Alem-tab ne demek? | Alem-tab anlamı nedir? | Alem-tab

Alem-tab anlamı nedir?

Alem-tab ne demek?

Alem-tab anlamı nedir?

Alem-tab | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: alem tab

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. taften = parlamak). Cihanı parlatan: Aftâb-ı Alemtâb = Dünyayı aydınlatan güneş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İlk çağ’ın 7 hârikası. 7 şaşılacak şey. 1. Mısır’ ın ehramları. 2. Bâbil’in asma bahçeleri. 3. Zeus’un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes’ te Artemis mâbedi. 6. Bodrum (Halikarnas)da Mosoleos’un türbesi. 7. İskenderiye deniz feneri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabul olunabilir, makbul be acceptable makbule geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sorumlu, mesul; tarif edilebilir, anlatılabilir accountabil ity (i). sorumluluk, mesuliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (anat). hokka çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şartlara ve çevreye uyma yeteneği, intibak kabiliyeti, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a doctor of forensic medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aftâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب] güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Güneş, gün ışığı. 2.Çok güzel, dilber, parlak yüz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آفتاب جمال] güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi parlayan, sevgili, maşuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş, mec. pek güzel şahıs, pek parlak çehre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب] güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şemsiye. 2. Güneşli yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I, F.). 1. Güneşe tapan. 2. Nilüfer çiçeği. 3. Ayçiçeği. 4. Kaya keleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Güneş yüzlü, yüzü güneş gibi parlak (güzel). 2. Sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan (yer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş yanaklı (güzel).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Su kabı. (bk.) Sftâve. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابه] ıbrık, su kabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Su kabı. 2.Güneş biçiminde yapılan mücevh(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابگير] güneş alan, güneş gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابی] güneşlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب رو] parlak yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احطاب] odunlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kutb). Kutuplar. (bk.) Kutup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقطاب] kutuplar. 2.azizler. 3.efendiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Alâm). 1. Alâmet, nişan, işaret. 2. Bayrak, sancak. 3. Has isim. Coğrafya ve tarihe müteallik bir şey veya şahsa, meselâ bil memlekete, dağa, nehre, adama mahsus olan isim: iskender, Ömer, İstanbul, Meriç gibi. Kaamûs ülAlâm = Has isimlere mahsus ansiklopedi. 4. Minare tepesi, mahçe: Bu geceki fırtınadan minarenin alemi düşmüş. 5. Sarığın altın oluklu teli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c Alemîn, avâlim). 1. Kâinat, mahlûklar, bütün gök cisimleri, cihan: Cenab-ı Hak Alemi yaratmıştır; bütün Alemin yaradanı ve sahibidir. 2. Bir güneş ile ona tâbî olan yani onun etrafında dönen gezegenlerin teşkil ettikleri daire: Alem-i şems = Güneş sistemi, Rabb-ülAlemîn = Alemlerin, kâinatın Tanrısı (Allah). 3. Dünya, arz: Devr-i Alem, Alemin her tarafı dolaşıldı. 4. insanlar, halk: Alem bilir, Alem işitti. 5. Cemiyet, cemaat, ayrıca bir hal ve sûret gösteren topluluk ve keyfiyet: Bir eğlence Alemi yaptık, çocukluk Alemi, mektep Alemi başka bir haldir; Alem-i mânâ = Rüya hali; Alem-i Ab = içki meclisi, kendi Aleminde = Kendi halinde; Alem-i ervah = Ruhlar Alemi, Alem-i melekût = Melekler Alemi, Alem-i lâhut = Öteki dünya, Fahr-i Alem = Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universe. world. kingdom. class of beings. state. condition. party. booze. booze-up. entertainment. spree. junket. razzle-dazzle. whoopee. bat. bender. binge. blast. blind. blow-out. burst-up. bust. buster. carousal. creation. jollification. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binge. blowout. jamboree. kingdom. merrymaking. orgy. revelry. spree. flag. the crescent and the star on top of a minaret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The imperial standard of the Turkish Empire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

world. universe. state. condition. field. people. the public. banner. kingdom. macrocosm. rave. rave up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combination of individual and whole class approach which helps to integrate students with special needs into the classroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

World So Addis Alem is 'New World' and Madane Alem is 'Savior of the World '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crescent made out of bronze or copper which is placed on the domes and at the peak of the mosques and minarettes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالم] dünya; evren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علم] sancak. 2.alem. 3.nişan, alamet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = Cihan, F. Arâsten = Donatmak). Alemi süsleyen, Alemin süsü olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Alem = Cihan, F. efrûhten = Parlatmak). Alemi parlatan, bütün Aleme ışık saçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dünyayı gösteren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. penah = melce). Cihanın sığındığı (yer veya saha): Pâdişâh-ı Alempenâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. sûhten = yakmak). Cihanı yakan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. taften = parlamak). Cihanı parlatan: Aftâb-ı Alemtâb = Dünyayı aydınlatan güneş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالم آرا] dünyayı süsleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). imbik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carouser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debauched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Alem = Bayrak, F. dâşten = taşımak). Bayrağı veya sancağı taşıyan, bayrakdar, sancakdar: Alemdar Mustafa Paşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standard bearer. leader önder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علمدار] sancaktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) 1.Bayrak veya sancak tutan, taşıyan, bayraktar, sancaktar. 2.İşe önderlik eden. Alemdar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bayrakdarlık, sancakdarlık: Alemdarlık vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) alemdârî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالم افروز] dünyayı parlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). İki Alem dünyâ ile Ahiret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Alem = Cihan, F. giriften = Tutmak). 1. Cihanı tutan, dünyayı zabteden, fâtih, cihangir. 2. Bütün Aleme yayılan, dünyayı dolduran: Onun nam ve şöhreti Alemgîr oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمگير] dünyayı fetheden. 2.dünyaya yayılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Alemiyye). Cihana mensup ve müteallik veya ait olan (c. F.). Alemiyân = Dünya adamları, bütün arz ahalisi, insanlar: Valî-nîmet-i Alemiyân = Bütün halkın velinimeti (eskiden büyük hükümdarlara denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alem), (bk.) Alem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالميان] insanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ismin has isim olması, alem olmak hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dünya çapında, dünyaya yaygın, evrensel, cihanşümûl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universal. worldwide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علم شمول] dünyayı kaplayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمتاب] dünyayı aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low grade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttom layer. bottom course. substratum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. i. Denizcilik). Alttakinin aşağısında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عطا بخش] bahşiş veren, ihsanda bulunan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). davul

