Azar-mend ne demek? | Azar-mend anlamı nedir? | Azar-mend

Azar-mend anlamı nedir?

Azar-mend ne demek?

Azar-mend anlamı nedir?

Azar-mend | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: azar mend

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zulüm görmüş, incitilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open market. overt market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق نظری] teorideki ahlak anlayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی نظر] yüksek görüşlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ıslah etmek, düzeltmek, tashih etmek; (huk). bir tasarı vb'ni tadil etmek; tamir etmek; değişiklik yapmak; iyileşmek , düzelmek; iyileşmeye yüz tutmak., amendable (s). tadil edilebilir, düzeltilebilir. amendatory (s). ıslah edici, düzeltici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tashih, ıslah; bir kanunu değiştirme; değişiklik; (huk). mahkemenin rızası ile davadaki yanlışlığı düzeltme ; toprağı ıslah etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). tazminat. make amends for özür dilemek; af dilemek; kusurunu düzeltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Talip, çok isteyen, istekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). istek, heves.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çıkışpıa, itâb, serzeniş: Azar işitmek. (Aşağıdaki kelimeye bk).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İncitme, Ar. tâzib, ukubet. Dil-izar = Gönül inciten, MerdümAzâr = Adam inciten. Azâr-dîde = Zulüm görmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebuke. reproach. reproof. scolding. talking-to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. blame. lesson. rebuke. reprehension. reprimand. reproach. reproof. setdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزار] incitme. 2.inciten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

little by little.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glean. gradually. piecemeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit by bit. little by little. inchmeal. by easy stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zulüm görmüş, incitilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawling out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. obloquy. rebuke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. castigation. ear- bashing. ear- wigging. earful. going over. lecture. nagging. rating. rebuff. severe reprimand. talking to. telling off. unbraiding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkışmak, itap ve serzeniş etmek: Babam beni azarladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give the stick. give smb. hell. give smb. beans. rap smb. over the knuckles. tell smb. one's mind. call smb. over the coals. light into. give a piece of one's mind. peck at smb. reprimand. reproach. admonish. chide. scold. baste. bawl out. berate. b.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chide. lecture. rebuke. reprehend. reprove. scold. upbraid. to scold. to rebuke. to reproach. to lecture. to reprimand. to tell off. to blow sb up. to tear sb off a strip. to take sb to task. to haul sb over the coals. to bawl sb out. to give sb a rocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scold. slash. bawl out. berate. to give sb a bit of one's mind. blame. call down. carpet. castigate. chew up. chide. to take a person to cleaners. to haul sb over the coals. crab. dress sb down. flay. hold sth against sb. lambaste. lecture. let rip. li

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkışmaya, sert söze muhatab olmak: Ben azarlanmak istemem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be scolded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert söz söyletmek: Ben evlâdımı kimseye azarlatmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıkışma, kınama, tekdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزمند] hırslı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fish market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editor. editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editor. editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the post of the editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâz = geri Averden getirmek. Galatı: Pazar). 1. Alış-veriş, Osm. ahz ü İtâ, dâd ü sitâd. Pazar ola = Alış-veriş sahiplerine selâm yerine söylenen temenni ve duadır. 2. Alış-veriş yeri, üstü açık yer ki, hergün veya belirli günlerde herkes, satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya müzayede ile satar. Sûk. At pazarı, tavuk pazarı, balık pazarı, çiçek pazarı, salı, perşembe pazarı. 3. Fiyat kararlaştırılıp alış-verişte uyuşmak için yapılan konuşma veya çekişme, pazarlık. Pazar etmek, pazar bozmak. Pazarbaşı = Pazarda kâhyalık gibi bir vazifesi olan adam. Pazar bozmak = Nifak koymak, zarar vermek. Pazara kaldırmak = Satmak, satmaya çıkarmak. Pazar kayığı = Ücretle herkesin eşyasını alıp nakleden büyük kayık, Pazar kesmek = Fiyat kararlaştırmak. Pazar yapmak = İş düzeltmek, ıslah etmek. Şikâr pazarı = Götürü ve maktû pazarlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازارگاه] pazar yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nasibi olan, hissedar, bilen, anlayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهرمند] hisse sahibi. 2.yararlanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski elbise ve eşyanın alınıp satıldığı pazar. (bk.) BAt. «Eskiye itibar olsaydı, bitpazarına nur yağardı».

