Ap ne demek? | Ap anlamı nedir? | Ap

Ap anlamı nedir?

Ap ne demek?

Ap anlamı nedir?

Ap | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ap

Türkçe Sözlük

(e.), a ile başlayan bazı sıfatlara girip mübalağa beyan eder: Apaçık: Pek ve büsbütün açık. Apansız: Asla hatırda yokken, bağteten. Apaşikâr, apak «up» ve «ip» suretlerinde kullanılanın aynıdır: (Upuzun, ipince gibi)

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). April, Apostle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

1280 x 960 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, Internet, e-posta ile gönderme ve hızlı baskı için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

1600 x 1200 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, yüksek kaliteli baskı ya da ayrıntılı görüntü gerektiren Internet uygulamaları için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2048 x 1536 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2240 x 1680 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, müthiş hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren çok profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2560 x 1920 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir. 5,0 megapiksel görüntü, büyük biçim ve poster baskılarında bile en ince görüntü ayrıntılarının gösterilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عباپوش] abalı. 2.derviş. 3.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(müz). çalgı eşliği olmadan söylenen (şarkı v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

openbill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open account. open account. deficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-door policy. policy of the open door. open door policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-door policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foldaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapsible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folding. collapsible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenances. customs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir şeye uydurmak, uyarlamak; edeb adapte etmek. adapt oneself uymak, intibak etmek, tabi olmak. adaptable (s). uysal, şartlara uyan, intibak edebilen adapter (i). adaptör; intibak eden ve ettiren şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şartlara ve çevreye uyma yeteneği, intibak kabiliyeti, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tatbik etme işi, bir şeyin bir başkasına göre ayarlanması, bir canlının yaşadığı muhite uyması işi: Bu piyesin adaptasyonu iyi olmuş. Bazı kelebekler adaptasyon sayesinde kendilerini korur, ADAPTE (i. Fr.). Adaptasyonu yapılmış, tamamlanmış: Bu eser Fransızca’dan adaptedir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adaptation

uyarlama

Uyarlamak işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adaptation. conformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adaptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

version.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, imtizaç , intibak, tatbik, uyma; (edeb). adaptasyon, uyarlama; ışık değişikliklerine gözü alıştırma işlemi; uydurulma, şekil değişmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adapté

uyarlanmış

1. Sinema, tiyatro, radyo ve televizyonun teknik imkânlarına uygun duruma getirilmiş. 2. Kişi ve yer adları değiştirilerek yerli bir eser durumuna getirilmiş (yabancı eser).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angepasst. übertragen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adapteur

uyarlayıcı

Aygıtın kullanabileceği düzeye göre elektrik akımını ayarlayan alet


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapter. adaptor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapter adaptor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adres yazma makinesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (tıb). hava veya gazlarla tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eski Roma tıp tanrısına ait; tıp mesleğine ait aesthetic, aesthetical bak esthetic, esthetical aestival bak estival aet kıs, Lat aetatis yaşında aetiology bak etiology.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beklenmedik olay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayretten ağzı açık kalmış, şaşırmış, şaşkın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sevgi, muhabbet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamous punishment. imprisonment with hard labour. penal servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). bir beyin hastalığı nedeniyle okuma yazma kabiliyetini kaybetme,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggar. buddy. chap. fellow. mate. pal. sod. friend. crony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friend. companion. contact. mush. saccharine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احباب] dostlar, sevdikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as friends. laid back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dostluk, muhabbet, dostça münasebet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friendship. amity. conversance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be on friendly terms with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wooden. timbered. wood. hardwood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clapboard. wood. wooden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R. Sekiz ayaklı). 1. Maruf bir cins deniz hayvanıdır ki kemiksiz olup, uzun ayaklarında nasır gibi çekme kuvveti olan düğümleriyle kayalara yapışır. 2. Kansere benzer bir çeşit çıban: Rahim ahtapotu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octopus. octopod. devil-fish. polyp. hanger-on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octopus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octopus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Pınar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

sıfat, eskimiş (a:li:cenap) Arapça 1. Cömert. 2. Onurlu, şerefli: "Senin annen mert, doğru ve alicenap bir kadındır."- Halide Edip Adıvar. 3. zarf Onurlu, şerefli bir biçimde: "Başkalarını tesir altında bırakması, zamanında alicenap davranması onun hakikaten kuvvetli bir kadın olduğunu ispat etmektedir."- Asaf Hâlet Çelebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold filled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infra-structure. substructure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infrastructure. substructure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underwork. infrastructure. substructure. basic facilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infrastructural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make up in packages. to do the packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gate way. main gate. gateway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kil). çocukların vaftizini reddeden bir Hıristiyan mezhebine mensup kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principal. capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., şiir iki kısa ve bir uzun heceden meydana gelen vezin tefilesi, feilun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). şehvet teskin edici (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., meteor. rüzgârın şiddet ve yönünü otomatik olarak tayin etme tekniği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). antropolojinin bir dalı, etnoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). çabuk, süratle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ABD' nin güneybatısında bulunan Kızılderili kabile gruplarından biri; (k.h.). pariste gece soyguncusu,külhanbeyi, apaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obvious. as plain as a pikestaff. manifest. very clear. glaring. wide-open. conspicuous. crying. beyond dispute. without dispute. evident. evidential. evidentiary. gross. incontrovertible. self-evident. transparent. obviously. clearly. evidently. ope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aboveboard. explicit. incontrovertible. obvious. palpable. wide open. very clear. self-evident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obvious. self-evident. clear. open. wide open. crystal clear. as clear as crystal. self evident. glaring. plain as a pikestaff. plainly. signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complete openness / clarity. truism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tombul ve iri küçük çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. anatomi). Körbarsağın ince bir parmak gibi olan 4-12 cm. uzunluğundaki son kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appendix. vermiform appendix.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Apandis iltihabı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Körbağırsağın iltahaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Müzmin apandisitte; kat’iyetle ilaç verilmez. Ameliyat gerekir. Had apandisit; karnın ortasından başlayıp, sağ alt kısma yerleşen bir ağrı ile kendini gösterir. Hazımsızlık ve gazdan şikayet edilir. Kusma görülebilir bazen de miğde bulantısı olur.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Böğürtlen yaprağı, su. 2- Dut kurusu

Hazırlanışı : 1-Çaydanlığa bir avuç böğürtlen yaprağı konur. 15 dakika kaynatıp süzülür. Günde 3 çay bardağı içilir. 2- Dut kurusu çayı ılık olarak içirilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appendicitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appendicitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anî, ansızın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suddenly. all of a sudden. unexpectedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Telâş ve acele ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in a panic. headlong. headfirst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Alıp götürmek: «Geçme nâmert köprüsünden, ko aparsın su seni».

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to carry away. to make off with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). ayrı, bir tarafa, bir yana, bir tarafta; münferit olarak, birbirinden ayrı; bağımsız olarak, müstakil bir şekilde; parça parça; (s). ayrı, farklı. drift apart sürüklenmek ; uzaklaşmak; tedricen ayrı düşmek.,set apart ayırmak, bir tarafa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart hotel. apartment hotel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Afrika'da ırk ayırımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. apartment building. apartment block. apartment house. rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. apartment building. apartment block. apartment house. rooms. room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apartment building. apartment house. apartment block. appartement. flatted house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İçinde birden fazla veya çok daire bulunan yüksek bina. Fransızca’da «daire» mânâsındadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). apartman dairesi. apartment house apartman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Külhanbeyi, hayta.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. apache

hayta

Başıboş, bir baltaya sap olamamış.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., duygusuz, hissiz, Iâkayt, kayıtsız, ilgisiz; soğuk, cansız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). duygusuzluk, duyumsamazlık , hissizlik, kayıtsızlık; soğukluk, cansızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely different.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı: Hapaz). 1. Kapalı avuç, yumruk, muşt. 2. Kapalı avuca sığan miktar: Bir apaz buğday.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geminin yelkeni ziyade şişirerek yavaş gitmesiyle hasıl olan hafif yalpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yelkenin ziyade şişmesiyle rüzgârı avuçlamışçasına gitmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)b kuyruksuz veya kısa kuyruklu maymun; maymun; mukallit kimse, taklitçi; (f). taklit etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (den) dikey olarak, amudi olarak, apiko.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Cash-call for the unpaid portion of capital)

Pay bedelinin taksitle ödenmesinin sözkonusu olduğu durumlarda, ortaklık yönetim kurulu tarafından ortaklara yapılan çağrıya denir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

insana benzeyen primat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakış, nazar; özet, hulâsa, plan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). müshil, laksatif; (i). müshil tesiri yapan ilaç veya yiyecek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İştahı açmak için yemekten önce içilen içki, açar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. apéritif

ön içki

İştah açmak için yemekten önce içilen alkollü içki.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aperitif. aperitive. drink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taken before a meal as an appetizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apéritif. appetizer. short drink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drink taken before a meal to stimulate the appetite. a drink before a meal designed to encourage the appetite: it could be either a commercial product or a mixed cocktail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A before-dinner drink; a drink to arouse the appetite before a meal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any wine drunk before eating, ostensibly to induceappetite, but in fact as an excuse to start drinking early.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Affects digestive system and nutrition due to its ability to act as an appetizer before a meal Usually is a drink this contains alcoholic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wine taken before a meal to induce good appetite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Although the term once meant a before-dinner liqueur drink, it is now used with the word cocktail almost interchangeably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any wine served before a meal Traditionally, aperitifs were vermouths or other similar wines flavored with herbs and spices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A beverage served as an appetizer before a meal. taken before a meal as an appetizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aperitive , appetiser , appetizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aperitif, yemekten evvel içilen iştah açıcı içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). delik, gedik, menfez; fotoğraf makinesinde merceklere giren ışığı ayarlamak için genişletilip daraltılabilen delik; (geom). birbirini çapraz kesen iki doğrunun arası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taklitçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yapraksız (çiçek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doruk, zirve, tepe, uç; (geom). açının tepesi; (astr). apeks, güneş hareketinin hedef noktası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). afazi, söz yitimi. auditory aphasia söz sağırlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). bir gezegen veya bir kuyruklu yıldız yörüngesinin güneşten en uzak olan ucu, afel, evc, yeröte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). yaprak biti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). afoni, ses kısılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vecize, darbımesel. aphoristic (s). darbımesel kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). darbımesel kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Işıksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). cinsel arzu uyandıran; (i). cinsel arzu uyandıran ilaç veya gıda maddesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). pamukçuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

aft, aft humması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yapraksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arılarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arı yetiştiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arı kovanlarının bulunduğu yer, arı kovanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). apex.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). parça başına, her biri, her birine, tane olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Geminin zinciri toplayıp demir kaldırmak üzere hazır bulunması, (mec.) Hazır, tetikte. Fars. cüst-ü çâlâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. İ.). 1. Geminin zincirini toplayıp demirini kaldırmaya hazır bulunması. 2. Hazır, tetik, derli toplu: Apiko bir delikanlı. Apiko giyinmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (apuş dahi yazılabilir). Oyluğun iç tarafı, budun iç yüzü. Apış ayrılmak = Yere gelmek (hayvan) çatlamak, bacaklarını açarak dikilip durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fork. crotch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the inner side of the thighs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perineum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). maymun gibi, maymunumsu; aşırı taklitçi apishly (z). maymun gibi; taklit ederek. apishness (i). taklitçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuyruğu bacağın arasına alıp yorgun ve yılgın bir halde giden (kurt vesaire). 2. Yorulup Aciz kalmış, şaşırmış (Adam).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

straddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (upuşmak dahi yazılabilir). 1. (Hayvan) apışlarım açıp çatlaya kalmak. 2. Bir yere dikilip durmak, ileri gidememek. 3. Bir işin uhdesinden gelememek, Aciz kalmak; şaşırıp kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to collapse from tiredness. to squat down. to be astonished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give up. to stand helpless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Hayvanı) çok yormak, artık yürümeye mecali olmayacak dereceye getirmek. 2. Yıldırmak, horonlatmak. 3. (Gemiyi) iki ucundan demirleyip veya bağlayıp sağlam kasmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sapmasız (mercek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fıb). bir uzvun tam gelişmemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Duvar şamdanı, duvar lambası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall-light. wall fixture. sconce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir kumaş üzerine başka bir kumaş parçası dikerek yapılan süs, tatbik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

application. appliqué.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appliqué.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendine aşırı güven, nefsine itimat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). soluk almanın dinmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vahiy; keşif; ifşa olunma. apoc'alyp'tic (s). vahye ait. apocalyptically (z). vahiy şeklinde, vahiy ifade ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kelime sonundan bir veya birkaç harfi kaldırmak. apocopate (s). son harfi veya sesi kaldırılmış (kelime). apocope (i). kelime sonundan bir veya birkaç harfi kaldırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kelime sonundan bir veya birkaç harfi kaldırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Eski Ahit'e bağlı olup İbranice metinleri bulunmadığı için herkesSe Kitabı Mukaddes'in metnine dahil edilmeyen ve bazı kiliselerce mukaddes kabul edilen bir takım kitaplar, apokrifa. apocryphal (s). apokrifaya ait; doğruluğu kabul edilmey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).ayaksız hayvanlarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sabit, belli, itiraz kaldırmaz, müsellem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). şart cümlesinin ikinci kısmı, ceza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). bir gök cisminin (özellikle ayın) yörüngesinin yeryüzünden en uzak noktası, apoje; doruk, zirve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). bitkinin topraktan yükseğe büyüme eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épaulette

ask. omuzluk

Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformaların omuzlarına takılan işaretli parça.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epaulet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epaulet. epaulette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Apollo; çok yakışıklı genç adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cehennemin en derin çukuru Gayya-nın bekçisi, zebani.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özür dileme. apologetic (s). özür dileyen, af talep eden, itizar beyan eden; savunma şeklinde olan. apologetically (z). özür diler gibi; mazeret beyan ederek. apologetics (i) dini inançları savunan ilahiyat dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendini mazur göstermek için yazılan yazı, savunma, müdafaa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yazılı veya sözlü olarak bir şahıs veya fikri savunan kimse, müdafi, apolojist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). özür dilemek, tarziye vermek, itizar etmek, mazeret beyan etmek; yazılı veya sözlü olarak savunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahlâki hikâye, içinden kıssadan hisse çıkarılan hikâye; alegori.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özür, tarziye, itizar; mazeret; savunma, müdafaa; yetersiz bir örnek veya taklit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). vücudun bazı yerlerinde bulunan mukavim bir deri, akderi, akortü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon). san bir konu hakkında konuşmayı inkâr ederek bahsetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). apothegm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inme veya felce ait; felce meyilli. an apoplectic fit inme gelmesi, felç inmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inme, nüzul, felç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Av köpeğine verilen «getir» emri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

On or towards the port or left side; said of the helm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put-in capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).,(den). sol tarafa, sol tarafta, iskeleye, iskelede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon). (san). sözünü birdenbire yarıda bırakma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). irtidat, din değiştirme; bir partiden başka bir partiye geçme; esas doktrinden cayma, prensip ve inançlarında değişiklik yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). din değiştiren kimse; siyasi parti veya inancını değiştiren kimse; s din değiştiren, mürtet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). irtidat etmek, dininden dönmek; fikir veya prensiplerinde değişiklik yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. felsefe). Tecrübeyi takip ederek, tecrübeden sonra mânâsındaki bu kelime, muhakemenin tecrübeye dayanması prensibini ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

fel. sonsal

Deneyden çıkan ve deneye bağlı olan (bilgi).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). (man). aposteriori, sonsal .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (not)., haşiye, derkenar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oniki havariden biri, apostol; herhangi bir ahlaki reform hareketinin öncüsü; Mormon kilisesi idare heyeti üyelerinden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havarilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havarilik makamı ve görevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). oniki havariden birine ait; havarilerin özelliğini taşıyan; Papa'ya ait. apostolically (z). havarilere has bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. apostrophe

db. kesme işareti

Özel adlara, kısaltmalara ve sayılara getirilen ekleri, iki sözün birleşmesi sırasında ortaya çıkan ses düşmesini belirtmek için kullanılan noktalama işaretinin adı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tepeden virgül, kesme, apostrof; (kon). (san) nutuk esnasında appeal orada bulunmayan belirli bir şahsa hitaben söylenen sözler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir söylevde hazır bulunmayan bir şahsa hitap etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. botanik). Likenlerin çiçekliği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eczacı. apothecaries' measure eczacı ölçüsü. apothecaries' weight eczacı tartısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vecize.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (geom). iç yarıçap, yanal yükseklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâhlaştırma, tanrılaştırma; bir şahsı veya prensibi aşırı derecede yükseltme; kutsal kabul edilen fikir veya ideal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kötülüğe karşı koruyucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Appalaş dağları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). appal (f). dehşete düşürmek , korkutmak, yeise düşürmek. appalling (s). korkunç, müthiş. appallingly (z). dehşete düşürecek kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kral tarafından hanedana mensup olanlara irat ve maaş olarak tahsis olunan arazi veya para; has, tımar; bir kimsede yaradılıştan mevcut olan kabiliyetler , fıtri istidat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takım, aletler, cihaz, makine, levazım, aygıt; politik bir örgütün bir kısmı. apparatus criticus (Lat). edebi çalışmalarda kullanılan kitaplar vb; bir eserin derkenarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). esvap, elbise, kıyafet, kılık, kisve: (f). giydirmek, donatmak, teçhiz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay anlaşılır, idrak edilir; açık, vazıh; gözle görülebilir, meydanda olan, ortada olan; zahiri, görünüşte olan. heir apparent taht, unvan vb'nin vârisi. apparent time mahalli saat. apparently (z). görünüşte, galiba; güya. apparentness (i

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayalet, görüntü, tayf; gözle görülen şey, vaka, olay, hadise; acayip bir cismin görünmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. ihtiraslı). Musikide bu kelime ile işaret edilen pasajın böyle çalınacağını gösterir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). münacat, yalvarış, yakarış; cazibe, çekicilik; daha yüksek bir makama baş vurma; (huk). temyiz, davayı daha yüksek bir mahkemeye devretme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rica etmek, istirham etmek, yalvarmak; yardım talebinde bulunmak; (huk). davayı daha yüksek bir mahkemeye devretmek ; müracaat etmek, istida etmek; hoşuna gitmek, hitap etmek; baş vurmak. appeal from the chair meclis başkanının kararına ka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş görünen, hitap eden, cazip, çekici, albenisi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözükmek, görünmek; belirmek ; meydana çıkmak, zuhur etmek; aşikâr olmak, belli olmak; bizzat veya vekil vasıtasıyla mahkeme huzuruna çıkmak, ispatı vücut etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görünüş, gösteriş; dış görünüş, zevahir; meydana çıkma, zuhur etme; hadise, olay; (huk). davalı veya davacının mahkeme huzuruna çıkması. for the sake of appearances ele güne karşı, gösteriş olsun diye, zevahiri kurtarmak için. keep up app

