Ayş U şâdi | Ayş U şâdi ne demek? | Ayş U şâdi anlamı nedir?

Ayş U şâdi | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ays sadi

Teknolojik Terim

En iyi HD formatı – 1080p yumuşak bir yüksek çözünürlüklü görüntü için 2 milyondan fazla piksel sağlar. Burada ‘p’, görüntünün tüm görüntü satırlarının her dikey taramayla yenilendiği bir kademeli ya da titreşimsiz resim tarama işlemi yürüttüğünü gösterir. 1080p, HDTV kullanımı için tanımlanan maksimum çözünürlük olup bu format Blue-ray için de kullanılmaktadır. Disc® ve PLAYSTATION®3.

Teknolojik Terim

AAC (Gelişmiş Ses Kodlama) mp3’ten sonra geliştirilen bir ses formatıdır. Sony PlayStation®, PSP® ve WALKMAN® modellerinde standart olan AAC teknolojisi, aynı bit hızında daha verimli ses sıkıştırma özelliğine sahiptir. Böylece, ister yeni bir oyun oynuyor ister en sevdiğiniz şarkıyı dinliyor olun, üstün bir ses kalitesi elde edersiniz.

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz.

Teknolojik Terim

AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz..

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ab-ı rû). 1. Yüzsuyu, yüz aklığı, ırz, namus. 2. Şeref, haysiyet, Abrû dökmek = haysiyetini ayaklar altına almak, yüzsuyu dökmek. 3. Emsaline şeref veren: Abrûy-ı Al-i Osman olan FAtih.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Composition Explorer A spacecraft studying the heliosphere and cosmic rays more!.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest or lowest card in the deck In a high only poker game, the ace is always high with the exception of a 5 high straight, A,2,3,4,5.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güneş vb. ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliğine ait. actinic rays kimyasal değişiklikler meydana getiren ışınlar.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslında «at» olup, hâlâ Doğu Türkçesinde böyle kullanılır). 1. İsim, nam: Adın nedir? 2. Şöhret, şan. Adı çıkmak : İştihar etmek, şöhret kazanmak. 3. İtibar, haysiyet. Adını anmak: Zikr etmek. Adını anmamak: Kale almamak. Adı batmak: Unutulmak, kale alınmaz olmak. Adı belirsiz: Adı meçhul, hakkında bir şey bilinmiyen. Adı bozulmak: Şöhret ve itibarına halel gelmek. Adı çıkmak Duyulmak, kötü şöhret kazanmak. Ad, şan: Şöhret ve itibar. Ad takmak: Lakap koymak, lakap vermek. Ad komak: İsim koymak, tesmiye etmek. Ad vermek: Birinin ismini söyleyip haber vermek. Adı var: İsmi var cismi yok; kâzib (yalancı) şöhret sahibidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Airways Facilities.

Türkçe Sözlük

(i.). Ölçüde çok gelen ve yerinden zor kalkıp oynatılan: Ağır yük, ağır taş. mec. 1. Güç, zor, zahmetli: Ağır iş. 2. Pek ehemmiyetli ve mesuliyetli: Ağır mesele. 3. Pahalı, kıymetli: Ağır mal. 4. Yavaş, müteennî, hareketi çabuk olmayan: Ağır yürüyüş, ağır adam. 5. Vakur, haysiyetini fazla muhafaza eder, saygıya değer: Ağır adam. 6. Vahîm, tehlikeli: Ağır hastalık, ağır hava. 7. Tahammül olunmaz, kerih: Ağır koku. 8. Sıkıntılı, sıkıntı veren: Ağır adam. 9. Dokunaklı, güce giden: Ağır söz. 10. Şişman, yağlı, etli: Ağır vücut. 11. Kolay hareket etmez, zor kımıldanır: Ağır taş. 12. Az işitir, sağırca: Kulağı ağırdır. 13. Yavaş, tenbelce: Ağır yürümek. Tekrarla ağır ağır dahi denilir. Yavaş yavaş demektir. 14. Tahammül olunamayacak surette kötü: Çok ağır bir şey kokuyor. 15. Sıklet, ağırlık: _ Ağırınca = Sıkletince, veznince. 16. Vakar, temkin: Ağrını takınmak. 17. Güç, gücenme, infial: Ağırıma gitti. Ağırbaşlı = Pek ciddî, ehemmiyet ve vakar sahibi. Eline ağır = Elinden çabuk iş çıkmaz, işi yavaş Ağır gelmek — Zor görünmek: Bu iş bana pek ağır geldi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. Daha çok lakap olarak kullanılır. Ahmet b. Kays, as-habdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alfa, Yunan alfabesinin ilk harfi; başlangıç. alpha and omega başlangıç ve bitiş, baş ve son, birinci ve sonuncu, bütün. Alpha rays radyumun saçtığı üç ışından pozitif elektrikli birincisi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Yaşayan, zenginlik ve bolluk gören. Yaşayış. Aişe binti Ebu Bekir. Peygamberimiz (s.a.s)’in hanımlarından. Muhterem annelerimizden biri olan Aişe (r.a.) İslami bilgisi ve fakihliği ile de meşhurdur (bkz.Ayşe).

Türkçe - İngilizce Sözlük

imitation of European ways.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Ali = Yüksek F. cenâb = cânib). Haysiyetli, yüksek karakterli, küçüklüğe düşmeyen, hasis olmayan, cömert, açık elli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی جناب] cömert. 2.haysiyetli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A special key on most computer keyboards that allows users to access alternate features and keyboard 'hotkeys' Alt is almost always used in conjunction with another key, such as 'F4' or 'Ctrl'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Academy of Model Aeronautics This is the largest formal association of model aircraft builders in the U S The AMA promotes model aviation in a variety of ways.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Amâl). 1. İş, kâr, fiil: Amel-i hayr = Hayırlı iş, amel-l kesir = Uzun iş. 2. İcra, tatbik, bir kaide veya ilâhî emrin yürürlüğe konması: İlmi ile amel ediyor, icab-ı şer’İsini bilerek amel ediyor. 3. Bir adamın mezhebinin emirlerine ve yasaklarına göre ettiği hareket: Onun ameli iyidir. Ameli bozuktur. Mahşer gününde herkes ameline göre muamele görecektir. 4. Eser, mahsul, sây, masnû: Bu kılıç hangi ustanın amelidir? 5. Tesir, fiil ve icrasını gösterme: İçtiğim ilâç amel etmedi. 6. Ter, ishal, liynet: Ameli vardır. Amelden rahatsızdır. Bu gece beş defa amel etti. 7. Edebiyat. (Arap gramerinde)Bir kelime veya mânevi Amilin diğer bir kelimenin İrâbına verdiği değişiklik: Harf-i cer bir isim üzerine amel edip onu mecrû eder. 8. (matematik). Hesapta dört işlem de denilen dört başlı kaidenin beheri ki cem, tarh, darb, taksimdir. 9. Vaktiyle Araplar’ca Amil denilen bir vali veya mutasarrıfın hükümeti ve idaresi altında bulunan yer. (Tıp) Amel-i kayseri = Doğurmaya yakın bir kadının hayatından ümit kesildikte, karnını yarıp çocuğunu almak ameliyatı ki, meşhur kayser Juliues Caesar böyle alınmış olmakla, ismine izafetle tesmiye olunmuştur. Şimdi Fransızca’dan (sezaryen) deniyor. Düstûrül-amel = Ona göre tatbik olunan esas kaide. Bir memura rehber-i harekât olmak üzere verilen emir ve talimat vesaire: Elinde düstûr-ül-amel olacak talimatı vardır. Mühendislerce düstûr-ül-amel olacak esaslı bir kitaba ihtiyaç vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). aşk, aşk macerası. amourpropre (i). izzetinefis, onur, haysiyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindergarten. playgroup. nursery school. playschool.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The central open space of an amphitheater; also, any building for public contests or displays in the open air. an industrial sector within which a practice occurs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autonomous System--Collection of gateways under a single administrative authority using a common Interior Gateway Protocol for routing packets.

Türkçe Sözlük

(i. A. «aşk» tan if.) (mü. Aşıka) (c. uşşak, Aşıkîn). T. Birine aşk duyan, tutkun, yanık: Kays, Leylâ’ya Aşık idi. Aşık olmak, taaşşuk etmek = Sevişmek. 2. Tanrı’ya bağlanan züht ve takvâ sahibi kimse. 3. Saz ve tanbura çalan kahve şairi. Aşıkan (fars. c.) da kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çiçek ve aşısı olan başka hastalıklara karşı aşı vurdurmak, bilvasıta aşılamak: Çocukları aşılattım. 2. Ağaca aşı vurdurmak: Badem ağacına kaysı acılattım.

Türkçe Sözlük

(i. A. Aslı: Işk). Sevgi, sevda, muhabbet, alâka, ibtilâ: Kays ile Leylâ birbirlerine olan aşklariyle destan olmuşlardır. Aşk-ı hakiki = Gerçek olan Tanrı aşkı. Aşk-ı mecazi = Nefis ve şehvet esası üzerine dayanan aşk. Allah aşkına = Allah’ı severseniz, Aşkolsun = Bir şey içene denir. Bazen «aferin» mânâsiyle de kutlanılır ve aksi mânâyı kasdederek alay yoluyla da kullanılır. Pîr aşkına= Karşılıksız, mükâfatsız, meccanen: Biz iki ay pîr aşkına çalışmış olduk. Aşkınıza, falanın aşkına = Muhabbetinize, falanın muhabbetine (içki sırasında söylenen sözlerden). Aşka gelmek = Şevk ve heyecana kapılmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Analog Access Trunk Expressed as AT-2, AT-4, or AT-8 to correspond to 2-, 4-, and 8-port gateways.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A period of active duty for training of 12 or 14 days each year, required of members as part of a Ready Reserve assignment.

Teknolojik Terim

ATT (Susturucu) anahtarıyla, alım hassasiyetini azaltabilirsiniz. Radyo, zayıf sinyalleri atlayacak ve yalnızca güçlü sinyallerde duracaktır. ATT kontrolü yalnızca düğme açık konumdaysa devrededir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation of aperture value Used on some camera information displays as a shortened way to refer to aperture settings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance. advance pays. feed. headway. advanced credit. retainer. retaining fee. lead. advance money.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Always; ever; continually; for an indefinite time.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Aysun).

Türkçe - İngilizce Sözlük

menstrual. menstruous. first days of a month. menstruation. period. flow. menses. the curse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. transverse. anomalous. antithetic. antithetical. contradictious. contradictory. heterodox. impolitic. incongruous. inconsistent. repugnant. thwart. gainst. crosswise. crossways. athwart. counter. anti-. against.

Türkçe - İngilizce Sözlük

casual labourer. wage earner. wageworker. wage slave. part-timer. daysman. oddman. workman. timeworker. hack. farm hand. floater. hodman. runabout. day labourer. jobbing man. jobber. jack. hired man. utilityman. dayman. occasional hand.

Türkçe Sözlük

(bk.) lyş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عيش] yaşama, keyif alma, gününü gün etme.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Aysev).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Ayşıl).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Aysu).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Aysu).

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organization, usually a corporation, chartered by a state or federal government, which does most or all of the following: receives deposits, pays interest on them, makes loans, invests in securities, and collects checks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States writer of poems and plays about racial conflict.

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States writer of poems and plays about racial conflict.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Men's arms joined around outside of ladies waists, ladies rest arms on men's shoulders, all lean out slightly and step sideways to rotate to the left Many dances only basket in one direction If needed basket in reverse direction always leave enough time t

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Bastırmak işi. (bk.) bastırmak. 2. Pastırma, tuz ve çemenle bastırılıp iste veya güneşte kurutulmuş et: Kayseri bastırması. mec. Bastırmasını çıkarmak = Çok döğmek. Şimdi «pastırma» denmektedir, (bk.) Pastırma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A telephone industry term for the space between the vertical panels or mounting strips of the rack One rack may contain several bays A bay is another place you put your equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

holiday. festal. hols. holiday. holidays. festival. feast. fete. fiesta. gala.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Baysan).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akkoyunlu hükümdarlarından. Gıyase’d-Din Baysungur. Timur’un torunu ve Şahruh Mirzanın oğlu. Büyük bir hattattır ve resim ve sanatın koruyucusu olarak tanınmıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aysberg, buzdağı; bak. iceberg.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yunan alfabesinin ikinci harfi (bilimsel sınıflandırmalarda ikinci olan bir şeyi ifade için kullanılır). beta particle fiz. beta ışınındaki elektron. beta rays fiz. radyoaktif maddelerden çıkarılan elektron ışınları.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lower part of a ship's hull, extending outward from the keel to port and starboard to where the sides rise vertically Any water in a vessel will collect there, thus ships always 'pump their bilges'.