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flea market. jumble shop. rag fair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Regional Markets)

Ulusal (Kot İçi) Pazar’da işlem görme koşullarını taşımayan ve Borsa Yönetim Kurulu’nca geçici veya sürekli olarak Ulusal Pazardan çıkarılmasına karar verilen şirketlerin hisse senetlerine likidite sağlamak, bu hisse senetlerinin fiyatlarının düzenli ve şeffaf bir piyasada, rekabet koşulları içinde oluşmasını temin etmek amacıyla kurulan pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a matter of life and death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Can inciten, can yakan, eziyet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flower market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tavsiye etmek, salık vermek; övmek; saygılarını sunmak; emanet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). övülmeye 1ayık, beğenilir. commendably (z). övülmeye lâyık şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavsiye, salık verme; övme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). salık veren, tavsiye eden; metheden, öven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dâniştrıend). Dânişmentler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.) (c. dânişmendân). 1. İlim ve irfan sahibi, bilgin, Alim. 2. Osmanlı devrinde müderrislerin asistanı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانشمند] bilgin, alim. 2.stajiyer kadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Cehennem. 2. Ateş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Saldırıp kükreyen. 2. Üfleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. derd-mendân). Dert ve kederi olan, zavallı, biçare, çaresiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dert çekenler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردمند] dertli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahzun ve kederli adama mahsus tarz ve halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Devletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Azürden = incitmek). Gönül incitici, hatır bozan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آزار] gönül kıran, inciten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overseas market. outside market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. düzeltmek, tashih etmek, ıslah etmek, üzerinde oynamak, değişiklik yapmak, tadil etmek. emen'date f. düzeltmek, tashih etmek (bir metni), değişiklik yapmak, tadil etmek. emenda'tion i. bir metni düzeltme, metin tashihi. emen'dator i. tashihçi, tad

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ercümend.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ارجمند] değerli, saygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Muhterem, muazzez, şerefli, değerli, saygı değer (aslı: ercmend).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ارجمند] değerli, saygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «encümen» den galat). 1. Top, yğın, küme, toplanma: Gelin bir evcümend olalım. 2. Toplu idareli, evini muntazam tutan: Evcümend bir kadın (bu ikinci mânâ hem top ve toplu mânâsından hem de «ev» den çıkmış sanılmasından doğmuştur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Faydalı, müfîd, nâfî, kârlı, kazançlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Faziletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) Şeref ve mevki sâhlbi kimse.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Mevki ve şeref sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Fütüvvetli, kerem, cömertlik sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gayretli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غيرتمند] gayretli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gazruf). Gazruflar, kıkırdaklar, (bk.) Gazruf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گله مند] şikayetçi, sızlanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump bargain. contracting by the job. contracting for the whole lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Watchlist Companies Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler ve/veya hisse senetleri işlemleri ile ilgili olarak olağan dışı durumların ortaya çıkması, hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler tarafından kamunun zamanında, tam ve sürekli aydınlatılmasına ve mevcut düzenlemelere uyum konusuna gerekli özenin gösterilmemesi, yatırımcıların haklarının korunması ve kamu yararı gereği hisse senetlerinin Borsa kotundan ve/veya ilgili pazardan geçici ya da sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek gelişmelerin oluşması nedeniyle şirketlerin izleme ve inceleme kapsamına alınması durumlarında, sürekli gözetim, denetim ve izleme ortamında, hisse senetlerinin likidite imkanını kesintiye uğramadan İMKB bünyesinde işlem görebileceği pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). ihtiyaç ve zarureti olan, muhtaç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حاجتمند] muhtaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hamiyyetmendân). Hamiyet sahibi, hamiyyet sahiplerinden olan, hamiyyetli: Hamiyyetmendân ahali tarafından yapılan bağışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamiyetli adama yakışır surette, hamiyetle.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), (i.) rasgele, gelişigüzel; (i.) şans, rastlantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خاطر آزار] gönül inciten, hatır kıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (huzûr’dan Ar. fiil. Yalnız şu tâbirde geçer): Mâhazar = Hazır bulunan şey, hazır ve elde ne varsa, ne bulunduysa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hızar, hezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hızar ve hezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caspian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khazar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حضر] güvenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Sabit meskeni olanların oturdukları memleket. 2.Barış ve güven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) baht, şans, tehlike, riziko; tenis kortunun servis atılan tarafı; eski bir çeşit zar oyunu; bilardo oyununda bir vuruş; golf oyununda mânia; (f.) tehlikeye atmak, şansa bırakmak; cüret göstermek. hazard a guess tahmin etmek, kafadan atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tehlikeli, rizikolu; şansa bağlı. hazardously (z.) tehlikeli olarak. hazardousness (i.) tehlike, riziko .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Hazır olma, yakınında bulunma («gıybet» zıddı) (kelime, bugün Arapça’da «medeniyet» mânâsında kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hırâmân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hıred-mendân). Akıllı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hıredmend). Akıllılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akiline, akıllıca.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خردمند] akıllı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hissesi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akıllı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hûşmend). Akıllılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akıllılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هنرمند] marifetli, becerili, hüner sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

