Asma Kat ne demek? | Asma Kat anlamı nedir? | Asma Kat

Asma Kat anlamı nedir?

Asma Kat ne demek?

Asma Kat anlamı nedir?

Asma Kat | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: asma kat

Türkçe - İngilizce Sözlük

mezzanine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mezzanine. entresol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turning rancid / sour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn rancid / sour. to become irritated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

şaşkınlığa düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Koyulaşıp lüzucet kazanmak ağda haline gelmek

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır olmak, ağırlığı artmak. 2. Vahamet kesbetmek, vahîm olmak: Hasta, hastalık ağırlattı. 3. Vakar ve temkin peyda etmek, daha olgun olmak. 4. Fena kokmağa başlamak, bozulmak: Yemek ağırlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become heavier. to become more serious. to slow down. to get harder. to become more difficult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become heavier. to become slower. to become graver. to turn. to become overcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birlikte ağlamak, biribirini ağlatmak: Birkaç kadın ağlamaya başladılar. Yakınmak, birinin siteminden veya kendi halinden şikâyet etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become foolish / stupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çardağa sarılır bir cins beyaz gül.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren yabani, tırmanıcı bir bitki.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. tıp), Katarakt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn white.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical catalogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be astounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downstairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the floor below. first / ground floor. lower floor. lower story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be americanized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amplificateur

fiz. yükselteç

Alçak veya yüksek frekanslı akımların yararlı etkilerini artırmaya yarayan araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amplifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine yemin verip almak, ahdleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to acquire a monument status.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Anlaşmak işi. 2. İki veya daha çok tarafın yapmış olduğu iş ve düşünce, uzlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. settlement. deal. bargain. accord. understanding. pact. alliance. arrangement. axis. compact. composition. concert. concord. conspiracy. contract. covenant. entente. hookup. rapport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. accordance. agreement. alliance. arrangement. assent. bargain. conclusion. concord. consensus. covenant. deal. settlement. understanding. compact. bond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. agreement. handshake. understanding. pact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirinin maksadını anlamak: Durun biraz anlaşalım. 2. Muvafakat hasıl etmek, uzlaşmak: Bu işte anlaşamıyacak mıyız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come to an agreement. reach an agreement. agree. get along. get along with. settle with. come to terms. bargain. close. compound. compromise. concert. conspire. cotton. covenant. fix on. fix up on. getting on with. go along. hit it off with smb. kee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agree. assent. compact. conclude. concur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to understand each other. to come to an understanding. to reach an agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arranged by agreement. working under an agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreement. odds. incompatiblity. disaccord. discord. fight. mix-up. conflict. controversy. discordance. dissension. disunion. disunity. divided counsel. division. embroilment. friction. imbroglio. quarrel. run-in. strife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altercation. argument. conflict. controversy. difference. disagreement. discord. dispute. dissension. dissent. dissidence. friction. quarrel. variance. misunderstanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreement. misunderstanding. conflict. difference. disaccord. discord. embroilment. friction. incoherence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Antlaşmak işi. 2. Tarafların, aralarında kararlaşan yola uygun olarak davranmayı kabul etmeleri, muahede.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

league. treaty. alliance. covenant. concordat. agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compact. pact. treaty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treaty. pact. solemn agreement. concordat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Tarafların bir işi üstlerine alıp yerine getireceklerine karşılıklı olarak söz vermesi fiili. Ahitleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to conclude a treaty. to sign a treaty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to conclude a pact. to contract. to compact. to treat with. to make terms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zekâsını işletemez hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become stupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

albanianization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Ölçü birimlerinin bölündüğü eşit parçalardan her biri: Litrenin askatları desilitre, santilitre ve mililitredir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Suda ve lağım suyunda bulunan, yaklaşık 1 mikron büyüklüğünde veya daha büyük olmakla birlikte, sözgelimi kum tanesinden daha küçük katıları ifade etmek için kullanılan terim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asmak işi (bk.) Asmak. 2. Asılmış, asılı, Fars. Avihte = Asma köprü, asma kilit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çardağa asılmış üzüm ağacı (vitis vinifera) için kullanılır. 2. Alelıtlak üzüm ağacı. mec. Asma budamak = Münasebetsiz söz söylemek. Asma yaprağı = Dolma yapmaya yarayan üzüm ağacı yaprağı. Asma bıyığı = Asma dallarının şuraya buraya tutunmasına yarayan ve sülük de denilen yeşil uzantılara verilen ad. Ak asma (bk.) Akasma. Asma kabağı (bk.) Asmakabağı. Frenk asması = Asmagillerden bir süs sarmaşığı; yaprakları sonbaharda güzel bir kızıl renk alır (Ampelopsis). Meryemana asması = Akasma, filbahri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşmak fiili, geçme: Aşan, tecavüz eden: Baştan aşma işlerimiz vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspended. hanging. vine. overhead. grapevine. vine. suspension. hanging. halter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapevine. hanging. suspension. vine. suspended. hung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vine. grape-vine. suspending. hanging. suspended. pendulous. grapevine. overlap. suspension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceeding. passing over. climbing over. going beyond. crossing. drift. overlapping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(vitis): Asmagiller familyasından tırmanıcı, uzun ömürlü, ağaçsı bir bitkidir. Mayıs-Haziran ayları arasında çiçek açar. Gövdesi üzerindeki kabuklar zamanla esmerleşip şeritler halinde dökülür. Çiçekleri küçük, yeşilimsi renktedir. Yapraklarının taban kısmı kalp şeklindedir. Kenarları dişli ve ucu sivridir. Üst yüzleri tüysüz, alt yüzleri ise tüylüdür. Meyvelerine üzüm denir. Kuru veya yaş olarak yenir. Kullanıldığı yerler: Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk musikisinde bir eserde geçici olarak yapılan kararlar ki, ekseriya güçlü sesi üzerindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mezzanine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mezzanine. entresol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

padlock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

padlock. hanging lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspension bridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspension bridge. drawbridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası, örneği üzüm asmasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yüksek bir yere iliştirip sarkıtmak, tâlik etmek: Ceketi, esvabı çiviye aşmalı. 2. Sallandırmak. 3. Asarak idam etmek: Asıp kesmek mec. Geriye bırakmak. Kulak asmak = Dinlemek, söylenilen sözü kabul edip ona göre davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüksek bîr şeyin üstüne çıkıp ötesine inmek: Dağı aşmak. 2. Bir haddi geçmek, atlamak, Osm. ubûr etmek: Hendeği, ırmağı, denizi aşmak. Bilinen haddi geçmek, tecavüz etmek, çok olmak. Baştan aşmak = Pek ziyade gelmek, aciz gösterilecek derecede çoğalmak: İşlerimiz baştan aştı. (erkek hayvan) dişisine binmek, çiftleşmek: Aygır kısrağa, boğa ineğe aştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hang up. suspend. hang. neglect. drape. drape over. gibbet. halter. hang on. hang out. sling. string up. swing. truss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. hang. hook. suspend. to hang. to put sth up. to hang out to dry. to hang. to execute. to play truant. to cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hang. to suspend. cut. hang up. to break leave. put up. putting up. string up. top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass beyond. go beyond. pass over. pass. overrun. exceed. be in excess of. surpass. bestride. clear. defeat. negotiate. outgo. outreach. overbrim. overlap. stride. surmount. top. transcend. transgress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. exceed. overstep. surpass. transcend. to pass over. to go beyond. to climb over. to surpass. to exceed. to surmount. to overcome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass over / beyond. to climb over. to jump over. to leap over. to exceed. to surpass. to be more / over. to pass / to go beyond. get over. post up. surmount.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kabağın çardağa alınan uzun bir cinsi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آسمان] gök, gökyüzü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gök, sema, sipihr, felek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Göğe mensup ve müteallik, semâvî: Belâ-yı Asmânî = Gökten gelen belâ, mecazen büyük belâ. 2. Gök renginde, açık mavi: Asmânî çenber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آسمانی] gökyüzüne ait. 2.melek. 3.açık mavi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Asmara nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

europeanization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Avrupalı bir hale gelmek. Avrupalılar’ın çalışma ve yaşayış tarzını benimsemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become europeanized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. avocat). Mahkemede ücret karşılığı taraflardan birinin savunmasını ve davasını üzerine alan hukukçu, mec. Müdafaaya muktedir, çeneli, cerbezeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawyer. attorney. advocate. barrister. attorney at low. counselor. counsel. solicitor. pleader. mouthpiece. counsellor-at-law. counselor-at-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advocate. attorney. barrister. counsel. counsellor. lawyer. practitioner. solicitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney. barrister. attorney at law. advocate. lawyer. solicitor. articled clerk. public attorney. champion. counsel. counsel l or. defender. law agent. pleader. solicitor at law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Avukatın hal ve sıfat ve sanatı, mec. Cerbeze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advocacy. attorneyship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the profession of law. the practice of law. the work of a lawyer. advocacy. attorneyship. barristership. law business. legal profession. solicitorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arrive at. to enter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşılıklı olarak aykırı hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become contrary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayrılmak, münferit olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become outstanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bozuşmak, düşman olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get wild. to be inflamed. to become oversexed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bağdaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination. concord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dizleri büküp baldırları haç gibi toplıyarak oturmak, bağdaş kurmak. 2. Uymak, anlaşmak. 3. Uyuşmak, uzlaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agree. reach an agreement. square with. accord. comport. consort. square.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mesh. square. to agree with. to accord with. to suit. to get on well with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get along well with. to be compatible with. mix. tally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompatible. incongruous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anlaşmazlık, uyuşmazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompatibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reach on agreement ittifak etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agree on a programme of action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Balanbanlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become barbarous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir yolu kapamak üzere, ele geçen her türlü eşyadan faydalanılarak meydana getirilen engel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barricade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barricade. enclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başka türlü olmak, değişmek, tagayyür etmek, gayrılaşmak, diger-gûn olmak: Ben görmeyeli bu adam başkalaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to metamorphose. to change. to alter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to change. to grow different.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir dairedeki kâtiplerin başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Basmak işi. 2. Beyaz dokunup sonra renk ve çiçekleri basılmış pamuklu ince dokuma: ingiliz basması. 3. Tabaat, tab’ = Hurufat basması, tipografya. Taşbasması = Litografya. Kalıp basması = Istraotip. Basılmış, tab’olunmuş. Matbû = Basma kitap, yazma mukabili. Basmakalıp (basma kalıp) = Aynen sureti çıkarılmış, tıpkı tıpkısına taklit, yapan kimsenin zekâsı eklenmeyen iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıkrıkçı tezgâhının kütüğü: Delikli başma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calico. print. printed cloth. cotton print. calico. chintz. pressing. printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure. printed cotton. calico. printed matter. printed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embossing. pressing. print. publishing. printed. printed cloth. squeezing. burnishing. thrust. strain. exertion. direct printing. imprint. stamping. compression. strike. invasion. raid. flood. india print. printed cotton. printed calico. cotton prints. im

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

template.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Tülbent üzerine kalıp basan adam. 2. Matbaacı. 3. Basma yapan ve satan adam. 4. Türkistan’da Ruslar’a karşı çete savaşı veren Türk gerillası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basmacı sanatı, (bk.) Basmacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basma yeri, matbaa. Ar. dâr-üt-tab’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(müzari: Basar). 1. Ayakla çiğnemek, pây-mâl etmek: Buraya basmayın. 2. Ağırlık vermek, tazyik etmek: Sandığın içine eşyayı basarak yerleştirmeli. 3. Kalıp vurmak: Tülbendi basmak, mühür basmak. 4. Tab’ ve temsil etmek, dizilmiş veya litografya taşına geçirilmiş yazıyı makine veya tezgâhta kâğıda geçirmek: Kitap, gazete basmak. S. Birdenbire hücum etmek, ansızın üstüne varmak: Geç vakitte misafirler bastılar. 6. Kabahat işlerken üstüne varıp tutmak: Bir kalpazanın evini basmışlar. 7. Kuluçka oturtmak: Bir tavuk bastım. 8. Vurmak, koymak: El basmak. 9. Vurmak, dövmek: Dayak basmak. 10. Yatırıp boğazlamak, kesmek: Sığır basmak. Tl. Ayakta durmak: İki yaşında çocuk da daha basmıyor. Yeni yeni basmaya başlıyor. 12. Çökmek, oturmak: Bu binanın bir tarafı basmış. 13. Gelmek, tutmak, musallat olmak, galebe etmek: Ateş bastı, hararet bastı, uyku bastı, ağırlık bastı. Ayak bastı. 14. Gitmek, uğramak: Bir daha onun evine ayak basmayacağım. 15. Israr etmek: Gitmemeye ayak basıyor. Ağır basmak. 16. .Yavaş yürümek. 17. Ehemmiyetini göstermek. Ağırlık basmak = KAbusa tutulmak. Al basmak = Loğusalara musallat olan bir nevi yılancığa tutulmak. Aybasmak = Aybaşı tutmak, tecennün etmek, çıldırmak. Ayaklar yere basmamak = Çok sevinmek. El basmak = Yemin etmek. İz basmak = iz takip etmek. Bağra basmak = Kucaklamak. Bamteline basmak = Hiddetlendirmek. Çürük tahtaya basmak = Şüpheli ve muhataralı bir işe girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Ayakkabı, haf, kefş, pabuç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

step on. print. press. publish. raid. break into. attack suddenly. flood. come upon. weigh. catch. come on. flow. foray. impress. imprint. irrupt. jam. letter. sink. stamp. stencil. step. stomp. tread. tread on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. bust. compress. counterfeit. depress. imprint. invade. press. print. publish. push. raid. step. strike. trample. tread. utter. to tread. to step. to trample. to press. to depress. to compress. to print. to raid. to bust. to descend. to flood. to f

