Bah ne demek? | Bah anlamı nedir? | Bah

Bah anlamı nedir?

Bah ne demek?

Bah anlamı nedir?

Bah | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: bah

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şehvet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [باه] cinsel güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem hakaret ifadesi, Tu !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفيت بخش] afiyet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expecting at any moment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). ilgi uyandıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه بخش] ilgilendiren, ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Sabahleyin, erkenden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bahtı yüksek, çok tâlihli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arâm verici, dinlendirici, dinlendiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آرام بخش] dinlendiren, huzur veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عطا بخش] bahşiş veren, ihsanda bulunan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Almanya'da geniş ve düzgun araba yolu, otoban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Açık saçık yazı ve resimleri havi kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Paha, kıymet, değer, semen: Bunun bahâsı nedir? Bu sene zahirenin bahâsı çoktur, yüksektir; düşük bahâ ile satmak. Bahâyı çıkmak = Kıymeti artmak. Bahâdan düşmek = Ucuzlamak. Ateş bahâsına = Pek yüksek fiyatla. Us bahâsı = Bir geçmiş hatâdan ders alma. Kan bahâsı = Diyet. Yok bahâya = Pek ucuz, hemen hemen meccanen. Bî-bahâ = Bahâ takdir olunamıyacak derecede değerli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بها] değer, kıymet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Güzellik, zariflik. 2.Parıltı. 3.Alışma, dadanma. - Bahailik mezhebinin kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kıymetli, değerli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [باخبر] haberli, haberdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهادار] kıymetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin güzelligi. Dinin değerlisi. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. bahadırân) (Türkçe’de dahi buğadur ve batur kullanılıp ikisi arasındaki münasebet açık ise de, hangisinin hangisinden çıktığını kestiremedik). Yiğit, cesur, kahraman, batır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave. gallant. valiant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهادر] yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit, bağatur. Timur soyundan Hindistan’da hükümdarlık yapmış Türk lid(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

BAHADIR-ANE (i. F). Yiğitçe, dilâverce, kahramanca: Bir tavr-ı bahadırâne ile; bahadırâne bir yürüyüşü vardır. Cesur adamlara yakşır surette, yiğitçe: Bahadırâne yürümek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bahadır).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da hürmet ifade eden ve bey kelimesinin karşılığı olan unvan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bahaddin). Bahaeddin Ahmed Efendi (Bursa 1741-1794): Osmanlı dönemi tarihçilerinden. Müderrislik ve kadılık yaptı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the sect of the Babis consisting of the adherents of Baha , the elder half brother of Mirza Yahya of Nur, who succeeded the Bab as the head of the Babists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Baha in 1863 declared himself the supreme prophet of the sect, and became its recognized head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are upwards of 20,000 Bahais in the United States. a teacher of or believer in Bahaism of or relating to Bahaism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a teacher of or believer in Bahaism. of or relating to Bahaism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Bahai; (s). Bahai mezhebine mensup olan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), islâm dininden ayrılmış, İran’dan başka Avrupa ve Amerika’da da yayılmış bulunan BAbîlik’ten doğmuş bir din.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bahailik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

(The Bahamas) Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Kuzey Atlas Okyanusunda adalar grubu Florida eyaletinin güneydoğu kıyısı açıklarında Küba ve Hispaniola`nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 24 15 Kuzey enlemi 76 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 13940 km².

Kara: 10070 km².

Su: 3870 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 3542 km.

İklim: İki mevsimli yumuşak astropik iklimi büyük ölçüde Stream Körfezi Akıntısı ile Atlas Okyanusu meltemlerinin etkisi altındadır. Kasırga mevsimi Temmuz ortalarından kasım ortalarına kadar sürer.

Arazi yapısı: Bahamalar güney ve batısındaki karalardan derin kanallarla ayrılan bir denizaltı yükseltisinin su üstüne çıkmış uzantılarından oluşur. Adaların kıyıları mercan kayalıklarıyla çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Alvernia dağı 63 m.

Doğal kaynakları: tuz kereste tarıma elverişli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %67 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal kasırgalar su baskınlarına neden olarak zarar vermektedir.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 303770 (2006).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.5 (erkek 41799; kadın 41733).

15-64 yaş: %66.1 (erkek 98847; kadın 102074).

65 yaş ve üzeri: %6.4 (erkek 7891; kadın 11426) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.64 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.17 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.02 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.96 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 24.68 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.6 yıl.

Erkeklerde: 62.24 yıl.

Kadınlarda: 69.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 5600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Bahama.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %85 beyaz ırk %12 Asyalılar ve Hispaniola’lılar.

Din: Baptistler %32 Anglikanlar %20 Roma Katolikleri %19 Methodistler %6 diğer %23.

