Ben ne demek? | Ben anlamı nedir? | Ben

Ben anlamı nedir?

Ben ne demek?

Ben anlamı nedir?

Ben | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ben

Türkçe Sözlük

(i.). Konuşmada birinci şahıs, zamir. Bana, benim. Ben, Ar. ene. Fars. men. gen.: Benim, dat.: Bana. Zarafet için bu zamirin yerine: Bendeniz, kulunuz, senâkârınız, muhlisiniz, dâİniz tâbirleri de kullanılır. Senli benli = Teklifsiz, lâubâliyâne. Senli benli görüşmek = Birbiriyle konuşma sırasında sen, ben denilecek kadar teklifsiz bulunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tende ve bilhassa yüzdeki tabiî benek, Osm. hâl, şâme. Et beni = Kabarma suretinde ben, küçük ur. Ben düşmek = Leke peyda olmak: Gözüne ben düştü. Üzüme ben düşmek = Leke suretinde olan bir hastalığa uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beauty spot. mole. ego. i. myself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beauty spot. mole. ego. i. myself. me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The seed of one or more species of moringa; as, oil of ben.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Moringa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Within; in; in or into the interior; toward the inner apartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inner or principal room in a hut or house of two rooms; opposed to but, the outer apartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An old form of the pl. indic. pr. of Be.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hoglike mammal of New Guinea. a mountain or tall hill; 'they were climbing the ben'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ego. me. self. beauty spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I. mole. myself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a mountain or tall hill; 'they were climbing the ben'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Well Used with other words, e g ben marcato, well accented, emphasized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

EPA's computer model for analyzing a violator's economic gain from not complying with the law. Used frequently in 'patronymics' ; Rabbi Akiba ben Joseph means Akiba son of Joseph. a mountain peak. benedictive mood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Son of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bentonite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Son of; frequently used in personal names, as Ben-Gurion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., z. banağacı, sorkun ağacı, bot. Moringa aptera; bu ağacm tohumu, bu tohumdan çıkanlan ince yağ; iskoç iç oda; z. içinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel vücutlu, güzellik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Abanoz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Abanos ailesi, (Fr. Eb£nac6es).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözbebeğine arız olan Akciğer bir hastalık (Albugo).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözün saydam tabakasında bir yara veya çıbandan kalan ve görmeyi derece derece azaltan beyaz benek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekicilik, cazibe, alım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charm. appeal. attraction alım. çekicilik. cazibe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charm. attraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appealing. charming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tıpta ve kokuculukta kullanılan bir reçine. Aynı adla anılan ağacın (Styrax officinalis’in) kabuklarının çizilmesiyle elde edilir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشوب انگيز] kargaşa çıkaran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay benizli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عذاب انگيز] azap veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parlamento üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâzû = Kol, benden = Bağlamak). Süs için kola bağlanan gümüşten veya sırma ile işlenmiş meşinden mahfaza ki, ekseriya içinde bir muska veya sûre-i şerife vesaire bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. bunduk). 1. Yuvarlak, kurşunlar. 2. Fındıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bender). Benderler (iskeleler), (bk.) Bender.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنام] ünlü. 2.adında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Parmak, parmak ucu: Müşâr-ül-bilbenân: Parmakla gösterilir, meşhur, mümtaz, seçkin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنان] parmaklar. 2.parmak uçları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bint). Bintler (kızlar, kız çocuklar), (bk.) Bint.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنات] kızlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hep kendisinden bahseden, kendisini öven, hodpesent.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Farsça «beng» den Arapçalaşmış). Ban otu ve tohumu denilen bir tıbbî bitki ki, gözbebeğini açmak hassasını haizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in my opinion. according to me. all i know. as for me. in my estimation. to my way of thinking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as for me. in my opinion. in my estimation. as far as i'm concerned. i think.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as for me. according to me. for my part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. sıra, bank; peyke; yargıçlık mevkii ve rütbesi; yargıçlar heyeti; tezgâh; üzerinde hayvanların teşhir edildiği platform; f. sıraya oturtmak; sıralar koymak (bir yere), sıralarla donatmak; spor oyun harici etmek, oyundan çıkartmak. on the bench spor

