Amorf (fr. Amorfe) ne demek? | Amorf (fr. Amorfe) anlamı nedir? | Amorf (fr. Amorfe)

Amorf (fr. Amorfe) anlamı nedir?

Amorf (fr. Amorfe) ne demek?

Amorf (fr. Amorfe) anlamı nedir?

Amorf (fr. Amorfe) | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: amorf fr amorfe

Türkçe Sözlük

Biçimi belirli bir düzene uymayan demektir. Tanımlanması zor, düzensiz biçimlerde bulunan mineral, madde ya da nesneler için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azat etmek, serbest bırakmak, muaf tutmak. affranchisement (i). azatlık, azat etme, af.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavga, gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ani korku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hakaret; (f). kırmak, gücendirmek , saymamak, hakaret etmek. give affront to kızdırmak, gücendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ayın onüçüncü gecesi. 2.Beyaz toprak. Afra binti Ubeyde: Sahabe hanımlardan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkan, korkmuş. be afraid korkmak. be afraid of (-den) korkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). yeniden, tekrar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) Afrika. African (i)., (s). Afrikalı; (s). Afrika'ya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

africa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Africa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Africa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افریقا] Afrika kıtası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

african violet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Afrika'da konuşulan Hollanda lehçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

african.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

African. inhabitant of Africa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Afrika'da doğan Avrupalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ifrit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) uzun ve kıvırcık saç modası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

taze sıva üzerinde yapılan; açık havada; açık hava.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Avrupalı tarzında olan. Alafranga giyim, alafranga şarkı gibi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. alla franca

Batılıca

Frenklerin töre, âdet ve hayatına uygun, Frenklerle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

European style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imitation of European ways.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Alem = Cihan, F. efrûhten = Parlatmak). Alemi parlatan, bütün Aleme ışık saçan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالم افروز] dünyayı parlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amorphe

fiz. biçimsiz

Kendine özgü billurlaşmış bir biçimi olmayan (madde).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amorphous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Biçimi belirli bir düzene uymayan demektir. Tanımlanması zor, düzensiz biçimlerde bulunan mineral, madde ya da nesneler için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Anamorfik zoom modu, HD Ready projektörler yelpazemizde sinemaya özgü en boy oranını sunar. Gelişmiş sinyal işleme özelliği ile, filmleri sinemada izleyebildiğiniz gibi görüntüleyin. İsteğe bağlı anamorfik zoom lensi, görüntüyü yatay olarak genişletir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iğribüğrü, girintili çıkıntılı. anfractuos'ity (i). iğribüğrülük , girintili çıkıntılı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir sıvının donmasını önleyen alaşım, antifriz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sürtünmeye karşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. antifreeze

dondurmaz

İçine katıldığı sıvının belli bir dereceye kadar donmasını önleyen kimyasal bir madde.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antifreeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antifreeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş tutuşturan, ateş yakan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتش افروز] ateş yakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dostça davranmak, yardım etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çan kulesi, çan kulesi sahanlığı; çanın üzerine asıldığı tahta iskele

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاتفریق] hiçbir ayırım gözetmeksizin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iri kurbağa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keyfi yerinde, kaygısız, dertsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gûyâ gaaib’ten, Alem-i gayb’dan haber veren bir ilim. (bk.) Cifr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جفر] gaipten haber veren bilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. aslı: Cefr). Rakamlar ve rumuzlarla ifade olunan ve güya gaipten haber veren ilim. Hazret-i Ali’ye isnat olunur (Fransızca’dan aldığımız «şifre» kelimesi bu Arapça kelimeden gelir) (Türkçe’ de telaffuzu daha çok: Cifir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Cifrell. (bk.) Şifre, şifreli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cifriyye). İlm-i cifre ait, mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihânı, dünyayı parlatan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Dünyayı parlatan, aydınlatan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

limonluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

meteor soğuk hava kitlesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karakafes, (bot). Symphytum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardeşlik cemiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meslektaş; aynı kurumda çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı durmak, göğus germek; karşılaştırmak, yüzleştirmek. He confronted me with the problem. Beni mesele ile karşı karşıya bıraktı. confronta'tion (i). yüzleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cüfer). Çukur, boşluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dondurulmuş yemekleri muhafaza eden buzdolabı, dipfriz; dondurup saklama ; (f). dondurup saklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bol miktar yağda kızartmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dolandırmak, aldatmak, hakkını yemek, gadretmek; (slang). üç kâgıda getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ödemek, tediye etmek, vermek, tesviye etmek. defrayment (i). ödeme tediye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (papaz) rütbesinden mahrum etmek ; cüppesini çıkartmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). buzlarını çözmek veya eritmek. defroster (i). buzdolabı v.b.'nde buzları çözme veya eritme tertibatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. defroster

buzçözer

Buzu çözen, donmayı önleyen alet.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heater that removes ice or frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A setting of your car's heating controls that lets you easily remove frost and fog from your vehicle's windows. heater that removes ice or frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diş macunu veya tozu, dişleri temizlemekte kullanılan herhangibir preparat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir şifreyi çözme. Musikide bir notayı sökerek icrâ etme.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déchiffré

çözülmüş, açıklanmış

Bir sözün, bir yazının ne anlatmak istediği ortaya konmuş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deciphered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kısımlara ayırmak; (fiz). ışınları saptırmak ve kırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). ışınların sapıp kırılması. diffraction grating dağıtma ızgarası. diffraction spectroscope dağıtma tayf ölçücüsü, dağıtma spektroskopu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Kırınım.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. diffraction

fiz. kırınım

Işık, ses ve radyoelektrik dalgalarının karşılaştığı bazı engelleri dolanarak geçmesi olayı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül aydınlatan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل افروز] gönül aydınlatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül aydınlatan. - (bkz.Dilfüruz).

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

İng. deep-freeze

derin dondurucu

Bozulabilecek yiyecekleri niteliklerini bozmadan çok düşük ısılarda dondurarak uzun süre saklamak için kullanılan buzdolabı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deepfreeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deepfreeze. food freezer. deep freeze. home freezer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vatandaşlık haklarından ve özellikle oy verme hakkından mahrum etmek; herhangi bir hak veya menfaatten mahrum etmek. disfranchisement (i). vatandaşlık haklarından mahrum etme, oy verme hakkını elinden alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). disfranchise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (anatomi) Memelilerde karın boşluğu ile göğüs boşluğu arasındaki geniş ve yassı kas. 2. (optik ve fotoğrafçılık) Bir ışık huzmesinin çerçevesini sınırlandırmak maksadıyle saydam olmayan bir levhada meydana getirilen açıklık. 3. Telefonun kulaklık ve mikrofonundaki, gramofonda, iğnenin üstündeki ince levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diaphragm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diaphragm. midriff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diaphragm. mid riff. pessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Diyafram Açıklığı Önceliği, kullanıcının istediğini diyafram açıklığını seçmesine olanak sağlayan bir çalıştırma modudur. Enstantaneyi fotoğraf makinesi otomatik olarak belirler. Bu durum, kullanıcının resim derinliği üzerinde tam kontrole sahip olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(z).gümrük resminden muaf, gümrüksüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küstahlık, yüzsüzlük, hayâsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Cep telefonlarının kulaklık kısımlarından elde edilen sesin kalitesini yükselten bir teknolojidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ferd). Ferdler, kişiler, (bk.) Ferd, efrat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افراد] fertler, bireyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ferh). Piliçler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ferah). Sevinçler, sevinmeler, iç açıklıkları.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) - Hz.Yusuf un ikinci oğlu. Orta Filistin’de yerleşen İsrail kabilesine adını verdiği söylenir. Bu kabile Hz.Süleyman’ın ölümünden sonra asıl İsrail topluluğunun 12 kola ayrılmasında etken oldu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. efrâhten fiilinden imef.). Yükseltilmiş, yükselmiş, kaldırmış, kaldırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. feres). Feresler, atlar. (bk.) feres.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Atlar, beygirler, kısraklar.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Turan Türkleri büyük kahraman kağanının Farsça adı. Alp er Tonga asıl adıdır. Büyük İskender’den evvel yaşamıştır. Kaşgar’daki ilk müslüman Türk sülalesi Karahanlıların Afrasiyab neslinden geldiği söylenmektedir. Alper Tonga Hüsrev tarafıandan öldürülmüştür.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(EFRAD) (i. A. c.). 1. Fertler. 2. (askerlik). Erler, er rütbesinde olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individuals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. efrâhten fiilinden imas. sıfat terkibi teşkiline girer). Yükselten, kaldıran. Osm. ref’eden: Ser-efrâz = Baş yükselten, seçkin, mümtaz (ser-firâz da denilir).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kaldıran, yükselten. - Firar. Yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, maruf.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. Fr. Franc’dan). Bu kelime Ortaçağ’da teşekkül ederek, o sıralarda Franklar’ın ve bilhassa Charlemagne’ ın hükmü altında bulunanlara ve zamanla genişleyerek bütün Avrupalı lar’a dendi. Frenk, Avrupalı, hasseten Fransız, tâife-i efrenc. (tıp) DS-ül-efrenc: = Firengi hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افرنج] Batılı, Avrupalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. efrenciyye). Frenkler’e yani Avrupalılar’a mensup ve ait: Tarih-i efrencî, elsine-i efrenciye = Avrupa tarihi, Milâdî tarih, Avrupa dilleri, (tıp) Frengi hastalığına ait: lllet-i efrenciyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süs. mec. Şan, debdebe.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Cemşid soyundan anlayış ve zekasıyla meşhur bir İran hükümdarı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. mimarlık). Saçaklarda binanın enince uzayıp giden ve baş tabanı kornişten ayıran kısmı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Parıltı, ışık. 2.Nur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. efrûhten fiilinden imef. Ekseriya terkiplerde bulunur). Şulelenmiş, parlamış, tutuşmuş: Dil-i efrûhte = Gönlü yanık. Şem’-i efrûhte = Yakılmış mum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (efrûhten fiilinden imas. sıfat terkibi teşkiline girer). 1. Şulelendiren, parlatan, aydınlatan, ışık veren: Hüsn-i cihân-efrûz = Dünyayı aydınlatan güzellik. 2. Tutuşturan, yakan: Dilefrûz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Şule, parıltı. 2.Aydınlatan, parlatan. 3.Tutuşturan, yakan. Gösterişli güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hand brake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking brake. hand brake. emergency brake. manually operated brake. side brake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. imtiyaz vermek, ayrıcalık tanımak; vatandaşlığa kabul etmek, oy kullanma hakkı tanımak; azat etmek, serbest bırakmak. enfranchisement i. vatandaşlık haklarının tanınması; azat etme, özgür kılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. infrarouge

fiz. kızıl ötesi

Işık tayfında kırmızı alanın ötesindeki alanda yayılmış ısı ışınlarından oluşan, gözle görülmeyen ışınım.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. infrastructure

top. b. altyapı

Toplumun ekonomik yapısını oluşturan ve insan bilincinden bağımsız olarak biçimlenen üretim ilişkilerinin hepsi.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

