Bar-ver ne demek? | Bar-ver anlamı nedir? | Bar-ver

Bar-ver anlamı nedir?

Bar-ver ne demek?

Bar-ver anlamı nedir?

Bar-ver | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: bar ver

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yemiş veren, meyvedar, verimli, meyve verici. 2. mec. Faydalı, faydayı mucip, iyi netice veren, yararlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آبار] kuyular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. exaggeration mübalağa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. hyperbole. overstatement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggerated. dithyrambic. fustian. hyperbolic. hyperbolical. overdone. inflated. fond. ornate. magniloquent. puffy. slobbery. spread-eagle. stagey. stagy. steep. swelling. tall. theatrical. turgescent. turgid. well-rounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombastic. hyperbolic. overblown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be exaggerated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. turgescence. hyperbole. embellishment. aggrandizement. overcharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. hyperbole. exaggeration mübalağa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overstatement. amplification. exaggeration. hyperbole. puffing. slush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lay it on with a trowel. pile on the agony. drow the long bow. draw the longbow. exaggerate. embellish. aggrandize. carry to excess. carry things too far. enhance. heighten. balloon. overdo. embroider. color. colour. dramatize. glorify. fudge. lay it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adorn. dramatize. exaggerate. glamorize. overdo. overestimate. overrate. overstate. romance. romanticize. to exaggerate. to magnify. to overstate. to romanticize. to romance. to blow sth up mübalağa etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to exaggerate. aggravate. amplify. colour. glorify. to talk through one's hat. heighten. magnify. overplay. overstate. pile it on. put it on. romanticize. spread it thick. stretch. superlatives to speak. to lay it on thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombast. tall. turgid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yaratan, yaratıcı Allah’ın kulu. Bari ismi, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cebredici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret sahibi Allah’ın kulu. Cebbar, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biscuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denominate. entitle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). zarf. adverbial (s). zarfa ait adverbially (z). zarf cinsinden olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhalif kimse, düşman , hasım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhalefet belirten , karşı fikri ifade eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zıt, muhalif, ters, karşı, aksi. adversely (z). karşı olarak, muhalefet ederek. adverseness (i). terslik, zıtlık, muhalefet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlu sıkıntı, üzgü, zorluk, güçlük; çapraşık durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zikretmek, ima etmek, dokundurmak , hissettirmek. advert to (-dan) bahsetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilân etmek, bildirmek; reklâmını yapmak. advertisement (i). ilân, haber, bildirme, reklâm. advertising agent reklâm ajansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Haber). Haberler. (bk.) haber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخبار] haberler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Haber veren, rivayet eden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -1.Müşteri yüzlü, güzel gözlü adam. 2.Zeki, akıllı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receivables and payables. assets and liabilities. owings and receivables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karışıklık, kargaşalık, herc-ü merc. 2. Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması: Karpuzları alavere ile sergiye, kiremitleri çatının üstüne attılar. 3. Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele. 4. Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi: Alavereli tulumba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uproar and confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speculator. stockjobber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bas-relief. low-relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). Eldebaran yıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Alî = yüksek tebâr = soy). Büyük bir nesil ve soya mensup olan, şerefli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receive transmit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transceiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Satınalma işi: Ben alışverişe çıkıyorum. 2. Alım satım işi: Geçen ay alışveriş çok durgundu. 3. Münasebet: Benim, seninle bir alışverişim yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shopping. buying and selling. trading. deal. connection. dealing. traffic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dealings. shopping. trade. buying and selling. relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. commerce. trade. shopping. dealing. custom. trading. traffic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Derhal almak, hemen alıp geçmek. 2. Derhal satın almak, hemen mübayaa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genetic endowment. natural endowments. flair. innate. native gifts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - İran’da yaşayan bir Türkmen kabilesinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (kelimenin aslı Arapça olup, ancak Arapça’da hemzesi medsizdir). 1. Zahire vesaire koymaya mahsus büyük sandık. 2. Mal vesaire koymaya ve saklamaya mahsus yer, mahzen, mağaza, depo. 3. Geminin yük koymaya mahsus yeri. 4. Savaş gemilerinde topların sıralandığı kat: İki anbarlı, üç anbarlı gemi. Ambar-emini = Ambarcı, gümrük vesairede enbarın muhafaza ve idaresine mamur adam. Der ambar etmek = Ambara koymak. Kırkambar = Muhtelif şeyleri havi dükkân vesaire. İnsan hakkında: Geniş ansiklopedik bilgisi olan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storehouse. store. storeroom. warehouse. hold. barn. bin. depository. hutch. larder. office. repository. silo. stock room. storage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barn. depot. magazine. repository. storage. store. storehouse. storeroom. warehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granary. grain cellar. warehouse. trucking firm. hold. bin. bunker. storage closeout. crib. depository. depositee. depot. storage depot. hutch. locker. repository. staple. staple house. stock room. storage yard. store. store shed. store warehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gümrükte veya diğer bir dairede ambarın muhafaza ve idaresine memur adam, ambar emîni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storekeeper. warehouse official. trucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anbarcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir paranın veya malın kullanılması veya başka bir yere götürülmesi, bir geminin bulunduğu limandan ayrılması yasağı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. embargo

engelleyim

Bir malın serbest sürümünü engellemek için konulan yasak.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embargo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embargo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins ebegümeci,(bot). Hibiscus cannabis; bu bitkinin elyafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kadıntuzluğu): Yabani, çalı şeklinde, sarı çiçekli bir ağaçtır. Kökü acıdır. Yaprakları ve yemişi tatlıdır. Seyrek ormanlarda bulunur. Boyu 2-3 metre arasındadır. Meyvelerinde bol miktarda C vitamini vardır. Meyveleri, kabukları ve kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Karaciğer ve safra kesesi hastalıklarını iyileştirir. Ateşi düşürür. Hazım bozukluklarını giderir. Bağırsak iltihaplarını tedavi eder. Öksürüğü keser. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Ağız yaralarını iyileştirir. Kan dolaşımını düzenler. Yüksek tansiyonu düşürür. Siyatik, romatizma ve eklem ağrılarını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar where drinks are served.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anbarcı sıfat ve memuriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gümrükte veya diğer bir dairede anbarın muhafaza ve idaresine memur adam, anbar emini. (bk.) Ambar, ambarcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anber, F. bârîden: Yağdırmak). Anber yağdıran, güzel koku yayan: Zülf-i anber-bâr = Güzel kokulu saç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Halk dilinde kadın tozluğu denilen bitki, berberis, zîreşk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eleştirici bir şey söylemek, tenkit edercesine söz söylemek. animadversion (i). eleştirme, tenkit, kınama, sitem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yıl dönümü, senei devriye; yıl dönümünü kutlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında bulunan bir ada, Porto Riko’nun güney doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 17 03 Kuzey enlemi, 61 48 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 442.6 km² (Antigua 281 km² ; Barbuda 161 km²).

Kara: 442.6 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 153 km.

İklimi: tropikal deniz iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla yassı olan kireçtaşı ve mercan adaları, birkaç volkanik arazi bulundururlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Boggy Doruğu 402 m.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

Otlaklar: %9.

ormanlık: %11.

Diğer: %62 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar (Temmuz - Ekim arası); periyodik kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 69,108 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.6 (erkek 9,716; kadın 9,375).

15-64 yaş: %68.5 (erkek 23,801; kadın 23,524).

65 yaş ve üzeri: %3.9 (erkek 1,020; kadın 1,672) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.55 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -6.08 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.04 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.61 erkek/kadın Toplam nüfusta: 1 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 18.86 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.16 yıl.

Erkeklerde: 69.78 yıl.

Kadınlarda: 74.66 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.24 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

Ulus: Antiguanlar, Barbudanlar.

Nüfusun etnik dağılımı: siyahlar, Britanyalılar, Portekizler, Lübnanlılar, Suriyeliler.

Dinler: Anglikan (baskın), diğer Protestanlar, Roman Katolikleri.

Dil: İngilizce (resmi), yerel lehçeler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %85.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Antigua ve Barbuda.

ingilizce: Antigua and Barbuda.

Yönetim biçimi: Anayasal monarşi altında parlamenter demokrasi.

Başkent: Saint John’s.

İdari bölümler: 6 bölge ve 2 bağımlı bölge; Barbuda, Redond, Saint George, Saint John, Saint Mary, Saint Paul, Saint Peter, Saint Philip.

Bağımsızlık günü: 1 Kasım 1981.

Milli bayram: Bağımsızlık Günü, 1 Kasım (1981).

Anayasa: 1 Kasım 1981.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Feder


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). köleliğe karşı, kölelik aleyhtarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

aft, aft humması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjourn. interspace. pause. recess. remit. rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a break. to take a break. intermit. interrupt. recess. to give time off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat, huzur, sulh ve selâmet taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Rahat, huzur, sulh ve selâmet taraftarlarına yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beyan ve iddia etmek, katiyetle bildirmek. assevera'tion (i). iddia, soyleme, beyan, söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ateş-bârîden). Ateş yağdıran, pek şiddetli veya hararetli: Ah-ı Ateş-bâr: Ateş saçan Ah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتش بار] ateş yağdıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çevirmeye gerek olmaksızın kasetin her iki yüzünü de çalana sistem.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Video bilgisiyle birlikte ek yardımcı (AUX) verisi de kaydedilir. Bu bilgi, kayıt tarihi/saatini, Geniş/PALplus bilgisini ve kaydedilen resim kaynağını içerir. AUX verisi, DHR-1000 tarafından da okunabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Averden» fiilinden masdar ismi olup sıfat terkibi teşkiline dahil olur). Getirici, taşıyıcı, sahip, mucip, bâis: Reşk-Aver = Gıbta, çeken, imrenilen. TSb-Aver = Kudrete malik, kudretli. ZûrAver = Kuvvet sahibi, kuvvetli. PeyâmSver = »aber getiren.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iddia etmek, kuvvetle söylemek, ispat etmek, tahkik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ortasını bulmak, vasatisini alrnak; vasati olarak yapmak veya almak; vasati yekun tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). vasati hesap, ortalama, vasat, orta; cari olan fiyat, derece veya miktar; adi ölçü; (den). hasar, avarya; (s). muhammin , avarya duzenleyen eksper. average clause sigortada verilecek tazminatın miktar ını sınırlayan madde. above the aver

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. average

1. ortalama, 2. sp. sayı farkı

1. İki veya ikiden fazla sayının toplamının toplanan sayıların adedine bölünmesiyle elde edilen (sayı). 2. Futbol vb. karşılaşmalarda bir takımın elde ettiği sayıların, karşı takımın elde ettiklerine oranlanmasıyla bulunan sayı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibni Rüşt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). to ile karşı, aksi fikirde olan, muhalif; çekinen, içtinap eden. averse to going gitmek istemeyen, gitmekten çekinen. averseness (i). çekingenlik çekinme, içtinap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefret, iğrenme, tiksinme, istikrah; tiksinti veren şey, menfur şey. have an aversion to sevmemek, hoşlanmamak, tiksinmek, yıldızı barışmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başka tarafa çevirmek, yön değiştirtmek; önlemek, menetmek, defetmek, bırakmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Gösterişli, heybetli, görkemli. 2.Korku veren.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعور] tek gözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

şöförün hareketlerine müdahale eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şah Avrangzeb’in gözde kadınlarından biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kılıç kabzasının siperi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğu, kuzey Anadolu’ da ve bilhassa, Erzurum ve civarında oynanan bir halk dansı: Bilezik barı, hançer barı. 2. Cam kaplarda veya hastalık sebebiyle dilde meydana gelen kir. 3. (İng.) Danslı, içkili, eğlence yeri veya içki ve meşrubat içilen yer. Bir salonda içki içmek üzere hazırlanmış köşe. Amerikan bar = Lokanta ve otellerde bankolu ve yüksek sehpalara oturulacak şekilde hazırlanmış içki köşesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Hava basıncı birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Çağatayca) var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bağırmayı tasvir eder. Bar bar bağırmak = Çok bağırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yük, ağırlık, sıklet. Bâr olmak = Yük olmak, ağırlık vermek. Bâr-ı girân = Ağır yük, ağır vazife. 2. Defa, kere: Hezâr-bâr = Bin kere. 3. Yemiş, meyve: Berk-ü bâr = Yaprak ve yemiş. Bârâver = Meyvedar, verimli, meyveli, semereli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «bâriden» fiilinden). Yağdıran, serpen, saçan, döken: Eşk-bâr = Gözyaşı döken, güher-bâr = Cevahir serpen, mec. güzel sözler söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saloon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of wood, metal, or other material, long in proportion to its breadth or thickness, used as a lever and for various other purposes, but especially for a hindrance, obstruction, or fastening; as, the bars of a fence or gate; the bar of a door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An indefinite quantity of some substance, so shaped as to be long in proportion to its breadth and thickness; as, a bar of gold or of lead; a bar of soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything which obstructs, hinders, or prevents; an obstruction; a barrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bank of sand, gravel, or other matter, esp. at the mouth of a river or harbor, obstructing navigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any railing that divides a room, or office, or hall of assembly, in order to reserve a space for those having special privileges; as, the bar of the House of Commons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The railing that incloses the place which counsel occupy in courts of justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, the phrase at the bar of the court signifies in open court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place in court where prisoners are stationed for arraignment, trial, or sentence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole body of lawyers licensed in a court or district; the legal profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A special plea constituting a sufficient answer to plaintiff's action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any tribunal; as, the bar of public opinion; the bar of God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A barrier or counter, over which liquors and food are passed to customers; hence, the portion of the room behind the counter where liquors for sale are kept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ordinary, like a fess but narrower, occupying only one fifth part of the field.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A broad shaft, or band, or stripe; as, a bar of light; a bar of color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vertical line across the staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bars divide the staff into spaces which represent measures, and are themselves called measures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The space between the tusks and grinders in the upper jaw of a horse, in which the bit is placed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the crust of a horse's hoof which is bent inwards towards the frog at the heel on each side, and extends into the center of the sole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drilling or tamping rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vein or dike crossing a lode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gatehouse of a castle or fortified town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slender strip of wood which divides and supports the glass of a window; a sash bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fasten with a bar; as, to bar a door or gate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To restrict or confine, as if by a bar; to hinder; to obstruct; to prevent; to prohibit; as, to bar the entrance of evil; distance bars our intercourse; the statute bars my right; the right is barred by time; a release bars the plaintiff's recovery; somet

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To except; to exclude by exception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cross with one or more stripes or lines. a rigid piece of metal or wood; usually used as a fastening or obstruction or weapon; 'there were bars in the windows to prevent escape' an obstruction placed at the top of a goal; 'it was an excellent kick but

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. night club. counter where drinks are served. habitué de la maison. honky tonk. profit centre. watering hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a room or establishment where alcoholic drinks are served over a counter; 'he drowned his sorrows in whiskey at the bar'. a counter where you can obtain food or drink; 'he bought a hot dog and a coke at the bar'. a rigid piece of metal or wood; usually us

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measure of atmospheric pressure One bar is equal to 0 987 atmospheres, 1 02 kg/cm2, 100 kilopascal, and 14 5 lbs/square inch. a barrier inside the main entrance to each chamber and across the space between benches leading to the floor of the Sen

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bar is the railing along the sides of the House and Senate chambers which separates the chamber floor and the side aisle Only legislators and certain legislative staff may be within the bar; only invited guests and staff may occupy the side aisles The

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of pressure equal to 106 dyne per square centimeter , 1000 millibars, 29 53 inches of mercury See torr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of pressure, equal to the sea-level pressure of Earth's atmosphere; 1 bar is equivalent to 0 987 atmosphere or 10,000 newtons per square meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offshore ridge or mound of sand, GRAVEL, or other unconsolidated material which is submerged , especially at the mouth of a river or estuary, or lying parallel to, and a short distance from, the beach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of pressure, equal to the normal air pressure at sea level, 14 5 PSI or 100 KPa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of pressure, equal to the sea-level pressure of Earth's atmosphere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as measure A way of dividing music into small, organized groups of beats The division of measures is indicated by a vertical line, called the bar-line Music is usually grouped in 2's , or 3's See meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The raised ridge down the center of a backgammon board dividing the home board from the outer board, where checkers are placed after they have been hit A player with a checker on the bar must enter that checker before he can make any other move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of pressure equal to 100 kilopascals The millibar is commonly used in aviation and meteorology The pascal is the S I unit for pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slang for one million dollars.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the dark lines in a printed machine-readable symbol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bar is the railing along the sides of the House and Senate chambers which separates the chamber floor and the side aisle Only legislators and certain legislative staff may be within the bar; only invited guests and staff may occupy the side aisles The

