Bed-asl ne demek? | Bed-asl anlamı nedir? | Bed-asl

Bed-asl anlamı nedir?

Bed-asl ne demek?

Bed-asl anlamı nedir?

Bed-asl | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: bed asl

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, A. asi = soy). Kötü soylu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın isimlerinden.- Bedi’nin kulu. (bkz.el-Bedi).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z) yatakta, yatağın üstünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. m.). Abid’ler, ibadet edenler, kullar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aynı adı taşıyan iki kişinin hal ve sıfatı ve aralarında münasebet, aynı ismi taşıma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperturbable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve aşırı hareketlerde bulunmayan, vakur, ciddî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. dignified. austere. calm. demure. earnest. graceful. grand. imperturbable. matronly. only. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. decorous. demure. dignified. sage. sedate. sober. solemn. serious. grave. sober vakur. ciddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. earnest. reserved. sober. dignified. sacred. serious. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağırbaşlı olma hali; ağırbaşlıya yakışacak davranış, ciddiyet, vakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soberness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedateness. earnestness. reservedness. soberness. equanimity. levelheadedness. poise. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). beyazlık derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Arslan gibi cesur ve yiğit, savaş beyi. Büyük Selçuklu hükümdarı. Selçukluların en büyük zaferi sayılan Malazgirt zaferi onundur (l071).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subheading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom cap. lower cap. catch title. subheading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synonymity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavga, nizâ, gürültü: Çarşıda bir arbede oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fray. melee. affray. row. tumult. uproar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uproar. tumult. riot. hurly burly. squabble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عربده] kavga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. arbede = kavga, F. cüsten = aramak). Kavga çıkarmayı seven, kavgacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عربده جو] kavgacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Refakat, refiklik, şeriktik. Arkadaşlık etmek = Refakat etmek, beraber bulunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friendship. comradeship. company. companionship. fellowship. good fellowship. amity. association. camaraderie. friendliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amicability. amity. attachment. companionship. company. comradeship. fellowship. friendship. society. togetherness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friendship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

associate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be a friend of. to accompany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek ciddiye alınmayan aşk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصل] asıl. 2.kök. 3.gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Hiç bir zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

never. ever. in no way. on no account. not a bit. far from. not by a fraction. not an iota. by no manner of means. by no means. ne'er. nevermore. nohow. not at all. nothing. no way. nowise. in no wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by no means. never. on no account. never ever. no how. not at all. not a whit. in no wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصلا] hiçbir zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sâlih» ten itaf.). Daha iyi, tercih edilen: Aslah-ı mevcut (mevcudun en iyisi) budur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Aslahake Allah, aslahüm Allah, aslahuna Allah, aslahaküm, Allah suretlerinde «Allah ıslah eyleye» mânâsıyle ve ekseriya ıslaha muhtaç olanlar hakkında alay yoluyla söylenen dua tabirleridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşılama, (bk.) Aşılama. Aşlama kiraz. Aşlama su (içine buz konarak soğutulmuş su).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «aş» dan). Yemek yedirmek, Osm. it’Am etmek. (bk.) Aşılatmak, aşılamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arslan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lion. brave man. king of beasts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lion. braveman. big cat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lion's share. lion share.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leonine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lion-hearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Kurtagzı, Tavşandudağı, Anthirinum, Linaire, Muflier): Türlü renklerde yetişen güzel görünümlü bir bitkidir. Kokusuzdur. Daha ziyade süs bitkisi olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Bronşitte rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Şifalı Bitki

(Yabani acimarul, Karahindiba, Taraxacum officinalis, Dent de lion, Dandelion): Bileşikgiller familyasından, yol kenarlarında, çayır ve hendeklerde yetişen bir çeşit bitkidir. Yaprakları rozet şeklindedir. Çiçekleri sarıdır. Taze yaprakları salata olarak yenilebilir. Kökünde, Teraxacin, Levulin, Inulin ve şeker vardır. Yaprakları ilkbahar, kökleri ise sonbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Mesane ve kalınbağırsak iltihaplarını giderir. Gögsü yumuşatır, öksürüğü keser. Balgamlı ishalleri keser. Karaciger şişkinliğini indirir. Böbrek ve safra taşlarını düşürür. Sarılıkta faydalıdır. Anne sütünü artırır. Taze filizleri kırıldığı zaman akan sütü de dişleri temizler. Ögütülen kökü, kahveye de katılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lady's mantle. carbuncle. sore of anthrax şirpençe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(alchemila vulgaris): Gülgillerden; çayırlarda, ormanlarda yetişen ve türlü çeşitleri olan bir yabani bitkidir. 5-7 parçalı olan yaprakları büyüktür. Kökü geniştir. Çiçekleri; ufak yıldız şeklinde olup, yeşilimtıraktır. Mart-Temmuz ayları arasında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler:Ateş düşürür. Vücuda kuvvet verir. Yarımbaş ağrılarını keser. Anne sütünü artırır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (edat). (z). eğri olan, yan, meyilli ; edat üzerinden meyilli olarak; (z). meyilli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşılama yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). uykuda olan, uyuşmuş; (z). uyurken, uykuya. fall asleep uykuya dalmak. fast asleep derin uykuda. My foot is asleep. Ayağım uyuşmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Kök veya soy bakımından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

originally. essentially. fundamentally. intrinsically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

originally. fundamentally. basically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performing the duties of an office by right and not as a substitute. in the capacity of a principal and not agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «asıla dan imen.) (mü. asliyye). 1. Baştaki, başlangıçtaki, doğuştaki, en evvelki, Osm. kadîmî: Şekl-i aslîsi. Hey’et-i asliyyesi. 2. Bir şeyin teferruatına, suret ve tercümesine ait veya Arız olmayıp kendisine mensup ve müteallik olan, zâtî: Metn-i aslîsi. Kavaid-i asliyesi. 3. En başlı, esasî: Me’mûriyyet-i asliyyesi. Hatt-ı aslî: Demiryollarında, ana hat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

original. original copy. essence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. fundamental. essential. principal. radical. original. genuine. primitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصلی] asıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Asıl, tek, dip, kütük, temel, esas, kaide, kural, hakikat. 2.Soy, sop, nesep. 3.Bir şeyin belli başlı kısmı, başlangıç, baş yer, sıhhat. 4.Hakiki, esaslı, halis, safi. 5.Esasen, zaten, başlıca, en ziyade, hakikaten.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basic salary. basic salary (of which the actually paid salary is a multiple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. İ.). Armonide süs notası olmayan nota.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

original copy / text.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - Aslı ve Han kelimelerinden türetilmiş birleşik bir isimdir. Kerem ile Aslı hikayesinin kadın kahramanıdır. Güzelliğinin yanında saçlarının uzunluğu ve gürlüğünden bahsedilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tenasül organı eksik olup, evlenmeye ve doğurmaya yaramayan (karı) retkaa. (i.). Bu tabiî noksan. Aslık İlleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «aş» dan). Yiyinti, yiyecekler, erzak, zahire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erzak müteahhidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). meyilli, yatyk, eğri; (z). meyilli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اصل و نسل] soy sop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşrete düşkünlük, bekrilik, aşırı sarhoşluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debauchery. dipsomania. intemperance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بادبدست] eli boş, züğürt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikenli, kancalı. barbed wire dikenli tel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlayış, bir işe girişme. m

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commencing. inceptive. starting. connecting. start. begin. starting. go-off. inception. initiation. kickoff. launching. onset. outbreak. throwoff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. commencement. start. beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starting. beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «baş» tan). Başlamak. İşe, derse, yemeğe başladı. Daha başlamadık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. start. commence. get going. come on. cut along. enter into. enter on. enter upon. fall to. get. get to. go. go off. inaugurate. introduce. kick off. knuckle down to. launch. launch out. launch out into. lay down. get a move on. open. set about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. come. commence. initiate. originate. start. undertake. to begin. to start. to commence. to come on. to enter into. to fall to. to get cracking. to originate. to accede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to begin. to start. to commence. come into being. come on. embark. fire away. get down to. go ahead. inaugurate. introduce. lead off. to get a move on. open. rise. set in. set out. set out on. start off / out. take up. to get under way. weigh in. wire awa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başlangıç, açma, Ar. mebde. 2. Mukaddime, dîbâce, önsöz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commencing. starting. beginning. early. elementary. opening. preliminary. beginning. incunabula. start. commencement. origin. big bang. departure. approach. cradle. dawn. doorway. exordium. first. go-off. inception. incipience. incipiency. infancy. i.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. beginning. birth. commencement. elements. genesis. germ. inception. infancy. initiative. introduction. origin. outset. preliminary. prelude. start. threshold. preface. foreword. elementary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

initial. origin. beginning. start. birth. commencing. conception. debut. elementary. genesis. germ. inception. infancy. introduction. opening. outset. preamble. prelude. prolegomenon. prologue. push off. seed. spring. starting. startup. threshold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginning point. starting point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Initial Capital)

Kayıtlı sermaye sistemine tabi ortaklıkların sahip olmaları zorunlu asgari çıkarılmış sermayeleridir.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Initial Margin)

