Arıza-i şehide | Arıza-i şehide ne demek? | Arıza-i şehide anlamı nedir?

Arıza-i şehide | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ariza sehide

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaza, arıza; (gram). sarf bölüğü; (fels). ilinek, âraz, accident insurance kaza sigortası acciden'tal (s)., (i). kaza eseri olan, arızi; rastlantı eseri olan, tesadüfi; esaslı olmayan;(i)., (müz). armür dö kle'den sonra tesadüfi olarak gele

Genel Bilgi

Arabamızın motoru arabayı yürütecek gücü sağlarken bir yandan da ısı üretir. Motor bloğu içinde devamlı dolaşan su ile motor soğutulur. Motordan aldığı ısı ile ısınan bu su da radyatörde havanın yardımıyla soğutulur.

Kapalı bir çevrimde ve ideal ısı dengelerinde devamlı oluşan bu olayın farkına biz ancak, herhangi bir arıza durumunda soğutma olayı yetersiz kaldığında, radyatörden buharlar çıktığında, yani bilinen tabiri ile arabamız hararet yaptığında varırız.

Kışın soğuk aylarında, hava sıcaklığı sıfırın altına düşünce, arabamız kapı önünde hareketsiz halde iken bu soğutma suyu da her su gibi donabilir. Donunca genişler ve yaptığı basınçla motor bloğunu çatlatabilir. Bu olayı önlemek için suyun içine, sıfırın çok altındaki derecelerde bile donmasına mani olacak ‘anti-firiz’ dediğimiz sıvı ilave edilir.

Motorun soğutma suyunun içine ne oranda antifiriz konulacağını, o bölgede olabilecek en düşük hava sıcaklığı belirler. O zaman şöyle düşünülebilir. Tam emniyetli olması bakımından, soğutma suyunun yerine niçin tamamen antifiriz doldurmuyoruz? Antifiriz oranı yüzde yüzü bulunca sıcaklık ne kadar düşerse düşsün maksimum korunma sağlanmış olmaz mı?

Hayır, olmuyor. Mantıken ters gelebilir ama belirli orandan fazla konulan antifiriz bu sefer de tamamen ters tepki veriyor. Suya yüzde 50 oranında katılmış antifiriz -37 derecede donarken, antifirizin kendisi yani saf antifiriz -12 derecede donuyor.

Suyla karışabilen her şey onun sıfır derece olan donma noktasını düşürür. Yani donma derecesini düşürmek için suya toz şeker, şurup hatta aküdeki asit bile konulabilir. Hepsi de bir dereceye kadar aynı işlevi görür ancak hiçbiri diğer tehlikeli yan etkileri bakımından tavsiye edilmez.

İlk otomobillerde şeker ve balın antifiriz olarak kullanılmaları denendi, sonraları ise alkolde karar kılındı. Ancak bu sefer de alkolün kaynama noktası düşük olduğundan motor sıcakken sorun çıkardı. O halde ideal antifirizin donmayı önlemesi ama aynı zamanda da suyun kaynamasına sebep olmaması gerekiyordu. Günümüzde bu amaçla ‘etilen glikol’ denilen renksiz kimyasal bir sıvı kullanılıyor.

Suyun içine katılan kimyasalların donmayı önleme özelliği, suyun ve buzun moleküler yapıları ve antifirizin bu yapılara olan etkisinden ileri geliyor. Bilindiği gibi tüm sıvılarda olduğu gibi suda da moleküller serbest ve düzensiz halde, katılarda (buzda) ise sabit ve düzgün bir yapıdadırlar. Su donarken önce moleküllerinin hareketleri yavaşlar sonra da düzgün ve sabit bir pozisyona gelirler yani kristalleşirler. İşte antifirizin buradaki rolü, moleküllerinin su molekülleri ile birleşerek onların buz kristalleri oluşturmalarına mani olmaktır.

