At Ve Tay Görmek | At Ve Tay Görmek ne demek? | At Ve Tay Görmek anlamı nedir?

At Ve Tay Görmek | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: at tay

Genel Bilgi

Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25’inde başlardı.

1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan’da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler.

Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler.

Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayıldı.

1 Nisan şakalarının sembolünün ‘Nisan Balığı’ olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş’in Balık Burcu’nu terk ediyor olmasıdır.

Teknolojik Terim

Normal şartlarda LCD TV’ler için kullanılan standart 8 bit paneller, 256 kademeli renk geçişi yeteneğine sahiptir. BRAVIA D3000 Serisi için kullanılan 10 bit panel, 1024 geçiş gölgesi sağlar. Bu özellik, ten tonlarından günbatımına her görüntüye canlılık katar ve yine gördüğünüz görüntünün aslına mümkün olduğunca yakın olmasını sağlar.

Teknolojik Terim

DVD yazılımında resimler, 8 bit çözünürlükte MPEG-2 teknolojisi kullanılarak kodlanmıştır. Sony DVD oynatıcılar bunları 10 bite dönüştürerek, dijital görüntüdeki suni ayrıntıları en aza indirir ve resim geçişlerini orijinal film master’indeki daha benzer şekilde oluşturur.

Teknolojik Terim

10 kompakt disk alan bir otomatik CD değiştiriciyi tanımlar.

Teknolojik Terim

Normal şartlarda LCD TV’ler için kullanılan standart 8 bit paneller, 256 kademeli renk geçişi yeteneğine sahiptir. Gelişmiş 10-bit LCD panel teknolojisi, 1024 gölge geçişi sunmak için Sony tarafından BRAVIA TV’ler için geliştirilmiştir. Bu özellik, ten tonlarından günbatımına her görüntüye canlılık katar ve her şeyin aslına mümkün olduğunca yakın olmasını sağlar.

Teknolojik Terim

Kullanılan bir çok TV sinyal standardı 50 Hz (ya da saniyede 50 kez) resim tazeleme hızını temel almaktadır. Bu tazeleme hızında resimlerde titreşim meydana gelebilir. 100 Hz teknolojisi tazeleme hızını ikiye katlar ve titreşimi ortadan kaldırarak görüntünün daha yumuşak olmasını sağlar.

Teknolojik Terim

1080 sayısı, 1080 dikey çözünürlük satırını ifade ederken i harfi de kademeli olmayan veya titreşimli taramayı ifade eder. 1080i, bir HDTV video modu olarak düşünülüp sıkça bir grup video standardının açıklanmasında kısaltma olarak kullanılır.

Teknolojik Terim

En iyi HD formatı – 1080p yumuşak bir yüksek çözünürlüklü görüntü için 2 milyondan fazla piksel sağlar. Burada ‘p’, görüntünün tüm görüntü satırlarının her dikey taramayla yenilendiği bir kademeli ya da titreşimsiz resim tarama işlemi yürüttüğünü gösterir. 1080p, HDTV kullanımı için tanımlanan maksimum çözünürlük olup bu format Blue-ray için de kullanılmaktadır. Disc® ve PLAYSTATION®3.

Genel Bilgi

13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez, uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur, apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12A’dır ya da 14’tür. 13 numaralı oda yoktur. Olsa bile insanlar o odada kalmak istemezler. Hatta ayın 13’ünde işe gelmeme, uçak ve tren rezervasyonlarının iptali, alışverişin düşmesi ve benzeri davranışların ABD’ye günde milyonlarca dolara mal olduğu söylenmektedir. Bu inanç bir fobi yani bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı ‘triskaidekaphobia’dır.

Genel olarak bu inancın, Hz. İsa’nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider.

O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder Vikking’lerin meşhur tanrısı Odin ile Frigga’nın oğulları olup, ay kraliçesi Nanna’nın da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer tanrılar tarafından da çok sevilen Balder’i öldürür.

Bu mitolojik hikaye ve inanış İskandinavya’dan Avrupa’nın güneyine kadar yayılır. Hıristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve Hz. İsa’nın son yemeğine uygularlar. Hıristiyan versiyonunda Balder’in yerini Hz. İsa, Loki’nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.

Bu inanışlara göre 13 sayısı uğursuzdur ama ayın cumaya rastlayan 13. günü hepten uğursuzdur. Ancak böyle bir günde doğmuşsanız tam tersi, yani 13 sizin uğurlu gününüzdür.

Cuma gününün uğursuz sayılmasına Havva anamızın Adem babamıza elmayı cuma günü yedirtip cennetten kovulmasına sebep olması, Hz. Nuh zamanındaki büyük selin cuma günü olması, Hz. İsa’nın cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylardan biri veya hepsi neden olmuş olabilir. Müslümanlar ise Hz. Adem’in cuma günü yaratıldığına inandıklarından bu güne diğer günlerden daha çok değer verirler.

13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.

Teknolojik Terim

DAT ya da CD kalitesindeki yüksek kaliteli sesler kaydedilebilir ve çalınabilir. Bu 16 bit/48 kHz stereo ses sinyali, video sinyalleriyle birlikte kaydedilir; sesin kalitesi, müzik programlarının kaydedilmesi için uygundur.

Genel Bilgi

18. yüzyıl sonlarında İstanbul gençleri arasında şemsiye modası çıkmıştı. Rengarenk ipek püsküllü şemsiyeler yalın ayaklı, dökük kıyafetli gençlerin bile elinde görülürdü.

Kibar ve zengin gençler o zamanın kabadayılarından sayılan Levent’lerin külhanbeyi kıyafetlerini giyerler, at üstünde şemsiye açarak dolaşırlardı.

Teknolojik Terim

Ana birimden ayrı (örneğin başka bir odada) bulunan ikinci bir amplifikatöre gönderilmek üzere sinyal sağlayan ses çıkışıdır.

Teknolojik Terim

Oynatma hızını kontrol ederek, bozulmayı engelleyin ve herhangi bir dersi, semineri veya röportajı kolayca yazıya dökün.

Genel Bilgi

Bizde altının saflığını gösterme ölçüsü olarak genellikle ‘ayar’ kelimesi kullanılır, ama uluslararası piyasada kullanılan kelime ‘kırat’tır. ‘Kırat’ hem altının, hem de elmas ve diğer kıymetli taşların ölçümünde kullanılan bir birimdir.

Elmas ve değerli taşları ölçmede kullanılan ‘kırat’ın bir birimi 200 miligrama (0,200 gram) eşittir. Yani 20 gramlık bir elmasınız varsa, bu 100 kıratlık bir elmastır. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üzerindedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 3.106 kıratlık ‘Cullian’dır. Bundan 530 ve 517 kıratlık iki büyük ve 100 küçük elmas işlenmiştir.

Altında kullanılan ‘kırat’ veya ‘ayar’ ise altının saflığını gösterir. 24 kırat (ayar) altın, içinde karışık başka bir metal olmayan yüzde yüz saf altındır. Tamamen saf altın çok yumuşak olduğundan genellikle bakır veya gümüş ile karıştırılır. Her bir kırat (ayar) altının tümünün 24’de biridir. Örneğin bir bileziğin 24’de 18’i altın, 24’de 6’sı da gümüşten yapılmışsa, o bilezik 18 kırat (ayar) altındır.

Altını Ölçmede kullanılan bu komik sistem, yaklaşık bin yıl evvelki Almanların Mark isimli bir altın parasından kaynaklanmaktadır. Tamamen saf altından yapılan bu para 4,8 gramdı ve elmas ölçü biriminde ağırlığına göre 24 kırat ediyordu. Sonradan içine başka maddeler karıştırıldıkça içindeki altın miktarına bağlı olarak kırat ölçüsü düşürüldü.

Altın beyaz, kırmızı, sarı gibi çeşitli renklerde beğenimize sunulur. Altın, bakır ile karıştırılmışsa ‘kırmızı altın’, gümüş ile karıştırılmışa ‘sarı altın’, nikel veya platin gibi metaller içeriyorsa ‘beyaz altın’ adı verilir.

Teknolojik Terim

Bu mod, filmlerin yönetmenin büyük ekran için amaçladığı üzere saniyede 24 kare hızında izlenmesine olanak sağlar. Günümüze dek, evde izlenen filmler sinema salonunda olduğundan ‘daha hızlı’ oynatılmaktadır. TV’de yayınlanan ya da DVD olarak satılan filmlerin, PAL biçimiyle uyumlu izlenebilmesi için ayarlanması gerekmektedir. Buradaki fark, filmler saniyede 24 kare hızında çekilirken standart bir TV’nin saniyede 25 kare hızında yayın yapmasından kaynaklanmaktadır.

Teknolojik Terim

Ekrandaki parlaklık ve rengin tutarlı olması için BRAVIA Dijital Projektörler 3D Gamma Düzeltme özelliğini kullanır. Özellikle karanlık sahnelerde, görüntüler en ince ayrıntısına kadar hatasız ve tutarlıdır.

Teknolojik Terim

Pikselleri açıp kapatan, her biri kırmızı, yeşil ve mavi renkleri görüntülemek için tahsis edilmiş üç ayrı sıvı kristal ekran paneli kullanan arka projeksiyon ve ön ekran projektörlerinde Sony damgası.

Genel Bilgi

İstanbul’un en korkunç depremlerinden biri 14 Eylül 1509’da yaşandı. Sarsıntılar 45 gün sürüp ortalığı harabeye çevirirken deniz dalgaları Galata Surları’nı aşarak şehirde bir tufan görüntüsü yarattı.

Teknolojik Terim

4:3 modu video ve fotoğraflarda bulunan, geleneksel görüntü en boy oranıdır. Bu da bir resim genişliğindeki her dört birimin üç birim yüksekliğinde olacağı anlamına gelir. 16:9’luk yeni dijital yayın standardı ile 4:3 modu, kaliteden ödün vermeden, görüntüleri orijinal formatında oynatabilir. Böylece, fotoğraflarınızı ‘geleneksel’ 4:3 modunda çekmeyi tercih ediyorsanız, fotoğraflar da TV ekranında tüm görkemleriyle görüntülenir.

Teknolojik Terim

Tümleşik Dolby® Digital/MPEG-2 dekoderinden ayrı bir amplifikatöre 5.1 Surround Ses sinyali sağlayan bir analog çıkış. 5.1 Surround Ses, iki ön kanal, iki arka kanal, bir merkez ve bir subwoofer kanallarından oluşmaktadır.

Teknolojik Terim

576i, Standart Tanımlamalı çıkış aygıtı (örn. TV) tarafından kullanılan Yatay titreşimli satırları ifade der.

Teknolojik Terim

6 disk kapasiteli bir otomatik CD ya da MiniDisc değiştiricisini tanımlar.

Teknolojik Terim

Bu özellik, ekranda aydınlatması için yedi renk arasında tercih yapmanızı sağlar.

Teknolojik Terim

720p, bazı Yüksek Tanımlamalı aygıtlar tarafından kullanılan Yatay kademeli satır sayısını ifade eder

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آ] ünlem edatı ey, hey. 2.iki kelimenin arasına girerek, anlamı pekiştiren yeni kelimeler türetmeye yarayan orta ek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

alâkart, yemek listesine göre, her yemeğin ayrı ayrı fiyatı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat), (huk). sofradan ve yataktan (boşanmanın bir çeşidi).

Finansal Terim

(A Type Mutual Fund/Investment Trust)

Fon içtüzüklerinde / esas sözleşmelerinde asgari sınırları belirtilmek kaydıyla, portföy değerinin en az % 25’ini devamlı olarak mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar/ ortaklıklar A tipi fon/ortaklık olarak adlandırılır.

Teknolojik Terim

AAC (Gelişmiş Ses Kodlama) mp3’ten sonra geliştirilen bir ses formatıdır. Sony PlayStation®, PSP® ve WALKMAN® modellerinde standart olan AAC teknolojisi, aynı bit hızında daha verimli ses sıkıştırma özelliğine sahiptir. Böylece, ister yeni bir oyun oynuyor ister en sevdiğiniz şarkıyı dinliyor olun, üstün bir ses kalitesi elde edersiniz.

Teknolojik Terim

Gelişmiş Ses Kodlaması. Dijital olarak sıkıştırılmış müzik formatı.

Teknolojik Terim

MP3’e göre %25 daha kaliteli olan müzik sıkıştırma formatıdır.

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz.

Teknolojik Terim

AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz..

Türkçe Sözlük

(i. F.). Su, Ab-ı Ateşrenk, Ab-ı Ateşpâre, ib-ı engür, Ab-ı tarab gibi tabirler şairlerce şarap yerine kullanılır. Ab-ı hayât (veya Ab ü hayat), Ab-ı hayvân, Ab-ı zindegî = Hızır’ın içtiği su ki içenleri ebedî hayata kavuşturduğuna inanılır. Lâtif ve hafif su. Ab-ı revân = Akar su, Ab-ı zer = Altın suyu, Alem-i Ab = içki toplantısı. Ab ü tâb = Revnak, terâvet, tazelik, Ab ü dâne = Mukadder olan rızk, kısmet, kader, Ab ü havâ — Bir memleketin sağlık durumu, suyu ve havası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix in many words of Latin origin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It signifies from, away , separating, or departure, as in abduct, abstract, abscond.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth month of the Jewish year according to the ecclesiastical reckoning, the eleventh by the civil computation, coinciding nearly with August. the blood group whose red cells carry both the A and B antigens the eleventh month of the civil year; the f

Türkçe - İngilizce Sözlük

A two part compositional form with an A theme and a B theme; the binary form consists of two distinct, self-contained sections that share either a character or quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A two-part compositional form with an A theme and a B theme; the binary form consists of two distinct, self-contained sections that share either a character or quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

At-Bats. abdominal muscle FA - a tone of the scale OM - a mantra.

Türkçe - İngilizce Sözlük

At-bat. abbr Advisory Board.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A signal from a receiving device that indicates that it is ready to receive data.

Türkçe - İngilizce Sözlük

At Bats -- An official at-bat is the number of times a player went up to the plate to hit and did not walk, get hit by a pitch, sacrifice, or get interfered with by the catcher. air base.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Antibiotic. a research method by which investigators systematically observe people while joining in their routine activities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest socio-economic classification group.

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek -den, uzağa: abjure yeminle vazgeçmek; abdicate feragat etmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Suyun biriktiği yer, havuz. 2. (anatomi). Karnın, kaburgalar altındaki kısmı, boş böğür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب آتشين ateşli su; 2.kırmızı şarap; 3.gözyaşı.

Türkçe Sözlük

Ab-ı hayat v.s. (bk.) Ab.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fabric woven from goat and camel hair a loose sleeveless outer garment made from aba cloth; worn by Arabs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Bankers Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Bus Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Bakers Association. American Bankers Association. American Bar Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Bus Association. a digital code used by the American Bankers Association to define a bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Booksellers Association A trade association of publishers and booksellers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: American Booksellers Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Bar Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Bus Association; comprised of bus companies, operators and owners.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Australian Broadcasting Authority is a federal regulatory body, which regulates the use of the broadcasting services bands under the Broadcasting Services Act 1992 and the Radiocommunications Act 1992.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Bankers Association. in the US, is a national credential conferred by Accreditation Council for Accountancy and Taxation to professionals who specialize in supporting the financial needs of individuals and small to medium sized businesses ABA i

Türkçe - İngilizce Sözlük

A three-part compositional form in which the second section contrasts with the first section The third section is a restatement of the first section in a condensed, abbreviated, or extended form.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Bar Association Headquartered in Chicago, the ABA offers educational programs, publications, and services relating to all facets of the practice of law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Application Building Act.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An extension of the AB choreographic structure: after the B phrase, the piece returns to an altered version of the A phrase, which can be manipulated by changing the tempo, rhythm, length, or dynamics of the movement, or by fragmenting, repeating, or chan

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Broadcasting Authority. a fabric woven from the hair of camels or goats A loose sleeveless outer garment worn as traditional dress by men in the Middle East If you are not sure where the Middle East is located, you may wish to find a map from o

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Broadcasting Authority A Commonwealth regulatory authority responsible for broadcaster licensing and regulating content of broadcasting and narrowcasting services under the Broadcasting Services Act 1992.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Applied Behavior Analysis, a therapeutic intervention for children with autism and other pervasive developmental disorders. a loose sleeveless outer garment made from aba cloth; worn by Arabs. a fabric woven from goat and camel hair.

Türkçe Sözlük

(i.). Aba veya abadan giyecek şeyler yapan veya satan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) tamamıyle bırakmak, terketmek, başından atmak; kendini tamamıyla vermek; kendini kaptırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) terk; metrukiyet, terk edilmiş olma; tam feragat ile kendini teslim etme.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Büyük adım atmak. 2. Adımları fazla açarak ölçmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lean against. to lean over. to push against. to batten on sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lean over. to push. to press. to lean against sth. to live at sb's expense.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. exaggeration mübalağa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. hyperbole. overstatement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggerated. dithyrambic. fustian. hyperbolic. hyperbolical. overdone. inflated. fond. ornate. magniloquent. puffy. slobbery. spread-eagle. stagey. stagy. steep. swelling. tall. theatrical. turgescent. turgid. well-rounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. turgescence. hyperbole. embellishment. aggrandizement. overcharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. hyperbole. exaggeration mübalağa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

overstatement. amplification. exaggeration. hyperbole. puffing. slush.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lay it on with a trowel. pile on the agony. drow the long bow. draw the longbow. exaggerate. embellish. aggrandize. carry to excess. carry things too far. enhance. heighten. balloon. overdo. embroider. color. colour. dramatize. glorify. fudge. lay it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adorn. dramatize. exaggerate. glamorize. overdo. overestimate. overrate. overstate. romance. romanticize. to exaggerate. to magnify. to overstate. to romanticize. to romance. to blow sth up mübalağa etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to exaggerate. aggravate. amplify. colour. glorify. to talk through one's hat. heighten. magnify. overplay. overstate. pile it on. put it on. romanticize. spread it thick. stretch. superlatives to speak. to lay it on thick.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) azaltmak, indirmek; kısmen yahut tamamıyla kesmek; azalmak, eksilmek, hafiflemek, çekilmek; hükmü kalmamak abatement (i) azaltma, azaltılma, azalış, tenzil; kesilmiş yahut indirilmiş meblâğ.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Beceri. Sezgi, anlayış, dikkat. Abay Kunanbayoğlu. Kazak Türk şiirinin kurucusu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Allaha itaat ve ibadet eden, kulluğunu hakkıyla yerine getiren. Yasaklarından kaçınan. -Abbad b. Bişr. Ashab’dan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sert, çatık kaşlı kimse. 2.Arslan (bkz.Esed, gazanfer, şiir). - Abbas b. Abdülmuttalib. Rasûlullah (s.a.s)’ın amcası, Mekke’nin fethinde müslüman olmuştur.

Teknolojik Terim

Otomatik Bant Genişliği Kontrollü (Automatic Bandwidth Control – ABC) radyo, yakın frekanslı istasyonlardan kaynaklanan bozulma parazitlerini en aza indirerek daha iyi yayın kalitesi sunar.

Türkçe Sözlük

(i. A. c. ibâd). 1. Kul, köle, bende: Abd-i kadîm, abd-i sâdık, abd-ı memlûkleri (eski nezaket tabirleri). 2. Mahluk, Allah’ın yarattığı, insan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix used in many Muslim male names in conjunction with a divine attribute of God, meaning 'servant ' Examples include Abd-Allah , Abd al-Rahman , and Abd al-Khaliq. 'All but degree' or 'all but dissertation' - Not a formal degree; applies to someone

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aged, Blind or Disabled Refers to the SSA eligibility programs for these populations For many states, also refers to a type of categorical eligibility for Medicaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abductor ABS - Acrylonitrile Butadiene Stryrene AD - Arm drive ADD - Adductor ADJ - Adjustable ADPT - Adapter AH - Adjustable Height AI - Airless Insert AIO - All-In-One ALR - Articulating Legrest ALUM - Aluminum AMH - Adjustable Mounting Hardware ANO - A

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Baud Rate Detection See baud rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Roland automatic blanket washing device.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Köle, hizmetçi, itaat edici. Kul. Sonuna Allah’ın isimleri getirilince bazı isimler meydana gelir. Abdullah, Abdurrahim, Abdulmelik gibi.

Türkçe Sözlük

(i. F. Abdest = El suyu). Namaz kılmak için şeriate göre yüz ve dirsekle beraber el ve ayakları yıkamak ve başa meshetmekten ibaret temizlenme işi: abdest almak, abdest vermek = Azarlamak, abdest iktiza etmek = Rüyada kirlenmek, ihtilâm, abdest bozmak = Ayak yoluna gidip dışarı çıkma ihtiyacını gidermek, abdestimde şüphem yoktur = İmanım vardır (halk arasında gusüle de bazen abdest denildiği için, birine küçük, diğerine büyük abdest derler).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Purification by washing the hands before prayer; a Mohammedan rite.

Şifalı Bitki

(pimpinella saxisfrage): Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kulluk ve itaat eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) -(den) çekilmek, -(den) vazgeçmek, feragat etmek: resmen bırakmak veya feragat etmek ; (özellikle hükümdarlıktan)tacını ve tahtını terk etmek abdica'tion (i) tacını ve tahtını terk etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

()i karın, batın; biyol haşarat gövdesinin art kısmı abdom'inal (s) karna ait abdominal cavity (anat) karın boşluğu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah’ın kulu. ed-Dar. Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - En yüksek, en yüce ve yücelikte eşi olmayan Allah’ın kulu. A’la kelimesi Kur’an-ı Kerim’in sıfatı olarak geçmektedir. Ünlü bir İslam bilgini.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yaratan, yaratıcı Allah’ın kulu. Bari ismi, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yaratan, yoktan vareden, yaratıcı Allah’ın kulu. - Halik, Allah’ın isimlerinden. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu, hikmetli Allah’ın kulu. - (bkz.Halim). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün varlıkların takdir edilen hayatları boyunca yaptıkları bütün işlerin ayrıntılarıyla hesabını en iyi bilen Hasib’in kulu. - Hasib; Allahın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daima diri olan, ebedi hayat sahibi, her şeye gücü yeten Cenab-ı Allah’ın kulu. -(bkz.el-Hay). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Latif, güzel, yumuşak, hoş, nazik olan bütün olayların ve eşyanın inceliklerini bilen Allah’ın kulu. - el-Latif; Allah’ın isimlerindendi. (bkz.Latif).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Afrika’da ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir ağacın yağlı ve tatlımsı meyvesi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) – Çok ihsan eden, ihsanı bol olan Allah’ın kulu. - Mennan kelimesi, Allah’ın sıfatlarındandır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hayat veren, can ve ruh veren, bütün canlıları ve hayatı diri tutan Allah’ın kulu. - Muhyi, Allah’ın 99 isminden birisidir, (bkz.Muhyi).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yaratılmışları yokettikten sonra tekrar dirilten Allah’ın kulu. - Muid Allah’ın 99 isminden birisidir, (bkz.el-Muid).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tek ve eşsiz olan, zatında sıfatlarında, hükümlerinde, işlerinde asla benzeri olmayan Allah’ın kulu. - Vahid kelimesi Cenab-ı Hakk’ın Kur’an’da zikredilen 99 isminden birisidir, (bkz.el-Vahid).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kendisine iman edenlerin dostu ve yardımcısı. Yarattıklarına mütevelli ve nazar edici olan Allah’ın kulu. - el-Veliyy kelimesi Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Veli).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yararlı şeyleri ve sebeplerini kudretiyle yaratan Allah’ın kulu. - Nafı kelimesi, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.en-Nafı).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı, mü’minlere nusrct ve zafer veren Allah’ın kulu. - Nasır, Allah’ın sıfatla-rındandır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok lütuf, şevkat ve rahmet eden. Onları belli nimetlerle dengeli yaşatan, seviyelendiren Allah’ın kulu. (bkz.Rauf).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Barış, rahatlık, selamete çıkaran, selam eden, zevalsiz ebedi olan Allah’ın kulu. - es-Selam kelimesi, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılamaz.

Türkçe Sözlük

(e.) («A» ünlemiyle Rumeli ağızlarında «be, bre, vire, more» suretlerinde kullanılan bir edattanmürekkep olarak Rumeli’nde işitilir) aya, hey, behey: Abe kardeş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z) yatakta, yatağın üstünde.

Yabancı Kelime

Fr. aberration

gök b. ve ruh b.sapınç

1. Özel bir görevin normal sonucuna ulaşmasına engel olan sapıklık. 2. Işık hızının sonlu olmasından dolayı bir gök cisminin görünen konumu ile gerçek konumu .arasındaki fark. 3. Bir mercek, ayna veya optik dizgenin odaklama özelliklerindeki yanlış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hata, dalâlet, doğru yoldan ayrılma, inhiraf; yan delilik, akıl hastalığı; sapıklık; (astr) sapınç, sapma; adese veya ayna sisteminde bütün ışınların bir noktaya toplanamaması.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vain. absurd. nonsense. unreasonable. meaningless. nugatory. trivial.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Abidât). Bir hadiseyi gelecek nesillere hatırlatmak için inşa edilen yapı, heykel, anıt (mecazî mânâda da kullanılır: bu kitap bir Abidedir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

To stay; to continue in a place; to have one's abode; to dwell; to sojourn; with with before a person, and commonly with at or in before a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To remain stable or fixed in some state or condition; to continue; to remain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To wait for; to be prepared for; to await; to watch for; as, I abide my time.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bear patiently; to tolerate; to put up with.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) bir yerde kalmak; sabit durmak; tahammül etmek, dayanmak, çekmek; ikamet etmek, oturmak, sakin olmak, mukim olmak abide by sebat etmek; itaat etmek durmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat) başlangıçtan, aslından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبستنگاه] döl yatağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) yemin ederek vazgeçmek; kesin olarak feragat etmek, inkâr etmek, sapıklıktan dönmek abjura'tion (i) yeminle vazgeçme, feragat etme abjuration of religion inkâr etme, dinden Sıkma, irtidat abjuratory (s) vazgeçme kabilinden.

Türkçe Sözlük

(i. L.’den) (gramer). Bir isim hali, ismin uzaklaşma hali, ismin mekân, yer bildiren bir hail: Çarşıdan geldim misalinde çarşı kelimesi ablatif haline girmiştir.

Yabancı Kelime

Fr. ablatif

db. çıkma durumu

Ad soylu bir sözün taşıdığı kavramda çıkış bildiren, -dan / -den, - tan / -ten ekleri ile kurulan durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (s). Latince isimlerde ablatif, ismin -(den) hali; (s) -den halinde olan.

Türkçe Sözlük

(i. i. «Blocce» den). Denizden kuşatma muhasara: Abluka etmek, ablukaya almak. Ablukayı bozmak = Muhasara hattını delip geçmek. Ablukayı kaldırmak = Muhasarayı bırakmak.

Yabancı Kelime

İt. abloco

ask. kuşatma

Bir ülkenin veya bir yerin dış dünya ile olan her türlü bağlantısını kuvvet kullanarak kesme

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) inkâr etmek, reddetmek, feragat etmek abnega'tion (i) inkâr, feragat, mahrumiyete katlanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z), edat gemi, tren vb'nin içine veya içinde; den yan yana.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) çok kötü, iğrenç, nefret uyandıran abominable snowman (bak) yeti abominably (z) çok fena bir şekilde, berbat olarak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir gazete ve saireye abone olma, abone olanın hal ve sıfatı, iştirak. 2. Bir gazete ve süreli yayın ve sairenin belirli bir zaman için peşin verilmek suretiyle tahsis edilmiş bedeli, filan gazetenin bir sene için aboneliği şudur (Bunun yerine Fr. «abonnement» da kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir imalâtçı ile müşteri arasında muntazam satın alma için yapılan anlaşma: Gaz abonmanı, elektrik abonmanı, gazete abonmanı.

Yabancı Kelime

Fr. abonnement

sürdürüm

Bir satıcı veya kamu kuruluşu ile alıcılar arasında yapılan anlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat -(e) dair, hakkında; çevresine, etrafında; yakında, civarında, havalisinde; ötesinde berisinde, her yerinde; ile meşgul; için About facel (ask)., emir Geriye don I about to come gelmek üzere beat about the bush bin dereden su getirmek abo

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). aşağı yukarı, takriben, kadar; her tarafta; etrafa, etrafına; ötede beride, şurada burada; aksi yöne, obur tarafa; sıra ile about half a kilo yarım kilo kadar about 7 o'clock saat yedi sularında Iook about etrafına bakınmak order one abou

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat yukarısına, yukarısında, üstüne, üstünde fevkine, fevkinde; -den yukarıya, yukarıda, ustun; daha çok above all hepsinden ziyade, bütün bunlardan başka.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). başlangıçtan beri.

Türkçe Sözlük

(I. A. «Ebreş» ten). 1. Alaca benekli (At). 2. Tüysüz yerlerinde uyuz gibi bir hastalığı olan (At), yukarıda anılan illet.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ab-ı rû). 1. Yüzsuyu, yüz aklığı, ırz, namus. 2. Şeref, haysiyet, Abrû dökmek = haysiyetini ayaklar altına almak, yüzsuyu dökmek. 3. Emsaline şeref veren: Abrûy-ı Al-i Osman olan FAtih.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(tıb) çıban, apse, cerahat kesesi.

Sağlık Bilgisi

İçi cerahat dolu şişliklere verilen isimdir. Vücudun her tarafında ortaya çıkabilir. Nedeni vücuda giren mikroplardır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Soğuk su ile yıkanan bir lahana yaprağı, absenin üzerine dolanır. Yarım saatte bir yenisi ile değiştirilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suç, günah veya cezayı affetme; Katolik kilisesinde günahlarrn affolunduğunu papazın ilân etmesi.

Yabancı Kelime

Fr. absorbé

fiz. soğurma

Katı veya sıvı bir madde soğurma yoluyla bir gazı içine alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) soyutlama; çıkarma, tecrit, ayırma; münzevi hayat; zihin meşguliyeti, dalgınlık; çalma, aşırma.

Türkçe Sözlük

(e.) «A bu nel» tabirinden hafifletilmiş olarak hayret edatıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Asian and Pacific States broadcasting Union.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Arabic word for a holy man or saint from any religion that is used mostly by archaeologists Arabs of today use the word as a slang term to describe the head of a family or father of children Back to Abu reading.

Yabancı Kelime

Fr. aboulie

ruh b. irade yitimi

Karar verme, dikkat, istekli kımıldama vb. zihin veya beden etkinliğine ilişkin işleri yapamamaktan doğan sinir yorgunluğunda görülen bir belirti.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Lezzetsiz ve sıhhate muzır olarak dikkatsiz pişmiş adi yemekler: Aburcubur yemekler, aburcubur yemeyip iyi beslenmeli. 2. Ağızdan gelen, dikkatsin, adi söz, saçma sapan, hezeyan: Aburcubur laf etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Uböset» ten imef.). Yüzü ekşi, çatık çehreli, asık suratlı: Abus adam. (Çehre hakkında da kullanılır). Vech-i abûs, abûsül-vech = Yüzü ekşi, çatık çehreli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötüye kullanma, suiistimal; kötü muamele; zarar; fesat, suç; küfür, sövüp sayma; Irza tecavüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ağzı bozuk, küfürbaz; yolsuz, bozuk; fesatçı abusively (z). yolsuz olarak.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Asıl mânâsı sulama ise de, dilimizde yalnız mecazî mânâsıyle bazı eski nesir yazarları tarafından kullanılmıştır). Yardım, itimat: Abyârî-i himmetinizle = Himmetiniz yardımıyle, himmetiniz sayesinde.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Tok olmayan, yemeğe iştahı olan. Adam, hayvan ve karına sıfat olur: Açım, karnım açtır, aç kalmak. 2. Doymaz, tamahkâr, harts: Ne aç adam! 3. Fakir, muhtaç, ihtiyacı olan. 4. Kuraktan ziyâde kavrulmuş: Aç toprak. Aç açına = Aç olarak, bir şey yemeksizin. Aç doyurmak = Fakirleri yedirmek. Aç karnına = Aç iken, daha bir şey yemeden. Açlık: Acından ölmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hungry. covetous. greedy. insatiable. hollow.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eğitimle ilgili; ilmi; soyut, mücerret, pratiğe dayanmayan.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Acâyip şeyler. 2. Anormal varatılmış mahlûklar.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Açmak işini yapan 2. (i. anatomi). Mafsallar arasındaki açıları genişletmeye yarayan kaslar, basıta.

Türkçe - İngilizce Sözlük

that opens extensor. tensor.

Türkçe Sözlük

(i.). Atılgan, kabına sığmaz, becerikli.

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Becerikli. 2.Atılgan, ele avuca sığmaz. 3.Halk. 4.Yeni, taze- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır (örfte). Acar, Sırrı: 1967 Dünya Güreş şampiyonu Türk.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğan Acarbay, olimpiyatlarda yarışmış Türk atlet, 1948.

Türkçe - İngilizce Sözlük

awfully. bizarre. bloody. cranky. curious. droll. extraordinary. fantastic. freak. freakish. funky. funny. futuristic. grotesque. kinky. nifty. odd. offbeat. outlandish. peculiar. queer. singular. specimen. strange. uncanny. uncommon. weird. astonishing.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iktidara gelmek, iş başına geçmek; razı olmak, muvafakat etmek accede to the throne cülus etmek, tahta çıkmak accede to one's wishes birinin isteklerine razı olmak.

Türkçe Sözlük

(i. musiki) (aççelerando okunur). Sür’at arttırılarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gradually accelerating the movement. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos' gradually increasing in tempo with increasing speed; 'here you must play accelerando'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Becoming gradually faster Abbreviated accel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

What happens when drummers have to keep a steady beat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hızlandırmak, süratlendirmek , tacil etmek, hızlanmak, sürat kazanmak accelera'tion (i). hızlandırma, tacil etme, süratin artması accelerator (i)., oto gaz pedalı; (fiz). siklotron veya benzeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alkışlama, alkış, bravo'' deme; açık oylamada lehte oy verme by acclamation oy birliği ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir yerin iklimine alıştırmak acclimatiza'tion (i). bir yerin havasına alışma veya alıştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şövalyelik rütbesi verilirken kucaklama, öpme veya kılıç yüzü ile omuza hafifçe vurma töreni; mükâfat; övme; (müz). rabıta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirine uygun hale getirmek; telif etmek, uzlaştırmak; bir başkasının işini görmek; sağlamak, temin etmek; yerleştirmek, yer tedarik etmek accommodate oneself uymak, intibak etmek accommodate oneself to circumstances ayağını yorganına g

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uyma, intibak; birinin işini görmeye razı olma, Iütufkarlık; düzen; yerleşme; telif etme, uzlaştırma ; ödünç, istikraz. accommodations (i). yatacak yer, konfor, rahatı sağlayan şartlar accommodation train (ABD). birçok istasyonda duran yolc

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eşlik eden şey, refakat eden şey; (müz). akompaniman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir kimseye arkadaş olmak, yanında bulunmak, beraberinde gitmek veya gelmek, refakat etmek, rehberlik etmek; (müz). eşlik etmek; maiyetinde bulunmak ; ilâve etmek, eklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, uzlaşma, itilâf, birleşme, ittifak, ittihat; uyum, ahenk; uygunluk ; istek; (huk). mahkeme haricinde uzlaşma, sulh with one accord hep birlikte of one's own accord kendiliğinden, kendi rızası ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hesap; pusula; tarif, beyan; rivayet, hikâye, izahat; önem, ehemmiyet, kıymet, değer; sebep, cihet. account book hesap defteri. accounts payable (tic). tediye olunacak hesaplar accounts receivable (tic). tahsil olunacak hesaplar account r

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sorumlu, mesul; tarif edilebilir, anlatılabilir accountabil ity (i). sorumluluk, mesuliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ).asgari giyecekler ve teçhizat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inanmak, güvenmek, itimat etmek, itibar etmek; itimatname vererek memur etmek accredita'tion (i),(ABD). (bir okul, yüksek okul veya üniversiteye teftişten sonra verilen) muadelet belgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilave, ek; gelişme, uzvi büyüme; katılma; yapışma; ilhak.