Dil: İngilizce(resmi) Creole (hem Avrupa hem de Asya soyundan gelen kişilerin konuştuğu dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.6.

Erkek: %94.7.

Kadın: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bahama.

ingilizce: Bahamas The.

Yönetim Biçimi: meşruti monarşi.

Başkent: Nassau.

İdari bölümler: 21 bölge; Acklins ve Crooked Adaları Bimini Cat Adaları Exuma Freeport Fresh Creek Governor›s Limanı Green Turtle Cay Harbour Adası High Rock Inagua Kemps Bay Long Adası Marsh Limanı Mayaguana New Providence Nicholls Şehri ve Berry Adaları Ragged Adası Rock Sound Sandy Burunu San Salvador ve Rum Cay.

Bağımsızlık günü: 10 Temmuz 1973.

Milli bayram: Kur


Ülke by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Irak’ta bir y(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Bahane, vesile, sebep: Falan hususu yakınlık göstermeye bahane ittihaz ettim. 2. Asılsız özür, sahte itizar: İşine devam etmemek için bahane arıyor; ecel geldi baş ağrısı bahane. Bîbahane = Kusursuz, noksansız, özürsüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. cover. pretext. allegation. blind. cavil. cloak. cop-out. evasion. guise. peg. plea. pretence. putoff. rise. salvo. shift. stalking-horse. subterfuge. veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. shift. stall. subterfuge. put-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. blind excuse. cloak. cop- out. cover. poor excuse. handle. stalking horse. idle pretext. peg. pretense. professed excuse. put off. rationalization. slim evidence. subterfuge. thin excuse. veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهانه] bahane. 2.sebep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهانه جو] bahaneci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlk yaz, (Arapça: Rebl), ilkbahar: Bahar mevsimi. Bahar açmak = Ağaçlar ve çiçekler açılıp bahar olmak. Sonbahar, köhnebahar = Güz, hazân, fasl-ı harîf. Herdem bahar = Herdem tâze (çiçek).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. spring. springtime. springtide. may. flower. youth. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spice. spring. verdure. flowers. blossoms. blossomsspring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A weight used in certain parts of the East Indies, varying considerably in different localities, the range being from 223 to 625 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. flowers. youthful period of life. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهار] ilkbahar. 2.bahar. 3.baharat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart’la Haziran arası, ilkyaz. 2.Güzellik, güzel. 3.Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4.Put, çelipa, sanem. 5.Atılmış pamuk. 6.Ölçek. 7.Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bahârat) (Arapça’ da sarı papatya mânâsına olup, dilimizdeki mânâsı şöyledir): Tarçın ve karanfil gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere karıştırılır: Arablar yemeklere çok baharat korlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spices. seasoning. spicery. spice. condiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condiment. seasoning. spice. spices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spices. mull. season. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spice-seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high- tasted. seasoned. spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unseasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unseasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهاری] ilkbahar ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bahardan Arapça teşkil edilmiş galat bir tâbirdir). Bahar tavsifini ve çok defa bu münasebetle bir zatın medhinl ihtivâ eden kasîde veya musiki parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahârat konmuş (yemek vesaire): Tuzlu, baharlı köfte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.)(Erkek İsmi) - Allah katında değer ve kıymet sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهایم] dört ayaklı hayvanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) («bağçe» yazmamalı). Bahçe, küçük bağ, küçük ravza ve bostan. (Bu mânâ ile Türkçe’de kullanılmayıp Farsça bağ yerine geçer.) Çiçek ve meyve veren veya vermeyen ağaçlar ve sebze vesaireyi havi ve ekseriya eve bitişik yer, ravza, bağ, firdevs, bostan: Çiçek bahçesi, sebze bahçesi. Hayvanat bahçesi = Müze çeşidinden olarak çeşitli hayvanlardan birer, ikişer numune bulunan bahçe. Nebatat bahçesi = Numune olmak üzere çeşitli bitkileri havi bahçe. Memleket bahçesi = Ahalinin gezmesine mahsus, belediyeye ait süslü ve ferahlık verici umumî bahçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garden. garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garden. layout. quad. quadrangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garden. park. grounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spearmint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horticulture. gardening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horticulture. gardening. garden designing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahçeleri çok yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place full of gardens. plot for a garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahçeye bakan, bir bahçe idare eden, bahçeye bakmak san’atını bilen adam: Konağın bahçıvanı; falan adam iyi bahçıvandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gardener. horticulturist. hedger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gardener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gardener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahçıvan İşi ve san’atı, bahçeye bakmak, çiçek, ağaç ve sebze yetiştirmek ilmi: Bizde bahçvanlık ediyor; bahçıvanlıkta mahareti vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horticulture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gardening. horticulture. garden designing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bâhîye). Şehvete mensup ve müteallik: Kuvve-i bâhîye = Şehvet kuvveti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «buhul» den). Hasis, nekes, cimri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بخيل] cimri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mübâhire). 1. Zâhir, açık, görünen: Asâr-ı bâhire = Açık eserler. Alâmât-ı bâhire = Açık alâmetler. 2. Parlak, güzel.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Deniz, derya. 2.Yalancı, ahmak, alık. 3.Ekin sulayıcı, sulayan. 4.Belli, besbelli, açık, apaçık. 5.Işıklı, parlak, güzel. Bahir (Abdurrahman) İst. 1688-1746). Osmanlı dönemi kadılarından. Şair, bestekar.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kulağı yarık dişi deve veya koyun. Hayvan yavru doğurduğunda veya 5 yavru dişi olduğu zaman hayvanın kulağı kesilerek belirtilirdi. - Kur’an-ı Kerim, bu adetleri kaldırmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Işıklı, parlak, güzel. 2.Dikenli ağaç. 3.Açık, apaçık. 4.Çok koşan cins deve. 5.Vapur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باخرد] akıllı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahis» den if.). Bahseden, bir bahsi havi, bir şeye dair malûmat ve ifadeyi toplayan: Ziraatten bâhis kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı bahs) (c. ebhas). 1. Bir şey hakkında etrafiyle söz söyleyip hakikati araştırma: İslâm medeniyetinden bahsediyorduk; son ilmî terakkilerden bahis açıldı. 2. Söz münazaası, muaraza, mübahase: Bu adam bahsi çok seviyor; bazı inanışlar hakkında bahse giriştiler. 3. Bir mevzu hakkında tafsilât, açıklama: Fizikte ses bahsi; akaait’te kader bahsi. 4. Bir iddia üzerine, sözü doğru çıkan tarafından kazanılmak üzere bir mükâfat tayini, ödül: Böyle olduğuna bahsederim; bahsi kazandı; bahse girişmem (bu dördüncü mânâ dilimize mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bet. place bet. wager. discussion. inquiry. chapter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bet. wager. subject. topic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allusion. article. bet. betting. discussion. question. stake. wager. wagering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [باحث] bahseden, söz eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحث] konu. 2.tartışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookmaker. commissioner. backer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