Shutter Priority (Enstantane) modunda, enstantane ayarlanır; diyafram açıklığı buna göre fotoğraf makinesi tarafından belirlenir. Aperture Priority (Diyafram açıklığı) modunda, kullanıcı diyafram açıklığını seçer ve fotoğraf makinesi enstantaneyi buna göre ayarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bandolarda kullanılan büyük flüt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). en öndeki yer, ön taraf, ön sıra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). fragment, franc, from.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Father, France, Frau, French, Friar, Friday.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardeş (rahip unvanı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gürültü, velvele, kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parça, kısım; (kim). damıtık madde; (mat). kesir. common fraction adi kesir, bayağı kesir. compound fraction bileşik kesir. decimal fraction ondalık kesir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kesri; cüzi. fractional currency ufaklık, bozuk para. fractional distillation (kim). uçucu sıvıları tedrici hararetle kısımlara ayırma, fraksiyonlu distilasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kısımlara ayırmak (imbikten çekilen sıvılar), damıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (mat). kesirlere ayırmak, kesre çevirmek; kısımlara ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ters, aksi, huysuz, kavgacı. fractiously (z). ters ters. fractiousness (i). huysuzluk, aksilik, çocuk terbiyesizliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kırma, kırılma; kırık; (tıb). kemik veya kıkırdağın kırılması, kırık; yarık; çekiçle kırılınca madenin meydana çıkan yüzeyi; (f). kırmak çatlatmak, yarmak; kırılmak. compound fracture (tıb). kırılan kemik uçlarının deriyi delerek dışarı çıkm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay kırılır, kırılabilir; nazik, narin, ince. fragil'ity (i). kolay kırılma, narinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fragment

sin. tanıtma filmi

Bir sinemada bir sonraki programı veya filmi tanıtmak için filmden önce gösterilen örnek parçalar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trailer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fragment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kırılmış parça, kısım; (f). parçalara ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kısım kısım, parça parça, parça halinde; eksik kalmış, ikmal edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parçalanma. fragmentation bomb (ask). patlayınca şarapnel gibi parçalar saçan bomba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güzel koku, rayiha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güzel kokulu, rayihalı, mis kokulu. fragrantly (z). güzel kokarak, mis gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay kırılır; kolay bozulur; zayıf; zayıf ahlâklı, kolayca günah işleyebilir. frailly (z). kolay kırılabilir şekilde; zayıf ahlâklı olarak. frailty (i). zayıflık, manevi zaaf. human frailty kolayca günah işleyebilme eğilimi, beşer zafiyetleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuru yemiş küfesi; bir küfelik kuru yemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilhassa Kraliçe 1. Elizabeth zamanında giyilen kırmalı yakalık; istihkâma konan uçları sivri kazıklar, şarampol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. frac). Arkasında kuyruğu olan bir çeşit smokin, resmî elbise ki, siyah renkte olur. Erkeklere mahsustur. Frak giymek. Resmî balolara frakla gidilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white tie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tails. tailcoat. swallow-tail coat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formal dress suit. frock coat. swallow-tailed coat. dress coat. dress- coat. full dress. dressing suit. frock. penguin suit. tails. tail coat. tailcoat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Frak denilen elbiseyi giyen adam.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fraction

top. b. 1. bölüntü, bölüngü, 2. hizip

1. Bir siyasi partinin politikasını parlamentoda, yerel yönetimlerde, çeşitli kuruluşlarda yürütmek için teşkilatlanmış grup. 2. Bir siyasi partinin içinde, partinin izlemekte olduğu ana siyasi çizgiye karşı olan, ayrı bir teşkilat merkezi bulunan ve partinin çoğunlukla aldığı kararlara karşı savaşan parti içi grup.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Alman kitaplarında daha çok eskiden kullanılan harf şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şekil vermek, uydurmak; tasarlamak; düzenlemek, tertip etmek, yapmak; çerçevelemek; çatmak, kurmak; argo yalan yere suç yüklemek; ilerlemek; becermek, uydurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çerçeve, bina iskeleti, kafes, çatı; beden, vücut; gergef, tezgâh; hal. frame house ahşap ev. frame of mind düşünüş tarzı; mizaç, hal. frame of reference bir hüküm veya karar vermeden önce bilinmesi gereken şartlar ve değer hükümleri. frameup (i)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (Fransa, Belçika, isviçre) para birimi, frank; eskiden altın sonradan gümüş olarak basılan Fransız parası, frank.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. frangiola’dan). Çeşitli şekillerde ve ekseri küçük yahut uzun ve dar has ekmek: Bira francalası = Kurabiye gibi küçüğü. Ay francalası = Hilâl şeklinde yumuşağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Francala yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Fransa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oy verme hakkı; hükümet tarafından tanınan imtiyaz veya muafiyet, bu imtiyaz veya muafiyetin geçerli olduğu yer, melce; imtiyaz, hak: imalâtçı tarafından bayi veya perakendeciye tanınan mallarını satma yetkisi, acentelik. electoral franchise oy ku

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Fransiskan mezhebine veya rahiplerine ait; (i). bu mezhebe mensup rahip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek Fransız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Afrika ve Asya'da bulunan keklik, çil, turaç, (zool). Francolinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). Fransız akıncı neferi, çeteci asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Avrupa tarzında: Alafranga yaşamak, giyinmek. Alafranga saat = Zevâlî saat, bugün kullandığımız saat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kırılabilir. frangibil'ity (i). kırılma özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, frangipani (i). bir çeşit yasemin ıtırı; alyasemin kokusu; (ahçı). badem ve krema ile yapılan bir çeşit pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: franc). Fransa, Belçika ve İsviçre’de para birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

franc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pigsty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To shut up in a frank or sty; to pen up; hence, to cram; to fatten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The common heron; so called from its note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unbounded by restrictions, limitations, etc.; free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free in uttering one's real sentiments; not reserved; using no disguise; candid; ingenuous; as, a frank nature, conversation, manner, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Liberal; generous; profuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unrestrained; loose; licentious; used in a bad sense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To send by public conveyance free of expense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To extempt from charge for postage, as a letter, package, or packet, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The privilege of sending letters or other mail matter, free of postage, or without charge; also, the sign, mark, or signature denoting that a letter or other mail matter is to free of postage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of one of the German tribes that in the fifth century overran and conquered Gaul, and established the kingdom of France.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of Western Europe; a European; a term used in the Levant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A French coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Franc. a smooth-textured sausage of minced beef or pork usually smoked; often served on a bread roll a member of the ancient Germanic peoples who spread from the Rhine into the Roman Empire in the 4th century exempt by means of an official pass or let

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

franc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of the ancient Germanic peoples who spread from the Rhine into the Roman Empire in the 4th century. a smooth-textured sausage of minced beef or pork usually smoked; often served on a bread roll. stamp with a postmark to indicate date and time of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A name given by the Turks, Greeks, and Arabs to any of the inhabitants of the western parts of Europe, as the English, Italians, Germans, Spaniards, French, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An indication on a cover that postage is prepaid, partially prepaid or that the letter is to be carried free of postage Franks may be written, hand-stamped, imprinted or affixed Free franking is usually limited to soldiers' mail or selected government cor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili sosis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ortaçağda Cermen kavimlerinden birine mensup kimse, Frank; Avrupalı, Frenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). postada ücretsiz gitmesi için mektubun üzerine imza atmak, (mektup, telgraf) parasız göndermek; muaf tutmak, istisna etmek; (i). (mektup) posta ile parasız gönderme hakkı; ücretsiz gitmesi için mektupların üstüne atılan imza; ücretsiz giden

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açık sözlü, serbest, samimi, içi dışı bir; açık, aşikâr. frankly (z). açıkça, dobra dobra; samimi olarak. frankness (i). açık sözIülük, samimiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Frankeştayn; kendi yaptığı bir iş sonucunda mahvolan kimse; yaratıcısının kontrolundan çıkıp mahvına sebep olan herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, frankfort(er) (i). bir çeşit baharatlı sosis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). günlük, buhur, tütsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ortaçağdaki Frank kavmine ait; (i). bu kavmin dili; Frenkçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu kadar frank kıymetinde olan: Beş franklık bir kitap.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski devirlerde ingiltere'de orta halli arazi sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Benjamin Franklin tarafından icat edilen önü kapaklı bir çeşit soba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski (ing). (huk). bir semtte her erkeğin bütün semt halkının davranışlarından mesul olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Batı Avrupa’da bir ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

france.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

France. franc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Paris.

Nüfus: 57.840.000.

Yüzölçümü: 543.965 km2.

Komşuları: Güneyde İspanya, Doğuda İtalya, İsviçre, Almanya, Kuzeyde Lüksemburg, Belçika.

Önemli Şehirleri: Marseille, Lyon, Toulouse, Strasbourg, Bordeaux.

Din: %90 Katolik.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Sosyalist Parti, Sol Radikal Hareketi Fransız Komünist Partisi, Ulusal Cephe, Fransa İçin Birlik.

Tarih: M.Ö. 58-51’de J. Coesar tarafındn fethedilen Celtic Gaul, 500 yıl boyunca Romalılar tarafından yönetildi. Şarlman zamanında Fransız hakimiyeti Avrupa’nın büyük bölümüne yayıldı. Onun ölümünden sonra Fransa ardıl krallıklardan biri olarak ortaya çıktı.

Monarşi Fransız İhtilali ile yıkıldı. (1789-93) onu Birinci Cumhuriyet izledi, ardından Napolyon döneminde I. İmparatorluk (1804-15), Krallık (1814-48), İkinci Cumhuriyet (1848-52), İkinci İmparatorluk (1852-70), Üçüncü Cumhuriyet (1871-1946), Dördüncü Cumhuriyet (1946-58) ve Beşinci Cumhuriyet (1958’den bugüne dek) kuruldu.

Fransa, Birinci Dünya Savaşı’ndan (1914-1918) Almanya tarafından işgal edildiği zaman ciddi oranda insan gücü ve servet kaybı yaşadı. Versailles Andlaşması ile 1871’de Almanya’nın ele geçirdiği Alsace ve Lorane eyaletlerini geri aldı. Almanya Mayıs 1940’ta Fransa’ya yeniden saldırdı ve Vichy hükümeti ile bir andlaşma imzaladı. Fransa Eylül 1944’te Müttefiklerce kurtarıldıktan sonra 1946’ya dek görev yapacak olan Gen.Charles de Gaulle geçici hükümetin başkanı oldu ve yeni bir anayasa için seçmenlerin onayını almayı başardı. Güçlü yönetici Avrupa Ekonomik Topluluğu bağlamında Fransız ekonomik ve teknolojik gelişmelerini ilerletti.

