Aram-bahş ne demek? | Aram-bahş anlamı nedir? | Aram-bahş

Aram-bahş anlamı nedir?

Aram-bahş ne demek?

Aram-bahş anlamı nedir?

Aram-bahş | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: aram bahs

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arâm verici, dinlendirici, dinlendiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفيت بخش] afiyet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). ilgi uyandıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه بخش] ilgilendiren, ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dinlenme, karar. 2. Rahat, huzur, istirahat. 3. İkamet, meks: Arâm etmek = Dinlenmek. Arâm-ı cân = Can rahatlığı. Arâm-ı dil = Gönül rahatlığı. Dil-Arâm = Gönlü rahatlandıran dilber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آرام] dinlenme. 2.yerleşme. ârâm etmek yerleşmek

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Dinlenme, sükun, karar. 2.Rahat, huzur, istirahat. 3.Oturma, eğlenme, ikamet etme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arâm verici, dinlendirici, dinlendiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.F.). Rahatlık arayan, dinlenmek isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arâm-gâh). 1. İstirahat yeri. 2. İkamet olunan yer. Oturulan yer, mesken. Me’vâ, menzil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arâm-sâhten). Meks ve ikamet eden, mukîm, sâkin: Arâm-sâz-ı izz ü ikbâl = İzzet ve ikbâl ile oturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat ve huzûru bozan, rahatsızlık veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aramak işi. (bk.) Aramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. research. exploration. searching. hunting. quest. reconnaissance. scouring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feel. search. searching. seeking. search.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lookup. search. exploration. frisk. hunt. hunting. pursuit. quest. root about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Taşınabilir CD’lerde bulunan hızlı ileri ve geri ses aramasına izin veren bir işlevdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

DHR-1000, kaset hafızası olmadığında bile AUX ve alt kod verileri kullanan üç arama moduna sahiptir (Tarih Araması, Fotoğraf Araması ve Dizin Araması). Arama Modlarında, VTR işaretli noktaları sırasıyla bulur. Bu işlev, bazı video kameralarda da bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DHR-1000, kaset hafızası olmadığında bile AUX ve alt kod verileri kullanan üç arama moduna sahiptir (Tarih Araması, Fotoğraf Araması ve Dizin Araması). Arama Modlarında, VTR işaretli noktaları sırasıyla bulur.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body search. police search.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Aram veya eski Suriye'ye ait; (i). Arami dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bulmaya çalışmak, araştırmak, cüst ü cû etmek: Kaçan atını arıyor. 2. İstemek, talebetmek: Hakkımı arıyorum. 3. Yoklamak, muayene ve teftiş etmek: Birinin ceplerini, üstünü aramak. 4. Ümit etmek, var zannında bulunmak: Bizde öyle şey aramal 5. Arzu etmek, bir şeyin olmasına çalışmak: Siz kavga arıyorsunuz. 6. Bakmak, kaydetmek, nazar-ı itibara almak: Ben öyle şey aramam. Arayıp bulmak = İsteyerek bir belâya duçar olmak. Çare aramak = Tedbir düşünmek. Gökte arayıp yerde bulmak = Umulanın haricinde olarak kolaylıkla maksada nail olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

look for. search for. search. seek. try to find. seek for. hunt. miss. comb. comb out. gun for. hunt after. hunt for. hunt out. be on the look-out for. have a look-see. poke. quest. rout. rummage. scout about. scout around. seek after. be spoiling fo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

look for. search for. search. seek. try to find. seek for. hunt. miss. comb. comb out. gun for. hunt after. hunt for. hunt out. be on the look-out for. have a look-see. poke. quest. rout. rummage. scout about. scout around. seek after. be spoiling fo. cal

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. seek. to look for. to seek. to search. to miss. to ask for. to inquire after. to drop in on. court. feel. feel after. inquire. look up. nose. pursue. quest. regret. root about. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آرام بخش] dinlendiren, huzur veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) -1.Gönül rahatı. 2.Sevgili, sevilen güzel.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.gönül rahatı. 2.Sevilen güzel. 3.Yer mekan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آرامگاه] dinlenme yeri. 2.mezar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Huzur, rahat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آرامش] dinlenme. 2.huzur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rahatsız, telâşlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rahatsızlık, telâş.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu terim, sırayla her bir satırın verilerini toplayan ve işleyen bir görüntü sensörünü tanımlamak için kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عطا بخش] bahşiş veren, ihsanda bulunan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Bağışlama, hibe, ihsan: Bunu bana falan bahşeyledi. 2. Af: Bu kabahati bana bahşediniz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحث] konu. 2.tartışma. Bahs edilmek ele alınmak, söz edilmek. Bahs etmek ele almak, söz etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخش] bağışlayan. bahş edilmek 1.bağışlanmak. 2.verilmek. bahş etmek 1.bağışlamak. 2.vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşağıdaki maddeye