home market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backstabbing. two-faced. hypocritical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İhlâs sahibi, temiz kalbli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Temiz kalble.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Talihi uygun, bahtiyar. 2. Refaha, büyük bir makama erişen, Ar. mukbil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İzzet ve şeref sahibi, Ar. muazzez, mükerrem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kasten olmayarak, tesadüfen, kazâ ile, şâyet, eğer: Kazârâ doktora muhtaç olursanız...

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidentally. by accident. by chance. inadvertently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidentally. fortuitous. by accident. by chance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidental. by accident. by chance. off chance. peradventure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قضارا] tesadüfen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Eğri ve meş’ um bakışlı, kıskanç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle düşmanı ve avda bazı hayvanları tutmak için uzaktan atılan ucu ilmikli ip ki, boyuna geçtikten sonra çekilerek sıkışırdı. 2. Geyik vesaire yuları. 3. Dîvân şiirinde sevgilinin saçı, zülfü, perçemi, saç büklümü: Kemend-i zülfüne giriftâr oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمند] kement.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمند زلف] saçlarının kemendi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

columnist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syndicated columnist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [کوتاه نظر] kıt görüşlü, basiretsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Karantina yeri, karantina beklenilen yer, Osıtı. ta’naffuz-hâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cüzam veya veba gibi bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği hastane; karantina yeri; (den.) kıç taraftaki erzak ambarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Liyâkatli, değerli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. liyâkatmend’in c.),. Liyâkatliler, değerliler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağ, hazar = «huzûr» dan geçmiş zaman). Hazır olan, hazır her ne bulunduysa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماحضر] hazırda olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarar» dan masdar) (c. mazarrât). Dokunma, zarar, ziyan; iyilik, fayda zıddı: Bu mevsimde yağmurun ekinlere mazarratı vardır, o adamın bana mazarratı dokundu. Irâs-ı mazarrat etmek = Zarar vermek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مضرت] zarar verme. 2.zarar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضرات] zararlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zararlı, muzır, kötülüğü dokunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Dul abdal otu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). İsimlerin sonuna eklenerek sıfatlar yapar. Türkçe «li» ve Farsça «nâk» gibi. Derd-mend = Dertli. Hıred-mend = Akıllı. Sûd-mend = Faydalı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. onarım; tamir olunmuş yer. on the mend iyileşmekte, gelişen, düzelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. onarmak (çamaşır); ıslah etmek; tashih etmek, düzeltmek; daha iyi hale koymak; iyileşmek. Least said, soonest mended Ne kadar az laf söylenirse mesele o kadar çabuk kapanır. mend matters vaziyeti düzeltmek. Mend your ways Davranışlarına dikkat et. m