better. punter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Söz eden, bahseden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bahtı açık şanslı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Deniz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر] deniz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر احضر] Hint Okyanusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر احمر] Kızıldeniz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر خزر] Hazar Denizi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر قلزم] Kızıldeniz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر محيط اطلسی] Atlas Okyanusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر محيط کبير] Büyük Okyanus.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر متوسط] Akdeniz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر سياه] Karadeniz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Timur devletinin güney sınırını koruyan eski bir sınır kalesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Denizden, deniz yoluyla, berren (karadan) mukabili: İzmir’e berren de gidilir, bahren de.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tes. A.) 1. İki deniz (Araplar’ca kullanılan bu tâbirden maksat Akdeniz’le Hind Okyanusu ve ona bağlı denizler olduğu sanılır). Sultân-DI-berreyn ve HAkan-ül-bahreyn = Osmanlı hükümdarlarının unvanlarındandır. 2. Basra Körfezi’nde bir adalar topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Ülke

(Bahrain) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu’da Basra Körfezinde Arabistan Yarımadası kıyısı açıklarında Bahreyn Adası ile 30 kadar küçük adadan oluşan bir takımadada yer alan ülkedir.

Coğrafi konumu: 26 00 Kuzey enlemi 50 33 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: toplam: 665 km².

Kara: 665 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 161 km.

İklimi: Bahreyn’de yıl boyunca nem oranı yüksektir. Kış ayları ılımandır. Egemen rüzgar kuzeybatıdan esen nemli şamal rüzgarıdır. Güneyden esen rüzgarlar ise hem sıcak hem de kurudur; bazen kum ve toz getirir.

Arazi yapısı: Bahreyn Adası`nın orta bölgesi kayalıktır. Güneyde ve batıda bazı yerleri tuzlu bataklıklarla kaplı kumlu ovalar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m; en yüksek noktası: Jabal ad Dukhan 122 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık inci.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.82.

Sürekli ekinler: %5.63.

Otlaklar: %6.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %85.55 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 40 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: periyodik kuraklıklar; kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 698585 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.4 (erkek 96567; kadın 94650).

15-64 yaş: %69.1 (erkek 280272; kadın 202451).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 12753; kadın 11892) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.82 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.38 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.07 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.26 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 16.8 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.45 yıl.

Erkek: 71.97 yıl.

Kadın: 77 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.6 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

Ulus: Bahreyn.