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. to stamp. to raid. to follow. to set in. to let out. to drop. to compress. to push. to inundate. to attack. to storm. to surprise. to invade. to depress. to mill. to exert. to imprint. to heft. to print. to coin. to tread on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Gazete ve dergilerin baş tarafına konan önemli makale, başyazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editorial. leading article. feature article. shirttail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotype. conventional. cliche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakkabı yapan adam, haffaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Vaktiyle sultanların tahsisatı, has arpalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating by pushing/pressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition. false belief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

westernization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to westernize. to adopt European practices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cast amorous glances. to become listless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rise. to get steep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). 1. Birbirine bayram tebriki etmek, Osm. muâyede eylemek. 2. Bayram tebriki için öpüşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to exchange greetings on the occasion of a religious holiday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İleri gelen, saygın. Soylu, isim yapmış sülaleden.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برکات] bereketler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Duru hâle gelmek, berrak olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become clear. to be limpid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get white.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crystallize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousand fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirini boğazlarcasına kıyasıya dövüşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight violently with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Berbat olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bol hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fit loosely. to get wide. to get loose. to get loosely. to abound. to become plentiful. to be in good supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boy peyda etmek, boylanmak, uzamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suntan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tan. to bronze. to get brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a tan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation. vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation. vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Buhar haline gelmek, Osm. tebahhur etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporate. vaporize. to evaporate. to vaporize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to evaporate. to vaporize. vapour. vapo u rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagion. infection. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mess with. become entangled in. have one's hand in. have a hand in. be transmitted by. be contaminated by. catch. smear. rub on. be involved. get at. smudge. welter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smudge. to be smeared. to smudge. to be infected. to spread. to get involved in. to be embroiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be smeared to be spread by contagion. to be involved in an affair. catch. smudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski Türkçe’de: 1. Heykel, put. Ar. sanem, Fars. büt. 2. Put hâne, Fars. nigâr hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

icing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get icy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glaciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çabukluk kazanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernization. becoming contemporary / contemporaneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become modernized. to become contemporary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become contemporary. to modernize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جالب دقت ]dikkat çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (çocuğu) Sütten hasta etmek. 2. (kuluçka tavuk) Yumurtayı bırakıp soğutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vitrify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çamur haline gelmek, çamur gibi bulaşık bir hal almak, bulaşmaya çalışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn into mud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapkın hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapraz iki şey kavuşup geçmek ve birleşmek: Palaska ile fişeklik göğsünde çapraşıyordu, (bk.) Çepreşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çapraz hale gelmek. 2. İçinden çıkılmaz hale gelmek: İş çaprazlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become involved and confused.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İki ordunun ileri karakolları harbe tutuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slanting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bifurcation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dichotomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çatallaşmak: İşler çatallaştı. (bk.) Çatallanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fork. to get complicated. to become cracked. bifurcate. bifurcation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penthouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garret. attic storey. loft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çayır haline gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat in the attic. attic flat. penthouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentlemen's agreement. gentleman's agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıplak hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşılıklı olarak cıvıldamak, hep birden cıvıldamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibikli ve rengarenk tüylü birkaç çeşit papağan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). horoz yumurtasından hâsıl olduğu farzolunan hayali bir yılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çocuk gibi hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Çukurlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dented. to become bowl-shaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka kalın okunur) (I. A.). Her vakit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalaşma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğuşup ısırışmak, itişe boğuşa kavga etmek: Köpekler dalaşıyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight savagely. to quarrel violently. bandy. stir about. tangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be lost in thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Darlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get narrow. to get tight. to decrease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu tür dijital ses filtreleri, belirli bir müzik stiline ya da kullanıcının tercihine uyması için iki tür filtre eğrisinden birinin seçilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decathlon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déplacement

sp. dış saha

1. Spor takımlarının kendi sahaları dışında oynaması durumu. 2. Sporcuların daha önce oynamadıkları veya rakip takımla karşılaşma yapmak üzere geldikleri rakip takımın sahası.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

playing away. displacement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a shift / change in the position of the players. an away game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dereke). Derekeler, aşağıya doğru basamaklar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درکات] katlar. 2.basamaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dessiccateur

tek. kurutma kabı

İçinde nemçeker bir kimyasal madde bulunan ve bazı maddeleri kurutmak veya nemlenmelerini önlemek için kullanılan kapaklı cam kap.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desiccator kurutucu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital amplifikatörde, amplifikasyon için analog yöntemler yerine dijital yöntemler kullanılır. Dijital amplifikatörler, daha küçük bir hacimde, daha yüksek ses kalitesi sunar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İncelik, ufaklık. 2. İnceden inceye düşünme veya bakma: Dikkatle bakmak, okumak, yapmak. 3. Ehemmiyet verme, ehemmiyetle çalışma: Yazıya dikkat et. Siz bu işe dikkat etmemişsiniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. attentiveness. carefulness. care. cautiousness. watchfulness. application. caution. note. notice. regard. remark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. care. caution. consideration. count. diligence. fetish. heed. mind. notice. regard. solicitude. carefulness. assiduity. look out!. watch out!. be careful!. attention!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. accuracy. aida. application. care. take care!. ear. fidelity. heed. note. notice. precision. rigour. vigilance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دقت] dakiklik. 2.incelik. 3.dikkat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beware. heed. look. mind. note. observe. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take care. to be careful. to pay attention. attend. beware. guard. heed. look out for sth. mark. mind. note. notice. observe. reck. regard. to watch one's step. trouble. to be wary of. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to read between the lines. to peruse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Her işinde ihtimam eden, yanlış ve hata olmamasına çalışan: Çok dikkatli adamdır. 2. Dikkat ve ihtimamla yapılmış: Dikkatli iş, dikkatli yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careful. attentive. heedful. watchful. gingerly. regardful. mindful. thoughtful. argus-eyed. assiduous. canny. cautious. circumspect. intense. intent. particular. rigorous. scrupulous. sleepless. solicitous. studious. wary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alert. attentive. careful. cautious. chary. circumspect. conservative. deliberate. diligent. diplomatic. exact. intent. meticulous. minute. painstaking. punctilious. rigorous. scrupulous. sedulous. strict. studious. watchful. assiduous. regardful. close.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attentive. careful. painstaking. mindful. argus eyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oldukça dikkat ve ihtimamla: Şunu dikkatlice yazın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. işine ihtimamla, özenerek bakmayan, iyi ve hatasız iş görmek Adetinde olmayan: Dikkatsiz adam. 2. Dikkatle yapılmamış, gelişi güzel yapılmış: Dikkatsiz yazı, yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careless. inattentive. heedless. unaware. freewheeling. inadvertent. incurious. lax. listless. mindless. regardless. remiss. slipshod. unheedful. unheeding. unobservant. unregardful. unseeing. unwary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind. careless. feckless. inadvertent. inattentive. lax. mindless. negligent. remiss. scatty. slack. slipshod. thoughtless. unguarded. unthinking. heedless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careless. inattentive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işe dikkat etmeyiş, dalgınlıkla ve gelişi güzel iş görme: Dikkatsizlikten ileri gelmiş hatalar. Bu dikkatsizlikle doğru iş. görmek mümkün değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carelessness. want of care. inattentiveness. inattention. oversight. inadvertence. inadvertency. inobservance. negligence. oscitation. recklessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inattention. negligence. oblivion. oversight. carelessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carelessness. inattentiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertçe münakaşa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dolaşmak işi. (bk.) Dolaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circuit. circulation. ramble. sally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

navigation. rotation. circulation. roving. walk. entanglement. outing. tangel. circuit. routing. round-up. hike. convection. cruising. cruiser. range. currency. trip. tour. itera n cy. razzle. roam. stroll. touring. turn. wander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dönmek, devir, cevelan etmek: Sabahtan beri sokaklarda dolaşıyorum; kırlarda dolaşıp durduk. 2. Gezmek, seyahat etmek. Fars, geşt-ü güzâr, Ar. teferrüc: Bir dolaş da gel; bir iki sene Anadolu’da dolaştım; o adam Akdeniz’de çok dolaştı; gelin biraz dolaşalım. 3. Yayılmak, intişar etmek, ortalarda olmak: Öyle bir söz dolaşıyor. 4. Birbirine geçmek, karışmak, girift olmak: Saçları dolaşmış: Bu iplikler dolaşırsa çözülmesi pek zor olur. 5. Doğrudan gitmeyip dolaşıklı olmak, öteye beriye sapmakla uzamak: Bu yol çok dolaşıyor. 6. Dönüp diğer bir taraftan varmak: Arkadan dolaş; art kapıdan dolaştık. 7. Boşuna gezmek, Ötede beride gezip durmak: İşsiz dolaşıp duruyor; buralarda ne dolaşıyorsunuz? Dışarıda çok dolaşma işimiz vardır. 8. Çevrilip öbür tarafa geçmek: Bozburun dolaşıldığı gibi limana girilir. 9. Gezerek aramak ve teftiş etmek: Bütün kırları dolaştık, vuracak bir kuş bile bulamadık. 10. Dönmek, devretmek: Kaptan Cook yelkenli gemisiyle dünyayı üç kere dolaştı; Stanley bütün Güney Afrika’yı dolaştı. 11. Gezip dolanmak veya teftiş etmek: Maarif müdürleri mektepleri dolaşmakla vazifelidir; idare memurları, idarelerindeki yerleri dolaşmakla mükelleftir. Ayak dolaşmak = Doğru yürüyemeyip ayaklan birbirine karışmakla sarhoş gibi yürümek. Ayağa dolaşmak = 1. Mâni ve engel olmak. Osm. musallat ve bâr olmak: Ayağıma dolaştı durdu. 2. İyiliğe karşılık bir fena hareketin cezasını çekmek: Nimetin kadrini bilmedi, ayağına dolaştı. Bir şeyin ardında, arkasında dolaşmak = Peşine düşmek. Dört dolaşmak = Sıkıntıda bulunmak, oraya buraya başvurmak. Dil dolaşmak = Açık ve rahat söyleyememek, sarhoş gibi söylemek, sözün gelişini idare edememek: Sanığın dili dolaştı, itiraf etti. Zihin dolaşmak = Zihin karışmak, şaşırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat around. go for a walk. take a walk. walk around. walk about. air oneself. go around. go about. look round. walk. circulate. circuit. become tangled. knot. jauntiness. browse around. float. flow. hike. itinerate. jaunt. go for a jaunt. go on a jau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulate. ramble. roll. rove. stroll. tangle. tour. walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wander. to be indirect. to get tangled. to be generally reported. to walk. to circulate. to rove. to hike. to go around. to be entangled. to walk about. to loaf. to twist. to patrol. to hack. to recirculate. to in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get plump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become malicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dull. film over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of suction pump. primer pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشرف مخلوقات] varlıkların en şereflisi, insan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vakt). Vakitler, zamanlar, (bk.) Vakit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اوقات] vakitler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Fabrikacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manufacturer. mill-owner. fabricator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrialist. manufacturer. factory owner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manufacturer. factory owner. fabricant. fabricator. industrial producer. maker. manufacturing man. mill owner. millowner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the manufacturing business. factory business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yalnız, ancak: Ava gitmek Adetim değildir, fakat bugün misafirlerimin hatırı için gitmeye mecbur oldum. Fakat bunu size söylüyorum. 2. Ama, lâkin, şu kadar ki: Ben çok çalışmayın dedim, fakat büsbütün dersi bırakın demedim. O adam çok okuyor, fakat faydalı kitaplar seçmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. only. if.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. however. yet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

but. however.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فقط] ancak, yalnız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Uyku, insana kaslarını ve diğer dokularını onarma, yaşlanan veya ölen hücrelerini yenileme şansı verir.

Uyku, insan beynine hafızasındaki bilgileri düzenleme, gereksizleri unutma ve arşlivleme şansı verir. Rüyalar da bu işlemin bir parçasıdır.

Uyku, enerji tüketimimizin miktarını azaltır. Bu nedenle günde dört-beş kez yerine üç öğün yemekle yetinebiliriz. Gece karanlığında zaten hiçbir şey yapamayacağımızdan, anahtarı kapatarak enerji tassarrufu yaparız.

Uyku, bütün gün çalışan beynin bir şarj süresi olabilir. Diğer organlardaki enerji harcamasını kısarak, beyin hücre aktiviteleri için gerekli olan enerjiyi artırabilir.