Teknolojik Terim

“AccuCORE”, Sony disk ortamı teknolojisini tanımlayan bir terim ve bu teknolojinin yüksek teknik beceri ve güvenilirliğini ifade eden bir simgedir. “AccuCORE” (sözcük oluşumu) teriminin kaynağı, “Accurate Compatibility & Reliability” (Hatasız Uyumluluk ve Güvenilirlik)’tir. Amacımız “AccuCORE”un global promosyon ve yayılma etkinlikleri yoluyla Sony disk ortamı için yüksek algılama ve gelişmiş güvenilirlik oluşturmaktır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplayıcı şey veya kimse; su gücünü toplayan cihaz; (ing). akümülatör, akü .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doğruluk, dikkat, titizlik, ihtimam, incelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğru, sahi, tam; ince accurately (z). doğru olarak, kusursuz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). suclamak, itham etmek, cürüm isnat etmek accusa'tion (i). cürüm isnadı, suçlama, itham; töhmet accused (s). sanık, maznun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alıştırmak accustom oneself alışmak, âdet edinmek, itiyat peyda etmek be accustomed to itiyadında olmak , alışkın olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence: A very small quantity or degree; a particle; an atom; a jot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single point won by a stroke, as in handball, rackets, etc.; in tennis, frequently, a point won by a service stroke. a serve that the receiver is unable to reach one of four playing cards in a deck having a single pip on its face someone who is dazzling

Türkçe - İngilizce Sözlük

the smallest whole number or a numeral representing this number; 'he has the one but will need a two and three to go with it'; 'they had lunch at one'. one of four playing cards in a deck having a single pip on its face. someone who is dazzlingly skilled

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action by the European Community relating to the Environment, for promotion of clean technology and the recycling of waste products Agenda 21: Agreement on action to be taken to protect the Environment It proposes integrating environmental protection and

Türkçe - İngilizce Sözlük

ASIC Compiler Environment The graphical user interface delivery mechanism for submicron gate-array memory compiler elements.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action by the Community relating to the Environment, for promotion of clean technology and the recycling of waste products.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes a legal serve that goes into play in such a way that the returner cannot even make contact with the ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A serve that the opponent cannot return; as a verb, to serve an ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Council on Education.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Communication Exchange The current National Relay Service provider and emergency call person for the text based emergency call service. 1 a score of 1 on a hole 2 holing the first shot, or tee shot, on a hole Example: An ace or hole in one is u

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Coaster Enthusiasts The worlds largest rollercoaster club Famous for the Exclusive Ride Time at their events.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A valid serve that is not reached by the opponent. attitude control electronics - Unit in Microlab-1 spacecraft that controls spacecraft attitude Also the suffix of level 0 attitude files.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Composition Explorer Located with SOHO at L1, ACE provides 24 hour coverage of the solar wind parameters and solar energetic particle intensity ACE may give as much as an hour's warning of CME's that can cause geomagnetic storms here at Earth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allied Command Europe One of the two primary divisions of NATO The other is Allied Command Atlantic Its commander is the SACEUR See SHAPE.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sumatra adasının en kuzey kısmı. Önceleri burada Açe İslam devleti hüküm sürerdi. Şimdi ise Hollanda sömürgesidir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Acebü’l acâib» den galat). Pek acayip, pek garip, çok tuhaf ve gülünç: acelacâib bir kıyafet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. urgent. hurried. hurry-up. early. flying. pressing. too previous. hastily. hurriedly. in haste. in a hurry. discomposedly. hotfoot. hurry. haste. rush. dispatch. precipitancy. urgency. bustle. expedition. precipitance. precipitate. press. whir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. cursory. dispatch. haste. hasty. hurried. hurry. hustle. immediate. nippy. precipitate. precipitation. pressing. rush. urgent. hastily. in a hurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

haste. urgency. hurry. flurry. bustle. cursory. dispatch. with dispatch. expedition. hasty. hustle. make a beeline. precipitance. press. pressing. prompt. in short order. speedy. white heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. hustler. impatient. slippy. precipitant. rash. precipitate. precipitous. brash. impetuous. headfirst. headforemost. headlong. precipitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brash. hothead. impetuous. precipitate. rash. hasty. impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasting person. impatient. brash. expeditious. hasty. impetuous. precipitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quicken. to hasten. to accelerate. to rush.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Acâm). 1. Arap olmayan kavimler. Arab’ın gayrı, fasih Arabça söylemeyen adam: Arab ve Acem; Arâb ve Acâm. 2. Bilhassa iranlı, Iran ahalisinden adam, Fars eyaleti halkından: Bizim Acem dediğimiz adamların çoğu Türkmen’dir. 3. İran, Acemistan: Aceme gitti; Acem seyahatnâmesi. Acem gömleği = İş için esvab üzerine giyilen uzun ve geniş gömlek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner. unskilled. unfamiliar with. unfledged. callow. inexperienced. amateur. clumsy. erk. fresh. gauche. inexpert. johnny raw. left handed. noncongnoscenti. novice. rude. strange. tiro. tyro. unhandy. unpractised. unversed.

Türkçe Sözlük

(i. F. coğrafya). İran, Farsça konuşulan yerler: Acemistan’a seyahat; Acemistan’ı dolaşmak.

Finansal Terim

(Agent)

Acentalık sözleşmesi çerçevesinde, faaliyet gösterdikleri mahalde, sadece sermaye piyasası araçlarına ilişkin alım ve satım emirlerinin aracı kuruma iletilmesine ve gerçekleşen emirlerin tasfiyesine aracılık eden gerçek kişi veya ticaret şirketleridir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. representative. agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük

representative. agency. agent. commercial agent. bureau. factor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (anat). hokka çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teskin edici ve ateş düşürücü bir ilâç, asetanelit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

covetous. avid. greedy. insatiable. acquisitive. esurient. glutton. grasping. hoggish. open-mouthed. piggish. piglike. rapacious. ravenous. voracious. vulturine. vulturous. wolfish. grabber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquisitive. avaricious. gluttonous. grasping. greedy. implacable. importunate. insatiable. rapacious. covetous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insatiable. overgreedy. eager. covetous. avid. voracious. edacious. acquisitive. gluttonous. grasping. insatiate. rapacious. ravenous.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). renksiz; renkleri tabii haliyle gösteren; (müz). perdesi değişmeyen; akromatik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Tıb). renk körlüğü, akromatopsi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tatlının zıddı, acı ilâç. 2 İçilemiyen tuzlu: Acı su. 3. Mizaca hoş gelmiyen, sert, acı söz. 4. Kulağa kötü gelen: Acı ses, acıağaç = Kavasiye, acıalma = Yenmez bir elma, acıbadem = Acımtırak ve sert kokulu bir cins badem, acıçaça = Bir cins balık, acıhıyar = Ebûcehil karpuzu, acımarul = Hindibâ nev’i, acıyonca = Yoncanın bir-cinsi, bed ve nahoş bir suretle = Acı acı bağırmak.

Türkçe Sözlük

(i. aslı: Acık). 1. Dert, keder, elem. 2. Ağrı, sızı, vecâ. 3. Musibet, matem, yas. 4. İntikam, öc, sert, yürekler acısı = Pek acınacak hal, kuyruk acısı = Kin, acı çıkarmak = Zararı gidermek, öç olmak.

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık, zaviye. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde «derece», 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde «grat» tır. Açıların büyüklüğü kenarlarının uzunluğuna değil, iki kenar arasındaki açıklığa bağlıdır. Bu açıklık iletki (minkale) ile ölçülür. Açıların ölçülmesinde daha çok «derece» kullanılır. Birbirini bütünleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Birbirini tümleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Çevre açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Dar açı: Dik açıdan küçük olan açıdır. Dik açı: Doğru açının yarısı büyüklüğünde olan açı. (90 derece veya 100 grat). Doğru açı: Bir kenarı öbür kenarının uzantısı olan açıdır. (İSO derece veya 200 grat). İki düzlemli açı: Aynı doğrudan geçen iki yarım düzlemin meydana getirdiği açıdır. Karşı durumlu açılar: Bir doğru, iki paralel doğruyu kesince, kesen ve kesilen doğrunun aynı tarafındaki açılara denir. Kiriş teğet açısı: Bir dairenin aynı noktasından çizilen bir teğetle bir kiriş arasındaki açıdır. Komşu açılar: Birer kenarları ve köşeleri ortak olan ve öbür kenarları ortak kenarın başka başka tarafında bulunan iki açıdır. Merkez açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Tam açı: Bir doğru çizginin bir noktası etrafında kendi üstüne gelinceye kadar döndürülmesiyle meydana gelen açıdır. Ter» açılar: Kenarları birbirlerinin uzantılarından ibaret olan açılar. Terseş açılar: Bir doğru iki paralel doğruyu kesince doğruların aynı yönünde bulunan açılardır. İki çeşittir: Açı kesilen doğruların içerisinde ise iç ters açı; kesilen doğruların dışında ise dış ters açı denir. Yöndeş açı: Bir doğrunun paralel iki doğruyu kesmesiyle meydana gelen, kesen doğrunun aynı yönünde, kesilen doğruların biri içinde, biri dışında olan aç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. bitter. peppery. brackish. acrid. biting. painful. sad. sorrowful. lamentable. grievous. tragic. cutting. poignant. sardonic. scathing. shrill. splitting. harsh. severe. incisive. pungent. trenchant. vitriolic. pain. ache. hurt. sting. gnawing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acid. acrid. acrimonious. affliction. agitation. anguish. astringent. bitter. cutting. distress. gnawing. grief. grievous. heartache. heartbreak. hot. pain. pang. piercing. poignant. pungent. rank. sardonic. sorrow. sting. suffering. tart.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pain. suffering. affliction. tribulation. grief. sorrow. ache. biting. bitter. distress. gip. hard. harsh. hurt. ill. piercing. sour. sting. trenchant. vitriolic. woe.

Şifalı Bitki

(kuvasya ağacı): Sedefotugillerden; 2-3 metre boyunda küçük bir bitkidir. İnce kabuklarının üzerinde sarı benekler vardır. Çiçekleri kırmızıdır. Sıcak ülkelerde yetişir. Bu ülkelerde acı ağaç kabuklarından yapılan kaplardan su içenlerin kuvvetleneceğine inanılır. Hekimlikte; kökü, kabuğu ve odunu kullanılır. Etkili maddesi “Quassine”dir. Çok acıdır. Kullanıldığı yerler: İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Tükürük ifrazatını arttırır. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenler. Böbrek sancılarını keser, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Bağırsak kurtlarını döker. Kanamaları durdurur. Haşarat kaçırıcı olarak da kullanılır. Fazla kullanılacak olursa; baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma yapar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

undrinkable water. briny / hard water. brackish water. raw water.

Şifalı Bitki

(Lupine, Lupin, Lupine): 10-100 cm yüksekliğinde, sık tüylü, bir senelik bitkidir. Yaprakları el şeklinde parçalı, uzun saplı, 5-9 yaprakçıklıdır. Çiçekleri dik salkım durumunda, beyaz veya mavimsi renkli, çiçek taç yaprağı kelebek şeklindedir. Yahudi baklası diye de tanınır. Türkiye’de yetiştiği yerler: Akdeniz bölgesi, Bursa, Antalya ve Konya çevreleridir. Memleketimizde üç türü bulunmaktadır. - Beyaz yahudi baklası: Beyaz çiçeklidir. 120 cm kadar yükseklikte, bir yıllık bir bitkidir. - Sarı çiçekli yahudi baklası: Vatanı, Orta ve Güney Avrupa’dır. - Mavi çiçekli yahudi baklası: Vatanı, Akdeniz çevresi memleketleridir. Kullanıldığı yerler: Tohumlarının idrar söktürücü, kan temizleyici ve kurt düşürücü tesiri vardır. Bazı türlerinin kavrulmuş tohumları “sebze kahvesi” ismiyle kahve yerine kullanılmaktadır. Fakat alkaloid taşıyan türlerinin bu şekilde kullanılması tehlikelidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening. that opens. opener. willow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opener. expander. spreader. switch. polisher. commentator. varnisher.

Şifalı Bitki

(Herbstzeitlose, Krokus, Colchique, Colchicum, Autumn crocuses): Boyu 10-30 cm yüksekliğe ulaşan, otsu ve yumrulu bir bitkidir. Sonbaharda morumsu pembe renkli, 6 parçalı çiçekler açar. Yaprak ve meyvaları ise ilkbaharda ortaya çıkar. Sonbaharda çiçek açtığından dolayı halk arasında “güz çiğdemi” olarak da bilinir. Yetiştiği yerler: Türkiye’de pek bulunmaz. Avrupa’nın sulak çayırlarında bol miktarda yetişir. Kullanıldığı yerler: Tıbbi önemi haiz bir bitkidir. Kullanılan kısmı yumru ve tohumlarıdır. Tohum ve yumruların idrar arttırıcı, terletici, müshil ve romatizma ağrılarını dindirici etkisi vardır. Alkaloitlerin çok yüksek zehirleyici özelliği olduğundan, bu droglar, dahilen ancak hekim kontrolünde kullanılabilir. Eskiden halk arasında romatizma ağrılarını dindirmek için haricen kullanılırdı. Bunun için bir tutam acı çiğdem tohumu, 2-3 diş sarmısak ile havanda iyice dövülür. Elde edilen sulu kısım bir tülbente emdirilip, ağrıyan kısma sarılır. Bu pansuman birkaç gün arka arkaya tekrarlanır.

Finansal Terim

(Short Selling)

Sahip olunmayan menkul kıymetlerin ödünç alınmak sureti ile satılmasıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to expose. to reveal. to disclose. bare. give away. give forth. leak. leak out. to blow the lid off. proclaim. pronounce against sb. publish. spit it out. testify. unbosom one's heart. ventilate.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Keder, elem. 2. Matem, yas. (bk.) acı.

Türkçe Sözlük

(i. «açmak» tan). 1. Kapalının zıddı, açık kapı, ev, sandık. 2. Kapalı olmayan, mânisiz: Açık yol. 3. Geniş, vâsî: Açık meydan, deniz. 4. Örtüsüz, çıplak: Başı, kollan açık. 5. Seyrek, aralıklı: Açık adımlar, açık kaş. 6. Bulutsuz, berrak: Açık hava. 7. Aşikâr, vazıh: Açık söz, ibare. 8. Gönül açıcı, ferah verici: Açık bir yer. 9. Koyu olmayan, beyaza çalan: Açık mavi, pembe. 10. Perdesiz, iffet hususunda laubali: Filan kadın açıktır, açık meşrepli. 11. Sahipsiz, boş, münhal: Açık memuriyet. 12. Mahfuz olmayan, istihkâmsız: Açık liman, kasaba. 13. Bozuk, ihtilâflı: Filanla aramız açıktır. 14. İsim yeri boş olan: Açık bono, poliçe. 15. Aşikâr sarâhaten: Açık söylemek. 16. Sesle: Açık okumak. Açık ağız: Bönlük, şaşkınlık. Açık el: Cömertlik, sahavet. Eli açık: Cömert, sehavetli. Alnı açık: Serbest, pervasız. Açık saçık: Adâb dışı giyinme, söz. Açık kapı: Misafirseverlik: Açıkgöz: Uyanık, becerikli. Gözü açık gitmek: Arzusuna kavuşamayıp hasret İçinde ölmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin geniş tarafı: Deniz açığı: Engin açıklarda, enginde. 2. Bir şeyin dış tarafı, hariç: Açıktan adam alınmaz. 3. Memuriyetsizlik, mâzuliyet: İşten çıkarılma, açığa çıkmak. 4. Vazife ve memuriyeti olmayıp muvakkaten işsiz bulunan subay veya memur: Açıkta kalmış. 5. Açık renk: Açığa boyamak. 6. Hesap muvazenesinde noksan: Bütçe açığı, açığı çıktı. Açıktan, açıktan açığa — Zahiren, alenen, Aşikâre. Açığa vurmak = Meydana çıkarmak. Açıklar livası = Boş gezen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open. uncovered. wide-open. visible. apparent. obvious. bare. clear. unclouded. cloudless. definite. exposed. blank. aboveground. articulate. avowed. broad. candid. categorical. clean-cut. clear-cut. confessed. crystal. decided. declared. decollete.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. blunt. broad. clear. concrete. confessed. debit. decided. definite. demonstrable. distinct. evident. explicit. fine. forthright. graphic. intelligible. manifest. on. open. outstretched. overt. patent. picturesque. plain. shortage. shortfall. sig

Türkçe - İngilizce Sözlük

open binding. public / official auction. open bidding. open sale. tender. adjudication. public auction. roup.

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction by underbidding. adjudication.

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic. hospitable. liberal. open minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-air theater. open-air theatre.

Türkçe Sözlük

Resim düzlemi üzerinde betimlenen gerçekliğin, gerçekte resmin sınırları dışında da sürüp giden doğal gerçekliğin bir parçası olduğu izlenimini verecek şekilde kompoze edilmesi. Kapalı kompozisyonun tam karşıtı bir sanatsal davranış biçimidir. Açık kompozisyon, asıl gerçekliğin tüm öğelerini resim düzlemi içine sığdırmayı amaçlamaz; tersine, böyle bir çabanın olanaksız olduğunu varsayar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open session. open sitting. panel. discussion. debate. hearing in public.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank bill. certificate of indebtedness issued before all the details are settled. declared policy. open policy.

Finansal Terim

(Short Position)

Vadeli işlem piyasalarında alınmış ve henüz kapatılmamış pozisyonara denir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

articulate. clearly. lucid. sharp.

Türkçe Sözlük

(i.). Kolay anlaşılır bir şekilde: isteğinizi açıkça anlatınız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

outright. frankly. outspokenly. straight out. directly. clearly. clear. openly. plainly. above-board. nakedly. avowedly. bluntly. cloudlessly. declaredly. definitely. distinctly. downright. evidently. expressly. fairly. flatly. manifestly. outright.

Türkçe Sözlük

(i.). Çıkarını sağlamak için, fırsatlardan faydalanan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation. statement. gloss. definition. indorsement. hearing. account. clarification. comment. commentary. declaration. direction. elucidation. endorsement. explication. exposition. illumination. illustration. instruction. paraphrase. profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assertion. commentary. disclosure. explanation. exposition. gloss. interpretation. key. profession. rationale. report.

Türkçe - İngilizce Sözlük

remark. comment. explanation. statement. revealing. explication. elucidation. interpretation. clarification. exposition. illustration. demonstration. exemplification. account. commentary. declaratory clause. denunciation. direction. exposé. gloss. legend.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. explain. state. clarify. clear up. make smth. clear. unveil. dot the i's. account for. account for smth. account. lay open. show forth. unclose. unfold. declare. give smth. publicity. express. declassify. deliver oneself. develop. dilate. elu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assert. attest. clarify. communicate. elucidate. enlighten. explain. expound. popularize. profess. put. return. state. unfold. verbalize. to explain. to expound. to clarify. to enlighten. to make public.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to expand. to reveal. to divulge. to disclose. to announce. to elucidate. to interpret. to clarify. to demonstrate. to exemplify.

Türkçe Sözlük

(f.). Matemde bulunmak, yaslı olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanatory. illustrative. revealing. expository. elucidatory. illuminating. illuminative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanatory. expository. explicative. elucidative. annotator.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Elemli, kederli, feci: Acıklı hikâye. 2. Matemli, yaslı: Kadıncağız acıklıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

moving. pathetic. piteous. pitiful. plaintive. sad. distressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. tragic. touching. pathetic. a person who has experienced much grief. distressing. dolorous. grievous. harrowing. mournful. piteous. pitiable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. distance. gap. the open. openness. vacancy. clearness. plainness. fairness. straightforwardness. directness. distinctness. obviousness. aperture. baldness. berth. clarity. clearance. definiteness. demonstrativeness. distinction. distinctivenes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aperture. openness. explicitness. clarity. clarification. free and open space. gap. interval. span. ligthness of colours. vacantness. plainess. clearness. frankness. indecency. sauciness. break. clearing. evidence. hiatus. opening. unreserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite openly. boldly. freely. without any hesitation. down- the-line. in plain english. without stint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgent. immediate. pressing. exigent. importunate. crying. insistent. direful. instant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

burning. immediate. importunate. instant. pressing. urgent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgent. pressing. prompt. immediate. hasty. swift. speedy. it admits of no delay. sore.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Council of Independent Laboratories.

Türkçe Sözlük

(f.). Acı olmak, meraret kesbetmek: Bu salatalık acılanmış (Çağatayca: Acınmak). Mec. Şiddet ve hiddete gelip kötü huylu olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn rancid / sour. to become irritated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. promptly. immediately.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. spicy. bitter. sad. mourning. sorrowful. heartbroken. heartsick. heartsore. disconsolate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anguished. grieved. mourning. disconsolate. spicy. hot.

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). İnhiraf: gök ekvatoru ile bir yıldızın arasındaki uzaklık. Kuzeye doğru uzaklık, artı, güneye doğru olan da eksi işaretiyle gösterilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

expansion. opening. declination.

Teknolojik Terim

Açma düğmesine bastığınızda, disk otomatik olarak çıkartılacaktır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inaugural. opening. opening. inauguration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating ceremony. inaugural ceremonies.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening. fade-in. dehiscence çatlama.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commentary. praphrasing. dissection. exposition. elucidation. explaining fully. confiding. deployment. development. fade in. fading in.

Teknolojik Terim

TV’yi, bekleme konumundan, önceden belirlenmiş bir süre sonunda (ayar saatinden sonraki 12 saat içinde) açılacak şekilde ayarlayabilirsiniz. 1 saat içinde TV’de herhangi bir işlem yapılmazsa, yeniden bekleme konumuna döner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blossom. confide. dilate. gape. open. spread. thaw. unbend. unwind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be opened. to become wider / larger. to expand. to be inaugurated. to begin. to recover to clear up. to put to sea. to clear

Türkçe - İngilizce Sözlük

compassion. pity. sympathy. commiseration. ruth. pathos. feeling. aching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clemency. compassion. mercy. pity. sympathy. clemency merhamet. commiseration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pity. compassion. commisseration. mercy. turning rancid. hurting.

Türkçe Sözlük

(f. aslı: açıkmak). 1, Ağrımak, ağrıyı mucip olmak: Elim acıyor. 2. Keder ve teessüf etmek, merhamete gelmek: Şu adamın haline acırım. 3. Esirgemek, kıyamamak: Emeğime acırım. («Ağrımak» ile «acımak» arasındaki fark şudur ki: Ağrı daha esaslı ve derin, acı sathî, lâkin daha müessir ve yakıcı olur. Sızı ise başlıca sinirde nöbet nöbet gelip geçenidir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurt. ache. bite. sting. feel sorry for. be sorry for. deplore. feel pity for. pity smb. commiserate. have compassion. feel for smb. have mercy. pity. relent. rue. smart. sympathize.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurt. to give pain. to ache. to feel sore. to pity. to feel sorrow for. to feel compassion. to commisserate. deplore. feel. feel for. to feel pity for. relent. show clemency. smart. sting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-hearted. pitiless. cruel. tyrannic. tyrannical. atrocious. brutal. coldhearted. cutthroat. dead. ferocious. fiendish. flinty. grim. harsh. implacable. inclement. inexorable. inhumane. merciless. outrageous. relentless. without remorse. ruthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocious. barbaric. barbarous. bestial. brutal. cruel. diabolical. ferocious. fiendish. fierce. grim. heartless. inhuman. inhumane. mean. merciless. punitive. relentless. remorseless. repressive. rough. ruthless. satanic. savage. stern. stony. uncharitab

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruthless. cruel. bitter. cutthroat. diabolical. dog- eat dog-. draconian. flinty. grim. harsh. heartless. implacable. inexorable. inhuman. merciless. pitiless. relentless. remorseless. repressive. satanic. truculent. tyrannical. uncharitable. unfeeling. u

Türkçe - İngilizce Sözlük

to elucidate. to analyze. to explain fully. to annote.

Türkçe Sözlük

(f.). Merhamete getirmek, acımaya sevketmek, rikkati mucip olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arouse pity for. to ask for sympathy.

Türkçe Sözlük

Cfbiyoloji). İnkişaf etmek, gelişmek. Yorganı atmak: Çocuk açındı.

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Herhangi bir açıyı iki eşit açıya ayıran yarım doğru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening. inauguration.

Türkçe Sözlük

(i.). Kızılkantarongillerden bir bitki. Acı olan yaprakları hekimlikte kullanılır (Menyantes trifoliata).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. icaz). 1. (anatomi). Sağrı, insan ve hayvanın gerisi, kıçı; azmü’l »cz = Kuyruk sokumu kemiği. 2. Beyitin son kelimesi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Aciz ve iktidarsızlıkla, hakirane: Acizâne takdimine cüret kılındı; Acizâne bir kitap yazmağa başladım. 2. Tevazu ifadesi olarak kullanılır: Taraf-ı Acizaneme irsal buyurulan tahrirat yed-i Acizaneme vasıl oldu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uçaksavar ateşi.

Türkçe Sözlük

(i.). Cilâ ve perdah veren sanatkâr.

Türkçe Sözlük

(f.). Açkı vasıtasıyle parlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunger. starvation. dearth. famine. hollowness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunger. famine. starvation. poverty yoksulluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunger. becoming hungry. starvation. famine.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyilsiz. aclinic line pusula iğnesinin meyilli olmayıp kendiliğinden yatay kaldığı mıknatıslı ekvator çizgisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening. undoing. clearance. disclosure. inauguration. spreading.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening. clearing. deforestation. a kind of bun. reduction of print pastes.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi kapalı halden çıkarmak: Kapıyı açmak. 2. Örtülü şeyden örtüyü kaldırmak: Baş açmak. 3. Katlanmış şeyi çözmek: Bohça, bayrak açmak. 4. Delmek, kazmak: Delik, kapı açmak. 5. Bir şeyden engelleri giderip serbest bırakmak: Yol açmak. 6. Tıkalı şeyden tıkacı çıkarmak: Şişe, boru açmak. 7. Genişletmek, tevsî etmek: Odayı, bahçeyi, meydanı açmak. 8. Kazıp ziraat etmek, işlemek: Tarla, arazi açmak. 9. Aralığı tevsî edip seyrekleştirmek: Parmaklığı açmak. 10. Yufka haline koymak: Hamur açmak. 11. Tathir etmek, temizlemek: Çamaşırı açmak. 12. Cilâ ve perdah vermek. 13. Umuma ait bir bina kurmak ve idare etmek: Mektep açmak, tiyatro açmak. 14. izah ve tafsil etmek: İbareyi, sözü açmak. 15. İşleri sürmek: Söz, bahis açmak. 16. Emniyet edip söylemek, gizliyi söylemek: Bana bir şey açmadı. 17. Çözmek, halletmek: Düğüm açmak. 18. Yapraklanmak: Çiçek, ağaç açmak. 19. Berrak ve bulutsuz olmak: Hava açmak istemiyor. 20. Cilâlanmak. 21. Açığa varmak, engine açılmak: Gemi açıldı. Adım açmak: Acele ile yürümek. Ağız açmak: Söylemek, söze başlamak. Ağız açmamak: Susmayı tercih etmek. İştah açmak: İştah getirmek. El açmak: Dilenmek. Baş açmak: Beddua etmek. Bayrak açmak: Ayaklanmak. Çığır açmak: Yeni bir tarz ve usul icad etmek. Defter açmak: iane toplamak. Fal açmak: Fala bakmak. Kapı, yol açmak: Bir işte başkalarına örnek olmak. Kalem açmak: Yontmak. Göz açmak -İhtiyatlı ve dikkatli, gaflet etmemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open. elaborate. open up. uncover. unclose. unwrap. clear away. clear. clear up. expand. open out. spread out. unfold. unfurl. untie. undo. unbind. unlock. turn on. switch on. ring up. disclose. sharpen. whet. bring up in conversation. bring up the s.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare. break. clear. confide. cut. dilate. expose. open. sink. spread. undo. unloosen. unwind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open. power on. turn on. switch on. to open. to uncover. to unfold. to spread. to shave off. to clear up. to inaugurate. to untie. to unravel. to solve. to make lighter. to disclose / to mention. to let know. to suit a person.

Türkçe Sözlük

(i.) Ketum. Satranç ve dama oyunlarında karşı tarafı aldatmak, şaşkın duruma düşürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haberdar etmek, bilgi vermek, malumat vermek. be acquainted with tanımak, şahsen bilmek. acquaint oneself with öğrenmek, aşinallk peyda etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tanıdık, bildik; iyi bilme; haber, bilgi, malumat; tanış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kabul etmek, razı olmak, muvafakat etmek. acquiescence (i). uysallık, razı olma, kabul etme. acquiescently (z). uysallıkla,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). suçsuz çıkarmak, beraat ettirmek. acquit oneself görevini yapmak; davranmak hareket etmek. acquit oneself well vazifesini iyi yapmak. be acquitted beraat etmek, temize çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suçsuzluk hükmü, beraat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). akromyon, omuz çıkıntısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birkaç kelimenin baş harflerinin veya ilk hecelerinin bir araya gelmesiyle oluşan kelime: NATO, U N ESCO.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., edat ortasından, iSinden veya üstünden karşı tarafa geçerek; edat çaprazvari, öbür tarafa, karşı yakada. come across rast gelmek, tesadüf etmek; (k). dili görünmek. come across with (k). dili istemeyerek vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yapılan şey, iş, fiil, ameliye; kanun; resmi yazı; tiyatro perde. act of God (huk). icbar edici sebep, insan kudretinden üstün afet(yıldırım inmesi gibi). caught in the act suçüstü (cürmü meşhut halinde) yakalanmış. put on an act poz yapmak

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş, amel, çalışma, meşguliyet, faaliyet, fiil; hukuk davası; etki, tesir, kuvvet, nüfuz; tiyatro bir oyundaki olaylar dizisi; harekete geçme (asker,makina v.b.). actionable (s). dava edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hareket kuvveti olan, etkin, değiştirebilen, fail; faal, çalışkan; pratik; hareketli, canlı, yerinde duramayan, çevik; (gram). etken, aktif; (tic). faiz getiren, paraya çabuk çevrilebilen (sermaye). active officer muvazzaf subay. active vol

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) gerçek, hakiki, asli, asıl, fiili; şimdiki. actual'ity (i). hakikat ac'tualize (f). gerçekleştirmek, hakiki kılmak, kuvveden fiile çIkarmak. actually (z). hakikatte , gerçekten; bilfiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayat sigortası istatistikleri uzmanı.

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Kâinat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. cosmos. universe.

Türkçe Sözlük

(I. A. c. acâiz). Dilimizde galat olarak «acûze» kullanılır. Kocakarı, kötü huylu ve kötü görünüşlü. Hilekâr ve büyücü kadın. Berda’l acûz = Kocakarı soğuğu ki mart sonlarında olur.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslında «at» olup, hâlâ Doğu Türkçesinde böyle kullanılır). 1. İsim, nam: Adın nedir? 2. Şöhret, şan. Adı çıkmak : İştihar etmek, şöhret kazanmak. 3. İtibar, haysiyet. Adını anmak: Zikr etmek. Adını anmamak: Kale almamak. Adı batmak: Unutulmak, kale alınmaz olmak. Adı belirsiz: Adı meçhul, hakkında bir şey bilinmiyen. Adı bozulmak: Şöhret ve itibarına halel gelmek. Adı çıkmak Duyulmak, kötü şöhret kazanmak. Ad, şan: Şöhret ve itibar. Ad takmak: Lakap koymak, lakap vermek. Ad komak: İsim koymak, tesmiye etmek. Ad vermek: Birinin ismini söyleyip haber vermek. Adı var: İsmi var cismi yok; kâzib (yalancı) şöhret sahibidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appellation. denomination. forename. name. noun. renown. reputation. repute. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük

As a prefix ad- assumes the forms ac-, af-, ag-, al-, an-, ap-, ar-, as-, at-, assimilating the d with the first letter of the word to which ad- is prefixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Examples: adduce, adhere, adjacent, admit, advent, accord, affect, aggregate, allude, annex, appear, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It becomes ac- before qu, as in acquiesce. a public promotion of some product or service in the Christian era; used before dates after the supposed year Christ was born; 'in AD 200'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

name. reputation. noun. substantive. appellation. designation. first name. monniker. nomen. repute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a public promotion of some product or service. in the Christian era; used before dates after the supposed year Christ was born; 'in AD 200'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alzheimer's Disease Alzheimer's disease is a degenerative disorder that strikes brain neurons, causing memory loss and impairing the patient's ability to communicate, pay attention and make judgments As it progresses, the disease also affects the ability

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative Director.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Active Duty Full-time duty in the active military service of the United States It includes federal duty of the active list , full-time training duty, annual training, and attendance while in the active military service at a school designated as a service

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative Domain Group of hosts, routers, and networks operated and managed by a single organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative leaders within OSU Extension who provide program direction The four program areas in OSU Extension are: Agriculture and Natural Resources, Family and Consumer Sciences, 4-H Youth Development, and Community Development.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This abbreviation stands for the Latin phrase 'anno domini' It designates a year since the hypothetical birth year of Christ This is a common western method of citing historical dates Dates prior to the birth of Christ are designated with the abbreviation

Türkçe - İngilizce Sözlük

Symbol for a dichromatic absorbance It is equal to the absorbance at the secondary wavelength subtracted from the absorbance at the primary wavelength.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Entering a two-digit or four-digit number into a terminal which has been pre-programmed to recognize the number as an abbreviation for a frequently dialed number which can be automatically dialed by the switching center.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A graphic or a banner on a web page that when clicked on, takes the visitor to another site.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Applicable Document abbreviation for the documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Athletic Director- responsible for organizing, scheduling and supervising interscholastic sports for the high school.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ACE Directive/Assistant Director. advertisement GO - to move along ON - batsman's side of wicket.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic double, sometimes called a Ground Rule Double.

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.D. AD (kıs). Anno Domini milâttan sonra. ad (i). ilan, reklam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). anlamsız veya saçma bir hale gelinceye kadar.

Şifalı Bitki

(salvia officinalis): Ballıbabagillerden; özellikle Akdeniz bölgesinde yetişen ıtırlı bir bitkidir. Menekşeye benzeyen çiçekleri haziran, temmuz aylarında açar. Yaprakları uzun, kenarları tırtıllı, beyazımsı yeşil renktedir. Hafif kafuru kokusu vardır. Çiçek açtığı zaman toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler:Mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atasözü, darbımesel, vecize.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vow. oblation. offer. offering. threat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

oblation. offering. vow.

Türkçe Sözlük

(I. Ai.) (c. adalât). Kas, vücudu hareket ettiren organ, (bk.) kas.