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atabey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Selçuklu devletinde şehzadelerin terbiyesiyle vazifeli şahıs. 2.Lala. Devlet idaresinde yetki taşıyan naip.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Devlet yönetiminde bir san. Lala.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Selçuklular devrinde şehzadelere mürebbilik eden şahıs, lala.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kinin gibi bir ilâç, atebri n.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ateş gibi hararetli. 2. Ateş gibi yakıcı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Yumuşak huylu. Sertlik yanlısı olmayan. Uyumlu. Attab b. Esid. Sahabeden. Mekke valiliği yapmıştır. Rasulullah tarafından atanmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekicilik, cezbetme kabiliyeti attractable (s). cezbedilir, cezbedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid’in annesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiatiyle, normal olarak: Çocuk iyi beslenmezse bittabi zayıf kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuvvetsiz, kudretsiz, yorgun, bitkin: İki saat koştuktan sonra bîtâb düştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tâkatsizlik, halsizlik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki sabit durumu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بيتاب] yorgun, takatsiz. bîtâb kalmak bitkin düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيتابانه] bitkince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالطبع] doğal olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coloring book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BUKALEMUN) (i. A.). 1. Derisi çeşitli renkler gösteren bir cins hayvan, keler, kaya keleri. 2. Cânfes gibi çözüldükçe başka bir renk gösteren kumaş. 3. mec. Sebatsız, fikir ve mizaç değiştiren adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chameleon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chameleon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writing hastily and without deliberation. scribbling sth down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). nağmeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Cambridge ile ilgili; Cambridge üniversitesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multiplication table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iniş; (tıb). bir hastalığın geçişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). dokularda maddelerin karışımının bozularak daha basit maddeler haline gelmesi, anabolizmin karşıtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hiç düşünüp taşınmadan, rastgele. (bk.) Ceffe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جف القلم] çalakalem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocketbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket volume. pocketbook. pocket book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayırsever, yardımsever, cömert; merhametli, şefkatli; hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik; merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe; hoşgörürlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cihan = dünya, tâbîden = parlatmak). Alemi parlatan: Aftâb-ı cihân-tâb = Alemi parlatan güneş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rahat, müreffeh; teselli edici, rahatlatıcı; (k).dili yeterli; (i)., A.B.D. yorgan comfortably (z). rahatça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). deiştirilebilir; hükümetçe deiştirilmesi veya hafifletilmesi caiz (ceza).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). kraliyet surlarının muhafızı veya valisi; polis; jandarma. Chief Constable (ing). bir vilâyetin polis müdürü. special constable geçici polis memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). polise ait; (i). polis teşkilâtı, zabıta kuvveti; jandarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mat). eş değerleri gösteren cetvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeref kazandıran, beğenilir, takdir edilir, övülmeye değer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı çıplak, aşağılık takımından.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). soruşturulması gereken, munakaşa edilebilir; şüpheli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş, latif, nefis, leziz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instruction book. schoolbook. textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philodendron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(phlodentron): Bileşikgillerden geniş yapraklı, her türlü toprakta yetişebilen bir bitkidir. Çiçekleri, yapraklarından önce açar, altın sarısı rengindedir. Hekimlikte çiçekleri ve yaprakları kullanılır. Çiçekleri Nisan’da, yaprakları ise, Haziran ve Temmuz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri yatıştırır ve vücuda kuvvet verir. Astım, nefes darlığı, bronşit ve soğuk algınlığında şikayetleri geçirir. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Nezle ve ciğer iltihabında da kullanılır. Yaraların iyileşmesinde ve çıbanların olgunlaşmasına yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayıplanacak haysiyet kırıcı, şerefe halel getirici. discreditably (z). şerefe halel getirecek şekilde, yakışık almaz bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resmi müessese halinden çıkarmak, kilisenin devletle olan ilişkisini kesmek. disestablishment (i), resmi müessese halinden çıkarma, kilisenin devletle olan ilişkisini kesme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inkâr edilebilir, itiraz kaldırır, tartışılabilir; şüpheli. disputably (z). tartışılabilecek surette, inkâr edilebilecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itibarsız, kötü şöhreti olan, haysiyetsiz, namussuz, rezil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fountain pen. stylograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen. fountain pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fountain pen. fill- up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İki dünya, dünyâ ve Ahıret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayak tabanı düz olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat footed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat-footedness. being ill-omened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yol üzerındekı köprüden geçen demıryolu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companion. handbook. manual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (el. T.; Alem, Ar.). Başkaları, el gün: Elâlem bu işe ne der?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Olağan iş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.B.D. küçük masa, sehpa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. saçaklık, direk üstü tabanı, sütun pervaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. saçaklık, bak. entablature: dört köşeli temelin üzerindeki heykele destek olan taban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tarafsız, bitaraf,adil, insaflı, haktanır; (huk.) adalet ve nısfete uygun; mahkemede müdafaası mümkün. quitableness (i.) insaf, adalet; tarafsızlık. equitably (z.) insafla, adaletle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kurmak, tesis etmek; saptamak, tespit etmek, tayin etmek; yerleştirmek; tanıtmak, kabul ettirmek; (kiliseyi) resmileştirmek. He has established himself in business Ticaret hayatına atıldı. established church hükümet tarafımdan resmen tanınmış olan ki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kurum, muessese mağaza, fabrika; belirli bir amaç ile teşkil edilen heyet; kanunen tesis; hukumetin kiliseyi resmen tanıması; tesisat; iş, evlilik veya hayatta güven verici bir durum. the Establishment (toplu olarak) ileri gelenler, slang kodamanlar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sakınılabilir, kaçınılabilir, bertaraf edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kolay heyecanlanır, kolay telâşa kapılır, tahriki kolay. excitabil'ity, excit'ableness (i.) kolay heyecana kapılma; (fizyol.) uyarılma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circuit-tester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوق الطبيعه] doğa üstü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Altınla işlenmiş kadın baş örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liable to pay customs duty. dutiable. tariff bound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) va purlarda sallantıya karşıl kullanılan ciroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) oturulabilir, ikamete elverişli habitabil'ity, hab'itableness (i.) oturulacak halde olma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حد طبيعی] normal hal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARC-I ALEM) (i. A. F.). Herkesin kullandığı, yaptığı, kullanabileceği yahut yapabileceği. O iş harcıâlem, bana göre değil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج عالم] herkese açık, herkese uygun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hekim direktifine göre hastalara bakmayı meslek edinen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hastabıkıcının işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Odun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حطب] odun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا بخش] hataları affeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oduncu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حطاب] oduncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalıtsal, irsi. hereditabil'ity (i). kalıtsallık, irsi oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). miras yoluyla intikali mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HİTAB) (i. A.). 1. Birine söz söyleme, sözü bir kimseye söyleme, Osm. tevcîh-i kelâm: Bana hitâb ederek söyledi, size hitâb edilmeyen sözü niçin üstünüze alıyorsunuz. 2. Bir topluluğa söylenilen nutuk. 3. (gramer) Fiil ve zamirde ikinci şahıs kullanılması ki, sözü dinleyenden ibarettir. Hitâb-ı izzet = Tanrı tarafından bir adama söz söylenme. Faslılhitâb = Bir kitap veya hutbenin başında besmele ve hamdele ve salavât ile duadan sonra «amma bâde» tâbiriyle mevzua girişme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطاب] konuşma, hitap etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

muhatap alıp konuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nutuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. address. address söylev.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. address. allocution. discourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطابه] konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin yüzüne söyleyerek: Bu sözü bana hitâben söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. as an address.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. speaking to. addressed to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hatiplik, camide hutbe söyleyen hatibin görev ve mesleği: Yeni yapılan camiin hitâbeti kime verildi? 2. Akıcı ve açık şekilde nutuk söyleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhetorical. oratory. declamation. elocution. speaking well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratory. the art of public speaking. declamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطابت] hatiplik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuksever, misafirperver; açık fikirli, yeni fikirleri kabule hazır. hospitably z. misa firperverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Orman veya baltalıktan odun kesme: Köylünün ihtitab hakkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »hutbe» den masdar). Nikâhla İsteme, bir kız veya kadına tilib olma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hudutsuz, sınır tanımayan, sonsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taklit olunabilir, taklit edilmesi mümkün. imitabil'ity i taklit imkâm; taklit yeteneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez, sabit. immutabil'ity i. değişmezlik, sabit oluş. immu'tably z. değişmeden, sabit kalarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isnat edilebilir, başkasına yüklenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyumsuzluk, intibaksızlık, uygun gelmeyiş. inadapt'able s. uyumsuz, intibak edemeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez; değiştirilemez; tebdil veya tahvili mümkün olmayan. incommutabil'ity i. değişmezlik. incommut'ably z. değismez bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hesaba sığmaz, hesap edilmesi imkânsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. malum, bilinen, su götürmez, itiraz kabul etmez, inkar edilemez. incontestably z. itiraz kabul etmez şekilde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söz götürmez, su götürmez, münakaşa götürmez, muhakkak, itiraz kaldırmaz. indisput'ably z. itiraz kaldırmaz derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yılmaz; boyun eğmez, bezmez, inatçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şüphe kaldırmaz, kati, kesin. indubitably z. şüphesiz, muhakkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaçınılamaz, bertaraf edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insafsız, haksız, adalete aykırı. inequitably z. adaletsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaçınılamaz, sakınalamaz, çaresiz, menedilemez. inevitabil'ity, inev'itableness i. kaçınılmazlık. inevitably z. kaçınılamaz surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. miras kalması mümkün olan, irsi, kalıtımla geçebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. misafir kabul etmez, konuk sevmez, misa- fir sevmez; barınak olmayan (yer). inhos- pitably z. soğuk davranarak. inhospitableness i. misafir sevmezlik, soğuk muamele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taklit edilemez, yansılanamaz, aynı yapılamaz, benzetilemez; eşsiz, misli bulunmaz. inimitabil'ity i. taklit edilemez hal. inimitably z. taklit edilemez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlaşılmaz, idrak edilemez, esrarlı. inscrutably z. anlaşılmaz şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dayanıksızlık; kararsızlık, sebatsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabit olmayan, kararsız; dayanıksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tahammül edilemez, çekilmez, dayanılmaz; haksız. insupportably z. dayanılmaz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yenilemez, geçilemez, başa çıkılmaz, üstün gelinemez. insurmountably z. yenilemeyecek derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, serkeş; kolay kontrol edilemeyen, yola getirilemeyen. intractabil'ity, intractableness (i.) kolaylıkla yola getirilememe. intrac'tably (z.) kolayIıkla kontrol edilemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) aksi iddia edilemez, reddedilemez, itiraz kaldırmaz. irrefutably (z.) reddedilmez bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çabuk kızan, alıngan, titiz, sinirli; çabuk heyecanlanan; (tıb.) kolayIıkla tahriş olabilen, hassas. irritabil'ity (i.) alınganlık, titizlik, havadan nem kapma; (tıb.) aşırı hassaslık; sinirlilik, titizlik; (fiz.) uyartılma kabiliyeti. ir'ritably

