Avare Tekaüt | Avare Tekaüt ne demek? | Avare Tekaüt anlamı nedir?

Avare Tekaüt | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: avare tekaut

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eşkin gidiş; binek hayvanlannın eşkin ve rahvan yürüyüşü; (f). eşkin gitmek; avare avare gezinmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Serseri, yersiz yurtsuz: Avâre gezmek. 2. Boş gezen, başıboş, işsiz güçsüz, muattal: Avâre olmak: İşinden geri kalmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. idle. wandering. idled. straggling. strayed. straggly. vagrant. wanderer. dawdler. dosser. drifter. rover. straggler. stroller. yob.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drifter. tramp. vagabond. wanderer. idle. vagrant. hobo. loafer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wandering idly. corner man. rogue. vagabond.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آواره] aylak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Serserilik. 2. İşsizlik (eskiden bunun yerine Avâregî kullanılması abestir).

Türkçe Sözlük

(f. aslı: Bağmak). 1. ip ve ona benzer şeyleri dolaştırıp rabtetmek, düğüm yapmak: ipi bağlamak; İpi çiviye bağlamak. 2. İp ve ona benzer bir şeyle bir şeyi diğerine veya birkaç şeyi birlikte rabt ve bend etmek, bir araya getirmek: Demet bağlamak; ağacı hereğe bağlamak; hayvanı kazığa bağlamak; birinin ellerini, ayaklarını bağlamak. 3. Sarmak, sargı geçirmek: Başını, gözünü, yarayı bağlamak; başına mendil bağlamak. 4. Takmak, asmak, kuşanmak, kuşatmak: Bele kılıç bağlamak. 5. Kapamak, sed ve bend etmek: Kapıyı, suyun mecrasını bağlamak. 6. Hâsıl ve peyda etmek, edinmek: Ekin, tane, tohum bağladı; süt kaymak bağladı. Sular buz bağlamış; yara kabuk bağladı. 7. Kavuşturmak: Ellerini bağlayıp divan durmak. 8. Tahsis ve tayin etmek: Birine maaş, aylık tayinat bağlamak. 9. Yapmak, teşkil etmek: Saf bağlamak. 10. Toplayıp bohça ve denk etmek: Eşyayı bağlamış; yatakları bağlamışlardı. 11. Pranga ve zincire vurmak: Suçluları bağlamak usûlü kaldırıldı. Baş bağlamak = Bir yere mensup ve bağlı olmak, intisâb etmek. Başını banlamak = Bir işle uğraştırmak, işi vermek, Avârelikten kurtarmak. Evlendirmek. Bel bağlamak = Umld etmek, intisab etmek, hizmet arz etmek: Hizmetinize bel bağladım. Pamuk ipliğiyle bağlamak = Geçici bir tedbir ve çare bulmak. Sağlam kazığa bağlamak = Sağlamlaştırmak. Tatlı yerinde bağlamak = İyi netice vermek. Göz bağlamak = Sihir ve büyü etmek. Gönül bağlamak = Aşık olmak, sevmek, kendini bir şahsa, bir şeye, bir ümide vakfetmek. Yelken bağlamak = (Gemi) harekete hazırlanmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Dağcının yaptığı iş. Dağa çıkmak = Eşkıyalık etmek, devlet kuvvetlerine karşı gelmek için dağlara çekilmek. Dağa kaldırmak = Bir kimseyi herhangi bir gaye ile zorla dağa veya tenha bir kıra götürüp orada tutmak. Dağ ardında olsun da, yer altında olmasın = Hasretin ölüme tercih edildiğini anlatır. Dağdan gelip bağdakini kovmak = Sonradan girdiği bir yerde eskileri beğenmez olmak. Dağ dağ üstüne olur, ev ev üstüne olmaz = Aynı evde oturan iki ailenin er geç geçimsizliğe düşeceğini ifade eder. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur = Ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar insanların birbiriyle buluşabileceğini anlatır. Dağ fare doğurmuş = Büyük şeyler beklenen bir işten basit bir netice alınca söylenir. Dağ gibi = Pek büyük, iri, güçlü. Dağ anası = Çok iri kadın. Dağlar kadar = Aşırı ölçüde büyük. Dağlara düşmek = Perişan ve avare olmak. Dağlara, taşlara = Kötü bir durum karşısında söylenir (hepimizden uzak olsun mânâsına).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربدر] aylak, avare.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolaşık, eğri büğrü, dolambaçlı; çapraşık, sapa; sapmış, avare, başıboş. deviously (z). çapraşık olarak, dolambaçlı. deviousness (i). çapraşıklık, dolambaçlı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f (ded, ding) başıboş dolaşmak aadabout qadder i kdili avare kimse