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Tıp dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirmek ve üşütmemek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, Su

Hazırlanışı : 4 Bardak suya, kabukları soyulmamış 3 elma doğranır. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer çay bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adaliye, anatomi). Sinirli etlere, balıketine mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. insan. 2. Erkek kişi. 3. İyi yetişmiş kimse: Bu şehir çok adam yetiştirdi. 4. Birinin tarafını tutan kimse: O, Ali beyin adamıdır. 5. Belirsiz zamir olarak herkes: Adamın gidip yatacağı geliyor. 6. Vazifeli şahıs: Buraya bakacak bir adam lâzrm. Buranın adamı nerede? Adam etmek = İyi yetiştirmek. Adam olmak = İyi yetişmek. Adam içine karışmak = Eş, dost arasına çıkmak, topluluğa karışmak. Adam sarrafı İnsanların karakterini iyi anlayan, görmüş geçirmiş kimse. Adama dönmek = Tertiplenmek, düzelmek. Adamdan saymak = Ehliyetini kabul etmek, (bk.) Adem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. person. individual. a full man. servant. attendant. one's agent / follower. chap. cove. cuss. guy. herbert. johnny. sod. son of a gun. specimen. wight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first male God created; he and his mate Eve disobeyed God and were expelled from the garden of Eden See Chapter 1 Yahwist Creation Story The Hebrew term adam can variously designate humankind collectively , the first man , or the personal name Adam Se

Türkçe - İngilizce Sözlük

Furniture designed by the 18th-Century English architects Robert and James Adam, in the same Pompeiian classicism which marked their houses Pieces are delicate and slim, and have simple straight lines and restrained ornamentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Art Design Architecture and Media. red, a Babylonian word, the generic name for man, having the same meaning in the Hebrew and the Assyrian languages It was the name given to the first man, whose creation, fall, and subsequent history and that of his desc

Türkçe - İngilizce Sözlük

First man mentioned in Genesis and thus the paradigm for the human being Adam features in many pseudepigraphic texts of the Second Temple period found at Qumran.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Genesis, the name Adam literally means 'ruddy,' from the Hebrew for 'red'; it possibly derives from an Akkadian word meaning 'creature ' In the older creation account , Adam is simply 'the man [earthling],' which is not rendered as a proper name until

Türkçe - İngilizce Sözlük

Armywide Devices Automated Management System.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adam, as first man, is the metaphorical representation of the collective entity who represents all people.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A robo-demon created from other demon parts Click here for a full description.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dedication. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dedication. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vow. offer. commit. consecrate. dedicate. devote. give up. wed. wed with.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consecrate. dedicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thoroughly. fully. substantially. carefully. painstakingly. crashing. greatly. heartily. really. roundly. supremely. vitally. in the worst way.

Türkçe Sözlük

(i. «Ademcik» hatadır). Küçük ve hakir adam.

Türkçe Sözlük

(i.). Patlıcangillerden bir bitki. Kökü bazen insanı andıran biçimler aldığından bu adla anılır. Ayrıca eskiden bu bitkide acayip hususiyetler olduğuna inanılırdı.

Şifalı Bitki

(Alraunwurzel, Mandragore, Mandrake): Mavimsi-mor renkli çiçekler açan, rozet yapraklı ve kazık köklü çok yıllık otsu bir bitkidir. Kökleri insana benzediği için, bu isim verilmiştir. Türkiye’de yetiştiği yerler: Batı ve Güney Anadolu. Kullanıldığı yerler: Kökleri % 0,3 oranında Hiyosiyaminlerle Skopolamin alkaloitlerini taşır. Bundan dolayı zehirli bir bitkidir. Ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı etkileri vardır. Halen tedavide çesitli preparatların terkibinde kullanılmaktadır. Rastgele kullanıldığında zararlı olur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a servant / attendant.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tatbik etme işi, bir şeyin bir başkasına göre ayarlanması, bir canlının yaşadığı muhite uyması işi: Bu piyesin adaptasyonu iyi olmuş. Bazı kelebekler adaptasyon sayesinde kendilerini korur, ADAPTE (i. Fr.). Adaptasyonu yapılmış, tamamlanmış: Bu eser Fransızca’dan adaptedir.

Yabancı Kelime

Fr. adaptation

uyarlama

Uyarlamak işi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adaptation. conformation.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, imtizaç , intibak, tatbik, uyma; (edeb). adaptasyon, uyarlama; ışık değişikliklerine gözü alıştırma işlemi; uydurulma, şekil değişmesi.

Yabancı Kelime

Fr. adapté

uyarlanmış

1. Sinema, tiyatro, radyo ve televizyonun teknik imkânlarına uygun duruma getirilmiş. 2. Kişi ve yer adları değiştirilerek yerli bir eser durumuna getirilmiş (yabancı eser).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). musevi takviminde şubat ortasında başlayan ay.

Türkçe Sözlük

(i.). Aynı adı taşıyan iki kişinin hal ve sıfatı ve aralarında münasebet, aynı ismi taşıma hâli.

Şifalı Bitki

(Scille, Scillae bulbus, Sea onion, Urginea maritima): Zambakgillerden bir çesit bitkidir. Yaprakları uzun şerit şeklindedir. Çiçekleri yeşil ve beyaz damarlıdır. 2 kilogram kadar olan soğan kısmı, yapraklarının altındadır. Acı ve zehirlidir. 7,5 gram adasoğanı, bir insanı rahatça öldürebilir. Tazeyken kullanılmaz. Aksi halde zehirlenme ve kusmalara yol açar. Soğanın etli olan orta kısmı, dilimlenerek kurutulur. Sonra dövülüp toz haline getirilir. Çok iyi bilmeden kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler:İdrar söktürür. Kalp hastalarında vücudda biriken suyu boşaltır. Azotemiyi azaltır. Böbrek hastaları kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir vazife veya işe seçilmek üzere kendisini ileri süren, yahut başkaları tarafından ileri sürülen kimse: Milletvekili adayı. 2. Belirli bir iş için yetiştirilen kimse: Avukat adayı. Namzet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant. cadet. candidate. aspirant. contestant. entrant. nominee. postulant. remainderman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant. candidate. nominee. applicant namzet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

candidate. nominee. suitor. solicitor. aspirant. postulant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

candidacy. candidateship. candidature.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). katmak, ilâve etmek, eklemek; zammetmek, toplamak. adder (i). toplayan şey veya kimse. add up toplamak, yekun çıkarmak; neticelenmek; (k). dili anlaşılmak, belli olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katılan rakam veya miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilave, ilave edilmiş şey; (mat). toplama in addition to (-e) ilâveten, ayrıca, fazla olarak. additional (s). biraz daha, ilâve edilen, eklenilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). katkı; katılan kimyasal madde; (s). toplamsal, ilâve olunacak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adres; söylev, nutuk; konuşurken takınılan tavır, eda; hüner, sanat.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yokluk, varlık zıddı: Onun vücudiyle ademi birdir = Varlığı ile yokluğu müsavidir; diyâr-ı adem = Yokluk ülkesi, sahrây-ı adem = Yokluk çölü. 2. Olmama, bulunmama, fıkdan: Adem-i itaat = İtaatsizlik; adem-i iktidar = İktidarsızlık; adem-i iştiha = iştahsızlık.

Türkçe Sözlük

(i. A.) («Ademî» veya «benî Adem» den muhaffef). 1. Hayvân-ı nâtık (konuşan hayvan yani insan), insan, beşer: Bir adam geldi. 2. İnsaniyetli ve mürüvvetli kişi; adam olmayacak. 3. Memur, uşak, hizmetçi, tab’a: Adamlarım burada yok. 4. Birinin yetiştirdiği ve koruduğu, taraftar, gayretkeş: O, filanın adamıdır. Ademoğlu = Mürüvvetli insan, merd. Adem evlâdı = Asîl ve terbiyeli insan. Adam olmak = Terbiye almak, iyi yetişip ilerlemek. Adamakıllı = Makul, makbul, işe yarar (Yanlış olarak eşya hakkında dahi kullanılır). Adam! Adam sende = Bir işi küçümseme mânâsıyle kullanılan tâbirdir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

want. lack. naught. death. perdition.

İsimler ve Anlamları

(İb.h.i.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. 2.Adam. 3.İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlık. Kur’an’da Hz.Adem’in 25 yerde ismi geç(Erkek İsmi)

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (anat). Ienf bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, ehven, elverişli, kifayetli, yeterli.adequately (z). layıkıyle adequateness (i). yeterlilik.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adesat). 1. Mercimek tanesi. 2. Mercimek tanesi gibi ortası kalın ve kenarları ince cam ki gözlük, dürbün ve sairede kullanılır. F. Lentille.

Türkçe Sözlük

(Aded) (i. A.) (c. Adâd). 1. Sayı, bir topluluğun belirli sayıdan mürekkep olması. Koyunlarının adedini kendisi de bilmez. 2. Rakam, miktar beyan eden kelime veya işaret: Üç, beş, yüz, 7, 20, 18 adedi. 3. Tane, baş, kıt’a: Beş adet kitap, on adet koyun, üç adet gemi. (Matematikde) aded-i tam = Taksimde küsûru kalmayan; ad«d-i sahih = Küsuru olmayan; aded-i Aşârî (ve doğrusu öşrî) her defasında ona taksim olunarak devamlı şekilde taksimine devam olunan sayı ki Fransızlar’ın birimi bu usule dayanır; aded-i kesrî = Yarım ve üçte bir ve beşte üç gibi bir adedin kırıntısı hükmünde olan rakam; aded-i mürekkep = Bir aded-i sahih ile kesr-i Adi veya ondalık kesirden mürekkep olan sayı. 1, 3, 8 ve 4 İ gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Adât) (Arapça terkiplerde: Ade). 1. Alışılmış şey, ülfet, her vakit yapılan: Sabah erken kalkmak Adetidir; bildiğini kimseye göstermemek Adetidir. 2. Resm, deeb, usul, herkes tarafından riayet olunagelen hal: Bu memleketin Adeti budur; Adet-i belde, Adet-i hasene, Adet-i seyyie; Adetullah = Tanrı Adeti; tabiat nizamı. 3. Kadınların ayda bir kere gördükleri hayz, aybaşı: Adet üstünde idi. Harik-i Ade, harikulade = Adetullaha karşı olarak vaki olan hal, mucize ve keramet gibi tabiat üstü vuku bulan hal. Alelade = Adet olduğu yani her vakit vuku bulduğu gibi, Adetâ, bayağı. Fevkalâde = Her vakitkinin üstünde ve haricinde olarak, suret-i mahsusada, ayrıca: Fevkalâde hürmet ve riayet ettiler; fevkalâde bir ziyafet verdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. mounthly periods. mounthly courses. numeral. courses. sum. menses. total. custom. tradition. convention. groove. consuetude. the usual thing. routine. habit. praxis. usage. use. wont. fashion. menstruation. period. flow. bleeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

custom. item. menstruation. period. rite. ritual. routine. rule. number. piece.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adhât, kullanılmaz). Kurbanlar. İd i adhâ = Kurban bayramı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). bunun için, buna mahsus; bu zamana kadar. ad hoc committee kısa sureli ve tek bir vazife için kurulan komite.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). bir kimsenin ön yargı ve tutkularına hitap eden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocious. banal. base. cheap. coarse. common. contemptible. despicable. dirty. low. mean. measly. monstrous. poor. scurvy. shabby. shoddy. sordid. stale. tacky. tawdry. vile. vulgar. worthless. low-down. ordinary. customary. usual. cheapjack. third-rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Attitude Director Indicator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adi literally means one with a beginning After one realizes intellectually that one is not distinct from God , the adi illusion begins That is, although one knows one is not different from God, one does not experience it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AutoCAD's Device-Independent Binary Plotter Format, a vector format generated by AutoCAD.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small box-like device that replaced the modem at UC with the advent of the IBX telecommunications system in July, 1988.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assistance Dogs International.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Attitude direction indicator. alternate delay interval.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Doğruluk gösteren. Doğru. 2.Eşit, eş, müsavi. 3.Adaletli davranan. Kur’anî bir isimdir. Allah’ın emirlerini hakkıyla uygulayan anlamına gelir. Raşid halifelerin 2.cisi Ömer b. el-Hattab’ın meşhur lakabı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Doğruluk gösteren. 2.Doğru- Her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3.Adile Sultan; Osmanlı döneminde Bağdat’ta valilik yapan Süleyman Paşa’nın hanımı. Adına bir cami bir de kervansaray yapılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. «atmak» tan). 1. Yürümede bir ayağın kaldırılıp atılmasından ibaret hareket, hatve. 2. Bir adım miktarı mesafe ve ölçü. Adım atmak = Yürümek, gitmek; ayak talimi etmek. Adım atlamak = Sıçramak, adım adım -Ağır ağır, yavaş yavaş. Adım almak, adımını tek almak = Düşünce ve ihtiyatla hareket etmek. Adımını geri almak = Pişmanlık ve tereddütle hareket etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

on behalf of. in the name of. in behalf of. per procurationem. per pro.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). sonu olmayarak, nihayetsiz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). geçici, muvakkat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden ocağına giden yatay geçit.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Savaşçı, savaştan geri durmayan, mücahid. Adiy b. Hatim et-Tai: 630 yılında müslüman oldu. Babası gibi cömertti. Kabilesinde İslam’dan dönme eğilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasında Hz.Alinin yanında yer aldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). sıfat; (s). sıfat cinsinden olan, niteleyici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm ve karar vermek adjudica'tion (i). hüküm ve karar verme; hüküm. adjudicator (i). hüküm ve karar veren kimse, hakem.

Türkçe Sözlük

(i A ). 1. Hak elde etme, tarafsız hüküm, hakkaniyet, adalet: Dünya adi ile kaimdir; adl-i pâdişahî = PAdişâh adaleti, adl-i ilâhî = Tanrı’nın adaleti. 2. Müsavat, eşitlik, eşit muamele. 3. Hukuk. Rehin veren ile rehin alarak rehni tevdi ettikleri kimse. Kâtib-i adi = Adalet kâtibi, noter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

naming. denomination. terminology. nomenclature.

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. entitle. intitle. refer to. denominate. designate. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a name. to call. to denominate. designate. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük

judiciary recess. vacation. vacations. judicial holiday.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). istenildiği kadar, istenildiği gibi; (müz). tempo vb hususunda istenildiği gibi çalınabilen notalar;(kıs) ad lib.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mahkeme ve davalara müteallik işler dairesi: Adliye nezareti, adliye nazırı, adliye vekâleti ve vekili. Adliyeye müracaat etmek. 2. II. Mahmud’un bastırdığı eski altın para.

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration of justice. judicial court. judiciary. law court.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yönetmek, idare etmek; vermek, icra etmek, ifa etmek: yemin ettirmek; hizmet etmek, levazımını temin etmek, donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul, girme müsaadesi ; teslim (hakikat); giriş ücreti, duhuliye. admission free duhuliyesiz, giriş ücreti olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katıp karıştırılma, ilâve.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). öğüt vermek, nasihat etmek, tembih etmek, ihtar etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tembih, ihtar, nasihat, öğüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ihtar mahiyetinde, nasihat şeklinde.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cennet, behişt, firdevs, uçmak: Cennât-ı adn = Cennet bahçeleri; adn-ı Alâ (Asıl mânâsı daimî mesken olup, Yemen’deki Aden şehrinin ismi de bundan gelir. Ibrânîce dahi bu mânâya gelip ondan Avrupa dillerine geçmiştir: Eden).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). kusturacak kadar, iğrenç derecede.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Adın’a mensup, (bkz.Adnan). 2.Cennete girmeye hak kazanan. Adni Recep Dede. Türk mutasavvıf, şair. (Belgrat 1688).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) gürültü, patırtı. make an ado hadise çıkarmak, kıyameti koparmak. without any more ado hemen, ses çıkarmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kabul etmek, edinmek, benimsemek ; evlât edinmek. adoption (i). kabul , benimseme; evlatlığa kabul etme, evlât edinme adoptive (s). evlâtlığa kabul eden veya edilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). süslemek, donatmak, tezyin etmek, çeki düzen vermek. adornment (i). süs, ziynet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). sadede, konuya, mevzua.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used in medicine as a stimulant and hemostatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a catecholamine secreted by the adrenal medulla in response to stress ; stimulates autonomic nerve action.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ilâve edilen, katma , ek olan, gereksiz.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adad). 1. Kol, bazu. 2. mec. istinatgah, muin, yardımcı: Adûdüddevle = Devletin yardımcısı. Anatomi. Azm-ı adud = Kol kemiği; cerrahî. Haz-i adud = Kolun kesilmesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adudîye). Anatomi. Kola mensup ve müteallik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaltaklanmak, tabasbus etmek. adula'tion (i). mübalağalı bir şekilde methetme, aşırı övgü, tabasbus, yaltaklanma adulatory (s). aşırı övgü niteliğinde olan, yaltaklanma mahiyetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). pahasına göre, kıymeti üzerinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilerleme, ileri gitme, terakki, terfi; fiyat yükselmesi; avans, öndelik. advances (i)., (çoğ). ilerlemeler; (k).dili açık verme, asılma. advance guard öncü kuvvet. in advance önde, ileride; peşin olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilerletmek, ilerlemek, ileri götürmek, ileri gitmek, terakki etmek, terakki ettirmek, terfi etmek, terfi ettirmek; artmak, yükselmek (fiyat) ; avans vermek, ödünç vermek; teklif etmek. advanced (s). ilerlemiş, ileri advancement (i). terfi;

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelme, gelip çatma, görünme , olma, vuku. Advent (i)., (kil). Hazreti İsa'nın dünyaya gelmesi; Noel'den evvel bir ay müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tehlikeye atmak, şansa bırakmak; cesaret etmek, göze almak, atılmak. adventurer (i). maceraperest kimse. adventurous (s). macera seven; cüretli; cesaret isteyen (bir iş),

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öğüt, nasihat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tavsiye etmek; öğüt veya nasihat vermek, akıl öğretmek; haber veya bilgi vermek; danışmak, istişare etmek, akıl sormak. ill-advised (s). akılsız, tedbirsiz well-advised (s). tedbirli, akıllı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). savunan kimse, müdafi kimse, taraftar. devil's advocate tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse.

Teknolojik Terim

Otomatik Pozlama Braketi ile fotoğraf makinesi resmi üç farklı pozlama ayarında çekerek, daha sonra istenen görüntünün seçilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim

Otomatik Pozlama değerinden elle girerek sapma yapmanızı sağar (daha parlak – daha koyu) Video kamera modeline bağlı olarak +/- 3 adım kullanılabilmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). içine hava karıştırmak; havalandırmak, havayla temas ettirmek aerator (i) havalandırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). telsiz anteni; (s). havaya ait; havada yapılan; havai, görülmez; hava ilmine ait; (bot) açık havada yetiştirilen (ufak kökler). aerial car hava hattı arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). roket, güdümlü mermi ve uzay gemilerinin çalışması konusunda tek bir tabaka sayılan atmosfer ve onun dışındaki boşluk. aerospace industry uzay gemileri ve bunların teçhizatlarını imal eden sanayi kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eski Roma tıp tanrısına ait; tıp mesleğine ait aesthetic, aesthetical bak esthetic, esthetical aestival bak estival aet kıs, Lat aetatis yaşında aetiology bak etiology.

Türkçe Sözlük

(eski afv) (i. A.). 1. Birinin suçundan geçme, kabahatine bakmama: Kusurumu affetti; af ile muamele etti. Fikir tashihi veya muhalefet gibi bir hareket gösteren sözden evvel söylemek zerafetten sayılır: Affedersiniz, af buyurursunuz bir şey söyliyeceğim; affınıza mağruren şu işi böyle yaptım. 2. Mazur tutmak, mecbur etmemek, müstesna tutup dahil etmemek: Yarın eğlenmeye gidilecekse beni af buyurmanızı rica ederim. 3. Azletmek, istifasını kabul etmek: Kendisini memuriyetinden affettiler. 4. (Hukuk). Bir suçlu hakkındaki hüküm kesinleştikten sonra cezayı ya tamamen ortadan kaldırma veya hafifletme, aff-ı umumî = Mahkûmların hepsinin birden cezadan affolunması: Harpten sonra affı umumî ilân olundu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clemency. pardon. forgiveness. forgiving. removal from job / office. discharge. amnesty. dispensation. remission. tax forgiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alternative Frequencies List of the frequencies of the broadcast used for swap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Total of all funding sources. is the acronym for ash free and is used to characterize the ultimate analysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autoframed See Autoframe. the study of society that focuses on the meanings people attach to their social world. appropriated funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Actual Finish date.

Teknolojik Terim

Otomatik Odaklama Aydınlatıcı, zayıf aydınlatma koşullarında fotoğraf makinesinin otomatik odaklama işlemini gerçekleştirebilmesi için yeterli aydınlatma sağlamak için kullanılan, düşük güçte bir kırmızı ışık kaynağıdır.

Türkçe Sözlük

(i.) («Afet-i cân» den galat). Pek yaramaz ve tek durmaz (çocuk).

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Afâk cem’ine yây-ı nisbet katılarak teşkil olunmuş galat tâbirdir). Havaî, lüzumsuz ve ehemmiyetsiz (söz).

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Afet). Afetler, felâketler, belâlar; Afât-ı semâviyye = Gökten gelen Afetler.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gürültü, patırtı etmek, kıyameti koparmak. 2. Istemiyerek mühim bir sırrı ifşa etmek, ağızdan kaçırmak. 3. Ağzını bozmak, söğüp saymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفریده] yaratık, yaratılmış, mahluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفریدگار] yaratan, Tanrı.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (asıl «Aferîden» fiilinden emir olup sıfat terkibi teşkiline girer). Yaradan, hâlık, Tanrı, CihSn-İferîn = Dünyayı yaradan. Aferîn-hSn = Aferin okuyan, takdir eden, öven, beğenen. Aferîn-hân olmak = Takdir etmek, beğenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفرین] yaratan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفریننده] yaratıcı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaratma, hilkat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفرینش] yaratılış.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Afât). Belâ, felâket, musibet. Aşkına iptilâ bir musibet addolunan güzel, dilber: Afet-i cân, Afet-i devrân, Afet-i cihân (bu ikinci mânâya cem’i gelmez).

Türkçe - İngilizce Sözlük

disaster. calamity. bane. cataclysm. catastrophe. blight. knockout. stunner. kayo. a bewitching beauty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamity. cataclysm. scourge. disaster. catastrophe. femme fatale. siren. temptress.

Türkçe - İngilizce Sözlük

misfortune. calamity. dangerously beautiful woman. force majeure. disaster. catastrophe. bane. cataclysm. conflagration. cracker. scourge.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). affectionate, affirmative.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nezaket, tatlılık, hatırşinaslık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nazik, tatlı, hatırşinas, sokulgan.affably (z). nezaketle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş, maslahat; vaka, olay, hadise; hal; ilişki. an affair of honor namus veya şeref meselesi. Foreign Affairs Dışişleri as affairs stand şimdiki halde. Iove affair aşk macerası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sevgi, muhabbet; etkileme , tesir etme, teessür; hastalık. play on one's affections karşısındakinin hislerine hitap etmek. win one's affection bir kimsenin sevgisini kazanmak. affectionate (s). seven; sevgi gösteren.affectionately (z). sevg

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (anat). içeri götüren (sinir v.b.).

Türkçe Sözlük

(f. A.). 1. Bir ceza, suç veya kusuru bağışlamak. 2. Özür dilemek: Affedersiniz, sizi rahatsız ettim galiba? 3. işten çıkarmak, uzaklaştırmak: Sizi bu vazifeden affediyorum. «Affedersiniz» veya «affetmişsiniz» şekilleri itiraz makamında kullanılır: «Siz onu affetmişsiniz».

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Musiki parçasının duygulu bir üslûpla çalınacağını anlatır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Affectionate With tender emotion.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (i). yakın ilişki kurmak, sıkı münasebette bulunmak; evlât edinmek; (huk). baba tanımak; aslını ve soyunu tayin etmek; (i). bağlı şirket. affiliate wrth iltihak etmek, katılmak; üye olmak. affilia'tion (i). yakın ilişki, sıkı münasebet; ev

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). demek, söylemek, beyan etmek, iddia etmek; (gram)., (man). tasdik etmek, ispat etmek; teyit etmek; (huk). tasvip etmek affirmable (s). iddia olunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). olumlu, müspet, tasdik edilen; (i). müspet iddia; tartışmada olumlu tezi savunanları tutan taraf; olumlu cevap a decided affirmative kuvvetli ve olumlu karar. in the affirmative ispat ve tasdik anlamında, olumlu, müspet. The affirma

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eklemek, ilâve etmek; takmak; koymak, atmak (imza).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azat etmek, serbest bırakmak, muaf tutmak. affranchisement (i). azatlık, azat etme, af.

Ülke

(Afghanistan) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Pakistan’ın kuzey batısında, İran’ın doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 00 Kuzey enlemi, 65 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 647,500 km²; Kara: 647,500 km²; Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 529 km.

Sınır komşuları: kuzeydoğuda Çin 76 km, batıda İran 936 km, doğu ve güneyde Pakistan 2,430 km, kuzeyde Tacikistan 1,206 km, kuzeyde Türkmenistan 744 km, kuzeyde Özbekistan 137 km

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili)

Sahip olduğu denizler: yok (kara ile çevrili).

İklimi: Sert bir bozkır iklimi hakimdir; kışları soğuk, yazları sıcak geçer.

Arazi yapısı: Kuzeydoğu ve güneyde engebeli dağlık arazilere ve ovalara sahiptir. Kuzey doğusunu Hindu Kuş dağları kaplar. Ayrıca güneyde Süleyman, kuzeyde Bendi Türkistan dağları mevcuttur. Güney bati bölgeleri geniş çöllerle kaplıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Amu Darya 258 m; en yüksek noktası: Nowshak 7,485 m.

Doğal kaynakları: doğal gaz, petrol, kömür, bakır, krom, kükürt, kurşun, çinko, demir, berilyum, yakut, tuz, kıymetli taşlar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.3.

Otlaklar: %46.

Ormanlık arazi: %3.

Diğer: %39 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 27.200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Hindu Kuş dağları bölgesinde depremler; su baskınları; kuraklıklar.

Akarsuları: En önemli akarsuyu Hilmend’dir. Amuderya, Kokça, Kunduz ve Kâbil adlı akarsuları bulunmaktadır. Bunların dışında küçüklü büyüklü çok sayıda akarsuyu mevcuttur.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 31,056,997 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaşlarda: %44.6 (erkek 7,095,117/kadın 6,763,759).

15-64 yaşlarda: %52.9 (erkek 8,436,716/kadın 8,008,463).

65 yaş ve üzerinde: %2.4 (erkek 366,642/kadın 386,300) (2006 tahmini).

Nüfus artış oranı: %2.67 (2006 tahmini).

Not: Bu oran İran mültecilerini de kapsar.

Mülteci sayısı: 23.06 mülteci/1,000 nüfus (2004 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.05 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.95 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 160.23 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.34 yıl.

Erkeklerde: 43.16 yıl.

Kadınlarda: 43.53 yıl (2006 tahmini).

Ortalama çocuk sayısı: 6.69 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01(2001 verileri).

Ulus: Afgan.

Nüfusun etnik dağılımı: Pestunlar %42, Tacikler %27, Hazaralar %9, küçük etnik unsurlar (Aymaklar, Türkmenler, Beluciler ve diğerleri) %13, Özbekler %9.

Dinler: Sünni Müslümanlar %80, Şii Müslümanlar %19, diğerleri %1.

Dil: Resmi dil Pestuca ve Tacikçedir. Nüfusun %35 i Pestuca, %50 si Farisice (Dari), %11 i Özbekce ve Türkmence, %4 ü Belucice ve Pasice) ve diğer azınlıkların dillerinde konuşmaktadır.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %36.

Erkeklerin: %51.

Ka

Türkçe - İngilizce Sözlük

Identifies the format and type of address in use.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Force Installation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Included in the header of a transmitted packet It identifies the format of the incoming message for the receiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and format identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and Format Identifier First byte of the ATM address that determines the address type AFI 39 is DCC, 47 is ICD, and 45 indicates an E 164 format. authority and format Identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and Format Identifier.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (uföl’den). 1. Ufûl eden, gurûbeden, batan (güneş, yıldız). 2. Görünmez olan, kaybolan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفل] batan. 2.görünmez olan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2.Görünmez olan, kaybolan

Türkçe - İngilizce Sözlük

automated flight inspection system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Fingerprint I D System. Automated Fingerprint Identification System A system originally developed for use by law enforcement agencies, which compares a single fingerprint with a database of fingerprint images Subsequent developments have seen it

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated flight information system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

poster. placard. posting-bill. advertisement. display poster. marquee. net circulation. notice. pancarte. bill poster. posting bill. signboard. wall advertisement.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalıklardan ve illetlerden sâlim ve berî olma.Sıhhatte, afiyette olmak, iâde-i Afiyet etmek = İyileşmek. Afiyet olsun, ola I = Bir şey yiyip içenlere söylenir dua tâbiridir. (Dayak yiyene de bazen istihza yoluyla «Afiyet olsun» denir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). yüzmekte; su dolmuş; su basmış; havada. Rumors are afloat. Ortalıkta şayialar dolaşıyor. The firm is afloat. şirket masrafım çIkarıyor.

Teknolojik Terim

Ses Frekansı Modülasyonu (Audio Frequency Modulation – AFM), ses dalgalarını HiFi kalitesinde kaydetmek için kullanılan bir sistemdir (>16 kHz); Video8/Hi8 biçimi için standarttır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ayakta; yataktan kalkmış; hareket halinde, ilerlemekte.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., edat önce, evvel.aforemen tioned (s). evvelce zikredilen, mezkur. as aforesaid evvelce denildiği gibi.

Yabancı Kelime

Fr. aphorisme

özdeyiş

Bir düşünceyi, bir duyguyu, bir ilkeyi kısa ve kesin bir biçimde anlatan, genellikle kim tarafından söylendiği bilinen özlü söz.

Yabancı Kelime

Fr. aphorisme

özdeyiş

Bir düşünceyi, bir duyguyu, bir ilkeyi kısa ve kesin bir biçimde anlatan, genellikle kim tarafından söylendiği bilinen özlü söz.

Yabancı Kelime

Rum.

toplum dışılama

1. Hristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası. 2. Darılıp biriyle konuşmama, ilgiyi kesip kendinden uzaklaştırma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

excommunication. anathema. banishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anathema. excommunication.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). daha kuvvetli bir sebeple, daha ziyade; (fels). afortiori.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Afganlı; Afganca, Peştu dili; Afgan cins köpeği; (k.h). bir çeşit yün atkı veya battaniye.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. Türkiye, Iran, Azerbaycan ve Afganistan’da dağınık olarak yaşamaktadırlar. 2.Çabuk iş gören, çevik, atılgan

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Zırh, silah. Afşin bey: Selçuklu komutanı. ( XI. yy.). Gümüştigin’le birlikte Anadolu savaşlarına çıktı. Malatya’da Bizans ordularını yendi. Marmara kıyılarına kadar ilerledi (1079).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Near or towards the stern of a vessel; astern; abaft. at or near or toward the stern of a ship or tail of an airplane; 'stow the luggage aft'; 'ships with square sails sail fairly efficiently with the wind abaft'; 'the captain looked astern to see what th

Türkçe - İngilizce Sözlük

at or near or toward the stern of a ship or tail of an airplane; 'stow the luggage aft'; 'ships with square sails sail fairly efficiently with the wind abaft'; 'the captain looked astern to see what the fuss was about'. situated at or toward the stern or

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the stern of the boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

At, near or towards the stern or rear of a vessel or an aircraft.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the back of the boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the stern of the vessel. at or towards the stern or after part of a ship, the opposite of bow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward the stern of the boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

At, near, or toward stern.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Located in or toward the rear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

At, in, toward, or close to the stern of a vessel or the rear of an aircraft or a spacecraft.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Toward or at the rear or stern of the boat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z), edat bağlaç sonra; ardına, ardında; (-dan) sonra; ardı sıra; için; tarzında, üslubunda. a painting after Reubens Rubens'in üslubunda bir resim. at a quarter after four dördü çeyrek geçe. a person after my own heart kalbimi fetheden bir ki

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). mesai saatlerinden sonraki saatlerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). grizu patlamasından kalan zehirli gaz karması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş battıktan sonraki parlaklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opiated. containing opium. opiate.

Türkçe Sözlük

(i.). Kafes şeklinde seyrek örgü, şebike. Örümcek ağı = Bu hayvancığın sinek avlamak için kurduğu zar. Balıkağı = Balık ağına mahsus ağların çeşidi. Ağ atmak, bırakmak = Balık avı için ağı denize indirmek, kullanmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (büyümek ve yaşlanmak demek olan «ağmak» tan). 1. Büyük, efendi. 2. Amir, reis, bey: Ulusun ağası. 3. Okuyup yazmak bilmeyenlere efendi yerine şeref Unvanıdır. 4. Uşağın hürmetlicesi, kibar uşağı. Akağa = Zenci olmayan harem ağası, beyaz hadım. Ağabey = Büyük birader. İhtisap ağası = Vaktiyle şehremini, belediye reisi. Içağası = Eski vezirlerin mümtaz uşağı. Bölük ağası = Jandarma yüzbaşısı. Haremağası = Hareme girip, çıkan hadım. Tabur ağası = Jandarma binbaşısı. Tomruk ağası = Vaktiyle hapishane müdürü. Kapu ağası = Sadâret hademesinden beheri. Ağa kapısı = Yeniçeri ağasının dairesi. Kolağası = Yüzbaşı ile binbaşı arasında bir rütbe taşıyan subayı ki sağ ve sol kolağası isimleriyle ikiye bölünmüştü, sonra biri lağvedildi. Dârüssaâdet-iş-şerife ağası, Kızlarağası. Yeniçeri ağası = Yeniçeri ocağının başı. (Ağayân, ağâvât çoklukları galattır, kullanılmamalı. Doğu Türkleri «ağeçe» suretinde müennesini de kullanırlar).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yaşlanma manasına gelen “ağmak”tan. Büyük, efendi. Büyük kardeş, ağabey. 2.Amir, baş, reis. Eski devlet teşkilatımızda bazı idarecilere verilen unvan. 3.Osmanlı devletinde okuma-yazma bilenlere verilen şeref unvanı. 4.Halkın saygısını kazananlara verilen unvan. 5.Er-kek, eş, koca. 6.Eski büyük konaklarda çalışan hizmetlilerin başı. Eski Türklerde soylu aileye mensup kadınlar da bu unvanı kullanmışlardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandfather. an oldman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of being an elder brother.

Türkçe Sözlük

(i.) («ağmak» dan). 1. Büyük, sap ve dalları sert nebat, ağaç, dal: Servi ağacı, çınar ağacı. Meyvaların isimlerine göre anılarak o meyvaları veren ağaçlara delalet eder: Elma, armut, kestane ağacı. 2. Kereste, tahta, odun: Ağaçtan iskemle. 3. Direk, sırık. Karaağaç, kızılağaç, kan ağacı vesaire terkiplerinin ilk sırasına (bk.) Ağaçtan, yani tahta ve odundan yapılmış, Ar. haşebî = Ağaç tekne.

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük ağaç. Bunların dalları taflan gibi dibinden başlayarak çatallanır.

Türkçe Sözlük

(i.). Limona benzer fakat daha büyük ve kabuğu pek kalın bir meyva ki reçeli olur.

Türkçe Sözlük

(i.). Zarkanatlılardan bir böcek. Kurtçukları daha çok gül fidanlarında yaşar (Hylotoma).