Teknolojik Terim

Gelecek nesil optik disk formatının adı. Blu-ray Disc™ (BD) geleneksel DVD’lere kıyasla, beş kat daha fazla kapasite sunar. Bu da kullanıcılar, tüm görkemleriyle sunulan filmler ve müziklerle yoğun bir High Definition deneyimin keyfini çıkarabilirler. Olabilecek en iyi Yüksek Kaliteli görüntüler, parlak dijital çok kanallı ses ve bir sürü etkileşimli ekstralarla, uzun filmlerin tadını çıkarın. Blu-ray Disc™ High Definition dijital video, ses, resim, oyun, bilgisayar dosyaları ve istediğiniz her şeyi depolayacak şekilde tasarlanmıştır. PLAYSTATION®3’te en son oyun eğlencesinin yanı sıra 1080p HD filmlerin de tadını çıkarabilmeniz için bir BD-ROM Blu-ray Disc™ sürücüsü bulunmaktadır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put whalebone into; as, to bone stays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Board of Transportation The City agency charged with operating the subways from consolidation to the mid 50s Predecessor to the NYCTA.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A program that automates mundane or repetitive tasks and runs [usually] 24 hours a day 7 days a week regardless of whether the user is logged-on Somewhat similar to an agent, bots can be used to explore the World Wide Web, retrieving a particular document

Türkçe - İngilizce Sözlük

on and on. always. contunually. lengthwise. longitudinal.

Teknolojik Terim

Kabloları görüş alanından çıkaran BRAVIA 1080 Wireless teknolojisi, harici Blu-ray Disc™ ve DVD oynatıcılarını, PLAYSTATION®3 konsollarını ve diğerlerini BRAVIA televizyonunuza kablosuz olacak bağlayabileceğiniz anlamına gelmektedir. Bileşenler, BRAVIA LCD setinizle Wi-Fi® aracılığıyla iletişim kuran ayrı bir şık Medya Alıcısı kutusunda barındırılmaktadır. Bu da, manzarayı bozan kablo kalabalığını düşünmeden büyük ekranda 1080i yüksek kaliteli dijital görüntünün ve sesin keyfini çıkarabileceğiniz anlamına gelmektedir.

Teknolojik Terim

BRAVIA Engine 2 PRO görüntü verilerini size ekranda görmeden önce filtreleyen, temizleyen ve optimize eden güçlü bir işlemcidir. Full HD 1080p LCD ekranınızda gerçeğe en yakın High Definition görüntüleri sunmak için sinyal kalitesi büyük ölçüde iyileştirilir. En beğendiğiniz programlar, Blu-ray Disc™’ler, DVD’ler ve PLAYSTATION®3 oyunları bugüne kadar gördüğünüz en üstün renk aralığı, en yumuşak yüksek hızlı hareket ve en temiz siyahlar olarak canlanır. Hiçbir şeyin izleme deneyiminizi engellemesine izin vermeyen gürültü azaltma teknolojisi, mükemmel görüntüyü sunmak için her sahnede hareket ve parlaklık ayarlarını otomatik olarak yapar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. genişlik, en, arz, enlilik. breadthways, breadthwisez enine, genişliğine.

Türkçe Sözlük

(i.). Bankizlerden veya ku tup buzullarından koparak denizlerde yü zen büyük buz parçası, aysberg.

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg. iceberg aysberg.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ calves) dana, buzağı; fil, fok veya balina gibi hayvanlann yavrusu; dana derisi, vidala; (k).dili budala genç veya çocuk; aysberkten kopmuş küçük buz parçası. calf love (k).dili çocukluk aşkı. kill the fatted calf büyük bir karşılama töreni hazı

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). buzağı doğurmak, buzağılamak; parçalara ayrılmak (buzul, aysberk); buzağı doğurtmak; parçalara ayırmak, parçalamak (buzul, aysberk).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kapadokya (merkezi Kayseri olan eski bir Roma devletinin üzerinde bulundugu bölge).

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. traverse. transversal. diagonal. crisscross. bias. cross. decussate. groined. lattice. thwart. transverse. crosswise. crossways. cornerwise. cornerways. across. slantwise. slantways. cross.

Türkçe Sözlük

(i. Rusça «czar» ki, bu da kayser, Sezar’dan gelir). Rusya imparatoru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. crucifix. mainstays. shrouds.

Türkçe Sözlük

(i. Kayser’den galat). Vaktiyle Türkler’ce Habsburg hanedanından gelen ve Viyana’da oturan Almanya imparatoruna verilen unvandır.

Genel Bilgi

Çaysız bir dünya nasıl olurdu acaba? Çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, kaşığı, işyerlerinde çay paydosu, şehirlerarası otobüslerde çay molası olamazdı. İükür ki çay milattan önce 2737 yılında büyük Çin imparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen de olsa keşfedildi.

Shen Nung bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatırken çalılıklardan bir kaç yaprak kaynayan suyun içine düştü. Nung yaprakları suyun içinden toplayamadan yapraklar suda kaynamaya, hoş bir koku etrafa yayılmaya başladı. İmparator merak edip suyun tadına bakınca çay keşfedilmiş oldu.

İmparatorun kendi keşfi hakkındaki düşüncesi çayın susuzluğu bastırdığı, harareti giderdiği ve uykuya olan isteği azalttığı şeklindeydi. Çay ismi de Çincedeki “ça”dan geliyor. Benzer şekilde çaya Ruslar “chay” Araplar “shaye” Japonlar “cha” diyorlar.

Çay bugün dünyada sudan sonra en çok içilen içecektir. Avrupa’ya gelişi 1610 yılını buldu, başlangıçta da ilaç muamelesi gördü. Halbuki o yıllarda çay Orta Asya’da o kadar değerliydi ki çay balyaları ticarette para yerine geçebiliyordu.

Çayın Avrupa’ya geldiği ilk yıllarda tüccarlar satışını ateş düşürücü, mide ağrısı giderici, romatizmayı önleyici bir ilaçmış gibi yaparlarken, doktorlar biraz daha ileri giderek çaydan yapılan iksirin tüm hastalıklara karşı direnç kazandırdığını ve yaşlanmayı geciktirdiğini ileri sürüyorlardı.

Zamanla bu sefer de çayın aleyhine görüşler yayılmaya başladı. Fransız fizikçiler çayı asrın en münasebetsiz yeniliği diye nitelendirirlerken bir Alman doktor da 40 yaşından sonra çay içenlerin ölüme daha yakın olacaklarını iddia ediyordu.

İngiltere’de ise çay içmek alışkanlık haline gelince kadın dergileri ev kadınlarının çay yüzünden ev işlerine soğuk bakmaya başladıklarını, ekonomistler ise çalışmaya harcanacak zamanın çay içmekle tüketildiğini ileri sürdüler. Ancak bunların hiçbiri çayın dünyanın en favori içeceği olmasını önleyemedi. Miktar tam olarak bilinemiyor ama dünyada senede 2 milyon ton civarında çay tüketildiği tahmin ediliyor.

Günümüzde çayın yaygınlaşmasına en çok etki eden faktör poşet çayın icadıdır. Her ne kadar icadının tam farkına varmasa da poşet çayın mucidi Thomas Sullivan’dır. Kahve ve çay ticareti ile uğraşan Sullivan, müşterilerine sık sık çay örnekleri gönderiyordu. Başlangıçta bu iş için teneke kutuları kullanırken, sonradan elde dikilmiş ipek torbaların bu iş için daha pratik ve ucuz olacaklarını düşündü.

Çok geçmeden siparişler başladı ama şaşırtıcı olan esas malı değil torba içindeki örnek çayları sipariş etmeleriydi. Müşteriler torbaların çayın kaynamasını kolaylaştırdıklarını keşfetmişlerdi. Çayın torba (poşet) içinde satımı o kadar geliştirildi ki Batı ülkelerinde tüketim oranı toplam çay tüketiminin yarısına ulaştı.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Buğdaysılardan bir çeşit ot.

Teknolojik Terim

Şarj Eşleştirmeli Cihaz (Charge Coupled Device – CCD), resmin elektronik sinyallere dönüşmesini sağlayan bir yarı iletken yongadır. Piksel sayısı ne kadar fazlaysa, CCD yonga tarafından o kadar çok resim ayrıntısı görülebilir. Sony Handycam’lerde, sensörlerin normal yongalara göre daha düşük aydınlatma koşullarında çalışmasını sağlayan kedi-gözü tipi CCD’ler kullanılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asıl mânâsı yön, cânib ve cihet ise de, dilimizde yalnız saygı tâbiri olarak hazret gibi Farsça veya Türkçe kaidesine göre kullanılır: Cenâb-ı Hak (Tanrı), Cenâb-ı Risalet-meâb (Peygamber), cenâb-ı hilâfet-penâhî (padişah), sefir cenâbları. (zatınız yerine cenâbınız kullanılması yanlıştır). Uluvv-i cenâb = Şeref ve haysiyet muhafazası, cömertlik. Alîcenâb = Şeref ve haysiyetini muhafaza eden, hasisliğe tenezzül etmeyen, kerem sahibi.

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cevher = kıymetli taş, F. dâşten = tutmak). 1. Haysiyeti olan, özü ve mayası makbûl olan. 2. İstidat ve tabiî kabiliyeti bulunan. 3. Elmas vesair kıymetli taşlarla süslü. Tîğ-ı cevherdâr = Mücevherli kılıç. 4. (Ebced hesabında) yalnız noktalı harfleri hesap olunan: Târîh-i cevher-dâr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Term of Sale where the seller has the same obligations as under the CFR but also has to procure marine insurance against the buyer's risk of loss or damage to the goods during the carriage The seller contracts for insurance and pays the insurance premiu

Türkçe - İngilizce Sözlük

skein. hank. ordeal. trial. suffering. a dervish's period of retirement and fasting which lasts forty days.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çingeneler’e yakışır surette. 2. Pek arsızca, hayâsızlıkla. 3. Pek fazla hasislikle, vakar ve haysiyet gözetmeksizin. 4. (hi.). Çingene dilinde: Çingenece söylemek. Çingeneler’in konuştukları dil: Çingenece, Arî dillerdendir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller pays the freight for the carriage of the goods to the named destination The risk of loss of

Türkçe - İngilizce Sözlük

sizzle. splutter. sputter. cross talk. strays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who follows in his master's ways.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ABD). mısır, (bot). Zea mays; tahıl tanesi; tane; (ing). buğday, hububat, tahıl. corn belt mısır yetiştiren bölge (ABD'nin orta eyaletleri). corn bread mısır ekmeği. corn drill mısır ekmeye mahsus makina. corn flour mısır unu; (ing). mısır nişas

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evrensel, kainata ait; geniş, şümullü. cosmic dust gökten yeryüzüne düşen ince toz. cosmic rays kozmik ışınlar. cosmic wind uzayda kozmik cereyan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In usage this term is similar to mug, in that it implies a handle but no lid It frequently is applied to smaller vessels, and always to items which were made for drinking tea or coffee We have tea cups and coffee cups , but beer mugs or steins. a long ref

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). date, daughter, day, days, dead, diameter, died; (tıb). da ver.

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. every time. forever. forever more. evermore. ever. forever and ever. forevermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. everlasting. forever. for ever.

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. continually. invariably. all along. ever more. evermore. forever.

Türkçe Sözlük

(i.) (asıl mânâsı: çıplak sarıksız kavuk giyen) Eline para vesaire geçirmek için yaltakçılık ve soytarılık edip kendi vekar ve haysiyetini muhafaza etmeyen adam, çanak yalayıcı. Fars. kâselîs, Ar. tufeylî.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Data can be defined in many ways Information science defines data as unprocessed information Data is converted into information, and information is converted into knowledge For the purposes of Enterprise, data is a small unit of information, i e a learner

Türkçe - İngilizce Sözlük

time after time. over and over. again and again. time and again. numbers of times. times without numbers. tons of times. scores of times. for the nth time. for the umpteenth time. repeatedly. always. fast. heaps of times.

Türkçe Sözlük

(i. «değmek» ten). 1. Kıymet, paha, bedel: Bu kılıcın değeri nedir? Bunun değerini takdir etmeli. 2. Kadir, itibar, haysiyet, şeref: O adamın değeri çoktur. Hiç değeri yoktur. S. Ehliyet, kabiliyet, iktidar: Herkese değerine göre hürmet edilir. Memuriyet herkesin değeriyle mütenasip olmalıdır. 4. Filân kıymette olan, şu pahada bulunan: Cihan değer. Dünyalar değer bir lutuftur. Beş yüz lira değer bir attır. 5. Mukabil, muadil, şâyân, lâyık: Zahmete değer bir iştir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıymetli, pahalı: Zahire bu sene hayli değerlidir. 2. Kadir ve haysiyeti olan, mûteber, şerefli: Değerli adam. 3. Ehliyet ve kabiliyet sahibi, elinden iş gelir: Değerli bir memurdur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düşük kıymetli, pahası aşağı, kıymetsiz, revaçsız: Değersiz mal. 2. Kadir ve itibarı olmayan, haysiyetsiz: Değersiz adam. 3. Ehliyet ve liyakati olmayan, ehliyetsiz, elinden iş gelmez. Değersiz sanatkârın işi de değersiz olur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıymet düşüklüğü, kıymetsizlik, pahasızlık: Zahirenin bu seneki değersizliği çiftlik sahiplerini zarara soktu. 2. İtibarsızlık, şeref ve haysiyet yokluğu: O adamın değersizliği anlaşıldı. 3. Liyakat ve ehliyet yokluğu, liyakatsizlik, ehliyetsizlik: Öğretmenliğe tayininden sonra değersizliği ortaya çıktı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alçaltmak, rezil etmek; rütbesini indirmek; derece itibariyle alçalmak, bozulmak. degrading (s). alçaltıcı, haysiyet kırıcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small fast lightly armored but heavily armed warship. a person who destroys or ruins or lays waste to; 'a destroyer of the environment'; 'jealousy was his undoer'; 'uprooters of gravestones'. , the agent employed in the killing of the first-born; the de