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan). Ahır. Istabl-ı Amire = Padişah ahırı (galat = has ahır). İstabl-ı Amire müdürü = Osmanlı devrinde mîr-Ahûr. Istabl-Amire piyesi = Kapıcıbaşılıktan yukarı ve emîrülümerâlıktan aşağı mülkiye rütbesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sırma tellerle süslü kalın bir cins ipek kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «kutb» dan masdar) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). (coğrafya) Istiktâb-ı zıyâ = Güneş ışınlarının yedi renge bölündükten sonra bir noktada toplanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Paylama, Ar. tekdir, tâzîr, tevbîh, azarlama, tersleme: Itâb etmek; itâba uğramak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عتاب] azarlama, paylama, çıkışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kudüs, Kudsü şerif, Yeruşalim. Jerusalem artichoke yerelması, bot. Helianthus tuberosus. Jerusalem cherry kiraz yibi meyva veren bir salon yeşilliği. Jerusalem pine Halep çamı, bot. Pinus halepensis. New Jerusalem öbür dünya, cennet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. aklâm). 1. Kamış. 2. Bir çeşit çubuğun, yazı yazmak üzere yontulup açılmışı: Kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Umumiyetle yazı yazan Alet: Demir kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine oymaya mahsus çelikten ucu keskin Alet: Madenci, taşçı, hakkâk kalemi; kalemle hakketmek. 5. Tülbent vesaire üzerine boya ile nakşetmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: Kalem işi; kalemkârî yemeni, yorgan yüzü. 6. Yazı çeşidi, hat: Güzel kalemi vardır; ince kalem; kalın kalem. 7. Nakış, resim: Karakalem = Siyah nakış. 8. Resmî dairelerin yazı işleri (tahrirat) daireleri, kâtiplerin toplanıp yazı yazdıkları oda: Kaleme devam etmek, muhasebe kalemi; aklâm efendiler. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: Ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabanisinin yarığına takılmak üzere, istenen ağacın bir yıllık budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: Ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek hastalığına karşı aşılanacak çocuklara sürülecek aşının saklandığı zıvana: Çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. Defter veya pusulada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: On beş kalem eşya aldık. Kalem açmak = Yontmak. Kendisi çok güzel kalem açar. Aşı kalemi = 1. Ağaca aşılanacak budak parçası. 2. Çocuklara aşılanacak çiçek aşısı hâvî zıvana. Kalem aşısı — Ağaç aşısı çeşitlerinden biri ki, kalem vurmakla olur. Kaleme almak = Yazı yazmak, bir mevzuu yazılı olarak söylemek: Güzel kaleme almış. Ehl-i kalem, erbib-ı kalem = Fikirlerini yazıyla iyi ifade edenler; yazarlar, münşîler. Kalem işi = bk. Kalemkârî. Bir kalemde = Birden, bir defada: Bir kalemde beş yüz lira verdi. Kalemböreği = İnce uzun bir nevi börek. Kalem parmaklı = Uzun ve düzgün parmaklı. Ceffel-kalem (Ar.) = Bir şeyi düşünmeden hemen hüküm vermek: Bu adamın ahlâksızlığına ceffel-kalem hükmetmek doğru değildir. Kalem çekmek = Çizmek, çıkarmak. Kalem kulaklı = Kulakları dikili ve düzgün at. Kalem keski = Sacın kenarını kesmeye mahsus soğuk keski. Kaleme gelmemek — Hiç ehemmiyeti olmamak, bir veçhile dikkat çekmemek: O iş kaleme gelmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen. pencil. item. entry. style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen. pencil. item. entry. style. office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

item. pencil. pen. chisel. gouge. office handling the paperwork for a governmental department. entry. sort. shaft of an arrow. artists'medium. itemization. tool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قلم] kalem. 2.keski. 3.büro.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalem koyacak kutu, kalem mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tülbent üzerine ince fırça ile nakışlar yapıp yazma yapan san’atkâr. 2. Oda duvarlarıyla tavanlarını çeşitli boyalarla süsleyen kimse: Bu tavanları süslemek için mâhir bir kalemkâr lâzım. 3. Gümüş, altın vesair çeşitli madenî eşyaya çelik kalemle nakışlar ve çiçekler, yazılar hâkkeden san’atkâr: Bu kutunun üzerindeki çiçekler dövme olmayıp kalemkâr işidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalem-kâr elinden çıkmış, kalem işi, el ile nakş veya hâkkolunmuş: Kalemkârî yemeni, tavan, kutu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Ar. kalem, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kalem çeken, yazan, yazıcı, kâtip. 2. Çizen, çizip çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kalem, Fars. reften = gitmek). Bir hükümdar veya hükümetin kalemi hüküm sürdüğü yani idaresi altında bulunan yer, ülke: Osmanlı devletinin kalem-revi dâhilinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kalem, Fars. zeden = vurmak). Yazılmış, kaleme alınmış, Ar. muharrer: Yukarıda kelem-zede-i beyân olunduğu üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kalem, Fars. zeden = vurmak). Kalem çalan, yazan, tahrîr eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Hind Denizi’nde bir adanın isminden). 1. Sarı keresteli bir cins sandal ağacı. 2. Sarı taneli bir cins mısır buğdayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kalemle, yazı ile, Ar. tahrtren: Kelemen ifade etmek («tahriren» demek daha iyidir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kalemiyye). Kaleme ve yazıya yahut kâtip sınıfına ait: Merltib-i kalemiyye = Osmanlı devrinde kalemiyye sınıfından olanların mertebeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden kalem ve yazışma masraflarına karşılık ödenen vergi ve ücret: Beş kuruş da kalemiyyesi vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ قلمکاری] nakkaşlık. 2.kalem işi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalemkâr san’atı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalem kutusu, kalem koyacağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil box. pencil case. pen box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil box. pencil case. pen rack. penholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil tray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قلمرو] ülke, diyar, topraklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Daha çok başkasının adına kalem münakaşalarına girişen yazarlar hakkında alay yollu söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kalem, Fars. tırâşîden = yontmak). Kalem yontmaya mahsus kesici Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpener. pencil sharpener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil sharpener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalem yontmaya mahsus uzun saplı Alet yapıp satan san’atkâr: Eskiden kalemtıraşçılarla kâğıt makası yapan makasçılar da, hattatlar gibi hüner sahiplerinden sayılıp en ustalarının biyografileri yazılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) BÜkalemûn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pezevenk. 2. Namussuz, yalancı, şaklaban, şarlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pezevenklik, kurumsaklık. 2. Namussuzluk, yalancılık, şaklabanlık, şarlatanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reed pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kömür kalemiyle yapılan resim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. catabolism.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. catabolisme

biy. yadımlama

Canlı protoplazmayı yapan büyük ve karmaşık yapılı moleküllerin enerji çıkararak yanması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a long. shallow. oval dish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the elite. socialite. upper crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Tabiatı, karakteri ters olan, aksi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Eğri tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کتاب] kitap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), fâşağıda geçen «kitâbet» ile aynı mânâda olduğu halde, Türkçe’de başka mânâ almıştır). 1. Umumî bir binanın kapısı üzerine, mezar taşına ve bu gibi başka yerlere yazılan ve kazdırılan yazı, yazıt: Kitâbesi okunmayacak kadar bozulmuş. Kitâbe-i seng-i mezar = Mezar taşı yazıtı. 2. Top falyesinin çevresinde ve buna benzer yerlerdeki kabartma. 3. Bir kitabın başına yazılan isim ve unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epigraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inscription. tablet. epitaph yazıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epigraph. inscription. marble. superscription. tablet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کتابه] mezar taşı yazısı. 2.yazıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitâbesi olan mezar, Abide vs. 2. Şekiller ve çiçeklerle nakışlı: Kitâbeli tavan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yazma, yazı, yazma san’atı: Kırâat (okuma) ve kitâbet (yazma) herkes için lâzımdır. 2. Kâtiplik, nesir yazmak, kaleme almak işi ve iktidarı: Kitâbet öğrenmek; iyi kitâbetl vardır; kitâbet hocası. 3. Kâtiplik: İdare meclisi kitâbesinde bulunuyor. Meclis başkitâbeti = Başkâtipliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Kitapçı dükkânı, kitap satılan yer, kitaphane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookshop. bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کتابخانه] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kitâbiyye). 1. Kitaba ait, bir kitapda yazılı olan. 2. Kutsal kitaplardan birine tâbî olan. 3. Önemli birinin kitaplarını idareye memur adam, kitapçı, Osm. hâfız-ı kütüb. Kltâbî-İ hazret-i şehriyâri = Padişahın başkitapçısı. Ser-kitâbi = Kitapçıbaşı. 4. Hind ve Şam’ın eski bir cins nakışlı kumaşı: Hind kitâbîsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookish. book learned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİTABİYYAT) (i.). Bibliyografi, bibliyografya, kitap bilgisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağaçların iç kabuğu, kâğıt yapılan öz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copying pencil. carbon / idelible pencil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashtray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ash tray / pan. ash-tray. ash tray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil. lead pencil. black lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. ) (m. kâtib). Kâtipler, yazıcılar, bk. Kâtip.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کتاب] kâtipler, yazıcılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) matemli, keder ifade eden; ağlanacak, ağlatır, acıklı; esef edilecek. lamentably (z.) ağlanacak halde, acınacak halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithmic tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithmic tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مابعدالطبيعه] fizik ötesi, doğa ötesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مابعدالطبيعيه] metafizik, doğa ötesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Tabiat üstü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mehtap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماهتاب] mehtap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .satılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Kapının İki tarafında oturmaya mahsus sed, peyke, divan şiirinde meyhane sırası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصطبه] meyhane. 2.sedir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mehtap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهتاب] mehtap, ay ışığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk şiir ve musikisinde mehtaptan bahseden veya mehtap vesilesiyle yazılıp bestelenmiş eser ki, ekseriya kasîde veya medhiye şeklindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış kelime). Ay aydınlığında oturmaya mahsus üstü açık kameriye.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. metabolizma metabol'ic s. metabolik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Besinlerin vücutta çeşitli değişikliklere uğramasına «metabolizma» denir. Besinlerin vücudumuzda türlü şekillere ayrılıp çözülmesi, bunlardan faydalanmamız, sonunda kalan artıkların dışarıya atılması hep birer metabolizma işidir. İnsanlarda olduğu gibi hayvanlarda, bitkilerde de metabolizma hayatın temelini teşkil eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epitaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den imef.) (mü. muhâtaba). Kendisine söz söylenilen: Kendisi muhâtab olacak adam değildir, (i. A. gramer). Fiil çekiminde ikinci şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den) (c. muhatabât). Birbirine hitab etme, birbirine söz söyleme, mükâleme, konuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kelâm» dan masdar) (c. mükâlemât). 1. Söyleşme, konuşma, iki kişi arasındaki konuşma. 2. Bir dili öğrenmek için iki dil üzere düzenlenmiş konuşma şeklinde temrinler: Fransızca mükâleme. 3. Muahede için iki devlet murahhasları arasında yapılan müzakere: O diplomat mükâlemeye memur oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dil öğrenmek için karşılıklı iki dilden konuşma örnekleri veren kitap: Fransızca Türkçe bir mükâleme-nâme (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «tab’»dan imef.) (mü. muntabîa). 1. Tabiatta olan, yaratılıştan. 2. Basılmış, damgalanmış, matbû. 3. Tab’a uygun, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabh» dan imef. (mü. muntabihe). Tabholunmuş, pişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan if) (mü. muntabıka). 1. Uygun, muvafık, tamamiyle birbirine uyan. 2. (matematik, geometride) Birbiri üzerine konulduğu takdirde tamamiyle uygun gelen ve biri diğerinden fazla veya eksik gelmeyen iki çizgi veya şeklin her biri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منطبق] uygun, uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selm»den masdar). İki kişi veya taraf arasındaki sulh ve barışıklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ebd» dan |f.). Osm. İstib’Ad eden, kul edinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «tayyib» den imef.) (mü. müstetâbe). İyi, güzel, makbûl Alâ: Kitâb-ı müstetâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan masdar) (Arapça terkiplerde: mutâbaka). T. Uygunluk, muvafakat, birbirini tutar halde olma. 2. (gramer) Fiil ile fail veya sıfat ile sıfatlananlar arasında dişilik, erkeklik, sayı vesairece uygunluk: Sıfat ile mevsuf arasında mutabakat şarttır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. agreement. agreement uyuşma. anlaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum of understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaltaklanarak, yaltaklanmakla olan, tabasbusla: Mutabasbısane yanına vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.) (mü mutabassıre). Dikkatle bakan, düşünen, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikkatle bakarak, düşünerek: Mutabassırâne davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabasbus» tan if.) (mü. mutabasbısa). Yaltaklanan, köpek gibi tabasbus eden: Mutabasbıs bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan if.) (mü. mutaabıka). 1. Birbirine uyan, uygun: Hâlimize mutâbık bir ev. Mutabık olmak, gelmek = Uymak. 2. (gramer) Dişilik, erkeklik, sayı vs.’ce birbirine benzer ve uygun olan: Sıfat mevsufa mutâbık olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreeable. concurrent. corresponding. agreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in agreement. agreeable. concordant. concurrent. conformable. consonant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطابق] uyan, uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agree. to consent to sth. to give one's consent to sth. accord. concur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişebilir, değişken; dönek, kararsız. mutability i. değişebilme kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hekim taslağı. Hekimlik taslayan, yalancı doktor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mutatabbib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «tıbk» dan if.) (mü. mutatâbıka). Birbirine uyan, uygun, mutabık: Evrâk-ı mutatâbıka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mutatabbib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «teb» den İf.) (mü. mütetâba). Birbiri ardınca gelen, müteâkıb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birbiri ardınca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muytaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکالمه] konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسالمت کار] barışçıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستبعد] uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Esasında en kolay üretim biçimi kare kesitli kurşun kalemdir ama yazarken elde tutulması pek kolay değildin Yuvarlak kalemlerin elde tutulması kolaydır ama üretimi pahalıdır. Altıgen kesitli kalemler ise orta yoldur. Yuvarlak kesitli kalemler kadar kullanılması kolay ve üretimi daha ucuzdur.

