Ale-l-fevr ne demek? | Ale-l-fevr anlamı nedir? | Ale-l-fevr

Ale-l-fevr anlamı nedir?

Ale-l-fevr ne demek?

Ale-l-fevr anlamı nedir?

Ale-l-fevr | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ale fevr

Türkçe Sözlük

(A.). Derhal, bir defada, birden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب عدالت adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İlk çağ’ın 7 hârikası. 7 şaşılacak şey. 1. Mısır’ ın ehramları. 2. Bâbil’in asma bahçeleri. 3. Zeus’un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes’ te Artemis mâbedi. 6. Bodrum (Halikarnas)da Mosoleos’un türbesi. 7. İskenderiye deniz feneri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجالة] alelacele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Ai.) (c. adalât). Kas, vücudu hareket ettiren organ, (bk.) kas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beef. muscle. myo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muscle. muscle kas. muscular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muscle. brawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [1[عضله kas. 2.kaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Tıp dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirmek ve üşütmemek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, Su

Hazırlanışı : 4 Bardak suya, kabukları soyulmamış 3 elma doğranır. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin adaleti- Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musculous. muscled. strong. having muscular strength.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hak elde etme ve herkesin haklarına tamamiyle riayet, adi, madelet, dâd, insaf: IcrS-yı adalet, adâlet icra etmek, adâlet mûcib-i saadettir, saadeti mûciptir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity. fairness. equitableness. reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equity. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity. act of justice. jus. law. reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدالت] adalet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) /(Erkek İsmi) - 1.Hakka riayctkarlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk. 2.Haksızlıktan uzaklaşma. 3.Düzenli ve dengeli davranma. 4.Hakkaniyet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court of justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Adâletlicesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Court of Justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adil, adâletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adâletli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدالتکار] adil, adaletli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T.). Adâlete uygun düşen veya adâletli olan: Adâletli bir hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right. just. equitable. fair. judicious. clean adil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. equitable. fair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i! A. T.). Adâlete aykırı düşen veya adâletli olmayan’ Adâletsiz karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iniquitous. unjust. inequitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust. inequitable. oppressive law. unfair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hak ve insafa mugayir hareket, adalet ve insaf eksikliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice. inequity. unjust act. iniquity. travesty of justice. unfairness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lâlenin ağaçta yetişen cinsi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert kıllı ve irice teriyer köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squat toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit bira.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Derecelerine göre, sırasıyle. (bk.) Alâ: Alâ-merâtibihim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Derhal, bir defada, birden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. F.). Hesâba sayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Hele, husûsiyle, en çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Topluca, toplu olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Sabahleyin, erkenden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Seherleyin, seher vakti, gün doğmadan evvel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.), t. Müsâvât üzere. 2. Bir boyda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Tafsilatlı olarak, uzun uzadıya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Muhakkak sûrette, besbelli, apaçık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Aşağı yukarı, tahminen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Husûsî olarak hususiyetle, bilhassa, hele, en çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Arası kesilmeksizin, arka arkaya, birbiri ardınca.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şansa bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Aralıksız, durmadan, biteviye, arasız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الدوام] sürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., den rüzgar altında veya altına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvanların yediği ot ve samart. Umumiyetle hayvan yemi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علف] ot. 2.hayvan yemi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. allégorie

ed. yerine

Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. allégorique

ed. yerinel

Alegori ile ilgili.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyhane, birahane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علقه] kan pıhtısı. 2.balçık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Okuma kabiliyetinin kaybı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alexie

tıp okuma yitimi

Görmede hiçbir bozukluk olmadığı hâlde okuma yetisinin yok olması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

word blindness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çok acayip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Çok acele ederek, çarçabuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in great haste. in a big hurry. head over heels. headfirst. posthaste. sharpish. whip and spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العجله] çarçabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Olağan, bayağı, sıradan, alışılagelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedestrian. ordinary. usual. common. commonplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. usual. matter of fact. matter of-fact. moderate. run of the mill. unexceptional. workaday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العاده] sıradan, bayağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العميا] körükörüne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاکثر] çok defa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الخصوص] özellikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاجمال] topluca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الانفراد] birer birer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاستمرار] sürekli, aralıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاشتراک] ortaklaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.) Umumiyetle, umumî olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاطلاق] genellikle. 2.rastgele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الکفایه] yeterince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Umumiyetle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العموم] genellikle, genelde, genel olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Usûle göre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in due form. as a formality. duly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Alâm). 1. Alâmet, nişan, işaret. 2. Bayrak, sancak. 3. Has isim. Coğrafya ve tarihe müteallik bir şey veya şahsa, meselâ bil memlekete, dağa, nehre, adama mahsus olan isim: iskender, Ömer, İstanbul, Meriç gibi. Kaamûs ülAlâm = Has isimlere mahsus ansiklopedi. 4. Minare tepesi, mahçe: Bu geceki fırtınadan minarenin alemi düşmüş. 5. Sarığın altın oluklu teli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c Alemîn, avâlim). 1. Kâinat, mahlûklar, bütün gök cisimleri, cihan: Cenab-ı Hak Alemi yaratmıştır; bütün Alemin yaradanı ve sahibidir. 2. Bir güneş ile ona tâbî olan yani onun etrafında dönen gezegenlerin teşkil ettikleri daire: Alem-i şems = Güneş sistemi, Rabb-ülAlemîn = Alemlerin, kâinatın Tanrısı (Allah). 3. Dünya, arz: Devr-i Alem, Alemin her tarafı dolaşıldı. 4. insanlar, halk: Alem bilir, Alem işitti. 5. Cemiyet, cemaat, ayrıca bir hal ve sûret gösteren topluluk ve keyfiyet: Bir eğlence Alemi yaptık, çocukluk Alemi, mektep Alemi başka bir haldir; Alem-i mânâ = Rüya hali; Alem-i Ab = içki meclisi, kendi Aleminde = Kendi halinde; Alem-i ervah = Ruhlar Alemi, Alem-i melekût = Melekler Alemi, Alem-i lâhut = Öteki dünya, Fahr-i Alem = Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universe. world. kingdom. class of beings. state. condition. party. booze. booze-up. entertainment. spree. junket. razzle-dazzle. whoopee. bat. bender. binge. blast. blind. blow-out. burst-up. bust. buster. carousal. creation. jollification. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binge. blowout. jamboree. kingdom. merrymaking. orgy. revelry. spree. flag. the crescent and the star on top of a minaret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The imperial standard of the Turkish Empire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

world. universe. state. condition. field. people. the public. banner. kingdom. macrocosm. rave. rave up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combination of individual and whole class approach which helps to integrate students with special needs into the classroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

World So Addis Alem is 'New World' and Madane Alem is 'Savior of the World '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crescent made out of bronze or copper which is placed on the domes and at the peak of the mosques and minarettes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالم] dünya; evren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علم] sancak. 2.alem. 3.nişan, alamet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = Cihan, F. Arâsten = Donatmak). Alemi süsleyen, Alemin süsü olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Alem = Cihan, F. efrûhten = Parlatmak). Alemi parlatan, bütün Aleme ışık saçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dünyayı gösteren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. penah = melce). Cihanın sığındığı (yer veya saha): Pâdişâh-ı Alempenâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. sûhten = yakmak). Cihanı yakan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. taften = parlamak). Cihanı parlatan: Aftâb-ı Alemtâb = Dünyayı aydınlatan güneş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالم آرا] dünyayı süsleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). imbik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carouser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debauched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Alem = Bayrak, F. dâşten = taşımak). Bayrağı veya sancağı taşıyan, bayrakdar, sancakdar: Alemdar Mustafa Paşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standard bearer. leader önder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علمدار] sancaktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) 1.Bayrak veya sancak tutan, taşıyan, bayraktar, sancaktar. 2.İşe önderlik eden. Alemdar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bayrakdarlık, sancakdarlık: Alemdarlık vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) alemdârî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالم افروز] dünyayı parlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). İki Alem dünyâ ile Ahiret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Alem = Cihan, F. giriften = Tutmak). 1. Cihanı tutan, dünyayı zabteden, fâtih, cihangir. 2. Bütün Aleme yayılan, dünyayı dolduran: Onun nam ve şöhreti Alemgîr oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمگير] dünyayı fetheden. 2.dünyaya yayılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Alemiyye). Cihana mensup ve müteallik veya ait olan (c. F.). Alemiyân = Dünya adamları, bütün arz ahalisi, insanlar: Valî-nîmet-i Alemiyân = Bütün halkın velinimeti (eskiden büyük hükümdarlara denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alem), (bk.) Alem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالميان] insanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ismin has isim olması, alem olmak hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dünya çapında, dünyaya yaygın, evrensel, cihanşümûl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universal. worldwide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علم شمول] dünyayı kaplayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمتاب] dünyayı aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıktan, Aşikâr, meydanda, gizlemeksizin, saklamaksızın: Alenen kumar oynamak, ben yapamıyacağımı alenen söyledim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

publicly. openly. in public. avowedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

publicly. openly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

publicly. openly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علنا] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handsome. showy. complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. aleniyye). Açıktan ve meydanda olan, gizlenmeyen, saklanmayan, meydanda yapılan: O, benim alenî düşmanımdır, bu, bana karşı bir alenî garaz, alenî düşmanlıktır. Muhakeme-i alenîye = Mahkemenin açık tutulmasıyla her isteyen girip dinleyebilmek şartiyle icra olunan muhakeme. Açıktan, meydanda, alenen: O, alenî söylüyor, mektubunuzu alenî okudu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public. declared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confessed. overt. public. open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public. open. declared. professed. to the view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علنی] açık, aşikâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being publicly known. publicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işin açıkta ve meydanda olması: Müzakeratın aleniyyetine karar verildi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Halep şehri. Aleppo button , Aleppo boil (tıb). Halep çıbanı, şark çıbanı, yıl çıbanı. Aleppo pine Halep çamı, (bot). Pinus halepensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bazı canlıların birtakım yiyecek, ilâç veya başka şeylere karşı hastalık derecesinde gösterdikleri tepki.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Vücudun, bazı madde veya hava şartlarından etkilenmesi yahut psikolojik etkenler sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Önce, alerjiye neden olan etkenleri bulmak gerekir. Alerjinin belirtileri de; şahsa göre değişir. Kiminde kaşıntı, kiminde kurdeşen, kiminde astım görülür. Hasta, eğer bazı maddelerle temasından dolayı alerji oluyorsa, o maddenin uzaklaştırılması ile mesele kendiliğinden çözümlenmiş olur.