Uyku hakkında tüm bildiğimiz, geceleri iyi bir uyursak, sabahları kendimizi iyi hissettiğmiz, hem vücudumuzun, hem de beynimizin yeni bir gün için kendisini tazelediği olgusudur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Y. psikoloji). Olmayan şeyleri var gibi görmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Gelişmekte olan bir organizmada organların özel şekillerini almaya başlaması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undergoing a change. acquiring a different character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to change. to become different. to differentiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to undergo a change. to acquire a different character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deterioration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) T. Kötüleşmek, kötü olmak, fena hale gelmek, bozulmak: Bu ajcının yemeği çok fenalaştı. 2. (hasta) Ağır laşmak: Dün iyice idi bugün fenalaştı. 3. Ansızın bir hastalığa uğramak: Çarşıda alış veriş ederken fenalaştı evine götürdüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become worse. be aggravated. deteriorate. sink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get worse. deteriorate. to turn faint. to go bad. to worsen. to feel faint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get worse. to go bad. to deteriorate. to get worse. to feel faint. to feel suddenly sick. ebb. worsen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوق الطبيعه] doğa üstü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: FÜRKAT) (i. A.). Ayrılık, Ar. müfârakat, firak. Sevdiklerinden uzak ve ayrı yaşayış. Firka»-ı memleket = Memleket uzaklığı, kasreti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرقت] ayrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça fürkat = ayrılık, Farsça zeden = vurmak). Ayrılık çeken, sevdiğinden ayrılmış, hicran çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Katalanca fargata’dan). Eskiden üç direkli her nevi gemiye denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça fırka’nın tesniyesi olup müfred gibi kullanılır) (denizcilik). Korvetten büyük ve bataryasında 50 ilâ 75 mm. lik toplan olan eski tarzda savaş gemisi (Avrupa dillerindeki fregate kelimesi bu Arapça kelimeden gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firkateyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frigate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yavaş konuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to talk in whispers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gizlice ve yavaş sesle söyleşmek, kulak kulağa konuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (kuşlar) Gagalarıyle birbirini kakıp kavga etmek veya oynaşmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., havagazı memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirinin gırtlağına sarılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be at each other's throats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collusion. secret agreement. clandestine agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

configuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to separate into groups. group. to stand about in knots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAKIYKAT) (i. A.) (c. hakâyık). 1. Bir şeyin doğrusu, asıl, gerçek, Ar. künh, mahiyet: Bu işin hakikati anlaşılmadı; hakikat-i hâl. 2. Mecaz ve teşbihin gayrı, asıl, gerçek, asıl mânâ: Mecaz hakikatin köprüsüdür. 3. Kâinat, tabiat ve ulûhiyyet hakkında benzetmeler dışında kalan ve apaçık görünen doğruluk: Şeriat, tarikat, mârifet, hakikat. 4. Sadakat duygusu, hakka bağlılık: O adamın hakikati çoktur, hakikatli insan (bu mânâ dilimize mahsustur). 5. Gerçek, gerçekten, doğrusu: Hakkikat bu bina pek güzel oldu. Arapça tâbirlerde «hakıyka» suretinde kullanılır. Filhakika = Gerçekten, aslında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fact. reality. truth. the true. sooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuality. gospel. reality. truth. fact. really. truly. sincerity. loyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the truth. actuality. fact. gospel. reality. veracity. verity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقت] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) l. Bir şeyin aslı ve esası, mahiyeti. 2.Gerçek, doğru, gerçekten, doğrusu. 3.Sadakat, doğruluk, bağlılık, kadirbilirlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, gerçeği, doğruyu gören, doğru görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Doğru söyleyen, gerçek ve doğru sözlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, doğruyu, gerçeği tanıyan, bilen, seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, gerçeği, doğruyu tanıyana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hakkıyla, gerçekten, bihakkın: O, hakikaten büyük adamdır; o adam hakikaten ustadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. indeed. really. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truly. really. indeed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقة] gerçekten. hakikat-ı halde aslında, gerçekte, işin aslında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefakâr, sadık, doğru: Çok hakikatli adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful. loyal. true. constant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful. loyal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) gerçekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefasız, dostluğu ve hakları unutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithful. disloyal. false in friendship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefâsızlık, sevgi ve dostlukta sebatsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithfulness. disloyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Hakikati, gerçeği, doğruluğu çok seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Biribirine hakkını vererek alacak, verecek kalmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to settle mutual rights or claims. to be quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine hâlini, dert ve kederlerini söyleyip şikâyet etmek, dertleşmek, hasbıhâl e.tmek: Gelin hallaşalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ahmaklık, budalalık: Hamâkat etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حماقت] ahmaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamur hâlini almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get doughy / soggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hantal hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become clumsy or coarse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become clumsy or coarse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall into ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hareket, hareke). Harekeler, hareketler, (bk.) Hareket, hareke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرکات] hareketler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakma, yanma, yanıklık. Harkat-ül-bevl — Belsoğukluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Düşmanca.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خصمانه] düşmanca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine «hayrını gör» diyerek bir satışa karar vermek, bitirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn into a nuisance. to make mischief. to get lazy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hayvan hâline gelme. mec. Çok kabalaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become bestial. brutal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Maharet, fen ve sanatta geniş bilgi, olgunluk, tecrübe: Filân doktorun hazâkati söyleniyor. Başlıca doktorlar hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine hakkını helâl etmek. Ebediyyen ayrılmak üzere, birbirine geçmiş hakları varsa helâl eylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take sth into account. allow. comprise in an account. consult. figure on. include. make allowance for. reckon. reckon in. to include in the reckoning. take account of / into account. take into account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settling accounts with. settlement. reckoning. payoff. revenge. liquidation. settling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clearance. working- out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Alacak, verecek hesabını görüp ilişiği kesmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to settle accounts mutually. to settle accounts with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to settle outstanding accounts with each other. to settle old scores with. to get even with. quit scores. settle. settle one's account. to have an account to a with sb. sort out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yaratma, yaratış, Fars. Aferîniş: Hilkat-i Alem, hilkat-i beşer. 2. Yaradılışta olan hal, hılkî tabiat: O adamın hilkati öyledir, cömertlik o adamda bir hilkattir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. natural disposition. nature yaradılış. fıtrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. natural disposition / constitution. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلقت] yaratılış. 2.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hırçın hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to show a bad temper. to act peevishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk. Hırlaşmak, hırlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine hır eden köpekler gibi kavga etmek, çekemezlikten dolayı birbiriyle uğraşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to snarl at each other. to rail vehemently at each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iyilik hissetmek, hazzetmek, lezzet almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become pleasant and agreeable. to be friendly with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to begin to spend money extravagantly. to become a womanizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become peevish. to become fretful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wager. to bet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fevk» dan masdar). 1. Üste gelme, hastalıktan kalkma, iyileşme, hastalıktan kurtulup büsbütün iyi oluncaya kadar aradan geçen müddet: ifâkat bulmak. İfâkatta bulunanlara yarayacak yiyecekler. 2. Sarhoşluktan veya bayılmaktan kurtulma, ayılma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افاقت] iyileşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hastalıktan kurtulma, iyileşme. 2.Ayılma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iyileşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. iğlâk). Kapamalar, bk. iğlâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to specialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double-storied (- storeyed Br. two storey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become tepid. to warm up slightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A.) (c. iltikatât). Devşirip toplama. Kitaplardan bilgi toplama, tetkik, inceleme: Tarih kitaplarından iltikat ettiği bilgiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İmza verip almak, bir anlaşma metninin bir suretini imza edip vermekle beraber diğer suretini imza ettirip almak: İşe karar verdikse de daha imzalaşmadık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. in-line skate

sp. kaykaç

Özel olarak yapılmış ayakkabıların altına yerleştirilmiş krampona benzeyen bir dizi tekerlekle kayılarak yapılan bir spor dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be obstinate with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave stubbornly towards each other. to behave stubbornly towards sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. indicateur

fiz. gösterge

Bir aracın işlemesiyle ilgili bazı ölçümlerin sonucunu kendiliğinden gösteren araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setting up. meeting. concluding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uzaklaşmak, Osm. tebâüd etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Düşürme. 2. Ölenlerin kılınmamış namazları ve tutulmamış oruçları için verilen sadaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «sukut» tan masdar). t. Düşürme, aşağı atma. 2. Yok etme, yerine kaldırma. 3. Hükümsüz bırakma, iptal, başa gelmesi kaçınılmaz olan bir kazanın ufak bir hâdise ile olmuş hükmüne geçmesi: Ayağınızı incittinizse de bununla belki bir büyük kaza iskat olundu. 4. Mahrum etme, kaybetme: Haklarından iskat olundu. 5. Ölünün ruhu için, yani azaplarının affı için verilen sadaka: Iskat parası. İskat-ı cenin = Çocuk düşürme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sükût» tan masdar). 1. Susturma, sükût ettirme: Şu çocuğu iskât edin. 2. Münakaşayı kazanıp karşısındakini susturma: Bu delil ile kendisini iskât ettim. 3. Susturma, razı etme: Onu beş on kuruşla iskât edebilirsiniz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسقاط] düşürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسقاط] düşürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسکات] susturma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

susturmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Iskat sadakası alan kimse. 2. Mezarlık dilencisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İTİKAD) (a uzun) (i. A. masdar) (c. İtikaadât). 1. İnanma, kalben tasdik, iman: Tanrı’nın birliğine itikadım vardır. 2. Bir din ve mezhebin inanç yönü yani muamelât kısmı dışında esasını teşkil eden inanış: Itikad-ı ehl-l sünnet. Itikadât-ı bâtıla — Hurâfe çeşidinden asılsız şeylere inanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creed. faith. belief. faith inan. inanç. iman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm belief in God. conviction. a firm belief. creed. faith. persuasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mensub olduğu mezhebe inanan, itikadı tam olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who has religious conviction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mensûb olduğu mezhebe itikadı olmayan, inanmayan, Ar. mülhid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbelieving. without religious faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Mensûb olduğu mezhebe inanmama, Ar. Ilhâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of religious faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ionization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ionizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kaba olmak, zarafetini kaybetmek: Servet kazanınca biraz daha nazik olacağına, daha fazla kabalaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become rough. to become impolite. to act rudely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act rudely. to grow rough and rude. to become vulgar or impolite. coarsen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. catena). 1. Vaktiyle küreğe verilen esirlerin ayağına vurulan zincirli halka, pranga. 2. Bir tür çok iri at. bk. Katana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kötüleşmek, fenalaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get crowded. to get cluttered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha kalın olmak: Bu fanilalar yıkandıkça kalınlaştı. 2. mec. Servet ve kuvvet kazanmak: Ahmed Bey son zamanlarda kalınlaştıkça kalınlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thicken. to thicken. to become thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to thicken. to become thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become stereotyped. to get rigid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalp hâle gelmek: Bu işçi gittikçe kalplaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (diş) Ekşi bir şeyi ısırmaktan kesmez ve uyuşuk bir hâle gelmek: Bir erik yemekten dişlerim kamaştı. 2. (göz) Parlak bir şeye bakmaktan kararıp görmez olmak: Kara, güneşe bakmaktan gözlerim kamaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dazzled. to be set on edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dazzled. to be set on edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kanburlaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Beli bükülmek, arkası çıkmak, kanbur olmak, Osm. tahâdüb etmek: Bu tahta kanburlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become hunchbacked. to bulge out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to form cliques.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nationalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodthristy criminal. notorious murderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get anemic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kanun hâline gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become a law. to pass into law / to obtain force of law. to pass into law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karar bulmak, karar verilmek: Merasimin bu şekilde yapılması kararlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir kimsenin, bir şeyin veya bir olayın biçimi gülünç hale getirilerek çizilmiş resmi. 2. mec. Beceriksizce yapılmış şey, taslak: Ev karikatürü, insan karikatürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caricature. cartoon. take-off. travesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caricature. cartoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caricature. cartoon. comic strip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Karikatürist.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caricaturist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the art or work of a caricaturist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Karikatür çizmeyi meslek edinen ressam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caricaturist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karikatür haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to caricature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kadınlaşmak, huyları kadın huylarına benzemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. meeting. contest. match. fight. confrontation. event. meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. event. game. match. meeting. confrontation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. game. match. meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karşı karşıya gelmek, yüz yüze gelmek, Osm. rû-be-rû olmak, muvâcehe olunmak. 2. Boy ölçüşmek, tutuşmak, çekişmek. 3. Ödeşmek: Onunla karşılaştık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come on. meet. run across. come upon. fall with. drop a cross. cross. run up against smb. cross each other. encounter. experience. greet. come across.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to meet each other. to be confronted with. to be up against. sports to play each other. come across. encounter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kartlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow old. to get past one's prime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek katı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very hard. rigid. stock-still.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çekip daraltmak: Şu elbiseyi biraz kasmalı. 2. Eksiltmek, eksik getirmek: Maaşını kastılar, bk. Kısmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stiffen. to take in. to stretch tight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to contract. clamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gönlü daralmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuşların taşları hazmeden mideleri, konsa: Tavuk katı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sert, katı, Ar. sulb. 2. Donmuş, donuk. 3. Hayran, şaşkın, hayretinden donmuş gibi duran: Kat kaldı = Donakaldı. Kat kala Son, en nihayet, artık ötesi olmayan, kat’İ: Kat kala bin liraya verilebilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıra, tabaka, birbiri üstüne konulmuş sıraların her biri, aşağıdan yukarıya sıralara bölünmüş bir şeyin her bir sırası: Yedi kat gök, yedi kat yer, bir evin birinci, ikinci, beşinci katı: Bu binanın beş katı vardır, duvarı bir kat taş, bir kat tuğla olarak yaptırdım. 2. Bükülmüş bir kumaş vesairenin her bükümü: Şu kumaşı, kâğıdı dört kat edin. Birinci katını kaldırın, iki katlı ip. 3. Bükme, kırma, kırım: Çuhanın kat yeri. 4. Birden bükülüp katlanan elbise vesaire takımı: Bir kat elbise, iki kat çamaşır. 5. Bir miktarın bir misli: Verdiğinin iki, beş katını aldı. Bir kat daha çalıştı = Bir o kadar daha. Bir kat yağ, iki kat su koymalı. 6. Derece, miktar: Kat kat = Derece derece, birçok derece ile. Bin kat = Bin kere, pek çok: Bu, ondan kat kat, bin kat iyi oldu (kat ender kat çok yanlış ve zevksizdir). İki kat = 1. İki misli, Ar. muzâaf: Bugün dünden iki kat sıcaktır. 2. Bükülmüş, kanbur: Zavallı ihtiyar iki kat olmuş, iki kat yürüyordu. Kırkkat = Hayvanların mideleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kesme, biçme: Ağaç kat’etmek. İpi bıçakla, makasla kat’etti. 2. Ayırma, bağlantısını kaldırma: Kat’-ı münasebet, kat’-ı alâka. 3. Yok etme, Ar. ref, imhâ: Kat’-ı ümîd, kat’-ı muhâbere. 4. Halletme: Davayı, meseleyi kat’etmek. 5. Geçme, yol alma, Ar. mürûr: Kat’-ı tarıyk, kat’-ı mesâfe: Bir günlük yolu sekiz saatte kat’ettik. 6. (geometri) Kesme, çizgi ve yüzeylerin birbirini kesip geçmesi (tekatû da denirdi). Kat’-ı rahm = Akrabayı ziyaret etmeme. Sıla-i rahim zıddı. Kat’-ı tarıyk = Yol kesicilik, eşkiyalık, haydutluk. Kat’-ı muhâbere = Münasebetleri kesme. Kat›-ı merâtib = Birbiri arkasından rütbe alıp yükselme. Kat’-ı mesafe = İlerleme. Kat’-ı nazar = Yüzçevirme, şöyle dursun: Astronomiden kat›-ı nazar, biraz coğrafya bile okutmuyor. Kat’-ı nâkıs = (geometri) Elips. Kat’-ı zâid = (geometri) Hiperbol. Kat’-ı münasebet = Dostluğu kesme. Kat’-ı dâvâ = Davayı halletme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. layer. ply. coating. storey. story. flat. floor. deck. multiple. coat. fall. lap. stair. fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat. coating. convolution. covering. crease. deck. flat. fold. layer. multiple. ply. pucker. slab. stratum. tier. floor. storey. story. time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floor. fold. layer. stratum. story. storey. time (s. multiple. accomodation. bed. coat. covering. crease. ply. stage. tier. time. tuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قطع] kesme. 2.kesilme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head and shoulders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in layers. multiplex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. catabolism.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. catabolisme