Teknolojik Terim

RGB (Kırmızı, Yeşil ve Mavi) Dinamik LED teknolojisi orijinaline mükemmel şekilde benzeyen görüntüler yaratır. Sürekli yanan floresan (CCFL) tüpler yerine LED teknolojisi kullanılarak renk kontrastı iyileştirilmiş ve daha yüksek netlik sağlanmıştır. Dinamik RGB LED ekranda olup bitenlere tepki verir, böylece görüntünün karanlık olduğu bölümlerde arka ışığın anlık olarak kapatılabilmesini sağlar. Sonuç, size daha ayrıntılı bir görüntü ve enerji bakımından daha verimli bir TV sunan saf, gerçek siyahlardır. Geleneksel beyaz yerine kırmızı, yeşil ve mavi LED’lerin kombinasyonlarını kullanarak, ekrandaki görüntüler daha geniş bir renk aralığına sahip olur – bu da Blu-ray Disc™’leri, DVD’leri ve PLAYSTATION®3 oyunlarını yapımcıların amaçladığı şekilde izleyebilirsiniz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inclination of a geologic structure from the horizontal; dip is always measured downwards at right angles to the strike. the angle at which a vein, structure or rock bed is inclined from the horizontal, measured at right angles to the strike.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). doğru, müstakim, dosdoğru: dürüst, tok sözlü; açık, sarih; doğrudan doğruya, vasıtasız, araçsız; babadan oğula intikal eden; (astr). güneş etrafında dünya yönünde dönen; (gram). doğrudan doğruya olan, dolaysız, vasıtasız; (z). dosdoğru, doğ

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayıplanacak haysiyet kırıcı, şerefe halel getirici. discreditably (z). şerefe halel getirecek şekilde, yakışık almaz bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz, sahtekâr, aldatıcı. dishonestly (z) namussuzca, şerefsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). our (i)., (f). ayıp, rezalet, namussuzluk, utanç leke, şerefsizlik; (huk). ödemeyiş; (f). şerefine halel getirmek; namusuna leke sürmek; ırzına tecavüz etmek; (huk). tediyeyi reddetmek. dishonorable (s). namussuz, haysiyetsiz, şerefsiz. dish

Türkçe - İngilizce Sözlük

A disk is a physical object used for storing data It will not forget its data when it loses power It is always used in conjunction with a disk drive Some disks can be removed from their drives, some cannot Generally it is possible to write new information

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itibarsız, kötü şöhreti olan, haysiyetsiz, namussuz, rezil.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir sıvıyı yahut tahıl gibi bir şeyi bulunduğu kap veya yerden dışarıya veya diğer bir kaba boşaltmak. Osm. sabbetmek: Su dökmek; şarabı fıçıya dökmek. 2. Düşürmek, Osm. ıskat etmek: Ağaçların bir kısmı yapraklarını döker, bir kısmı dökmez; hastalık bütün saçımı döktü. 3. Saçmak, sepmek, ekmek: Tavuklara yem döktüm. 4. Akıtmak, Osm. isâle ve irâka etmek: Göz yaşı dökmek. 5. Vücutta sivilce gibi şeyler çıkarmak: Vücudunun her tarafında çıbanlar dökmüş 6. Gemi veya demiryolu vesaire ile çıkarmak.Osm. sevk ve tahşîd etmek: İngilizler, Hin298 distan’a birçok mühendis döktüler; filan devlet hududuna asker döküyor. 7. Erimiş maden vesaireyi kalıba boşaltmak: Hurufat dökmek; top dökmek. 8. Sulu hamuru kaynar yağın içine veya sıcak saçın üzerine akıtıp bazı yenecek şeyler hazırlamak: Lokma, kadayıf dökmek. 9. Tüy ve hav gibi şeyi kaybetmek: Bu kadife çabuk havını döker; hayvanlar bu mevsimde tüylerini dökerler. 10. Dışarı atmak: Şu suyu, şu süprüntüyü dökün. Ayağına sıcak su dökmek = İyi karşılamak. Ter dökmek = Terlemek. Su dökmek = İşemek, Osm. tebevvül etmek. Kan dökmek = Muharebeye gitmek; canını feda etmek. Göz yaşı dökmek = Ağlamak. Yüz suyu (Osm. Ab-ı rû) dökmek = Haysiyetini ayaklar altına alıp yalvarmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. El ile veya vücudun diğer bir organıyle ilişmek, sürülmek. Osm. temas etmek: Soğuk havada mermere dokunmak fenadır; elim dokunmakla soğukluğunu duydum. 2. El sürüp bozmak, halel getirmek, değiştirip bozmak, ilişmek: Kimse bu kâğıtlara dokunmasın; ben o yemeğe hiç dokunmadım; buna asla el dokunmamıştır. 3. İncitmek, zarar vermek, rahat bırakmamak, sataşmak: Bu çocuğa dokunmayın; şu fakire niçin dokunuyorsunuz? 4. Tesir etmek, işlemek, tesirli olmak: Bana, onun sözü dokunmaz; söylediği söz bana çok dokundu. 5. Sarhoşluk vermek, çok sert gelip sersemlik getirmek: Bu tütün, bu şarap bana dokunur. 6. Hüzün, keder, üzüntü vermek, merakı arttırmak: Böyle şarkılar bana dokunur; kaval sesi adama dokunur. 7. Sıhhatçe zararlı olmak, yaramamak, rahatsızlık vermek: Ekşi şeyler bana dokunur; zeytinyağı cilt hastalığı olanlara dokunur; her yemeğin çoğu dokunur. 8. Ait olmak: Hayrı dokunmuyorsa bari şerri de dokunmasın; o işte bana dokunur bir taraf göremiyorum. 9. Tecavüz ve tasallut etmek: Irza, namusa dokunmamalı; o söz haysiyetine dokundu. Su ya sabuna dokunmamak = Hiçbir tara fa zararı olmamak, karışmamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stone-age structure consisting of two vertical stones supporting a slab of stone The most well-known dolmens are the 'gateways' at Stonehenge, England. a prehistoric megalith typically having two upright stones and a capstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth tone of the scale; thus G is the dominant of C, A of D, and so on. the fifth note of the diatonic scale exercising influence or control; 'television plays a dominant role in molding public opinion'; 'the dominant partner in the marriage' of gene

Türkçe - İngilizce Sözlük

the fifth note of the diatonic scale. exercising influence or control; 'television plays a dominant role in molding public opinion'; 'the dominant partner in the marriage'. of genes; producing the same phenotype whether its allele is identical or dissimil

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele that is almost always expressed, even if only one copy is present See also: gene, genome.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gene that almost always results in a specific physical characteristic even though the patient's genome possesses only one copy With a dominant gene, the chance of passing on the gene, which may cause a condition or disease, to children is 50-50 in each

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele that is almost always expressed, even if only one copy is present Source : Human Genome Project Information.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dynamic Random Access Memory: a cheap and compact form of RAM which needs to be periodically refreshed in order to retain its contents. dynamic random-access memory RAM that stores information in capacitors that must be periodically refreshed Delays can o

Türkçe - İngilizce Sözlük

a dramatic work intended for performance by actors on a stage; 'he wrote several plays but only one was produced on Broadway'. an episode that is turbulent or highly emotional. the literary genre of works intended for the theater. the quality of being arr

Türkçe - İngilizce Sözlük

The art of composing, writing, acting, or producing plays; a literary composition intended to portray life character or tell a story usually involving conflicts and emotions exhibited through action and dialogue, designed for theatrical performance. the l

Türkçe - İngilizce Sözlük

The art of the theatre; plays, playmaking, and the whole body of literature of and for the stage.

Teknolojik Terim

Maksimum kaydetme esnekliği için Sony HDD / DVD kaydediciler Dual RW uyumludur. Bu, DVD-RW, DVD+RW, DVD-R ve DVD+R disklerine kaydedebilecekleri anlamına gelir. Yenilikçi bir özellik; geniş kayıt ortamı seçimi ve PlayStation®2 ve bilgisayarlar dahil olmak üzere diğer DVD aygıtlarıyla uyumluluk sağlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. away. consistently. on. steadily. steady. together. all the time. on and on. continuously. continually.

Türkçe - İngilizce Sözlük

come down in the world. fall on evil days. fall. fall down. fall on. fall in a heap. collapse. come down. crash. crumble. crumple. crumple up. decline. decrease. deduct. degrade. dive. droop. drop. drop down. drop off. ebb. end up. fall among. fall f.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat. level. smooth. plain. straight. even. right. flush. horizontal. plane. slick. straight. flatwise. flatways. platy-.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). edelvays, Alp dağlarına mahsus küçük beyaz bir çiçek, (bot.) Leontopodium alpinum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). kenarı üste gelecek şekilde, yan yan, yandan . not be able to get a word in edgeways karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. keter). Haysiyetler, şerefler, şanlar, unvanlar, soylar, soplar, mertebeler, dereceler.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Muhterem, şerefli, itibarlı, haysiyetli, seçkin, saygın, değerli.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - XIV. yy. Orta Anadolu’da Sivas ve Kayseri’de beylik kuran bir zat. Aslen Uygur Türkleri’nden olup Küçük Asya’da Anadolu Selçuklularına ait yerleri idarelerine almış olan İlhanlıların emirlerinden biri. Adil yönelimi sayesinde halkın övgüsünü almış ve kendisine “köse peygamber” lakabı verilmiştir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu Musa Abdullah b. Kays el-Eş’ari (Öl. 935). Ünlü kelam alimi, Eş’ari mezhebinin, kurucusudur. 40 yaşına kadar Mutezile görüşü benimsemiş, daha sonra Basra camiinden de herkese ilan ederek Mutezile’yi bıraktığını açıklamıştır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in old times. in times of old. of old. before now. once. beforetime. sometime. formerly. anciently. erstwhile. lang syne. onetime. in days of yore. of yore.

Türkçe - İngilizce Sözlük

formerly. once. in the old days. in the past.

Türkçe - İngilizce Sözlük

formerly. in the old days. in the past. autrefois. catchpol. once.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The spelling is phonetic, and the accent is always on the penult. an artificial language based as far as possible on words common to all the European languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük

EvapoTranspiration - This is a measure of the amount of moisture lost from the ground during the day The moisture is lost in two ways, by direct Evaporation from the ground, and byTranspiration from leaves. [Latin] and. and, both.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) her, her bir, her biri; her türlü. every bit as much tam onun kadar. everyfour days dört günde bir. every now and then, every now and again ara sıra, arada bir. every once in a while arada bir. every other day iki günde bir, günaşırı. everyother pers

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), (bağ.) -den gayri, -den başka, hariç; (bağ.) yoksa, meğerki, olmadıkça, etmezse. not excepting dahil. always excepting -den gayri, hariç. exceptfor olmasaydı; hariç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small vane or sail, used to keep the large sails of a smock windmill always in the direction of the wind.

Türkçe Sözlük

(i.) (Ekser Doğu dilleri arasında ortak olup asıl hangi dilin malı olduğu kestirilemezse de Latince «faseolus» dan olması uzak ihtimaldir). Bilinen sebze ki, tazesi kabuğu ile beraber ve kurusu tane tane olarak yenir. Barbunya, çalı, ayşekadın, yer fasulyesi vesair çeşitleri vardır.

Şifalı Bitki

(phaseouls vulgaris): Baklagillerden; barbunya, çalı, ayşekadın, horoz gibi birçok çeşitleri olan bir bitki ve bunun sebze olarak kullanılan yeşil ürünü ve kuru tohumlarıdır. Kullanıldığı yerler: Taze fasulye, bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Vücudun kuvvetlenmesini sağlar. Pankreas bezi’nin gereği gibi çalışmasına yardımcı olur. Şeker hastalığını önler ve kandaki şeker miktarını düşürür. İdrar tutukluğunu giderir. Albümini düşürür. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer yetersizliğini tedavi eder. Kalbi ve böbrekleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını giderir. Zehirlenmelerden sonra yenilecek olursa; çabuk iyileşmeyi sağlar. Fasulye pişirilirken, pişirme suyunu en azından 2-3 kere değiştirmek gerekir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karar, hüküm, fasi, çözme: Bu meseleye, bu davaya faysal vermek.

Türkçe Sözlük

(i. F. A. faysal = çözme, karar, F. pezîriften = kabul etmek). Hal ve fasi kabûl eden, neticelenen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A special day or season of the year to celebrate an event of importance to a religion They were and are times of feasting and are often associated with holidays. n pesta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). az; (i). az miktar. a few birkaç. a few of his friends dostlarından bazıları. a man of few words az konuşan adam. every few days birkaç günde bir. not a few pek de az değil, birçok. some few birkaç, birkaç kişi. quite a few birçok. the few

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organ of a fish, consisting of a membrane supported by rays, or little bony or cartilaginous ossicles, and serving to balance and propel it in the water.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Format, in VoyForums, is a Forum option which chooses how to show the messages in the message index and replies VoyForums provides four different formats: Super-Compact, Compact, Medium, and Verbose Super-Compact displays the Author, Subject, and Date o

Türkçe - İngilizce Sözlük

Archived discussion forums relative to any topic accessible via web browser. is a special interest group devoted to a single topic and exists on many general purpose gateways such as AOL or Compuserve Newsgroups and mailing lists serve similar functions.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i gamma, Yunan alfabesi nin uçuncü harfi gamma globulin gamma globulin gamma rays gamma ışınları

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set; all required for an outfit; as, a new gang of stays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

past. bygone. belated. previous. former. departed. gone. passe. passee. antecedents. past. bygone. yesterdays. case history. background. history. lang syne. standing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formatting that aligns numbers on the right side of a cell, aligns text on the left side, indicates negative numbers with a minus sign on the left side of a number, and displays as many digits in a number as a cell's width allows.