Peki öyleyse ortada su yokken antifiriz kendi kendine niçin daha çabuk donuyor? Çünkü suya katıldığında antifirizin su moleküllerine yaptığını su da antifiriz moleküllerine yapar. Donmayı önlemek daha doğrusu geciktirmek iki taraflı çalışır, su da antifirizin donma derecesini düşürür. Sonuç olarak arabanın soğutma suyuna önerilenden fazla antifiriz konmasının hiçbir faydası yoktur aksine zararı vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. arîz). Arîzalar, (bk.) Arîza.

Türkçe Sözlük

(i. A. «araz» dan if.) (mü. arıza ). Tabiî ve zâtî olmayıp sonradan hâsıl olmuş, zuhur eden, gelip yapışan: Kendisine bir hal, bir hastalık Arız oldu. Bu sene ekinlere bir böcek Arız oldu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «arz» dan smüş.) (müarîza). Geniş, vâsî, enli. Arîz ve amîk: Enine boyuna, dûr ü dırâz, etraflıca.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Avârız). Arız olan hâlet, sonradan meydana gelen eksiklik: Bir arızaya uğradı. Avârız-ı mütenevviaya (çeşitli Arızalara) dûçâr oldu. Yeryüzünün düzlüğünü bozan her çeşit iniş, çıkış, tepe, çukur v.s., engebe.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asttan üste takdim olunan mektup. Bir maslahat arzı için yazılan tahrirat ve nâme: Takdim-i arîzada kusurum çoktur. Arîza-i kemterânem = Eskiden çok kullanılan klişe tâbirlerdendir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. defect. fault. hitch. obstruction. trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. bug. fault. malfunction. failure. defect. hitch. roughness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

malfunction. defect. fault. failure. breakdown. trouble. obstruction. unevenness. roughness of a country. accidental. tie-up. profile. accident. hitch.

Türkçe Sözlük

(i.). Arızası olan.

Türkçe Sözlük

(i). Arızası olmayan.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. arz = İnha, beyan, hal = durum, aslı arz-ı hâl). 1. Bir iş için bir makam veya resmî daireye bir iş sahibinin verdiği dilekçe, istida-nâme: Arzuhal vermek, takdim etmek = Durumu arzuhalle ilgili daireye bildirmek. 2. (Tevazu ve zarafet yoluyla) Tahrirat, tezkere, arîza, müzekkere: Takdîm-i arzuhâl etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Arıza). Arızalar. Avârız akçası = Vaktiyle her mahalleden fevkalâde olarak alınan vergi. Avârız vakfı: Geliri bir yer veya mahalle ahalisinin veyahut bir sanat halkının belirli ihtiyaçlarına sarfolunmak için kurulan vakıf. (bk.) Arıza.

Türkçe Sözlük

(i. A. «baststan) (mü. basîta) (c. basâit). T. Düz, Arızasız. 2. Açık, vâsî, geniş. 3. Mürekkep olmayan, sade: Ecsâm-ı basîta = Basit cisimler.

Türkçe Sözlük

(i). T. Vücutte olan uzuv ki başı bedene bağlar, önüne boğaz ve arka tarafına ense derler. Ar. unk, rakabe, Fars. gerdân: insan, deve, kaz boynu, boyun kemikleri. 2. Bazı kapların dar ve uzun olan yukarı kısmı: Şişe, sürahi, testi boynu. Boyna almak = Bir işi üzerine almak, kabullenmek. Osm. deruhte etmek, kefil olmak. Boyun eğmek, bükmek = HAlinden şikâyet etmek. Boynu eğri = Muhtaç. Boyun vurmak = İdam, Osm. siyaset etmek, darb-ı unk etmek. Boyun uzatmak = Teslim olmak. Boynu ince, boynu kıldan ince = Mutî, itaat eden, her emre uyan. Boyunbağı = 1. Tasma, Fars. gerdân-bend. 2. Boyuna veya gömleğin yakasına bağlanan kumaştan giyim eşyası, kravat. Boyun buran = Sarıasmaya benzer benekli bir kuş, şakrak, göçgen. Boyun borcu = Vazife, Ar. vecîbe, farîza. Boyna binmek = Dala binmek, zavallı bulup musallat olmak Boyun çenberi = Köprücük kemiklerinin üstündeki çukur. Boyun kaşımak = Utanmak. Boyun kesmek = Baş eğmek, itaat etmek, tabî olmak, Osm. ser-fürû etmek. Boyun vermek = İtaat etmek, râm olmak. Boyun atkısı = Sargı, şal.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kul ve köleye mensup ve müteallik veya lâyık (zarafet tabiri olarak, konuşan şahıs kendisi hakkında kullanırdı): Mâruz-ı çâkerânemdir, arîza-i çâkerânem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sirküler yollamak: sirküler halinde kaleme almak. circulariza'tion (i). sirküler yollama. circularizer (i). sirküler yollayan kimse.