Sekiz yuvarlak kurşunkalem için harcanan ağaçtan, dokuz altıgen kesitli kalem yapılabilir ve üretim safhası bir kademe daha kısadır.

Tabii ki, alıcılar için üretim maliyetlerinin pek önemi yoktur. Altıgen kesitli kurşunkalemlerin öbürlerine göre hala on bir kat daha fazla tercih edilmelerinin sebebi, belki de konulduğu masada yuvarlanıp, aşağıya düşmemeleridir.

Kurşunkalemlerin dışının sarıya boyanarak satışı 1854 yılma dayanır. Ancak 1890 yılma kadar bu rengi kullanmak çok önemsenecek bir faktör değildi.

1890 yılında Avusturya’da L&C Hardtmuth Co. isimli şirket öyle bir kurşun kalem üretti ki, diğer üreticiler de bu kaliteyi yakalamak zorunda kaldılar.

Bu kurşunkaleme meşhur Hindistan elması olan ‘Koh-I-Moor’ adı verilmişti ve altın sarısına boyanmıştı. Ayrıca içindeki siyah renkli kurşun ucuyla birlikte Avusturya-Macaristan imparatorluğunun bayrağını oluşturuyordu.

Bu kurşunkalem o kadar beğenildi ve o kadar başarılı oldu ki, sarı renk kurşunkalemdeki kalitenin bir simgesi olarak kaldı. Diğer kurşunkalem üreticileri de bu başarıdan pay alabilmek için ürünlerini piyasaya sarı renkte sürmeye başladılar. Bugün hala piyasada olan dört kurşunkalemden üçü san renktedir.

Kurşunkalemlerin içinde kesinlikle kurşun yoktur. Ana madde olarak kullanılan grafit 40 değişik malzeme ile karıştırılarak, yüksek sıcaklıkta çok ince çubuklar haline gelene kadar preslenir. Zaten kurşun çok zehirli bir elementtir. Kurşunkalem denilmesinin sebebi 16. yüzyılda grafiti bulan İngiliz bilimcinin onu bir çeşit kurşun elementi sanmasıdır. Ancak 200 yıl sonra grafitin bir çeşit karbon olduğu anlaşıldı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) dikkate değer; belli; tanınmış; hatırlanacak, unutulmaz; i tanınmış kimse, şöhretli kimse; (çoğ.) itibarlılar, ileri gelenler, kodamanlar, ekâbir. notabil'ity (i.) şöhret; şöhretli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Evrenin nuru, alemi aydınlatan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reading book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Zararlı morötesi radyasyonu süzen, ozon içeren üst atmosfer katmanı. CFC türünden kimyasal maddelerin atmosfere bırakılması sonucunda ozon tabakasının zayıfladığı, bunun ise cilt kanserinde artışa neden olacağı hesaplanmaktadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lezzetli, damak lezzeti veren; makbul, hoşa giden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Atılma, sıçrama. 2. Atılmak için alınan hız, birkaç adım geriden koşarak alınan hız: Pertâb almak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. taşınabilir, nakli mümkün, portatif; i. taşınabilir şey, portatif eşya. portabil'ity i. ta şınabilme, nakledilebilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. içilebilir; i., çoğ. meşrubat, içecek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. takdim olunabilir, sunulabilir; düzgün görünüşlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kârlı, kazançlı, faydalı. profitabil'ity i. kazançlılık, fayda. profitably z. kazançla, menfaatle, karlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aktarma yolu ile söylenebilir, aktarılabilir. quotabil'ity i. aktarmaya uygun olma. quotably z. aktarılacak surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. rentabilité

ekon. verimlilik

Yatırılmış sermayenin, bir kuruluşun veya bir yatırımın gelir sağlayabilme olanağı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profitability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rentability. profitability. profit-earning capacity. remunerativeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (İng.) vergilendirilebilir; nispi; kıymet biçilir. ratably (z.) kıymete göre; kıymeti nispetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç, heybetli; (gen.) alay yiğit, cesur; hürmete lâyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itibara lâyık, muhterem, saygıdeğer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hürmete lâyık olma, itibar, saygınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hürmete lâyık; namuslu; hatırı sayılır, epeyce, hayli; ahlâk veya davranışları iyi; dış görünüşü iyi. spectably z. hürmete lâyık şekilde, namusu ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karşl taraf; karşı tarafa dönüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rıhtım veya gemi işçisi; ufak tefek işlerle geçinen adam, yanaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit şalgam, bot. Brassica napobrassica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Rüya

Rüya tabiri, rüya türlerinden yalnızca “amaçlı rüyalar” ya da diğer adıyla “haberci rüyalar” grubuna giren, bir mesaj taşıyan rüyalardaki sembolizmi çözme çalışmasına verilen addır. Metapsişik araştırmalar ve rüya laboratuvarlarında sürdürülen araştırmalar, rüyaların bir kısmının psikofizyolojik nedenlerden kaynaklandığını ortaya koymuştur ki, “alelade rüyalar” da denilen bu rüyalar hiçbir mesaj taşımadıklarından yorumlanmayı da gerektirmez. Dolayısıyla, metapsişik araştırmacılara göre, rüyasındaki sembolizmi çözmek isteyen kişinin öncelikle o rüyasının haberci (amaçlı) bir rüya mı olduğunu, yoksa psikofizyolojik kaynaklı bir rüya mı olduğunu çözmesi gerekmektedir. Bu da her iki rüya grubunun arasındaki temel farklar hakkında bilgilenmekle ve deneyimle olanaklıdır. Büyük Rüya Tabirleri sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır.

