Ber-dar ne demek? | Ber-dar anlamı nedir? | Ber-dar

Ber-dar anlamı nedir?

Ber-dar ne demek?

Ber-dar anlamı nedir?

Ber-dar | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ber dar

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = istilâ edatı, dâr = salb ağacı). Dâr ağacına çekilmiş, asılmış, Ar. maslûb. Berdâr etmek: Salbetmek, asmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = meyve, dâr = mülkiyet edatı). Yemişli, meyvedar, meyveli, semereli, verimli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدار] sulu. 2.parlak. 3.hoş

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Sulu, taze. 2.Parlak. 3.Sağlam vücutlu. 4.Nükteli. 5.Zarif, güzel, hoş. 6.Su veren hizmetçi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Suyu bol olma, tazelik. 2. Renklilik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah’ın kulu. ed-Dar. Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Berr’in kulu. Cömert ve ihsan edicinin kulu.-Berr, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Berr).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i) çok basit;(i) okumayı yeni öğrenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Nuh’un erkek torunu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sapma.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aberration

gök b. ve ruh b.sapınç

1. Özel bir görevin normal sonucuna ulaşmasına engel olan sapıklık. 2. Işık hızının sonlu olmasından dolayı bir gök cisminin görünen konumu ile gerçek konumu .arasındaki fark. 3. Bir mercek, ayna veya optik dizgenin odaklama özelliklerindeki yanlış.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),(Al) batıl itikat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hata, dalâlet, doğru yoldan ayrılma, inhiraf; yan delilik, akıl hastalığı; sapıklık; (astr) sapınç, sapma; adese veya ayna sisteminde bütün ışınların bir noktaya toplanamaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). musevi takviminde şubat ortasında başlayan ay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address book / booklet. directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احضر] yemyeşil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ahenkli, uygun düzenli, yumuşak hareketli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنگدار] uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنگ دار] uyumlu, ahenkli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهوبره] ceylan yavrusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beyaz cins anber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kader. Kaderderler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

En yüksek ses kalitesini sağlamak için hassas dijital voltaj darbelerini, dengeli akım darbelerine dönüştürür.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all day long. without interruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. alâka: ilişik. F. dâşten: tutmak) alâkası ve ilişiği olan, münasebetli, hissedar: Bu işle ben de alâkadarım. Yeni yapılan fabrikayla siz de alâkadar mısınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. involved. connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connected. concerned. interested. involved. appertaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه دار] ilgili, alakalı. alâkadar etmek ilgilendirmek. alâkadar olmak ilgilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه داران] ilgililer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Alem = Bayrak, F. dâşten = taşımak). Bayrağı veya sancağı taşıyan, bayrakdar, sancakdar: Alemdar Mustafa Paşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standard bearer. leader önder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علمدار] sancaktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) 1.Bayrak veya sancak tutan, taşıyan, bayraktar, sancaktar. 2.İşe önderlik eden. Alemdar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bayrakdarlık, sancakdarlık: Alemdarlık vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) alemdârî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عليه دار] karşıt, zıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambergris. scent. perfume. fragrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A yellowish translucent resin resembling copal, found as a fossil in alluvial soils, with beds of lignite, or on the seashore in many places.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It takes a fine polish, and is used for pipe mouthpieces, beads, etc., and as a basis for a fine varnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

By friction, it becomes strongly electric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amber color, or anything amber-colored; a clear light yellow; as, the amber of the sky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ambergris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The balsam, liquidambar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Consisting of amber; made of amber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Resembling amber, especially in color; amber- colored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To scent or flavor with ambergris; as, ambered wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To preserve in amber; as, an ambered fly. a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair' a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambergris. scent. perfume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair'. a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry. a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first shadow of the primal plane of Order, the city of A is the archtype of all cities The Palace of A is the seat of the King of A , the ruler of Order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fossilised resin from ancient trees It is clear, translucent, varying in colour from yellow to brown From it are carved beautiful and expensive pipe stems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Naturally occurring, yellow to gold gemstone, fairly soft, which is the fossilized remains of tree resin Used in jewelry, mostly in the Roman period. A chromatic color of glass or plastic containers It is used principally to protect the contents of the co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molecular modeling package AMBER produces an output that it refers to as 'PDB' but differs from true PDB in several areas, enough so to warrant a separate set of handling routines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very hard fossilized plant resin Yellowish in color it is often used for semiprecious gem stones. one of the four only true realities, all else is but an influence reflection or shadow of these realities The second oldest of the known realities Amber is

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brown color of glass that absorbs nearly all radiation with wavelengths shorter than 450mm Amber glass offers excellent protection from ultraviolet radiation This is critical for products such as beer and certain drugs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assisted Model Building with Energy Refinement molecular simulation programs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lifts the spirits High electrical charge for positive energy Harmonizes Yin and Yang Powerful healing stone with large amount of organic energy In ancient times, ground to a powder and mixed with honey or oil of roses for various physical problems Filters

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Obtained from fir trees Gives a fragrance a very rich, warm fragrance tone It is commonly used in fragrances that fall into the 'oriental' category.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amber is a fossilised resin The most commonly found colours are brown and yellow However, there are also specimens found in red, green and close to white. a hard, translucent, yellow, orange, or brownish-yellow fossil resin, used for making jewelry and ot

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

VLTI Instrument. light yellowish-brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