Fransa 1954’te Hindiçini’den, 1956’da Morocco ve Tunus’tan çekildi. 1958-62’de geriye kalan Afrika topraklarının çoğu özgürlüklerine kavuştu. 1966’da Fransa, NATO’nun askeri emri üzerine bütün askerlerini geri çekti, buna karşılık 60.000 askeri Almanya’da kaldı.

Mayıs 1968’de isyancı öğrenciler Paris’te ve diğer merkezlerde ayaklanarak polisle çatışmaya girdiler, onlara ulus çapında grevleri başlatan işçiler de katıldı. Hükümet, 26 Mayıs’ta grevcilere ücret artışı sözü verdi. De Gaulle, anayasal reformlar hakkında ulus çapında bir halk oylamasını kaybetmesi üzerine Nisan 1969’da görevinden istifa etti.

10 Mayıs 1981’de Francois Mitterand adlı sosyalist aday başkan seçildi. Hükümet Eylül’de 5 büyük endüstriyi ve özel bankaların çoğunu millileştirdi. Bununla birlikte 1986’dan 1993’e kadar Fransa’da pek çok devlet şirketinin satışa sunduğu bir özelleştirme programı izlenmeye devam etti. Mitterand 1988’de ikinci kez 7 yıllık bir dönem için seçildi.

1993’te ülkeye girişler için daha sıkı kurallar getirildi ve hükümetin yabancıları ülke dışına çıkarması kolaylaştırıldı. Haziran 1994’te Ruanda’ya sivilleri devam eden katliamdan korumak amacıyla Fransız askerleri gönderildi.

14 Ağustos 1994’te Çakal Carlos adı ile bilinen uluslararası terörist Sudan’da yakalandı (İlich Ramirez Sanchez), Fransa’ya gönderildi ve orada ömür boyu hapse mahkum edildi.

Korsika


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Fransa ahalisinden olan, Fransız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. Franseviyye). Fransa’ya, Fransızlar’a yahut Fransız diline ait: Lisân-ı Fransevî, Kaamûs-ı Fransevî, kavâid-i Franseviyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Avrupa’nın Fransa denilen ülkesi ahalisinden olan ve Fransızca konuşan kimse. Fransız malı, Fransız dili, Fransız altını. 2. Fransız atlını = Fransa’nın eskiden frank kıymetinde olan altın parası: Bunu bir Fransız’a aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

french. gallic. french. gaul. frog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

french. frenchman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Frenchman / Frenchwoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Cayenne.

Nüfus: 117.000.

Yüzölçümü: 86.504 km2.

Komşuları: Güneyde ve Doğuda Brezilya, Batıda Surinam, Kuzeyde Atlas Okyanusu.

Önemli Şehirleri: Cayenne, Saint-Laurent-du-Maroni.

Din: Katolik %87, Protestan %3.9, Dindışı %3.5.

Dil: Fransızca.

Yönetim Biçimi: Denizaşırı il.

Tarih: Bölge 1500 yıllarında İspanyollar tarafından bulunmuş, ilk yerleşim merkezi de 1604’te Fransızlar tarafından kurulmuştur. Sırasıyla Hollanda, İngiltere ve Portekiz denetimine girdikten sonra 1817’de bir Fransız sömürgesi haline gelmiştir. Çoğunlukla Fransızca konuşan halk 1848’den bu yana Fransız yurttaşları olarak kabul edilmektedir. 1970’ten sonra Fransız Guyanası Fransız meclisinde 2 üye tarafından temsil edilmeye başlandı.


Ülke by

Ülke

Başkent: Papeete.

Nüfus: 197.000.

Yüzölçümü: 4000 km2.

Komşuları: Büyük Okyanus’un Güneyinde Adalar Grubu.

Önemli Şehirleri: Papeete.

Din: Protestan %46.6, Katolik %39.4, Diğer %15.

Dil: Fransızca.

Yönetim Biçimi: Deniz Aşırı Toprak.

Tarih: Büyük Okyanus’un güneyinde 105 adadan meydana gelen bir ada grubu. Adaların çoğu 1767’de denizci Samuel Wallis tarafından bulunmuştur, ama 1 yıl sonra Fransız Louis de Bouganville bölge üstünde hak iddia etmiştir. 1850’den önce adaların çoğu Fransız himayesine girmiş, 1880’lerde de bütün grup bir Fransız sömürgesi haline getirilmiştir. 1946’dan bu yana bölge halkı tam Fransız yurttaşı sayılmakta ve ulusal meclise iki temsilci göndermektedir.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). T. Fransızlar’ın tarz ve usûlünde veya Fransız dilinde olan: Fransızca dil, şarkı, raks. 2. Fransız dilinde veya tarz ve usûlünde: Fransızca söylemek, yazmak, Sşinalık etmek. 3. Fransız dili, Osm. lisân-ı Fransevt: Fransızca, Latin diller indendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

french.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

French language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çıIgın, kendinden geçmiş, çileden çıkmış. frantic(al)ly (z). çıIgınca, kendini kaybetmişcesine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped, ping) (den). sıkı bağlamak. frap a rope halatı sarmak, strangola etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

striking. flashy. attractive. eye-catching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flamboyant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A crowd, a rabble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). buzlu, dondurulmuş; (i). meyvalı dondurma, buzlu şerbet frape.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). erkek kardeş, arkadaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski manastır yemekhanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kardeşlere ait; kardeş gibi, kardeşçe; kardeşlik cemiyetine ait. fraternally (z). kardeşçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardeşlik; kardeşlik cemiyeti; dinsel veya toplumsal gaye ile kurulan birlik; erkek talebe kuruluşu; aynı sınıf veya meslekten olan erkekler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbiriyle kardeş gibi olmak, arkadaşlık etmek; düşmanla kardeş gibi samimi olmak. fraterniza'tion (i). arkadaşlık etme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendi kardeşini öldürme; kendi kardeşlerini öIdüren kimse. fratrici'dal (s). kendi kardeşini öldüren, kardeş katli kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -en) evli veya dul Alman kadını; Bayan (evli), Madam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hile, dolandırıcılık, sahtekarlık; dolandırıcı ve hilekar kimse, sahtekar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hileli, sahte; hilekar, dolandırıcı; hile ile ele geçirilen. fraudulence (i). hilekarlık. fraud ulently (z). hile ile, sahtekarIıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolu, yüklü. fraught with danger çok tehlikeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evli olmayan Alman kadını, Bayan (bekar), Matmazel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geyikotu, (bot). Dictamnus fraxinella.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavga, karışıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (kumaş) yıpratmak; yıpranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Cümle. Musiki cümlesi. Bir musiki eserinde, tam bir mâni teşkil eden pasaj.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yıpranma; (f). yıpratmak; yıpranmak, eskimek. beat to a frazzle, worn to a frazzle bitkin, çok yıpranmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).garabet; acayiplik, hilkat garibesi, acibe; kapris, gelip geçen fikir veya arzu, maymun iştahlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). acayip, garip; hilkat garibesi kabilinden; kaprisli. freakishly (z). beklenmedik bir şekilde. freakishness (i). acayiplik; kaprisli oluş, maymun iştahlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çil, leke, benek; (f). çillenmek; çil basmak. freckled, freckly (s). çilli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azat etmek, serbest bırakmak, çözmek; hapisten kurtarmak, tahliye etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z), özgür, hür, azat; serbest, kurtulmuş, baymsız; açık; bedava, parasız; (bot). ayrı; (kim). serbest terkipsiz; eli açık, cömert; teklifsiz, arsız; from ile azade, muaf, beri; of ile ari, kurtulmuş, serbest; (z). bedava, parasız. free alongsid

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. free-lance

bağımsız

1. Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen. 2. Herhangi bir kuruluşa, partiye bağlı olmayan kimse.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. free-shop

gümrüksüz mağaza

Gümrük vergisi ödenmesi gerekmeyen malların satışının yapıldığı mağaza.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). teklifsiz, laubali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). fribord.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korsan, haydut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hür doğmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -men) azatlı köle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özgürlük, hürriyet, serbestlik, azatllı; ihtiyar, irade; açık sözlülük; laubalilik, aşırı samimiyet; serbest düşünüş; muafiyet; fahri hemşehrilik veya üyelik sıfatı; bir şeyi serbestçe kullanma hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), herkese açık yarış veya karşılaşma; herkesin katıldığı kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(dilb). bağımsız kalabilen söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (güz.san). serbest eğrilerle şekillendirilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (güz.san). öIçü ve araç kullanmaksızın elle yapılmış (resim).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cömert, eli açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). samimi; cömert; serbest, kayıtsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). mülk; iyelik hakkı, mülkiyet. freeholder (i). mülk sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kendi hesabına çalışmak (yazar, fotoğrafçı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., argo, slang otlamak, otIakçılık etmek. freeloader (i). bedavacı kimse, otlakçı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köle olmayan kimse; hür adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bayt). erkek buzağı ile ikiz doğan cinsi yapısı kusurlu dişi buzağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mason.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). frezya, bir tür süsen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açık sözlu, sözünü esirgemeyen, düşündüğünü söyleyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolay yontulan taş, Malta taşı; yarma şeftali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). serbest yüzme stili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (özellikle dinsel konularda) serbest düşünür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İngiltere’deki Freeview sistemi, dijital yerüstü hizmetlere verilen addır. Set üstü cihaz ya da Freeview teknolojili TV seti aracılığıyla bir görüntüleyici seçtiği dijital kanalları ücretsiz alabilir. Daha fazla bilgi için bkz. www.freeview.co.uk

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dijital karasal kanallara geçiş sağlayan alıcı.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geniş çevre yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tekerlekleri serbest dönen; (k). dili fazla serbest davranan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(fels). elindelik, ihtiyar, hür irade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gönüllü, kendiliğinden yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (froze, frozen) (i). donmak, buz kesilmek; çok üşümek; buz tutmak; dondurmak, buz haline getirmek, buz bağlamak; fiyatları dondurmak, narh koymak; (ikt). dış üIkelere ait banka mevduatını dondurmak; (i). donma, don. freeze out (A.B.D)., (k).dili i