Nüfusun etnik dağılımı: Bahreynliler %63 Asyalılar %19 diğer Araplar %10 İranlılar %8.

Dinler: Şii Müslümanlar %70 Sünni Müslümanlar %30.

Dil: Arapça İngilizce Farsça Urduca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %89.1.

Erkek: %91.9.

Kadın: %85 (2005 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bahreyn Devleti.

kısa şekli : Bahreyn.

Yerel tam adı: Dawlat al Bahrayn.

yerel kısa şekli: Al Bahrayn.

Eski adı: Dilmun.

ingilizce: Bahrain.

Yönetim Biçimi: Mutlak Monarşi.

Başkent: Manama.

İdari bölmeler: 12 belediye; Al Hadd Al Manamah Al Mint**ah al Gharbiyah Al Mint**ah al Wusta Al Mint**ah ash Shamaliyah Al Muharr** Ar Rifa› wa al Mint**ah al Janubiyah Jidd Hafs Madinat Hamad Madinat ‹Isa Juzur Hawar Sitrah.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1971.

Milli bayram: Milli Gün 16 Aralık (1971).

Anayasa: 14 Şubat 2002 de yeni anayasa kabul edilmiştir.

Hukuk sistemi: İslam hukuku ve İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA AFESD


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz ördeğinin bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bahriyye). 1. Denize mensup ve müteallik: Nebâtât-ı bahriyye = Deniz bitkileri; bahrî hayvanlar. 2. Gemiciliğe ve gemicilik ilmine ve savaş gemilerinden mürekkep donanmaya mensup ve müteallik: Fünûn-ı bahriye = Deniz ilimleri. Asâkir-i bahriye = Deniz askerleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Denize ait denize mensup, denizle ilgili. 2.Denizci, levent. 3.Tüyünden kürk olan, patkada denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umûr-ı bahriye» den kısaltma). Devletin donanma ve deniz askerleri ve bunlarla alâkalı işler: Bahriye nezareti, bahriye nâzırı: İngiltere’nin bahriyesi kuvvetlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marine. navy. the marine. naval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

navy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Donanmaya ait (bkz.Bahri). 2.Libya çölünde vahalar grubu, Bahriye, Mısır’ın büyük vahalar grubunun en kuzeyinde olan aşırı verimli vahalardır. 3.Gönlü geniş, cömert vaha gibi verimli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz kuvvetlerine bağlı asker, öğrenci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marine. sailor. seaman. naval officer. naval cadet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sailor. naval officer. jack tar. jar tar. leatherneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Bağışlama, hibe, ihsan: Bunu bana falan bahşeyledi. 2. Af: Bu kabahati bana bahşediniz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحث] konu. 2.tartışma. Bahs edilmek ele alınmak, söz edilmek. Bahs etmek ele almak, söz etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخش] bağışlayan. bahş edilmek 1.bağışlanmak. 2.verilmek. bahş etmek 1.bağışlamak. 2.vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşağıdaki maddeye

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bağışlayış, ihsan, hediye. 2. Af, hoşgörme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخشایش] bağışlama. 2.bağış, ihsan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. bet. wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bet. to make / to lay a bet. go. lay down. take on a bet. wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bağışlayan, ihsan eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conferment. dotation. granting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). 1. Bir konuda konuşmak, söz söylemek. 2. Hakkında konuşmak: Bugün bize yaptığınız seyahatten bahsedin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. F. T.). İhsanda bulunmak. Mânevî bir huzur, rahatlık vermek: Bana bahşettiğiniz saadeti hayatımda tadmamıştım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention. make mention of. talk about. speak of. refer. advert. chew over. cite. discourse. make noises. slip in. talk on. talk over. talk round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cite. mention. to talk about. to mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mention. to discuss. to talk about. allude. cite. deal with. speak. touch. treat of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concede. grant. to give. to grant. to bestow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grant. to grant a right. send.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «bağşiş» den türemiş olmalıdır). Bahşiş, bağşiş, ihsan, hediye, hademeye ve iş adamlarına kararlaştırılmış ücretten fazla olarak verilen para: Hizmetçiye bahşiş vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gratuity. tip. baksheesh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baksheesh. gratuity. tip. drink money. fee. gratification. largesse. remuneration. reward. throw money. vail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخشش] bağış. 2.bahşiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Talih, kısmet, ikbal: Bahtı var imiş; bahtı yoktur; bah»-ı siyah = Kara talih. Bedbaht = Talihsiz. Nîgbaht = İyi talihli. Baht-ı bîdâr = Uyanık yani uygun talih. Baht-ı hâb-alûd = Uyumuş gibi, müsaid olmayan talih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