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teskin etmek, yatıştırmak; tatmin etmek; bastırmak, susturmak. appeasable (s). teskin olunabilir, yatıştırılabilir, bastırılabilir. appeasement (i). yatıştırma; (pol). harp tehdidinde karşı tarafa taviz verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). davayı daha yüksek bir mahkemeye temyiz eden kimse, davanın yeniden görülmesini talep eden taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). davaların yeniden görülmesine ait.appellate court temyiz mahkemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ad, isim, nam, lakap, unvan, mahlas; isimlendirme, ad verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). cins isim; lakap, mahlâs, unvan; (s). cins isme ait; tanımlayıcı, tavsif edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). dava temyizinde davalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilave etmek, eklemek; iliştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâve, katkı, ek, zeyil, mülhakat; (biyol). uzantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). asılı, takılı, muallakta ; ait olan, müteallik, mülhak, bağlı, merbut; (i). eklenen veya ilave edilen kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). apandis ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)b apandisit körbağırsağın iltihaplanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilave, ek, zeyil, lahika; (tıb). apandis, körbağırsağın solucanımsı uzantısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kavramak, idrak etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). idrak, kavrama, intikal kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ait olmak, bağlı olmak, merbut olmak appertaining (s). ait olan, ilgili, alâkadar, mensup, bağlı, merbut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iştiha, şiddetli arzu; tabii eğilim, temayül, istidat. appetens (s). after veya of ile arzulu, istekli, iştahlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iştah; istek, arzu, şehvet. Iose one's appetite iştahı kesilmek. ravenous appetite aç kurt iştahı, azgın istek. sharpen one's appetite whet one's appetite iştah açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iştah açan şey, çerez, meze, iştah açıcı içki, aperitif, açar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iştah verici, iştah açıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alkışlamak; takdir etmek, beğenmek, tasvip etmek. applause (i). alkış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). elma. apple blossom elma baharı. apple butter elma marmelâdı. apple green elma yaprağı renginde. applejack (i). elma rakısı. apple juice elma suyu. apple of discord (mit). kavga tanrıçası tarafından tanrılara atılan ve Paris tarafından Venüs

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygulanabilir , tatbik edilebilir; uygun, münasip. applicabil'ity (i). uygulanabilme, tatbik edilebilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başvuran kimse, müracaat eden kimse, talip kimse, aday, namzet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

AppliCast™, BRAVIA TV’nizde program izlerken PC’nizi açmak zorunda kalmadan, heyecan verici internet tabanlı uygulamalarına erişmenizi sağlar. TV’nizi açar açmaz kullanılabilen 3 dahili araç (Analog Saat, Takvim ve ‘AppliCast™ Kullanım kılavuzu) ve TV’nizi İnternet’e bağladığınızda erişilebilen ek araçlar (Hesap Makinesi, Alarm, Dünya Saatleri ve Çevrimiçi Resim Çerçevesi) bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygulama, tatbik; ilâç, merhem; itina, özen, dikkat; istida, dilekçe , müracaat, başvurma, talep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aplikator.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tatbiki, uygulamalı; denenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). aplike, bir kumaşın üzerine diğer bir kumaştan tatbik edilmiş (motif v.b.) ; (f). aplike etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaklaştırmak; uygulamak, tatbik etmek; atfetmek, vermek; tahsis etmek, hasretmek, (-e). ayırmak; mahsus olmak, ait olmak, taalluk etmek; müracaat etmek, başvurmak apply a match kibritle tutuşturmak. apply oneself to something kendini bir şeye

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (it)., (müz). adi notanın yanına ilâve edilen ufak nota,.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). atamak, tayin etmek, tahsis etmek, memur etmek; tesis etmek, vaz'etmek, koymak; kararlaştırmak, tayin etmek (zaman v.b.); donatmak, teçhiz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atanan kimse, tayin edilmiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tayine bağlı, tayinle doldurulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atama, tayin; memuriyet, hizmet, görev, iş; randevu; emir; (çoğ).. donatım, teçhizat (gemi, otel v.b.)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eşit olarak bölmek, paylaştırmak, taksim etmek. apportionment (i). pay; paylaştırma, bölme, taksim, hisselere ayırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). diğer parmakların uçlarına dokunabilen (baş parmak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yan yana koymak; yapıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, münasip, yerinde. appositely (z). uygun bir şekilde. appositeness (i). uygunluk, yerinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). aynı şeyi açıklayan iki kelimenin yan yana konması; bir araya koyma, ekleme, ilave etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı şeyi açıklayan ve yan yana bulunan kelimelerin ikincisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değer biçme, kıymet takdir etme, tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değer biçmek, kıymet takdir etmek, keşfini yapmak; tahmin etmek. appraisement (i). değer biçme, kıymet takdir etme; tahmin appraiser (i). muhammin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sezilebilir, tefrik edilebilir; değer biçilebilir, takdir edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). paha biçmek, kıymet takdir etmek, değerlemek; kadrini bilmek, kıymet bilmek; fiyatı yükseltmek, değerlendirmek ; ayırt etmek, tefrik etmek; fiyatı yükselmek , kıymeti artmak, değerlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takdir, değerlendirme , kıymet bilme; tenkit, özellikle lehte tenkit; (tic). kıymet artışı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kıymet bilen, takdir ettiğini gösteren, takdirkar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vesayet altına almak ; tutuklamak, tevkif etmek; anlamak, idrak etmek, kavramak; korkmak, endişe etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anlaşılabilir, idrak olunabilir, fark olunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, endişe, kuruntu, vesvese; (psik). ilk sezi; anlayış, kavrayış, idrak; zan, tahayyül; akıl, zihin; tevkif, tutuklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). endişeli, vesveseli ; anlayışlı, müdrik; hassas, duygulu. apprehensively (z). vesveseli olarak. apprehensiveness (i). endişe, vesvese.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f) çırak; (den). miço; (f). usta yanına çırak olarak vermek, usta yanına koymak. apprenticqship (i). çıraklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haber vermek, bilgi vermek; paha biçmek, kıymet takdir etmek. apprizer (i). muhammin. apprizement (i). paha biçme; haber verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yaklaştırmak, yakına getirmek, yaklaşmak, yanaşmak, yakına gelmek ; baş vurmak, müracaat etmek; başlamak, işe koyulmak; (i). yaklaşma, yanaşma; methal; başlangıç; spor golf topunu yeşil meydana sokan vuruş. approachable (s). müracaat e

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resmen tasvip etmek, onaylamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenme, tensip , tasdik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istimlâk edilebilir , mal edilmesi mümkün veya caiz olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). almak, kendine mal etmek; tahsis etmek, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). münasip, uygun, yerinde; mahsus, has. appropriately (z). uygun bir şekilde. appropriateness (i) uygunluk , yerinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahsisat; ayırma, tahsis etme; mal etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygun bulma, onama, onaylama, tasvip, razı olma, resmi izin. on approval muhayyer olarak, beğenilmediği takdirde geri verilmek şartıyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uygun bulmak, tasvip etmek, onaylamak, tasdik etmek, beğenmek, münasip görmek, tensip etmek; denemek, yoklamak. approvingly (z). beğenerek, tasvip ve tasdik ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). approximate, -Iy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yaklaşık olarak, takribi, tahmini, yakın. approximately (z). yaklaşık olarak, tahminen, takriben.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaklaşmak, yaklaştırmak, yakın olmak, yakına gelmek, yakına getirmek. approxima'tion (i). tahmin; yaklaşma, yakın olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlı olan şey veya kimse; ilâve, ek, müştemilat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bağlı, merbut, tabi, ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). April.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Vücudun hareket faaliyetlerindeki intizamsızlık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. apraxie

tıp beceri yitimi

İnme veya duyusal bir bozukluk olmaksızın belirli bir amaca yönelik hareketi yapamama durumu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). apraksi, işlev yitimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finish. chemical finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finish. sizing. size. dressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textile finishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). güneşte ısınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kayısı, zerdali, (bot). Prunus armeniaca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Nisan. April fool Nisan birde aldatılan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Tecrübe öncesi verilere dayanarak kabul edilen; tecrübeden önce olan bilgiler. Fizik ilimleri apriori olarak kurulamaz.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. à priori

fel. önsel

Hiçbir denemeye dayanmayan ve akıl yordamıyla bulunup ortaya konan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). apriori, önsel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önlük, göğüslük, önlük gibi kullanılan şey, peştamal; tiyatro sahnesinin ön kısmı; (hav). hangarın önündeki beton saha; makinelerin üzerindeki koruyucu metal kapaklar; kayışlı taşıyıcı; buzul eteği; örtü. tied to her apron strings aşırı der

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). of veya to ile vaktinde olan, yerinde olan, uygun, münasip; (z). bu münasebetle, sırası gelmişken (söz veya fikir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Fotoğraf Sistemi tip-C (APS-C), DSLR olarak da adlandırılan dijital Tek Objektifli Reflex fotoğraf makinelerinde kullanılan bir sensör tipidir. Bu sensör, geleneksel sensör SLR’lerinden daha küçük sensör boyutlarına sahiptir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Apışları açık (hayvan). 2. Kuvvetten düşmüş, yürüyemez, tembel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çıban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abscess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A projecting part of a building, esp. of a church, having in the plan a polygonal or semicircular termination, and, most often, projecting from the east end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In early churches the Eastern apse was occupied by seats for the bishop and clergy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bishop's seat or throne, in ancient churches.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A reliquary, or case in which the relics of saints were kept. a domed or vaulted recess or projection on a building especially the east end of a church; usually contains the altar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abscess. gathering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A semicircular projection, roofed with a half-dome, at the east end of a church behind the altar Smaller subsidiary apses may be found around the choir or transepts Also known as an exedra The adjective is apsidal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vaulted extension or projection, usually from a choir or chapel and generally circular or polygonal in shape; Rounded and usually of a chancel or chapel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Eastern end of a church, generally semicircular, in which the altar is housed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Semi-circular or polygonal recess at the end of a building, either projecting from it or subsituting one of the walls In churches it is normally part of the sanctuary In Rome they are traditionally richly decorated with mosaics or paintings In Eastern chu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 180 degree, semicircular extension space, which traditionally projects from the eastern end of Christian churches, or from that end which contains the altar and faces the nave The space is usually covered by a 180 degree half-dome and the space provides

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A part of a building projecting outward, usually semicircular in shape When it is part of a church, it is located at the eastern end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A projecting part of a building that is usually semicircular in plan and vaulted. area of circular or polygonal shape, covered by a vault, which is located behind the altar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In architecture, a semicircular, projecting part of a building, usually domed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rounded and usually of a chancel or chapel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a church, a semicircular or polygonal projection at the altar end, beyond the sanctuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ada Programming Software Enviroment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ada Programming Support Environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A semicircular and usually vaulted projection from a rectangular structure Origins of the word are classical, but it is most commonly used to describe an element of a Gothic church A recess, usually singular and semi-circular, at the east end of a Christi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Association for Persons in Supported Employment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An area of semicircular or multi-angled form, projecting from the ecclesiastical east end of the church and containing a number of chapels. a domed or vaulted recess or projection on a building especially the east end of a church; usually contains the alt

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (mim). bir binada ve bilhassa bir kilisede ekseriyetle yarım daire şeklindeki çıkıntılı kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İçine pelin katılarak kokulandırılmış sert bir içki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absinthe. absinth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absinth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr., matematik). 1. Yönlü bir eksen üzerinde bulunan bir noktanın, başlangıç noktasına olan uzaklığının cebir bakımından değeri: Bir eksen üzerindeki noktalar apsisleriyle belirtilir. 2. Bir noktanın uzaydaki yerini tesbite yarıyan ana çizgilerden yatay olanı. (bk.) Koordinat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the two points of an orbit, as of a planet or satellite, which are at the greatest and least distance from the central body, corresponding to the aphelion and perihelion of a planet, or to the apogee and perigee of the moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The more distant is called the higher apsis; the other, the lower apsis; and the line joining them, the line of apsides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Apse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a domed or vaulted recess or projection on a building especially the east end of a church; usually contains the altar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). gezegenin yerçekimi merkezine en uzak ve en yakın noktaları; elipsin tepeleri; (mim)., (bak). apse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)....eğiliminde olan, muhtemel, mümkün; çabuk kavrayan, zeki, anlayışlı; uygun, yerinde, münasip. apt to believe inanmak eğiliminde. aptly (z). uygun bir şekilde yerinde. aptness (i). uygun oluş; çabuk kavrayış, yatkınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) eğiliminde olan, muhtemel, mümkün ; çabuk kavrayan, zeki, anlayışlı; uygun, yerinde, münasip. apt to believe inanmak eğiliminde. aptly (z). uygun bir şekilde, yerinde., aptness (i). uygun oluş, münasip oluş; çabuk kavrayış, yatkınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zekâsı gelişmemiş kimse. (bk.) Abdal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silly. stupid. dumb. foolish. idiotic. bird-brained. fat-headed. feeble minded. half-witted. thickheaded. daft. dotty. fatuous. gaga. goofy. gormless. harebrained. inane. oafish. softy. tomfool. stupid. silly. fool. dummy. idiot. birdbrain. booby. cr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silly. stupid. dumb. foolish. idiotic. bird-brained. fat-headed. feeble minded. half-witted. thickheaded. daft. dotty. fatuous. gaga. goofy. gormless. harebrained. inane. oafish. softy. tomfool. fool. dummy. idiot. birdbrain. booby. cr. ass. barmy. berk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupid. fool. simpleton. booby. clueless. dim. dope. empty- headed. fat head. gormless. lumpish. moon calf. soppy. a bit thick. thickheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupid. stupidly. silly. foolish. idiotic. crazy. footling. half-baked. ill-considered. inept. foolishly. fatuously. fondly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asinine. crass. crazy. emptily. foolish. harebrained. ludicrous. nonsensical. puerile. rubbish. sappy. sloppy. stupid. vacuous. stupidly. foolishly. silly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupidity. cloddish. cockeyed. half baked. jerky. vacuous. witless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupidly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zekâsını işletemez hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become stupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stultify. stupefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aptal olma hali veya aptalca iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cock. crime. folly. foolery. idiocy. insanity. stupidity. foolishness. tomfoolery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupidly. foolishness. imbecility. stupidity. vacuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act like a fool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). kanatsız böcekler, (zool). Apterygota. apteral, apterous (s). kanatsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). apteriks.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Abdest.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Şerit. Aptesbozan otu = Gülgillerden, yeşil ve siyah boya elde etmekte kullanılan bir bitki (Opterium spinosum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Abdesthane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Abdestlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Abdestsiz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istidat, yetenek, kabiliyet , meyil, anıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shrovetide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Semiz kaz gibi iki yana sallanarak yürümeyi tasvir için mükerrer kullanılır: Apul apul yürümek = Sallana sallarla yürümek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut APOLET (i. Fr. epaulette). Askerlerin rütbe ve sınıflarına göre sırma, ipek veya yünden omuzlarına taktıkları saçak. Apulet köprüsü = Apuleti tutmak için ceketin omuzu ile yakası arasında çuha veya şeritten köprücük.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su kayağı, deniz surat motorlarının arkasına takılıp üstüne binilen tahta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

car-ferry. ferry-boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public ferry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ARAB) (hi. mü. A.). Arabistan yarımadasından çıkıp yayılan SAmî bir kavmin umumî ve fert adı: Kavm-i necîb-i Arab, evlâd-ı Arab, ben Arab’ım, bir Arab gördüm. Arâb-ı Abide: Eski ve nesilleri kalmamış Ad ve Samûd gibi Arap kavimleri. Arâb-ı Arîbe, Arâb-ı Aribe = Halis ve eskiden Arab olan Arablar: Arâb-ı mütaarribe, Arâb-ı müstârebe = Esasen Arap olmayıp sonra Araplar’a karışarak Araplaşmış olanlar. Cezîret-ül-Arab = Araplar’ın asıl vatanları bulunan ve hâlâ her tarafı iyi Arapça konuşan Araplar’la meskûn olan büyük yarımada: Arabistan. Lisân-ül-Arab: Arap dili, Arap kavminin konuştuğu dil. Büyük kültür, ilim, edebiyat, şiir ve medeniyet dillerinden biridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arab. arabic. arabian. arabian. arab. negro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arab. arabian. arabic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabian. negro. black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apple Talk Remote Access Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

AppleTalk Remote Access Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Apple Remote Access Protocol, an Apple authentication protocol which uses challenges and responses, like CHAP, to avoid sending clear text passwords through the network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arabic numerals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algorism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft soap. yellow soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zenci, siyah, siyahî ki, memleketimize Arap ülkelerinden geldiklerinden dolayı böyle isimlendirilmeleri Adet olmuştur. Ve tefrik için asıl Araplar’a «Beyaz Arap» yahut «Ak Arap» denilmeğe mecburiyet elvermiştir. Arap köle, Arap halayık. Arapsaçı = Karma karışık ve müşevveş şey. Arap darısı = Kara buğday dahi denilen hububat nevi. Fr. sarrazin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Araplar’ın tarz ve haline uygun ve bunlara mensup ve müteallik: Arapça lisan, Arapça yaşayış, Arapça şarkı. Araplar’ın dilinde veya hal ve tarzlarında: Arapça söylemek, Arapça yaşamak. 2. Lisân-ı Arabî: Arapça pek vâsî bir lisandır. Mısır Arapçasının Şam Arapçasından hayli farkı vardır, mec. Anlaşılmayan meçhul şey: Bu, benim için Arapçadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arabic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Arabic language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçinden çıkılamaz derecede karışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woolly hair. tangled skein. skein. tangle. snarl. dogs dinner. elflock. spaghetti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hash. ragbag. snarl. tangle. fuzzy hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mix up. muddle. spaghetti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli akasyalardan elde edilen bir zamk. Zamk-ı Arabî.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tabii ki sadece insanlar yesinler diye değil. Bal arıları eşek arılarından farklı olarak kışı koloni halinde geçirirler. Koloni kış uykusuna yatmaz ama bir salkım gibi kümeleşir. Bu şekilde kış süresince sıcak ve aktif olarak kalabilirler. Bunun için de önceden, yaz aylarında yeterli miktarda bal depo etmeleri gerekir. Ortalama bir kovanın kışlık bal ihtiyacı 9-13 kilogram kadardır.

Bal arılarının bal yapma kapasiteleri ise uygun yer bulabildiklerinde bundan çok daha fazladır. İşte arıcılığın felsefesinde de bu yatar. Sen arılara imkan sağla, onlar da hem kendileri hem de senin için bal üretsinler. Arılar kendilerine yetebilecek miktardan 2-3 kat fazla bal üretebildiklerinden arıcılar da kovana şekerli şuruplar koyarak onlara bu ortamı hazırlarlar. Arılar da sonradan ellerinden alınan bu ürün fazlasını dert etmezler.

Arıların balı çiçeklerden topladıkları nektarı ağızlarındaki bir emzimle birleştirip altıgen biçiminde balmumundan yaptıkları hücrelere depoladıklarını biliyoruz. Bu karışımın su oranının yüzde 17’ye kadar düşmesini bekledikten sonra hücrelerin ağızlarını yine bir balmumu tabakası ile kaplarlar. Artık arıcı için mahsul zamanı gelmiştir. Ağzı kapalı hücrelerdeki bal hiç bozulmaz, saklama zamanı süresizdir.

Arılar böcek dünyasının en gelişmiş sosyal hayatına sahiptirler. İşçi arılar dünyaya geldikten sonra bir ay içinde kovanda bir iki günlük sürelerle temizlik, larvaları besleme, balmumu yapma, yiyecek taşıma, muhafızlık gibi değişik görevler yaparlar. Sonra uçuş başlar, çiçekler ziyaret edilir, nektar, polen ve su toplanır.

İşçi arılar çalışma mevsiminde 4-8 hafta yaşarlar. Kış mevsiminde ise arkadan gelen gençler olmadığı için ömürleri 5-7 ay sürebilir. İşçi arılar dişi olmalarına rağmen kısırdırlar, yavru yapma yetenekleri yoktur.

Arılar polenleri, su ile karıştırıp larva halindeki yavruları beslemek için toplarlar. Bir arı kovandan 7 kilometre uzağa gidip, geri dönebilir. Ancak arılar normal olarak kovanlarından ortalama bir kilometre kadar uzaklaşırlar.

Arılar bu yolculuklarında yollarını güneşin pozisyonuna göre saptarlar. Ayrıca yer kürenin manyetik alanına karşı da hassastırlar. Gözleri polarize ışığa karşı o kadar hassastır ki çok kalın bir bulut tabakasının ardından gelen zayıf bir güneş ışığıyla bile kötü havalarda yollarını bulabilirler.