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of pressure equal to 0 99 atmospheres or 14 233 psi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A submerged or emerged embankment of sand, gravel, or other unconsolidated material built on the sea floor in shallow water by waves and currents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of pressure equal to one million dynes per square centimeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A ridge down the center of the board dividing a player's home and outer boards The bar is not counted as a space Place where hit blots are placed until they reenter into play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar , boozer , nuclear sub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بار] yük. 2.defa, kez. 3.Tanrı. 4.meyva. 5.yağdıran. bâr vermek meyva vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çubuk, sırık, kol, kol demiri; mania, engel; bir nehir ağzında veya kıyıya paralel olan uzun kum ve cakıl seti; avukatlık mesleği, baro; mahkemede dinleyicileri hakim, jüri ve avukatlardan ayıran parmaklık; mahkemede sanık kürsüsü; içki satılan veya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kol demiri ile kapamak, sürgülemek; parmaklığln arkasında tutmak; mani olmak, önlemek; hariç tutmak, dahil etmemek; kumaş üzerine çizgi veya yollar yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). bar, basınç öIçü birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat) maada, -den baska bar none istisnasız, ayrıksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs barometer, barometric, barrel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Meyveli, meyve veren. 2. Faydalı, semereli, iyi netice veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BAR-GEH (i. F. bâr = Ruhsat, gâh, geh = Yer, mahal). Ruhsatla girilecek mahal, girmek için izin istenilen yer. Osm. Atebe, südde, dergâh. Bârgâh-ı pâdişahî. mec. Bârgâh-ı Kibriya = Tanrı’nın huzuru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâr = yük, giriften = tutmak, kaldırmak) (zooloji). Yük tutucu, yük kaldıran, yük taşıyan (hayvanlara, hamallara, araba ve gemi gibi şeylere) denir. (Türkçe telaffuzu beygir). Enenmiş at, esb, fers (gerek yük, gerek binek ve koşum hayvanı olabilir), (bk.) Beygir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Yük yeri. 2. Yolcu eşyası indirilecek ve saklanacak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâr = yük, keşîden = çekmek). 1. Yük çekici, yük kaldıran, ağır şeyler taşıyan. 2. mec. Sabırlı, tahammüllü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yemiş veren, meyvedar, verimli, meyve verici. 2. mec. Faydalı, faydayı mucip, iyi netice veren, yararlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrage. dam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrage. dam. wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dam. barrage. the lowest passing grade in an examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrage. umbrella barrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tüylü, kıllı çuha, kebe. 2. Bir cins tüylü av köpeği. 3. Ağaçlara sarılan büyük asma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğuzların Bayat boyuna mensup bir oymak. Gaziantep, Kilis ve Nizip çevresinde yaşarlar. - Barak Han: Çağatay hükümdarı (1266-1271).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. baraque). Tahtadan muvakkat mesken vesaire, kulübe. Salaş, sundurma: Baraka kurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barracks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billet. cot. shed. hut. shanty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States writer of poems and plays about racial conflict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shed. hut. barrack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The 'grace' or spiritual energy emanating from Allah through the silsillah of the Tariqa through which all practices are accomplished. physical manifestation of personal blessing It can be transferred from person-to-person, or from an object to a person M

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quality of blessedness or grace found characteristically in marabouts and other divinely favored persons Also, charisma that endows the blessed with a special capacity to rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States writer of poems and plays about racial conflict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yağmur, matar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باران] yağmur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yağmur. Mevsim-i Baran, yağmur mevsimi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yağmur görmüş, mec. Görmüş, geçirmiş. Gürk-i bârândîde = Eski kurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yağmur saçan, yağmur döken, serpiştiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Yağmurluk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Baran).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-Fr.) [باراپور] rapor ile birlikte, raporlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.). 1. Yukarısı geniş keçe başlık, gemici başlığı. Yeniçeriler de giyerdi: Bostancı, haseki baratası. 2. Bir cins horoz ibiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ). Kaptanın veya tayfaların gemi sahibine, armatöre veya sigorta ortaklığına bilerek yaptıkları ziyankârlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ezeli, öncesi olmayan, öncesiz.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

argo, (bak). barbiturate.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). olta çengeli; ok ucu; kanca; kuş tüyünün bir kılı; (bot)., zool. sakala benzer kısım; kısa ve kalın gagalı güvercin; rahibelerin kullandığı boynu ve göğsü örten keten örtü; eski sakal; Mağrip atı; (f). ok, mızrak vb,ne uç takmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Rumca «usta» demektir. En çok yaşlı Rum meyhanecilerine seslenilirken kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Atlas Okyanusu`nun batısında Rüzgarüstü Adalarının 160 km doğusunda Venezuela`nın 435 km kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 13 10 Kuzey enlemi 59 32 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 431 km².

Kara: 431 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 97 km.

İklimi: Tropik iklimin egemen olduğu adada kuru (Aralık-Mayıs) ve yağışlı (Haziran-Kasım) geçen iki mevsim görülür. Antiller kasırga alanın güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır.

Arazi yapısı: Ada tortul kayaçları kaplayan ve kalınlığı 90 m`ye ulaşan mercan birikintilerinden oluşmuştur. En yüksek noktası olan Hillaby dağının bulunduğu kuzey kesimi dışında genellikle alçak ve düzdür. Yüzey suları oldukça azdır; az sayıdaki doğal su kaynakları kireçtaşı yataklarında toplanan yeraltı sularıyla beslenir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Hillaby Dağı 336 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %37.21.

Sürekli ekinler: %2.33.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %12.

Diğer: %43.46 (2005 verileri).

Doğal afetler: Antiller kasırga alanının güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır. Ayrıca periyodik heyelanlar gözlemlenmektedir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 279912 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %20.1 (erkek 28160; kadın 28039).

15-64 yaş: %71.1 (erkek 97755; kadın 101223).

65 yaş ve üzeri: %8.8 (erkek 9508; kadın 15227) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.31 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.01 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.94 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 11.77 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.79 yıl.

Erkek: 70.79 yıl.

Kadın: 74.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.65 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.5 (2003 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 2500 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Barbadoslu yada Bajan (halk arasında).

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %90 beyaz ırk %4 diğer %6.

Dinler: Protestan %67 (Anglikan %40 Pentekostal %8 Methodist %7 diğer %12) Roma Katolikleri %4 inançsız %17 diğer %12.

Dil: İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.7.

Erkek: %99.7.

Kadın: %99.7 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Barbados.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Bridgetown.

İdari bölmeler: 11 bölge; Christ Church (İsa Kilisesi) Saint Andrew Saint George Saint James Saint John Saint Joseph Saint Lucy Saint Michael Saint Peter Saint Philip Saint Thomas.

Bağımsız


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Barbados, Batı Hint adalarından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Latince barbarus; Yunanca barbaros: Rum olmayan, yani yabancı. T. Eski Yunan ve Romalılar’a daha sonraları Hıristiyanlar’a yabancı olan. 2. Medenîleşmemiş, kaba, saygısız, alışılmış zevk ve nizamlara zıt. 3. İnsanlığa yakışmayan, zalim: Böyle barbarca hareket görmedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarian. barbarous. barbaric. vandalic. vandal. bestial. gothic. heathenish. savage. uncivilized. wild. barbarian. vandal. savage. goth. heathen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarian. barbaric. barbarous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarian. hellkite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. T.). Barbarlara yakışacak şekilde: Adam, çocuğu barbarca dövdü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kaba kimse, vahşi kimse, medeniyet görmemiş bir kimse; barbar; (s). zalim; gaddar; yabancı; medeni olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). medeniyetsiz, uygar olmayan; barbar; vahşi. barbarically (z). barbarca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). munevverlerce makbul olmayan ifade tarzı; edebiyatta ve sanatta bazılarınca alışılmış şekil ve yazıların haricinde kalan tarzda eserler; vahşilik, kabalık, barbarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gaddarlık, zalimlik, medeniyetsizlik, sanat ve edebiyatta zevksizlik, kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ing. rise (f). vahşileştirmek, vahşileşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become barbarous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. T.). Barbar olma hali, medeniyet noksanlığı, zalimlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarism. barbarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarism. brutality. barbarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İtal.) (Erkek İsmi) Kırmızı sakal. Baba-Oruç. Türk denizci kaptan-ı derya. Oruç Gazi’nin İtalyanlarca meşhur olan ismi. Kanuni döneminde yaşayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmekte.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Barbaros; Roma imparatoru I Frederick'in lakabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). medeni olmayan; haşin, kaba; klasik ölçüler dışında olan; yabancı, ecnebi. barbarously (z). ilkel bir şekilde. barbrousness (i). ilkellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Berberistan. Barbary ape Kuzey Afrika ile Cebelitarık'ta yaşayan bir cins maymun. Barbary Coast San Fransisko'nun eskiden kumarhanelerin bulunduğu sahil kısmı. barbary ragwort yılanbaşı, (bot). Othonna cheirifolia

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca «perapetto»). Kale korkuluğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., zool., (bot). kıllı sakallı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kuzu v.b.'nin bütün olarak çevrildiği açık hava toplantısı; bütün çevrilmiş koyun, kuzu ve oğlak gibi hayvan; bu işe mahsus portatif ızgara; baharatlı ve salçalı bir et yemeği; (f). açık havada bütün hayvan çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikenli, kancalı. barbed wire dikenli tel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbecue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir nevi sakallı tatlı su balığı; karakeçi, zool. Barbus fluviatilis; balığın dudağındaki sakal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باربر] hamal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). berber; (f). tlraş etmek. barbers itch birkaç cins parazit mantarın yüzde ve boyunda meydana getirdiği bir deri hastalığı. barbershop (i). berber dükkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diken üzümü; kadıntuzluğu, amberbaris, sarıçalı, (bot). Berberis vulgaris

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski İranlılar’ın (SAsânîler) millî telli sazı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uzun ve kıvırcık tüylü köpek, kaniş; tropikal bölgelerde yaşayan kıllı ve kalın gagalı bir kuş, zool. Capito veya Bucco

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ask. top için hazırlanmış mahfuz yer, barbet, top kulesi; den. taret, top siperi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir hisar veya şatonun damında bulunan müdafaa kulesi; gözleme kulesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ecza. barbiturat, uyku hapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük tüy kenarındaki küçük tüy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Kırmızıya yakın bir cins lezzetli balık ki, beyazca, alaca cinsine tekir derler. (Botanik): Bir nevi fasulya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman bean. kidney bean. red mullet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red mullet. kidney bean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yalnız zar ile oynanılır bir nevi kumar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dice game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bütün, cümle, hep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Büyük sandal, eski zamanda cenk sandalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BALÇAK (i.). Kılıç kabzasının eli muhafaza etmeye mahsus siperi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). Venedik gondolcularının şarkısı; bu tarzda yazılmış parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bir tür ipekli kumaş.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saz şairi, şair, ozan. bardic (s). sairane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing. fırında pişerken kurumasın diye rostonun üstüne konulan yağlı et.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). at zırhını meydana getiren parçalardan biri; (f). ata zırh giydirmek; donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.). Fıçıcı keseri veya köşteresi ki fıçının içine göre kavisli olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir incir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Su ve şerbet vesaire içmeye mahsus cam, billur veya madenden kulplu veya kulpsuz kap, maşrapa, kupa. (Asıl kulp demek olan «bar» dan türemiş olmakla esasen kulplusuna denilirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass. go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass. cup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cup. glass. mug. brim. crackle. muf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bardak yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rain cats and dogs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باره] defa. 2.sur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çıplak, açık,yalın;sade,süssüz,mübalağasız,basit;havı dökülmüş,parlamış(kumaş);ancak yetecek kadar,.bareback (s). eyersiz (at).bare change zayıf vir ihtimal. bare faced (s). yüzü açık, peçesiz;yüzsüz, arsız,hayasız. barefoot (s).,(z). yalınayak. bare

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). soymak, açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. terkip). Allah mübarek etsinl Övme ve şaşma maksadıyle maşallah ve levhaşallah gibi söylenen duadır. Ekseriya altında «zehî» kelimesi bulunur: Bârek-allah! Zehî kevkebe-i Alül-Al!

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ancak, güçbelâ; açıkça, gizlemeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Maaşlardaki derece ve miktarları gösteren cetvel (ilk defa Barreme adında bir matematikçi tarafından yapıldığı için daha sonrakilere bu ad verilmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scale of salaries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classification and promotion system for the salaries of government employee. assize. ready reckoner. scale of salary ies. tariff schedule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Barents Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski iskandinav kahramanı; zırhsız asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miner's helmet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard hat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horizontal bar. pull-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horizontal bar. chinning bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horizontal bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (argo) zamanını barda geçiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بارگاه] yüksek huzur, padişah huzuru. 2.otağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pazarlık, anlaşma; muamele; işlem; kelepir; (f). pazarlık etmek, pazarIığa girişmek, uyuşmak; kayıt ve şarta bağlamak, taahhüt etmek. bargain counter tenzilâtlı eşya tezgâhı. bargain day tenzilâtlı satış günü. bargain price ucuz fiyat, tenzilât

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Levreğe benzer bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mavna, salapurya; saltanat kayığı; (f). mavna ile taşımak; mavna gibi ağır hareket etmek; (k.dili)., (gen). in, into ile paldır küldür girmek; işe karışmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). saçak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mavnacılardan biri; kumanda eden mavnacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بارگير] beygir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Hiç olmazsa, öyle ise Bu kelime bir taviz veya neticelendirme düşüncesiyle iki cümleyi birbirine bağlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ber» den f.). Yaratıcı (Din) hâlık, Aferînende. Tanrı için kullanılır: Bârî teâlâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at least. if so. then. may as well. might as well. might as wellat least. for once.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital city of the Apulia region on the Adriatic coast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bari.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital city of the Apulia region on the Adriatic coast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باری] hiç olmazsa, en azından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). baryumlu; atmosfer basıncına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berd» den). 1. Soğuk, serd: Mâ-ı bârid = Soğuk su. 2. mec. Letafetten uzak, nâhoş, soğuk: Bârid tavır, muamele.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بارد] soğuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Soğukça, soğukçasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). ince, dakik, rakik. Bârik-miyân = ince belli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باریک] ince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Sivri tepeler arasındaki uçurum, yüksek kayalıklardaki çatlaklıklar. 2.Yeşillik, çayırlık y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Parıldayan. 2.Nazik, dakik, ince. Fikr-i Barik İnce düşünce.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimşek, yıldırım parıltısı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بارقه] şimşek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şimşek, yıldırım parıltısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir yolu kapamak üzere, ele geçen her türlü eşyadan faydalanılarak meydana getirilen engel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barricade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barricade. enclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Barık).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(e). Bâri, hiç değilse, hiç olmazsa. (BAri kullanılması daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yanınca çok kül bırakan bir deniz yosunu; bu yosunun küllerinden elde edilen alkali, yosun sodası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Varlık, servet, zenginlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f). Korumak, muhafaza ve himaye etmek. (Bugün barındırmak kullanılır). Siper altına girmek, muhafaza olunmak (bugün barınmak kullanılır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Bütün, hep. 2.Güç kuvvet. 3.Göğüs. 4.Moğol devrinde Orta Asya’da büyük beyliklerden biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Barınılacak yer. 2. Yurt, ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shelter. housing. hiding place. harbor. harbour. asylum. burrow. cove. haven. refuge. repair. sanctuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asylum. harbour. haven. housing. refuge. shelter. harbor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shelter. sanctuary. asylum. booth. burrow. haven of rest. house of refuge. let- out. port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hosting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Siper altına almak, muhafaza ve himaye etmek, korumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shelter. hut. house. hold. nestle. keep back. harbor. harbour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodate. harbour. house. nestle. shelter. to shelter. to accommodate. to lodge. to house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shelter sb. to afford / to give / to offer / to provide shelter. harbour. nestle. tabernacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheltering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Siper altına girmek, sokulup iltica etmek, sığınmak, tahaffuz etmek, saklanmak. 2. Dirlikle yaşamak İki elti bir evde barınamaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shelter. harbor. harbour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take shelter. to get along together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take shelter in. house. nestle. to take shelter. tabernacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzlaşma, barışma, silâh bırakma, sulh, musâlaha: Barış ettiler = Barıştılar, musâlaha ettiler. Savaştan veya dargınlıktan sonra tarafların uzlaşması, sulh, müsalâha: «Yurtta barış, cihanda barış Barış görüş olmak = Her türlü dargınlığı unutarak barışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peace. peace. reconciliation. concord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concord. peace. reconciliation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peace. reconciliation. concord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Savaşsızlık durumu. 2.Savaştan sonra silah bırakma, uzlaşma sulh. 3.Dirlik, düzenlik.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Barış).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Barışı seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacifist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacific. pacifist. peaceful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacific. pacifist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peaceable. peaceful. peace-loving. pacific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barışseverlik, kavga düşmanlığı, barışçı olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacifism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). (bk.) Ağırküre

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. barysphère

jeol. ağır küre

Yer yuvarlağının, yoğunluğu ve katılığı çok olan bölümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Barışmış, müsâlaha etmiş, sulh ve uyuşma içinde bulunan: Şimdi barışıkdıriar. mec. Uygun, muvafık, birbirini tutar (renk vesaire). Barışma, sulh, sulh yapma, uyuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at peace. reconciled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at peace. reconciled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barış, barışık, sulh, müsâlaha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconciliation. harmony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barışmak fiili, müsâlaha, silâh bırakma, savaşa son verme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconciliation. pacification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Savaşa veya anlaşmazlığa, müsâlaha etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make peace. make it up. make up. smoke the peace pipe. kiss and make up. make one's peace with. reunite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reconciled. to make it up. to come to an agreement. to bury the hatchet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make peace with one another. to be reconciled. to reconcile with sb. come together. to bury the hatchet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barışçı olan, barış içinde yaşamaktan hoşlanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacifist. pacific. peaceful. unwarlike. pacifist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacifist. peaceable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peaceableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacifism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barışdıran, iki hasım arasında sulh ettiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müsalâha ettirme, arabulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconciliation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conciliation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Müsalâha ettirmek, arabuluculuk etmek, uzlaştırmak, mec. Renk vesaireyi uygunlaştırmak, uydurmak, imtizaç ettirmek, uyuşturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. conciliate. pacify. reunite. make peace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. to reconcile. to conciliate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reconcile. to make peace among. to effect a reconciliation. conciliate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Barut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barite ağır spat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. jeoloji). Tabiî haldeki baryum sülfat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erkek sesleri içinde tenor’la bas arasında ses sahası olan. Bazı çalgılara da bu ad verilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baritone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baritone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barytone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). tenor ile bas arasındaki erkek sesi, bariton; bu sese sahip olan kimse; bandolarda kullanılan bir çalgı aleti, bariton.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). baryum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. barrière

engel

Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. safety fence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ticket gate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «büruz» den if). Açık, zahir, belli, aşikâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. conspicuous. blazing. avowed. blatant. gross. as plain as a pikestaff. pronounced. sharp. conspicuously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. obvious. marked. distinct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. obvious. blatant. conspicuous. eminent. salient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بارز] belirgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aile, hânümân: Ev bark sahibi: Evli, karı ve çocuk sahibi. (Hemen daima «ev» le beraber kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The exterior covering of the trunk and branches of a tree; the rind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specifically, Peruvian bark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To strip the bark from; to peel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To abrade or rub off any outer covering from; as to bark one's heel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To girdle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Girdle, v. t., 3.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cover or inclose with bark, or as with bark; as, to bark the roof of a hut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make a short, loud, explosive noise with the vocal organs; said of some animals, but especially of dogs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make a clamor; to make importunate outcries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The short, loud, explosive sound uttered by a dog; a similar sound made by some other animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formerly, any small sailing vessel, as a pinnace, fishing smack, etc.; also, a rowing boat; a barge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Now applied poetically to a sailing vessel or boat of any kind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A three-masted vessel, having her foremast and mainmast square-rigged, and her mizzenmast schooner- rigged. a sailing ship with 3 masts the sound made by a dog a noise resembling the bark of a dog tough protective covering of the woody stems and roots of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tough protective covering of the woody stems and roots of trees and other woody plants. a noise resembling the bark of a dog. a sailing ship with 3 masts. the sound made by a dog. speak in an unfriendly tone; 'She barked into the dictaphone'. cover with b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The living tissue outside the vascular cambium in a woody stem It is composed of phloem tissues, which occur as living inner and dead outer zones. outward covering of the tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The tough exterior covering of a woody root or stem that protects the tree from injury caused by insects and other animals, by other plants, by disease and by fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The skin or covering of branches and roots of a tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Areas of fiber from outside a tree. basically a regular kid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Technically, the tissue comprised of phloem, phelloderm, cork cambium, and cork external of the vascular cambium Bark occurs in plants that have secondary growth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small sailing ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Outermost layers of a woody stem, including all the living and non-living tissues outside the cambium. 138 :a small sailing ship : a sailing ship of three or more masts with the aft most mast fore-and-aft rigged and the others square-rigged : a craft prop