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., huk. avukatlar barosunun idare meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. benchmarking

bilgileşim

Kuruluşlar, şirketler arasında bilgi satma.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Kendini beğenen, kendini düşünen, hodkâm, hodbîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

selfish. egoistic. egotistical. self-centered. self-centred. self-absorbed. thoughtless. calculating. piggish. hoggish. egoist. self-seeker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antisocial. egocentric. egoist. egoistic. inconsiderate. selfish. thoughtless. self-centred. self-seeking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

selfish. egoist. egotist. egocentric. hoggish. piggish. self- centered. shabby. thoughtless. ungenerous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

selfishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benim gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sadece kendi çıkarını düşünme hali. 2. (felsefe) Bencil davranışın, bütün ameliyelerin asıl hedefi olduğunu kabul eden doktrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egoism. selfishness. individualism. self.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egoism. self. selfishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egotism. solipsism. egoism. self-interest. self-will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be selfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bağlama, rabt, kayd: Bendetmek = Bağlamak. 2. Kendi hükmü altına alma, ayrılamıyacak ve her hususta tâbî olacak surette celbetme: Kendisine bend etmek. (Bu iki mânâda masdar hâlini ifade eder). 3. Bağ, rabıta, kayd: Bend-i Ahenîn = Demirden bağ. 4. Boğum, mafsal, boğmak: Kamışın bendleri. 5. Kanun ve kavâid kitaplarında rakam altında veya rakamsız fıkra, madde: İkinci faslın beşinci bendi. 6. Yüksekten suyu akıtmak için yapılan kemerli veya düz su yolu yahut suyu biriktirmek için yapılan sed. 7. Gazete ve benzeri evraka konulan makale, sütun, bahis: Bend-i mahsûs, bend yazmak. 8. (edebiyat) Çeşitli kafiyelerde birkaç kısımdan mürekkep bir manzumenin her kısmı nihayetinde aynen tekrar veya kafiyeli olarak irad olunan beyit ki, birinci takdirde manzumeye «tereî-i bend» ve ikinci takdirde «terkîb-i bend» derler. 9. Bağlayan, rabt ve kaydeden. (Bu mânâ ile sıfat terkibi teşkiline girer: Dİv-bend = Devleri bağlayan, pâ-bend — Ayak bağlayan, bukağı. 10. Bağlanmış, bağlı, merbut, kayıtlı, mukayyed. (Keza sıfat terkibi teşkiline girer): Zencîr-bend = Zincirle bağlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بند] bağ. 2.zincir. 3.boğum. 4.bend, fıkra. 4.baraj, su bendi. bend olmak bağlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kıvlrmak, bükmek, eğmek; yola getirmek (birisini), razı etmek; den. bağlamak; kıvrılmak, bükülmek, edilmek; kuvvetini bir tarafa yöneltmek bend to veya towards aklı yatmak (bir şeye).on bended knee yalvararak, diz çökmüş durumda. bendable s. eğilir, eğ

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıvtılma, kıvrılış, kıvrım; dirsek; kavis; inhina; dönemeç, viraj; den. bağ, düğüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «besten» fiilinden) (c. bende-gân). 1. Bağlı, tutsak, esir. 2. Kul, köle, abd: Bende-i diremhârîde = Para rle satın alınmış köle. Bende-i dîrîne = Eski kul. 3. Kapılanmış, mensup, dost, tâbî: O, filânın bendesidir. Bende-hânem = Kulunuzun evi, evim. Bende-zâdem = Kulunuzun oğlu, oğlum. Bendeniz, bendeleri, kulunuz, çâkerleri: Birâder bendeniz. Bende-gân = Doğrudan doğruya padişah hizmetinde bulunanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satellite. subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده] kul. 2.köle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars). 1.Bağlanmış kimse, tutsak. 2.Kul, köle. 3.Yürekten bağlı. 4.Büyük aşkla seven. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. bende). Bendeler (kullar), (bk.) Bende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Eski nezâket dilinde) köle evi, kulunuzun evi yani evim, bizim ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bende = kul, nuvâhten = okşamak). Kendi mensuplarını okşayıp taltif eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bende = kul, perverden = beslemek). Mensuplarını kayırıp refahlarına çalışan, ikram edici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mensuplarını kayıran efendiye bağlı olan veya bende-perver şekilde: Eltâf-ı bende-perverâneleri: Eski nezaket tâbirlerinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bendeperverlik, kendi mensuplarını kayırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köle çocuğu, mec. Çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevâzı muâmelede bulunan (konuşmada nezaketen kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندگان] kullar. 2.köleler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bendelik, kulluk, kölelik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندگی] kulluk. 2.kölelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده خانه] benim evim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kulluk, kölelik, bağlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (c. benâdir). Ticaret-gâh, iskele: İzmir, büyük benderdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندر] liman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kerpeten gibi eğme ve bükme işlerinde kullanılan araç; A.B.D. (argo) içki âlemi; ing, (argo) altı penilik para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limanı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

ve BENDER-GEH (i.). Ticaret limanı, iskele, (-gâh ve -geh ilâvesi fazladır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Bender’in küçültülmüşüdür). 1. Küçük iskele. 2. Boğaz ve liman ağızlarında yapılan küçük kale. (Mendirek lügati bunun galatıdır, (bk.) Mendirek).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندرگاه] rıhtım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. T. F.). Bir kimseyi mânevî bağlarla kendisine bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده زاده] köle çocuğu. 2.benim çocuğum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğme, bükme, kıvırma, inhina, meyil. bending claw kıskaç. bending iron eğme demiri. bending machine eğme makinas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

