Ama Yahut Ama ne demek? | Ama Yahut Ama anlamı nedir? | Ama Yahut Ama

Ama Yahut Ama anlamı nedir?

Ama Yahut Ama ne demek?

Ama Yahut Ama anlamı nedir?

Ama Yahut Ama | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ama yahut ama

Türkçe Sözlük

(i. A.). Körlük, görmezlik, (Fars. nâbinâİ): Gözlerine amâ târi oldu.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İstanbul’un en korkunç depremlerinden biri 14 Eylül 1509’da yaşandı. Sarsıntılar 45 gün sürüp ortalığı harabeye çevirirken deniz dalgaları Galata Surları’nı aşarak şehirde bir tufan görüntüsü yarattı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz..

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Yasaklamak, yasak etmek, menetmek, yapmamak, muhalefet etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Büyük adım atmak. 2. Adımları fazla açarak ölçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to steer a ship. to manage abnormal conditions. to master.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alkışlama, alkış, bravo'' deme; açık oylamada lehte oy verme by acclamation oy birliği ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation. statement. gloss. definition. indorsement. hearing. account. clarification. comment. commentary. declaration. direction. elucidation. endorsement. explication. exposition. illumination. illustration. instruction. paraphrase. profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assertion. commentary. disclosure. explanation. exposition. gloss. interpretation. key. profession. rationale. report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remark. comment. explanation. statement. revealing. explication. elucidation. interpretation. clarification. exposition. illustration. demonstration. exemplification. account. commentary. declaratory clause. denunciation. direction. exposé. gloss. legend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Meydana çıkarmak, izhar ve ilân etmek. 2. Açıktan ve Aşikâre söylemek veya yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. explain. state. clarify. clear up. make smth. clear. unveil. dot the i's. account for. account for smth. account. lay open. show forth. unclose. unfold. declare. give smth. publicity. express. declassify. deliver oneself. develop. dilate. elu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assert. attest. clarify. communicate. elucidate. enlighten. explain. expound. popularize. profess. put. return. state. unfold. verbalize. to explain. to expound. to clarify. to enlighten. to make public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to expand. to reveal. to divulge. to disclose. to announce. to elucidate. to interpret. to clarify. to demonstrate. to exemplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annotated. annotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shooting from different angles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

TV’yi, bekleme konumundan, önceden belirlenmiş bir süre sonunda (ayar saatinden sonraki 12 saat içinde) açılacak şekilde ayarlayabilirsiniz. 1 saat içinde TV’de herhangi bir işlem yapılmazsa, yeniden bekleme konumuna döner.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comment. vivisection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). Bir meseleyi, bir metni en ince noktalarına kadar gözden geçirerek izah etmek, şerh etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to elucidate. to analyze. to explain fully. to annote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Açkı vasıtasıyle parlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to polish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man-to-man defence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dedication. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dedication. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mukaddes bir şahıs veya makama bir şey ahd ve nezretmek: Adaçayı Tekkeye kurban adamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vow. offer. commit. consecrate. dedicate. devote. give up. wed. wed with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consecrate. dedicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dedicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gerektiği şekilde: Bu işi adamakıllı yapacak biri lâzım. Adamakıllı bir yol. Adamakıllı bir söz. 2. Pek fazla. Adamakıllı ıslandım, iş adamakıllı ihmal edilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out. thoroughly. fully. completely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thoroughly. fully. substantially. carefully. painstakingly. crashing. greatly. heartily. really. roundly. supremely. vitally. in the worst way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). hoşgörüsüz; çok sert; (i). çok sert efsanevi bir taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sarsılmaz; delinmez ; elmas gibi sert ve parlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Adımla ölçmek, adım saymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pace. to go apace. to measure by steps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Ad koymak, tesmiye etmek. 2. Ad takmak, lakap vermek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Odaklama Aydınlatıcı, zayıf aydınlatma koşullarında fotoğraf makinesinin otomatik odaklama işlemini gerçekleştirebilmesi için yeterli aydınlatma sağlamak için kullanılan, düşük güçte bir kırmızı ışık kaynağıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bewildered. to be stupefied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boggle. flabbergast. stupefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

şaşkınlığa düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gürültü, patırtı etmek, kıyameti koparmak. 2. Istemiyerek mühim bir sırrı ifşa etmek, ağızdan kaçırmak. 3. Ağzını bozmak, söğüp saymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aforoz etmek, kiliseye kabul etmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağaçlık haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poisoning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to poison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağırlamak işi. 2. (musiki). Gelin veya güveyinin karşılanması sırasında çalınan kıvrak hava.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entertainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entertainment of a guest. celebration treat. entertainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İkram ve izâz etmek, hürmet etmek. 1. Yavaşlamak, bataet ve teenni peyda etmek. 2. Kokuşmak, ağır kokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

host. entertain. wine and dine smb. dine. show hospitality. feast. fete. receive. regale. wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to put sb up. to show hospitality to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to extend hospitality. fête.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Weighted Average Price)

Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overcome the difficult part of a job. to reach the entrance of a port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağlamak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry. weep. weeping. lachrymation. lament. lamentation. wail. whimper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blubber. cry. lament. wail. weeping. crying. complaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weeping. crying. whining. wailing. lamentation. cry. lament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gülmenin zıddı olan fiili icra etmek, göz yaşı dökerek sesli veya sessiz olabilir. 2. Yeis ve matem etmek, ölüye ağlamak. 3. Yakınmak, şikâyet etmek. 4. Yalvararak istemek ve niyaz etmek. Ana ağlamak = Çok zahmet ve eziyet çekmek, pek mustarip olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn on the waterworks. pipe one's eye. cry. weep. give a cry. mourn. pule. shed tears. snivel. wail. whimper. yammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewail. cry. wail. weep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to weep / to whine. to cry. to sob. to wail. to mourn for. to lament. mourn. turn on the waterworks. weep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weepy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaintive. tearful. ready to cry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maudlin. plaintive. plangent. tearful. weepy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Ağlayacak hale gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her zaman ağlayıverecek bir görünüşü olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağlar gibi olmak, yalandan ağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yere yatıp yuvarlanmak (hayvanlar için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Perdaht kolası sürmek, cilâ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Ahır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (Hayvan) ahırda çok yatıp hamlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sigh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ahırlamak. (Hayvan) ahırda çok yatıp hamlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family planning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family planning. birth control. planned parenthood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draining. drainage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drain. drain the water away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittal. acquittal ibra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittal. clearance. discharge. release. auditing and verifying of the accounts. clearing of a debt. discharging of a liability. granting sb full discharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

release. receipt in full / in full discharge. final / full receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağartmak, beyazlatmak, temiz etmek. 2. Bir beyaz nişan koymak, beyazla nişanlamak. 3. Pâk etmek, temize çıkarmak, yüzünü ağartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Ak olmak, temizlenmek. 2. Bir dâvâ veya hesap sonunda temize çıkmak, beraet etmek, kurtulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whiten. brighten. acquit. clear. absolve. exculpate. exonerate. justify. launder. purge. whitewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolve. acquit. exonerate. to acquit. to absolve. to exonerate ibra etmek. to launder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to acquit. to clear. to discharge (of a liability. to release. to audit and verify accounts. to settle. to grant full discharge. to receipt. to acknowledge receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitch. hobble. paralysation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. limping. hitch. hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

towards the evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all day long. without interruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Aslı ağsamak olup «ağmak» tan). Bir ayağın kısa veya sakat olmasından dolayı sekerek yürümek, topallamak. (mec.) Eksik kalmak, ilerlememek, iyi gitmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limp. hitch. have a hitch. halt. hinder. hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to limp. to hitch. to have a hitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to limp. to have a hitch. to delay. to drag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bütün günü bir işte veya bir yerde geçirip akşama ermek. 2. Akşam vakti bir yerde kalmak, akşamı orada geçirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stay until evening. to spend the evening (in a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Beneklerle, çizgilerle veya renklerle bezeyerek görünüşünü değiştirmek, kamufle etmek: Uçaklara karşı alalanmış bir fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük odun gemisi. 2. Büyük balıkçı kayığı. 3. Böyle kayıklara mahsus büyük ağ, ığrıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large fishing boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علامات] işaretler, alametler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yılancık denilen şeyin bir nevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Alevde kızartmak veya ütülemek. 2. Kızgın demirle yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to singe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tahkir etmek, hor ve zelil nazariyle bakmak. Alçalmak ve yaltaklanmak, alçakça yaltaklanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Alçı ile yapıştırmak veya sıvamak, alçı sürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover with plaster of paris. to plaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover with plaster of Paris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical arrangement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perceptional. perception. sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perceive. sense. comprehend. pick up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perceive. to perceive. to sense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sense. to perceive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acclamation. clap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acclamation. applauding. cheering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). El çırparak ve yüksek sesle yaşa diye bağırarak takdir ve tahsin etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). El çırparak yüksek sesle takdir ve tahsin etmek: Halk, sanatkârı şiddetle alkışladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acclaim. cheer. clap one's hands. applaud. clap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acclaim. applaud. cheer. clap. to applaud. to clap. to acclaim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to applaud. to cheer. to clap for. acclaim. clap. to give a big hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir kimsenin tahsil gördüğu okul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altı saz veya sesten müteşekkil topluluk için yazılan çoksesli musiki eseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold filled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Altmla kaplamak yahut yaldızlamak, tezhib etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. mantık). Umumî bir mefhumun altında hususî diye alınan bîr şeye, yer vermek, idraç etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Altmış yaşına varmak, altmışlık olmak, altmış rakamına vasıl olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) (Türkçe’de hemze medle okunur). 1. Lâkin, ancak, şu kadar var ki: Bilir ama söylemez. 2. Kaldı ki, gelelim, gelince: Ama o râzı olmayacakmış, kendi bileceği iştir («ki» ilâvesiyle pek Acemâne bir şive alır). 3. Şaşkınlık ve büyüklük ifade eden edat: Amma yaptın, amma yazı, ama ne yazı, amma ses ha, amma da ses, amma baad Kitap ve nutukta duadan sonra maksada girişileceği vakit iradı mutad bir tâbir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «amâ»dan) (mü. Amiyya) (c. Amâ, Amiyan). Kör, görmeyen, gözü görmez, darîr. (mec.) Cahil, nâdân, okumamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. only. however. if. yet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. yet. still. above all. a blind man. sightless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Medical Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Medical Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Medical Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Management Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Association of Metropolitan Authorities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Motorcyclist Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Against Medical Advice. abbr Automatic Messaging Account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Against medical advice, notation made in the record of a patient who leaves an inpatient setting against the physician's advice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Message Accounting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Academy Of Model Aeronautics The official national body for model aviation in the United States AMA sanctions more than a thousand model competitions throughout the country each year, and certifies official model flying records on a national and inter

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Academy of Model Aeronautics This is the largest formal association of model aircraft builders in the U S The AMA promotes model aviation in a variety of ways.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Academy Of Model Aeronautics The official national body for model aviation in the United States AMA sanctions more than a thousand model competitions throughout the country each year, and certifies official model flying records on a national and inter

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Message Accounting. aquaculture management area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Message Accounting See Call Detail Record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Actuator Mechanism Assembly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Körlük, görmezlik, (Fars. nâbinâİ): Gözlerine amâ târi oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mermilerin nişanı, hedef.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ardından koşulan, erişilmek istenen şey, gaye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goal. aim. target. ideal. intention. will. bourn. bourne. cause. consummation. design. destination. dream. drift. function. idea. intent. meaning. mission. object. objective. point. purpose. scope. sense. terminus. turn. use. view. wherefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. cause. end. function. goal. intent. object. objective. point. purpose. sake. target. use. intention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purpose. aim. goal. objective. cause. design. end. intent. meaning. object. terminus. view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آماج] hedef. 2.nişan tahtası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nişanın konduğu yer, hedef mahalli, nişangâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آماجگاه] nişan alınan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intend. aim at. fasten on. purpose. will. work up. zero in on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. to aim. to intend. to purpose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to aim at. to purpose. to intend. aim. plan on. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purposefully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purposeful. having a purpose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a specified goal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intentionality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aimless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aimless. blind. desultory. meaningless. purposeless. senseless. shiftless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purposeless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absence of any goal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazır, hazırlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. at the disposal of. prepared for. on toast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آماده] hazır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Amâdelik, hazırlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمادگی] hazırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kav, mantar kavı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Uzak Doğu'da çocuk dadısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). şiddetle, tam kuvvetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. umk.). (bk.) Umk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. emel), (bk.) Emel. Emeller, istekler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Amel), (bk.) Amel. Ameller, işler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آمال] emeller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آمال] emeller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amalgam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alloy of mercury with another metal or metals; as, an amalgam of tin, bismuth, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture or compound of different things.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native compound of mercury and silver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To amalgamate. a combination or blend of diverse things; 'his theory is an amalgam of earlier ideas' an alloy of mercury with another metal used by dentists to fill cavities in teeth; except for iron and platinum all metals dissolve in mercury and chemist

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantages-color, breaks down in mouth releasing mercury and other trace metals Stains

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- color, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alloy or union of mercury with another metal; gold or other metal that has been coated with mercury by adhesion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantages- expansion/contraction of metallic substance, color, breaks down in 10-20 y

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dental filling material, composed of mercury, silver and other metals, used to fill teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of different elements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture with mercury and silver, gold, copper or another metal, known since classical times A major use is in dentistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silver filling material.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silver colored dental filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- color, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver coloured filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- colour, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alloy containing mercury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A physical alloy of mercury with one or more other metals. a mixture of silver and mercury that has been used for fillings since the mid 1800s Expands and contracts over time eventually damaging or fracturing the tooth Definitely not part of 21st century

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of silver, mercury, and other metals that is used to fill cavities in teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The combination of mercury with one or another metals after milling, generally gold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Silver-colored filling material.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tooth filling. the most common material used for fillings, also called silver fillings; a mixture of mercury , silver, tin, copper and zinc used for fillings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Silver-mercury alloy used for dental purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dental filling material, composed of mercury and other minerals, used to fill decayed teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alloy containing mercury. an alloy of mercury with another metal used by dentists to fill cavities in teeth; except for iron and platinum all metals dissolve in mercury and chemists refer to the resulting mercury mixtures as amalgams. a combination or

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). malgama, cıva ile başka bir madenin karışımı; karışım, mahlut; iki şeyin birbirine karışması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cıva ile başka bir madeni birbirine karıştırmak: karıştırmak; karışmak, bileşmek. amalgama'tion (i). cıva ile bir madeni birbirine karıştırma; karışma; millet, firma, ırk veya ailelerin karışması; halita, karışım, alaşım, imtizaçtan hasıl o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Am.). bk Am.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korkusuzluk, güven, emniyet: Emn ü Amân ber kemâldir. 2. Af, müsaade: Aman vermek. 3. Istiman, sığınma: Aman istemek. El-aman = Af, merhamet, medet. Aman vermemek = Müsaade etmemek, asla merhamet etmeyip cezasını vermek. Fi aman Allah = Allah selâmet versin, (bk.) Amân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (Aslı Arapça olup, medsiz elifledir). 1. İmdat ve feryat makamında kullanılır: Amân efendim; Amân Allahım. 2. Af istemek için kullanılır. Amân; bir daha yapmam. 3. Rica ve yalvarmaya delalet eder: Aman; gitmeyin bugün; Amân öyle söyleme. 4. Sabırsızlıkla hiddet ve infial beyan eder: Uf Amân; bırak beni. 5. Tenbih ve sakınma alâmetidir: Amân; çocuğa bak. Cem’e hitap olundukta «amanın» suretinde dahi kullanılır, (bk.) Aman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mercy. quarter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarter. oh! help! for goodness sake!. pardon. mercy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mercy. quarter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbr Amananth. my littlest baby boy. dragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oh my!. what now!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aman vermeyen, acımayan, çok şiddetli: Amansız bir savaş oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly. merciless. without remorse. close. implacable. inexorable. ruthless. stern. unappeasable. unpitying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grim. merciless. relentless. ruthless. stern. stony. cruel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. merciless. inexorable. cutthroat. implacable. unrelenting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mercilessly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kâtip, yazıcı, sekreter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın bağışlaması. Allah’ın koruması.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمار] sayım. 2.hesap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mercanköşk otu, (bot) Majorana hortensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., şiir hayali bir solmaz çiçek; horozibiği çiçeği, yabani kadife çiçeği, (bot). Amaranthus tricolor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). horozibiğine ait; solmaz, ölmez, ebedi; rengi mora çalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). renkli nergis zambağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yığmak, toplamak, biriktirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amatör, meraklı, hevesli kimse; spor amatör sporcu. amateur'ish (s). acemi veya amatör işi gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aşka eğilimli; aşkla ilgili. amativeness (i). aşk eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amonyum nitrattan yapılmış patlayıcı bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir işi para kazanma gayesiyle değil, zevk için yapan kimse: Radyo amatörü, fotoğraf amatörü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amateur