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). donduran şey, dondurma makinası; yemekleri dondurarak uzun bir süre muhafaza eden dolap, dondurucu dolap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). donmakta; dondurucu, çok soğuk. freezing point donma noktası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). navlun, nakliye ücreti; yük, hamule; yük katarı, marşandiz; (f). yüklemek; nakletmek. freight car yük vagonu. freight train marşandiz, yük treni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). navlun, nakliye ücreti: yük, eşya; yük nakletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şilep; yük sevkeden firma; ambarcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fréquence

fiz. sıklık

Ses, dalga vb.nin birim zamandaki titreşim sayısı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequency. periodicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequency. frequency sıklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Alıcının, doğrudan kanal girilerek programlanmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir nakil vasıtasının veya hareket eden herhangi bir Aletin, cismin hızını kesmeye ve durdurmaya yarayan mekanizma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brake. break. curb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brake. curb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stranger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brake. check.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking distance. length of brake path. stopping distance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Fransa'ya, Fransızlara veya Fransızcaya ait; (i). Fransızlar; Fransızca. French chalk terzi tebeşiri. French curve (müh). eğri çizmede kullanılan plastik şekil. French doors çift kanatlı camlı kapı. French dressing sirke ve çiçek yağından

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). Fransızlaştırmak; Fransızlaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). coşkun, çok heyecanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FİRENGİ) (i. F.). t. Avrupalılar’a ait veya mahsus: Raks-ı Frengi. 2. Bir tenasül uzvu hastalığı ki, vaktinde tedavi görmezse öldürücü olmaktan başka, nesilden nesle geçer; bize Avrupa’dan veya Avrupa’ya da Amerika’dan geçmiştir: Frengiye tutulmak, frengisi olmak. 3. Gayet kuvvetli ince ip. 4. Kilidin bir kısmı, (denizcilik) Frengi locası = Denizden fırtına ile içeriye giren veya gemi yıkanırken biriken suyun çıkması için bordaya açılan delikler. Frengi lombarı = Yine bu maksatla açılan ufak lombarlar, delikler. Frengi morulası = Frengi deliklerini tıkamaya yarayan tıpalar.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Zührevi bir hastalıktır. Bulaşıcıdır. Tıp dilinde sifilis denir. Frengili kadının doğurduğu çocuğa, doğuştan geçmesi şekli istisna edilirse; hemen hemen her zaman cinsel ilişkiyle geçer. Mikrop vücuda girdikten 3 hafta sonra belirtilerini göstermeye başlar. Mikrobun vücuda girdiği yerde, yani erkeklerde peniste, kadınlarda vajinada Şankr adı verilen bir yara meydana gelir. Bu yara dudakta, meme ucunda, makatta veya parmaklarda da görülebilir. Zamanla akıntılı bir yara haline gelip; çevresi kızarır ve sertleşir. Mikrobun vücuda girmesinden 6-12 hafta sonra hastada; baş ağrıları, ateş, boğaz ağrısı, deri döküntüleri ve iştahsızlık, görülmeye başlar. 6 ay sonra ise, mikrop vücudun belli başlı organlarına oturur. Tedaviye en kısa zamanda başlanması gerekir. Penisilin tedavisi ile iyi sonuç alınır. Aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Saparna, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 50 gram saparna konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syphilis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syphilis. the pox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syphilis. pox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firengî Fer’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Frengi hastalığına tutulmuş, frengisi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Frenkler’in memleketi, Frenkler’le meskûn yer, Avrupa: Frengistan’a seyahat etti. Bu mânâda eskiden Fransa için kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fransızca: franc’ın Arapça’laşmışı: efrenc). Avrupalı. Frenkarpası = Sütlaç ve çorba yapılan kabuksuz arpa. Fransızca: orge perli. Frenküzümü = Şurubu yapılan ufak taneli meşhur bir cins meyve. Frenkincirl = Kaktüs denilen bitkinin bir çeşidi ki, meyve de verir. Frenk patlıcanı = Vaktiyle domatese verilen isim. Frenk patı = Fransızca «reine marguirite» denilen bir çeşit pat, çiçek. Frenk sicimi = Avrupa’dan gelen iyi bükülmüş bir sicim. Frenk gömleği = Kolalı gömlek (Avrupa’dan gelme daha birçok şeylere bu isme izafetle yapılmış mürekkep isimler verilmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prickly pear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chervil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackcurrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redcurrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Frenk tarz ve usûlünde veya dilinde olan: Frenkçe kıyafet, dil, yazı, şarkı. Frenkler’in tarz ve usûlü veya dilinde: Frenkçe söylemek, yazmak, oynamak, giyinmek. Frenkçe öğrenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firenkçîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Atlasçiçeğigillerden, yaprakları etli yayvan ve dikenli bir bitki ve bunun meyvesi (opuntia ficus india). Buna firavun inciri veya Hint inciri de denir.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(chervil): Maydanozgillerden ıtırlı bir bitkidir. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve aybaşı kanı söktürür. Basur memelerinin verdiği şikayetleri giderir. Suyuyla kirpiklere kompress yapılırsa, uzamalarını sağlar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Turpgillerden, bir süs bitkisi cinsi (hesperis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taşkırangillerden bir çalı ve bunun kırmızı ve mayhoş meyvesi (ribes rubrum).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(ribes rubrum): Taşkırangillerden; bir çalıdır. Yemişi uzun salkım şeklinde olup, taneler, ufak ve kırmızıdır. Tadı mayhoştur. 150 kadar türü vardır. Daha çok şurubu yapılarak kullanılır. İçeriğinde organik asitler vardır. Kullanıldığı yerler: İştah açar, hazmı kolaylaştırır. İdrar söktürür, vücuda rahatlık verir. Böbreklerdeki taşların düşürülmesine yardımcı olur. Karında toplanan suyu söker. Karaciğer şişliğini giderir. Sarılığı giderir. Romatizma ve mafsal kireçlenmelerinde de faydalıdır. Sindirim yollarındaki iltihapları temizler. Şurubu, çok besleyicidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f. Fr. T.). 1. Fren yapmak. 2. mec. Bir gidişin, bir hareketin aşırılığını önlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brake. to brake. to restrain. to bridle. to curb. to choke sth back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to brake. to moderate. to check. to hold in bounds. to put a check on sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kafatasının biçimine bakarak insanın karakterini belirtme bilgisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Lat). (çoğ. nums, na) (anat). bir organın hareketini sınırlayan gışa kıvrımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çılgınlık, cinnet,coşkunluk, taşkınlık; (f). çıldırtmak, kudurtmak. frenzied (s). çıIgın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sık sık vuku bulma, çok tekerrür etme; belirli bir zaman içinde tekerrür etme sayısı; (fiz). frekans. frequency modulation radyo frekans modülasyonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sık sık gitmek, çok uğramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sık sık vuku bulan. frequently (z). sık sık. frequentness (i). sık sık vuku bulma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir yere sık gitme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (gram). tekrarlama bildiren; (i). tekrarlama gösteren fiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. coes, cos) (f)., (güz. san). yaş sıva üzerine yapılmış duvar resmi, fresk; (f). fresk yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (i). taze, yeni; tatlı (su); temiz, serin (hava); canlı; dinlenmiş, taravetli; acemi; (A.B.D)., (k).dili küstah, cüretkâr; yeniden süt vermeye başlayan (inek); (z). taze taze; (i). serinlik. fresh air camp açık hava kampı. fresh breeze ser

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tazeleştirmek, tazelik vermek; artmak (rüzgar), sertleşmek; doğurmak (inek); (den). bir halatın yerini değiştirmek veya başka türlü tazelemek; tuzunu çıkarmak; tazelenmek; serinlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denize dökülen akarsu; bir akarsuyun birdenbire kabarması veya taşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir işe yeni başlayan kimse; kolej veya üniversitenin birinci sınıf öğrencisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. ). Henüz kurumadan duvar sıvası üzerine yapılan sulu boya resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mural. fresco. fresko. wall-painting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fresco.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ted, ting) (i). üzülmek, sıkılmak, söylenmek; üzmek, kızdırmak, sinirlendirmek, rahatsız etmek; aşındırmak, yıpratmak, yemek; aşınmak, yenmek, yıpranmak; çalkalandırmak, dalgalandırmak; çalkalanmak;(i). üzüntü, sıkıntı, öfke; aşınma; yenmiş yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ted, ting) (müz). sazın parmak basacak taksimi, perde; kenar süsü; (f). kenarını süslemek; (mim). kabartma yapmak; sazın perde taksimlerini takmak. fret saw kıl testere. fretwork (i). bazı yeri kabartma bazı yeri oyma olan iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sinirli, huysuz, aksi, ters. fretfully (z). terslenerek, söylenerek. fretful ness (i). huysuzluk, terslik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Freud tarafından bulunan psikanaliz usulünün taraftarı, Freudyen; (s). Freud kuramlarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir deliğin ağzını genişletmeye yarayan çelik Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

milling cutter. knife. miling cutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Fellow of the Royal Geograph ical Society.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay ufalanabilir, kolay ezilir, gevrek. friabil'ity, fri'ableness (i). gevreklik, çabuk ufalanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bazı Katolik örgütlerinde rahip, frer. friary (s)., (i). frerlere ait; (i). manastır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). eğlenmek, oynamak; away ile boşa harcamak; (s). hafifmeşrep, hoppa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Gemilerin su sathından yukarıda kalan kısmı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr)., (ahçı). dana kızartması veya yahnisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). salçalı et, yahni; (f). yahni pişirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (gram). frikatit, (f)., (v), (s), (z) gibi sürtme sesi çıkaran sızıcı harflere benzer; (i). frikatif harf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürtme, delk, sürtünme; (tıb). ovma, friksiyon; anlaşmazlık, ihtilâf. friction clutch (mak). sürtünme kavramı. friction tape (elek). tecrit şeridi, izole bant. friction al (s). sürtme kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cuma. Good Friday Paskalya yortusundan önceki cuma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k). dili buzdolabu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yağda pişirilmiş; kızartılmış; argo sarhoş. fried eggs sahanda yumurta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dost, arkadaş, ahbap; koruyan kimse, hami; yardımcı; (b.h). Kuveykır mezhebine mensup kimse. be friends with ahbap olmak. have a friend at court mahkemede dayısı olmak, arkası olmak. make friends dost kazanmak. make friends with someone bir kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dost, dostça; uygun, dosta yakışır; eğlence kabilinden (oyun); müsait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). fryer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaba çuha, şayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). saçaklıklarda baştabanla korniş arasmdaki tezyinat,efriz; buna benzer duvar süsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). firkateyn, eski tipte bir savaş gemisi; 1400 tonluk modern savaş gemisi. frigate bird çok uzun kanatlı bir deniz kuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; korkutucu şey, korkunç kimse; (k).dili çirkin şey. Iook a fright gülünç olmak, fena giyinmiş olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). korkutmak, dehşete düşürmek; korkutup kaçırmak; ürkütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ürkmüş, korkmuş, dehşet içinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkutucu, dehşet verici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkunç, müthiş; (k).dili berbat; iğrenç. frightfully (z). korkunç bir şekilde. frightfulness (i). korkunçluk, dehşet, iğrençlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). soğuk, buz gibi; cansız, duygusuz; cinsel bakımdan soğuk (kadın). Frigid Zone kutup bölgesi. frigid'ity (i). soğukluk, duygusuzluk, cansızlık. frig'idly (z). soğuk bir şekilde, duygusuzca. frig'idness (i). soğukluk, duygusuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma hamamlarında serinleme yeri, soğukluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