North Africa Bendir a drum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A North African frame drum usually with strings stretched across the underside of the drum head to create a buzzing tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bendir is a drum of western North Africa, which is round and 20 inches in diameter Two snares are connected underneath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., k.dili the ile dalglçlann su yüzüne fazla süratle çıkmalanndan ileri gelen tehlikeli bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat) altına, altında, altta; (edat) aşağıda, -den aşağıda; rütbece altında; yakışık almaz. beneath one's dignity -e yakışmaz, yakışık almaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (ünlem) şükretme;(ünlem) Hamd olsun!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Shakespeare'in Much Ado About Nothing,- adlı oyununda kendine çok güvenip de sonunda evlenen bekâr: yeni evli adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzun bir bekârlık devresinden sonra evlenen adam; yeni evli adam; evli adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Benediktin papazları tarikatlnln üyesi; k.h. ilk önceleri Benediktin papazlan tarafından yapılan bir Fransız likörü; s. bu tarikata ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takdis, kilise ayinlerinin sonunda okunan takdis duasıı; takdis sonunda hasıl olan bereket, rahmet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilik, ihsan, hayır, nimet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilik eden kimse; hayır sahibi; velinimet. benefactress i. hayır sahibi kadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. maaşlı papazlık makamı; arpalık, tımar. beneficed s. maaşlı makam sahibi olan; arpalık sahibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilik, hayır, lütuf, ihsan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyilik eden, hayır yapan, lütufkar. beneficently z. iyilik ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayırlı; faydalı, yararlı. beneficial association huk. hayır cemiyeti, umumi menfaatlere hizmet eden cemiyet. beneficial enjoyment huk. malik sıfatlyla kendi nam ve hesabına tasarruf. beneficially z. faydalı bir şekilde. beneficialness i. faydalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., sig. faydalanan kimse, müstefit sahip; maaşlı papazlık makamı veya tımar sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fayda, kar, yarar, menfaat; menfaat için tertiplenen eğlence veya gösteri; hak, imtiyaz, yetki; f. hayır işlemek, iyiliği dokunmak; istifade etmek, yararlanmak. benefit of clergy eskiden ruhban sınıfına tanınan dokunulmazlık imtiyazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Menekşe denilen güzel kokulu, küçük çiçek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنفشه] menekşe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Menekşe renkli. mec. Gökyüzü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Menekşelik, menekşe tarlası, bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «benefşe» den Arapçalaşmış). Menekşe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنفشی] mor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ben gibi leke, pul, benek benek: Ben gibi leke ve pulları olan: Benek basma, at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spot. dot. freckle. speck. fleck. macula. mottle. speckle. splash. splodge. splotch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dot. fleck. speck. spot. speckle. freckle. sunspot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freckle. speck. sunspot. dot. fleck. mackle. speckle. splotch. stain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Benekler peyda etmek, lekelenmek, pul pul olmak: Kitaplar rutubetten beneklenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lekeli, pullu: Benekli basma, yüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brindled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dappled. mottled. piebald. spotted. spotty. speckled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spotted. speckled. dappled. mottled. pied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Benelux Devletleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilikseverlik; cömertlik; yardım, sadaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yardımsever, başkalarına iyilik etmek isteyen; kar gayesi gütmeyen.benevolently z. yardımseverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bir bitki ve tohumu ki, afyon gibi uyuşturan, keyif verici olarak da kullanılan bir maddedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنگ] esrar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bengal. Bengal light işaret vermede kullanılan mavi maytap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bingazi, Libya,nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beng tiryakisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنگی] esrarkeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bengi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tiryakilik, (bk.) Beng.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (Bengi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bengi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Efsanelere göre, içene ebedî hayat veren su, ab-ı hayat.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ebedilik, ölümsüzlük veren su, Ab-ı hayat.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ebedi, sonu olmayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) («ben» zamirinin akuzatifidir). Beni gördü, beni bilir misiniz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) («ibn» kelimesinin cem’i). Oğyllar. Bazı kabile ve hanedanların isimlerinin başında bulunur: Benî Isriil = İsrail oğulları. Benî Umeyye = Emevîler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنی] oğullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Adem oğullan, insanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنی آدم] insanlar, Adem oğulları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bilgisiz; gece karanIığına kalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyi kalpli, merhametli, şefkatli; tıb selim (tümör). benignly z. merhametle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyi huylu, merhametli, müşfik. benignantly z. müşfik bir sekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنی اسرائيل] İsrailoğulları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («ben» zamirinin genitifidir). Mülkiyet ve mensubiyet beyan eder: Benim evim, benim işim, benim oğlum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mülkiyet beyan eden zamirin birinci şahsıdır. Benimki, benimkinin, benimkine, benimkini, benimkiler ilh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adoption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adoption. appropriation. assimilation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceptance. claim. appropriation. adoption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Benimsemek, sahip çıkmak. Sahip çıkmak, sahip olmak, bir şey hakkında boş yere benimdir iddiasında bulunmak: Benden aldığı kitabı benimsedi. Herkesin şiirlerini benimsiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take up seriously. assimilate. adopt. commandeer. embrace. espouse. interiorize. internalize. latch on to. seize. seize upon. be sold on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adopt. applaud. embrace. naturalize. nibble. to appropriate. to adopt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adopt. adopt in principle. to appropriate to oneself. to make one's own. to consider one's own. to take up seriously. to adopt. embrace. espouse. hug. sanctify. take possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Benimsenmiş olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be accepted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Benimsemeye zorlamak veya kabûl ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb to accept sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Portonova.