Vadeli işlem sözleşmesinde uzun veya kısa pozisyonalan yatırımcının pozisyon açarken yatırması gereken teminattır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Başlangıçla işe girişmek: Buradan başlanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be begun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Başlıyarak, başlanma. 2. Baş bağlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başlanmak: Bu işe başlandı. Yarın derse başlanacaktır. Baş peydâ etmek, baş bağlamak, yuvarlanmak, yuvarlak olmak: Lahana başlanmaya başladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be begun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

initiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starting. putting in action. initiation. send off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başlatmak: Orağı bitirdiler, bugün harmana başlatacağım. Coğrafya dersine başlattım. 2. (Çocuğu) mektebe vermek: Çocuğu mektebe başlattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. start. give a start. open the ball. commence. get going. induct. initiate. institute. launch. lead away. lead off. open. set off. stir up. trigger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. initialize. initiate. instigate. originate. start. to start. to initiate. to instigate. to trigger. to cause. to cause to swear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

start. initiate. launch. to start. to put in action. lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlamak işi ve tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginning. opening. initiation. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başı, tepesi olan. 2. Yuvarlak, top, müdevver: Başlı lahana. 3. Esaslı, ehemmiyetli: En başlı işimiz. 4. İleri gelen, başa geçen, nüfuzlu: Belli başlı. 5. Silme olmayan, doruklama: Başlı ölçek. Başlı başına = Kendi başına, müstakillen. Büyük başlı = Akıllı, zeki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headed. having a head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate / dependent in itself independently. by oneself. on one's own.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başka şeylerden ayrı. Kendi başına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). En ehemmiyetli, en esaslı, en seçkin: Sâdî’nin başlıca eserleri Gülistân’ıyle, Böstân’ıdır. En ziyade, en evvel: O, başlıca bu işle meşgul olacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. main. primary. prime. cardinal. essential. leading. ruling. staple. mainly. primarily. mostly. principally. chiefly. largely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential. mainly. primary. prime. principal. ruling. uppermost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chiefly. mainly. principally. grand. largely. leading. for the most part. pre eminently. primal. primarily. principal. ruling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başı yağmurdan muhafazaya mahsus, yağmurluğa bağlı veya ayrı örtü, kukulete: Kaput, muşamba başlığı. 2. Harbde başı ok ve kılıçtan muhafazaya mahsus siper, tulga, miğfer, hod. 3. Direk başı, tepelik. 4. Atın başını ve ensesini muhafazaya mahsus kılıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Reislik, sergedelik, Amirlik. 2. (Çağatayca’da: Başlığ). Reis, Amir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headgear. prelims. helmet. bonnet. cap. head-dress. headpiece. title. headline. heading. caption. casque. chapiter. hood. lemma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonnet. cap. headdress. headgear. headline. hood. title. helmet. capital. heading. caption. bride's price. money paid by the bridegroom to the bride's family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caption. heading. title. cap. headline. headscarf. crown. helmet. capital. heading. address director. capital heading. contents heading. cowl. crest. ferrule. head gear. head piece. headpiece. hood. superscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headed. helmeted. hooded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wearing a cap. entitled. headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untitled. bareheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). legen; legen dolusu; havuz; havza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Kötü, fena. 2. Çirkin, nâhoş, soğuk: Bed koku. Kötülük, fenalık, şer: Nİk ve bedi (iyi ile kötüyü) farketmek. (Birçok sıfat terkiplerinin teşkiline de girer ki başlıcaları sıralarında zikrolunacaklardır). Bed-renk = Açıkla koyu arasında kirlimsi renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An article of furniture to sleep or take rest in or on; a couch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specifically: A sack or mattress, filled with some soft material, in distinction from the bedstead on which it is placed , or this with the bedclothes added.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a general sense, any thing or place used for sleeping or reclining on or in, as a quantity of hay, straw, leaves, or twigs. Marriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plat or level piece of ground in a garden, usually a little raised above the adjoining ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mass or heap of anything arranged like a bed; as, a bed of ashes or coals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bottom of a watercourse, or of any body of water; as, the bed of a river.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer or seam, or a horizontal stratum between layers; as, a bed of coal, iron, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Gun carriage, and Mortar bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The horizontal surface of a building stone; as, the upper and lower beds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A course of stone or brick in a wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place or material in which a block or brick is laid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lower surface of a brick, slate, or tile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The foundation or the more solid and fixed part or framing of a machine; or a part on which something is laid or supported; as, the bed of an engine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The superficial earthwork, or ballast, of a railroad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The flat part of the press, on which the form is laid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To place in a bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make partaker of one's bed; to cohabit with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To furnish with a bed or bedding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To plant or arrange in beds; to set, or cover, as in a bed of soft earth; as, to bed the roots of a plant in mold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lay or put in any hollow place, or place of rest and security, surrounded or inclosed; to embed; to furnish with or place upon a bed or foundation; as, to bed a stone; it was bedded on a rock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dress or prepare the surface of stone) so as to serve as a bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lay flat; to lay in order; to place in a horizontal or recumbent position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To go to bed; to cohabit. a piece of furniture that provides a place to sleep; 'he sat on the edge of the bed'; 'the room had only a bed and chair' a plot of ground in which plants are growing; 'the gardener planted a bed of roses' a foundation of earth o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a piece of furniture that provides a place to sleep; 'he sat on the edge of the bed'; 'the room had only a bed and chair'. a plot of ground in which plants are growing; 'the gardener planted a bed of roses'. a depression forming the ground under a body of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The steel flat table of a cylinder printing press upon which the type sits during the printing process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The area surrounding the lane, including the approach, the pit, and the gutters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Base on which the type rests on a flat-bed letterpress printing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bed is the foundation on which the lathe is built.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire area a lane is set into, from the approach to the pit, including the channels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A narrow flat-topped ridge on which crops are grown with a furrow on each side for drainage of water or an area in which seedlings or sprouts are grown before transplanting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of rock in the earth Also the bottom of a body of water such as a river, lake, or sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bottom of a channel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In geology the term bed refers to a individual layer of the rock, which is distinguishable from the beds above and below it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of rock, usually sediments, which is homogeneous in composition One bed is separated from another by a bedding plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The substrate plane, bounded by banks, over which the water column at some point in time resides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subdivision of a stratified sequence of rocks, lower in rank than a member or formation, internally composed of relatively homogeneous material exhibiting some degree of lithologic unity, and separated from the rocks above and below by visually or physi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the relatively flat or level bottom of a body of water, as in a lakebed or riverbed. the base on which the paper is held in a press. A ridge of soil formed for planting crops above furrows on each side, An area in which seedlings or transplants

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer within a sequence of sedimentary rocks defined by planar to irregular boundaries representing an original depositional surface. In relation to any river - i For the purposes of esplanade reserves, esplanade strips, and subdivision, the space of la

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That part or a conveyor upon which the load rests or slides while being conveyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bottom of a watercourse, or any body of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sedimentary structure that usually represents a layer of deposited sediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A section of a number, usually used when referring to triples and doubles All three darts in the same triple is called Three in a Bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That part of a conveyor upon which the load or carrying medium rests, rolls or slides while being conveyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In geology, a smal, distinct rock unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The spring portion of a trampoline that athletes bounce on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بد] kötü. bed etmek başlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak, karyola; çiçeklik, tarh; yığın; evlenme; nehir yatağı; tabaka, kat (kaya,arazi); mezar. bed linen yatak takımları. bed and board yiyecek ve yatacak yer, iaşe ve ibateş confined to bed yatağa düşmüş. go to bed yatmak. make a bed yatak yapmak. m

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yatak temin etmek, yatırmak; misafir etmek; dikmek (çiçek); gömmek; tabakalar halinde dizmek; yatmak. bed down at ve inek gibi hayvanlara samandan yatak yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). Başlangıcı kötü; kötü bir şekilde başlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bed = kötü, ahter = yıldız, talih). Talihi kötü, bedbaht.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, A. asi = soy). Kötü soylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, Ayîn = resm ve Adet). Adeti, Ayîn ve mezhebi kötü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir şeyi beğenmeyen, her şeyi fenâ gören adama yakışacak surette, kötümserce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fenâ görürlük, kötümserlik, bedbinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, bû = koku). Kötü kokulu, fena kokan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, çehre = yüz). Kötü çehreli, çehresiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Kötü endamlı, biçimli olmayan, biçimsiz, çarpık, kambur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, endîşîden = düşünmek). Kötülük düşünen, herkesin kötülüğünü düşünen ve arzu eden, bed-hâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, fercam = encâm). Encamı kötü, sonu fena.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, fiâl = işler). İşi kötü, fena işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, gevher = asıl, maya). Aslı, esası ve mayası kötü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, güften = söylemek). Herkes hakkında kötü söz söyleyen, dedikoducu, müzevir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, güman = zan). 1. Fenalık düşünen, herkesin fenalığında bulunan, bed-hâh. 2. Her işde bir fenalık gören, vesveseli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, hâsten = istemek). Başkasının kötülüğünü isteyen, kimsenin iyiliğini arzu etmeyen, garazkâr, kötülük isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâli kötü, kötü halli, fena bir halde bulunan, düşkün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BED-HUY (i. F. bed = kötü, hû = tabiat, ahlâk). Kötü huylu, fena tabiatlı, kötü alışmış, huysuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, kâr = iş). İşi kötü, fenalıkta bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, kirdâr = tabiat). Kötü tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. bed = kötü, likâ = yüzü). Yüzü çirkin ve kötü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mayası bozuk, soysuz, sütübozuk

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. 1. Sarhoşluğu kötü, fenâ sarhoş. 2. Kendini bilmeyecek derecede sarhoş, kendinden geçmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Bedmestlik, sarhoşluk, kendinden geçmişük