Teknolojik Terim

Her zaman açık ve ultra hızlı olan Geniş bant, size saniye 24 MB veya üstü hızlarda yüksek hızlı karşıda ve karşıdan yükleme sunan sürekli bir Internet bağlantısıdır. Telefon hattınızla bir arada çalıştığından, her iki dünyanın en iyisine sahip olabilirsiniz: sabit kablolu hattan konuşurken aynı anda Internet’i kullanma. Internet’te müzik, e-kitap, video akışı ararken veya yalnızca gezinirken içeriğe daha hızlı ve daha az gecikmeli (tabi gecikme olursa) olarak erişirsiniz. Geniş bandın şimdi dünyanın her tarafından kullanılmasının nedeni budur: dizüstü bilgisayarlardan ve PC’lerden cep telefonlarına, BRAVIA HDTV’lere ve PlayStation® oyun konsollarına… yapmak istediğiniz ne olursa olsun World Wide Web’e hızlı ve kolay bir şekilde bağlanma.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) -Pırlanta gibi kıymetli ve neşeli. Gevherşad’. Baysungur’un annesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. dev, dev gibi kimse veya şey: s. iri, cesim, kocaman, muazzam. giant powder bir çeşit dinamit. giant star astr. dev yıldız. giant stride dev adımı. mental giant çok akıllı adam, deha. There were giants in those days. Atalanmız bizden yüksek ada

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. granit cinsinden bir çeşit metamorfik kaya, gnays.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Çiçek. 2.Bilinen çiçek, gül çiçeği, gülağacı. 3.Tasavvufta Allah’ın birliğinin remzi. 4.Başına ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanılan bir isimdir. - (Ayşegül, Gülay, vb).

Türkçe - İngilizce Sözlük

on alternate days. every other d.

Türkçe - İngilizce Sözlük

daily. everyday. daily fee. day's ways. wage. day rate. daily pay. daily wages. daily wage rate. per diem. quotidian.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dayman. dayworker. hired man. jack. homeworker. utility man. daysman. floater. jobber. time worker. wage worker. wage earner. casual labourer. jobbing man. hack. daily servant. day servant. odd jobber. jobbing hand. day labo u rer. hired labo u rer. surfa

Türkçe - İngilizce Sözlük

solar. sun. sunshine. daystar. helio-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

per diem. journal. log. daily. daily. diary. of the same day. so many days old. everyday. usual. day to day. diem per. diurnal. journal book. local customer. quotidian. workaday.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) yalıçapkını, iskelekuşu emircik, (zool.) Alcedo atthis; kış başında deniz kenarında yumurtladığı zamanlarda fırtınayı durdurduğu farzolunan hayal mahsulü bir kuş; (s.) bu hayali kuşa ait; durgun, sakin, dingin. halcyon days kış ortasında i

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hind leg of pork/hog cured in various ways The leg is cut from the carcase and brined seperately Ham may be cooked, raw or smoked The french term Jambon refers to ham and also to a leg of fresh pork see also Ham pictures see also cooking a Ham. an amate

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Milli onur ve haysiyet. 2.İnsanlık, fazilet. 3.İzzeti nefs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Housing Assistance Payments HUD pays the assistance to the owner of an assisted unit on behalf of an eligible family The payment is the difference between the contract rent and the tenant rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The harp's strings are plucked, and its pitches are changed by means of pedals Its ethereal tone is easily recognizable The harp frequently plays broken chords called arpeggios.

Türkçe Sözlük

“Atmosferik perspektif” olarak da bilinir. Resim sanatında fon farklılıklarıyla yaratılan derinlik yanılsaması. Uzaktaki nesnelerin havanın etkisiyle daha açık tonla algılanması temeli üzerine kurulmuştur. Bir terim olarak ilk kez Leonardo Da Vinci tarafından kullanılmakla birlikte, hava perspektifi Antik Çağdan beri bilinmektedir. Roma Döneminde Pompei`deki duvar resimlerinde kullanılmış, 8.yy.daysa Çin resimlerinde görülmüş ve en yetkin düzeyine Song dönemi manzara resimleriyle ulaşmıştır. Bütün Orta Çağ boyunca unutulan bu teknik, 15. yy.da Flaman ressamlarınca yağlıboya resimle birlikte yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Bu tekniği bütün olanaklarıyla doruk noktasına çıkaran sanatçıysa J. M. W. Turner olmuştur. Turner` in resimlerinde sonsuza uzanan mekân duygusu ve buğulu atmosfer, daha sonra Monet ve İzlenimciliğin öbür temsilcileri tarafından da kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A.), itibar (yalnız «min» edatıyle beraber Arapça terkiplerde bulunur): Min hayselmecmû = Bütünü itibariyle, toptan, hepsi.

Türkçe Sözlük

(HAYSİYYET) (i. A.). Değer, itibar, kadir, şeref: Haysiyetini muhafaza etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Değer, kadir ve itibârı olmayan, itibarsız: Pek haysiyetsiz bir adamdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hazerât) (huzûr’ dan). On, huzûr, Fars. pîş-gâh: Hazret-I sadrâzama hâlini arz etti. Bu tâbir eski devirde huzur mânâsından ayrılarak sırf saygı tâbiri olarak ve Farsça veya Türkçe kaidesince izafet hâlinde kullanılmıştır; «cenâb» gibi ve yerine göre ondan daha kuvvetlidir: Hazret-i Allah’a yalvardım, Hazret-i Allah acıdı. Tanzimat’tan sonraki Osmanlı protokolünde birinci ferik (orgeneral), mülkî ve ilmî rütbelerde karşılığı olan bâlâ ve istanbul pâyesi mensuplarının isimleri sonuna resmen «hazretleri» getirilirdi: Kazasker Mustafa izzet Efendi Hazretleri, Enver ve Cemal Paşalar Hazerâtı, Sadrâzam Alî Paşa Hazretleri, Şehzâde Abid Efendi Hazretleri, Ayşe Sultan Hazretleri («cenâb», gayr-i müslim büyükler hakkında kullanılırdı: Sefir cenâbları).’Hazretiniz ve cenâbınız gibi muhâtap için kullanılması uygun değildir.

Teknolojik Terim

High Definition Multimedia Interface™ (HDMI™) yüksek kaliteli dijital video ve ses içeriğini taşımak için tasarlanmış bir bağlantı türüdür. HDMI™ oturma odanıza nefes kesici görüntü ve ses kalitesine sahip gelecek nesil film, oyun ve müzikleri getirerek, BRAVIA deneyiminizi zenginleştirecektir. Herhangi bir HD cihazını bağlamak için ihtiyacınız olan tek şey, yüksek hızlı bir kablodur. PLAYSTATION®3 oyunları ve Blu-ray Disc™ 1080p HD film oynatımı için ideal olan bu bağlantı türü ile, BRAVIA Ev Sinema Sisteminizin ilk kurulduğu andan itibaren net görüntüler ve canlı sese sahip olursunuz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In arterial blood, it is always combined with oxygen, and is then called oxyhemoglobin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

all. always. all the time. every time. evermore. routinely. ever. all. wholly. omni-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. ever. forever. throughout. all. wholly. entirely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

all. the whole. always. invariably. ever.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Birer birer olarak hepsi, hep, beher, her bir: Her kişi, her ev. Her bâr = Her zaman, daima. Her biri = Beheri: Her biri bir tarafa çeker. Her telden çeler = Her işten anlar, çok işler bilir. Her çend = Her ne kadar. Her-çi bâdl-bâd = Ne olursa olsun. Her dem — Her an, daime. Her dem bahar, her dem taze = Bir cins çiçek. Herkes = Her bir adam. bütün halk. Her gün = Art arda devam eden bütün günler. Her günlük (gündelik) = Her gün kullanılan eşya. Her kim = Kim olursa. Her nasıl = Her ne türlü. Her nasılsa = Nasıl olduysa oldu, uzatmayalım. Her ne = Her şey: Her ne olursa, her ne istersen. Her ne ise (her nayse) = Nasılsa, tafsilâta lüzum yoktur. Her nedense = Herhangi sebepten dolayı ise, sebebi lâzım değil. Her nerede = Her bir yerde. Her ne kadar = Ne kadar olsa, gerçi. Her vakit = Ne zaman olsa, her bir defa, daima. Her yandan = Her taraftan. Her yerde = Her tarafta. Herhangi bir = Rastgele bir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. at all times. invariably. all along. ever adv. evermore. in and out of season.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. inclination. itch. ambition. fancy. keenness. ardor. ardour. eagerness. nine days' wonder. alacrity. anxiety. brio. cult. enthusiasm. fad. fit. freak. furor. furore. grace. maggot. notion. relish. stomach. studiousness. whim. whimsey. whimsy.

Teknolojik Terim

High Definition, çarpıcı görüntü kalitesi ve sese sahip ev eğlencesinin keyfini çıkarabilmenizi sağlar. Blu-ray Disc™ filmleri izlediğinizde, kendinizi sinemada hissedeceksiniz. Ekranda yaşam bulan karakter ve sahnelerle PLAYSTATION®3’ünüzü fişe takmak da aynıdır. Tümü, inanılmaz netliğe ve ayrıntıya sahip resim oluşturan High Definition TV setlerindeki çok yüksek çözünürlüğün sonucudur. Standard Definition TV’lerde 720 x 576 piksel bulunur. High Definition TV ekranlarında çok daha fazlası vardır; Bazı durumlarda 1920 x 1080 piksele kadar çıkan bu ekranlarla, ulaşabileceğiniz en üst noktaya ulaşırsınız. Piksel sayısı ne kadar fazla olursa, çözünürlük de o kadar yüksek ve görüntülerde göreceğiniz ayrıntılar da o kadar ince olur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hardest of several possible ways to do a proof.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term used to describe the data link between two gateways or routers that a packet must travel to reach its destination.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Şeref, haysiyet: Bu müberek günün hürmetine. 2. Saygı, riayet, itibar, ikram, İzâz: Misafire hürmet etmek şarttır. 3. Bir şeyin şer’an harâm olması, haramlığı: Şarabın hürmeti.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Şeref, haysiyet ve itibar sahibi, saygıya değer. 2. mec. Büyük, okkalı. 3. Osmanlılar’ca Hıristiyan piskopos ve metropolidlere verilen resmî unvandır: Selânik Rum metropolidi hürmetlû felsnca efendi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ayş’den masdar). Yaşatma, geçindirme: Ailesini iâşe etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buz adası, buzdağı, aysberk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consider or render as ideal; 'She idealized her husband after his death'. form ideals; 'Man has always idealized'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information Management The way data is collected, analysed and the results disseminated and used Images Pictures represented on a computer screen, including X-rays.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) şeref ve haysiyetine dokunulamaz; dokunulmaz; bozulamaz, nakzedilemez, taarruz edilemez. inviolabil'ity, invi'olableness (i.) taarruzdan masuniyet; kişisel dokunulmazlık. inviolably (z.) ihlal edilemeyecek bir surette, masun olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) şeref ve haysiyetine dokunulmamış; bozulmamış, nakzedilmemiş, ihlal edilmemiş.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Doğu’da, Basra Körfezi kıyısında, İran ve Kuveyt arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 00 Kuzey enlemi, 44 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 437,072 km².

Sınırları: toplam: 3,650 km.

sınır komşuları: İran 1,458 km, Ürdün 181 km, Kuveyt 240 km, Suudi Arabistan 814 km, Suriye 605 km, Türkiye 352 km.

Sahil şeridi: 58 km.

İklimi: Daha fazla çöl iklimi hakimdir; kışlar soğuk, yazlar kuru, sıcak ve bulutsuz geçer.

Arazi yapısı: Daha fazla geniş ovalar, İran sınırında bataklıklar, İran ve Türkiye sınırı boyunca dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m; en yüksek noktası: Hacı İbrahim 3,595 m.

Doğal kaynakları: Petrol, doğal gaz, fosfat, sülfür.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %13.12.

daimi ekinler: %0.61.

Diğer: %86.27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 35,250 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kum fırtınaları, su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 26,783,383 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.66 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 48.64 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 69.01 yıl.

Erkeklerde: 67.76 yıl.

Kadınlarda: 70.31 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

Ulus: Iraklı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %75-%80, Kürt %15-%20, Türkmen, Süryani ve diğerleri %5.

Din: Müslüman %97 (Şii %60-%65, Sünni %32-%37), Hıristiyan ve diğer %3.

Diller: Arapça (Resmi), Türkçe, Kürtçe ve Süryanice.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %40.4.

erkekler: %55.9.

kadınlar: %24.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Irak Cumhuriyeti.

kısa şekli : Irak.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah al Irakiyah.

yerel kısa şekli: Al Irak.

ingilizce: Iraq.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Bağdat.

İdari bölümler: 18 bölge; Al Anbar, Al Basrah, Al Muthanna, Al Qadisiyah, An Najaf, Arbil, As Sulaymaniyah, At Ta’mim, Babil, Bağdat, Dahuk, Dhi Qar, Diyala, Kerbala, Maysan, Ninawa, Salah ad Din, Wasit.

Bağımsızlık günü: 3 Ekim 1932.