Nüfus: 5.342.000.

Yüzölçümü: 43.500 km2.

Komşuları: Batı’da Togo, Kuzey’de Burkina Faso ve Nijer, Doğu’da Nijerya.

Din: %70 yerel inançlar, %15 Müslüman, %15 Hristiyan.

Dil: Fransızca, Fon, Yomba dilleri.

Yönetim Biçimi: Demokrasi.

Tarih: Abomey Krallığı, 17 yy. da komşu krallıklarla yaptığı savaşlarda güç kazandı; 19. yy.ın son dönemlerinde Fransız hakimiyetine girdi ve 1904’te Fransız Batı Afrikasına dahil edildi. 1 Ağustos 1960’da Dahomey adı altında bağımsızlık kazandı, Benin ismini ise 1975’te aldı. Bağımsızlıktan bu yana yapılan beşinci dairede, general Ahmet Kerekov iktidara geçti. Bundan 2 yıl sonra, 1974’de Benin’in Marksist-Leninizt felsefe güden sosyalist bir devlet olduğunu ilan etti. Aralık 1989’da Kerekov bundan böyle Marksizm ve Leninizm’in devlet ideolojisi olmayacağını açıkladı. Krekov, 30 yıl içinde ilk defa yapılan başkanlık seçimlerinde yerini Nicephore Sogho’ya bıraktı. Ekonomi, tarımsal kaynaklı endüstrilerin gelişimine bağlıdır.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takdis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çehre, yüz, Fars. rûy, Ar. vech: Denizin benzi = Denizin yüzü. 2. Yüz rengi: Beniz atmak, uçmak, bozulmak. Yüzün rengi uçmak, sararmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. aselbent..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., K.M. Yakub'un küçük oğlu; israil'de bir kavim; ailenin en küçük oğlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freckled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Teninde ve bilhassa yüzünde tabiî bir küçük lekesi olan, Fars. hâl-dâr. 2. Lekeli (üzüm vs.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kendi nefsine çok ehemmiyet verenin hali, enâniyet, gurur, kibir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ego. personality. individuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ego. conceit. self-respect. egotism. personality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ego. conceit. individualism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-assertion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egocentric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. binâ’dan imüb.). Yapı yapmak sanatiyle geçinen adam, mimar, kalfa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بناء] yapı ustası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yapı yapan, mimar, kalfa, dülg(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kulağın aşağı sarkan yumuşak kısmı ki, küpe asılan yerdir. Kulak tozu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karanfil kökü herb bennet karanfil otu, bot. Geum urbanum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ, (argo) esrar olarak kullanılan amfetamin hapları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dike. embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Changed by pressure so as to be no longer straight; crooked; as, a bent pin; a bent lever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strongly inclined toward something, so as to be resolved, determined, set, etc.; said of the mind, character, disposition, desires, etc., and used with on; as, to be bent on going to college; he is bent on mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The state of being curved, crooked, or inclined from a straight line; flexure; curvity; as, the bent of a bow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A declivity or slope, as of a hill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A leaning or bias; proclivity; tendency of mind; inclination; disposition; purpose; aim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Particular direction or tendency; flexion; course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A transverse frame of a framed structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tension; force of acting; energy; impetus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A reedlike grass; a stalk of stiff, coarse grass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A grass of the genus Agrostis, esp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agrostis vulgaris, or redtop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name is also used of many other grasses, esp. in America.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any neglected field or broken ground; a common; a moor. a special way of doing something; 'he had a bent for it'; 'he had a special knack for getting into trouble'; 'he couldn't get the hang of it' a relatively permanent inclination to react in a particul