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An older term used to describe the decarburized skin that develops on steel bars heated in a non-protective atmosphere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Aubrey's time barque meant barque-rigged, i e fore and aft on the mizzen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An uncommon practice for most of us Used wisely, you can scare the CRAPOLA out of unsuspecting people Best use is for you black Chows in the dark Stand still and watch people get close then suddenly BARK Then, watch out for the smell of soiled human pants

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An interval of frequency equal to a critical band width.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). havlama, köpek havlamasına benzer ses; (k.dili). öksürük; (f). havlamak; havlamaya benzer sesler çıkarmak; yüksek sesle konuşmak veya bağırmak; (argo) bir eğlence yerinin kapısında çığırtkanlık etmek; öksürmek. bark up the wrong tree yanlış kap

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (bot). kabuk; ağaç kabuğu; (f). kabuğunu soymak; tabaklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., den. üç direkli yelkenli gemi, barka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. barca). Büyük sandal, floka, fülk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barka denilen büyük sandalı kullanan adam. Sandalcı, kayıkçı, flokacı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Çöllerde rüzgarın esme yönüne dikey doğrultuda oluşan ay biçimindeki küçük kumsal külle. 2.Hareketli kumul. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Venedik’teki gondolcularının söylediği üslûpta şarkı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). barmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havlayan, bağıran insan veya köpek; (k.dili). dükkân veya eğlence yeri önünde bağıran adam, çığırtkan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yolculuk eden, yolcu gezgin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Ev bark sahibi olmak, evlenip çoluk çocuk edinmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Üç direkli yelken ge misi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. barcode

çizgi im

Malın değişik özelliklerini ve fiyatını belirten, elektronik aygıtların okuyabileceği biçimde düzenlenmiş etiket.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barcode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bu günlerde çarşı pazardan aldığınız her şeyin üzerinde bir etiket var. Bu etikette kalınlıkları farklı dikey çizgiler ve bazı numaralar bulunuyor. Kasiyerler bu malın etiketli tarafını bir camın üzerinden geçiriyor veya etikete bir ışık tutarak, fiyatlarını otomatik olarak yazar kasalarına geçiriyorlar.

Barkodlar önceleri marketler için, işlemlerini hızlandırmaları ve stoklarını daha iyi kontrol edebilmeleri için hazırlanmıştı. Ancak sistem o kadar başarılı oldu ki, süratle her tipte satılan eşyaya konulmaya başlanıldı.

Şimdi, süpermarketten aldığınız ve üzerinde barkod olan herhangi bir malı elinize alın ve bu bir tip etikete bakarak anlatacaklarımızı dinleyin.

Gördüğünüz gibi, bir barkodda iki kısım vardır. 1) Makinenin okuduğu dikey çizgiler kısmı; 2) İnsanların okuyabildiği 12 adet rakam. İlk altı rakam eşyanın tanım numarası olup, üreticiler yıllık bir ücret karşılığında, bu kodları veren uluslararası bir konseyden kendi ürünlerine tahsis ettirebilirler.

İkinci gruptaki ilk beş rakam malzeme numarasıdır. Aynı kod birden fazla çeşitteki ürün için kullanılamaz. Yani üreticinin sattığı her değişik üründe, her değişik paketlemede, hatta paketlerin koli olarak tekrar paketlenmelerinde hep değişik malzeme numarası verilir. Böylece markette ne kadar mal satıldığı, depoda ne kadar kaldığı, hep kontrol altında tutulur.

Örneğin, teneke kola ile şişe kolanın kod numaraları farklıdır. Hatta kutu kolanın bir kolide 6’lık, 12’lik veya 24 adet bulunması durumunda bile farklı kod verilir.

Sağdaki en son rakam ise kontrol numarasıdır. Bu numara bütün taranan dikey çizgilerle hafızaya alınan bilgilerin, bir çeşit sağlamasını yapar.

Görüldüğü gibi, barkodun üzerinde, malın fiyatı ile ilgili her hangi bir bilgi yoktur. Kasiyer barkodu taradığında sinyal sistem içinde bir merkeze gider, buradaki bilgisayar barkod numaralarına göre girilmiş ve her zaman değiştirilebilir fiyat bilgisini derhal kasaya gönderir. Bu merkez mağazadaki malların fiyatlarını her zaman değiştirebilme imkanı sağlar.

Çeşitli kalınlıktaki dikey kalın ve ince çizgiler ile aralarındaki boşluklar, çeşitli kombinasyonlarda dizilerek, her biri, bir rakamı temsil eder, yani altlarındaki rakamın bilgisayar tarafından okunmasını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bu günlerde çarşı pazardan aldığınız her şeyin üzerinde bir etiket var. Bu etikette kalınlıkları farklı dikey çizgiler ve bazı numaralar bulunuyor. Kasiyerler bu malın etiketli tarafını bir camın üzerinden geçiriyor veya etikete bir ışık tutarak, fiyatlarını otomatik olarak yazar kasalarına geçiriyorlar.

Barkodlar önceleri marketler için, işlemlerini hızlandırmaları ve stoklarını daha iyi kontrol edebilmeleri için hazırlanmıştı. Ancak sistem o kadar başarılı oldu ki, süratle her tiptesatılan eşyaya konulmaya başlanıldı.

İimdi, süpermarketten aldığınız ve üzerinde barkd olan herhangi bir malı elinize alın ve bu bir tip etikete bakarak anlatacaklarımızı dinleyin.

Gördüğünüz gibi, bir barkodda iki kısım vardır.

1) Makinenin opkuduğu dikey çizgiler kısmı;

2) İnsnların okuyabildiği 12 adet rakam.

İlk altı rakam eşyanın tanmım numarası olup, üreticiler yılık bir ücret karşılığında, bu kodlaeı veren uluslararası bir konseyden kendi ürünlerine tahsis ettirebilirler.

İkinci gruptaki ilk beş raklam malzeme numarasıdır. Aynı kod birden fazla çeşitteki ürün için kullanılmaz. Yani üreticinin sattığı her değişik üründe, her değişik paketlemede, hatta paketlerin koli olarak tekrar paketlenmelerinde hep değişik malzeme numarası verilir. Böylece markette ne kadar mal satıldığı, depoda ne kadar kaldığı, hep kontrol altında tutulur.

Örneğin, teneke kola ile şişe kolanın kod numaraları farklıdır. Hatta kutu kolanın bir kolide 6’lık, 12’lik veya 24 adet bulunması durumunda bile farklı kod verilir.

Sağdaki en son rakam ise kontrol numarasıdır. Bu numara bütün taranan dikey çizgilerle hafızaya alınan bilgilerin, bir çeşit sağlamasını yapar.

Görüldüğü gibi, barkodun üzerinde, malın fiyatı ile ilgili herhangi bir bilgi yoktur. Kasiyer barkodu taradığında sinyal sistem içinde bir merkeze gider, buradaki bilgisayar barkod numaralarına göre girilmiş ve her zaman değiştirilebilir fiyat bilgisini derhal kasaya gönderir. Bu merkez mağazadaki malların fiyatlarını her zaman değiştirebilme imkanı sağlar.

Çeşitli kalınlıktaki dikey, kalın ve ince çizgiler ile aralarındaki boşluklar, çeşitli kombinasynlarda dizilerek, her biri, bir rakamı temsil eder yani altlarındaki rakamın bilgisyar tarafından okunmasını sağlarlar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabuğu olan, kabuklu; kabuğa benzeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit balık. Uskumruyu andırır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kahraman, savaşçı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arpa, (bot). Hordeum vulgare. barleycorn (i). arpa, arpa tanesi. barley meal arpa unu. barley sugar arpa özü ile yapılan bir şekerleme. pearl barley frenk arpası. wall barley duvar arpası, (bot). Hordeum murinum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biranın üstündeki köpük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing. meyhane tezgâhında hizmet eden kız veya kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Muhafaza etmek, emin bir yere sokmak, barındırmak. (Terkedilmiş kelime: Çağatayca varmak).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyhane tezgâhında hizmet eden garson, barmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Binbir Gece Masallan''nda dilenciye boş tabaklarla hayali bir ziyafet çeken Bağdat'lı prens. Barmecide feast çok kıt yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Bar tezgâhtarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barkeeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barman. bartender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bartender. drawer. tapster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dini görevleri yüklenebilecek yaşa gelmiş Musevi erkek çocuk; ergenlik töreni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mayalı, köpüklü; ing., (argo) havai, boş kafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ahır, çiftlik ambarı; (f). ambara koymak. barn dance bir çiftlikte ambarda yapılan danslı toplantı. barn owl peçeli baykuş, ambarlarda fareleri yiyen baykuş. barnful (s). ambar dolusu. barnyard (i). çiftlikte ahır veya ambann yanındaki avlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gemi diplerine veya kayalara yapışan midyeye benzer birkaç cins kabuklu deniz hayvanı; bir cins yabani kaz; (mec). yapıskan huylu sırnaşık adam fig. çamsakızı. acorn barnacle beyaz kurt, zool. Bolanus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). at nallanırken burnuna takılan kıskaç, nalbant yavaşası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., A.B.D. (k.dili). taşrada temsil vermek; taşra halkını uçakla gezdirip para kazanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. bench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. the body of lawyers. bar council. faculty of advocates. incorporated law society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Barometric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Korean command meaning to finish and return to starting position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father of the bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Hava basıncını ölçen Alet. Bu Alet vasıtasıyle bir yerin yüksekliği ölçülür. Hazneli, kadranlı ve sifonlu, aneroid gibi çeşitleri vardır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). barograf aletinin tespit ettiği kayıtlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otomatik olarak hava basıncını kaydeden barometre barograph'ic (s). otomatik barometreyle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Portekizce). Klâsik Rönesanstan sonra başlayan bir mimarî ve süsleme üslûbu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baroque. baroque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baroque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baroque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). barometre, hava basıncını öIçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y). Fransızca barometre’den). Havanın ağırlığını mukayese ve hava değişikliklerini önceden tayin ve yerini, irtifaını keşfetmeye mahsus Alet. Osm. Mikyas-ül-havâ, mîzân-ül-havâ.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. baromètre

fiz. basınçölçer

Hava basıncını ölçerek yer yükseltilerini ve hava değişimlerini tespit etmek için kullanılan alet.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barometer. weather glass. rain glass. weatherglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Barometre hava basıncını ölçmeye yarar. Bir çoklarımızın evinde termometre vardır da barometre yoktur. Olanların da çoğu için pek mana ifade etmez. Halbuki barometre hava tahmininde en önemli araçtır.

Çok sağlıklı hava tahminleri meteoroloji balonları, şimdilerde ise uydular vasıtası ile yapılıyor ama evinizde barometrenin düşüş veya yükselişini takip ederek, bir de rüzgar yönünü gözlemleyerek hava tahminini rahatlıkla yapabilirsiniz.

Örneğin barometre 30’un üstünde gösteriyor ve yükselmeye devam ediyorsa hava açık olacak ve rüzgar şiddeti azalacak demektir. Eğer 30’un altında ve düşmeye devam ediyorsa hava bulutlu ve rüzgarlı olacak, hatta fırtına gelebilecektir.

Atmosferdeki hava basıncındaki değişiklikler rüzgarları yaratırlar. Ancak hava basıncındaki değişiklik tek başına o günkü veya gelecek günlerde oluşacak hava durumları hakkında yeterli bilgi veremez. Eğer rüzgar yönünü de biliyorsanız o zaman kısa dönemler için pratik tahminler yapabilirsiniz. İimdi rüzgar yönleri, barometrenin durumu ve bunlara göre oluşabilecek hava durumlarına bir bakalım:

Diyelim ki evinizde bir barometre yok. Problem değil. Hava basıncını ölçmenin diğer pratik yolları da var. Bir fincan kahve de aynı işi görebilir. Eğer kahve üzerindeki kabarcık ve köpükler fincanın ortasında toplanıyorlarsa hava basıncı yüksek, kenarlara doğru yayıiıyorlarsa basınç düşük demektir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A.). Avrupalılar’da alt kademede bir asalet unvanı. Babadan kalır veya hükümdar tarafından verilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A title or degree of nobility; originally, the possessor of a fief, who had feudal tenants under him; in modern times, in France and Germany, a nobleman next in rank below a count; in England, a nobleman of the lowest grade in the House of Lords, being ne

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A husband; as, baron and feme, husband and wife. a very wealthy or powerful businessman; 'an oil baron' a British peer of the lowest rank a nobleman of varying rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a nobleman of varying rank. a British peer of the lowest rank. a very wealthy or powerful businessman; 'an oil baron'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two legs and saddle cooked as a unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Noun Low ranking British noblemen, and in Japan However, it can be a nobleman of various rank in other countries For example Baron von Richtorfen. dark bluish-green, low- growing, disease resistant and relatively problem free. 1 an early scientific Britis

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

L L baro, varo: Latin vir, a man - Webster German bar, a man: beran, to carry - Skeat The man - one able to bear arms; one bound to render service to the king 1 Bl Com 398-99 A lord; a husband.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Territorial Baron is a lord who has been chosen to serve as ceremonial head for his Barony, either by himself or with a Baroness A Court Baron is a lord who has been given this title by the Crown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A feudal lord See also fief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (avrupada bir asalet ünvanı) baron; A.B.D. kudretli iş adamı, kral. baroness (i). baronun karısı; kadın baron, barones.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ingiliz baronlar slnıfı; baronluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). barondan bir derece aşağı olan asalet rütbesi, baronet; bu payenin sahibi. baronetage (i). baronet payesi; baronet sınıfı. baronetcy (i). baronet payesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). barona ait, baronlar smıfına ait; barona yakışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baronun payesi veya malikânesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). barok; (s). bu usluba ait, barok; şatafatlı, çok süslü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava basıncında meydana gelen değişiklikleri kaydeden alet, baroskop

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y). Havası boşaltılabilen bir fanus içindeki teraziden ibaret Barometre bir Alet. Havanın, cisimlerin ağırlığına yaptığı hafifletici etkiyi göstermekte kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üstü körüklü dört kişilik at arabası, fayton.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). bark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kışlada oturtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., Avustralya ve ing., (argo) bir takım veya oyuncu lehine veya aleyhine tezahürat yapmak; bağlrarak tezahürat yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kışla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eti yenen birkaç cins deniz balığı, zool. Sphyraena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sulama işlerinde hendekteki suların yönünü veya seviyesini değiştirmek için hendeğe konulan geçici mânia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,ask.top ateşi ile yapılan mania;şiddetli hücum.barrage balloon uçak hücumuna karşı savunmada kullanılan ve yere bağlı olan balon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). baratarya, kaptan veya mürettebat tarafından gemiye veya eşyaya kasten yapılan zarar veya kaza; sık sık kavga veya hukuki ihtilâflara sebebiyet verme suçu, dava veya kavgaları teşvik itiyadı; kilise veya devlet dairelerinde bir mevkii satma v

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). demir çubuklarla kapatlımış; yasaklanmış; çizgili, yollu (kumaş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). varil, fıçı; bir varilin içine alacağı miktar; top veya tüfek namlusu; (f). fıçıya koymak; A.B.D. arabayı hlzlı kullanmak. barrel buoy fıçı şamandıra. barrel organ latarna. barrel roll uçuşta uçağın ekseni üzerinde tam bir devir yapması. barrel