luck. fortune. good fortune. good luck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the basic unit of money in Thailand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortune. luck. destiny. good fortune. fluke. hazard. lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thailand's currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thailand's currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The currency or monetary unit of Thailand. the basic unit of money in Thailand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخت] talih.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Batı, garp, mağrib, hâver mukabili. (Bazen de bâhter maşrık = Doğu ve hâver mağrib = Batı mânâsiyle kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şah Avrangzeb’in gözde kadınlarından biri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bahtla, kaderle ilgili. 2.Kimi Divan şairlerinin ortak mahlası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlucky fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Talihli, şanslı, yazgısı parlak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Talihi, kaderi, kısmeti şen. (bkz.İkbal).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Talihli, şanslı, iyi yazgılı. İşleri başından beri iyi giden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bahtlı, talihi yaver, mes’ut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elated. fortunate. happy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

happy. lucky. fortunate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.). 1.Bahtlı, talihli. 2.Mesud, mutlu. Bahtiyar (Ebu Mansur) (942-978). Büveyhilerin hükümdarlarından biri.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bahtiyarlık, mes’ud olma. 2. İran’da büyük bir kabîle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بختياری] bahtiyarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Talihlilik, mes’ut olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

happiness. prosperity. good fortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Talihi müsait ve uygun, mes’ut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Talihsiz, talihi uygun ve müsaid olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunate. unlucky. hapless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlucky. unfortunate. ill-starred. ill- fated. ill- fortune. luckless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Talihsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an unfortunate occurrence. being ill-starred. tough luck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahr» den). Temmuzda senenin en sıcak günleri olan maruf yedi gün ve bu günlerin sıcağı: Eyyâm-ı bâhûr = BAhUr günleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [باخور] aşırı sıcak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

especially.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [باخصوص] hele hele, özellikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, baht = talih). Talihi kötü, talihsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunate. unhappy. unlucky. miserable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elend. unglücklich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدبخت] tahilsiz. bedbaht etmek mutsuz etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahtsızlık, talihin müsaadesizliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misfortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Paha biçilemeyecek kadar değerli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Şüphesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Şüphesiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی بها] çok değerli, paha biçilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيداربخت] talihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tea garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teagarden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Tereddüt edilecek nokta, şüpheli olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. cebhe). Cebheler, alınlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flower garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flower garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Parlaklık veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cuvân = genç, baht = talih). Talihi yâver, bahtı uyanık, bahtiyar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوان بخت] talihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Mutlu, şanslı (kimse).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hakkı yerine getiren, hak veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Med ve cezir sebebiyle sahillere yığılan kum kümeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şibh). (bk.) Şibih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اول بهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فائده بخش] yararlı, faydalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. ferah = sevinç, F. bahşîden = bağışlamak). Sevinç, gönül açıklığı veren. Ar. müferrih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فرح بخش] ferahlık veren, iç açıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Arapça feyz = bereket, Farsça bahşîden = bağışlamak). Bereket, nimet ve bolluk veren: Feyz-bahş bir meslek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ فيض بخش] verimli, bereketli. 2.feyiz veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akasma ve Meryem Ana asması da denilen bitkinin bir adı (elematis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Uğurlu, bahtı açık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pahası ağır, kıymetli, pek değerli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Bahar gülü. 2.Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.’nin hanımı. Bayezid II ve Gevher Sultan’ın annesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. halâvet = tatlılık, Fars. bahşîden = bağışlamak). Tatlılık veren, tatlılandıran, lezzetini artıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hata = yanlış, kabahat, Fars. bahşîden = bağışlamak). Yanlış ve kabahatları affeden: Cenâb-ı Hak hatâ-bahştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا بخش] hataları affeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hayat = dirilik, Fars. bahşîden = bağışlamak). Ömrü arttıran, pek ferah verici.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيات بخش] hayat veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hayret = şaşma, Fars. bahşîden = bağışlamak). Hayret veren, şaşırtan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيرت بخش] hayret verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zoo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zoological gardens. zoo. zoological garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Horozun sabah erkenden, gün doğarken ötmesinin, insanları uyandırma arzusu ile bir ilgisi yoktur. Onlar kendileri için öterler.

Aslında horozlar gün boyu öterler ama gün ağarırken ötmeleri daha kuvvetli, daha canlıdır. Ortalık da iyice sessiz olunca çok uzaklardan bile duyulabilir. Horozların ötüş tempoları öğleden sonra saat 3’e doğru düşer. Horozların ötmeye başlamaları tam şafak vakti veya çok az öncedir.

Gerek doğan Güneş’in ışığının etkisini gerekse yine aynı zamanda ötmeye başlayan diğer kuşların seslerinin etkilerini ölçmek amacıyla horozlar ışık ve ses geçirmez bir bölmeye konulmuşlar ama yine aynı saatte ötmeye başladıkları görülmüştür. Buradan da sabah sabah ötmenin horozun biyolojik saatinde ayarlanmış olduğu anlaşılıyor.