Tedavi için gerekli malzeme : Siyah turp

Hazırlanışı : Büyükçe bir siyah turp iyice yıkanır. Sonra kabukları soyulup, rendelenir ve sıkılır. İnce ve temiz bir tülbentten süzülerek içilir. Alerjik belirtiler kayboluncaya kadar, her gün devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allergy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allergy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allergic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allergic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). tetik, açıkgöz, atik, uyanık, zeyrek; (i). alarm işareti the alert (ask). uyanık ol'' işareti. be on the alert gözünü açmak, uyanık olmak, hazır olmak. alertness (i). tetiklik, açıkgözIük , atiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Allesta). Hazır, müheyya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. right away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Alât). 1. Bir iş işlemekte veya bir sanat icrasında kullanılan edevat, avadanlık: Harb Aleti, cerrahlık Aleti, Alât ve edevat. 2. Uzuv: Erkek ve dişide tenasül organları. Mec. sebep, vasıta, bir şeyin icrasına aracılık eden: Hayra, şerre Alet olmak. (Sonundaki «t» müenneslik te’si ise de, hiç bir vakit Ale şeklinde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrumental. gadgety. tool. appliance. instrument. device. aid. apparatus. implement. jigger. job. organ. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. appliance. device. implement. instrument. organ. pawn. rig. tool. utensil. cock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tool. implement. device. apparatus. machine. instrument. means. appliance. appliance producer. engine. tool equipment. handle. organ. utensil. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلت] araç, alet. 2.aygıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implements. paraphernal property. tools and tackle. toolings , furniture and fixtures. tooling and implements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to use sb. to make a fool of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be an instrument to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Sırasıyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrumental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی التفصيل] ayrıntılı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی التوالی] peşpeşe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Aleut adaları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı alav). 1. Ateşten çıkan parlak ve yanar hava. 2. Mızrak ucuna takılan küçük bayrak, flama. Alev kesilmek = Pek ziyade kızmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flame. blaze. fire. spunk. pennant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blaze. fire. flame. blaze yalım. yalaz. alaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flame. blaze. flash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Ateşten ve yanıcı cisimlerden çıkan parlak, çeşitli şekillere giren gazlardan meydana gelen şeffaf dil, yalım. 2.Aşk ateşi, sevda. 3.Alımlı, cazibeli kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blowtorch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flamethrower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Alevlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Alevlenen, parlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Alev saçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ali» den imen). 1. Hazret-i Ali ile Hazret-i FAtıma sülâlesinden gelen veya geldiğini iddia eden veya geldiğine inanılan şahıslar, seyyid ve şerifler. 2. Hazret-i Ali’ye mensup, taraftar. 3. Bir islâm mezhep ve inancı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partisan of the caliph ali.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Ali soyundan, Hz.Ali’ye hususi ilgi gösteren, ona taraftar olan. Şii mezhebinin kollarından biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Alevî tarikatı’nın umumî adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shiism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflammation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Alev çıkarır hale getirmek, tutuşturmak, yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inflame. to exacerbate. to incite. enkindle. fan deliberately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blazing up. blaze. flare up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Alev çıkarmak, iştial etmek, tutuşmak. Mec. 1. Şiddetlenmek. 2. Gazaba gelmek, hiddet etmek, birden parlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flame. to take fire. to blaze. to grow violent. to flare up. to flame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break out in flames. to burst into flames. to grow violent. to flare up. flame. glow. inflame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alevlenmiş, alevi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ablaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in flames. furious. fiery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İskenderun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İskenderiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mısraları on ikişer heceli şiir; İskenderiyeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dedeağaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). okuma kabiliyetinin kayboluşu, aleksi , okuma yitimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Arapça’da zamir olup 1. Onun üzerine, ona mânâsiyle kullanılır: Aleyhisselâm = Ona selâm olsun. Rahmetullahı aleyh = Ona Allah’ın rahmeti olsun. Aleyhürrahme = Ona rahmet olsun. 2. Yine onun üzerine mânâsiyle bazı fiillere katılarak birlikte birleşik bir kelime teşkil eder: Mebnî-i aleyh = Üzerine bina olunan şey. 3. Onun zıddına ve ona karşı mânâsiyle yine böyle terkiplerde kullanılır. Müddei aleyh = Kendisine karşı dava olunan. (Mü. Aleyhâ. Tes. Aleyhimâ).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

against.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليه] karşı, karşıt; üzerine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleyh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عليه دار] karşıt, zıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleyh

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposite. gainst. con-. against. versus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damning. against sb/sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary to. against. hostile to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليه السلام] selam onun üzerine olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Karşı olan, aleyhte olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opponent. opposed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

«Senin üzerine» mânâsına gelen Arapça terkip: Aleykesselâm = Senin üzerine selâm olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Arapça terkip. «Sizin üzerinize» demektir. Esselâmü aleyküm = Size selâm olsun, ve Aleyküm Selâm = Size de selâm olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bizim üzerimize olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. perplexed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kararsız, karışık hisler besleyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). seçme, seçilmiş. an'alects(i)., (çoğ). seçme eserler veya parçalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski zamanda ok atmak için kullanılan bir çeşit zemberekli yay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «art» tan). 1. Katarın en gerisindeki deveye takılan büyük çan. 2. Hayvanın sağrısına konulan şilte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law of supply and demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bal peteği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (kök demek olan «asılıdan). 1. Köklü ve esaslı olma, metanet. 2. Zadegânlık, necabet, soy ve neseb sahibi olma. 3. Bizzat kendi işi için ve kendi namına hareket, vekâletin zıddı: Asalet yoluyla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nobleness. blue blood. dignity. peerage. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nobility. nobleness soyluluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nobility. nobelness. definitive appointment. blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصالت] asillik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Soy temizliği, soyluluk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A.). Bizzat kendi işi için, vekâlet yoluyla olmayarak: Hem kendi tarafından asâleten, hem filan tarafından vekâleten tebrike geldim. Şimdiye kadar vekâlet etmekte iken bu defa asâleten memur oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acting as principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acting as principal and not as a representative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

definitive / permanent appointment. definitive appointment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asâletli, soy ve neseb sahibi, necib, asil. Osmanlı devrinde resmî yazışmada büyükelçilere ve Hıristiyan büyüklerine, devlet adamlarına ve prenslerine denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arı kovanı. 2. Bal peteği. 3. Balansı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), işsizlik, boş durma, battal ve muattal olma: insana atâlet yakışmaz. (Tıp) atâlet-havâs: Duymamış, duygusuzluk (fr. dysesthösie).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inertia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inertia. lethargy. laziness tembellik. unemployment işsizlik. inertia süredurum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inertia. idleness. inaction. lethargy. stagnancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عطالت] durgunluk. 2.tembellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amerikan hanımeli, açalya, (bot). Rhododendron.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Koreograf i kompozisyonu. Dans ve hareketlerle anlatılan musiklli kompozisyonu sunanların meydana getirdiği topluluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bundle or package of goods in a cloth cover, and corded for storage or transportation; also, a bundle of straw, hay, etc., put up compactly for transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make up in a bale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Bail, v. t., to lade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Misery; calamity; misfortune; sorrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Evil; an evil, pernicious influence; something causing great injury. a large bundle bound for storage or transport make into a bale; 'bale hay'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a large bundle bound for storage or transport. a city in northwestern Switzerland. make into a bale; 'bale hay'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A package of wool, compactly compressed, warped in a protective cover One or more bales can make up a sale lot A bale of wool is 1 25 meters high, up to 204 kg and is one cubic meter in capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bag, sack, square or oblong package into which fiber is compressed The size and weight of a bale is variable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The end product of a compaction process that is used to decrease the volume that material occupies by increasing the density and weight Bales are typically 3' x 4' x 5' and must be bound with plastic stripping or wire to keep from falling apart. a large b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compacted and bound cube of recycled material.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large rectangular shaped compressed package of waste paper, rag, pulp etc Bale dimensions and weight varies widely depending on the baling material and handling capabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large compressed, bound, and often wrapped bundle of a commodity, such as cotton or hay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Solid, compressed stack of pulp or paper sheets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large block of crushed PET bottles held together tightly with plastic strapping Recycled PET bales can hold more than 9,600 bottles and weigh more than 1,200 pounds each.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A densified and bound cube of recyclable material or solid waste, such as paper, cardboard, or metal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large bundle of compressed and bound goods, such as cotton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fitting on the end of a spar, such as the boom, to which a line may be fed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compressed block of grass usually weighing in from a 1- 10 kilos from source. open air pavilion. harm or disaster; sorrow, woe; something which is harmful. n sorrow, grief [OE Angl balu].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compressed pack of wool/cotton/cloth of a convenient form for transit The heavily compressed bale is also less fire hazardous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). balya, denk; (f). balya yapmak, denk bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Balear adaları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., zool. balinanın ağızında oluşan elastiki bir madde, balina

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açık havada yakılan büyük ateş, şenlik ateşi; işaret vermek için yakılan ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meşum, ugursuz; sahte; zararlı. balefully (z). sahte ifade ile. balefulness (i). sahte yüz ifadesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tatlı dilli, cana yakın kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bale yapan kız veya kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballerina. ballet dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballerina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballerina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

male ballet dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballet-dancer. ballet dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Gazete ve dergilerin baş tarafına konan önemli makale, başyazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editorial. leading article. feature article. shirttail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A). Başbakanlık

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İşsizlik, işlemezlik, battallık, tenbellik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şecaat, cesaret, yiğitlik, bahadırlık: Ibraz-ı besâlet etti = Yiğitlik gösterdi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Korkusuzluk, yüreklilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid’in annesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bundan ötürü, bunun üzerine, bundan dolayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therefore. consequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بناء عليه] bu yüzden, bundan dolayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere de tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren ‘antidiuretic’ denilen bir hormondur. Biz buna kısaca ‘ADH’ diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasa da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman ‘ADH’ böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanımızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani ‘ADH’ vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler ‘ADH’nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile ‘ADH’den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda aynı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında ‘ADH’ salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren “antidiuretic” denilen bir hormondur. Biz buna kısaca “ADH” diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasada da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman “ADH” böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanıızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani “ADH” vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler “ADH”nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile “ADH”den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda ayı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında “ADH” salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içiki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. iki değerli çift değerli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BUKALEMUN) (i. A.). 1. Derisi çeşitli renkler gösteren bir cins hayvan, keler, kaya keleri. 2. Cânfes gibi çözüldükçe başka bir renk gösteren kumaş. 3. mec. Sebatsız, fikir ve mizaç değiştiren adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chameleon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chameleon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writing hastily and without deliberation. scribbling sth down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ,şiir iskoçya. Caledonian (i)., (s). Iskoçyalı (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ısıtma; Isınma. calefactory (s)., (i). Isıtıcı, ısıtan; (i). bir manastırdaki sıcak oturma odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s), (tıb). ısıtıcı, yakıcı ilâç; (s). Isıtan, yakan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takvim. calendar year takvim senesi. Chinese calendar gün ve ayları altmışlık devrelerle ayarlanmış olan ve 12 kameri aydan meydana gelen eski bir ,Çin takvimi. Gregorian calendar Papa Xlll Gregorius tarafından 1582'de düzeltilip şimdiye kadar kullan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). perdah makinası, silindir; (f). perdahlamak, silindirden geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalender, Kalenderiye tarikatına mensup derviş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynısafa çiçeği, (bot). Calendula arvensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). tropikal memleketlerde görülen ,şiddetli humma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıcaklığın artması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -lia) bilek kemiklerinden herhangi biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tlb). katalepsi, adalelerin donması ile irade ve hissin birdenbire kaybolması hastalığı. catalep'tic (s). katalepsi ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zaman sırasıyla kaydetmek, kayda geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). (Roma takviminde) ayın ilk günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hiç düşünüp taşınmadan, rastgele. (bk.) Ceffe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جف القلم] çalakalem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چغاله] çağla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEHALET) (i. A.). Bilmezlik, nâdanlık, ilimden mahrum ve her malûmattan habersiz olma: İnsanlığın en büyük kısmı hâlâ cehâlet karanlığı içindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance. illiteracy. darkness. night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance. illiteracy. unculture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهالت] cahillik, bilgisizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dini savunan. 2.Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılmaktadır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük, azamet, şân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزالت] akıcılık, düzgünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Alplerde görülen dağ evi; alçak ve geniş saçaklı villa veya köşk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). 18. yüzyılda yaşamış olan bir ingiliz marangozu; bu marangozun stilinde yapılmış mobilya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâhi beste, koral.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sâf şarap.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birleşmek, yekvuücut olmak. coalescence (i). birleşme, birleşim.coalescent (s). birleşmek üzere olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pırasalı tavuk çorbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). nekahet devresinde olmak, iyileşmek. convalescence (i). nekahet. convalescent (s)., (i). nekahet devresi ile ilgili; (i). nekahet halindeki kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). kovalent bağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonbaharda dökülen yapraklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Saç döken hastalığı, saçkıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğru yoldan sapma, yolu kaybetme, azma: Dalâlete düşmek, dalâlet yolunda pûyân olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضلالت] sapkınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geniş vadi. up hill and down dale dere tepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. dealer

satımcı

Satım işini yapan (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F.). On yıllık, on yaşında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir kimsenin merhametine yahut himayesine sığınma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دخالت] karışma. 2.sığınma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yol gösterme, kılavuzluk, rehberlik: Bana filân zatın yanına kadar delâlet etmenizi rica ederim. 2. Delil ve alâmet olma, gösterme, İmâ: Bu sözü, şuurunun yerinde olmadığına delâlet ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guidance. mediation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دلالت] delillik, yol gösterme. delâlet etmek 1.yol göstermek. 2.anlamına gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act as a guide (for. to be a sign of. to indicate. to act as an intermediary (for. bode. denote. guide. import. point. signify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Derisi dikenlilerden bazı türleri lâleye benzeyen bir sınıf (crinoides).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Lehçe, diyalekt, ağız, dil, lisan. dialectal (s). Lehçeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). diyalektik, eytişim; mantığın esasları; münazara ilmi; fikirlerin tenkitli tahlili. dialecti'cian (i). mantık âlimi. dialectical (s). mantık ve münazaraya ait; lehçeye ait. dialectical materialism (fels). diyalektik materyalizm. dialectica