özengen

Bir işi para kazanmak için değil, yalnız zevki için yapan, hevesli, meraklı (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateur. hobbyist. dabbler. dilettante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateur. dilettante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateurish. unprofessional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateurish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). âşıkane; ateşli, şehvetle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). amoroz, harici bir değişiklik olmadan göze arız olan körlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hayran bırakmak, şaşırtmak, hayrete düşürmek. amazement (i). hayret, şaşkınlık. amazing (s). şaşırtıcı, hayret verici, garip, acayip amazingly (z). şaşılacak surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Eski çağların Amazonları’na benzetilerek: Erkek gibi, savaş saflarında yer alan kadın. 2. Ata binen kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amazon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a fabulous race of female warriors in Scythia; hence, a female warrior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tall, strong, masculine woman; a virago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A name numerous species of South American parrots of the genus Chrysotis mainly green tropical American parrots a major South American river; flows into the South Atlantic; the world's 2nd longest river one of a nation of women warriors of Scythia a large

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a large strong and aggressive woman. one of a nation of women warriors of Scythia. a major South American river; flows into the South Atlantic; the world's 2nd longest river. mainly green tropical American parrots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). eski zamanda yalnız kadın savaşçılardan ibaret bir kabile; kadın savaşçı; erkeğe benzer kadın, kavgacı kadın; (coğr). Amazon Nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). erkek tavırlı (kadın) ; (bh). Amazon Nehrine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

packaging. packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pack. to wrap up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pack. to wrap. bundle up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yakın vakitten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). işlerde kocalayıp tecrübe hasıl etmek, kurnaz ve usta olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zahmetsiz ve usulsüz.olarak elde etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to steal. to obtain by cheating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation of capital. reinvestment of dividends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitalist. capitalistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Andaman Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remember. to recall. anamnesis. rememberance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recall. recollect. relive. remember. think. to remember. to recall. to recollect hatırlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call to mind / to memory. recall. recollect. remember.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. knowledge. comprehension. apprehension. appreciation. drift. fathom. grasp. grip. insight. intelligence. prehension. realization. sense. uptake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehension. grasp. understanding. apprehension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Muzari: Anlar. f. «an» dan). 1. Akıl erdirmek, derk etmek, zihin almak: Bu sözün mânâsını anlayamadım. 2. Tahkik etmek, araştırmak, öğrenmek: Vapurun ne vakit geleceğini anla da gel. 3. Duymak, sezmek, hissetmek, farkına varmak: Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir. 4. Bilmek, vâkıf ve Agâh olmak: İş anlar adam. Söz anlamak = Ferasetli ve insaflı olmak. Söz anlayan beri gelsin: Söz anlayan yok mu? Maksadımı anlatamıyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understand. comprehend. figure out. get a grip. get a grip on. be knowledgeable about. see. get. feel. absorb. accept. appreciate. apprehend. ascertain. catch. catch on. click. compass. conceive. cotton on to. dawn on. deduce. dig. discern. discover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciate. apprehend. catch. comprehend. deduce. dig. discover. fathom. follow. gather. get. grasp. infer. penetrate. perceive. read. realize. see. understand. to understand. to catch. to catch on. to get. to cotton on. to latch on. to follow. to grasp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehend. to understand. to comprehend. to get. to find out. to realize. to appreciate. to see.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of understanding about a matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(Ve ansılamak) (f.) (muzari: Ansalar). Taklit etmek, birinin taklidini yaparak kendisiyle eğlenmek. Soytarılık ve maskaralık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geminin yelkeni ziyade şişirerek yavaş gitmesiyle hasıl olan hafif yalpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yelkenin ziyade şişmesiyle rüzgârı avuçlamışçasına gitmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akuamarin, mavimsi yeşil renkte olan bir ziynet taşı; mavimsi yeşil renk,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşırmak, çalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collar. lift. nick. purloin. sneak. swipe. to pilfer. to pinch. to crib. to collar. to walk off with. to walk away with. to filch. to lift. to nick. to snitch. to swipe. to rip sth off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to steal. to pilfer. to walk off with. snoop. waltz off with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki şey arasında biraz açıklık meydana getirmek. 2. Seyrekleştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to leave ajar. to open out. to space. to separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to leave ajar. to separate. to space. to open out. jar open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aramak işi. (bk.) Aramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. research. exploration. searching. hunting. quest. reconnaissance. scouring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feel. search. searching. seeking. search.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lookup. search. exploration. frisk. hunt. hunting. pursuit. quest. root about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Taşınabilir CD’lerde bulunan hızlı ileri ve geri ses aramasına izin veren bir işlevdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

DHR-1000, kaset hafızası olmadığında bile AUX ve alt kod verileri kullanan üç arama moduna sahiptir (Tarih Araması, Fotoğraf Araması ve Dizin Araması). Arama Modlarında, VTR işaretli noktaları sırasıyla bulur. Bu işlev, bazı video kameralarda da bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DHR-1000, kaset hafızası olmadığında bile AUX ve alt kod verileri kullanan üç arama moduna sahiptir (Tarih Araması, Fotoğraf Araması ve Dizin Araması). Arama Modlarında, VTR işaretli noktaları sırasıyla bulur.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body search. police search.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Aram veya eski Suriye'ye ait; (i). Arami dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bulmaya çalışmak, araştırmak, cüst ü cû etmek: Kaçan atını arıyor. 2. İstemek, talebetmek: Hakkımı arıyorum. 3. Yoklamak, muayene ve teftiş etmek: Birinin ceplerini, üstünü aramak. 4. Ümit etmek, var zannında bulunmak: Bizde öyle şey aramal 5. Arzu etmek, bir şeyin olmasına çalışmak: Siz kavga arıyorsunuz. 6. Bakmak, kaydetmek, nazar-ı itibara almak: Ben öyle şey aramam. Arayıp bulmak = İsteyerek bir belâya duçar olmak. Çare aramak = Tedbir düşünmek. Gökte arayıp yerde bulmak = Umulanın haricinde olarak kolaylıkla maksada nail olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

look for. search for. search. seek. try to find. seek for. hunt. miss. comb. comb out. gun for. hunt after. hunt for. hunt out. be on the look-out for. have a look-see. poke. quest. rout. rummage. scout about. scout around. seek after. be spoiling fo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

look for. search for. search. seek. try to find. seek for. hunt. miss. comb. comb out. gun for. hunt after. hunt for. hunt out. be on the look-out for. have a look-see. poke. quest. rout. rummage. scout about. scout around. seek after. be spoiling fo. cal

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. seek. to look for. to seek. to search. to miss. to ask for. to inquire after. to drop in on. court. feel. feel after. inquire. look up. nose. pursue. quest. regret. root about. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zenci, siyah, siyahî ki, memleketimize Arap ülkelerinden geldiklerinden dolayı böyle isimlendirilmeleri Adet olmuştur. Ve tefrik için asıl Araplar’a «Beyaz Arap» yahut «Ak Arap» denilmeğe mecburiyet elvermiştir. Arap köle, Arap halayık. Arapsaçı = Karma karışık ve müşevveş şey. Arap darısı = Kara buğday dahi denilen hububat nevi. Fr. sarrazin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Argaç atmak, atkılamak. 2. Sarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to weave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyde ayıp veya kusur olmadığını bildirmek, tenzih etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Sırtına almak. 2. Bir kimseye yardım etmek, müzaheret etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), rülen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) hastalanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arşınla ölçmek. 2. Mesâha etmek. 3. Açık adımlar atarak çabuk geçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to measure by the yard. march up an down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arda kalmak, en son bulmak. 2. Evlât ölümünden sonra yaşamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Can ve yürekten istemek, temenni etmek. 2. Göreceği gelmek, özlemek, müştakı olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. lust after. long for. want. have a yen for. aspire. hanker. lust for. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. lust. to desire. to wish. to long. to hanker. to lust after/for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to desire. to wish for. to long for. long. will. yearn for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contempt. humiliation. insult. abasement. contemptuousness. disparagement. insolence. mortification. opprobrium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slight. snub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. political invective. scorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. inmek, düşmek, tenezzül etmek. 2. Kıymet ve itibardan düşmek, bayağılaşmak: Bu gazete pek aşağıladı. Kadir ve itibardan düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. the wall. insult. humiliate. talk down. abase. belittle. pooh-pooh. scorn. take down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abase. affront. despise. insult. slight. snub. to run down. to snub. to despise. to degrade. to abase. to look down. to lower. to insult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to degrade. to treat as inferior. to lower. belittle. humiliate. make a mockery of. scorn. kick in the teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

definitive / permanent appointment. definitive appointment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half-way house. stage. degree. grade. rank. phase. tier. instance. cycle. estate. gradation. pitch. process. strand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phase. stage. stage evre. merhale. rank rütbe. mertebe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

milestone. rank. stage. phase. functional grade. lap. nadir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gradual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

progressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bilgi, mekanik bir deklanşör kullanılarak bir bir her satırdan toplanır ve işlenir. Benzer sonuçlar sağlayan Aşamalı Tarama Sistemine benzer bir işlemdir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu terim, sırayla her bir satırın verilerini toplayan ve işleyen bir görüntü sensörünü tanımlamak için kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Gözle görülür çizgiler içermeyen daha iyi resim kalitesi için 60 alan yerine 60 çerçeve çıkışı. Yalnızca NTSC (National Television Standards Committee) sinyallerinde kullanılır (yalnızca ABD).

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Asfaltla kaplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asphalt. tar. to asphalt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to asphalt. to cover with asphalt. tarmacadam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|.). 1. Aşılamak fiili. 2. Yeni aşılanmış ağaç: Bağdaki aşılamaları sulamalı. 1. Aşılanmış (Ağaç): Bu kiraz ağacı aşılama mıdır? 2. Bir kap içinde kuyuya veya kara konup soğutulmuş: Aşılama su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaccination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaccination. inoculation. grafting. suggestion. culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «aşı» dan). 1. Çiçek hastalığına ve başka aşısı olan hastalıklara karşı aşı vurmak: Benim çocuklarımı falan doktor aşıladı. 2. Yabanî ağaca aşı vurmak: Armut kalemini ahlata aşılamalı. 3. (Su vesair içilecek şeyleri kuyu veya karda) soğutmak: Şerbeti aşıladınız mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaccinate. inoculate. graft. bud. transfuse. pass on an ilness. inspire. suggest. engraft. envenom. fertilize. imbue. impregnate. indoctrinate. infect. infuse into. ingraft. instil. instill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathe. fertilize. graft. implant. inculcate. infuse. vaccinate. to vaccinate. to inoculate. to graft. to instil. to instill. to indoctrinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to vaccinate. to inoculate. to graft. breathe. implant. indoctrinate. infuse. inseminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Aybaşı görme arasındaki süre normaldir. Fakat kanama çoktur ve normal süresinden fazla devam eder. Nedenleri çeşitlidir: rahimde ur, rahim çarpıklığı, yorgunluk, sinir bozukluğu, ateşli hastalıklar veya evlilik hayatındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanabilir. Aşağıdaki reçeteler aybaşı kanaması olduğu günler kullanılmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, limon

Hazırlanışı : 2 Adet limon uzunlamasına kesilir. Suyu sıkılır üzerine üç kahve kaşığı süzme bal ilave edilir, içilir. Günde üç kere uygulanabilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call-up of recruits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşılama, (bk.) Aşılama. Aşlama kiraz. Aşlama su (içine buz konarak soğutulmuş su).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «aş» dan). Yemek yedirmek, Osm. it’Am etmek. (bk.) Aşılatmak, aşılamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Astar geçirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line. to line. to prime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to line. to apply an undercoat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. placement. posting. assignation. assignment. co-optation. commission. creation. designation. installation. installment. instalment. institution. investiture. investment. nomination. preferment. cooptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. designation. assignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assignment. appointment. nomination. constitution. posting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Head, or more specifically, top of the head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Head, or more specifically, top of head. the crown, the head, but not generally the face and ears. head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.).Bir kimseyi bir işe vermek, tavin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appoint. post. accredit. advance. assign. co-opt. commission. constitute. coopt. create. depute. deputize. designate. elect. install. institute. nominate. prefer. station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appoint. create. designate. name. nominate. post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assign. to appoint. to nominate. commission. constitute. coopt. create. institute. make.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hetman, or chief of the Cossacks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kazak reisi, hetman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.“Ata”). 1.Ata kişi, başkan, önd(Erkek İsmi) 2.Don kazaklarının önderlerine verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kanın kalpten vücudun her tarafına gitmesine yarayan damar. Büyük atardamar: Kalpten çıkıp akciğerden başka vücudun her yanına dal salan ve kalça atardamarlarına ayrılarak sona eren kalın atardamar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artery. arterial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça’da fiili: Ateşfeşânden). Ateş saçan, ateş püsküren: Köh-i Afeş-feşân = Yanar dağ, volkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mekikle atkıyı atarak dokumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atlamak fiili, atlayış, (bk.) Atlamak. Atlamataşı = Çamurlu yolun bir tarafından diğer tarafına geçmek için konmuş taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jump. leap. skip. vault. spring. skipping. omitting. omission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a jump. skipping. by-pass. jumping off. jumping. leap. spring. vault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

springboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stepping stone. ground bridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «at» dan). 1. At gibi kalkıp fırlamak, sıçramak. 2. Fışkırmak. 3. Geçmek, üstünden geçip bırakmak: Okurken iki satır atladı. 4. Aşmak, öteye geçmek: Şu dağı atlasak. Adım atlamak = Kuvvet yettiği kadar adım açarak sıçramak. 5. Bir engeli fırlayarak aşmak: Duvardan atlamak. Hendekten atlamak 6. Vakit kaybetmeden binivermek: Arabaya atlayıp geldim. 7. Yanılmak, aldanmak. Atladı gitti Genç Osman. Gazete falan haberi atlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jump. leap. skip. omit. dive. elide. grasp at. hop. hop on. leave out. miss out. snatch at. vault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bypass. jump. leap. omit. overlook. skip. to jump. to spring. to leap. to hop. to leave out. to omit. to skip. to fuck. to bang. to make. to lay. to score. to leap at. to jump at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bypass. jump. omit. skip. to jump. to miss. to catch. to omit. to slip. to leave out. to have intercourse with. gambol. get over. leap. surmount. vault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