Milli bayram: İhtilal günü, 17 Temmuz (1968).

Anayasa: 22 Eylül 1968.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACC, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal

Türkçe Sözlük

(İTİBAR) (i. A. «ubûr» dan masdar) (c. İtibârât). 1. Ehemmiyet verme: Halk şairleri kafiyeye o kadar itibar etmezler. 2. Hürmet, saygı, riâyet: Kendisine çok itibar ederler. 3. Ticarette birinin sözüne ve imzasına olunan emniyet ve itimat: izmir’de itibarı vardır: İtibarlı tüccarlardandır. 4. Şeref, haysiyet: Namus ve itibar sahibidir. 5. Bir zamandan başlayarak sayma: Mart başlarından itibar edeceğiz. 6. Gerçek olmayarak bir şeye verilen değer, farazî kıymet: Doların itibârı 9 lira ise de gerçek değeri daha fazladır. 7. Farz, takdir: Her tavuk senede yüz yumurta yumurtlamak itibariyle yirmi tavuktan iki bin yumurta alınır. 8. İbret alma, bir kötü hareketin kötü neticesini görerek ders alma (Arapça’da esil mânâsı olan bu mânâ ile dilimizde az kullanılır). Havlle-i semi itibâr etmek = Ehemmiyet vermek, kulak asmak. İtibardan düşmek = İtibarını kaybetmek, artık muteber ve makbûl olmamak. Sâhib-I itibâr = İtibar sahibi, Ar. mûteber. Nazar-ı itibâra almak = Ehemmiyet vermek, makbûl tutmak. İtibariyle — Farzederek. c. İtibârât = Faraziyeler: Itibârâtla uğraşmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Hürmet, saygı, şeref ve haysiyet sahibi, itibarı olan, sayılan: İtibarlı adam, tüccar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. itibar, hürmet, şeref ve haysiyet eksikliği veya yokluğu. 2. Makbûl olmayış, revaçtan düşme hali.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İtibar, hürmet, şeref ve haysiyet eksikliği veya yokluğu. 2. Makbûl olmayış, revaçtan düşme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

who always objects. habitual objector.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kıymet, değer, itibar. 2. Şeref, yüksek mertebe: izzet sahibi. 3. Kudret, kuvvet, celâl: Rabb-i İzzet. 4. Hürmet, saygı, riayet, ikram: Nereye gitse izzet ve ikram görür. Izzet-i nefs = İnsanın kendi nefsini hor ve zelil etmeyip vekar ve haysiyetini muhafazaya dikkat etmesi: Onun izzet-i nefsi vardır. İzzetle = Veda edip gidenlere söylenen selâm sözü (eski tâbir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

To skewer a dead gerbil and attempt to deliver it to one of the takers' bear traps One of the two ways of scoring points in Gaufqwi.

Türkçe Sözlük

(halk talâffuzu: KâDİR) (i. A.). 1. Değer, zâtî kıymet, miktar: Herkesin kadrini anlamalı; san’atkârın kadri büyüktür. 2. itibar, haysiyet: Kendi kadir ve itibarını muhafaza etmek. 3. Rütbe, pâye: Alî-kadr = Rütbe ve pâyesi yüksek. 4. Miktar, kemiyet, derece: Alâ-kadr’-ül-imkân = İmkân derecesinde, mümkün olduğu kadar. Karınca kaderince = Karınca gücüne göre. Leyle-i Kadr = Ramazan’ın yirmi yedinci gecesi ki, Kur’an-ı Kerîm’in ilk Ayetinin indiği gecedir. Türkçe Kadir Gecesi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Değer, itibar. 2.Onur, şeref, haysiyet, meziyet. 3.Rütbe, derece.

Türkçe Sözlük

(i.). Kâfûrî otu dahi denilen bir cins bitki, haşîşe-i kaysûmiyye.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imparator; bilhassa Kutsal Roma Germen imparatoru ile Avusturya veya Alman imparatoru, kayser.

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who lays paving stones. pickpocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Volition, volitional or intentional activity Karma is always followed by its fruit, Vipaka Karma and Vipaka are oftentimes referred to as the law of causality, a cardinal concern in the Teaching of the Buddha. the effects of a person's actions that determ

Türkçe - İngilizce Sözlük

A landform comprised of sinkholes, sinking streams, zones of infiltration, underground passageways or watercourses, and spring resurgences, usually occurring in a soluble rock such as limestone or gypsum.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çanak yalayıcı, dalkavuk, tufeylî, haysiyetsiz, müdâhin, rezil.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaysar). Kayserler, Roma imparatorları, imparatorlar. bk. Kayser.

Türkçe Sözlük

(i. leoloji) (uyd. k.). Kayşamak işi. Ar. heyelan.

Türkçe Sözlük

(aslı: KâYSAR) (i. A.) (c. kayâsire) (L. Caesar). Eski Roma ve Bizans imparatoru: Kayser-i RÜm (meşhur Sezarin adından gelir; Çar kelimesi de bunun Slavca şeklidir). 1871’den sonra Batı Roma imparatorlarına halef olduğu kabûl edilen üç Almanya imparatoru da bu unvanla anılmıştır: Kayser Wilhelm.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kayseriyye). Kaysere ait (Kayseri şehrinin adı buradan gelir ve aslı Kaysariyye’dir). (tıp) Ameliyyât-ı kayseriyye = Sezaryen. Çocuğun sezaryenle alınması ki, meşhur Sezar bu şekilde dünyaya gelmiştir.

Türkçe Sözlük

(i. F. «kebâde» den galat). 1. Tâlim için kullanılır yay. itibarsız, kıymetsiz, müptezel: Ucuzlatmada biribirlerine rekabet ederek san’atı kepaze ettiler. 2. Saygıya lâyık olmayan, haysiyetsiz, rezil: Pek kepaze adamdır.

Türkçe Sözlük

(f.). İtibar ve haysiyetini kaybetmek, rezil, maskara rüsvây olmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kıymetsiz ve itibarsız etmek, rezil ve rüsvây etmek, haysiyetini gidermek: Böyle hareketlerle kendini kepazeletti. 2. Pek ucuzlatarak veya bozarak kıymet ve itibardan düşürmek: San› attan anlamaz birtakım matbaacılar baskı san›atını kepâzelettiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In its early days the Celtic Church spread by the setting up of a ceall, a cell This prefix kil appears in many place names throughout Scotland It appears mostly as a prefix together with the name of a saint, e g Kilmun, the cell of St Mun; Kilbride, the

Türkçe - İngilizce Sözlük

coaster. cradle. skid. sledge. sled. sleigh. bobsleigh. bobsled. slipway. launching ways. stiffener.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sled. sledge. sleight. toboggan. bobsled. skid. stocks. ways. ground ways. sliding ways. cradle. dray. guide.

Türkçe - İngilizce Sözlük

corset. girdle. bodice. supporter. stays. foundation.

Türkçe Sözlük

Resim sanatında yalnızca çizgi ile yapılan ve ana hatları gösteren, ayrıntılara inmeyen taslak. Kroki bir yapıtın ön çalışması niteliğinde olabileceği gibi, böyle bir amaç gözetilmeden de yapılabilir. “Eskiz” sözcüğü ile yakın anlamlıdır. Mimarlıktaysa daha çok bir yapıyı çevresiyle birlikte gösteren ayrıntısız ve şematik bir plan anlamına gelir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İstimâl ettirmek: Kalaysız bakırları aşçıya kullandırmamalı. 2. Bir iş veya görevde ve hizmette bulundurmak: Ticaret bilmeyen adamları mağaza ve dükkân hizmetlerinde kullandırmazlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The loose part of a coat; the lower part of a garment that plays loosely; a skirt; an apron.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A convulsive tic or hysteric neurosis prevalent among Malays, similar to or identical with miryachit and jumping disease, the person affected performing various involuntary actions and making rapid inarticulate ejaculations in imitation of the actions and

Türkçe - İngilizce Sözlük

A convulsive tic or hysteric neurosis prevalent among Malays, similar to or identical with miryachit and jumping disease, the person affected performing various involuntary actions and making rapid inarticulate ejaculations in imitation of the actions and

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kapı mandalını açan ip. The latchstring is always out. Kapımız daima açıktır. İstediğiniz zaman buyurun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) duruş, yatış, mevki; kazanç üstünden hisse; argo yol, meslek; bir halatın bükümü veya büküm tarzı. lay days (den.) yükleme ve boşaltma süresi. lay of the land etrafın hal ve şekli; durum, vaziyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Most of the businesses in the cluster have to deal with the law of the land at various times, and since much aid is available through computer expert systems the legal aspects of running a company can be handled by individuals There are many ways in which

Türkçe - İngilizce Sözlük

Most of the businesses in the cluster have to deal with the law of the land at various times, and since much aid is available through computer expert systems the legal aspects of running a company can be handled by individuals There are many ways in which

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzunluk, boy; müddet, mesafe, süre; gram. bir sesli harfin uzatılması veya uzunluğu. length of days uzun ömür. at great length tafsilâtıyle, ayrıntılarıyle. at length uzun uzadıya; en nihayet. at full length tafsilatıyle; boylu boyunca. cable's le

İngilizce - Türkçe Sözlük

, -ways z., s. uzunluğuna.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of glass, or other transparent substance, ground with two opposite regular surfaces, either both curved, or one curved and the other plane, and commonly used, either singly or combined, in optical instruments, for changing the direction of rays of

Türkçe - İngilizce Sözlük

An optical device made of glass or other transparent material that forms images by bending and focusing rays of light A lens made of a single piece of glass cannot produce very sharp or exact images, so camera lenses are made up of a number of glass 'elem

Türkçe - İngilizce Sözlük

Transparent biconvex tissue within the eye that helps bring rays of light to focus on the retina The lens crystalline can change shape and increase the optical power of the eye when viewing near objects This ability to accommodate is lost after age 40, re

Türkçe - İngilizce Sözlük

One or more pieces of optical glass or similar material designed to collect and focus rays of light to form a sharp image on the film, paper, or projection screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One or more pieces of optical glass used to gather and focus light rays to form an image.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A structure made of transparent glass or other material, with at least one curved surface, which causes the light rays passing through it to converge or diverge in a controlled fashion. a transparent optical device used to converge or diverge transmitted

Türkçe - İngilizce Sözlük

A straight line 'on' the landscape, linking sites of ancient significance, proposed by Alfred Watkins in the 1920s as ancient trackways The popular imagination supposes they may be lines of some force or energy, but experimentation and other kinds of inve

Türkçe - İngilizce Sözlük

A straight line 'on' the landscape, linking sites of ancient significance, proposed by Alfred Watkins in the 1920s as ancient trackways The popular imagination supposes they may be lines of some force or energy, but experimentation and other kinds of inve

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychological energy that is finalistic and founded not on substances but their relations and movements Always in advance of consicousness, calling us into new activity Libido in turn is a part of the life energy that drives all organisms to grow and deve

Türkçe - İngilizce Sözlük

That cool book with all of the words to songs and vocal notes Usually rented, so don't loose them and always use pencil. [lih-breh-toh] 'Little book ' The text of an opera, oratorio, or other large-scale vocal work.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The mysterious force that wings generate An aeroplane only stays up because the wings are pushing air down so hard that the weight of the machine is supported Basically a wing is just an inclined flat surface and a lot of lift is generated simply by it me

Türkçe - İngilizce Sözlük

The mysterious force that wings generate An aeroplane only stays up because the wings are pushing air down so hard that the weight of the machine is supported Basically a wing is just an inclined flat surface and a lot of lift is generated simply by it me

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lignin is a major component of the cell wall of certain plant materials, such as wood, hulls, straws, and over-ripe hays This fraction is essentially indigestible by all animals and is the substance that limits the availability of cellulose carbohydrates

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lignin is a major component of the cell wall of certain plant materials, such as wood, hulls, straws, and over-ripe hays This fraction is essentially indigestible by all animals and is the substance that limits the availability of cellulose carbohydrates

Türkçe - İngilizce Sözlük

The maximum amount of benefits payable for a given situation, condition, or occurrence Limits may specify a paid dollar maximum or a number of days maximum The limit may be a yearly, lifetime, or per condition maximum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The maximum amount of benefits payable for a given situation, condition, or occurrence Limits may specify a paid dollar maximum or a number of days maximum The limit may be a yearly, lifetime, or per condition maximum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A link is a reference from some point in one HTML document to some point in another document or to another place in the same document A browser usually displays a link in some distinguishing way, e g in a different color When the reader clicks on the high

Türkçe - İngilizce Sözlük

A reference from some point in one hypertext document to another document or another place in the same document A browser usually displays a hyperlink in some distinguishing way, e g in a different color, font or style When the user activates the link the

Türkçe - İngilizce Sözlük

In hypertext documents, a link is the connection from one document to another Linking words or phrases are always a different colour and usually underlined so that they stand out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A link is a reference from some point in one HTML document to some point in another document or to another place in the same document A browser usually displays a link in some distinguishing way, e g in a different color When the reader clicks on the high

Türkçe - İngilizce Sözlük

A reference from some point in one hypertext document to another document or another place in the same document A browser usually displays a hyperlink in some distinguishing way, e g in a different color, font or style When the user activates the link the

Türkçe - İngilizce Sözlük

In hypertext documents, a link is the connection from one document to another Linking words or phrases are always a different colour and usually underlined so that they stand out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Always make sure your style guide has information about proper use of your company's logo and/or your site logo, including all variations and approved methods of rendering in techniques such as Flash.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Always make sure your style guide has information about proper use of your company's logo and/or your site logo, including all variations and approved methods of rendering in techniques such as Flash.