Rüya by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cornea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, tâften = parlamak). Ateşböceği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبتاب] ateş böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Erkek İsmi) - Evrenin hükümdarı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serving dish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سوق طبيعی] içgüdü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SEVK-I TABİİ) (i. F.). bk Sevk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigarette case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashtray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acele, sür’at, çabukluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Acele eden, atılan, koşan, çabuk olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شتابان] koşan, seğirten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

koşmak, seğirtmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bed, -bing) i. sivri bir aletle yaralamak; bıçak veya hançer saplamak, bıçaklamak, hançerlemek; içine girmek; delmek; i. süngüleme; süngü yarası; söz ile yaralama, kalbini kırma. stab in the back arkadan vurmak. make a stab at teşebbüste bulun

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stable

1. dayanıklı, sağlam, 2. dengeli, 3. düz, 4. oturmuş, 5. kararlı, değişmez

1. Dayanabilen. 2. Dengesi olan. 3. Kıvrımlı olmayan, doğru. 4. Yerleşik, yerleşmiş, güçlenmiş. 5. Kararında direnen, kararını değiştirmeyen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resilient , robust , sturdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sabit, durağan; dengeli; tıb.. sıcaklığa dayanır; i. modern heykeltıraşlıkta sabit eser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. olduğu yerde sağlam durma; muhkem olma; salamlık; katılık; karar, sebat, temkin; mak. muvazene, denge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stabilisation

ekon. istikrar

Ödemeler dengesinde, istihdamda düzen.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sabit kılma veya olma, saptama, tespit etme; istikrar; hav. dengesini sağlama; mak. dengeleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stabilisateur

dengeleyici

Otomobillerde eğikliği veya yaylanma genliğini azaltmak için şasi ve tekerleklere yerleştirilen düzen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stabilisé

istikrarlı

Tutum ve davranışlarında uyum olan (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make stable and keep from fluctuating or put into an equilibrium; 'The drug stabilized her blood pressure'; 'stabilize prices' become stable or more stable; 'The economy stabilized'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

or stabilizing means the placing of any bid, or the effecting of any purchase, for the purpose of pegging, fixing, or maintaining the price of a security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Condition to top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To become stable or steady. make stable and keep from fluctuating or put into an equilibrium; 'The drug stabilized her blood pressure'; 'stabilize prices'. support or hold steady and make steadfast, with or as if with a brace; 'brace your elbows while wor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. saptamak, tespit etmek, muhkem hale getirmek; istikrar kazandırmak; hav. dengesini sağlamak; mak. dengelemek. stabilizer i. stabilizatör, denge sağlayan kimse veya şey; hav. uçağın dengesini sağlayan cihaz; dengeleyici, pekiştirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravel road. macadam road.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ahır; özel bir ahırın atları ve uşakları; A.B.D. çalışma grubu, ekip; f. ahıra bağlamak ahırda oturmak veya yatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabit, bozulmaz, kararlı, kımıldanmaz, sarsılmaz, devrilmez, yıkılmaz; baki, daimi, ölümsüz, zeval bulmaz; azimli, sebatlı. stable equilibrium sabit dengeli olma, muvazene. stableness i. sabitlik, sarsılmazlık. stably z. sabit olarak, bir karar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seyis yamağı, ahırda hizmet eden uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ahır ve ahır malzemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. satranç oyununda şahın kiş denmemiş fakat nereye oynarsa kiş denecek vaziyette olması, pata; iki taraftan her biri kımıldanamaz halde olma; faaliyetsizlik; f. satrançta şah demeden hareket edemez hale getirmek; kımıldanamaz hale koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kanuna göre ceza verilebilir; kanunda yeri olan, kanuna uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun, münasip, yerinde . suitabil'ity, suitableness i. uygunluk. suitably z. uygun bir şekilde, yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekilir, tahammül edilebilir; ispat edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mühür ve damga vesaire basma. 2. Basılmış gibi olan yaratılış, tabiat, hilkat. 3. Dökme harfler ve başka usullerle kitap ve saire basma. Bit-tabî — Tabiatıyle, tabiî olarak, Ar. tab’an.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat teşkiline girer). 1. Tâkat, kuvvet, mecal. Tâb-iver = Kudreti yeten, muktedir. 2. Parıltı, ışık. 3. Tarâvet, tazelik: Parlayan veya parlatan. Alemtâb = Alemi aydınlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The flap or latchet of a shoe fastened with a string or a buckle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Tag, 2.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loop for pulling or lifting something.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A border of lace or other material, worn on the inner front edge of ladies' bonnets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loose pendent part of a lady's garment; esp., one of a series of pendent squares forming an edge or border. a short strip of material attached to or projecting from something in order to facilitate opening or identifying or handling it; 'pull the tab to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The character generated by hitting the TAB key on the keyboard It usually expands to up to eight spaces upon output.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A section of a window which acts like the tabs on file folders Clicking on a tab label bring that portion of the dialog to the front so you can see it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Weather exposure surface of a shingle between the cutouts French Tabbing Method of applying high strength adhesives to shingles for wind resistance French Trimmers A beam that receives the end of a header French Truss A combination of members such as beam

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tab is the key you press to move the insertion point to the next indicated tab stop Word automatically sets tabs every half inch. A masking leg that is mounted at right angles to the front of the stage See 'Portal '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The exposed portion of strip shingles defined by cutouts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tape Automated Bonding refers to the method used to package the chip, hence the vernacular for the chip assembly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for tabloid Refers to any newspaper or section folded to that size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of metal, usually containing the date, used to revalidate a license plate It is usually bolted over a corner, covering the existing date A date strip is an elongated tab, often containing the place name along with the date. a section of a window w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is when a woman chooses to terminate the pregnancy Teratogen - A teratogen is any environmental agent, be it a drug, chemical, infection or pollutant which harms a developing embryo or fetus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tape Automatic Bonding The process where silicon chips are joined to patterned metal traces on polymer tape to form inner leads bonds and subsequently the leads are attached to the next level of the assembly, typically a substrate or board, to form outer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of an asphalt shingle that is outlined by the cutouts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A litho item of one piece metal, similar to an upside-down 'T', worn with the top folded down to reveal the name or names of your candidate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A character used to align lines and columns on the screen or page. portion of strip shingles defined by cut outs or slots so when installed, material appears to be individually applied. a section of a window which acts like the tabs on file folders Clicki

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Constant associated with the key code value for the Tab key.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A designation in a program document or Web page similar to the ridge-like projection that divides and identifies sections in a notebook or planner Like the physical tab in a notebook, the onscreen tab in a program application or Web page usually isolates

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tab is a control character In standard use, it causes the text to begin at a predetermined tab stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A key on the keyboard By pressing tab key, a character to be typed, skips some spaces and starts from a fixed position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exposed portion of an asphalt shingle between the cutouts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small flag attached to the front edge of a sheet of the text block used for locating and lifting a section. A tag on a skid of printed sheets as a marker for a given number of sheets Skids are tabbed when the binding is of more than one kind and not all s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تاب] güç. 2.sıcaklık. 3.parlaklık. 4.kıvrım. 5.eğen, büken. 6.aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبع] huy. 2.basım, baskı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. brit, askı, elbisede bağlanacak uç; klapa; kayış, şerit, kaytan; kundura bağı ucundaki madeni parça; etiket, yafta; ufak çıkıntı; hav. kanatçık panjuru; kdili hesap; f işaret etmek ear tabs şapka kulaklıkları keep tab, keep tabs on takip etmek,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, ışıklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, ışıklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust. brick-red. tobacco-coloured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir). Tabiplik, hekimlik, doktorluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبابت] doktorluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طباخت] aşçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. etbaak). 1. Yemek vesaire koymaya mahsus az derin ve yayvanca kap. 2. İnce yufka, ince kat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «debbâğ» dan). Derileri sepileyip meşin, sahtiyen ve kösele vesaire yapan işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plate. dish. serving. course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

course. dish. plate. tanner sepici. tanner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plate. saucer. dish. course. ovenware. platform. tanner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tobacco.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبق] tabak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. debbâğ-hâne). Derileri sepileyip meşin vesaire yapılan fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tabakaat). 1. Sıra, birbiri üstüne konan sıraların herbiri, kat, yufka. Tabakaatü’l-arz = Jeoloji. 2. Sınıf, zümre, derece. Tabakaatü’f-şuarl = ŞAir sınıfları, şâir biyografileri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tütün ve sigara kutusu. 2. İnce kat, levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

layer. ply. stratum. lamina. coating. coat. sheet. bed. cigarette case. collection. covering. order. rank. sphere. stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