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i).kısır;meyvasız; kıraç, verimsiz (toprak); yavan, anlamsız; budala, boş kafalı; (i)., (gen).(çoğ). düz veya hafif meyilli, toprağı kumlu, nispeten çorak arazi. barrenly (z). kısır bir şekilde. barrenness kısırlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bere, küçük bir çeşit sapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saç tokası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). barikat, siper; mânia, engel; (f). siper yapmak; barikatla önünü kesip müdafaa etmek. barricader (i). barikat yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). herhangi bir yolu kapamak için yapılan mania, engel; doğal mânia (sıradağlar v.b.); çit, korkuluk. barrier reef sahile yakın sığ mercan kayalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat maada, -den gayri, olmadığı takdirde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing. dava vekili, mahkemede dava görebilen avukat, avukat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., A.B.D. meyhane, bar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). el arabası; ing. seyyar sebze ve meyva satıcılarının kullandığı itilerek yürütülen araba; Büyük Britanyada tarihten evvelki devirlerde yaşamış olan kimselerin mezarlarının bulunduğu tepe; tepe (bu gün özellikle yer isimlerinde kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Pars.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) l. Kaplana benzeyen yırtıcı hayvan. 2.Arı oğulu. -İsim olarak kullanılmaz. Barsbay: (el-Melikü’1-Eşref (Öl. 1438). Mısır Memluklan sultanı. Çerkez hanedanındandır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı bağırsak). Karnın içindeki dar, uzun ve dolaşıklı içi boş uzuv, Ar. miâ, Fars. rûde. Barsak kazıntısı = İhtiyar çocuğu, tekne kazıntısı. Dipbarsağı = En aşağıdaki kalın barsak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut VARSAM (i.). Trakonya cinsinden ve ondan küçük bir cins balık ki, şiddetle çarpar, acısına dayanılmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut MARSAMA (i. R). Güzel rayihalı ve limon yaprağı gibi geniş yapraklı bir bitki ki, yerle beraber olup dikildiği yerde genişler ve nane gibi bazı yemeklere konur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katı saman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Baronet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyhanede içki veren kimse, barmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). mübadele usulü ile alışveriş etmek, trampa etmek; takas yapmak; (i). mübadele, trampa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). eski zaman kale bedenlerinden dışarı çıkmalı olan kulecik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - En eski Türk kağanlarından biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kale duvarı, hisar, burcu, sûr. 2. Sığınacak yer, sığınak, melce, siper.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بارو] burç, hisar burcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barut renginde, koyu zeytunî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Güherçile ile kükürt ve kömürden mürekkep alev alıcı bir madde ki, toz halinde olup, umumiyetle ateşli silâhlarda ve taş kırmak gibi işlerde kullanılır. mec. Çabuk ateş alan, hiddet ve şiddete kapılan. Pamuk barutu = Barut gibi parlar eczalı pamuk. Barut kapağı = Mühimmat arabası. Barut kertesi = Barut ölçüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunpowder. powder. quick to anger person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunpowder. powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunpowder. black miner's powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powder barrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powder charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barut yapan, barut fabrikacısı. Barutçubaşı = Eskiden barut yapan müteahhit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powder maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Barut imal olunan yer, barut fabrikası 2. Barutun konulup saklandığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunpowder factory. powder magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barut koydukları kutu vesaire, barut mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powder flask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powder flask. powder horn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بارور] verimli. 2.meyvalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). (atom dan ufak) ağır tanecik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağırküre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). baryum monoksit. barytic (s). baryum monoksit ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak).baritone.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Ba senbolü ile gösterilen bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F). Yaverlerin başı

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first aide-de-camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Tasdik, inanma. Sağlam, pek doğru.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bahri Memlüklerin sultanı olup Kıpçak ülkesinde doğmuştur. Baybars (el-Melikü’l-Zahir Rüknettin). (1223 Şam - 1277). Eyyubi hanedanını ortadan kaldırıp Abbasi halifeliğinin yeniden kurulmasını sağladı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kunduz, zool. Castor fiber; kunduz kürkü, kastor; kastor Sapka; kalın yünlü kumaş; miğferin yüzün alt kısmını örten parçası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins suni tahta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Kendi ibaresiyle, ifade şeklini değiştirmeksizin, aynen: Filân kitaptan beibâretihâ birkaç fıkra nakletmiştir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bekata).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sag. sagging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bende = kul, perverden = beslemek). Mensuplarını kayırıp refahlarına çalışan, ikram edici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mensuplarını kayıran efendiye bağlı olan veya bende-perver şekilde: Eltâf-ı bende-perverâneleri: Eski nezaket tâbirlerinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bendeperverlik, kendi mensuplarını kayırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Amberbâris.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Müjdeci, haberci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içecek, meşrubat, içki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Baybars).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine harvester. combineharvester. harvester thresher. harvester. reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine. combine harvester biçilmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine. harvester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlighten. inform. instruct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to furnish information. to give information. acquaint. clue. enlighten. inform. render information. advise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beer glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. topa tutmak, bombardıman etmek: bombalamak; üzerine varmak, sıkıştırmak. bombarder i. topa tutan kimse. bombardment i. bombardıman, topa tutma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. en eski cins top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.İ.). İki direkli bir nevi gemi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask bombardıman uçağında bombacı; tar. topçu, topçu çavuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bombalama. BOMBOK (i.). Son derece kötü, pek berbat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombardment. salvo bombing. shelling. salvo. cannonade. drum-fire. prang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombardment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombardment. bombing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bombard. to shell. to scold sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally, a deep-toned instrument of the oboe or bassoon family; thence, a bass reed stop on the organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name bombardon is now given to a brass instrument, the lowest of the saxhorns, in tone resembling the ophicleide. a large shawm; the bass member of the shawm family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. bombardon, mızıkada en kalın sesli nefesli çalgı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cesaret, kahramanhk, yiğitlik; gösteriş, ihtişam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «mübâr»dan). 1. Koyun vesairenin kalın bağırsağı ki, doldurulup sucuk yapılır. 2. Bu barsağın, ciğer kıyması ve pirinçle doldurulup tava veya tepside pişmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chitterlings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large intestine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bumbar doldurmaya mahsus (kıyma vesaire).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بردبار] sabırlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabare, gece kulübü;show programı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Cebbar).

İsimler ve Anlamları by

Ülke

Başkent: Praia.

Nüfus: 428.000.

Yüzölçümü: 4.033 km2.

Komşuları: Moritanya, Senegal.

Önemli Şehirleri: Mindelo, Praia.

Din: Katolik.

Dil: Portekiz (resmi dil), Crioulo.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Cabo Verde, 1450’li yıllarda Portekizlilerce keşfedildi. İlk Portekizli sömürgeciler 1462’de yerleşti; çok geçmeden Afrikalı köleler getirildi. Cabo Verdelilerin çoğunluğunu bu iki grubun torunları oluşturur. 5 Temmuz 1975’te bağımsız olan Cabo Verde’de 1991 yılında Antonia Mascarenhas ulusun ilk özgür başkanlık seçimini kazanmıştır.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ceset, kadavra. cadaverous (s). kadavra gibi, soluk, pörsümüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çâker = kul, perverden = beslemek). Kullarını besleyip kayıran, bende-perver (zarafet tâbiri olarak hitap edilen şahıs hakkında kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ÇAker-perverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kullarını besleyip kayıran kerem sahibi zâta mensup, müteallik veya lâyık: Nİmet-i çâkerperverâneleri, çâker-perverîleri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanrı’nın övgüsüne mazhar olmuş kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. can = ruh, Averden = getirmek). Canlı, ruhlu. Fars. zîrûh. (bk.) Canavar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ruh besleyen, iç açan, gönül açan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Cansın).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). dirsek, yalnız bir ucu destekli olan kol; binanın dışarıya çıkık olan kısmı. cantilever bridge her biri bir ayak üzerinde dengeli oturan iki parçadan ibaret köprü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان ور] canlı. 2.canavar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canlı, haşere.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Amerika'ya mahsus kobaya benzer bir kemirgen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hasılât bakiyesi, nakliyekun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük mağara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mağaraları olan; derin (göz); kalın, derinden gelen (ses); delikli, gözenekli; mağaraya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buğday arasında biten bir cins darı, karaca darı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebr» den) (c. cebâbire). 1. Kuvvet, kudret, azamet ve ceberût sahibi (Tanrı’nın sıfatlarındandır). 2. Cebir kuvveti, zor kullanan, cebir, gazab ve zulüm eden: Cengiz Han cebbâr bir adam idi. 3. Büyük bir sabit yıldız (Fr. orion).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبار] zorba. 2.güçlü. 3.Tanrı. 4.tuttuğunu koparan, becerikli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cebreden, zorlayıcı. 2.Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allahın isimlerinden. 3.Becerikli. 4.Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cebbâr olana, zor kullanana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جباری] zorbalık. 2.beceriklilik, tuttuğunu koparma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (m. cengâver). Cenkçiler, dövüşkenler, savaşçılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenkçiye, savaşana yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çenkçilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cenk = harp, Averden = getirmek). Cenkçi, cenk etmede mâhir, cenge alışık, asker, savaşçı, muharip, tab’an cesur olan: Türkler cengâver bir kavimdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگاور] savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan, dövüşken.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگاوری] savaşçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harp ve darbe alışık ve usta adamın hali: Türkler’in cengâverliği meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to encourage. hearten. support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. to deliver a replication. respond. return. answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değiştirme; devralma; geçiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇIMBAR (i.) Dokuma tezjâhındakl kumaşı germeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. çînber = buruşukları gideren). Çulhaların dokudukları bezi gerip düzeltmek için kullandıkları Alet ki, iki ucu tırnaklı yassı bir demir sopadan ibarettir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (min). zincifre, sulüğen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). satlr, balta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tek). yoğurtotu, (bot). Galium aparine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). akıllı; zeki; becerikli; kabiliyetli. cleverhl (z). akılca, zekice. cleverness (i). akıllık; beceriklilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yonca, (bot). Trifolium in clover müreffeh, hali vakti yerinde. hare's foot clover tavşan paçası yonca, (bot). Trifolium arvense king's clover san yonca, (bot). Melilotus officinalis red clover kızıl yonca, (bot). Trifolium pratense wild clover yaban

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -leafs) yonca yaprağı kavşağı, altlı üstlü geçiş sağlayan kavşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause havoc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çog-baria) (i). güvercinlik; eski Roma'da yakılmış ölü küllerini saklamaya mahsus mahzen; bu mahzenin duvarlardaki gözleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ihtilâflı, çekişmeli; münakaşa edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tartışma, münakaşa, munazara, ihtilâf, çekişme, mücadele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tekzip etmek, yalanlamak; itiraz etmek; aksini ispat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir noktada birleşmeye yüz tutmak; (geom). birbirine yaklaşmak (doğrular); (mat). yakınsak olmak; birbirine yaklaştırmak. convergence (i). birbirine yaklaşma; (fiz)., (geom). doğruların birbirine yakın gelmesi. convergent (s). birbirine yaklaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hakkında konuşulabilir; sohbeti tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., with (ile). aşina olan, erbap, yakından bilen, iyi bilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konuşma, sohbet, muhavere mükâleme. conversation piece dikkati çeken ve kendisinden bahsettiren herhangi bir şey. criminal conversation (huk). zina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konuşmaya ait , konuşmaya hazır, konuşabilir, konuşkan. conversationalist (i). iyi konuşan kimse, sözü sohbeti yerinde kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (gen). with (ile). konuşmak, sohbet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). zıt, aksi, ters; karşıt; (i)., (man). karşıt olan şey; nakzedici önerme converse'ly (z). aksine olarak,tam tersine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dönme, değişme, tebdil, değiştirme; ilah din değiştirme; ihtida; (huk). başkasının malını zapt etme; (man). önermelerin aksi; (mat). tahvil, hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mat). eş değerleri gösteren cetvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). din veya inanç değiştiren kimse , dönme, ihtida eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değiştirmek, tebdil etmek, döndürmek, çevirmek; (tahvil) hisse senetlerine çevirmek ; (öIçü veya miktarı) başka bir sisteme göre göstermek; tahvil etmek; (huk). başkasının malını zapt etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değiştiren şey veya kimse; çelik imalâtında Bessemer usulünde kullanılan kap; (elek). cereyanı değiştiren alet, çevirgeç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). değiştirilebilen herhangi bir şey; üstü açılıp kapanabilen spor araba; (s). değiştirilebilir, tahvili mümkün. convertible bonds tahviii kabil bonolar. convertible money madeni paraya çevrilebilen kâğıt para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage collection tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapak, örtü; batlaniye; cilt; saklanmaya yarayan ağaçlık ve çalılık; bahane; sofra takımı; (tic). karşılık. cover charge (lokantalarda) giriş ücreti. cover crop toprağı muhafaza etmek için kışın ekilen ekin. cover girl kapak kel. cover glass l

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kapamak, örtmek, kaplamak; kapsamak, ihtiva etmek, şamil olmak; sigorta etmek; korumak, müdafaa etmek; saklamak, gizlemek; yol almak, katetmek; (gazet). röportajını yapmak , yazmak; kuluçkaya yatmak; (erkek hayvan) cinsi münasebette bulunmak; m

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gizleme, örtme, saklama (basın veya teftişten).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sigorta miktarı ve cinsi; (gazet). olay veya konunun takip edilmesi ve yazılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplama, muhafaza; kat, tabaka; perde, örtü. covering letter evrak ile gönderilen ve evrakın mahiyetini anlatan mektup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak örtüsü, örtü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gizli, örtülü; (huk). zevcin himayesi altında. covertly (z). gizli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplama; avlak, kuşlak; kalın bir kumaş; kuşlarda kanat örtü tüyleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). örtü, saklanma; (huk). bir kadının kocasının himayesi altında olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürgü, kol demiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köprü, geçiş yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). manivela, domuz tırnağı, kol demiri, kazayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mecra, ark, yolun altından geçen su yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cumhuriyetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nehir, dere, akar su.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جویبار] ırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru, adâletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Hile, sahtekârlık; el altından yapılan kötü iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheating. maneuver. manoeuvre. trick. intrigue. ploy. fiddle. swindle. jobbing. rigging. chicane. deception. do. gammon. gerrymander. hanky-panky. rouser. sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick. man euver. intrigue. bubble scheme. guile. manipulation. shenanigans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalavere yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. crafty. trickster. intriguer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intriguer. trickster. artful. cheat. jesuitical. manipulatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roguery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamp duty. stamp tax. revenue stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alim, bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dânişver). Bilginler, Alimler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دانشور] bilgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hükümdar, kral. 2. Hâkim, vâli, vezir. 3. Mutlak hâkim olan tanrı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داور] yargıç. 2.hükümdar. 3.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) DAverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdar veya hâkim ve vezire mensup ve ait: Cânib-i Alî-i dâverânelerine, dâverîlerine (Osmanlı devri resmî yazışmalarında vezirlere hitâben kullanılan tâbirlerdendir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mâni olmak, engel olmak, menetmek, mahrum etmek, yoksun bırakmak. debar from menetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gemiden çıkmak, karaya, çıkmak debarka tion (i). karaya çıkma, çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Korku ve dehşet saçan, çok korkutan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دهشت آور] dehşet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tevdi etmek, teslim etmek, bırakmak, vermek; kurtarmak, serbest bırakmak; çocuğu almak, doğurtmak; irat etmek, söylemek (nutuk); atmak (tokat); hüküm vermek. deliver oneself of konuşma haline dökmek. be delivered of doğurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teslim etme, verme; kurtarma, kurtuluş; fikrini açıklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurtaran kimse, kur tancıkimse ; teslim eden kimse; dağıtıcı,evlere tevzi eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurtarma, kurtuluş; teslim, postadan mektupların dağıtılması, tevzi; doğum; konuşma tarzı; topa vuruş, servis (beysbol). deliveryman (i). satılan malı eve kadar götüren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Helâk eden, intikam alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = zarf edatı, anbâr). Anbara konmuş, mahzene konmuş: Denkleri der-anbâr etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = kapı, bâr = yer). Kapı mahalli, dergâh. Bir büyük zâtın kapısı önü, eşiği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربار] saray.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a course of lectures. to give lessons. to hold a course. to give lectures. deliver a course of lectures. instruct. lecture. school. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Denizde dolaşan, gezen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریانورد] denizci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DEVERAN) (i. A.). Dolaşım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dönüp dolaşma, cevelân: Kanın deveranı. 2. Ağızdan ağıza gezme, tedavül: Deveran eden bir havadise göre. Öyle bir söz deveran ediyor. 3. (galat olarak devrân şeklinde) Devir, felek, talih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rotation. circulation. revolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation. compass. gyration. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوران] dönme, dolaşma, dolaşım. deverân etmek dönmek, dolanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka defa, başka zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, Averden = getirmek, taşımak) (c. dilâverân). Yürek taşıyan, yürekli, cesur, yiğit, kahraman: Osmanlı dilâverânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-Aver). Yürekliler, yiğitler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاور] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğit, yürekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, cesaret, dilîrlik, kahramanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. din = din, F. perverden = beslemek). Dine hizmet ve yardım eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (red, ring) (huk). barodan ihraç etmek. disbarment (i). barodan ihraç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). keşfetmek, bulmak; meydana çıkarmak. discoverable (s). keşfi mümkün. discoverer (i). kâşif, keşfeden kimse, bulan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). evlenmemiş veya dul (kadın).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keşif, ilk buluş, ilk görüş, meydana çıkarma; izhar, bildirme, tanıtma; keşfedilen şey, bulgu; (huk). ifşaat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gemiden karaya çıkarmak veya çıkmak. disembarka'tion (i). karaya çıkarma; karaya çıkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mahcup bir duruma düşmekten kurtarmak; güç bir durumdan sıyırmak, rahatlatmak. disembarrassment (i). güç bir durumdan kurtarma, rahatlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tamamen ayırmak, bir birinden ayırmak, kesip ayırmak; ayrılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dalan kimse, dalgıç; suya dalan birkaç çeşit kuş, dalgıç kuşu. skin diver, scuba diver balıkadam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayrılmak, birbirinden uzaklaşmak; sapmak, yolundan ayrılmak; farklı olmak, aykırı olmak, fikirce ayrılmak; ayırmak, birbirinden uzaklaştırmak. diver gence,- cy (i). ayrılma, uzaklaşma. divergent (s). çeşitli, muhtelif, muhalif, birbirine karşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhtelif, çeşit çeşit, farklı. diversely (z). muhtelif surette, çeşitli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).değişik veya çeşitli bir hale sokmak.diöirsifica'tion (i).değişiklik,çeşitlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saptırma, yoldan çevirme; eğlence, oyun; vakit geçirme, oyalama, oyalanma; (ask). şaşırtma hareketi, sahte taarruz. diversionary tactics yoldan çevirmek için şaşırtıcı taktikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkalık, çeşitlilik, fark; çeşit, cins, nevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilgisini başka yöne çekmek, dikkatini dağıtmak; çevirmek, saptırmak; oyalamak, eğlendirmek. divertingly (z). eğlendirecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğlence; (müz). divertimento; opera, piyes gibi temsiller arasında sahneye konan bale gibi kısa ve eğlendirici oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indirect tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indirect tax. excise duty. excise. indirect duty / tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct tax. direct / assessed tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