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). bivalent.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dialecte

dil b. lehçe

Bir dilin tarihsel, bölgesel, siyasal sebeplerden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. felsefe). Münakaşa yahut muhakeme sanatına has olan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dialectique

eytişim

Gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmayı sağlayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dialectic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dialectic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dialectologie

lehçe bilimi

Bir dilin lehçelerini inceleyen bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fountain pen. stylograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen. fountain pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fountain pen. fill- up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İki dünya, dünyâ ve Ahıret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kuyruk. 2. Arka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effective demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimdiki halde, bugünkü günde, elyevm, hâlâ, henüz: Necd’in bedevî Arablar’ı el-hâletü hâzihi Arapça’nın fasihini söylüyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (el. T.; Alem, Ar.). Başkaları, el gün: Elâlem bu işe ne der?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atomdan atoma elektron verme ile meydana gelen bağlantı; verilen elektron sayısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الحالة هذه] şimdiki, günümüzdeki

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. impale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) eşit, müsavi; muadil; (i.) muadil olan şey; eşit miktar. equivalence (i.) eşdeğerlik, denklik, eşitlik, muadil olma, tekabül, karşılama equivalently (z.) eşdeğer şeklinde, eşdeğer olarak, eşit olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanlar tarihlerinde çok uzun bir süre tuvalet kullanmadılar. Başlangıçta hayvanlar nasıl yapıyorlarsa, onlar da öyle yaptılar. İşlerini en yakın çalının dibinde veya bir ırmak kenarında görebiliyorlardı. Ancak toplumlar geliştikçe, köyler, kasabalar ortaya çıktıkça tuvalet ihtiyacını karşılamak için daha uzak mesafelere gitme zorunluluğu doğdu. Ayrıca açıkta bırakılan atıkların yarattığı kötü koku ve hastalık tehlikeleri de insanlarda bu konuda bazı önlemler almanın zamanının geldiği bilincini oluşturdu.

Binlerce yıl önce Sümerler, Mısırlılar ve Hindistan’da yaşayanlar oturakta oturup, ihtiyaçlarını giderdikten sonra oturağa düşenleri uzakta bir yerlere döküyorlardı. İki bin yıl önce ise Romalılar ilk basit tuvaleti kullanmaya başladılar. Atıklar oturdukları deliğin içine düşüyor, deliğin altından akan su onları uzağa taşıyordu.

Çiftçilerin, açık arazide çalışanların ise zaten böyle bir dertleri yoktu. Tarlanın bir köşesine çukur kazıyor, çukur yeterince dolunca, toprakla dolduruyor ve başka bir çukur kazıyorlardı. Geceleri ise yataklarının altında bir lazımlık bulunduruyorlardı.

Ortaçağda kale ve şatolarda atık bir delik vasıtası ile binanın etrafındaki su birikintisine düşürülüyordu. Bir yere tuvaletini yapıp, onu bir tanktan gelen su ile sürükleyip, uygun bir yere bırakma fikri ilk olarak Kraliçe 1. Elizabeth zamanında, 1589 yılında John Harrington’dan geldi. Ancak o zamanlar İngiltere’deki evlerde ne böyle bir tankı dolduracak, ne de atığı alıp götürecek su sistemi vardı.

Günümüzdekilere benzer bir tuvalet ancak iki yüzyıl sonra 1778’de İngiltere’de bir saat yapımcısı olan Alexander Cumming tarafından tasarlandı ve Joseph Bramah tarafından geliştirildi. Tuvaletlerden evlere yayılan kötü koku ise 1849 yılında Stephen Green’in ‘U’ şeklinde bir boruyu tuvaletin çıkışına monte etmesi ile son buldu. Tuvaletlerin ve günümüzde lavaboların da altında bulunan bu ‘U’ şeklindeki boruda her zaman bir miktar su kalır ve kokunun oluşmasını önler. Tabii o zamanlar tuvaletler dökme demirden yapılıyordu. Sonra düzgün yüzeylerinin temizlenme kolaylığı bakımından seramik tuvaletler üretilmeye başlanıldı. 1888 yılında ise tuvaletlere zinciri çekilince suyu akan klozetler ilave edildi.

Bizde tuvaletler için hela, kenef, ayakyolu, WC., 00, yüznumara gibi birçok isim kullanılır. ‘WC.’ İngilizce ismindeki ‘Water Closet’in baş harfleridir. Yüznumaranın hikayesi ise değişik. Eskiden Fransa’da otellerde tuvaletler koridorların uçlarındaydı. Odaların her birine birer numara verirken, tuvaletlere numarasız demişler ve ‘00’ diye işaretlemişlerdi. Fransızca’daki ‘numarasız’ kelimesi ile ‘100 numara’ kelimesi hemen hemen aynı telaffuz edildiğinden, bizde Fransızcası biraz kıt birinin tercüme hatası sonucu ‘yüznumara’ olarak yerleşmiştir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) nefes vermek, buhar çıkarmak, koku saçmak, buhar ve koku hâlinde çıkmak, nefes alıp vermek. exhalant (s.) dışarı veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eyâlât). Büyük vilâyet, umumî valilik: Budin, Mısır, Anadolu, Provans, Britanya, Gaskonya eyaletleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state. state. principality. commonwealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state. province. principslity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formerly, one of the administrative divisions or provinces of the Ottoman Empire; now called a vilayet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

province. state. commonwealth. county.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

National state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fâil). (bk.) Fail.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Faziletli. 2.Rasulullah’a tabi olmuş sahabedendir. Medineli ilk müslümanlardandır. Birçok hadis rivayeti mevcuttur.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. falaise

coğ. yalı yar

Yüksek kıyılarda dalga aşındırmasıyla oluşan ve aşınma sürdükçe karanın içine doğru gerileyen yar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cliff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kadınların giydiği çemberli etek veya iç eteği, jüpon, etegi kabartmak için alttan takılan çember.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circuit-tester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). dişi dişil kadın cinsine mahsus; (bot). dişi; (mak). dişi; (i). kadın; dişi hayvan veya bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Bir işe derhal ve birdenbire hücum ve teşebbüs etme. Alel-fevr = Hemen, derhal, zaman geçirmeksizin. 2. mec. Hiddetle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birden parlayarak, fışkırırcasına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فورا] hemen, derhal, çarçabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birden, Anî olarak, hiddetle, ansızın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوری] âni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). final, bitiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A strong current of air; a wind between a stiff breeze and a hurricane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most violent gales are called tempests.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A moderate current of air; a breeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A state of excitement, passion, or hilarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sale, or sail fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A song or story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plant of the genus Myrica, growing in wet places, and strongly resembling the bayberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sweet gale is found both in Europe and in America.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The payment of a rent or annuity. a strong wind moving 45-90 knots; force 7 to 10 on Beaufort scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a strong wind moving 45-90 knots; force 7 to 10 on Beaufort scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Wind speeds from 39 to 54 mph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

On the Beaufort Wind Scale, a wind with speeds from 28 to 55 knots For marine interests, it can be categorized as a moderate gale , a fresh gale , a strong gale , or a whole gale In 1964, the World Meteorological Organization defined the categories as nea

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wind between a strong breeze and a storm A continuous wind blowing in degrees of moderate, fresh, strong, or whole gale and varying in velocity from 28 to 30 nautical miles per hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wind between a strong breeze and a storm A continuous wind blowing in degrees of moderate, fresh, strong, or whole gale and varying in velocity from 28 to 30 NAUTICAL MILES per hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Wind with a speed between 28 and 55 knots ; Beaufort scale numbers 7 through 10.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sustained wind speeds from 34 to 47 knots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A range of winds from 34 to 47 knots ; see also weather definitions. a wind whose 'ten-minute average speed at height 10 equals at least 37 knots. A nautical term defining weather conditions in which wind speed ranges between 34 to 40 knots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strong air current.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Genesis of Atlantic Lows experiment See Bane and Lee et al. generic area limitation environment. 1 In general, and in popular use, an unusually strong wind 2 In storm-warning terminology, a wind of 2847 knots In the Beaufort wind scale, a wind

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Genesis of Atlantic Lows.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A storm with a wind speed between 34 to 40 knots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i sert rüzgâr, bora, fırtına; ,siir hafif rüzgâr, esinti, meltem; kahkaha tufanı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i bataklık yerlerde yetişen guzel kokulu bir bitki bot Myrica gala

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i (çog ae) biyol bazı çiçek veya böceklerin miğfer şeklindeki klsmı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Galip gelme, yenme, üstünlük, galibiyet: Galebe çalmak, galebeye nâil olmak. 2. Daha çok olma, ekseriyet: Bu kumaşta kırmızı renk galebe çalıyor. 3. mec. Zaptolunamıyacak derecede azgınlık: Hırs galebesi, şehvet galebesi. 4. İnsan topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sieg. Überlegenheit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غلبه] baskın çıkma, ağır basma. 2.kalabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kalabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). İçinde kurşun sülfürü bulunan maden filizi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i milâttan sonra ikinci yüz yılda yaşamış Yunanlı bir doktor, Kalinos

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, min içinde doğal kurşun sülfürü bulunan maden cevheri, kukurt kur şunu, galen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i yalancl kenevir otu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İ.). 1. Sanat eserlerinin konduğu, sergilendiği salon: Resim galerisi, heykel galerisi. 2. Maden ocaklarındaki yer altı yolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallery. salon. adit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallery. art gallery. working drift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallery. art gallery. balcony. showroom. heading. tunnel. tunneling. flow-line. aqueduct. tribune. drive. subway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. galetta). Peksimet, fırında çok pişirilip kurutulmuş ekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard biscuit. cracker. dried bread. rusk. small dry bread. biscuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bread stick. a crisp unsweeetened biscuit. hard- tack. hardtack. pilot biscuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry bread crumbs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kaynama: Su galeyan etti. 2. mec. coşkunluk, coşma: Galeyâna geldi. Nokta-i galeyan = Suyun kaynamaya başladığı ısı derecesi ki, 100 santigrat derecesidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ferment. fit. agitation. excitement. ebullition. rage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excitement. rage. agitation. paroxysm. popular tumult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غليان] kaynama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i havlıcan, kulunç otu, bot Alpinia officinalis; zencefile benzer ko kulu bir kök; kırk boğum, bot Cyperus longus

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ölü yıkayan kadın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل ازاله] yok edilemez, giderilemez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Geyik yavrsunun dişisi; dişi, genç Ahû.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dişi geyik.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (den.) filika küpeştesi, borda tirizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yıkanılan su.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گوساله] buzağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گوساله] dana.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Utanma, mahcubiyet, Fars. şerm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجالت] utanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجالت آور] utanç verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayın etrafında bazen görünen ışık halkası, ay ağılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aureole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halo. halo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sound; entire; healthy; robust; not impaired; as, a hale body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Welfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halo (round the moon. circle. corona. glory. halo. nimbus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States astronomer who discovered that sunspots are associated with strong magnetic fields. prolific United States writer. to cause to do through pressure or necessity, by physical, moral or intellectual means :'She forced him to take a job in the c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خاله] hala. 2.teyze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هاله] ayça, hâle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) surüklemek .hale into court mahkemeye celbetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sağlam, dinç, zinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ayın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen ışıklı halka, ayla, ağıl.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sağılmış süt. 2. Süt sağma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Halebli, haleb şehri halkından olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Titreme, oynama, çırpınma (başlıca yürek oynaması hakkında kullanılır): Haiecana uğradım, kalb halecanı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلجان] çarpıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Haiecana tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahlâf). 1. Sonradan gelen, birinin yerine geçen kimse, selef mukabili: Selef ile halef — Bir görevde önce bulunmuş adamla sonra onun yerine tayin olunan: Filân, memuriyette bana halef oldu; işten çıktı ama halefini bekleyecektir. 2. Zürriyet, nesil, evlâd ve torunlar: Biz o şanlı ecdâdın ahlâfı değil miyiz? Hayr-ül-halef = Hayırlı evlâd, babasını hayırla yâd ettirmeye sebep olan oğul. Nâhalef = Hayırsız evlâd. Halefen an selefin = Seleften halefe, babadan oğula geçmek suretiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

successor. successor in interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

successor. successor ardıl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subrogee. successor. successor in title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلف] evlat, oğul. 2.halef, yerine geçen, arkadan gelen