class. coat. coating. crust. layer. order. plate. rank. seam. sheet. sphere. stratum. sheet. category. coat. tobacco box. cigarette box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bed. coat. layer. stratum. sheet. category. group or class. film. case. sheeting. coating. lamination. leaf. lamina. ledge. tier. plate. tobacco case. formation. band. course. fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبقه] kat. 2.katman. 3.sınıf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. tabaka). Tabakalar, (bk.) Tabaka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبقات] katlar. 2.katmanlar. 3.sınıflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبقة الارض] jeoloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük tabak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanyard. tannery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tannery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبق خانه] derilerin sepilendiği yer, tabakhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanning. tan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derileri sepilemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tabak koymaya yarayan raf. 2. Tabak kurutmaya yarayan mutfak Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dresser. tanning sepi. sepicilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı «yassı» demektir). 1. Ayağın altı: Çok yürümekten tabanlarım ağrıyor. 2. Kunduranın altını teşkil eden kösele: Bu ayakkabının tabanı sağlam. 3. mec. Dayanma, sebat, direnme, mukavemet: Sizde hiç taban yok mu? 4. Kılıç vesaire namlusu olan iyi demir: Hind, Horasan tabanı (Bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır: Taban kılıç). 5. Tarla veya dağın yassı ve düz sırt şeklinde olanı (Bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır: Taban tarla, yer). 6. Herşeyin altına ufkî durumda konan kereste vs., daire: Kiriş tabanı, taban ağacı. 7. Tarlanın toprağını bastırmak için yuvarlanan ağır silindir. 8. Bir nehrin derin olan orta yeri. Taban atmak = Uzunca bir yolu yaya yürümek. Taban inciri = Yassı kuru incir. Ok tabanı = Dam çatısının makas bağı. Taban çekmek = Durmayıp gitmek. Devetabanı = 1. Açık adım. 2. Bir cins bitki. Düztaban = mec. Uğursuz. Taban suyu = Kuvvetli, bol ve sağlam su. Taban tabana = Tamamiyle zıt, büsbütün uyuşmaz şey. Daltaban = Baldırıçıplak takımı. Tabana kuvvet = Hızla yürüyerek kaçmak. Tabanı kaldırmak = Kaçmak, firar etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, ışıklı. Mâh-i tlbln = Parlak ay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedrock. sole. girder. base. basement. floor. fundament. sill. substratum. substructure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. bed. floor. sole. underside. sole. heel. subsoil. plateau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. cushion. sole. floor. pedestal. foundation. bed. floor. lower limit or base. base. base plane. base line. steel of good quality. bottom. basal. bedding. footing. fundament. underlying. underwork. groundwork. platform. inner botto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابان] parlak, aydınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floor price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Minimum Price)

Hisse senetlerinin bir seans içinde işlem görebileceği en düşük fiyattır. Her hisse senedi için fiyat ve fiyat adımı gözönüne alınarak ayrı olarak hesaplanır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Türkçe «taban» ile Farsça «keşîden» masdarından mürekkep yanlış tâbir). Yaya yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Portatif, küçük ateşli silâh. 2. Boya püskürtmede kullanılan tabanca biçiminde Alet. Tabanca boyası = Tabanca İle vurulmuş boya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistol. gun. revolver. colt. equalizer. gat. heater. persuader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gun. pistol. revolver. rod. paint gun. spray gun. sprayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gun. pistol. revolver. spray gun. handgun. shooting iron. pea- shooter. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paint designed to be used in a spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebatlı, metanetli, cesur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a sole or base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ground sill. sole plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Sebat ve metaneti olmayan, sebatsız, korkak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebatsızlık, metanetsizlik, cesaretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. argo) «Yayan gitmek» mânâsına kullanılan «tabanvayla gitmek» tâbirinde geçer, tramvaya benzetilerek yapılmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geniş kollu veya kolsuz kısa palto; eskiden şövalyelerin zırh üzerine giydikleri armalı cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satenden çizgileri olan mobilyalık ipekli bir kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basbasa» dan) (c. Tabasbusât). Alçakça yalvarma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبصبص] yardakçılık, yaltaklanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yaltaklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tic. mark. Arnavut biberi çok bir çeşit salça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan). Dikkatle bakıp derinliğine varma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تاب آور] dayanıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tabîat). Tabiatlar. (bk.) Tabiat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبایع] tabiatler, huylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabh» dan if.). Yemek pişiren adam, aşçı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طباخ] aşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبال] davulcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. sokak kedisi, ev kedisi, tekir kedi; k.dili. dedikoducu kocamış kız; bir çeşit tafta; s. benekli, çizgili; tekir; f. ipekli kumaşa benekli veya çizgili şekil vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) -Işıklı, parlak.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تابدار] kıvrım kıvrım, kıvrık. 2.parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. «tayyib» den). Geçmiş zamanın 3. teklik müz. olup aşağıdaki duâ tâbirinde kullanılır: Tâbe serîh = Topreğı temiz olsun!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابه] tava.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Asker ve okulların tayinatları miktarını gösteren cedvel. 2. tfastehanelerde hastanın günlük durumunu gösteren levha. 3. Dükkân ve benzeri yerlere asılan ve ne işle uğraştığını gösteren levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facia. signboard. sign. name plate. plaque. plaquette. shingle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaque. sign. signboard. list of food. card of treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signboard. sign. door plate. name plate. outdoor sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlayan, ışık yayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابنده] parlak, ışık veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlayan, ışık veren

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. tabor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük İslâm tarihçilerinden biri.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çadır, hayme; mesken; taşınabilen tapınak; tapmak; den. indirilen direğin Iskaçası; f. barınmak, barındırmak. tabernac'ular s. çadıra benzer. Feast of the Tabernacles kamış bayramı, gül bayramı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. müzmin hastalıklarda gittikçe zayıflama; frenginin son safhasında vücut hareketlerindeki intizamsızlık tabes dorsalis omuriliğin zayıflaması. tabetic bu hastalığa ilişkin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solan eriyip zayıflayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Pişirme, kaynatma, yemek pişirme: Bu yemeğin tabhı usûlünü bilmiyorum. 2. İlâç kaynatma, ateşte ilâcın hazırlanması. 3. Tuğla, kiremit ve çini gibi şeylerin fırınlarda pişirilmesi, yakılması: Porselenin tabhı zordur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبخ] pişirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبع خانه] basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tabhiyye). Pişirmeye ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeyin pişirilmesi için fırın vesaireye verilen ücret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tab’» den if.) (mü. tâbia). Basan, tab’eden, matbaacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «teb.den lf.) (mü. tâbie) (c. tebaa, tevâbî, tâbiîn). 1. Birinin arkası sıra giden. 2. İtaat eden, birine bağlı olan: Bavyere kıratlığı, Almanya imparatorluğuna tâbî idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subject to. subject. dependent. dependant. adjective. subordinate. linked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly. subject. sure. surely. dependent. servant. subordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sock with a separation for the big toe; worn with thong sandals by the Japanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancillary. subject to. dependent on. contingent on. bound by. national. citizen. subject. vassal state. appurtenant. consequent. incident. subordinate. subordinated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

White sock-like garments worm by monks, nuns, and other seniors for gakki and other special services.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Split toed socks worn by senior instructors. a toed sock. a sock with a separation for the big toe; worn with thong sandals by the Japanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تابع] uyan, tabi olan. 2.boyun eğen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طابع] kitap basan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involve. subjugate. to be subordinated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİAT) (i. A.) (c. tabâyî). 1. Kâinat: Tabiatın sırlarını anlamaya çalışmak. 2. Kâinat düzeni: Tabiatın icabı 3. 3. Yaradılış, hilkat, karakter, mizaç, cevher: İnsanın tabiatı iyi, kötü olmak. 4. Huy, Adet: Çabuk yürümek tabiatıdır. 5. Merak, zevk, incelik: O adamda tabiat yoktur. Hüsn-i tabîat = Osm. zevk-i selîm. Tabiat etmek, edinmek = Alışmak, Adet etmek. Tabiat sahibi, ehl-i tabîat = Anlayış, incelik sahibi. Tabiatiyie = Kendiliğinden, zaten (Ar. terkiplerde «tabîa» şeklinde geçer): MSverl’ö’t-tabîa, mâfevku’t-tabîa = Tabiat ötesi. Ar. M£taphysique.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nature. character. pan. kidney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nature. temper. temperament. character. disposition. habit. natural quality. caharacter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habit. nature. the natural world. natural character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبيعت] doğa. 2.huy, yaratılış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural history.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural history.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naturally. by its very nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zevk sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güzeli çirkinden ayıramıyan, zevksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. ill-tempered. sb who lacks good taste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill-temperedness. lack of good taste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernatural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİB) (i. A. «tıbb» dan) (mü. tabibe) (c. etibbâ). Hekim, tıp doktoru. Ser-tabib, ser-etibbâ = Başhekim, eskiden: hekimbaşı. Tabîb-i seyyar = Eskiden köyden köye gezip hastalara bakan hekim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيب] doktor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tabipler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبيبان] doktorlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tâbiha) (tabh’dan if.). 1. Pişiren, yemek pişiren, aşçı («Tabbâh» daha çok kullanılır.) 2. (tıb) Yakıcı, ateş getiren, yakan. Ar. muhrik Hummiy-ı tâbih = Ateşli sıtma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİİ) (i. A.) (mü. tabîİyye). Tabiata ait. Târîh-i tabî! = Zooloji, botanik, mineroloji ve jeoloji. Hikmet-i tabîİyye — Kimya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rather. sure. natural doğal. naturally. of course. certainly!. of course!. definitely. be my guest!. natural. normal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural. unaffected. customary. habitual. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبيعی] doğal. 2.doğal olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jus naturale. natural law. law of nature. the law of nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Peygamberimiz’in ashâbından biriyle görüşebilen kimse: Tâbiîn-i klrâmdandır. Teba-I tâbiîn = TAbiİnden biriyle görüşebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uyrukluk, tâbî olma, bağlı olma, bağımlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship. dependance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Fizik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيعيات] doğa bilimleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tabiat bilgisi, bioloji. 2. Natüralizm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تابعيت] uyruk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c ). Tabiî ilimlerle uğraşan bilginler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيعيون] natüralistler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. table d’hôte

