Arz Odası ne demek? | Arz Odası anlamı nedir? | Arz Odası

Arz Odası anlamı nedir?

Arz Odası ne demek?

Arz Odası anlamı nedir?

Arz Odası | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: arz odasi

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Sultan's audience hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. arazi ve nadiren arzeyn). 1. Yer, zemin, semâ mukabili: Küre-i arz, sath-ı arz. 2. Toprak, hâk, yer: Bu erzın verimliliği zayıftır. 3. Memleket, yer. Ar. buk’a, hıtta, diyâr: Arz-ı Filistin, Güney Amerika’da Ateş Arzı Arz-ı Mukaddes = Filistin, Kudüs. Arz üzerinde = KAğıt üzerinde olmayarak, mevkiinde (ölçmek vesaire). Arâzi = Ekilen veya ekilebilen yerler, insanların tasarrufunda bulunan toprak: Arâzi-i haraciye, arâzi-i öşriyye, arâzi-l metruke, arâzi-i memlûke, arâzi-i mevât, arâzi-i mevkufe: Toprağın Osmanlı kanunlarına göre kısım ve çeşitleri (terkiplerin son kelimelerine (bk.). Arâzi-i hâliye: Sahipsiz toprak. Arâzi-i mübâreke: Hicaz. Arazi kanunnamesi, nizamnamesi = Arazi hakkındaki kanunlar ve nizâmlar mecmuası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. En, genişlik, tûl (enlem) mukabili: Arzını tülünü ölçmek. 2. (Astronomi, coğrafya). Küre-i arzın, ekvatordan kutbuna doğru olan mesafesi ve buna karşılık mesafeleri: An-ı şimâli = Hattı üstüvanın kuzeyindeki. Arz-ı cenubî = Ekvatorun güneyindeki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir büyük zatın önüne koyma, takdim, sunma: Bir arzuhal yazıp ait olduğu makama arzetmeli. 2. Büyük bir zâta ifade etme, anlatma: Durumumu size arzedeyim. Halimi kendisine birkaç defa söz ve yazı ile arzettim. 3. Osmanlı devrinde bir iş hakkındaki resmî evrakın padişah tasdikine gitmesi: İşim arza gitti, arzdadır, arzdan çıktı. Arı odası = Bir resmî dairenin en büyük odası ve salonu ki, Amir bulunan zat, orada, hallerini arzedecek İş sahiplerini kabûl eder. Arz tezkeresi = Osmanlı devrinde saderetten bir iş hakkındaki evrakın padişaha arzı için mâbeyn-i hümâyûn başkâtipliğine yazılan tezkere. Arz-ı hal. (bk.) Arzuhal. Arz-ı hulûs, arz-ı ubûdiyyet, arz-ı meveddet, arz-ı muvâhat = Selâm tâbirleridir. Arz-ı mahzar = Bir iş hakkında umum ahali veya bir cemaat ve tpluluk tarafından mühürlenerek sunulan müşterek arzıhal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presentation. demonstration. submission. offer. supply. preferment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offer. presentation. demonstration. submitting. submission. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the earth. land. presentation. demonstration. submitting sth to one's superior. offer. latitude. submission. world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارض] yer. 2.dünya, yeryüzü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عرض] genişlik, en. 2.enlem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عرض] sunma, arzetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle of latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bring in. lodge. offer. peg out one's claim. prefer. present. proffer. propose. propound. put in. send in. show. submit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Sultan's audience hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law of supply and demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arzen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارضا] enine, genişliğine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Enine olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aslı arzan) (A.). 1. Arz cihetince, genişliğince: Arzen ölçmeli. Arzen üç ve tûlen beş arşındır. 2. Küre-i arzın arzınca, yani ekvatordan kuzey veya güneye doğru olan mesafece: İstanbul’un arzen derecesi nedir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. arzıye). Arza, yere ve toprağa mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. arzıye). Ene ve arza mensup ve müteallik: Mesâfe-i arzıyye ve tûliyyesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارض حال] dilekçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dindar, sofu.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesini unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlanırdı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer Öbür uca doğru seyahate devam ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13.000 kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesibi unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlandı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer öbür uca doğrun seyahate devame ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13 bin kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yer ilmi, jeoloji.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ardiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aslı: Arzû) (i. F.). 1. İstek, hâhiş: Bu işi arzu etmem. 2. Emel, heves, meyil: Filân şeye arzusu vardır. Arzu çekmek: Müştak olmak, özlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

will. thirst. desire. longing. yearning. wish. want. request. affect. appetence. appetency. appetite. aspiration. conation. craving. hankering. hunger. intentness. lust. maggot. passion. prurience. pruriency. rage. urge. yen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. craving. desire. dream. fancy. longing. will. wish. yen. ambition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. want. request. desire. longing. hunger. lust. will. yen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آرزو] istek, heves.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İstek, bahşiş. 2.Emel, heves, meyl. 3.Özlemek, müştak olmak. “Arzum” olarak da kullanılır. Meşhur halk hikayelerinde Kamber’in sevgilisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspire. desire. fancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wish for. to want. to desire. choose. list. wish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok isteyen, can ve gönülden isteyen: Ben, onun Arzûkeşi değilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Talip, çok isteyen, istekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). istek, heves.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. arz = İnha, beyan, hal = durum, aslı arz-ı hâl). 1. Bir iş için bir makam veya resmî daireye bir iş sahibinin verdiği dilekçe, istida-nâme: Arzuhal vermek, takdim etmek = Durumu arzuhalle ilgili daireye bildirmek. 2. (Tevazu ve zarafet yoluyla) Tahrirat, tezkere, arîza, müzekkere: Takdîm-i arzuhâl etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition dilekçe. istida.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. written application.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Okuyup yazması olmayan kimselere para ile dilekçe, mektup ve benzeri şeyler yazan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petitioner. street letter writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Can ve yürekten istemek, temenni etmek. 2. Göreceği gelmek, özlemek, müştakı olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. lust after. long for. want. have a yen for. aspire. hanker. lust for. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. lust. to desire. to wish. to long. to hanker. to lust after/for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to desire. to wish for. to long for. long. will. yearn for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İstekli, talip, heveskâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. ambitious. athirst for. longing. yearning. wishful. agog. avid. prurient. solicitous. wistful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. eager. longing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. wishing. longing. agog. avid. greedy. solicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Arzu).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anteroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waiting room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالفرض] diyelim ki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kanda bulunan bir nevi asalak kurdun meydana getirdidi bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tutalım ki, farzedelim ki, söz gelişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