Arılar geceleri ortadan yok olurlar ama uyumazlar. Gece boyu hareketsiz kalarak enerjilerini ertesi günkü yoğun işler için biriktirirler.

Arılar renklerin çoğunu görürler. Işık dağılımında mavi ve ona yakın renkleri daha iyi görürler. Ultraviyole ışınlarına karşı da çok duyarlıdırlar. Ultraviyole ışınlarını çok yansıtan çiçekler onlara daha parlak görünür. Kırmızı rengi hiç ayırt edemezler.

Bize bu derecede faydalı olan arılar etrafımızda dolaştıklarında veya balkonda kahvaltı sefası yaparken reçel tabağına konduklarında çoğu insan huzursuz olur. Bunun nedeni minik arının sokma tehlikesidir. Halbuki arılar sadece iki durumda canlılara saldırır ve sokarlar:

l) Kolonilerine bir tehdit olduğunda korumak için;

2) Korkutuldukları zaman. Bu nedenle arı kovanlarına çok yaklaşmamanız, el kol hareketleri yaparak hızlı hareket etmemeniz önerilir.

Arılar insanı soktuktan sonra genellikle ölürler, çünkü arı tarafından sokulan insan ani bir hareketle arıyı fırlatınca arının iğnesi ile beraber zehir torbası ve ifrazat bezi de yırtılarak arıdan ayrılır ve soktuğu yerde kalır. İlginçtir ki bu kalan zehir torbasındaki kaslar arıdan ayrılsalar bile zehri pompalamaya bir süre devam ederler. Bu nedenle tırnağın ucu ile bir an evvel iğneyi soktuğu yerden çıkarmakta fayda vardır.

Arı zehrine alerjisi olan kimselerde arı sokmaları ağır tepkilere hatta ölüme yol açabilir. Buna karşın arı zehri bazı ağrılı hastalıkların özellikle romatizmanın tedavisinde kullanılır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Altıgen diğer çokgenlere gore kenar uzunluklarının toplamı en kısa olan şekildir. Bunu bilen arı peteğini altıgen yaparak en az malzemeyle en fazla peteği üretir. Böylelikle malzeme tasarruflu kullanarak balmumu israfı önlemiş olur. Ayrıca altıgenler, yapıldığı petekte üretilen balı muhafaza etmek açısından maksimum hacim sağlar. Bir arı kolonisi peteklerini yatayla 7-8 derecelik bir açı yapacak şekilde inşaa eder. Bunun nedeni peteğin içine bırakılan balın yere dökülmemesidir. Ve bu açı hiçbir zaman şaşmamamıştır.

Genel Bilgi by

Yabancı Kelime

Fr. aromathérapie

koku tedavisi

Çeşitli doğal kokulu maddelerle yapılan tedavi yöntemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nerves sinirler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as soon as possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

As soon as possible!. as soon as possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

As Soon As Possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

As soon as possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

As soon as possible. as soon as possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ASAP stands for Application System Authorization Process ASAP is used to send email notification to the reviewers that an update has occurred and to send additional notifications to other interested parties ASAP can also be used to refer to the notice tha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

As soon as possible In ITV, this term means 'as soon as possible after NTID projects, RIT projects for deaf students, exchange projects with use dates, and exchange projects without use dates '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Society for Automation in Pharmacy also, Analytic Systems Automated Purchasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

AHOS SHEF Automatic Processing System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cisco Any Service, Any Port solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Metasolv, formerly Nortel Networks, and Architel Solutions product referred to as Automatic Service Activation Program ASAP delivers service activation through the process of receiving service requests from the service order entry system, translating them

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). American Society of Composers, Authors and Publishers.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(Ing). ylldlnm ve gök gürültüsünden aşım korku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) astrografi, yıldızların haritasını çıkarma veya yıldızları tarif etme ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) fotografçılığın astronomiye uygulanması. as'trophotograph'ic (s). gökcisimlerinin foto ğraflannln allnmasma ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Atmosferin alt tabakasında yüksekliğin artması ile oluşan ısı düşmesi oranı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otobiyografi , bir yazarın kendi hal tercümesi. autobiograph'ical (s). kendihayatından bahseden yazarın biyografisine ait. autobiographically (z). kendi hayat hikâyesi ile ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bir kimsenin kendi el yazısı; muharririn kendi eliyle yazılmış yazı veya müsvedde; bir kimsenin kendi el yazısı ile imzası; (f). kendi el yazısı ile imza atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kendi kendine tedavi; hastanın kendi vücudundan alınan bir madde ile tedavi edilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discriminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to discriminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(AZAB) (i. A.). 1. Ceza cezalandırma, suç ve kabahata karşı kanunun tayin ettiği muamele. (Arapça’da asıl olan bu mânâ ile dilimizde pek kullanılmaz). 2. Ahrette günahkârlara verilecek ceza ve eziyet: Azâb-ı Cehennem = Cehennem azâbı, azib-ı kabir = Kabir azâbı. 3. Eziyet, işkence. Ar. cevr, ukuubet: Vaktiyle suçlulara cürümlerini itiraf ettirmek için çok azap ederlerdi. 4. mec. Pek büyük sıkıntı, eziyet, şiddetli elem: Ağrılarımdan azap içindeyim. Bu kadar sıcak odada oturmak benim için bir azaptır. Azâb-ı elîm = Çok elemli azap. Azap vermek, azap çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pain. torment. torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torment. the pangs of hell. pain. dolour. rack. twinge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küskün, atın eyerine bağlı ve kuyruğunun altından geçirilen kayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baggage carrier. deck lid. luggage carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copper-plated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Sony DVD oynatıcılar, elektriksel parazitlere karşı mükemmel bir dayanıklılık sağlayan bir bakır kaplı şasi ile donatılmışlardır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالاپرواز] yükseklerden uçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik, Sudan dillerinden). Orta Afrika’da yetişen bir cins ağaç ki dünyadaki ağaçların en büyüğüdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Baobabiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small loaf or roll of soft bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Benzopyrene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

British Association for Psychopharmacology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Berkas berita acara pemeriksaan - police investigation reports.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bandwidth Allocation Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

BenzoPyrene Source: US EPA. abbr Base Processor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Biodiversity Action Plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Behavior Assessment Plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small round flat bread roll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bovine Access Point An access point that is installed on cattle There are different versions of the BAP, depending on species, gender, weight, beef or dairy. a small loaf or roll of soft bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vaftiz, vaftiz ayini. baptismal (s). vaftizle ilgili. baptism of fire bir askerin katıldığı ilk savaş; çetin bir imtihan veya tecrübe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who administers baptism; specifically applied to John, the forerunner of Christ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a denomination of Christians who deny the validity of infant baptism and of sprinkling, and maintain that baptism should be administered to believers alone, and should be by immersion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Anabaptist. follower of Baptistic doctrines of or pertaining to or characteristic of the Baptist church; 'Baptist baptismal practices'; 'a Baptist minister'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

follower of Baptistic doctrines. of or pertaining to or characteristic of the Baptist church; 'Baptist baptismal practices'; 'a Baptist minister'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Baptist denilen Protestan mezhebi mensubu; vaftiz eden kimse. John the Baptist Yahya peygamber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilisenin vaftiz ayini için ayrılmış kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vaftiz etmek; ad koymak vaftiz ayini ifa etmek; ilk defa kullanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., hintçe mürşit kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-Fr.) [باراپور] rapor ile birlikte, raporlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otomatik olarak hava basıncını kaydeden barometre barograph'ic (s). otomatik barometreyle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterpiece. magnum opus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterpiece. magnum opus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

19. yüzyılın sonra İstanbul’un belediye reislerinden Hüseyin Bey, kahvede iskambil oynamaya giden bir seyyar ekmekçiyi cezalandırmak için atının yerine bağlattı. Seyyar sırtındaki ekmek küfeleriyle bekledi.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bazı sağlık nedenleri ile beyinlerinin bir kısmı fonksiyonlarını yerine getiremeyen insanlar vardır. Ancak normal sağlıklı insanlar beyinlerinin tüm bölümlerini kullanırlar ama hepsini aynı anda değil. Yani bir beyin hiçbir zaman yüzde yüz kapasite ile çalışmaz.

İnsanlar belirli zamanlarda belirli işler yaparlar. Beyin hücrelerinin kontrol ettiği bir çok şeyi aynı anda yapmazlar, yapamazlar. Satranç oynarken bakkaldan ne alacaklarını düşünmezler. Dolayısıyla yaşamın her anında beyin hücrelerinin yaklaşık yüzde 5’i faal durumdadır.

Bu açıdan bakınca belirli zamanlarda beynimizin az bir kısmını kullandığımız doğrudur ama bu, diğer kısımların görev kendilerine geldiğinde çalışmayacağı anlamına gelmez.

Kısacası sağlıklı bir beynin çalışmayan veya yedek olarak tutulan hiç bir bölümü yoktur. Görev kendisine geldiğinde her bölüm, her hücre çalışır ve görevini yapar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bibliyografya bilgini veya uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bibliyografyaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bibliyografya, belirli bir konuya ait olan kitapların fihristi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir nesnenin, görme ya da dokunma duyuları ile algılanmasını sağlayan kendine özgü gerçekliği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بلاپروا] korkusuzca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expertise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert report. expert's report. expertise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Civanperçemi adı ile anılan cinsten bir bitki türü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayat hikâyeleri yazan kimse, biyografi yazarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayat hikayesine ait, biyografiyle ilgili biographically z. bir kimsenin hayatıyla ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayat hikâyesi, biyografi, özyaşamöyküsü biol kıs biological, biologist, biology.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

(United Arab Emirates) Başkent: Abu Dabi.

Nüfus: 2.791.000.

Yüzölçümü: 30.000 sg.m:.

Komşuları: Kuzeyde Katar, Batıda ve Güneyde Suudi Arabistan, Doğuda Umman.

Önemli Şehirleri: Abu Daki, Dubavy.

Din: %96 Müslüman, Hindu, Hristiyan.

Dil: Arapça (Resmi) birçok diğer diller.

Yönetim Biçimi: Emirler Federasyonu.

Tarih: Bölgedeki Şeyhler 19. yy. da Dışişleri ve savunmanın kontrolünü İngiltere’ye verdi. 2 aralık 1971’de bu şeyhlikler bağımsız olmak için birleştiler.

Abu Dabi Petrol Şirketi, 1975’de tamamen ulusallaştırıldı. Petrol hatları BAE’ye dünyanın en yüksek kişi başına GSMH’nı sağlar. Son yıllarda uluslararası bankacılık gelişme içindedir.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. feeble. weary. dead-beat. tired out. all in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tired. exhausted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haulm halm. stalk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Görüntü piksellerini bit-bit tanımlayan sıkıştırılmamış bir grafik biçimidir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Yüzde 80 karanlık ortamda net ve parlak fotoğraf çekimi yapmanızı sağlayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Budapeşte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çuval bezi, kenevirden dokunmuş kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Burunda et büyümesinden kaynaklanan bu hastalığa tıp dilinde Adenoid ve Polip denir. Hastanın burnundan soluması güçleşir. Daha çok ağzından nefes alıp verir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, pamuk

Hazırlanışı : 1 avuç tere otu ezilir. Suyuna batırılan pamuk, burun içindeki ete sürülür. Bu işlem günde üç kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Ülke

Başkent: Praia.

Nüfus: 428.000.

Yüzölçümü: 4.033 km2.

Komşuları: Moritanya, Senegal.

Önemli Şehirleri: Mindelo, Praia.

Din: Katolik.

Dil: Portekiz (resmi dil), Crioulo.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Cabo Verde, 1450’li yıllarda Portekizlilerce keşfedildi. İlk Portekizli sömürgeciler 1462’de yerleşti; çok geçmeden Afrikalı köleler getirildi. Cabo Verdelilerin çoğunluğunu bu iki grubun torunları oluşturur. 5 Temmuz 1975’te bağımsız olan Cabo Verde’de 1991 yılında Antonia Mascarenhas ulusun ilk özgür başkanlık seçimini kazanmıştır.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötü el yazısı; bozuk imla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Tanrı. 2.Ateş. -İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanrı kulu- Abdullah.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanrı’nın övgüsüne mazhar olmuş kişi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hattat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). el yazısı, hüsnühat, hattatlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). boğa dikeni, çoban kalkıtan, (bot). Santoria calcitrapa; inlâl otu, demir diken, (bot). Tribulus terrestris; (ask). domuzayağı, düşman süvari bineklerini yaralamak için yere atılan dört uçlu demir. Iand caltrop domuzayağı, (bot). Tribulus terrestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanape, üzerine peynir, ançuez veya salam konmuş küçük ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir cismin kalınlığı, koni şeklinde ve içi boş şeylerin iç kutru ölçüsü: Yirmi beş santimetre çapında bir top: Kereste çapı = Direk vs. kalınlığı. 2. mec. Hacim, cüsse: İri çapta bir adam. 3. (geometri) Bir çenberin merkezinden geçerek iki noktasını birleştiren doğru. Bina çapı = Yapılacak yeni bir inşaatın ne büyüklükte olacağını gösteren ve belediyece verilen vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diameter. calibre. caliber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calibre. diameter. scale. bore. size. quality. worth değer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calibre. diameter. caliber. size. scale. stature. quality. worth. gauge. magnitude. thickness. layout. cadaster cadastre. cadastral extract. plat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Civil Air Patrol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kep, takke, kasket, başlık; zirve, doruk, tepe; kapak (tüp, şişe): büyük harf, majüskül; tabanca mantarı: tapa; argo uyuşturucu ilaç kapsülü. cap and bells saray soytarısının giydigi çıngıraklı kukuleta. cap in hand hürmetkarane. blasting cap dinamit

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (-ped -ping) baş1ık geçirmek; örtmek, kapamak; tamamlamak, bütün haline getirmek; daha iyisini yapmak, geçmek; kapak veya örtü vazifesi görmek. cap the climax beklenileni aşmak; tepesine tüy dikmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Fransiskan rahibi; (kh). kukuleteli kadın pelerini; Orta ve Güney Amerika'ya mahsus uzun kuyruklu maymun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). tepeden tırnağa, baştan ayağa kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arnavutça). 1. Bir tarafı düz ve bir tarafı çatal bahçıvan kazması: Çapa vurmak = Çapa ile üstünden kazıp zararlı otları ayıklamak, çapalamak. 2. Harç karıştırmaya mahsus büyük gelberi. 3. (denizcilik). Kulaklı demir, lenger: Gemi çapası. 4. Denizcilerin üniformalarında yahut bahriyeye ait başka şeylerdeki lenger resmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoe. grubber. spud. anchor. drift anchor. pecker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anchor. hoe. mattock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoe. palmed anchor. anchor sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabiliyet, yetenek; istidat; iktidar, güç; kapasite; ehliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muktedir, ehliyetli, kabiliyetli. cspableness (i). muktedir olma. capably (z). kabiliyeti sayesinde başararak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çapa ile çalışan rençber. 2. Yeniçeri askerinin bir sınıfı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). geniş, büyük, içi çok şey alan. capaciously (z). geniş bir şekilde. capaciousness (i). genişlik, büyüklük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). kapasitans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). muktedir hale koymak; salahiyet vermek, yetkilendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). kondensatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hacim, oylum; istiap haddi; yetenek, kabiliyet; güç, iktidar; mevki, sıfat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pasaklı, bol paça, çulpa, biçimsiz, kıyafetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untidy. slovenly. disordered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözden akıp kenarlarında ve kirpiklerde birikerek kuruyan şey: Göz çapağı. 2. Dökme demir vesairenin etrafında kalan pürüz. Çapak balığı = Sazan familyasından iri pullu, yassı bir cins göl balığı; boyu yarım metreye kadar uzar (abramis brama).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bream. crust round the eyes. burr. gum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viscous crust round the eyes. burr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gum. dried mucus. crust. burr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Göz çapak tutmak. Gözden akan suyun göz kapağı kenarlarında ve kirpiklerde kurulması: Sabahları gözlerim çapaklanıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çapağı olan göz, çapağı olan demir vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rheumy. crusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa ile kazmak: Bağı vaktinde çapalayamadık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa ile kazılmak: Bu mevsimde bağ çapalenmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa vurdurmak, çapa ile kazdırmak: Bağı kime çapalatıyorsunuz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tatar, ulak, çapar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tatar, ulak, postacı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaçırılmış mal, kaçak mal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işin umulmadık kötü tarafı, insanı derde sokacak hal: İşi kurcalayınca altından çapanoğlu çıkacağını biliyordum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tatar, ulak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çaparız, çapari.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چاپار] ulak. 2.postacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok iğneli olta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trawl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eyerin veya dizginin üstüne örtülen süslü örtü, haşe; kıyafet, elbise, giyecek; (f). haşe örtmek; süslemek, donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cçeprast» tan gelir, sağ ve sol demektir). Engel, mâni: Sizin gecikmeniz işimize çaparız verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mümânaat, güçlük, engel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çapkı askeri, akıncı, ılgarcı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pelerin, kap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). burun. The Cape, Cape of Good Hope Ümit Burnu. Capetown, Cape Town Kap şehri. Cape Dutch Güney Afrika'da konuşulan Hollanda dilinin eski ısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kebere, (bot). Capparis spinosa. caper berry bu bitkinin turşu yapılan küçük meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sıçramak, zıplamak, hoplamak; (i). sıçrama, hoplama, zıplama; kaprisli davranış; argo soyma, hırsızlık, suç caperer (i). sıçrayıp hoplayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çalıhorozu, (zool). Tetrao urogallus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (eldiven yapımında kullanılan) kuzu veya koyun derisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). tevkif emirnamesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akıncı, sürücü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Iifleri olan, saç gibi; kılcal damarlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). kapilarite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kılcal damar; çok ince boru; (s). kılcal damarlara ait; doku itibariyle saça benzeyen. capillary attraction kapiler çekme. capillary repulsion kapiler itme. capillary vessel (anat). kılcal damar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). başşehir, başkent; büyük harf, majüskül; mal. sermaye, anamal, kapital; sütun başı; (s). sermayeye ait; belli başlı, baş, ana, önemli; mükemmel, kusursuz. make capital of kendi çıkarına kullanmak, istismar etmek. capital account sermaye hesabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapitalizm, anamalcılık. capitalist (i). kapitalist, anamalcı. capitalis'tic (s). kapitalistliğe ait, anamalcıIıkla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sermaye miktarı; faiz vb. gelirleri sermayeye katma, kapitalizasyon; majüskül harf kullanma tarzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sermayeye katmak, kapitalize etmek; büyük harf ile yazmak. capitalize on kendi menfaatine çevirmek, faydalanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baş vergisi; adam başına eşit olarak tahsil edilen vergi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Washington'da ABD Kongresinin toplandığı bina; Roma'daki Jüpiter mabedi; (kh). eyalet meclisi binası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir katedral veya kilisenin danışma kurulu üyesi; (çoğ). böyle bir kurulun kanun veya nizamnamesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kilise kurulu ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teslim olmak; silâhları bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şartlı olarak teslim olma; silahları bırakma; özet, hulâsa; (çoğ). kapitülasyonlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ, -la) (bot). kömeç; (anat). kemik başı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağma maksadıyle düşman toprağına atla girip her tarafına hücum etme, akın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akıncı, çapulcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Akıncılık etmek, yağma niyetiyle her tarafta at oynatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok yürüyen, çok koşan. 2. Açık eşkin giden (at). 3. Her tarafa koşup bir yerde dikiş tutmayan, serseri, derbeder. 4. Hovarda, sefih, içki ve kumar gibi kötü huyları olan. Uçarı çapkın = Sefahatte aşırıya kaçan. Mahalle çapkını = Mahallesini alt üst eden yaramaz çocuk, külhanbeyi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. dissolute. rakish. flirtatious. lecherous. lewd. licentious. profligate. roguish. vagabond. rascal. debauchee. rake. amorist. chaser. flirt. libertine. lothario. profligate. rip. rogue. varlet. villain. wolf. womanizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arch. wolf. womanizer. woman-chaser. casanova. philanderer. lecher. rake. coquettish. sensual. lecherous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

womanizer. dangler. graceless. libertine. licentious. lubricious. scallywag scalawag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roguish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapkın hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çapkın adamın hali, sefahet, yolsuzluk, hovardalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profligacy. debauchery. rascality. dissipation. dissoluteness. lechery. libertinage. libertinism. licentiousness. roguery. vice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debauchery. dissipation. profligacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

libertinism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Enini boyunu ölçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Muayyen bir çapı, kutru olan: Büyük, çaplı tüfek. 2. Çapı büyük, kalın: Çaplı kereste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wide bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چاپلوس] dalkavuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. At koşturmak, süratle yürütmek, akın etmek. 2. Koşmak, süratle öteye beriye saldırmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ses tonunu yükseltmek için gitar tellerine takılan kelepçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). semizleşmesi için kısırlaştırılan horoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit tütün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pelerin, kukuleteli pelerin; kadın ve çocukların giydigi başlık; (oto). kapot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kapadokya (merkezi Kayseri olan eski bir Roma devletinin üzerinde bulundugu bölge).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). az sütlü kahve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asker eğerinin örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çapraz vaziyette olup birbirine kavuşan: Çapraşık kayışlar, (bk.) Çepreşik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexplicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. complicated. abstruse. complicate complicated. dark. devious. hazy. involved. prickly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haze. involution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapraz iki şey kavuşup geçmek ve birleşmek: Palaska ile fişeklik göğsünde çapraşıyordu, (bk.) Çepreşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «çep-râst» tan gelir; sol ve sağ demektir). 1. Aykırı iliklenen veya bu vaziyette düğmeleri bulunan kavuşturma yelek; iki yanı paftalı salta: Aşçı çaprazı. 2. Aykırı takılan fişeklik, silâhlık ve palaska. 3. Çizgileri iki taraftan aykırı birleşen eğe: Marangoz çaprazı. 4. Testerenin dişlerini eğmeye mahsus Alet: Bıçkı çaprazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. traverse. transversal. diagonal. crisscross. bias. cross. decussate. groined. lattice. thwart. transverse. crosswise. crossways. cornerwise. cornerways. across. slantwise. slantways. cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across. cross. diagonal. crosswise. transversal. diagonally. transversely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bias. crosswise. transverse. hypotenuse. diagonal line. crossband. crosspiece. sideling. cross arm. wrest. cleat. crosshead. grimmal. saw set. cross hair. across. on the bias. crisscross. cross wise. traverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossfire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Cross Trade)