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yalancı; yalan. mendaciously z. yalancılıkla mendacity i yalancılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nedb» den mimli masdar). Gürültüyle ağlama. Bâb-ül-Mendeb = Kızıldeniz’in güneyindeki boğaz ki, tehlikesi sebebiyle böyle adlandırılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ji.). Hayırsız, haylaz, Aciz, yaramaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Sun’İ liman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (Menderes nehrinin adından). Akar bir suyun dolambaçlı kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.) (Erkek İsmi) - Akarsu yataklarının dolanbaçlı kısmı. Ege bölgesindeki 3 akarsudan birisinin adı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. dilencilik eden, dilenen; dilenciye mahsus; i. dilenci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. olup, ancak Ar.’da havlu ve peçete demektir ve «mendîl» şeklindedir). 1. Burun, yüz ve el silmeye mahsus olarak cepte taşınan pamuk veya keten yahut ipekten dört köşeli dokuma: El, burun mendili, ipek mendil. 2. Elde taşınacak şeyler koymaya mahsus bohça gibi ve astarsız boyalı kumaş: Bir mendil elma, mendile sarılı bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. hankie. hanky. rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. hanky. hankie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. nose rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Menderek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jetty. mole. pier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakwater. jetty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mole. breakwater. close port. land-locked harbour. jetty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. mendûbe) (fıkıh). Yapılması iyi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «huzûr» dan) (c. muhâzarât). 1. Edebiyat ve tarihe ait fıkra, hikâye ve latife. 2. (c.) ilim, fen, tarih ve edebiyata ait hatırda tutulan ve yeri geldikçe söylenen bilgi: O adamın muhâzarâtı çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan masdar) (c. münâzarât). Kaide ve usûl dahilinde karşılıklı konuşma ve münakaşa: Münâzaraya giriştiler. Fenn-I münlzara, usOl-i münazara = Mantıkin münâzaradan bahseden kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disputation. discussion. moot. teach-in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debate. discussion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formal debate. controversy. disputation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan imef.) (mü. muntazara). Beklenen gözetilen: Gelmesi muntazardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mürüvvetli, insaniyetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zavallı, kederli, çaresiz, dertli, hüzünlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hüzünle, dertli bir şekilde, yalvarırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarâat» den if.) (mü. mutazarria). Alçalarak yalvaran ve rica eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarar» dan if.) (mü. mutazarrıra). Zarar görmüş, ziyana uğramış olan: Bu işten ben pek mutazarrır oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who suffers injury. injured. harmed. suffering loss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متضرر] zarar gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zarar görmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. enzâr). 1. Bakma, göz atma: O tarafa nazar etti, bir nazar attı. 2. Düşünme: Bu hususu nazara aldınız mı? 3. İltifat, teveccüh: Nazarda olmak; nazardan düşmek. 4. Göz dikme, göz değmesi: Çocuğu için nazardan çok korkuyor. 5. itibar, bir türlü kabul etma-: Bir şeye ne nazarla bakarsan öyle olur. 6. lnd, yan, nezd: Kitap, onun nazarında lüzumsuz bir şeydir. Nazar-ı itibâra almak = İtibar etmek, ehemmiyet vermek: Benim dediklerimi nazar-ı İtibâra almadınız. Nazarendâz = Göz atıp bakan. Hüsn-i nazar = Teveccüh. Sarf-ı nazar = Şöyle dursun: Şerbetten sarf-ı nazar su bile bulamadık. Sarf-ı nazar etmek = Vaz geçmek: Ben, o işten sarf-ı nazar ettim. Nazar-gâh = Bakılan veya bakılacak yer. Enzâr-ı umûmiyye = Herkesin gözü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