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Babadan sonra kalan oğul. 2.Memurlukta, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (mü. halîfe). Arkaya ve geriye mensup ve ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Açıklık, boşluk, rahne. 2. Bozukluk, fesat, eksiklik, noksan: Akla halel gelir, halel getirir; sizin hazır bulunmamanız işimize halel verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injury. harm. prejudice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injury. damage. harm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلل] bozukluk. halel gelmek bozulmak, lekelenmek, gölge düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. halel, Fars. pezîriften = kabûl etmek). Eksik, fesat kabûl eden, nâkıs, bozuk: Bunca senelik hukuk, halel-pezîr oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). «Bozulmak, sarsılmak» mânâsındaki «haleldar olmak» tâbirinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injured. prejudiced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خللدار] bozulmuş, bozuk. haleldâr etmek bozmak, halel getirmek. haleldâr olmak bozulmak, halel gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimdiki halde, hâl-i hâzırda. Hâlen ve istikbâlen = Şimdiki ve gelecek zamanda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now. presently. at present. for now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now. presently. at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حالا] şimdilik, henüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hale).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hâlât). 1. Hal, sûret, keyfiyet, hey’et: Başıma bir hâlet geldi. 2. Takdir: O hâlette, bazı hâlâtta. 3. e. (Arapça gramerde) Irâbın üç şeklinin beheri: Hâlet-i ref’, hâlet-i nasb, hâlet-i cer. Elhâletü-hâzihi = Şimdiki halde, bugünkü günde. Hâlet-i nez’ = Can çekişme,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

situation. condition. aspect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حالت] hal. 2.nitelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حالت روحيه] ruhsal durum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Doğu Arabistan’da bir Arap kabilesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HARC-I ALEM) (i. A. F.). Herkesin kullandığı, yaptığı, kullanabileceği yahut yapabileceği. O iş harcıâlem, bana göre değil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج عالم] herkese açık, herkese uygun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAVALE) (i. A.) (c. havâlât). 1. Birinin eline bırakma, terk, Ar. tefviz, ihâle: Orada olan işlerimin görülmesini filâna havale ettim. 2. Saldırma, sunma, vurma: Kendisine bir kılıç, bir mızrak havale etti. 3. Bir paranın ödenmesini üçüncü bir şahsa çevirme: Filânda olan alacağımı size havale ettim. 4. Bir ödemenin üçüncü bir şahsa çevrilmesi için resmî emir, havâle-nâme: Erzurum’dan gönderilen havaleyi aldım. 5. Dilekçelerin vesair resmî evrakın, sunuldukları makamdan ait oldukları daireye gönderilmesi ve bunu gösteren evrakın bir köşesine edilen kayıt ve işaret: Dilekçeyi, evrakı muhasebeye havale ettiler. Bu dilekçenin havalesi yoktur, havale ettir de getir. 6. (masdar mânâsını taşımaksızın) Görüşe mânî olan şey, Ar. hâil: O duvar deniz tarafından havale oluyor. 7. Başka bir bina veya istihkâmın üstünde bulunup, hâkim olan veya içine bakan bina veya istihkâm: Tepedeki kale, şehre havale oluyor, selâmlık hareme havale olmamalıdır. 8. Bir bina veya istihkâmın bir yere hâkim olması veya içine bakması: O tepenin istihkâmlara havalesi vardır; selâmlığın hareme havalesini kesmek için bir tahta perde çektirmeli. 9. Bir arsa etrafına veya duvar üzerine yapılan engel, perde: Buraya bir tahta havale yapmalıdır. 10. Musallat, dadanıp rahatsız eden şey: Bir takım karıncalar kilere havale olup bir şey bırakmıyor (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır). 11. Çocuklarda görülen sar’a çeşidi: Çocuğa havale geldi, çocuk havaleye tutuldu.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Vücut kaslarının ani ve şiddetli olarak kasılması sonucu ortaya çıkan duruma havale denir. Büyüklerde havale çoğunlukla sara nöbetleri sırasında görülür. Küçük çocuklarda görülen havale, sinir sisteminin değişik nedenler karşısında göstermiş olduğu bir tepkidir. Bu tepkiler de; kemik hastalıkları, yüksek ateş, boğmaca, devamlı hazımsızlık, bağırsak şeritleri veya diş çıkarmalardan kaynaklanabilir. Ayrıca bu duruma sinir sistemi veya beyinde meydana gelen bir hastalık da neden olabilir.

Havale geçiren çocuğun gözleri sabit bir noktaya çevrilir, çenesi de kenetlenir. Dudakları, yüz kasları, kol ve bacakları, önce şiddetli bir şekilde kasılır, sonra da çırpınmaya başlar. Ağzından da köpük gelir. Bütün bunlar bir iki dakika devam eder. Sonra bütün belirtiler kaybolup, uykuya dalar. Hastalığın bir nedenini bulmak için mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Bu arada çocuğu sessiz, loş bir odaya yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmek faydalıdır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. endorsement. remittance. reference. money order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order. assignment. referring/transfer. money order. eclampsia. remittance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remittance. bill of credit. assignment or referral of a matter to another person or office. money order. eclampsia. charge. commitment. devolution. giro. payout. reference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حواله] ısmarlama, havale.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Bir ödemenin üçüncü bir şahsa veya münasebeti bulunan bir daireye verildiğini gösteren yazılı emir: Aydın vilâyeti için bir havale-nâme aldı; banka, havale-nâmeyi kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir yere hâkimiyet veya nezareti olan veya diğer bir yerin hâkimiyet ve nezareti altında bulunan: Bu istihkâm, bu ev havalelidir. 2. Yüksek: Arabayı havaleli yüklemişler. 3. Ödenmesinin üçüncü bir şahsa verildiğini gösteren şerhi olan: Havaleli bir senet. 4. Sar’aya tutulmuş: Havaleli çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Havale yoluyla, ödemenin bir üçüncü şahsa çevrilmesi suretiyle: Biriken maaşlarını havâleten İstanbul’dan aldı, alacağının yarısı nakden, diğer yarısı havâleten verildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayalde canlandırarak, tahayyül ederek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خيالا] hayali olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aslı olmadığı halde gözün önünde görüldüğü sanılan şekil: Hayâlet gördü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phantom. ghost. phantom. apparition. shadow. phantasm. shade. specter. spectre. spirit. spook. sprite. wraith. shades.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparition. ghost. phantom. shade. shadow. spectre. spook. phantasm. specter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparition. ghost. phantom. specter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خيالت] hayalet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayırlı evlâd, birinin yerine, ona lâyık olarak geçen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iyileştiren kimse, şifa veren kimse, doktor; üfürükçü .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حباله] bağ. 2.tuzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at satıcısı, cambaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. bazı Londra hastanelerinde baş rahip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevelân» dan masdar). Cevelân ettirme, dolaştırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Acele ile ve derhal yapılan veya bulunan şey. 2. El kitabı. İcabında müracaat olunup derhal faydalanılan, elde ve cepte taşına küçük ve iyi hazırlanmış kitap, Fr. manuel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ucâleten ve icâleten dendiği halde, bizce yanlış olarak aceleten kullanılır). Acele ile, serîan, hemen, alel-acele: Icâleten emri yazıldı. İcâleten bir şeyler yedik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجالة] aceleyle, acele olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hulâsa yoluyla, kısaltarak, Ar. mücmelen, muhtasaran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجمالا] özetle, özetleyerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ihâlât). 1. Bir işi birine terketme, birinin üzerine yükleme: Bu işi filâna ihâle edelim (havâle gibi). 2. Eksiltme veya artırmaya çıkarılan bir devlet işinin veya bir işletmenin isteyene verilmesi muamelesi: Birçok işletme ihâle suretiyle idare olunur (zıddı: emânet).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudication. awarding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid. tender. letting a contract by competitive bidding. accomodations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احاله] havale etme, bırakma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İhâle suretiyle artırma veya eksiltmeye koyarak istekliye vermek yoluyla, iltizam yolunda: Birçok işletme ihâleten idare olunur (zıddı: emâneten).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meyi» den masdar). Bir tarafa eğme, yatırma, meyi ettirme, (edebiyat) Kısa okunmak lâzım gelen sesli harfin arûz veznine uymak için gayri tabii olarak uzatılması kl, yalnız şiirde câizdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اماله] kısa heceyi uzun okuma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kazıklamak kazığa sokarak öldürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. solukla içeriye çekmek, teneffüs etmek, nefes almak; içmek; sigara dumanını içine çekmek. inhaler i. solukla içeriye çeken kimse; solukla içeri çekmeye mahsus ilaçları veren alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Önceden hazırlanmadan veciz şekilde konuşma veya şiir söyleme: İrticâle muktedir bir şair.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Düşünmeksizin önceden hazırlanmadan, o anda içine doğduğu şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extempore. extemporaneously. off the cuff. off hand. offhand. offhanded. unscripted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارتجالا] düşünmeden söyleyerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Riyâl ve riyâle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyelân» dan masdar). Akıtma, seyâlan ettirme, gözyaşlarını isâle etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اساله] akıtma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). İstidlâl yoluyla, delil sayılan bir işaretten anlayarak: Tav rından istidlâlen cahilliğini anladım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den masdar). 1. Muhâl olma, imkânsız olma, imkânsızlık: Bu iş mertebe-i istihâleye varmıştır. 2. (tıp ve tarih) Bir halden diğer bir hale geçme, değişme, Ar. inkılâb, tahavvül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحاله] başkalaşım, değişim. 2.imkansızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İleride gelecek zamanda, Ar. Atiyen: Hâlen ve istilcbâlen = Şimdiki halde ve gelecek zamanda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİMALE) (i. A. «meyi» den masdar) (c. istimâlât). Meylettirme, cezbetme, gönül alma, vaatlerle avutma: istimâletle yüze güldüğüne bakma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tûl»den masdar). Uzatma, Ar. temdid. İtâle-i lisân = Dil uzatma, haksız söyleme, haddini aşma. Itâle-i yed = El uzatma, gasb, zulüm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اطاله] uzatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zevâl»den masdar). Giderme, defetme, yok etme: Kederini izâle etmek. İztle-i bikr = Bâkireliği giderme (doğrusu: izâle-i bekâret), (tıp) İzita-i ufûnet = ilâçlarla İltihabı yok edip mikropları öldürme işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