Şifalı Bitki

(sarızambak): Zambakgillerden, beyaz çiçekli bir bitkidir. Kökündeki yumrulardan çiriş yapılır. Nisan - Temmuz aylarında çiçek açar. Kullanıldığı yerler: Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Memeli basuru tedavi eder. Mafsal ağrılarını dindirir. İdrar ve adet kanı söktürür. Saçkıran tedavisinde de kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sakat insan; (f). sakat etmek; bozmak. crippled (s). kötürüm; arızalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). depolarize etmek, kutbiyeti izale etmek. depolariza'tion (i). kutuplarını yoketme, kutupengellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hendek; ark; (f). hendek kazmak; hendekle çevirmek; hendeğe atmak; (A.B.D). raydan çıkmak; (A.B.D)., argo kurtulmak, den kaçmak; argo arızalı bir uçağı suya indirmek. ditchdigger (i). hendek kazıcısı; ağır ve adi işte çalışan kimse. ditchw

Teknolojik Terim

DVD-RAM (DVD–Rasgele Erişimli Bellek), veri saklama ve arşivleme için oldukça güvenilir bir formattır. Diskler, standart DVD ortamından farklı olarak, dahili hata kontrolü ve bir arıza yönetim sistemine sahiptir.

Türkçe Sözlük

(i.). Ovalık yerin iniş ve çıkışı. Çukur ve tepeleri, düzleştirilmemiş yer; Arıza.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. feraîz). 1. Şer’an yapılması mecburî olan dînî işler: Namaz fârîzadır. 2. Vârislerden beherine şer’ an düşen hisse. 3. (c.) Ilm-i ferâiz. (bk.) Ferâiz. 4. mec. Yerine getirilmesi şart olan vazife: Bu, benim için farizadır. Fariza-i zimmetimdir = Boynumun borcudur.

Türkçe Sözlük

(f.). Bir arızayı, bir rahatsızlığı ortadan kaldırmak, yok etmek: Bu ilâç ağrınızı giderir. Otomobildeki bozukluğu bir türlü gideremedik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) uçaklarda arızaya sebep olduğu rivayet edilen ve hayal mahsulü ufak bir varlık, cin.