Sabah Güneş doğarken ötmek sadece horozlara mahsus değildir. Kulağa en çok horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasındandır.

Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde dallarda koro halinde ve kuvvetlice öterler. Gün boyu kuşlardan duyabileceğiniz en büyük ses hacmi bu saatlere rastlar.

Bu sabah ötüşünün nedeni kuşun kendi hakimiyeti altındaki alanı belirtmesidir. Horoz da her ne kadar uçamasa da bir kuş türü olduğundan onun da sabah ötüş nedeni aynidir. ‘Her horoz kendi çöplüğünde öter’ ifadesi bu bakımdan çok doğrudur. Öterek o gün boyu kendi alanı içinde olan kümesin ve tavukların yanına kimsenin özellikle diğer horozların yaklaşmamasını ikaz eder.

Gerek horozun gerekse diğer kuşların gün içinde ötmelerinin nedeni ise farklıdır. Bu ötüşler, yiyeceği, tehlikeyi haber veren, diğerlerinin gözden kaybolmamaları için ‘ben buradayım’ mesajını veren, zaman zaman da aşkını ifade eden iletişim ötüşleridir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, bahâ = değer). Kan bahâsı, diyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اباحت] helal sayma, mübah görme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mübâh etme, bir şeyin yasağını kaldırarak kullanılmasının serbest bırakılması: Ibâhe etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اباحی] helal sayan, mübah gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ibret, Fars. bahşîden = bağışlamak). İbret veren, ibreti gerektiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عبرت بخش] ibret verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Mart, nisan, mayıs aylarını içine alan mevsim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. vernal. spring. springtime. springtide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. spring bahar. ilkyaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. springtime. spring time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yılın ilk mevsimi, bahar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(İNTIBAH) (i. A.). 1. Uyanma, uyanıklık. 2. Gafletin zıddı, göz açıklığı, ders, ibret olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتباه] uyanış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şüphe etmek, Fars. şek: iştibâha yer yoktur. Bî-iştibâh, bilâiştibâh = Şüphesiz, şeksiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتباه] kuşkuya düşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. Helâl ve mubah sayma. 2. Bir kitlenin topluca öldürülmesine göz yumma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استفاده بخش] yararlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استقباح] ayıplama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( KABAHAT) (i. A.) (c. kabâhât). 1. Çirkin iş ve hareket, yakışıksız davranış: Bunu yaptımsa, bunu söyledimse bir kabahat mi ettim? Bu da bir kabahat mi? 2. Hafif suç, kusur: Bu kabahatin cezası nedir? Kabahatimi bileyim de cezama razıyım. Kabahat etmek = Kusur etmek, yanılmak: Size danıştığıma kabaha ettim. 2. mec. Yellenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fault. guilt. blame. sin. delinquency. demerit. wrongdoing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misdeed. offence. sin. fault. offense. guilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misdemeanour. blame. fault. sin. minor offense. guilt. misconduct. crime. debt. delinquency. demerit. misdeed. misdoing. minor offence offense. trivial offence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قباحت] suç, kusur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blameable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faulty. guilty. in the wrong. culpable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

culpable. guilty. blameworthy. criminal. delinquent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suçu olan, suçlu: Kendisi kabahatli olduğunu biliyor da sesini çıkarmıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Suç sahibi olma, suçluluk:

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blameless. innocent. faultless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suçu olmayan, Fars. bi-günâh, Ar. mâsûm: O adam kabahatsizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faultlessness. innocence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suç yokluğu, bî-günahlık, masumluk: Onun kabahatsizliği ortaya çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kâm = arzu, istek, Fars. bahşîden = bağışlamak). Herkesin isteğini yerine getiren, istekleri bahşeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kanâat verici, inandırıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turpgillerden, etli çiçekleri sebze olarak yenen bir bitki (brassica deracea).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauliflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauliflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(karnabit): Turpgillerden; vatanı Doğu Akdeniz bölgesi olan 2 yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları koyu yeşil, çiçekleri beyaz veya sarımtıraktır. Kış sebzelerindendir. Lahanaya benzer. Aslında, lahananın çiçek saplarının kısalıp etlenmesiyle lahanadan türemiştir. Yenen kısmı, henüz açmamış yoğun çiçek durumudur. Yurdumuzda; güzlük turfanda karnabahar, kışlık karnabahar ve mart karnabahar olmak üzere üç çeşidi vardır. Fosfor ve vitamin bakımından çok zengindir. Kullanıldığı yerler: Zihin yorgunluğunu giderir. Cinsel gücü arttırır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Dalak hastalıklarına iyi gelir. Şeker hastalarına faydalıdır. Kalp hastalıklarında şikayetlerin azalmasında yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bıkkınlık ve yorgunluk veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = az, baha = kıymet). Kıymeti az, kıymetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Titreten, titreme veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mutfak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطبخ] mutfak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. c.) (m. mebhas). Mebhaslar. (bk.) Mebha».