İşlemin alıcı ve satıcı tarafının aynı üye olması durumunu ifade eder. Bu şekilde işlem oluşturmaya yönelik emirler (Cross Orders), belirli kurallar dahilinde işlleme tabi olurlar.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross rate. cross-rate. cross exchange rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aykırı surette olan, çapraz şeklinde olan: Çaprazlama fişeklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across. transverse. crosswise. diagonally. transversely. crossbreeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. diagonally. across. athwart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cross obliquely. cross. interplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çapraz hale gelmek. 2. İçinden çıkılmaz hale gelmek: İş çaprazlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become involved and confused.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

set gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keçiye benzer, keçi gibi kokan (tereyağında bulunan asit).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıçrayış, atlayış; kapris; (müz). kapriçiyo, çalgı veya ses için bestelenmiş, serbest biçimde parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapris, yersiz istek ve davranış; kaprisli oluş; (müz). kapriçiyo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kaprisli, havai, keyfince davranan. capriciously (z). kaprisli davranarak. capriciousness (i). havailik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Oğlak burcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). incirlerin bir arı tarafından döllenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). yaban inciri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıçrayış, atlama; atın durdugu yerde dört ayağı üstüne sıçraması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kaproik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). (matb). büyük harfler ( le).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kırmızı biber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alabora olmak, devrilmek (gemi, sandal); alabora etmek, devirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ırgat, bocurgat. capstan bar ırgat kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üstte olan taş; kapak taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kapsül, kaşe (hap); (bot). tahıl veya tohumu içinde saklayan kuçük kese, kapsül, açılır meyva; (anat)., (zool). muhafaza eden zar; (s). özlü. capsular (s). kapsüle benzer; kapsül içinde. capsulated (s). kapsül şekli verilmiş; kapsül içinde sakl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kaptan, reis, suvari; şef, lider; deniz albayı, yüzbaşı, bahriye albayı; (f). kaptanlık etmek, kumanda etmek. captaincy (i). kaptanlık. captainship (i). kaptanlık; liderlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). manşet, serlevha, baş1ık; (huk). kanuni vesikanın düzenlendiği zaman ve yeri gösteren başlangıç kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tenkitçi, kusur bulmaya çalışan; tatmin edilmesi güç; yanıltıcı. cap tiously (z). tenkit eder bir şekilde. captiousness (i). tenkitçilik tenkit etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyülemek, cezbetmek. captiva'tion (i). büyüleme, cezbetme. captivator (i). büyüleyen şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). esir, tutsak, mahpus; tutkun kimse; (s). esir düsmüş; baskı altında, kayıt altında; esarete ait; büyülenmiş. captiv'ity (i). esaret, surgun; tutkunluk. captive audience ABD zoraki dinleyiciler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). esir eden kimse ele geçiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (i). zaptetmek, zorla ele geçirmek; esir etmek; (i). zaptetme, ele geçirme; esir, ganimet. capturer (i). ele geçiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «çapmak» tan). Düşman toprağını basan akıncıların ettikleri yağma. Düşman toprağından alınan mal, ganimet: Çapul etmek = Yağmalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loot. sack. booty. plunder. the sack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

looting. booty. foray. loot. spoil. spoiled spoilt goods. spoliation. swag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşman toprağına atla hücum yani ılgar edip yağma eden. Akıncı, yağmacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

looter. marauding. raider. pillager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

looter. pillager. marauder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çapulcu davranışı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pillage. looting. plunder. rapine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ilgar ve akın etmek, düşman toprağında yağmacılık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yağmacılıkla mal kazanmak, ganimet edinmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Elbise, parçası, donun ağına, gömlek ve entarinin peşine eklenen üçgen şekilde parça: Don çaputu. 2. Paçavra, yama, palâspâre.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. capita) (anat). herhangi bir maddenin üzerinde baş şeklinde bir çıkıntı teşkil eden kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Amerika'ya mahsus kobaya benzer bir kemirgen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kaplumbağa gibi hayvanların üst kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardiyograf cardiograph'ic (s). kardiyografi ile ilgili. cardiog'raphy (i). kardiyografi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current account. account / current / running account. account current. book account. continuing account. controlling account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swing door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haritacı, kartograf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hariritacllığa ait; kartografik, haritacıllkla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haritacılık, kartografi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstüne basıldıkça veya yere sürtüldükçe hafif patırtılar çıkaran bir eğlence fişeği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yakı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). mancınık, katapult; (ing). sapan;(f). mancınık ile atmak; sapanla vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاپيشه] üzmeyi huy edinmiş, cefa eden. 2.aşığını üzen sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cenâb.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öImüş bir kimseyi anmak için dikilmiş olan ve boş bir mezardan ibaret abide.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balmumu üzerine yazma veya oymacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balmumu üzerine yazma ve oymacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ecvibe). 1. Suale karşı söylenilen söz, sorma karşılığı: Cevap almak, cevap vermek: Bu söz, sualime cevap değildir. 2. Kabûl etmeme: Müracaat ettimse de cevap verildi. 3. Cevap mektubu, cevap yolunda yazılan mektup, cevâbname: Yazdımsa da daha cevap almadım. Bu mektup yazımın cevabıdır. Cevab-ı red = Kabûl etmemek yolunda verilen cevab. Cevap yazmak = Bir yazılı suale karşı yazı ile cevap vermek. Hazırcevap (hâzır-cevlb) = Tereddütsüz, düşünmeksizin cevaba muktedir, nükteci. Sual • cevap = Sorgu, Ar. isticvab, istintak. Sual cevap tarzında = Mükâleme suretinde, bir tarafa sualleri ve karşısında cevabları yazmak suretiyle. Cevâb-ı nâ-savâb = Doğru olmayan, yanlış cevap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. reply. response. replication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. reply yanıt. karşılık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. reply. reponse. response. retort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of reply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. to deliver a replication. respond. return. answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to answer. reply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be answered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cevabını vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to answer. to reply yanıtlandırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cevabı olan, cevâbı verilen: Sualli cevaplı = Sual ve cevâbı olan. Cevaplı telgraf = Cevabının da ücreti verilmiş olan telgraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having an answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telegram with notice of delivery. reply paid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Cevabı verilmeyen: Benim yazım cevapsız kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unanswered. unreturned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unanswered yanıtsız.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unanswered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakır veya pirinç üzerine hakkaklık sanatı. chalcographer (i). bakır veya pirinç üzerinde çalışan hakkâk. chalcograph'ic, chalcograph'ical (s) . bakır ve pirinç hakkaklığına ait veya onunla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çatlak, yarık (özellikle ciltte); (f). cildi çatlatmak, kızartmak, sertleştirmek (soğuk); toprağı, tahta vb'ni yarmak, çatlatmak; çatlamak, yarılmak, kızarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili). adam, çocuk, delikanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen)., (çoğ). çene, çene boşluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gür çalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içinde halk masalları, destanlar vb yazılı olan küçük kitap veya broşür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kın ağızlığı veya dip çamurluğu (kılıç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özel ibadet yeri; kilisenin özel törenlere ayrılmış bölümü; küçük kilise, mabet; bir okul, saray vb,nin ibadete ayrılmış odası; böyle bir kilisede yapılan ayin; kilise koro veya orkestrası; eski matbaa, basımevi; bir basımevine bağlı olarak çalışan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bir genç kıza veya gençler grubuna refakat eden kimse, şaperon; (f). himaye gayesiyle beraber gitmek, refakat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kederli, süngüsü düşük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). baslık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (saray, okul, ordu vb'nde) papaz veya vaiz. chaplaincy chaplainship vaizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başa takılan çelenk; bir dizi boncuk; tespihin üçte biri kadar olan küçük tespih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -men)., (ing). seyyar satıcı; eski tacir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., ABD dayanıklı deriden yapılmış kovboy pantolonu veya tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bahis, bolüm, fasıl, bab, kısım; ruhani meclis toplantısı; (f). bölümlere ayırmak, bahisler halinde düzenlemek. chapter and verse tam ve kesin bilgi. chapter head bölüm başlığlnın altına yazılan birkaç söz. chapter house papazlar meclisi bina

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ucuz, ehven; az zahmetle elde edilebilen; ucuzca; faizi ehven (borç para), satın alma gücü düşmüş olan (para); bayağı, adi. dirt cheap çok ucuz. cheapskate (i)., (ABD)., (argo). cimri kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ucuzlatmak, değerini düşürmek; itibarını bozdurmak; ucuzlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kemoterapi; kimya ile tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). kendi el yazısıyla yazılmış vesika. chirog-rapher (i). el yazısı ile yazan veya bunun üzerinde çallşan kimse, hattat. chirography (i). el yazısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koreograf, bale direktörü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koreografi, bale eserleri yazma sanatı; bale sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir bölgenin haritasını çıkarma ve arazi karakterini inceleme iimi. chorographer (i). haritacı. chorograph'ical (s). haritacılıkla ilgili veya ona ait. chorograph-ically (z). haritacılıkla ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kromatografi, renkli fotoğraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). renkli taş basma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). olayların tam oluş anını tespit eden alet; çok kısa zaman bölümlerini öIçen alet. chronograph-ic (s). bu alet ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peduncle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egress. exit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sinema makinası; filim oynatma makinası, filim çekme makinası. cinematog'rapher (i). filim çeken kimse. cinematograph'ic (s). sinema makinasıyla ilgili veya ona ait. cinematography (i). filim çekme sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ABD). inşaatlarda kullanılan dış kaplama tahtası; (f). bu tahtalar ile kaplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çan dili; alkışlayıcı şey veya kimse; (argo). dil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (eski ve leh). tırmalamak; küfretmek, sövmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göze girmek için yapılan sahte iltifat; yağcılık; yapmacıklı sözler sarfetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ani hava soğuması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çökmek, göçmek, yıkılmak; katlanıp bukülmek, açılır kapanır olmak (iskemle, masa);birsonuca bağlamadan dağılmak (proje, plan); cesaretini kaybetmek; (balon) sönmek; (tıb). çökmek; ciğerlere hava gitmemek; çökertmek, ylkmak; (i). göçme, çökme, y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı koyma; zıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili belirli bir iş için kurulan mekanizma, tertibat; şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). kontrpuana ait , iki veya daha çok sayıda melodinin bir arada çalınmasından meydana gelen; )bak). counterpoint.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağa giyilen yün veya pamuktan örme şey; konçlu, konçsuz çorap. Çorap örmek = Çorap yapmak, mec. Hile ve tuzak kurmak. Çorap söküğü = Biribiri ardınca vuku bulan, uzayıp giden şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stocking. sock. hose. footwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sock. stocking. hose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hose. stocking. sock. footwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çorap ören, çorap yapan. 2. Çorap satan, çorap tüccarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hosier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the hosiery business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kozmografi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (argo). saçma; çöp, işe yaramaz şeyler; (argo). pislik; (f)., out ile (zarda) yediye atmak; (argo). şansım yitirmek. crap game (bak). craps.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krepon krep, bürümcük; yas belirtmek için taklıan siyah tül. crapehanger (i)., (ABD)., (k.dili). kötümser kimse. crape myrtle ,Çin asıllı gösterişli pembe, mor, kırmızı veya beyaz çiçekleri olan bir bitki. (bot). Lagerstroemia indica crape paper

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zarla oynanan bir oyun. crapshooter (i). zar oyunu oynayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fazla içki veya yemekten ileri gelen hastalık, mide fesadı; içkiye aşırı düşkünlük. crapulent, crapulous (s). boğazlı, ayyaş; mide fesadına uğramış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). soğukla tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kristallerin şekillerini veya yapılışını tetkik eden bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gateway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(müz). baştan tekrar. da capo al segno baştan işaret yerine kadar tekrar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parmak izlerini inceleyen bilim dalı. dactyl'ogram (i). parmak izi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yemi hafifçe suya atarak balık tutmak; hafifçe veya birdenbire suya dalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Son derece dar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). defne ağacı, (bot). Laurus nobilis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şık, zarif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f)., (i). benekli, nokta nokta, puanlı; (f). beneklenmek; (i). benekli hayvan. dapple gray bakla kırı, alaca kır (at).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başını kesmek, boynunu vurmak .decapita'tion (i). boynunu vurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gossip. vent a tale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bay leaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nehirlerde taşıtların geçmesine engel olan kayalık yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demografi, nüfus sayımı ve toplumsal istatistik bilgisi. demograph'ics bu bilgiye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea turtle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özellikle büyükbaş hayvanların boynu altındaki sarkık deri gerdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (foto). diyagraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). ahenk; bir çalgı veya sesin en ince perdeden en kalın perdeye kadar olan sesleri; iki kollu çelik ses öIçüsü, diyapazon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Musikide belirli bir sesi veren küçük Alet ki çatal ve düdük şeklinde iki çeşidi vardır. 440 çift titreşimli lâ sesini verir ve sazlar yahut ses, buna göre düzenlenir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (A.B.D). çocuk bezi; (f). çocuk bezini sarmak veya değiştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baklava şeklinde benekli pike; böyle kumaştan yapılmış havlu veya peşkir; baklava biçimindeki şekillerden ibaret süsleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeffaflık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeffaf, yarı şeffaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). ter, terletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). terletici (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat)., (tıb). diyafram; zar, böleç; ayıran zar; (foto). adese perdesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). diyaframa ait, diyafram gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kemik gövdesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diapozitif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Pozitif fotoğraf filmi veya camı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). (mark). diktafon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). (mark). diktograf, konuşmaları gizlice dinlemek için kullanılan bir çeşit telefon aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differential calculus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tek sesi temsil eden iki harf (head kelimesindeki ea gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bakımsızlıktan harap etmek, tahrip etmek, kırıp dökmek; bakımsızlıktan harap olmak. dilapida'tion (i). harap olma, bakımsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exterior door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outer door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Düzgün bir çokgenin köşelerinden geçen dairenin yarı çapı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözden kaybolmak, kaybolmak; yok olmak; zail olmak, ortadan kaybolmak. disappearance (i). gözden kaybolma, kaybolma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hayal kırıklığına uğratmak, memnun edememek, canını sıkmak, üzmek, müteessir etmek, ümitlerini boşa çıkarmak. disappointed (s). hayal kırıklığına uğramış, ümidi kırılmış. disap pointedly (z). hayal kırıklığına uğramış olarak. disappointingly (z).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayal kırıklığı, ümidi boşa çıkma, hüsran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenmeyiş, uygun görmeyiş, tensip etmeyiş, tenkit; memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenmeyiş, hoşnutsuzluk, tasvip etmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., of ile beğenmemek, uygun görmemek, tensip etmemek; tenkit etmek; reddetmek, kabul etmemek, tasvip etmemek. disapprovingly (z). beğenmeyerek, tasvip etmeyerek, reddederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). plak koleksiyonu, banda alınmış bilumum veya seçme müzik parçaları; banda alınmış veya plak haline getirilmiş müziğin düzenli bir şekilde sıralanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). (bk.) Diapazon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Diapozitif.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. diapositive

saydam

Sayısal ortamda hazırlanmış, yansıtım aygıtında kullanılmaya özgü pozitif görüntü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filmslide. transparency. diapositive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diz mafsalının ön tarafı ve burada bulunan yassıca, oynak, kemik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patella.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kneecap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). insana benzer kuyruksuz maymun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı Farsça’dır. Farsça’dan Arapça’ya da geçmiştir. Arapça çokluğu «devâlib» tir). 1. Kuyudan su çıkarıp bahçeleri sulamaya mahsus döner makine: Kuyu dolabı, bostan dolabı, sakız dolabı. 2. Her çeşit döner çark, çıkrık. 3. Duvarın içine oyulmuş veya ayrıca yapılmış raflı ve kapaklı eşya koymaya mahsus yer: Dolaba komak; dolapta saklamak; çamaşır, erzak dolabı. 4. Eskiden selâmlık ile harem arasında eşya alıp vermeye mahsus döner dolap ki, veren ile alan birbirini görmezdi; dönme dolap: Hizmetçiyi dolaba çağırıp yemeğini vermek; aşçı dolaptan yukarıya yemeği verdi. 5. Bedesten içindeki dükkânlar: Bedestende bir dolabı var. 6. İşlerin idaresi. Ar. umûr: Ticaret dolabını çevirmek; bu adam dolabının başındadır; dolabı bozuldu. 7. mec. Hile, hile ile iş görme: Kendi dolabını çevirmekten başka bir şey düşünmüyor; buna bir dolap düşünmeli. Dolap kurmak = Hile ve desise düşünmek. 8. tjp Bir cins küçük meşe direği: Çifte dolap, tek dolap. 9. Kurulmakla veya kolu çevrilmekle çalan çalgı kutusu, laterna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cupboard. cabinet. closet. wardrobe. water-wheel. cabal. cheating. cuddy. dodge. dope. doubling. flimflam. frame-up. game. hutch. imposture. intrigue. jiggery-pokery. machination. machinations. maneuver. manoeuvre. ramp. repository. ruse. sell. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. collusion. cupboard. game. intrigue. manoeuvre. scheme. sell. subterfuge. trick. trickery. wardrobe. water wheel. plot. monkey business. fridge. refrigerator. ice-box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabinet. cage. cupboard. locker. rotor. turbine. wardrobe. waterwheel. whim. capstan. hoist. dolly. swift. shirpool. barrel. mill wheel. machine. mill. drum. flight. gin reel. rotary. dial. anger brace. safe. closet. deception. fetch. fixup. humbug. hutch