ATRAC (Uyarlamalı Dönüşüm Akustik Kodlama-Adaptive Transform Acoustic Coding), MiniDisc’lerde kullanılmak üzere Sony tarafından geliştirilmiş bir veri sıkıştırma işlemidir. Yalnızca insan kulağı tarafından algılanabilecek ses bileşenleri kaydedilir ve bu sayede 64 mm’lik diske 80 dakikalık yüksek kaliteli stereo ses kaydedilmesine olanak sağlanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony ATRAC sıkıştırma sistemini kullanarak, 30 müzik CD’sine eşit bir alana sahip ATRAC CD oluşturabilirsiniz. Tek bir CD-R/-RW üzerinde sakladığınız müziğinizi uyumlu bir CD çalarda çalabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

yahut AVKIMAK (f.). Sıkıp ufaltmak, eğmek, ezmek ufalanmak, dağılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting. dropping thereturn gently over the net to an unprotected spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Av, sayd, şikâr etmek, Osm. istiyad etmek: Tavşan, keklik, balık avlamak, mec. Gözetmek, kovalamak, tasarruf etmek. Rüzgâr avlamak = Süratle hareket etmek, Osm. bâd-ı peymâ olmak. Sinek avlamak = Boş şeylerle uğraşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunt. shoot. fish. account. bag. chevy. chivvy. chivy. gun. hawk. kill. prey on. prey upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch. hunt. pot. to hunt. to bag. to trap. to snare. to deceive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hunt. to shoot. to deceive. to drop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (Yayı) kurmak, çarpmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Avcun içine almak, avuçla kavramak. 2. Bol bol almak. 3. Kavramak, çevirmek, içine almak: Yelken rüzgârı avuçlamak = Rüzgârdan şişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grasp in the hand. take a handful of. fist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grasp. to grisp. to take by handfuls.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grasp. to take by handfuls.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Adım atmak, yürümek. Ayakla basmak, çiğnemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Adım atmak, yürümek. Ayakla basmak, çiğnemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjustment. calibration. tuning. tune-up. setting-up. fitting. standardization. arrangement. regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulation. adjustment. gauging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjustment. regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Ölçünün Aletlerini tam doğru ölçmelerini sağlayacak şekilde düzeltmek. 2. Makinelerin doğru çalışmasını sağlayacak şekilde yapılan düzeltme fiili: Rot ayarı, fren ayarı. 3. İşleri birbiriyle çatışmayacak şekilde düzenlemek. Fiyat ayarlamak = Eşyanın fiyatları arasında orantı sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collimate. assay. adjust. regulate. calibrate. tone. trim. standardize. arrange. budget. draw up. fix up. gear. justify. lay on. measure. proportion. reset. scale. set. square. syntonize. time. tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjust. arrange. contrive. coordinate. key. modulate. regulate. wangle. to adjust. to tune. to regulate. to fix. to set. to fix sb up. to supply. to get. to lay sth on. to chat up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjust. calibrate. to regulate. to fix. to set. to adjust. to assay. to test. to gauge. to arrange. to put in order. calculate. condition. correct. focus. key. scale. secure. shape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gece ayazında üşümek, gevremek. 2. Ayazda beklemek. 3. Üşümek, soğuk almak. 4. Boş yere beklemek.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Aybaşı kanının normal miktarı; sağlam kadınlarda 7-77 gram arasında değişir. Çoğunda 27-75 gram arasındadır. Ortalama miktar 50 gram kabul edilir. Aybaşı kanının yukarıda belirtilen miktarlardan az olması, çoğunlukla ruhsal durumla veya kansızlıkla ilgilidir.

Tedavi için gerekli malzeme : İncir yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya 4 adet taze incir yaprağı konur. 15 dakika kaynatılır. Sonra süzülür. Günde üç kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Genç bir kız buluğ çağına geldiği halde, aybaşı görmeye başlamamışsa, aybaşı yokluğundan söz edilir. Bu durum karaciğer hastalıklarından, kansızlıktan veya tiroit bezi bozukluğundan kaynaklanabilir. Öncelikle nedeni bulmak gerekir. Normal aybaşı gören kadının da; kansızlık, karaciğer rahatsızlıkları, beslenme bozuklukları, veya tiroid bezi hastalıkları sonucu aybaşı kanamaları kesilebilir. Öte yandan aybaşı yokluğu, gebeliğin veya menapozun işareti olabilir. Aybaşı yokluğunun nedeni gebelik değilse aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazırlanışı : Bir cezve suya bir kahve kaşığı kekik konur. Kaynatılıp süzülür. Ilık ılık içilir. Aynı işlem günde üç kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Normal olarak zamanı geldiği halde aybaşı kanaması başlamazsa; gebelik, kansızlık, tiroid veya karaciğer hastalıkları akla gelebilir. Ayrıca yorgunluk, sinirlilik veya adetten kesilme de düşünülebilir. Yorgunluk ve sinirlilikten kaynaklanan gecikmelerde aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta, elma kompostosu

Hazırlanışı : Hergün, 1 tane rafadan yumurta yenir. 3 su bardağı elma kompostosu içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Normal aybaşı kanaması 2-7 gün devam eder. Bazı kimselerde bu süre uzar. O zaman rahimde ur veya kist olduğundan, yumurtalıkların üşütülmüş olmasından, sinir veya kalp hastalığından şüphe edilir. Tedaviye geçmeden önce esas nedeni bulmak gerekir. Önemli bir durum yoksa aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Böğürtlen, su

Hazırlanışı : 2 su bardağı kaynak suya, 2 kahve kaşığı böğürtlen konur. 10 dakika bekletilip, süzülür. Sabah bir bardak, akşam bir bardak içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(f.). Aydınlık olmak, aydınlığa kavuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorting sth out. cleaning. picking. shelling. debugging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorting. picking out shelling. comb out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayıklatmak, ayıklanmak, ayırtlamak, ayırtlatmak ve ayırtlanmak’tan galat. (bk.) Ayırtlamak vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

select. pick. comb out. weed out. clean out. grub up. pick over. sort. sort out. weed up. winnow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cream. pick. shell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clean. to pick. to sort. to shell. comb out. expurgate. winnow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condemnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproof. stricture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be equally to blame. condemnation. reflection. reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir adamın hal ve hareketini ayıp saymak. Tâyib etmek: Vakarını muhafaza etmeyen adamı ayıplarlar. Sizin öyle Adi eğlence yerlerine gitmenizi çok ayıpladıdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cast reflection on smb. reproach. reprove. blame. chide. condemn. dispraise. fault. reflect on. reflect upon. reprobate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condemn. reproach. to blame. to reproach. to criticize. to condemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blame. to vilify. to criticize. condemn. hold sth against sb. lash. reproach. sack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (galatı: Ayıklamak). 1. Tefrik ve temyiz etmek, ayırmak. 2. Bir şeyin iyi kısmını seçmek, intihap etmek, seçkinini ayırmak. Pirinci taşından ayırtlamak: Pek karışık ve müşkül bir işin içinden çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dolaşmak, devretmek. 2. Yukarıdan aşağıya kaymak, düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also. both. yet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the same time. simultaneously. also. backwardation. compensatory damages. concurrently. concurrently with. downstick. equally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Esir veya köle ve cariyeyi Azâd, İtaak etmek. 2. Çocukları okuldan salıvermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawling out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. obloquy. rebuke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. castigation. ear- bashing. ear- wigging. earful. going over. lecture. nagging. rating. rebuff. severe reprimand. talking to. telling off. unbraiding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkışmak, itap ve serzeniş etmek: Babam beni azarladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give the stick. give smb. hell. give smb. beans. rap smb. over the knuckles. tell smb. one's mind. call smb. over the coals. light into. give a piece of one's mind. peck at smb. reprimand. reproach. admonish. chide. scold. baste. bawl out. berate. b.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chide. lecture. rebuke. reprehend. reprove. scold. upbraid. to scold. to rebuke. to reproach. to lecture. to reprimand. to tell off. to blow sb up. to tear sb off a strip. to take sb to task. to haul sb over the coals. to bawl sb out. to give sb a rocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scold. slash. bawl out. berate. to give sb a bit of one's mind. blame. call down. carpet. castigate. chew up. chide. to take a person to cleaners. to haul sb over the coals. crab. dress sb down. flay. hold sth against sb. lambaste. lecture. let rip. li

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disdain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az görüp beğenmemek, istihfaf etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to regard as too little. to consider insufficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to regard sth as too little to undervalue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zengin, düzenli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalamak, duvarlara kireç veya aşı boya şerbeti çekmek, badana vurmak: Badanacı evleri badanalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorate. whitewash. to whitewash. to decorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whitewash. to whiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Güreşte hasmın bacağını kendi bacağiyle sarıp yıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine geçirerek bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Önemli bir hastalığın işareti olabilir. Önce kanamanın nedenini tespit ettirmek gerekir. Kısa sürede kesilmeyen kanamalarda mutlaka doktora başvurmak gerekir. Doktora başvuruncaya kadar aşağıdaki reçetelerden biri kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazırlanışı : 1 adet havuç, önce soğuk suyla yıkanır, sonra rendelenir. Suyu içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgiveness. pardon. remission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgiveness. donation. granting. pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(M1Karşılıksız vermek, hediye ve ihsan eylemek, bahşetmek: Kendisine bir çiftlik bağışladı. 2. Alacağından vazgeçmek, sarf-ı nazar ve terk etmek: Birçok alacağım vardı lâkin bağışladım. 3. Ceza ve intikam istemekten geçip affetmek: Kabahatimi bağışladı. 4. (Cenâb-ı Hak) almamak, yaşatmak: Ne güzel çocuk Allah bağışlasın, anasına, babasına bağışlasın!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

donate. give away. give to charity. pardon. forgive. excuse. have mercy. save. absolve. bestow. dispense. endow. grant. hand out. hand over. instate. kick in. remit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bestow. condone. excuse. forgive. pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to forgive. to pardon. to donate. to make gift. to spare. absolve. contribute. dispense. excuse. give away. grant. remit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk halk musikisinde bir mızraplı saz. Kopuz’dan İnmedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağlamak işi (bk.) bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connecting. affiliation. attribution. coupling. fastening. fixture. immobilization. lacing. lashing. folk instrument with three double strings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. fastening. connecting. binding. tying. brace. crossbeam. an instrument with three double strings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coupling. fixture. linkage. mooring. switching. tying. binding. crossbeam. binding joist. accouplement. tieing up. tie. adhesion. conclusion. assembly. connection. connexion. linking. connecting. chord. joining. locking. fixing. splicing. engagi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. aslı: Bağmak). 1. ip ve ona benzer şeyleri dolaştırıp rabtetmek, düğüm yapmak: ipi bağlamak; İpi çiviye bağlamak. 2. İp ve ona benzer bir şeyle bir şeyi diğerine veya birkaç şeyi birlikte rabt ve bend etmek, bir araya getirmek: Demet bağlamak; ağacı hereğe bağlamak; hayvanı kazığa bağlamak; birinin ellerini, ayaklarını bağlamak. 3. Sarmak, sargı geçirmek: Başını, gözünü, yarayı bağlamak; başına mendil bağlamak. 4. Takmak, asmak, kuşanmak, kuşatmak: Bele kılıç bağlamak. 5. Kapamak, sed ve bend etmek: Kapıyı, suyun mecrasını bağlamak. 6. Hâsıl ve peyda etmek, edinmek: Ekin, tane, tohum bağladı; süt kaymak bağladı. Sular buz bağlamış; yara kabuk bağladı. 7. Kavuşturmak: Ellerini bağlayıp divan durmak. 8. Tahsis ve tayin etmek: Birine maaş, aylık tayinat bağlamak. 9. Yapmak, teşkil etmek: Saf bağlamak. 10. Toplayıp bohça ve denk etmek: Eşyayı bağlamış; yatakları bağlamışlardı. 11. Pranga ve zincire vurmak: Suçluları bağlamak usûlü kaldırıldı. Baş bağlamak = Bir yere mensup ve bağlı olmak, intisâb etmek. Başını banlamak = Bir işle uğraştırmak, işi vermek, Avârelikten kurtarmak. Evlendirmek. Bel bağlamak = Umld etmek, intisab etmek, hizmet arz etmek: Hizmetinize bel bağladım. Pamuk ipliğiyle bağlamak = Geçici bir tedbir ve çare bulmak. Sağlam kazığa bağlamak = Sağlamlaştırmak. Tatlı yerinde bağlamak = İyi netice vermek. Göz bağlamak = Sihir ve büyü etmek. Gönül bağlamak = Aşık olmak, sevmek, kendini bir şahsa, bir şeye, bir ümide vakfetmek. Yelken bağlamak = (Gemi) harekete hazırlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixate. tie. bind. attach. fasten. connect. tie down. unite. conjoin. assign. affiliate. attribute. band. bandage. bond. brace. braid. clasp. colligate. concatenate. copulate. cord. couple. do up. engage. enthral. enthrall. fasten up. fix. grapple. g.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affix. attach. attribute. bandage. bind. bolt. connect. fasten. hitch. lace. loop. obligate. tie. yoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assess. attach. bind. link. connect. mount. to tie. to attach. to connect. to bond. to wrap. to fasten. to bind. to couple. to gear. to join. to unite. to assemble. to pack. to hoop. to conclude. to link. to engage. to brace. to lock. to fix. t.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Angıt gibi kanatlan kırmızı bir cins kaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Rabt ve kayd ve bend olunmuş. Bağlı, merbut, düğümlü: Kazığa bağlı at. 2. Sed ve bend olunmuş, kapatılmış: Bağlı kapı, geçit. 3. Dayalı, alâkalı, mütevakkıf: Bunun anlaşılması kelimelerinin bilinmesine bağlıdır. 4. Cinsî iktidarı olmayan, cinsî iktidarını kaybeden. Eli, ayağı bağlı = İstediğini yapamayan. Başıbağlı = Nişanlı, nikâhlı. Basireti bağlı = Gafil. Dili bağlı = Dilsiz, ebkem. Gözü bağlı = Ummî, habersiz, gafil.

Türkçe Sözlük by

Ülke

(The Bahamas) Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Kuzey Atlas Okyanusunda adalar grubu Florida eyaletinin güneydoğu kıyısı açıklarında Küba ve Hispaniola`nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 24 15 Kuzey enlemi 76 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 13940 km².

Kara: 10070 km².

Su: 3870 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 3542 km.

İklim: İki mevsimli yumuşak astropik iklimi büyük ölçüde Stream Körfezi Akıntısı ile Atlas Okyanusu meltemlerinin etkisi altındadır. Kasırga mevsimi Temmuz ortalarından kasım ortalarına kadar sürer.

Arazi yapısı: Bahamalar güney ve batısındaki karalardan derin kanallarla ayrılan bir denizaltı yükseltisinin su üstüne çıkmış uzantılarından oluşur. Adaların kıyıları mercan kayalıklarıyla çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Alvernia dağı 63 m.

Doğal kaynakları: tuz kereste tarıma elverişli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %67 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal kasırgalar su baskınlarına neden olarak zarar vermektedir.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 303770 (2006).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.5 (erkek 41799; kadın 41733).

15-64 yaş: %66.1 (erkek 98847; kadın 102074).

65 yaş ve üzeri: %6.4 (erkek 7891; kadın 11426) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.64 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.17 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.02 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.96 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 24.68 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.6 yıl.

Erkeklerde: 62.24 yıl.

Kadınlarda: 69.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 5600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Bahama.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %85 beyaz ırk %12 Asyalılar ve Hispaniola’lılar.

Din: Baptistler %32 Anglikanlar %20 Roma Katolikleri %19 Methodistler %6 diğer %23.

Dil: İngilizce(resmi) Creole (hem Avrupa hem de Asya soyundan gelen kişilerin konuştuğu dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.6.

Erkek: %94.7.

Kadın: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bahama.

ingilizce: Bahamas The.

Yönetim Biçimi: meşruti monarşi.

Başkent: Nassau.

İdari bölümler: 21 bölge; Acklins ve Crooked Adaları Bimini Cat Adaları Exuma Freeport Fresh Creek Governor›s Limanı Green Turtle Cay Harbour Adası High Rock Inagua Kemps Bay Long Adası Marsh Limanı Mayaguana New Providence Nicholls Şehri ve Berry Adaları Ragged Adası Rock Sound Sandy Burunu San Salvador ve Rum Cay.

Bağımsızlık günü: 10 Temmuz 1973.