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

article. dike. dam. weir. reservoir. paragraph. clause. embankments. item. subclause. subparagraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a relatively permanent inclination to react in a particular way; 'the set of his mind was obvious'. grass for pastures and lawns especially bowling and putting greens. a special way of doing something; 'he had a bent for it'; 'he had a special knack for g

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The plane of beam or joist girder members which support loads and the columns which support these members.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The main member of a structural system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Structural network of timbers or a truss that makes up one cross-sectional piece of the frame. a supporting unit of a trestle or viaduct structure made of two or more columns or column-like members connected by a cap, a strut, or another member This conne

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bent pipe is either half bent or full bent The bowl varies in shape and may be like another model, e g , 'bent Bulldog'. indicates someone who experiences decompression sickness symptoms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bridge support column founded on land.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High on a drug. ability, skill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. eğri, kıvrık, bukülmüş, kavisli; i. eğim; temayül, meyil. have a bent for istidadı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birkaç çeşit sert çimen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz dibi alemi, deniz dibinde yaşayan bitki veya hayvanlar. benthoscope i. deniz dibi araştlrmalarında kullanılan küre şeklinde motorsuz denizaltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنو] oğullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uyuşturmak, hissini iptal etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. amfetamin, burun tıkanıklığını açıcı bir ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Benzeyiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resemblance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Benzemek, bir şeye benzer veya eş olmak: Kurt, köpeğe benzer bir hayvandır. Bu yazı, meşka hiç benzemiyor. Bir şeye benzemek: Oldukça kabûle şayan olmak: Bu yazı bir şeye benzemiyor. Şimdi bir şeye benzedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

look alike. match. remind of. remind. have resemblance to. bear resemblance to. have an air of. resemble smb. in looks. take after. appear. approach. approximate. compare. correspond. dovetail. favor. favour. look like. mimic. resemble. seem. take on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imitate. parallel. resemble. to resemble. to look like. to imitate. to approximate. to take after çekmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resemble. to look like. to seem like. to bear a resemblance. bear resemblance to. compare to. correspond. look. take after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissimilar. unlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissimilar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrast. dissimilarity. divide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benzene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benzene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. uçma veya yanma kabiliyeti olan renksiz karbonlu hidrojen, benzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benzer, eş, vasıfları başkasınınki ile eş olan: Bu adamın benzeri yok. (bk.) Benzeşim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alike. like. similar. analogous. parallel. same. analogic. analogical. approximate. conformable. congener. congenerous. connate. correlative. homologous. indistinguishable. kindred. look-alike. simulant. vicinal. like. closely. in common. of a piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

akin. alike. analogous. corresponding. double. fellow. like. match. parallel. similar. resembling. akin. analogous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analogous. like. similar. resembling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suchlike. kind of. quasi. quasi-. suchlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

like. reminiscent. suchlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

likeness. resemblance. similarity. analogy. mimicry. affinity. approach. community. comparison. conformity. congeniality. identity. kinship. parallel. parallelism. parity. propinquity. sameness. similar. similitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analogy. approach. comparison. correspondence. identity. likeness. parallel. resemblance. sameness. semblance. similarity. similitude. affinity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

similarity. resemblance. analogy. comparison. likeness. propinquity. similitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomparable. matchless. singular. unequalled. unparalleled. unique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uniqueness. inimitableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Kenarlarının uzunluğu arasındaki nispet değişmeden, karşılıklı açıları eşit olan iki şeklin hali, mümaselet. Bu gibi şekillere «benzer şekiller» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analogy. homology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Doğal bir sürecin laboratuar koşullarında ya da bilgisayar modeli kullanılarak sınanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. dilbilgisi). Yan yana olan iki sesten birinin öbürüne benzemesine yol açan ses hadisesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affinity. analogy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resemble each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resemble each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Benzetilmek, Uydurulmak, teşbih ve temsil edilmek: Bu yazı, aslına benzetilememiştir. 2. Taklit edilmek. 3. Yanlışlıkla başka zannolunmak: Aranılan bir adama benzetildi. Bir şeye benzetilmek: Ne suretle olursa yerine getirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benzetmek işi, teşbih, temsil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benzetmek işi. Teşbih, temsil. Temsil ve benzetiş suretiyle yapılmış. Taklit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simile. comparison. image. mimesis. similitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simile. imitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparison. figure of speech. imitation. metaphor. trope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Benzetmek. Bir şeyi diğer bir şeye benzer kılmak, teşbih ve temsil etmek: Yapılacak şeyi örneğine benzetmeli. 2. Taklit ve benzetme yapmak, aynını yapmak: Filânın resmini yapıp çok benzetti. Yazısını benimkine benzetti. 3. Yanılıp bir şeyi diğer bir şey zannetmek; yanılarak zannetmek: Sizi filâna benzettim. Bir şeye benzetmek: Ne suretle olursa olsun tesviye etmek, tesviyesini düşünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