Türkçe - İngilizce Sözlük

afforestation. silviculture.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş, malumatlı. Agah Efendi: (1744-1824). Türk devlet adamı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmatlı, bilen, vâıf: Bu sırra agâh mısın? Ben, bu işten Agâh değildim. 2. Uyanık, müteyakkız, basiretli. Bu ikinci mânâ ile sıfat terkibi dahi teşkil eder: Dil Agâh = Kalbi uyanık, gönül adamı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmat, vukuf, haberdarlık. 2. Uyanıklık, teyakkuz, basiret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). tekrar, yine, bir daha; bundan başka. as much again bir misli daha. now and again ara sıra, zaman zaman, bazen. tirne and again tekrar tekrar, defaatle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat karşı, muhalif, aleyhinde, aykırı. He is against reforms. O adam reform düşmanıdır. over against ona karşı, karşılık olarak; karşı karşıya; karşısında, mukabil.

Türkçe Sözlük

(f.). Ağalık tavrını takınıp büyüklük satmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağa unvan ve hal ve sıfatı. 2. Mec. Kerem, fazi, yüksek makam. 3. Kibir, gurur, azamet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A South American bird , allied to the cranes, and easily domesticated; called also the gold- breasted trumpeter.

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Laçka veya yısa edilen bir halatı sıkıca tutma.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. garrâ) («gurre» den smüş.). 1. Alnında beyaz nişanı olan (At). 2. Beyaz, parlak şanlı ve şerefli (dişisi daha çok kullanılır). Şeriat-igarrâ = islâm dini.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bazı deniz yosunlarından elde edilen jelatinimsi bir madde.

Türkçe Sözlük

(i. Malaya dilinden). Deniz yosunlarından elde edilen bir çeşit jelatin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gelatinlike substance, or a solution of it, prepared from certain seaweeds containing gelose, and used in the artificial cultivation of bacteria; often called agar, by abbreviation.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katran köpüğü, (bot) Agaricus campestris.

Türkçe Sözlük

(f.) («ak» dan). 1. Ak olmak, beyazlanmak. 2. Yıkanıp temizlenmek. 3. Solmak, rengini atmak. 4. Saç ve sakala kır düşmek, ihtiyarlamak. 5. Şafak sökmek, tan atmak, sabah açılmağa başlamak: Ortalık ağardı. 6. Uzaktan belli olmağa başlamak, ufukta akımsı gözüküvermek. 7. Sararmak, beniz atmak. Dudak ağarmak = Hasta ve bitkin olmaktan sararıp solmak. Göz ağarmak = Çok ağlamaktan veya yaşlılıktan gözde fer kalmayıp alîl olmak. Mec. Yüz ağarmak = Bir işin içinden yüzü ak, alnı açık çıkmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Kuyumcuların, kararmış gümüşü ecza ile beyazlatmaları muamelesi.

Türkçe Sözlük

(f.) («ak» dan). 1. Beyazlatmak. 2. Temizlemek, tathir ve tasfiye etmek. 3. Soldurmak, rengini attırmak. Saç, sakalı ağartmak = İhtiyarlamak, çok yaşamak. 2. Gaile ve zahmetle ömür geçirmek. Sakalı değirmende ağartmak = Tecrübe ve malûmat edinmeksizin ihtiyarlamak. Yüz ağartmak = Arkadaşların ve herkesin beğeneceği ve hisse alacakları bir yararlık göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akik taşı; bilye; (matb). 5 1/2 puntoluk harf agateware (i). renkli emay.

Teknolojik Terim

Otomatik Kazanım Kontrolü, elle ayarlama gerektirmeden en iyi kayıt seviyesini belirleyen bir elektronik işlevdir.

Türkçe Sözlük

(i.) (Akide suretinde telaffuzu galattır). Tencerede karıştırılıp pişirilerek koyulaşmaş ve lüzucet kazanmış her nevi şeker ve pekmez vesaire, macun. Ağda yapıştırmak = Tenden tüyleri veya başdan keli sökmek için macun kullanmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

semisolid syrup. epilating wax.

Türkçe Sözlük

(i.). Şeker ve pekmek vesaireden yapılmış lüzucetli şekerleme ve macun yapan ve satan adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to coagulate. to make semi-solid syrup or confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

semi-solid. consistent. coagulated. florid. of rich elaborated style. bombastic. highflown. flowery. redundant. syrupy.

Türkçe Sözlük

(f.). Ateşte karıştırıp pişirerek koyulaştırmak, lüzucetlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaş, çağ, devir, devre. chronological age kronolojik yaş. dark ages karanlık devirler. for ages, for an age uzun bir zaman, senelerce, çoktan beri. mental age (psik). zekâ yaşı. of age reşit, rüştünü ispat etmiş. under age reşit olmamış, rü

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ajan provokatör) bir kimse veya grubu suç işlemeye teşvik edip sonradan cezalandıran gizli ajan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tutkal gibi yapıştıran. agglutina'tion (i). yapıştırma; (gram), bitişkenlik, bitişme; (tıb). aglütinasyon, ayrı kısımları birleştiren ameliye (yara). agglutinative (s). yapıştırma işlemine ait; (gram). bitişken.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheep fold. sheep pen. fold. halation. aureola. aureole. compound. corral. cot. cote. hovel. lair. pen. pinfold. pound. stockyard. yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. pen for cattle. halo. cattleguard. corona. cote. pen. pound.

Türkçe Sözlük

(f ). Yere yatıp hayvan gibi debelenmek, (bk.) Ağnamak.

Türkçe Sözlük

(i.). Ölçüde çok gelen ve yerinden zor kalkıp oynatılan: Ağır yük, ağır taş. mec. 1. Güç, zor, zahmetli: Ağır iş. 2. Pek ehemmiyetli ve mesuliyetli: Ağır mesele. 3. Pahalı, kıymetli: Ağır mal. 4. Yavaş, müteennî, hareketi çabuk olmayan: Ağır yürüyüş, ağır adam. 5. Vakur, haysiyetini fazla muhafaza eder, saygıya değer: Ağır adam. 6. Vahîm, tehlikeli: Ağır hastalık, ağır hava. 7. Tahammül olunmaz, kerih: Ağır koku. 8. Sıkıntılı, sıkıntı veren: Ağır adam. 9. Dokunaklı, güce giden: Ağır söz. 10. Şişman, yağlı, etli: Ağır vücut. 11. Kolay hareket etmez, zor kımıldanır: Ağır taş. 12. Az işitir, sağırca: Kulağı ağırdır. 13. Yavaş, tenbelce: Ağır yürümek. Tekrarla ağır ağır dahi denilir. Yavaş yavaş demektir. 14. Tahammül olunamayacak surette kötü: Çok ağır bir şey kokuyor. 15. Sıklet, ağırlık: _ Ağırınca = Sıkletince, veznince. 16. Vakar, temkin: Ağrını takınmak. 17. Güç, gücenme, infial: Ağırıma gitti. Ağırbaşlı = Pek ciddî, ehemmiyet ve vakar sahibi. Eline ağır = Elinden çabuk iş çıkmaz, işi yavaş Ağır gelmek — Zor görünmek: Bu iş bana pek ağır geldi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. heavyweight. hard. weighty. serious. severe. dignified. slow. dull. not fast. slow moving. lazy. strong. indigestible. unwholesome. oppressive. repressive. sharp. foul. serious minded. arduous. back-breaking. bovine. burdensome. deliberate. despera

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. weighty. ponderous. not quick. slow. serious. grave. severe. reserved. hard. dull. earnest. too rich. difficult to digest. cumbersome. deep. dense. dilatory. easy. flat footed. high. hulking. inert. languid. lazy. massive. oppressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard work. heavy work. fatigue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. dignified. austere. calm. demure. earnest. graceful. grand. imperturbable. matronly. only. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. decorous. demure. dignified. sage. sedate. sober. solemn. serious. grave. sober vakur. ciddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. earnest. reserved. sober. dignified. sacred. serious. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedateness. earnestness. reservedness. soberness. equanimity. levelheadedness. poise. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entertainment of a guest. celebration treat. entertainment.

Türkçe Sözlük

(f.). İkram ve izâz etmek, hürmet etmek. 1. Yavaşlamak, bataet ve teenni peyda etmek. 2. Kokuşmak, ağır kokmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır olmak, ağırlığı artmak. 2. Vahamet kesbetmek, vahîm olmak: Hasta, hastalık ağırlattı. 3. Vakar ve temkin peyda etmek, daha olgun olmak. 4. Fena kokmağa başlamak, bozulmak: Yemek ağırlaştı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation. stultification.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırlığını arttırmak, daha ağır etmek: Yükümü ağırlatmayın. 2. İkram ve izâz ettirmek, kabûl ettirmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıklet, tartıda ağır şeyin hail. 2. Yavaşlık, bataet. 3. Vakar, temkin. 4. Ağır şeylerin toplamı, eşya, kalabalık. 5. Eskiden geline verilen mihr-i muaccel parası. 6. Gece uykuda basan kâbus: Ağırlık basmak.

Finansal Terim

(Weighted Average Price)

Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge. elegiac. elegy. lamentation. threnody.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çalkalamak, sallamak; altüst etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. agita'tion (i). çalkalanış, sallanış, dalgalanış; sıkıntı, ıstırap, heyecan; fesat agitator (i). kışkırtan kimse, tahrikçi .

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agitated; with excitement. Excited, fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In an agitated, exited or restless style [back].

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agitated Restless and wild.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik. 2. İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı. 3. Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı. 4. Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı. 6. Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 7. Kenar, uç: Uçurumun ağzı. 8. Dar geçecek yer, geçit, boğaz. 9. İskele, boğaz. 10. Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza = 1. Mutabık, uygun, tamı tamına. 2. Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak = 1. Birinin sözüne hayran olmak. 2. Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. = 1. iftira. 2. Kara haber. 3. Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral. jaws. mouth. opening. edge. cutting edge. brink. muzzle. dialect. accent. beak. chop. debouchment. embouchure. gob. jaw. keen edge. kisser. lip. orifice. outlet. potato trap. trap. vent. ventage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle of words. hot agreement. row. quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpleasant atmosphere in a community / family.

Sağlık Bilgisi

Ağız yaraları, “basit” ve “derin” veya “sert kenarlı” yaralar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Çoğunlukla, üşütme veya hazımsızlıktan kaynaklanır. Yaraların etrafı, kırmızı bir çizgi ile çevrilidir. Başlangıçta, içi su dolu kabarcıklar halindedirler. Sonradan patlayarak etrafa yayılır ve sancılı ağrılara neden olurlar. Çocuklarda; kızamık ve çiçek hastalıkları sırasında da aynı yaralar meydana gelebilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan

Hazırlanışı : Her gün 1 adet orta büyüklükte çiğ soğan yenir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral administration verbally. by words only. by word of mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigarette-holder. mouth-piece. nozzle. nosing. nosepipe. nose band. adjutage. ferrous sulphate. mouthpiece.

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden topları ateşlemek için, arka deliğin ağzına konan barut.

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-natured. docile. meek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry. weep. weeping. lachrymation. lament. lamentation. wail. whimper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weeping. crying. whining. wailing. lamentation. cry. lament.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gülmenin zıddı olan fiili icra etmek, göz yaşı dökerek sesli veya sessiz olabilir. 2. Yeis ve matem etmek, ölüye ağlamak. 3. Yakınmak, şikâyet etmek. 4. Yalvararak istemek ve niyaz etmek. Ana ağlamak = Çok zahmet ve eziyet çekmek, pek mustarip olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn on the waterworks. pipe one's eye. cry. weep. give a cry. mourn. pule. shed tears. snivel. wail. whimper. yammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to weep / to whine. to cry. to sob. to wail. to mourn for. to lament. mourn. turn on the waterworks. weep.

Türkçe Sözlük

(f.). Birlikte ağlamak, biribirini ağlatmak: Birkaç kadın ağlamaya başladılar. Yakınmak, birinin siteminden veya kendi halinden şikâyet etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلاط] hatalar.

Türkçe Sözlük

(f.). Birini canını acıtarak ağlamaya mecbur etmek, ağlamasına sebep olmak: Çocuğu ağlatmayın! Çok tesir etmek. Anasını ağlatmak = Çok eziyet etmek, çok ıstırap vermek, sömürmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) («galiz» den itaf.). Daha ve pek kaba ve galiz = Aglaz-ı şütumla, aglaz-ı tâbirâtla.

Yabancı Kelime

Fr. agglutination

biy. kümeleşim

Bir hastalığa karşı aşılanmış olan veya hastalık geçirmiş bir canlının kanında bulunan maddenin, hastalığın mikroplarını küme durumuna getirme olayı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ganem) (koyunlar). (bk.) ganem. (Mülkî idare). Koyun ve keçi ve sair hayvanlardan alınan vergi ve bundan hasıl olan varidat: Bu sene agnâm ne tuttu? Aşar ve agnâm idaresi, agnâm memuru.

Türkçe Sözlük

(f.). Yere yatıp yuvarlanmak (hayvanlar için kullanılır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

The public open space that formed the heart of ancient Greek cities and it's the origin of most western conceptions of public, or civic, space as center of for social interaction for ceremony and democratic life on a pedestrian scale.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney ve Orta Amerika ile Batı Hint Adaları'na mahsus tavşana 'benzer kemirici bir hayvan.

Yabancı Kelime

Yun.

ruh b. yazma yitimi

Ellerinde, parmaklarında hiçbir sakatlık olmamasına karşın ruhsal sebeplerle yazma melekesini yitirme.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. garez). Garezler, maksatlar, niyetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغراض] maksatlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). razı olmak, muvafakat etmek kabul etmek, anlaşmak, uyuşmak; (gram). uyuşmak. agree to bir konuda mutabık kalmak, anlaşmak, kabul etmek agree with bir kimse ile mutabık kalmak. agreeable (s). hoş, tatlı; münasip, uygun, mutabık, iyi, güzel

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, muvafakat, ittifak, karar; mukavele, itilâf; mukavelename , kontrat, bağıt. come to an agreement bir karara varmak, uyuşmak. gentlemen's agreement karşılıklı anlayışa dayanan ve yazılı metni olmayan anlaşma.

Yabancı Kelime

Fr. agrégat

katışmaç

Benzer olmayan maddelerden oluşmuş bütün.

Yabancı Kelime

Fr. agrément

uygunluk

Bir elçinin bir ülkeye atanmasından önce o ülkeden istenen uygun görme yazısı.

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı: Ağrık, ağrığ). Bedenin bir yerinde duyulan ıstırap, vecâ, elem, dert. (Acı ve sızıdan farkı vardır, (bk.) acı). Baş ağrısı, karın ağrısı, göz ağrısı. Ağrı tutmak, kadının doğuracağı vakitki gibi ağrılara dûçâr olmak. İlk gözağrısı = 1. İnsanın ömründe birinci defa olarak başına gelen vaka, aşk ve alâka. İlk iptilâ. 2. İlk dünyaya gelen evlât. Başağrısı — Beyhude gaile. Ağrısız baş = Gailesiz adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ache. pain. mount araratache.

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, Parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır.

Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayali de olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşulan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi, vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır. Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayalide olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirlerle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşılan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarım; ziraat, çiftçilik. agricul'tural (s). tarımsal, zirai, çiftçiliğe ait. agricul'turist (i). ziraat uzmanı; çiftçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasıkotu, (bot). Agrimonia ; kızılyaprak, koyun otu, (bot). Agrimonia eupatoria. hemp agrimony koyun otu, (bot). Eupatorium cannabinum.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Ağ gibi örülmüş, ağ görünüşünde olan.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar.

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). Kucak: Bir ananın agûs-ı şefkati. Derâgûş etmek — Kucaklamak. Hemâgûş = Kucak kucağa sarılmış.

Türkçe Sözlük

(i.) (Roma’nın birinci imparatorunun isminden gelir: Augustus). Kullandığımız takvimin sekizinci ayıdır. Asya’da Süryânîce’den alarak (Ab) derler. Ağustosböceği = Yazın çok öten çırlak böceği, (mec.) Çok söyleyen geveze adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

foul mouthed. scurrilous. vituperative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cagey. close. close lipped. incommunicative. reserved. reticent. secretive. self-contained. unobtrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation, expressive of surprise, pity, complaint, entreaty, contempt, threatening, delight, triumph, etc., according to the manner of utterance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amp-Hour A battery capacity rating that equals the achievable product of the current drain and the time duration of that drain The greater the AH rating, the longer the operating battery life For a known current drain requirement, dividing the amp-hour ra

Türkçe - İngilizce Sözlük

The IPSEC Authentication Header, added after the IP header For details, see our IPSEC Overview document and/or RFC 2402.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authentication Header The authentication header is part of the IPSec protocol process It authenticates the entire packet, including the IP address, using the MAC.

Türkçe - İngilizce Sözlük

After Hijra: the event of the Prophet's migration from Makkah to Madina is known as Hijra and marks the beginning of the Islamic Calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Symbol and abbreviation of ampere-hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Real Player Real Player 0:46 Authentication Header.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authentication Header.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An IPsec protocol that provides for anti-replay and verifies that the contents of the packet haven't been modified in transit AH is a mathematical code that is embedded and transmitted in the IP packet May be applied alone or in combination with ESP Top.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Attack Helicopter. expresses delight HI - used as a greeting OS - a bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Archway and Hospitals; AW - Archway Furnival; BD - Bedford; BG - Bounds Green; CF - Chase Farm Hospital; CH - Cat Hill; EN - Enfield; HE - Hendon; IH - Ivy House; NC - National Centre for Work Based Learning Partnerships; NM - North Middlesex Hospital ; Q

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ampere-hour capacity of the battery pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Ampere-Hour.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آه] feryat etme, feryat. 2.ilenme. âh almak biri tarafından kendisine ilenilmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ahır» den if.) (mü. nisbeti uhrevî). Öbür dünya. Ukbâ, dâr-ı baka. Ahıret adamı = Dünyadan elini eteğini çekmiş kimse. Ahıret evlâdı, kardeşi = Evlâtlığa veya kardeşliğe kabûl olunmuş adam, Ahırete gitmek = Ölmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation expressing, by different intonations, triumph, mixed with derision or irony, or simple surprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Heart Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Hospital Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Hospital Association, or American Heart Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Hospital Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Hospital Association, American Heart Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Hardboard Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Hospital Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Homebrewers Association Non-profit organization which promotes the hobby of homebrewing, and sanctions homebrew competitions Founded by Charlie Papazian, author of several books on homebrewing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Associate of the Institute of Hospital Administrators.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alameda Housing Authority - A separate corporate body from the City of Alameda governed by Housing Commission and Board of Commissioners.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Ahad) (mü. ihdâ). Bir, yek, vahid. Yevm-ül-ahad = Pazar günü. (matematik). Birden dokuza kadar olan rakamlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «ehl» lisanımızda başka şekilde kullanılır). 1. Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar. Anadolu, Rumeli, İstanbul ahalisi. 2. Halk, umum, nâs: Ahali için, ahalinin rahatını düşünmeli, (bk.) Ehl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

folk. population. inhabitants. people.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the people. the inhabitants of. population. the public. community. resident community. resident population.

Türkçe - İngilizce Sözlük

third party. bleaching. polish. blank. glossiness. satin finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Highway Advisory Radio; U S traffic information broadcasting system whose transmissions are received through car radios which automatically interrupt other radio reception and tune to the correct station.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggar. buddy. chap. fellow. mate. pal. sod. friend. crony.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عهد عتيق] Tevrat, Zebur ve Mezâmir.

Türkçe Sözlük

(hi. F. A.). Tevrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resolve. to take an oath.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ahd, and icabı veya ahd ve ahda müteallik. Ahdî, Türk tezkire yazan ve Divan şairi (Bağdat 1593).

Türkçe Sözlük

(i. F.). («Ahen» demir, «rübûden» kapmak). Demiri kapan, mıknatıs.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنين دل] katı yürekli. 2.yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنکش] miknatıs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmonious. in agreement. rhythmic. melodic. melodious. congruent. consistent. consonant. harmonic. musical. sympathetic. tuneful.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهن ربا] miknatıs.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخگر] kor ateş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acronym for 'I will uphold integration,' this militia operates in Ailiu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Animal Health Institute is the U S trade association that represents manufacturers of animal health care products -- the pharmaceuticals, vaccines and feed additives used to produce a safe supply of meat, milk and eggs, and veterinary medicines.

Türkçe Sözlük

(i.). Eski ahi teşkilâtında esnaf birliklerinin başı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek. 2.Söz vermek. Emir, talimat, taahhüt, anlaşma, yükümlülük.

Türkçe Sözlük

(i.). Yüzyıllarca önce Anadolu’da gelişen bir halk ocağı. Sosyal bir kuruluş olan ahilik, iş alanında adam yetiştirmek, çalışma sevgisini aşılamak, istihsali çoğaltmak maksadını güder; günlük hayatta ise yardımlaşma, yoksullları koruma gibi insanî duyguları, ayrıca müzik, binicilik, silâh kullanma kabiliyetlerini geliştirmeye önem verirdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., Sanskrit canlıların hayatına kıymama doktrini.

Türkçe - İngilizce Sözlük

future life. hereafter. eternity. after-life. afterdeath. beyond. underworld. the unseen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.

Türkçe Sözlük

(f.). (Hayvan) ahırda çok yatıp hamlamak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. uhûd). 1. Bir işi üstüne alıp söz verme, uhdesine alma: Ahdettim. 2. Cenâb-ı Hakk’a karşı olan taahhüt, and, yemin: Ahdim olsun. 3. Sözleşme, mukavele, peymân, misak, muahede : Ahd ve peymân. 4. Tanrı’ca, İsrail’e vaki olan misak: Ahd-i Atıyk: Tevrat, Ahd-i Cedîd: İncil. 5. Zaman, devir, hengâm, asır: Ahd-i kadîmde, Romalılar’ın ahdinde, ahd-i şehâb = Gençlik zamanı. 6. Bir hükümdarın zamanı, saltanat devri: Sultan Orhan Gazi ahdinde; ahd-i Sultân Selîm hânîde. 7. Fermân-ı Alî, hatt-ı hümâyûn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

treaty / pact in writing. convention. pact.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateşli kül, kül ile karışık ince kor.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çok tatı. Pek şirin.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ahlâk ilmine ait bahis ve mütalaalar: Ahlâkıyyatla uğraşan bilginlerdendir. (Ahlâkî ve ahlâkıyyât kelimeleri Arapça’da yoktur, galattır, Osmanlılar’ca yapılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ahlâk ilmine dair kitap yazan ve bu ilim ile uğraşan bilgeler ve yazarlar: Şeyh SAdî ahlâkıyyûndandır. Bu da Osmanlıca bir galat kelimedir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

immoral. dissolute. corrupt. uncleanly. low-down. wicked. loose. unmoral. abandoned. characterless. debauched. depraved. dirty. frail. ill. impure. mean. profligate. purple. rascally. reprobate. unclean. unprincipled. unregenerate. unscrupulous. vici.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amoral. bad. corrupt. depraved. dissolute. immoral. improper. impure. loose. nasty. naughty. outrageous. profligate. smutty. unprincipled. unsavoury. unscrupulous. unsavory. debauched. debauchee.

Türkçe - İngilizce Sözlük

immorality. vice. depravity. debauchery. uncleanliness. corruption. debauch. depravation. dissoluteness. indecency. rascality. turpitude. moral turpitude. viciousness. wantonness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

immorality. corruption. vice. wickedness. perverseness. perversity. debauchery. depravation. indecency. profligacy. turpitude. moral turpitude.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Gülgillerden bir ağaç ve bu ağacın armuda benzeyen meyvasi. Kendi kendine yetişen bu ağaca armut aşılanır. Yaban armudu (Piraster). 2. Kaba, yol yordam bilmeyen kimse: Adam ahlatın biri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fool. idiot. pinhead. chump. dense. dense minded. dolt. donkey. fat witted. goofy. idiotic. imbecile. inane. lumpish. easy mark. moron. muggins. mutt. opaque. simple. stupid. thickheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

afterlife. hereafter. the hereafter. the next world. the great beyond.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ahrete mensup ve müteallik: Ahretlik iş. 2. İyi yaşayıp, dünyadan el etek çekmesiyle ahreti kazanmış: Ahretlik = Evlâtlığa kabul olunmuş kimse.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Arabistan’ın Kuveyt-Katar kısmına verilen isim- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Daha güzel, çok güzel, en güzel. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Ahsen-i takvim: En güzel şekil. Kur’an-ı Kerim’in Tin suresinin 3.ayetinde insanın ahsen-i takvim üzere yaratıldığı beyan buyurulmaktadır. Ahsen kelimesi, Kur’an’da 16 yerde zikredilmiştir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Asiatic gazelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spiritual lord or master, often found in conjunction with 'ratu'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inside part of the A/C system that contains the blower, cooling coil, and heater.

Şifalı Bitki

(Himbeere, Framboise Common, Rasberry bush): Ağaç çileği ve sultan böğürtleni olarak tanınır. Haziran-Temmuz ayları arasında beyazımtırak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik, dikenli, çalı görünüşünde bir bitkidir. Dağlık mıntıkaların orman ve korularında tesadüf edilir. Gövdesi dallı, dikenli ve yatıktır. Yaprakları 3-5 parçalı, sivri uçlu, yaprak sapı kıvrık dikenlidir. Çiçekleri ekseriya dalların ucunda 5-10 çiçekli salkım halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde, kırmızı renkli ve güzel kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarında olgunlaşır. Çoğu çesitleri bahçelerde yetiştirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralık bırakılmak suretiyle dikilir. Ahududurar her 6-7 senede bir yenilenmelidir. Türkiye’de; Ege, Marmara, Karadeniz bölgelerinde yetiştişir Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyve, çiçek ve yapraklarıdır. Meyveler tamamen olgunlaştıkları zaman toplanır. Yapraklarında tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit vs. ) şeker, pektin, uçucu ve sabit yağlar bulunmaktadır. Yaprakları bogaz hastalıklarında gargara için kullanılır. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastalıklarında faydalanılır. Taze olarak, şeker ve böbrek hastalıklarında perhiz yiyeceği olarak istifade edilir. Halk arasında ishal ve ateşli hastalıklara karşı tavsiye edilir.

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) ahır. (Asıl Türkçe olup, Farsça’ya da geçmiştir). Hayvanlar yatırılan dam. Mirâhûr = Hükümdar hayvanlarının idaresine memur adam, Istabl-ı Amire müdürü. Has Ahur = Hükümdarın ‘hayvanlarına mahsus ahır ve bu ahır memurlarının ikametine mahsus İdare, Istabkı Amire.

Türkçe Sözlük

(bk.) Ahırlamak. (Hayvan) ahırda çok yatıp hamlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آه و واه] feryat, sızlanma, hayıflanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آه و واویلا] feryat, âh çekme, figan etme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

circumstances. cases. situations.

Türkçe Sözlük

Alışveriş (Aksata).

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenues. benefice. income. remuneration. contribution. subscription. quota. dues. share. allowance. agency fee. capital fee.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عائدات] gelirler, aidat.

Türkçe Sözlük

(i. A. c. aidât, avâid). Birine râci ve ait olan vergi yahut gelir: kendisinin vakıftan aidatı vardır; kendisi avâidini muntazaman alıyor (Müfredi pek kullanılmaz).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hatırlatıcı niteliği olan not.

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of belonging. concern. relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation / interest. the state of belonging to. being the property of. concerning / regarding a person.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rahatsız olmak, hasta olmak; sıkıntı vermek, taciz etmek, rahatsız etmek. ailing (s). keyifsiz, rahatsız, hasta ailment (i). rahatsızlık , hastalık.

Türkçe Sözlük

(i. A.) idare ve geçimleri bir adama ait olan zevce, evlât, ana baba vesair şahısların hepsi, familya, ev halkı, hanedân, eş, zevce: Ailesini beslemek için gece gündüz çalışmaya mecburdur; büyük bir aileye, fakir lâkin namuslu bir aileye mensubdur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

family. domestic. family. stirpes. relations. stirps. brood. kin. next of kin. menage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

law of domestic relations. family law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

family head. head of the family. genarch. head of a family. head of the household. housefather. household head. householder.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (hav). kanatçık, goşisman, eleron. aileron controls goşisman kumandaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maksat, emel, niyet, amaç, gaye; nişan alma; hedef yönü; nişan tahtası, hedef. aimless (s). gayesiz, hedefsiz, maksatsız. take aim nişan almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hedefe doğru çevirmek mermi, söz veya iş); (gen). at ile kastetmek, maksadı olmak; nişan almak; niyet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(t). havalandırmak; güneşe sermek; ateşe göstermek; açmak. air one's views fikirlerini açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). havai; havadar; hava gibi hafif; hayali; çalım satan, kendine bir hava veren; çevik, canlı, şen; (güz). (san). şeffaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ara yol, yan taraf, geçit (özellikle kilise ve tiyatroda).

Türkçe - İngilizce Sözlük

belonging to. concerning. relating to. relative to. appurtenant. relating to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

concerning. relating to. regarding. belonging to. pertaining to. property of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

concerning. belonging. regarding. relating to. pertaining to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assembly, Integration and Testing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assembly, Integration and Test.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Identification Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aeromedical Isolation Team.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Information Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alliance Internationale de Tourisme. algorithm integration team.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Identification Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agreement on Internal Trade, signed by the federal and provincial governments Text is at http://strategis ic gc ca/SSG/il00021e html.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The AIT front card provides an ATM trunk interface for the IPX The AIT operates in conjunction with a backcard, AIT-T3 or AIT-E3.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Airside Integration Testing. Developed by Sony, using helical scan technology and 8mm tape AIT tape drives use Advanced Metal Evaporated tape formulation AIT drives and media achieve a native capacity of 25GB Unique MIC technology gives fast data access f

Türkçe - İngilizce Sözlük

to belong. to concern. to regard. to relate to. to pertain to. to be owned by sb. to be sb's property. appertain. pertaining. revert.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dinlenme, istirahat, rahatlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. spy. secret agent. courier. gumshoe. infiltrator. intelligencer. spook.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. mole. secret agent casus. representative temsilci.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. being an agent or representation. being a secret agent or a spy.

Yabancı Kelime

Fr. agitation

1. körükleme, 2. tıp çırpıntı

1. Körüklemek işi. 2. Ruhsal gerginliğin dışa vurması.

Yabancı Kelime

Fr. agitateur

körükleyici

Körükleme işini yapan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open work. up-to-date. hemstitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Astigmatic Keratotomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Astigmatic Keratotomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Astigmatic Keratotomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Astigmatic Keratotomy - Modified form of Radial Keratotomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Astigmatic Keratotomy A surgical procedure used to correct moderate cases of astigmatism Often performed at the same time as the Radial Keratotomy procedure for correcting nearsightedness The procedures are somewhat similar, differing primaril

Türkçe - İngilizce Sözlük

Avtomat Klashnikova, or Automatic Kalashnikov The most widely used automatic rifle line in the world, Russian-designed; there are several Airsoft variants.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alaska. us. a state in northwestern North America; the 49th state admitted to the union; 'Alaska is the largest state in the United States'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also known as. also known as A-T ataxia telangiectasia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acronym for 'automated knowledge acquisition ' Refers to the use of programs to create knowledge needed by other programs.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Akâb «k kalın okunur»). I. Ökçe. 2. Geri, arka: Onun akabinde ben de gittim; akabinde onlar da geldiler. 3. Bir zamanı takip eden zaman, bir vaktin ilerisi, sonra: Yağmur yağdı, akabinde hava açtı; kavga ettiler, akabinde barıştılar, (c.) Evlât ve ahfat, zürriyet. Onun Akâbı kalmadı; Akâbı devam edip hâlâ mevcuttur. Derakab = Çok geçmeden, pek az sonra, hemen: Ben eve gittim derakab adam gelip geri çağırdı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş. 2. Tehlikeli geçit, dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz: Geçilecek bir takım akabeler vardır. 3. Muhatara, tehlike. Hastalığın veya diğer bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi: Bir akabe atlattı; şu akabeyi de geçirsek artık korkmam, (hi. mü. coğrafya). Kızıldeniz’in kuzey ucunda, Süveyş’in doğu tarafında dar bir körfez.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sarp geçit, çıkılması zor yokuş. 2.Tehlike. Atlatılması zor güçlük, muhtıra.

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediately afterwards. subsequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediately after. subsequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drain. drain the water away.

Türkçe Sözlük

Akademizm sözcüğü, bir sanat dalında, her türden yeni atılımı yadsıyarak, değişmez olduğu varsayılan; onaylanmış, standartlaşmış ilke ve kurallara uygun olarak çalışmak anlamında kullanılır. Yeni sanatsal arayışlara karşı çıkan bir tutumu ifade ettiği için, sözcük olumsuz niteliktedir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقامت] verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. 2.kısırlık.

Türkçe Sözlük

(i.). Daha çok yaz geceleri gökyüzünde hızla geçip giden ışıklı iz, şahap. Bunlar, göktaşlarının, atmosfere girince sürtünmeyle akor halini almasından meydana gelir.

Türkçe Sözlük

(i.). Daima akan, cârî, revan: Akarsu = MA-i cârî. Akar yara = Daima cerahat akan yara. Akaryakıt = Benzin v.s. gibi sıvı haldeki yakacak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. akaret). İrat getirir mülk ve binalar: Mesken yapılan binaların vergisi başkadır, akarın başka; kendisinin bir hayli akareti vardı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

running. landed property. real estate. real property.

Türkçe - İngilizce Sözlük

running. flowing. liquid. real estate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

river. stream. diamond necklace. running water. watercourse.

Türkçe Sözlük

(i. tıp), Katarakt.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Akbatu).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. akîbe, anatomi). Ökçeye müteallik: Azm-ı akbî = Okçe kemiği.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle kullanılan küçük gümüş sikke, pul. 2. Nakid, para, zenginlik. Ak akça = Gümüş meskukât. Ufak akça = Bozuk para: Akça etmez. Bir akça = Pek değersiz. Akça tahtası = Sarrafların para saydıkları kenarlı ve bir tarafı dar ve açık tahta. Bir kese akça = Beş yüz kuruş meblağ. Akça kesesi = Para kesesi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Kudüs» dan) Daha veya pek ve en mübarek ve mukaddes, kudsiyete en yakın: Zât-ı akdes-i cenâb-ı risâlet penâhî = Peygamberimiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiate. to make. to contract. to draw up.

Şifalı Bitki

(Gemeiner Kreuzdorn, Nerprun Alaterne, Common Buckthorn): Mayıs-Haziran aylarında, sarı-yeşil renkli, küçük çiçekler açan bodur bir ağaçtır. Orman ve koru kenarlarında bulunur. Dalları karşılıklı, uçları diken halindedir. Yaprakları karşılıklı ve saplıdır. Çiçekler küçük demetler halinde bir araya toplanmıştır. Küre şeklinde ve bezelye büyüklüğündeki meyvası evvela yeşil, olgunlukta morumsu-siyah renk alır. Türkiye’de yetiştiği yerler: Bolu ve Trabzon civarıdır. Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısmı taze meyvalarıdır. Meyvalerında yağ, renkli maddeler, şeker ve glikoz vardır. İyi bir müshildir. Şurubu yapılır. Müshil ilacı olarak kullanılır. Bunlardan başka meyvalarından yeşil bir boya da hazırlanır. Memleketimizde yetişmekte olan bir Akdiken çeşidi de “Cehri” adıyla anılır. Bu cins sadece memleketimizde yetişir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. result. outgrowth. aftermath. curtains. denouement. event. issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

doom. fate. end. consequence. outcome.

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. outcome. attendant. denouement. event. fate.

Türkçe Sözlük

(i. Edebiyat). Herhangi bir yazının kolaylıkla okunabilir bir üslûpta yazılmış olması hali.

Türkçe Sözlük

(ka kalındır) (i. A. «akd» dan if. tes.: Akıdeyn) (hukuk). Bir mukavele ve şirket ve senet vesaire akd ve imza edenlerin herbiri: Akidlerin müracaatları üzerine. Akıdeyn hazır olduğu halde.