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, nihâd = tabiat, huy). Kötü tabiatlı, fena huylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, nijâd = nesil). Soyu kötü, (Osm.) bed-asl, fürûmâye, soysuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed =. kötü, sîret = ahlâk). Kötü ahlâklı, ahlâksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, zeban dil). Kötü söz söyleyen, hicveden, edepsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bediîlik, güzellik; yenilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدعهد] sözünde durmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BEDAHE (i. A.). 1. Açık, bedîhî, yani zâhir ve lyan ve delil ve ispattan müstağni olma: Bedâhete karşı söz söylenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) Birdenbire, ansızın, düşünmeksizin: Bedâheten bir beyit söyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بداهة] düşünmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بداخلاق] ahlaksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Amu-derya’nın kaynağı olan Perc’in yukarı mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Bedahşan).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).bulaştırmak, sürmek, kirletmek, karalamak; aşırı derecede süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça bâd-ı hava’ dan). Parasız, meccanen, beleş (bilâ şey): Bedava sirke baldan tatlıdır, mec. Pek ucuz: Bunu bedava almışsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. free of charge. no charge. cheap as dirt. dirt cheap. dirt-cheap. gratis. gratuitous. for nothing. gratis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complimentary. free. gratis. gratuitous. buckshee. dirt cheap. very cheap. for free. for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free of charge. free-of-charge. free. gratis. for nothing. dirt cheap. cost- free. costless. for free. free of charge. free of payment. as a / by free gift. gratuitous. no expense to be incurred. on the house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her işini parasız veya çok ucuza sağlamaya çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who wants to get things for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giveaway fas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدآواز] kötü sesli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bedevîlik, bâdiyenişinlik, göçebelik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بداوت] göçebelik. 2.bedevîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bedîa). Bedîalar, güzellikler, (bk.) Bedia.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدایع] yeni ve güzel şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözünü kamaştırmak, şaşırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, baht = talih). Talihi kötü, talihsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunate. unhappy. unlucky. miserable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elend. unglücklich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدبخت] tahilsiz. bedbaht etmek mutsuz etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahtsızlık, talihin müsaadesizliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misfortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, dîden = görmek). Kötümser, herkesin kötülüğünü gören ve arayan. Bilhassa politika dilinde Fransızca pessimiste kelimesinin tercümesi olarak kullanılır ki, her hali fena görmeye meyleden demektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic kötümser. karamsar. pesimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic. despondent. downbeat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدبين] kötümser, karamsar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدبو] kötü kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahtakurusu, zool. Cimex lectularius

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدچشم] kötü gözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدجنس] kötü cinsli, cinsi bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,coğ. yatak örtüsü, battaniye gibi yatak takımları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بددل] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak takımı; samandan yapılmış hayvan yatağı, gelembe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin aleyhinde olunan dua, tersine dua: Birinin bedduasını almak, bedduasına uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curse. malediction. imprecation. damn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curse. malediction. imprecation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprecation. malediction. curse. damn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بددعا] ilenç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Başlama, (Osm.) şurû, Agaz: işe, yazıya bede etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). süslemek, tezyin etmek; donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bedelât). 1. Bir şeyin yerini tutan veya tutabilen, yerine geçen: Bir deve iki beygire bedeldir. 2. Karşılık, ivaz, bir şeyin yerine verilen: Malımı kaybettinizse bedelini vermeye mecbursunuz. e. Bedel olarak, yerine: HÜn-ı dil nûş ederim bâde-i gül-gûna bedel. Bed«l-i askerî = Osmanlı devletinde Müslim olmıyan tab’anın askerlik hizmetine bedel verdikleri vergi, eski cizyenin yerini almıştır. Bedel-i şahsî = Osmanlı devrinde bizzat askerlik etmek istemeyenlerin, maaşla kendi yerlerine gönderdikleri adam. Bedel-i nakdî = Askerlik hizmetinden kurtulmak için verilen belirli meblâğ. Tayın bedeli = Askerlere tayınları yerine verilen para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitutional. worth. substitute. equivalent. price. pay. worth. compensation. consideration. forfeit. offset. purchase money. quid pro quo. quittance. rate. requital. wages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. price. toll. value. worth. equivalent. substitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Beadle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consideration. worth. price. remuneration. value. equivalent of. in exchange for. sum paid for exemption from military service. person who makes the pilgrimage to Mecca in the name of another. compensation. cost. offset. pay. quid pro quo. quittance. subs

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Değer, kıymet. 2.Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدلات] bedeller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Askerlerin tâyînât puslalarını alıp satarak bundan istifade ve ticaret eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Askerlerin tâyînât puslalarını alıp satmak işi ve bundan olunan ticaret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bedel olarak, bedel suretiyle, aynen ve şahsen tâbirinin mukabili: Tâyînâtı aynen mi, yoksa bedelen mi alıyorlar? Askerlik hizmetini bedelen veya şahsen ifa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bedel ödenilen, bedeli olan. 2. Bedelci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having the value of. one who has paid to be exempted from his military service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Rights Issues)

Şirketlerin sermaye artırımı karşılığında çıkardıkları hisse senetlerini nominal değerinden veya daha yüksek bir fiyattan satmak suretiyle gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarına denir. Söz konusu hisse senetleri ortaklara satılabileceği gibi (rüchan hakkının kullandırılması), ortaklar dışındaki yatırımcılara da satılabilir. (rüchan haklarının kısıtlanması). Bedelli sermaye artırımına katılım bedeli belli bir süre ile sınırlıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Bedel ödenmeyen, bedeli olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. without charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. without charge. gratuitous consideration. free of cost. without cost. costless. for free. nonremunerative. on the house. past consideration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import without foreign exchange transfer. import with waiver. unpaid non-quota imports. non-cost import. imports free from payment. import without waiver. imports free of payment. import without velue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Bonus Issues)

Anonim ortaklıkların, iç kaynaklarından yaptıkları sermaye artırımı karşılığı çıkardıkları hisse senetlerini bir bedel almaksızın ortaklarına dağıtarak gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarıdır. Bedelsiz hisse senedi alma hakkı bir süre ile sınırlandırılamaz.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). beadsman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ebdân). 1. Gövde, vücut, ten: İnsanın, hayvanın bedeni. 2. Vücudun kol, bacak ve baş gibi ayrıca kısımlarından başka merkezî kısmı, ağacın dal ve budaktan başka olan kısmı, kütük, gövde. 3. Kale bedeni, bârû. 4. Kendilik, nefs, zât, şahıs: Köprünün masraflarını bedeninden verdi. Beden duvarı = Binanın dört tarafına yapılan kalın duvar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. trunk. size. form. flesh. frame. person. tabernacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. flesh. frame. the flesh. trunk. size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Abyssinian or Arabian ibex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is probably the wild goat of the Bible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. trunk. size. aspect. bone. frame. physique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calisthenic exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gym.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calisthenics. exercise. gymnastics. physical education. physical jerks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manual worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بداندیش] kötü düşünceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bedeniyle, cismiyle, şahsen, vücudiyle, nakden ve bedenen mukabili: bedenen hizmet etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدنا] vücutça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bedeniyye). Bedene mensup ve müteallik, cismânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

somatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnal. corporeal. corporal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical. corporal. bodily. carnal. corporeal. fleshly. gestic. material. organic. sensual. somatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animal. bodily. corporal. earthy. personal. physical. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodily. fleshly. material. physical. physically. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkalarına dua etmekle hayatını kazanan kimse, duahan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزستان] bedesten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: bezistân, kullanılanı: Bedesten). Kıymetli kumaşlar, silâhlar ve mücevherler vesaire alışverişine mahsus örtülü ve mahfuz çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered bazaar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market where antiques. objets d'arts. jewelry etc. are sold. vaulted and fireproof part of a bazaar where valuable goods are kept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bedeviyye). Bâdiyede yani çölde, çadır ile konup göçerek yaşayan; medenî mukabili: Akvâm-ı bedeviyye = Bedevî kavimler. Bu halde yaşayan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedouin. bedouin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedouin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bedouin. nomadic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدوی] çöl arabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çileden çıkartmak, azap vermek, eziyet etmek; cinnet getirtmek; bozmak, ifsat etmek. bedevilment (i). çileden çıkartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bâdiye ve çölde, çadır altında yaşayan ve konup göçen halkın hali. Çadırda oturma, medeniyyet (şehirlilik) zıddı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدویت] göçebelik. 2.bedevîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çiğ taneleri ile ıslatmak, nemlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak arkadaşı, yakın dost.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدفرجام] kötü sonlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدگو] dedikoducu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدگهر] kalbi bozuk, mayası bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدخواه] birinin kötülüğünü isteyen, kötü niyetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başkasının kötülüğünü arzu eden adamın hali. Garazkârlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدخو] huysuz, kötü huylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. bedîa). 1. Nümune ve emsali olmayan bir şeyi yaratan ve icad eden: Bedi-üs-semâvât vel-arz = Arzın ve semanın yaratıcısı, yani Tanrı. 2. Nümune ve emsali olmayan, yeni icad, yeni, görülmemiş, nâdîde: Nazm-ı bedî, sun’-ı bedî (edebiyat). Yazının lafzî ve manevî süslerinden bahseden ilim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدیع] güzel, yepyeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyi örneği olmadığı halde meydana getiren. 2.Yoktan vareden. Allah’ın 99 isminden birisidir. 3.Söz estetiği, halin muktezasına uyan delilleri açık şekilde belirtme ve sözü güzelleştirme yollarına ait bilgiler toplamı. 4.Güzel, güzellik. Bedi b. Mansur. Hanefi fıkıh alimi (Sivas-1223). El-Bahru’1-Muhit adlı bir fıkıh eseri vardır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (c. bedâyî). Nâdide ve güzel, yeni icad edilmiş şey: Bugünkü medeniyetin bedâyti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدیعه] yepyeni şey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yüksek estetik değerde, sanat eseri. 2.Beğenilen ve takdir edilen şey. Eşi az bulunur güzellikte. 3.Ülkü, ideal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Bedîdar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Meşhur, görünür, açık meydanda. (Hüveyda).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Görünür, Ar. meşhûd, zâhir, lyan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).(eski) donatmak, süslemek, tezyin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şan ve şerefi büyük olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ansızın, düşünmeden söylenilen güzel söz. Hazırcevaplık, ber-bedîhe, bedâheten, irticâlen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدیهه] düşünmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Düşünmeden, birden bire söylenen güzel söz. 2.Başlangıç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bedîhiyye). Delil ve ispata muhtaç olmayacak derecede zâhir ve açık olan: Kâinatın bir yaratıcının kudret elinden çıktığı bedîhîdir. (mantık) Mantıkta bir kıyas çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدیهی] kuşkusuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Besbelli, açık-apaçık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. mantık). Delil ve ispata muhtaç olmayacak görünüşte açık ve anlaşılan şeyler, umûr-ı bedîhîyye: Be dîhiyyâta karşı söz söylemek abestir