do one's job for one. knock galley-west. liken. compare. assimilate. simulate. associate. bash up. belabor. belabour. clobber. imitate. sort smb. out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare. to mistake. to mix sb up. to compare to. to liken. to ruin. to break. to smash. to beat. to trash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mistake sth for sth else. to ruin. assimilate. assimilate to. compare to. imitate. liken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benzeyiş müşabehet, benzer ve denk olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resemblance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Petrolün damıtılması ile elde edilen bir hidrokarbon çeşidi. Uçucu, renksiz ve kokulu bir sıvı olan benzin akaryakıt olarak motorları işletmekte, tohumlardan yağ çıkarmakta, kumaş temizlemekte kullanılır; özgül ağırlığı 0,65 kadardır. Maden kömürü ve linyit damıtımından da elde edilebilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas. gasoline. petrol. fuel. benzine. benzoline. gasolene. juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel. gas. gasoline. petrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benzine. gasoline. petrol. basic petrol. driving fuel. gas. motor spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benzine , gasoline , gas , petroleum ether , petrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petrol gauge. gas gauge. gasoline gauge. gasoline indicator. petrol content gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas station. petrol station. filling station. gasoline station. gas pump. petrol pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasoline pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel pump. gas pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filling station. petrol station. service station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garage attendant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. benzin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petrol station. filling station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. benzoik asidin tuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kim. benzoik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. aselbent, aselbent sakızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benzin ve tolüen karışımı bir akaryakıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benzol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An impure benzene, used in the arts as a solvent, and for various other purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Benzene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a colorless liquid hydrocarbon; highly inflammable; carcinogenic; the simplest of the aromatic compounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benzene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. katran tasfiyesinden hasıl olan karbonlu hidrojen, benzol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bir hidrokarbon radikali, benzil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(den). yama bağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dört yönden cenup (güney) cihetinden olarak, cenup tarafından: Türkiye cenuben Suriye ve Irak’la sınırlıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cevap olarak, cevap yerine: Sualime cevâben şu mektubu aldım, cevâben şöyle yazdım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in reply. as answer to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جوابا] yanıt olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki aslı cild-bend yani deri yahut meşinle bağlı). Büyük cüzdan, evrak koymaya mahsus birçok gözlere ayrılmış cüzdan şeklinde çanta ki, koltuk altına alınır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). , (şaka). dolambaçlı yol; boş laf etme dolaylı bir şekilde meramını anlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mücellitlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vurarak, döğerek. 2. Çarparak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). tahvil, senet, pusula. debenture bonds tahvilât.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). yatık; eğilmiş, uzanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربند] dar geçit. 2.sınır kalesi. 3.hudut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kapılar kapısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(DERBEND) (i. F.) (der = kapı, benden = bağlamak, kapamak). (Arapça sanılarak «derbendât» suretinde galat cem’i de kullanılır). Dar geçit, boğaz: Sınırdaki boğazlar: Derbendât muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir boğaz ve geçidin muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Liman. 2. Tersane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarık bağlayan, mec. Din adamları sınıfına mensup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül bağlayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبند] gönül bağlanan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (endünd = dağınık). 1. Parça parça: Endibend olmak = Paralanmak. 2. Mahcup, utanmış, kabahati yüzüne vurulmaktan benzi sararmış: Endibend oldu (halk dilinde= Enbend).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Eralp).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatan, Ar. muğfil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Garp cihetinden, batı tarafından: Anadolu, garben Ege Denizi ile sınırlıdır. Şehir, garben tabiî istihkâm şeklinde bir kaya ile çevrilidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غربا] batıdan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. gasb’dan). Zorla alarak, gasb suretiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Hırsla, gazapla, öfke ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boyuna bağlanan şey, gerdanlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن بند] kolye, gerdanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backward assimilation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Gün aşırı, iki günde bir. 2. Aralıkla, ara sıra: Gıbben ziyaret etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Saç bağı, saç örgüsü. 2. Altından yapılmış kadın tarağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گيسوبند] saç bağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hazır ve mevcut yani göz önünde olmaksızın, meydanda olmadığı halde, gıyâbında: Size gıyaben sevgisi vardır. 2. (hukuk) Mahkemeye gelip duruşma olunmaksızın: Gıyâben aleyhinde karar verilmiş. Gıyâben hükmolunarak ilâmı yapılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by default. in one's absence. in absentia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غيابا] yokluğunda, yokken, ardından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Gökle ilgili, uzay sema. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Alm. Graben