Türkçe Sözlük

(ka kalındır) (i. A.). Ağdadan yapılan katı bir şeker çeşidi. Çeşitli renk ve kokuda olur, daha çok «akide şekeri» denir.

Türkçe Sözlük

(ka kalındır) (i. A.) (c. akaid). İnanılan şey. İtikad, iman: akîdesi sağlam, akîdesi bozuk. c. Bir dinin ibâdetler hakkındaki emirleri dışında ulûhiyet vesaire hakkındaki fikirlerden bahseden ilim: llm-i akid, akaid-i Islâmiye, akaid kitabı. «Akide şekeri» tabiri galat olup doğrusu «ağda şekeri» dir. (bk.) Ağda.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyde sebat eden. 2.İbadet eden, ibadet maksadıyla mübarek bir yere çekilen. İ’tikafa giren. 3.Direnen. M. Akif Er soy: Ünlü şair ve yazarımız. Safahat’ın yazan. İstiklal marşını telif etmiştir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bir şey üzerinde azimle duran, sebatlı, kararlı. 2.İbadet eden hanım.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ukûl). 1. Düşünme ve anlama hassası, insana mahsus olan, şahıslarda çeşitli derecelerde bulunan, manevî kuvvet ki, ruh gibi, halli müşkül bir muamma ve tamamıyle anlaşılması imkânsız bir sırdır. Us, hûş, hıred, zihin: İnsandaki Tanrı mevhibelerinin en büyüğü akıldır. Bu çocukta akıl pek çok vardır. 2. Anlama, fehm, idrâk, zekâ: Onun böyle şeylere aklı ermez. Buna akıl erdiremedim. 3. Düşünme, tefekkür, mülahaza, fikir: Bunu akledemedim. 4. Kuvve-i hafıza, hatır, hafıza: O vaka el’an aklımdadır. Aklımda kalmadı. Aklıma gelmiyor. Şimdi aklıma geldi. 5. Rey, tedbir, tavsiye, yol: Bana bir akıl öğret. Bu aklı size kim öğretti? Akıl almak = fikir kuvveti dahilinde olmak: ‘Bunu aklım almıyor. Akıl öğrenmek = Uslanmak, ibret veya nasihat alıp yola gelmek. Akl-ı evvel: 1. Yaratılıştan olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede): Allah. 3. Fevkalade zekâ ve anlayış. Akletmek = Düşünmek, mülahaza etmek, tefekkür etmek. Akıl ermek, akıl erdirmek = Anlayabilmek: Buna aklım ermedi. Bu işe akıl erdiremedim. Akıl başta olmak = zihin rahatlığı içinde olmak, hiç telâş ve üzüntüye duçar olmamak, yaptığını bilmek: O vakit benim aklım başımda yoktu. Akıl başa gelmek = T. Ayılmak, kendine gelmek: Aklı başına gelince hepimize Aşinâlık etti. 2. Uslanmak, akılsızca fiil ve hareketlerden vazgeçmek: Bu delikanlının elbette bir gün aklı başına gelecek. Akıl baştan gitmek = Kendini kaybetmek, şaşırmak: Bunu işitince aklım başımdan gitti. Akl-i bâlîğ = bülûğ yaşına vasıl olma hali. Akıl dişi = Yirmi yaşlarında çıkan kenar azı dişi. Akıl kutusu: Bir adama daima akıl öğreten ve her iş için kendisine danışılan adam: Onun akıl kutusu falandır. Akl-ı kül = Tabiatın bütün iş ve şubelerinde eserleri görülen zekâ, umumî ve ezelî nizam.

Türkçe Sözlük

(ka kalındır) (i.A.«akıl» dan if.) Akıllı, uslu, Akil adam. Kâr-ı Akil (ve galatı kâr-ı akl). 1. Akıllı adam işi: Bu kâr-ı Akil değildir. 2. Bâliğ, bülûğ yaşına erişmiş. -İki oğlundan biri Akil ve diğeri sabidir- (Bazı yerlerde kabile reis ve ihtiyarlarına da denilir). (bk.) Ukalâ.

Türkçe Sözlük

1) Aklı başında, aklı selim sahibi, arif, basiretli, zeki, mantıklı, sağduyulu, sağ görülü. 2) Akıllı, akıl sahibi kimse demektir. Eşyanın güzellik, çirkinlik, kemal ve noksanlık sıfatlarını idrak etme; her çeşit faaliyette doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayırma yetisine sahip kişiye âkil denir. 3) Âkil Adam: Gerek tecrübesi, gerek bilgisi, gerek de yaşı itibariyle belirli bir alanda sözü dinlenen, otorite durumunda olan, yaklaşım ve çözüm önerilerine değer verilen, sayılıp, sevilen, “uzman” ya da “duayen” kavramından farklı olarak içinde “kamil insan” kavramını da barındıran kişi. Akıllı adam işi: Bu kâr-ı Akil değildir. 4)(ka kalındır) (i. 2) A.«akıl» dan if.) Akıllı, uslu, Akil adam. Kâr-ı Akil (ve galatı kâr-ı akl). 5) Bâliğ, bülûğ yaşına erişmiş, iki oğlundan biri Akil ve diğeri sabidir. (Bazı yerlerde kabile reis ve ihtiyarlarına da denilir). 6) (bk.) Ukalâ. 7) (i.A.«eki» den if) (tes.Akile.c.ekele).Yiyen, yiyici (çokluğu daha fazla kullanılır). Palaontoloji: Hayvanatı, yedikleri şeye göre sınıflara bölmeye yarar: Akil-ül-beşer: İnsan eti yiyen (Adam). Akil-ül-cerâd: Çekirge ile beslenen. Akil-üs-semek: Balıkla beslenen. Akil-ül-lahm : Etle beslenen. Akil-ün-nebât: Otla beslenen. Akil-ül-hevâm: Haşaratla beslenen (hayvan). Hayvan-ı Akil-ül-lahm, hayvanat-ı Akilet-ül-lahm denilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental. reason. intelligence. wit. brain. mind. head. wisdom. bean. advice. comprehension. memory. chump. consciousness. gray matter. grey matter. headpiece. intellect. loaf. nous. prudence. psyche. sapience. strength of mind. senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunatic asylum. mental hospital. metal asylum / home / institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentally disordered person. mentally ill / disordered / defective. mental patient.

Genel Bilgi

Akıl aslında bir kabiliyettir, zeka da öyle. İkisi arasındaki en önemli fark, bir başkasından akıl alabilirsiniz ama zekayı asla. O, her insanın kendisine mahsustur.

Bir hastalık söz konusu olmadığı sürece şüphesiz herkesin aklı vardır. Akıllı olmak, kendi davranışlarını bilmek, kontrol edebilmek, doğru ve yanlışlarını değerlendirebilmek yeteneğidir.

Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür. Hayvanlar yalan söyleyemez ama insanlar sık sık bu yola başvurur. İşte insandaki yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda fikir yürütebilme, görüş belirtebilme yeteneği akıldır.

‘Ah şimdiki aklım olsaydı’ lafını çok işitmişizdir. Demek ki, akıl insan olgunlaştıkça da değişiyor ve insanın kendisi de bunun farkına varıyor. Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir.

Bir şeyin içeriğini anlamamak ‘akıl erdirememek’ olarak nitelendirilirken başkalarının çözemediği bir sorunu çözen kişiye ‘bir tek o akıl etti’ denilir. Birine bir yol göstermek ona ‘akıl vermek’tir. Bir şeyi hatırlamak, unutmamak ‘akılda tutmak’tır. ‘Akılsız’ tanımı ise doğru ve isabetli düşünemeyen anlamında kullanılır.

Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir. Genel olarak zekanın 12 yaşına kadar hızla geliştiği sonra gelişme hızının yavaşlayarak 20 yaşına kadar sürdüğü, orta yaşlarda ise zeka seviyesinin sabit kaldığı kabul edilir.

Zeka hayvanlarda da vardır. Hayvanlarda zeka bir nevi içgüdüsel olaydır. Şüphesiz hayvan zekası insana göre gelişmemiştir ama her iki zeka türü de sinir sistemi ile ilgilidir. İnsanı ayıran, evriminde oluşmuş konuşabilirle özelliği, dik durabilmesi, el yapısı nedeniyle aletleri kullanabilmesi ve gelişmiş beyin ve sinir sistemidir.

Zeka, bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir müzik bestecisi kendi duygusal yapısının içersinde en karışık eserleri aklıyla değil zekası sayesinde oluşturur. Biz bu kişilere ‘müzik dehası’ diyoruz. Ancak bu müzik dehaları en basit bir matematik problemini bile çözemeyebilirler.

Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere, iradeye ve bilgi edinme isteğine göre farklılıklar gösterebiliyor. Akıl somut olarak ölçülemez ama zeka pek sağlıklı olmasa da IQ denilen bir testle ölçülmeye çalışılıyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reasonable. rational. rationalistic. rationalist. level-headed. level. orthodox. rationalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rationalist usçu. rasyonalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rationalistic. rationalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rationalism usçuluk. rasyonalizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wise. intelligent. reasonable. prudent. clever. he's got brains. brainy. adroit. advised. well advised. clear sighted. intellectual. rational. sagacious. sapient. shrewd. smart.

Teknolojik Terim

Dünyada kullanılan bir çok teletekst hizmetinin (Top-Text, Videotext, FLOF (Full Level One Features))otomatik olarak tanınmasını sağlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatuous. foolish. impolitic. imprudent. irrational. mindless. silly. unreasonable. vacuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolish. unreasonable. ill advised. featherbrain. headless. insensate. irrational. mindless. simple minded. stupid. touch in the brain. weak. witless.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kısır.2. Neticesiz. 3. Yağmur getirmeyen rüzgâr, bilhassa batıdan veya kuzey-batıdan esen rüzgâr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. stream. trend. movement. flow. idea that is gaining ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük

raid. foray. rush. afflux. exodus. flow. incursion. inflow. influent. influx. inroad. inrush. invasion. irruption. razzia. spate.

Türkçe Sözlük

(i.). Düşman yurduna çapulculuk için hücum eden askerin hal ve sıfatı ve bu tarzdaki harb ve tahrip usûlü : Akıncılık etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir sıvı cismin mütemadiyen hareketi, akış. 2. Nehir veya deniz suyunun bir tarafa doğru cereyanı : Boğaziçi akıntısı (Aksine anafor derler). 3. Bazı hastalıklarda bir delikten cerahat cereyanı. Akıntı burnu: Akıntıya maruz burun. Akıntıya kürek çekmek = Olmayacak bir işe çalışmak, nafile yorulmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. current. flux. stream. afflux. chute. circulation. drift. effluence. effluent. issue. race.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. current. leakage. stream. drift. tide. weathering. chute. efflux. race. running. seepage.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir yere çarpma, vurma: Duvara aksetti. 2. Işık ve şeklin bir yere vurup geri dönmesi veya orada görünmesi: Güneş duvara aksediyor. Sureti aynaya aksediyor. 3. Sesin bir yere vurup geri dönmesi; yankılanma: Topun sesi dağlara aksetti. 4. Ters, zıd, hilâf, aykırı: Yalan, doğruluğun aksidir; siz benim dediğimin aksini iltizam ediyorsunuz. Edebiyat. Sözün bir kısmını diğer kısmından önce getirerek aksetme: «Kelâm-ı kibar, kibar-ı kelâmdır» gibi. Aksine: Tersine, zıddına, ters ve zıd olarak. Bilakis. Ber aks = Büsbütün zıddı ve tersi olmak üzere.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yankı. 2.Işığın veya bir şeklin bir satha çarpıp orada görünmesi, yansı. 3.Zıt, ters, muhalif.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract. treaty. covenant. compact.

Türkçe Sözlük

(i.). Atın alnından burnuna doğru uzanan beyaz veya pembe leke, (edirne taraflarında gözlemeye akıtma derler).

Türkçe - İngilizce Sözlük

drainage. discharge. fluxation. blaze.

Türkçe Sözlük

(f.). Akmasına sebep olmak, cereyan ettirmek, isâle etmek. Gözyaşı akıtmak = Ağlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incandescent. white heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incandescent. white heat. white hot.

Türkçe Sözlük

(i.). Aşağı yukarı 1800 santigrat derecesinde ısıtıldığı halde erimeyen cismin bu sıcaklıktan beyaz renk almış hali.

Şifalı Bitki

(kayınağacı): Kayıngillerden; nemli topraklarda yetişen bir ağaçtır. Meyveleri küçüktür. Yaprakları ilkbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. Şişmanlamayı önler. Romatizma ağrılarını dinlendirir. Ayak kokularını keser. Saçları gürleştirir, kepekleri yok eder. Cilt hastalıklarını tedavi eder. Kalp kifayetsizliğinin sebep olduğu idrar tutukluğunu giderir. Vücutta biriken tuzu atar. Üremi ve albüminde faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. L.’den) (gramer). Bir isim hali, ismin yapma ifade eden hali, ismin geçişli bir fiilin tesirinde olduğunu gösteren hali: Camı kırdı veya cam kırdı misallerinde «cam» akküzatif halindedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceivable. palatable. reasonable. sensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisable. conceivable. legitimate. plausible. possible. rational. sane.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağartmak, beyazlatmak, temiz etmek. 2. Bir beyaz nişan koymak, beyazla nişanlamak. 3. Pâk etmek, temize çıkarmak, yüzünü ağartmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

whiten. brighten. acquit. clear. absolve. exculpate. exonerate. justify. launder. purge. whitewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolve. acquit. exonerate. to acquit. to absolve. to exonerate ibra etmek. to launder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cleaned. to be acquitted. to be absolved beraat etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Akıl ile, akıl iktızasınca, akılca, akla tatbik olundukta. Mukabili: Naklen: içki, aklen ve naklen insana muzırdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. akliyye). Akla mensup ve müteallik, akıl ile anlaşılan ve idrak olunan ve yalnız akla tatbik edilen, naklî mukabili: Aklî ilimler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intellectual. mental. rational.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental. rational. intellectual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lucid. philosophical. rational. right. sane. sensible. steady.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Akıl ile keşif ve tahkik ve sırf müsbet esastan ibaret olan maddeler ve hususlar: Aklîyât ile nakliyât arasında her vaKit uygunluk olmaz.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Omuriliğin dış, beynin iç tabakasını meydana getiren sinir lifleri. Beyin hücrelerinin çoğunu akmadde teşkil eder.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıvı bir maddenin bulunduğu yerden aşağıya doğru hareket etmesi, cereyan, seyelan etmek: Su akıyor. 2. Sızmak: Bu testiden su akıyor. 3. Kap içindeki sıvıyı sızdırmak, damlatmak: Bu testi akıyor, burnum akıyor. 4. Suyun üstünde yüzer gibi kayıp gitmek: Kayık önümüzden akıp geçti. 5. Kınından, zarfından sıyrılıp çıkmak: Kılıç kınından, yılan kovuğundan akmak. 6. Kumaş, dikiş yerinden çözülüp ayrılmak, yıpranmak: Bu kumaş akıyor. Ağzın suyu akmak = İmrenmek. Göz akmak = Kör olmak. Nur akmak = Pek parlak olmak. Yaş akmak = Ağlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. to flow. to leak. to run. to come in great amounts. to wear out and fray. discharge. glide. pour in. run out. stream.

Türkçe - İngilizce Sözlük

related. connected. akin. akin to. agnate. allied. connate. consanguine. kindred. relative. flesh and blood. kin. agnate. cognate. connection. connexion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cognate. folks. kin. kindred. relation. relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a relative. relatives. akin. family. kinsman. related. relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flesh. kinsfolk. relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affinity. alliance. blood. kindred. relationship. kinship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

kinship. cognation. blood. connection. kindred. relationship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporary. equal. match. of the same age yaşıt. boydaş. öğür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal. peer. match. coequal. coeval. compeer. fellow.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقرب] akrep. 2.saat ibresi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عقربک] saati gösteren ibre.

Yabancı Kelime

Fr. accreditation

denklik

Denk olma durumu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Akarib). 1. Kuyruğu ucunda zehirli iğnesi bulunan zararlı hayvan ki zarar vermekte yılanın eşi sayılır: Akrep soktu. Akrep gibi sokar. 2. Saatin iki ibresinden kısası ki, on iki saatte bir dolanıp saatleri gösterir. 3. (Astronomi). On iki burcun biri ki, güneş, ekim ayında bu burca girer: Burc-ı Akrep. 4. (mec.) Akrep gibi gizliden zarar veren adam: Ne akreptir!

Sağlık Bilgisi

Akrep; sıcak ve nemli yerlerde yaşayan, kıvrık ve kalkık kuyruğuyla zehirli bir iğnesi olan böcektir. Akrep soktuğunda yapılacak ilk iş; soktuğu yerin altını ve üstünü sıkıca bağlamaktır. Sonra; iğnenin bulunduğu yer, iki parmak arasına alınıp, kan akıncaya kadar sıkılır ve üzerine amonyak sürülür.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Domates. 2- Sirke ve Sarımsak

Hazırlanışı : 1- Olgun bir domates, tam ortasından kesilir ve akrebin soktuğu yere temiz bir bezle bağlanır. 2- Sokulan yer steril bir jiletle kanatılıp, emilir. Sirke ile yıkanır. Sarmısak lapası bağlanır.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir akrobatın yaptığı hareketlerin biri veya hepsi.

Yabancı Kelime

Fr. acrobatie

cambazlık

Cambazın işi veya mesleği.

Yabancı Kelime

Fr. acrobate

cambaz

Yerde ve tel, at, bisiklet, ip vb. üzerinde dengeye dayanan, tehlikeli, heyecan verici gösteriler yapan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobat. acrobat cambaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobat , equilibrist.

Yabancı Kelime

Fr. achromatopsi

tıp renk körlüğü

Bütün renkleri veya birkaç rengi, özellikle kırmızı ile yeşili birbirinden ayırt etmeye engel olan görme bozukluğu.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Eski Yunan şehirlerinde, içinde saray ve tapınakların bulunduğu müstahkem tepe. Bunların en tanınmışı Atina akropolüdür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عکس مدعا] çatışkı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tes. Kusvâ) (c. Akasi) («kusû»dan smüş.). Uzakta bulunan, uzak, ırak: Mescid-i Aksâ. (itaf.) Daha uzakta bulunan, an uzak, en kenar. Son: Mağrib-i Aksâ = Fas, aksâ-yı maşrık: Aksâyül-meratip = Mertebelerin sonu. Derece-i kusvâ = Son derece.

Türkçe - İngilizce Sözlük

malfunction. lameness. lopsidedness. hitch. defect. disorganization. trouble.

Türkçe Sözlük

(i.) (Ak, F. şâm) (ahşam yazmamalı). 1. Güneşin batış vakti: Akşam oluyor. 2. Güneşin batması ile yatılacak vakit arasındaki zaman: Akşam geç vakte kadar oturduk. Akşam olmak = Gündüz geçip gece yakınlaşmak. Akşam üzeri, akşam üstü = Akşam vaktine yakın. Akşam etmek = Günü geçirmek. Akşamlar hayır ola, akşam şerifleriniz hayır olsun = Selâm ve iltifat tâbiri. Akşam günü = Günün öğleden sonraki kısmı. Akşam namazı = 5 vakit namazdan 4.’sü. Akşam yemeği = Akşam veya ondan sonra yenen yemek.

Türkçe Sözlük

(i. T. ak, F. Şâm. Ahşam yazmamalı). 1. Güneşin batma zamanı: Akşam oluyor. 2. Güneşin batması ile yatılacak vakit arasındaki zaman: Akşam geç vakte kadar oturduk. Akşam olmak = Gündüz geçip gece yaklaşmak. Akşam üzeri, akşam üstü = Akşam vaktine yakın. Akşam etmek = Günü geçirmek. Akşamlar hayroIş, akşam-ı şerifleriniz hayrolsun: Selâm ve iltifat tabiri. Akşam günü = Günün öğleden sonraki kısmı. Akşam namazı = Beş vakit namazdan dördüncüsü. Akşam yemeği = Akşam veya ondan sonra yenen yemek. Güneşin batma vaktinde yahut ondan sonra: Her akşam geliyor. 3. Önümüzdeki akşam vakti: Akşam bize gelir misiniz? 4. Dünkü akşam vakti: Akşam nerede idiniz? Sabah akşam: Her sabah, her akşam, devamlı olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitch. hobble. paralysation.

Türkçe Sözlük

(f.) (Aslı ağsamak olup «ağmak» tan). Bir ayağın kısa veya sakat olmasından dolayı sekerek yürümek, topallamak. (mec.) Eksik kalmak, ilerlememek, iyi gitmemek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Akşam erken yatan. 2. Her akşam belirli surette içkiye devam eden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

that of the last night.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accent. stress. style of pronunciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to impede. to arrest. to interrupt. to throw cold water on. to retard. to slacken. to delay. to hold back.

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Erkek İsmi) - Dinin güneşi.- Türk din bilgini ve hekim. (Şam 1389-Göynük 1459). Fatih’in hocasıdır. İstanbul’un fethinde bulundu. Ünlü sahabi komutan Eba Eyyub el-Ensari’nin mezarını bulduğu söylenir. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accessories. accessory. accessaries. accessary. attachment. fixings. ornament. trimming.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reflected. to echo. to reverberate. to be heard. to become known.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reflected. to echo. to reach. to strike. to reverberate. reflect.

Türkçe Sözlük

(i. «akis» ten imen. ise de doğru Arapça değildir). 1. Ters, zıt, muhalif, aykırı. 2. Uğursuz, ters, iyi gitmeyen: Aksi iş. 3. inatçı, kötü huylu, kimseye uymaz: Pek aksi adamdır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عکسی] inatçı. 2.ters, zıt. 3.huysuz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bile. matter. mishap. mood. reverse. misfortune. hitch. peevishness. crossness. obstinacy. perversity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be obstinate. to raise difficulties.

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the contrary. contrary to. in opposition to. at variance.

Türkçe Sözlük

(i.). Ses dalgalarının dik bir satha çarpıp geri dönmesi sonunda duyulan ikinci ses.

Türkçe Sözlük

(i. Y. anatomi), sinir hücrelerinden çıkan uzantıların en önemlisi.

Türkçe Sözlük

(Aslı: Attâr). (i. A. «ıtır» dan imüb.) 1. Güzel kokulu ruhlar, yağlar vesaire satan adam. Güzel kokular taciri. Fr. Parfumeur. 2. Ecza, ilâç vesaire satan adam. Fr. Droguiste. 3. Mahalle aralarında bazı baharatla iğne, iplik vesaire satan dükkâncı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be relaid. to be transferred. to be quoted. to be translated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. transplantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. quotation. translation. transference.

Türkçe Sözlük

(Aslı: Attarlık). (i.). Kokular yahut kimya maddeleri veya baharat satan adamın işi ve ticareti: Attarlık ediyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. connection. quotation. transmission. transposition. adaptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

connection. quotation. transit. transplantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transshipment. transfer. changing. quotation. retiling. buffered transfer. change. connection. hand over. trans s hipment. transshipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extract. narrate. to transfer. to transmit iletmek. to cite. to quote alıntılamak. iktibas etmek. to translate çevirmek. to narrate anlatmak. to retile.

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Atom ağırlığı 227 olan bir eleman.

Yabancı Kelime

Fr. activiste

etkinci

Toplumsal veya politik değişim meydana getirmek, belirli sorunlara dikkat çekmek için özel amaçlı etkinlik gerçekleştiren kimse.

Yabancı Kelime

Fr. activisme

fel. etkincilik

1. Toplumsal veya politik değişim meydana getirmek, belirli sorunlara dikkat çekmek için özel amaçlı etkinlik gerçekleştirme. 2. İnsan hayatı ve düşüncesinde başlıca gerçekliğin etki ve eylem olduğunu öne süren öğreti ve dünya görüşü.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. acteur). Tiyatro ve sinemada erkek oyuncu.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. actrice). Tiyatro ve sinemada kadın oyuncu. («Aktör» ün dişisidir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. contemporary. up-to-date. newsworthy. topical.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulator. battery. battery akümülatör.

Türkçe - İngilizce Sözlük

battery. accumulator. automobile battery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulator. storage battery akü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulator. battery. secondary battery. storage battery.

Yabancı Kelime

Fr. accusatif

db. belirtme durumu

Yüklemi geçişli bir fiil olan cümlede fiilin doğrudan etkilediği, -ı/ -i, -u/ -ü ekini almış ad.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kavî»den itaf.). Daha, en kuvvetli, fazla kavi: Akvî-yı ihtimalâta göre = En kuvvetli ihtimale, ihtimallerin en kuvvetlisine göre.

Yabancı Kelime

Fr. aquariste

akvaryumcu

Bilim ve sanatı kullanarak akvaryum ortamında balık vb.ni besleyen kimse.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kan ve lenf sıvılarında bulunan yuvarlak hücre.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kâzı» (ka ile) dan itaf.). Daha fakih, fıkıhda (islâm hukukunda) daha Alim ve daha muktedir: Akzâ-ülkudât = Kadıların en kadısı ve en bilgini.

Türkçe Sözlük

(i. A. «I» ince okunur) (çokluktur). 1. Aile, evlât, çoluk çocuk: Al-i Nebi, Al-i Resul, Al-i abâ: Peygamberimizin aileleri ki, Peygamber, Hazreti Ali, Hazreti FAtıma ile Hasan ve Hüseyin’den mürekkep sayılır. 2. Sülâle, hanedan: Al-i Osman: Osmanlı hanedanı, Osmanoğulları.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koyu ve parlak pembe: Al çuha, al yanak. 2. Kızıla yakın duru: Al at. Al yanak = Yanağı kırmızı. (Palabıyık ve gagaburun gibi, Türkçe kaidesine muhaliftir), (i.) Parlak kırmızı renk: Ona al yakışmaz. Allı pullu. 2. Ekser loğusalara Arız olan bir nevi yılancık hastalığı: Al bastı. 3. Kadınların yüze sürdükleri pembe düzgün.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To; at; on; in OF. shortened to a-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a silvery ductile metallic element found primarily in bauxite. a state in the southeastern United States on the Gulf of Mexico; one of the Confederate states during the American Civil War. , all', alla, alle - To; used with other words, e g al Fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aluminum; a metal that is toxic to trees and fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action Level The concentration of a contaminant which, if found to be exceeded, will trigger further treatment or other procedures that the water system must follow to lower the level.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is an acronym for the ICQ feature call Active List to create/join a group of individuals with the same interests. , all', alla, alle: To; used with other words, e g al Fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exchangeable aluminum, i e aluminum that may be taken up by roots Aluminum in the soil solution is very toxic to plants The lower the pH, the more plant available aluminum is.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protocol that translates data into a format that can be interpreted by the ATM Cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Assistant Leader: This is a team role that is unique to the Therapeutic Spiral Model It was created to help manage the integration of group members into a TSM drama when they are triggered The AL directs all subscenes that are outside of the circle of

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action Level The concentration of a contaminant which, if exceeded, triggers treatment or other requirement, which a water system must follow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ANSI-labeled tape without user-label processing. axial length ATR against-the-rule astigmatism. abbr Access Line.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of two aliens that appeared in SailormoonR He disguised herself as Ginga Seijuurou and attended Juban Junior High School He had a crush on Tsukino Usagi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آل] aile. 2.sülale. 3.evlat.

Türkçe Sözlük

(e. i. ala), italyanca’dan gelen tabirlerin başında bulunup «usûlünce, tarzında» mânâsını ifade eder: Alafranga = Frenk usulünce; alaturka = Türk tarzında.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Üzre, üst, fevk. (Şu Arapça terkiplerde bulunur): Alelıtlak = Umumiyet üzere, mutlaka, alel-infirad = Birer birer, ayrı ayrı. AI8 eyyü hâl = Herhalde, her nasıl olsa. Alettahkik = Gerçek olarak, muhakkak surette. Lâalettayin = Tayin ve tahsis etmeksizin, belirli olmıyan ve müphem bir suretle. Alettafsil = Tafsilatla, tafsilen. Alettevâli = Mütemadiyen, devamlı şekilde. Alâ halihî = Kendi halinde, olduğu gibi. Alelhusus = hususan, bahusus, itiraz-ı alelhükm = Mahkemenin hüküm ve kararına karşı itiraz. Aleddevam = Daimî surette, mütemadiyen. Aler-re’sü vel-ayn = Baş, göz üstüne. Alesseviye = eşitlik üzere, eşit olarak. Alessabah = erkenden. Alâ tarik-ül hezl = Eğlence yoluyle. Alelade = Mutad üzere, Adeta. Alelacele = Acele ile, Alelumum = Umuman, umumiyet üzere, Alelamyâ = körü körüne, araştırmaksızın, Alelgafle = gaflet üzere, gafilâne. Alelfevr = Derhal, hemen. Alelkaide = Kaideten, kaidesiyle. Alâ kader-üt-tâka = Takati yettiği kadar. Alâ kavi = Bir rivayette. Ali küllihâl = Herhalde. Alâ merâtibihim = Rütbe ve derecelerine göre, sırasiyle. Ali meleünnis = Açıkta, herkesin önünde. Alî vefku’l matlûb = istendiği gibi. Alî hâzihî = Bunun üzerine.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Alî» den itaf.) (mü. Ulyâ) (c. Eâlî). 1. Daha veya pek yüksek, en yüksek: Bir makam-ı Alâya çıkmak. 2. Mânen pek yüksek ve sevgili: itibarı Alâ oldu. 3. Pek güzel, pek iyi, nefis, enfes: Alâ bir süt bulduk, Alâ bir seccade aldım. Alâdan Alâ = İyiden daha iyi. Cebri Alâ Cebirin yüksek bahisleri. Cennet-I Alâ = Cennet’in en yüksek katı. Aliyyülâlâ — En Alî (yüksek) derecede (diploma). Ne Ali = Ne iyi. Gelirse ne Alâ, gelmezse icabına bakarız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A winglike organ, or part. a wing of an insect a flat wing-shaped process or winglike part of an organism; 'the alae of the nose'; 'the alae of a maple seed'; 'the flat petals of a pea blossom are alae'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

variegated. light brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Library Association; founded in 1876 to promote library service and librarianship; national conferences are held each year in different parts of the country; American Libraries, published monthly by ALA, provides library related information on a

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Library Association Established in 1876.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Library Association; professional organization for librarians, and the oldest professional library organization in the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Library Association This is the national organization for all types of libraries Based in Chicago, it sponsors on going training and research for the profession, publications, annual conferences for staff and trustees and lobbies at the natio

Türkçe - İngilizce Sözlük

Association of Local Authorities Now part of the LGA.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Lung Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The nasal skin that forms the outside of the nostril.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alabama. a flat wing-shaped process or winglike part of an organism; 'the alae of the nose'; 'the alae of a maple seed'; 'the flat petals of a pea blossom are alae'. a wing of an insect.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. salâ, Fars. hânden = okumak). 1. Minarede salâ veren, cuma veya cenaze namazına dâvet için salavât okuyan müezzin. 2. Meydan okuyan.

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı sekili at.

Türkçe Sözlük

(i.). Akıntısı sert, soğuk, tatlı sularda bulunan bir cins leziz balık.

Türkçe Sözlük

(i. İ. Ala banda) (Denizcilik). Geminin bir tarafında bulunan topların birden boşanması, yaylım ateşi: Alabanda etmek. Orsa alabanda : Gemiyi birden çevirme kumandası, mec. Şiddetle azarlama ve kınama: Bir alabanda yedi ki.

Türkçe - İngilizce Sözlük

multicoloured. piebald. pied. speckled. variegated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

speckled. pied. variegated.

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli renkler taşıyan şeyin hali. mec. Sebatsızlık, mizaç değişikliği, karaktersizlik.

Yabancı Kelime

İt. alla franca

Batılıca

Frenklerin töre, âdet ve hayatına uygun, Frenklerle ilgili.

Türkçe - İngilizce Sözlük

imitation of European ways.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. elâık). 1. İlişik, ilgi bağlılık, bağlanma, rabıta: Bizim işin o mesele ile alâkası yoktur. Bu iki madde arasında hiç bir şekilde alâka var mıdır? 2. Kalbten ilgi, gönül bağlama, aşk, sevişme, sevda, sevgi: Bir kıza alâkası vardı. Bir görüşte alâka peyda etti. 3. Münasebet, bağlılık, aidiyet: Onlarla benim hiç bir alâkam yoktur. Kızını onun oğluna vererek kendisiyle alâka peyda etti. 4. Malikiyet, tasarruf, müdahale hakkı, hisse: O çiftliğe, o madene sizin alâkanız var mıdır? (kimya) Münasebet. (Fr. affiniti). (tıp): Bir uzvun derdinin diğer bir uzva sirayeti. Fr. sympathie. Edebiyat. Mecâzî mânâ kullanmak için düşürülen münasebet. Rabıtalar. İnsanın ilişiği olduğu işler, münasebetler: Dünyevî, dünyaya ait alâkalar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

interest. concern. connection. relation. attachment. affection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. interest. connection. attachment. sympathy. concern. dealing. involvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. involved. related.

Yabancı Kelime

Fr. à la carte

seçmeli yemek

Yemek listesinden seçilen, fiyatları ayrı ayrı hesaplanan yemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconcerned. indifferent. not related. irrelevant.

Türkçe Sözlük

(i.A.) (c. alâmât, alâim). 1. Nişan, işaret, bilgilik: Müşterek sürülerde herkesin hayvanları alâmetlerinden belli olur. Hudutta alâmet çakarlar. O madalya, sahiplerine bir iftihar alâmeti olmak için verilir. Ta çocukluğunda, zekâ alâmetleri yüzünde görülürdü. 2. Eser, iz, emare: Oranın ordugâh bulunmuş olduğuna hiç bir alâmet görmedik. Ninova ve Babil şehirlerinin nihayet alâmetleri açığa çıkarıldı. Hırsızın hariçten girmiş olduğunu gösterir birçok alâmetler ele geçirdik. O, ihtiyarlıkta dahi yüzünde güzellik alâmetleri taşıyordu. 3. Remz, işaret : Zeytin ağacı dalı, eskiden beri sulh alâmeti kabul olunagelmiştir. Alâmet-i fârika = Bir şahsıh veya |eyin diğerlerinden ayrılması için kullanılan belirli işaret : Başçavuşların alâmet-i fârikası vardır. Her hastalığın bir veya birkaç alâmet-i fârikası vardır. Alâmet-i fârika nizamnamesi = İmal edilen nesnelerin biribirinden ayrılması ve taklide meydan verilmemesi için, sahibinin arzusuyla tescil olunan alâmete mahsus kanunî hükümler, tıp. Alâmet-i maraz = Her hastalığın kendine mahsus olan hali, Fr. phenomene. Alâim-i semâ = Eleğim sağma, (Türkçe tâbirinden galat olup, her şeyi Arapça’ya veya Farsça’ya tatbik etmek merakında bulunanlarımızın icadıdır).

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ). Videolar, yeterince hızlı gösterildiğinde hareket yanılsamasına yol açan birçok fotoğraf kullanılarak oluşturulur. Bu fotoğraflardan her birine kare adı verilir. Birbirine geçmeli bir sistemde, her bir kare biri tek sayılı yatay satırları içeren ve diğeri çift sayılı dikey satırları içeren iki ayrı görüntüye daha bölünür. Bu yeni görüntüler, alanlar olarak da bilinir. Standard Tanımlamalı PAL ekranında, her saniyede 25 kare görüntülenir. PAL birbirine geçmeli bir standart olduğu için her bir kare alanlara bölünür. Bu nedenle, PAL’ye saniyede 50 alan verir (bu, genel olarak 50Hz olarak bilinir). Birbirine geçmeli biçimlerin aksine, 720p ve 1080p HD biçimleri, kareleri alanlara bölmeyen aşamalı tarama özelliğini kullanır. Aşamalı ekranlar, tamamen daha net görüntü elde etmek için tüm kareyi bir defasında gösterir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recipient. susceptive. space. area. range. field. arena. region. sphere. ambit. compass. domain. extent. maidan. pitch. reach. realm. scope. theater. theatre. tract.