Milli bayram: Kur


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copper-plated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Sony DVD oynatıcılar, elektriksel parazitlere karşı mükemmel bir dayanıklılık sağlayan bir bakır kaplı şasi ile donatılmışlardır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Balaban).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başaşağı olarak suya dalma tarzı. Bu atlayışta vücut dümdüz ve gergin olur, kollar baş hizasında birleşmiş durumdadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Balık gibi gerinip sıçramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Balta ile (orman vesaire) kesmek: Bu ormanı hiç baltalamamışlar, bu ağacı baltalamalı. 2. Yıkmak, devirmek, harap etmek: Eski evi baltaladılar. 3. Kırıp geçirmek, berbat etmek. 4. Hacamat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cripple. sabotage. undermine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sabotage. to frustrate. to block. to strike with an axe. to hew down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailing. fagoting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bale. shock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bamako, Mali'nin başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بامضبطه] tutanak ile.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash dispenser. cashomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automated teller machine. automated teller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stick with sticky tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut MARSAMA (i. R). Güzel rayihalı ve limon yaprağı gibi geniş yapraklı bir bitki ki, yerle beraber olup dikildiği yerde genişler ve nane gibi bazı yemeklere konur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Merdiven pilesi, kademe: Kırk basamak merdiven. Basamak taşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stair. step. order. digit. echelon. footstep. grade. ladder. pitch. place. rung. scale. tread. tread board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foothold. footstep. place. step. stair. round. rung. footboard. order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having steps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come off badly. to turn out crabs. fail. flap. flop. to fall through.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlayış, bir işe girişme. m

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commencing. inceptive. starting. connecting. start. begin. starting. go-off. inception. initiation. kickoff. launching. onset. outbreak. throwoff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. commencement. start. beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starting. beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «baş» tan). Başlamak. İşe, derse, yemeğe başladı. Daha başlamadık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. start. commence. get going. come on. cut along. enter into. enter on. enter upon. fall to. get. get to. go. go off. inaugurate. introduce. kick off. knuckle down to. launch. launch out. launch out into. lay down. get a move on. open. set about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. come. commence. initiate. originate. start. undertake. to begin. to start. to commence. to come on. to enter into. to fall to. to get cracking. to originate. to accede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to begin. to start. to commence. come into being. come on. embark. fire away. get down to. go ahead. inaugurate. introduce. lead off. to get a move on. open. rise. set in. set out. set out on. start off / out. take up. to get under way. weigh in. wire awa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bayat olmak, eskiyip tazeliği, taravet ve letâfeti geçmek, bayağılaşmak: Bu ekmek bayatlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get stale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get stale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Baytarlık ilim ve fenni: Fenn-i baytara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). (mü. baytariyye). Baytarlığa mensup ve müteallik: Fenn-i baytarî, ulûm-ı baytariyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). At vesair hayvanların tedavi ve tımarları ilim ve usûlü: Baytarlık bilir, baytarlık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Saçta pişirilmiş pide. 2. Tatlısı bol, kalın gözleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Tatlısı bol, kalın sac gözlemesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zamanın harikası. 2.Asrın mükemmel insanı. - Daha çok lakab olarak kullanılır. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Risale-i Nur Külliyatı’nı telif etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Teninde ve bilhassa yüzünde tabiî bir küçük lekesi olan, Fars. hâl-dâr. 2. Lekeli (üzüm vs.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakta, Ar. kaaim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve hızlı yürüyüşlü bir cins hecin devesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apoplexy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral hemorrhage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bİ-namâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanesi ve taze iken kabuğu dahi yenen nohuda benzer maruf sebze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amansız, aman vermez, merhametsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Helk dilinde: Beynamaz. Namaz kılmayan, namazı terkeden. Bî-namaz özrü = Makbûl olmayan özür, bahane. İki cimi arasında kalmış bî-namiz = Ne yapacağını şaşırmış adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Servetsiz, sermayesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tamamiyle, tekmil, bütün: İstediğini bittamâm aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tamamiyle, bütün, tekmil, hep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Müzekker için). Tamamiyle, tamamlanmış olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی امان] amansız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıçakla yaralamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife. stab. to stab. to knife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stab. knife. pierce. pink. stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلامانعه] engelsiz

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلامعذرت] mazeretsiz, özür bildirmeksizin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geçen sene, bir sene evvel: Bıldır bu kadar sıcak olmadı; bıldır gitti idim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Malûmat, vukuf, ilim, mârifet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی نماز] beynamaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif surette oynayıp titremek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

once upon a time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

once-upon-a-time. once.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

once upon a time. formerly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

living together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cohabitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بتمامها] tümüyle, tamamen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالتمام] tümüyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aslı: buzağılamak) (İnek ve emsali). Doğurmak, yavrulamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bocalamak, şaşırmak, kararsızlık göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

falter. flounder. vacillate. waver. wobble. to falter. to flounder. to stumble. to waver. to vacillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to veer. to falter. to act in a confused manner. baffle. flounder. fluctuate. to get oneself tied up. vacillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Geminin iki başındaki omuzluk direkleri ki omurga bunlara bağlanır: Baş bodoslaması, kıç bodoslaması. Bodoslama demiri — Kayığın altında baştan kıça kadar uzanan demir lama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stenpost. nose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from the front.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hayvan kesmek, zebhetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughter. strangle. throttle. to throttle. to strangle. to choke. to cut sb's throat. to slaughter. to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slaughter. butcher. strangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bohçaya sarmak, bohça içinde istif etmek, paket yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Berbat etmek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bölge Paneli Hizalama özelliği renk yönetimindeki boşlukları telafi eder. Ev sinema projektörünüzdeki SXRD™ panellerini hareket ettirmek hizalamayı geliştirir ve Bölge özelliği de ekranın çevresindeki kırmızı ve mavi anormallikleri sadece 0.1 piksel adımlarda çekebilmenizi sağlar. Sonuç ise daha keskin ve daha net bir görüntüdür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir yere hava, deniz veya karadan bomba atmak, topa tutmak, bombardıman etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blast. bomb. bombard. to bomb. to bombard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Boş bölüm atlama işlevi kullanılırken, 12 saniyeden uzun bir boşluk varsa kaset otomatik olarak hızlı ileri alınarak bir sonraki parçaya geçilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Eşlerden birinin diğerinden ayrılması: Karısını boşadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce. repudiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce. to divorce. to repudiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to divorce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bırakmak, el çekmek, vazgeçmek, feragat etmek, terk ve ihmal eylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let go. ignore. neglect. slacken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglect. to neglect. to abandon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to neglect. to let alone. to let go. to let loose. leave in the cold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boya ile örtmek, lekelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boyamak fiili. Ar. telvîn. 1. Boyanmış, fırça ile kalem işi boyanma. 2. Tabiî olmayan, sahte, hileli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coloring. colouring. painting. dyeing. dye. stain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colouring. painting. dyeing. painted. dyed. coloured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting. painted. dyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coloring book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boya sürerek veya boyaya batırarak bir renk vermek, Osm. telvîn etmek: Evi, esvabı, saçı boyamak: Göz boyamak = Aldatmak, iğfal etmek, sihir gibi bir hileyle kötü şeyi iyi gösterip iğfal etmek, kandırmak. 2. Şiddetle azarlamak, küfretmek: Adamı öyle bir boyadı ki, şaşa kaldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paint. dye. color. colour. decorate. engrain. imbrue. stain. wash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paint. to paint. to dye. to apply / to spread paint. to spray paint on. to daub paint on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boy kazandırmak, uzatmak 2. Boyuna ölçmek, Osm. tûlen mesâha etmek. Boyuna gitmek, uzanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get to. to arrive at. to make for. to end up in (an undesirable place. land.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boynuz ile yaralamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gore. horn. cuckold. butt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gore. to gore. to cuckold. to cheat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuckold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infrangible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

En güçlü sinyallere sahip kanalları seçer ve frekans sırasına göre hafıza düğmelerine atar. RDS’li setlerde AF devreye sokulduğunda bu işlev, en güçlü sinyalleri, Program Tanımlama kodlarına göre artan sırada düzenler.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins bülbül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pruning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı: Buğdamak), (ağaç ve bağın). Fazla budaklarını kesmek veya budaklarını kısaltmak: Ağaç, bağ budamak. mec. Asma budamak = Boş lâkırdı söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prune. trim. to prune. to trim. to lop. to cut sth back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prune. to trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamed. poached.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steaming. stewing sth in a covered pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Buğuya tutmak, buğudan geçirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stew sth in a covered pot. to steam. mist over. steam up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tütsülemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emulsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bulamak, bulaştırmak, kaplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to besmear. to bedaub. to smear. to cover with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to roll sth in. to besmear. to bedaub with. to smear. mix. malax. lime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dotage. second childhood. dementia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ateh getirmek, ihtiyarlıktan çocuk gibi olmak. 2. Alıklaşmak, söylediğini bilmez olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be in one's dotage. become senile. dote. become a cabbage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become senile. to reach one's dotage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Burgu ile delmek

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bore sth with a gimlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çeşitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarına tıp dilinde epistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde, genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden olduğu burun kanamaları vardır. Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolay durdurulur ve korkulacak bir şey yoktur. Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarını durdurmak ise biraz zordur. Yapılacak ilk iş hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip, burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu sırada ağızdan nefes almasını ve yutkunmasını söylemektir. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Turşu suyu.

Hazırlanışı : 1 su bardağı turşu suyu az aralarla burna çekilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nosebleed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Halk ağzında Bızlamak. (İnek ve emsali hayvanlar) yavrulamak, doğurmak: İnek, manda buzağıladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çabalamak İşi. (bk.) çabalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort. struggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

struggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. El, ayak oynatıp direnmek: Çamurun içine düşmüş çabalayıp duruyordu. 2. Çok çalışmak, uğraşmak, cehd etmek: Derse çabalıyor. Boş yere çabalama, o işi nasıl olsa başaramazsın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endeavor. scramble. strive. endeavour. struggle. work. go for. exert oneself. go after. hump oneself. strain. strain at. study. tug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endeavour. labour. seek. strive. struggle. to endeavour. to strive. to struggle. to labour. to labor. to exert oneself. to make an effort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make efforts. to strive. to struggle. endeavour. essay. labour. seek. shoot at. wrestle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çabuk yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurgle. purl. ripple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burble. gurgle. purl. ripple. warble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çağlamak işi. (bk.) Çağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇAĞILDAMAK (f.) (Su) kaynayarak ve köpürerek, taşlara ve kayalara çarparak düşmek veya köpürerek taşmak: Dağlarda sular çağlar; dere çağlayarak akıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burble. cascade. to burble. to murmur. to babble. to cascade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Çakıl taşlarının gürültüsüne benzer ses çıkarmak: Cevizler çuval içinde çakıldıyordu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daha çok 18. asırda kullanılan desenli ve parlak yünlü kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Seylan ve Hindistan'da bulunan ve kerestesi oymacılıkta kullanılan sert bir ağaç, (bot). Diospyros quaesita.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

churning. joggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalamak, (bk.) Çalkamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. whip up. shake. shake up. slosh. swash. rinse out. rinse. churn. rouse. swill. swill out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. beat. churn. jiggle. shake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agitate. to shake. to rinse. to wash out. to beat. to vibrate. to float. churn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çalkamak işi. (bk.) Çalkamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sallayıp karıştırmak, savurmak: Buğdayı kalburun içinde çalkamak. 2. (bir kabı) Temizlemek için içinde su olduğu halde hızla sallayıp karıştırmak: Bardağı çalka, ilâç şişesini çalkamalı. 3. Ağzın içinde suyu hareket ettirmek, gargara yapmak: Ağızı çalkamak. 4. (mideyi) döndürmek. 5. (yalpa) Gemiyi sarsmak: Vapur bütün gün bizi çalkadı durdu. 7. (kuluçka tavuk) Yumurtayı oynatıp üstlerine oturmak. 8. Kayganalık yumurtayı döğmek: Yumurtayı iyice çalkamalı. 9. Yayıkta sütü döğmek. 10. (bozuk süt) Çocuğa dokunup zayıflatmak: Şu çocuğu süt çalkamış. 8. (oyuncu) Raksda debelenmek, göbek atmak: Dansöz çok iyi çalkıyordu (şimdi bütün bu mânâlar İçin çalkamak yerine çalkalamak kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agitate. to float. to rinse. to shake. to vibrate. to beat. to wash out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çapraz düğmeli ve harçlı bir cins kısa yelek ki, potur gibi eski kıyafetle giyilir.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(pinus): Birçok çeşidi olan bir ağaçtır. Kozalakları ilk yıl kapalıdır. İkinci yıl açılıp, kurur ve ağacın dibine düşer. İlaç yapımında; tomurcuğu, palamutu, kozalağı, filizleri ve çırası kullanılır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Müzmin öksürüğü keser. Kolay doğum yapmayı sağlar.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) (gen. ispanya krallarının) danışmanlar grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.). Armaya çıkma kumandası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (F. câme-şûy’dan). Elbise altına giyilen gömlek, don vs.: Çamaşır yıkamak, temiz, kirli çamaşır, çamaşır teknesi, leğeni, kazanı, sepeti. Çamaşır ağası, ustası = Vaktiyle büyük dairelerde çamaşıra nezaret eden hizmetçi. Çamaşır makinesi = Çamaşır yıkamada kullanılan elektrikli makine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washing. linen. clothes. laundry. washing. washings. linen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry. washing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linen. wash. washing. underwear. laundry. underclothing. garment. clothes. drier dryer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry detergent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothesline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes line. wash line. drying line. drying rope. washing line. hang-clothes line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wash boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washing machine. washer. yellow goods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes peg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

household soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleaching liquid. wash. chlorine water. wash-water. bleacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkamayı meslek edinen kimse: Çamaşırcı kadın = Dükkânda ve evlerde ücretle çamaşır yıkayan kadın veya büyük bir konakta yalnız çamaşır yıkamaya mahsus hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washerman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkama sanat ve meşguliyeti: Çamaşırcılık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkamaya mahsus yer: Bu evin çamaşırhanesi yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry. launderette. coin-op.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