biy. yadımlama

Canlı protoplazmayı yapan büyük ve karmaşık yapılı moleküllerin enerji çıkararak yanması.


Yabancı Kelime by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 13 yy.’dan itibaren Mekke’de hakim olan Şeriflerin atasına verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Hatırasına saygı gösterilmek istenen kimsenin cenazesini koymak üzere yapılmış dekoratif kaide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catafalque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catafalque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Geceleri dışarıdan gelen bir ışığın tesiriyle görünen cihaz, reflektör.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İ. catacomba). Büyük yeraltı mezarlığı veya kemikliği; Roma katakombu, Paris katakombu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hile ve gözbağcılıkla aşırma, gürültüye getirip usulle yok etme: Bizim kitabı katakulli ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). İradenin kaybı, dış tesirlere karşı hassasiyetin ortadan kalkması ve hereket organlarına verilen herhangi bir durumun olduğu gibi sürüp gitmesi ile beliren bir hal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Katalizle alâkalı, kataliz vasfında olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalytic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalytic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hava kirliliğini azaltmak için otomobil gibi motorlu araçlara takılan araç. Makineden çıkan egzos gazı dönüştürücüden geçirilir, dönüştürücü kimyasal reaksiyonları hızlandırarak, birleşim atmosfere salınmadan önce, çevreyi kirleten kimi maddelerin başka maddelere dönüştürülmesini sağlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Bazı cisimlerin kendileri hiçbir değişmeye uğramadan, başka cisimlerin birleşmeleri üzerine yaptıkları tesir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalyst. catalyzer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Belli bir tertibe göre yapılmış eşya listesi: Kitap kataloğu. Otomobil kataloğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalogue. catalog. beadroll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalog. catalogue. catalog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalogue , catalog , newsletter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika’dan gelme iri yapraklı bir çeşit ağaç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. catalysis, catalytic.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catamaran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catamaran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Macarca’dan). Ağır süvari. Katana beygiri = İri beygir ki, ekseriya ağır ve kaba yüke tahsis olunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Taşıt dizisi: Deve katarı, otomobil katarı. Katar komutanı. 2. Vagondan ve lokomotiften meydana gelen dizi, tren: Bugün beş katar kalkacak Katar katar = Katar gibi dizilmiş, birçok: Kuşlar katar katar geçiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

train. waggon. wagon. convoy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qatar. qatari.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

train. caravan of motor vehicles. convoy of military vehicles. railway train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Arab country on the peninsula of Qatar; achieved independence from the United Kingdom in 1971; the economy is dominated by oil. a peninsula extending northward from the Arabian mainland into the Persian Gulf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Qatar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi kıyısında yarımada, Suudi Arabistan sınırında yer alır.

Coğrafi konumu: 25 30 Kuzey enlemi, 51 15 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 11,437 km².

Sınırları: toplam: 60 km.

sınır komşuları: Suudi Arabistan 60 km.

Sahil şeridi: 563 km.

İklimi: Çöl iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla düzlükler ve kumla çakıllardan oluşan çöller yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Qurayn Abu al Bawl 103 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.64.

daimi ekinler: %0.27.

Diğer: %98.09 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 130 km² (2002 verileri).

Doğal afetler: Duman, toz fırtınası, kum fırtınası.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 885,359 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.5 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 14.12 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 18.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.9 yıl.

Erkeklerde: 71.37 yıl.

Kadınlarda: 76.57 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.81 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.09 (2001 verileri).

Ulus: Katarlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %40, Pakistanlı %18, Hintli %18, İranlı %10, diğer %14.

Din: Müslüman %95.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %89.

erkekler: %89.1.

kadınlar: %88.6 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Katar Devleti.

kısa şekli : Katar.

Yerel tam adı: Dawlat Katar.

yerel kısa şekli: Katar.

ingilizce: Qatar.

Yönetim biçimi: İslam Hukukuna Dayalı.

Başkent: Doha.

İdari bölümler: 9 belediye; Ad Dawhah, Al Ghuwayriyah, Al Jumayliyah, Al Khawr, Al Wakrah, Ar Rayyan, Jarayan al Batinah, Madinat ash Shamal, Umm Salal.

Bağımsızlık günü: 3 Eylül 1971 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 3 Eylül (1971).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Ör


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. tıp). Aksu, ekbasma, perde.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Göz merceğinin bulutlanıp, görmenin bozulmasına halk arasında aksu, akbasma veya göze perde inmesi adı verilir. Çoğunlukla 50 yaşından sonra görülür. Nedeni göz yaralanması, şeker hastalığı, gözün uzun süre ışığa maruz kalması, damar sertliği veya beze hastalığıdır. Bazen doğuştan da olabilir. En çok rastlananı yaşlılığın neden olduğu katarakttır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şap, bal.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı süzme bala, 1 kahve kaşığı dövülmüş şap konur. İyice karıştırıldıktan sonra göze sürülür. Bu işlem hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cataract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cataract. cataract aksu. akbasma. perde.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cataract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. katre). Ketreler, damlalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطرات] damlalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hayvanları bir sırada dizip katar yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Piskoposluk kilisesi; bir şehrin büyük kilisesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cathédrale

din b. başkilise

Piskoposluk makamı olan büyük kilise.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cathedral. cathedral. minster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cathedral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cathedral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Y. kategorya). Aynı mahiyetteki şeylerin tamamı, zümre, grup.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. catégorie

fel. ve man. ulam

Nesnel gerçekliğin ve bilginin en genel ve temel özelliklerini, ilişkilerini yansıtan temel kavramların her biri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

category. predicament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

category.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

category. class. order. classification. predicament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Şüpheye meydan bırakmayan, kat’İ, kesin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tread. to travel over. to traverse. to cover. to make.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to travel over. to traverse. to intersect. to cut. to cut off. to terminate. cover. drive through. make.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطف] devşirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. cathode.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sert, pek, Ar. haşin, Fars. dürüşt: Katı taş, katı toprak. 2. Kuru, Ar. yâbis, Fars. huşk: Katı ekmek, yumurta, et. 3. Şiddetli. Ar. şedîd, kavî, muhkem. 4. mec. Merhametsiz, acımaz: Katı yürek. 5. Pek, ziyade, çok: Katı yoruldu, katı susadı (eskimiştir). 6. Kuvvet ve şiddetle: Katı vurdu. 7. Sertlikle, huşûnetle, dürüştlükle: Katı katı elime bir şey dokundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuş midesi, bk. Kat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun ve t kalın) (İ.A. «kat’» dan if.) (mü. kaatîa) (c. kuttâ). 1. Kesen, kat’ eden: Alet-i kaatıa. 2. Kısa kesen, son veren, durduran: Katî-ı humma = Sıtmayı kesen, (geometri): Hatt-ı kati = Bir daireyi iki noktasından keserek uzanan düz çizgi, Fr. sécante. Burhân-ı katî = Kat’İ delil (hi.) Meşhur sözlük, c. Kuttâ-ı tarıyk = Şehir dışı yollarda gelen geçeni soyan haydutlar, eşkıyâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. firm. stiff. solid. insensitive. hard-boiled. callous. emphatic. emphatical. hard-and-fast. ironclad. rigid. sclerous. square. steel. steely. stern. strict. hard-line. fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austere. callous. firm. hard. rigid. rough. severe. solid. starchy. steely. stern. stiff. stony. strict. stringent. substantial. thick. tough. unfeeling. wooden. hard-boiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solid. hard. rigid. stiff. tough. stern. insensitive. draconian. flinty. hard core. starchy. stark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exact. final. flat. definite. absolute. conclusive. certain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. decisive. definite. final. certain. conclusive. crisp. crucial. definitive. determinate. direct. distinct. downright. exact. implicit. inappellable. liquidated. peremptory. plenary. positive. precise. sentential. specific. unconfutable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاطع] kesen, kesici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obdurate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

final guarantee. performance bond. fixed guarantee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard boiled egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-hearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAtip.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاتب] yazıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yazıcı. Bir kuruluşta yazı işleriyle vazifeli kimse, sekret(Erkek İsmi) 2.Osmanlı devletinde divanın resmi yazılarını yazan vazifeli. 3.Devlet memuru. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır. - Katib Çelebi 1609-1658 yıllan arasında yaşamış ünlü bilgin. En mühim eseri Keşfü’z-Zünun’dur

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzel ve iyi kaleme alınmış, Osm. münşîyâne: Kâtibâne ifade, bir tarz-ı kâtibânede. Eski yazı usûlüne uygun: Kâtibâne yazıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Bütün, hep, cümle: Katıbe-i ahvâlde emr-ü fermân hazret-i menlehül-emrindir (Osmanlı devrinde padişaha yazılan yazıların son cümlesi).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Katib).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A ). 1. Hepsi, cümleten, kâffeten, alelumum: Onlar katıbeten bu düşüncededirler. 2. Aslâ, hiç: Kat’a ve katıbeten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاطبة] asla, kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kadife. 2.Bir nevi çiçek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekmek ile beraber yenilen şey, ekmeğe katılan peynir, yemek vs. Katıksız ekmek pek aç olmadıkça boğazdan geçmez. Katık bahası = Vaktiyle işçiye ve askere katık bedeli olarak verilen belirli para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

something eaten with one's bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a food eaten with bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Müsemmen usûlüne bir zamanlar verilmiş uydurma ad. bk. Müsemmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unadulterated. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solitary confinement with bread and water as food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kati» den smüş.). Vurulmuş, öldürülmüş, Ar. maktûl (maktûl daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kati» den if.) (mü. kaatile). Öldüren, helâk eden, ölüme sebep olan: Semm-i katil = Öldürücü zehir. Adam öldüren cânî: Katillerle zindana atıldı, katil asıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

killer. murderer. assassin. cutthroat. homicide. slaughterer. slayer. thug. thumper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assassin. butcher. homicide. killer. murderer. thug. murderous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assassin. murderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاتل] öldüren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قتل] öldürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Öldürme, helâk etme: Fırsat bulup düşmanını katletti. Kati ile ithânn olundu. Katl-i nüfûs = Adam öldürme. Katl-i nefs = Kendi kendini öldürme, intihar. Katliâm = Zaptolunan bir memleketin bütün ahalisini kılıçtan geçirme: Cengiz, istilâ ettiği yerlerin çoğunda katliâm emrini verirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Katılaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participating. participant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertleşmek, Osm. dürüşt ve haşîn olmak: Toprak güneşten katılanır. Ekmek durdukça katılanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardening. solidification. concretion. fixation. induration. rigor. rigour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardening. solidification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardening. solidification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertleşmek, Osm. dürüşt ve haşîn olmak: Bu toprak pek katıtaştı, ekmek durdukça katılaşır. Yaşadıkları korkulu hayat yüzünden haydutların yüreği katılaşmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harden. to stiffen. to become rigid. to become insensitive. to become unyielding. to set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solidification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertleştirmek, Osm. dürüşt ve haşîn etmek: Güneş toprağı katılaştırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harden sth / sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become definite. to finalize. to acquire a peremptory tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sertlik, peklik, Osm. salâbet, huşûnet, dürüştlük: taşın katılığı. 2. Kuruluk, Ar. yübûset, Fars. huşkî: Ekmeğin, toprağın katılığı. 3. Şiddet, metânet: Yüz katılığı. 4. Merhametsizlik, acımazlık: Yürek katılığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardness. solidity. rigidity. stiffness. hardheartedness. sternness. insensitivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendance. participation. subscription. accession. accretion. share.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation. agreement. agreeing. accession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrument of accession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participant. participator. subscriber. actor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participant. participator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karışma, katılma, eklenme: Onun bize katılması, katılışı, münasebetsizdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Bir adamın katil olması, adam öldürmesi, katletme, cinayeti: Mahkemece katilliği ortaya çıktı; onun katilliğini herkes biliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Katılış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accession. attendance. participation. being added. addition. joining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation. taking a share. accession. adherence. adhesion. attending. communion. convulsion. joining. participating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation certificate. declaration of accession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Publicly Offered Dividend Right Certificates)