choc ice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. L.). Soğutucu: Soğuk meydana getiren veya soğuk muhafaza eden: Frigorifik kamyon.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. frigidaire

buzdolabı

Yiyecek, içecek vb.ni soğuk olarak saklamaya yarayan, motorla çalışan dolap.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Meksika'da çok beğenilen bir cins kuru fasulye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. free-kick

sp. serbest vuruş

Bir oyuncunun kural dışı davranışta bulunması üzerine, kural dışı davranışın yapıldığı noktadan karşı takım oyuncularının yaptığı vuruş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freekick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free kick serbest vuruş. a glimpse of naked legs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free kick. free kick. frc- kick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

massage. rubbing. friction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). farbala, fırfır, volan; (A.B.D). (k).dili gereksiz sus, gösterişli tavır, yapmacık; kuş veya hayvanların özellikle boyunlarında bulunan saçak gibi tüyler; fotoğraf filminin ucundaki kırışıklık; (f). farbala yapmak; kırıştırmak frilly (s). fa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). saçak, püsküllü saçak; saçak gibi şey, perçem, kakül; kenar; (fiz). ışın kırılmasından meydana gelen koyu çizgilerden biri; (f). saçak veya kenar takmak. fringe benefit işçiye ücreti dışında sağlanan her hangi bir şey (sosyal sigorta, emekl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özellikle elbisede gereksiz süs; yapmacık, gösterişli söz; cici bici şeyler, değersiz süsler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ringa balığı kurusu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dalgalı saç Iülesi, frize.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). kadın berberi, kuvaför.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Frizye'ye ait, Frizye'li; (i). kuzey Felemenk halkından biri; bu memleketin dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sıçrayıp oynamak; oynatmak; (A.B.D)., argo bir kimsenin üstünü aramak, silah aramak; arama yaparken kıymetli şeyler çalmak: (i). sıçrama; oyun, neşe;arama, yoklama. friskily (z). neşeyle, canlılıkla. friskiness (i). neşe, canlılık. frisky (s).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Yelken doldurmayacak kadar hafif rüzgâr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ted, ting) cam haline gelmeden önceki hammadde karışımı; (f). cam karışımını belirli derecede ısıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

buğday yiyen ufak sinek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zambağa benzer bir çiçek; benekli kelebek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip pan. deep fryer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fryer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözlemeye benzer bir çeşit börek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). parça, ufak parça; (f). parça parça kesmek, dağıtmak. fritter away boşuna sarfetmek, ziyan etmek, israf etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ed veya led, ing veya ling) (k).dili vakit öIdürmek, eğlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hoppalık; saçmalık, manasızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). önemsiz, ehemmiyetsiz; anlamsız, manasız, saçma, boş uçarı, sathi. frivolously (z). hafiflikle, ehemmiyetsiz bir şekilde. frivolousness (i). uçarılık; önemsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To curl or form into small curls, as hair, with a crisping pin; to crisp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form into little burs, prominences, knobs, or tufts, as the nap of cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To soften and make of even thickness by rubbing, as with pumice stone or a blunt instrument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is frizzed; anything crisped or curled, as a wig; a frizzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, frizzle (f)., (i). kıvırmak, kıvrılmak, kıvrım kıvrım olmak; (i) kıvrım, bukle. frizzy, frizzly (s). kıvırcık, kıvrım kıvrım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, frizzle (f). cızırdatarak kızartmak, cızırdayarak kızarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., sadece to and fro şeklinde öteye beriye, aşağı yukarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). rahip cüppesi; cüppe; iş gömleği, iş elbisesi; redingot; frak; redingota benzer asker ceketi; kadın elbisesi, rop; (f). cüppe giydirmek, papaz tayin etmek. frock coat redingot, frak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurbağa; at tırnağının içi; (d.y). rayların çaprazvari kavuştukları noktadaki X şeklinde ray tertibatı, makas göbeği; kordonla kumaş kenarına yapılmış olan düğme iliği; çiçekleri dik tutmak için vazo içine konan ağır bir tutucu. frog in the thr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (icked, icking) (s). eğlence; coşma, neşe; (f). gülüp eğlenmek, (başkasına) oyun oynamak; (s). neşeli, şen, canlı, hayat dolu. frolicsome (s). eğlenceyi seven, şen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat den, dan, den dolayı. from above yukarıdan, gökten. from childhood çocukluktan beri. from ten to twenty ondan yirmiye kadar, on ile yirmi arasında. as from -dan başlayarak, itibaren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğreltiotu yaprağı; hurma yaprağı; bileşik yaprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). ön, baş; ön taraf, ön saf; (bir arsanın) yol kenarı; birleşik hareket grubu, cephe; hareket sahası, mücadele alanı; başkan, sözcü; gizli maksatları örtmek için kullanılan kurum veya şahıs; cüret; takdir; (otelde) sıra kendisinde olan va

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). binanın cephesi, arsanın sokağa bakan tarafı, cephe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s),, (anat). alın çatkısı; alın kemiği; (kil). mihrap örtüsü; (s). alna ait, alında olan. frontal attack cepheden taarruz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hudut, sınır, hudut bölgesi; yerleşilmemiş bölge, boş bölge; ilimde keşif sahası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kitabın basındaki resimli veya süslü sayfa; yapı cephesi binanın yüzü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alın bağı; hayvan alnı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D). argo Lirıiversitede birinci sınıf örencisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (parmak, yüz, kulak) soğuk ısırması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). donmuş, soğuktan çürümüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keklerin üzerine konan şekerli karışım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cam üstünde buz tutmasından meydana gelen çiçek şekilleri, buz çiçekleri; buz çiçeklerinin taklidi olarak maden üzerine yapılan süsler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). don ve ayaz gibi soğuk; buz tutmuş, don yemiş, kırağı düşmüş; soğuk, mesafeli, cana yakın olmayan; saçı ağarmış, kır saçlı. frostily (z). çok soğuk bir şekilde. frostiness (i). soğuk, don.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). donma; ayaz, don, kırağı; soğuk davranış; argo başarısızlık, muvaffakıyetsizlik; (f). dondurmak, kırağı tutmak; şekerli bir karışımla kaplamak (pasta); donmak; buz tutmak. frost line toprağın azami buz tutma derinliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Otomatizm doğrultusunda çalışan Gerçeküstücü sanatçıların uyguladığı “sürtme” tekniği. Ernst tarafından geliştirilen bu teknikte ahşap, taş ya da dokuma gibi dokulu bir yüzey üstüne yerleştirilen kağıda siyah ya da renkli bir malzeme sürtülerek dokunun kâğıda, geçmesi sağlanır. Böyle elde edilen rastlantısal desenler, resimsel tasarımın temelini oluşturur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). köpük; boş laf, saçma; (f). köpürtmek; köpük püskürtmek; köpürmek, köpük bağlamak. frothy (s). köpüklü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hışırtı; (k).dili şıklık taslama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ters, aksi, inatçı, asi, serkeş. frowardly (z). terslikle. frowardness (i). terslik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kaşlarını çatmak; hiddetle bakmak; (i). kaş çatma, hiddetli bakış. frown on uygun görmemek; menetmek. frowningly (z). kaşlarını çatarak, memnun olmadığını belirterek; hiddetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dağınık, şapşal, pasaklı, kirli; çirkin; küf kokulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). freeze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). donmuş, buz kesilmiş; kalpsiz, soğuk; dondurulup konserve edilmiş. frozen assets donmuş mevduat. frozen credits donmuş krediler. frozen prices donmuş fiyatlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyva veren, verimli, semereli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meyva vermek; meyva verir hale getirmek, mümbitleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyva şekeri, früktoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyva veren, verimli, semereli, faydalı, yararlı, karlı, kazançlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). idareli, tutumlu; sade. frugal'ity (i). tutumluluk. fru'gally (z). tutumlu olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyva ile beslenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). meyva, yemiş; semere, mahsul, verim; tohum; (bot). bir bitkinin tohumlu kısmı; netice; sonuç; (A.B.D)., argo, slang ibne; (f). meyva verdirmek veya vermek; verimli kılmak veya olmak. fruit cake meyvalı kek. fruit cup bardak veya kadeh için

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyva; meyva verme; sonuç, netice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyva taşıyan gemi; meyva ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). yemiş satan kimse, meyvacı, manav.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyva veren, yemişveren, verimli, mahsuldar. fruitfully (z). verimli olarak. fruitfulness (i). verimlilik, bereket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muradına erme, tahakkuk, gerçekleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). semeresiz, meyvasız; faydasız, nafile; kısır. fruitlessly (z). nafile olarak, boş yere. fruitlessness (i). semeresizlik, faydasızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyva gibi; meyvalı; dalkavuk olan; argo ibne olan; argo çatlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Meyve şekeri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fructose

kim. meyve şekeri

Balda ve birçok meyvede bulunan bir tür şeker.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). buğday türünden, bugday veya diğer tahıllara benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, furmenty furmety (i)., (ing). bulgur sütlacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). acayip kılıklı ve huysuz kadın, rüküş. frumpish, frumpy (s). böyle bir kadını andıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). işini bozmak, boşa çıkarmak, hayal kırıklığına uğratmak: amacına engel olmak. frustrated (s). boşuna didinmiş, hedefine ulaşamamış; sinirli. frustra'tion (i). aksiliğe çatma hissi, boşuna uğraşma; asabiyet. frus'trating (s). boşa çıkaran, engelleye

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. tums, ta) (i)., (geom). kesik koni veya piramit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). çalı gibi, çalıya benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). çalıya benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f),, (i). tavada kızartmak veya kızarmak; (i). kızartılmış yemek; kızartılmış yemeklerin yendiği piknik. frying pan tava. jump out of the frying pan into the fire bir belâdan kurtulayım derken daha kötüsüne çatmak, yağmurdan kaçıp doluya tutulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. fry) yavru balık; çok sayıda doğan her türlü hayvan yavrusu; (çoğ). sürü halinde giden ufak balıklar. small fry çocuklar, ufaklıklar; değersiz kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). piliç kızartıcısı; tava; Piliç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. fürûhten yahut efrûhten fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Parlatan, aydınlatan, tenvir eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i karmakarışık şey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tren katarlarında vagon frenlerinden mesul olan memur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل تفریق] ayırdedilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boyun kaldıran, başı yukarıda, mec. Kibir ve gurur sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wafer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a waffle-like chocolate cookie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) greypfurt, greyfurt, kızmemesi, altıntop, (bot.) Citrus paradisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Altıntop denilen meyvenin İngilizce adı (citrus grandis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.) Allah'ın af, merhamet ve rahmeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غفران] bağışlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Günahların affı.