removing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

removal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ازاله] yok etme. 2.giderme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yok edilmek. 2.giderilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yok etmek. 2.gidermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece yağan ve yapraklara konan ince nem, çiğ, şebnem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ژاله] çiy, şebnem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gece meydana gelen ve sabah çiçekler üzerinde görülen su damlacığı, çiğ, şebnem (bkz.Şebnem).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Jâleli, kırağılı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kudüs, Kudsü şerif, Yeruşalim. Jerusalem artichoke yerelması, bot. Helianthus tuberosus. Jerusalem cherry kiraz yibi meyva veren bir salon yeşilliği. Jerusalem pine Halep çamı, bot. Pinus halepensis. New Jerusalem öbür dünya, cennet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., aşağ. gazeteci üslubu, gazeteci ağzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eskiden iltizam senedi, bk. iltizâm. 2. Bir şeyin teferruatıyla beraber toptan ve götürü satılması. 3. Musevîler’in kendi cemaatlerine ait olmak üzere, ot gibi bazı şeyler için verdikleri vergi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KAL’A) (i. A.) (c. kılâ). 1. İçine asker kapanıp düşmana mukavemet etmek üzere kalın ve sağlam duvarlardan yapılmış geniş ve her taraftan silâh atmaya müsait burçları ve tâbiyeleri olan sağlam yapı, Ar. hısn, hisâr, asıl Türkçe: kurgan, Fars. dej: Kaleye kapanmak; kaleden top atmak; kaleyi topa tutmak, almak. 2. (askerlik) Bir tabur veya bölük askerin düşmana dört taraftan karşı koyacak surette birbirlerine arkalarını vermiş dört saftan ibaret bir kitle teşkil etmesi tâlim ve hareketi: Kale olmak; kale nizamı. Içkale = Bir kalenin İçindeki daha küçük ve sağlam olanı ki, son mukavemet yeridir. Türkçe: erek. Kal’a-i Sultâniyye = Çanakkale şehrinin eski adı. Kale topu = Kale tâbiyelerine konmaya mahsus büyük top. mec. Kale gibi = Pek yüksek ve sağlam: Kale gibi bir ev yaptırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAlâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortress. castle. citadel. goal. bastion. fort. home. home plate. keep. stronghold. tower. uprights.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castle. citadel. fort. goal. keep. stronghold. wicket. fortress. goal post. castle. rook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variety of cabbage in which the leaves do not form a head, being nearly the original or wild form of the species.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Kail, 2. coarse curly-leafed cabbage a hardy cabbage with coarse curly leaves that do not form a head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

citadel. fort. fortress. gaol post. castle. rook. chateau. fastness. goal. stronghold. tower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the cabbage family closely related to collard greens Both crinkly and smooth leaved varieties are winter vegetables and a good source of vitamin A Kale is best steamed or boiled and served with butter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A non-heading member of the cabbage family Cultivated for over 2,000 years, this vegetable can be prepared and eaten in much the same way as spinach. a leafy green vegetable. a member of the cabbage family, kale leaves are a frilly blue-green and form a l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lahana familyasından kıvırcık yapraklı bir sebze; İskoç lahana çorbası; (A.B.D.),( argo) para. sea kale yabani lahana, bot. Crambe maritima.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KâL’A-BEND) (i. F., Ar. kal’a, Fars. benden = bağlamak). Bir kaleye hapsedilmiş mahkûm, (bk.) Kal’abend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalebent olma cezası. bk. Kalebent.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Futbol, hendbol gibi oyunlarda kaleyi korumakla görevli oyuncu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goalkeeper. keeper. goalie. stumper. goal keeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goalkeeper. goalie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goal keeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s kaleydoskopa ait; çok değişen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çiçek dürbünü, kaleydoskop; çok değişen manzara

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. aklâm). 1. Kamış. 2. Bir çeşit çubuğun, yazı yazmak üzere yontulup açılmışı: Kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Umumiyetle yazı yazan Alet: Demir kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine oymaya mahsus çelikten ucu keskin Alet: Madenci, taşçı, hakkâk kalemi; kalemle hakketmek. 5. Tülbent vesaire üzerine boya ile nakşetmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: Kalem işi; kalemkârî yemeni, yorgan yüzü. 6. Yazı çeşidi, hat: Güzel kalemi vardır; ince kalem; kalın kalem. 7. Nakış, resim: Karakalem = Siyah nakış. 8. Resmî dairelerin yazı işleri (tahrirat) daireleri, kâtiplerin toplanıp yazı yazdıkları oda: Kaleme devam etmek, muhasebe kalemi; aklâm efendiler. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: Ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabanisinin yarığına takılmak üzere, istenen ağacın bir yıllık budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: Ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek hastalığına karşı aşılanacak çocuklara sürülecek aşının saklandığı zıvana: Çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. Defter veya pusulada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: On beş kalem eşya aldık. Kalem açmak = Yontmak. Kendisi çok güzel kalem açar. Aşı kalemi = 1. Ağaca aşılanacak budak parçası. 2. Çocuklara aşılanacak çiçek aşısı hâvî zıvana. Kalem aşısı — Ağaç aşısı çeşitlerinden biri ki, kalem vurmakla olur. Kaleme almak = Yazı yazmak, bir mevzuu yazılı olarak söylemek: Güzel kaleme almış. Ehl-i kalem, erbib-ı kalem = Fikirlerini yazıyla iyi ifade edenler; yazarlar, münşîler. Kalem işi = bk. Kalemkârî. Bir kalemde = Birden, bir defada: Bir kalemde beş yüz lira verdi. Kalemböreği = İnce uzun bir nevi börek. Kalem parmaklı = Uzun ve düzgün parmaklı. Ceffel-kalem (Ar.) = Bir şeyi düşünmeden hemen hüküm vermek: Bu adamın ahlâksızlığına ceffel-kalem hükmetmek doğru değildir. Kalem çekmek = Çizmek, çıkarmak. Kalem kulaklı = Kulakları dikili ve düzgün at. Kalem keski = Sacın kenarını kesmeye mahsus soğuk keski. Kaleme gelmemek — Hiç ehemmiyeti olmamak, bir veçhile dikkat çekmemek: O iş kaleme gelmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen. pencil. item. entry. style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen. pencil. item. entry. style. office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

item. pencil. pen. chisel. gouge. office handling the paperwork for a governmental department. entry. sort. shaft of an arrow. artists'medium. itemization. tool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قلم] kalem. 2.keski. 3.büro.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalem koyacak kutu, kalem mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tülbent üzerine ince fırça ile nakışlar yapıp yazma yapan san’atkâr. 2. Oda duvarlarıyla tavanlarını çeşitli boyalarla süsleyen kimse: Bu tavanları süslemek için mâhir bir kalemkâr lâzım. 3. Gümüş, altın vesair çeşitli madenî eşyaya çelik kalemle nakışlar ve çiçekler, yazılar hâkkeden san’atkâr: Bu kutunun üzerindeki çiçekler dövme olmayıp kalemkâr işidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalem-kâr elinden çıkmış, kalem işi, el ile nakş veya hâkkolunmuş: Kalemkârî yemeni, tavan, kutu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Ar. kalem, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kalem çeken, yazan, yazıcı, kâtip. 2. Çizen, çizip çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kalem, Fars. reften = gitmek). Bir hükümdar veya hükümetin kalemi hüküm sürdüğü yani idaresi altında bulunan yer, ülke: Osmanlı devletinin kalem-revi dâhilinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kalem, Fars. zeden = vurmak). Yazılmış, kaleme alınmış, Ar. muharrer: Yukarıda kelem-zede-i beyân olunduğu üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kalem, Fars. zeden = vurmak). Kalem çalan, yazan, tahrîr eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Hind Denizi’nde bir adanın isminden). 1. Sarı keresteli bir cins sandal ağacı. 2. Sarı taneli bir cins mısır buğdayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kalemle, yazı ile, Ar. tahrtren: Kelemen ifade etmek («tahriren» demek daha iyidir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kalemiyye). Kaleme ve yazıya yahut kâtip sınıfına ait: Merltib-i kalemiyye = Osmanlı devrinde kalemiyye sınıfından olanların mertebeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden kalem ve yazışma masraflarına karşılık ödenen vergi ve ücret: Beş kuruş da kalemiyyesi vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ قلمکاری] nakkaşlık. 2.kalem işi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalemkâr san’atı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalem kutusu, kalem koyacağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil box. pencil case. pen box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil box. pencil case. pen rack. penholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil tray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قلمرو] ülke, diyar, topraklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Daha çok başkasının adına kalem münakaşalarına girişen yazarlar hakkında alay yollu söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kalem, Fars. tırâşîden = yontmak). Kalem yontmaya mahsus kesici Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpener. pencil sharpener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil sharpener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalem yontmaya mahsus uzun saplı Alet yapıp satan san’atkâr: Eskiden kalemtıraşçılarla kâğıt makası yapan makasçılar da, hattatlar gibi hüner sahiplerinden sayılıp en ustalarının biyografileri yazılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) BÜkalemûn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Sözle, söyleyerek, şifahen. Zıddı: Kalemen, tahriren, bk. Kavlen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kalenderân). 1. Dünyadan el çekip serserice gezen derbeder ve lâubâli derviş. 2. Dünya gösterişlerine aldırmayan adam, rind, filozof.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carefree. unconventional. philosophic. philosophical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See 3d Calender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconventional and easy going. bohemian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calendar , calender , calendars.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Dünyadan elini eteğini çekip başı boş dolaşan. 2.Alçak gönüllü, gurur ve kibirden uzak, üstüne başına dikkat etmeyen bulduğu ile yetinen kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalenderlere yakışır surette, serserice, lâubâlî bir şekilde, filozofça: Omr-i kalenderine; kalenderâne yaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk halk şiir ve musikisinde bir form (şekil).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir tarikat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become carefree and unconventional in one's attitude towards life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalender tarz ve hâli. serserilik, lâubâlîlik, filozofluk; kalenderce davranış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. calends.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tepesi sivri başlık, külah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Slavca’dan). Dört tekerlekli bir çeşit araba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Galeta, bk. Galeta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kaleviyyât) (kimya). Kül çeşidinden maddeler, alkal, Fr. alcali bu kelimeden gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alkaline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Çevrildikçe içindeki renkli cam parçalarını, yine içindeki küçücük aynalara aksettirerek çok renkli geometrik şekiller gösteren boru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kaleidoscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kaleidoscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reed pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kömür kalemiyle yapılan resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). İradenin kaybı, dış tesirlere karşı hassasiyetin ortadan kalkması ve hereket organlarına verilen herhangi bir durumun olduğu gibi sürüp gitmesi ile beliren bir hal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). Birinin vereceği bir parayı veya yapacağı bir işi, bir taahhüdü yerine getirmediği takdirde onun yerine yapmayı üzerine almak kanunî muamele ve taahhüdü, kefil olma, yüklenme, Ar. zımân: Kendisine kim kefâlet edecektir? Bu işi ancak sizin kefâletinizle kabûl ederim; onun kefâleti kabul olunmadı. Kefâlet senedi = Kefil olmayı, gösteren, kefilin verdiği senet. Kefâleti-bi’n-nefs = Nefsine kefil olma, yani bir adamın şahsı talep olundukta bulup vermek taahhüdü. Kefâleti bi’l-mâl = Malına kefil olma, yani onun borçlu olduğu parayı vermeyi taahhüt etme. Kefâlet-i müteselsile = İki veya daha fazla kişinin karşılıklı ve zincirleme kefil ve zâmin olması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bail. security. suretyship. guarantee. bailment. caution. caution money. guaranty. indemnification. recognizance. sponsion. warranty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bail. guaranty. security. surety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bail. caution. civil bail. bailment. caution money. security. suretyship. going bail for. surety bond. surety. accessory contract. bill guarantee. cautio. cautionary. guaranty. indemnity. pawn. security bond. sponsorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کفالت] kefillik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bail bond. bailment. deed of suretyship. letter of indemnity / guarantee. bond of indemnity. indemnity bond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kefâlet süreliyle, kefil olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on bail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kefâlet senedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guaranty. bond. surety bond. bail bond. deed of suretyship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yorgunluk, bıkkınlık. bk. Kelâl.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Din’de olgunluğa eren, dinin son derecesi. 2.Din bilgisi kuvvetli. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسالت] tembellik, gevşeklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ebelik ilim ve san’atı: Kıbâle İlminde mahir bir doktor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Göze sürülen sürmeleri yapmak ve sürmek san’atı, sürmecilik. 2. (tıp) Göz tabipliği, tıbbın gözhastalıkları ihtisası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کحالت] göz hekimliği. 2.sürmecilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copying pencil. carbon / idelible pencil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil. lead pencil. black lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip) (IS = menfilik edatı, mehâle = çare). Çaresiz, ister istemez, başka türlü olmaz: Yarın lâmehâle gidilecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. terkip) (lâ, zâl = zevâl’den geçmiş zaman 3. müfret şahıs). Zâil ve eksik olmasın, bâkî ve daim olsun! Duâ tâbiridir. Müennesi «lâzâlet» kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavada yağ içinde pişmiş yumurtalı hamur yemeği ki, üzerine şerbet ve şeker dökülür, yassı lokma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zanbakgillerden soğandan yetişme çok tanınmış fcyr çiçek. Eşek lâlesi = Yabanîsi, sûsen. Eşek lâlesi gibi açılmak = Edepsizce yayılıp küstahlık etmek. Girit lâlesi = Şakayık cinsinden bir çiçek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle suçluların boynuna vurulan halka, galatı: Ağlâl. 2. İncir koparmak için ucu dört çatal açılmış değnek. (denizcilik) LAle zinciri = Dümen yelpazesinin geri tarafına takılıp sancak ve iskele tarafına alınan zincir ki, icabında dümen bunlarla idare olunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thimbleweed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thimbleweed. tulip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tulip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاله] lale çiçeği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Zambakgillerden, uzun yapraklı, güzel ve çeşitli renklerde çiçekli soğanlı bir bitki. 2.Eskiden sucuların boyunlarına asılan iki ucu lale gibi kıvrak demir halka, pranga. 3.Ağaçtan meyve koparmaya yarayan ucu çatallı sırık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sığırcık kuşu. 2. Lâle bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâle renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâle ağızlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (lâle, gûn = renk). Lâle renginde, penbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâle yanaklı, yanakları lâle gibi penbe olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâle gibi, lâleye benzeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâle ekilmiş yer, lâle bahçesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Lale renginde.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Türk musikisinde bir makam.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Lale renginde.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ لالکا] pabuç. 2.taç, ibik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Lale yanaklı, yanağı lale gibi kırmızı olan. 2.Türk müziğinde mürekkeb bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any. whatsoever. at random. indiscriminately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لا علی التعيين] gelişigüzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Lale gibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tulip garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاله زار] lale bahçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Lalelik, lale yetişen yer, lale bahçesi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لامحاله] ister istemez, çaresiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dudak dudağa, ağız ağıza, dolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لبالب] ağzına kadar dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahal, yer, yöre, özellikle belirli bir olayın geçtiği yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAA’L-ESEF) (i. A.). Esef ederek, üzüntüyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunately. unluckily. unhappily. with regret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorry. unfortunately. unhappily. more's the pity. i'm afraid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I am afraid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I am sorry to say. worse luck. regrettably. sadly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunately. unluckily. unhappily. with regret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorry. unfortunately. unhappily. more's the pity. i'm afraid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I am afraid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I am sorry to say. worse luck. regrettably. sadly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مع الأسف] ne yazık ki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mağzûbualeyhâ, c. mağzûbüaleyhim). Birinin gazabına uğramış, kendisine gazab olunan: Tanrı’nın gazabına uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Çare, tedbir. 2. Hile. Lâ-mahâle = Çaresiz, zarurî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahlep, bot. Prunus mahaleb.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A. «kavi» den) (c. makalât). Bir madde hakkında söylenilen veya yazılan şey, söz, nutuk, bend, bahis: Musiki hakkında uzun bir makale yazdı. Gazetelerdeki makaleleri ona büyük ün kazandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