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheel horse. work beast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cupboard maker. plotter. intriguer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Dolabı olan: dolaplı kuyu: Dolapfı saat = Çalgılı çekmecesi olan saat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolving door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressed lamb roasted on a large vertical spit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). perde ile örtmek, kumaşla kaplamak; kıvrımlar meydana getirmek; elbise' nin kıvrımlarını düzeltmek; (k.dili). yayılarak oturmak; (i)., (gen). (çoğ). kalın ve koyu renk perde. draper (i)., (ing). kumaşçı. drapery (i). bol ve bükümlü kuma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(daphne mezereum): Dulaptalotugillerin örnek bir bitkisi olan bir ağaçcıktır. Yüksek yerlerde yetişir. Çiçekleri güzel kokuludur. Meyveleri kırmızımtıraktır. Yaprakçıkları ise, açık yeşildir. Kabukları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Zona tedavisinde faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taçsız ikiçeneklilerden bir familya.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tek bir DV kablosuyla bağlı bir oynatıcıdan, tüm veriler (video, ses, alt-kod veriler, vs.) dahil olmak üzere kasetin kopyalanmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz veya süprüntü yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دنياپرست] dünya düşkünü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

E-kitap okuyucuları okuma konusundaki yeni kuşaktır. Sony’nin Reader’ı, 160 adete kadar orta boy e-kitabı her yere yanınızda götürmenizi sağlar. Normal bir karton kapaklı kitaptan daha küçük, daha ince ve daha hafif olan Reader, tıpkı bir müzik ve MP3 çalarda olduğu gibi elektronik kitapları anında karşıdan yükleyip aktarmanızı sağlayan yazılımla birlikte gelir. Waterstone’s.com/ebooks sitesinde, isterseniz PC’nizde veya dizüstü bilgisayarınızda ya da bir flaş bellek çubuğunda saklayabileceğiniz Reader kitaplığınıza ekleyebileceğiniz binlerce kitap bulunmaktadır. Reader kitaplara yer işareti koymanızı veya sayfadaki metni büyütmenizi sağlar; en son nerede kaldığınızı da hatırlar – siz hatırlamasanız da. Son derece uzun pil ömrü sayesinde şarj etmeden neredeyse 7.000’e yakın sayfa çevirebilirsiniz. Tatilde, trende, evde veya çalışma odasında, nerede kullanırsanız kullanın, E Ink® ekran teknolojisinin kağıda benzeyen kalitesi tıpkı gerçek kitaplarda olduğu gibi parlama olmayan bir görüntü sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulaklık; kulak memesi, kulak kepçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Turan Türkleri büyük kahraman kağanının Farsça adı. Alp er Tonga asıl adıdır. Büyük İskender’den evvel yaşamıştır. Kaşgar’daki ilk müslüman Türk sülalesi Karahanlıların Afrasiyab neslinden geldiği söylenmektedir. Alper Tonga Hüsrev tarafıandan öldürülmüştür.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yumurta biçiminde oval, beyzi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the place where one works for one's living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekran kapısı efekti, yansıtılan görüntüde pikselleri ayıran ince çizgilerin görülebilir hale geldiği yerdir. Bu ismi almıştır çünkü bu efekt ince bir delikli elekten bakmaya benzer. Dijital projektörünüzün lensi keskince odaklanmışsa, her bir piksel ekranda kendi küçük siyah kutusu içerisinde görüntülenir. Kutuların çizgileri kontrol elektronik devrelerinin, ışığın panelde parlamasını önlediği yerlerdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appraisal report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geçmek, akmak (zaman).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrikle yazılmış yazı veya kayıt; bu kaydı yapan elektrik aracı; resim veya haritayı elektrikle nakleden araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrikle tedavi usulü, elektro terapi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Süleymaniye Camii’nin sağdaki küçük minaresi Cevahirli Minare olarak bilinir. Cevahir mücevher anlamına gelir. Bu muazzam caminin küçük minaresinin yapıtaşları arasında elmas madeni de vardır. Elmasların kullanılma nedeni İran İahı’nın, Kanuni Sultan Süleyman’a bir çekmece dolusu elmas yollayarak yaptığı jesttir. Elmaslar caminin yapımı sırasında para biterse kullanılması için gönderilmişti. Ancak Sultan Süleyman elmasların parasını karşılayacaklarını belirtti ve minarenin yapımında kullanılmalarını emretti.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., matb. kitaplar; baş ve sonlarındaki boş yapraklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. muvafık, uygun, mutabakat halinde, uyuşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vecit halinde, kendinden geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kendinden geçirmek, vecit haline getirmek çok memnun etmek sevincinden çıldırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) tuzağa düşürmek, yakalamak: şaşırtmak. entrapment i. hile, tuzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kitabe; bir kitap veya bahsin özünü belirtmek için başına konan kısa yazı. epigraph'ic (s.) kitabelere ait epigraphist (i.) kitabe okuma ilmi uzmanı. epigraphy (i.) kitabeler; kitabeleri okuma ilmi, epigrafi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mezar kitabesi; bu tarzda yazılan manzum veya düz parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. dab. connoisseur. past master.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. master. connoisseur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causes. reasons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yaramazlık, haylazlık; sergüzeşt, macera.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kaçmak, firar etmek kurtulmak, paçayı kurtarmak; atlatmak; sızmak;-den çıkmak; gözünden kaçmak; hatırından çıkmak. His name had escaped me. ismi hatırımdan çıkmıştı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) kaçış, kaçma, firar; kurtuluş; sızma sızıntı; bakımsız kalmış fidan; (s.) gerçeklerden uzaklaşmayı sağlayan, sorumluluğu azaltıcı. escape cock emniyet musluğu. escape pipe emniyet borusu, fazla su veya buharı çıkarmaya mahsus boru. escape shaft

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saatin rakkasçarkının sekteli hareketini idare eden takım veya maşalı tertibat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hayat yükünden kaçıp kafasını dinlemek isteyen kimse. escapism (i.) hayatın yükünden kaçmak için kendini başka işlere verme, hayal kurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ashâb.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanlar tarihlerinde çok uzun bir süre tuvalet kullanmadılar. Başlangıçta hayvanlar nasıl yapıyorlarsa, onlar da öyle yaptılar. İşlerini en yakın çalının dibinde veya bir ırmak kenarında görebiliyorlardı. Ancak toplumlar geliştikçe, köyler, kasabalar ortaya çıktıkça tuvalet ihtiyacını karşılamak için daha uzak mesafelere gitme zorunluluğu doğdu. Ayrıca açıkta bırakılan atıkların yarattığı kötü koku ve hastalık tehlikeleri de insanlarda bu konuda bazı önlemler almanın zamanının geldiği bilincini oluşturdu.

Binlerce yıl önce Sümerler, Mısırlılar ve Hindistan’da yaşayanlar oturakta oturup, ihtiyaçlarını giderdikten sonra oturağa düşenleri uzakta bir yerlere döküyorlardı. İki bin yıl önce ise Romalılar ilk basit tuvaleti kullanmaya başladılar. Atıklar oturdukları deliğin içine düşüyor, deliğin altından akan su onları uzağa taşıyordu.

Çiftçilerin, açık arazide çalışanların ise zaten böyle bir dertleri yoktu. Tarlanın bir köşesine çukur kazıyor, çukur yeterince dolunca, toprakla dolduruyor ve başka bir çukur kazıyorlardı. Geceleri ise yataklarının altında bir lazımlık bulunduruyorlardı.

Ortaçağda kale ve şatolarda atık bir delik vasıtası ile binanın etrafındaki su birikintisine düşürülüyordu. Bir yere tuvaletini yapıp, onu bir tanktan gelen su ile sürükleyip, uygun bir yere bırakma fikri ilk olarak Kraliçe 1. Elizabeth zamanında, 1589 yılında John Harrington’dan geldi. Ancak o zamanlar İngiltere’deki evlerde ne böyle bir tankı dolduracak, ne de atığı alıp götürecek su sistemi vardı.

Günümüzdekilere benzer bir tuvalet ancak iki yüzyıl sonra 1778’de İngiltere’de bir saat yapımcısı olan Alexander Cumming tarafından tasarlandı ve Joseph Bramah tarafından geliştirildi. Tuvaletlerden evlere yayılan kötü koku ise 1849 yılında Stephen Green’in ‘U’ şeklinde bir boruyu tuvaletin çıkışına monte etmesi ile son buldu. Tuvaletlerin ve günümüzde lavaboların da altında bulunan bu ‘U’ şeklindeki boruda her zaman bir miktar su kalır ve kokunun oluşmasını önler. Tabii o zamanlar tuvaletler dökme demirden yapılıyordu. Sonra düzgün yüzeylerinin temizlenme kolaylığı bakımından seramik tuvaletler üretilmeye başlanıldı. 1888 yılında ise tuvaletlere zinciri çekilince suyu akan klozetler ilave edildi.

Bizde tuvaletler için hela, kenef, ayakyolu, WC., 00, yüznumara gibi birçok isim kullanılır. ‘WC.’ İngilizce ismindeki ‘Water Closet’in baş harfleridir. Yüznumaranın hikayesi ise değişik. Eskiden Fransa’da otellerde tuvaletler koridorların uçlarındaydı. Odaların her birine birer numara verirken, tuvaletlere numarasız demişler ve ‘00’ diye işaretlemişlerdi. Fransızca’daki ‘numarasız’ kelimesi ile ‘100 numara’ kelimesi hemen hemen aynı telaffuz edildiğinden, bizde Fransızcası biraz kıt birinin tercüme hatası sonucu ‘yüznumara’ olarak yerleşmiştir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: esbapçı). 1. Hazır elbise satan tacir. 2. Eskiden bir büyük zatın elbisesine ve elbiseye ait siparişlerine bakan memur. Ar. esvâbî: Esvapcı başı = Padişaha bu görevi yapan saray memuru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hazır elbise satanın vazife, sanat ve ticareti. 2. Bir büyük dairede elbiseye ait işlere bakmak vazife ve memuriyeti (eskiden).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: esbaplık). Elbise yapmaya yarayan, elbiselik kumaş.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. étape

sp. 1. aşama, 2. adım

1. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri. 2. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stage. lap. leg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lap. stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lap. stage. distance between laps. distance of lap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) etnografya, kavimler ilmi, budunbetim. ethnograph'ic (s.) etnografya ile ilgili. ethnoqraph'ically (z.)etnografya ile ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Toplumların kültürlerini inceleyen bilim dalı. Çoğunlukla ilkel toplulukları ve halk kültürünü ele alır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) buhar haline getirmek, buharlaştırmak, uçurmak; buhar olup uçmak, buharlaşmak, buğu çıkarmak. evapora'tion (i.) buharlaşma, buğulanma. evap'orator (i.) sebze, meyve ve başka maddeleri kurutmaya mahsus alet. evap'orated milk kısmen suyu alınmış yoğun

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homemade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (mat). bir seride bilinen rakamları veya miktarları esas alarak bilinmeyenleri tahmin etmek, mana çıkarmak. extrapola'tion (i). bilinene dayanan tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İng. fire up). Vapur ateşçisine ateşi fazlalaştırmak ve yakmak için verilen kumanda, mec. Bir işi birdenbire süratle görmeye başlayanlar hakkında söylenir: Fayrap etti = İşe hızla başladı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فناپذیر] yok olucu, fani.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. physiothérapie

tıp fizik tedavisi

Hastalıkları su, ışık, hava, elektrik vb. fiziksel ve mekanik yöntemlerle tedavi etme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiotherapy. physical therapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiotherapist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ped, ping) aşağı sarkan kanat veya kapak; (tıb). sarkan et parçası; sarkan bir şeyin çarpması veya çarpma sesi; (k).dili fazla heyecan; heyecan verici durum; (f). sarkan bir şey ile vurmak, kuş kanadı gibi vurmak, çırpmak; birden atmak, çe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., argo saçmalık, boş laf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). 1920-1930 senelerinde son moda giyinen kız; çarpan şey; keklik palazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sinek kağıdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sinek tuzağı; sinekkapan (bitki). Venus's flytrap sinekkapan, (bot). Dionaea muscipula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped, ping) (den). sıkı bağlamak. frap a rope halatı sarmak, strangola etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

striking. flashy. attractive. eye-catching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flamboyant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A crowd, a rabble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). buzlu, dondurulmuş; (i). meyvalı dondurma, buzlu şerbet frape.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i f (ped, ping) yarık, rahne; geçit; aralık, fasıla; açıklık, ayrılık; f yol açmak, yarmak, aralık meydana getirmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i esnemek; ağzını açık tutmak, hayretten ağzı açık kalmak; yarılmak, açıl mak; i esneme, hayretten ağzı açık kalma: zool kuş veya balık ağzının açılış miktarı; ya rık, açıklık the gapes esneme nobeti; bir ku,s hastalığı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ing hayret uyan dıran ,sey GAR kls Grand Army of the Republic gar bak garfish

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GAZAB) (i. A.). Öfke, hiddet, kızma, kızgınlık: Gazap etmek: Gazaba gelmek. Gazaba uğramak = Büyük bir adamın hiddetine duçar olmak. Allah’ın gazabı = Afet, felâket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rage. wrath. curse. heat. indignation. pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfkelendirmek, gazaba gelmek, hiddetlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfkelenmek, kızmak, gazaba gelmek, hiddet etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öfkeli, kızgın, Ar. gazûb, Fars. gazab-nâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place where one earns one's living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ship building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

global.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. coğrafya; coğrafya kitabı. geographer i. coğrafya uzmanı, coğrafyacı. geograph'ic(al) s. coğrafyaya ait, coğrafi. geograph'ically z. coğrafi olarak. geol. kıs. geology.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the secret state police in Nazi Germany; known for its terrorist methods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Geheime Staatspolizei - the German Secret State Police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym in German for Geheime Staatspolizei The Nazis established the Gestapo in order to monitor and stamp out any political opposition to the Hitler regime Under Heinrich Himmler, the Gestapo's powers became brutal and far-reaching in ferreting out Jews

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The secret police of the Nazi regime associated with terror and force TOP. the secret state police in Nazi Germany; known for its terrorist methods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gestapo , Secret State Police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Alman Nazi rejiminde gizli polis teşkilâtı, Gestapo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GİRD-AB) (i. F). 1. Su çevrintisi, girve, aylanma. 2. (denizcilik) Ters taraflardan gelen iki akıntının kavuşmasından veya bir akıntının yolunda bir engele tesadüfünden, yahut denizin birdenbire derinleşmesinden hasıl olan çevrinti. 3. mec. Muhâtaralı, çok tehlikeli yer, Ar. mühlike: Bir girdâba düştüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirlpool. vortex. swirl. twist. eddy. gulf. purl. suck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eddy. maelstrom. rip. vortex. whirlpool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swirl. whirl. whirlpool. turbulence. rotation. hurlwind. curl. gulf. rip. hurricane pocket. eddy. maelstrom. vortex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

threshold gate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance / front door. entrance / entry door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absence. nonappearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration of absence. decree in absence. decree pro confesso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysterious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıymetli taş oyma sanatı. glyptograph'ic s. bu sanata ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inset cupboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surveillance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eye lid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyelid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyelid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyelid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Göz kapağı kenarlarının iltihaplanıp, kızarma, kabuklanma ve ağrı yapmasıyla ortaya çıkar. Tıp dilinde blefarit denir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : Yarım su bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı karbonat konup, iyice karıştırılır. Göz kapaklarına banyo yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Gözkapakları, çoğunlukla fazla ağlama sonucu şişer. Nezle veya kızamık sırasında da görülür. Bunlardan başka, kalp, böbrek, hastalıkları veya beze iltihaplanmasının da bir işareti olabilir. Bazı kimselerde de alerjiktir. Fazla ağlamak sonucu şişen göz kapaklarını tedavi etmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pamuk.

Hazırlanışı : Bir parça pamuk soğuk suya batırıldıktan sonra göz kapakları üzerine konur. 5 dakika bekletilir. Gerekirse tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blindfolded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfunctorily. automatically. without hesitation. blindly. unaware. ignorant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) üzüm; asma; (ask.) eskiden toplara doldurulan demir parçaları, salkım, misket, peşrev; (çoğ.), (bayt.) atın ayağında olan bir hastalık. grape brandy üzüm rakısı. grape hya cinth salkımlı sümbül. grape leaf hopper asma yaprağını yiyen zararlı bir b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) greypfurt, greyfurt, kızmemesi, altıntop, (bot.) Citrus paradisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ask.) salkım, peşrev denilen top mermisi, misket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) asma; A.B.D. dedikodu yoluyla haber alma, kulaktan kulağa haber nakli. I heard by way of the grapevine. Ağızdan duydum .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mat.) grafik; rakamları eğrilerle ifade eden sistem; grafik kâğıdı üzerine çizilen eğri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) resim veya yazıya ait; tam tasvir olunmuş, canlı; yazıya uygun; şekillere ait, şekli, çizgili. graphic arts (güz.) (san.) grafik sanatlar. graphically (z.) canlılıkla; resimle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) grafikle matematik ve mühendislik problemleri çözme metodu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) grafit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (den.) filika demiri, dört tırnaklı demir; borda kancası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (den.) borda kancası, filika demiri; yakalayış, şiddetle sarılış; güreşte birbirine sanlma; gögüs göğüse savaşma; (f.) yakalamak, kavramak, sıkıca tutmak; kanca ile tutmak; filika demiri kullanmak; sarmak, kucaklamak; sarılmak, tutuşmak, uğ

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come out. lay down tools. leave work. strike. to lay down tools. walk out. to leave off work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

border gate. customs station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver plated. silver plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş ışığına maruz kaldığında kararan gözlük camları ilk olarak 1960’ların sonlarında geliştirildi, yaygın olarak kullanılmaya başlanılması ise 1990’lı yıllarda oldu.

Bu tip gözlük camları fotokromik veya fotokromatik adı verilen ve yüzde 0,01 ile 0,1 arasında gümüş kristalleri ihtiva eden özel camlardan yapılırlar. Kristaller normalde şeffaf olup son derecede küçüktürler ve gözlük camına bakıldığında fark edilmezler. Gözlük camlarına bol miktarda ultraviyole ışın ihtiva eden güneş ışığı geldiği zaman kristallerdeki gümüş iyonları etkilenerek gümüş atomlarına dönüşür ve camın içinde küçük gümüş parçacıklar oluşturmaya başlarlar. Bu siyah-beyaz fotoğrafçılıktaki partiküllerin oluşumuna benzer ve tamamen kimyasal bir reaksiyondur.

Bu gümüş parçacıkları sivri uçlu ve o kadar düzensiz şekillerdedirler ki gelen ışığı olduğu gibi absorbe ederler, hiçbir rengi yansıtmazlar ve dolayısıyla kararırlar.

Gözlük tekrar loş bir ortama götürüldüğünde, gümüş atomları tekrar birleşerek gümüş kristalleri haline dönüşürler ve gözlük camının rengi normale döner. Her iki yöndeki kimyasal reaksiyonlar da çok hızlı cereyan ederler. Eğer fotokromatik camlar tekrar eski haline dönmezlerse fırında kısa süre ile (çerçeveyi eritmeyecek kadar) ısıtılmaları önerilir.