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yürümek, dolaşmak, devir ve hareket etmek: Bahçede geziyordum. Damın üzerinde kuşlar geziyor. 2. Seyir, temaşa ve teferrüc etmek, dolaşıp eğlenmek: Çocuklar gezmeye gitti. Derslerini bitirdikten sonra iki saat gezmeye müsaadeleri vardır. 3. Bulunmak, mevcut olmak: Siz buralarda da mı geziyorsunuz? Benim şemsiyem oralarda ne geziyor? 4. Ayakta olmak, yatmamak, hasta olmamak. Epey vakit yattı, şimdi gezmiyor. Yataktan kalkmış geziyor. 5. Dolaşmak, gezip seyahat etmek, dolanmak: Avrupa’nın her tarafını gezmiştir; o, dünyayı gezmiştir. 6. Her tarafını görüp muayene etmek, bakmak: Kiralayacağım, satın alacağım evi, bağı gezdim. Hereke fabrikasını gezmeye gidiyorum... Ardında, arkasında, peyinde, peşinde gezmek = Talibi olmak, elde etmeye, edinmeye çalışmak. El üstündie gezmek = Saygı görmek, Osm. muazzez ve mükerrem olmak. Ellerde gezmek = Çok beğenilmek. Boş gezmek = Avare olmak, işsiz durmak. Dillerde gezmek = Yayılmak, şâyî olmak, dedikodu mevzuu hâline gelmek. Kol gezmek = Muhafaza için asker dolaşmak. Gezip tozmak = Sürtmek, hovardalık etmek. Ne gezer = Nerede? Hani ya, yok: Bu küçük yerde kitap, kitapçı ne gezer? Bizde öyle şeyler ne gezer? Nerelerde geziyor = Nerededir, ne oldu?: Bizim kalemtıraş nerelerde geziyor?

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hareketsizlik faaliyetsizlik: atalet avarelik. inactive s. hareketsiz, atıl. inactively z. hareketsiz olarak; avere olarak. inactivity i. hareketsizlik; avarelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dolambaçlı yol, labirent; zikzaklı veya dolambaçlı devinim; menderes, kıvrım; girintili kavislerden yapılmış nakış; b.h. Menderes Irmağının eski ismi; f. dolambaçlı yoldan gitmek; avare dolaşmak, gezinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. enine boyuna dolaşıp gezmek, avare dolaşmak; konuyu dağıtmak; enine boyuna yayılıp büyümek (bitki); i. gezinme, gezinti; dolambaçlı yol. rambler i., dolaşıp gezen kimse; bot. sarmaşık gülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. avare dolaşan; çeşitli yönlerde düzensizce yayılan; konudan konuya atlayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. dolaşmak, gezmek; avare dolaşmak; i. dolaşma, gezme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. avare dolaşmak; i. avare dolaşma. rov'ing s. gezici, dolaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. avare avare dolaşmak, başıboş gezinmek; i. ağır ağır ve maksatsız yapılan yürüyüş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı dönen, şaşkın, Avâre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرگردان] avare, aylak. 2.şaşkın.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ötede beride gezen, başı boş, işi gücü olmayıp boşta dolaşan, derbeder, haylaz, Avâre: Serseri oldu, serseri geziyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. serserice dolaşmak; ağır adımlarla yürümek; yaya olarak yolculuk etmek, taban tepmek; çiğnemek, ayak altında çiğnemek; i. derbeder ve serseri kimse; avare gezme; ağır adım ve sesi; uzun yaya gezintisi; den. tarifesiz işleyen yük vapuru. tramp o

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. serseri, avare, derbeder (kimse). vagabondage i. serserilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. zevk veya sefahat düşkünü; şehvet düşkünü; avare dolaşan; sebepsiz; kötü niyetli; ahlâksız, ahlâksızlık düşkünü; aklına eseni yapan, önünü arkasını düşünmeyen; i. şehvet düşkünü kimse; ahlaksız kimse; kayıt altına girmeyen kimse; f. kendi

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müsrif kimse; bir işe yaramaz kimse; avare kimse.