launderette. laundry. wash. washhouse. laundrette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cam takmak, cam geçirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fit with glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çamur sürmek, çamurla sıvamak. 2. (sular) Çamur getirip liman, menfez vesaireyi doldurmak. 3. mec. İtham etmek, lekelemek: İki el ile çamurladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vital point. most sensitive point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (ses taklidi). Birbirine dokunan demir parçalarının gürültüsü gibi bir gürültü etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa ile kazmak: Bağı vaktinde çapalayamadık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Akıncılık etmek, yağma niyetiyle her tarafta at oynatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Enini boyunu ölçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aykırı surette olan, çapraz şeklinde olan: Çaprazlama fişeklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across. transverse. crosswise. diagonally. transversely. crossbreeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. diagonally. across. athwart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cross obliquely. cross. interplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ilgar ve akın etmek, düşman toprağında yağmacılık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Carcar etmek, çok söylemek, gevezelik ve lafazanlık etmek. 2. Telâ111k etmek. 3. Tellâl vasıtasiyle ilân etmek, tellâl çağırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Casusluk etmek, tecessüs etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). kütüklerden yapılmış sal; çift tekneli kayık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crackling. chattering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gevrek bir şey çatır çatır etmek: Hiddetinden dişleri çatırdıyordu, tahtalar çatırdıyarak yıkılıyor veya yanıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make a crackling noise. crackle. creak. clack. clash. crack. crepitate. scrunch. snap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crackle. to creak. to chatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çatlamak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fracture. cracking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cracking. splitting. cleavage. rupture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çat ederek büyük sesle yarılmak, ayrılmak: Cam çatladı. 2. Parçaları ayrılmayacak kadar kırılmak, yarılmak: Bu bardak çatlamış. 3. (dalga vs.) Kırılmak, paralanmak. 4. (hayvan) Çok yürümekten telef olmak: Yarı yolda atı çatladı. 5. mec. Hasetten, hiddetten, sıcaktan ve başka ıztıraptan telef olmak derecesine gelmek: Hasetciler çatlasın, sıcaktan çatlayacağız. 6. Çok ağlamaktan ölmek derecesine gelmek: Şu çocuk çatlayacak, meme verin. 7. Çok ağrımak, ıztırap içinde bulunmak: Başım çatlıyor, karnım çatlayacak. Alın damarı çatlamak = Haya ve hicap kalmamak, arsız, utanmaz olmak. Taş çatlamak = 1. Çok soğuk olmak. 2. Olmayacak şey olmak, imkânsız şey vuku bulmak: Taş çatlasa bu bahçe o kadar mahsul vermez. Çatlasa, patlasa = Her ne yapsa: Çatlasa da patlasa da bu işi yürüteceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. split. craze. dehisce. burst. die of exhaustion. cleave. fracture. spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. fracture. to crack. to split. to fracture. to chap. to break. to burst with impatience. to die. to go mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crack. to split. to burst with impatience. burst. disrupt. fracture. rupture. spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). «Cayır» sesi çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yanan veya yırtılan şey gibi ses çıkarmak, cayır cayır yanmak veya yırtılmak. 2. Açılıp kapanırken acı bir ses çıkarmak: Kapı cayırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hayvanı çayıra çıkarmak, çayır yedirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer performed at the funeral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to answer. reply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. eski Türkçe). Sabır ve tahammül etmek, acıya dayanmak, katlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. halk ağzında: çehizlemek). 1. Geline cihaz vermek, gelinin cihazını tedarik etmek ve hazırlamak. 2. (bir fakire) Muhtaç olduğu şeyleri vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inference intikal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkın haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polishing. finishing process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cilâ vurmak, cilâ sürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burnish. lacquer. polish. varnish. to polish. to shine. to finish. to burnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to finish. to varnish. to shine. burnish. polish. surface. veneer. wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıngırak gibi keskin sesle ötmek, çıngır çıngır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clang. clink. peal. toll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ringing sound. clangor. ringing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Çın çın ötmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tingle. tinkle. ting. jingle. din. ring out. buzz. clang. resonate. resound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clang. clink. peal. resound. ring. sing. tinkle. to tinkle. to clang. to clink. to chink. to ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give out a ringing or tinkling sound. to echo. clang. resonate. resound. ring. ting. tinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sanat öğrenmek maksadiyle bir ustanın yanında ve hizmetinde bulunan genç: Marangoz, eczacı çırağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çıra koymak ve tutuşturmak, yakmak, alevlendirmek. 2. mec. Fesat karıştırmak, kötüleştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gevezelik etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Cırtlamak, cırlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Böcek gibi cır cır etmek, zırlamak, ötmek. 2. mec. Gevezelik etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıtır çıtır ses çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çekilen parmak yahut ateşe atılan tuz yahut sıçrayan kıvılcım gibi şey, patlayıp ses çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bulaşıcı bir şeyi avuç içinde sıkarak karıştırmak: Fıçının içindeki yağı cıvıklayıp duruyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bulaşıcı şey) Avuçlanarak veya basılarak karışmak: Çamur basıla basıla cıvıklanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tweet. twitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (ufak kuşlar veya piliçler). Ötüşmek, civ civ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheep. chirp. tweet. twitter. to chirp. to cheep. to chirrup. to tweet. to twitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to twitter. to chirp. cheep. tweet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yanarken veya kızarırken cızır cızır etmek, cızır cızır yanmak veya kızarmak. 2. Kalemin ses çıkarması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sizzle. to sizzle. to creak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cız ederek yanmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gürültülü; Israrlı, yapışkan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağdayı ve giyeceği ağartmak için kullanılan, reçel ve helvaya konulan bir nevi kök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çok görmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kaynar kazan gibi çokur çokur etmek takırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (çoksumak). Çok görmek, kabûl etmemek. Osm. istiksâr etmek, kıyamamak. 1

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Değnekle vurarak düzeltmek veya tozunu silkmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstü hamurla örtülerek pişen yemekler için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gayet büyük dalgalar geminin üzerinde çatlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cunbur veya cunbul sesi çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Varil ve tulum içinde suyun oynayıp canbur cunbur etmesi. 2. Çok gürültü ve patırdı etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başaramamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boob. to bag. to put in sacks. to fail. to flunk. to fluff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fail the class. to fail sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akar su, nehir, dere, çay.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). silindir şeklindeki bir odanın duvarlarına yapılan resim; tiyatro sahnenin silindir şeklindeki arka duvarı veya arka perdesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauterization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

branding. etching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kızgın demirle damga vurmak, kızgın demirle yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand. fire. sear. to brand. to cauterize. to sear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to brand. to cauterize. scorch. sear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Tibet Budistlerinin baş rahibi ve başkanı Dalay Lama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakmak, acıtmak, kavurmak: Isırgan daladı, ebegümeci daladı. 2. Isırmak, dişle koparmak: Ayı dalamış. 3. Vurup kapmak, yağma ve talan etmek, tutup esir etmek: Kız dalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. dames). Altmış dört haneye bölünmüş bir tahtada on altışardan otuz iki taşla oynanan oyun: Dama oynamak. Dama çıkmak = Bu oyunda bir taşı karşı taraftaki sıraya eriştirerek üstün bir hale geçirmek. Dama tahtası = Bu oyunun oynanmasına mahsus altmış dört haneli tahta. mec. Satranç şekli. Dama taşı, pulu = Dama oyununda kullanılan taş veya tahta, kemik, boynuz vesaireden pul ki iki renkte olarak on altışardan otuz iki tane olur. Dama etmek = mec. 1. Bitirmek, hitama erdirmek. 2. Artık daha ileriye geçememek, kalmak: Yokuşu çıkamadı, da248 ma dedi. Artık bitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

king.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checkers. draughts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fallow deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

game of checkers. check.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Demand Assignment Multiple Access -- DAMA is a technique of Satellite resource manipulation that allows many users on a Satellite to share a limited assignment of transponder capacity As one user connects to the transponder they draw from a common 'pool'

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Demand Assignment Multiple Access.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Demand Assignment Multiple Access - Resource sharing by assigning and releasing capacity on demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Control of the senses The second of the six virtues of jnana yoga See jnana yoga page 2.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A WCB doctor who specializes in pension assessments. fallow deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checker board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checkerboard. chessboard. draught board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Su veya başka sıvıları taşımaya yarayan dar ağızlı, şişkin gövdeli çoğu hasırla sarılı veya sepetli büyük şişe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carboy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demijohn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demijohn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داماد] damat, güveyi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Damak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). zarar, ziyan, hasar; (k).dili masraf, fiyat; (f). hasar yapmak bozmak, zarar vermek. damages (i)., (huk). tazminat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (sonundaki k harfi sesli harf alınca ğ harfine çevrilir). «Dam» dan gelir. Ağzın damı mahiyetinde olan üst kısmı: Tadı damakta kalmak = Lezzeti iyi duyulmak, çok hoşa gitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palatal. palatine. palate. roof of the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palate. the roof of the mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Damaklı iğne = Büyük bir çeşit olta iğnesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstüne dama çizilmiş olan: Damalı elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checkered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chequered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checkered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Etek. (bk.) DAmen. DâMAR (i.) (damlar gibi vurması yüzünden bu şekilde edlandırılmış olabilir). 1. insan vücudunda kanın dolaştığı yollar ki çeşitli kalınlıkta borulardan ibarettir. Nabızlı damar, şahdamar = Kan veren büyük damar. 2. Damar veya köke benzeyip bir cismin içinde dallanan yollar. ihtilât yapan, tehlikeli yollar: Yağmur suları yerin damarlarına girer. 3. Mermer ve ona benzer dalgalı şeylerdeki çizikler: Pembe damarlı ve beyaz zeminli ebru. 4. Toprağın içindeki maden filizleri ve su tabakası: Kuvarts kayası üzerinde altın damarları bulunur, bu suyun damarı zengin. 5. mec. Yaradılış, tabiat, huy, yaratık. Damarına dokunmak = Hiddet etmek, kızmak. Alnının damarı çatlamış = Utanmaz. Kan alacak damar = Faydalanılacak yol. Damara girmek = Birinin hatırını hoş edip kendi isteğini yaptırmak. Damarı tutmak = Olmayacak sebeplerden dolayı öfkelenmek veya inadı tutmak. 6. Soy kökü, yaradılış: Damarına çekmiş, damarı bozuk. 7. Huy, mizaç: Hasislik damarı. Şairlik damarı. Damar atmak = (kan damarı) Kalbin kasılmasıyle vurmak. Damar tabaka = Göz küresinin içinde ince kan damarlarından meydana gelen tabaka. Damarına basmak = Birini öfkelendirecek bir harekette bulunmak. Damarına çekmek = Soyunun huyuna çekmek. Damarı kurutun = Birinin huysuzluğuna öfkelenildiği vaDamasko kit beddua olarak söylenir. Damarını bulmak = Birinin okşanacak duygusunu bulup yumuşamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دامان] etek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Etek. 2.Bir dağ silsilesinin eteğinde uzanan bölge.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vascular. vein. vessel. blood vessel. grain. phlebo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. vein. blood vessel. lode. character. bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Dammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

streak. vein. vessel. duct. blood vessel. nerve. fault. stria. grain. deposit. run. layer. rib. cloud. course. artery. course of ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of various hard resins from trees of the family Dipterocarpaceae and of the genus Agathis; especially the amboyna pine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Vücuttaki kan damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi tıp dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip, zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı darlaştırmasıdır. Belirtileri baş dönmesi, baş ağrısı, titreme, yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme gücünde zayıflama, sinirlilik veya damarın sertleştiği bölgelerde ağrılar görülür. İlk belirtiler görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur. Hastanın neşe ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır. Damar sertliği teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır. Ayak damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Patates.

Hazırlanışı : 1 adet çiğ patates soyulup iyice yıkanır ve rendelenir. Çıkan su sabahları aç karnına içilir. Aynı işlem hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arteriosclerosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atherosclerosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atherosclerosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Damarları olan. 2. Damar gibi çizgileri ve nakışları olan: Damarlı kehrübâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grainy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veined. vascular. striate. striated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ribbed. streaky. veiny. venous. nervy. arterial. grained. striated. marbled. nerved. streaked. grainy. vascular. veined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Huysuz, geçimsiz, Fars. bed-nihâd.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hareli çizgilerle süslemek, kakma iş ile süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Şam; Şam çeliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). Şam'da dokunan çiçekli ipek kumaş; damasko (kumaş); Şam çeliği; koyu pembe renk; (s). Şam çeliğinden yapılmış; Şam işi; gül renkli; (f).Şam işi gibi işlemek; damasko ile döşemek; gül rengi vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. Damasco = Dımışk, Şam). Eskiden Dımışk, yani Şam şehrinde yapılıp sonraları Avrupa’dan gelen iki yüzlü ipek veya yün ve keten karışık döşemelik kumaş. Bu kumaştan yapılmış: Damasko perdeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAMAD) (i. F.). 1. Kız çocuğun veya onun yerinde olan yeğen gibi bir kızın kocası, güvey: Damatla kayınpeder. Filân damadımdır. 2. Osmanlı Hanedanı’nda sultan denen imparatorluk prenseslerinin kocası ki, resmî bir unvandı: Dâmâd-ı hazret-i şehryârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groom. bridegroom. son-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridegroom. groom. son-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridegroom. son-in-law. maugh. son in law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a son-in-law. clothes. gifts. etc. bought for the bridegroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stigmatization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Damga vurmak, damga ile işaretlemek: Binek hayvanlarını aldıkları vakit damgalarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamp. mark. stigmatize. print on. seal. print. brand. impress. incuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand. imprint. print. seal. stamp. to stamp. to mark. to seal. to print. to brand. to stigmatize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affix the seal. to stamp with a stamper. to cancel. to stigmatize. brand. stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dripping. guttation. drip. trickle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drip. dripping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dripping. drip. trickle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Damla damla akmak. Osm. takattür etmek: Gözlerinden yaş damlıyordu, tavandan yağmur suyu damlıyor. 2. Ansızın, beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmak: Biz konuşurken o da damlayıverdi. 3. Az yağmak: Biraz yağmur damladı. Akmazsa da damlar = Çok gelmezse de bütün bütün de eksilmemiştir. Hiç yok değildir. Burnundan damlamak = Çok benzemek. Burnundan kan damlamak = Çok sıkıntı çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drip. drop. trickle. to drip. to drop. to dribble. to trickle. to turn up. to pop in. to blow in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drip. to turn up suddenly. distil. show one's face. trickle out. weep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korunulacak, sığınılacak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Destek koymak, destekle takviye etmek: Kapıyı arkadan dayaklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to support with props.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yasdanma, Ar. ittikâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Destek koymak, Osm. ittikâ ettirmek: Binaya bir destek dayamak, başına kolunu dayamak. 2. Bir şeye istinat ettirmek, alıştırıp durdurmak: Merdiveni duvara dayamak, arkasını ağaca dayamak. 3. Şiddetle vermek, teslim etmek, yollayıvermek, bırakıvermek: Gider gitmez bir acı kahve dayadılar, sabahleyin kendisine çocuğu dayarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base on. base upon. prop up. support. lean against. prop. recline. recline on. recline upon. rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nestle. rest. to lean against. to set against. to rest. to base on. to thrust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lean sth against. to set sth against. to base sth on sth. prop. refer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sööz söyleme, sanatı, hitabet, belâgat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( s). hitabete ait; tantanalı, heyecanlandırıcı (konuşma tarzı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir türlü, bir çeşit: Ne denli? Ne türlü? Nasıl? 2. Bir miktar ve derecede olan: Ne denli = Ne miktarda, ne derecede, ne kadar? 3. itinalı, dikkatli, mûtenâ. Sayılır, itibarlı, mûteber (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storage. storing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehousing. storage. storing. cellerage. housage. modular. wharfage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

store. to store. to lay sth up. to lay sth in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). pulları dökülmek, pul pul olup dokülmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (fiz). diyamagnetik, mıknatıs geçirme hassası düşük olan. diamag'netism (i). diyamagnetizm, mıknatıs geçirme hassası düşüklüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MiniDisc için Dijital Seviye Ayarı, en iyi seviye kontrolü için hassas ayarlamalara olanak verir. Doğrusal, logaritmik ve sinüs çalıştırma yapılabilir. Ses seviyesi, MiniDisc’e dijital olarak kayıt yaparken kalite kaybı olmaksızın yükseltilebilir ya da alçaltılabilir. Ayrıca kısılma ya da kısıktan yükselme efektleri kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu akıllı kopyalama teknolojisi, Sabit Disk Sürücüsü’nden (HDD) bir DVD diskine kopyalama yaparken en iyi resim kalitesini korur. Veri bir HDD üzerine kaydedildiğinde, Sony HDD / DVD kaydediciler filmi analiz eder ve sonuçları veri olarak saklar. Ardından, kaydedici bu veriyi verimli bir biçimde bir DVD diskine kopyalar. En iyi sonuçları elde etmek için, HDD’nize kaydederken HQ+ veya HQ modlarını kullanın.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diyorama. dioramic (s). diyoramik, diyoramaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dramatik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. felsefe). Dışta bırakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

externalize. deport. exclude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

externalize. deport. exclude. coventry. to exclude. to externalize. to ostracize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impromptu. ad-lib. jumped-up. improvisation. impromptu. happening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impromptu. improvisation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improvisation. off-hands. extempore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improvise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Parça parça kesme, paralama. 2. Kapı, pencere, kanat ve çerçeve gibi keresteden yapılan marangozluk işi ve bu işe yarayan kereste: Doğrama işi, doğramadan yapılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopping. chop. cutting. slicing. woodworking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopping. cutting up. woodwork. joinery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopping to pieces. woodwork. joinery. carpentry. carpenter's work. timbering. chipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğrama işleriyle meşgul olan sanatkâr, binaların tahtadan yapılan kapı, pencere, çerçeve gibi işlerini yapan adam ki, dülger işinden ince ve marangoz işinden kaba işle uğraşır. Ar. neccar: Bu, doğramacı işidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabinetmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. carpenter who makes woodwork. joiner. house carpenter. woodworker. rough carpenter. door maker. door fitter. furniture fitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğramacı işi ve san’atı, kapı ve pencere kanat ve çerçeveci gibi işler yapmak sanatı: Doğramacılık zahmetli bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpentry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joinery. woodwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parça parça kesmek, paralamak: Tahta, ekmek, et, soğan doğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