İki Auto Reverse mekanik yuvaya sahip bir kaset deck’i

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürücü, arabacı, hayvan güden kimse, şoför, (ing). makinist; (mak). işletme (hareket) kasnağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). davar tüccarı, celep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DÜ-BARE) (i. F.). İki kat, katmerleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (du = iki, bâre = kere). 1. Tavla oyununda iki zarın da iki benekli gelmesi. 2. mec. Hile, hud’a, oyun: Bana dubara etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hile, yalan, dolan. oyun. 2. Tavla zarlarının ikisinde de iki noktalı tarafın üste gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kefala benzer sivri burunlu ve karnı büyük bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double deuce. trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hilekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trickster. swindler. spieler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دون پرور] aşağılık kimseleri koruyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. dürer = inciler, bâriden = yağmak). İnciler yağdıran, inci gibi söz söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوباره] tekrar, yeniden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Vizörde ya da LCD monitörde görünür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeterlilik, Osm. kifâyet, kâfi ve vâfi olma. 2. Münasebet, muvafakat, uygunluk. 3. Fayda, hesaba gelme, mutabakat, menfaat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeterli, kâfi, vâfi. 2. Münasip, denk, uygun: O, bana çok elverişlidir. 3. Faydalı, hesaba gelen, menfaate uygun: Bu alış veriş bana elverişli çıkmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable. convenient. sufficient. favourable. practicable. opportune. adequate. auspicious. practical. propitious. prosperous. streamlined. susceptible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adequate. convenient. favourable. fit. practical. right. satisfactory. strategic. suitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. suitable. adequate. convenable. economic. effective. efficient. eligible. favo u rable. fit. handy. opportune. practicable. practical. propitious. prosperous. ready made. serviceable. strategic. sufficient. usable. workable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenience. facility. suitability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practicability. practicableness. sufficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elverişli olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impracticable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantageous. inconvenient. unfavourable. unsuitable. adverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconvenient. unsuitable. impracticable. impractical. unhandy. unsuited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impracticability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impracticability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (el-vermek). 1. Yetmek, Osm. kifayet etmek, kâfi olmak: Bu kadarı bana elverir. 2. Münasip ve muvafık olmak, uymak, uygun gelmek: O, benim işime elvermez. 3. Faydalı ve nâfî olmak, hesaba gelmek: Onun teklifi bana elvermez. 4. Vuku bulmak, vâki olmak, çökmek, hükmünü icra etmek: Pişmanlık elverdi. Elverir = KAfi, yeter, artık istemez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [امانات مبارکه] kutsal emanetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -goes) f. ambargo; ticareti sınırlama; yasaklama, men etme; f. ambargo koymak, müsadere etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gemiye binmek veya bindirmek; sokmak sevketmek, girişmek, başlamak. embarka'tion i. gemiye binme veya bindirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. şıkların fazla oluşu. embarras desriches şaşırtıcı fazlalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sıkmak, sıkıntı vermek, şaşırtmak, mahcup etmek, utandırmak; engellemek, mâni olmak; tic. paraca sıkıntı vermek, güçlük çıkarmak. embarrassingly z. mahcubane, sıkıntı vermek suretiyle. embarrassment i. sıkıntı, sıkılma, utanma, mahcubiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give an order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estate tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

property tax. real estate. estate duty. property levy / tax. real-estate levy / tax. tax on house / build-up property. house / property tax. landed property tax. property tax. house duty. house tax. property levy. real estate levy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. (enbârden ve enbâşden mastarından emir). Dolu, yığın, küme. 2. Gübre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [انبار] ambar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neyyir» den itaf.). Daha veya pek nûrlu, çok parlak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انور] çok parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daha nurlu, en nurlu, çok parlak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Erseven).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. eşk = gözyaşı, bârîden = saçmak). Gözyaşı yağdıran, çok ağlayan: Eşk-bâr olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözyaşı döken, ağlayıcı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) (huk.) zaruri levazım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evimizdeki bitkiler veya süs çiçekleri solunumlarında gündüzleri havadaki karbondioksiti alarak oksijen verirler ama geceleri ise bizim gibi oksijen alarak karbondioksit verirler. Bu nedenle de çiçeklerle aynı odada uyumanın, havadaki oksijen azalacağı için zararlı olabileceği konusunda genel bir inanış vardır. Aslında bu doğrudur ama sanıldığı kadar tehlikeli değildir.

Konuyu daha iyi anlamamız için bir bitkinin aynı anda yaptığı iki işi bilmemiz lazım. Birincisi hücrelerin nefes alışı, ikincisi de ışık ve klorofil özümlemesi diye de adlandırılan fotosentezdir. Bu iki olay tamamen birbirinden farklı, iki ayrı işlemdir.

Tüm canlı hücrelerde olduğu gibi bitki hücrelerinin de yaşayabilmeleri için havadaki oksijene ihtiyaçları vardır. Havadan nefes yolu ile aldıkları oksijenle şeker gibi gıda moleküllerini yakarlar, enerji kazanırlar. Bu, gündüz ve gece yaşamları boyunca durmaksızın devam eder.

Bitkilerin yapraklarındaki hücreler aynı zamanda gündüzleri ışıkla birlikte fotosentez işlemini gerçekleştirirler. Yani bitki gündüzleri her iki işlemi birlikte yaparken geceleri sadece nefes almaya devam eder. Fotosentez işleminde bitkiler havadan karbondioksiti alıp oksijen verirler. Ancak hücreler buradan çıkan oksijeni nefes almada tekrar kullanırlarken, nefes verişteki karbondioksiti de fotosentezde kullanırlar.

Ortalama yetişkin bir insan, hareketsiz durumda bir dakikada 15, bir günde 20 bin kez nefes alır. Her solumada yarım litre hava ciğerlerine girer. Yani dakikada 7-8 litre havayı ciğerlerine çeker ve tekrar verir. Bu, günde 11 bin litre hava demektir. Aslında nefes alırken havadan oksijen alıp karbondioksit veririz ifadesi de tam doğru değildir.

Aldığımız havada hem oksijen vardır, hem de karbondioksit. Verdiğimizde de aynı şekildedir ama oranları değişiktir. Ciğerlerimize aldığımız havadaki oksijen oranı yüzde 21 iken dışarı verdiğimizdekinde yüzde 16’dır. Yani her nefeste aldığımız havanın yüzde 5-6’sı vücudumuzda oksijen olarak kullanılır. Dolayısıyla havadan aldığımız günlük oksijen miktarı ortalama 570 litre civarındadır.

Gündüzleri yeterli ışık altında, bitkilerdeki fotosentez işlemi, bitkinin nefes almasından daha yoğundur. Yani ortaya fazladan oksijen çıkar ve gündüzleri odanızdaki havadaki oksijen miktarını artırırlar. Geceleri ışık olmadığından ve karanlıkta fotosentez işlemi yapılamadığından, nefes almaya devam eden bitkilerden çıkan karbondioksit miktarı daha çoktur.

Evlerimizdeki bitkilerin veya süs çiçeklerinin gündüz çıkardıkları fazla oksijen ve gece verdikleri karbondioksit miktarı, insanın soluduğu havanın içindeki oksijen miktarı yanında o kadar azdır ki sağlığımızı etkileyebilmesi mümkün değildir. Ancak kapısı, penceresi hava sızdırmaz küçük bir odada, dev bitkilerle birlikte yatma gibi bir alışkanlığınız varsa başka tabii...


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) asla, hiç bir zaman; ebedi, daima, her zaman, durmadan; herhangi bir zamanda. ever after ondan sonra, hep, artık. everand anon arada sırada. ever burning hiç sönmeyen, daima yanan. ever changing daima değişen. ever living ölmez, ebedi ever more daima

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özellikle Florida' da bataklık. the Everglades Güney Florida'daki geniş bataklık saha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (bot.) yaprağını dökmeyen, her dem taze; (i.) daima yeşil kalan ağaç veya bitki, yaprağını dökmeyen ağaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ebedi, ölümsüz, daimi, sonsuz; sürekli, devamlı; fazla uzun süren, sıkıcı; dayanıklı; kuruyunca şekli verengi bozulmayan (çiçek veya bitki); i ebediyet, sonsuzluk; bot kuruduğu zaman rengini ve şeklini koruyan bir çeşit çiçek; birçeşit dayanık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Evlendirmek, Osm. tezvîc etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) ilelebet, ebediyen, daima. for evermore ebediyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tersine döndürme, tersyüzetme; ters dönme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (fizyol.) tersine döndürmek, içini dışına çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) her, her bir, her biri; her türlü. every bit as much tam onun kadar. everyfour days dört günde bir. every now and then, every now and again ara sıra, arada bir. every once in a while arada bir. every other day iki günde bir, günaşırı. everyother pers

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homeless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). ilginin içten dışa dönmesi, çevreyle ilgi kurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). dışa dönük karakter, başkalarıyla ilgilenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) Cehenneme giden yol kolaydır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Fazîlet sever, fazîlet sâhlbi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A. ferah = sevinç, F. Averden = getirmek). Sevinç, gönül açıklığı veren. Ar. müferrih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فروردین] İran takvimine göre baharın ilk ayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). ateş, hararet, sıcaklık, humma; telaş, heyecan, asabiyet. fever heat hararet, ateş. fever tree sıtma ağacı. be in a fever yanmak, ateş basmak, hararetli olmak; telâş etmek, merak etmek. black water fever (tıb). karasu humması. hay fever

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaynayıp fışkırma: Yanardağın ağzından ateşler feveran eder. Fıskiyeden bol su feverân etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فوران] fışkırma. 2.kaynama. feverân etmek fışkırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). âkırkarha, bir çeşit kasımpatı, koyungözü, (bot). Chrysanthemum parthenium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hararetli, ateşli; ateş veren, sıtma getiren, sıtmalı; heyecanlı, telâşlı, sabırsız. feverishly (z). hararetle, çok faal olarak. feverishness (i). ateşlilik, hararet; asabiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Feyiz getiren.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Price Quotation)

Piyasa yapıcının görevli olduğu sermaye piyasası aracında seans sırasında ilan ettiği alış ve satış fiyatıdır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., argo eski ve değersiz otomobil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (ing). for ever ebediyen daima: mütemadiyen, durmadan. forevermore (z). ebediyen, ilelebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sıkı dokunmuş bir çeşit ince şayak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gabardine. gaberdine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gabardine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i gabardin, gabardin pardüsü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kara nakil vasıtalarına yüklenen yükün yükseklik ölçüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

template. gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loading gauge. clearance. mold. mould. template.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Mora çalan, kırmızı renkte boya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. garîb = yabancı, kimsesiz, Fars. perverden = beslemek). Kimsesiz yabancıların imdadına yetişip kendilerini himaye eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

income tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

income tax. tax on revenue / income.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give back. to return. negotiate back. redeliver. render. repay. restitute. restore. retrocede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cevher yağdıran. mec. Güzel konuşan, yazan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tarla sulamaya mahsus ince su yolu, suyun yerde açtığı ufak ark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sokmak, karıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. gıpta = imrenme, Fars. Averden = getirmek). İmrendiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Ağır yüklü. 2. Meyvesi çok ağaç. 3. Zengin. 4. Gebe kadın veya hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebze, yeşillik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Göğermek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) idare etmek, hükümet sürmek; terbiye etmek; hâkim olmak, elinde tutmak; çevirmek, kullanmak; yönetmek; gram almak, ile kullanılmak. governable (s.) idare olunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yönetim, idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mürebbiye, çocuğa evde ders veren kadın, öğretmen .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) idari teşkilat, hükümet; yönetim, idare, hüküm; yönetme, hükümet sürme, idare etme; hükümet erkanı; memleket, devlet. government house (ing.) hükümet konağı. Government Issue A.B.D. devletin sağladığı levazım. government papers, government securi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) idare eden kimse; vali; (b.h.), A.B.D. eyalet reisi; argo patron, baba; (mak.) düzengeç . governor's council bir eyaletin idare heyeti. governor general (i.), (ing.) genel vali, governorship idarecilik valilik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yemeği yapılan yeşillik, zerzevat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intimidate. threaten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hakkâk; hakkâk kalemi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Toz, ince toprak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غبار] toz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Arapça gubâr = toz, Farsça Alûden = bulaşmak). Toza bulanmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غبار آلود] tozlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Gubar ile ilgili, toza benzer, tozdan. 2. Eski yazımızda bir yazı çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. güher = elmes, bârîden = yağdırmak). Cevâhir yağdıran, pek faydalı, mec. Çok güzel şiir ve söz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Ingiliz kralı Arthur'un sadakatsız karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Gül fırtınası. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customs. tariff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customs duty. specific duty. customs tax. bill of customs. customs duties. customs rate. tariff rate. tariff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz, bizim Güneş adını verdiğimiz tek bir yıldız ve onun etrafında dönen dokuz gezegen, bu gezegenlerin etrafında dönen 60’dan fazla uydu (Ay), yine Güneş’in etrafında dönen gezegen olarak kabul edilemeyecek kadar küçük 5 bin civarında astroit, sayısız göktaşı, toz ve parçalardan oluşur. Güneş bu sistemdeki enerjinin de tek güç kaynağıdır.

Güneş’e baktığımızda katı bir maddeymiş gibi görürüz ama aslında yanan bir gaz kütlesinden başka bir şey değildir. Bilim insanlarına göre Güneş’ten söz ederken yüzey kelimesini kullanmak hatalıdır çünkü Güneş tamamen gazdan oluşmuştur. Güneş’in fotoğraflarında görülen keskin köşeler ise gazın yoğunluğunun birdenbire arttığı yerlerdir.

Güneş evreni dolduran milyarlarca yıldızdan biridir. Üstelik tamamıyla sıradan bir yıldızdır. Gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde tam 200 milyar güneş bulunuyor. Bizim güneşimiz de bunlardan farklı bir oluşum değil.

Güneş bize çok yakın (150 milyon kilometre) olduğu için çok büyük ve parlak görünür. Güneşten sonra bilinen en yakın yıldızın, bu mesafenin 250 bin katı daha uzakta olduğu düşünülürse, Güneş’e burnumuzun dibinde diyebiliriz.

Dünyamızdan bakınca Güneş sabitmiş gibi görünür ama o da kendi ekseni etrafında döner. Dönüş yönü dünyanınkine göre terstir. Katı bir cisim olmadığından ekvatoru üzerindeki bir nokta 24,5 günde tam dönüş yaparken daha kuzeydeki bir noktası 31 günde yapar. Yani kutuplarına gittikçe dönüş hızı yavaşlar.

Güneş’in ısı ve ışık olarak yaydığı enerji, merkezinin hemen çevresinde sürüp giden nükleer tepkime (hidrojen bombasında olduğu gibi) yani hidrojen atomlarının helyum atomlarına dönüşürken çıkardığı büyük enerjidir. Güneş tarafından saniyede yakılan hidrojen miktarı 564 milyon tondur. Bunun yüzde 0,7’si ise doğrudan enerjiye çevrilmekte, ısı ve ışın yayınımına gitmektedir.

Yeryüzünde yaşam Güneş ışınlarına bağlı olduğuna göre, Güneş’in insanlar için gerekli olan enerjiyi daha ne kadar zaman sürdürebileceğini bilmek hakkımızdır. Güneş’in şu andaki enerji durumunda önümüzdeki 5 milyar yılda önemli bir değişiklik olmayacak, aynı şekilde ısı ve ışık vermeye devam edecektir.

Daha sonra genleşmeye başlayacak, sıcaklığı bugünküne göre yüzdde 20 artacak dev bir kızıl yıldıza dönüşecektir. O zaman yeryüzündeki sıcaklık dayanılmaz bir yüksekliğe ulaşacak, okyanuslar kaynayıp buharlaşacak ve gezegenimiz bizim bildiğimiz türden bir hayatın var olduğu bir yer olmaktan çıkacaktır. Ancak 5 milyar yıl hayli uzun bir zaman süresidir, şimdiden telaşa kapılmaya gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Güzelliği ve etinin lezzetiyle tanınmış kuş ki, yabânî ve evcil olarak birçok cinsi vardır ve bazıları pek süslüdür. Ar. hamâme, fâhte, Fars. kebûter: Beyaz, siyah, paçalı, sorguçlu, ters tüylü güvercin, güvercin beslemek. Güvercinotu = Bir cins mine çiçeği. Güvercin budu = Bir cins yumurtalı köfte. Güvercin gerdanı = Yeşil ile mavi ve pembe arasında değişen renk, böcekkabuğu renginin daha güzeli ki, canfeste olur. Posta güvercini = Haberleşmede kullanılan güvercin, Fars. kebûter-i nâme-ber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigeon. dove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dove. pigeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigeon. rock dove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(jatrorrhiza palmata): Jatrorrhiza palmata adlı bitkinin köküdür. İçeriğinde kolombin ve barberin denilen maddeler vardır. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: İshali keser. İştahı açar. Mideyi kuvetlendirir. Fazla kullanıldığı takdirde, mide ve bağırsaklara zarar verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Güvercinlerin yatmasına ve yumurtlayıp palaz çıkarmasına mahsus tahtadan evciklere bölünmüş dolap. 2. Piyade kayığının kıçında, öte beri koymaya mahsus dolap ki, küçük bir kamara veya anbar şeklinde olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dovecote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigeon-house. dove-cote. dove cote. dovecote. loft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

governor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. cuvarta) (denizcilik). Geminin anbar veya kamaralarının üstü, gezilecek yeri ki, mevkisiz bilet alan yolcular orada otururlar: Güverteye çıkmak, güvertede oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deck of a ship. deck. tween deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güvertesi olan, yani üstü döşeme ile örtülmüş gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advise. declare. notify. report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb know. to inform (on sb. to report. to give out. advise. announce. call. declare. denounce. herald. inform. notify. peach. tell. wise up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجالت آور] utanç verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خجلت آور] utanç verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خدشه آور] ürküntü verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) gerçekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Adaletle hareket eden, doğru bildiği şeyden ayrılmayan, dürüst.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. anbar’dan galat). Anbar. (bk.) Anbar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (bisiklette) gidon; ABD, (k.dili) palabıyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (k.dili) içkiden meydana gelen baş ağrısı; geçmiş zamandan kalmış olma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F., Ar. hat yazı, Fars. Averden = getirmek). Sakal ve bıyığı yeni bitmeye başlamış delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğu, doğu ülkeleri, ri, tarafları (yanlış olarak «bahter» yerine Mağrib mânâsı ile de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاور] doğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Şark, doğu. 2.Güneşin doğduğu gün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şark ile garb, doğu ile batı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاوران] doğu ve batı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) asker çantası; kumanya torbası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاورشناس] doğubilimci, oryantalist, müsteşrik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). İyilik ve yardım etmesini seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charitable. beneficent. philanthropic. benevolent. philanthropical. philanthropist. benefactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefactor. beneficent. benevolent. charitable. philanthropist. philanthropic. philanthrophist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charitable. benevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolence. charity. philanthropy. philanthropy charity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charity. benevolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astounding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animal lover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaldıran veya yükselten kimse; yükleyen kimse; (den). halat örmeye mahsus demir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Batlamyos coğrafyasına göre dünyanın yedi ülkesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing)., (müz). altmış dörtlük nota, bir notanın altmış dörtte biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هربار] her defasında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çog iums, ia) kurutulmuş bitki koleksiyonu; böyle bir koleksiyonu saklamaya mahsus oda veya bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Korku getiren, korku veren, korkunç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili süresi uzatılmış herhangi bir şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., İng. elektrikli süpürge ile temizlemek. hooves bak. hoof.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. fazla hareket etmeden üzerinde ve etrafında uçmak; etrafında dolaşıp durmak; tereddüt etmek, sallanıp durmak; havada durabilmek için hareket ettirmek (kanat); i. etrafında dolaşıp durma. hoveringly z. tereddüt ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Hovercraft i. tazyikli hava üzerinde karada ve denizde gidebilen pervaneli bir taşıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. mamafih, bununla beraber, ama, fakat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. her ne derecede, her ne kadar, her nasıl olursa olsun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

balkabağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Haklara saygılı, geçmişi unutmayan, vefalı ve sadık adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. decide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: kumbara) 1. Demirden içi boş veya dolu büyücek mermi ki, muharebelerde havan topuyla atılırdı. 2. Para biriktirmek için kullanılan, toprak veya madenden yapılma, bir tarafında yarığı bulunan kap, kumbara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muharebede düşman üzerine humbara atan, havan topunu kullanan asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Humbara yapılan beylik fabrika. 2. Humbaracılar kışlası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, bârîden = yağmak). Kan yağdıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hüver-verân). Hüner, mârifet ve ihtisas sahibi: Hünermend, hüner-ver bir adamdır; zamanın hünerverlerinden bir zât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خرافه پرور] hurafelere inanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) hurafelere inanış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hüzn = Gam, Fars. Averden = getirmek). Hüzün veren, (bk.) Hüzn-engîz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kesin karar vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

itibarı geri verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Yapılabilir ve teorik olarak mümkündür. Hatta ünlü tenör Cruso’nun bunu başardığı rivayet edilir. Reonansını tutturabilirseniz sadece bardak değil başka birçok şeyi kırabilirsiniz. Peki öyleyse, nedir bu rezonans?