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مباحث] konular, bahisler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [موضوع بحث] sözkonusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mezâbih). 1. Kasapların etlerini sattıkları, hayvanların boğazlandıkları yer. 2. Kurban kesilen yer, eski dinlerin mâbedlerinin kurban kesmeye mahsus yerleri, Fr. autel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvan kesim yeri. (bk.) Mezbah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse. slaughter house. abattoir. butchery. shambles. packing house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abattoir. shambles. slaughterhouse. abattoir kesimevi. kanara. salhane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse. butchery. meat house. shambles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mesâbîh). Işık, çerağ, aydınlatmaya mahsus Alet, meş’ale.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصباح] kandil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Aydınlatma cihazı, ışık çırağı. Hz.Peygamber (s.a.s.)’in isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Müslümanlık’ta yapılması ne yasak edilmiş, ne de buyrulmuş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowed. permissible. allowable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This category is left undecided and left for the person, such as eating apples or oranges Doing or not doing the Mubah does not count as a good or bad deed Intention of the person can change Mubah to Fard, Mandub, Makruh, or Haram Other things could also

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ibâhe» den imef.). Helâl, haram ve mekrûh olmeyan, yapılıp yapılmaması eşit olan: At eti mübâhtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahs» ten masdar) (c. mübâhasât). 1. Bir iş hakkında iki kişi erasındaki söz, İki taraftan birinin, diğerinin sözünü çürütmeye kendi fikrini ispata çalışarak tartışması. Mübâhase sonunda kavgaya döndü. 2. Dava ve muhalefet suretiyle olmayarak bir madde hakkında sözleşme, herkes fikrini ve bildiğini söylemek üzere karşılıklı konuşma: İlme dair mübâhase ediyorduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahâ» den masdar). Övünme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Günahı, sevabı olmayan, işlemesi ne haram, ne de helal olan (mubah).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Övünme, iftihar etme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahâ» dan if.). Övünen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahs» den if.). Mübâhase eden, diğer biriyle bahse girişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ). Şer’an serbest bırakılan şeylerin hâli, Ar. İbâhe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rebaha» dan) (Arapça’da «kâr ve tamâ» mânâsına gelir). Tefecilik: Murâbaha kanunen yasaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usury. landing money at an illegal rate of interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contract of sale between the bank and its client for the sale of goods at a price plus an agreed profit margin for the bank The contract involves the purchase of goods by the bank which then sells them to the client at an agreed mark-up Repayment is usu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a contract whereby a financial institution buys goods for a customer from a third party and then resells the goods to the customer at a pre-agreed price on deferred payment terms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the most controversial type of transaction, it is a contract of sale in which payment is made some time after delivery of the goods transacted Used as the basis of modern Islamic banking since the amount charged for deferred payment is in excess of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tefeci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usurer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book making.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahr»den if.) (c. mütebahhirîn). İlimde deniz gibi derin ve geniş olan, ilmin derinliklerine varan: Mütebahhirîn-i ulemâdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «buhâr» dan if.). Tebahhur eden, buharlaşan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مباحثات] tartışmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مباحثه] tartışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tartışılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متبحر] derin bilgi sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متبحرانه] derinlemesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin şanı ve şerefi. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Şan, şeref. 2. Şan ve şeref sahibi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Şan, şeref, onur. 2.Şan, şeref sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

botanical garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sevinç veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlkbahar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوبهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İlkbahar. Yeni bahar.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) - Yeni şansı açılmış, şansı açık.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Aydınlık sabah.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Revan-bahşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can bağışlayan, taze hayat veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رونق بخش] parlaklık veren, canlılık kazandıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [رباخوار] tefeci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [روباه] tilki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tilki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سعادت بخش] mutluluk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SABAH) (I. A.). Gündüzün başı: Sabah oldu, sabah namazı, sabah yemeği, sabah dersi. Sabah akşam = Her sabah ve her akşam belirli ve kesiksiz şekilde. Akşama, sabaha = Akşam olmazsa sabah olacak, pek yakındır: Yolcumuz akşama sabaha gelir. Sabah olmak = Gündüz açılmak, şafak atmak. Sabah atmak, gacayi sabah atmak = Sabaha kader uyuyamamak, geceyi uykusuz geçirmek. Sabaha çıkmak = Sabaha yetişmek. Sabahlar hayrolsun, sebâh-ı şerifiniz hayrola = Oğla vaktine kadar kullanılan selim tâbiri. 1. Sabah vakti: Sabah erken kalkar. 2. Bugünün sabahı, bu sabah: Sabah gelirim, sabah gelin. Sabahları = Sabahleyin, sabah vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morning. matutinal. a.m. in the morning. morning. ante meridiem. morrow. morn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morn. morning. in the morning. forenoon. dawn. daybreak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a region of Malaysia in northeastern Borneo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morning. in the morning. forenoon. matutinal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a region of Malaysia in northeastern Borneo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Gündüzün ilk saatleri, günün başlangıcı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brekker. petit déjeuner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Sabah vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