Nakit karşılığı satılmak üzere, ortaklık haklarına sahip olmaksızın kardan pay alma, tasfiye bakiyesinden yararlanma ve yeni pay alma gibi haklar sağlayan bir kıymetli evraktır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). iltihak etmek, karışmak, eklenmek, Osm. munzam ve mülhak olmak, bir cemaatin içine girmek, beraber gitmek: Kervana katıldı. Çocuk, büyüyüp cemiyete katıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşırı derecede gülme, gıdıklanma sonunda nefessiz kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

play ball. be in the swim. be out of the swim. take a share in. sit for. attend. join. join in. participate. take part. accompany. go with. share. be out of breath. adhere. affiliate. ally. ally oneself. put in an appearance. attach oneself to. chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amalgamate. attend. contribute. incorporate. join. mingle. partake. participate. to be added. to mingle. to join. to come in on sb/sth. to amalgamate. to go in for sth. to attend. to be absent. to agree with. to go along with sb/sth. to abet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adhere. to be added to. to be mixed with. to join. to enter into. to participate in. to agree with sb. to share in sth. to partake in sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katılmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katma, katış, karıştırma, Ar. meze, zam ve ilhak. Koç katımı = Ayrılmış olan koçların sürüye koyuverilmesi, koyunların çiftleştirilmesi ve bunun mevsimi. Koçkatımı fırtınası = Kasım başlarındaki fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ketm» den if.) (mü. kâtime). Söylemeyip sır tutan, sır saklayan: Kâtimü’l-esrâr = Sırları saklayan, sır saklayıcı) (imüb. ketûm daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Katılacak miktar. 2. Katılacak kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KATİB) (i. A. «kitâbet» ten if.) (c. ketebe, küttâb). Bir resmî dairede veya mühim bir kimsenin maiyetinde yazı yazmakla görevli memur, yazıcı, Fr. sekreter, eski Türkçe: bitikçi, Fars. debîr: Meclis kâtibi. Ketebe-i aklâm = Kalem kâtibleri. Başkâtip = Birinci kâtip, bir kalem veya heyet kâtiplerinin başı: Meclis başkâtibi. Katib-i husûsi = Bir büyük kimsenin hususî ve şahsî işlerine ait yazıları yazan, resmî sıfat taşımayan yazıcı, eskiden: mühürdâr, dîvân efendisi. Ser-kâtib = Başkâtip. Sır kâtibi = Hükümdar, sadrâzam veya elçinin gizli yazılarını yazan kâtip. Kâtib-i vahy = Kur›Ani nâzil oldukça yazan sahâbeler. Kâtib Çelebî = XVII. asrın büyük Türk bilgininin unvanı, mü. kâtibe, t. Yazan, yazmak bilen: O zaten kâtiptir, kâtibe ihtiyacı yoktur. 2. Bir konuyu kaleme almasını iyi bilen, Ar. münşî, muharrir, râkım, nâmık: İyi kâtiptir, onun gibi kâtip olamaz. Kâtib-ül-hurûf = Elde olan mektup veya kitabı yazan (asıl Arapça’da kâtip bir şeyi kaleme alan münşî mânâsına olmayıp temize çeken veya kopya eden demektir ki, bu halde iyi kâtip yazısı güzel olana denilip, iyi kaleme alan adama ise münşî demek lâzımsa da, dilimizde münşî mânâsıyle kullanılıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاتب] yazıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yazıcı ve münşî sıfat ve görevi, yazıcılık, Ar. kitâbet: Kâtiplik ediyor, kâtiplik insanı yoran bir iştir. 2. Yazıcılık mahareti, Osm. inşâ, yazılı olarak istediğini ifade edebilmek: Onun kâtipliği meşhurdur, öyle kâtiplik görmedim. Başkâtiplik = Osm. ser-kitâbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). T. Erkek eşekle kısrağın veya aygırla dişi eşeğin birleşmesinden doğan hayvan ki, kısır olur. Osm. ester: Katıra binmiş. 2. mec. Katır gibi çifteli, hâin, hilekâr, terbiyesiz: Ne katırdır. Katırboncuğu = Ekseriya katırlara takılan mavi camdan boncuk. Katırtırnağı = Sarı çiçek açan bir cins bitki. Katırkuyruğu = Bir cins bitki. Katıryemeni = Eskiden çocuklara giydirilen altı kalın ve tabanları ağaç kabuğu ile doldurulmuş ayakkabı. Katıryılanı = Bir çeşit engerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Katır kutur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mule. hinny. stubborn person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mule. stubborn. bad-tempered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Sert ve kaba ses çıkararak: Elmayı katır kutur yedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruchingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mavi sırçadan, iri boncuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katırlarını kira ile işleten veya bunlarla eşya taşıyan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muleteer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muleteer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Baklagillerden, acı bir bitki (gippocrepis comosa).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Baklagillerden, dalları pek ince, çiçekleri sarı bir bitki. (Lat. genista luncea).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(genista luncea): Baklagiller familyasından; dik duran çalı halinde, her zaman yeşil olan odunsu bir bitki cinsidir. Genç sürüngenler, narin yapılıdır. Üzerinde çok sayıda yaprak bulunur veya yapraksızdır. Çiçekleri sarıdır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Hazmı kolaylaştırır. Böbrek ve safra kesesi taşlarının düşürülmesine yardım eder. Mesane hastalıklarını tedavi eder. Romatizma ve nikriste de faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalp hastalıklarında da kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(bk.) Katma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), içine başka şeyler karışmış olan, Ar. mahlut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impure. mixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçine başka şeyler karışmamış, sâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pure. unadulterated. fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Katılmak, karışmak: O da bize katıştı. 2. Birbirine girmek, birbirine karışmak: İki sürü katıştı, halk birbirine katıştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine karıştırmak. Geceyi gündüze katıştırmak, halkı birbirine katıştırdı’, kuzuları koyunlara katıştırmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by no means. never. absolutely. definitely. on no account. up to the -. not at all. no soap. not a whit. in no wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolut. bestimmt. strengstens. durchaus nicht. keineswegs. beileibe nicht. nicht für geld und gute worte. nie und nimmer. überhaupt nicht.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). İlâve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contribution. addition. additive. appendage. part. subscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

additive. contribution. help.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contribution. addition. assistance. aid. help. additive. alloy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

additive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

additive. preservative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

additive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing an additive. alloyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unmixed. unadulterated. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pure. free from additives. unalloyed. true. unsophisticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قتل] öldürme, katil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bükme, kat kat etme, devşirme. Katlama yeri = Büküm yeri, kıvrım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. folding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folding. doubling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folding. passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kumaş vesaireyi kat kat bükmek, bükerek sarmak, devşirmek: Kumaşı, elbiseyi, çamaşırı katlamak, kâğıdı ikiye katlamak. 2. İki kat etmek, tekrarlamak: Çifti İki, üç kere katlamak, tarlayı iki, üç kere sürmek. 3. Hamuru ince açmak, yufka yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. pleat. bend. crease. crimp. double. drape. enfold. fold down. infold. shut. tuck. tuck up. turn back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. crinkle. double. fold. punish. slaughter. tuck. turn. wrap. to fold. to pleat. to walk over sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fold. to fold up. crumple. enfold. flap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Kıvrım kıvrım, büklüm büklüm bükmek. 2. Çaresiz râzı olup kabûl etmeye mecbur eylemek: Hastalık zavallıyı çocuklarından ayrılmaya da katlandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Herhangi biri katlanmak: Vatan için her türlü mahrumiyete katlanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearing. endurance. being folded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kat kat olmak, bükülmek, eğilmek: Beli katlanmış, bu kumaş iyi katlanmış. 2. Çaresiz kabûl etmek, isteyerek veya istemeyerek râzı olmak, çekmek: İnsan evlâdı için her şeye katlanır. Bükülmek, eğilmek: Mukavva kırılmadan katlanmaz, saç zor katlanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take one's medicine. stand the racket. endure. take. take it. tolerate. accept. digest. bear. undergo. go through. abide. brook. crease. do with. double. face. face up to. grin and bear it. last out. lump. lump it. put up with. sit down under. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abide. bear. collapse. endure. fold. stomach. tolerate. to fold. to bend. to put up with. to bear. to stand. to endure. to tolerate. to abide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be folded. to bear. to tolerate. to endure. to put up with. to resign. abide. brook. eat crow. face. fold. stomach. support. take it. take lying down. undergo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Çaresiz kabûl edip râzı olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kumaş, elbise vesaireyi birine kat kat ettirip devşirmek: Bu kumaşları kime katlatacağız? Şu elbiseyi eli yakışır birine usuliyle katlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assassination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murder. slay. to murder. to kill. to butcher. to assassinate. to spoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to murder. to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kat kat katlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugated. folded. -storied. having. storeys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folded. turnup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughter. massacre. butchery. battue. bloodletting. bloodshed. carnage. decimation. hecatomb. pogrom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodbath. carnage. massacre. slaughter. genocide. pogrom. bloodbath kırım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

massacre. mass murder. blood bath. butchery. carnage. hecatomb. mass execution. wholesale slaughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katmak işi. Katılmış: Eklenmiş, Ar. mülhak, munzam: O, sonradan katmadır, bk. Katmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addition. attachment. excess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addition. adding. annexation. added. supplementary. infusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexed budget. supplementary budget. subsidiary budget (the budget of a state enterprise , the expenses of which.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value added tax. value added tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eklemek, Osm. ilhak, ilâve, zammetmek: O da adamını kervana kattı, koyunlarını sürüye kattı. 2. Alt tarafına, arkasına getirmek, yanına, beraberine vermek: Kafileye polis katmak. 3. Karıştırmak, Osm. meze ve haltetmek, koymak: Sirkeye su katmak. 4. Karıştırmak, karmakarışık etmek, fesâda düşürmek: Alemi birbirine kattı. 5. Önüne alıp takip etmek: Düşmanı önüne kattı. Geceyi gündüze katmak = mec. Aşırı derecede çalışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

add. join. annex. mix. adjoin. affiliate. ally. append. include. incorporate. inosculate. integrate. interpolate. load. mingle. number. put in. run in. superadd. tack. tinge. weave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amalgamate. annex. compound. embody. include. incorporate. integrate. lend. mingle. to add. to mix in. to mingle. to incorparate. to include. to count sb/sth in. to send with. to annex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to add. to mix in. to send with. to annex sth to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

layer. bed. stratum. deposit. sheet. sphere. stage. system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. stratum. layer. stratum tabaka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

layer. stratagem. bed. seam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Katmandu, Nepal'in başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stratification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stratification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stratify. to become stratified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stratified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin kat kat olması, çok yapraklı olması: Gülün, çiçeğin, böreğin katmeri, elbisenin katmeri. 2. Kat kat, çok yapraklı, katmerli: Katmer çiçek, börek, elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ply. layer. flaky pastry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

layering. being in layers. layer. doubling. ply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katmerli hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become layered. to increase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kat kat, birçok katlan ve çok yaprakları olan: Katmerli gül, çiçek, katmerli börek, katmerli fistan. 2. mec. İki kat, Ar. muzâaf, aşırılık: Artık bu, yanlışın, edepsizliğin katmerlisi oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in layers. double. multiplex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lie based upon another lie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. Y.’dan). Papa’nın rûhânî liderliğini ve başkanlığını tanıyan en büyük Hıristiyan mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic. catholik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Catholic. papist. roman catholic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katolik mezhebi ve Katolik mezhebinde bulunanların usûl ve tarzında: Katolikçe ibâdet, Katolikçe Ayîn, Katolikçe vaftiz oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Katolik mezhebi: Katolikliğin Ortadoksluk’tan Protestanlık’ tan daha çok farkı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholicism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholicism. catholicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik). Negatif elektrot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cathode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cathode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çam ağacından veya maden kömüründen çıkarılan koyu, ağır kokulu ve bulaşıcı bir sıvı ki, sanayide ve tıpta kullanılır: Katran suyu = Katrandan tasfiye edilerek çıkarılan tıbbî sıvı. Katran hapı, katran ruhu denilen ilâç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tar. bitumen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tar. pitch. bitumen. common black pitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(sedirağacı): Çamgiller familyasından; Lübnan dağlarında ve yurdumuzda Toros dağlarında yetişen 40 metre kadar boyu olan çok gösterişli ve heybetli bir ağaçtır. Dalları yataydır. Yaprakları iğne gibi olup, demet şeklindedir. Renkleri, genç yaşında koyu yeşildir. Zamanla açık mavi yeşile dönüşürler. Kozalağı, olgunken açık kestane renkli, uzunca, oval şeklinde ve 8-12 cm boyundadır. Tohumlarında reçine vardır. Odunu kokuludur. Gövde ve dallarının kapalı yerlerde yakılmasıyla sarıkatran elde edilir. Kullanıldığı yerler: Mikrop öldürücüdür. Cilt solunum yolları hastalıklarında kullanılır. İdrar söktürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çayır mantarlarından, şapkasının alt yüzü dilim dilim bir çeşit mantar (polyporus igniarius).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(agaric): Çayır mantarlarındandır. Şapkasının alt yüzü dilim dilimdir. Kullanıldığı yerler: Solunum yolları hastalıklarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). Katran sürmek: Yere çakılacak kazıkları çürümemesi için katranîamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tar. to cover with tar. to pitch. to caulk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tarred. to be covered with tar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katran sürdürmek: Arabayı katlanlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katran sürülmüş veya karıştırılmış: Katranlı kazık, katranlı su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tarry. tarred. bituminous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Bir çeşit yanardağ camı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Matbaacılıkta kullanılan bir ölçü birimi. Katrat, İngiliz ölçüsü olan inç’in altıda biridir ve on iki puntoya eşittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. katarât). Damla. Katre katre = Damla damla, damlayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a drop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطره] damla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Damla. Damlayan şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir damla arayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Damla saçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bin trilyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrillion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrillion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bir kemiyetin (niceliğin) kaç katı alındığını gösteren sayı: 5a ifadesinde 5 sayısı a’nın katsayısıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Daha veya en çok kat’ eden (kesici). 2. Kâğıtları oyarak dantele benzer yapraklar yapan sanatkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kati» den imüb.). Pek öldürücü, çok can alıcı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika'da çok bulunan yeşil çekirgeler familyasından ve on ayakları ile tiz bir ses çıkaran böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cation