Salıncakta bir çocuğu salladığınızı düşünün. Salıncak size gelirken, tam en üst noktaya ulaşmadan salıncağı itmeye kalkışırsanız, onu yavaşlatırsınız. Ancak salıncak size doğru gelirken, itmeyi hep en üst noktada yaparsanız, her seferinde aynı kuvvetle itseniz bile, salıncak gittikçe hızlanacaktır.

Salıncak kendi tabii frekansı ile, diyelim ki, dakikada 30 salınım yaparak sallanıyordu. Siz de dışardan bir kuvvet, fakat aynı frekansta bir kuvvet uyguladınız. Bu iki frekans çakıştı ve salıncak da bu nedenle gittikçe hızlandı.

Salıncak örneğinde olduğu gibi, her cismin bir kendi tabii frekansı vardır. Cisimlere kendi tabii frekansları ile çakışan bir frekansta her hangi bir kuvvet uygularsanzı rezonans denilen kontrolsüz bir ortam oluşabilir.

Eğer önünüzde duran bir bardağa, onun tabii frekansına uyan bir frekansta bağırabilirseniz, daha doğrusu bir ses dalgası gönderebilirseniz, bardağın tabii frekansı ile sesin frekansı çakışarak, bardaktaki titreşimi kontrolsüz bir şekilde artırır, bardak rezonansa girer ve sonuçta çatlayabilir veya kırılabilir.

İnsanlar günlük yaşamlarında pek farketmemelerine rağmen rezonans olayı, otomobilden, köprü dizaynına kadar mühendislerin en çok zorlandıkları konulardan biridir. Hatta bu nedenle, askerler bir köprüden geçerlerken, yürüyüş adımlarının frekansları köprünün tabii frekansı ile çakışıp, köprü yıkılmasın diye, köprülerden uygun adım yürüyüşle geçmezler.

Otomobilde direksiyon mekanizması ile amortisörlerdeki titreşim aynı frekansa gelince, rezonans sonucunda direksiyon şiddetli sarsılmaya başlar. Mühendisler araba dizaynında parçaların biçimlerini, yaylanmalarını ve ağırlıklarını, devir sayıları ve benzeri faktörleri göze alıp rezonansı en aza indirmeye çalışırlar.

Peki bu rezonansın hiç iyi bir yönü yok mu? Var elbette. Örneğin radyo istasyon dalgalarını araken bu dalgaları yakalarsanız, kendi alıcınız ile birbirini tuttuğu an rezonansa girer, genliği artar ve bu istayonu işitmeye başlarsınız.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ibâre). İbâreler, paragraf veya cümleler yahut bunların parçaları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عبارات] cümleler. 2.paragraflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ibârât). 1. Yazılı bir ifadenin birleşme şekli, söyleniş şeklî. Mânâ ve mefhumuna bakmadan yalnız sözleri ve sözlerin terkibi: İbaresi düzgün, ibarenin süslenmesi, ibaresi açık, karışık, ibare okumak, sökmek. 2. Birkaç cümle veya sözden ibaret terkip, fıkra: Filan kitaptan bir ibare okudu. Be-ibâretihS = Kelimesi kelimesine, cümlesi cümlesine, kendi ibaresinin ayniyle: Filan kitaptan bir fıkrayı be-ibâretihâ nakletti(şiirde nadiren ibâret suretinde de kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentence. expression. paragraph. clause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boarding. phraseology. sentence. expression. paragraph. passage. phrase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عباره] cümle. 2.paragraf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İBARET) (i. A.). 1. Müteşekkil, mürekkep, bir şeyin aynı olup başkası olmayan: Düzine on iki şeyden ibarettir. Zikir ve ibâdet zihin ve kalbi Cenâb-ı Hakk’a bağlamaktan ibarettir. 2. (Şiirde nadiren) ibâre. bk. İbâre (ibâre ile aynı kelime olduğu halde dilimizdeki yeri büsbütün başka olup sıfat gibi kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consisting. composed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consisting of. composed of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبارت] meydana gelen, oluşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consist of. to be made up of. consist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compulsion. coercion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجبار] zorlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zorlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zorlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dübr» den masdar). Baht ve talihin insandan yüz çevirmesi. Bahtsızlık, talihsizlik, ikbâl zıddı, perişanlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادبار] talihsizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHBAR) (i. A. «haber» den masdar) (c. ihbârât). Haber verme, bildirme, anlatma, malûmat verme, yetiştirme: Hâdiseyi bana ihbar ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informing. denouncement. denunciation. notice. warning. conveyance. squeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denunciation. informing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denunciation. notice. notification. giving incriminating information. informing. advice. advice slip. benefice. denouncement. warning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخبار] bildirme, haber verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to denounce. to inform against. to modify. to report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bildirmek, haber vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay in lieu of notice. payment in lieu of notice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihbâr). İhbarlar, haber vermeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informer. informant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ihbâriyye) (edebiyat). Vuku bulmuş veya bulacak bir halden haber vermeye ait, emir, yasak, dua ve arzu gibi mânâlara delâlet etmeyen (fiil, cümle vesaire): «Ben geldim, o gelecektir» cümleleri ihbarî cümleler ve «sen gel, o gelmelidir» cümleleri inşâİ cümlelerdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaçak eşyayı hükümete haber verene ödenen para, muhbir ücreti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHBAR-NAME) (i. F. hukuk). 1. Belirli olaylara dair bilgi olarak, ilgili olduğu yere verilen yazı. 2. Bir paranın ödenmesi veya diğer bir muamelenin yapılması lüzumuna dair bir resmî daireden gönderilen ihtarname.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notice. notification. letter of advice. monition. garnishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notice. notification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

written notice. notification. prompt note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اخبارنامه] bildiri kağıdı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İhlâs sahibi, temiz kalbli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haber» den masdar). Yoklayarak ve deneyerek öğrenme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sanmak, tahmin etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). Büyük, ulu görme, görülme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fakirleştirmek; kuvvetini kesmek mumbit toprağı kuvvetten düşürmek. impoverishment i. fakirleşme; kuvvetten düşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikkatsiz; kasıtsız, elde olmayan. inadvertence, inadvertency i. dikkatsizlik. inadvertently z. istemeyerek, kasıtsız olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. muhakkak; gerçekli, itiraz kabul etmez. incon trovert'ibly z. yadsınamayacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değiştirilemez; madeni paraya çevrilemez (kağıt para). inconvertibly z. değiştirilemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). intizamlı kimse.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [انتظام پرور] düzeni seven, düzenli, tertipli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) içedönük kimse, içine kapanık kimse; (biyol.) kendi içine çevrilen uzuv; (f.) içeriye doğru çevirmek veya eğmek; düşüncelerini kendi üzerine çevirmek; (zool.) bir uzvu kendi içine çevirmek (salyangoz gözü gibi). introver'sion (i.) içeriye do

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gerçekle ilgisi olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) İskoçya'da bir şehir; kolsuz erkek cüppesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ters çevrilmiş, ters, aksi; (i.), (mat.) ters sonuç. inverse ratio veya proportion (mat.) ters orantı. inverse'ly (z.) tersine olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ters dönme, altüst olma; tersine dönmüş şey; ters çevirme; (kon.) (san.) bir cümledeki kelime sırasının değişmesi; (kim.) değişim, değişme, sakarozun früktoz ve glikoza ayrılması ve bu esnada polarize ışınların titreşim düzleminin sağdan sola çevr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tersine çevirmek, tersyüz etmek, altüst etmek; bir müzik parçasında notaların sırasını değiştirmek. invert sugar dekstroz ile levüloz karışımı; meyva ve balda bulunan tabii şeker. invertedly (z.) tersine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) bira mayasında ve bazı hayvanların bağırsaklarında bulunan bir ferment.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (zool.) omurga kemiği olmayan, omurgasız, vertebrasız; mukavemetsiz, dayanıksız, zayıf iradeli; (i.) omurga kemiği olmayan hayvan; dayanıksız kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) kelimesi kelimesine ifade, aynı kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عرفان پرور] kültürlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) düzeltilemez; bir daha ele geçmez, geri alınamaz, telâfi edilemez; tahsili kabil olmayan. irrecoverably (z.) bir daha ele geçmeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hürmetsiz, riayetsiz, saygısız. irreverence (i.) saygısızlık. irreverently (z.) saygısızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ters çevrilemez; değiştirilemez, geri alınamaz, kesin, kati. irreversibil'ity (i.) tersine çevrilememe, değiştirilemez oluş. irrevers'ibly (z.) değişrilemeyecek bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) izobar, eşbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. coğrafya). Hava basıncı eşit olan noktalar, böyle noktaları birleştiren eğri; eşbası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hava basıncı eşit olan (yerler).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sabr’dan masdar). Sabır ve tahammül etme, katlanma, dişi ni sıkıp dayanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطبار] sabretme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİHBAR) (I. A. «haber» den masdar) (c. istihbârât). Asıl mânâsı: Sorup araştırarak haber ve bilgi alma iken; dilimizde duyma, haber alma mânâsiyle kullanılıyor: Gelişinizi dün istihbâr ettim. İstihbârât = Duyulan şeyler, toplanan haberler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخبار] duyum, haber alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information. intelligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligence. news. information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news. information. secret information. intelligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخبارات] duyumlar, haber almalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligence service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yön vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kibr» den masdar). 1. Büyük bulma, büyük görme, büyütme, çok ehemmiyet verme («istîzâm» daha çok kullanılmıştır). 2. Kibir, azamet («tekebbür» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استکبار] büyüklenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ücretle işçi çalıştıran kimse veya müessese.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employer. boss. taskmaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employer. governor. master.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employer. boss. job provider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İTİBAR) (i. A. «ubûr» dan masdar) (c. İtibârât). 1. Ehemmiyet verme: Halk şairleri kafiyeye o kadar itibar etmezler. 2. Hürmet, saygı, riâyet: Kendisine çok itibar ederler. 3. Ticarette birinin sözüne ve imzasına olunan emniyet ve itimat: izmir’de itibarı vardır: İtibarlı tüccarlardandır. 4. Şeref, haysiyet: Namus ve itibar sahibidir. 5. Bir zamandan başlayarak sayma: Mart başlarından itibar edeceğiz. 6. Gerçek olmayarak bir şeye verilen değer, farazî kıymet: Doların itibârı 9 lira ise de gerçek değeri daha fazladır. 7. Farz, takdir: Her tavuk senede yüz yumurta yumurtlamak itibariyle yirmi tavuktan iki bin yumurta alınır. 8. İbret alma, bir kötü hareketin kötü neticesini görerek ders alma (Arapça’da esil mânâsı olan bu mânâ ile dilimizde az kullanılır). Havlle-i semi itibâr etmek = Ehemmiyet vermek, kulak asmak. İtibardan düşmek = İtibarını kaybetmek, artık muteber ve makbûl olmamak. Sâhib-I itibâr = İtibar sahibi, Ar. mûteber. Nazar-ı itibâra almak = Ehemmiyet vermek, makbûl tutmak. İtibariyle — Farzederek. c. İtibârât = Faraziyeler: Itibârâtla uğraşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credit. esteem. consideration. dignity. prestige. importance. regard. standing. effectiveness. respectability. altitude. ascendancy. ascendency. authority. eminence. eminency. estimation. face. odor. odour. reputation. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. credit. esteem. face. honour. prestige. regard. repute. value. eminence. consideration. credit kredi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consideration. regard. esteem. credit. ascendance. authority. dignity. eminence. esteem n. estimation. honour. importance. kudas. note. odour. prestige. reputation. repute. respect. respectability. value. vogue. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتبار] saygınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.değerlendirmek, dikkate almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Başlayarak: Hazirandan itibaren beş ayda; bugünden itibaren derslerin proğramı değişecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from. as from. upwards. upward. from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from. beginning from. dating from. as from. as of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginning from. as from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتبارا] –den beri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. İtibâriyye). Gerçek ve fiilî olmayan, farazi olan: Doların gerçek değeri ile İtibârî değeri arasındaki fark; bu bir emr-l İtibârîdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiduciary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nominal. nominal saymaca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nominal. conventional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اعتباری] göz kararı. 2.var sayılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) bakımından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hürmet, saygı, şeref ve haysiyet sahibi, itibarı olan, sayılan: İtibarlı adam, tüccar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creditable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esteemed. influential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esteemed. valued. trusted. influential. bill. draft acceptable. redeemable. having a good credit rating. estimable adj. fiduciary. hono u rable. important. prestigious. reputable. reputed. weighty. well- reputed. well thought of. worthy of credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. itibar, hürmet, şeref ve haysiyet eksikliği veya yokluğu. 2. Makbûl olmayış, revaçtan düşme hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disreputable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discredited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unesteemed. disreputable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İtibar, hürmet, şeref ve haysiyet eksikliği veya yokluğu. 2. Makbûl olmayış, revaçtan düşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disreputability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of esteem. discredit. disrepute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) inanç besleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolent. bighearted. kind. beneficent. humane. humanitarian. philanthropic. philanthropical. benefactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charitable. good. benevolent. philanthropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklamada bulunmak, açıklama yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allow. authorize. brook. consent. countenance. empower. excuse. have. let. permit. sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a discharge. allow. consent. empower. grant permission. to give leave. to grant leave. let. okay. to give permission. to grant permission. permit. to give sanction. set one's seal to. suffer. to give time off. warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. isobare

coğ. eş basınç

Hava basınçları eşit olan yeryüzü noktalarını birleştirdiği varsayılan eğri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isobar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isobar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضطراب آور] acı verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başı yuvarlak sarı veya beyaz çivi ki, kakıldığı yerde pul gibi durup süslemeye yarar: Pirinç, gümüş, yaldızlı kabaralarla süslü çekmece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobnail. boss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobnail. boss. ornamental brass-headed mail. bracelet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabara denilen çivilerle süslenmiş kabaralı sandık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ornamented with brasses. having hobnails.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Suyun yüzünde yağmur damlaları, vesaireden hâsıl olan hava ile dolu şişcik, Ar. habâb .2. Hava veya su ile dolu olarak deri üzerinde hâsıl olan ufak sivilce: Ellerinde birtakım kabarcıklar çıkmış; kabarcık, dil kabarcığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bubble. blister. pustule. pimple. papilla. pock. tubercle. vesicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bubble. shaggy. blister. pimple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blister. pustule. small bubble. blinker. pimple. blistered. blow hole. blubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bubbly. blistered. beady. papillary. vesicular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bubbly. blistered. pimply. fizzy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spirit level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Meyhane. 2. Küçük çalgılı gazino.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabaret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabaret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabarmış, şişmiş, üfürülmüş: Yanağının bir tarafı kabarıktı, (i.). 1. Kabarmış, şişmiş yer, hava veya su ile dolu ufak sivilce: Vücudunda birtakım kabarıklar belirdi. 2. Çuha vesaire üzerinde havın kalkmasından hâsıl olan çıkıntılı nokta: Bazı kumaşlarda yağmur damlalarından kabarıklar olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bouffant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuzzy. protuberant. puffy. swelling. swollen. turgid. blistered. bulgy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulky. puffy. blistered. swollen. high. great. blown up. swelling. hunch. inflated. flush. umbonate. raised. convex. fluffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high water. high tide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kabarma işi. 2. (coğrafya) Bilhassa ayın çekimi neticesi denizlerde 12 saat 25 dakika ara ile meydana gelen yükselme hâdisesi, med. Kanada kıyısında kabarmanın yüksekliği 21 metreyi bulur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intumescence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rising. swelling. high tide. flood tide met. blistering. being puffed up with pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high-tide. swelling. blowing up. rising. inflation. increase. boom. flushing. flush. upheaval. blistering. blow up. peeling. effervescence. creep. afflux. ebullition. swell. reflux. rise. heave. uplift. uplifting. flood. fermentation. surge. piping. diste