Başlarda gözlük camının tümü fotokromatik olarak yapılıyordu. Tabii kararma olayı da camın kalın olduğu kısımlarda daha koyu, ince kısımlarda daha açık oluyordu. Sonraları merceklerin üzerleri milimetrenin binde beşi kalınlığında kaplanmaya başlandı.

Günümüzde ise merceğin milimetrenin binde 150’si kalınlığındaki kısmı bir banyoya daldırılarak fotokromatik tabaka kimyasal reaksiyon yolu ile merceğin bünyesine işleniyor.

Fotokromatik camlar gördüğümüz ışığa değil ultraviyole ışınlarına hassastırlar ve reaksiyona girerler. Dolayısıyla ultraviyole ışınlarını geçirmeyen camların arkasında, arabaların içinde, ortam çok ışıklı da olsa kararmazlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Malezya dilinden). Sumatra ve o çevredeki adalarda yetişen bir cins ağaçtan çıkarılan, zamklı bir madde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gütaperka ağacından elde edilip tecrit maddesi olarak kullanılan beyaz öz, Sumatra zamkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

countless. innumerable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment in a minimum-security prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) Eski Ahit'te Tevrat ve peygamberlere ait kitapların dışında kalan kitaplar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) azizler hakkında yazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ped, ping) mânia, engel; sakatlık; elverişsiz durum, handikap; spor engelli koşu; (f.) mânia koymak; engel olmak; yarışta mânia koymak .handicapped (s.) sakat, malul. mentally handicapped geri zekâlı. the handicapped sakatlar, yardıma muhta

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). 1. Kazanma imkânları birbirine yakın çeşitli vasıflarda atlarla yapılan koşu. 2. mec. Elverişsiz durum, engel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handicap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handicap. odds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Ar.’da cins ismi müfred habbe olur. (bk.) Habbe). Yuvarlak bir tane suretinde hazırlanıp yutulan ilâç. Hap almak, hap yutmak, mec. Hapı yutmak = Aldanıp zarar görmek, bitmek, mahvolmak, (botanik) Habb-üs-selâtîn, habb-ül-mülûk = Kene otu. Habb-ı sevdâ = Çörekotu vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pill. tablet. pellet. tabloid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pill. dope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To clothe; to wrap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cloak or plaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which happens or comes suddenly or unexpectedly; also, the manner of occurrence or taking place; chance; fortune; accident; casual event; fate; luck; lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To happen; to befall; to chance. an accidental happening; 'he recorded all the little haps and mishaps of his life'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pill. a small portion of opium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an accidental happening; 'he recorded all the little haps and mishaps of his life'. come to pass; 'What is happening?'; 'The meeting took place off without an incidence'; 'Nothing occurred that seemed important'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hazardous Air Pollutant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hazardous air pollutant In general, an 'air toxic ' Specifically, this also refers to one of the 188 specific pollutants listed in the 1990 Clean Air Act amendments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hazardous Air Pollutant Source: US EPA. chance, fortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hazardous Air Pollutant under Clean Air Act Amendments of 1990. s Hazardous air pollutants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Housing Assistance Payments HUD pays the assistance to the owner of an assisted unit on behalf of an eligible family The payment is the difference between the contract rent and the tenant rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Habitat Action Plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Compressed file archive created by HAP.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Yun). Ancak bir kere görülen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drug addict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), (i.) rasgele, gelişigüzel; (i.) şans, rastlantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Ağız şapırdatarak ve iştahlı bir tarzda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haps, hapsetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment. confinement. prison. gaol. jail. prisoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrest. confinement. gaol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حبس] bir yere kapatma veya kapanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HABS-HANE, aslı: MâHBÜS-HANE) (i ). Suçluların hapis ve tevkif edildikleri yer: Cezaevi, Ar. mahbes: Hapishâne müdürü, umumi hapishâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jail. prison. gaol. cage. pen. bull pen. can. choky. clink. cooler. coop. institution. nick. penal institution. penitentiary. pound. quod. roundhouse. shop. stir. stockade. tank. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol. jail. penitentiary. prison. goal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prison. jail. goal. big house. cage. chokey. cooler. gaol. hockey. hold. inside. institution. penal institution. jug. limbo. nick. in the nick of time. penitentiary. porridge. prison house. convict prison. stir. tollbooth. wire city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حبس خانه] tutukevi, mahpushane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fugitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) talihsiz, bahtsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (biyol.) yarı kromozonlu (hücre).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) olmak, vaki olmak, meydana gelmek, rast gelmek. happen on rast gelmek, bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) olay, vaka; tiyatro kısmen ve irticalen sahneye konan ve seyircileri şaşırtmak gayesini güden oyun .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ABD, (k.dili) rastlantı, tesadüf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) mutlulukla, sevinçle; iyi bir tesadüf olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saadet, mutluluk, bahtiyarlık; uygunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mutlu, mesut, talihli, memnun, bahtiyar, sevinçli; şen, neşeli; uygun, yerinde olan; ABD, argo ...delisi ( msl. girl happy kız delisi. ) happygolucky (s.) kaygısız; bir şeye aldırmaz, neşeli .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir suçluyu cezalandırmak için veya davası görülünceye kadar bir yere kapama, cezaevine, mahbese atma: Filânı hapsettiler. Hapsolundu. Beş ay müddetle hapsine karar verildi. 2. Tutma, zaptetme, koyuvermeme: idrarı çok hapsetmek iyi değildir. 3. istifade olunmayacak bir hal ve mevkide bulundurma, boş yere alıkoyma: Bu kadar parayı boşuna hapsetmekten ise işletmek daha faydalıdır. 4. Kapalı bir yerde tutma, böyle bir yerde bekletme: Geleceğine söz vermiş olduğundan beni bütün gün evde hapsetti. 5. (Türkçe’de) Hapishane, mahbes, zindan: Hapse attılar. Hapsolunmuş, mahbus: üç aydan beri hapistir. Göz hapsi = Nezaret altında bulunma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confinement. detainer. body execution. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be imprisoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

committal. committal to prison. commitment to prison. confinement. custody. detention. imprisonment. incarceration. repression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haps.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprison. incarcerate. confine. shut up. shut in. detain. lock up. bar. cage. immure. intern. jail. mew. mew up. mure. pen. pen in. pen up. restrain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. confine. imprison. incarcerate. jail. to imprison. cast into prison. to detain. to immure in. to confine. to put in prison/jail. to jail. to goal. to lock in. to coop sb/sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to imprison. to jail. to lock up in. to confine. arrest. cage. commit to prison. to place under confinement. to take into custody. detain. distrain. gaol. immure. incarcerate. to take into remand. to take into safekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb put in jail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneezing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aksırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hapşırma sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atishoo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mantıkla susturmak, cevap veremez hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilapidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramshackle. tumbledown. ruined. worn out. exhausted. tired out. desolated. marred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruined. in ruins. worn out. exhausted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ruin. to destroy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be ruined / destroyed / exhausted / worn out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall into ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harâb olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desolation. ruin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطاپوش] hataları örten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ventilator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weather report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZIR-CEVAB) (i. A.). Her söze, derhal, düşünmeksizin uygun cevap veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick at repartee. witty. good at repartee. quick-witted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good at repartee. quick to answer back. quip. ready reply. ready wit. witty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wittiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) yığın, küme, öbek; (k.dili) çok miktar; (k.dili) kalabalık, güruh; (f.) yığmak, kümelemek; yağdırmak (hediye, hakaret) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) taşmak üzere, dopdolu, tepeleme, silme, lebalep .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). jelatinli teksir makinası, hektograf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayakkabı ökçesini yükseltmek için eklenen deri parçası; kadeh artığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). güneşin fotoğrafını çekmede kullanılan alet; pırıldak, helyosta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). güneşle tedavi, helyoterapi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Güneşle tedavi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (biyol). hem erkek hem dişi cinsiyet organlan bulunan canlı veya bitki; (s). hünsa, erselik, ikicinslikli. hermaphrodit'ic (s). ikicinslikli, hünsa, erselik. hermaph'roditism (i). iki cinsiyet sahibi oluş, hünsalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HİSAB) (i. A.) (c. hisâbât). 1. Sayı sayma, sayıya ait iş: Paramızı, alıp verdiğimizi hesap edelim. 2. mec. Tahmin, düşünce: Benim hesabıma göre, hesabım doğru çıkarsa. 3. Defter tutma, alacak, vereceğin ve alınıp sarf olunanın kaydı: Hesap tutar. 4. Alacak, verecek, paraya ait münasebet: Kendisiyle bir hesabımız vardı, benim, onunla hiç bir hesabım yoktur. 5. Sayıya ait kaide ve işlerden bahseden ilim ki, matematiğin ilk basamağı sayılır: Hesap ilmi, hesap okumak, hesap öğrenmek. Bilhesâb = Hesabederek, hesap olunarak. Bî-hesab = Hesapsız, pek çok. Parmak hesabı = Parmakla yapılan kaba ve cahilâne hesap. Hesap tutmak = Alacak, vereceği veya makbuz ve sarfiyatı deftere kaydetmek. Hesaba çekmek = Birinden hesap isteyip mesul tutmak. Hesâb-ı zihnî = Çocuklara ezberden öğretilen hesap. Hesaba gelmek = 1. Uymak: Benim hesabıma gelir, gelmez. 2. Sayılabilmek, sayılabilecek miktarda olmak: Onun mal ve serveti hesaba gelmez. Alelhesap = Hesaptan önce, hesap görüldükte sayılmak üzere parça parça verilen para: İşleyen aylıktan alelhesap ikiyüz lira almıştır. Indelhesâb, ledilhesâb = Hesap olundukta, hesap görülünce. Yevm-ül-hesâb, rûz-ul-hesâb = Kıyamet günü, mahşer günü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counting. reckoning. calculation. computation. arithmetic. calculus. account. bill. count. estimate. score. settling. sum. sums.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. arithmetic. bill. calculation. calculus. check. computation. count. estimate. recital. reckoning. score. statement. tab. tally. plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. arithmetic. financial record. money owned or on deposit. estimate. plan. expectation. bill. calculation. calculus. computation. estimate n. estimation. genealogy. reckoning. tab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir İnternet Servis Sağlayıcıya (İSS) kaydolduğunuzda size bir hesap adı veya hesap kimliğinin yanı sıra bir parola verilir. Bu bilgiler, modeminiz İSS’niz tarafından verilen erişim numarasını çevirdiğinde Internet’e girmenizi ve e-posta hesabınıza ulaşmanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculator. calculation chart. tabular statement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reckon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

day of reckoning. settlement day. day of account. account day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculator. calculating machine. adding / calculating machine. computing machine. counting machine. adding machine. reckoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account abstract. abstract account. account abstract / of statement. extract / statement of account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. auditor. certified public accountant. general accountant. field auditor. state auditor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hesabını iyi bilen, hesapla sarfeden, idareli, Ar. mümsik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reckoning. calculation. computation. sums.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

computation. reckoning. calculation. compution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculation. calculating. casting. casting off. computation. computing. count. estimating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Takdir ve tahmin etmek, düşünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reckon. calculate. compute. figure out. check out. work out. cipher. count up. discount. foot. foot up. number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculate. compute. estimate. reckon. to calculate. to compute. to reckon. to figure out. to work sth out. to take into account. to take into consideration. to plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculate. compute. to calculate. to weigh the advantages against the disadvantages of. to estimate. to project. to take sth into consideration. to make a calculation. to work out the figures. figure. figure out. rate. scale. take stock. tally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be calculated / taken into account / projected / predicted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settling accounts with. settlement. reckoning. payoff. revenge. liquidation. settling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clearance. working- out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Alacak, verecek hesabını görüp ilişiği kesmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to settle accounts mutually. to settle accounts with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to settle outstanding accounts with each other. to settle old scores with. to get even with. quit scores. settle. settle one's account. to have an account to a with sb. sort out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hesap ve takdir olunmuş, düşünülmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculated. economical. economic. well-balanced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economical. careful with money. rational. moderate. measured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sayısız, Ar. lâ-yuad ve lâyuhsâ, pek çok: Hesapsız malı vardı. Hesap etmeksizin, yetişip yetişmeyeceğini evvelden hesap ve tahmin etmeksizin: Hesapsız sarfediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undocumented. innumerable. incalculable. not properly thought out in advance. countless. measureless. uncounted. untold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unrecorded. undocumented. thoughtlessly. at random. casually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of planning and forethought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هواپرست] nefsinin istekleri peşinde koşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). altı ayaklı böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hicâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashfulness. shame. embarassment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

U S WEST''s dedicated transport service designed to send large volumes of voice and/or data at 1 544 megabits per second or higher. high capacity circuit. Bell service that uses DS1 digital facilities to provide communications channels to BOC customers at

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Perdeli, örtülmüş. Ar. mestûr. 2. Namuslu, iffetli, ismetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. juggle. manoeuvre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. fox. fudge. humbug. sham. trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ خرقه پوش] hırka giyen. 2.derviş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.hırka giymek. 2.derviş olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarihçi, tarih yazarı. historiography (i). tarih yazma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hitab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. address. an addressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. discourse. additor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to address. call. call upon. direct. discourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). tamamı imza sahibinin eliyle yazılmış (belge).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sinir iletilerinin beynin bütünü tarafından algılandığı kuramı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., oto cant kapağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çanakyapraklı ikiçe-’ neklilerden bir ağaç ve bunun kırmızı kabuklu sert çekirdekli meyvesi (zizyphus iniubar).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çiğde): Ayrı çanakyapraklı ikiçeneklilerden bir ağaç ve bu ağacın verdiği kırmızı kabuklu, sert çekirdekli, iri zeytin biçim ve büyüklüğünde bir yemiştir. Güz’ün olgunlaşır. Çiçekleri küçük ve yeşilimsidir. Meyveleri ise tatlımsıdır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrıtaçyapraklı ikiçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi hünnap’tır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hidrografi, yeraltı ve yerüstü sularını inceleme ve haritalarını çıkarma ilmi. hydrographer i. hidrografi uzmanı; bahriye haritacısı. hydrograph' ic(al) s. deniz haritacılığına ait; hidrografiyle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hidroterapi, su tedavisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nem miktarını otomatik olarak kaydeden alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. ipnozla tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerkürenin deniz seviyesi üstündeki topografik özellikleriyle uğraşan bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inside cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ICAB) (i. A. «vücûb» dan masdar) (c. İcâbât). 1. Gerektirme, olmasına sebep olma: Yağmurların bolluğu ekinlerin bolluğunu icap ediyor. 2. iktizâ etme, lâzım gelme: Bizim orada bulunmamız icap ediyor (bu ikinci mânâ, yani lâzım gibi kullanılışı Arapça’da olmayıp galat olarak dilimize mahsustur. Bu mânâda iktizâ kelimesi daha münasiptir). Icâbât-ı zamanedendir — Zamanın icap ettirdiği şeylerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasion. requirement. necessity. requirement gerek. gereklik. ister. lüzum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessity. what is needed. offer. proposal. bid. an offer to make a contract. requirement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be necessary. behove. entail. necessitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

schizoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geniş buz tabakası, buzul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. bir binanın temel planı, zemin planı; böyle planları çizme sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. heykel, resim veya oyma ile canlandırma; ikon veya tasvirlerin konusu; ikonların tasvir ve tahlili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refraining. abstaining. abstention. nonaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to refrain from. to abstain from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1) Dinsel içerikli sanat yapıtlarında, dinsel olay ya da kişi ile ilgili tipleşmiş hatta bir ölçüde standartlaşmış biçim düzenlerini veya kalıplarını inceleyen bilimsel disiplin. (2) Simgesel dil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquire. to acquire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاج ناپذیر] tedavi edilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İLTİHAB) (i. A.) (c. iltihâbât). 1. Alevlenme, tutuşma, parlama: Esen rüzgâr, alevin birden iltihâbına sebep oldu. 2. (tıp) Hasta bir organa kanın hücumu ile hasıl olan ağrılı hararet, şiş ve kızarma: Mide iltihabı, mafsal iltihabı vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflammation. discharge. fester. gathering. ichor. issue. matter. purulence. purulent matter. pus. suppuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflammation. inflammation yangı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflammation. pus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iltihap yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. to get inflamed. to get infected yangılanmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get inflamed. to get infected. fester. suppurate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflamed. infected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyumsuzluk, intibaksızlık, uygun gelmeyiş. inadapt'able s. uyumsuz, intibak edemeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uymaz, tatbik olunamaz, ilgisiz. inapplicabil'ity, inap'plica bleness i. uygun olmayış, tatbik edilemeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. münasebetsiz, uygunsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. takdir edilemez; belirsiz, pek az, cüzi. inappreciably z. anlaşılmaz derecede, ehemmiyetsiz surette, pek az.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoşnutsuz, memnuniyetini göstermeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaklaşılamaz, erişilemez; eşsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun olmayan, yakışık almayan, münasebetsiz. inappropriately z. yakışık almaz bir şekilde. inappropriateness i. uygunsuzluk, münasebetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. inept.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeteneksizlik, kabiliyetsizlik; uygunsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeteneksiz, kudretsiz, iktidarsız, ehliyetsiz, kabiliyetsiz, âciz. incapabil'ity i. güçsüzlük. incapably z. kabiliyetsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kudretsiz hale getirmek; huk ehliyetini elinden almak. incapacita'tion i. ehliyetsizlik, yetkisizlik, salâhiyetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ih kabiliyetsizlik, ehliyetsizlik, yetkisizlik, salâhiyetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kapsül içine kapamak, sarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

svelte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaçınılamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolution devrim. transformation dönüşüm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolution. reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnkılâp yapan, inkılâp taraftarı, devrimci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolutionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. şahsen, bizzat, kendi şahsında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. intihâbât). 1. Seçme, seçim, bir şeyin en iyisini ayırıp alma: Filan eserden birkaç şiir intihap ettim. İntihap olunmuş kitaplar. 2. Millet meclisi, idare meclisi, belediye için üye seçimi. 3. İstekliler içinden en muktedir ve lâyık olanların seçilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İntihâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İntisâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joining. affiliation. membership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become a member of. to gain. to become affiliated with (a group , family , organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) enwrap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discursive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malversation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Gemiyi toptan kiralama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing. holding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to contain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

load limit. capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iztırap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental or emotional pain. anguish. misery. bodily suffering. affliction. distress. heartache. pang. throe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iztıraplı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

örnek vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Application installed on wireless phones and handheld devices that allows you to type messages with just one key press per letter using the keypad Much easier text input than traditional multi-tapping Also known as T9 TM text input.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Improved Toxicological Agent Protective Ensemble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information Technology Alignment Program Previous name for the group who are now LTS.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affliction. suffering. distress. pain. agony. anguish. hurt. misery. sting. torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضطراب] acı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(IZTIRAB) (i. A. «darb» dan masdar). Sıkıntı, azap, büyük zahmet ve eziyet: Istırap içindedir, baş ağrısı kendisine çok ıstırap veriyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Iıztırabı olan, acılı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) terbiyesiz veya kendini beğenmiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) calapa, (bot.) Exogonium purga; bu bitkiden çıkarılan müshil ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) Japan, Japanese.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Japonya. Sea of Japan Japon denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Iaka parlak ve sert cilâ, Japon verniği; Japon tarzında işlenmiş ve cilâlanmış şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ned, ning) Japon lakası ile cilâlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) Japon, Japonya halkı; Japon dili, Japonca; (s.) Japonya'ya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.), eski şaka etmek; slang işletmek, aldatmak, alay etmek; (i.) şaka, hile, oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. Çince, İ.). 1. Japonya halkından veya bu halkın soyundan olan kimse. 2. Japonya’da yapılan, Japonya’ya ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

japanese. japonic. jap. japanese. nip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

japanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

japanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japanese silk , Japan silk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Japon dili

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

japanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Japanese language. in Japanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Japon ayvası, (bot.) Chaenomeles lagenaria; kamelya, japongülü, (bot.) Thea japonica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jap. japan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

japan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japan. japan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Asya’da, Kuzey Pasifik Okyanusu ve Japon Denizi arasında, Kore yarımadasının doğusunda yer alan ada ülkesi.