look. eye. sight. blink. regard. evil eye. hex. whammy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eye. evil eye. look. glance bakış. the evil eye. opinion. consideration görüş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glance. look. the evil eye. opinion. blink. hex. view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نظر] bakış. 2.ilgi gösterme, iltifat etme. 3. bakış açısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blue bead (worn to avert the evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bizde “nazar değmesi” adı verilen inanç, diğer lisanlarda “şeytan göz” veya “şeytan bakışı” olarak adlandırılır. Bebeğine yeni elbiseler giydiren bir anne, çarşıya gidip alışveriş yapar. Bu arada bir başka kadın gelir ve bebeği sever. Eve gittiklerinde bebek ishal olur. İşte anneye göre bebeğine o kadının nazarı değmiştir. Dikkat ederseniz burada bebeği seven kadının art niyeti yoktur. Zaten nazarı değen kişinin genellikle kötülüğü değil, kıskançlığı ve çekemezliğidir söz konusu olan.

Noel Baba ve benzeri batıl inançlar çocuklukta kuvvetli olup yaş ilerledikçe azalırken, nazar değme inancı bunun tam tersidir. Nazar inancının ardındaki güç, bakışın ruhla bütünleşmesidir. Bakış konuşmaya göre daha etkilidir. İnsana tam odaklanır ve daha duygusaldır. Birçoğumuz arkamız dönük olduğumuz halde kalabalık içinden birinin bize baktığını hissetmişizdir.

Nazar değmesi ile ilgili olarak en çok kabul gören görüş, gözdeki yansımadır. Eğer karşınızdaki birinin gözlerine dikkatle bakarsanız, gözlerinde kendi görüntünüzün yansıdığını görürsünüz. Eski insanlar sudan, aynadan yansıyan görüntülerinin kendi ruhları olduğuna inanıyorlardı. Karşılarındaki insanın gözleri içinde kendi küçük görüntülerini görünce tehlikede olduklarını, ruhlarının karşısındakinin gözleri içinde hapsolduğunu sanıyorlardı.

Bu korkunun dünya çapında genel bir inanca dönüşmesinin, şimdi Irak’ın bulunduğu topraklarda yaşamış eski Sümerlerden kaynaklandığı sanılıyor, Sümerlerin inançlarına göre bazı insanlar bakarak suları kurutabilir ve bu nedenle ölüme sebep olabilirlerdi. Sonradan bu inanç bir bakışla yaşayan şeyleri de kurulabilme yönünde gelişti. Örneğin, nazar değen çocukların ishal olup vücutlarının sıvı kaybetmesi, annelerin ve süt veren hayvanların sütlerinin kuruması, meyve ağaçlarının kuruması ve erkeklerin iktidarsız kalmaları vb. Görüldüğü gibi, bunların hepsinde de sıvı kaybı ve kuruma vardır.

Bu inanç doğuda Hindistan’a, batıda Portekiz ve İngiltere’ye, kuzeyde İskandinavya’ya kadar yayıldı. Böylesi bir inanca sahip olmayan Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya’ya ise kaşifler, denizciler ve göçmenler tarafından taşındı. Ama günümüzde hala Çin, Kore, Güneydoğu Asya, Avustralya ve Amerika yerlilerinde, Afrika’da sahranın güneyinde böyle bir batıl inanç yoktur.

Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarında bu inanca, mavi gözlü insanların daha fazla nazarlarının değdiği inancı da ilave edilmiştir. Bu yörelerde mavi gözlü insanların azlığı bunun sebebi sanılıyor. Bu nedenle buralarda nazarı geri itmek veya ayna gibi yansıtmak için mavi göz şeklinde, camdan yapılan nazarlıklar başta bebekler olmak üzere nazarın değebileceği düşünülen her yere takılmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tazelik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظر شبهه] şüpheli göz, şüpheli bakış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Göre, bakılırsa: Dediğine nazaran. 2. Nisbeten, nisbetle, kıyasen: Yaşına nazaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respect to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compared to. in comparison to. according to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compared to. in comparison to. according to. in sb's opinion. as per. considering. in consideration. with regard to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظرا] göre, nispetle, bakılırsa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Nasıra şehrinin yerlisi, Nasıralı; Nasrani, Hıristiyan; ilk Hıristiyanlık devirlerinde bir Yahudi Hıristiyan mezhebi üyesi. the Nazarene Hazreti İsa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İsrail'de Nasıra şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ نظرگاه] bakış yeri. 2.bakılan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nazariyye). 1. Bakışa ait. 2. Teorik olarak, zıddı: Amelî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctrinaire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theoretical. speculative. bookish. hypothetical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظری] teorik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) göre, fikrince, gözünde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NAZARİYYAT) (i. A ). Teorik bilgiler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظریات] teoriler, nazariyeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NAZARİYYE) (i. A ). Teori. (bk.) Nazariyât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظریه] teori.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظریات] teoriler, nazariyeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nazar değmesine karşı kullanılan boncuk, ot vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charm. amulet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amulet. charm. charm against the evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charm. amulet (used to ward off the evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zorlu, kuvvetli, kavî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Yalvaran, niyâz eden. 2. Muhtaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Yalvararak, niyâz ederek. 2. İhtiyaçla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نيازمند] muhtaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nokta.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نقطهء نظر] görüş açısı, bakım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Okuması yazması olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

play wright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(doğrusu: BâZAR) (i. F„ bâz = geri, Averden = getirmek). 1. Alış veriş. Pazar ola = Alış veriş edenlere dua olarak söylenir. 2. Alış veriş yeri, üstü açık yer ki, her gün veye belirli günde herkes satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya müzayede ila satar, suk: At pazarı, tavuk pazarı, balık pazarı, çiçek pazarı, salı, çarşamba, perşembe pazarı. 3. Alış verişte fiyat kararlaştırmak için yapılan çekişme. Pazarbaşı = Pazarda kâhyalık gibi bir vazifesi olan adam. Pazar bozmak = Nifak koymak, zarar vermek. Pazara kaldırmak = Satmak. Pazar kayığı = Eskiden ücretle herkesin eşyasını götürüp getiren büyük kayık. Pazar kesmek = Fiyat kararlaştırmak. Pazar yapmak = iş düzeltmek, ıslah etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). Haftanın birinci günü ki, vaktiyle pazar kurulmaya mahsus olduğu için bu isimle şöhret bulmuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunday. sun. sunday. market. market place. bazaar. mart. outlet. staple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. market. bazaar. marketplace. sunday. sundaysuday day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bazaar. market. marketplace. open air market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sunday. market area. mart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ بازار] çarşı, pazar. 2.alışveriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alışveriş yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market place / stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muayyen günlerde kurulan pazarlara devam edip alış veriş eden esnaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller in a market. stallholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller in a market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketing assocoate. commercial traveler. commercial traveller. drummer. saleslady. salesman. salesperson. saleswoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketing expert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketing expert. marketing man. marketman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mal satacak yer temin etmek, sergilemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market. to market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fiyat kesmede çekişerek uyuşmak, pazarlık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alış verişte fiat kesmek için çekişme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargain. bargaining. chaffer. deal. haggling. pennyworth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargaining. haggling. bargain. deal. snip. trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargain. haggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to chaffer. to haggle. to haggle over the fas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haggler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without bargaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haftanın ikinci günü. Pazar gününden sonra gelen gün, Ar. yevmil-isneyn, Fars. dûşenbih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mon. monday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money bargain. spot bargain. arriving at an agreement concerning a project before the said project has a.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) emanet etmek, havale etmek, tavsiye etmek, sağlık vermek, beğendirmek; temiz iş kağıdı vermek. recommendable (s.) tavsiye olunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tavsiye, övme, tavsiyename, bonservis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tavsiye kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Official Auction Market)