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States writer of novels based on experiences in the Klondike gold rush. says Francis Crossley, is Luan-dun , City of the Moon, and tradition says there was once a temple of Diana where St Paul's now stands Greenwich he derives from Grian-wich , als

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States writer of novels based on experiences in the Klondike gold rush. says Francis Crossley, is Luan-dun , City of the Moon, and tradition says there was once a temple of Diana where St Paul's now stands Greenwich he derives from Grian-wich , als

Türkçe Sözlük

(MAAŞ) (i. A.) (c. maâşât). (Ayş’den «hareket İsmi»), 1. Yaşayış, dirlik. 2. Geçinecek şey. Belli, memuriyet ve hizmete karşı her ay alınan ücret. Maaş bağlamak = Aylık tahsis etmek, maaşını kesmek, maaş vermek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ayş» tan masdar) (C. maâyiş). 1. Yaşayış, yaşama, ömür: Güzel bir maişet sürdü. 2. Yaşamak için lâzım gelen şeyler: Maîşetı dardır. Eskiden küçük ilmiyye rütbesindekilerin tâylnâtı.

Türkçe Sözlük

(hi.). «Malezya» ve şimdi «Malaysia» da denen Güneydoğu Asya’da Çinhindi’nin Indonezya’ya doğru inen yarımadası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A period that lasts at least 2 days where a consumer experiences racing thoughts, euphoria , poor safety, poor judgment and wild spending Can also include auditory hallucinations, visual hallucinations, and/or delusions.

Türkçe Sözlük

(I. A. «nazar» dan im.) (c. menâzır). 1. Bakılıp seyrolunan yer, gözün aldığı yerlerin görünüşü ve şekil. 2. Böyle bir yeri veya birtakım yerleri tasvir eden resim, Fr. paysage. (c.) (geometri ve resimde) Çeşitli cisimler ve maddelerin bulundukları yerlerin yakınlık, uzaklık ve durumuna göre gösterdikleri çeşitli şekiller: Resimde en fazla menâzıra dikkat etmek lâzımdır. Fenn-I menâzır = Fr. Perspectlve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scenic. view. sight. panorama. landscape. spectacle. scene. scenery. lookout. paysage. prospect. raree show. vista.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Zevklenme, alay, eğlenme. 2. Gülünç, gülünecek, rezil, rüsvây: Alemin maskarası. 3. Herkesi güldürmek için haysiyet ve İtibarını ayaklar altına alıp kepaze olan: Maskara bir adam. 4. Tuhaflık yapan: Ne maskara çocuktur bu!

Türkçe - İngilizce Sözlük

As defined by Richard Dawkins in The Selfish Gene : 'a unit of cultural transmission, or a unit of imitation ' 'Examples of memes are tunes, ideas, catch-phrases, clothes fashions, ways of making pots or of building arches Just as genes propagate themselv

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. onarmak (çamaşır); ıslah etmek; tashih etmek, düzeltmek; daha iyi hale koymak; iyileşmek. Least said, soonest mended Ne kadar az laf söylenirse mesele o kadar çabuk kapanır. mend matters vaziyeti düzeltmek. Mend your ways Davranışlarına dikkat et. m

Türkçe - İngilizce Sözlük

distance. space. interval. breadth. journey. margin. remove. shoot. span. way. ways.

Türkçe Sözlük

(i. Hintçe: maharaca). Hindistan’da Müslüman olmayan, Hindû dininden yerli hükümdarların büyüklerine verilen ad, Hindû kral: Nepal, Maysûr, Trivankur, Keşmir, Gvalyûr, Codhpûr, Ceypûr, Barûda... mihrâceleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest rate of base pay an organization pays for jobs within a grade or pay band.

Şifalı Bitki

(zea mays): Buğdaygiller familyasından; 180 - 200 cm boyunda, dik ve yüksek gövdeli, geniş şerit yapraklı, bir yıllık bir bitkidir. Kökü kalın ve saçaklıdır. Yaprakları şerit gibi, uzun, paralel damarlı, sert ve sivri uçlu, sapsız, kenarları, dalgalıdır. İki çeşit çiçeği vardır. Erkek çiçekler gövdenin ucunda salkım başak şeklinde, dişi çiçekler ise yaprakların koltuğunda koçan halindedir. Dişi çiçeklerin stilusları uzundur ve kınlarının tepesinden dışarı doğru sarkarlar. Bunlar mısırpüskülü denilen kısmı meydana getirirler. Meyvesi, koçanı üzerinde sıkışık şekilde dizilidir. Rengi açık veya koyu sarı; esmer veya kırmızımtırak renklidir. Mısırpüskülünün içeriğinde glikoz, maltoz gibi şekerler, sabityağ, steroller, reçine ve çok miktarda potasyum tuzları vardır. İdrar söktürücü, idraryollarını temizleyici ve hararet verici olarak kullanılır. Mısırözü yağı, mısır tanelerinden çıkarılır. İçeriğinde yağ asitleri, A vitamini, az miktarda steroller ve bol miktarda nişasta vardır. Mısırözü yağı damarsertliğini önler. Kullanıldığı yerler: Daha ziyade mısırpüskülü ve mısırözü yağı kullanılır. Mısır iyi bir besindir. Ancak hazmı biraz güçtür. Guatr olanların yememesi tavsiye edilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device allowing computers to communicate over telephone lines Acronym for MODulate-DEModulate, meaning that analog information is modulated to digital information and vice versa The current generation of modems is Hays-compatible, operates at 56KB/sec,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the present time, or time not long past; late; not ancient or remote in past time; of recent period; as, modern days, ages, or time; modern authors; modern fashions; modern taste; modern practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who admires the moderns, or their ways and fashions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The quantity of motion in a moving body, being always proportioned to the quantity of matter multiplied into the velocity; impetus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ay. a month of Sundays çok uzun zaman. lunar month kameri a., solar month şemsi ay.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aysar, çılgın, deli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Synonym for 'ethical ' See ethics. good according to a standard of right and wrong, as in: The moral thing to do isn't always the popular thing to do. knowing right from wrong behavior. '1 a : of or relating to principles of right and wrong in behavior :

Türkçe Sözlük

(i. A. «kaside-i muallaka» dan kısaltılmış) (c. muallakaat). Câhiliyet devrinde KAbe duvarına asılan kaside: Kays’ın muallaka’sı. Muallakaat-ı Seb’a = Bu şerefi kazanan yedi ünlü kaside.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nevf» ten if.) (mü. münîfe). Yüksek, haysiyetli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

neat. normal. regular. steady. uniform. orderly. even. methodical. disciplined. systematic. systematical. clear-cut. set. formal. arranged. always. coordinate. even running. settled production. tidy.

Türkçe Sözlük

(I. A. «ayş» dan if.). Taayyüş eden, yiyip içen, geçinen, beslenen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayz» dan if.) (mü. mütehayyize) (c. müteheyyizîn) (Fars. c. mütehayyizân). Haysiyet ve itibar sahibi, ehemmiyetli: Mütehayyizân-ı memleket.

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuously. continually. invariably. always. on end.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Namus ve edebi olan: Namuslu hâkim. 2. Doğru, haysiyet ve itibar sahibi: Namuslu adamdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olumsuz, menfi; mat. negatif, menfi; aksi, ters; elek. menfi, negatif; gram. olumsuz, onaysız. negative evidence olumsuz kanıt. negative in come tax hükümetin fakirlere para yardımı yapmasını öne en teklif. negative sign eksi işareti, eksi. negati

Türkçe - İngilizce Sözlük

To look nine ways To squint.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) olaysız durum, ilgi çekmeyen olay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tapering four-sided pillar made of stone It is said that some of the obelisk at the Temple of Karnek were plated in gold, to catch the sun's rays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Vertical stone pillar of needle shape with pyramidion on the top Its origin ties it to the Egyptian sun cult They are always carved from a single stone The tapered top part of them were usually covered with gold or electrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Denoting relation to place or time; belonging to, or connected with; as, men of Athens; the people of the Middle Ages; in the days of Herod.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object Monitor. literally an abbreviation for 'old man' in friendly reference to any radio operator; nowadays used to refer to any male person on the air.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object Monitor. literally an abbreviation for 'old man' in friendly reference to any radio operator; nowadays used to refer to any male person on the air.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. honneur’den). 1. Kibir, gurur. 2. Şeref, haysiyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of music in which an orcherstra plays and singers sing Operas have a plot and are meant to tell a story Some are funny, some are tragic Essentially, they are stories put to music There is very little, if any, spoken text in an opera.

Türkçe - İngilizce Sözlük

1 One who puts his shoes on when a speaker says, 'Now in conclusion ' 2 He goes into a restaurant without any money, expecting to pay for the meal with the pearl he'll find in an oyster 3 Someone who sets aside two hours to do his income tax return 4 A pe

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who while falling from Eiffel tower says in midway 'See, I am not injured yet '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who while falling from Eiffel tower says in midway 'See I am not injured yet '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

1 One who puts his shoes on when a speaker says, 'Now in conclusion ' 2 He goes into a restaurant without any money, expecting to pay for the meal with the pearl he'll find in an oyster 3 Someone who sets aside two hours to do his income tax return 4 A pe

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who while falling from Eiffel tower says in midway 'See, I am not injured yet '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who while falling from Eiffel tower says in midway 'See I am not injured yet '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Occupational Therapy Focuses on delays in fine motor areas Delayed pencil control.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term by which Europeans designate religious temples and tower-like buildings of the Hindoos and Buddhists of India, Farther India, China, and Japan, usually but not always, devoted to idol worship.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. palmiyeleri çok olan; muhteşem, gönençli, refah içindeki. palmy days refah günleri, iyi günler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

On a comics page, the individual framed illustrations In some comics, the divisions between the panels is not always clear; panels can be borderless, they can run together, they can be meta-panels comprised of smaller inner-panels there are countless ways

Türkçe - İngilizce Sözlük

On a comics page, the individual framed illustrations In some comics, the divisions between the panels is not always clear; panels can be borderless, they can run together, they can be meta-panels comprised of smaller inner-panels there are countless ways

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasital. parasitical. parasitic. parasite. interference. atmospherics. strays. noise. cestode. cestoid. helminth. vermin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The player with whom one plays as a side against the other two players.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The player with whom one plays as a side against the other two players.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (Basdırmak fiilinden. (bk.) Basdırmak). 2. Tuz ve çemenle bastırılıp iste veya güneşte kurutulmuş et: Kayseri pastırması. 3. mec. Pastırmasını çıkarmak = Çok dövmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A highly conventional mode of writing which celebrates the innocent life of shepherds and shepherdesses in poetry, plays and prose romances Pastoral literature describes the loves and sorrows of musical shepherds - usually in an idealised Golden Age of ru

Türkçe - İngilizce Sözlük

PAT is a cost-control mechanism intended to reduce hospital stays by encouraging employees to have routine hospital testing done on an outpatient basis before being admitted to the hospital Reimbursement is sometimes made on a more generous basis for PAT.

Türkçe - İngilizce Sözlük

PAT is a cost-control mechanism intended to reduce hospital stays by encouraging employees to have routine hospital testing done on an outpatient basis before being admitted to the hospital Reimbursement is sometimes made on a more generous basis for PAT.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, to make or secure suitable return for expense or trouble; to be remunerative or profitable; to be worth the effort or pains required; as, it will pay to ride; it will pay to wait; politeness always pays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In life insurance, abbreviation for payment as in 20-pay life policy Also, compensation, which may be defined in a variety of ways For example, under a unit credit pension plan, the employee's compensation and service are generally explained as a certain

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. market. bazaar. marketplace. sunday. sundaysuday day.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A health care program offered by the State that partially pays or reimburses the employee or retiree for covered health care services or treatments.

Teknolojik Terim

Microsoft’un online müzik mağazası’ servisinin genel udi. Üzerinde ‘plays for sure’ logosu taşıyan cihazlar bu servisten çekilen herhangi bir içeriği oynatabilir.

