Aşebe ne demek? | Aşebe anlamı nedir? | Aşebe

Aşebe anlamı nedir?

Aşebe ne demek?

Aşebe anlamı nedir?

Aşebe | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: asebe

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Ot cinsinden olan bitki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمناسبه] bir münasebetle, sırası geldiğinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Sırası düşünce, sırası gelince, sırasında, sırasını bularak, sırasını getirerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. haşebât). Ağaç, odun, yonga.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حصبه] kızamık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHASEBE) (i. A. «hisâb»dan) (c. muhâsebât). 1. Hesaplaşma, sayışma, hesap görme: Sizinle bir muhasebemiz vardır. Kendisiyle kat’-ı muhasebe ettik = Hesabımız kalmadı. 2. Hesap ilmi ve usûlü, muntazam hesap ve defter tutma usûlü: Muhasebede mahareti vardır; muhasebeden hiç anlamam. 3. Bir resmî dairenin hesap şubesi, gelir ve giderlerin hesaplandığı, ödemelerin yapıldığı şube veya kalem: Muhasebe-i vilâyet; muhasebe kalemi; muhasebe mümeyizi; muhasebe kâtipleri. Devr-i muhasebe = Selefin halefe hesap verip defter, senet, mevcut nakit vs.’yi teslim etmesi. Dîvân-ı Muhâsebât = Sayıştay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeping. accountancy. business office. cashier's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. bookkeeping. accounting or bookkeeping department of a firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İmparatorluk devrinde bir nezâretin (bakanlığın) hesap ve para işlerine bakan yüksek memur: Maliye, maarif muhasebecisi. 2. İmparatorluk devrinde bir sancağın (vilâyet = ilin) hesap ve para işlerine bakan memur: Saruhan, Kütahya muhasebecisi (vilâyetinkine «eyalet» defterdâr ve kazânınkine mal müdürü denirdi). 3. Bir şirkette aynı işle uğraşan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. controller. chamberlain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. bookkepeer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeper accountant. bookkeeper. bursar. chamberlain. bookkeeping clerk. entering clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bakanlık veya resmî dairenin yahut bir vilâyetin muhasebe işlerine ve mâlî işlerine başkanlık eden zatın memuriyet ve vazifesi: Dahiliye, adliye, posta ve telgraf, Amasya muhasebeciliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy. accountant. bookkeeping. the profession of an accountant. clerkship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜNASEBET) (İ.A. «nisbet» ten masdar) (c. münâsebât). İki şey arasındaki nisbet, uygunluk, muvafakat: Hâli ile kıyafeti arasında münasebet yoktur. 2. Yakışma, uyma: Münasebet almaz. 3. Alâka, yakınlık, bağlılık: Kendisiyle biraz münasebetimiz vardır; onun bizimle münasebeti vardır. 4. Vesile: Bir münasebetle kendisine işi açtım; münasebet düşerse söylerim. Ne münasebet? = Oyle şey mi olur? Bunun imkânı var mı? S. İki şahıs veya topluluk arasındaki iş ve bağlılıklar: Onunla münâsebâtımıZ pek İyi değildir; biz onunla münasebeti kestik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasion. relation. connection. intercourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. connection. reason. means. comparison. contact. intercourse. pertinency. proprieties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in connexion with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the occasion of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uygun, muvafık, münasip: Bu iş pek münasebetli oldu. 2. Yakışır, yaraşır: Münasebetli bir kıyafet. (hâl) Münasebetli münasebetsiz = Münasebet olsun olmasın: Oraya münasebetli münasebetsiz gidiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportune. appropriate. securely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Münasebeti olmayan, uygunsuz, yersiz: Bu iş münasebetsiz oldu. 2. Yakışıksız, yaraşmaz: Münasebetsiz bir kıyafet. 3. Söyleyeceğine ve yapacağına münasip vakit ve hâl düşünmeyen: Pek münasebetsiz adamdır. 4. Münasebet düşmeksizin, vesilesiz: Ben oraya münasebetsiz gidemem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate. inopportune. tactless. thoughtless. impertinent. impossible. improper. inapposite. incongruous. inconvenient. inexpedient. irrational. malapropos. naughty. out of the way. unbecoming. undue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impertinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inopportuness. unseemliness. tactless action. tactlessness. impertinence. impolicy. inconvenience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by