kim. artın

Bir çözeltinin elektrolizi sırasında katotta toplanan iyon.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cümlede). Büsbütün, hiç, asla: Ben, onu kat’an görmedim. Asla ve kat’a bilmiyorum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعا] kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعا] kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kat’İyye). 1. Kestirme, şüphe ve tereddüde yer bırakmayan: Kat’İ söz. 2. Kararlaştırılmış, vazgeçilemez, mukarrer, kesin, red ve iadesi mümkün olmayan: Kat’İ karar, kat’İ hüküm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعی] kesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kesin olarak, kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعيت] kesinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da kullanılmaz). Kestirme olarak, asla tereddüt ve şüpheye yer vermeyen veya geri dönülmesi mümkün olmayacak şekilde, kesin olarak: Kat’lyyen cevap verdi, kat’iyyen karar verildi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قطعيا] kesinlikle. 2.asla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quarrel with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaynaşma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birleşmek, ayrılmayacak surette uyuşmak, yekpare olmak: Kemikleri kaynaşıp mafsalı oynamaz olmuş. 2. mec. Sıkı sıkı münasebet kurup birleşmek: Onlar kaynaştılar. 3. Kıpırdaşmak: Kaynaşıp durmayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fusion. agitation. surge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fusion. joining together. merging. becoming close friends. swarming. teeming. great excitement. uproar. combination. stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unite. coalesce. blend. fuse. socialize. commingle. knit. knit up. merge. mill about. mix. seethe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assimilate. integrate. knit. mix. teem. to fuse. to amalgamate. to unite. to coalesce. to swarm with. to teem with. to combine. to become friendly at once. to click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fuse. to join with. to merge. to become close friends. to swarm. to teem. to combine. blend. click. commingle. mix.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) büyük bir dikkatle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Büyükler sırasına geçmek, büyük adam olmak: Kendisi kibarlaştı, artık bizimle konuşmaya tenezzül etmez. 2. Mec. Kibirlenmek: Bu kadar klbarlaşmayınl

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become refined in one's manners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit man. hired assassin. hired gun. hatchetman. professional criminal. professional killer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Rengi kır olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn gray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to redden. to turn red. glow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kısır hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become barren or unproductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Osm. «kahtlaşmak» tan galat). Az ve nâdir bulunur hâle gelmek, bulunmaz olmak: iyi yazı yazan hattatlar kıtlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become scarce. to become hard to find. run short of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get angry. to become red-hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rating. classifying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kocalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirini koklamak, birbirinin kokuıunu almak: İki hayvan bir yere gelince koklaşırlar. 2. Bilişmek, birbirini tanımak, alışkanlık kazanmak. 3. Sevişmek, sarılıp öpüşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to smell each other. to neck. to bill and coo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sniff each other. to kiss and fondle each other. to neck. to pet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kolay olmak, Osm. sehl ve Asân olmak: Yeni usûl ile öğretim hayli kolaylaştı. Sona yaklaştı. 2. Sona yaklaşmak, tamamlanmasına az bir şey kalmak: Yazdığınız kitap kolaylaştı mı? Yapı kolaylaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ease. to get easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be finished. to be over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become terrible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thickening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıvı daha kalın ve yoğun olmak: Pekmez, şerbet kaynadıkça koyulaşır. 2. Renk kararmak, daha koyu olmak: Bu çocuk büyüdükçe seçı daha koyulaşıyor. Bazı ağaçlar büyüdükçe yaprakları koyulaşır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to thicken. to darken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credit agreement. loan pact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinch. embrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kucak kucağa sarılmak, biribirini kucaklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuddle up. embrace one another. embrace. hug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinch. cuddle. to embrace one another. to cuddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to embrace or hug each other. cuddle. neck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become an association. to turn into an institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn into an institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

institutionalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

institutionalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become holy. to be regarded as sacred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polarisation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to polarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be polarized. to be divided into opposing groups.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuzu gibi uysal ve zararsız hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become as gentle as a lamb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ardı kesilmeksizin, durmaksızın, devamlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get slack. to get loose. to become sloppy and disorganized. to slacken off. to let things slide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لاینقطع] kesintisiz, sürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik) (İ. ligatura = bağ). Salamastradan yapılmış, sicim ve bağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Ar. tâbirlerde «liyâka» şeklinde de kullanılır). 1. Lâyık olma, yararlılık, değerlilik, istihkak: O adamın bu işe, bu işin size liyâkati vardır; her işte liyakat aramalı. 2. Ehliyet, iktidar: Erbâb-ı liyâkatten; onun iktidar ve liyâkati bellidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. suitability. capacity. competence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. deservingness. worthiness. suitability. capability. competence. desert. mark. qualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لياقت] yaraşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Layık olan, değerlilik, yararlılık. 2.İktidar, hüner, fazilet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Liyâkatli, değerli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. liyâkatmend’in c.),. Liyâkatliler, değerliler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ehil, müstahak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. worthy. deserving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

würdig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. worthy. deserving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

würdig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ehliyetsiz, bk. Liyâkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. imcompetent. unworthy. undeserving. inadequate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ehliyetsizlik, bk. Liyâkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İsmin yer gösteren hâlidir. Fiilin cereyan ettiği yeri gösterir. Lokatif ekleri -da, -de, -ta, -te’dir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. locatif

db. bulunma durumu

Ad soylu bir sözün taşıdığı kavramda bulunuş bildiren, -da / -de, - ta / -te ekleri ile kurulan durum.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. fıkıh). Sokakta bulunup alınan ve sâhibi belli olmayan şey.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماء مقطر] damıtık su.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Tabiat üstü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Kazınmış resimler ve yazılar, hâk san’atıyla yani hâkkâklıkla yapılmış şeyler, hâkkâklık işleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.) (m. mahlûk). Mahlûklar, yaratılmış şeyler, (bk.) Mahlûk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. mahrûka, bu mânf ile kullanılmaz). Isınmak, yemek vesaire peşirmek için yakılan maddeler, ateş yakmaya yarayan şeyler, odun, kömür vesaire: Bu kış mahrukat pahalıdır; Erzurum’da mahrukat pek kıttır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محروقات] yakacak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Makad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttocks. rump. anus. fundament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. botanik). Hücre zarlarının mantar özü karışmasıyla geçirimsiz hâle gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eğlendirici, tuhaf, hoş bir hâl almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sukuut»dan im). Düşülen yer, bir şeyin düştüğü yer. Mif kat-ı re’s = Doğulan, dünyaya gelinen yer, vatan, doğum yeri: Sâdî’nln maskat-ı re’si Ştrâz’dır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مسقط] düşüş yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Doğum yeri. (bk.) Maskat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسقط رأس] doğum yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Tam, çok mavi, gömgök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uzun a ile) (i. A. c.) (m. maktâ). Maktâlar. (bk.) Maktâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mekteb). Mektepler, (bk.) Mektep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mektûb). Mektuplar, (bk.) Mektup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتيب] mektuplar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتب] okullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتب عاليه] yüksekokullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتب عسکریه] askerî okullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uzun a ile) (i. A. c.) (m. maktel). Makteller, ölüm yerleri. (bk.) Maktel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. exchange of letters. intercommunications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine mektup yazmak, Osm. mükâtebe, mürâsele, muhâbere etmek: Taşrada bulunan babamla daima mektuplaşıyoruz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to correspond. to exchange letters. to be in correspondence with sb. communicate by letter. to be in correspondence. to stand in correspondence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملکات] yetiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine «merhaba» deyip selâmlaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trouble. difficulty. gruelling. grueling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardship. trouble. difficulty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشقت] sıkıntı, güçlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sıkıntı çekmek, güçlüğe katlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «şak» dan mimli masdar) (c. meşâk). 1. Güçlük, sıkıntı, zorluk, eziyet: Bu işte çok meşakkat çektim. 2. Zahmetli iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. hard. arduous. gruelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Darbolunmuş, basılmış sikkeler: Meskûkât-ı Osmâniyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسکوکات] madenî paralar, sikkeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bir ölüden kalan eşya ve mal, Ar. muhallefât: Metrûkâtı veresesine aittir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متروکات] miras olarak bırakılanlar, geride bırakılanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «vakt» ten iz.) (c. mevâkıt). 1. Tâyin ve tahsis olunmuş vakit, belirli vakit. 2. Hacıların ihrâma girdikleri yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üzerinde kalem kesmeye mahsus kemik veya fildişi parçası. Dilimize miktâ şeklinde geçmiştir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -mas, -mata) havaya yayılan ufak zararlı maddecikler veya mikroplar; böyle mikroplu hava; eskiden bu havadan geldiği düşünülen sıtma; pis ve zehirli hava. miasmal, miasmat'ic s. mikroplu, zehirli, tehlikeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ميقات] buluşma yeri. 2.buluşma zamanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tesbit edilen yer ve zaman. 2.Mekke yolu üzerinde hacıların ihrama girdikleri y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. cerrahî). Cerrahlara mahsus cımbız ve maşa gibi Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (ia. A.). Merdiven, basamak, derece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Eskiden kolera, veba, tüfüs gibi hastalıklara sebep olduğu sanılan şey. Miyasma fikri mikrobiyolojinin İlerlemesiyle yıkılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn purple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get old.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çağdaşlaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fark» tan). 1. Ayrılma, birinden uzaklaşma, ayrılık: Dostlarından mufârakat etmiş. 2. Bir yeri terk edip gitme: Ticaret için memleketimden mufârakat edeli epeyce oluyor; oradan mufârakatımda. 3. Karı koca arasında ayrılma, boşanma: Evlendiğinin senesinde mufârakat oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) mufarakat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kat’» dan). Arazinin kesime verilmesi, tesirîl bir kira karşılığında kiralanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Arabic word for headquarters or administrative center; 'Arafat was holed up in the mukataa of his West Bank compound'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Arabic word for headquarters or administrative center; 'Arafat was holed up in the mukataa of his West Bank compound'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i.). Muka’taa şeklinde kiralanmış arazi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ketb.den masdar) (c. mükâtebât). Biribirine yazma, mektuplaşma, muhabere: Babamla muntazam mükâtebemiz vardır; ortağımla mükâtebeyi kestim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kati» den). 1. Birbirini öldürme, vuruşma. 2. Muharebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ketb.den İf.) Biriyle mektuplaşan, sık sık yazan, muhaberede bulunan: Orada bir mükâtibim vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kat’» dan imef.) (mü. mukattâa). Kesilmiş, kesik, ayrı. Hurûf-ı mukattâ = Ayrı ayrı yazılan ve birbirlerine bitiştirilmeyen harfler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Kesik şeyler, eksik parçalar. 2. Her biri bir kelimeye delâlet eden harfler ve eksik terkipler vs., ilah. İşaretler gibi ki vesaire, ilâAhıre tâbirinden kesilmiştir. 3. Eksik şiir parçaları, çeşitli gazel ve kasidelerden vs. alınmış beyitler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «katr»dan imef.) (mü. mukattara). Taktîr olunmuş, inbikten çekilmiş, damıtılmış. MS-İ mukattar = Inbikten çekilmiş su.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقطر] damıtılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «lika» öan masdar). Buluşma, birleşme, görüşme: İki imparator filân yerde mülâkat edeceklerdi; aralarında mülâkat olacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interview. interview görüşme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interview. audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (I. A. c.). 1. Mülhaklar, ekler, bağlantılar. 2. Bir merkeze bağlı ve tâbf yerler: Konya vilâyetinin mülhakatı çoktur; oranın gümrüğü filân müdüriyet mülhakatındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mumya hâline gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nokta» dan imef.) (mü. münakkata). Nokta konmuş, noktalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kat’» dan if.) (mü. münkotıa). I. Kesilmiş, kesik, arası kesilen, aralık veren, aralıklı, fâsılalı: Yağmur bir müddet münkatî oldu. 2. Arkası gelmeyen, son bulan: Cengiz sülâlesi Çin’de münkatî oldu. 3. Ayrılmış, kesilmiş, bağlantısı kalmamış: O, bizden büsbütün münkatî oldu. Herkesten kesilip yalnız bir kişiye intisâb eden: Filân zâta münkatî idi (şimdi bu mânâda kullanılmıyor). Geyr-I münkatî = FAsılasız, sürekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kat’» den if. infial). Kesilmiş. Munkatı’ olmak = Kesilmek, arkası gelmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıfk» tan masdar). Arkadaşlık, yoldaşlık, birlikte bulunma: Bu yolculukta bana kim mürâfakat edecek?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müsabaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıdk» dan masdar). İki kişi arasında sâdıkane davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan masdar) (Arapça terkiplerde: mutâbaka). T. Uygunluk, muvafakat, birbirini tutar halde olma. 2. (gramer) Fiil ile fail veya sıfat ile sıfatlananlar arasında dişilik, erkeklik, sayı vesairece uygunluk: Sıfat ile mevsuf arasında mutabakat şarttır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. agreement. agreement uyuşma. anlaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum of understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.). Akraba, taallukat, mensuplar: Filânın mütealllkatından bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kat’» tan if.) (mü. mütekatıa). Birbirini kesen, birbirinin üstünden geçen, ağ ve satranç şeklinde uzayıp çaprazlaşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get down in the dumps / mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefk» den masdar). I. Uyma, uygun gelme, uygunluk. Ar. tevâfuk: Aralarında hiç muvâfakat yoktur. 2. Uygun ve münasip olma, mutabakat, münasebet, Ahenkli olma: Çalgılar arasında muvâfakat şarttır. 3. Razı olma, kalben inanma, izin: Hanı satmaya karar verdik, ama bir hissedar muvafakat etmiyor. 4. Uzlaşma: Aralarında muvâfakat hâsıl oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assent. agreement. consent. harmony. previous assent. consentment. accord. acceptance. compliance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