towards morning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin güzelliği. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Güzellik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzellik, letafet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nöbeti sabaha kadar olan veya sabaha rastlayan kimse. 1. Uyumadan sabahı eden kimse. 3. Öğleden önce ve sonra olmak üzere İki öğretim yapan okullarda öğleden önce okula giden öğrenci. Sabahçı kahvesi = Sabaha kadar açık kalan kahve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who works on a morning shift. person who stays awake all night. early- bird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the early hours of the morning. at an unearthly hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sabaha, kadar uyuyamamak, bütün gece uykususz kalıp sabahı bulmak: Oyunda sabahlamışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sit up all night. pass the whole night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stay awake all night. to keep an all-night vigil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the mornings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to stay awake / to sit up / to work all night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sabah vakti, sabah erkenden: Sabahleyin biraz kahvaltı ederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the morning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the morning. early.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the morning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her sabah olan. Sabahlı akşamlı = Har sabah, her akşam olan veya tekrarlanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yataktan kalkınca eğreti olarak giyilen üstlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing gown. deshabille. housecoat. morning gown. robe. gown. neglige. negligee. peignoir. wrapper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing gown. housecoat. bathrobe. robe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing gown. dress- gown. morning gown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sabah ışığı, aydınlığı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. safi = rahat, Fars. bahştden = bağışlamak). Rahat ve huzur veren, rahatlandıran, eğlendiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صفابخش] gönüle rahatlık veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sabahat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Suda yüzme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Benzeme, benzeyiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شباهت] benzerlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sibâhet» den imüb.). Suda yüzen, yüzücü, yüzgeç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Şeref-bahşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Şeref-bahşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref, Fars. bahşiden = bağışlamak). Şeref veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref, Fars. bahşîden = bağışlamak). Şeref veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شرفبخش] şeref veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şifi = İyileşme, Fars. bahşiden = vermek). İyilik veren, iyileştiren: Bu su hastalar için şifâbahştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفابخش] şifa verme, iyileştirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سياه بخت] karatalihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. siyeh = kara. baht = tali). Karatalihli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumnal. autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Subhi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Kolaylık veren, kolay kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شوربخت] talihsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şûrîde = perişan, baht = talih). Talihsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شوریده بخت] talihsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طباخت] aşçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabh» dan if.). Yemek pişiren adam, aşçı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طباخ] aşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Taç veren, hükümdar yapan. 2. mec. Büyük hükümdar, kudretli imparator.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Denizaltı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحت البحر] denizaltı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahv ve harâb olmuş: Mahv, harâb olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تباه] yok olmuş. 2.yıkılmış. 3.bozulmuş, çürümüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yok etmek. 2.yıkmak. 3.bozmak, çürütmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yok olmak. 2.yıkılmak. 3.bozulmak, çürümek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «buhâr» dan masdar) (c. tebahhurât). 1. Buğulanma, (su) kaynayıp buğu olma, ağma. 2. Tütsülenme..

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahr» dan masdar). Bir şeyin içine dalma, pek derine varma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبخر] buharlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تبحر] göllenme. 2.derin bilgi sahibi olma, uzmanlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

buharlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Buharlanmalar. (bk.) Tebahhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Övünme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تباهکار] yok eden, mahveden, yıkan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبختر] kibirlenerek yürüme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Aşçılık, yemek pişirmek sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,, Ar. teselli, Fars. bahşîden = Bağışlamak). Teselli veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ümit veren, ümit ettiren, emel uyandıran: Bana ümîd-bahş birtakım sözler söyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اميدبخش] ümit verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اميدبخشی] ümit verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice. pimento.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice. pimento.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pimenta): Mersingiller familyasından; Amerika’nın tropikal bölgelerinde doğal olarak yetişen ve baharat elde edilen bir bitkidir. Her tarafı kokuludur. Kokusu ve tadı; tarçın, karanfil, karabiber ve hindistancevizininkine benzer. Baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Damar sertliğini önler. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Unutkanlığı giderir. Vücudun direncini artırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Zevk veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ذوق بخش] zevk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by