seçmesiz yemek

Lokanta ve otellerde belirli bir para karşılığında verilen birkaç kap yemek.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physician. doctor. physician hekim. doktor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctor. physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a medical doctor. office of a government doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİR) (i. A. «ubûr» dan) (c. tâbîrât). 1. ifade, beyan: Bunu nasıl tâbir ederler? 2. Bir mânâ ifade eden söz, cümle, terkip, fıkra: Güzel bir tâbir kullandı. 3. Istılah, terim: Tâbîrât-ı fenniyye. 4. Düş yorma, rüya tefsiri: Rüyayı tâbir ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. phrase. word. locution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

word. expression. phrase. idiom. interpretation. oneiromancy. term. interpretation of a dream or vision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. idiom. term. interpretation. locution. parlance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعبير] yorumlama. 2.terim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rüya tâbirlerine dair kitap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعبيرات] yorumlar. 2.terimler. 3.deyişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rüya tâbir eden, Ar. muabbir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Parlama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابش] parlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaz, Ar. sayf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابستان] yaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابستانی] yazlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. askerlik). Askeri yerli yerine koyup hazırlama, tertip etme, taktik («tabya» bu kelimeden galattır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yerli yerine koyup hazırlama, düzenleme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tabur’un aslıdır ki, eski Türkçe’de dört yandan dizilip istihkâm şeklini almış ve araları zencirle bağlanmış arabalardır, (bk.) Tabur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Davul. 2. (anatomi) Kulakta sesi aksettiren zar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبل] davul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tabi = davul, Fars. bâhten = oynamak). Davul çalan, davulcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.) (musiki). Türk askerî mızıkası, mehter-hâne, mehter takımı ve teşkilâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tabi = davul, Fars. zeden = vurmak). Davul çalan, davul vuran, davulcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça’dan alınma). 1. Tepsi şeklinde tahta veya madenden levha ki, satıcılar, sattıkları ufak tefek şeyleri onun içine koyup başlarında veya ellerinde gezdirirler: Simitçi, kestaneci tablası. 2. Bir sofra yemeklerini içine alan sahanları koyup bez ve örtü ile sardıktan sonra başta taşınan tahtadan daire şeklinde sini: Yemek tablası. 3. Bir tablaya konan ve birden götürülen yemeklerin miktarı: O aşçı günde beş tabla yemek çıkarıyor. 4. Mangal ve ona benzer şeylerin altına konan sini gibi daire şeklinde şey: Mangal tablası. 5. Sigara külünü dökmeye mahsus küçük tabak: Sigare, çubuk tablası. 6. Terazi gözü ve ona benzer şey: Terazi tablası. 7. Bazı şeylerin üstündeki düz yer: Direk tablası, çadır tablası. 8. Pafta, kurs. 9. (denizcilik) Makaranın yan yüzü. 10. Fesin tepesi. Tablalı fes = Tepesi geniş olan fes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tray. table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tray. circular tray. ashtray. flat surface. ash tray. flat disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platform. circular wooden tray. ashtray. disclike object. metal pan under a stove. pan. plate. disc. panel. table. disk. pane. copying. trestle. board. scuttle. pallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of two small tuned drums used in North Indian music The left hand plays the larger of the two drums, the 'Bayan', which has a lower pitch After striking the drum with the tips of the fingers, the note is 'bent' up by pressing down with the heel of t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pair of hand drums used in Indian music, that are tuned to the main tones of the Raga A virtuoso performer can draw a seemingly limitless variety of timbre and pitch from the tabla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tabla are a pair of drums used in North Indian music The sitting player strikes the conical right-hand drum and the kettle shaped left-hand drum with his fingers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Eskiden büyük dairelerde yemek tablalarını kaldırıp yerlerine götüren ve boş kapları veren hizmetkâr: Mutfak tablakârları. 2. Mağazalardan ufak tefek eşya alıp tabla ile gezdirerek sokaklarda satan satıcı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., güz. san. resim; müz. tablatura; anat. kafatası kemik tabakalarından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lokanta ve otellerde belirli bir para karşılığında verilen belirli çeşitlerden ibaret bir öğün yemek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. masa; sofra, sofraya konan yemek; sofraya oturanların hepsi; düz tepe; özet, hulâsa; tablo, cetvel, çizelge; tablet, yazılı taş; f. masaya koymak; tehir etmek; nad listeye geçirmek; ing (tasarıyı) müzakereye sunmak. table linen sofra örtüsü il

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ((çoğ.) s, leaux) resim. tableau vivant tablo, canlı tablo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofra bezi, sofra örtüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. tabldot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. plato, yayla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. servis kaşığı; yemek kaşığı, çorba kaşığı; yarım (ounce'lık) miktar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Yassı, tekerlek biçimli şey: İlâç tableti 2. Arkeolojik kazılarla meydana çıkarılan pişmiş çamurdan yapılmış yazılı vesikalara verilen isim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablet. tabloid. table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small table or flat surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flat piece of any material on which to write, paint, draw, or engrave; also, such a piece containing an inscription or a picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, a small picture; a miniature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of pocket memorandum book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flattish cake or piece; as, tablets of arsenic were formerly worn as a preservative against the plague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid kind of electuary or confection, commonly made of dry ingredients with sugar, and usually formed into little flat squares; called also lozenge, and troche, especially when of a round or rounded form. a small flat compressed cake of some substance;

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablet. table. tabloid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a slab of stone or wood suitable for bearing an inscription. a number of sheets of paper fastened together along one edge. a small flat compressed cake of some substance; 'a tablet of soap'. a dose of medicine in the form of a small pellet. A hardware dev

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Logical concept that represents the digitizer device in the Tablet PC platform APIs Holds the permanent properties that describe a digitizer attached to the system, such as hardware capabilities and property metrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small digitizer used for interactive work on a graphics workstation Tape drive A device for reading and writing computer files on magnetic tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small digitizer used for interactive work on a graphics workstation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An input device that uses a stylus or specialized mouse to write or draw on the tablet surface to communicate with the computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device serving the same purpose as a staff but being in the shape of a flat disc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A magnetically based drawing pad which senses the location of a puck The puck is used to manually enter points into a data set This method of data entry is the most typical, and though more accurate than on-screen digitizing, it is less accurate than the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small table. 1 A stone or metal plate or bounded surface to carry words, letters, emblems, or carvings 2 A coping stone set flat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yazı kâğıdı destesi, bloknot; tablet, levha, kitabe, yazıt; yassı hap, tablet, komprime, sıkıt; parça, kalıp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofra takımı (çatal, bıçak, kaşık) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (İng.) maden suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. Fr.). 1. Çerçevelenmiş resim. 2. mec. Manzara. 3. Birbiriyle olan alâkalarına göre düzenlenerek yazılmış şeylerin bütünü 4. Tiyatro oyunlarında, bir perdenin, değişik dekorla takdim edilen kısmı veya kısımları

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting. picture. tableau. chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting. picture. scene. table. view. schedule. tableau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting. picture. table. tableau. view. panorama. panel. switchboard. panelboard. dashboard. slab. instrument board. chart. tablature. form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. tabloid

küçük gazete

Siyasi ve sosyal meseleleri tek bir haberle veren bir tür gazete.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ufak resimli gazete: b.h. yassı hap, tablet; s. sıkıştırılmış; az ve öz; duygusal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبل زن] davulcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابناک] parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlak.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. tabu olan şey; s. tabu, yasak, dokunulmaz, memnu; f. yasaketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dümbelek; zilli tef; f. dümbelek çalmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak dümbelek; arkasız iskemle, tabure; elişi için kasnak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dümbelek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan). İnsanın anlayışını arttıran kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. sosyoloji) (Polinezya dilinden). Var olduğu sanılan mukaddes hususiyetlerinden dolayı dokunulamayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo. tabu. taboo. tabu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Taboo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a prejudice that prohibits the use or mention of something because of its sacred nature. an inhibition or ban resulting from social custom or emotional aversion. forbidden to profane use especially in South Pacific islands. excluded from use or mention; '

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo , tapu , taboo , tabu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. taboo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. masa şeklindeki, masa gibi düz; cetvel şeklindeki; cetvele göre hesap olunmuş. tabularly z. masa şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. üzerine hiç yazı yazılmamış levha; yeni doğan çocuğun hiç bir eser taşımayan beyni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tabooed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. cetvel haline koymak; s. üstü düz; tabaka halindeki. tabula'tion i. cetvel haline koyma. tabulator i. cetvel haline koyan kimse veya alet: cetvelleyici, tabulatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAVULGA) (i.). Kırmızı özlü sert bir ağaçtır ki, sopa yapmakta ve kökü tıpta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: TâPGUR) (i.). 1. Birbirine arkasını vermiş dört diziden mürekkep kare şeklinde asker veya top birliği. Her taraftan düşmana karşı koyup bir istihkâm teşkil eder: Tabur olmak. 2. Bölük’le alay arasındaki birlik ki, binbaşının kumandası altında bulunur: Bir tabur asker, onuncu alayın ikinci taburu. Tabur ağası = Zaptiye binbaşısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion. troop. line. row. file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion. line. row. file. troop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şifa bularak hastahaneden çıkmış veya çıkması kararlaştırılmış kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharged from a hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharged / dismissed from a hospital. released from jail. person who has been discharged from a hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Arkalıksız iskemle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool. footstool. taboret. tabouret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool. footstool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABÜT) (i. A ). 1. Ölü nakline mahsus sandık (tabutun içindeki Ölüye «naaş» denir). 2. Hazret-i MÜsâ’ya inen Avâmir-i Aşere’nin konduğu sandık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bier. casket. coffin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffin. bier. burial case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تابوت] tabut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «tlbiye» den), istihkâm parçası, metris, top yeri: Toprak tabya, ay tabya, yarım tabya, ok tabya vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastion. redoubt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protected emplacement. bastion. citadel. fort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tab’ = basma, Fars. hâne = ev). Kitap matbaası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiî olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiatiyie, tabiî olarak, kendiliğinden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبعا] doğal olarak, tabiatıyla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبعانيه] natüralizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Basmak, (bk.) Tab\

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahtakurusu

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wooden balcony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahtapûş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbb» dan masdar). Hekimlik, doktorluk etme, tabâbetle meşgul olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «basar» dan). İnsanın gözünü açacak durum, ibret.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tek sebebi var, vakum yani boşluk. Bir termosta iç içe geçmiş iki kap vardır. Dıştaki metal bir kap olup içteki genellikle bir cam şişedir. İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır. Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.

Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de olmadığından ısı iletilemez. Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır. İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz. Termosun içine kahve konulursa ısısı dışarı kaçamayacağı için kahve sıcak kalır, soğuk su koyarsanız dışarıdan içeriye ısı giremeyeceği için su ısınmaz, soğukluğunu muhafaza eder.

Vakumlu yani havasız ortamın izolasyon özelliği, 1643 yılından, Toricelli’nin bugünkü termometrelerin atası olan civalı barometreyi icadından beri biliniyordu. Ne var ki yaratılan vakumu muhafaza edebilecek, aynı zamanda da ısıyı iletmeyecek lastik türü malzemelerden o zamanlar kimsenin haberi yoktu.

Termos başlangıçta kahve veya soğuk suyun sıcaklığını muhafaza etmek için değil, bir laboratuar aleti olarak sıvı ve gazları muhafaza etmek amacı ile tasarlandı. İngiliz fizikçi Sir James Dewar, 1890’lı yıllardaki bu buluşunun patentini hiç bir zaman almadı ve bilimsel kuruluşlara bağışladı.

Dewar’ın Alman asistanı Reinhold Burger bu cihazdaki ticari geleceği iyi gördü ve 1903’de Almanya’da patentini aldı. Hatta ismi için ödüllü bir yarışma dahi açtı. Kazanan isim Yunanca ‘ısı’ anlamına gelen ‘Thermos’ oldu. Bu isim 1970 yılına kadar ticari bir marka olarak kaldı. Sonraları bu tip cihazların genel ismi olarak herkes tarafından kullanılması kabul edildi.

Termosun daha çok tanınmasını ve evlerde yaygın olarak kullanılmasını sağlayanlar kuzey ve güney kutbuna giden kaşifler, Everest’in tepesine çıkan dağcılar ve zeplin yolcuları oldu. Dünyanın bir ucuna giderken bile kahveyi sıcak tutabilen termosa karşı insanların güven duyguları arttı. Termos piknik çantasında unutulmaması gerekenlerin içinde en baştaki yerini aldı.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «teba’»dan). Fasılasız birbiri ardından gelme, Ar teâkub.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan). Birbirine uygun gelme, uyma, mutabık olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تطابق] uyma, uygun düşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uymak, uygun düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tren veya vapur tarifesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Örneğin içindekiler tablosu, tüm numaralar, tüm isimler, çalma süresi, tarihi, veri konumu vsç gibi bilgiler. MiniDisc üzerine yeni bir kayıt yapıldığında, bununla ilgili yeni bilgiler güncellenir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söz dinler, yumuşak başlı, uysal; kolay işlenir, şekle girer. tractabil'ity, tractableness i. yumuşaklık, uysallık. tractably z. uysallıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.cismen değişirilmesi mümkün transmutability i. değişme kabiliyeti, cismen degiştirilme imkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballpoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballpoint. biro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen. ball-point pen. ball point pen. ball point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşları ile hayvan kemiklerinin üstüne resim kazırlardı. Türkçeye Arapçadan geçen kalem sözcüğünün kaynağı ‘kamış’ anlamına gelen eski Yunanca ‘kalamos’ sözcüğüdür.

Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerinde saz ve bambu gibi bitkilerin içi boş saplarından yapılmış kamış kalemler kullanılırken, Ortaçağda kağıdın üretimi ile beraber, kaz, kuğu, karga gibi kuşların kanatlarındaki tüylerin mürekkebe daldırılması şeklinde kullanılan tüy kalemler yaygınlaştı.

Mürekkepli metal kalemler aslında ta Romalılar devrinden beri biliniyordu ama John Mitchell adlı bir İngiliz 1822’de ilk kez makine yapımı çelik ucu imal etti. Dolmakalemler ise sertleştirilmiş yapay kauçuğun elde edilmesinden sonra yapılabildi.

Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin son yılların bir buluşu olduğu sanılır. Halbuki bu kalemin ilk modeli 1880 yıllarında ortaya çıkmış ama pek rağbet görmemiş, seri üretimine geçilememiştir.

Alakasız gibi gözükse de tükenmez kalemin tekrar gündeme gelmesinde uçakların gelişmesinin etkisi olmuştur. Uçaklar 2-3 bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalemin haznesinde atmosferik basınç altında doldurulan mürekkep dışarıdaki basınç düşük olunca kendiliğinden akıp yazıları da, giysileri de berbat ediyordu.

İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikan Hava Kuvvetleri uçuş personeli için havada kullanabilecekleri, mürekkep akıtmayacak bir kaleme ihtiyaç duydu. Bilye uçlu kalem aranan bu özelliklece sahipti. Başlangıçta sadece havacılar tarafından kullanılırken kısa zamanda geniş halk tabakalarına da yayıldı.

Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda, pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş olan minik bir bilye aracılığı ile aktarılır. Normal yazı kalemlerinde bu bilyenin çapı l milimetre, daha ince yazılar için 0,7 milimetredir. Bilye mürekkebin yuvadan dışarı çıkmasını önler ama yuvasında döndükçe yüzeyine sıvanan mürekkebi kağıda verir.

Tükenmez kalem mürekkebi, dolma kalem mürekkebinden daha farklı, özel bir kimyasal birleşime sahip olup çabuk kuruyan türdendir. Mürekkep uca sürekli ve düzgün olarak geldiğinden dolgun, temiz ve lekesiz bir yazı yazılmasını sağlar. Genellikle bir tükenmez kalemin 2-3 kilometre boyunda bir çizgi çizmeye yetecek kadar mürekkebi vardır.

Tükenmez kalemdeki bilye uç, kağıt üzerinde dolma kalem ucundan çok daha az bir sürtünmeyle ve çok daha çabuk hareket edebildiğinden yazma hızı büyüktür ancak bilye ucun kağıt üzerine sürekli olarak değmesini sağlamak için kalemi daima kuvvetle bastırmak gerekir, bu nedenle de parmaklar daha fazla ve çabuk yorulurlar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pikapta plağın altındaki döner tabla; demiryollarında vagonları bir hattan diğerine geçiren veya lokomotifin yönünü değiştiren döner platform, döner levha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabul edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlatılmaz, anlaşılmaz; mesuliyetsiz, sorumsuz, hesabı verilmeyen; olağanüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, katı kalpli; affetmeyen; kusur bulan. uncharitableness i. affetmezlik. uncharitably z. sevgisizlikle, merhametsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsız; rahatsız edici, nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. unutulmaz. unforgettably z unutulmayacak bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ağıza zor alınır; nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. basılmaya uygun olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karsız, verimsiz; boş, nafile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabit veya sağlam olmayan; kararsız, hercai, yeltek, gelgeç, dönek, kaypak; kim. çabuk eriyen veya değişen; değişken. unstableness, unstabil'ity i. sabitsizlik; kararsızlık, döneklik; değişkenlik. unstably z. kararsızca; sabit olmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygunsuz, yakışıksız. unsuitabil'ity, unsuitableness i. uygunsuzluk, yakışık almama. unsuitably z. uygunsuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tercüme edilemez, ,çevrilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mazeretsiz: savunulamaz; affedilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion. upper crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Emrinde birkaç usta çalıştıran usta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. headman. headworker. captain. journeyman. master builder. overman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. overseer. supervisor. journeyman. head workman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ام الکتاب] Fâtiha sûresi. 2.levhimahfuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sebze, zerzevat, göveri, yeşillik; bitki, nebat; s. bitkilere ait bitkilerden alınmıs; bitkisel; sönük. vegetable black boya olarak kullanılan bitkisel yağ isi. vegetable butter margarin, bitkisel yağ. vegetable dye bitkisel boya. vegetable gar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data-base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data base. database. data-base. data book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gerçek, hakiki. veritableness i. gerçeklik, hakikat. veritably z. gerçekte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tablet PC’Ierde kullanılan, dokunmatik ekran ve el yazısına uyumlu Windows işletim sistemi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çekmeceli çalışma masası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir kalemde, birden: İsteklerini yek-kalem aldı.

Türkçe Sözlük by