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bağışlayış, ihsan, hediye. 2. Af, hoşgörme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخشایش] bağışlama. 2.bağış, ihsan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. bet. wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bet. to make / to lay a bet. go. lay down. take on a bet. wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bağışlayan, ihsan eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conferment. dotation. granting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). 1. Bir konuda konuşmak, söz söylemek. 2. Hakkında konuşmak: Bugün bize yaptığınız seyahatten bahsedin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. F. T.). İhsanda bulunmak. Mânevî bir huzur, rahatlık vermek: Bana bahşettiğiniz saadeti hayatımda tadmamıştım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention. make mention of. talk about. speak of. refer. advert. chew over. cite. discourse. make noises. slip in. talk on. talk over. talk round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cite. mention. to talk about. to mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mention. to discuss. to talk about. allude. cite. deal with. speak. touch. treat of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concede. grant. to give. to grant. to bestow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grant. to grant a right. send.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «bağşiş» den türemiş olmalıdır). Bahşiş, bağşiş, ihsan, hediye, hademeye ve iş adamlarına kararlaştırılmış ücretten fazla olarak verilen para: Hizmetçiye bahşiş vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gratuity. tip. baksheesh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baksheesh. gratuity. tip. drink money. fee. gratification. largesse. remuneration. reward. throw money. vail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخشش] bağış. 2.bahşiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come off badly. to turn out crabs. fail. flap. flop. to fall through.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Durup dinlenmeyen. 2. Bir düzüye. 3. Rahatsız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tatlılara renk ve lezzet vermede kullanılan yanmış şeker, karamel; karamela.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yanmıs şeker haline gelmek veya koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Parlaklık veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hakkı yerine getiren, hak veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâm = rahat). Gönül rahatı, gönlü rahatlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Gelişmiş ayrı ses ayarı için üç bantlı parametrik ekolayzer.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فائده بخش] yararlı, faydalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. ferah = sevinç, F. bahşîden = bağışlamak). Sevinç, gönül açıklığı veren. Ar. müferrih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فرح بخش] ferahlık veren, iç açıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Arapça feyz = bereket, Farsça bahşîden = bağışlamak). Bereket, nimet ve bolluk veren: Feyz-bahş bir meslek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ فيض بخش] verimli, bereketli. 2.feyiz veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غرام] tutku, aşk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD üzerindeki her parçanın başlangıcı çalınır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Görsel İndeks Taraması ekranı dokuz parçaya bölünmüştür. İndeks işareti konulmuş başlangıç sahneleri otomatik olarak bulunur ver fotoğraflar şeklinde gösterilir. Böylece kayıtlı kaset içeriğine kolayca bakılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. halâvet = tatlılık, Fars. bahşîden = bağışlamak). Tatlılık veren, tatlılandıran, lezzetini artıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAM) (i. A.). 1. İslâm dininde yapılması veya kullanılması yasak olan, helâl olmayan: İçki haramdır. İslâm dini domuz eti yemeyi harâm etmiştir. 2. Dokunulması ve tecavüzü yasak, kutsal, mukaddes, mübarek: Beytullah-ül-harâm, Mescid-i harâm, beled-i harâm, Muharrem-ülharâm. Harâm olsun = İçe sinmesin: Bana bundan sonra eğlence haram olsun. 3. Kullanılması din bakımından yasak olan şey, helâl zıddı: Haram yemek, haramdan kaçınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. illicit. ill-gotten. illegimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. ill-gotten. unlawful. wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. unlawful. wrong. illicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Forbidden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This category is prohibited for the Muslim to do such as stealing and lying Doing the haram counts as a bad deed and not doing it counts as a good deed. forbidden unlawful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