Mahkemelerin, icra dairelerinin ve diğer resmi dairelerin Borsa’da yapılmasına gerek gördükleri menkul kıymet satım işlemlerinin yapıldığı pazardır


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Rights Coupon Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketlerin nakdi sermaye artışı yapmak üzere belirledikleri rüçhan hakkı kullanma süresi içinde sözkonusu hisse senedi üzerinde bulunan yeni pay alma kuponunun alınıp satılabilmesi için, Borsa’ca belirlenecek süre içinde açılan pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Saadetli, bahtiyar, mes’ut.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سعادتمند] mutlu, bahtiyar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صاحب نظر] görüş sahibi, deneyimli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leaving aside. apart from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سمند] güzel ve çevik at.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça’da da kullanılır). 1. Eskiden ateşte yaşadığı kabûl edilen bir hayvan. 2. Bir cins su kertenkelesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salamander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

newt. salamander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salamander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Utanmış, utangaç, mahçup. 2. Utanacak bir işte bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شرمنده] utangaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Utangaç, çok utanan, mahcup.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شرمندگی] utangaçlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Demiryolu. 2. Demiryolu katarı, tren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kazançlı, kârlı, faydalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سودمند] yararlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سوء نظر] kötü gözle bakış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarû»dan masdar) (c. tazarruât). Kendini alçaltarak huşû ile yalvarma: Tanrı’nın merhametini tazarrû ederim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تضرع] yalvarıp yakarma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tazarrû.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tazarrufât). Zarafet taslama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarar» dan masdar). Zarar görme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تضرر] zarar görme, zarar etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تضرعات] yalvarıp yakarmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vücutlu, cüsseli, iri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تنومند] iriyarı, çamyarması.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Wholesale Market)

Alıcıları önceden belli olan veya olmayan, belli bir miktarın üzerindeki hisse senedi işlemlerinin Borsa’da güven ve şeffaflık ortamında organize bir piyasada gerçekleşmesini sağlayan pazardır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. heybetli; çok büyük, kocaman, gayet iri; k.dili çok iyi, şahane. tremendously z. çok. tremendousness i. heybetli oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(National Market)

Borsa Yönetim Kurulu kararı ile pazarı açılmış, endekse dahil olan ve olmayan Borsa kotunda yer alan her şirket hisse senedi için alım satım işlemlerinin gerçekleştirildiği pazardır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(International Market)

İMKB Uluslararası Menkul Kıymetler Serbest Bölgesi içinde “Serbest Bölgeler Mevzuatına” göre faaliyet gösterecek esas olarak eski Doğu Bloku Ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri ve Orta Doğu ülkelerindeki şirketlere ait menkul kıymetlerin işlem göreceği pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geri kalmış, geride olan. (bk.) VA.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

author. composer. contributor. man of letters. novelist. penman. writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

author. composer. contributor. man of letters. novelist. penman. writer. contemporary. pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

author. writer. entourage. penman. quill driver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen. writing. authorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a writer or author. authorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.-T.) ilk bakışta, bir bakışta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Ex-Dividend Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketlerin sermaye artırımlarının bir hesap dönemi içinde temettü ödemesinden önce gerçekleşmesi durumunda, üzerinde geçmiş yıl temettü kuponu bulunmayan ”Yeni” hisse senetlerinin, temettünün ödenmeye başladığı ilk güne kadar geçici süre ile işlem gördüğü pazardır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(New Companies Market)

Yeni kurulmuş olmakla birlikte büyüme potansiyeli taşıyan ve hisse senetlerini Borsa’da veya Borsa dışında ilk kez halka arz etmek suretiyle halka açılacak şirketlerin hisse senetlerinin Borsa’’a güven ve şeffaflık ortamında, organize bir piyasada işlem görmesini sağlamak amacıyla kurulmuş pazardır.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زورمند] güçlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by