İsimler ve Anlamları by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Güney Afrika’da, Afrika kıtasının güney kısmında yer alır.

Coğrafi konumu: 29 00 Güney enlemi, 24 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,219,912 km².

Sınırları: toplam: 4,862 km.

sınır komşuları: Botsvana 1,840 km, Lesotho 909 km, Mozambik 491 km, Namibya 967 km, Svaziland 430 km, Zimbabve 225 km.

Sahil şeridi: 2,798 km.

İklimi: Çoğunlukla yarı çöl iklimi, doğu kıyısında subtropikal iklim görülür.

Arazi yapısı: İç kısımdaki geniş platolar engebeli tepeler ve dar kıyı ovaları ile arazi yapısını oluşturur.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Njesuthi 3,408 m.

Doğal kaynakları: Altın, krom, antimon, kömür, demir, manganez, nikel, fosfat, kalay, uranyum, değerli taşlar, platin, bakır, vanadyum, tuz, doğal gaz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.1.

daimi ekinler: %0.79.

Diğer: %87.11 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 14,980 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Uzun süreli kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 44,187,637 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.4 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.16 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 60.66 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 42.73 yıl.

Erkeklerde: 43.25 yıl.

Kadınlarda: 42.19 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.2 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %21.5 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 5.3 milyon (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 370,000 (2003 verileri).

Ulus: Güney Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: zenci %75.2, beyaz %13.6, Hintli %2.6, diğer.

Din: Hıristiyan %68, Müslüman %2, Hindu %1.5, yerel inançlar ve animizm %28.5.

Diller: 11 resmi dil: Afrikanca, İngilizce, Ndebele, Pedi, Sotho, Swazi, Tsonga, Tswana, Venda, Xhosa, Zulu.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %86.4.

erkekler: %87.

kadınlar: %85.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Güney Afrika Cumhuriyeti.

kısa şekli : Güney Afrika.

Eski adı: Güney Afrika Birliği.

kısaltma: RSA.

ingilizce: South Africa.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Pretoria.

İdari bölümler: 9 bölge; Doğu Cape, Serbest Bölge, Gauteng, KwaZulu-Natal, Mpumalanga, Kuzey Batı, Kuzey Cape, Kuzey Eyaleti, Batı Cape.

Bağımsızlık günü: 31 Mayıs 1910 (İngiltere’den).

Milli bayram: Özgürlük Günü, 27 Nisan (1994).

Anayasa: 10 Aralık 1996.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), BIS (Uluslararası İmar Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Ulusla


Ülke by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Afrika’nın güney kısmında, Hint Okyanusu’nun güneyinde yer alan adalar, Afrika, Antarktika ve Avustralya arasında kalmaktadırlar.

Coğrafi konumu: 43 00 Güney enlemi, 67 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Antarktik Bölgesi.

Yüzölçümü: 7,781 km².

Kara komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 1,232 km.

İklimi: Antarktik iklim.

Arazi yapısı: Volkanik.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Kerguelen Adasındaki Ross Tepesi 1,850 m.

Doğal kaynakları: Balık, kerevit.

Sulanan arazi: 0 km² (2006).

Doğal kaynakları: Amsterdam Adası ve Saint-Paul Adası volkanik özelliğe sahiptirler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: Issızdır (Temmuz 2006 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Güneydeki Fransa ve Antarktik Bölgesi.

yerel uzun adı: Territoire des Terres Australes et Antarctiques Francaises.

yerel kısa adı: Terres Australes et Antarctiques Francaises.

Bağımsızlık durumu: 1955 yılından beri Fransa’nın müstemlekesidir; Paris Komisyon üyeleri tarafından yönetilmektedir.

Hukuk sistemi: Fransız hukuku.

Bayrak: Fransa bayrağı.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Ekonomik etkinlikleri meteorolojik hizmetler, jeofizik araştırma istasyonları ve Fransa balıkçılık filoları ile sınırlıdır. Kerguelen adası civarında avlanan balıklar gemilerle Fransa ve Reunion’a ihraç edilir.

İletişim Bilgileri

Internet ülke kodu:.tf.

Ulaşım ve Taşımacılık

Su yolları: yok.

Limanları: yok; sadece kıyıdan uzakta demir atılması mümkündür.

Hava alanları: yok.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Toprağı kazma, kazma ile yeri açma, eşme: Kuyu hafretmek; temellerin hafri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حفر] kazma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excavation. earthwork. cutting. excavations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excavation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excavations. digging. dig. excavation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Kazmaya ait işler, toprak işleri, eski eserleri toprak altından çıkarmak için yapılan kazılar: Arkeologlar hafriyyât yapıyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حفریات] kazı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pneumatic brake. air / pneumatic brake. air brake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gönlü birisine bağlı olmayan, âşık olmayan, kalbi boş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir sofrada yemek yiyenerin beheri, sofra arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turmeric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حفره] çukur. 2.oyuk, delik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açılma, ayrılma. İfrâc-ül-bâhire = Geminin kıyıdan veya iskeleden açılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferd» den masdar). Tek ve yalnız bırakma, ayırma, (edebiyat) Tek mısrâ yazma, söyleme veya kullanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferağ» dan masdar). 1. Kalıba dökme, maden vesaireyi eritip kalıba akıtma: Top ifrağı (yanlış ve asılsız olan Isâğa yerine bu kelime doğrudur). 2. Bir şekle koyma: Başka bir surete ifrâğ etmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افراغ] dökme, boşaltma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fart» tan masdar). Pek ileri varma, normal hâli aşma, mübalağa: Perhizde ifrat ediyor. Perhizi ifrata vardırıyor. ifrat derecede güzel, tamahkâr. İfrat derecesinde sevgisi vardır (zıddı: tefrit). İfrat ve tefrit = Bir uçtan bir uca, normalin dışında, iki uyuşmaz hâlin birinden diğerine, (tıp) Yunanca’da «hyper» veya «poly» ile ifade olunan mânâyı tercüme etmek üzere terkiplere girer: Ifrât-ı his = Aşırı duygululuk: Hyperesthesie. İfrât-ı tegaddi = Aşırı beslenme: Polytrophie gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excess. overdoing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excess. overdoing. exaggeration. intemperance. taxing power. rampancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افراط] aşırıya kaçma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [افراطکار] aşırıya kaçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افراط پرستی] aşırıcılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferz» den masdar) (c. ifrâzât). Bütünden bir miktar ayırma, bölme: Hissesini ifrâz ettiler. Ordudan birkaç alay (bir birlik) ifrâz ve sevk etti. (tıp) Vücudun bir yerinden bir delik veya yaradan bir şey akma ve akan şey (cem’i bu mânâ ile kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parcelling out. allotment. secretion salgı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allotment. dividing land into lots. secretion. separation. allotting. parcelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ افراز] parçalara bölme. 2.parselleme. 3.salgı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

salgılanmak, çıkarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ifrâz). 1. Bütünden parçalar ayırmalar. 2. (tıp) Vücuttan, yara veya delikten kan, cerahat, irin, ter gibi çıkan maddeler, salgılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secretions. excreta. secretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ افراضات] salgılar. 2.parsellemeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. efârît). 1. Cinlerin zararlı ve korkunç bir cinsi. 2. mec. Pek hiddetli adam: İfrit kesildi (Arapça’da müennesi olarak ifrite de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malicious demon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عفریت] mitolojik canavar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. bir insanın üstüne yakışmayan, yakışıksız, İng, k.dili infra dig.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. suç, kurala veya kanuna karşı hareket, kuralları bozma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kırılamaz; bozulamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. enfraruj, kızılötesi olan; i. kızılötesi ışınlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kablosuz veri aktarım teknolojisidir. Infrared destekli iki cihaz arasında veri aktarımı gerçekleştirebilmek için iki cihazın birbirine belli mesafe ve açıda olması gerekir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nadir, az bulunur, her zaman olmayan, seyrek. infrequency i. seyreklik. infrequently z. seyrek olarak, nadiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bozmak, ihlâl etmek; tecavüz etmek, karşı gelmek. infringement i. tecavüz; sakatlama, bozma; bir hakkın ihlâli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) aksi iddia edilemez, inkâr edilemez, itiraz kabul etmez. irrefragably (z.) inkâr edilemez bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) fesholunamaz, bozulamaz; kırılmaz (Işın). irrefrangibly (z.) fesholunmaz bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) istifrâğ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kusma, Osm. kay, gasyan: İstifrâğ etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استفراغ] kusma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kusmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «firâş = yatak» tan Osmanlılar’ın yaptığı yanlış bir kelime). Odalık olarak bir cariyeyi kullanma: Cariyesini istifrâş etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

şiddetli ayaz veya kırağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çöl, Fars. beyâbân. 2. Madenî zift. Kafrü’l-yehûd da denilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Köy (Arap ülkelerinde yer isimlerini meydana getiren bazı terkiplerin başında bulunur: Kefrü’z-Zeyyâd).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرم شب افروز] ateş böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Görülen iyiliği unutma, nankörlük. Küfrân-ı nimet = Velinimete karşı nankörlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swear. curse. vituperate. revile. blaspheme against. abuse. blackguard. blow. call names. rail. revile against smth. revile at smth. slang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blaspheme. revile. swear. to swear. to curse. to blaspheme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to curse. to swear. to become abusive. blaspheme. cuss. rail. use bad language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کفر] kafirlik. 2.küfür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کفرباز] küfürbaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eskiden Akdeniz sahillerinde konuşulan İtalyanca'dan bozma dil; milletlerarası ticari dil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مجلس افروز] meclisi aydınlatan, meclisi şenlendiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferağ» dan im.) (tıp). Dökülecek yer, yol ve mecrâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fark» dan im.) (c. mefârık). Baş tepesi, saçların iki tarafa bölündüğü yer ki, başın ortasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A. «fark» dan imef.) (mü. mefrûka). Ayrılmış, ayrı, araya başka bir şey girmiş, makrûn mukabili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEFRÜŞ) (i. A. «ferş» ten

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفروش] döşenmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Döşeme ve döşetmeye yarayan şeyler, mobilya: Salon mefrûşâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrics. furnishings. interior fittings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnishings. furniture. upholstery. upholstering. fitment. furnishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفروشات] döşeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Odalık mânâsiyle kullanılıyorsa da, Arapça’da yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «farz» dan imef.) (mü. mefrûza). Farzolunan, yapılması farzolan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferz» den imef.) (mü. mefrûze). Bir toptan ayrılmış, bölünmüş (müfrez gibi): Mefruz arsa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفروز] ayırılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفروض] farzedilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Farz olunmuş, varsayılmış.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mefruz).

