrafına belirli yükseklikte kum torbaları dizilir. Bu kum torbaları bir çok kişiye biraz ilkelmiş gibi görünebilir ama bir çok malzemeden daha iyi ve daha pratik kurşun geçirmez siperlerdir.

Kumun kurşun geçirmemesinin sırrı kum taneciklerindedir. Boyları 0,05 milimetreden 2 milimetreye kadar değişen kum tanelerinin şekilleri köşeli, yuvarlak veya karışıktır. Bu şekilleri nedeni ile bir torbaya doldurulan kum taneleri arasında boşluklar kalır ve bu boşluklar birbirleri ile bağlantılıdırlar.

Kum torbasına büyük bir kinetik enerji ile giren merminin enerjisi, aradaki bu boşluklar nedeni ile anında binlerce kum tanesine aktarılır. Her aktarışta diğer tanelere daha azalarak geçen enerji kısa sürede sönümlenir. Kinetik enerjisini aniden bu şekilde kaybeden mermi de daha kum torbasını delip çıkamadan durup kalır.

Aslında kurşun geçirmez camlarda da prensip aynıdır. Bu tip camlar, cam ve plastik, bir çok tabaka halinde, sandviç şeklinde sıkıştırılarak imal edilirler. Bir bakıma arabaların ön camlarına benzerler ama burada tabaka sayısı çok fazladır.

Kurşun bu tip bir cama çarptığında tabakaları tek tek delmeye başlar. Son tabakaya gelene kadar mermi bütün momentini ve enerjisini kaybeder. Enerji kimseye zarar vermeden cam ve plastik tabakalara geçer.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f ). Nokta, virgül gibi işaretler koyma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation. pointing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation marks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Nokta koymak. 2. İşaret etmek: Orasını noktalamış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kayıtsız, ilgisiz, soğukkanlı, heyecansız. nonchaIance (i.) soukkanlılık. nonchalantly (z.) soğukkanlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

numbering. numeration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. to number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to number. to assign a number to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be numbered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İntikam alan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ovalamak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Oğuz çocuğu. 2.Yiğit gürbüz çocuk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Billûrları sidikte bulunabilen kalsiyum oksalatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oxalate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ateş gibi canlı ve çabuk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f. denizcilik) (gemi). Sol tarafa, iskeleye dönmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hug the wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hug the wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ortalamak işi, ortasını bulma, alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medium. average. mean. equated. fair average. medial. normal. par. average. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

average. normal. medium. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center alignment. mean. average. mean average.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on an average. average propensity to consume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Average Collateral)

Üçer aylık hesaplama dönemlerinde tüm Borsa üyeleri için hesaplanan oransal teminat tutarlarının basit ortalamasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ortaya, meydana koymak. 2. Bir şeyin ortasına varmak, yarısını bulmak: Kışı ortaladık. 3. Yarı yarıya bölmek, ortasından ayırmak: Kârı iki ortak arasında ortalamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reach the middle. to center. to centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reach the middle of. to reach the midpoint of. to divide sth in half. to kick the ball towards the goal. centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ortasına varılmak, yarısı bitmek: Bu iş ortalandı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. daha ağır gelmek (tartı): geçmek, daha üstün gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rub. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). El ile ovup ufaltmak: Tarhanayı, nişastayı ovalamak. Bağı ovalamak = Kütükleri ovup kabuklarını düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rub. scrub. to break up small. crumble. to rub. to scrub. to break sth up. to crumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break up. to crumble sth with one's fingers. to message. to knead. rub. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be crumbled. to be messaged. to be kneaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be crumbled. to be messaged. to be kneaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb crumble sth. to have sb knead or message sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb crumble sth. to have sb knead or message sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tartıda ağır gelmek; ağır basmak; dengesini bozmak, devirmek; dengesini kaybetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. oksalat, oksalik asidin tuzu. oxalic acid oksalik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delayed. distraction. diversion. stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distraction. diversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oya ve dantela ile süslemek, oya yapmak. 2. mec. Meşgul edip bir şeyi unutturmak: Şu çocuğu al da biraz oyala. 3. Atlatmak: İki aydır beni oyalıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put off. divert. string along. waste smb.'s time. delay. temporize. entertain. amuse. stall. stall off. embroider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to detain sb. to put sb off with trumped-up excuses. to distract. to keep sb busy. to divert. to amuse. detain. tarry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distraction. amusement. dalliance. procrastination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kandırılmak, aldanmak. 2. Boş şeyle uğraşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste time. dilly-dally. monkey around. fool around. fool about. fool. be amused. amuse oneself. dally. delay. disport oneself. footle. fribble. frivol. hang out. linger. loiter. mess around. piddle. play around. be pleased with. potter. potter about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linger. stall. to loiter. waste time. to amuse oneself. to linger. to hang about. to dawdle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to distract oneself. to keep oneself amused (in order to ward off boredom or sadness. to be detained. to be put off. to be distracted. to be amused. dally. dally with. dawdle. dilly dally. disport. hover. idle. linger. potter putter. stick around.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amusing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amusing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