butcher. chop. cube. mince. saw. to cut into pieces. to cut sth up. to chop. to slice. to mince. to carve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cut into slices or pieces. to carve. to chop to bits. to hack. to mince. to hash. to hackle. to cup-up. saw. take to pieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confirmation. corroboration. affirmation. verification. correction. avowal. defence. defense. recognition. support. testification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affirmation. verification. confirmation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verification. confirmation. confession. corroboration. protestation. redress. vindication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Doğruyu söylemek, hakikati kabûl ve itiraf etmek: İşte şimdi doğruladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hold with. confirm. corroborate. attest. certify. verify. affirm. avouch. bear out. correct. homologate. justify. predicate. substantiate. support. sustain. testify. vouch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affirm. certify. confirm. corroborate. substantiate. testify. to confirm. to verify. to affirm. to bear out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authenticate. confirm. to verify. to corroborate. to confirm. attest. certify. confess. correct. own. predicate. vouch for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çuhadan entari gibi önü açık olarak kavuşturulur ve üstüne kuşak bağlanır eski bir elbise: Tatar dolaması. 2. Parmakta olan, ağrı verici bir iltihab, kurlağan.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Şeytan tırnağı veya parmağa iğne ya da kıymık batması sonucu, tırnak dibinde meydana gelen iltihaplanmaya; halk arasında dolama, tıp dilinde paronychia denir. Başlangıçta kırmızı bir benek halindeyken daha sonra içi dolu sivilceye dönüşür. Dolama, kan zehirlenmesine neden olabilir. Bu nedenle ihmal edilmeden doktora başvurmak gerekir. Alkol pansumanı veya sıcak su kompresi çok faydalıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kına, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı suya 2 kahve kaşığı kına konur. Lapa haline gelinceye kadar ısıtılır. Sonra dolama olan yere sarılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

winding. twist. whitlow. felon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

winding. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(paronychia serpilifolia): Karanfilgiller familyasından yeşil ve beyaz renkte küçük çiçekleri bulunan bir çeşit bitkidir. Yaprakları beyazımtırak yeşildir. Kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Dolama ve çıbanların tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Etrafına döndürüp çevirmek, sarmak: Başına bir şal, beline bir kuşak doladı. 2. Ağır ve zor bir işi birinin başına sarmak: Bu işi be nim başıma doladılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wind. twist. whirl. rotate. coil up. cincture. coil. enlace. enwrap. lap. reel. reel up. wrap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coil. weave. wind. wrap. to wind round. to encircle. to twist. to coil. to bandage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wind on to around. coil. curl. lap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Dolama otugillerin örnek bitkisi (paronychia serpilifolia).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to decorate. to adorn. to embellish süslemek. tezyin etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. to file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to file. to put in a file. to classify. to throw into the discard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A composition, in prose or poetry, accommodated to action, and intended to exhibit a picture of human life, or to depict a series of grave or humorous actions of more than ordinary interest, tending toward some striking result.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is commonly designed to be spoken and represented by actors on the stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A series of real events invested with a dramatic unity and interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dramatic composition and the literature pertaining to or illustrating it; dramatic literature. the quality of being arresting or highly emotional the literary genre of works intended for the theater an episode that is turbulent or highly emotional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a dramatic work intended for performance by actors on a stage; 'he wrote several plays but only one was produced on Broadway'. an episode that is turbulent or highly emotional. the literary genre of works intended for the theater. the quality of being arr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The art of composing, writing, acting, or producing plays; a literary composition intended to portray life character or tell a story usually involving conflicts and emotions exhibited through action and dialogue, designed for theatrical performance. the l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The art of the theatre; plays, playmaking, and the whole body of literature of and for the stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An advertising technique of indirect address in which the characters speak to each other rather than to the audience. Exploration Drama Action Drama Bias Drama Growth Drama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Informal dramatic activities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tiyatro eseri, oyun, piyes; tiyatro edebiyatı, tiyatro sanatı; canlı, duygusal, çarpıcı veya birbiriyle çatışan olaylar dizisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tiyatro ile ilgili; tiyatro türünü andıran (özellikle çatışma ve zıtlık ifade eden turü); hareketli, canlı, et kileyici, tesirli, çarpıcı. dramatically (z). bir oyunu andırır şekilde canlı olarak, çarpıcı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Dramla alâkalı. 2. Heyecan yahut üzüntü verici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dramatic. stagey. stagy. theatrical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dramatic. tragic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dramatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dramatic art.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ,). (Lat). bir oyundaki kişiler; bir piyesin metnin' den önce gelen oyundaki kişilerin listesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oyun yazarı, piyes yazarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To compose in the form of the drama; to represent in a drama; to adapt to dramatic representation; as, to dramatize a novel, or an historical episode. represent something in a dramatic manner; 'These events dramatize the lack of social responsibility amon

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put into dramatic form; 'adopt a book for a screenplay'. represent something in a dramatic manner; 'These events dramatize the lack of social responsibility among today's youth'. add details to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dram şekline sokmak, tiyatro oyunu şeklinde ifade etmek. dramatiza'tion (i). dram şekline koyma; romanın oyunlaştırılmış şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dramatic adviser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tiyatro eseri yazma sanatı. dramatur'gic (s). bu sanata ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Dudaklar, güneş veya soğuk havanın tesiriyle çatlayabilir. Endişe edilecek bir durum yoktur. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri çatlakları gidermek amacıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Cevizyağı, balmumu.

Hazırlanışı : 2 çay bardağı cevizyağına, 2 çorba kaşığı eritilmiş balmumu konur. Karıştırılarak soğutulur. Küçük bir şişeye doldurulur. Sabahları dudaklara sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Hanım, k’adın (eski tâbir olup sonradan başlıca Ermeni kadınlarına ve bunların yaşlılarına denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Bütün, tam. 2. Kuvvetli, tüvânâ, dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Duman vermek, dumana tutmak veya asmak. 2. Bulandırmak, karartmak. Kafayı dumanlamak = Sarhoş olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ da kayısı demek olan «dürâkan» dan galat olsa gerektir). Tüysüz şeftali cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standstill. pause. hesitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sagnation. pause. standstill. halt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Lâkırdı söylerken tereddütle tutukluk göstermek, kesik kesik söylemek: Pek duraklayarak söylüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pause. to stop. to hesitate. to waver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pause. to pause. to come to a stop. to stop once in a while. to hesitate. fizzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitation. hesitation tereddüt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitation. demur. hesitancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Durup tereddüt etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balk. falter. hesitate. waver. to hesitate. to falter. to waver tereddüt etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hesitate. blow hot and cold. demur. falter. haver. hum. oscillate. pause. vibrate. waver. whiffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Duraklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pause. to come to a stop. to hesitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(anat.) dura mater, beynin ve omuriliğin en dış zarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinsing. purifying. clearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinse. rinse out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinse. to rinse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rinse. to clarify. to percolate. to refine. to fine. to deposit. to clear. to clean. to settle. to purify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelinin veya yeni doğmuş çocuğun başına takılıp yüzünü örten tülden süslü örtü. Gelin, çocuk duvağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başına ve yüzüne duvak örtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Büyük devletler (Birinci Cihan Harbi’nden önce: İngiltere, Almanya, Amerika, Fransa, Japonya, Rusya, Avusturya Macaristan, İtalya, Türkiye ve Çin).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. psikoloji). Duygusunu uyandırmak, duygulu hale getirmek, hislendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feel. to feel. to sense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji) (uyd. k.). Dış varlıkların tesirlerine, bilhassa hissi tesirlere karşı ilgisizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Zaman kodu, çekildikleri ve kasetin alt-kod sektörüne kaydedildikleri sırada her bir görüntüye otomatik olarak bir numara verilmesidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Mermer gibi hâreli veya damarlı olarak boyamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. efkenden fiilinden imas., sıfat terkîbi teşkiline girer). Düşüren, yere atan, yığan, salan: Şİrefken = Arslanı yere atmaya muktedir. Sâye-efken = Gölge salan. Fars. sâye-endâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. feşânden fiilinden imas. sıfat terkibi teşkiline girer). Serpen, saçan, dağıtan, silken: Zer-efşân = Altın serpen. Dâmen-efşân = Etek silken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir büyücüye kendini okutup büyülenmek, okunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Her ne kadar... Olsa da... vâkıa... ise de: Eğerçi öyle ise de... Gerçi öyledir ama... Bazan bunu eki, kim» bağlama harfi takip eder: Gerçi kim şiir değildir ol kelâm — Nazm-ı şâirde ne mümkin ol nizâm. Şiirde sonra gelmesi de câizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağ sarmaşığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keçeden bir nevi teğelti, eğer altı örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Deride sulanma ve kaşınma şeklinde başgösteren bir hastalık, mayasıl.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. eczéma

tıp mayasıl

Tende kızartı, kaşınma, sulanma, kabuk bağlama vb. doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı.


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Mayasıl diye bilinen egzama, derinin sulanması ile meydana gelen bir iltihaptır. Tıp dilinde; Erythema pernio denir. Kaşıntı ve kızartı ile ortaya çıkar. nedeni; ruhsal olabileceği gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahriş eden maddeler de olabilir. Bazı kimselerde de ırsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulundukları yere göre isimlendirilirler. Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamalı yerleri kaşımamaktır. Ayrıca, su ve sabunlu sudan olduğu kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatlı su ve rivanollu su kullanılır. Perhiz yapılır. Acılı, baharatlı ve yağlı yenmez. Tedavi maksadı ile aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru erik, sirke.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı sirkeye batırılan kuru erikler egzamalı yerlere sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eczema. cutaneous eruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eczema.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Zerdüşt dinine mensup eski Iranlılar’ın inandıkları iki kuvvetin biri ki, kötülük ve karanlık kaynağı idi. Diğeri iyilik ve aydınlık kaynağı idi, İzd denilirdi. İslâm’dan sonra İzd ismi Allah’a ve Ehrimen, Şeytan’a verildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Davetsiz ziyafete giden, dalkavuk (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Güçlü arka aydınlatma, düşük kontrast ve yetersiz ortam ışığının el ile telafisini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الامان] aman dileme, imdat, yardım

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Aman, medet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bozmak, zarar vermek, hasara uğratmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yanağın alt tarafı. Çeneyi örten kısmı. Ene kemiği = Us t çene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yanağın alt yanı, çeneyi örten yer. Enek ağacı = Zaptolunmaz hayvanların orasına kıstırdıkları yavaşa. Sapan eneği = Sapan ağacına geçirilen ufkî ağaç.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. inflammation

tıp yangı

Vücudun mikroplara karşı koymak için herhangi bir yerine fazla kan hücumu ile orada şişkinlik, kırmızılık, ısı ve ağrı ile beliren irin toplaması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dementia praecox. dementia precocious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, becerikli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simultaneously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concurrence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aynı zaman süresi içinde geçen olay: Saat sarkacının hareketi eşzamandır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ünlem, nida, ani olarak söylenen söz; bağırma, telâşla itiraz etme. exclamation mark, exclamationpoint ünlem işareti (!). exclam'ative (s.) ünlem ifade eden. exclam'atory (s.) sevinç, hayret veya keder belirten; gürültülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to write an invoice for. invoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refresh. freshen up. freshen. draw a breath. draw breath. cheer. relieve one's feelings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unburden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become spacious or airy. to feel relieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip). Allah’ın himayesi altında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barreling. casking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vık, vıkiamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fıkır fıkır ederek sesle kaynamak: Su fıkırdadı. 2. Süratle ve her taraftan oynamak: Deniz şiddetle fıkırdamaya başladı. Karıncalar her taraftan fıkırdıyor. 3. Göz alacak surette parıldamak: Camekânın renkli camları güneşten fıkırdamaya başladı. 4. Hoppalığı sebebiyle yerinde duramamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ekşimek, mayalanmak. Osm. tahammür etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ferment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sauna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elbise, diş vesaire temizlemeye, boya vesaire sürmeye mahsus kıldan veya sama. ve hasır gibi şeylerin tellerinden yapılmış Alet: Elbise, saç fırçası, diş, fırçası, boyacı, badanacı fırçası, ressam fırçası, zamk fırçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Fırça ile temizlemek: Elbiseyi, dişleri fijrçalamak lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabuk ve fasılasız dönüp dolaşmayı tasvir ve taklit eder: Fırıl fırıl dönüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiln drying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fırında kurutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bake. fire. to dry in an oven or kiln. to bake. to kiln-dry. to fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put sth in the oven to bake. to dry sth in an oven or kiln.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fırlamak işi. 2. (argo) Piç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leap. spring. a hurling. a throw. popping up. flying off. bastard. son of a gun. son of a bitch. brat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popping up. protruding. bastard. brat. smart child. dash. jumping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birdenbire uçup kuş gibi «fır» diye ses çıkararak atılmak, sıçramak: Yerinden fırladı, fırlayıp kolundan tuttu. 2. Bir şeyin bir kenarı kırılıp sıçramak: Bu tabağın kenarı fırlamış. Mermerin fırlayan yerlerini düzeltmeli. 3. Fiyatı artmak, çıkmak, yükselmek: Bu hafta zahire birdenbire fırladı. Borsada tahviller fırlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dash. hare. hurtle. jump. nip. plunge. soar. spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to jump up. to rush. to protrude. to stick out. to soar. bound. fling. leap. pop out. shoot. take by storm. whisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gizlice bir şeyler söylemek, gizliden telkinde bulunmak, çok hafif sesle konuşmak: O adam kulaklarına bir şeyler fısıldadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). ipek kumaşın hışırtısı gibi hışırtı etmek, hışırdamak: Canfes fistanı fışıldıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathe. whisper. to whisper. to breathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whisper sth to sb. murmur. pig's whisper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hareket ederken fışır fışır etmek: Terlikleri fışırdıyordu. Su, çayırın üzerinde fışırdayarak akıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi bir kimsenin kulağına fısıltı halinde söylemek. 2. Gizlice haber vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ekşiyip kaynamak, mayalanıp kabarmak. Osm. ihtimâr etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca: flama). Mızrak ve süngü ucuna takılan, gemi direğine çekilen ince bayrak. Türkçe: alav.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pennant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pennant. streamer. signal flag. colours. pennon. alignment picket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

semaphorist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Felemenkli. Holanda ve Belçika’da yaşayan, Flamanca konuşan millet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Flemish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fleming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flemish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Flemish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hızla ve ses çıkararak kaynamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bubble noisily. to boil up. seethe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to format.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphatization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (argo). Fos çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fosur sesi çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Fujiyama Dağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. fürûhten yahut efrûhten fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Parlatan, aydınlatan, tenvir eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. F.). Donmuş, Ar. câmid: Füsürde-dil = Yüreği donmuş, hissiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. fütâde-gân, üftâde-gân). Düşmüş, düşkün, mübtelâ. mec. Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Ziyadelik, çokluk, bolluk, artma. Ar. kesret: Cenâb-ı Hak füzûnî-i ömr ihsan buyursun I