article. column. story. writing. write-up. contribution. paragraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

article. contribution. feature. story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

article in a newspaper. article. contribution. story. write up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. erkek. male chauvinist kadınları hor gören erkek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lânet, beddua; iftira.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. suçlu kimse; kötülük eden kimse. malefac'tion i. kötülük etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. büyü gibi kötü tesiri olan, zararlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s başkalarına zarar veren, kötü maleficence i. kötülük, kötü hareket veya hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mal olarak, malca.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü niyetli, hain. malevolence i. kötü niyet. malevolently z. kötü niyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malaysia. malaysian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Malaysia. malaysia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Asya, Endonezya ile Güney Çin Denizi Sınırında, Vietnam’ın güneyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 2 30 Kuzey enlemi, 112 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 329,750 km².

Sınırları: toplam: 2,669 km.

sınır komşuları: Bruney 381 km, Endonezya 1,782 km, Tayland 506 km.

Sahil şeridi: 4,675 km.

İklimi: tropikal.

Arazi yapısı: Tepelikler ve dağlarla çevrili kıyı ovaları.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Gunung Kinabalu 4,100 m.

Doğal kaynakları: Kalay, petrol, kereste, bakır, demir, doğal gaz, boksit.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.46.

daimi ekinler: %17.54.

Diğer: %77 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 3,650 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları, heyelanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 24,385,858 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.78 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 17.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.5 yıl.

Erkeklerde: 69.8 yıl.

Kadınlarda: 75.38 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.04 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.4 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 52,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2,000 (2003 verileri).

Ulus: Malezyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Malaya ve diğer yerliler %58, Çinli %27, Hint %8, diğer %7.

Din: İslam, Budizm, Taoizm, Hinduizm, Hıristiyanlık.

Diller: Bahasa Melayu (resmi), İngilizce, Çin lehçeleri (Cantonese, Mandarin, Hokkien, Hakka, Hainan, Foochow), Tamil, Telugu, Malayalam, Panjabi, Thai.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %88.7.

erkekler: %92.

kadınlar: %85.4 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Geleneksel adı: Malezya.

Eski adı: Malezya Federasyonu.

Yönetim biçimi: Federal Meşruti Monarşi.

Başkent: Kuala Lumpur.

İdari bölümler: 13 bölge ve 2 federal arazi; Johor, Kedah, Kelantan, Labuan, Melaka, Negeri Sembilan, Pahang, Perak, Perlis, Pulau Pinang, Sabah, Sarawak, Selangor, Terengganu, Persekutuan Vilayeti.

Bağımsızlık günü: 31 Ağustos 1957 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü /Malezya Günü, 31 Ağustos (1957).

Anayasa: 31 Ağustos 1957.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC, ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), BIS (Uluslararası İmar Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-15, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fo


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şahlanmasına engel olmak için beygirin dizgin veya geminden kolanına bağlanan kayış. martingal kayışı; den. cıvadra sakalı, kör baston, dikme kösteği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kelimesi kelimesine olmayan, mânâ bakımından: Meâlen tercüme etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Usanç, usanma, bıkma, bıkıntı, sıkılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıhlet» ten im.) (c. merâhil). 1. Konak, menzil. 2. Bir günlük yol, iki konak arası: Buradan Ankara kaç merhaledir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stage. phase. gradation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مرحله] aşama. 2.konak, menzil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEŞ’ALE) (i. A. «şu’l»dan im.) (c. meşâil). 1. Aydınlatmaya mahsus Alet, kandil, lamba. 2. Açık yerleri gece aydınlatmak için kullanılan Alet ki, yere dikilmiş demir bir direğin ucundaki kafesin içinde çıra veya yağlı paçavra yakmakla olur (dilimizde daha çok ikinci mânâya gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torch. flambeau. cresset. link.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torch. flambeau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torch. flambeau. cresset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şugl» den masdar) (c. meşâgıl). İş, güç, meşguliyet, uğraşılan iş: Bugünlerde çok meşgalem ver.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشغله] uğraşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nakUden ie.) ( geometri). Açı yapmak ve ölçmek için kullanılan yarım daire şeklinde dereceli Alet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منقله] iletki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maneviyat, manevi güç, moral; ahlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilâç» tan masdar) (c. muâlecât). İlâç kullanma, bir hastalık ve yaraya karşı deva arama, tedavi: Bu çıbana hiç muâlece etmediniz mi? Doktorun muâlecesi bana iyi geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cülûs» dan masdar). Birlikte oturma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜDAHALE (i. A. «duhûl» den masdar) (c. müdâhhalât). 1. Karışma, sokulma, el atma: Ben, böyle İşlere müdahale etmem, o, kendi işine müdahale ettirmez. 2. Araya girme, aracılık: Komşuları müdahale etmeye mecbur oldular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interference. intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intervention. interference. meddling. intermeddling. interposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barge. intervene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to interfere. to intervene. intermeddle. to shove an oar in. step in. weigh in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A. «galebe» den). Birbirine galebe çalmaya, galip gelmeye çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «half»den). Birbirine karşı yemin etme, andlaşma, yemin ile ahidleşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHALEFET) (i. A. «halefe» den). 1. Uymama, başka türlü olma, Ar. mugayeret, mübSyenet: Bir yere gelecek renkler arasında muhalefet olmalıdır. 2. Zıtlık, düşmanlık: O adam bana dalma muhalefet ediyor. 3. iktidar partisinin karşısında bulunan parti veya görüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppositional. out. opposition. contrariety. defiance. dissension. dissent. dissidence. hostility. the outs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissidence. opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition. opposing. the opposition. the opposition camp. defiance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخالفت] karşı düşüncede olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to offer opposition. balk. contest. contravene. to kick against the prick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition party.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minute of dissent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» dan) (c. muhSIesSt). Birbirine karşı hulûsla, dostlukla muamele, samimî sevgi: Aramızda eski muhSIeset vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kelâm» dan masdar) (c. mükâlemât). 1. Söyleşme, konuşma, iki kişi arasındaki konuşma. 2. Bir dili öğrenmek için iki dil üzere düzenlenmiş konuşma şeklinde temrinler: Fransızca mükâleme. 3. Muahede için iki devlet murahhasları arasında yapılan müzakere: O diplomat mükâlemeye memur oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dil öğrenmek için karşılıklı iki dilden konuşma örnekleri veren kitap: Fransızca Türkçe bir mükâleme-nâme (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «matl» dan masdar). Uzatma, bugün, yarın diye geriye bırakma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nakl» den masdar) (c. münâkalât). 1. Ulaşım. 2. Aktarış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transport. communication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selm»den masdar). İki kişi veya taraf arasındaki sulh ve barışıklık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özel resital.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. müsted’A-aleyhâ). Aleyhinde dilekçe sunulan, kendisinden dâvâ ve şikâyet olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müste’nefün-aleyhâ) (hukuk), (eskiden) Hakkında dâvâ istînâf (temyiz) olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Talep edilen şeyler, İstekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطالبات] istekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «taleb» den masdar) (c. mütâlebât). Hakkını isteme, dâvâ, iddia.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مطالبه] istek. 2.isteme, talep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

istemek, talep etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مداخله] karışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکالمه] konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسالمت کار] barışçıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ana babasına benzemeyen, hayırsız (evlât).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ناخلف] hayırsız evlat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnleme, inilti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناله] inilti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnleme, inilti.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). inleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnleyen, inleyici.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نالنده] inleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnleyen, inildeyen.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. naftalin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. denizgergedanı, zool. Monodon monoceros.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Zekilik. 2.Büyüklük, ululuk. 3.Cömertlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vergi, ihsan, kerem. Deryâ-nevâl = Lutuf ve ihsanı deniz gibi olan. 2. Behre, nasib, hisse. 3. Yiyecek ve içecekler: Dün nevâlemizi düzüp kıra gittik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

food. chow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

food and drink. provisions. victuals. eats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نواله] kısmet. 2.azık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Genç, taze, küçük.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Esasında en kolay üretim biçimi kare kesitli kurşun kalemdir ama yazarken elde tutulması pek kolay değildin Yuvarlak kalemlerin elde tutulması kolaydır ama üretimi pahalıdır. Altıgen kesitli kalemler ise orta yoldur. Yuvarlak kesitli kalemler kadar kullanılması kolay ve üretimi daha ucuzdur.

Sekiz yuvarlak kurşunkalem için harcanan ağaçtan, dokuz altıgen kesitli kalem yapılabilir ve üretim safhası bir kademe daha kısadır.

Tabii ki, alıcılar için üretim maliyetlerinin pek önemi yoktur. Altıgen kesitli kurşunkalemlerin öbürlerine göre hala on bir kat daha fazla tercih edilmelerinin sebebi, belki de konulduğu masada yuvarlanıp, aşağıya düşmemeleridir.