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırlığı artmaksızın hacmi büyümek, şişmek: Döşek, şilte kabardı; şu yastığın pamuğunu attırsanız çok kabaracaktır. 2. Yükselmek, yukarı çıkmak, taşmak: Su kaynayınca kabardı; dağlarda karların erimesinden nehirler çok kabardı. 3. (hesap ve para) Çıkmak, çoğalmak: Defterimizde masraf kısmı gittikçe kabarmaktadır. 4. (hayvan ve bilhassa’erkek hindi vesaire) Tüylerini ürpertip dikmekle şişmek: Baba hindi kabarmaya başladı. 5. Ekşiyip könürerek yukarı kalkmak, Osm. tahammür etmek: Hamur, şıra kabarmaya başladı. 6. Dalgalanmak, dalga peyda etmek, coşmak: Deniz gittikçe kabarıyor. 7. (çuha vesairenin) Hevı kalkıp bozulmak: Bu çuha pek çabuk kabarır. 8. Tavlanmak, ıslanıp yumuşamak: Vücudun kiri kabarmak. 9. Bulanmak, karışmak: Safram kabardı. 10. Tefahur etmek, övünmek, kibir ve gurur göstermek, kurulmak: O kabarıp durmasın bu İşte bir hizmeti yoktur. Koltuk kabarmak = iftihar etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloat out. swell. rise. arch. blister. bloat. heave. puff. roughen. surge. tumefy. upsurge. vesicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billow. blister. bulge. cock. effervesce. swell. to swell. to blister. to be puffed out. to puff out. to increase. to expand. to become fluffy. to become rough. to rise. to be puffed up. to boast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be puffed up. to swell. to rise when boiling. to increase. to become fluffy. to assume airs of importance. to swagger. to act the bully. to become rough. to blow up. to inflate. to bloom. to flush. to creep. to ferment. to surge. to upsurge. to f.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıkıntı, tümsek, kabarmış yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blister. swelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swelling. bulging. puffiness. protuberance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kabartmak işi. 2. Tersinden kakarak yapılmış çıkıntılı (nakış, yazı vesaire): Çakmağına kabartma olarak kendi ismini yazdırmış; bulunan eski bir ta;ın üzerinde kabartma bazı yazılar ve resimler vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raised. raising. relief. relievo. embossment. glyph. boss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relief. causing to swell. embossing. raised. in relief. embossed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relief. bas relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baking power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin ağırlığını arttırmaksızın hacmini büyütmek, seyrekleştirmek: Döşeği, yünü, pamuğu kabartmak. 2. Gevşetmek, karıştırıp yukarı kaldırmak: Toprağı kabartmak. 3. Arttırmak, ziyadeleştirmek , (hesabı, yekûnu) yükseltmek, yukarı çıkarmak: Siz bu işin sarfiyatını kabartmışsınız. 4. Yükseltmek, tersinden kakıp yüzünü çıkıntılı yapmak: Kutunun kapağına işaret ettiğim yazıyı kabartmalı. Kulak kabartmak = (hayvan) Kulaklarını dikip dinlemek, (insan) Kulak vermek, dinlemek, dinlemeye çalışmak: Bizim ona dair konuştuğumuzu anlayınca kulak kabartmaya başladı. Koltuklarını kabartmak = Övünmek, böbürlenmek, iftihar etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloat up. raise. puff up. puff. blister. bloat. fluff. fluff out. fluff up. roughen. roughen up. vesicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to raise. to roughen. to nap. to tease. to swell. to heave. to dim. to grain. to gig. to emboss. to boom. to boss. to leaven. to boost. to increase. to flood. to inflate. to fret. to force. to rib. to indent. dilate. distend. ruffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embossed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavrulmuş kahvenin renginde olan. bk. Kahve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown. brown. coffee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brownish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kâmperver). Kâm, istek sahipleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmperverllk, istek sahibi olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). isteğine erişmiş, bahtiyar, ikballi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İsteğine kavuşmuş, mutlu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kanını ver, asil.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyunlardan insana bulaşan, bulaştığı yerde kara bir çıban meydana getiren tehlikeli hastalık, yanıkara, karayanık, şarbon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. choose. decide. determine. resolve. rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudge. adjudicate. to give a decision. to passjudgment to enter a decree. to form one's judgment. arbitrate. award. decide. determine. elect. to give judgment judgement. make a decision. make up one's mind. opt. pass. pass upon. to pass a resolution of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. counter. counteract. react. rejoin. reply. retort. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answerback. to answer. counter. respond. talk back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value added tax. value added tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rock pigeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Suyu, suya girmeyi, yıkanmayı sevmeyen kedilerin balığı niçin sevdiklerine gelmeden önce kediler sudan gerçekten mi nefret eder ona bir bakalım. Kedilerin sudan nefret ettikleri inancı doğru değildir. Mısır’da evcilleştirilmelerinden önce yaşadıkları ortam su kenarları idi.

Su, kedinin tüylerini ıslatır ve bu da kedinin soğuğa karşı olan direncini azaltır. Eğer bulunduğu yerin hava şartlarına göre bu kedi için önemli ise ıslanmaktan kaçınır. Sıcak iklimlerde yaşayan aslan, kaplan, jaguar gibi akrabaları sudan kaçınmazlar. Kaplan ve jaguarlar sudaki bir avı veya düşmanı yakalamak için hiç düşünmeden suya atlayabilirler. Soğuk bölgelerde yaşayan kar leoparı gibi akrabaları da gerekirse suya girerler ama derin yerlere yaklaşmazlar.

Kedilerin sudan uzak durmalarının diğer nedenleri, zaten temiz bir hayvan olmaları, biraz kaprisli biraz da tembel olmaları ve suya girmenin menfaatleri açısından bir anlam ve amaç taşımamasıdır. Bir taraflarına su değdiğinde bütün vücutlarını yalayarak temizlemek zorunda kalmaları da cabası. Aslında kediler de diğer bir çok hayvan gibi suda gayet iyi yüzebilirler. Van ve Ankara kedileri diğer cinslere göre suyu daha çok severler.

Köpekler böyle değillerdir. Sahibi denize bir sopa veya küçük bir top attığında onu alıp geri getirmek için hiç düşünmeden, mutlu bir şekilde suya atlarlar. Karaya çıktıklarında silkelenerek etraftakilere de duş yaptırırlar. Ne var ki su, köpeklere kedilerden daha fazla zararlıdır. Köpek derisinde ter bezleri yoktur, sadece bol miktarda yağ bezi vardır.

Köpekler insanlarda olduğu gibi ısı düzenlemesi için terlemezler, ısı ayarını solunum sistemleri ile yaparlar. Çok yıkanırsalar deri kurur ve çatlar. Belki bu nedenle köpekler suya girdikten sonra tozlu topraklı yerlere gidip yatarlar.

Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere de olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuşlar ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılarda kedileri evcilleştirme düşüncesini yaratan da bu fare yakalamadaki ustalıkları olmuştur.

Günümüzde bile kedinin kuzey Hindistan ve güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında dolaşarak balık avlarlar. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, bu arada gerekirse tamamen suya da girerler. Ev kedileri, özellikle yavru olanları havuz veya akvaryumlardaki balıklara karşı aynı eğilimi gösterirler, bu amaçla ıslanmaktan da pek kaçınmazlar.

Yunanlı tarihçi Siculus eski Mısır’ı anlatırken kedi bakıcılarının onları ekmek ve sütle beslediklerinden, Nil nehrinden getirdikleri balıkları çiğ olarak yedirdiklerinden bahseder. Günümüz kedilerinin balık merakının vahşi atalarından gelen genlerden, süt zevkinin ise Mısırlı bakıcıların yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklandığı anlaşılıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (güher = elmas, barîden = yağdırmak). 1. Cevher yağdıran, pek faydalı. 2. bk. Kehrübâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amber. amber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amber. amber samankapan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bıkkınlık veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کلام کبار] büyük insanların özlü sözleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Uzun kemiklerin son kısmındaki, kemik yapıcı kıkırdakların verem olmasına, kemik veremi denir. Kalça, diz kapağı oynakları ve bazen de omurlarda görülür. Nedeni veremin ikinci devresinde, verem basillerinin kan damarları aracılığıyla bütün vücuda yayılmış olmasıdır. Hastada baş ve eklem ağrıları görülür. Kemiklerinde yaralar ve delikler açılır. Ateşi de, inip çıkar. Vakit geçirmeden tedavi edilmesi gerekir. Doktorun tavsiyelerine uyulur, verdiği ilaçlar kullanılır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Karabaşotu, pekmez, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 tutam karabaşotu konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Suyuna 1 su bardağı pekmez konur. Iyice karıştırılır. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. ketîbe = asker, Fars. perverden = beslemek). Asker besleyip yetiştiren, askere iyi bakan: Şehenşâh-ı ketîbe-perver.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİBAR) (i. A. c.) (m. kebir) (Türkçe’de müfred gibi). Büyük, zarif, yüksek sınıftan, cömert, yüksek ruhlu: kibar, pek kibar adamdır (kibirli mânâsına kullanılması mecâzîdir). bk. Kebir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polite. gentle. nice. well-born. aristocratic. aristocratical. attentive. blancmange. bland. chivalrous. civil. civilized. courteous. courtly. distingue. douce. elegant. exquisite. fashionable. gallant. genteel. kid-glove. well mannered. mild. parlia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attentive. chivalrous. civil. courteous. decent. decorous. genteel. gentle. grand. kind. mild. nice. polite. refined. slimy. well-bred. noble. distinguished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentle. refined. well-bred. civil. civilized. classy. courteous. distinguished. elevated. gallant. genteel. gracious. mannerly. polished. polite. suave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کبار] büyükler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Duygu, davranış ve hareket bakımından ince, zarif, nazik, çelebi. 2.Büyük cömert, asil, zengin. 3.Şık, seçkin. 4.Büyükler, ulular. 5.Kibirli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars.). Büyük adamlara yakışır hâl ve surette, kibarca: Klbârâne yaşayış, söz; kibârâne kabûl ediş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kibar yani büyük ve zarif adamlara yakışır hal ve surette: Kibarca yaşayış; kibarca muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

politely. nicely. gently. in style. mannerly. aristocratically. civilly. mildly. sweetly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindly. politely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gently. in a refined manner. politely. mildly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kibar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Büyükler sırasına geçmek, büyük adam olmak: Kendisi kibarlaştı, artık bizimle konuşmaya tenezzül etmez. 2. Mec. Kibirlenmek: Bu kadar klbarlaşmayınl

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become refined in one's manners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Büyüklük, büyük adamların hâli, incelik: O adamın her halinde kibarlık var. 2. mec. Kibir, azamet: Artık kibarlık taslıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mannerliness. nobleness. refinement. gentility. grandeur. chivalry. civility. comity. kid glove. niceness. polish. smartness. urbaneness. urbanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chivalry. civility. courtesy. gallantry. polish. refinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refinement. breeding. a polite word or action. chivalry. civility. courtesy. cultivation. delicacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to do a polite thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gizli düşmanlık besleyen, garazkâr, kindâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kırkanbar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. İçinde çok çeşitli şeyler bulunan kap veya yer. 2. Çok şeyler bilen kimse, ansiklopedik bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İklim, ülke: Kişvar-i RÜm = Anadolu’nun eski kaynaklardaki adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشور] ülke.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ülke.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kişve-gir). Ülke tutanlar, hükümdarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke tutarcasına, hükümdarca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke tutuculuk, hükümdarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke açan, cihangir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke açıcılık, cihangirlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشورکشا] fatih, ülkeler alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değer vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Misafirini İyi ağırlayan, misafirden hoşlanan, misafirperver: Türkler konuksever İnsanlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. hospitable misafirperver. mükrim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. open- doored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality. hospitality misafirperverlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality. xenodochy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. convertibilité

ekon. çevrilgenlik

Paranın serbestçe dövize çevrilebilirliği.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convertibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convertibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. convertible

ekon. çevrilgen

Serbestçe dövize çevrilebilen (para).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convertible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convertible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kalın barsağın, ince barsakla birleştiği yerde bulunan çıkıntı, apandis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chocolate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prussian blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clap. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Artık tutmamak, bırakmak, salıvermek, engel olmamak: Suyu koyuverdi; köpeği gündüzün bağlı tutup gece bahçeye koyuverirler. 2. Hapisten veya diğer bir bağlı halden çıkarmak, serbest bırakmak: Esirleri koyuverdiler; bir gece hapsedip gündüz kokuverdi. 3. İzin vermek, gitmeye müsaade etmek, bırakmak; ben gelinceye kadar sen misafirleri koyuverme. 4. Tutmayıp ve zaptetmeyip serbest bırakmak, koparmak: Bir kahkaha koyuverdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. («humbara» dan galat), bk. Humbara. 2. Çocukların para koyup biriktirmek için ağızsız ve yalnız paranın girmesine müsait ve çıkmasına engel dar bir yarığı olan toprak vesaireden yuvarlak küçük kap kl, sonunda kırılır yahut açılır ve içindeki para alınır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piggy bank. money box. moneybox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money-box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piggy bank. coinbox. token box. money box. save- all. thrift box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Humbaracı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision. cover. coverage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lâcivert taşı, çivit renginde, koyu mavi: Lâciverdî çuha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(esli: LâCİVERD) (i. F.). 1. Koyu mavi renkte kıymetli bir taş, Fr. lapis-lazuli. 2. Bu taşın rengi, koyu mavi renk: Lâciverde boyamak; lâciverdi çok severim. 3. (LAciverdî yerine) koyu mavi renkte: Lâcivert çuha, kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark blue. indigo blue. prussian blue. navy blue. ultramarine. ultramarine blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark blue. navy blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark blue. navy blue. ultramarine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lapis lazuli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاجورد] lacivert.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Lacivert. 2.Koyu mavi değerli bir süs taşı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) Porphyra türünden yenebilen bir çeşit mor renkli deniz bitkisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) büyük el leğeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kanun yapan kimse, kanun yapıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir yerde duraklama, konaklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. artan yemek; s. artan, artık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. manivela, manivela kolu; fazla gayret sarfına vasıta olan şey; f. manive!a ile kaldırmak veya hareket ettirmek veya etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. manivela kudreti; slang piston.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tavşan yavrusu, birkaç,,aylık tavşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cankurtaran, hayat kurtaran kimse veya şey; b.h., tic. mark. şeker simidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. herdemtaze, bot. Sedum purpureum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaşayan kimse; belirli bir hayat yaşayan kimse. clean liver temiz hayat yaşayan kimse. high liver boğazına düşkün kimse. loose liver uçarı hayat yaşayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karaciğer. liver color karaciğer rengi, kırmızıya çalan kahverengi. liver fluke ciğer trematodu, zool. Fasciola hepatica. lilylivered, whitelivered s. korkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili rahatsız; sinirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kızılyaprak, koyunotu, bot. Agrimonia eupatorium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özel üniforma; hizmetçi sınıfı; kılık, kıyafet; kira atlarını besleme işi; kira atları ile arabalarının muhafaza olunduğu yer; huk. istimlak beratı, ferağ. liveryman iç at ve arabaları kiraya veren kimse; Londra'da lonca üyesi. livery stable kiral

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. toparlak kısma ait, lopa ait, loplu. lobar pneumonia akciğer lopu zatürreesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Harp gemisinin topun ağzı önündeki deliği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski zaman binalarında yanları pencereli kubbecik; pancur tahtası veya pancurlu pencere; hava deliği. louver boards,louver boarding yağmurun girmesine mâni olan pancurlu pencere; pancur tahtaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. âşık, seven kimse, yar, dost. lover of art sanat aşığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnci yağmuru.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., anat. bele ait (damar, sinir). lumbar region bel nahiyesi, bel. lumbar vertebrae bel omurları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mâ = bağlama edâtı, verâ = arka, geri, öte). Bir şayln arkasında, ötesinde, gerisinde bulunan, öte. Mlverâ-On-nehr = Aşağıya bak. Mâverâ-üttabllyye = Tabiatın ötesinde ve üstünde bulunan şey, gayrı tabit hâl. Miverly-ı Kafkas = Kuzey Kafkasya.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Mehtap.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüşvet yeme, irtikap, suiistimal, zimmete para geçirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. manevra; hile, dolap; tedbir; f. manevra yapmak; dolap çevirmek; tedbir almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nane gibi kokulu bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ماورا] öte, ötesinde. 2.ahiret, öbür dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ara, geri, bir şeyin ötesinde bulunan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hf. A.). «Nehrin ötesi». 1. Amu Deryâ ile Sır-Deryâ arasındaki büyük Batı Türkistan ülkesi. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. damgalanmamış ve sahipsiz dana, başıboş buzağı; A.B.D., k.dili toplum kurallarına uymayan kimse; parti disiplinine uymayan politikacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

VAIO tarafından desteklenen çeşitli video ve ses biçimlerinin oynatılmasını/çalınmasını sağlayan bir yazılım.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğu Sultanı hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mesh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشورت] danışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

danışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Danışma, söyleşme, fikir alışverişi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eğilim göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mihmân = misafir, perverden = beslemek). Misafirleri kabûl edip ikram eden, kapısı misafirlere açık olan: Türkler pek mihmân-perver olurlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hâl. F ). Misafirleri kabûl edip kendilerine ikram ederek veya böyle yapan adama lâyık surette: Bizi mihmân-perverâne kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Misafirleri iyi kabûl etme, misafirlere ikram eden adamın hâil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Misafirseverlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâvir). T. Dönen çark ve tekerlek gibi şeyler ortasından geçen ok ki, onun etrafında dönülür. 2. (coğrafya). Arzın iki kutbu arasında uzanıp merkezinden geçtiği farzolunan çizgi: Mihver-i arz, mihver-i Alem. 3. (R.) (anatomi, botanik). Mihvere benzer çizgi, meyil vesaire, (askerlik) Mihver-i harekât = Askerî harekât yapılan yerin merkezi. Mihver (Devletleri) = İkinci Cihan Savaşı’nda Almanya ve müttefikleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gudgeon. mandrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

axis. gudgeon. pivot. axle. central topic of conversation. journal. swivel. spindle. spindle tree. fulcrum. mandrel. arbor. pole. post. prop. spindal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محور] eksen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Milliyetini seven.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مایت پرور] milliyetçi, nasyonalist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) milliyetçilik, nasyonalizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda resmi elbiselere süs olarak takılan beyaz kürk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Misafir sever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. hospitable konuksever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality. cheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality konukseverlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebr» den ia) (c. mesâbîr) (cerrahî). Yaraları yoklamaya mahsus cerrah mili, sonda.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü idare etmek. misgovernment i. kötü idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. bundan başka, bundan fazla, üstelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hareket ettiren kimse veya şey; ev eşyası nakliyat firması