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Estetik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Estetik ilmi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karartmak, donuklaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Bedi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bedr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dolunay, ondört gecelik ay.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İşleri kötü idare eden. 2.Çapkın kadın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars) (Erkek İsmi) - İleri görüşlü, aydın lid(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zamanın harikası. 2.Asrın mükemmel insanı. - Daha çok lakab olarak kullanılır. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Risale-i Nur Külliyatı’nı telif etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eski gösterişli ve kaba bir şekilde süslemek, donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدکار] kötü hareketli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük karışıklık ve gürültü, şamata; akıl hastanesi, tımarhane; b.h. Londra'da bulunan St Mary of Bethlehem adlı akıl hastanesi. Bedlam broke loose Kızılca kıyamet koptu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akıl hastası, deli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yataksız, karyolasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kötülük, çirkinlik 2. Sertlik, katılık, sert muamele.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدلقا] çirkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yatak gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدمایه] mayası bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدمست] içip içip dağıtan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدمستی] içip içip dağıtma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) ed+mes] içip içip dağıtma. bedmestlik etmek içip için dağıtmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدمهر] sevgisiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, nâm = ad). Kötü ad kazanan, kötülükte şöhret bulan, kötülükle ismi yâd olunan: Bu harekâtıyla bed-nâm oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدنام] adı kötüye çıkmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدنگاه] kötü gözlü, kötü bakışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدنهاد] kötü yaratılışlı, soysuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Orman horozu, yaban tavuğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). bedevi, çölde yaşayan göçebe Arap; (s). bedevilere ait, bedevilerle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak lâzımlığı; yatak ısıtacak kap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karyola direği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدر] dolunay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Dolunay, on dört gecelik ay. (coğrafya). Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında bir yer ki, Peygamberimizin meşhur gazasının geçtiği yerdir. Ashâb-ı Bedr: Bu gazâda bulunan sahâbe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kirletmek bulaştırmak, ıslatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Aslı «bedraha» ya ni yolun büyüğü olup Arapçalaşmıştır). Rehber, kılavuz, yol gösterici, delil (Bedrika okunması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Sert başlı at.2.Daima. 3.Hoş latif, yakışıklı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدره] para kesesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Din’in nuru, ışığı. 2.Dinin aydınlığı, dinde bilgelik. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدرفتار] kötü davranışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدرقه] uğurlama, yolcu etme. 2.kılavuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yol gösteren, kılavuz.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sırılsıklam etmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İçi altın dolu kese. Bedr-i Dilşan b. Mehmed b. Oruç b. Gazi b. Şeban: (XV. yy. il yarısı) Türk şairlerinden. Murat II. adına yazdığı Murat namesi ünlüdür. 2.Ayla ilgili, ayın ondördü gibi güzel.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yatalak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay’a ait. 2.Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüzeydeki tabakalar altındaki asıl kaya; en alt seviye; temel ilkeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sırtta taşınabilen tomar şeklinde bağlanmış yatak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدرود] veda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ay yüzlü. 2.Fatımi devleti vezir ve serdarlarındandır. 2 defa Şam valisi olmuştur. (1013-1094).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dolunay yüzlü kadın.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). yatak başucu, hastaya bakan kimsenin veri; (s). yatak başucunda olan. bedside manner doktorun hastaya karşı tutumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدسگال] kötü düşünceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدسيرت] ahlaksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدسرشت] kötü yaratılışlı, mayası bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., tıb. yatak yarası, uzun zaman yatmaktan ileri gelen yatak çıbanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak örtusü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karyola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden şilte yapmak için kullanılan bir çeşit saman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدتر] daha kötü, beter.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatma vakti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدطينت] tıynetsiz, karaktersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eski yazıda mektup zarflan üzerine yazılması ve zarfa basılan mühüre kazdırılması mûtad, aslı meçhul bir sözdür. «Buda» isminden galat olması düşünülebilir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük, yüce, gösterişli, önemli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدزبان] ağzı bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدزهره] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

main. eminent. notable. well-known.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değerli eşyanın satıldığı kapalı çarşı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی بدل] eşsiz, benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, el = harf-i tarif. Bedahât = düşünmeden ve birdenbire yapmak). Düşünmeksizin, derhal, ansızın, Anîde, bedâhaten, irticâlen: Bil-bedâhe şu kıt’ayı söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernization. becoming contemporary / contemporaneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become modernized. to become contemporary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become contemporary. to modernize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to modernize. contemporize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporaneousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporaneity. modernity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporaneity. modernism. modernity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body and soul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with heart and soul. hand and foot. with might and main.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جاذبه دار] çekici, cazibeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steel helmet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dual citizenship. dual nationality. double nationality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ters, aksi, huysuz, sert, haşin; anlaşılması güç, muğlak (yazı). crabby (s). ters, huysuz, sert, haşin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountain lion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

older than.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstanbul’da Belediye konservatuarının eski adı. Daha sonra Şehir Tiyatrosu denmiştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالبدایع] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دمبدم] her an.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea lion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapı kapı gezen, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagrant. vagabond. tramp. irregular. untidy. slovenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovenly. untidy. fugitive. slipshod. unkempt. vagabond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربدر] aylak, avare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapı kapı gezenin hali, serserilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست بدست] elden ele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu inanç ve görüşün nereden kaynaklandığı bilinmiyor. Güya devekuşu başını kuma gömünce düşmanlarını ve gelecek tehlikeyi görmez, onun için de rahatlarmış. Güney Afrika’da 80 sene boyunca yapılan gözlemlerde böyle bir olay görülmemiştir. Hiçbir devekuşu kafasını kuma gömmeye teşebbüs etmemiştir. Zaten bunu yaparlarsa boğulacakları da kesin.

Her ne kadar beyinleri gözlerinden küçük olsa da, kuş dünyasının en akıllılarından olmasalar da, devekuşları kendilerini gizlemek için başlarını kuma gömecek kadar da aptal değillerdir. Bu görüntünün asıl nedeni devekuşu yavrularının yırtıcı hayvanlarım saldırılarına karşı açık ve korumasız olmalarıdır. Onlar yetişkin devekuşları gibi hızlı koşup kaçamazlar. Bir tehlikeyi sezdiklerinde aniden kendilerini bulundukları yere bırakarak, hareketsiz kalıp çevreye uyum sağlayarak düşmanlarının dikkatlerinden kaçtıklarını ümit ederler.

Anne devekuşları bazen bütün vücutlarını, kanallarını da açarak toprak üzerine yatırırlar ve yavrularını güneşin kavurucu etkisinden korumaya çalışırlar. Ayrıca devekuşlarının dinlenirken boyun kaslarını rahatlatmak için veya çok sık olmasa da uyurken bazen bu pozisyonu aldıkları biliniyor. Hatta bir görüşe göre, bu pozisyonda kafalarını yere dayayıp düşmanlarının ayak seslerini dinledikleri de ileri sürülüyor.

Daha yumurtadan çıkar çıkmaz erişkin bir tavuk büyüklüğünde olan devekuşu yavrularının uzun boyunları genellikle bej rengindedir ve üzerlerinde siyah çizgiler vardır. Bu renklerle ot renkleri ve gölgeleri karışarak iyi bir kamuflaj imkanı sağlar. Bu durumda otların aralarına başlarını soktuklarında vücutları görünürken boyun ve baş kısımları görülmez. Görülmeyen başın kuma gömülmüş gibi insanlar tarafından algılanmasının nedenlerinden biri de bu olabilir.

Bu tip uçamayan büyük kuşların başlarını kuma gömme gibi aptalca bir savunma sistemine zaten ihtiyaçları yoktur. İşitme ve görme duyuları son derecede iyidir. Boylarının da avantajı ile çevreyi çok iyi gözleyebilirler. Düşmanı diğer av adaylarından önce sezebilirler.