K. concurrence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consent to. to give one's consent to sth. to assent to sth. to agree. to accept. to accord. to comply. accede. acquiesce. consent. consort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deed of consent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vakt» ten İmef.) (mü. muvakkate). Geçici, daimî olmayan, az vakit sürüp geçen, süreksiz: Dünya muvakkattir. Muvakkat karar = Musikide geçici karar, asma karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporary admission. provisional. temporary. interim. trial. transitional. periodic. flying. tentative. ad hoc. ad interim. fugitive. provisory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقت] geçici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Az bir zaman için, geçici olarak, şimdilik: Bahçıvanımız sıladan gelinceye kadar muvakkaten bir bahçıvan tuttuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقتا] geçici olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدت موقته] geçici süre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتبه] yazışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ملاقات] buluşma. 2.görüşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ملحقات] ekler. 2.bir yere bağlı olan başka yerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Nasır gibi olmak. 2. mec. Duyarlığını kaybetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nükte). Nükteler. (bk.) Nükte (nükât şekli galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. c.) (m. nokta). Noktalar, (bk.) Nokta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nitrification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. nokta). Noktalar, (bk.) Nokta («nikat» gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نقاط] noktalar, hususlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bazı bitki hücrelerinin kimyevî bir madde alarak odun gibi bir hâle girmesi olayı, Osm. tehaşşüb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lignify. to get rude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ok atan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ok atay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maturation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ripening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maturation. ripening. maturing. efflorescence. elaboration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Olgun hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blossom. mature. mellow. ripen. to ripen. to mature. to mellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become ripe / mature. age. blossom. head. maturate. mellow. ripen. to cut one's wisdom teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immature. unripe. sucking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embryo. immature. tender. unripe. unseasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common multiple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common multiple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). 1. Ortak olarak bir varlık meydana getiren fertlerin bütünü. 2. Ortak mülkiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ortak olmak: Hepimiz ortaklaşırsak bir mağaza açabiliriz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dalliance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dalliance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birlikte oynamak, hep birlikte oynamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caper. frisk. pet. to play with one another. to carry on. to have it off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to play with one another. to carry on a love affair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caper. frisk. pet. to play with one another. to carry on. to have it off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to play with one another. to carry on a love affair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pahalı hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to increase / to rise / to advance / to go up in price. to become dearer / more expensive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to increase / to rise / to advance / to go up in price. to become dearer / more expensive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage. coining. coin of money. minting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage. coining. coin of money. minting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to pass to each other. to give each other the glad eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to give each other the glad eye. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to pass to each other. to give each other the glad eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to give each other the glad eye. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Paşmakçı. (bk.) Başmak vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitkilerde pas denilen lekeler yapan bir mantar takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharing. communion. share out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bölüşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share. share out. go shares. divide. split. divvy. divvy up. cast in. double up. double up on. partake. participate of. go snacks. whack up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partake. pool. share. split. to share. to divide and share.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share. to share. to divide. to share out. to apportion. to partition. to go fifty fifty with sb. pool. share in. to go snacks. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fiyat kesmede çekişerek uyuşmak, pazarlık etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüyada olduğu gibi bir seri tutarsız hayal; bir projektörle duvara yansıtılan ve ani olarak büyüyüp küçülen şekiller; hayalet. .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coagulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clot. to coagulate. to curd. to curdle. cloging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. plazma; protoplazma; min. bir çeşit yeşil çakmaktaşı. plasmic plasmat'ic s. plazma veya protoplazma ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yatırım.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. placement

ekon. yatırım

Parayı, gelir getirici, taşınır veya taşınmaz bir mala yatırma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

placing. investment. investing of money. placement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. provocateur

kışkırtmacı

Kışkırtma işini yapan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocateur. provo. provocative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocateur. inciter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fix an appointment with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Biribirine rastgelmek, karşılaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to meet by chance. to chance upon each other. to coincide. to occur at the same time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arkadaşlık, maiyet: Refakatinde bir adam vardı; refakatinde iki kâtip bulunuyor. 2. Yol arkadaşlığı: Filân yere gideceğim, bana kim refâkat etmek ister? Onun refâkati pek iyidir. 3. (musiki) Eşlik. Bir saz veya sese başka bir sazla eşlik etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companionship. accompaniment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accompanying. escorting. companionship. acting as a companion to. attendance. company. fellowship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رفاقت] eşlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Refildik arkadaşlık, yoldaşlık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to accompany. to escort. go along with. walk out with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eşlik etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospital attendant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone from outside who stays with a patient in hospital. paid companion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eşliğinde, beraberinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Namazda bir kıyam, bir rükû ve iki secdeden ibaret hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. incelik, yufkalık. 2. mec. Acıma, şefkat, teessür, müteessir olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compassion. pity. mercy. tenderness. gentleness. fineness. delicacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رقت] incelik, hassaslık. 2.acıma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İncelik, naziklik. Sevecenlik, acıma duygusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. rikkat = acıma, Fars. engîhten = koparmak). Rikkat, acıma veren: Rikkat-engîz bir vak’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saponification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to saponification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to saponify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sıdk’dan. Ar. terkiplerde: sadâka). 1. Sâdıklık, dostluk, sevgi, vefâ. 2. İyiliği görülen veya çok büyük bir insana, efendiye içten bağlılık ve itaat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegiance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adherence. allegiance. credit. faith. fidelity. loyalty. faithfulness. constancy. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegiance. fidelity. loyalty. devotion. constancy. faith. fealty. troth. trustworthiness. truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صداقت] bağlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) Dostluk, içten bağlılık, doğruluk, vefalılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loyal. faithful. devoted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loyal. faithful. devoted. faithfulness. religious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithfulness. loyalty. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithless. disloyal. unfaithful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disloyal. unfaithful. faithless. perfidious. untrue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infidelity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infidelity. disloyalty. unfaithfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disloyalty. unfaithfulness. infidelity. infraction of faith. insinuation of infidelity. perfidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow deaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sağlam hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbiriyle şaka etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banter. to joke with one another. to banter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to joke with one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become awkward. to become butterfingered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. askaat). 1. Bir şeyin düşük ve işe yaramaz kısmı. 2. Kötü ve faydasız şey. 3. Yanlış, hata, eksiklik. 4. (Türkçe) Organlardan biri eksik ve hastalıklı olan, Ar. alil: Sakat bir adam. 5. Eksik ve hasta (organ): Bu ademin eli, ayağı, gözü sakattır. 6. Hatalı, doğru olmayan, yanlış: Bu söz sakattır. Sakat iş işleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handicapped. disabled. lame. invalid. crippled. defective. funny. game. gammy. incapable of working. infirm. malformed. wonky. disabled. cripple. invalid. lame duck. crock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cripple. insecure. invalid. knacker. wonky. disabled. crippled. handicapped. lame. game. risky. untrustworthy. shifty. wobbly. shaky. unsound. defective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defective. handicapped. invalid. disabled unsound. broken. unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become invalid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Düşük yerler, kusurlar, noksanlar. 2. Eti yenen hayvanların böbrek, ciğer gibi etinden gayrı yenen kısımları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haslet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrails. offal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offal (used as food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offal seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutilation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infringement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sakat hâle getirmek. 2. Bozmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cripple. disable. maim. mutilate. to injure. to disable. to cripple. to mutilate. to maim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to disable sb physically. to cripple. to maim. to mutilate. to spoil the shape or appearance of sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sakat hâle gelmek. 2. Kusurlu ve yanlış olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become disabled. to become mutilated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become physically disabled. to become crippled. to become maimed or mutilated. to be spoiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sakat olma hâli. 2. Noksan, kusur, yanlışlık, hatâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disability. infirmity. disablement. defect. lameness. deformation. deformity. invalidism. invalidity. malformation. shakiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deformity. disability. infirmity. defect. mishap. accident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disability. handicap. impairment. defect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to begin to act like a nincompoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become aggressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonaggression treaty. treaty / pact of non-aggression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become perverted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serçegi İlerden bir kuş (oriolus oriolus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn yellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine sarılmak, sarmaş dolaş olmak, kucaklaşmak: Asma yaprağı kavağa sarmaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sarp hale gelmek, müşkülleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become very steep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İki taraf şartlarını söyliyerek anlaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şaşkın bir hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şaşmak işi. (bk.) Şeşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yoldan çıkmak, ayrılmak, oynamak: Yoldan şaştı; ayak şaşmak. 2. İsabet etmemek, yanılmak: Şimdi dikilen fidanlar hiç şaşmaz; kurşun nişandan şaşdı. 3. Hayrette kalmak: Bu işe şaştım; şaşacak şey. 4. Hayran olmak: Şaşakaldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wonder. to be amazed. to be astonished. to be surprised. to lose one's way. to go astray. to deviate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wonder at. to be amazed at. to be astonished at. to make a mistake. to be mistaken. to miss its object. to lose. marvel. wonder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which won't lead one astray. reliable. infallible. steady. straight. unfailing. unfaltering. unswerving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocation. molestation. teasing. interference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çatmak, takılmak, rahat bırakmamak: Bana sataşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pick on. tease. annoy. go for. hit at. ride. twit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ride. taunt. tease. to be aggressive. to pick a quarrel. to annoy. interfere with. to tease. to needle. to taunt. to ask for trouble. to molest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to annoy. to provoke. to aggravate. to molest / disturb. to attack. to assail. to worry one. to hoax. to tease. taunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Savaşmak işi, muharebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fighting. shooting stick. warfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Harbetmek, kavga etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fight. make war. war. battle. fight a battle. struggle. campaign. conflict. contend. strive against. strive with. wage war against. wage war on smb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. combat. fight. struggle. war. top struggle. dispute. to work and struggle hard. to fight. to battle. to war. to fight sth. to combat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight. to wage war. to battle. to fight against sth / sb. to make war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become transparent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (geçme mânâsıyla sebk yerine kullanılıyorsa da Arapça’da mânâsı başka olup Türkçe’de hiç kullanılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبقت] geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eşfâk). Şefkat, acıyarak, ve esirgeyerek sevme. (bk.) Şefkat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شفقت] şefkat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şefkat, acıyarak ve esirgeyerek sevme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ŞEFAKAT) (i. A.) (Ar. tâbirlerde «şefaka» şeklinde bulunur). Acıyarak ve esirgeyerek sevme, ana babanın çocuklarına sevgisi gibi gönülden ve karşılıksız sevgi. Dârü’ş-şafaka = Yetimler için İstanbul’da kurulmuş yatılı lise. Şefkat nişanı = ||. Abdülhamid’in ihdâs ettiği, kadınlara mahsus nişan ki, madalyası da vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benignity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affection. compassion. kindness. sympathy. tenderness. tenderheartedness sevecenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindness and compassion. tenderness. clemency. humanity. kindness. pity. sympathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Sevecenlik, acıma ve sevgi duygusu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Şefkat sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compassionate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affectionate. charitable. merciful. tender. tenderhearted. compassionate. merciful sevecen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kind. tender. caring. charitable. clement. compassionate. kind hearted. kindly. philantropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sevgi ve merhameti olmayan: Şefkatsiz ana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coldhearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sevgi ve merhamet yokluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine selâm vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to greet each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to exchange greetings. to greet each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unionization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unionization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syndicate. unionize. to form a trade union. to unionize. to join a trade union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to form a trade union. to unionize. organize into a trade union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سرکاتب] başkâtip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get shallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sık hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become frequent. to be close together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become frequent. to happen often. to increase. to become densely massed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimye). Silis asidinin meydana getirdiği tuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slapping and cuffing each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı: Serket). Çalma, aşırma, hırsızlık: Sirkat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing. theft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرقت] hırsızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çalınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden hükümdar vs. nin yanında çalışan hususi kâtip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sırnaşıklık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to persist exasperatingly in asking for sth. to importune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get thin and weak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bulaşmak, bir şey sıva gibi üstüne sürülmek. 2. Yapışkan hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki kelimeden). Vaktiyle malî vs. vesikeların kaleme alındığı bir Arap yazısı çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tırpana, rina, vatoz, zool. Raja batis; folya balığı. skatefish kırk ambar, zool. Raja batis .gray skate tırpana, zool. Raja batis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paten; f. patinaj yapmak, patenle kaymak. skate on thin ice tehlikeli bir işe girişmek. skating rink suni patinaj sahası. figure skating buz üzerinde şekil çizerek patinaj yapma. roller skate tekerlekli paten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. patinaj yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get cold. to cool down. to begin to behave coldly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow pale / dim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become concrete. materialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become immortal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degeneration. depravation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to degenerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become abstract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standardization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to standardize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. soubassement