Kurşunkalemlerin dışının sarıya boyanarak satışı 1854 yılma dayanır. Ancak 1890 yılma kadar bu rengi kullanmak çok önemsenecek bir faktör değildi.

1890 yılında Avusturya’da L&C Hardtmuth Co. isimli şirket öyle bir kurşun kalem üretti ki, diğer üreticiler de bu kaliteyi yakalamak zorunda kaldılar.

Bu kurşunkaleme meşhur Hindistan elması olan ‘Koh-I-Moor’ adı verilmişti ve altın sarısına boyanmıştı. Ayrıca içindeki siyah renkli kurşun ucuyla birlikte Avusturya-Macaristan imparatorluğunun bayrağını oluşturuyordu.

Bu kurşunkalem o kadar beğenildi ve o kadar başarılı oldu ki, sarı renk kurşunkalemdeki kalitenin bir simgesi olarak kaldı. Diğer kurşunkalem üreticileri de bu başarıdan pay alabilmek için ürünlerini piyasaya sarı renkte sürmeye başladılar. Bugün hala piyasada olan dört kurşunkalemden üçü san renktedir.

Kurşunkalemlerin içinde kesinlikle kurşun yoktur. Ana madde olarak kullanılan grafit 40 değişik malzeme ile karıştırılarak, yüksek sıcaklıkta çok ince çubuklar haline gelene kadar preslenir. Zaten kurşun çok zehirli bir elementtir. Kurşunkalem denilmesinin sebebi 16. yüzyılda grafiti bulan İngiliz bilimcinin onu bir çeşit kurşun elementi sanmasıdır. Ancak 200 yıl sonra grafitin bir çeşit karbon olduğu anlaşıldı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bülbül, (zool.) Luscinia megarhynchos.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sofrada kullanılan tabak altlığı, (bk.) Nihâlî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trivet. dish cross. hot pad. tablemat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yeni yetişmiş, düzgün, fidan. 2.Avcı, korkuluğu. 3.Döşeme, döşenecek şey.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Evrenin nuru, alemi aydınlatan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dükkân dışında içmek üzere içki satışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanardönerlik. opalescent s. yanardöner, şanjan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sivri uçlu kazık, parmaklık çubuğu; etrafı parmaklık veya çitle çevrilmiş yer; belirli kimselerin oturmasına tahsis edilmiş mıntıka; hudut, sınır; yetki; sınırlandırılmış herhangi bir şey. beyond the pale yetkisi dışında, salâhiyeti haricinde; toplum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solgun; renksiz, soluk mat, donuk. palefaced s. beti benzi atmış rengi uçmuş. palely z. solgun bir şekilde renksiz olarak. paleness i. solgunluk, renksizlik, matlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. beti benzi atmak, sararmak, donuklaşmak; saranmak, donuklaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika yerlilerinin beyazlara verdiği kabul edilen soluk benizli sıfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı pâlâheng). Atla kullanılan ve ata çektirilen bir cins büyük kement.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) eski zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski devirlere ait yazı (kitabe, el yazması kitap); eski devirlere ait yazıları okuma veya inceleme ilmi. paleographer i. eski devirlere ait yazıları okuma bilgini. paleographic(al) s. eski devirlere ait yazılarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taş devrine ait, yontma taş devrine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tarihten evvelki zamanlara ait incelemeler, arkeoloji paleolog'ical s. arkeolojik. paleologist arkeolog.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskivarlıkbilim, paleontoloji. paleontolog'ical s. paleontoloji ile ilgili. paleontol'ogist ' paleontoloji bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Fosilleri inceleyen ilim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. paléontologie

taşıl bilimi

Taşıllara dayanarak jeolojik devirlerde yeryüzünde yaşamış varlıkları, yerin geçmişini inceleyen bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palaeontology. paleontology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paleontology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palaeontology. paleontology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paleontology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Fosillerin meydana geldiği jeoloji zamanı ve bu zamanla ilgili.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. jeol. paleozoik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Filistin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. i. Filistin'e ait; i. Filistinli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Yunanistan'da spor salonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Ressamların, boyaları karıştırdıkları, elde tutulan levha. 2. Çeşitli maksatlarla sanayide kullanılan yayvan ve geniş levha: Tankın tırtılı paletlerden yapılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pallete. pallet. flipper. fin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palette. track. flippers. caterpillar tread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Palea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palette. palette. caterpillar tread. track (of a vehicle. caterpillar. caterpillar wheel. crawler. track parabolik. parabolik far. paraboloid head lamp. pallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i palet, ressamların boyalarını karıştırmak için kullandıkları levha; bir ressam özgü renkler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. eskiden giyilen uzun ve bol paçalı kadın külotu; bu külotun kenarına geçirilen farbala.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kon. san. bir hususu ihmal eder gibi görünerek dikkati özellikle o nokta üzerine çekme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). 1. Muvazi. 2. Yerküresi üzerinde çizildiği farzedilen ekvatora paralel çenberlerden herbiri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parallèlle

mat. koşut

Aynı düzlem içinde ikişer ikişer bulunan ve kesişmeyen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallel. collateral. equidistant. parallel. latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analogous. collateral. parallel. straight. parallel koşut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallel. analogous. collateral. even.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Birden fazla hat üzerinde verilerin aynı anda transfer edilmesini ifade eder. Diğer kontrol hatları, veri gönderimi ve alımının koordinasyonundan sorumludur.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. parallélisme

fel. koşutçuluk

Kişide, ruhsal ve bedensel olaylar arasında koşutluk bulunduğunu ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Karşılıklı kenarları paralel olan dörtgen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhomboid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallelogram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paralleogram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhomboid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallelogram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paralleogram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallelism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parallelism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i köy hayatım tasvir eden şarkl, parça veya piyes

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ince ve sık dokunmuş pamuklu bez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). Parça. Pergâle pergâle = Parça parça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i.). Yuvarlak tahta kesmeye mahsus testere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kadeh, şarap bardağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پياله] kadeh. 2.şarap kadehi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kadeh, şarap bardağı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hüküm sürme, hakim olma; yaygınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olagelen, hüküm süren, etkili, yaygın, âdet hükmünde olan. prevalently z. genellikle; hâkim olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. dört değerli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. normal solunumla birlikte duyulan ve hastalık belirtisi olan hırıltı, ral.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mantık, temel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) mükellef ziyafetle ağırlamak, muhteşem ziyafet çekmek; canlandırmak, dinlendirmek; hoş vakit geçirtmek, eğlendirmek; ziyafette bulunmak; (i.) mükellef ziyafet; nefis yemek. regalement (i.) ziyafet, eğlence.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Alçaklık: Ben, o rezâleti kabûl etmem. 2. Utanacak ve gülünecek iş, ayıp, maskaralık: Pek rezâlet oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rotten. ridiculous. fucked up. scandal. disgrace. ignominy. indignity. infamousness. obloquy. opprobrium. outrage. outrageousness. scene. shambles. villainy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignominy. infamy. mockery. scandal. scene. disgrace. outrage. infamies. dreadful. awful. lousy. grotty. scandalous. behavior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgrace. outrage. scandal. crying shame. cracker. degradation. ignominy. infamy. reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رذالت] rezillik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. resâil). 1. Mektup, Fars. nâme: Risâle-i tebrîkiyye (bu mânâ ile çok az kullanılmıştır). 2. Broşür: Risâle-i mahsûsa, Fr. monographie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brochure. dissertation. folder. pamphlet. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Mektup. 2.Kısa yazılmış, küçük kitap. 3.Dergi, mecmua.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin elçisi, peygamberi. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Elçilik. 2. Peygamberlik. 3. (hukuk). Mes’uliyeti yüklenmekslzin birinin sözünü diğerine bildirme, iletme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Elçilik. Peygamberlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. risâlet = peygamberlik, Fars. penâh = sığınak). Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Peygamberimiz’e ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İmparatorluk devrinde tuğ ve tümamiral.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.) (müfredi «saki» dilimizde kullanılmaz). İnsan ve cin, dünya ile Ahıret, insan ile hayvan, Arap ile Acem yahut ağır şeylerle hafif şeyler. Seyyid-i Sakaleyn = Peygamberimiz. Şeyhülislâm Ebussûd Efendiye «Müftt-i Sakaleyn» unvanı verilmişti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. satılabilir, satılma imkanı olan. salability, salableness i. satılabilme, satılma imkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yıllık, senelik, yaşında (FArsî terkiplerde bulunur). Sad-sâle = Yüz senelik. Pencih-stla = Elli senelik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satış, satım, satma; satılış; talep, revaç; alışveriş; mezat. sales clerk satış memuru, tezgâhtar. sales resistance alıcının isteksizliği. for sale, on sale satılık. put up for sale satılığa çıkarmak. saleable bak. salable.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SA’LEB) (I. A.) (c. saâllb). Tilki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SALEB, SA’LEB) (i.) (Arapça husâ’ü’s sa’leb’den). T. Salepgillerin örnek bitkisi. 2. Bu bitkinin kökünden elde edilen toz. 3. Bu tozla yapılan şekerli içecek. (bk.) Sahlep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salep. sahlep. drink made from sahlep root in hot milk and cinnamon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dried tubers of various species of Orchis, and Eulophia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used to make a nutritious beverage by treating the powdered preparation with hot water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(sahlep): Salepgiller familyasından; tel köklü otsu bir bitkidir. Kökünde 2 tane yumru vardır. Gövdesi, dik ve silindirimsidir. Çiçekleri salkım veya başak şeklindedir. Kullanılan yeri köklerindeki yumrularıdır. Yurdumuzda bir çok çeşidi vadır. Salep yumruları müsilaj, glikoz ve uçucu bir yağ taşır. Kullanıldığı yerler: Göğsü yumuşatır. Öksürük ve bronşitte faydalıdır. Kabızlığı giderir. Basur memelerinde faydalıdır. Zihni çalışma gücünü arttırır. Kalbi kuvvetlendirir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Vücudun ısınmasını sağlar. Cinsel gücü artırır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. salep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sâlep pişirip gezdirerek satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tekçeneklilerden bir bitki familyası, örnek bitkisi sâleptir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sodyum bikarbonat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satıcı, satış memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satıcılık, satma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satış yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satıcı kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flash in the pan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sandals. sandal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sandal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sandal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eczacılık, ispençiyari ık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. derece; mikyas; cetvel; müz. ıskala, gam; derece taksimat; f. tırmanmak; hesaplamak, tartmak; ayarlamak. down ile küçültmek. decimal scale ondalık hesap cetveli. diatonic scale müz. diatonik ıskala. major scale müz. major gamı. minor scale müz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. balık pulu; balık puluna benzer kabuk; herhangi bir şeyin pul gibi kabaran parçası; bot. pul; kazanda tutan kefeki taşı; f. pullarını kazıyıp çıkarmak; pul pul olmak; pul pul kabuk bağlamak; su yüzünde sektirmek (taş); ince tabakalar halinde soyulm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f terazi gözü, kefe; çoğ. terazi; ing., b.h., (şiir) Terazi burcu; f. tartmak, teraziye vurmak. a pair of scales bir terazi. Both your lives are in the scales Her ikinizin hayatı da tartışılıyor. The boxer scaled in at 87 kilos Boksor 87 kilo geld