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (kuş). Gagasıyle vurmak, kakmak, mec. Horozlar gagalamak = Keyifsiz ve neşesiz olup sersem durmak: Seni horozlar mı gagaladı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to peck. pick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zaman, vakit, bazen, bazı defa, bazı vakit, kimi vakit: Gâh bulunur, gâh bulunmaz. Gâh olur ki... Gâh gâh, geh, geh = Vakit vakit, ara sıra. Bi-gSh = Vakitsiz. Nâ-gih = Ansızın. Gâh 0 bi-gâh = Vakitli vakitsiz, (bk.) KAh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bazı Farsça kelimelere katılarak zaman veya mekân gösteren mürekkep kelimeden meydana gelir: Seyir-gâh = Seyir yeri. Namaz-gâh = Namaz yeri. Seher-gâh = Sabah vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gamma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gamma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gamma globulin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gamma rays.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Uçları Yunan alfabesindeki gamma harfi şeklinde kıvrılmış olan (haç).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Söz ulaştırmak, münâfrklık eylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inform against. to tell on sb. to tell tales about. rat on. snitch. snook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağacın üzerinde kuruyan yaprak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hotfoot. travel. to smear with kerosene. to accelerate. to smear with paraffin. to step on the gas. to travel. to run away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to smear or sprinkle with kerosene. to accelerate an automobile. gas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elapsed time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Böcek vesaire sokması, geveleme (aslı geğeleme) Geğeç arı = Zehirli bir cins arı. Geğeçotu = Bir cins bitki. Geğeçkuşu = Atmacanın bir cinsi, seksek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple present tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irrecoverable. irreversible. irrevocable. unrecallable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tarla sulamaya mahsus ince su yolu, suyun yerde açtığı ufak ark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sokmak, karıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaşınmakla beraber yanma hissi: Boğazımda bir gıcık vardır. Gıcığı yumuşatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to cough. tickle. titilate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Kaşınmakla beraber yanmak, Osm. taharrüş etmek: Boğazım gıcıklanıyor. 2. Gıdıklamak. 3. mec. Şüphe ve tereddüde düşürmek: Bu iş benim zihnimi gıcıklıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gıcıklamak, kaşınmakla beraber yanmak. 2. Dişlerini gıcırdatarak çıkışmak, tehevvür etmek, hiddetlenmek, öfkelenmek, kızmak, birinin üstüne yürümek istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dişlerin birbirine sıkı sıkı sürülmesi gibi sert ve keskin bir sesi taklit ve tasvir eder: Dişlerini gıcır gıcır gıcırdatıyordu. Yeni potinleri gıcır gıcır ediyordu. Tahtalar gıcır gıcır ötüyordu. Gıcır gıcır giyinmek = Yeni kundura ve elbise giymek: Gıcır gıcır giyinmiş gidiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creak. grate. rasp. squeak. to creak. to squeak. to grate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to creak. to squeak. to crunch. to chatter. to jar. to grate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gıcır gıcır ötmek: Dişleri hiddetten gıcırdıyordu. Ayakkabıların gıcırdamasından hoşlanmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gıcır gıcır ses çıkarma: Dişlerin, yeni potinlerin, tahtaların gıcırtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cackle. cluck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (ses taklidi). Git git gıdak sesi çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cluck. to cackle. to cluck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cackle. cluck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

titillation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tickle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Birinin bazı yerlerine parmakla dokunup elinde olmadan gülmesini ve bir nevi sinir rahatsızlığını mucib olmak: Çocuğu çok gıdıklama bayılır (bunun doğrusu gıcıklamaktır). 2. mec. Teşvik etmek: Şeytan beni gıdıklıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tickle. to tickle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tickle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

CD üzerindeki her parçanın başlangıcı çalınır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Gırıldamak, gırıltı. (bk.) Gurlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strangle sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tavşan yavrusu. 2. Benekli tavşan. 3. Kır sansarı: Göçgen kürkü. Yergöçgeni = Köstebek.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde sulu zatülcemp denilen hastalıktır. Akciğerlerin etrafını saran zarın iltihaplanması sonucu meydana gelir. Zarın iki yaprağı arasına su toplanmıştır. Nedeni; şiddetli soğuk algınlığı, bronşit, böbrek hastalıkları veya kulak iltihaplarıdır. Göğsün yan taraflarında şiddetli ağrı hissedilir. Bunlara bastırıldığı zaman ağrı şiddetlenir. Nefes darlığı vardır. Yatak istirahati ve doktor tedavisi şarttır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kantoron, bal.

Hazırlanışı : 250 gram süzme bala 3 tatlı kaşığı dövülmüş kantaron kökü konup, iyice karıştırılır. Günde 3 kere aç karnına birer tatlı kaşığı yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Sulak yerlerde görülen tatarcık gibi ufak sivrisinek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Görsel İndeks Taraması ekranı dokuz parçaya bölünmüştür. İndeks işareti konulmuş başlangıç sahneleri otomatik olarak bulunur ver fotoğraflar şeklinde gösterilir. Böylece kayıtlı kaset içeriğine kolayca bakılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flashy. glaring. meteoric. resplendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glaring. gorgeous. resplendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedazzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Batı Amerika otlaklarında bulunan bir ot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight in grams.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight in grams.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. güften fiilinden imas. olup sıfat terkipleri teşkiline girer). Diyen, söyleyen: Rlst-gO = Doğru söyleyen. GOft ü gû = Dedikodu, Ar. kıyl ü kaal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver plated. silver plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türlü, çeşit, nevi: Bir gûnâ. Bir güne = Bir türlü, bir veçhile (ve menfi cümle) hiçbir suretle. Bu gûnâ, güne = Bu türlü, böyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. garîm). 1. Alacaklılar. 2. Hasımlar, rakipler, düşmanlar. 3. Fecrin ilk aydınlığı, 4. Düşürülen ölü çocuk için ödenen diyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (tavuk ve hindi). Kabarıp kızmak, kudurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (karın). Gur gur etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (karın) Gurultu etmek, barsakların gur gur şeklinde sesi işitilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rumble. growl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Canbaz ayaklığı, Fr. 6chasse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vücudun bir tarafını yarıp üzerine boynuz, bardak vs. koyarak kan çekmek ameliyatı: Hacamat etmek, hacamat olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cupping. stabbing. knifing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood letting. leech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجامت] kan alma. hacamat yapmak kan almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hacamat yapan, yani boynuz yapıştırarak kan alan cerrah veya berber, Ar. haccâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çarmıha germek, haç şeklinde bir tahtaya mıhlayarak asmak: Hıristiyanlar, Yahudiler’in Hazret-i Isâ’yı haçiadıklarına inanırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cram. to study hard. grind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hakkından gelmek, galebe çalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat. to overcome. to crush. to suppress. to spoil. to eat up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölkerli oda kilimi: Halı döşetmek: Uşak, Gördes halısı, halı seccade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plebiscite. referendum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

referendum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Halka biçimine sokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pamuğu atmak, ayırıp kabartmak: Hallaçlar pamuğu okka ile hallaçlarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yeni hal peydâ etmek, değişmek, başka bir hale geçmek: Bu hâl ile hallendiğimiz vakit. 2. İyi hâl peydâ etmek, hâli iyileşmek. 3. Zikir sırasında kendinden geçmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mit.) orman perisi, ağaç perisi; zehirli bir Hindistan yılanı; bir çeşit Habeş maymunu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hamile kullanılmamıştır). 1. Omuzdan asılan bağ: Kılıç, nişân hamâili. 2. Muska, tılsım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمائل] kılıç kayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). 1. Kare şeklindeki yelkenlerin veya serenlerinin orta kısmı. 2. Yelkenin alt yakasının sarılmasını kolaylaştıran kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Karaib dilinden). İki ağaç veya direk arasına asılarak içine yatılan ağ, ağ yatak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hammock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hammock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ahmaklık, budalalık: Hamâkat etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حماقت] ahmaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAMMAL) (i. A. «hami» den imüb.). Ücret karşılığında arkasında yük taşıyan adam: Gümrük hamalı, hamalbaşı, hamallar kâhyası, mec. Kaba ve terbiyesiz adam: Hamal gibi bir adam. Sırık hamalı = Ağır yükleri dört veya altı ve daha fazla kişi sırıkla kaldıran hamalların beheri. Hamal katarı, gemisi = Yük taşımaya mahsus demiryolu katarı veya gemi (eski tâbir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porter. coolie. carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porter. carrier. stevedore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Turkey and other Oriental countries, a porter or burden bearer; specif., in Western India, a palanquin bearer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porter. carrier. stevedore. coolie. public porter. street porter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hamal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hammâliyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hamal iş ve sıfatı, mec. Kaba iş, fikir ve hal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work of a porter. hard work. toiling and slaving. unnecessary burden. portage. porterage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

HAMMAM (i. A.). Yıkanacak yer: Sıcak hamam; deniz hamamı; hamama girmek. Hamam böceği Bilhassa hamamlarda yaşar bir çeşit böcek. Kudret hamamı = Sıcak maden suyu, ılıca, kaplıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turkish bath. bath. hammam. bagnio. bathhouse. baths.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turkish bath. public bath. baths. bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkish bath. public bath. baths.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cockroach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cockroach. roach. black beetle. croton bug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cockroach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir hamam idare eden adam. 2. Rüyada kirlenerek cenabet olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proprietor or keeper of a public bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güvercin, kumru.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمامه] güvercin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hahambaşının iş gördüğü yer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Musa’ya karşı acımasızca mücadele eden Mısır Firavunu’nun veziri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. aslı meçhul). Becerikli, elinden iş gelir, cerbezeli: Hamarat kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-working. diligent. sedulous. industrious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-working. industrious. deft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skill and industry in housework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حماسه] kahramanlık şiiri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yiğitlik, kahramanlık şiirleri, marşlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaratılıştan ve doğuştan cesaret ve kahramanlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حماست] kahramanlık şiiri, hamase.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Cesaret, kahramanlık, yiğitlik. 2.Kahramanca şiir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kahramanlığa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hamâset anlatan şiirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uzun müddet rahata alışmaktan zahmete dayanamaz olmak: At ahırda durmakla hamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamurla kaplamak, macunlamak: Tencerenin ağzını hamurlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expense. spending. consumption. outlay. outgo. expenditure. payment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expenditure. expense. outlay. spending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expense. expenditure. outlay. spending. expenses. disbursement. outgoings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. Arapça harc’dan). 1. Sarfetmek, bozmak: O kadar parayı bir günde harcadı. Çok para harcıyor. 2. Birini isteyerek tehlikeye sokmak: O adam beni harcamak istiyor. Bozuk para gibi harcamak = Aynı mânânın mübalağalı şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consume. spend. expend. use up. lay out. waste. dally away. employ. exert. spin out. swallow up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expend. lose. to spend. to expenditure. to expend. to lay sth out. to blow. to waste. to use. to use up. to sacrifice. to kill. to victimize. use up. to waste. to dispanse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend. to use to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu yeni parazit giderme teknolojisi, hareketli nesnelere herhangi bir etkide bulunmadan artalandaki parazitini azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yorulup pek bitkin düşmek. 2. (at) Huysuzlanıp doğru gitmemek ve gemden anlamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakma, yanma, yanıklık. Harkat-ül-bevl — Belsoğukluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Harlaşmak, harıltı, (bk.) Hırlamak vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Her birinden birer tane alıp takım yapmak üzere bir şeyin parçalarını takım takım eylemek. Harman etmek = Kitabın formalarını, tütün yapraklarını harmanlamak. 2. (hayvan) Bir daire üzerinde dönüp durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blend. collate. to go in circles. to turn in a wide circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collate. to blend. to collate. to gather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to size. to dress with size or starch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hışırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hasır döşetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover sth with matting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Haşlamak işi. 2. Sade suya haşlanmış et: Hastaya haşlamadan başka bir şey yedirmiyorlar. (bk.) Haşlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiled. meat. boiling. scalding. stewed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiling. boiled. scolding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kaynar suya daldırmak veya üstüne kaynar su dökmek: Çay, yumurta, makarna haşlamak. 2. istemeyerek kaynar su döküp yakmak: Kolumu fena halde haşladım. 3. Karınca ve böcek gibi haşarât ısırıp yakmak: Karıncalar ensemi haşladılar. 4. Fazla tekdir etmek, azarlamak, şiddetle paylamak: Kendisini fena halde haşladı. 5. Büyük zarar ve ziyana uğratmak; batırmak: Ortağım olacak adam beni haşladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call smb. over the coals. boil. scald. scold. give smb. a talking-to. baste. bawl out. berate. carpet. seethe. upbraid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boil. scald. scold. to boil. to scald. to scold. to tell sb off. to blow sb up. to give sb a rap on/over the knuckles. to tear sb off a strip. to haul sb over the coals. to tick sb off. to bawl sb out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to boil. to cook in boiling water. to scold. bawl out. berate. to give sb a bit of one's mind. let rip. rap. scald. seethe. to jump down one's throat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strengthen a wall with horizontal timber-ties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anamnesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recall. recollection. remembrance. reminiscence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remembering. recollecting. recall. recollection. rememberance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hatırda tutmak, unutmamak: O vak’ayı pek güzel hatırlıyorum. Öyle. bir şey söylediğinizi hiç hatırlamıyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remember. recall. recollect. call to mind. call up. recapture. recur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recall. recollect. remember. think.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remember. to recall. to recollect. bethink. call to mind / to memory. call up. look back. mind. reminisce. reproduce. think of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çizme burnunun kalıbı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barking. bark. bay. yap. yelp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barking. bark. bay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Köpek bağırmak, hav hav etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bark. woof. yelp. yap. bay. howl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bark at. to bark. to bay. to woof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bark. to bay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tamir maksadıyla gemiyi havuza almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hay huy ile hayvanları yürütmek, yürütmeye çabalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akıncı, çapulcu, yağmacı, haydut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). 1. Sürüp akın etmek, hay huy diye bağırarak hücum etmek. 2. Sürüyü gütmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hay huy diyerek gürültü ile sürmek: . Hayvanları hayladılar. Haylamak = Ehemmiyet vermemek, mühimsememek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concoction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hazır etmek, Osm. tehie etmek: Aşçıya söyleyin, yemeği hazırlasın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equip. prepare. make ready. arrange. coach. concoct. engross. groom. knock up. lay. lay out. set. set by. stage. work up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brevity. dispose. do. fit. get. install. lay. make. prepare. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setup. to prepare. to make ready. arrange. brew. to compile a catalog ue. coach sb for an examination. equip. fit. forearm. get. set. square away. tailor. tee up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Aynı zamanda olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

onun. onu. ona. onun. o. kendısı. kendıne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. at all times. invariably. all along. ever adv. evermore. in and out of season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karaman ile kıvırcıktan melez, yassıca kuyruklu koyun cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reckoning. calculation. computation. sums.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

computation. reckoning. calculation. compution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculation. calculating. casting. casting off. computation. computing. count. estimating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Takdir ve tahmin etmek, düşünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reckon. calculate. compute. figure out. check out. work out. cipher. count up. discount. foot. foot up. number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculate. compute. estimate. reckon. to calculate. to compute. to reckon. to figure out. to work sth out. to take into account. to take into consideration. to plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculate. compute. to calculate. to weigh the advantages against the disadvantages of. to estimate. to project. to take sth into consideration. to make a calculation. to work out the figures. figure. figure out. rate. scale. take stock. tally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asılıp muhafaza olunmak üzere bir sapa geçirilmiş meyve bağı: Bir hevenk üvez, üzüm, elma, incir. Hevenk üzümü = Asılıp kış için muhafaza olunmuş üzüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan ki, o dilde madde demektir). 1. Eski filozoflara göre ilk madde ve hayal Alemi. 2. mec. Var sayılamıyacak kadar zayıf veya ehemmiyetsiz şahıs veya şey. 3. Ürkütücü, belli belirsiz karaltı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bozguna uğramak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğaz tıkanarak ve derinden iç çekerek ağlamak: Hıçkırıp duruyordu. Hıçkıra hıçkıra ağladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hım hım ederek söylemek, burundan söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Salınarak naz ve edâ ile yürüyen. Hıramende olmak, hırâmân olmak = Bu suretle yürümek: Hırâmân hırâman = Salına salına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خرامان] salınan. 2.salınarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Hırıltı çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wheeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk. Hırlaşmak, hırlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

growl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hır etmek, göğüsten sesle nefes almak veya uykuda horuldamak. 2. Sebepsiz yere kavga etmek, rahat vermeyip kavga çıkarmak istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snarl. snarl at. growl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to snarl at. to rail at. growl. snarl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sözle veya bilek kuvvetiyle örselemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maul. punish. to ill-treat. to misuse. to treat roughly. to manhandle. to maul. to rough up. to beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to buffet. to treat roughly. to rough up. to manhandle. batter. harrow. knock about. maul. to take toll of sb. work over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırsızcasına, gizlice, uğruyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert ve kısık bir ses çıkarmak: Göğsü hışıldıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert bir kumaş, kâğıt vesaire oynadıkça hışır hışır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rustle. crackle. sough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haşlamak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bitirmek, sona erdirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sona ermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