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «bereket» ten imef.) (mü. mübâreke). 1. Bereketli, bereket ve bolluğu olan: Ntl-I mübarek. Koyun, mübârek bir hayvandır. 2. Aziz, hürmetli, saygı değer, kutsal, mukaddes: Eyyâm-ı mübâreke (mübârek günler), mübârek bir zattır, mübarek ellerini kaldırıp dua etti. 3. Uğurlu, hayırlı, mes’ut, kutlu, kademli: Yeni doğan çocuk, yaptırdığınız ev, giydiğiniz esvap mübârek olsun. 4. Alay yoluyla takılmak İstenilen şahıslar ve eşya hakkında kullanılır: O, mübârek adam da durmadan yemek yer. A mübârek, bir kere sorsan a! Bu mübârek çiftliğin zararından başka bir hayrını görmedik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saintly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

venerable. blessed. holy. sacred kutsal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holy. sacred. blessed. auspicious. sth which gives happiness or prosperity. blasted. confounded. the blasted thing. sainted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bereketli, feyizli. Uğurlu, hayırlı, kutlu, mutlu. 2.Beğenilen, sevilen, kızılan şaşılan kimse. Bir şey hakkında sözleşme.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mübarek).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bürûz» dan masdar). 1. Eskiden, çarpışan iki taraftan birer kişinin meydana çıkıp aralarında kavga etmeleri: Hazret-i Alî en cesur düşmanlara karşı mübârezeye çıkardı. 2. Bir hakarete karşı veya namusa ait bir sözden dolayı hakarete uğrayanın dâvetiyle iki kişi arasında olan kavga, düello.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bürûz» dan if.). Diğer biriyle başbaşa kavgaya tutuşan, iddia ile kavgaya girişen, düello yapan: Mübârizler karşı karşıya geldiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ctvâr» dan masdar). 1. Komşuluk. 2. Bir büyük türbenin veya mâbedin yanında yalnızlığa çekilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rendelenmiş kabak, soğan ve maydanozla yapılan kızartma yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable patty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den imef.) (mü. müdevvere). 1. Yuvarlak, top ve küre şeklinde: Bir cism-i müdevver. 2. Daire ve halka şeklinde veya dairenin içi gibi yuvarlak, değirmi, tekerlek gibi: Müdevver bir havuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHAVERE) (i. A. «havere»den)

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاوره] konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. çeşitli bölümlerden meydana gelen büyük üniversite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nûr» dan imef.) (mü. münevvere). 1. Parlatılmış, aydınlanmış, aydınlık: Güneş ortalığı münevver eyledi. 2. Okumuş, kültürlü insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlightened. intellectual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tenvir edilmiş, nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı. Aydın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins küçük ağaç ki, verdiği tane tane beyaz çiçekler kurutulup haşlanarak, nezle ve barsakları yumuşatmak için suyu içilir: Mürver ağacı, mürver çiçeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(patlangıç): Hanımeligiller familyasından; türlerinin çoğu Kış aylarında çiçekleri döken çalı veya ağaçcık halinde odunsu, ender olarak da otsu karakterde olan bir bitki cinsidir. Sürgünlerinin geniş bir özü vardır. Tomurcukları bol sayıda pullarla örtülmüştür. Çiçekleri beyazdır. Meyveleri kabuksuz tane şeklindedir. 20 kadar türü vardır. Yurdumuzda doğal olarak bulunur. Yaprakları uçucu yağ, şekerler ve bazı organik asitler taşır. Meyvelerinde acı madde, tanen, şekerler, valerian asidi ve bol miktarda renk maddesi bulunur. Yapraklar ve meyveler müshil olarak kullanılır. Köklerinde müshil tesiri vardır. Çiçekleri terletici ve hafif yatıştırıcıdır. Kullanılan kısımları; yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. İdrarı çoğaltır. Anne sütünü artırır. Nezlede faydalıdır. Güneş yanıklarında da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten masdar) (c. müşâverât). İki veya daha fazla şahıs arasında olan danışma, birbirinden fikir edinerek müzakere: Bütün gün müşâvere ettiler. 2. Bir hastaya bakmak için birkaç doktorun bir yere gelip hastalığın teşhisi ve tedavi yolu hakkında görüşmeleri, konsültasyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» den imef.) (mü. musavvere). 1. Tasvir olunmuş, resimler ve tasvirlerle süslü, resimli: Musavver gazete, el ile yazılmış musavver bir kitap. 2. Zihinde şekil bulmuş, tasavvur olunmuş, düşünülmüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصور] resimli. 2.tasvir edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çevresine sur, duvar çevrilmiş korunmuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» den imef.). 1. Akılda canlandırılmış olan. 2. Düşünce ve niyette olan: Demiryolu ana hattından oraya bir kol uzatılması mutasavverdir. 3. Akla gelebilir, mümkün kabili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bürûz» dan if.). Tebarüz eden, belirmiş, bâriz, Aşikâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «verâ» dan if.) (mü. müteverria). Dinine bağlı, kötülükten kaçan, imâniı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «verem» den if.) (mü. müteverrime). 1. (tıp) Şiş, kabarık. 2. Verem hastalığına yakalanmış, teverrüm etmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «arahe, İrâh» dan imef.) (mü. müverraha) (Arapça’da: müerrah). Tarihi atılmış, sene, ay ve günü yazılmış, tarihli. Gayr-i müverrah = Tarihsiz, tarihi yazılmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir tarihle tarihli olarak, yıl, ay ve günü kayıtlı olduğu halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hı ile) (i. A. «arahe, frih» dan imef.) (Arapça’da: müerrih). 1. Tarih yazan, tarihçi. 2. Bir olaya manzum ebced hesabiyle tarih söyleyen (bu mânâsı az kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music-loving. keen on music. music lover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music lover. musical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبارک] kutlu, bereketli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبارزه] uğraşı, mücadele. 2.savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mücadele etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدور] yuvarlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

süre tanımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ منور] aydınlanmış, parlak. 2.aydın fikirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aydınlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشاوره] danışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

danışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متبارز] açık seçik, belirgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متورم] veremli, verem hastası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مورخ] tarihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مورخ] tarihçi, tarih yazarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مورخين] tarihçiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mübarek ve bereketli olmayan, uğursuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tasavvur olunamaz, hatır ve hayâle gelmez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ad vermek, adlandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meşhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adlı, meşhur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نام آور] ünlü, sanlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Namuslu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Namuslulukla, namusa uyarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نامور] ünlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Adlı, ünlü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nazlanarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نازپرور] nazlı, naz eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نازپرورده] nazlı, naz içinde büyümüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to breathe out. to exhale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abhorrent to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

odious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sinirlendirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - Çok neşeli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nevbâve.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Genç kız. 2.Turfanda çıkan meyve ve çiçek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Turfanda yemiş. Taze yeşillik.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. hiç, hiç bir zaman, asla, katiyen. Never mind. Zararı yok. Boş ver.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hiç durmayan, bitip tükenmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hiç bitmez, ebedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. asla unutulmayacak, unutulmaz, her zaman anılmaya layık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gezen, dolaşan, yol alan. Reh-neverd = Yol alan. Sahrâ-neverd = Çölde gezen, dolaşan, göçebe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. asla, bundan böyle, hiç bir zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. yine de, bununla beraber, mamafih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Aydınlık etsin, aydınlatsın! (bazı Arapça tâbirlerde geçer).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Amerika'da Niyagara nehri. Niagara Falls Niyagara şelalesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Hint Okyanusunda Nikobar adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Nominal/Face Value)

Hisse senedi için pay senedinin üzerinde yazılı olan fiyattır. Tahvillerde ise, vade sonunda ödenecek değerdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Nükte bilen ve iyi nükte yapan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nursun).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nursun).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

üstünlük vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mübalağa etmek, abartmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikkat eden kimse; gözleyen kimse; uçaklarla düşmanın yerini veya durumunu tespit etmekle görevli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yüzü bakan kimseye dönük; (bot.) dibi tepesinden daha dar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) paranın yüz tarafı, yüz; herhangi bir şeyin yüz tarafı; bir meselenin öbür tarafı; (man.) bir önermeyi tersine çevirerek çıkarılan başka bir önerme: Bütün insanlar fanidir. Hiç bir insan baki değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) başka tarafını göstermek için çevirmek; (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lend. loan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance. float a ban. lend. lend out. to put out on loan. loan out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo bir bakış; etrafı çabucak düzeltme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Genellikle hayvanlar kendilerini ölüme yakın hissettiklerinde ölümü beklemek için bir yerlere gizlenirler. Bu, bir ağaç kovuğu, kayaların arası veya saklanabilecekleri herhangi bir yer olabilir.

Buradaki içgüdü, hayvanın kendisini güçsüz hissetmesi nedeniyle bir düşmanla karşılaştığında karşı koyamamak ve kaçamamak korkusudur.

İehir hayatının bir parçası haline gelen serçe, güvercin, karga gibi kuşlar da etrafta çok miktarda bulunmasına rağmen bunların ölülerine aynı nedenle hiç rastlayamazsınız. Saklandıkları yerlerde öldükten sonra da vücutları bir şekilde ya bir başka hayvan ya da böcekler tarafından yenilerek yok edilir veya kendi kendilerine çürüyerek toprağa karışırlar.

Sokaklarda, meydanlarda insanlardan hiç çekinmeden dolaşan güvercinler bazen balkonlarımıza bile konarlar. Hiç dikkat ettiniz mi? Bütün bu güvercinlerin boyutları üç aşağı beş yukarı aynıdır. Öbür hayvanlar gibi yanlarında yavruları, minik güvercinler yoktur.

Bunun nedeni güvercinlerin yuva kurdukları yerlerdir. Onlar yeterince emniyetli görmedikleri ağaçlara yuva yapmazlar. Güvercinlerin ana yurdu Kuzey Afrika’dır. Buralarda yuvalarını kayalıkların üst noktalarına kuruyorlardı. Bu sayede aşağıdan gelecek düşmanlarını görebiliyorlardı.

Sonradan başka bölgelere göç eden güvercinler bu içgüdüsel alışkanlıklarını buralarda da sürdürdüler. Yuvalarını yüksek binaların pencere, çatı gibi yüksek yerlerine kurdular. Yavrularını gelişene kadar buralarda büyüttüler.

Zaten güvercin yavruları çok hızlı büyürler. Kısa bir süre içinde vücutları tüy ve teleklerle örtülür, birinci ay sonunda uçarak anne ve babalarını izlerler. Yani yavrular uçabilecek hale gelince boyut olarak büyüklerinden farkları kalmaz.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat, z., s., i. üzerinde, üstünde; üzerine, üstüne; yukarısına; yukarısında; bütün (zaman); karşıdan karşıya, karşıya kasma, öbür tarafına; boyunca; z. yukarıda;karşı tarafa, karşı tarafta; fazla, artık;tama- men, baştan başa; tekrar, yine; s. bitmiş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek üstün, üstünde; asağıya doğru; fazla, bütün bütün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. beklenilenden daha başarılı olmak. overachiever i. (okulda) beklenilenden daha başarılı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (rolu) abartmalı bir şekilde oynamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. baştan başa olan, bir uçtan bir uca olan; kapsayıcı, ayrıntılı; i., İng. iş tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. iş tulumu; İng. sugeçirmez uzun tozluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üzerinde kemer meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. korkutup hareketten alıkoymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tartıda ağır gelmek; ağır basmak; dengesini bozmak, devirmek; dengesini kaybetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bore, -borne) çöktürmek; başatlanmak, zorbalık etmek; yenmek, üstün gelmek; ağır basmak: fazla ürün vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zorba tavırlı; küstah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bade, -bidden, -bidding) açık artırmada başkalarından fazla fiyat vermek, gereğinden fazla fiyat artırmak; briç. deklarasyon yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üfleyip gidermek; (kum, kar ile) eserek kaplamak; (nefesli çalgıyı) asıl sesinden daha yukan sese çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. abartmalı, şişirilmiş; tazeliğini kaybetmiş (çiçek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. gemiden denize. go overboard A.B.D., k.dili fazla tutkun olmak. Man overboard ! Yetişin ! Adam denize düştü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla küstah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir uçak veya otelde mevcut yerlerden fazla rezervasyon kabul etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. taşıyabileceğinden fazla yük yüklemek; fazla sıkıntı vermek, fazla sorumluluk yüklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., briç. fazla deklarasyon yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla dikkatli, çok titiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-cast) s., i. karartmak; sürfle yapmak; s. bulutlarla kaplı; kasvetli; sürfle yapılmış; i. kaplama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla fiyat istemek; fazla yüklemek veya doldurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazla yük; fazla fiyat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir cpu’yu normalde çalışması gereken saat frekansı’ ndan daha yüksek saat frekansıyla çalıştırma işlemi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulutlarla kaplı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. palto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-came, -come) galip gelmek, alt etmek; yenmek, hakkından gelmek; gidermek, çaresini bulmak. be over come (with) etkilenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazlasıyle karşılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendine fazla güvenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla kalabalık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., foto. aşırı derecede develope etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-did, -done) fazla özenmek; gereğinden fazla pişirmek; fazla yorulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. belirli bir ölçüden fazla ilâç verme, dozu aşma; aşırı doz; kıs. O.D., o/d fazla esrar alma; fazla esrardan hasta olan veya ölen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bankadaki hesap mevcudundan fazla para çekme; açık itibar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-drew, -drawn) abartma ile söylemek; hesap mevcudundan fazla para çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oto. otomatik dördüncü vites.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gecikmiş, vadesi geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ate, -eaten) fazla yemek yemek, oburluk etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla tahmin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereğinden fazla teşhir etmek; foto filme fazla poz vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazla poz verme; fazlaca teşhir etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. taşmak; çok bol olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taşma; taşkın şey; çok bol şey; akaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pek bol; taşkın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. birbirini örtecek derecede büyümek (fidan); fazla boy atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yukarıdan aşağı inen (yumruk, raket darbesi); iğne ardı gibi dikilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-hung) i. üzerine süslü şeyler asmak; sarkmak, üzerine sarkmak; i. çıkıntı; çıkıntı derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereken onarımı yapmak için elden geçirmek; kontrol etmek; arkasından yetişip önüne geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kontrol; bakım ve tamir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. baştan yukarı, yukarıda, tepede, üstte, üst katta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. genel masraflar; s. baştan yukarıda olan, yukarıdan geçen; genel masraflarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-heard) rastlantılı olarak işitmek, kulak misafiri olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şişirilmiş; fazla büyütülmüş, abartmalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazlasıyle sevindirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düşmanın fazlasıyle üstesinden gelebilecek askeri olanak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazlasıyle yüklenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. kara yolu ile yapılan; z. karada, karadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) üst üste getirmek veya gelmek (yanyana duran iki şeyin kenarları); aşırmak, aşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. örten tabaka; kaplama; bir harita üzerine konan tamamlayıcı sayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-laid) kaplamak; üstüne yüklemek; matb. kâğıdın altını takviye etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla yüklemek veya doldurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazla yük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gözden kaçırmak, dikkate almamak; önem vermemek; yüksek bir yerden bakmak; muayene veya teftiş etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakış, yukarıdan seyretme; yüksek yer; gözden kaçırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahakküm eden kimse; başkasından üstün kimse; derebeyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., A.B.D. fazla, aşırı derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boyun eğdirmek, hakkından gelmek, üstün çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstün gelmek, yenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. pek çok, gereğinden fazla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. overnight

ekon. gecelik

Bir gece içinde olan, gerçekleşen.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s. gece esnasında, geceleyin, bir gece içinde, bir geceyi kapsayarak; dün gece; ani olarak, birdenbire; s. gece boyunca olan; bir gecelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. üst geçit; üstten geçen yol; f. üstünden geçmek; geçmek, üstesinden gelmek; görmezlikten gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-paid, -paying) fazla ödemek; değerinden fazla ödemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ağır basıp ikna etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. büyütmek, abartmak, mübalağa etmek; çok iyi oynamak. over play one's hand kendi olanaklarına fazla güvenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazlalık, artan şey, kalan miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nüfusun yüzölçümü ve olanaklara göre fazla olması veya büyük bir hızla artması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zararsız hale getirmek; cebir ve kuvvetle yenmek; çok tesir etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıkıcı, kahredici; çok kuvvetli (sebep, koku, his).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla yüksek fiyat koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.,i. üstüne yeniden basmak; i. basılan düzeltme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla değer vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. piyasaya göre fazla imal etmek. overproduction i. piyasayı etkileyecek kadar fazla imalât.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereğinden fazla korumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla önem vermek, önemsemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yetişip geçmek; ötesine geçmek; aldatmak, dolandırmak yürürken art ayağının tırnağı ön ayağının ökçesine dokunmak (at).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-rode, -ridden) tepelemek, ayak altında çiğnemek; önem vermemek, hakkını çiğnemek; fazla binerek yormak (at); tıb. (kemiğin kırık uçları) bir birine binmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla olgunlaşmış, geçkin, vakti geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geçersiz kılmak, kararını iptal etmek; hükmünü geçirmek, etkili olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (ran, run, running) üstüne yayılmak, kaplamak; istila etmek; üstünden geçmek; koşarak birini geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denizaşırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (saw, seen) idare etmek, seyretmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. idareci, müfettiş; ustabaşı, kalfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (sold, selling) fazla satış yapmak; satılacak şeyi fazla övmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cinsel istekle fazla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gölge etmek, gölgelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by