Teknolojik Terim

Videolar, yeterince hızlı gösterildiğinde hareket yanılsamasına yol açan birçok fotoğraf kullanılarak oluşturulur. Bu fotoğraflardan her birine kare adı verilir. Birbirine geçmeli bir sistemde, her bir kare biri tek sayılı yatay satırları içeren ve diğeri çift sayılı dikey satırları içeren iki ayrı görüntüye daha bölünür. Bu yeni görüntüler, alanlar olarak da bilinir. Standard Tanımlamalı PAL ekranında, her saniyede 25 kare görüntülenir. PAL birbirine geçmeli bir standart olduğu için her bir kare alanlara bölünür. Bu nedenle, PAL’ye saniyede 50 alan verir (bu, genel olarak 50Hz olarak bilinir). Birbirine geçmeli biçimlerin aksine, 720p ve 1080p HD biçimleri, kareleri alanlara bölmeyen aşamalı tarama özelliğini kullanır. Aşamalı ekranlar, tamamen daha net görüntü elde etmek için tüm kareyi bir defasında gösterir.

Teknolojik Terim

Alan Seçimi özelliği, BRAVIA TV ses ve görüntü ayarlarını izlediğiniz alana göre otomatik olarak ayarlamak için farklı seçenekler sunar. Alan Seçimi düğmesi, BRAVIA uzaktan kumandasında kolayca bulunabilir. Sinema, Spor, Oyun gibi farklı seçenekler arasından birini seçebilirsiniz. İster büyük maçı ister gişe rekorları kıran yeni filmi izleyin; Alan Seçimi sayesinde ses ve görüntü ayarlarınız içeriğe mükemmel uyum sağlar.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ülke alan, fetheden, fatih.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open sea. keep clear. at a distance. offshore.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any sound or information intended to give notice of approaching danger; a warning sound to arouse attention; a warning of danger.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sudden attack; disturbance; broil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sudden surprise with fear or terror excited by apprehension of danger; in the military use, commonly, sudden apprehension of being attacked by surprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mechanical contrivance for awaking persons from sleep, or rousing their attention; an alarum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To surprise with apprehension of danger; to fill with anxiety in regard to threatening evil; to excite with sudden fear. a device that signals the occurrence of some undesirable event an automatic signal warning of danger fear resulting from the awareness

Türkçe - İngilizce Sözlük

fear resulting from the awareness of danger. a device that signals the occurrence of some undesirable event. an automatic signal warning of danger. a clock that wakes sleeper at preset time. fill with apprehension or alarm; cause to be unpleasantly surpri

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unsolicited message from a device, typically indicating a problem with the system that requires attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message, usually generated by the AEOLUS VAX process, indicating that the digital or analog status of a device is not within the tolerances set for it. a test of a training sample, usually used before the signature statistics are calculated An alarm hig

Türkçe - İngilizce Sözlük

A real-time indication or a signal of an abnormal situation or event Usually includes a Priority or Severity Code.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sound or visual signal triggered by an error condition. Usually, an audio or visual warning to indicate that attention to the computer is required.

Türkçe - İngilizce Sözlük

SNMP message notifying an operator or administrator of a network problem See also event and trap. is an audible, visual, or physical presentation designed to warn the instrument user that a specific level of a dangerous gas/vapor concentration has been re

Türkçe - İngilizce Sözlük

An electronic signal, transmitted to the monitoring facility Indicates that an emergency requiring follow-up has been de-tected When an alarm system is not monitored, the alarm condi-tion activates one or more sounding or visual indicating devices.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A problem determination message sent to a network operator within a network management system Sometimes accompanied by an audible tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A watch feature that sounds an alarm at pre-set time or at regular intervals.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Audible or visible warning signal that tells a network administrator that an error has occurred or there is a critical situation on the network.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This feature causes the watch to sound at a pre-set time.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Much the same as an alarm clock, an alarm watch will alert the wearer with beeps at a pre-set time.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An event that occurs at a particular time It is like an alarm on a real alarm clock except that in order to determine whether it is 'ringing', an alarm is 'read' by an explicit application action.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A visual or audio signal which signifies that an error has occurred or an abnormal condition exists.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An audible or visible signal indicating abnormal or out-of-limit conditions in a plant or a control system [CMSG] Syn: Bell, Light, Siren. is the giving, signaling or transmitting to a public fire station or company or to an officer or employee thereof, w

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fire: Automatic alarms are those received by electronic means from fire alarm systems They can indicate activation of smoke detectors, heat sensors, rate-of-rise detectors, wet or dry sprinkler systems Sprinkler activations are sometimes called waterflow

Türkçe - İngilizce Sözlük

A means of alerting the operator that a specified abnormal condition exists; examples: high pressure alarm, apnea alarm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alarm is related to any abnormal situation on the equipment that may endanger people, equipment, or material being processed GEM allows the host to be notified when alarm conditions are detected and cleared.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Audible, visual, or physical presentation designed to warn the instrument user that a specific level of a dangerous gas/vapor concentration has been reached or exceeded.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; tehlike işareti; (ask). silâh başına çağrı; tehlike işareti veya dikkati çekme tertibatı, alarm. alarm bell bir tehlikeyi veya haberi bildiren çan. alarm clock çalar saat. burglar alarm hırsızı haber veren tertibat, alarm ter

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir tehlikeyi veya haberi bildiren işaret veya tertibat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alloy. amalgamation. composite. compound.

Türkçe Sözlük

Son asırda yanlış olarak «Türk Musikisi» yerine kullanılan tâbir, italyanca alla turca’dan gelir ki, «Türk tarzında» demektir ve Batı Musikisi’nde mehter musikimize benzetilmek istenen eserler için kullanılmıştır. Mızıkay-ı Hümâyûn’a gelen İtalyan müzisyenler tarafından musikimize verilmiş addır.

Yabancı Kelime

İt. alla turca

Doğuluca

Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

system of timekeeping according to which the clock is set at 12 : 00 at sun.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karışıklık, kargaşalık, herc-ü merc. 2. Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması: Karpuzları alavere ile sergiye, kiremitleri çatının üstüne attılar. 3. Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele. 4. Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi: Alavereli tulumba.

Türkçe - İngilizce Sözlük

speculator. stockjobber.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Cemaat, güruh, kalabalık, fevç, topluluk. 2. Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler: Bir alay cahil, bir alay hırdavat. 3. Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi: Bayram alayı, sürre alayı. Askerlik. 3-4 tabur piyade veya 5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet: Piyade, Nizamiye, Redif, Süvari alayı. Alay İmamı = Osmanlı devrinde bir alay askere imamlık vazifesini yapan sarıklı subay. Alav Emini: Osmanlı devrinde bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir. Alay Beyi = Vaktiyle bir vilâyet sipahisinin başı, daha sonra jandarma alayının kumandanı. Alay KAtibi: Bir alay askerin yazı işlerini ifa eden subay. Miralay = Bir alay askerin kumandanı (Albay), kaymakamın üstü ve mîrlivânın astı idi ve bey unvanını taşırdı. Alay alay = Güruh güruh, yığın yığın. Alay Esvabı = Üniforma, resmî elbise. Alay etmek = Eğlenmek, istihza etmek, maytaba almak. Alay Sancağı = Her alaya verilen sancak. Alay Topu = Resmî günlerde ve teşrifat için atılan top. Alay kurmak = Vehimle uğraşmak. Alay geçmek = Birinin sözünü dinler gibi olup da başka şeyi düşünmekle meşgul olmak. Alay malay = Hep birden, takımı ile, pa.las pandıras. (Alay-ı vâlâ, Alây-ı mezkûr gibi Farsça terkipler, galattır).

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli bir loğusalık hastalığı, loğusa humması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pek iri bir cins deniz kuşu, albatros.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. albât) (botanik). Bazı maddeleri havi kapçıklara verilen isimdir, kapsül. Fr. Capsule.

İngilizce - Türkçe Sözlük

bağlaç gerçi, her ne kadar, ise de, fakat, yine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

charm. appeal. attraction alım. çekicilik. cazibe.

Türkçe Sözlük

(i. L. Albüme). Fotoğraf resimlerini veya sair resim, şekil ve hâtıraları içine alan cüzdan, defter, kitap.

Sağlık Bilgisi

İdrarda, albümin bulunmasına; Tıp dilinde Albüminüri; halk arasında ise, aktutma denir. Bir çok hastalıklarda, özellikle Böbrek hastalıklarında, idrarda albümin görülür. Mümkün olduğu kadar süt içmeli, patates haşlaması ile muhallebiyi sofradan eksik etmemelidir. Baharatlı yiyecekler, biber, turşu ve tuz kesinlikle terk edilmeli; kahve ve fazla miktarda su içilmemelidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, su

Hazırlanışı : 4 bardak suya; 1 avuç tere otu konur. 15 dakika kaynatılır. İnce ve temiz bir tülbentten süzülür. Her gün, 1 su bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Parlak kırmızıya çalar renkte. 2. Ala çalar doru (At).

Türkçe - İngilizce Sözlük

low. short. vile. cowardly. base. low-down. rascally. humble. baseborn. contemptible. dastardly. ignoble. lousy. lowrise. misbegotten. nefarious. no-good. recreant. scoundrelly. sneaking. sneaky. sordid. squat. villainous. low. blackguard. heel. no-g.

Türkçe - İngilizce Sözlük

humble. meek. modest. unpretentious. decent. demiss. frugal. lowly. meek-spirited. pudent. low. simple. simple-hearted. simple-minded. submissive. unassuming. unpresuming. unpretending. hat in hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

common in hand. in hat. humble. low. lowly. meek. modest. prone. unpretending.

Türkçe - İngilizce Sözlük

going down. losing altitude. losing esteem. abasement. degeneration. deterioration. stoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to decline. to go down. to lose esteem. to lose altitude. descend to. deteriorate. lower oneself. stoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheapen. debase. degrade. demean. downgrade. humble. to lower. to drop. to reduce. to degrade. to debase. to abase. to humiliate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lower. to reduce. to humiliate. to abase. belittle. degrade. demean. derogate. descend. pervert. set down. take down.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alkol, ispirto; içki. alcohol'ic (s)., (i). alkolik, ispirtoya ait; (i). ayyaş. alcoholism (i). alkolizm, içkiye düşkünlük, içkinin vücutta yaptığı tahribat. denatured alcohol mavi ispirto, karışık ispirto, rubbing alcohol tuvalet ispirtosu

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). odada yatak veya kitap rafları konulması için ayrı yer; kameriye; (jeol). düz kayanın tabakaları içine nehrin açtığı çukur.

Türkçe Sözlük

(i.), iğfal, hile, oyun, aldatma.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hile ve hud’aya kapılmak, iğfal olunmak. 2. Yanlış bir fikre kapılmak, gafil bulunmak. Doğru hüküm verememek. 3. Yalana inanmak. 4. İtimada değer olmayan birine itimat edip ona güvenmek suretiyle kanmak, mağdur olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iğfal eden, (Ar muğfil, Fars. firîbende). 2. Yalan söyleyen, yalancı. Ahmak aldatan (ıslatan) = İnce İnce yağıp çok ıslatan yağmur. Çoban aldatan = Alaca tavuk dahi denilen bir cins kuş.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İğfal eden, muğfil, hilekâr. 2. Yalan söyleyen, yalancı, aldatan. 3. Dış görünüşü emniyet verip insanın itimadını celbeden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceptive. misleading. baffling. candied. catching bargain. catchy. colourable. deceitful. deceiver. delusive. dishonest. fallacious. funny. hollow. illusory. specious. two dime. will- of-the-wisp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be deceived. be cheated. be taken in. be done.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception. deceit. cheat. chicanery. dupery. eyewash. have-on. illusion. imposition. infidelity. inveiglement. mystification. shave. spoof.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. deception. delusion. infidelity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. bad faith. bait. cheat. circumvention. deception. defraudation. gammon. imposition. inveiglement. leg pulling. lie. victimization.

Türkçe Sözlük

(i.). Aldatmak maksadıyle yapılan oyun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch. trick. feint. legerdemain. shiftiness. sleight. sleight-of-hand.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hile ve hud’a ile kandırmak, iğfal etmek. 2. Oyun etmek, dolandırmak. 3. Yalan söylemek, aslı olmayan şeyi olmuş ve doğru gibi göstermek. 4. Sözünde durmamak, vaat ve taahhüdünü tutmamak. (eski Türkçe’de ve Çağatayca da «aldamak» fiili vardır. Bizce terkedilmiştir, yerini bu kelime tutmuştur).

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell smb. a packet. sell smb. a pup. take for a ride. cheat. delude. two-time. be unfaithful. deceive. defraud. fake. feint. bamboozle. bilk. cuckold. do down. double-cross. play smb. false. finagle. fox. gammon. gull. gyp. have. hocus. hoodwink. hor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beguile. cheat. deceive. defraud. delude. dupe. fool. fox. hoodwink. kid. sell. to mislead. to cheat. to deceive. to fool. to swindle. to defraud. to delude. to trick. to hoodwink. to beguile. to fox. to dupe. to take sb in. to be unfaithful. to cuckold.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mislead. to cheat. to dupe. to deceive. to be unfaithful. bamboozle. beguile. burn. cajole. carve up. chisel. cozen. defraud. delude. diddle. double cross. fob off sb off. fool. fox. to lead sb up the garden path. have. have sb. hoax. hoodwink. humbug.

Türkçe Sözlük

(i.). Aldatan, yalancı, (bk.) Aldatıcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regard. care. attention.

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Almaya sevk ve icbar etmek, kabul ettirmek. 2. Vasıtayla almak, almaya adam göndermek. 3. Satın aldırmak, satın almaya sevk ve icbar veya buna müsaade etmek: Bana sunu aldırmadılar. 4. Sığdırmak, istiap ettirmek: Bu kadar zahireyi şu anbara nasıl aldıracaksınız? 1. Ehemmiyet vermek: Herif hiç aldırmıyor. 2. Deli olmak, çaldırmak. Burnundan kıl aldırmamak = Kibirli bir tavırla muhalefet etmek, söz dinlememek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay attention. mind. take heed of. bother about. heed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. mind. regard. to make sb take. to get sb to take. to have sth out. to mind. to care. to pay attention. to worry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb get sth. to mind. to pay attention to. to have sth surgically removed. care. reck.

Türkçe Sözlük

(i. A ). Derecelerine göre, sırasıyle. (bk.) Alâ: Alâ-merâtibihim.

Türkçe Sözlük

(A.), t. Müsâvât üzere. 2. Bir boyda.

Türkçe Sözlük

(A.). Tafsilatlı olarak, uzun uzadıya.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in great haste. in a big hurry. head over heels. headfirst. posthaste. sharpish. whip and spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. usual. matter of fact. matter of-fact. moderate. run of the mill. unexceptional. workaday.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c Alemîn, avâlim). 1. Kâinat, mahlûklar, bütün gök cisimleri, cihan: Cenab-ı Hak Alemi yaratmıştır; bütün Alemin yaradanı ve sahibidir. 2. Bir güneş ile ona tâbî olan yani onun etrafında dönen gezegenlerin teşkil ettikleri daire: Alem-i şems = Güneş sistemi, Rabb-ülAlemîn = Alemlerin, kâinatın Tanrısı (Allah). 3. Dünya, arz: Devr-i Alem, Alemin her tarafı dolaşıldı. 4. insanlar, halk: Alem bilir, Alem işitti. 5. Cemiyet, cemaat, ayrıca bir hal ve sûret gösteren topluluk ve keyfiyet: Bir eğlence Alemi yaptık, çocukluk Alemi, mektep Alemi başka bir haldir; Alem-i mânâ = Rüya hali; Alem-i Ab = içki meclisi, kendi Aleminde = Kendi halinde; Alem-i ervah = Ruhlar Alemi, Alem-i melekût = Melekler Alemi, Alem-i lâhut = Öteki dünya, Fahr-i Alem = Peygamberimiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

universe. world. kingdom. class of beings. state. condition. party. booze. booze-up. entertainment. spree. junket. razzle-dazzle. whoopee. bat. bender. binge. blast. blind. blow-out. burst-up. bust. buster. carousal. creation. jollification. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük

world. universe. state. condition. field. people. the public. banner. kingdom. macrocosm. rave. rave up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combination of individual and whole class approach which helps to integrate students with special needs into the classroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crescent made out of bronze or copper which is placed on the domes and at the peak of the mosques and minarettes.

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = Cihan, F. Arâsten = Donatmak). Alemi süsleyen, Alemin süsü olan.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Alem = Cihan, F. efrûhten = Parlatmak). Alemi parlatan, bütün Aleme ışık saçan.

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. taften = parlamak). Cihanı parlatan: Aftâb-ı Alemtâb = Dünyayı aydınlatan güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالم افروز] dünyayı parlatan.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Alem = Cihan, F. giriften = Tutmak). 1. Cihanı tutan, dünyayı zabteden, fâtih, cihangir. 2. Bütün Aleme yayılan, dünyayı dolduran: Onun nam ve şöhreti Alemgîr oldu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمتاب] dünyayı aydınlatan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işin açıkta ve meydanda olması: Müzakeratın aleniyyetine karar verildi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). tetik, açıkgöz, atik, uyanık, zeyrek; (i). alarm işareti the alert (ask). uyanık ol'' işareti. be on the alert gözünü açmak, uyanık olmak, hazır olmak. alertness (i). tetiklik, açıkgözIük , atiklik.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Alât). 1. Bir iş işlemekte veya bir sanat icrasında kullanılan edevat, avadanlık: Harb Aleti, cerrahlık Aleti, Alât ve edevat. 2. Uzuv: Erkek ve dişide tenasül organları. Mec. sebep, vasıta, bir şeyin icrasına aracılık eden: Hayra, şerre Alet olmak. (Sonundaki «t» müenneslik te’si ise de, hiç bir vakit Ale şeklinde kullanılmaz).

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrumental. gadgety. tool. appliance. instrument. device. aid. apparatus. implement. jigger. job. organ. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. appliance. device. implement. instrument. organ. pawn. rig. tool. utensil. cock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tool. implement. device. apparatus. machine. instrument. means. appliance. appliance producer. engine. tool equipment. handle. organ. utensil. vessel.

Türkçe Sözlük

(i. aslı alav). 1. Ateşten çıkan parlak ve yanar hava. 2. Mızrak ucuna takılan küçük bayrak, flama. Alev kesilmek = Pek ziyade kızmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Ateşten ve yanıcı cisimlerden çıkan parlak, çeşitli şekillere giren gazlardan meydana gelen şeffaf dil, yalım. 2.Aşk ateşi, sevda. 3.Alımlı, cazibeli kadın.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ali» den imen). 1. Hazret-i Ali ile Hazret-i FAtıma sülâlesinden gelen veya geldiğini iddia eden veya geldiğine inanılan şahıslar, seyyid ve şerifler. 2. Hazret-i Ali’ye mensup, taraftar. 3. Bir islâm mezhep ve inancı.

Türkçe Sözlük

(i.). Alevî tarikatı’nın umumî adı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inflame. to exacerbate. to incite. enkindle. fan deliberately.

Türkçe Sözlük

Arapça’da zamir olup 1. Onun üzerine, ona mânâsiyle kullanılır: Aleyhisselâm = Ona selâm olsun. Rahmetullahı aleyh = Ona Allah’ın rahmeti olsun. Aleyhürrahme = Ona rahmet olsun. 2. Yine onun üzerine mânâsiyle bazı fiillere katılarak birlikte birleşik bir kelime teşkil eder: Mebnî-i aleyh = Üzerine bina olunan şey. 3. Onun zıddına ve ona karşı mânâsiyle yine böyle terkiplerde kullanılır. Müddei aleyh = Kendisine karşı dava olunan. (Mü. Aleyhâ. Tes. Aleyhimâ).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaba yonca, alfalfa, (bot). Medicago sativa.

Türkçe Sözlük

(i.). Çatal, bıçak yapımında kullanılan gümüşlü bir alaşım.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Alan, fetheden, fatih.

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Ağır bir şeyi denizden çıkarmak veya oraya indirmek işinde kullanılan büyük vinçli deniz teknesi. 2. Bazı gemilerin baş veya kıç tarafından eğik olarak uzatılmış bulunan makaralı, kısa ve kalın dikme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

perception. sense. sensation. feeling. apprehension.

Türkçe - İngilizce Sözlük

perceptional. perception. sensation.

Türkçe Sözlük

(i.). IX. yüzyıl Türk matematikçilerinden Musa oğlu Harezmli Muhammed’e, Araplar’ın verdiği «Alharezmî» kelimesinden, Batılılar’ın yaptığı bir terimdir. Ortaçağ’da ondalık sayı sistemine göre yapılan, sonraları ise, herhangi bir kaideye bağlı bulunan her çeşit hesap işlemine ad olmuştur.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çağatay hanlığı hükümdarı. (1266). Orta Asyayı ele geçirip Harezmden Afganistan’a kadar sınırlarını genişletti. Cengiz’in yasalarını şiddetle uyguladı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Uluv» dan smüş.) (mü. Aliyye) (c. aliyyât). Yüksek: (Başlıca müennesi kullanılıp, müzekkeri yerine Alî» denir). Evâmir-i aliyye = Yüksek (makamdan gelen) emirler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Uluv» den if.) (mü. Alîye). 1. Yüksek, yüce: Alî bir bina, Alî bir kasır. 2. Yüksek değerli, yüksek mertebe sahibi: Cânib-i Alîlerine; makamât-ı Alîye, fermân-ı Alî. Bâb-ı Alî. (bk.) bâb. Mekteb-i Alî, mekâtib-i Aliyye = Yüksek okullar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the fourth caliph of Islam who is considered to be the first caliph by Shiites; he was a cousin and son-in-law of Muhammad; after his assination Islam was divided into Shiite and Sunnite sects United States prizefighter who won the world heavyweight champ

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States prizefighter who won the world heavyweight championship three times. the fourth caliph of Islam who is considered to be the first caliph by Shiites; he was a cousin and son-in-law of Muhammad; after his assination Islam was divided into Shii

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cousin and son-in-law of Mahomet, the beauty of whose eyes is with the Persians proverbial; insomuch that the highest term they employ to express beauty is Ayn Hali - Chardin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cousin and son-in-law of Muhammad; one of orthodox caliphs; focus for Shi'is. the name given to the Marshall amplifiers that came after the plexi's and had aluminum front panels.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ATM Line Interface Interface between ATM and 3G systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acer Laboratories Inc.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yüce, ulu, yüksek. 2.Hz.Ali: Ebu Talib’in oğlu. Peygamberimizin amcazadesi ve kızı Fatma (r.anha)’nın kocası. Dördüncü halife.

Türkçe Sözlük

(i. A.) «Abâ ehli» demektir. Hz. Muhammed’in aile üyelerine (kızı Hz. Fatma, damadı Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’e) denir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (Lat). namı diğer, diğer ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (huk). suç işlendiği anda zanlının başka yerde bulunduğunu ispat etmesi; ABD, (k).dili özür, mazeret.

Türkçe Sözlük

sıfat, eskimiş (a:li:cenap) Arapça 1. Cömert. 2. Onurlu, şerefli: "Senin annen mert, doğru ve alicenap bir kadındır."- Halide Edip Adıvar. 3. zarf Onurlu, şerefli bir biçimde: "Başkalarını tesir altında bırakması, zamanında alicenap davranması onun hakikaten kuvvetli bir kadın olduğunu ispat etmektedir."- Asaf Hâlet Çelebi.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Alan, Ahiz. 2. Satın alan, müşteri, tâlib: Bu malın alıcısı yoktur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yabancı, yabancı uyruklu, ecnebi; başka Irktan olan kimse; bazı hak veya imtiyazlardan mahrum olan kimse; hariçte bırakılan kimse; (f). başkasına devretmek (mal v.b.) ; muhabbetini soğutmak. alienable (s). satılabilir, ferağı kabil. un

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). diğerine feragat ve temlik etmek, ferağ etmek; soğutmak, vazgeçirmek (aşk). aliena,tion (i). aşktan vazgeçirme , soğutma; diğerine feragat ve temlik etme; dini müesseselere ait mülkü ellere verme; akli dengesizlik. alienator (i). diğerine f

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kanat şeklinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). konmak (kuş v.b.); at veya arabadan inmek; on i/e birdenbire bulmak.

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Yaratılışı ve mayası yüce ve değerli olan.

Türkçe Sözlük

1. Bir müddet için bir yerde tutmak: Beni yatıya alıkoydular. 2. Bir kimsenin yapmakta olduğu veya yapmak istediği işe engel olmak: Adamcağızı yolundan alıkoydular. 3. Bir maksatla ayırıp bir kenarda tutmak: Bu defteri arkadaşım için alıkoydum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

detain. keep from. keep. hold up. hold. delay. withhold. restrain. retain. check. constrain. deforce. disable. hinder. incapacitate. intercept. keep in. preclude. retard. stay. stick. stop.

Türkçe Sözlük

(i. A. «illet» den smüş.) (mü. alîle). 1. Hasta, marîz, sayru, üzgün. 2. Sakat, bedeninin bir uzvu kusurlu veya noksan: Zavallı alîldir çalışamıyor. 3. Kör, gözleri sakat, Amâ, gözü görmeyen: İki gözden alîl. 4. Kendisine musallat olup rahat bırakmaz sar’a gibi bir illeti olan, illetli: Alîl olduğu için askerlikten muaf tutuldu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليل] hasta, hastalıklı, illetli. 2.sakat.

Türkçe Sözlük

(i. «almak» tan). 1. Almak fiili. 2. Mübayaa, iştirâ: Alım satım = Alış veriş. 3. Mermilerin yetiştiği mesafe, atım, menzil. 4. Gözün yetişebildiği, gördüğü mesafe: Alımlı zağar = Uzağı gören köpek. 5. Göz ve gönlü çeken hal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

taking. buying. purchase. attractiveness.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok okumuş, bilgin.,2.Çok bilen. 3.Sonsuz. İlim sahibi. Allah’ın sıfatlarındandır. Kur’an’da Cenab-ı Hakk’ın ismi olarak 13 yerde geç(Erkek İsmi) “Abd” takısı alarak da kullanılır.

Finansal Terim

(Intermediation For Trading in Securities)

Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının aracılık sıfatıyla ve ticari amaçla alım satımını ifade eder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. charming. comely. endearing. engaging. fetching. prepossessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

engaging. attractive. charming.

Türkçe Sözlük

(i.). Başın ön tarafının üst kısmı, göz ve kaşların üstüne gelen ciheti: Osm. Nâsiye, cebîn, pîşânî. 1. Her şeyin ön ciheti, cephe: Binanın alnı 2. Yüz, veçhe, çehre. 3. Gösteriş, dış görünüş. 4. Cür’et, hayasızlık, küstahlık. Alnı açık = Utanacak işi olmıyan, afif, namuslu. Alnı ak = Kabahatsiz, mâsum. Alın teri = Meşakkatli ve namuskârane iş ve çalışma. Alın derisi, damarı = hayâ: Alnının damarı patlamış = hayâsız. Alın karışlamak = İnkâr makamında Aferin demek, beğenmek: Bu işi yapabilenin alnını karışlarım. Alınyazısı = Kader, mukadderat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

façade. frontal. hand plate. front plate. scuttle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be offended. get the needle. take offense. take offence. take umbrage at. be enrolled. be enroled. gain admission. resent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bought. to take offense at.

Türkçe - İngilizce Sözlük

borrowing. citation. excerpt. quotation. quote. extract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quoted passage. quotation.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (mat), bir sayıyı tam bölen.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Almak fiili ve tarz ve sureti, (bk.) Almak. 2. Satın alma, mübayaa, iştira. Alış veriş = Alım satım, ahz-ü İtâ, dâd-ü sitâd. 3. Bir mevkiin bir noktadan görünüşü, nezareti:’ Buranın alışı çok güzel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchase price. buying price. buying rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habit. convention. consuetude. custom. groove. habituation. practice. second nature. way.

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming accustomed. breaking in. orientation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be in the habit of doing. get used to. get accustomed to smth. accommodate oneself. addict. acclimate. acclimatize. accommodate. adjust. drop into a habit. become inured to. orient oneself. orientate oneself. become reconciled to. reconcile oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be used to. to be accustomed to. to get used to. to become accustomed to. to accustom oneself. to acclimatize oneself. to be in the habit of. to become addicted. to become reconciled to. to inure oneself to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get used to. to become familiar with. to grow used to sth. to be accustomed to. to accustom oneself to sth / to do sth. adjust oneself. get into. orient oneself. orientate. orientate oneself. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regrind. accustom. familiarize. addict. adjust. condition. break in. train. accommodate. attune. conform. dovetail. enure. exercise. habituate. harden. inure. school. season.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustom. attune. condition. drill. familiarize. readjust. season. to accustom. to habituate. to acclimatize. to familiarize. to inure sb to. to train. to tame. to break in. to run sth in.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Satınalma işi: Ben alışverişe çıkıyorum. 2. Alım satım işi: Geçen ay alışveriş çok durgundu. 3. Münasebet: Benim, seninle bir alışverişim yok.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dealings. shopping. trade. buying and selling. relations.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sağ, canlı, hayatta, diri; şevkli, sevinçli, faal; heyecanlı; hassas, haberdar, uyanık, farkında. alive with bees arı dolu. Man alive I argo Hey mübarek I

Türkçe Sözlük

1. Derhal almak, hemen alıp geçmek. 2. Derhal satın almak, hemen mübayaa etmek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Elde edildiği vakit teslim edilmek üzere, bir mahsul üzerine önceden yapılan satış.

Yabancı Kelime

Fr. à livrer

ekon. önceden satış

Ürün daha tarladayken, yetiştiği zaman teslim edilmek üzere, önceden pey verilerek yapılan satış.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). 1. Bir şeyin en yukarısı, tepesi. Mekâtib-i Aliye = Yüksek mektepler, okullar. Tedrisât-ı Aliye = Yüksek öğretim. 2. Halvetî tarikatı şubelerinden biri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a class of caustic bases, such as soda, potash, ammonia, and lithia, whose distinguishing peculiarities are solubility in alcohol and water, uniting with oils and fats to form soap, neutralizing and forming salts with acids, turning to brown severa

Türkçe - İngilizce Sözlük

Soluble mineral matter, other than common salt, contained in soils of natural waters. a mixture of soluble salts found in arid soils and some bodies of water; detrimental to agriculture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In glassmaking, a soluble salt consisting mainly of potassium carbonate or sodium carbonate It is one of the essential ingredients of glass, generally accounting for about 15-20 percent of the batch The alkali is a flux, which reduces the melting point of

Türkçe - İngilizce Sözlük

In chemistry, a substance capable of forming hydroxyl ions when dissolved in water Alkaline materials may be added to materials to neutralise acids or as an alkaline reserve or buffer for the purpose of counteracting acids which may form in the future Whi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any chemical substance that forms soluble soaps with fatty acids Alkalis are also referred to as bases They may cause severe burns to the skin Alkalis turn litmus paper blue and have pH values from 8 to l4. any substance having basic properties In a restr

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance having basic properties In a restricted sense it is applied to the hydroxides of ammonium, lithium, potassium and sodium Alkaline materials in lubricating oils neutralize acids to prevent acidic and corrosive wear in internal combustion engi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Base A substance which dissolves in water and releases a hydroxyl ion ; it has the ability to neutralize an acid and form a salt Strong alkalis are irritating and may damage tissue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemical that: 1) is usually corrosive to human tissue and must be handled with care; 2) has a pH of more than 7 0; 3) neutralizes acids to form salts; 4) dissociates in water yielding hydroxide ions; 5) turns litmus paper blue; and 6) may also be calle

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any compound having highly basic properties; i e , one that readily ionizes in aqueous solution to yield OH anions, with a pH above 7 0, and turns litmus paper blue Common commercial alkalis are sodium carbonate , caustic soda and caustic potash, lime, ly

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance that in water solution is bitter, more or less irritating, or caustic to the skin Strong alkalies in solution are corrosive to the skin and mucous membranes. a soluble mineral salt or a mixture of soluble salts, present in some soils, esp in

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any strongly basic substance of hydroxide and carbonate, such as soda, potash, etc , that is soluble in water and increases the pH of a solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that is the chemical opposite of an acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Historically, a compound that neutralizes acids Now known as a base.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemical substance which effectively neutralizes acid material so as to form neutral salts A base The opposite of acid Examples are ammonia and caustic soda.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecular or ionic substance that can combine with a proton to produce a new compound A compound having highly basic properties, that readily ionises in aqueous solutions to yield OH anions, with a pH of above 7.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Substance which neutralizes acids; calcium, potassium or sodium. any base or hydroxide having the following properties: solubility in water, the power of neutralizing acids, and the property of altering the tint of many coloring matters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any chemical substance that forms soluble soaps with fatty acids Alkalis are also referred to as bases They may cause severe burns to the skin Alkalis turn litmus paper blue and have pH values from 8 to 14. any of various water-soluble compounds capable o

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Acılık, acı tat. 2. Acı hıyar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acclamation. plaudits. applause. cheer. clap. acclaim. hand. plaudit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acclaim. acclamation. accolade. applause. cheer. clap. clapping. hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

applause. cheers. acclamation. clap. hand. handclap. plaudit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acclamation. applauding. cheering.

Türkçe Sözlük

(f.). El çırparak yüksek sesle takdir ve tahsin etmek: Halk, sanatkârı şiddetle alkışladı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alcoholic. intoxicating. containing alcohol. strong. spirituous. intoxicated. spiked. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alcoholic. spirituous. intoxicated. drunk.