Türkçe Sözlük

(f.). Hac farizasını yerine getirmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hâc» dan galat) (c. hüccâc). Yılın belirli zamanında KAbe-i şerifeyi ziyaret edip hac farizasını yerine getirmiş adam: Hacıları götüren vapur geldi: Hüccâc-ı Müslimîn = Müslüman hacılar (Hıristiyanlığın kutsal yerlerini, bilhassa Kudüs’ü ziyaret eden Hıristiyanlar’a da hacı denir). Hacıotu = Bir çeşit bitki, kan kurutan. Hacıbaba = Hacı olmuş ihtiyar ve muhterem adam (çoğunun hacı olduğu düşünülerek Araplar’a ve bilhassa yaşlılarına denir). Hacılar bayramı = Kurban bayramı, Ar. ıyd-1 adhâ. Hacı hoca = Hacı olmuş dindar adam. Hacıyatmaz = Ne türlü atılsa ağırlığının olduğu tarafa dönüp ayaküstü duran oyuncak. Hacılar yolu = Saman yolu, Fars. kehkeşân.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. havâdis, hâdisât). 1. Olay, vak’a, vâkıa, vuku bulan hal ve keyfiyet, macera: Hâdisit-ı dehr = Zamanın olayları. 2. (tıp) Bir hastalığın devamı sırasında ortaya çıkan hal, hastalığın tesadüfen başka bir renk alması, Arıza. 3. (c. havadis). Haberler, vukuat, yeni vuku bulmuş işler: Bugünkü gazetelerde hiç havadis yok: Yurt havadisi, dış havadis.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hami» den if.) (mü. hâmile). 1. Yüklü, yüklenmiş, üstünde bir yük bulunan. 2. Hâiz, üzerinde bulunan: Üçüncü rütbeden bir tane Osmânî nişanını hâmil bulunan. 3. Götüren, taşıyan, nakleden: Himil-i arîza = Mektup götüren. 4. Sahip, mutasarrıf. Tahvilâtın hâmilleri. 5. Gebe: Bu kadın hâmiledir; hâmile kısrak. 6. (hukuk) Uhdesinde bir poliçe bulunan. Kimya ve fizik terimlerinde Y. phore ve L. fere edatlarını tercüme ederek mürekkepler teşkil eder: Hâmil-i iş’Ar = pilifere ve hâmil-enâ = tecophore gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekiş; ilişme, ilişiklik; engel, mâni, arıza; topallama, aksama; bağlantı parçası; (den). volta, bağ, adi duğüm; (A.B.D)., (k).dili askerlik süresi. hitchhike (f). otostop yapmak. without a hitch pürüzsüz olarak, hadisesiz bir şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اختلال] bozukluk, arıza. 2.ihtilal.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Itrî (Buharizâde Mustafa Efendi). Türk besteci, hattat ve şair.

Türkçe Sözlük

(i.). İhtiyarlıktan veya inme vesair bir Arızadan dolayı ayağa kalkamayan veya yürüyemeyen, oturan, sakat: Kötürüm bir ihtiyar; otura otura kötürüm olacak. Köskötürüm = Büsbütün kötürüm, hiç yerinden kalkamaz.

Sağlık Bilgisi

Dışkulak borusundaki ufacık bezler; kulak kiri adı verilen hafif sarımtırak yağlı bir madde salgılarlar. Bu salgı fazla olduğu zaman, dışarıya atılamayıp kulak içinde kuruyacak olursa, bir tıkaç meydana getirir ve kulak zarını etkileyerek rahatsızlık verir. Dışkulak borusu, kulak kiri ile tamamen kapanacak olursa, uğultu, çınlama gibi arızalara neden olur. Tamamen tıkanmış boru, ancak doktor tarafından açılabilir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, havlu.

Hazırlanışı : 2 çorba kaşığı zeytinyağı ısıtılır. Ilıdıktan sonra kulak borusuna 3 damla konup ılık bir havluyla kapatılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

secularization. laicization.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir yüzeyin üzerinde bir sıvı damlamasından veya bir boyayıcı madde dokunmasından olan benek, damla eseri, benek şeklinde veya bir parça yere mahsus pislik: Bu kumaşta bir leke vardır, ceketi leke içinde idi. 2. Tabiî olarak veya bir Arızadan dolayı hâsıl olan benek, nişan: Gözümde bir leke var, bir leke peydâ oldu, yüzündeki lekeler tabiîdir. 3. Eksiklik, ayıp, şâibe, şöhret ve itibara halel getirecek hâl ve hareket: O adamın hiç lekesi yoktur, yalnız tamahkârlığı bir lekedir. Leke etmek = Bir şey damlatıp kirletmek, lekeli etmek: Yeni ceketini leke etmiş. Leke getirmek = Eksiklik ve ayıp getirmek, lekeli kılmak: Düşüncesiz bir hareket bir kadının namusuna leke getirebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. askerlik ruhu, asker zihniyeti; savaşçı siyaset, militarizm; askeri üstünlük. militarist i. militarizm taraftarı. militariza'tion i. askerileştirme. mil- itarize f. askerileştirmek.