mim. oturmalık

Sağlam bir taban oluşturmak için temel ile birlikte belli bir yüksekliğe ulaşmış yapının oturduğu bölüm.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become overly familiar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

express train. vestibule train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعلقات] ilgili olanlar. 2.akraba, yakınlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. tabaka). Tabakalar, (bk.) Tabaka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبقات] katlar. 2.katmanlar. 3.sınıflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبقة الارض] jeoloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tabooed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahkîk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

investigation. research. inquiry. examination. investigations. inquiries. inquest soruşturmalar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

investigation. inquiry. inquest. probe. examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحقيقات] araştırmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission of inquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Arapça terkiplerde: tâka). Güç, zor, kuvvet, kudret, iktidar: Bunu yapmaya tâkatim yoktur, bende tâkat kalmadı. Tâkat götürmek = Kuvvet yetmek, muktedir olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strength. energy güç. hal. derman. power. capacity. potency. energy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

power. strength. fund of strenght. energy. force. capacity. might. endurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طاقت] dayanma gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güç, kuvvet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. tâkat = güç, Fars. fersûden = eskitmek). Tâkati eskitip çürüten, tâkat götürülemez, dayanılmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tâkati, gücü eriten, yakan mahveden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tâkati tüketen, tâkat kıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طاقت فرسا] takat tüketici, dayanılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tâkat, kuvvet ve iktidarı olmayan, zayıf, gevşek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. feeble. prostrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iktidarsızlık, kuvvetsizlik, zaaf, gevşeklik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقطر] damlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kat» dan mas.). Birbirini kesme, birbirinin üstünden geçme: İki demiryolu hattı tekatû ediyor (Ar.’da birbirinden kesilip ayrılmak).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gürültü, velvele. 2. Vaktiyle çubukları silmek için odanın ortasına konulan tahtadan veya madenden geniş ve ortası tokmaklı tabla. 3. (matbaacılık) Sahifeler makineye «konmak üzere sıkıştırıldığında harfleri vurarak düzeltmeye mahsus takoz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noise. tumult. commotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «katr»dan). Damla damla akma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dil açıklığı, kolay ve serbestçe söz söyleyiş. Ar. selâset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eloquence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuşkan. talkativeness i. konuşkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become a God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become a God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. «tarâik», «turûk») (Arapça terkiplerde «tarîka» şeklinde kullanılır). 1. Yol, meslek. 2. Tasavvuf ekolü: Mevlevî, Bektaşî tarîkatleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order. sect. religious order. cult. denomination. religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sect. dervish order. religious order. denomination. order of dervishes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious order. order of dervishes. sect. hierarchy. mysticism. way. path. road.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk dini musikisinin cami musikisinden sonra ikinci dalı, tasavvuf musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of a religious order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fossilize. to turn into a fossil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Taş hâline gelmek, taş kesilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taşmak işi. (bk.) Taşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collar. strap. collet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collar. leash. collar. strap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collar (on animal's neck. collar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overflowing. outpouring. overflow. outpour. outburst. gush. ebullition. surge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overflow. overflowing. overbrimming. running over. flush. flushing. outburst. boilover. surve. streaming. flux. super flux. lap. effusion. efflux. projection. project. backup. overhanging. gush. high water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uzayıp artmak, fazla gelmek. 2. Çok gelip yerine veya yatağına sığmayarak çevresine yayılmak, etrafı basmak: Nehir taştı, havuz taşmış. 3. Kaynamak, coşmak: Yemek taştı, tencere taşıyor. 4. Azmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overflow. run over. boil over. pour out. spill over. brim over. flow. get over. gush. overbrim. pour forth. slop over. swell. swim. well over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bubble. cascade. flood. overflow. slop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to run over. to boil over. to overflow. to overflow its banks. to spill over into a place. to project or extend over the edge of or edges of sth. to lose one's patience. to blow one's stack. to give vent to one's excitement. to inund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tatbik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation. practice. sham battle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exercise. utilization. practice. maneuvers. application uygulama. manoeuvres. military exercises manevra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practice. application. maneuvers. exercises. field exercise. operation. praxis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تطبيقات] uygulamalar. 2.tatbikat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uygulama yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who puts sth into effect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tatlı olmak: Portakallar daha tatlılaşmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sweet (owing to ripening. to become pleasant or genial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become unpleasant / disagreeable / boring. come over. pall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Teberrükler, uğur saymalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tebrik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبریکات] kutlamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارکات] hazırlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارکات] hazırlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدقيقات] incelemeler, tetkikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tek/çift katmanlı Super Audio CD’lerde (SACD), sırasıyla bir ya da iki yüksek yoğunluklu katman bulunur.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kat’» dan). Kesişme, çatışma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقاطع] kesişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to talk over the telephone. to talk on the telephone (with sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yalnız kalmak, tek başına olmak. 2. Boş kalmak, boşalmak, kalabalık çekilip boş kalmak: Ortalık tenhalaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putting sth in order. putting sth to rights. reforms reorganization. regrouping. regroupment (of troops. weeding / cambing out inefficient officials or employees. job cutback. rundown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشویقات] teşvikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). ilişip asılarak ve tırnaklarla tutularak yukarı çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handshake. shake-hands. clasp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handshake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handshake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). El sıkışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shake hands. to shake hands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shake hands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. El içi. 2. El içiyle vurulan sille. 3. El içi gibi açık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slap. slap in the face. box. smack. wiper. wipe. buffet. clout. cuff. lick. sock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. cuff. hit. slap. smack. sock. blow. buffet. clout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuff. slap. buffet. clap. clout. lick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tokat atmak, tokat vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick out of. slap. smack. box. cuff. sock. swindle. swipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buffet. slap. smack. to slap. to smack. to cuff. to buffet. to swindle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slap. to cuff. plaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be slapped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get plump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to form lumps. to become lumpy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yere toplanmak. 2. Eşyasını toplayıp hazırlanmak. 3. Yamrıyumru olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather together. to mass. cluster around. flock together. get together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become a society. to become a social group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Tozlaşmak işi. 2. Erkeklik organlarındaki çiçek tozunun rüzgâr veya böcekler vasıtasıyla çiçeklerin tepeciğine konması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Toz gibi yağmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn into dust / powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get odd. to become queer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get crushed to a pulp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn orange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

three decker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

three-storeyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conflict. pull. struggle. try. tussle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dövüşmek: İki taraf askerleri o gün akşama kadar uğraştılar. 2. Meşgul olmak: Bahçe ile uğraşıyorum. 3. Çekişmek: Artık ben sizinle uğraşamam; siz o adamla uğraşamazsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mess with. struggle. deal. make an effort. work hard. tussle. endeavor. endeavour. fight. wrestle. get at. be occupied in doing. be occupied with doing. engage in. agonize. attack. come at. contend. cope. exert oneself. go in for. grapple. groove. ha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get. seek. strive. struggle. tackle. try. to struggle. to work at. to be working against. to exert oneself. to seek. to fight. to deal with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attend. contend. grapple. labour. plague. strive. struggle. tackle. try. work. wrestle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

access. accession. communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accession. attaining. composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bitişmek. 2. Erişmek, vâsıl olmak. 3. Görüşmek, kavuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reach. get at. achieve. attain. approach. come to. come at. come. arrive. come up to. come up with. effect. figure out at. gain. hit. live up to. win.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

achieve. arrive. attain. carry. come. gain. get. go. hit. reach. turn. to arrive. to reach. to hit. to attain. to get. to get at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

access. arrive. attain. come. come at. find. gain. go. to come to hand. make. reach. strike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upstairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper storey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become skilled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to becomea sattelite nation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become civilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzaklaşmak işi. (bk.) Uzaklaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming distant. retiring from. divergence. divergency. estrangement. remove. revulsion. secession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirinden ayrı düşmek: Uzaklaştık da görüşemiyoruz. 2. Mâzide, geçmişte kalmak: O günler uzaklaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become distant. retire. move away. draw away. grow away from. recede. walk away. walk off. wander. wander away. wander off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diverge. recede. stray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absent. back out of sth. clear off. recede. retreat. sashay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uyuşma, muvafakat, sulh, anlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give-and-take. mediatory. half-way house. agreement. understanding. settlement. reconciliation. half measure. accord. give and take. accommodation. combine. compromise. rapprochement. reunification. reunion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accordance. arrangement. assent. compromise. reconciliation. settlement. understanding. agreement. accord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. accordance. composition. compromise. explanation. happy medium. peace. rapprochement. reconcilement. reconciliation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Settlement Price)

Vadeli işlemler piyasasında pozisyon alan hesapların günlük kar/zarar ve teminat yükümlülüklerinin hesaplanmasında kullanılan fiyattır. Genelde seansın sonuna doğru oluşan fiyatların ortalaması şeklinde hesaplanır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Uyuşmak, muvafakat etmek, sulh yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meet half way. make a deal. come to an agreement. come to terms. settle with. settle on. compromise. come to a mutual understanding. strike a balance. close. compound. covenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assent. compromise. to compound. to compromise. to come to an agreement. to make it up. to strike a bargain. to compromise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. to come to a composition. effect a reconciliation. call it quits. settle up. temporize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irreconcilable. intransigent. uncompromising. hard-hitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard- nosed. hard core. uncommonly. uncompromising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specialize. to specialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to specialize. to become an expert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha ayrıntılı açıklama için katalogun teknik sayfalarına bakın.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saying farewell to each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine vedâ edip ayrılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid a person adieu. make one's adieus. make one's farewells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to say good-by to each other. take leave of. to say good-bye to each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to say farewell to each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yaklaşmak, Osm. takarrüb etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approach. imminence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approach. approaching. approximation. coming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). l. Yakın gelmek, yanaşmak: Ateşe yaklaşın, Ramazan yaklaştı. 2. Benzemek: Bu kumaş popline yaklaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approach. come close to. approximate. bear down on. close. come near. come on. come up. converge. draw. draw close. draw near. draw on. go on for. get hotter. near. step up. verge. walk up. walk up to. get warmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approach. near.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go near. to come near. to approach. to near. to draw near.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tek kat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yanaşmak işi. 2. Muvakkat işçi ve rençber, gündelikçi: Bahçede yanaşma işliyor, hamam yanaşması. 3. Gezdirip satmak üzere bir bağ ve bahçeden öteberi alıp satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approach. handmaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing up alongside (a place. drawing near. approaching. being willing to agree to. going along with. cozying up to. farmhand. hired labourer on a farm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakınına gitmek, yaklaşmak, Osm. takarrüb etmek: Bana birisi yanaşıp bir şey söyledi. 2. mec. Razı olur, gibi olmak, muvafakat eder gibi olmak. 3. (gemi) Rampa etmek, bitişmek, uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw into. accost. approach. draw close. draw near. lend oneself to. roll up. walk up. walk up to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sidle. to draw near. to approach. to come near/closer. to draw up alongside. to pull alongside. to accede. approach. to come alongside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to draw up alongside. to pull alongside to dock. to draw near. to approach. to sidle up to. to be willing to agree to. to go along with (a plan. to cozy up to. to try to ingratiate oneself with sb. to board. to come closer. to range. to c.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yakışma, uyma, muvafık ve münasip gelme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakışmak, uymak, iyi gelmek, Osm, mutâbık ve muvflfık gelmek. 2. Münasip olmak, uygun gelmek: O iş size yaraşmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become. befit. behoove. suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to suit. to become. beseem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düzeltmek, Osm. tesviye etmek, düz ve düzgün hâle koymak. 2. (gergin şeyi) Gevşetmek: Oku atıp yayı yasmak (galatı: asmak).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Yassılanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flatten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Mutual Fund Participation Certificate)

Belge sahibinin kurucu ve saklayıcı kuruma karşı sahip olduğu hakları taşıyan ve fona kaç pay ile katıldığını gösteren kıymetli evraktır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go flat. to become dull or uninteresting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yıkamak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yoğun hâle gelmek, Osm. tekâsüf etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intensify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degeneracy. degeneration. devolution. dry-rot. gangrene. graft. retrogression. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degeneracy. degeneration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degeneracy. degeneration. depravation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bozulmak, soysuzlaşmak, dejenere olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degenerate. to degenerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degenerate. inquinate. retrogress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yuvarlak hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mal ve paranın şer’an temizlik ve hellâllığını temin etmek için, senede, kırkta birinin sadaka olarak verilmesi: Malının zekâtını vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conflict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to oppose each other. to be opposite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave in diametrically different ways. conflict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zor hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by