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bütün, hep; her. all clear tehlike geçti işareti. all fours dört ayak. all hands (den). herkes. all his life butun ömrünce, hayatı boyunca. all-inclusive (s). herşey dahil. all night bütün gece. all the others ötekilerin hepsi, diğerleri. a

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). herkes, her şey. All went well. Her şey yolunda gitti.above all bilhassa, özellikle, her şeyden fazla. after all nihayet, velhasıl. All aboardl Herkes gemiye ! all in all her şeyi hesaba katarak. at all hiç. in all hepsi, tamamı, yekunu.onc

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). tamamen, bütün bütün. all along her zaman; daima. all at once hep birden. all but az daha; (-den) başka. all-embracing (s). her şeyi saran. all-fired (s), ABD, argo aşırı. All Fool-s Day (ing) 1 Nisan günü. all -important (s). çok mihim._all

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Al = harf-i tarif ilâh = mabûd). Kâinatı yaratan vücûd-ı mutlak, Tanrı, Rab, Mevlâ, Hudâ, Allahu a’lem = Allah daha iyi bilir, galiba, zannederim. Allahu ekber = Allah büyüktür (hayır temennisi). Allah Allah = Hayret ve hiddet ifade eder. Allah ıslâh etsin = Islaha muhtaç bir kimse hakkında denilir. Allah encâmını hayreyleye = Neticesi tehlikeli görünen bir iş hakkında. Allah için, Allah hakkı için = Yemindir; doğrusu: Hakkâ. Allah etmesin = Maazallah. Allah inandırsın = Hilâfım yoktur. Allah iyilik versin = Allah belâ vermesin beddua niyetiyle acıyarak dua. Allah bir = Yemin makamında. Söz bir Allah bir = Sözden dönülmiyeceğini temin makamında. Allah belâ versin = Beddua. Allah bilir = Allahu Alem, Hudâ Alem. Allah’tan bul, bulsun = Beddua. Allah’tan kork = Yapma, günahtır. Allah’tan korkmaz = ZAlim, insafsız. Allah selâmet versin = Yola çıkanlara dua. Allah sabır versin; Allah sabır ecir ihsan eyleye = Bir acı ve Afet halinde söylenilir teselli duası. Allah aşkına = Allah hakkı için; Allahı seversen = Yemin. Allah akıllar versin = Yolsuz bir harekette bulunanlar hakkında. Allah ömürler versin = Dua ve teşekkür makamında. Allah kavuştursun = Sevdiğinden ayrılana olunan dua. Allah kerim = Bir mahrumiyet ve ihtiyaç halinde söylenilir teselli ve ümit duasıdır. Allahım, rabbim, ilâhî; Allah versin = Bir nimete nail olanlar hakkında sevinç ifadesi ve olmıyanlar hakkında duadır. Allahı seversen = Allah aşkına; yemin. Aman Allah, aman Allahım = Aman ya rabbî. El-hükmullah = Emir Allah indir, rızâ ve tevekkül tâbiri. El-hamdüllllah = Şükür Allaha, itmam duasıdır. El-iyazübillah = Allaha sığındık. İnşallah — Allah isterse. Billahi; tallahi; vallahi = Allah hakkı için, yemin. Bismillah Allah’ın emriyle. Tecâvüzullah-i anhü, ann-seyyiate = Allah kusurunu affetsin. Taalallah = Makam-ı hayrette denilir. Hasbin-allah = Allah bize kâfidir. Rahmallah (müz.) rahmeallah (mü.) rahmehümallah (tes.), rahmehimallah (c.) ve rahmetullahı aleyhe, aleyhâ, aleyhimâ, aleyhim = Allah rahmet eyleye; ölüler hakkında dua. Radiallahü-anhü, anhâ, anhümâ, anhüm — Allah râzı olsun; sahabe ve tabiîn vesair millet büyükleri hakkında dua. Subhânallah = Takdis ve hayret makamında müstameldir. Şehdullah = Allah şahidimdir. Afaallah-ı anhu, anhâ, anhümâ, anhüm = Allah affetsin. Ilmullah = Allah bilir, yemin. Gufrullahu lehO, lehâ, lehümâ, lehüm = Allah affetsin. Kudusullah-ı sırre = Allah sırrını takdis etsin, evliyâ ve sofular hakkında dua. Kef-i billahi şehiden = Allahın şehadeti kâfidir. Maşallah = Makam-ı tahsin ve takdirde ve nazardan koruma duası. Meded-ullah = Ya rabbi meded. Maazallah, neüzu-billah = Allaha sığındık. («AlIahî» ve «Allahiyân» dememeli; «ilâhî» ve «ilâhiyûn» denir. Halk dilinde «elâlem» kelimesi Allah-u Alem terkibinden galattır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allah. God. lord. the creator. the almighty. the infinite. king of kings. the supreme. the eternal. the godhead. the providence. heaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allah. lord. the creator. father. the almighty. the infinite. king of kings. the supreme. the eternal. the godhead. the providence. heaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The one, supreme, and only God, the creator of the world and the universe The term 'Allah' is used by Muslims and many Arabic-speaking Christians alike to refer to the God of Abraham, Isaac, and Jacob whom adherents of Christianity, Islam, and Judaism wor

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allah is the Arabic word for God For Muslims, the word signifies the one true God Arabic-speaking Christians and Jews also often use the word Allah, with the exact meaning of God Muslims do not believe that Jesus is God; instead they respect him and follo

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic for God It derives from Ilah: God, but has the distinct notion that Allah is the true God, etymologically formed by the use of 'Al,' the Arabic definite article and 'Ilah;' and then combined into 'Allah '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The One Creator is known in Arabic and in Islam as Allah He is also known in other monotheistic religions as the Lord, God and Jehovah.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allah is the Arabic name for the only creator of all existents.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The One True God, Creator of the Universe, and the only God to be worshipped Muslims believe that Allah is the same God worshipped by the Judeo-Christian prophets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

God; the Greatest Name of God Literally 'The God' Allah designates the Source from which all things seen and unseen emanate and return The name encompasses all the Divine Names such as al-Awwal , al-Akhir , al-Zahir , al-Batin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Derives from the word 'Ilah' which means 'the One deserving of all worship' All of Allah's creations have been ordained to call him by this name.

Türkçe - İngilizce Sözlük

genetic endowment. natural endowments. flair. innate. native gifts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

godless. atheistic tanrısız. cruel. ruthless. unfeeling. cold-hearted acımasız. insafsız. vicdansız.

Türkçe Sözlük

(i.) (k kalın okunur). Aldatıcı, sözünde durmaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bewildered. to turn into a mess. shatter.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilim» den imüb.). Çok bilen. (Sıfât-ı Allah’tan olup, insana itlâk olunmaz, (bk.) allâme).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yatıştırmak, teskin etmek, bastırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vatan veya hükümdara sadakat; sadakat, bağlılık, merbutiyet (gerçeğe, bir partiye v.b.).

Türkçe Sözlük

Bir öykü, bir düşünce ya da kavramın figüratif bir simge hâlinde betimlenişidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement in this time. a quicker tempo than andante but not as fast as allegro faster than allegro in a moderately quick tempo; 'play this more allegretto'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately fast, lively Faster than Andante, slower than allegro. a little slower than allegro. Fast and lively, but not as fast as allegro. - Just a 'little allegro', slower than allegro [back]. A rather fast tempo, somewhat slower than allegro but faste

Türkçe - İngilizce Sözlük

Somewhat slower than allegro Moderately quick movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately lively. : a little bit lively and fast. slightly slower than Allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Light and cheerful Faster than moderato, slower than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quickly. a quicker tempo than andante but not as fast as allegro. in a moderately quick tempo; 'play this more allegretto'. faster than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning fast Tempo Notation.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hafifletmek, yatıştırmak , teskin etmek. allevia'tion (i). hafifleme; teselli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçit, dar sokak, pasaj, ara yol; patika; bowling oyununa mahsus dar yol. up his alley tam onun işi, biçilmiş kaftan. alley cat sokak kedisi. alleyway (i). binaları birbirine bağlayan geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amerika timsahı. alligator pear perse ağacı veya meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir satır veya cümlecikte aynı sesi tekrar etmek. allitera'tion (i). bir cümlecikte aynı sesi tekrar etme. alliterative (s): aynı sesin tekrar edildiği par,ca veya cümleciğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tahsis etmek, yerini tayin etmek. alloca'tion (i). tahsis etme, yerini tayin etme, tahsisat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zıt tedavi usulüne ait. al,lopath, allop'athist (i). bu usulü uygulayan doktor. allopathically (z). bu usule göre. allop'athy (i). zıt tedavi usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bırakmak, izin vermek, müsaade etmek; tasvip etmek; tasdik etmek; hesaba katmak, saymak; itiraf etmek, kabul etmek, teslim etmek; razı olmak, rıza göstermek; itiraf etmek; hesaplamak. allowable (s). caiz, meşru, hesaba katılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tahsisat, harçlık, aylık, haftalık vb; bırakma; karşılık; müsamaha, göz yumma, müsaade, rıza; itiraf, kabul, teslim; (tic). fiyat indirimi, tenzilât; tolerans, yedek pay; (f). harçlık bağlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. inclusion. receipt. reception. taking. receiving. buying.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appropriation. buy. getting. receiving. reception. take. taking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Analytical Laboratory Manager's Association An organization in America. , queen of 'Body Castle,' beset by enemies for seven years The besiegers are a rabble rout of evil desires, foul imaginations, and silly conceits Alma conducted Arthur and Sir Guyon o

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Batlamyos'un astronomi kitabı; Ortaçağda yazılmış fen kitabı.

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

Türkçe - İngilizce Sözlük

take. get. buy. receive. accept. take in. seize. capture. conquer. pick up. gain. put on. admit. assume. borrow. collect. come in. divest smb. of. draw. enter on. enter upon. enucleate. excise. extract. fetch. garner. have. help one.

Türkçe - İngilizce Sözlük

get. receive. to take. to get. to buy. to purchase. to capture. to conquer. to take along. to catch. to take on. to hire. to employ. to sweep. to clean. to sense. to receive. to marry a girl. to hold. to be able to contain. accept.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A.). Kitap biçiminde bir çeşit takvimdir. Yılın bölümlerinden başka bayram, yıldönümü gibi belli günleri gösterir; ayrıca astronomi, meteoroloji, istatistik bilgiler verir.

Yabancı Kelime

Fr. almanach

yıllık

Yılın gün, hafta, ay vb. bölümlerinden başka, bayram, yıl dönümü gibi belli günleri ve birtakım astronomi, meteoroloji, istatistik bilgilerini gösteren kitap biçiminde takvim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

germany. the fatherland.

Ülke

(Germany) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Berlin.

İdari bölümler: 16 eyalet; Baden-Wuerttemberg, Bayern, Berlin, Brandenburg, Bremen, Hamburg, Hessen, Mecklenburg-Vorpommern, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen, Rheinland-Pfalz, Saarland, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Schleswig-Holstein, Thueringen.

Bağımsızlık günü: 18 Ocak 1871.

Milli bayram: Birleşme Günü, 3 Ekim (1990).

Anayasa: 23 Mayıs 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BDEAC, BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrup

Ülke


Daha Büyük Görüntüle . Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate. alternative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate. used by taking turns.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (çoğ)., tek sadaka, zekat.

Türkçe Sözlük

(I ince söylenir). Telefon konuşmalarında dikkati çekmek için kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ATO-AUSTRAC Liaison Officer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., edat boyunca, müddetince; yanı sıra, yakın. alongside (z)., edat yanına , yanında, bordasında, bordasına. alongshore (z). kıyı boyunca. along about esnasında, sularında. be along varmak, vasıl olmak. all along öteden beri; hep böyle, h

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Adrian renegade, a Venetian by extraction, who forswore the Christian faith to become a commander in the Turkish army He led the host to the siege of Corinth, while that country was under the dominion of the Doge He loved Francesca, daughter of Minott

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allied Logistic Publication.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alkaline phosphatase.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Articulated Loading Platform.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bazı günler güneşin doğuşunda ve batışında dağların tepelerine vuran pembe ışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). evvelce; şimdiden, halen; zaten.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ABD, (k).dili yarışı kaybeden at; başarısızlığa uğrayan politikacı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üst karşılığı, zîr, taht: Yerin üstü de bir altı da bir. 2. Arka, geri, son: Bu işin altı iyi çıkmıyacak. 3. Gerideki kısım, mâbad, başka cihet: Hikâyenin altı daha gariptir. 4. Aşağıda, bir diğer şeyin aşağılında bulunan, esfel, tahtanî: Alt kat, alt çene. 5. Bir şeye mâruz bulunan: Top altı, rüzgâr altı. Alt alta = Birbirinin altında. Alt aşağı vurmak = Galebe çalmak, yere vurmak. Alta almak = Mağlûb etmek, yenmek. Altüst = Yukarısı aşağı ve aşağısı yukarı gelecek surette, zîr-ü zeber. Altüst etmek = Çok karıştırıp zîr-ü zeber etmek. Alt olmak = Mağlûb olmak, yenilmek, bahiste kaybetmek. Alt etmek = Mağlûb etmek, yenmek, bahiste yenmek. Alt başında = Fasılasız altında, yanında. Alt taraf, alt yan = Bitişik olan aşağı yön, mâbad. Altta kalmak = 1. Mağlûb olmak, yenilmek. 2. Minnettar olmak, bir iyilik görüp de karşılıkta bulunamamak. Altlı üstlü = fevkanî ve tahtanî, aşağısı ve yukarısı beraber: Bu ev altlı üstlü kiraya verilir. Ayakaltı = Geçiş yeri, yol üstünde olan. Ayak altına almak = Çok dövmek, hakir görmek. Elaltından = Gizlice, hafiyyen. El altı = Maiyet, tab’alar. Bıyıkaftı = İstihza: Bıyıkaltından gülmek. Çene altı = Çene altında gerdanın sarkan yeri, gabgab. Hasıraltı, minderaltı = İhmal, yapmama. Saman altından su yürütmek = Aslâ belli olmıyacak surette desiseler kurmak. Dam altı = Ustü örtülü yer, bina. Kubbe altı = Eskiden meclis yeri. Topkapı Sarayı’nda Dİvân-ı Hümâyûn denen Osmanlı hükümetin toplandığı yer. Kahvaltı = Sabah kahvesiyle beraber yenen yemek, kahvaltı, acele olarak yenen şey: Kahvaltı etmek = Bu yemeği yemek. Yer altı = Bodrum, mahzen. Alta, altta, alttan tâbirleri mekân ve harf-i cer mânâsını ifade ederler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. inferior. lower. nether. infra. subaltern. subordinate. lower. buttom. underneath. underside. base. lower part. bottom. infra-. sub-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom. foot. humble. inferior. lower. nether. subordinate. underneath. underside.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom. child. buttocks. rump. the lower part. inferior. nether. sub. subaltern. subordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- See section Keyboard Input.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- See section Alt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- See section Kinds of User Input. alternate. the Alternative ke

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase - a protein which, when found in elevated quantities, generally indiciates liver damage Genotype: Different genotypes of the one virus are similar enough to be regarded as the same type but have some minor differences in their RNA

Türkçe - İngilizce Sözlük

Altitude or Altimeter or Alternate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alternative Service Providers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type of newsgroup that discusses alternative-type topics The alt groups are not official newsgroups, but lots of people read them anyway.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Loop Test System The operations system that provides a single comprehensive automated test system for testing international customer POTS lines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ALTernate key on the keyboard, used to access alternate characters or modify mouse actions You can move a polygon after selecting it, for example, by holding down the Left Mouse Button and the ALT key simultaneously.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- See section Kinds of User Input.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alternative Text, displayed in place of an image during download and by none graphical browsers to decribe the image This is a required attribute for all images.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- See User Input.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt is the name of a modifier bit which a keyboard input character may have To make a character Alt, type it while holding down the ALT key Such characters are given names that start with Alt- Alt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase, a protein which, when found in the blood in elevated quantities, generally indicates liver dysfunction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alternative label Used in an HTML tag for the benefit of people using nongraphical browsers, or for people using a browser with graphics turned off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A special key on most computer keyboards that allows users to access alternate features and keyboard 'hotkeys' Alt is almost always used in conjunction with another key, such as 'F4' or 'Ctrl'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alt stands for Alternative, one of the categories of Usenet newsgroups.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase - a liver enzyme The ALT test determines the level of this enzyme in the blood Blood donors who show a high level of ALT may be at increased risk of transmitting Hepatitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A USENET category used for newsgroups on alternative topics. angular distance above the horizon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom cap. lower cap. catch title. subheading.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat. to overwhelm. overcome.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttom layer. bottom course. substratum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the lower part. the underside. remainder. the rest. the outcome. all that is involved (is only.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Asya’da Batı Sibirya ile Moğolistan’ı ayıran dağlık bölge. 2.Altay dağlan bölgesinde yaşayan Türklerin genel adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

().i (astr). gökcisimlerinin açı ve yüksekliklerini ölçmeye yarayan ve biri yatay diğeri dikey iki tane dereceli dairesi olan bir alet.

Türkçe Sözlük

(i. Anatomi). Deriyi meydana getiren iki tabakadan iç tarafta olanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değiştirmek, tahvil etmek; hadım etmek; değişmek, başka türlü olmak. alter course (den) rota değiştirmek. alterable (s). değişir, değiştirilebilir. altera'tion (i). değişiklik düzeltme, başkalaşma. alterative (i). (i) değiştirici; (i)., (tıb)

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). bir kimsenin ikinci şahsiyeti; çok yakın dost.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kavga etmek, atışmak , şiddetli münakaşa etmek. alterca'tion (i). kavga, çekişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). münavebe ile birbirini takip etmek veya ettirmek; bir sıra takip etmek, birbiri ardına gelmek. alternating current (elek). dalgalı akım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). karşılıklı, almaşık, münavebeli; (bot). karşılıklı olmayan, almaşık ;(i). icabında başkasının yerini alabilen kimse, vekil. alternately (z). münavebe ile, sıra ile.

Yabancı Kelime

Fr. alternatif

1. seçenek, 2. almaşık, 3. fiz. dalgalı

1. Birinin yerine seçilebilecek bir başka yol, yöntem. 2. Almaşlı olarak işleyen. 3. Belli dalga boylarını alabilen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate. alternating. alternative. alternative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. disjunctive.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). iki şıktan birini seçme imkanını gösteren, diğer, başka,(i). şık, iki şeyden biri, çare, iki şıktan biri . I had no alternative. Başka çarem kalmamıştı. Yapacak başka bir şey yoktu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dalgalı elektrik akımı veren üreteç, alternatör.

Türkçe Sözlük

Beş ile yedi arasındaki sayı, Arapça sitt, Farsça şeş, 6; onaltı = Sitt aşar, 16; altıda bir = Südüs. Altı-okka = Yorgan içinde birini arka üstü yatırıp ellerinden ve bacaklarından tutarak yukarı kaldırdıktan sonra yere bırakaraktan icra olunan oyun ki, çocuklar arasında mızıkçılık edenlere ceza olarak yapılır.

Türkçe Sözlük

(i.) T. Maruf kıymetli maden (Osm. zer, zeheb). 2. Altın para, lira, dinar, flori. 3. Zenginlik, servet. 4. Altından yapılmış, zerrîn: Altın saat, altın zarf. Pek güzel, pek yolunda : Onun işi altın. Altın babası = Pek zengin adam. Altın tozu = Teber. Altın topu = Pek güzel çocuk, nur parçası. Altın kakma = Altın tel ve pullar kakmakla tezyin olunmuş, zernişân. Altın yaprağı = Altından varak.

ELEMENTLER

Simgesi: Au

Atom Numarası:79

Kütle Numarası:196,97

Yoğunluk:19,32g/cm3

Erime Sıcaklığı:1064 °C

Kaynama Sıcaklığı:2856 °C

İşlenmeye en uygun, yumuşak bir metaldir.

Elektrik ve ısı iletkenliği yüksektir.

Kızılötesi ışığı yansıttığından uzay araçlarında kaplama olarak kullanılır.

Ekonomik olarak değerlidir.

Türkçe Sözlük

“Altın Bölüm” ya da “Altın Kesit” de denir. Herhangi bir geometrik biçimde, varlığı estetik bir üstünlük sayılan oran. Parçalar arasındaki orantıda, küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütün parçaya oranına eşittir. Cebirsel olarak; a/b= b/ (a/b) biçiminde ifade edilir. Parçalar arasındaki oranın değeri olan 1.618 “altın sayı” adını alır. Altın oran, geometrik olarak iki kareden oluşan bir dikdörtgenin köşegeni aracılığıyla kurulur. Antik Çağdan bu yana matematikçilere ve sanat kuramcılarına konu olan Altın oran, bu adı XIX.yy da almıştır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. underneath. beneath. down. down below. down there. sub. underneath.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beneath. under. underneath.

Türkçe Sözlük

(i.). Altından şeyler yapan san’atkâr. Altını varak hâline getiren.

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. down. below. beneath. underneath. down below. below smb. under. below. underneath. beneath. neath. sub.

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. down. below. beneath. underneath. down below. below smb. neath. sub.

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. below. beneath. hypo. underneath.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Enuresis denir. Altına ve yatağına işeyen çocuklar; genellikle anne ve babasından yeteri kadar sevgi ve ilgi görmeyen çocuklardır. Hastalık, belli bir nedenden kaynaklanmıyorsa; yapılacak iş, çocuğa ihtiyacı olan sevgiyi vermektir; ancak altını ıslatmak, herhangi bir böbrek rahatsızlığı veya şeker hastalığından da kaynaklanabilir. Bu nedenle doktora gitmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Süzme bal

Hazırlanışı : Hergün, en az iki tatlı kaşığı süzme bal yedirilir.

Şifalı Bitki

(ipeka): Güney Amerika’da yetişen bir bitkidir. Kullanılığı yerler:Az miktarda kullanıldığı takdirde tatlandırıcıdır. Yüksek dozlarda kullanılırsa kusturur, ishal yapar. Müzmin bronşitte ifrazatı artırır.

Türkçe Sözlük

(i.). Rovelver (rövolver) denilen mükerrer ateşli, altı mermi alan tabanca.

Türkçe Sözlük

(i.). Hattatların yazı yazarken kâğıdı dayamak için kullandıkları kalınca kâğıt, el siperi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coaster. mat. mount. support. pad. pedestal. doily.

Türkçe - İngilizce Sözlük

footing. support. base. pad. coaster. horsejack. sole plate. fundament. horse. underlay. bolster. socle. trestle. litter. skid. building block. carriage. centering mount. matting sill. joist.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit iskambil oyunu. Altmışaltıya bağlamak = Boş vaatlerle oyalamak, biraz taviz vererek işi halletmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixty each. sixty at a time.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest female voice Sometimes this term is used interchangeably with Mezzo Soprano. 'High ' Commonly, the low female voice Also, when prefixed to the name of an instrument it indicates one size lerger than the soprano member of the family. prefix to c

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highest adult male voice, or a female voice in the same range At Knox, the Alto section of the choir is usually made up of women.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Xerox personal computer, which unfortunately was never sold.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. dislocate. disorganize. overset. upset.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to upset. to ruin. agitate. churn. dislocate. disorganize. invert. knock over. to turn over. overturn. perturb. subvert. throw out. trouble. tumble.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Erik, şeft-Alû, şefteâlû: Kayısı eriği, tüylü erik, şeftali. Zerd Alû ‘sarı erik’: Zerdâlî. Dilimizde bundan galat olarak bazı erik çeşitlerine «hulu» denir.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imas. olup sıfat terkibine girer). Bulaşık, bulaşmış, kirli: HOn-ilûd = Kana bulaşık; hâb-Alûd = Uykuya bulaşmış, uyumuş; merhamet Alûd = Merhametli.

ELEMENTLER

Simgesi: Al

Atom Numarası:13

Kütle Numarası:26,982

Yoğunluk:2,702g/cm3

Erime Sıcaklığı:660 °C

Kaynama Sıcaklığı:2519 °C

Dayanıklı, kolay işlenebilen ve hafif bir element olması nedeniyle elektrik hatlarında ve endüstrinin diğer alanlarında yararlanılır.

Alaşımları, uçak ve roket parçaları yapımında kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat)., (zool). küçük çukur; diş çukuru; akciğer alveolu. alveolar (s). diş yuvasına ait.

Türkçe Sözlük

(i. Anatomi). Kana kırmızı rengini veren, çekirdeksiz yuvarlak hücre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pussy. quim. cunt. snatch. female genital organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first person singular of the verb be, in the indicative mode, present tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a radioactive transuranic metallic element; discovered by bombarding uranium with helium atoms. a master's degree in arts and sciences. modulation of the amplitude of the carrier wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude modulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation, as employed in AM radio broadcast This modulation varies a carrier signal's amplitude or magnitude to encode it with the desired broadcast signal The encoded signal is then broadcast at the station's designated carrier frequency A ra

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ammeter or Amplitude Modulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation The simplest carrier modulation technique where the RF carrier's amplitude envelope is modulated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation. abbr Amplitude Modulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation Modulation technique whereby information is conveyed through the amplitude of the carrier signal Compare with FM and PAM See also modulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation A method of broadcasting radio signals.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude modulation; a method of broadcasting in which the desired audio or video signal modulates the amplitude of a 'carrier' signal Analog Information that is reproduced using a continuously varying electronic signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation AM is the standard broadcast transmission system used by the majority of licensed radio stations The term is commonly used to differentiate between AM and FM radio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A modulation technique used to add information to a sine-wave signal; the magnitude of the sine wave, or carrier, is modified in accordance with the information to be transmitted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude modulation of radio waves.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude modulation Used for radio broadcasts, usually in the MW and SW bands. amplitude modulation A modulation technique by which information is conveyed through the amplitude of the carrier signal Compare with FM and PAM See also modulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude modulation A method of operation for transmitting signals by radio waves, used in medium wave broadcasting.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Artium Magister, Master of Arts. AM (kıs). Anno Mundi, dünya yaratıldığı seneden. am (kıs). ante meridiem, öğleden evvel. Am, (kıs). America, American.

Türkçe Sözlük

(e. A.) (Türkçe’de hemze medle okunur). 1. Lâkin, ancak, şu kadar var ki: Bilir ama söylemez. 2. Kaldı ki, gelelim, gelince: Ama o râzı olmayacakmış, kendi bileceği iştir («ki» ilâvesiyle pek Acemâne bir şive alır). 3. Şaşkınlık ve büyüklük ifade eden edat: Amma yaptın, amma yazı, ama ne yazı, amma ses ha, amma da ses, amma baad Kitap ve nutukta duadan sonra maksada girişileceği vakit iradı mutad bir tâbir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Medical Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Medical Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Medical Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Management Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Association of Metropolitan Authorities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Motorcyclist Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Against Medical Advice. abbr Automatic Messaging Account.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Against medical advice, notation made in the record of a patient who leaves an inpatient setting against the physician's advice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Message Accounting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Academy Of Model Aeronautics The official national body for model aviation in the United States AMA sanctions more than a thousand model competitions throughout the country each year, and certifies official model flying records on a national and inter

Türkçe - İngilizce Sözlük

Academy of Model Aeronautics This is the largest formal association of model aircraft builders in the U S The AMA promotes model aviation in a variety of ways.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Academy Of Model Aeronautics The official national body for model aviation in the United States AMA sanctions more than a thousand model competitions throughout the country each year, and certifies official model flying records on a national and inter

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Message Accounting. aquaculture management area.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Message Accounting See Call Detail Record.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Actuator Mechanism Assembly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

goal. aim. target. ideal. intention. will. bourn. bourne. cause. consummation. design. destination. dream. drift. function. idea. intent. meaning. mission. object. objective. point. purpose. scope. sense. terminus. turn. use. view. wherefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intend. aim at. fasten on. purpose. will. work up. zero in on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to aim at. to purpose. to intend. aim. plan on. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. at the disposal of. prepared for. on toast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native compound of mercury and silver.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To amalgamate. a combination or blend of diverse things; 'his theory is an amalgam of earlier ideas' an alloy of mercury with another metal used by dentists to fill cavities in teeth; except for iron and platinum all metals dissolve in mercury and chemist

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantages-color, breaks down in mouth releasing mercury and other trace metals Stains

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- color, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alloy or union of mercury with another metal; gold or other metal that has been coated with mercury by adhesion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantages- expansion/contraction of metallic substance, color, breaks down in 10-20 y

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dental filling material, composed of mercury, silver and other metals, used to fill teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silver filling material.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silver colored dental filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- color, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver coloured filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- colour, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A physical alloy of mercury with one or more other metals. a mixture of silver and mercury that has been used for fillings since the mid 1800s Expands and contracts over time eventually damaging or fracturing the tooth Definitely not part of 21st century

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of silver, mercury, and other metals that is used to fill cavities in teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The combination of mercury with one or another metals after milling, generally gold.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Silver-colored filling material.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tooth filling. the most common material used for fillings, also called silver fillings; a mixture of mercury , silver, tin, copper and zinc used for fillings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dental filling material, composed of mercury and other minerals, used to fill decayed teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alloy containing mercury. an alloy of mercury with another metal used by dentists to fill cavities in teeth; except for iron and platinum all metals dissolve in mercury and chemists refer to the resulting mercury mixtures as amalgams. a combination or

Türkçe Sözlük

(e.) (Aslı Arapça olup, medsiz elifledir). 1. İmdat ve feryat makamında kullanılır: Amân efendim; Amân Allahım. 2. Af istemek için kullanılır. Amân; bir daha yapmam. 3. Rica ve yalvarmaya delalet eder: Aman; gitmeyin bugün; Amân öyle söyleme. 4. Sabırsızlıkla hiddet ve infial beyan eder: Uf Amân; bırak beni. 5. Tenbih ve sakınma alâmetidir: Amân; çocuğa bak. Cem’e hitap olundukta «amanın» suretinde dahi kullanılır, (bk.) Aman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. merciless. inexorable. cutthroat. implacable. unrelenting.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kâtip, yazıcı, sekreter.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amatör, meraklı, hevesli kimse; spor amatör sporcu. amateur'ish (s). acemi veya amatör işi gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aşka eğilimli; aşkla ilgili. amativeness (i). aşk eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amonyum nitrattan yapılmış patlayıcı bir madde.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir işi para kazanma gayesiyle değil, zevk için yapan kimse: Radyo amatörü, fotoğraf amatörü.

Yabancı Kelime

Fr. amateur

özengen

Bir işi para kazanmak için değil, yalnız zevki için yapan, hevesli, meraklı (kimse).

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateur. hobbyist. dabbler. dilettante.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateurish. unprofessional.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). âşıkane; ateşli, şehvetle ilgili.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Eski çağların Amazonları’na benzetilerek: Erkek gibi, savaş saflarında yer alan kadın. 2. Ata binen kadın.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A name numerous species of South American parrots of the genus Chrysotis mainly green tropical American parrots a major South American river; flows into the South Atlantic; the world's 2nd longest river one of a nation of women warriors of Scythia a large

Türkçe - İngilizce Sözlük

a large strong and aggressive woman. one of a nation of women warriors of Scythia. a major South American river; flows into the South Atlantic; the world's 2nd longest river. mainly green tropical American parrots.

Türkçe Sözlük

(i.) (kelimenin aslı Arapça olup, ancak Arapça’da hemzesi medsizdir). 1. Zahire vesaire koymaya mahsus büyük sandık. 2. Mal vesaire koymaya ve saklamaya mahsus yer, mahzen, mağaza, depo. 3. Geminin yük koymaya mahsus yeri. 4. Savaş gemilerinde topların sıralandığı kat: İki anbarlı, üç anbarlı gemi. Ambar-emini = Ambarcı, gümrük vesairede enbarın muhafaza ve idaresine mamur adam. Der ambar etmek = Ambara koymak. Kırkambar = Muhtelif şeyleri havi dükkân vesaire. İnsan hakkında: Geniş ansiklopedik bilgisi olan adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyükelçi, sefir; büyük yetki sahibi siyasi delege; büyük bir davanın temsilci veya savunucusu. ambassador plenipotentiary büyükelçi. ambassadress (i). sefire. ambassador'ial (s). büyükelçi ile ilgili, sefareti ilgilendiren. ambassador -at

Türkçe - İngilizce Sözlük

To preserve in amber; as, an ambered fly. a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair' a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair'. a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry. a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first shadow of the primal plane of Order, the city of A is the archtype of all cities The Palace of A is the seat of the King of A , the ruler of Order.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Naturally occurring, yellow to gold gemstone, fairly soft, which is the fossilized remains of tree resin Used in jewelry, mostly in the Roman period. A chromatic color of glass or plastic containers It is used principally to protect the contents of the co

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molecular modeling package AMBER produces an output that it refers to as 'PDB' but differs from true PDB in several areas, enough so to warrant a separate set of handling routines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brown color of glass that absorbs nearly all radiation with wavelengths shorter than 450mm Amber glass offers excellent protection from ultraviolet radiation This is critical for products such as beer and certain drugs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assisted Model Building with Energy Refinement molecular simulation programs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Obtained from fir trees Gives a fragrance a very rich, warm fragrance tone It is commonly used in fragrances that fall into the 'oriental' category.

Türkçe - İngilizce Sözlük

New name for Acrobat See entry above. a white wine gets approximately this colour after a long ageing or an early oxidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student at Sunnydale High School, Amber was seen in 'The Witch' trying out for the cheerleading team, during which she spontaneously combusted due to a witch's spell She trained with one of the best cheerleading coaches money could buy , and the rumor i

Türkçe - İngilizce Sözlük

A translucent fossilised resin that comes in a range of colours including, yellows, reds, whites, blacks and blues When rubbed, amber produces static electricity The best quality amber is clear.

Şifalı Bitki

(kadıntuzluğu): Yabani, çalı şeklinde, sarı çiçekli bir ağaçtır. Kökü acıdır. Yaprakları ve yemişi tatlıdır. Seyrek ormanlarda bulunur. Boyu 2-3 metre arasındadır. Meyvelerinde bol miktarda C vitamini vardır. Meyveleri, kabukları ve kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Karaciğer ve safra kesesi hastalıklarını iyileştirir. Ateşi düşürür. Hazım bozukluklarını giderir. Bağırsak iltihaplarını tedavi eder. Öksürüğü keser. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Ağız yaralarını iyileştirir. Kan dolaşımını düzenler. Yüksek tansiyonu düşürür. Siyatik, romatizma ve eklem ağrılarını giderir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolaşan; kuşatan, çevreleyen , ihata eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gezmek, yürümek. ambulant (s) seyyar, gezici; (tıb). vücudun bir tarafından başka tarafına geçen; (tıb). hastayı yatırmaya lüzum göstermeyen. ambula'tion (i). gezme, gezinme, gezicilik. am'bulatory (i)., (s)., (mim). gezilecek yer; (s). g

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pusu, tuzak; (f). tuzak kurmak, pusuya düşürmek. Iay an ambush pusu kurmak. Iie in ambush pusuya yatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

avuncular. paternal uncle. uncle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncle. collateral ancestors. related in the collateral line. special cousins.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amateur Motorcycle Association.

Türkçe Sözlük

(i.). Bâb-ı Alt’de MAbeyn-i Hümâyûnla olan muhabere kaleminin reisi ve Meclis-i HAss-ı Vükelâ başkâtibi: Amedci Bey. Asıl resmî adı: Amedî-i Dİvân-i Hümâyûn’dur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Amâl). 1. İş, kâr, fiil: Amel-i hayr = Hayırlı iş, amel-l kesir = Uzun iş. 2. İcra, tatbik, bir kaide veya ilâhî emrin yürürlüğe konması: İlmi ile amel ediyor, icab-ı şer’İsini bilerek amel ediyor. 3. Bir adamın mezhebinin emirlerine ve yasaklarına göre ettiği hareket: Onun ameli iyidir. Ameli bozuktur. Mahşer gününde herkes ameline göre muamele görecektir. 4. Eser, mahsul, sây, masnû: Bu kılıç hangi ustanın amelidir? 5. Tesir, fiil ve icrasını gösterme: İçtiğim ilâç amel etmedi. 6. Ter, ishal, liynet: Ameli vardır. Amelden rahatsızdır. Bu gece beş defa amel etti. 7. Edebiyat. (Arap gramerinde)Bir kelime veya mânevi Amilin diğer bir kelimenin İrâbına verdiği değişiklik: Harf-i cer bir isim üzerine amel edip onu mecrû eder. 8. (matematik). Hesapta dört işlem de denilen dört başlı kaidenin beheri ki cem, tarh, darb, taksimdir. 9. Vaktiyle Araplar’ca Amil denilen bir vali veya mutasarrıfın hükümeti ve idaresi altında bulunan yer. (Tıp) Amel-i kayseri = Doğurmaya yakın bir kadının hayatından ümit kesildikte, karnını yarıp çocuğunu almak ameliyatı ki, meşhur kayser Juliues Caesar böyle alınmış olmakla, ismine izafetle tesmiye olunmuştur. Şimdi Fransızca’dan (sezaryen) deniyor. Düstûrül-amel = Ona göre tatbik olunan esas kaide. Bir memura rehber-i harekât olmak üzere verilen emir ve talimat vesaire: Elinde düstûr-ül-amel olacak talimatı vardır. Mühendislerce düstûr-ül-amel olacak esaslı bir kitaba ihtiyaç vardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

diarrhea. diarrhoea. catharsis. act. action. runs.