Türkçe Sözlük

(I. A. «arz» dan if.) (mü. muarıza). Karşı gelen, muaraza ve muhalefet eden: O adam bana daima muârız bulunur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «avec, ivec» den imef.) (mü. muavvece). Eğrilmlş, eğri, kemerli, bükülmüş. Sath-ı muavvec = Arızalı satıh.

Türkçe Sözlük

(i. A. «maraz» dan if.) (mü. mütemârıza). Yalandan hastalanan, hastalık taslayan, Osm. temârüz eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ayrı ayrı söylemek veya göz önünde bulundurmak; ayrıntıları ile anlatmak, isim zikretmek, şahıslar üzerinde durmak. particularization i. ayrı ayrı mütalaa etme; isim zikretme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir ışının titreşimlerini belirli bir yöne çevirmek, polarmak; özel bir anlam veya yön vermek. polarized light polarılmış ışık. polariza'tion i. polarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) intizama koymak, düzenlemek, usulüne uydurmak. regulariza'tion (i.) tanzim etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. arızalı, pürüzlü, engebeli; düzensiz; bakımsız, karmakarışık; sert, haşin; kaba, terbiyesiz; kulak tırmalayıcı; sıhhatli, kuvvetli, zinde; dayanıklı, sağlam, cefakâr; fırtınalı, sert.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. layikleştirmek, dünyevileştirmek. seculariza'tion i. manastır sisteminden kurtarma; vakfı mülke çevirme; dini tesirden uzaklaştırma, layikleştirme, layikleştirilme.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Durgunluk, kesilme. Sekteye uğramak = Durmak, kesilmek. 2. Zarar, bozulma: İşimize sekte geldi. 3. Kan dolaşımının birdenbire durması veya akması gibi Arıza. Sekte-i kalb = kalb durması.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İnsanların birbirleriyle karşılaştıklarında kullandıkları yakınlık dostluk, saygı ifade eden söz, yaptıkları işaret veya hareket. 2.Emniyet, huzur, selamet, esenlik, sağlık, sağlamlık. 3.Selam: Yüce Allah’ın isimlerinden, Fani olmama, ze-valsizlik, her çeşit arıza ve hadiseden salim olmak. Her türlü tehlikeden koruyup selamete çıkaran.

Sağlık Bilgisi

Bu çeşit ağrılar, genelikle küt ağrı şeklindedir. Vücudun her yerinde hissedilebilir. Ama, çoğunlukla kalp çevresindeki ağrılardan şikayet edilir. Bazı kimseler de başlarını tıpkı bir çember gibi sıkan baş ağrılarından şikayet ederler. İşte bu çeşit ağrılar, bedeni bir arızadan kaynaklanmıyorsa, sinirsel ağrılardır. Bu gibi şikayetlerde aşağıdaki reçetelerden herhangi biri kullanılanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana, süt.

Hazırlanışı : Dört su bardağı süte 10 tane lahana konur ve 15 dakika kaynatılır. Ilıdıktan sonra, lahana yaprakları ağrıyan bölgeye konur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. güneş ışığına maruz bırakmak; foto. klişeyi güneş ışığına fazla maruz bırakarak bozmak. solarization i. güneş ışınlarının etkisi; foto. klişeyi güneşe fazla maruz bırakarak bozma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. circular letter. generalizing. generalization. making sth generally known. diffusing. circularization. circular order.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recognition. acknowledgement. recognizance. identification. spotting. familiarization. acquaintance.

Türkçe Sözlük

(TARİZ) (i. A. «arz» dan masdar) (c. târîzât). Dolayısıyle dokunacak söz söyleme, açıktan olmayarak dokunma: Bu söz bana tarizdir.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Arazideki arızaları belirtecek şekilde bir yeri kâğıt üzerinde çizgilerle göstermek işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. adileştirmek, herkesin anlayacağı hale koymak. umumileştirmek. vulgariza'tion i. adileştirme.

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Bir makamın dizisinde olmayan Arıza taşıyan nota ki, geçki yapıldığını gösterir.