align. to align.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Ağzını yaklaştırıp soluğunu bir şeyin üzerine bolca vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hafiflikle ve birdenbire sıçramak, atılmak: Çocuk gibi hopluyordu. 2. Birdenbire oynamak, helecana gelmek: Yüreğim hopladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jump. hop. caper. cavort. gambol. jig. leap. prance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. bound. caper. gambol. hop. skip. to hop and jump about. to palpitate. to get excited. to jump up and down. to bounce. to bound. to skip. to hop. to gambol. to caper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to jump. to skip along. to start. to be started. leap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Horlamanın nedenleri çeşitlidir. Derin bir uyku, sırt üstü yatmak horlamaya neden olabileceği gibi; burun polipleri, burnun çarpık olması, burun iltihabı, burunda ahtapot ve ağzı kapayamamak da neden olabilir. Yan yatarak uyumak, belin tam ortasına küçük bir lastik top koyarak yatmak horlamayı önler. Bu tedbirlerle geçmeyen horlamalarda, gerçek neden bulunup ona göre bir tedavinin uygulanması gerekir.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hor ve hakir tutmak veya kullanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Uyurken boğazdan kalın sesle horhor etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snore. to despise. to look down upon. to hurt feelings. to snore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to snore. to treat sb contemptuously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Halk inanışına göre günahkâr adam mezarda canlanıp azap çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rise from the grave and haunt people. to arise again. to rise from the dead/grave. to rise again.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rise from the grave and hunt people. to rise again. return from the dead. walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uyurken horul horul ses çıkarmak, horlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to snore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fırlayıp atılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hısm) (dilimizde kullanılmamıştır; «husûm» yerine «hasm» ın cem’i gibi kullanılmıştır), (bk.) Hasım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ibhâm). Mübhem şeyler, üstü kapalı sözler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابهامات] belirsizlikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undergarment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hosiery. underclothes. underwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underclothes. underwear. linen. body clothes. flannels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bazı kimseler, öksürme, aksırma, gülme, ağlama, hallerinde veya heyecanlandıkları zaman idrarlarını tutamayıp kaçırırlar. Bu durum bilhassa çok doğum yapmış kadınlarda sık görülür. Nedeni ön ve arka boşaltım kanallarındaki kasların zayıflamış olmasıdır. Ayrıca böbrek veya idrar yollrındaki taş veya tümör, omuriliğin hastalanması da idrar tutamamaya neden olabilir. Küçük çocuklarda ise, bağırsak solucanları idrar kaçırmaya neden olabilir. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Günlük, su.

Hazırlanışı : Küçük bir parça günlük havanda iyice dövülür. Aç karnına yarım kahve kaşığı yenir. Üzerine 1 bardak su içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ih diyerek deveyi çökertmek. 2. Ih diyerek yorgunluk ve heyecanla hızlı nefes vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ihtirâm). İhtiramlar, hürmetler, saygılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kocamak, ihtiyar olmak: Görüşmeyeli çok ihtiyarlamışsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıkıntı altında zahmetle nefes almak. 2. Nefes bunalır gibi ağlamak. J. Çok zahmet ve meşakkat altında bulunmak, yük altında ezilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ikrâm). ikramlar. bk. ikram.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.), ilâç sürmek, püskürtmek, sıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disinfect. medicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to apply medicine. to medicate. to disinfect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to apply medicine to. to apply disinfectant to. to apply insecticide to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (at) Başıboş olarak dörtnala gider gibi koşmak. 2. (atlar) Koşup her tarafa yayılmak. 3. Çapul için atla hücum etmek, at koşturarak her tarafa vurup geçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapul için düşman toprağına akın etmek, akıncılık etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الهامات] ilhamlar, esinler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bir yazılı kâğıdın) Altına kendi ismini yazmak, ismini yazarak kabûl ve tasdik etmek: Yazdığın senedi imzaladım. Mazbatayı imzalamak istemedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign. put signature to. autograph. underwrite. sign one's name. subscribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ratify. sign. to sign. to ratify. to autograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

İndeks Araması, kaset üzerindeki işaretli noktaları bulmanızı sağlar. İndeks Taraması, tüm işaretli noktaların ilk birkaç saniyesini göstererek kasette neler bulunduğunu görmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden Hindistan ile İngiltere arasında işleyen büyük ticaret gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. in’Am). Nimetler, ihsanlar, iyilik etmeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nağme ile okuma, Ar. tegannî (sanat musikimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). 1. Iraksamak işi. 2. (fizik ve matematik) Iraksak olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin olacağını uzak görmek, olacağını tahmin etmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yerinden oynatmak, kımıldatmak, sallamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şarkı ve türkü söylemek, tegannî etmek, nağme ile okumak (sanat musikimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. barren. dud. hopeless. pathetic. useless. waste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good- for-nothing. incommodious. kaput. trifling. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karanlık içinden ışık ortaya çıkmak, aralık aralık parlamak, yalabımak: Şimşek ışılıyordu. Gözler ışılamak = Hiddet belirtisi göstermek (bugün eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Işıl ışıl parıldamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam. flash. light. scintillate. shine. to gleam. to shine. to glow. to flash. to glitter. to twinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shine. to gleam. to sparkle. to twinkle. coruscate. glimmer. glint. glitter. scintillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Islatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birine ıslık çalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whistle jeeringly at. to hiss sb. catcall. to hiss down. hiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ismarlamak işi. 2. Ismarlanarak yaptırılan, hazır olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custom-made. custom. ordered. made to order. tailormade. tailored. bespoke. made to measure. commission. placement. treat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order. ordering. ordered. made-to-measure. made-to-order. bespoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

made to order. ordering. custom made. custom design. indent. made to measure. made out to order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin yapılması için o işlerle uğraşan birini vazifelendirmek: Masayı, marangoza ısmarladım. 2. Kendi hesabına başkalarına yedirip içirmek: Dün akşam arkadaşlara yemek ısmarladım. 3. Emanet etmek: Allahaısmarladık = Allah’a emmanet ettik. 4. Bir işin yapılmasını başkasına havale etmek: Acele etme, sana ısmarladığım şeyler var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order. place an order. give an order. have it made. treat smb. to smth. stand treat. treat. bespeak. commission. place. send away for. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to order sth from. to have sb get sth. to have sb make sth. to treat sb to (food , drink. to entrust sth to sb. bespeak. to order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prove. demonstrate. evidence. make smth. stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prove kanıtlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prove. to demonstrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blab. to inform on. to tell on sb. to squeal. to snitch. to peach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inform on. to squeal on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. istihkâm), istihkâmlar, siperler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. istirhâm). İstirhamlar, yakarışlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Jamaika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizinde Ada, Küba’nın güneyi.

Coğrafi konumu: 18 15 Kuzey enlemi, 77 30 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 10,991 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 1,022 km.

İklimi: tropikal; sıcak, nemli hava etkindir, iç kısımlarda ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Arazisi çoğunlukla dağlıktır, kıyıda dar ovalar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Mavi Dağ 2,256 m.

Doğal kaynakları: Boksit, alçıtaşı, kireçtaşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %15.83.

daimi ekinler: %10.01.

Diğer: %74.16 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 250 km²(2002 verileri).

Doğal afetler: Temmuz - Kasım ayları arasında kasırgalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,758,124 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.8 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -6.27 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.98 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.24 yıl.

Erkeklerde: 71.54 yıl.

Kadınlarda: 75.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.41 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı %1.2 (2003 tahmini).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 22,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 900 (2003 verileri).

Ulus: Jamaikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %90.9, Doğu Hindistanlı %1.3, beyaz ırk %0.2, Çinli %0.2, melez %7.3, diğer %0.1.

Din: Protestan %61.3, Roma Katolikleri %4, diğer %34.7.

Diller: İngilizce, Creole.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %87.9.

erkekler: %84.1.

kadınlar: %91.6 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Jamaika.

ingilizce: Jamaica.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Kingston.

İdari bölümler: 14 bölge; Clarendon, Hanover, Kingston, Manchester, Portland, Saint Andrew, Saint Ann, Saint Catherine, Saint Elizabeth, Saint James, Saint Mary, Saint Thomas, Trelawny, Westmoreland.

Bağımsızlık günü: 6 Ağustos 1962 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, Ağustosun birinci Pazartesi (1962).

Anayasa: 6 Ağustos 1962.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-15, G-19, G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Ö


Ülke by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağacı, yalnız gövdesi kalacak şekilde budamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. Ar. «kabâle» den). Toptan satmak, bir şeyi teferruatıyla beraber götürü satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sell in lump. to grab. to seize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mısır unundan yapılan bir yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Firar eder gibi davranma: Kaçamak göstermek. 2. işe gitmeyiş, tatil: O, ara sıra kaçamak ediyor. 3. Bahane, vesile, özür: Bir kaçamak yolu bulmak. 4. Kaçacak yer, Ar. melce, melâz. 5. Otlaklarda hayvan sığınağı, küçük ağıl. 6. Çobanların yaptıkları haşlanmış mısır unundan ibaret bir çeşit yiyecek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casual. evasive. furtive. running. salvo. stealthy. surreptitious. casually. subterfuge. evasion. escapade. run. hanky-panky. loophole. shift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evasion. furtive. shift. subterfuge. extra-marital affair. extra-marital escapade. pretext. excuse. loophole. refuge. shelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subterfuge. pretext. evasion. escape. opportunity. equivocation. escapade. loophole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Evet ve hayır demeden ve her iki tarafa da çekilebilen cevap veya davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evasive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evasive. elusive. vague. non-committal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to look for an excuse to avoid doing sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sert bir gürültü ile yıkılmak. 2. Harâb olmak, çok eskimek, gevşemek. 3. mec. kocayıp bitkin olmak, ihtiyarlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yiğit, pehlivan, bahâdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heroic. brave. stouthearted. stout. doughty. hero. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave. character. chivalrous. hero. valiant. heroine. protagonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hero. brave. heroine. gallant. lion hearted. old horse. paladin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [قهرمان] yiğit

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Yiğit, cesur, (bahadır). 2.Hüküm sahibi, iş buyuran. 3.Fars mitolojisinde Rüstem’in yendiği kimse. - (bkz.Bahadır).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

17. yüzyılda Macaristan’ın Sobatzka Kalesi’nin Osmanlı muhafızları çok sevdikleri bir koçu özenle besliyorlardı. İkinci Viyana Kuşatması ile başlayan felaketli devirde kale Almanlar tarafından kuşatıldı. Kurtuluş imkanı göremeyen askerler bir sabah vakti kaleden fırlayarak düşmanı yarıp Budin yoluna doğru yöneldiler. Onlarla beraber fırlayan koç da sahiplerini yalnız bırakmamış iri boynuzları ile önüne çıkan düşman askerini yaralayarak, kendini tutturmadan askerlerle beraber Budin’e gelmişti. Bu gazi ve cengaver koç Budin’de büyük bir şöhret kazandı. Ancak ne yazık ki aynı yılın kurban bayramında kesildi!

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kahramân’ın c.). Kahramanlar, yiğitler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hal. F.). Yiğitçe, yiğitlikle, bahâdırâne: Bir tavr-ı kahramânâne ile; kahramânâne hücum etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heroic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heroic. heroically. valiant. valiantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kahramanlık, yiğitlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, bahâdirlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heroism. bravery. deed. exploit. feat. gallantry. prowess. valor. valour. achievements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bravery. chivalry. exploit. gallantry. heroism. heroic deed. feat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bravery. exploit. gallantry. heroism. prowess. valour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kakıp durmak, itelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to defecate. to go potty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (kuru şeyler) Birbirlerine temas ederek kuru bir ses çıkarmak, kakır kakır etmek: Bu cevizler ne çok kakırdıyor. 2. mec. Çok üşümek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi ve kayığı). 1. Kalafat etmek, tahtalarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürmek: Gemiyi iyi kalafatlamış. 2. mec. Sahtelendirmek, düzgün sürmek, boya vesaire ile kusurları örtmek: Yüzünü kalafatlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi veya kayığı). Kalafat ettirmek, kaplama tahtlarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürdürmek: Şu kayığı kalafatlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to caulk. to repair. to restore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir çeşit mürekkep balığı (loligo vulgaris).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamary. squid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid. calamary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid. calamary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalaylamak işi. bk. Kalaylamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Bakır kapkacağa) Kalay sürmek, yüzlerini kalayla örtüp beyazlatmak: Kalaycı, bu bakırları iyi kalaylamadı. 2. mec. Sathî ve esassız surette süslemek. 3. mec. Paylamak, ağzına geleni söylemek, küfretmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tin. to swear. to curse. to swear like a trooper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tin. to swear at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalburdan geçirip elemek, kalbur kullanmak: Şu buğdayı, şu kömürü kalburladınız mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sift. to screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalıba geçirmek, kalıba koyarak şeklini düzeltmek veya genişletmek: Şu şapkayı iyi kalıplamadı; çizmeyi kunduracıya götür de kalıplasın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to block. to mould.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Duvara, kereste vesaireye kakılan büyücek tahta çivi. 2. Tahta vesaire yarıp açmak için ucu sivri ve arkası kalın ekseriya üç köşeli tahta veya demir takoz. 3. iki tarafı keskin, ucu sivri ve enli bıçak, bir çeşit hançer, Ar. cenbiye: Kama çekmek; karne kamaya gelmek — Kama ile vuruşmak. 4. Bazı oyunlarda yenilen adamın yüzüne konulan leke ve işaret: Kama basmak = Galip gelmek, yenmek. Balta kaması = Sivri uçlu tarafı. Top kaması = Topların kuyruklarında kapak işini gören bir Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wedge. dagger. cotter. fid. spline. stiletto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dagger. wedge. poniard. dirk. cleat. cotter. key.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Hindoo Cupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

He is represented as a beautiful youth, with a bow of sugar cane or flowers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Desire; animal passion; god of love and erotic desire; opposite of Mara.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dagger. dirk. wedge. cleat. key. poniard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pleasure--including, but not only, sexual pleasure One of the four traditional goals of life which Hinduism recognizes Along with artha, kama is said to be one of the paths of desire, a course of life charted by egoistic desire of the individual for finit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A farming sickle that farmers in Okinawa converted to a weapon to combat the oppressing Japanese military. Desire of the senses, especially sexual desire The craving which arises from the false belief in an ego or self separate from the rest of manifestat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Endeavour, moral desire; one of the Four Goals of Human Life together with Dharma, Artha, Moksha , ,. worldly enjoyment and pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Korea Auto Manufacturers Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The god of love Parshvanatha T.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Desire or lust. scythes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hindu God of Love. god of love and erotic desire; opposite of Mara.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Top, tüfek tamircisi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Top kaması yapan ya da onaran kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stab. to split with a wedge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ekserin (demir çivinin) ucunu perçin etmek. mec. Ekserini kımamak = LAkırdısını ağzına tıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Süprüntülük. 2. (hi.) Kudüs’te Hıristiyanlarca pek kutsal meşhur kilise («Kumâme» okunması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dağların doruğuna yakın olan yerl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kamar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. i. camara). 1. Vapur odası. Yan kamara = Güvrtenin iki yanındaki kamaraların beheri; kaptan kamarası; birinci kamara. 2. Avrupa devletlerinde millet meclisi: italya kamarasında; İngiltere’nin Lordlar, Avam Kamarası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin. chamber. house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ship's cabin. a House in the British parliament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kızıl Deniz’de Yemen kıyılan yakınında bir ada.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. İsp.). Herhangi bir yetki sahibini perde arkasından yöneten kimseler, Osm. ricâl-i gayb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camarilla. power behind the throne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. İ.). Gemilerde yolcuların hizmetine bakan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin boy. steward (on a ship. cabin attendant. steward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (diş) Ekşi bir şeyi ısırmaktan kesmez ve uyuşuk bir hâle gelmek: Bir erik yemekten dişlerim kamaştı. 2. (göz) Parlak bir şeye bakmaktan kararıp görmez olmak: Kara, güneşe bakmaktan gözlerim kamaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dazzled. to be set on edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dazzled. to be set on edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dazzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by