M prohibited food; the word actually refers to that which is delineated or indeed sacred. forbidden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sacred enclave in Mecca enclosing the Ka'bah, the focal point of the hajj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is against Islamic law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Holy Precinct of Mekka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something a Muslim must not do or eat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something which is unlawful or prohibited in Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرام] haram.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money illegitimately acquired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. harâm, Fars. zâde = doğmuş). Piç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haram mala el uzatan adam, hırsız, uğru, haydut, yol kesici, şakıy.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرامی] eşkıya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırsızlık, haydutluk, uğruluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرام زاده] piç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hata = yanlış, kabahat, Fars. bahşîden = bağışlamak). Yanlış ve kabahatları affeden: Cenâb-ı Hak hatâ-bahştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا بخش] hataları affeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hayat = dirilik, Fars. bahşîden = bağışlamak). Ömrü arttıran, pek ferah verici.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيات بخش] hayat veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hayret = şaşma, Fars. bahşîden = bağışlamak). Hayret veren, şaşırtan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيرت بخش] hayret verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ibret, Fars. bahşîden = bağışlamak). İbret veren, ibreti gerektiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عبرت بخش] ibret verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İndeks Araması, kaset üzerindeki işaretli noktaları bulmanızı sağlar. İndeks Taraması, tüm işaretli noktaların ilk birkaç saniyesini göstererek kasette neler bulunduğunu görmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. barren. dud. hopeless. pathetic. useless. waste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good- for-nothing. incommodious. kaput. trifling. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استفاده بخش] yararlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kâm = arzu, istek, Fars. bahşîden = bağışlamak). Herkesin isteğini yerine getiren, istekleri bahşeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kanâat verici, inandırıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Pek esmer ve siyahımsı (adam). 2. (denizcilik) İri demir külçesinden ibaret ağır valyoz (balyoz) (hi.). 1. Merkezi, sonradan «Karaman» denen LArende şehri olan ve Konya ile bütün çevresini elinde tutan, iki asır kadar yaşayan büyük Anadolu beyliği. 2. (coğrafya) Karamanoğulları’nın hüküm sürmüş oldukları bütün Konya ve çevresini içine alır. Tanzimat’tan önce bu topraklar Karaman Beylerbeyiliği adını taşırdı, merkezi Konya şehri idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

karaman. drop stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Esmer, yağız insan. 2.Güneybatı’da esen yel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. muhtemelen Isp.). 1. Bir nevi boyalı parlak kendir bezi ki, potin yüzü dahi olur. 2. Bu bezden yapılmış: Karamandola potin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Karaman ili ahalisi. 2. 1924’ten önce Konya çevresinde oturan, Türkçe konuşan Ortadokslar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cannon. collision. smashup. confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carom. billiard. cannon. collision. smash up. confusion caused by a collision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caramel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caramel. taffy toffee. toffee toffy taffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Her şeyi kötüye yoran; iyi bir gelişmeden ümidini kesen, bedbin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic. pessimist. dejected. depressed. downbeat. heavy-hearted. low. somber. sombre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist. pessimistic. pessimist kötümser. bedbin. pesimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism kötümsürlük. bedbinlik. pesimizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism. qualm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Buğday içinde biten bir ot ki, unu bozan siyah bir tane verir. 2. Bu otun tanesi: Bu buğdayda çok karamuk var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn cockle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(agrostemma githago): Karanfilgiller familyasından, yurdumuzda hububat yetiştirilen tarlalarda görülen, çoğu zaman buğdayla karışık olarak biten, 30-100 cm yüksekliğinde, tohumları zehirli bir bitkidir. Üzeri tüycüklerle kaplıdır. Yaprakları almaşıktır. Çiçekleri büyük ve güzel ve morumsu pembe ve ender olarak da beyazdır. Kullanıldığı yerler: Soğuk algınlığını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Çifte demir atıldığı zaman, geminin dönmesiyle zincirlerin dolaşmasını önlemek üzere kullanılan tertibat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bıkkınlık ve yorgunluk veren.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ürünle birlikte verilen Picture Motion Browser yazılımı, fotoğraf koleksiyonunuza göz atmanıza ve koleksiyonunuzu yönetmenize yardımcı olur. Fotoğraflarınızı e-posta ile arkadaşlarınıza ve ailenize gönderebilir veya İnternet’teki paylaşım sitelerine kolaylıkla yükleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Titreten, titreme veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sevinç veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). İki kürekli yani bir çifteli ağır kayık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mıknatıs tarafından çekilme hassası olan, mıknatısla çekilebilen, paramagnetik. paramag'netism i. paramagnetizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Paramaribo, Surinam'ın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pamuk ve yünden yapılmış ince elbiselik kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -cia) zool. paramisyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. parametre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Cebirde bir denklemin katsayılarına giren değişken kemiyet.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. paramètre