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. métamorphisme

jeol. başkalaşım

Bir kütlenin fiziki ve kimyasal özelliklerinin değişmesi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. métamorphose

biy. başkalaşma

Embriyo evresinden ergin olana değin bir hayvanın geçirdiği biçim ve yapı değişimleri.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. manufacturer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|. A. «ferd» den imef.) (mü. müfrede). 1. Tek, yalnız, birçok olmayıp birden ibaret olan. 2. Mürekkep olmayan, basit. 3. (gramerde) Yalnız bir şey veya şahsa delâlet eden veya bire mehsus olan kelime, zıdları tesniye ve cem’: Müfred müzekker; müfred müennes; müfred gaib; teklik, tekil. 4. Bir tek mısrâ (son iki mânâsiyle İsim gibi de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. e.) (müfredl dilimizde kullanılmaz). 1. Basit, mürekkep olmayan şeyler. 2. Toptan bilinen şeylerin tafsilâtı, birer birer açıklanmışları: Setin aldığım şeyler iki yüz lira etti, müfredat defterine de yardım; alınan şeyleri müfredâtiyle kaydetmeli. 3. Tek tek ve ayrı ayrı mısrâlar. 4. Bir cümleyi meydana getiren kelimelerin her biri. 5. İlâç kataloğu: Tıp müfredâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum. syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

details ayrıntılar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

items of a list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferz» den İmef.) (mü. müfreze). Toptan ayrılıp bir terafa konmuş, bölünmüş: Konaktan müfrez bir daire; bahçeden müfrez bir arsa; alaydan müfrez bir tabur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parcelled. separated. detached.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ordudan ayrılmış bir kol asker ki, birkaç alaydan mürekkep olur: Trablusgarp müfrezesi; müfreze kumandanı. 2. Pek küçük askert birlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detachment. platoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detachment. battalion. detached party. detail. squad. troop detachment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ferd» den lf.) (mü. müfride). Bir cismi elektrik geçlrmeyecek hâle getiren, Fr. isolateur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ferağ» dan if.) (mü. müfriga) (tıp). Döken, ifrağ eden: Safra müfrifll.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «fert» tan if.) (mü. müfrite). İfrat derecesinde olan, itidal sınırını geçen, aşırı giden, ifratlı: Müfrit bir gayretle çalışıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extremist. excessive. fanatic. hard liner. hardliner. rabid. too too. ultra. ultraist. unreasonable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zealotry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. «ferâğ» dan if.) (mü. müstefriğa) (tıp). Istifrağ ettiren, kusturan (ilâç).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفرزه] askerî birlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفرط] aşırı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. burun ile alın bölgesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ürküp kaçma. 2. Tiksinme, ikrâh etme: Bu yemekten bana nefret geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hate. hatred. disgust. detestation. abhorrence. loathing. animosity. abomination. animus. antipathy. aversion. contempt. despite. dislike. distaste. down. enmity. execration. horror. odiousness. odium. repugnance. repulsion. miso-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allergy. aversion. distaste. gall. hate. hatred. loathing. outrage. repugnance. repulsion. venom. disgust. dislike. detestation. animosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abhorrence. aversion. hate. hatred. loathing. detestation. strong dislike of sth. abomination. bloody. disgust. dislike. horror. odium. rancour rancor. repugnance. repulsion. revulsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abhor. detest. hate. loathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hate. to loathe. to detest. to abhor. to have a strong dislike of sth. abominate. despise. execrate. to hate one's guts. look down one's nose at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abhorrent to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

odious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lânet, beddua.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نفرین] lanet, ilenç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir böbrek hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Böbreklerin çalışmasında görülen bir bozukluktan kaynaklanır. Bu durumda idrara protein karışır. Tıp dilinde bright hastalığı da denir. 3 çeşidi vardır.

- Akut Nefrit.

- Müzmin Nefrit.

- Subakut Nefrit.

Nefritin bütün çeşitlerinde yatak istirahatı şarttır. Üşütmemeye dikkat etmek ve bele kuşak sarmak da gerekir. Ayrıca çıkan idrar miktarından çok su içilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı kuru kekik konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp, içilir. Günde iki kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Teknolojik Terim

NightFraming, karanlıkta fotoğraf çekebilmek için üç işlevi (NightShot, Hologram AF ve Flaş öncesi pozlama kontrol) birlikte kullanır. NightShot ile çerçevenin belirlenmesi: Kızılötesi teknolojisini kullanarak, tamamen karanlıkta bile çekilecek nesneyi görüntüler. Hologram AF ile odaklama: Deklanşöre yarım bastığınızda, fotoğraf makinesi Hologram AF ile çerçevedeki görüntüye odaklanır. Bir lazer, nesnenin kenarlarını algılar ve fotoğraf makinesinin buna düzgün biçimde odaklanabilmesini sağlar. Ön Flaş ile Kayıt: Deklanşör düğmesine tam basıldığında ön flaş yanar. Pozlama belirlenir ve ana flaş yanar; böylece mükemmel biçimde odaklanılmış, çerçeve içine alınmış ve pozlanmış görüntü çekilir.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

İng. no-frost

karlanmaz

Dondurucu bölümünde karlanma ve buzlanma olmayan buzdolabı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(I. Y. botanik). Salepgillerden bir bitki (ophyrs).

Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Afrika’da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 7 00 Kuzey enlemi, 21 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 622,984 km².

Kara: 622,984 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,203 km.

sınır komşuları: Kamerun 797 km, Çad 1,197 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1,577 km, Kongo Cumhuriyeti 467 km, Sudan 1,165 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: tropikal; kışlar sıcak ve kur, yazlar ılıman ve nemli geçer.

Arazi yapısı: Çok geniş, yassıdan inişli çıkışlıya değişen tekdüze yaylalar, kuzeydoğu ve güneybatı boyunca serpilmiş tepelikler yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Oubangui Nehri 335 m.

en yüksek noktası: Ngaoui Dağı 1,420 m.

Doğal kaynakları: Elmas, uranyum, kereste, altın, petrol, hidrolik güç.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %75.

Diğer: %17 (1993 verileri).

Doğal afetler: Sıcak, kuru, tozlu rüzgarlar güney bölgelerinde etkindir; su baskınları ülke genelinde görülmektedir.

Coğrafi Not: kara ile çevrili; hemen hemen Afrika’nın tam ortasında yer almaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,576,884 (Temmuz 2001 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.23 (erkek 778,885; kadın 767,414).

15-64 yaş: %53 (erkek 929,717; kadın 965,947).

65 yaş ve üzeri: % 3.77 (erkek 59,364; kadın 75,557) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.85 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.96 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.98 erkek/kadın (2001 verileri).

Bebek ölüm oranı: 105.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.8 yıl.

Erkek: 42.17 yıl.

Kadın: 45.48 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.86 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %13.84 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 240,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 23,000 (1999 verileri).

Ulus: Orta Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Baya %34, Banda %27, Sara %10, Mandjia %21, Mboum %4, M’Baka %4, Avrupalı 6,500 (1,500 Fransız dahil).

Din: Yerel inançlar %24, Protestanlar %25, Roma Katolikleri %25, Müslümanlar %15, diğer %11.

Diller: Fransızca (resmi), Sangho, Arapça, Hunsa, Swahili.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %60.

Erkek: %68.5.

Kadın: %52.4 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Orta Afrika Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique Centrafricaine.

Eski adı: Ubangi-Shari, Orta Afrika İmparatorluğu.

kısaltma: CAR.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Bangui.

İdari bölümler: 14 eyalet, 2 ekonomik bölge ve 1 genel bölge; Bamingui-Bangoran, Bangui, Basse-Kotto, Gribingui, Haute-Kotto, Haute-Sangha, Haut-Mbomou, Ke


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. balık kartalı, zool. Pandion haliaetus; ötleği, kuzu kartalı, zool. Gypaetus barbatus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski) binek atı, özellikle kadınların bindiği ufak at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arktik bölgesinde devamlı don altında kalan toprak alt tabakası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. posta ücretine tabi olmayan; İng. posta ücreti ödenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. provaları düzeltmek, tashih yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matbaa provasını düzelten kimse, düzeltmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şiddetli soğukta çabuk dondurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ışınları kırmak. refract (İng.) angle kırılma açısı. refracting telescope mercekli teleskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kırılan. refractive index kırılma oranı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mercekli teleskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, itaatsiz; kolay işlenemez, erimez. refractorily (z.) inatla. refractoriness (i.) inatçılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), from ile kendini zaptedip çekmek, bir şey yapmaktan çekinmek, kendini tutmak, sakınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şarkı nakaratı, nakarat nağmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kırılabilir. refrangibil'ity, refrangibleness (i.) kırılma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. refârif). 1. Yumuşak, ince kumaş. 2. Döşek, döşeme, minder.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.İnce, yumuşak kumaş. 2.Kenar saçağı. 3.Döşek, döşeme, minder, yastık. 4.Kuşu çok olan çimenlik. 5.Dallan salkım salkım olan ağaç. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tazelemek, yeniden canlandırmak, hayat vermek; dinlendirmek, serinletmek; kuvvetlendirmek (hatırayı). refresh oneself canlanmak; dinlenmek, tazelik kazanmak, serinlemek. refreshingly (z.) canlandırıcı surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) tazeleyici; (i.) tazeleyen veya ihya eden şey; (k.dili) içki; (huk.) tehir edilen veya fazlasıyle uzayan celse için avukata verilen ek ücret. refresher course eski bilgileri hatırlayıp yenilikleri öğrenmek için yapılan çalışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) canlandırıcı, hayat verici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) taze hayat verme; canlandırma, canlanma; canlandırıcı veya dinlendirici şey; (çoğ.) yiyecek içecek şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) serinlik verici, soğutkan (ilaç veya içki); soğutucu veya dondurucu (kimyasal madde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) soğutmak, buzdolabı içinde dondurmak veya donmak. refrigera'tion (i.) soğutma, serin tutma, dondurma. refrigerative (s.) soğutucu, dondurucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) buzdolabı, soğutucu. refrigerator car frigorifik vagon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayaktakımı: kötü ve bayağı şeyler, döküntü, süprüntü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. safran, bot. Crocus sativus; bu çiçeğin boya maddesi veya ilaç olarak kullanılan tohumlan; s. safran renkli, koyu portakal renkli. mountain saffron mahmurçiçeği, itboğan, bot. Colchicum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geminin alt anbarına konulan ağırlık. Doğrusu sabura, (bk.) Sabura. 2. mec. Bir işe yaramayan insan (yarı argo).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bile. gall. ballast. choler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballast. bile. gall. gall öd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bile. gall. ballast (of a ship. ballast. lastage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صفره] öd. 2.sarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gall bladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Safra kesesi taşlarının neden olduğu bir çeşit iltihaplanmadır. Tıp dilinde kolesistit denir. İki çeşidi vardır.