Coğrafi konumu: 36 00 Kuzey enlemi, 138 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 377,835 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 29,751 km.

İklimi: Güneyde tropikal ve kuzeyde soğuk ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Çok sayıda kayalıklar ve dağlar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hachiro-gata -4 m.

en yüksek noktası: Fujiyama 3,776 m.

Doğal kaynakları: Önemsiz mineral kaynaklar ve balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.64.

daimi ekinler: %0.9.

Diğer: %87.46 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 25,920 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Çoğunluğu sönmüş olan birkaç aktif volkan, yılda yaklaşık 1500 sismik olay.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 127,463,611 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.24 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 81.25 yıl.

Erkeklerde: 77.96 yıl.

Kadınlarda: 84.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.4 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 12,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 500 (2003 verileri).

Ulus: Japon.

Nüfusun etnik dağılımı: Japon %99.4, Koreli %0.6 (2004).

Din: Shinto ve Budizm %84, diğer %16.

Diller: Japonca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Japonya.

ingilizce: Japan.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Tokyo.

İdari bölümler: 47 bölge; Aichi, Akita, Aomori, Chiba, Ehime, Fukui, Fukuoka, Fukushima, Gifu, Gumma, Hiroshima, Hokkaido, Hyogo, Ibaraki, Ishikawa, Iwate, Kagawa, Kagoshima, Kanagawa, Kochi, Kumamoto, Kyoto, Mie, Miyagi, Miyazaki, Nagano, Nagasaki, Nara, Niigata, Oita, Okayama, Okinawa, Osaka, Saga, Saitama, Shiga, Shimane, Shizuoka, Tochigi, Tokushima, Tokyo, Tottori, Toyama, Wakayama, Yamagata, Yamaguchi, Yamanashi.

Bağımsızlık günü: 660 M.Ö. (Jimmu İmparatorluğunun kuruluşu).

Milli bayram: İmparator Akihito’nun doğum günü, 23 Aralık (1933).

Anayasa: 3 Mayıs 1947.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), CP, EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G- 5, G- 7, G-10, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), I


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sporcuların kullandığı haya bağı, suspansuar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanyana koymak, sıralamak. juxtaposi'tion i. bitişiklik, bitişme; yanyana koyma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to run contraband. to engage in smuggling. to smuggle. to traffic in contraband goods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kleopatra, Konfüçyüs, Einstein, Edison, Ts’ai Lun. Bütün bu kişilerin içinde insanlık tarihinin gelişimine en büyük faydası olan kimdir dersek, herhalde Ts’ai Lun demezsiniz. Ama O’dur. Ts’ai Lun günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce Çin’de yaşayan bir memurdu ve MS 105 yılında bugünkü kullanılan hali ile kağıdı icat etti. Dutağacı kabuğu, kenevir ve kumaş paçavralarını suyla karıştırarak ezdi, lapa haline getirdi, presleyerek suyunu çıkardı ve bu ince tabakayı kuruması için güneşin altında ipe astı.

Aslında insanlar MÖ 3500 yıllarında bile üzerine yazı yazabilecek çeşitli şeyler kullanıyorlardı. Kağıdın icadı sonraki devirlerde Çinlileri dünyanın en gelişmiş kültürünün sahibi yaptı. Şaşırtıcıdır ki, Orta Asya’ya 751, Bağdat’a ise 793 yılında ulaşan Ts’ai Lun’un kağıt yapma metodu, Avrupa’ya 1000 yılda gelemedi. Avrupa’da ilk kağıt ancak 1151 yılında İspanya’da yapılabildi.

Özellikle matbaanın icadı ile birlikte kağıda olan ihtiyaç gittikçe büyüdü. Yeterli hammadde bulmakta zorlanıldı. Ayrıca bu şekilde kağıt imalatı çok zaman alıyordu ve dünyanın bir çözüme ihtiyacı vardı.

Kesin tarih bilinmiyor ama yaklaşık 18. yüzyılın başlarında Fransız bilimci Rene-Antonie Ferchault de Reaumur ormanda ağaçların arasında yürürken bir yaban arısı kovanı gördü. Yaban arıları evlerinde olmadığından durup kovanı incelemeye başladı. Birden kovanın kağıttan yapılmış olduğunu gördü. Peki onlar paçavra kullanmadan kovanı nasıl yapıyorlardı? Sadece paçavra değil, kimyasallar, ateş ve karıştırma tanklarını da kullanmıyorlardı. Arılar insanların bilmediği neyi biliyorlardı ?

Aslında her şey çok basitti. Kısa bir gözlem sonucunda gördü ki, yaban arıları ince dalları veya çürümüş kütükleri kemirir gibi ağızlarına alıyorlar, burada mide sıvıları ve salyaları ile karıştırıyorlar ve kovanlarını yapmada kullanıyorlardı. Reaumur arıların sindirim sistemini de inceleyerek buluşunu 1719 yılında Fransız Kraliyet Akademisi’ne sundu.

İlk kağıt makinesi 1798 yılında yapıldı. Ancak bu geniş bir kayışın dönerek fıçıdaki lapayı aldığı ve ince kağıt haline getirdiği, her dönüşte tek bir kağıt yapabilen basit bir makine idi. Silindirli makine çok geçmeden 1809 yılında John Dickinson tarafından icat edildi.

Günümüzde kağıt üretimi yüksek teknoloji ile ve tam otomatik olarak yapılabilmektedir ama işlemin aslı esas olarak değişmemiştir. Kağıtların arasındaki kalite farkını kullanılan lifin türü, lapanın hazırlanışı, içine katılan malzemeler, kimyasal veya mekanik metotlar belirler. Her ne kadar liflerin elde edilmesinde ağaçlar ana kaynak ise de özellik taşıyan kağıtların yapılmasında günümüzde sentetik lifler de kullanılmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Kleopatra, Konfiçyüs, Einstein, Edison, Ts’ai Lun. Bütün bu kişilerin içinde insanlık tarihinin gelişimine en büyük faydası olan kimdir dersek, herhalde Ts’ai Lun demezsiniz. Ama O’dur. Ts’ai Lun günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce Çin’de yaşayan bir memurdu ve MS 105 yılında bugünkü kullanılan hali ile kağıdı icat etti. Dutağacı kabuğu, kenevir ve kumaş parçalarını suyla karıştırarak ezdi, lapa haline getirdi, presleyerek suyunu çıkardı ve bu ince tabakayı kuruması için güneşin altında ipe astı.

Aslında insanlar MÖ 3500 yıllarında bile üzerine yazı yazabilecek çeşitli şeyler kullanıyorlardı. Kağıdın icadı sonraki devirlerde Çinlileri dünyanın en gelişmiş kültürünün sahibi yaptı. İaşırtıcıdır ki, Orta Asya’ya 751, Bağdat’a ise 793 yılında ulaşan Ts’ai Lun’un kağıt yapma metodu, Avrupa’da ilk kağıt ancak 1151 yılında İspanya’da yapılabildi.

Özellikle matbaanın icadı ile birlikte kağıda olan ihtiyaç gittikçe büyüdü. Yeterli hammadde bulmakta zorlanıldı. Ayrıca bu şekilde kağıt imalatı çok zaman alıyordu ve dünyanı bir çözüme ihtiyacı vardı.

Kesin tarih bilinmiyor ama yaklaşık 18. yüzyılın başlarında Fransız bilimci Rene - Antonie Ferchault de Reaumur ormanda ağaçların arasında yürürken bir yaban arısı kovanı gördü. Yaban arıları evlerinde olmadığından durup kovanı incelemeye başladı. Birden kovanın kağıttan yapılmış olduğunu gördü. Peki onlar paçavra kullanmadan kovanı nasıl yapıyorlardı? Sadece paçavra değil, kimyasallar, ateş ve karıştırma tanklarını da kullanmıyorlardı. Arılar insanların bilmediği neyi biliyorlardı?

Aslında her şey çok basitti. Kısa bir gözlem sonucunda gördü ki, yaban arıları ince dalları veya çürümüş kütükleri kemirir gibi ağızlarına alıyorlar, burada mide sıvıları ve salyaları ile karıştırıyorlar ve kovanlarını yapmada kullanıyorlardı. Reaumur arıların sindirim sistemini de inceleyerek buluşunu 1719 yılında Fransız Kraliyet Akademisi’ne sundu.

İlk kağıt makinesi 1798 yılında yapıldı. Ancak bu geniş bir kayışın dönerek fıçıdaki lapayı aldığı ve ince kağıt haline getirdiği, her dönüşte tek bir kağıt yapabilen basit bir makine idi. Silindirli makine çok geçmeden 1809 yılında John Dickinson tarafından ilan edildi.

Günümüzde kağıt üretimi yüksek teknoloji ile ve tam otomatik olarak yapılabilmektedir ama işlemin adı esas olarak değişmemiştir. Kağıtların arasındaki kalite farkını kullanılan lifin türü, lapanın hazırlanışı, içine katılan malzemeler, kimyasal veya mekanik metotlar belirler. Her ne kadar liflerin elde edilmesinde ağaçlar ana kaynak ise de özellik taşıayn kağıtların yapılmasında günümüzde sentetik lifler de kullanılmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. canap4). 1. Arkalı ve iki yanlı uzun sedir. İki, üç kişi oturacak kadar uzun koltuk. 2. Bilhassa gravyer peynirli sıcak sandviç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). K ile başlayan bazı sıfatların başına gelerek ifadeyi kuvvetlendirir: Kapkara, kupkuru vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zarf, mahfaza: Saat kabı, bıçak kabı, sümüklüböcek kabı, mektup kabı. 2. Örtü, yüz, Fars. pûşîde: Kürk kabı. 3. Kapak, cilt: Kitap kabı. 4. Su, yemek vesaire koymaya mahsus kap kaçak, çanak vesaire: Mutfak kapları. Yağ için kap getirdiniz mi? 5. Sahan, tabak, yemek konulan mahfaza: Uç kap yemek. 6. Çuval, torba, fıçı ve her çeşit koruma ve nakil vasıtası: Saman için, sirke için kabımız yoktur. Kap kaçak = Her çeşit kap vesaire. Ayakkabı = Ayağa giyilen pabuç, çizme, fotin vesaire. Sağ ayakkabı (şimdi sağlam ayakkabı) değildir = Güvenilemez, hilekâr. Kabına sığmamak = Sabırsızlık göstermek, telâş etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

container. case. holder. vessel. pot. utensil. binder. cape. hollowware. jacket. receptacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basin. can. cover. pot. utensil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

container. folder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cape , headland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Her çeşit kabın üstünü örtmeye mahsus çeşitli şekil ve biçimde mahfaza ki, kaba bağlı veya ayrı olabilir: Sahan, tencere, kutu, cezve, ibrik, sandık kapağı. Kapağını açmak, kaldırmak. 2. Lâğım vesaire üstünü örtmeye yarayabilecek şekilde ince ve yassı yontulmuş taş: Su yolunun üstüne kapak örtmek. 3. Bazı vücut organlarını örtmeye mahsus zar veya uzuv: Göz kapağı, üst kapak, alt kapak, dizkapağı. 4. (denizcilik). Her tarafında iki sıra topu olan bir çeşit eski savaş gemisi: Kapak süvarisi = Eskiden bahriye miralayı (deniz albayı). Kapağı atmak = 1. Acele ile kaçıp kurtulmak. 2. İltica etmek, kaçıp sığınmak. Kapak vurmak = Saklamak, gizlemek, örtbas etmek. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş = İki arkadaş veya karı koca birbirine uygun. Tencerede pişirip kapağında yemek = Darlıkla, kıtkanaat yaşamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover. lid. cap. top. hatch. bonnet. capsule. clack. covering letter. flap. hatchway. shutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cap. cover. lid. top. stopper. tap. cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stopper. tap. valve. cover. damper. head piece. lid. wrapping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valve. valvule. operculum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valvula. valve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayağı takılıp yüzüstü düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall flat on one's face. to capsize. to overturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kapağı olan: Kapaklı cezve, kâse. 2. Gizli, saklı, Ar. mestur, mahfi, zıddı: açık: Bu gizli kapaklı bir iş değildir: Açık ve ortadadır. 3. Namlusunun kuyruğunda bir çeşit kapağı olan eski bir tüfek cinsi. 4. Topların cephane arabası ki, yağmurdan muhafaza için sağlam kapakla örtülü olması şarttır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a lid or cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kapak taşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapağı olmayan, açık, Ar. mekşûf: Kapaksız tencere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lidless. coverless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hasretme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Açık olmayan, kapanmış, Ar. mesdûd: Kapalı kapı, pencere, kapak, göz. 2. Kapısı veya kapağı kapanmış: Kapalı ev, sandık, kutu. 3. Örtülü, örtünmüş, Ar. mestûr: Kapalı yüz, kapalı kadın. 4. Geçilmez, İşlemez, Ar. mesdûd, muattal: Kapalı yol, kapalı çarşı. 5. Açık ve berrak olmayan, bulutlu, bulanık: Kapalı hava. Bugün gökyüzü kapalıdır. 6. Açıkça ifade edilmeyen, Ar. muğlak, mübhem: Orasını kapalı geçti. Bu ibâre pek kapalı. Kapalı söz. Başı kapalı = Gizli, Ar. mektûm. Gözü kapalı = 1. Tecrübesiz, alışmamış, acemi, masum. 2. Düşünmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed. shut. covered. enclosed. sealed. unopened. indoor. cloudy. grey. gray. backhanded. cloistered. close. impenetrable. muggy. murky. off. overcast. privy. sable. secluded. skyless. sullen. cloudyly. off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. closed. cryptic. implicit. nebulous. obscure. off. overcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

off. closed. shut. covered. roofed. who keeps her head covered. indirect. oblique. secret. overcast. blocked. close. heavy. hidden. recondite. secluded. stuffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. musiki), insan sesinin bir nağmeyi sözle değil, kapalı ağızla, mırıldanarak söylemesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing in camera / chambers. closed-door hearing. closed hearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında bir yüzey üzerinde betimlenen tüm “gerçeklik”in kompozisyonun sınırları içinde bulunması durumu. Böyle bir kompozisyonda betinin tümü resim düzlemi içinde bulunmak zorundadır, sadece bir kesiminin resmedilmesi söz konusu olamaz. Kapalı kompozisyon bunları sanatsal gerçeklik düzleminde yeniden ürettiği zaman, hepsini bakış açımız içinde bulunuyormuşçasına betimler. Kapalı kompozisyonun en belirgin örnekleriyle Rönesans sanatında karşılaşılır. Bu tür örnekler, resim düzlemi üzerinde betimlenenin dışında kalan dünyayla ilgili hiçbir ipucu vermezler. Buna karşılık, karşıt uç olan açık kompozisyonda ve onun en yoğun kullanıldığı Barokta, betiler doğadan alınmış bir kesitmişçesine kompoze edilir. Doğal gerçeklik kompozisyonu sınırlarının ötesinde de varlığını sürdürmektedir, resim bu izlenimi vermeyi amaçlar.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kapalı kulaklıklar, tüm kulağın kulaklıkla kapandığı, dolayısıyla kulaklığın akustik özelliklerinin çok yakından kontrol edilebildikleri kulaklıklardır. Sonuçta dış sesler neredeyse tamamen ortadan kaldırılırken, özellikle baslar olmak üzere çok yüksek bir ses kalitesine ulaşılır. Kapalı kulaklıklar özellikle HiFi kullanım için idealdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inscrutable person. thing that one knows very little about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed / executive session. within closed doors. closed-door hearing. hearing in camera / chambers. private sitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered grandstand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claustrophobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indoor swimming pool. natatorium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being closed. indirection. obliqueness. obscurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Tohumları meyvenin içinde bulunan bitkileri içine alan ve birçenekliler ile iklçeneklilerden meydana gelen şube.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendine hasretmek, gasbetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kapanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kapamak İşi. 2. Kapı kapamaca: Toptan, bütün. Mektep kapaması: Bütün öğrencilerin gezintiye çıkması ve bunun alayı. 3. Elbise takımı: Kapama çıkmak: Eskiden zamanında giyecek verilmek (son iki mânâ bugün terkedilmiştir). Kapama-bahâ — Giyecek bedeli. 4. Bol taze soğanla pişmiş et yemeği: Kuzu kapaması, bk. Kapamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closing. shutting. covering. shutoff. sealing. shutting down. turning off. closure. enclosure. heaviness. inclosure. internment. obstruction. obturation. stew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closing. closure. stew of lamb. suit. clothes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closing. closure. lamb stewed in a covered pot with lettuce and fresh onions. concubine. enclosure. inclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sadece elbise, çamaşır ve ayakkabı gibi giyecek eşya satan esnaf: Bir kapamacıya yanaşıp üstünü başını düzeltmek (eski tâbir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Açık bir şeyi, bir deliği kapalı etmek: Kapıyı, pencereyi, deliği kapamak. 2. Bir şeyin kapısını veya kapağını örtüp kapalı hâline koymak: Evi, dükkânı, sandığı, kutuyu kapamak. 3. Örtmek, saklamak, üstüne perde veya örtü çekmek: Yüzünü kapamak. 4. Kesmek, tıkamak, geçilmez ve işlenmez hâle koymak: O yolu kapamışlar. Yıkılan bir kaya, caddeyi kapadı. 5. Bir yerin içinde kapalı tutmak, çıkarmamak; hapsetmek: Suçluyu hapishaneye kapamışlar. Şu tavukları kapamalısınız ki, bahçede zarar vermesinler. 6. İşletmemek, battal etmek: O fabrikayı kapadılar. Çarşıda bir lokanta açmıştı, lâkin bir ay geçmeden kapadı. 7. Sözünü etmemek, bahsinde geçmek: Orasını kapa. Güzel bir bahis açmışken hemen kapadı. 8. Doldurmak, Osm. imlâ etmek, kuyu ve hendek gibi çukur bir şeyi örtmek, körletmek: O kuyuyu, o hendeği, temel yerlerini kapadılar. 9. Açık bir hesabı doldurmak, mahsûb ederek tesviye etmek, ilişik bırakmamak: O hesabı kapadık. Alacağını vereceği ile kapadı. 10. ihtikâr maksadıyla biriktirmek: Buğday fiyatının çıkacağını anlayıp vaktiyle külliyetli miktar kapamış. Göz kapamak = 1. Uyumak: Bütün gece göz kapayamadım. 2. Görmezliğe gelmek, müsamaha etmek: Bazan ticarette göz kapamak zarurîdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

block. dam. shut. to close. to shut. to block. to obstruct. to cover. to fill. to turn sth off. to switch sth off. to lock in. to confine. to close. to hang up. to hush up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

power off. switch off. turn off. to shut. to close. to plug up. top up. to block. to obstruct. to cover. to conceal. to hide. to obscure. to veil. to close down. to shut down. to suppress. to abolish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cebir ve şiddetle alan, kapıcı, gasb ve yağma eden. Demir kapan = Mıknatıs. Saman kapan = Kehribar. Kapan kapana = Yağma suretiyle. 1. içindeki yeme aldanarak yanaşan hayvanları tutan tuzak, Fars. dâm: Fare, sansar, kuş kapanı. 2. Gümrük, eskiden kara gümrüğü yeri: Un kapanı, yağ kapanı. Kapana tutulmak, düşmek = Tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trap. snare. gin. springe. wire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lure. snare. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («çe» Farsça edatı ile teşkil olunmuş yanlış bir kelime). Küçük kuş kapanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlılar’da büyük devlet adamlarına mahsus olan geniş ve devrik yakalı muhteşem kürk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Her tarafı kapalı olan, manzarası olmayan: Bu ev pek kapanık. 2. Bulutlu, kapalı, keder verici: Kapanık hava. 3. Karanlıkça, gölgeli: Kapanık renk. 4. Herkesle görüşmez, herkesten ayrı yaşar, mahçup: Pek kapanık adamdır. 5. Ferah verici olmayan, keder verici, hüzünlü. 6. Kapalı: Kapanık iştiha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed. shut. cloudy. overcast. gloomy. dismal. shy. unsociable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed. shut. gloomy. oppressive. overcast. shut in. confined. shy. unsociable. withdrawn. covered with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gloominess. oppressiveness. cloudiness. shyness. introversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epilogue. closure. closedown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closedown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Closing Price)