play area. playground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

play area. playground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Öz çocuk.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Pala gibi sert ve keskin kişilikli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Pahası artmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to increase in price. to become expensive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to increase in price. to become expensive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Rumca’dan alınma zannolunuyorsa da Rumlar da Türkçe gibi kullanıyorlar. Müşterek kelimelerden olup, aslının Arnavutça olması muhtemeldir). 1. Bir çeşit yassı kılıç. Suya pala çalmak “ Boşuna yorulmak. 2. Küreğin yassı yeri ve o şekilde yassı bazı Aletler. Pala sallamak = Tek kürek oynatarak kayık yürütmek. 1. Kılıçlama konan yassı kiriş vesair kereste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scimitar. scimiter. sword. broadsword. cutlass. machete. paddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutlass. rag rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scimitar. sabre. saber. blade. sword. broadsword. cutlass. web member. web. knife. paddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kısa ve geniş kılıç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(sallamak) Uğraşmak, didinmek, çabalamak. Deyim

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(PALAS-PARE) (i. F.). Paçavra, çul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gür ve yanaklara doğru uzanan bıyık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saray; saray gibi bina; muhteşem ev; k.dili lüks eğlence yeri veya galeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imparator Şarlman'ın maiyetinde bulunan on iki efsanevi asilzadeden biri; macera peşinde koşan şovalye, kahraman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yassılamasına ve kılıçlama vaziyet: Kirişleri palalığına koymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Gemileri karaya bağlamakta kullanılan kalın halat. Palamar gözü = Geminin başında ve kıçında palamar geçmeye mahsus demir bilezikli delik (argo) Palamarı koparmak = Savuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dockage or buoyage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dockage or buoyage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins meşe ile sair bazı ağaçların verdikleri yemiş ki, kestane çeşidinden ve acıca olup, kabuğu kösele imalinde kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). irice ve çok raslanan, eti biraz kabaca bir balık; pek makbûl sayılmaz. Çingene palamudu = Bir cinsi. Torik = Daha büyüğü. Zindandelen, paçuta = En büyüğü. Altı parmağın tuzlusuna da lakerda denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valonia. acorn. bonito. horse mackarel. mast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonito. tunny. valonia oak. acorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonito.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valonia. acorn. bonito. horse mackarel. mast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonito. tunny. valonia oak. acorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonito.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça’da semer demektir). Ekseriya eşeklere ve bazen de ata vurulan kaşsız ve yumuşak enli bir nevi eyer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a broad soft saddle without frame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a broad soft saddle without frame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پالان] semer, palan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşmenin musluk taşı

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stony slope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stony slope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پالان دوز] semerci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Palan diken ve yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

block and tackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tackle. block. jigger. chain hoist. gin. purchase. hoist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

block and tackle. pulley. hand chain. hoist. pulle block. pillow bloc. chain hoist. chain cat. set of pulley. lifting jack. gin tackle. gin. tackle block. purchase. muffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Macarca’dan). 1. Ağaç ve toprakla yapılmış ve hendek çevrilmiş hisarcık. 2. Böyle hisarla çevrili varoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A camp permanently intrenched, attached to Turkish frontier fortresses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Gemilerde ağır yük kaldırmak için halatı birbirinin içinden geçirilmiş çok dilli çifte makara.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahtırevan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). 1. Lüks otel. 2. (argo). Çok kolay, çalışmadan geçilecek ders.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(PALAS) (i. F.). Aba ve çul gibi kaba ve eski eşya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palace. very easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

East Indian tree bearing a profusion of intense vermilion velvet-textured blooms and yielding a yellow dye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palace. very easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