- Müzmin safra kesesi iltihabı :

Safra kesesi büzülür, gereği gibi çalışamaz hale gelir. Hastanın karnında, özellikle yemeklerden sonra gaz ve gerginlik vardır. Ayrıca; sağ taraftan başlayıp, kaburgaların altına kadar yayılan geçici bir ağrı ve sarılık nöbetleri de görülür. Tıp dilinde kronik kolestit denir. Bu hastalık genellikle 40 yaşını geçmiş şişman kadınlarda görülür.

- Akut Safra Kesesi İltihabı :

Bilhassa, safra yollarına yerleşmiş taşın neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde akut kolestit denir. Hastada karnın sağ üst kısmına gelen ani, şiddetli ve çabuk gelişen, sırta, hatta sağ omuzun ucuna kadar yayılan ağrı vardır. Ateş artar, kusma ve bulantı görülür. Her iki çeşit safra kesesi iltihabında da; vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ameliyat gerekebilir. Ameliyat gerekmeyen durumlarda veya safra kesesi iltihaplanmasını önlemek ve safra akımını kolaylaştırmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam maydanoz konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 2 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Safra koyulaşması sonucu meydana gelen taşlara halk arasında safra taşı, tıp dilinde ise kolelitiasis denir. Yapılarında kolestrin bulunur. Bazı safra taşları, rahatsızlık vermez. Bazıları da safra kanalını tıkar. Çok şiddetli, batıcı bir ağrı, bulantı ve kusma yapar. Hasta yerinde duramaz olur. Bu olayların hepsine birden safra kesesi krizi denir. Düşmeyen veya alınmayan safra taşları, safra kesesinin iltihaplanmasına da neden olur. Safra taşlarının neden olduğu rahatsızlıkları gidermek için doktor müdahalesi gerekir. Ancak, ameliyat gerekmediği hallerde aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı suya 1 kahve kaşığı gliserin karıştırılıp içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (L. asfar). (bk.) Asfar. Od. Safra bulanmak = Baş dönmek, kusmak istemek. Safrası galip = Ekseriya başı dönen (insan).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

going in ballast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Baharat olarak kullanılan bir bitki. (bk.) Zafran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saffron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saffron. crocus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(zaferan): Süsengiller familyasından; yurdumuzda da yetiştirilen, 10-15 cm boyunda, çok yıllık otsu bir bitkidir. Etli, yuvarlak, kaidesi yassı, 4 cm kadar çapında, üstü esmer renkli ve zarımsı pullarla kaplı, alt tarafında da kök parçaları bulunan bir soğanı vardır. Yaprakları uzun ve koyu yeşildir. Çiçekleri mor renklidir. Sonbahar mevsiminde yapraklardan önce açar. Meyvesi kapsül şeklindedir ve sonbahar aylarında meydana gelir. İçeriğinde; şekerler, organik asitler, krosin ve uçucu yağ vardır. Tepeciklerinden elde edilen toz; renk, tat ve koku verici olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücuda kuvvet verir. Sinirleri uyarır. Aybaşı gecikmelerinde faydalıdır. Rahim hareketlerini arttırır. İştah açar. Sinir zayıflığını giderir. Öksürük, bronşit ve astımda faydalıdır. Fazla miktarda kullanılmamalıdır. Hamilelerin de kesinlikle kullanmaması gerekir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. safrâviyye). Öde ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soğukkanlılık itidal, kendine hâkim olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(bois de sassafra): Defnegiller familyasından bir ağaçtır. Biri Amerika’da diğeri de Çin’de olmak üzere iki türü vardır. Köklerinden, lavantacılıkta kullanılan sagrol esansı elde edilir. Kurutularak toz haline getirilen yaprakları baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Sassafrasın kökleri terletici olarak kullanılır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika'da yetişen ufak bir ağaç, bot. Sassafras albidum; bu ağacın kökünden çıkanlıp ilaç yapımında veya yemeklerde kullanılan bir yağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taşkıran çiçeği, bot. Saxifraga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Al. başkasının üzüntüsüne sevinme, Oh! deme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sağ salim, incinmeden; vergiden muaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. şeb = gece, efrûhten = parlamak). Gece parlayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب افروز] geceyi aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Geceyi aydınlatan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendini önemseme, öz saygısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendine güven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. feragat, kendini feda etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendi kendini kınama veya cezalandırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öz saygısı, nefsine hürmet, izzetinefis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendini üstün gören.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi kabaran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özerklik, otonomi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başını yükselten, başta gelen, Osm. temâyüz eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرافراز] başı yüce. 2.başta gelen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sıfır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (e. esfâr). 1. Kitap, yazılmış şey. 2. Kitap cildi veya faslı ve Tevrât’ın beş kitabından herbiri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفر] sıfır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Chiffre’den, o da Arapça «cefr»den). Kimse anlamıyacak şekilde gizli işaretlerle yazma usulü: Şifre İle telgraf çekmek. Şifreyi açmak = Çözmek. Şifre miftihı veya anahtarı = Kullanılan şifre işaretlerinin cetveli ki, onunla şifre çözülür. Şifre kalemi = Dışişleri ve başka dairelerde şifre yazıp çözen şube.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

code. key word. code word. cypher. cipher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cipher. code. cypher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cipher. secret code. code member. key. key number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şifre ile (çekilmiş veya yazılmış).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir akıl hastalığı, erken bunama, Osm. ateh-i kable’l-miAd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Başlıca yolculukta kullanılan meşin vesaireden daire şeklinde bir yaygı. Kenarlarında bulunan halka veya deliklere geçirilmiş bir kaytanla dolanılıp yere açılınca üstüne ekmek ve yemek konur: Sofrayı açmak, yaymak. 2. Üzerinde yemek yenen sini veya masa. 3. (mec.) Yemek: O adamın sofrası daima açıktır. 4. Makat, oturak yeri. Sofra takımı = Çatal, kaşık, bıçak, tabak gibi sofraay ve yemek yemeye lâzım olan şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

table. dinner table. board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

table. dining table. meal. table with a meal on it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board. dinner table. dining / dinner table. mess. dining room table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

table linen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablecloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tableware.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover. the dishes. flatware.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

table salt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

table salt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir konak veya büyük bir dairede ve toplantılarda sofra ve yemek hizmetlerini gören şef garson: Düğün sofracıları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sofra hizmetini gören garsonun işi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Güney Afrika Cumhuriyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Güney-batı Afrika, Namibia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yardımcı (piskopos).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oy kullanma hakkı; oy kullanma; tasvip tasdik onay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadınların oy kullanma hakkını savunan kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oy kullanma hakkı taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

3000 ile 30000 arasındaki megasikl şeridiÇ

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalgalar üzerinde tahta ile kayarak yapılan bir cins su kayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. kıç küpeştesi, morfidar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yukarıya sıçrama, atlama. 2. Ust perdeden görünme, böbürlenme, kibir. 3. Eskiden ilmî payenin yükseltilmesi: Tafra almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceit. pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pomposity. talking big.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طفره] atıp tutma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yukarıya sıçrama, atlama. 2.Yukarıdan atıp tutma, gururlu davranış. 3.İlmiyyede rütbe, derece alma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tafra, Fars. furûhten = satmak). Tafra satan, üst perdeden atıp tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüksekten atan: Tafra satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طفده فروش] atıp tutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Tafra satma, üst perdeden atıp tutma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) atıp tutma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vergiden muaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «ferd» den) (tasavvuf). Dünyadan ayrılıp yalnız Allah ile meşgul olma: Ehl-i tefrîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferah» dan). Ferahlandırma: Kalbimi tefrîh etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفریح] ferahlık verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEFRİK) (ka ile) (i. A. «fark» dan) (c. tefârîk). 1. Ayırma: Sürüden beş koyun tefrik etti. 2. Ayrı tutma, seçme: Evlâdımdan hiçbirini diğerlerinden tefrik etmem. 3. Meclis-i tefrik = İdare meclisine yeni üye seçmek için toplanan kurul. (bk.) Tefârîk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinction. separation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinguishing. differentiating. discrimination. segregation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفریق] ayırma, ayırdetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayırılmak, ayırt edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to distinguish. to differentiate (between two things. define. denominate. differentiate. discriminate. make a distinction. segregate. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayırmak, ayırt etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayrılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Ayrılma, ayrılık, anlaşmazlık: Aralarına tefrika düştü, girdi. 2. Gazete ve dergilerde devamlı olarak yayınlanan eser, yazı serisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serial. serialized literary work. installment (of a serial. disagreement. discord. discursion. consecutive narrative. dissension. feuilleton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تفرقه] bölücülük. 2.ayrılma. 3.bölüm bölüm yayınlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEFRİŞ) (i. A. «ferş.ten) (c. tefrîşât). 1. Döşeme, döşetme, yayma. Seccâdesini odaya tefriş edip oturdu. 2. Bir yerin zeminini döşetme, bir şeyle örtme. Merdiven önünü mermerle ve yemek odasını çini ile tefriş etti. 3. Bir evi döşetme: Yeni biten dairesini daha tefriş etmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spreading out over. paving. covering. furnishing. providing with furnishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفریش] döşeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

döşenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

döşemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnishings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفریشات] döşemeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «fart» tan) Orta dere cenin altında kalma, zıddı: ifrât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tephrite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفریط] aşırılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) ondan, oradan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karışık meyvalı şekerleme veya dondurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(radyo) 300 ile 3000 megasikl arasında frekans, kıs. uhf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kimseden arkadaşlık görmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok ziyaret edilmeyen; insan ayağı bas- mamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dostsuz kimsesiz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. arkadaşlığa yakışmayan, dosta yakışmayan, dostça olmayan, samimiyetsiz, nahoş; z. soğuk bir tavırla. unfriendliness i. nahoş muamele veya tavır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. papaz rütbesinden mahrum etmek; elbisesini çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mahsulsüz, verimsiz; dölsüz, kısır.unfruitfully z. iyi netice vermeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. intifa hakkı, yararlanma hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., huk. intifa hakkına ait; i. intifa hakkı olan kimse . usufructuary lease hasılât icarı. usufructuary tenancy yarıcılık sözleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. aşağıda gösterildiği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bolluk, çokluk, Ar. kesret. Vefretle = Pek çok ve bol olarak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Çokluk, bolluk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. Al.). W senbolüyle gösterilen, ancak 3.000 derecede eriyen, tungten diye de anılan bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sahilde arsa; şehrin liman bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. tungsten, volfram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. volframit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cam ve çini işine mavi renk vermek için kullanılan ham kobalt oksidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (zincifre şeklinde de kullanılır). Cıva ile kurşundan mürekkep kırmızı boya, sülüğen, sürür, Fr. minium.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Kırmızı civa sülfürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vermilion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ظفر] tırnak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by