den. study. workroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tutma, sayma, itibar etme (var veya yok) kabul etme, bir dava ve meseleyi onun üzerine kurmak üzere bir şeye doğru ve olmuş nazariyle bakma, takdir: Taksim olunacak bin liramız var farzedelim, burada on metre yüksekliğinde bir sütun farzedin, farzedin ki, ben razı oldum. Farz-ı muhil = Gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şeyi olmuş farzetmek: Farz-ı muhal olarak dünya hareketten dursa. 2. Dinin hükümlerinden icrası vâcib olan, sünnet mukabili: Namaz her Müslüman için farzdır. Farz-ı ayn = icrası istisnâsız bütün Müslümanlara lâzım olan farz. Farz-ı kifâye = Edası yalnız hususî şartları haiz olanlara lâzım bulunan farz. 3. Farz imiş gibi yapılması zaruri şey, vâcib, zarurî, nâçar: Bu işi görmek bize farz oldu. Ebeveyne hizmet etmek -evlât için farz-ı ayndır. Üzerime farz değildir = Vazifem değildir, ne vazifem? Bilfarz = Tutalım, şöylece takdir edelim: Bilfarz ben bu işe razı olsam ne yapmamız gerekir? Bilfarz ve-t-takdir = Farazâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assumption. obligatory act. supposition. religious duty. binding duty. obligation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assumption. religious duty required of all Moslems. binding duty. supposition. presumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فرض] Tanrı emri. 2.borç, ödev. 3.zorunlu. farz edilmek sayılmak, tutulmak, tasavvur edilmek. farz etmek saymak, tutmak, tasavvur etmek. farz olunmak 1.tasavvur edilmek. 2.Tanrı tarafından yapılması zorunlu kılınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to assume or imagine sth for the sake of argument. assume. consider. grant. guess. presume. reckon. take. think. understand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become a duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be supposed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرضا] tut ki, diyelim ki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FARZ-I MUHAL) (i. F ). (bk.) Farz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرضيه] varsayım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Batırma, sokma, iğne ile delme veya ayırma.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Public Offering)

Halka arz, sermaye piyasası araçlarının satın alınması için her türlü yoldan halka çağrıda bulunulmasını; halkın bir anonim ortaklığa katılmaya veya kurucu olmaya davet edilmesini; hisse senetlerinin borsalar veya diğer teşkilatlanmış piyasalarda devamlı işlem görmesini; halka açık anonim ortaklıkların sermaye artırımları dolayısıyla hisse senetlerinin satışını ifade eder.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Intermediation For Public Offering)

Sermaye piyasası araçlarının halka arz yoluyla satışına aracılıktır.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارزار] dikenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Harizm).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Türkistan’da Aral gölünün güneyindeki delta ve çevresindeki ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Harzemli. 2. Harzem’e ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

way of life. life pattern / style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reception room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Ödünç, borç. Karz almak = Ödünç, borç almak, istikraz. Karz vermek = Ödünç, borç vermek, ikraz. Karz-ı hasen = Faizsiz borç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرض] borç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ödünç olarak, ödünç yoluyla: Karzan para aldı, verdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کارزار] savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرهء ارض] yerküre, dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit acıbadem kurabiyesi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. marchpane

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antiquated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antiquated. archaic. corny. dated. obsolete. out. outdated. outmoded. outworn. superannuated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of fashion. outdated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rızaya, isteğe aykırı, kabûl edilemeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

living room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

living room. living / sitting room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money supply. supply of money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money supply. supply of money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber of industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumberroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

box / trunk / store / lumber room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital radyolar için analog radyolarda bulunan ayarlama düğmelerine benzer bir ayarlama sistemi.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

craving. itch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبقة الارض] jeoloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yeraltı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحت الارض] yeraltı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Şekil, biçim, kılık Güzel bir tarza koymak. 2. Üslûp, edâ, tertip, düzen: Bu tarzda bir şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

style. method. way. manner. form. angle. brand. fashion. genre. modality. mode. modus. school. stroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion. manner. mode. strain. style. tone. way. style stil. üslup. biçem. sort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

way. manner. sort. kind. style. fashion. form. genre. method. modalities. mode. plan. tone. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طرز] şekil, biçim. 2.yöntem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki) Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki) Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tarzan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rızâ» dan masdar). 1. Râzı ve hoşnud etme. 2. Bir tecavüzde bulunan kimsenin, pişmanlığını söyleyip affını dilemesi: Tarziye talebinde ısrar ediyor. 3. Sahâbe ve din büyükleri için «Radiyallâhüanh» duâsını okuma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber of commerce. trade chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedchamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedchamber. bedroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by