Teknolojik Terim

PLAYSTATION®3, Sony tarafından sunulan gelecek nesil eğlence sistemidir. Sizi kristal netliğinde görüntüler ve cesur renklerle dolu, sinema kalitesinde bir film deneyiminin tam ortasına sokmak için Blu-ray Disc™ teknolojisine sahiptir. Gerçeğe yakın grafikler ve çarpıcı seslerle, teknoloji harikası oyunlar inanılmaz bir deneyim yaşatıyor. High Definition filmler izlemek, tüm sevdiğiniz şarkıları ve fotoğrafları depolamak ve PLAYSTATION®Network ile İnternet’e bağlanmak için PS3™’ünüzü kullanın. Sabit Disk Sürücü tüm dijital video dosyalarınızı tek bir güvenli yerde tutmak için idealdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,s.,z. doğrudan doğruya hedefe yapılan atış;s. yatay olarak atılan; doğrudan doğruya atılabilecek kadar yakın;açık,aşikar, dolaysız;z. doğrudan doğruya; yakından; açık olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two commonly used meanings: 'Point of Presence' and 'Post Office Protocol' A 'Point of Presence' usually means a city or location where a network can be connected to, often with dialup phone lines So if an Internet company says they will soon have a POP i

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two commonly used meanings A Point of Presence usually means a city or location where a network can be connected to, often with dial up phone lines So if an Internet company says they will soon have a POP in Belgrade, it means that they will soon have a l

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plain-weave fabric characterized by a rib effect in the filling direction. a plain-weave cotton-type fabric with weftways ribs and a high warp sett. a ribbed fabric used in clothing and upholstery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

By analogy with the French portail, used by recent writers for the whole architectural composition which surrounds and includes the doorways and porches of a church.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point Of Sale - Refers to computer equipment and software specialized for retail point of sale, particularly cash drawers, pole displays, receipt printers, bar-code scanners and software that supports them.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Point of Service plan offers participants the option to choose the type of coverage they want before each medical service It combines elements of an HMO and a PPO If your PCP does not provide or coordinate your care, this choice pays lower benefits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Previously, philosophy was a study seeking the truth Since the days of Plato we've been attempting to define the Universal Truths by which we can all agree and to determine how we can know these are Universal Truths In the Postmodern world, philosophy tak

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gururlu, mağrur, kibirli, azametli; onurlu, izzetinefsi olan; haysiyetli; (of ile) iftihar eden; canlı (at v.b.); görkemli; muhteşem, tantanalı. proud flesh tıb. yara içinde veya etrafında mantar gibi şişmiş et. proudhearted s. kibirli. a proud day

Türkçe - İngilizce Sözlük

An option contract under which the holder has the right to sell the number of shares of the underlying security that is covered by the contract at a fixed price for a fixed period of time The put option buyer pays the put option seller a fee called a prem

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occurring radioactive gas formed when the element radium decays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Radon gas results from the natural breakdown of radium in soil, rock and groundwater In some areas, this gas, which carries a risk of lung cancer, may enter buildings and homes through sub-ground rooms where it decays into products called radon progeny wh

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the cost of a unit of insurance Insurance is based on the history of loss experience for similar risks What a driver pays for auto insurance is based in part on past experience by that company with drivers of the same age, sex, marital status, dri

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the cost of a unit of insurance Auto Insurance Quotes are based on the history of loss experience for similar risks What a driver pays for auto insurance is based in part on past experience by that company with drivers of the same age, sex, marita

Türkçe - İngilizce Sözlük

The pricing criteria upon which an insurance premium is based, it is the cost of a given unit of insurance Registered keeper - The person who looks after a vehicle, not always the owner For example, you may use a car that is owned by someone else in which

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rate is the cost of a unit of insurance Insurance rates are based on historical loss experience for similar risks What a driver pays for auto insurance, for example, is based in part on past loss experience with drivers the same age, sex, and marital st

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a number of lines or parts diverging from a common point or center, like the radii of a circle; as, a star of six rays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To shine, as with rays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a restricted sense, any of the broad, flat, narrow-tailed species, as the skates and sting rays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A machine on which yarn is wound and measured into lays and hanks, for cotton or linen it is fifty-four inches in circuit; for worsted, thirty inches.

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone from outside who stays with a patient in hospital. paid companion.

Teknolojik Terim

Kaydedilebilen ya da görüntülenebilen renk sayısını temsil eder. Bit sayısı ne kadar fazlaysa, o kadar çok renk kaydedilebilir. 16,7 milyon rengi temsil etmek için 24 bit (her renk için 8 bit: kırmızı, yeşil, mavi) renk derinliği gerekmektedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quay. wharf. dock. jetty. pier. quayside.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A network topology in which the nodes are connected in a closed loop Data is transmitted from node to node around the loop, always in the same direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Half-disc of heavy metal, which is made to rotate inside the case of an automatic watch by the energy produced by the movements of the wearer's arm Its weight tends always to bring it back to the vertical position Demultiplied by a specially designed devi

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Asya’da (Ural Dağlarının batı kısmı Avrupa’dadır.), Arktik Okyanusu kıyısında, Avrupa ile Kuzey Pasifik Okyanusu arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 60 00 Kuzey enlemi, 100 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 17,075,200 km².

Sınırları: 20,096.5 km.

sınır komşuları: Azerbaycan 284 km, Beyaz Rusya 959 km, Çin (güneydoğu) 3,605 km, Çin (güney) 40 km, Estonya 294 km, Finlandiya 1,340 km, Gürcistan 723 km, Kazakistan 6,846 km, Kuzey Kore 19 km, Letonya 217 km, Litvanya (Kaliningrad Bölgesi) 280.5 km, Moğolistan 3,485 km, Norveç 196 km, Polonya (Kaliningrad Bölgesi) 232 km, Ukrayna 1,576 km.

Sahil şeridi: 37,653 km.

İklimi: Avrupa sınırında nemli kıtasal iklim, Sibirya’da subarktik, kuzey kutbuna doğru tundra, kışlar Karadeniz boyunca soğuk, Sibirya’da dondurucu, yazlar steplerde Arktik kıyılarına nazaran daha ılımandır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m.

en yüksek noktası: Elbrus Dağları 5,633 m.

Doğal kaynakları: Doğal gaz, kömür, mineraller, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.17.

daimi ekinler: %0.11.

Diğer: %92.72 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 46,000 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Sibirya’da buzlanmalar, Kuril adalarında yanardağlar, Kamçatka Yarımadasında Deprem ve yanardağlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 142,893,540 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.03 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.13 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 67.08 yıl.

Erkeklerde: 60.45 yıl.

Kadınlarda: 74.1 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 860,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 9,000 (2001 verileri).

Ulus: Rus.

Nüfusun etnik dağılımı: Rus %79.8, Tatar %3.8, Ukraynalı %2, Başkır %1.2, Çuvaş %1.1, diğer %12.1.

Din: Rus Ortodoksları, Müslümanlar, diğer.

Diller: Rusça, diğer.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.6.

erkekler: %99.7.

kadınlar: %99.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Rusya Federasyonu.

kısa şekli : Rusya.

Yerel tam adı: Rossiyskaya Federatsiya.

yerel kısa şekli: Rossiya.

Eski adı: Rusya İmparatorluğu, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet - Federasyon.

Başkent: Moskova.

İdari bölümler: 49 bölge, 21 cumhuriyet, 10 özerk yöre, 6 yurt, 2 federal şehir, ve 1 özerk bölge; Adygeya (Maykop), Aginskiy Buryatskiy (Aginskoye), Altay (Gorno-Altaysk), Altayskiy (Barnaul), Amurskaya (Blagoveshchensk), Arkhangel’skaya, Astrakhanskaya, Bashkortostan (Ufa), Belgorodskaya, Bryanskaya, Buryatiya (Ulan-Ude), Chechnya (Groznyy), Chelyabinskaya, Chitinskaya, Chukotskiy (Anadyr’), Chuvashiya (Cheboksary), Dagestan (Makhachkala),

Türkçe - İngilizce Sözlük

a region of Malaysia in northeastern Borneo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a region of Malaysia in northeastern Borneo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who works on a morning shift. person who stays awake all night. early- bird.

Türkçe Sözlük

(I. F. «bat» dan). Ördek, ördek gibi: Badi badi yürümek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevinç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شادی] sevinç.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Mutlulukla, uğurla ilgili, uğurlu.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Sevinç, mutluluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Spouse Acceptance Factor The amount of time married scientists are allowed to spend away from home, in the office, at the lab, talking about physics at social events, going to the South Pole, attending conferences, etc , before the spouse says 'ENOUGH!!!!

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayıklık, sarhoş olmayş-

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. salata. salad days gençlik çağı, acemilik. salad dressing mayonez; salata sosu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Storage Area Network A back-end network connecting storage devices via peripheral channels such as SCSI, SSA, ESCON and Fibre Channel There are two ways of implementing SANs: centralized and decentralized A centralized SAN ties multiple hosts into a singl

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Software Evaluation Library is a collection of CD's allowing ITS2313 customers to 'test drive' Novell products by installing the contained software for evaluation in their organisation for a period of 90 days , after which time the product can be purc

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öz saygısı, izzetinefis, onur, haysiyet; hodpesentlik, kendini beğenme, gurur.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sen aysın, ay gibi güzelsin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set is a collection of related things Example: Days of the week.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bible describes sin as manifesting itself in three ways: a an act as thought, intent or impulse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of pages Oddly enough, since the Web really is a Web, you can make a site which includes pages from other sites, or which includes pages which are not physically on the same computer Of course, this must always be done with respect to intelle

Türkçe Sözlük

(ŞİVE) (i. F.). 1. Tarz, tavır, üslûb. 2. Naz, işve, edâ (edebiyat) Lehçelerin ayrıldığı ağız: İstanbul, Kayseri, Konya şivesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It usually bears the broker's name and is initiated by the underwrites. the act of avoiding capture a minor inadvertent mistake usually observed in speech or writing or in small accidents or memory lapses etc. a flight maneuver; aircraft slides sideways i

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayma, kayış, ayak kayması; yanlışlık, hata, sürçme; jeol. heyelân, kaysa; kadın iç gömleği, kombinezon; yastık yuzü; A.B.D. iki iskele arasındaki dar yer; üzerinden geminin karaya çekildiği kızak; iskele palamar yeri; kriket kalenin arkasındaki yer

Türkçe - İngilizce Sözlük

A memorable phrase that says something positive about the business.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Start of Frame delimiter This Ordered Set is always the first Transmission Word of a Frame It is used to indicate that a Frame will immediately follow and indicates which class of service the Frame will use.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bays. fame. laurels. reputation. renown. publicity. celebrity. distinction. kudos. notability. notable. odor. odour. prominence. record. rep. report. repute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tool for creating spiral-shaped polygons. a 'Jelly Roll' design in a cane where sheets of clay are stacked and rolled to create a spiral design when sliced crossways.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ nii) anat. somun kas. splenyus splice (splays) f, i. büküp lehimleyerek birleştirmek (tel); örerek birbirine tutturmak (halat); yapıştırarak eklemek (bant, filim): birbirine geçirip ,çivilemek (tahta); (argo) evlenmek, evlendirmek; i. çek y

Türkçe - İngilizce Sözlük

Satellite Pour l'Observation de la Terre. The most common foreign exchange transaction Spot or Spot date refers to the spot transaction value date that requires settlement within two business days, subject to value date calculation. a location on the fiel

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generally describes a transaction which will come to settlement in two days. The most common foreign exchange transaction Spot or Spot date refers to the spot transaction value date that requires settlement within two business days, subject to value date

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of kart racing which utilizes smaller road courses, with turns to the left and right, as compared to speedways Sprint courses require different setup than the ovals used in speedway racing Sprint karts are of the situp variety Races usually last on

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. istralya; f. istralya ile takviye etmek; tiramola etmek, dönmek, orsa alabanda edip dönmek. in stays tiramola.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. dayamak, tutmak; desteklemek, teselli etmek; i. dayanak, destek, payanda; balina stays i, çoğ., (İng.) korsa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intravascular prosthesis to scaffold a vessel following transluminal balloon dilatation, for the purpose of maintaining patency. is a wire-mesh tube that is inserted after balloon angioplasty It supports, or props open, the arterial wall and stays in the

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Islatıp döğerek yapılan bazı şeyler, temizlenip kurutulmuş koyun veya inek barsak ve bunları içine doldurulmuş baharları kıymadan ibaret şey ki hem çiğ, hem de kızarmış ve pişmişi yenir: Ev sucuğu, Kayseri sucuğu. 2. Et sucuğu şeklinde şekerleme ki ipe dizilmiş ve şeker yahut pekmez şerbetine batırılmış badem, ceviz, fındık vesair içinden ibaret olur: Badem, ceviz sucuğu, (mec.): Sucuk olmak = Çok ıslanmak. Sucuğunu çıkarmak = Çok döğmek.

Türkçe Sözlük

(SULTANİ) (i. A.). 1. İslâm dininden imparator. 2. Osmanlı hükümdarı. 3. Osmanoğulları’nda imparatorluk prensesi: Ayşe Sultan. Vâlide-Sultan = Osmanlı hükümdarının annesi olan Türk ana imparatoriçesi. Hanım-Sultan = Annesi sultan olan Osmanlı prensesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pazar günü. Sunday school kilisede pazar günü din dersleri verilen okul. a month of Sundays k.dili. uzun müddet. Sunday-go-to- meeting s., k.dili. en iyi, bayramlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

always walking the streets. slut. hussy. streetgirl. streetwalker.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ayş» den mas.). Yaşama, geçinme, Ar. maişet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of two small tuned drums used in North Indian music The left hand plays the larger of the two drums, the 'Bayan', which has a lower pitch After striking the drum with the tips of the fingers, the note is 'bent' up by pressing down with the heel of t

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make brown; to imbrown, as by exposure to the rays of the sun; as, to tan the skin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To thrash or beat; to flog; to switch. a light brown a browning of the skin resulting from exposure to the rays of the sun get a tan, from wind or sun treat skins and hides with tannic acid so as to convert them into leather of a light yellowish-brown col

Türkçe - İngilizce Sözlük

a browning of the skin resulting from exposure to the rays of the sun. a light brown. ratio of the opposite to the adjacent side of a right-angled triangle. treat skins and hides with tannic acid so as to convert them into leather. get a tan, from wind or

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Tango began in the West Indies and found its way to Argentina where it was stylised by the Gauchos to its present form Tango is a very dramatic, exciting dance Most people recognise Tango from the days of 'Valentino' to the 'Tango Argentina' Tango is

Türkçe - İngilizce Sözlük

Theoretical Arrival Time. transactivator of transcription, a gene of HIV that plays a role in viral replication by regulating the transcription of viral DNA into RNA; also the protein produced by that gene.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Maturity or number of days to maturity normally on bills of exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Designation of a payment as being due at sight, a given number of days after sight, or a given number of days after date.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term fixed for payment of a draft; e g , 90 days after sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Designation of a payment as being due on sight, or a certain number of days after sight, or after a designated date.