East Indian tree bearing a profusion of intense vermilion velvet-textured blooms and yielding a yellow dye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very hastily and abrubtly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very hastily and abrubtly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Macarca’dan). 1. Fişeklik, koymaya mahsus gümüş veya tunçtan yahut köseleden mahfaza ki, kayışla asılır veya bele bağlanır. 2. Süvari çantası. 3. Top hartucu konulan çanta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge belt. bandolier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge belt. bandolier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derlenip toparlanmaya vakit bulmadan, alelacele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Dolu topu söküp temizlemekte kullanılan burgulu sırık. 2. Topun yuvarlağına konulan sıkı, gülle sıkısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lezzetli, damak lezzeti veren; makbul, hoşa giden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. damağa ait; dilb. dilin damağa dokunmasıyle çıkarılan (ses); i. damaksı ses, damak sessizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. damak; tat alma duyusu; zevk, haz, hoşlanma. cleft palate doğuştan yarık damak. hard palate damak, sert damak. soft palate damağın geri kısmı, yumuşak damak, damak eteği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Emniyet, güven ve cesaret telkin eden kişi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. saray gibi, muhteşem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Demir pala. Sert ve katı yapılı, güçlü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. palatinlik, palatin sıfatına sahip olan hükümdarın ülkesi; palatin'in rütbe veya görevi; b.h. Palatin'lik'te oturan kimse. the Palatinate Alman'ya'da Ren nehri kıyısında bulunan bir eyalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. damakla ilgili veya damağa ait; i. damak kemiği. palatine bone damak kemiği. palatine vault damak kemeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hükümdar yetkisine sahip (asilzade); saraya mensup; b.h. Palatinlik'e ait; i. imparator sarayında memur; kendi ülkesinde hükümdar yetkisine sahip olan kimse, palatin; b.h. Roma'daki yedi tepenin ortasında bulunan tepe; vaktiyle kadınların kulland

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. laf boş lakırdı, palavra; pohpohlama, slang. yağ çekme; yerlilerle turistler arasındaki görüşme; f. boş laf etmek, palavra atmak; yaltaklanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Harp gemisinin top anbarının üstünde, ve güvertenin altındaki ikinci kat. Palavracı = Uydurma şeyler söyleyen, atıp tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claptrap. lie. hot air. boasting. applesauce. bragging. baloney. boloney. bounce. braggadocio. bunk. bunkum. claptrap. cock-and-bull story. eyewash. fish story. flubdub. flummery. gaff. jazz. palaver. talkee-talkee. tall story. shits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boloney. tale. a tall story. fairy story. fairy-tale. whopper. bunk. baloney. humbug. idle talk. boast. swagger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty talk. bullshit. cock and bull story n. crap. hog- wash. hot air. palaver. story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

braggart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yedek at.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Göllerde balık üretmek için atılan ağaç dalları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Su kuşlarıyla güvercin gibi bazı kuşların pilici: Kaz, ördek, güvercin, hindi palazı. Kuşpalazı = Difteri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duckling. gosling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kimi kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu. 2.Güzel, canlı, gürbüz, şişman. 3.Dağınık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuşların yavrusu semirmek, semen peyda etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow fat. to grow up. to get rich. to grow up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a packet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow fat. to grow up. to get rich. to grow up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a packet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. astronomi). Yeryüzünde bulunan bir kimsenin gözünden çıktığı farzedilen doğru ile dünyanın merkezinden çıktığı farzedilen doğrunun, bir gök cisminin merkezinde birleşerek meydana getirdikleri açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Parça parça etmek, yarmak: Arslan tavşanı derhal paraladı. 2. Yırtmak: Elbisesini bir ay içinde paraladı, mec. Lügat paralamak = MAnâlarını bilmediği kelimeleri yalan yanlış söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tear sth to pieces. maul. shiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zerreissen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tear sth to pieces. maul. shiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zerreissen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

parçalamak, parça parça etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Parça parça olmak, yırtılmak veya kırılmak, dağılmak. 2. Para sahibi olmak, servet kazanmak. 3. mec. Çok çalışıp çabalamak: Misafire ikram için paralanırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wear oneself out trying to do sth impossible. to put a lot of painstaking effort into sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wear oneself out trying to do sth impossible. to put a lot of painstaking effort into sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

parça parça olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parça parça ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking into pieces. dismantlement. dismemberment. fragmentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tearing. splitting. hackling. smashing. shattering. fission. piercing. breaking. wreckage. wrecking. parting. demolishment. carving. dashing. disintegration. chopping. crashing. decomposition. fractioning. fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking into pieces. dismantlement. dismemberment. fragmentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tearing. splitting. hackling. smashing. shattering. fission. piercing. breaking. wreckage. wrecking. parting. demolishment. carving. dashing. disintegration. chopping. crashing. decomposition. fractioning. fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kırıp paralamak, doğramak, parça parça etmek, ufak ufak kesmek: Kurban etini parçalayıp dağıttı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pull to pieces. break into pieces. tear to pieces. take to pieces. split. break up. dismember. smash. cut smth. asunder. bash in. comminute. crumble. cut up. dash. disintegrate. disjoint. dismantle. disrupt. lacerate. rend. scrap. shatter. shiver. sh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. bust. disintegrate. dismember. lacerate. mangle. maul. rip. savage. sever. shred. smash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tear / to break / to pull sth into pieces. to tear / to cut to pieces. to piece. split. to smash. to shatter. to wreck. to break. to pare. to part. to dash. to chop. to demolish. to chop off. to crash. to decompose. to carve. to stave. to disintegrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by