Türkçe Sözlük

(MANDE) (i. F.) (A. amel: İş. F. mânden: Kalmak). İşten kalmış, iş göremez, battal, muattal, ihtiyarlıktan veya bir sakatlıktan artık hiç bir iş göremez hale gelmiş adam: Amel-i mânda bir ihtiyar. Amel-i mândalara mahsus hayrat-hane.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Amil) (lisanımızda bu mânâ ile kullanılmaz. Türkçe’de müfret gibi de kullanılır). İşçi, rençber, ırgat, gündelikle ağır iş ve hizmetlerde bulunan adam: Amelenin geçiminin temini düşünülecek iştir. Bir amele bulmalı. Çiftliğini ameleye işletiyor.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ameliye). Sırf ilme ve nazariyata ait olmayıp ameliyat ve icraatla dahi yapılan, icraattı, tecrübeli, pratik: Cerrahlığın ilmî cihetini bilmek kifayet etmez, amelî cihetinde dahi alışkanlık elde etmek iktiza eder. Hastahaneye, eczahaneye devam etmekle sırf amelî cerrahlık, eczacılık öğrenmiştir. Amelî bahçıvanlık: İlmî ve amelî çiftçilik. Hikmet-i amelîye: Vaktiyle ilm-i servet ve ilm-i idare-i mülk (sciences politiques et iconomie politique) gibi ameliyat ve icraat için lâzım olan ilimlerin hepsine verilen isimdir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

practical. applied. functional. operational. operative.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عملی] pratik, uygulamalı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «ameliye» bu mânâ ile lisanımızda kullanılmaz). Bir fen ve ilmin icraat ve tatbikat ciheti: Ameliyat-ı cerrahiye, ameliyat-ı kimyeviye, ameliyat görülmedikçe kimyadan bir şey anlaşılmaz. Tıp fakültelerinde talebelerin tahsillerini tamamlamaları, mahir profesörlerin nezaretinde büyük hastahanelerde ameliyat görmelerine bağlıdır. Dilimizde fiil gibi de kullanılır: Filan operatör dün pek büyük bir ameliyat yaptı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical. operating. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation. surgery. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical operation. performance. practice.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمليات] işlemler, uygulamalar. 2.ameliyat.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hastaların ameliyat edildiği oda.

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. theater. theatre. operating theater. operating theatre. surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

theatre. operating theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. operating theater. operating theatre. operating theater theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who has undergone a surgical operation.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ıslah etmek, düzeltmek, tashih etmek; (huk). bir tasarı vb'ni tadil etmek; tamir etmek; değişiklik yapmak; iyileşmek , düzelmek; iyileşmeye yüz tutmak., amendable (s). tadil edilebilir, düzeltilebilir. amendatory (s). ıslah edici, düzeltici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). tazminat. make amends for özür dilemek; af dilemek; kusurunu düzeltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tatlılık, letafet; (çoğ). hoş tavırlar; hayatın hoş ve konforlu yönleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

states. america. the states.

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Pasifik Okyanusu’nda adalar grubu.

Coğrafi konumu: 14 20 Güney enlemi, 170 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Okyanusya.

Yüzölçümü: toplam: 199 km².

Kara: 199 km².

Su: 0 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 116 km.

İklimi: Tropikal deniz iklimi, güneydoğudan hafif rüzgarlar esmekte; Kasım - Nisan ayları yağışlı, Mayıs - Ekim ayları kuru geçer.

Arazi yapısı: Dik kayalıklı beş volkanik ada, sınırlı kıyı ovaları, iki mercan adası yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Lata dağı 964 m.

Doğal kaynakları: Sünger taşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %10.

Ormanlık arazi: %70.

Diğer: %10 (2005 verileri).

Doğal afetler: Aralık - Mart ayları arasında ortaya tufanlar çıkmaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 57,794 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %34.7 (erkek 10,388; kadın 9,654).

15-64 yaş: %62.4 (erkek 18,698; kadın 9,654).

65 yaş ve üzeri: %2.9 (erkek 633; kadın 1,071) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.19 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -21.11 mülteci/1,000 nüfus (2006 verileri).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.08 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.08 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.59 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.06 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 9.07 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.05 yıl.

Erkeklerde: 72.48 yıl.

Kadınlarda: 79.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Amerikan Samolilisi.

Nüfusun etnik dağılımı: Samoliler (Polonezler) %89, Beyaz ırklar %2, Tongan %4, diğer %5.

Dinler: Hıristiyanlar %50, Roma Katolikleri %20, Protestanlar ve diğer %30.

Dil: Samoaca, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %97.

Erkeklerin: %98.

Kadınların: %97 (1980 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: American Samoa.

kısaltma: AS.

ingilizce: American Samoa.

Başkent: Pago Pago.

Bağımsızlık günü: yok (ABD yönetiminde).

Milli bayram: Bayrak günü, 17 Nisan (1900).

Anayasa: 1966’da imzalanmış, 1967 yürürlüğe girmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), SPC (Güney Pasifik Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Toprakların %90’ı halka aittir. Ekonomik aktiviteler ABD’ye kuvvetli şekilde bağlıdır ve ABD Amerikan Samoa’sının diş ticaret hacminde büyük rol oynamaktadır. Ton balığı üretimi ve ihracatı Amerikan Samoa’sı ekonomisinin en başlıca unsurlarından biridir.

İş gücü: 17,630 (2005).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: devlet %33, ton balığı avcılık ve üretimi %34, diğer %33.

İşsizlik oranı: %29.8 (2005).

Bütçe: gelirler: 121 milyon $; Giderler: 127 milyon $.

Endüstri: Tonbalığı üretimi, el sanatları.

Elektrik üretimi: 130 milyon k

Türkçe Sözlük

(i.). Atom ağırlığı 241 olan ve sunî olarak elde edilen bir eleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amphitheatre. theater. theatre. lecture theater. lecture theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture room. amphitheater.

Türkçe Sözlük

(bk.) Anfiteatr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumuşak huyluluk , sevimlilik, tatlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş, sevimli, tatlı. amiably (z). hoş surette, tatlılıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat), (huk). mahkemenin fahri müşaviri .

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat ortasına, ortasında, arasına, arasında

Türkçe - İngilizce Sözlük

A friend; a Spanish term applied in the Philippine Islands to friendly natives. a friend or comrade.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. amîka) («umk» dan simüş.). 1. Derin, derinliği ve dibi pek aşağıda bulunan: Bi’r-i amîk: Derin kuyu. 2. mec. İnceden inceye, pek ziyade kafa yorularak edilen: Efkâr-ı amîka = Derin düşünceler, mütalaât-ı amîka (derin mütalaalar), tedkikat-ı amîka (derin incelemeler). Arîz 0 amîk = Uzun uzadıya, dûr ü dırâz.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (bü. Amile) («amel» den if.). 1. İşleyen, yapan, fail: Bunun Amili filandır. Kimyevî Amiller. 2. Tesir eden, müessir. 3. Bir kaide veya nasihat vesaireyi fiil mevkiine koyup icra eden, onunla amel, yani ona göre hareket eden: İlmi ile Amil bir Alim. Halka ettiği vaiz ve nasihatla kendisi dahi Amildir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. avâmil, edebiyat) (Arap gramerinde). Bir kelimenin i’râbını mucip olan kelime: Amil-i lafzî, Amil-i mânevî. (Cemi «amele» olan Amil, müfret olarak dilimizde kullanılmamıştır).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Fail, yapan, işleyen. 2.İslam devletlerinde zekat, vergi tahsildarı veya valiler ve devlet memurlan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ümran» dan if.) (mü. Amire). 1. Mamur, Abâdân, harap zıddı. 2. Meskûn, şen, ahalisi ve şenliği olan, terkedilmiş, metrûk ve hâlî olmayan: Bilâd-ı Amire (şenlikli ülkeler). 3. Güzel işlenmiş, imar olunmuş: Arâzî-i Amire. 4. Devlete ait, resmî, Osmanlı devletine mensup ve müteallik: Tersane-i Amire, Tophane-i Amire, matbah-ı Amire, Istabl-ı Amire. (Bu gibi resmî tâbirlerde kelime müzekker veya Farsça olduğu halde, sıfatın müennes kullanılması galat-ı meşhur olarak gelmiştir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. governor. superior. commanding. imperative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

supervisor. superior. chief. commander. boss. commandant. imperative. immediate manager. president. top brass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, commander In many of the Arab states of the gulf, amir often means ruler or prince.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictatorial. lordly. magisterial.

Türkçe Sözlük

(i. F.) («Amihten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Karışık, memzuc, şâmil: Hikmet-Amîz: Hikmeti hâvî, hikmetle karışık. Şükr-Amîz’ Şükürle karışık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. local government.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Amiye). Avâma ait, yüksek tabakaya mahsus olmayıp avâm harcı olan, Adi, bayağı. Lugat-ı Amiye: Arap dilinin halk arasında kullanılan i’rabsız ve galat şivesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alüminyumla amonyum nitrat bileşiminden meydana gelen patlayıcı bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amonyum. ammonium chloride nışadır. ammonium nitrate amonyum nitrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mühimmat, cephane.

Yabancı Kelime

Yun.

anat. döl kesesi

İçinde embriyo veya fetüsün bulunduğu amniyon sıvısı ile dolu boşluğu çeviren zar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat arasına, arasında , içinde; sınıfında, memleketinde, zamanında.(Among daha çok A.B.D.'de amongst ise ingilterede kullanılır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammonia. ammonia water.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammonia. ammonia water.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Demirbaşa yatırılan sermayenin, azar azar kazançtan ayrılması. 2. Faizinin işlemesini durdurmak üzere bir tahvilin birden ödenmesi. 3. Bir borcun azar azar ödenmesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amortization. depreciation. redemption. degressive depreciation. wear and tear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amortization. depreciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

depreciation amortisation. amortization. depreciation. redemption.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Otomobillerde ve başka makinelerde sarsıntı, gürültü gibi şeyleri yumuşatmaya yarayan tertibat.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A. fizik). Bir amper şiddetinde akım geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektriğin miktarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (matb) 've anlamına gelen işaret: &.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hem suda hem karada yaşayabilir, iki yaşayışlı; hem su hem kara ile ilişkisi olan; iki tabiatlı, iki sınıfa mensup.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (min). amfibol kimya ve fizik bakımından piroksenlerden farklı olan bir silikat familyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). -tre (i). amfiteatr, amfiteatr Seklinde herhangi bir şey; spor sahası, arena.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amplifikasyon , ses hacmini artırma; genişletme, büyütme ; (kon). (san). tafsilâtlı izahat; ilâve; abartma, mübalâğa; görülen noktayı büyütme.

Yabancı Kelime

Fr. amplificateur

fiz. yükselteç

Alçak veya yüksek frekanslı akımların yararlı etkilerini artırmaya yarayan araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bollaştırmak, genişletmek , büyütmek; sesini kuvvetlendirmek; ayrıntıları ile söylemek veya yazmak; mübalâğa etmek. amplifier (i). amplifikator; büyüten, büyültücü veya genişleten alet.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. İçinde elektrik akımı yardımıyle ışık vermeye yarayan bir iletken bulunan, havası boşaltılmış cam şişe. 2. içinde sıvı ilâç bulunan, eğzı kızdırılarak kapatılmış küçük şişe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small bottle that contains a drug.

Türkçe Sözlük

(hi. müz. sonundaki «vav = u» okunmaz). Mücerred Ömer isminden ayırmak için yazılır, «Zeyd» ismiyle beraber filan makamında misal için irat olunur: Z«yd ve Amr: Öteki, beriki. Zeyd için Amr’a ceza olunmaz: Bir adamın kabahatiyle diğeri cezelandırılmaz.

Teknolojik Terim

Kaseti otomatik olarak geçerli parçanın ya da bir sonraki parçanın başlangıcına getiren, tek dokunmalı bir kontroldür.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. a’mide). 1. Direk, sütun: Mabetlerin mermer amutları. 2. (matematik) Geometride dikey olarak yukarıdan aşağıya inen ve dik açı teşkil eden hat. (anatomi). Amûd-ı fıkarî = Fıkra denilen egü kemiklerinin bağlı bulundukları ve enseden kuyruk sokumuna kadar uzanan zincir gibi kemik, bel kemiği, eğin.

Türkçe Sözlük

(A. matematik). Yukarıdan aşağı düz ve şakulünde olarak: Amûden bir hat indirmek. Mukabili: Ufkan.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. amûdîye) (matematik). Direk gibi yukarıdan aşağıya düz ve şakulünde olan: Hatt-ı Amûdî = Amûdî çizgi, sath-ı amûdî = Amûdî yüzey. Mukabili: Ufkî.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Amûhten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). 1. Öğrenmiş, bilen. Hikem-Amûz (hikmetler öğrenmiş). 2. Öğreten, tâlim eden: EdebAmûz (terbiye öğreten).

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kolayca bükülen, ateşe dayanıklı liflerden oluşmuş bir çeşit asbest.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzellik, cazibe, sabahat, melâhat: Hüsn ü An.

Türkçe Sözlük

(e. F.). 1. Çokluk edatı: Şah-An = Şahlar. Zen-An = Kadınlar. 2. Sıfat edatı. Hiras-An = Korkaklar. 3. Kelimeyi zarf yapar: GÜy-An = Söyleyerek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

moment. split second. second. instant. wink. flash. jiff. jiffy. minute. point. snatch. span. trice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flash. instant. jiffy. minute. moment. point. second. shake. snatch. span. tick. time. twinkling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used before nouns of the singular number only, and signifies one, or any, but somewhat less emphatically.

Türkçe - İngilizce Sözlük

moment. instant. breath. minute. sec. span. twinkling. wink.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an associate degree in nursing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Access Node See Node. access node A broadband Integrated Services Digital Network remote switch that performs grooming, concentration, and switching functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

After Newton The period of time that has elapsed since the cancellation of the Newton Generally agreed to be any point after February 27th, 1998 AN is also an abbreviation for the Action Names software package See also BN and DN Source: NTLK.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Data Analysis Software of CTAS.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Access Node See node. indefinite article IF - a possibility PA - father.

Türkçe - İngilizce Sözlük

NAT, ann, anna, initial six months or year's income due in payment to executors of an estate. ammonium nitrate - used for explosives. article. push.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian National Railway Commission. abbr Annunciator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of two aliens that appeared in SailormoonR She disguised herself as Ginga Natsumi and attended Juban Junior High School She had a crush on Chiba Mamoru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contains all temperature telemetry points and is most useful when studying the thermal trends of the SIs and vehicle The aft-shroud light shield temperatures are reported in AN format and are currently the best indicators in determining the periodic chang

Türkçe - İngilizce Sözlük

at , by , in , on , to , upon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir ünlü ile başlayan kelimelerden evvel kullanılan belgesiz sıfat; bir. - ana- önek yukarı; tekrar

Türkçe Sözlük

(i.). Anbarcı sıfat ve memuriyeti.

Türkçe Sözlük

(i.) (ve İstanbul şivesince bazen galat: Ane). Doğurduğu yavrularına nisbetle dişi insan veya hayvan, valide, mâder, ümm, nine. (mec.) 1. Aziz ve muhterem kadın: Hadice anamız, Meryem ana. 2. Bir şeyin en başlı kısmı, kütük, esas, merkez: Ana defter, ana direk. Uvey ana = Ana olmayan baba karısı. Ana baba = VAlideyn, ebeveyn. Ana baba evlâdı = Kıymetli, aziz, sevgili. Ana baba günü = Mahşer gibi kalabalıktı ve evlât, anasını, babasını düşünemiyecek derecede tehlikeli gün. Anadan doğma = Çırılçıplak. Büyük ana = Baba veya ananın annesi, Ar. cedde Hamam anası = Hamamda yanaşma ihtiyar kadın Demir anası = Gemi demirinin büyük kolu. Sütana = Sütnine. Kaynana = Karı kocadan birine nisbetle diğerinin anası, kayınvâlide.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yorgunluk, zahmet, meşakkat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. principal. key. main. primary. basic. leading. guiding. broad. capital. cardinal. fundamental. governing. grand. master. parent. staple. mother. principle. main part. head. matron.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arterial. basic. cardinal. central. chief. fundamental. grand. leading. ma. main. mama. mammy. momma. mother. primary. rudimentary. mum. mom. maternal. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

main. master. major. mother. patroness. fundamental. basic. capital. stock. principal. broad / adj ,. cardinal. central. chief. leading. mama mamma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Article Numbering Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Numismatic Association, the national organization for coin collectors.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Association of National Advertisers An association whose members are advertisers, i e , companies that advertise their products or services.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Nurses Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Association of National Advertisers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for 'American Numismatic Association '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Nurses Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Article Numbering Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Network Analyzer - A computer-controlled test system that measures microwave devices in terms of their small signal S-parameters The use of this instrument by both engineering and production permits quick and accurate characterization of the inp

Türkçe - İngilizce Sözlük

native / original language.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gate way. main gate. gateway.

Türkçe - İngilizce Sözlük

main subject. principal subject matter. burden. idea. motif.

Türkçe - İngilizce Sözlük

main artery. main stem. main route. main path. main street.

Türkçe - İngilizce Sözlük

base direction. main path. cardinal point.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tar). bir ordunun deniz kıyısından içeriye doğru girişi (özellikle ksenofon'un katıldığı Fars seferi, M.Ö.401); (tıb). ateşin yükselmesi

Türkçe - İngilizce Sözlük

mature. grown up. big. experienced. shrewd.

Türkçe - İngilizce Sözlük

motherly. experienced. shrewd. huge. fruitbearing. matronly.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarih hatası, bir şâhıs veya olayı gerçek devrinden başka bir tarihte gösterme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the altogether. natural. stark naked.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. native tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. original language. vernacular language.

Türkçe Sözlük

(i. Rumca: Şark, maşrık). Asya’nın Karadeniz’le Akdeniz ve Marmara ile Adalar Denizi arasında olarak, doğuda Fırat vadisine ve şimdiki kullanılışa göre iran’a kadar uzayan yarımada ki (Asyâ-yı Suğra = Küçük Asya) ismiyle maruf olup, şimdi Türkiye’nin Asya topraklarını teşkil etmektedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to steal. to obtain by cheating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To anagrammatize. a word or phrase spelled by rearranging the letters of another word or phrase read letters out of order to discover a hidden meaning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a word spelled out by rearranging the letters of another word When both lexical forms appear in the same poem, especially in proximity, a reader may reasonably suspect that the anagram is a figure of speech If only one form occurs, the encoding of an asso

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form a recognizable word, phrase or message by rearranging letters This is the permutation of letters to achieve meaning Also see: multiple anagramming.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word that is spelled with the exact same letters as another word Example: RIDES is an anagram of SIRED and vice versa.

Türkçe Sözlük

(i. Rumca) Açıcı. t. Açar, miftah, kilit. 2. Açma ve kurmaya yarayan çeşitli cins Alet: Piyano, kanun, saat, vida anahtarı. 3. Şifre çözmeye yarayan cetvel, miftah. mec. Vasıta: Çalışma, servetin anahtarıdır. Anahtar uydurmak = Hile ve desise kurmak. Cebinde yüz anahtar: Desise çokluğundan kinaye.

Türkçe - İngilizce Sözlük

key. switch. electric switch. clef. chatelaine. clue. cock n.

Teknolojik Terim

İşlemci ve RAM gibi, bir bilgisayarın hayati önem taşıyan bileşenlerinin bulunduğu ana devre kartı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to, or situated near, the anus; as, the anal fin or glands. a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated on the anal region; fixation at this stage is said to result in orderliness, meanness, stubbornness, compu

Türkçe - İngilizce Sözlük

of or related to the anus; 'anal thermometer'. a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated on the anal region; fixation at this stage is said to result in orderliness, meanness, stubbornness, compulsiveness, etc.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat) anusa ait, anal, makatla ilgili.

Türkçe Sözlük

(i.). Anası olan. Analı kuzu, kınalı kuzu deyimi, annesi hayatta olan çocukların mutluluğunu anlatır.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Ana hal ve sıfatı, validelik. 2. Ana yerini tutan kadın, ahret anası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

maternity. motherhood. stepmother. foster-mother.

Türkçe - İngilizce Sözlük

maternity. motherhood. step mother. adoptive mother. woman acting as a mother to a child. maternal love.

Türkçe - İngilizce Sözlük

analysis. anatomy. breakdown. decomposition. post-mortem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Analog refers to electronic transmission accomplished by adding signals of varying frequency or amplitude to carrier waves of a given frequency of alternating electromagnetic current Broadcast and phone transmission have conventionally used analog technol

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mode of transmission in which information is represented by a continuously variable electrical signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes any device that represents changing values by a continuously variable physical property such as voltage in a circuit, fluid pressure, liquid level, and son on An analog device can handle an infinite number of values within its range By contrast,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information presented in the form of a continuously varying signal See Digital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A continuously varying electronic signal Audio and video analog signals stored on tape deteriorate with each copy or generation In contrast see digital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The simple way to transmit speech, which is translated into electronic signals of different frequency and/or amplitude The first networks for mobile phones, as well as broadcast transmissions, were analog Due to being longer established in some countries,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adjective referring to the use of information in a continuous, rather than discrete , form For example, an analog telephone transmits and receives voice as a continuous voltage wave form See Digital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information represented continuously Because computers require digital information, analog-to-digital converters are available to 'condition' analog data before it is sent to a computer A watch with hands is usually analog One with only numbers is digital

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic signals based on a variable that move up and down continuously and are found in products such as analog radios and clocks Analog products are not as common as digital because the mathematical description is more complex, as opposed to digital s

Türkçe - İngilizce Sözlük

A format in which information is transmitted by modulating a continuous signal, such as a radio wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The traditional method of modulating radio signals so that they can carry information AM and FM are the two most common methods of analog modulation Is a Circuit-Switched system that divides geographic areas into small areas called cells A cellular tower

Türkçe - İngilizce Sözlük

A way of sending data in which the signal is similar, or analogous, to the original signal Analog signals are continuos expressions of electricity, as opposed to digital signals in which there is an alternating absence and presence of signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is the traditional method of telecommunications A transmission method employing a continuous electrical signal that varies in amplitude or frequency in response to changes in sound impressed on a transducer in the sending device.

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in the National Ocean Service, a continuous measurement or a continuous graphic display of data See ADR gauge and marigram. is a continuous signal that constantly varies In contrast, digital transmission has specific intervals or values that are u

Türkçe - İngilizce Sözlük

In sound system applications, an analog electrical signal represents the measured sound level in its exact continuous form Likewise, an analog device is an electronic device that processes analog signals in their continuous form.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An analog voltage or signal refers to the continuous nature of valid voltage potentials in analog circuits An analogy of the difference between digital and analog signals is like the difference between real numbers and integers; real numbers are continuou

Türkçe - İngilizce Sözlük

In telecommunications, analog refers to a transmission standard that uses variable frequencies and amplitudes of electrical impulses to emulate the audio wave form of sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transmission of sound and visual information in the form of waves in the frequency spectrum For example, in an analog telephone transmission the human voice is transmitted as sound waves that can be detected by the ear 'Analog' transmission is now bei

Türkçe - İngilizce Sözlük

A method that uses variations in frequency to carry signals Analog means 'analagous' or 'copy of' Analog technology transmits voice signals in the form of electrical signals whose frequency and amplitude are proportional to the vibrations in the voice Tra

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quantities or representations that are variable over a continuous range such as output of an amplitude-modulated, single-sideband transmitter The amplitude as such a signal fluctuates over a continuous range from zero to the maximum, or peak, output.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A transmission mode in which data is represented by a continuously varying electrical signal. something having the property of being analogous to something else. of a circuit or device having an output that is proportional to the input; 'analogue device';

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). benzer, paralel, muvazi; (biyol). kuş ve böcek kanatları gibi aynı vazifeyi gören analogously (z). benzer şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). benzerlik, benzeşme; karşılaştırma, mukayese, kıyas; benzeyen şey. analogous (s) benzer, paralel, muvazi; (biyol). kuş ve böcek kanatları gibi aynı vazifeyi gören. analogously (z). benzer şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). analiz, tahlil, çözümleme. chemical analysis kimyasal tahlil. electrolytic analysis elektrolitik tahlil. qualitative analysis nitel çözümleme. quantitative analysis nicel çözümleme. spectrum analysis spektral analiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation of capital. reinvestment of dividends.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hatırlama, hatıra getirme: hastanın geçmişi.

Teknolojik Terim

Anamorfik zoom modu, HD Ready projektörler yelpazemizde sinemaya özgü en boy oranını sunar. Gelişmiş sinyal işleme özelliği ile, filmleri sinemada izleyebildiğiniz gibi görüntüleyin. İsteğe bağlı anamorfik zoom lensi, görüntüyü yatay olarak genişletir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a genus of tropical American plants have sword-shaped leaves and a fleshy compound fruits composed of the fruits of several flowers. large sweet fleshy tropical fruit with a terminal tuft of stiff leaves; widely cultivated.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عناصر اربعه] dört unsur ateş, hava, su, toprak.

Şifalı Bitki

(Anis, Anis, Anise): Haziran-Agustos aylarında, beyaz renkli çiçekler açan, 50-60 cm yüksekliğinde, bir senelik bitki. Gövde dik, silindir biçiminde, içi boş, çok dallı, tüylü ve üstü çizgilidir. Alt yaprakları uzun saplı, oval veya kalb biçimindedir. Çiçekler bileşik şemsiyelerde toplanmışlardır. Meyveleri armut şeklinde küçük, üzeri tüylü, yeşilimsi sarı renklidir. Başta Ege bölgesi olmak üzere bütün Anadolu’da bahçelerde yetiştirilir. Kültür anasonunun vatanının Anadolu olduğu tahmin edilmektedir. Meyvalarında nişasta, müsilaj, sabit ve uçucu yağ bulunmaktadır. Uçucu yağ miktarları bitkinin cinsine ve yetistiği yerin şartlarına bağlıdır. Uçucu yağın % 80-90’i anetoldür. Anetol, zehir etkili fakat bu etkisi şok olmayan bir maddedir. Meyvelerinden su buharı distilasyonu ile elde edilen anason yağı, hemen hemen renksiz ve karakteristik kokuludur. Anason tıpta midevi, bağırsak gazlarının teşekkülünü önleyici, hazmı kolaylaştırıcı ve göğüs yumuşatıcı olarak kullanılır. Ayrıca nefes darlığı, öksürük ve kalb çarpıntısı rahatsızlıklarında da etkilidir. Anason yüksek dozda alındığında baş ağrısı, uyuşukluk, görme zorluğu yapar. Daimi kullananlarda anisizm hastalığına sebeb olur. Bilhassa çocuklara uyku vermede, midede teşekkül eden gazları gidermede çok faydalıdır. Bebekler için bir çay kaşığı tohum bir bardak suya olmak üzere çay olarak hazırlanır. Yemeklerden önce veya süte katılarak bir kaç çay kaşığı verilir. Büyükler % 1-2’lik çayını günde 2-3 bardak alabilir. Türkiye’de Bütün Anadolu’da yetişir. Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyvaları ve yapraklarıdır. Meyveleri tamamen olgunlaştıktan sonra toplanır ve gölgede kurutulur. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığıi giderir. Mide ve barsak gazlarını söktürür. İdrar artırır. Migren ağrılarını keser. Astım, nefes darlığı ve bronşitte görülen şikayetleri giderir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (anat). anastomoz vasıtasıyle birleşmek, ağızlaşmak, yekvucut olmak. anastomo'sis (i). ağızlaşma, anastomoz , iki damarın birleşmesi. anastomot'ic (s). damar birleşmesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aforoz, Lânetleme (özellikle katoliklerde) ; aforoz edilmiş veya lânetlenmiş kimse; yasak edilmiş şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

anathematize (ing). (-tise) (f). afaroz etmek, lanetlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Anadolu. Anatolian (i)., (s). Anadolulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anatomik, anatomi ile ilgili. anatomically (z). anatomik olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who is skilled in the art of anatomy, or dissection. an expert in anatomy.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teşrih,ci, anatomi bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). -mise (f). teşrih etmek, açımlamak, dikkatle tahlil veya tetkik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., anatomi, hayvan (özellikle insan) yapısı, teşrih; teşrih edilecek şey; iskelet; inceden inceye tetkik.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir devletin şeklini, yasama, yürütme ve yargılama kudretlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, temel kanun, teşkilât-ı esasîye.

Türkçe Sözlük

(i.). Ana vatan, ilk yurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anti-Neutrophil Cytoplasmic Antibody Found as cANCA or pANCA The former is found in Wegener's granulomatosis whereas the latter is more non-specific. is an abbreviation for anti-neutrophil cytoplasmic antibody This is a type of antibody that is associated

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Nature Conservation Agency.

Türkçe Sözlük

(e.) (Anca ve ancılayın gibi «an» suretini alan «o» işaret ismiyle «cak» edatından). 1. Tek, yalnız, sade, mücerret: İbâdete müstahak, ancak Cenâb-ı Hak’ tır. 2. Mahzâ, sırf hassaten: Ancak ilim öğrenmek ve terbiye için mektebe gidilir. 3. Tamamı tamamına, dara dar, güç hal ile: Bu iş ancak akşama kadar biter. Bu çuval ancak bir kile alır. 4. Lâkin, fakat, ama: Ava gidecektim, ancak hava müsaade etmedi. 5. O kadar, onun gibi, ancılayın: Kalenderlik ise ancak o kadar olur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cet, ata, soy sop, dede. ancestor'ial, ances'tral (s). ecdada ait, ecdattan kalmış, geçmiş zamanlara ait. an'cestry (i). ecdat, nesep; iyi aileden gelme, asalet, soyluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), demirlemek, lenger atmak. anchorable (s). demirlenebilir. anchoringplace (i). demirleme yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). demir, çapa, lenger; iki duvarı birbirine tutturan demir; halat çekişme oyununda en arkada duran adam; çıkar yol, dayanak noktası. anchor ground gemi demirleyecek yer, demir yeri. anchorhold (i). demirin tutması; emniyet. at anchor

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir köşeye çekilmiş olan kimse, münzevi hayat yaşayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hamsi balığı, tirhos balığı, (zool). Engraulis encrasicholus; ançüez . anchovy pear Batı Hint Adalarında yetişen bir ağacın meyvası; bu ağaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). eski, kadim, eski zamandan kalma;(i). yaşlı adam, ata, baba.

Türkçe Sözlük

(i. Çağatayca ant). 1. Yemin, kasem, hulf. And içmek — Yemin etmek. And bozmak = Yemininden dönmek. And vermek = Yemin ettirmek, tahlif etmek. 2. Adak, nezir, ahd.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moving moderately slow, but distinct and flowing; quicker than larghetto, and slower than allegretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement or piece in andante time. a moderately slow tempo moderately slow at a moderately slow temp; 'this passage must be played andante'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In moderately slow time, flowing easily and gracefully Slower than moderato, faster than lento.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately slow. a moderately slow tempo. at a moderately slow temp; 'this passage must be played andante'. moderately slow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rather quicker than andante; between that allegretto. moderately fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Diminutive of andante, usually indicating not quite as slow as andante.

Türkçe Sözlük

(f. «an» dan). 1. Birinin hatırına getirmek, hatırlatmak. 2. Bir şeyi hatıra getirmek, unutturmamak: Kendini hayırla andır. 3. Benzetilen, hatıra getirecek surette çok benzemek: Mahşeri andırır bir kalabalık. Konuşma dilinde: Bu kumaş onu andırıyor. Şu adam falanı andırıyor, denir.

Şifalı Bitki

(Atgözü, Kızılağaç, Inula, Inula helenium, Annuèe inule): Bileşikgillerden, nemli yerlerde yetişen, 1 metre kadar sapı olan bir çesit ottur. Yaprakları büyük, yumuşak ve yuvarlaktır. Çiçekleri sarı renkte olup, acı ve kokuludur. Kökü kalındır. Meyveleri küçük, fıstık kozalağına benzer. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Balgam söker. Mikropları öldürür. Vücudda biriken tuzu atar. Üremi, nefrit, sistit, İdrar yolları hastalıklarında faydalıdır. Nefes darlığıını giderir. Karaciğer hastalıklarını tedavi eder. Kaşıntıları keser. Fazla kullanıldığı zaman, mide bulantısı yapar.

Ülke

(Andorra) Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Avrupa’da, Fransa ile İspanya ortasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 30 Kuzey enlemi, 1 30 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 468 km².

Kara: 468 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 120.3 km.

Sınır komşuları: Fransa 56.6 km, İspanya 63.7 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: ılıman; kışları karlı ve soğuk, yazları kuru ve ılık geçer.

Arazi yapısı: Dik kayalıklar ve dar vadilere sahiptir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Riu Runer 840 m; en yüksek noktası: Coma Pedrosa 2,946 m.

Doğal kaynakları: hidro enerji, kaynak suları, kereste, demir yatakları, kurşun.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

Otlaklar: %45.

Ormanlık arazi: %35.

Diğer: %18 (2005 verileri).

Doğal afetler: çığ, kar fırtınaları.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 71,201 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %14.7 (erkek 5,456; kadın 4,254).

15-64 yaş: %71.04 (erkek 26,632; kadın 24,172).

65 yaş ve üzeri: %14 (erkek 4,918; kadın 5,029) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.89 (2006 verileri).

Mülteci sayısı: 6.47 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.07 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.9 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.98 erkek/kadın.

Toplam nüfus: 1.08 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 83.51 yıl.

Erkeklerde: 80.61 yıl.

Kadınlarda: 86.61 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.3 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Andoralı (Andorra).

Nüfusun etnik dağılımı: İspanyollar %43, Andoralılar (Andorra) %33, Portekizliler %11, Fransızlar %7, diğer %6 (1998).

Dil: Katalanca (resmi), Fransızca, Kastilyanca.

Din: Katolik.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Andora (Andorra) Prensliği.

kısa şekli : Andora (Andorra).

Yerel tam adı: Principat d’Andorra.

yerel kısa şekli: Andorra.

Yönetim Biçimi: Parlamentoyla Yönetilen Yetkisiz Prenslik.

Başkent: Andorra la Vella.

İdari bölümler: 7 bölge; Andorra la Vella, Canillo, Encamp, La Massana, Escaldes-Engordany, Ordino, Sant Julia de Loria.

Bağımsızlık: 1278.

Milli bayram: 8 Eylül (1278).

Hukuk sistemi: Fransa ve İspanyol hukuku temel alınmıştır. Andoralı seçmenler 715 yıllık feodal sistemi sona erdirmişler ve 14 Mart 1993’te parlamenter bir hükümet sistemi benimsemişlerdir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmi

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Kasık altı, ot yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [انه] gibi anlamını verecek şekilde sıfat ve zarf yapan son ek.

Yabancı Kelime

Fr. anecdote

hikâyecik

Kısa veya özlü anlatımı olan hikâye.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., meteor. rüzgârın şiddet ve yönünü otomatik olarak tayin etme tekniği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat ötürü, dair, ilgili; bitişik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıvısız aneroid barometre aneroid, kadranlı barometre. aneroid aItimeter (hav). aneroid altimetre, aneroid yükselti saati.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, (tıb). anevrizma, atardamar cidarlarının (çeperlerinin) zayıflamış noktalarında meydana gelen şişlik.

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Atardamarlardan birinin bir noktasında meydana gelen ve ur biçiminde olan gevşeme şişkinliği.