Genel Bilgi

Topkapı Sarayı’nın hazine dairesinden hiçbir şey dışarı çıkamazdı. 2. Abdülhamit, kızı Ayşe’ye taç yaptırmak için model olarak kullanılmak üzere 3. Mehmet’in muhteşem sorgucunu saray kâhyasından istedi. Kâhya padişahtan muayyen vadeli bir senet almadan sorgucu vermedi. Bu tutum Abdülhamit’in çok hoşuna gitti. Kâhyaya 100 altın hediye etti. Süresi geldiğinde sorgucu kâhyaya iade edip vermiş olduğu senedi geri aldı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A violently rotating column of air, pendant from a cumulonimbus cloud, and nearly always observable as a funnel cloud or tuba On a local scale, it is the most destructive of all atmospheric phenomena Its vortex, commonly several hundred yards in diameter,

Türkçe - İngilizce Sözlük

A violent rotating column of air, usually forming a pendant from a cumulonimbus cloud with the circulation reaching the ground It nearly always starts as a funnel cloud and may be accompanied by a loud roaring noise On a local scale, it is the most destru

Türkçe - İngilizce Sözlük

A button setting on a Digital Geiger counter that accumulates radiation counts over time, as in the Inspector, versus the standard button setting that displays changing radiation levels at a moment in time Thus, the Total button setting is somewhat like a

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. izsiz, iz kalmayan; yol suz; raysız giden tracklessly z. izsiz, iz bırakmadan. tracklessness i. izsizlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drummer (who plays a snare drum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This term may refer to two different operations For one, the delivery of a stock certificate from the seller's broker to the buyer's broker and legal change of ownership, normally accomplished within a few days For another, to record the change of ownersh

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generally refers to passenger service, usually local, that is provided to the public Transit operates along established routes with fixed or variable schedules and is available to any person who pays the published fare.

Yabancı Kelime

Fr. troc

değişim

Para aracılığı olmaksızın, bir nesnenin dolaysız olarak bir başka nesne ile değiştirilmesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A period of approximately one year In actuality, 360 days.

Türkçe Sözlük

(ÜMM) (i. A.) (c. ümmât, ümmehât). Ana, Fars. mâder. Ummü’l-Mü’minîn = Peygamber’in zevcesi, bilhassa Hz. Hadice ve Hz. Ayşe. Ummü’l-habâis = mec. Şarap, içki. Umm-i dünyâ = Kahire. Ümm-i Kur’an = Fatiha sûresi. Ümmü’lveled = Çocuk anası olan odalık, câriye.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bays. fame. laurels. reputation. name. glory. celebrity. distinction. kudos. prestige. prominence. renown. rep. report. repute.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hadisesiz, olaysız; sessiz. uneventfully z. hadise olmadan.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın güneyinde, Güney Atlas Okyanusu kıyısında, Arjantin ile Brezilya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 33 00 Güney enlemi, 56 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: 176,220 km².

Sınırları: toplam: 1,564 km.

sınır komşuları: Arjantin 579 km, Brezilya 985 km.

Sahil şeridi: 660 km.

İklimi: ılıman.

Arazi yapısı: Alçak tepelikler, inişli çıkışlı ovalar, verimli kıyı ovaları.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Cerro Catedral 514 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi, hidro enerji, mineraller.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %77.

Ormanlık arazi: %6.

Diğer: %10 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 7,700 km² (1997 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,360,105 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.78 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.51 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 14.7 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.44 yıl.

Erkeklerde: 72.11 yıl.

Kadınlarda: 78.96 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.36 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.33 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 6,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 150 (1999 verileri).

Ulus: Uruguaylı.

Nüfusun etnik dağılımı: buğday %88, melez %8, siyah %4, Kızılderili.

Din: Roma Katolikleri %66, Protestanlar %2, Museviler %1, diğer %31.

Diller: İspanyolca, Portunol, veya Brazilero (Breziya sınırında Portekiz-İspanyolca karışımı).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.3.

erkekler: %96.9.

kadınlar: %97.7 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Uruguay Cumhuriyeti.

kısa şekli : Uruguay.

Yerel tam adı: Republica Oriental del Uruguay.

yerel kısa şekli: Uruguay.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Montevideo.

İdari bölümler: 19 bölge; Artigas, Canelones, Cerro Largo, Colonia, Durazno, Flores, Florida, Lavalleja, Maldonado, Montevideo, Paysandu, Rio Negro, Rivera, Rocha, Salto, San Jose, Soriano, Tacuarembo, Treinta y Tres.

Bağımsızlık günü: 25 Ağustos 1825 (Brezilya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 25 Ağustos (1825).

Anayasa: 27 Kasım 1966.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-11, G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü),

Finansal Terim

(DTM – Days to Maturity)

Menkul kıymetin valör tarihinden itfasına kalan gün sayısıdır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ağırbaşlılık, haysiyetini koruma, temkin sabır, heybet. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(ka’lar uzun) (i. A.). Ağırlık, haysiyeti muhafaza. Ar. temkîn: Kibir ne kadar fena ise, vakar o kadar lâzımdır. Sahte-vakar = Yalandan ve yersiz vakar satan, büyüklük taslayan, Ar. mutaazzım.

Türkçe Sözlük

(i.). Temkinsiz, haysiyetini muhafaza edemiyen.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Güzellik, güzel yüz. 2. İtibar, haysiyet, çan ve şeref.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Güzel yüzlü, güzel, yakışıklı. 2. İtibar ve haysiyet sahibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disapproval by the president of a bill or joint resolution When Congress is in session, the president must veto a bill within 10 days, excluding Sundays, after he has received it; otherwise, it becomes law without his signature When the president vetoes a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disapproval by the president of a bill When Congress is in session, the president must veto a bill within 10 days, excluding Sundays, after he/she has received it; otherwise, it becomes law without his/her signature When the president vetoes a bill, he/sh

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. menekşe, bot. Viola odorata; menekşe rengi; mor boya; s. menekşe renginde. violet rays mor ışınlar, gökkuşağındaki en kısa ışınlar. shrinking violet utangaç kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A circular tread; a gait by which a horse going sideways round a center makes two concentric tracks.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yol, tarik; yön, yan, taraf, cihet; yer; mesafe; usul, tarz; husus; adet, itiyat, huy; hal, durum, halet; gidiş, ilerleme, ileri gitme; çare, vasıta; huk. irtifak hakkı, geçit hakkı; çoğ. gemi kızağı. ways and means mali tedbirler, para temini, tah

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yol kenarı; s. yol kenarındaki. go by the wayside daha önemli bir şeyden dolayı rafa kaldırılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (would, (eski) wilt; wouldest, wouldst) gelecek zaman: -ecek. (istek), (kararlılık): I will win this game Bu oyunu kazanacağım (yetenek): This flower will grow even in sand Bu çiçek kumda bile yetişir. (alışkı): They would always visit him on Sund

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancillary. cockeyed. flank. lateral. part. side. sidelong. sideways. skew. place. vicinity. direction. auxiliary. subsidiary. askew.

Türkçe - İngilizce Sözlük

side. flank. neighbourhood. vicinity. diggings. behalf. edge. hand. sideways. sub. way.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sideways. from the side. in profile.

Genel Bilgi

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar gökyüzünde ‘sabit’ dururken, gezegenler sürekli yer değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile Merkür, Venüs, dünyamız. Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüto’dur.

Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki. dünyamıza 8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün’e ancak 4 saatte ulaşır. Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün’e o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte 1000 kilometre hızla giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında gidebilirdi.

Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin, Andromeda galaksisinin ışığı dünyaya milyon yılda ulaşmaktadır. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz. Şimdi ne yapıyorlar acaba?

Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız sayısı 7000’dir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir. Ama örneğin ABD’deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir.

Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasının sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak ulaşamazlar, yani kesik kesik gelirler.

Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir gezegenlerden gelen ışıklar da yükselen hava dalgaları ile kırılır ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.

Genel Bilgi

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar gökyüzünde “sabit” dururken, gezegenler sürekli yer değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile Merkür, Venüs, dünyamız, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüto’dur.

Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki, dünyamıza 8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün’e ancak 4 saatte ulaşır. Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün’e o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte bin kilometre hızla giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında gidebilirdi.

Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin, Andromeda galaksinin ışığı dünyaya 2.2 milyon yılda ulaşmaktadır. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz. İimdi ne yapıyorlar acaba?

Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız sayısı 7 bindir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir. Ama örneğin ABD’deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir.

Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasını sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak ulaşmazlar, yani kesik kesik gelirler.

Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir gezegenlerden gelen ışılar da yükselen hava dalgaları ile kırılır ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

access. artery. course. dodge. expedient. lane. line. manner. means. method. mode. order. path. process. recipe. road. route. rule. streak. tack. way. ways. street. stripe. passage. system.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçmiş zamanlar. of yore eski zamanlarda olan. in days of yore bir varmış bir yokmuş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

burrow. creche. home. nest. roof. setting. socket. lair. den. hotbed. nursery school. playschool. crèche. sating.

Genel Bilgi

Bizde ‘zeka testi’ olarak geçen, İngilizcesi ‘zeka bölüm puanı’ gibi bir anlama gelen ‘Intelligence Quotient Score’ veya kısaca 1Q olarak adlandırılan bu test, İngilizcesinde belirtildiği gibi, bir insanın bazı branşlardaki akademik yeteneğinin ve bilgi derecesinin karşılaştırmalı olarak üstünlük derecesini ölçmeye yarayan bir testtir.

Aslında insan yüzlerce değişik zihinsel yeteneklere sahiptir. Bu yeteneklerin bir kısmı bu testlerle doğru olarak ölçülebilir, insanların bazı akademik yetenekleri ortaya çıkartılabilir. Zeka testleri ile insanların zeka derecelerinin diğer yeteneklerine etkisi hakkında az çok bilgi edinilebilir.

IQ test soruları genelde sözcük sorularını, mantık, akıl yürütme ve sayı dizisini tamamlama gibi soruları içerir. Çocuklara uygulanan zeka testlerinde önce çocuğun zeka yaşı hesaplanır.

Çocuğa normal yaşının altındaki ve üstündeki yaş gruplarına ait sorular sorulur. Hangi yaş grubunun sorularını tümüyle bildiyse (birden fazlaysa en yükseği) o yaş grubu çocuğun tavan yaşı olarak kabul edilir. Bunun üstündeki gruplarda bildiği soru sayısı, toplam soru sayısı göz önüne alınarak, ay bazında tavan yaşına ilave edilir.

Zeka yaşının ve zeka seviyesinin bulunmasını bir örnekle açıklayalım. 9 yaşındaki bir çocuğa 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 12 yaş gruplarından 12’şer soru soruluyor. 6, 7 ve 8 yaş grubu sorularının hepsini biliyor. 9 yaş grubundan 10, 10 yaş grubundan 8, 11 yaş grubundan ise 6 soruyu doğru cevaplıyor. 12 yaş grubu sorularını bilemiyor. Buna göre çocuğun zeka yaşı :

8 yaş + 10 ay + 8 ay + 6 ay = 8 yaş + 24 ay = 10’ dur.

Zeka seviyesi (IQ) ise zeka yaşının 100 ile çarpılıp, doğum yaşına bölünmesi ile elde ediliyor. Bu örnekte zeka seviyesi:

IQ = (zeka yaşı x 100)/ doğum yaşı = (10xl00)/9 = 111’dir.

Zeka seviyesinin değerlendirilmesi ve toplumda bulunma oranı ise şöyle:

Bir kişinin 1Q seviyesini ölçmenin en iyi nedeni, onun gelecekteki akademik yeterliliğini değerlendirmek olabilir. Eğer bir konuda IQ puanı yüksek ise, o konuya yöneltilebilir, eğitim gösterilip eksikler tamamlanabilir. Puan düşükse o konu ile fazla uğraşmayıp bir başka konuya yönlendirilebilir.

Unutulmaması gereken çok önemli bir husus şudur ki, IQ testleri insanların müzik, sanat yeteneklerini, his, psikolojik ve ruhsal durumlarını ölçemez. Yüksek IQ puanı o kişinin ilerde mutlu olacağını, akıl sağlığını ve ruhsal gelişimini garanti edemez. Düşük 1Q puanı da o kişinin ilerde zenginlik, his ve ahlak bakımından başarısız olacağı anlamına gelmez.

Bu nedenlerle günümüzde zeka testleri ile beraber bir de ‘duygusal zeka’ (emotional intelligence) yani EQ testleri de yapılmaktadır. Bu test özellikle kurum ve kuruluşlarda, takım çalışmalarında verimi arttırmak, bireysel başarıyı toplu başarıya dönüştürmek için önem kazanmaktadır.

Dünyada normal insanların yapabilecekleri bütün işler için 50 ve üstü IQ puanı yeterlidir. Zaten insanların çoğu bu seviyededir. Dünyada bu seviyede IQ puanına sahip olup da önemli görevlere gelmiş, büyük iş adamı ve zengin olmuş bir çok insan vardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave in diametrically different ways. conflict.