coğ. çöküntü hendeği

Yer kabuğunun birbirine paralel olarak uzanan kırıkları veya basamaklı kırık dizileri arasındaki çökmüş bölümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elongated, relatively depressed crustal unit or block that is bounded by faults on its sides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elongate, relatively depressed crustal unit or block that is bounded by faults on its long sides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elongate crustal block that is relatively depressed between two fault systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elongate part of the Earth's crust bounded by faults on its long sides and relatively down-dropped compared to its surroundings. a down-dropped block of the earth's crust resulting from extension, or pulling, of the crust See also horst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A block of rock that lies between two faults and has moved downward to form a depression between the two adjacent fault blocks See also horst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An area between two parallel faults that is lower than that on the other side of the faults. a sunken area between two roughly parallel faults The faults converge toward one another below the surface, so that they look like the letter 'V' in cross section

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to burrow , to sink , to trench , ditch , fosse , graben.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köşebent. Kitap kapaklarının köşelerine yapılan süsleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kasma, kısaltma. 2. Arüz’da, fâilâtün kalıbını fâilün hâline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mahrum olarak, meramına nail olmayarak: Hâiben döndü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cenk ile, muharebe ederek, silâh kuvvetiyle: Prusyalılar harben Paris’e girdiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. har = eşek, bende = kul, Türkçe söylenişi harmanda). Eşekçi, katırcı, mekkâreci (vaktiyle ordu maiyetindeki mekkârecilere denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tarihte ahmaklığı ile meşhur bir Arab’ın adı. 2. mec. Zeki ve becerikli olmadığı halde kendini öyle sanan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D)., argo şevkli, istekli, azimli. hell-bent for election hızla ve dikkatsizce, deli gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

4. Murat bedensel olarak olağanüstü güçlü bir adamdı. Çok iyi silah kullanır, iyi dövüşür, bir ok atışta kalkanı delerdi. Yanında bulunan silahtar Musa Paşa’yı zaman zaman sağ eliyle kuşağından yakalayarak havaya kaldırır, bir müddet dolaştırdıktan sonra tekrar yere indirirdi.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin yüzüne söyleyerek: Bu sözü bana hitâben söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. as an address.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. speaking to. addressed to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

iş. görev, ödev; memuriyet; memuriyet devri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. zorunlu, yükümlü, ödevli, görev olarak yükletilmiş; i. görevli kimse, memur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. jacobin

tepeden inmeci

Tepeden inme taraftarı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. jacobinisme