Üç metrelik boylarına ve 100 - 150 kilogramlık ağırlıklarına rağmen saatte 50 kilometre hızla koşabilirler. Köşeye sıkıştıklarında ise kolay teslim olmazlar. Çok seri ve kuvvetli tekme atabilirler, uzun boyunları sayesinde düşmanı yaklaştırmadan mücadele edebilirler.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceited. obstinate. intractable. opinionated. stiff necked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkward. bullheaded. headstrong. refractory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wayward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigheadedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itaatsizlik, baş kaldırma, serkeşlik. disobedient (s). itaatsiz, asi, serkeş. disobediently (z). itaatsizce, serkeşçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dolaşarak varılan, doğru olmayan, sapa: Dolaşlı yol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bıyığı yeni terleyen genç adam. 2. Kalın ve gür kaşlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Başkalarının duygularına, sevinç ve acılarına katılma isteği veya hali. Ar. tecâzüb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sympathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah ebedi eylesin, daim eylesin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Abâd) Sonu olmayan gelecek zaman. Ar. müstakbel. Mukabili: Ezel (başı olmayan geçmiş zaman). Ilel-ebed = Nihâyetsiz, dâima. Ebed-ül-eb«d = Hiçbir vakit, aslâ. Minel-ezel ilel-ebed = Başlangıcı olmayan ve nihayetsiz bir zamanda. Ebed-müddet = (Yanlış bir terkiptir). Sonsuz, tükenmez, ebedî müddet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابد] sonsuz gelecek zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Sonu olmayan gelecek. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (menfî cümlede). Hiç bir vakit, ilelebed, nihayetsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدا] asla, hiçbir zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ebed» den imen.) (mü. ebediyye). Sonu olmayan, gelecek zamana mensup ve müteallik. Sonsuz, zevâlsiz, tükenmez: Ebediyyüd-devâm = Ebediyen dâim olacak. Mukabili: Ezelî: Başlangıcı olmayan. Türkçe: Hiç bir vakit, aslâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

never ending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abiding. eternal. everlasting. perpetual. never-ending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternal. deathless. perennial. perpetual. timeless. undying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدی] sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become immortal / eternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpetuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to eternalize. to immortalize. perpetuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. immortality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternally. forever. for ever. in perpetuity. to perpetuity. for perpetuity. for evermore. ad infinitum. everlasting. evermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evermore. forever. eternally. for ever. for good.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in perpetuity. eternally. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EBEDİYYET) (i. A.) 1. Ebedî olan şeyin hali ve sıfatı, daimîlik, müebbetlik, zevalsizlik. 2. Sonsuz, gelecek zamanın hâli: Ebediyyeti düşündükçe akla durgunluk gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. endlessness sonsuzluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Ebedî olarak. Ar. ilelebed.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدیا] sonsuza kadar, asla, hiçbir zaman

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدیت] sonsuzluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ded, -ding) içine koymak, gömmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Aslan gibi, güçlü kuvvetli erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Temelini atmak, bir temel üzerine bina etmek. 2. Sağlatmak, sağlam şekilde bağlamak. 3. Tashih ve tahkik etmek, düzeltmek, araştırmak. 4. Teferruatına sonra girişmek üzere asıl mevzuu kararlaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Temelleşmek, teessüs etmek. 2. Sağlamlaşmak, 3..Tahakkuk etmek, gerçekleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Teferruattan sayılan veya geçici olmayıp işin asıl ve esasına ait olan: Buna esaslı bir çare düşünmeli. 2. Sağlam, kuvvetli, dayanıklı: Esaslı bir binadır. 3. Sahih, doğru, muhakkak: Esaslı havadis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential. real. true. fundamental. main. based. founded. principal. basic. solid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fundamental. inclusive. broad. effective. good. drastic. elemental. essential. positive. radical. strong. vital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فصل] mevsim. 2.bölüm. 3.çözümleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fasıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Fas halkından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moroccan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s)., (i). işsizliği önlemek için bir işe gereğinden fazla işçi almak; (s). bununla ilgili; (i). bu sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aslında.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الاصل] aslında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yıkama, su ile temizleme: Vücudu, elleri gasletmek. 2. Ölünün ve kefene sarılmadan cenaze namazı kılınmadan önce teneşir üzerinde yıkanmast.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غسل] ölü yıkama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gasl.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gaz ışığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

figurehead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül bedenli, gül vücutlu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Zarif, ince vücuda sahip. Gülbeden Begüm, Babur Şah’ın kızı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گنبد] kümbet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hakşinâs olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حل و فصل] halletme, yoluna koyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Haşlamak işi. 2. Sade suya haşlanmış et: Hastaya haşlamadan başka bir şey yedirmiyorlar. (bk.) Haşlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiled. meat. boiling. scalding. stewed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiling. boiled. scolding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kaynar suya daldırmak veya üstüne kaynar su dökmek: Çay, yumurta, makarna haşlamak. 2. istemeyerek kaynar su döküp yakmak: Kolumu fena halde haşladım. 3. Karınca ve böcek gibi haşarât ısırıp yakmak: Karıncalar ensemi haşladılar. 4. Fazla tekdir etmek, azarlamak, şiddetle paylamak: Kendisini fena halde haşladı. 5. Büyük zarar ve ziyana uğratmak; batırmak: Ortağım olacak adam beni haşladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call smb. over the coals. boil. scald. scold. give smb. a talking-to. baste. bawl out. berate. carpet. seethe. upbraid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boil. scald. scold. to boil. to scald. to scold. to tell sb off. to blow sb up. to give sb a rap on/over the knuckles. to tear sb off a strip. to haul sb over the coals. to tick sb off. to bawl sb out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to boil. to cook in boiling water. to scold. bawl out. berate. to give sb a bit of one's mind. let rip. rap. scald. seethe. to jump down one's throat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Tek hücreli hayvanlar sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kaynar suya daldırılmak veya üstüne kaynar su dökülerek pişmek: Çay haşlandı. 2. Üstüne kaynar su dökülerek yanmak: Ateşteki ibrik devrilmiş baldırları haşlanmış. 3. Büyük zarar ve ziyana uğramak: Kumarda haşlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boil. to be boiled. to boil. to be scalded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be boiled. to be scolded. boil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Kaynar suya daldırtmak veya üstüne kaynar su döktürmek: Çamaşırı, çayı haşlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hısâl, hasâil). Tabiat, huy, yaratılış, Ar. hulk: Haslet-i mahsûsa = Şahsa mahsus haslet, huy. Hasâil-i memdûha = Övülen, güzel huylar. Hasâil-i zemîme = Beğenilmeyen, kötü huylar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edible viscera, as the heart, liver, etc., of a beast, esp. of a hog. heart and liver and other edible viscera especially of hogs; usually chopped and formed into a loaf and braised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trait. characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heart and liver and other edible viscera especially of hogs; usually chopped and formed into a loaf and braised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصلت] tabiat, yaratılıştan gelen huy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İnsanın yaratılışındaki huyu, tabiatı, mizacı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hayvanların (özellikle domuzun) yürek ve ciğer gibi yenilen iç uzuvları, sakatat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitiveness. sensitivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensivity. exactness. precision. sensitiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hatır gözetme, hatır bilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Heykel yapma san’atı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sculpture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Objektifin açılmasıyla ilk resmin bir saniyeden kısa bir süre içinde çekilebilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honduran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Honduran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. limonluk gibi cam altında bulunan gübreli toprak; (fesat, kötülük, huzursuzluk) kaynağı veya yuvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işleri öyle veya böyle idare etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passionate. ambitious. sultry. torrid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passionate. ambitious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambitious. passionate. greedy. hectic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to specialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicephalous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ebede, ebediyete, sonsuza kadar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الی الابد] sonsuza dek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iltiması olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preferred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak embed.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, Kaset Belleğiyle birlikte çalışır. Sahneyi bir başlıkla işaretlediğinizde, arama işlevi bu sahneyi daha sonra otomatik olarak aramanızı ve belirlemenizi sağlar. Kayıttan sonra, kaset ya da indeks başlıkları istenen boyutta, renkte ve konuma eklenebilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdar, kumandan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin teferruatına inmeden ana çizgilerini belirtme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough. rude. sketchy. roughly sketched out/outlined. crude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough draft. rough copy. rough sketch. raw. blank. coarse. preliminary design. preliminary. diagrammatic sketch. roughly drawn. in outline. without details. crude. rough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadir, değer bilirlik, Ar. vefâ, Fars. kadr-şinâsî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) değerbilirlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Soy birliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cognation. consanguinity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yüzük taşını halkaya takmak, yüzüğe taş takmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to frown. lour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaşı olan: Kara kaşlı, samur kaşlı. Dört kaşlı = Bıyıkları da kaş gibi görünecek surette yeni çıkmış delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brawny. muscular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavas sıfat ve hizmeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekbâd). Karaciğer. Iltihâb-ı kebed, elem-i kebed, hasât-ı kebed, seretân-ı kebed vs. = Karaciğer hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کبد] karaciğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kebediyye). Karaciğere ait.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kılıçalp). İlk Selçuklu Sultanı Süleyman Şah’ın oğlu. Daha sonra O da Selçuklu hanedanının başına geçti.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kınık).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hire purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rent. rental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rental. letting value. rent money. hire charges / payment. rental charges / rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparison. comparing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparison. comparing. analogy. making an analogy. benchmarking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşılaştırmak, mukayese etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare. check against. class with. equate. parallel. set against.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. to compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to compare. to make an analogy. deem. parallel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be compared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arkadaşlık, iş arkadaşlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dağ gibi bedenli, iri yapılı, büyük vücutlu, azman.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kot pantolon aldığımızda hemen paçalarını boyumuza göre bastırıp giymek isteriz. Ama daha sonra daha ilk yıkamada kumaşın boyu ne kadar çeker endişesini yaşarız. Çünkü pantolonun boyunu tekrar uzatmak artık mümkün değildir. O halde kumaşlar yıkanınca niçin çekiyorlar? Islandıklarında mı çekiyorlar yoksa kururken mi? Pantolonun boyunu ayarlamadan önce kaç kere ıslatmalıyız? Sıcak suda mı daha çok çekerler, soğuk suda mı?