mat. değişken

Cebirde bir denklemin katsayılarına giren değişken nicelik.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. askeri niteliği olan fakat orduya bağlı olmayan (kuruluş, örgüt).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tıb. paramnezi; psik. görmüşlük duygusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. âlâ, fevkalade, üstün, faik: rütbece üstün olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşık, sevgili, metres, gayri meşru karı ve koca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parça parça olmuş, pek çok parçalara ayrılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all in pieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smashed to bits. in tatters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all in pieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smashed to bits. in tatters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Revan-bahşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can bağışlayan, taze hayat veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رونق بخش] parlaklık veren, canlılık kazandıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سعادت بخش] mutluluk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. safi = rahat, Fars. bahştden = bağışlamak). Rahat ve huzur veren, rahatlandıran, eğlendiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صفابخش] gönüle rahatlık veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yiğitlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stockade. shoulder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoulder. palisade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski italyan komedisinde soytarı; korkak soytarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Şeref-bahşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Şeref-bahşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref, Fars. bahşiden = bağışlamak). Şeref veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref, Fars. bahşîden = bağışlamak). Şeref veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شرفبخش] şeref veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şifi = İyileşme, Fars. bahşiden = vermek). İyilik veren, iyileştiren: Bu su hastalar için şifâbahştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفابخش] şifa verme, iyileştirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Kolaylık veren, kolay kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Taç veren, hükümdar yapan. 2. mec. Büyük hükümdar, kudretli imparator.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taramak işi. 2. Topografyada, haritalarda yükseklikleri çizgiyle gösterme usûlü: Tarama öğrenmek; taramayı güzel yapmak. Tarama havyar — Diş diş duran bir cins havyar. Tarama = Sahte ve değersiz havyar taklidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweep. combing. carding. line drawing. hatch. crosshatching. scanning. screening. hachure. hachures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hatch. combing. hatching. cross-hatching. hachure. a spread made with fish return. carding. rabbing. dredging. raking. sweep. sweeping. lining. lineated. scoop. scarification. grating. ruling. trawling. rippling. gilling. comb. cross hatchin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

En sevdiğiniz istasyonların hafıza alınması ve ayarlanmasını sağlayan bir özellik.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Saç, sakal vesaireyi tarakla ayırıp temizlemek: Başını, sakalını, çocuğunu taramak. 2. Yün ve keteni tarak denilen Aletle açmak: Şiltenin yününü taramak. 3. Taşı, dişli çelik kalemle tesviye etmek: Bu mermeri iyi taramamışlar. 4. Her tarafını açıp bakmak, karıştırmak: Bütün eşyayı arayıp taradılar. 5. mec. Hırsızlık maksadiyle karıştırmak: Yankesiciler adamcağızını cebini taramışlar. 6. (denizcilik) Tarak dubasıyle deniz dibini temizleyip derinleştirmek. Arayıp taramak = Etraflıca sorup anlamak, araştırma yapmak, (denizcilik). Demir taramak = Gemi rüzgâr veya akıntıya uyarak demiri sürüklemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comb. groom. drag. sweep. scan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comb. drag. dredge. rake. sift. to comb. to rake. to harrow. to tease. to card. to heckle. to rove. to drag. to scan. to rake. to rake about/around. to hackle. to search.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scan. to comb. to rake. to harrow. to card. to hackle. to dredge. to rake strafe. to search thoroughly. to scan. to hachure. to rabble. to hatch. to rule. to sweep. to scoop. to skim. to survey. to break. to trawl. to ripple. to garnett. comb out. drag. d

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Telefon araması yaparken ya da bir telefon geldiğinde sesi otomatik olarak azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F,, Ar. teselli, Fars. bahşîden = Bağışlamak). Teselli veren.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Diskin, en yüksek giriş seviyesine sahip bölümünü bulur. Bu durum, aşırı sinyal yüklemesini önler ve doğru kayıt seviyesi ayarı için kullanılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ümit veren, ümit ettiren, emel uyandıran: Bana ümîd-bahş birtakım sözler söyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اميدبخش] ümit verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اميدبخشی] ümit verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. işe gelmek, iş görebilmek, kullanılabilir hâlde olmak: Bu bana yaramaz. 2. Faydalı olmak, kendisinden faydalanılmak: O adam bize çok yaradı. 3. Uygun ve muvafık gelmek, sıhhate faydalı olmak: Buranın havası bana yaradı, bu yemek, bu su bana yaramıyor. 4. Lâyık olmak, gerekmek: Ona iyilik yaramaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agree. agree with. avail. benefit. correspond. do for. lend itself to. profit. serve. be of service to. suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefit. to be serviceable. to be of use. to be useful. to do good. to benefit. to be suitable. to work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be of use to. to serve sb's purpose. to serve. to avail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. işe gelmez, hayırsız, faydasız. 2. Kötü, Ar. şerîr, muzır, habîs. 3. Zorba. 4. Gürültücü, patırtıcı, rahat durmaz: Yaramaz çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-effective. good-for-nothing. elfin. elvish. impish. mischievous. naughty. obstreperous. prankish. rompy. skittish. undisciplined. unmanageable. wicked. little perisher. pickle. rogue. scalawag. scamp. scapegrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elfin. bad. handful. impish. naughty. rascal. rogue. scallywag. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischievous. naughty. useless. good-for-nothing. unlicked cub. impish. no- good. puchish. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaramaz olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escapade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischief. uselessness. naughtiness. rudeness. unsuitability. misbehaviour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naughtiness. mischievousness. devilment. devilry. escapade. misbehaviour. mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim araması ve yavaş oynatım gibi tüm oynatma hızlarında yumuşak görüntü sağlayan geliştirilmiş bir işlev. Saniyede gösterilen resim sayısı %50 artırılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Zevk veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ذوق بخش] zevk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by