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok ince tahta parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., geom. kenarları birbirine eşit olmayan (üçgen). scalene muscle, scalenus i., anat. skalen kası, kaburgaları kaldıran kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alçaklık, aşağılık, hakirlik. 2. Son derece sıkıntılı yaşama, fakirlik ve ihtiyaçtan çekilen sıkıntı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misery. poverty. dog's life. wretchedness. beggary. calamity. sordidness. squalidity. squalidness. squalor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gutter. misery. poverty. the gutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misery. wretchedness. extreme poverty. baseness. vileness. abjection. pinch of poverty. squalor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سفالت] sefillik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Erkek İsmi) - Evrenin hükümdarı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyük çağlayan. Bir nehrin yüksekten düşmesiyle meydana gelen çağlayan: Niyagara şelâlesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cascade. falls. waterfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cascade. chute. fall. waterfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Büyük bir akarsuyun yüksekten düşmesiyle meydana gelen büyük çağlayan, çavlan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peace be with you.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peace be with you ! (a greeting used by Muslims.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شلاله] çağlayan, şelale.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. seyyâlât). Akan şey. (hâl) Seyyâle-i berkıyye = Elektrik akımı, Fr. courant 4lectrique.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سياله] akıntı. 2.sıvı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tortulu şist. shale oil şistten elde edilen petrol. shal'y (s.) şist gibi; şistli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çanak, çömlek ve çini gibi topraktan yapılmış şey. Sifâl-pâre = Çanak, çömlek parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimalden, kuzeyden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شمالا] kuzeyden. 2.kuzeyde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Seylan'a ait; i. Seylanlı; Seylan dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

değişebilen değerlendirme oranı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küçük ölçekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

social justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Ressamların, üzerinde resim yaptığı sehpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Şövale üzerinde yapılan ve taşınabilir boyuttaki küçük yağlı boya resim. 17. yy.da burjuvazinin gelişimi sonucunda yaygınlaşmış ve resmin evlere girmesine olanak vermiştir

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. bayat, durmuş, eski; adi; yıpranmış, bitkin (fazla spor yapanlar için kullanılır); f. bayatlatmak, tazeliğini gidermek; bayağılaştırmak. staleness i. bayatlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kaşanmak, işemek (at veya sığır); i. at veya sığır sidiği veya kaşanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. satranç oyununda şahın kiş denmemiş fakat nereye oynarsa kiş denecek vaziyette olması, pata; iki taraftan her biri kımıldanamaz halde olma; faaliyetsizlik; f. satrançta şah demeden hareket edemez hale getirmek; kımıldanamaz hale koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soy, zürriyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. family. lineage. stirps. stirpes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family. line. lineage. descendants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. family. line. ruling house. stirpes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سلاله] soy sop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). «Uzun olsun» mânâsınadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hikaye, masal; dedikodu; yalan; eski sayı, toplam. tell tales dedikodu çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. isteme, dileme, arama: Hakkını taleb ediyor. 2. Arzu, meyil, rağbet: Allah’ın rızasını taleb ediyorum. Arz ve taleb = (ticaret) Ticarî piyasada bir mala karşı gösterilen istek ve aranan malın piyasaya sürülmesi, Fr. offre et demande.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طلب] isteme. 2.istek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

istenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

istemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taleb eden, dileyen, arayan; isteyen, arzu eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طلبدار] alacaklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tâlib). Öğrenciler (teklik mânâsıyle de kullanılır), (bk.) TAlib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

student. pupil öğrenci. pupil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pupil. student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طلبه] öğrenci. 2.istekliler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yüksek medrese talebesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dedikoducu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ طلبکار] istekli. 2.alacaklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kabiliyet, yetenek, hüner, Allah vergisi; yetenekli kimseler; eski ibrani veya Yunan altın veya gümüş parası; tarb a talent for music müzik kabiliyeti. talent scout sin. yıldız adayı seçen kimse. local talent bir mahallin yerlilerinden olan kabili

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taleb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand. request. claim. application. charge. petition. plea. requisition. run. sale. solicitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand. request. claim. application. charge. petition. plea. requisition. run. sale. solicitation. market. rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand. claim. wanting. requiring. demanding. formal request. application. caption. exigency exigence. major concern. postulation. requisition. solicitation. support. waiver of demand , notice and protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ask. demand. petition. solicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ask. to demand. to claim. to request. to require. to wish. active demand. bound up. call for. call upon. move for. postulate. put in requisition. sue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al.). Alman, Avusturya ve daha bazı milletlerin eski gümüş parası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. tales) huk. yedek jüri üyeleri; yedek jüri üyelerine yazılan celpname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. yedek jüri üyesi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. masalcı; yalancı kimse; jurnalci kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mısır ile kıyma ve kırmızı biberle yapılan Meksika yemeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. fitneci kimse; s. açığa vuran. tattletale gray gri beyaz, azmış (çamaşır).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. başkalarının sırlarını orada burada anlatan kimse, dedikoducu kimse; dümenin durumunu gösteren alet; org körüğünün dolu veya boş olduğunu gösteren cihaz; memurların işe gelip gitme saatini kaydeden saat: tren makinistine bir köprünün yaklaştığı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yumurtaya bulanıp kalıba dökülmüş karışık yemek; davul şeklinde bir çeşit börek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. üç değerli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballpoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballpoint. biro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen. ball-point pen. ball point pen. ball point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşları ile hayvan kemiklerinin üstüne resim kazırlardı. Türkçeye Arapçadan geçen kalem sözcüğünün kaynağı ‘kamış’ anlamına gelen eski Yunanca ‘kalamos’ sözcüğüdür.

Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerinde saz ve bambu gibi bitkilerin içi boş saplarından yapılmış kamış kalemler kullanılırken, Ortaçağda kağıdın üretimi ile beraber, kaz, kuğu, karga gibi kuşların kanatlarındaki tüylerin mürekkebe daldırılması şeklinde kullanılan tüy kalemler yaygınlaştı.

Mürekkepli metal kalemler aslında ta Romalılar devrinden beri biliniyordu ama John Mitchell adlı bir İngiliz 1822’de ilk kez makine yapımı çelik ucu imal etti. Dolmakalemler ise sertleştirilmiş yapay kauçuğun elde edilmesinden sonra yapılabildi.

Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin son yılların bir buluşu olduğu sanılır. Halbuki bu kalemin ilk modeli 1880 yıllarında ortaya çıkmış ama pek rağbet görmemiş, seri üretimine geçilememiştir.

Alakasız gibi gözükse de tükenmez kalemin tekrar gündeme gelmesinde uçakların gelişmesinin etkisi olmuştur. Uçaklar 2-3 bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalemin haznesinde atmosferik basınç altında doldurulan mürekkep dışarıdaki basınç düşük olunca kendiliğinden akıp yazıları da, giysileri de berbat ediyordu.

İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikan Hava Kuvvetleri uçuş personeli için havada kullanabilecekleri, mürekkep akıtmayacak bir kaleme ihtiyaç duydu. Bilye uçlu kalem aranan bu özelliklece sahipti. Başlangıçta sadece havacılar tarafından kullanılırken kısa zamanda geniş halk tabakalarına da yayıldı.

Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda, pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş olan minik bir bilye aracılığı ile aktarılır. Normal yazı kalemlerinde bu bilyenin çapı l milimetre, daha ince yazılar için 0,7 milimetredir. Bilye mürekkebin yuvadan dışarı çıkmasını önler ama yuvasında döndükçe yüzeyine sıvanan mürekkebi kağıda verir.

Tükenmez kalem mürekkebi, dolma kalem mürekkebinden daha farklı, özel bir kimyasal birleşime sahip olup çabuk kuruyan türdendir. Mürekkep uca sürekli ve düzgün olarak geldiğinden dolgun, temiz ve lekesiz bir yazı yazılmasını sağlar. Genellikle bir tükenmez kalemin 2-3 kilometre boyunda bir çizgi çizmeye yetecek kadar mürekkebi vardır.

Tükenmez kalemdeki bilye uç, kağıt üzerinde dolma kalem ucundan çok daha az bir sürtünmeyle ve çok daha çabuk hareket edebildiğinden yazma hızı büyüktür ancak bilye ucun kağıt üzerine sürekli olarak değmesini sağlamak için kalemi daima kuvvetle bastırmak gerekir, bu nedenle de parmaklar daha fazla ve çabuk yorulurlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Yüz yıkama, taranma ve giyinme işleri: Tuvalet yapmak, daha tuvaletimi yapmadım. Tuvalet takımı = Ayna, tarak, fırça vesaireden mürekkep takım. 2. mec. Abdesthâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bathroom. restroom. toilet. washroom. lavatory. closet. dress clothes. formal. john. latrine. loo. privy. rear. rest room. rest-room. retiring room. wash-room. water closet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bathroom. restroom. toilet. washroom. lavatory. closet. dress clothes. formal. john. latrine. loo. privy. rear. rest room. rest-room. retiring room. wash-room. water closet. cloakroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water closet. dress. lavatory. toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

WC. public conveniences. toilet room. grooming and arranging oneself. evening gown / dress. toilette. outfit. dressing table. toilet table. vanity. public lavatory. can. earth- closet. john. loo. retiring room. washr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rubbing alcohol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toilet paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toilet paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing table. toilet. toilet table. vanity. vanity table / dresser. dress- table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toilet soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toilet soap. facial soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toilet kit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dresser set. toilet set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flying fortress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general power of attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açıkta olan, gizlenmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. tek değerli, tek valanslı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rakipsiz; eşsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knave. valet. jack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tract of low ground, or of land between hills; a valley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See 2d Vail, 3.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jack. knave. houseman. waiting man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a long depression in the surface of the land that usually contains a river.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem), Lat. Uğurlar olsun! Güle güle ! Sağlıcakla kalın!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (şiir) vadi, dere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. veda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerikan lise ve üniversitelerinde diploma töreninde veda konuşmasl yapan son sınıf birincisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. veda kabilinden; i. diploma törenindeki veda söylevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. valans, değerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Fransa'da Valenciennes şehrinde yapılan bir çeşit ince dantel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. on dört şubata rastlayan St. Valentine gününde seçilen sevgili; bu günde gönderilen aşk belirtisi kart.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kediotu, bot. Valeriana officinalis; kediotu kökünden çıkarılan ecza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

I., f. uşak, erkek oda hizmetçisi. valet de chambre Fr. erkek oda hizmetçisi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sıhhatsiz, devamlı hasta, müzmin hasta, zayıf mizaçlı (kimse); sağlığına aşırı düşkün (kimse), sıhhatine meraklı (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (Eski) yazma eserlerin kenarlı kısmına kağıt ilavesi suretiyle yapılan tamir şekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Başkasının işini görmeye memur olma, vekillik. 2. (hukuk) Kendi işi ile başkasını vazifelendirme ve 0 işte onu kendi yerine koyma. 3. Hükümet azalığı, bakanlık, nâzırlık. Başvekâlet = Başvekillik. Vekâlet-i devriye = Başkasına devir, yani bir diğerini vekil etmeye selâhiyetli olan vekilin vekilliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

power. proxy. attorneyship. ministry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorneyship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وکالت] vekillik. 2.bakanlık. 3.avukatlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney's fee. counsel fees. attorney's retainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin vekil tayin olunduğuna dair, vekil eden tarafından verilen senet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Pâdişâhın vekili olan sadrâzam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sadrâzamlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vekâlet yoluyla, vekil olarak, başkasının adına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by attorney. by proxy. acting on commission. by procuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by proxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وکالة] vekil olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

power. proxy. power of attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proxy. power of attorney. proxy statement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وکالت نامه] vekillik belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وکالت پناه] sadrazam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. vualet

örtü

Örtmek için kullanılan şey.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kamçı izi, dayak beresi; kumaş üstünde kabarık çizgi; f. kamçı ile iz bırakmak; çizgili kumaş dokumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Gal eyaleti, Galler ülkesi. Prince of Wales Büyük Britanya veliahtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. balina, zool .Cetacea; k.dili. çok iyi şey, çok buyük şey; f. balina avlamak. a whale of a hayli, pek çok, oldukça. whale fishery balina avcılığı; balina avlanan yer. whale oil balina yağı .whal'er i .balina avcısı; balina avlama gemisi. whal'

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., k.dili. dövmek, dayak atmak, kamçılamak, kırbaçlamak. whal'ing i. dayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güvertesi balina sırtı biçimindeki vapur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cankurtaran sandalı, filika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. balina çubuğu, korseye konulan balina, balık dişi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (A.B.D.), k.dili. şüpheli işlerle uğraşan kimse, kurnaz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i., f. toptan yapılan, toptan satılan; z. toptan; i. toptan satış; f. toptan satmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Sığır boynuzu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Yale kilidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [یا ليت] keşke.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir kalemde, birden: İsteklerini yek-kalem aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir yaşında.

Türkçe Sözlük by