Yünlü kumaşların veya giysilerin ıslanınca çekme olayı biraz karışıktır, çünkü nem ve ısı şartları liflerin sadece boylarını değil çaplarını da değiştirirler. Ham iplik, kot kumaşı olmak üzere dokunurken dayanıklılığını arttırmak için tabii boylarındaki liflere bükümler, yani bir çeşit düğümler ilave edilir. Kumaş ıslanınca yün lifleri şişerler. Liflerin bu genişlemesi ipliklerdeki bükümler arasındaki açıya da tesir eder ve iplerin boylarının kısalmasına neden olur.

Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden boyunun az bir miktar uzaması gerekir ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır.

Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama ve sabun -ki burada lifler arasında yağlayıcı görevi görür- hepsi birden kumaşın çekmesini kolaylaştırırlar. Kumaş birkaç kere yıkandıktan sonra ölçüleri dengeye ulaşır ve bundan sonra ne kadar yıkanırsa yıkansın boyca kısalmaz.

Kumaşın çekme miktarı ipliklerin boyutlarına, miktarlarına, dokunma şekillerine, kıvrımlarına ve kumaşın geçmişine bağlıdır. Bazen kumaşa giysi olarak dikilmeden önce özel bir çekme işlemi uygulanır. Bu durumda kumaş ilerde yüzde birden fazla çekmez.

Çarşıdan alınan kot pantolonların boylarından emin olmak için, paçaları bastırılmadan önce sıcak, sabunlu suda kuvvetlice yıkanmaları, sonra soğuk suyla durulanarak makinede kurutulmaları ve bu çevrimin üç kere tekrarı tavsiye ediliyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kot pantolon aldığımızda hemen paçalarını boyumuza göre bastırıp giymek isteriz. Ama daha sonra daha ilk yıkamada kumaşın boyu ne kadar çeker endişesini yaşarız. Çünkü pantolonun boyunu tekrar uzatmak artık mümkün değildir. O halde kumaşlar yıkanınca niçin çekiyorlar? Islandıklarında mı çekiyorlar yoksa kururken mi? Pantolonun boyunu ayarlamadan önce kaç kere ıslatmalıyız? Sıcak suda mı daha çok çekerler, soğuk suda mı?

Yünlü kumaşların veya giysilerin ıslanınca çekme olayı biraz karışıktır, çünkü nem ve ısı şartları liflerin sadece boylarını değil çaplarını da değiştirirler. Ham iplik, kot kumaşı olmak üzere dokunurken dayanıklılığını arttırmak için tabii boylarındaki liflere bükümler, yani bir çeşit düğümler ilave edilir. Kumaş ıslanınca yün lifleri şişerler. Liflerin bu genişlemesi ipliklerdeki bükümler arasındaki açıya da tesir eder ve iplerin boylarının kısalmasına neden olur.

Aslında kumaş ıslanınca lifler şişliğinden boyunun az bir miktar uzaması gerekir ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır.

Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama ve sabun -ki burada lifler arasında yağlayıcı görevi görür- hepsi birden kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kere yıkandıktan sonra ölçüleri dengeye ulaşır ve bundan sonra ne kadar yıkanırsa yıkansın boyca kısalmaz. Kumaşın çekme miktarı ipliklerin boyutlarına, miktarlarına, dokunma şekillerine, kıvrımlarına ve kumaşın geçmişine bağlıdır. Bazen kumaşa giysi olarak dikilmeden önce özel bir çekme işlemi uygulanır. Bu durumda kumaş ilerde yüzde birden fazla çekmez.

Çarşıdan alınan kot pantolonların boylarından emin olmak için, paçaları bastırılmadan önce sıcak, sabunlu suda kuvvetlice yıkanmaları, sonra soğuk suyla durulanarak makinede kurutulmaları ve bu çevrimin üç kere tekrarı tavsiye ediliyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Türk musikisinde kalabalık ve tam kadro ile icrâ edilen fasıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tertip edilmiş, tasarlanmış. 2. Fesatlı, tezvirli: Kumpaslı if-

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kubbe, kubbeli dam: Câmi, hamam veya türbe künbedi (dilimizde Selçuklular devrinden kalan kubbeli veya külâh şeklinde damlı türbeler için kullanılır). 2. Gökyüzü kubbesi. 3. mec. Büyük ve kubbe şeklinde kavuk: Başında bir koca künbet vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sahtiyan şeridinden örme sade at başlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aylıklı, belirli maaşı olan: Maaşlı memur, hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salaried. who gets a salary of wage-earning. paid. salary earner. stipendiary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mabet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معبد] tapınak. 2.ibadethane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çaprazlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting with scissors. shear. shearing. scissors kick. diagonally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diagonally. scissors kick. blue pencil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Orta ve işaret parmakları arasına alıp sıkıştırmak. 2. Kesmek, makas vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Makası olan. Makaslı böcek = Kınkanatlılardan makasları iri bir böcek (Lat. lucanius).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Altı üstü bir ve kol yerine yukarıki iki ucunda yarıkları olan bir çeşit üstlük giyecek ki, başlıca Araplar’a mahsus olup manto yerine kadınlar tarafından da kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» den) (c. mesâllh) (Ar. tâbirlerde «maslahâ» şeklinde geçer). 1. Sulh ve asayiş yolu, iyilik yolu: Böyle maslahat gördüler; maslahat iyi neticeye varmaktır. 2. İş, husus, mesele, durum. Oraya bir maslahat için gitti. 3. Ehemmiyetli İş, mes’ele: Bu da bir maslahat mı? Amma da maslahat yaptınız. Ashâb-ı mesâlih = İş sahipleri, kendi işleri İçin hükümete müracaat edenler, hükümetçe işi olanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصلحت] iş. 2.dirlik düzenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İş gören, İş bilir. 3. Elçi ve büyükelçi vekili: Danimarka maslahatgüzârı (maslahatgüzâr sözünün eskiden «küçükelçi» mânâsı da vardı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elçi vekilliği, geçici elçilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مصلحت گزار] elçi adına devlet işlerini yürüten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümetçe işi olenlar: Yalnız maslahatltları içeriye koyuyorlar (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). 1. Dalma akan tu borusu. 2. Üç beş 10la suyu otan küçük havuz; daha çok su yolları üzerinde olur: Orada bir maslak var. 3. Hayvanlara tu varmaya mahsus taştan büyük yalak: Muslukta su kalmamış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sihirbaz, büyücü, af suncu; gözbağcı, hokkabaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. A. «selb» den Imef.) (mü. matlöbe) (c. matlûbtn). Selb olunmuş, asılmış, asmakla İdam olunmuş veya asılarak ölmüş, Fars. ber-dlr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kızamık; domuz uyuzu. German measles kızamıkçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kızamıklı, kızamık çıkarmış; (argo) adi, değersiz; cimri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Türk musikisinde kalabalık bir hey’etle icrâ edilen fasıl musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedel» den imef.) (mü. mübeddele). Değiştirilmiş, tebdîl olunmuş, bir kalıptan diğer bir kalıba ve şekle geçmiş: Kelebeklerin çoğu kurttan mübeddeldir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ebed» den imef.) (mü. müebbede). 1. Ebede kadar süren, sonsuz, ebedî: Cennet’te müebbed bir ömre kavuşacağız. 2. Ömrün sonuna kadar devam edecek olan: Müebbed hapis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ebede kadar, sonsuz: Müebbeden bahtiyar olsunlar’. 2. Ömrü oldukça, ömrünün sonuna kadar: Müebbeden hapse mahkûmdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasip gördüğü şekilde rey ve karar vermeye salâhiyeti olan vekil veya elçinin hâl ve sıfatı: Murahhaslıkla Viyana’ya gönderilmişti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

katlanıp dolaba giren portatif karyola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedeli» den if.). Tebeddül etmiş, değişmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤبدا] ömür boyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözükmeyen, meydanda olmayan: Birdenbire nâ-bedîd oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nakkaş san’atı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Her insan vücudu zaman geçtikçe yaşlanır. İnsan ömrü her kişiye göre farklı olmakla birlikte günümüzde ortalama 75 yıla ulaşmıştır.

Bilimciler insanların 150 yıla kadar yaşayabileceklerine inanıyorlar. Bugüne kadar kayda geçen en uzun insan ömrü, Japon Shigechiyo Izumi’ye aittir. Bu kişi 120 yıl 237 gün yaşamıştır.

İnsanların büyümesi, yaşlanmaları ve ölmeleri üzerine çeşitli teoriler var. Bir teoriye göre, Ömrümüz süresince biyolojik aktivitemizde ortaya çıkan bazı kimyasal reaksiyonlar, gün geçtikçe başta böbrek ve kalp olmak üzere sağlıklı hücrelerimize zarar vermektedir.

Bir başka teoriye göre ise, genetik programlamamızla ömrümüz önceden belirlenmiştir. Program, hücrelerimiz üzerinden yaşlanmamızı kontrol ediyor, yeterli sayıda hücre öldükten sonra organlar gereken düzeyde çalışmıyor ve insan ölüyor. Ancak ilk çağlarda insan ömrü ortalama 30-40 yıl iken günümüzde 75 yıla ulaşması, bu savı çürütmektedir.

Bu amaçla bilimciler, meyve sineklerinin genleri ile oynayarak daha uzun Ömürlü sinekler yaratmayı başarmışlardır. Bu uzun ömürlü sineklerin diğerlerinden farkları oksitlenmeyi önleyen enzim nedeniyle, savunma sistemlerinin daha güçlü olması ve yağ depolama kabiliyetleri bakımından açlığa dayanıklı olmalarıdır.

Meyve sineği üzerinde yapılan araştırmalar, insan ömrü konusunda ciddi bir ipucu verememiştir, ancak genetik bakımdan insanlara daha yakın olan fareler üzerinde yapılan çalışmaların daha gerçekçi bilgiler verebileceği sanılmaktadır.