Bir seansta Borsa kaydına alınan (tescil edilen) en son işlemin fiyatıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapanmak işi. bk. Kapanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closure. becoming closed or shut. enclosure. inclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Açık şey kapalı olmak: Kapı kapandı, bu pencere kapanmıyor. 2. Bir şeyin kapısı, kapağı veya diğer bir menfez ve giriş, tıkanmak, örtülmek: Ev, dükkân, kapı, kutu kapandı. 3. Örtülmek, üstüne örtü ve perde çekilmek, Osm. setrolunmak, mestûr olmak: Bu keçe ile döşemenin her tarafı kapanmıyor. Eğerin üstü haşa ile kapanır. 4. Kesilmek, engellenmek, işlemez ve geçilmez hâle gelmek: Yuvarlanan kayalardan yol kapanmış. Açılan lâğımlardan yollar kapandı. 5. Çıkmamak, içerde durmak, Osm. ihtibâs etmek: Evinde kapanıp okumakla meşgul oluyor. 6. Örtünmek, tesettür etmek, erkekten kaçmak: Bazı yerlerde kızlar evleninceye kadar kapanmazlar. 7. Tatil olunmak, işlememek, battal olmak: O değirmen, fabrika, lokanta kapandı. 8. Bahsi olunmamak, sükûtla geçirilmek: O söz, o bahis çabuk kapandı. 9. Doldurulmak, Osm. imlâ edilmek, kuyu ve hendek gibi yerleri ortadan kaldırmak: O kuyu, o hendek kapandı. 10. Hesap kesilmek, kat’ olunmak, mahsûb olup ilişik kalmamak: Benim hesabım, bu senenin defterleri kapandı. 11. Diz çökerek veya yüz üstü düşerek sarılmak: Ayaklarına, dizlerine kapandı. Yerlere kapandı. 12. Atın ön ayağı sürçüp başı üstüne düşmek: Bu hayvan çok kapanır. 13. Yara iyileşmek, her tarafının derisi birleşip örtülmek: Kurşun yaraları daha kapanmadı. 14. Gökyüzü bulutla örtülüp hava kapalı ve keder verici olmak: Ufkun her tarafı kapandı. (göz) Kapanık hâle gelmek, kör olup görmemek: Zavallının bir gözü kapandı. (bir aile, sülâle veya hanedân) Son bulmak, soyu kalmamak: Bermekkîler sülâlesi tâ eskiden kapanmış idi. O memlekette bir hanedan vardı, o da kapandı. Muhasaraya girmek, sığınmak: Açıkta mukavemet edemiyeceğini anlayınca, yanındaki askerlerle kaleye kapandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. shut. to close. to shut. to be closed. to be shut. to be blocked off. to be covered. to be concealed. to close down. to shut down. to heal up. to close up. to veil oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to close. to be shut. to be blocked off. to be covered. to be concealed. to be closed down. to be dissolved. to go out of business. to withdraw. to hunch down closely to or over. to be locked up. to veil herself. to come to an end. to cease. to he.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akıl, ruh.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). Meyvesinden turşu yapılan gebreotunun bir adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Pey olarak verilen para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earnest money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit. earnest money. key money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down payment. earnest money. deposit. arra. foregift. initial payment. key money. bargain money. caution money. press money. prest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (kapamak kelimesinden Rumca’ya uydurularak yapılmış acayip bir kelimedir). Haksız yere, gasp ve rüşvet suretiyle kapılmış mal, rüşvet, irtikâp. meşru olmayan kazanç: Kaparozu sever. Kaparozdan zengin oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rüşvet alan, rüşvetçi-

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capability. capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capacity. capability. output rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being closed. being closed down. being suppressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be closed. to be made to close. to be closed down. to be suppressed. to be abolished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kapatılmış, tevkif olunmuş. 2. Bir adam tarafından bir yere yerleştirilerek başkalarıyla münasebeti kesilmiş fahişe, metres: O, filânın kapatmasıdır. Evli değildir, lâkin bir kapatması vardır. 3. Müzayedeye konmayıp gizlice alınmış, el altından bir adama ayrılmış (eşya).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closure. confinement. closing. mistress. concubine metres. blocking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closing. concubine. mistress. closure. shutting. goods bought cheaply by trickery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başkası vasıtasıyle kapamak, Osm. bendettirmek: Kapıyı kapattım. 2. Yolunu kesmek: Su yolunu kapatmışlar. 3. Kestirmek veya tıkatmak, işlemez hâle getirtmek: Yolu kimseye kapatmamalı. 4. Örttürmek, üstüne koydurtmak: Hayvana eğer, çul kapatmak. 5. Tatil ettirmek, son verdirmek: Mecliste müzakereleri kepattı. 6. Başkalarından ayırıp kendine mal etmek: Bir kadını kapatmak: Ayrıca bir yere çekerek kendine hasretmek. 7. Artırma ve eksiltmelerde başkalarının karışmalarını önlemek için nüfuz yoluyle ucuzca kendine temin etmek, (denizcilik) Yelken kapatmak = Orsa edip rüzgârı baş tarafa alarak aksine işletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. shut. shut down. switch off. cover. buy up. cap. clear. close down. close up. cloud. enclose. furl. impound. incarcerate. inclose. intern. liquidate. obturate. occlude. put up. seal. seal off. shut off. shut to. shut up. wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. blot. close. confine. cover. envelop. liquidate. pen. shut. to close. to shut. to bar. to confine. to lock sb up. to turn sth off. to switch sth off. to cover. to envelop. to blot sth out. to pay sth off. to get cheaply/by deceit. to keep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. to close. to shut. to cover. to buy sth cheaply by trickery. to keep a mistress. to close down. to suppress. to abolish. bar. enclose. heal. incarcerate. lock away. occlude. pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth closed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kale muhasarasında duvara takılan büyük çengel. 2. Tulumbacı çengeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük kap. 2. Kovan: Fişek kapçığı. 3. (botanik) Tahıl tanelerinin çanağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detonator. shell. husk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. capello = şapka) (denizcilik). Gemi direği başındaki şapka, tekerlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

door. gate. portal. entrance. gateway. entry. hatchway. opening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

port. door. gate. possibility. place of work. course. outlet. valve. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fasteners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

door latch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knocker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

door knob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ev, konak, daire ve her çeşit binanın girilip çıkılacak yeri, Ar. bâb, Fars. der: Ev, konak, saray kapısı, kapıdan içeri girmek, kapıdan dışarı çıkmak, oda kapısı, sokak kapısı: Sokağa açılan dış kapı. 2. Resmî daire, iş sahiplerinin başvurma yeri olup tabiatiyle büyük olan konak: Paşakapısı = Vaktiyle sadâret dairesi hükmünde olan BAbıâlî ve taşralarda hükümet konağı. Şeyhülislâm kapısı = Meşîhat dairesi. Serasker kapısı = Harbiye nazırlığı binası. Ağakapısı = Vaktiyle yeniçeri ağalığı dairesi. 3. Memurluk, görev, iş, hizmet: Kapı bulmak, kapıdan olmak. 4. Bir hizmetçinin, hizmetinde bulunduğu ev. 5. Her iş İçin başvurulan büyük kapı, Fars. der-bâr, dergâh, Ar. bâb, atebe: Bu kapıdan kovulursam hangi kapıya gidebilirim? 6. Tavla oyununda çeşitli yerlerden iki taş oynayıp ikisini bir hâneye getirmek, vurulmayacak surette birbiri üstüne koymak: Kapı yapmak, kapı kazanmak. 7. mec. Söylenecek bir söze veya edilecek bir teklif veya ricaya giriş olacak bahane ve vesile: Edeceği teklife şimdiden kapı yapıyor. Kıpı açmak = 1. Başlamak, Osm. mübâşeret etmek. 2. Söze başlamak, mevzua girebilmek maksadıyle söz söylemek. 3. Yol açmak, misal olmak, misal vermek. Kapıyı büyük açmak = Çok masrafa girmek. Açık kapı = Misafir kabûl eden ev: Kapısı açıktır. Araba kapısı = Araba girip çıkacak surette büyük kapı. Kapıağası = Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûn’da ak ağaların büyüğü. Kapıoğlanı = Osmanlı devrinde bir patrikhane veya büyükelçiliğin Adî işler için resmî dairelere gidip gelmeye memur hademesi. Kapıdan bakmak = Eve kapanıp çıkamamak: Mart kapıdan baktırır. Cümle kapısı = İçerde ayrı ayrı odalar ve meskenler bulunan bir yerin umumî kapısı: Üniversitenin cümte kapısı. Kapı Çukadarı = Osmanlı devrinde kapı kethudâsı maiyetinde memur. Kapı halkı = Vaktiyle paşaların askerî maiyeti. Demirkapı = 1. İki tarafı kayalık dağ olan tehlikeli boğaz ve derbend. 2. Nehrin içinde su trafiğine engel olan taşlar, şelâle: Tuna’nın demirkapıtarı. Kapı kapı dolaşmak = Her tarafa müracaat etmek. Kapıkulu = 1826’ dan önce ekserisi devşirme olan Osmanlı askerî sınıfları mensûbu ki, başlıcası yeniçerilerdir. Kapı kethudâsı = Osmanlı devrinde vilâyetlerin İstanbul’da olan işlerini yürütmeye memur zat. Kapı yapmak = 1. Bahse ve mevzua girişebilmek için söz açmak ve vesile yaratmak. 2. Tavla oyununda iki taşı boş bir hâneye toplamak. Kapı yoldaşı = Bir efendinin hizmetinde ve bir kapıda bulunan hizmet arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir apartman veya resmî dairenin kapısını beklemeye, açıp kapamaya ve müracaat edenlerden icab edenleri kabûle memur hademe. Ar. bevvâb, Fars. der-bân: Mektep kapıcısı. Kapıcıbaşı = 1. Tanzimat’tan önce padişahın emir subayı. 2. Itibârî olarak bu rütbeyi taşıyan zat: Falâna rikâb-ı hümâyûn kapıcıbaşılığı verildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zorla alan, Ar. gaasıb, Fars. yağmâ-ger. 2. Uzaktan çeken, cezbeden, câzib: Nem kapıcı. Gönül kapıcı = Fars. dilber, dil-rübâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doorkeeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doorkeeper. janitor. porter. caretaker. commissionaire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

janitor. doorkeeper. maintenance man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çiçektozu borususunun geçtiği yumurtacık deliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kapıcı hizmeti: Okul, apartman kapıcılığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work of a doorkeeper or maintenance man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rusça). Rus parası. Rublenin yüzde biri değerindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kopeck. kopek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Açıkta bulunan işçi vesaireyi bir işe yerleştirmek: Kapısızları kapılandırmak için iş ve işçi bulma bürosu açıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kapı bulup hizmete girmek, yerleşmek, kollanılmak, kayrılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to find a job with. to enter the service of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kapılmak işi. bk. Kapılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Zorla alınmak, gasbolunmak: Bu mal elinizden kapılırsa ne yaparsınız? 2. Bir şeye veya birinin asılsız sözlerine itimat ve emniyet edip aldanmak, hayran olmak: Bir dolandırıcıya kapılarak servetini kaybetti. Ucuzluğuna kapılarak çürük mal aldı. Sen onun sözüne kapılma. Gönlünü bir güzele kaptırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give rein to. give free rein to. abandon oneself. fall in. be seized with. be taken with. give way. be drawn to smb. harden. be overcome by. be overcome with. be possessed by. be possessed with. sink into. slide into. surrender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissolve. to be seized. to be carried away. to give way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be seized. to be grabbed. to trust in sb only to be declined. to be carried away. to be washed away by. to be entranced by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Cebir ve şiddetle alma, yağma, etme. Kapış kapış = Kapan kapana, yağma ederek: Kapış kapış yediler (hırsla ve aralarında kapışarak yediler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grab. snatch. way of seizing. scramble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snatch. way of seizing. grab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kapışmak işine maruz kalmak, kapış kapış alınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be grabbed up. to be taken away in a wild scramble. to have a ready sale. to be in great demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kapısı olmayan: Kapısız ev olur mu? 2. Bir işi olmayan, kayrılmamış, açıkta, memuriyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a door or gate. without a job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

row. scramble. scrap. tussle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rush to purchase. beginning to fight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Her biri bir taraftan çekip yağma etmek: Bir sepet üzümü iki dakikada kapışıp bir tane bırakmadılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrel. recriminate. scramble. scrap. to scramble for sth. to snatch from one another. to quarrel. to fight. to tussle. to go at it hammer and tongs. to compete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to snatch at. to scramble for. to buy eagerly. to rush to purchase. to begin to fight or wrestle with each other. scramble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zorla alınmasına mâni olamamak, müsaade etmek, ettirmek: Eti elinde götürürken köpeklere kapıştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to incite people to fight or fussle with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sermaye.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. capital

tic. sermaye

Bir ticaret işinin kurulması, yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malların tamamı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital. capital sermaye. anamal. başmal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital , fund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Sermaye sahibi. 2. Kapitalizmi benimseyen kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. capitaliste

ekon. anamalcı

1. Üretim araçlarını özel mülkiyetinde bulunduran kimse. 2. Anamalcılık düzenini benimsemiş kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitalist. capitalistic. moneyed man. plutocrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sermaye sahiplerinin, sermayelerini serbest olarak işletmelerine imkân veren iktisadi sistem.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. capitalisme

ekon. anamalcılık

Anamala dayanan ve kâr amacı güden üretim düzeni.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitalism. capitalism anamalcılık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Dolgusu yer yer dikişle bastırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quilted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quilted. padded. upholstered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quilted. tufted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Bir ülkede yabancılara verilen İmtiyazlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing by snatching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing by snatching. purse-snatching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snatcher. snatch thief. fly-by-nighter. fly-by-night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snatch-and-run thief. purse-snatcher. one who makes big profits out of shoddy work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a snatch-and-run thief. purse-snatching. making big profits out of shoddy work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Simsiyah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pitch-dark. pitch-black. jet black. as dark as pitch. pitch black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uygun, düzenli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kaplamak işi. 2. Bir şeyin dış yüzeyini teşkil eden madde, üstüne geçirilen tabaka: Bu evin, bu geminin kaplaması nedir? Kaplama tahtaları parkedendir. Madenî takımların on on beş senede kaplaması dökülüp içindeki maden meydana çıkar. 1. Örtülü: Çelikten kaplama gemi, altın kaplama saat. 2. Her tarafı çeviren, her tarafa yayılan, umumî: Kaplama sızı. bk. Kaplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plated. lining. covering. plating. veneering. facing. skin. overlay. casing. cowl. encrustation. incrustation. overlap. revetment. sheath. sheathing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat. coating. plate. plating. covering. crowning. veneer. planking. planks. covered. coated. plated. crowned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covering or coating. coat. plate. plating. crown. veneer. casing. covering. facing. overlay. overplay. pavement. paving. planking. plated. wainscoting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli maddeleri altın ve gümüşten bir tabaka ile örtmek san’atını bilen ve yapan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metal plater. veneerer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a metal plater. the work of veneerer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Her tarafını çevirmek, ortaya almak: Bir bulut ufku kapladı. 2. Örtmek, üstüne zar çekmek: Duvarları kâğıtla kapladı. 3. Kap geçirmek, sarmak: Cildi bozulmasın diye kitabı kâğıtla kaplıyor. 4. Bir şeyin dış yüzeyini koymak, dıştan örtmek: Ahşap evleri tahtayla kaplarlar. Gemileri saçla kaplarlar. Rutûbet geçmemesi için kârgir duvarlara tahta kaplamalıdır. 5. Yüze astar veya kürk yahut kürke yüz ve yorgana çarşaf geçirmek, bir şeyin üzerine diğer bir şey dikmek: Bu kürke ne renkte yüz kaplamalı? Bu cübbeye ince bir kürk kaplamalı. Yorgana çarşaf kapladım. 6. Madenî bir şeyin üzerine daha değerli bir madenden ince bir zar geçirmek ki, şimdi galvanizasyon yoluyla oluyor: Demir ve tunca altın ve gümüş kaplayarak hâlis altın ve gümüşten farksız şeyler yapıyorlar. 7. Her tarafa yayılıp umumîleşmek: Onun şöhreti Alemi kapladı. 8. içine almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover. line. face. plate. veneer. bestrew. canopy. carpet. case. clothe. coat. encrust. envelop. fleece. incrust. infest. overgrow. overlap. overspread. overwhelm. revet. sheathe. sheet. shield. smother in. smother with. suffuse. take. thread. wreath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cake. cap. carpet. cover. drape. encase. envelop. face. fill. pack. pervade. smother. wreathe. to cover. to cake. to coat. to plate. to face. to surround. to include. to comprise. to veneer. to crown. to envelop. to fill. to pervade. to take up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover. to cover completely. to plate. to coat. to veneer. to spread over. to envelop. to encase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veneered. plated. coated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). En fazla Hindistan, Çinhindi, Indonezya taraflarında bulunan pek vahşî ve yırtıcı bir hayvan ki, kediye benzer, lâkin büyük olup kamışlıklarda yaşar. Üstüne fırladığı insan veya hayvan, pençesinden kurtulamaz, Ar. nemr, Fars. peleng.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tiger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tiger. big cat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A control for water turbines which varies pitch of blades in accordance with load, resulting in high efficiency over large-load range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vicar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) Vahşi kedigillerden, benekli, yırtıcı hayvan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) -(1680-1738) yıllan arasında Kırım hanı oldu. 3 defa han olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Örtülmek, çevrilmek: Bu ev tahta ile kaplanacaktır. 2. Bir şeyin dış yüzeyine yapıştırılmak, geçirilmek. Bu gemilere zırh kaplanacaktır. 3. Kürke yüz, yüze kürk veya astar yahut yorgana yüz veya çarşaf geçirilmek: Bu kürke ipekten yüz kaplanırsa güzel olur. Bu yorganlara daha çarşaf kaplanmadı. 4. Daha değerli bir madenden bir yüzey ve tabaka geçirilmek: Acaba bu saate altın kaplanabilir mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çevirttirmek, çevresini kuşatıp ortaya aldırmak: Evini dıştan tahta ile kaplattı. 2. Örttürmek, üstüne bir zar vesaire çektirmek: Odanın duvarlarına kâğıt kaplatacağım. 3. Yüze astar veya kürk yahut kürke yüz ve buna benzer şey geçirtmek: Bu kürke güzel bir yüz kaplatmak lâzımdır. Yorgana çarşaf kaplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Kaplayan, çeviren, örten. 2. Kaplamacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaplamak işi, tarz ve usûlü. bk. Kaplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mahfazası, kabı, örtüsü veya yüzü olan: Kaplı kürk, kaplı kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered. coated. lined. plated. faced. backed. thick with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thick. covered. coated. clad. plated. sheathed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered. coated. plated. having a protective outer cover.