tepeden inmecilik

Egemen güçlerin, toplumun çıkarına birtakım görüşleri, uygulamaları topluma benimsetmesine dayanan akım.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Can ve gönülden, yürekten, Fars. ez-dil-ü-cân, samimî olarak: Kendisini kalben seviyorum; Size kalben sevgim vardır; tebrikte kusur ettimse de, kalben çok sevindim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. wholeheartedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KâL’A-BEND) (i. F., Ar. kal’a, Fars. benden = bağlamak). Bir kaleye hapsedilmiş mahkûm, (bk.) Kal’abend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalebent olma cezası. bk. Kalebent.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kal’a = kale, Fars. benden = bağlamak). Bir kalenin içinde serbest gezip ancak dışarısına çıkması yasak edilen mahkûm: Eskiden Geçici veya müebbeden kal’a-bend olmak cezası verildi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قریبا] yakında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemer bağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمربند ]] bel kayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Özellikle toprak erozyonunu denetlemek amacıyla kullanılan, suyun ve molozun kanaldaki akışını geciktirmeye yönelik küçük bent.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Köşe tutturan; köşeyi tutturmaya yarayan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle iron. brace clamp. brace. gusset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gusset. angle iron. cornerpiece. bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hafif parlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alev gibi yalayarak yayılan; hafifçe parlayan (göz, gök). lambently (z.) alev gibi yayılarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Süt. 2. Ekşi süt, yoğurt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لبن] süt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. lebeniyye). Süte ait veya süt çeşidinden olan. (anatomi) Ev’iyye-i lebeniyye = Süt damarları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sayarak, sayılmak üzere, hesaba geçirilerek: Maaşınıza mahsûben şu kadar lira verdim; borcunuza mahsûben bana birkaç lira verin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the account of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taking it out of. payment on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the account of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taking it out of. payment on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birlikte olduğu helde, beraberinde olarak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) sanrı uyandıran uyuşturucu madde; bu maddeyi kullanan kimse; şaşırtıcı şey; başkalarının aklını çelen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) sanrı uyandıran; zihni bulandıran; şaşırtıcı; bunaltıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mühürlenmiş, mühürle kapanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yanında ve eşliğine aldığı halde, birlik alarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ardı sıra, arkası sıra, arkasından: Şiddetli yağmuru müteakiben sıcak bir güneş çıkınca ortalık kurudu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ağaç budayıp düzenleyen adam. 2. (Türkçe) Balmumundan ağaç taklidi yapıp süsleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nakış yapan, ressam, nakkaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NAKŞİBENDİ) (i. A.) (mü. nakşbendiyye). Bahâeddin Nakşbend’in kurduğu tarikata mensup ve ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nalbant.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نعلبند] nalbant.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nesebce, soyca.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) iyice dikkat et.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Soyluluk ve asalette öz, temel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) PAy-bend.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پابند] ayak bağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ pây = ayak, besten = bağlamak) (Türkçe: payvand). At vesair hayvanların yürümelerini önlemek için iki veya çift olarak dört ayağına vurulan bağ, bukağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پایبند] ayak bağı. 2.engel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) BAzû-bend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armband.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armband. armlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arm badge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پشه بند] cibinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Prangaya vurulmuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. katedralin papaza bağladığı tahsisat; bu tahsisatı temin eden vakıf; katedralden tahsisat alan papaz. prebendary i. katedralden tahsisat alan papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. sürüngen (sap); yüzükoyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «Rabb» ile «nâ» zamirinden mürekkep olup «Rabbimiz» demek olduğu hâlde dilimizde «Rab» mânâsiyle kullanılıyor). Tanrı: Rabbenâ hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bindiği, binmiş olduğu halde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [راکبا] binerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) boylu boyunca uzanmış, arkaya dayanmış. recumbency (i.) uzanış, dayanış. recumbently (z.) uzanarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (denizcilik). Halatla sahile bağlı: Gemi resen-bend iken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şehbender.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Konsolos.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda nadim olmuş günahkârlara kilise tarafından giydirilen sarı veya siyah renkte gömlek; Engizisyon devrinde yakılarak öldürülme cezasına çarptırılmış kimselere giydirilen siyah gömlek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Gözde, ağtabakanın en hassas noktası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece kuşu, yarasa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolos; başşehbender — başkonsolos. Şehbender vekili = Konsolos muavini (bk. Şâhbender).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبندر] konsolos.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolosluk bina ve makamı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبندر خانه] konsolosluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk, konsolos sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شلواربند] uçkur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free and easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

familiar. hail fellow well met. hand and glove. pally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başa bağlanan veya sarılan şey.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سينه بند] sütyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water heater. geyser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geyser. water heater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flash heater. Ascot heater. geyser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pale complexioned. waxen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premium gasoline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. başka bir şeyin üzerine dayanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlayan, ışık yayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابنده] parlak, ışık veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlayan, ışık veren

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subsequent to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

following. after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعقيبا] takip ederek, izleyerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tahminen, yaklaşık olarak, aşağı yukarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. approximately. about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. approximately. almost. circa. nearly. roughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقریبا] yaklaşık olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طرب انگيز] neşe veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sevindirici, coşturucu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Tasvîb ederek, doğru bularak uygun görerek, görülerek’.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعقيبا] takip ederek, ardına düşerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Oğulluğa kabûl etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Edeb ve terbiye ile.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تأدبا] terbiye ile çekinerek, utanarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turpentine. turps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turpentine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Te’dîb ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tıb bakımından, tıbba uygun olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medically. in medical terms. for medical reasons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ tiğ = kılıç, benden = bağlamak). Kılıç bağlayan, kılıç kuşanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek ince ve seyrek bez, tül, gaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheesecloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheesecloth. leno / cheesecloth. muslin. gauze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fine muslin. cheesecloth. gauze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eğri olan şeyi düzeltmek; gevşemek, yumuşamak; dinlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kararından dönmez, boyun eğmez; kararlı, sabit, azimli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mineçiçeği, bot. Verbena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tezgah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Bulucu, bulan. Keşfeden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زنجيربند] zincire vurulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zincire vurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yakışıklı, güzel: RÜy-i zîbende: Güzel yüz.

Türkçe Sözlük by