Bir başka saptama da, metabolizması yüksek, yani oksijeni çok hızlı yakan canlıların, yavaş yakanlara göre daha az yaşadıklarıdır. Örneğin, farelerin metabolizmik hızları insandan daha yüksektir, ama nadiren 3 yıldan fazla yaşarlar.

Son zamanlarda adlarından sıklıkla söz edilen E ve C vitaminlerinin de, antioksidan grubunda yer alarak, yaşlanmayı çok az da olsa geciktirdikleri gözlemlenmektedir.

İnsan vücudunda, hücrelerin bölünerek, yeni hücre oluşturabilmelerinin de sayısı sınırlıdır. Sonuna kadar bölünebilen tek hücre kanser hücresidir. Dolayısıyla aslında kanserin sırrının çözülmesi insanın yaşlanma olgusuna da ışık tutacaktır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Her insan vücudu zaman geçtikçe yaşlanır. İnsan ömrü her kişiye göre farklı olmakla birlikte günümüzde ortalama 75 yıla ulaşmıştır.

Bilimciler insanların 150 yıla kadar yaşayabileceklerine inanıyorlar. Bugüne kadar kayda geçen en uzun insan ömrü, Japon Shigechiyo Izumi’ye aittir. Bu kişi 120 yıl 137 gün yaşamıştır. İnsanların büyümesi, yaşlanmaları ve ölmeleri üzerine çeşitli teoriler var. Bir teoriye göre, ömrümüz süresince biyolojik aktivitemizde ortaya çıkan bazı kimyasal reaksiyonlar, gün geçtikçe başta böbrek ve kalp olmak üzere sağlıklı hücrelerimize zarar vermektedir.

Bir başka teoriye göre ise, genetik programlamamızla ömrümüz önceden belirlenmiştir. Program, hücrelerimiz üzerinden yaşlanmamızı kontrol ediyor, yeterli sayıda hücre öldükten sonra organlar gereken düzeyde çalışmıyor ve insan ölüyor. Ancak ilk çağlarda insan ömrü ortalama 30-40 yıl iken günümüzde 75 yıla ulaşması, bu savı çürütmektedir.

Bu amaçla bilimciler, meyve sineklerinin genleri ile oynayarak daha uzun ömürlü sinekler yaratmayı başarmışlardır. Bu uzun ömürlü sineklerin diğerlerinden farkları oksitlenmeyi önleyen enzim nedeniyle, savunma sistemlerinin daha güçlü olması ve yağ depolama kabiliyetleri bakımından açlığa dayanıklı olmalarıdır.

Meyve sineği üzerinde yapılan araştırmalar, insan ömrü konusunda ciddi bir ipucu verememiştir, ancak genetik bakımdan insanlara daha yakın olan fareler üzerinde yapılan çalışmaların daha gerçekçi bilgiler verebileceği sanılmaktadır.

Bir başka saptama da, metabolizması yüksek, yani oksijeni çok hızlı yakan canlıların, yavaş yakanlara göre daha az yaşadıklarıdır. Örneğin, farelerin metabolizmik hızları insandan daha yüksektir, ama nadiren üç yıldan fazla yaşarlar.

Son zamanlarda adlarından sıklıkla söz edilen E ve C vitaminlerinin de, antioksidan grubunda yer alarak, yaşlanmayı çok az da olsa geciktirdikleri gözlemlenmektedir.

İnsan vücudunda, hücrelerin bölünerek, yeni hücre oluşturabilmelerinin de sayısı sınırlıdır. Sonuna kadar bölünebilen tek hücre kanser hücresidir. Dolayısıyla aslında kanserin sırrının çözülmesi insanın yaşlanma olgusuna da ışık tutacaktır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) itaat, itaat etme, söz dinleme, boyun eğme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) itaatli, söz dinleyen, yumuşak başlı. your obedient servant eski kulunuz, bendeniz (mektuplarda imza ile kullanılırdı). obediently (z.) itaatkar olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle aged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle aged. middle-aged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle aged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle aged. middle-aged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Aslan gibi güçlü, soylu kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrode. oxidize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrode. oxidize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oxidation. rust. becoming rusty. rustiness. corrosion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrosion. oxidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrosion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Paslı hâle gelmek. 2. mec. çalışmamak yüzünden melekeleri kaybetmek: Okumamaktan kafası paslanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrode. rust. to rust. to be coated. to corrode. to be rusty. to be out of practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rust. to tarnish. to corrode. to become coated with a white film. oxidize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. stainless. rustless. non-corroding. noncorroding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. stainless. noncorrosive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. tarnishproof. rustless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. stainless. rustless. non-corroding. noncorroding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. stainless. noncorrosive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. tarnishproof. rustless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stainless steel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stainless steel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stainless steel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stainless steel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Çelik ile demir arasında çok az bir fark vardır. Saf demir bir bakır kadar yumuşaktır. Onun içine yüzde 2’ye kadar karbon katılması ile inanılmaz bir mukavemet, sertlik ve mekanik özellikler elde edilir ki, adı artık çeliktir. Demirin bol olması, kolay ve ucuz elde edilmesi nedeniyle çeliğin de kullanımı çok yaygındır. Ancak çelikte de, demirde olan bir zayıf nokta vardır. Paslanma, diğer bir deyişle oksidasyon.

Günlük hayatımızda kullanılan eşyaların paslanması sonucu her yıl dünyada milyonlarca dolar boşa gitmektedir. Bu kaybın büyük bir kısmı demir ve çeliğin paslanmasından dolayıdır. Paslanmayı kısaca demirin havadaki oksijen ile birleşmesi olarak tanımlayabiliriz. Aslında bu elektro kimyasal bir reaksiyondur. Bu nedenle malzemenin bir yerinde başlayan paslanma boyanın altından geçerek diğer bir yerde ortaya çıkabilir.

Sadece demir ve çelik değil diğer metaller de paslanır. Örneğin, alüminyum, pirinç, bronz gibi. Ancak onlarda malzeme ile oksijenin birleşmesinden oluşan çok ince tabaka, daha oluşur oluşmaz malzemenin hava ile temasını keserek koruyucu bir rol oynar, paslanmanın ilerlemesini önler. Bu tabaka o kadar incedir ki, malzemenin rengi hemen hemen değişmez. Demirdeki paslanmanın özelliği onun ve oksijen atomlarının boyutlarındaki büyük farktan dolayı yüzeyde sağlam bir birleşme olamaması, paslanmanın malzemenin içine nüfuz etmesi, sadece görüntü değil mukavemetin de bozulmasıdır.

Paslanmada havadaki nemin de etkisi büyüktür. Reaksiyondaki su miktarı pasın rengini de belirler. Bu nedenle pasın rengi siyah veya çok koyu kahverengi olabildiği gibi sarımtırak da olabilir. Paslanmanın hızını artıran faktörlerden bir diğeri de tuzdur. O da bu elektro-kimyasal reaksiyonun hızını arttırır. Kışın kar nedeni ile yollarına tuz dökülen yerler ve deniz kenarlarında paslanma daha hızlı olur.

Paslanmaz çelikten önce, paslanmayı önlemek için malzeme boyanıyor veya galvaniz kaplanıyordu. Bu çözümler de özellikle sağlık ve gıda sektöründe başka sorunlar yaratıyordu. İlk paslanmaz çeliği Harry Brearley, 1913 yılında tesadüfen keşfetti. Tüfek namluları için çeşitli metalleri birleştirerek deneyler yaparken bazılarının paslanmaya karşı dirençli olduklarını gördü. Her büyük buluşta olduğu gibi, o da bunu sanayicilere kabul ettirebilmek için uzun bir uğraş verdi.

Krom gibi bazı metaller, atom boyutlarının birbirine yakın olmasından dolayı oksijenle çok kolay ve süratli birleşirler. Kalınlığı birkaç atom olacak kadar çok ince ama çok sağlam bir tabaka oluştururlar. Başka reaksiyon olmaz. Bu tabaka zedelense bile tekrar oluşur. Krom belli bir oranda çeliğe katılırsa yine aynı olay olur, çelik artık paslanmaz.

Paslanmaz çeliğin içinde yüzde 10-30 krom vardır. Bu orana ve eklenecek nikel, titanyum, alüminyum, bakır, sülfür, fosfor ve benzeri elemanlara bağlı olarak kullanım yeri değişir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Çelik ile demir arasında çok az bir fark vardır. Saf demir bir bakır kadar yumuşaktır. Onun içine yüzde 2’ye kadar karbon katılması ile inanılmaz bir mukavemet, sertlik ve mekanik özellikler elde edilir ki, adı artık çeliktir. Demirin bol olması, kolay ve ucuz elde edilmesi nedeniyle çeliğin de kullanımı çok yaygındır. Ancak çelikte de, demirde olan zayıf bir nokta vardır. Paslanma, diğer bir deyişle oksidasyon.

Günlük hayatımızda kullanılan eşyaların paslanması sonucu her yıl dünyada milyonlarca dolar boşa gitmektedir. Bu kaybın büyük bir kısmı demir ve çeliğin paslanmasından dolayıdır. Paslanmayı kısaca demirin havadaki oksijen ile birleşmesi olarak tanımlayabiliriz. Aslında bu elektro kimyasal bir reaksiyondur. Bu nedenle malzemenin bir yerinde başlayan paslanma boyanın altından geçerek diğer bir yerde ortaya çıkabilir.

Sadece demir ve çelik değil diğer metaller de paslanır. Örneğin, alüminyum, pirinç, bronz gibi. Ancak onlarda malzemem ile oksijenin birleşmesinden oluşan çok ince bir tabaka, daha oluşur oluşmaz malzemenin hava ile temasını keserek koruyucu bir rol oynar, paslanmanın ilerlemesini önler. Bu tabaka o kadar incedir ki, malzemenin rengi hemen hemrn değişmez. Demirdeki paslanmanın özelliği onun ve oksijen atomlarının boyutlarındaki büyük farktan dolayı yüzeyde sağlam bir birleşme olmaması, paslanmanın malzemenin içine nüfuz etmesi, sadece görüntü değil mukavemetin de bozulmasıdır.

Paslanmada havadaki nemin de etkisi büyüktür. Reaksiyondaki su miktarı pasın rengini de belirler. Bu nedenle pasın rengi siyah veya çok koyu kahverengi olabildiği gibi sarımtrak da olabilir. Paslanmanın hızını artıran faktörlerden bir diğeri de tuzdur. O da elektro-kimyasal reaksiyonun hızını artırır. Kışın kar nedeni ile yollarına tuz dökülen yerler ve deniz kenarlarında paslanma daha hızlı olur.

Paslanmaz çelikten önce, paslanmayı önlemek için malzeme boyanıyor veya galvaniz kaplanıyordu. Bu çözümler de özellikle sağlık ve gıda sektöründe başka sorunlar yaratıyordu. İlk paslanmaz çeliği Harry Brearley, 1913 yılında tesadüfen keşfetti. Tüfek namluları için çeşitli metalleri birleştirerek deneyler yaparken bazılarının paslanmaya karşı dirençli olduklarını gördü. Her büyük buluşta olduğu gibi, o da bunu sanayicilere kabul ettirebilmek için uzun bir uğraş verdi.

Krom gibi bazı metaller, atom boyutlarının birbirine yakın olmasından dolayı oksijenle çok kolay ve süratli birleşirler. Kalınlığı birkaç atom olacak kadar çok ince ama çok sağlam bir tabaka oluştururlar. Başka reaksiyon olmaz. Bu tabaka zedelense bile tekrar oluşur. Krom belli bir oranda çeliğe katılırsa yine aynı olay olur, çelik artık paslanmaz.

Paslanmaz çeliğin içinde yüzde 10-30 krom vardır. Bu orana ve eklenecek nikel, titanyum, alüminyum, bakır, sülfür, fosfor ve benzeri elemanlara bağlı olarak kullanım yeri değişir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to pass to each other. to give each other the glad eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to give each other the glad eye. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to pass to each other. to give each other the glad eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to give each other the glad eye. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Paslanmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Pas tutmuş, paslanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rusty. rustly. tarnished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dingy. rusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla mide hastalıkları veya bazı ateşli hastalıklarda dilin paslandığı görülür. Uzun süreli dil paslarında doktora başvurmak gerekir.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mob. swab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mob. swab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tesadüf etmek, rastgelmek: Bugün filâna rastladım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yol temeli veya yatağı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kayadan kenarları olan; çok inatçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Din topluluğu, cemaati. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Sağlık Bilgisi

Safra koyulaşması sonucu meydana gelen taşlara halk arasında safra taşı, tıp dilinde ise kolelitiasis denir. Yapılarında kolestrin bulunur. Bazı safra taşları, rahatsızlık vermez. Bazıları da safra kanalını tıkar. Çok şiddetli, batıcı bir ağrı, bulantı ve kusma yapar. Hasta yerinde duramaz olur. Bu olayların hepsine birden safra kesesi krizi denir. Düşmeyen veya alınmayan safra taşları, safra kesesinin iltihaplanmasına da neden olur. Safra taşlarının neden olduğu rahatsızlıkları gidermek için doktor müdahalesi gerekir. Ancak, ameliyat gerekmediği hallerde aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı suya 1 kahve kaşığı gliserin karıştırılıp içilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin yıldızı. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبد] sepet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fidelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yatalak hasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hasta yatağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin parlak yıldızı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharing a common border. contiguity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. standing by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tembellikten geç kalkan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being of the same line. race or strain as another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dip parçası olarak kalmış; köke benzer; kütükleri çok; kısa ve küt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شعبده] hokkabazlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شعبده باز] hokkabaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover with sawdust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tasın dibi gibi çıplak ve kılsız, cavlak: Başı taslak. 2. Başı bu şekilde kılsız olan, tas başlı: Taslak adam. 3. Bir işin henüz halledilmemişi, kabası, tasarlanmış şekli: Taslağını bir kere meydana getirelim. 4. Tertip, plan, çerçeve, kafes: Binanın taslağı. Kabataslak — Ancak şekil düzenini gösterecek surette kaba ve sade. Ukalâ taslağı = Ukalâlık eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sketch. outline. schema. roughcast. rough. drawing. study. conspectus. design. diagram. draft. draft plan. draught. plan. silhouette. skeleton. tracing. visual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

design. draft. outline. plan. rough. skeleton. sketch. study. wishy-washy person. rough draft. model.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sketch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Taslak hazırlayan işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taşlamak işi. 2. (edebiyat) Hicviye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stoning. satire. lampoon. epigram. burlesque. squib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burlesque. lampoon. satire. stoning. grinding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lampoon. satire. stoning. satirizing. removing the stones from of stones. making a critical allusion. burlesque. satirical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendinde olmayan şeyi var gibi görünmek: Yiğitlik taslıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Taşa tutmak, taşla vurmak. 2. Taş atmak, söz atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make others think one is (sth one is not. to act as if one were (sth one is not. affect. play act. pretend. profess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satirize. stone. to stone. stone to death. to malign. to grind. to satirize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stone. to throw stones at. to satirize. to lampoon. to have. to pave with stones. to get in a dig at. to make a critical allusion about sb. lapidate. pelt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be stoned. to be stoned to death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Taş hâline gelmek, taş kesilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Taşa tutturmak, taş attırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb throw stones at sb / sth. to have sb stone sb to death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taşı olan: Taşlı pirinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken. stony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stony. full of stones or stony bits. paved with stones. set with a stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «salb» den masdar). 1. Haça germe, çarmıha gererek idam etme. 2. Haç çıkarma. 3. Katılaşma (sulb’den).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taşı çok, taşla örtülü: Taşlık bir yerdir. 2. Taş döşenmiş avlu 3. Sokak kapısının içi, merdiven altı. 4. Kuş midesinin «katı» da denen kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gizzard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stony place. courtyard or entrance hall paved with stones. gizzard of a bird. yard. entrance yard. boulder flat. stone paving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selâte» den masdar). Musallat etme, sataştırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A «salavât» tan masdar) Salavât okuma

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ration allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedel» den masdar) (c. tebeddülât). Değişme, başka durum ve şekle girme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tebeddül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبدل] değişim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبدلات] değişimler, değişiklikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb agitated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be alarmed. get flurried. ferment. flap. fluster. take on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fear. ferment. to get flurried. get anxious. to be in a flap. to get into a flap. to flap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get agitated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fussy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distracted. feverish. hectic. het up. jumpy. precipitate. taut. tense. uptight. flurried. agitated. anxious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitated. done in a hasty. hit-or-miss way. agitatedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of a person who easily gets agitated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to terrace (a slope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to smooth away the rough edges on. to plane. to bore sb to death with a lot of talk. crop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Traşlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shaved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shaved. shaven. sb who needs a shave. smoothed. planed. clean shaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tunçaslan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.-A.) [تورانی الاصل] Tûran asıllı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TÜRBE-DAR) (i. A. F ). Türbe muhafız ve hizmetkârı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türbedar hizmet ve görevi, bir türbeye bakmaya memur adamın hâli, işi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsız edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. derinliği ölçülmemiş; su boruları tesisatı olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ulaşma, birleşme, bitişik, fasi mukabili. 2. Sevdiğine kavuşm, Ar. visâl, vuslat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وصل] ulaşma. 2.kavuşma, vuslat. 3.bağlama, ulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

citizenship. national status.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

citizenship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

citizenship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flatten. lean. prop. prop up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burrow. nestle. rest. to lean. to prop. to rest. to recline. to support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. justify. to lean / to prop one thing against another. prop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dayanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lean. recline. repose. repose on. rest. rest against. sit back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burrow. lean. recline. repose. to lean against. to rely on. to lean against. to support oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lean against. to prop oneself against sth. to lean on or against another. to rest. to tilt. to heel. to recline. snuggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. get old. grow old. be getting on in years. fatten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. to grow old. to tear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow old. to age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yası olan, bir yakınının ölümünden dolayr matem tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mournful. in mourning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who is mourning. mournful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aged. doddered. elderly. old. overaged. senior. stricken in years. tear-stained. watery. well on in years. geriatric. old-timer. oldie. senior citizen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antiquated. elderly. old. screw. senile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aged. old. advanced in years. geriatric. gray. grey. long in the tooth. over the hill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

getting on in years. oldish. elderly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of a certain age. oldish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damp. dampness. moistness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

senile. age. old age. senescence. senility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. old age. advanced years.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decelerate. ease off. slack up. slacken. slow. slow down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slow down. to become slow or mild. to become soft. to lose force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slowdown. to slow down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decelerate. retard. slack. slacken. slow. go slow. slow down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retard. slow. to slow down. to retard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slow down. to slow sth down. to slacken. to retard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to recommence. to renew. to restart. to resume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yol ve seyahat arkadaşlığı, Osm. hemrâhlık. 2. Arkadaşlık, refakat. Yoldaşlık etmek = Birlikte seyahat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camaraderie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yurttaş olma hâli.

Türkçe Sözlük by