New name for Acrobat See entry above. a white wine gets approximately this colour after a long ageing or an early oxidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A lager, or an ale, with a colour halfway between pale and dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fossilized resin of conifer trees Colors range from honey through yellow to reddish brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student at Sunnydale High School, Amber was seen in 'The Witch' trying out for the cheerleading team, during which she spontaneously combusted due to a witch's spell She trained with one of the best cheerleading coaches money could buy , and the rumor i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Danburite Lapis Lazuli Periclase Tourmaline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A translucent fossilised resin that comes in a range of colours including, yellows, reds, whites, blacks and blues When rubbed, amber produces static electricity The best quality amber is clear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lightweight fossilized sap, resin, or gum from ancient trees, which can be cut, etched, faceted, or carved Amber can be translucent or opaque and range in color from shades of yellow, brown, and red to gray or green.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kehribar; kehribar rengi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anberbalığı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kadıntuzluğu): Yabani, çalı şeklinde, sarı çiçekli bir ağaçtır. Kökü acıdır. Yaprakları ve yemişi tatlıdır. Seyrek ormanlarda bulunur. Boyu 2-3 metre arasındadır. Meyvelerinde bol miktarda C vitamini vardır. Meyveleri, kabukları ve kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Karaciğer ve safra kesesi hastalıklarını iyileştirir. Ateşi düşürür. Hazım bozukluklarını giderir. Bağırsak iltihaplarını tedavi eder. Öksürüğü keser. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Ağız yaralarını iyileştirir. Kan dolaşımını düzenler. Yüksek tansiyonu düşürür. Siyatik, romatizma ve eklem ağrılarını giderir.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). esmeramber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(croton elutheria): Antil adalarında yetişen “liquidamber/sığla ağacı” denilen ağacın kabuğudur. Kabukların dışı kahverengiye yakın gri; içi ise sarıdır. Yandığı zaman hoş bir koku verir. Kullanıldığı yerler: Dizanteri ve ishali keser. Hazım bozukluklarını giderir. Kansızlıkta faydalıdır. Anne sütünü artırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. local government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Adabalığının midesinden çıkardığı güzel kokulu siyah bir madde ki, Hind Okyanusu sahillerinin bazı sığ mahallerinde bulunur. Misk ü anber. 2. Güzel koku: Anber kokuyor. 3. mec. Zülf-i dilberden kinaye olur. Anber balığı = Balinaya benzer ve karnından anber çıkan bir çeşit balık, adabalığı. Fr. Cachalot. Anber çiçeği = Hubb-ül-misk denilen yuvarlak, sarı renkli ve pek hoş kokulu bir cins çiçek ki, küçük bir ağacın üzerinde olur. Misk ile anber = Pek Alâ, pek münasip, isteğe uygun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنبر] amber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak, yapışkan ve misk gibi kokan, kül renginde madde. 2.Güzel koku. 3.Güzellerin saçı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. anber, F. bârîden: Yağdırmak). Anber yağdıran, güzel koku yayan: Zülf-i anber-bâr = Güzel kokulu saç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. anber, F. bûy: Koku). 1. Anber kokulu. 2. Hint’ten, Iran ve Irak’tan gelen bir cins kokulu, uzunca ve iri taneli makbul pirinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Halk dilinde kadın tozluğu denilen bitki, berberis, zîreşk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عنبربو] amber kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anberden ibaret, anber gibi kokan: Zülf-i anberîn = Anber kokulu saç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yayla çiçeği. 2. Güzel kokulu veya anberli iksîr. 3. Ayyaşların rakıya verdikleri isimdir.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عرقدار] terli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آسایش برکمال] her yerde huzur hakim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). patlıcan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Ay meyvası. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Sağlam ay, sağlam kişilik. 2.Şimşek, ay’ın şimşek gibi parlaklığı. 3.Yaprak, ay yaprağı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Eskiden bir büyük adamın giyinirken aynasını tutmakla vazifeli hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. iceberg

coğ. buz dağı

Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akıntılarla yer değiştiren büyük buz parçası.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg. iceberg buzdağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Haberi olan. 2. Akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [باخبر] haberli, haberdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهادار] kıymetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر احضر] Hint Okyanusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باربر] hamal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). berber; (f). tlraş etmek. barbers itch birkaç cins parazit mantarın yüzde ve boyunda meydana getirdiği bir deri hastalığı. barbershop (i). berber dükkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diken üzümü; kadıntuzluğu, amberbaris, sarıçalı, (bot). Berberis vulgaris

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). defne v.b. ağaçların meyvası; mum ağacı, (bot). Myrica cerifera.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bayraktar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بيدقدار] bayraktar, sancaktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagöz oyunundaki çok kısa adamın adı. Bundan kinaye olarak kısa boylu erkekler için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, kirdâr = tabiat). Kötü tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Görünür, Ar. meşhûd, zâhir, lyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hisse ve nasibi olan, hissedar: ilim ve terbiyeden behredâr adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Üst olmayı bildirir. Üzre, alâ. (Bazı Farsça terkiplerde). Bervech-i bâlâ = Yukarda yazılı usûl üzre. Ber-mûtâd = MÜtâdı üzre. Ber-tarz-ı nevîn = Yeni üslûb üzre. Ber-mûeib = MUcibince. Ber-taraf = Ayrı, müstesnâ, şöyle dursun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Göğüs, sine: Şİmînber = Gümüş göğüslü. (Gümüş gibi) (Ezber ve berâber bunun gibidir). 2. Yemiş, meyve: Dıraht-ı bî-ber = Meyvesiz ağaç. Ber-Aver = Meyve veren, meyveli, semereli, verimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «berden» fiilinden emir olup sıfat terkîbi teşkiline girer). İleten, götüren, alan: Dil-ber = Gönül alan. Kebûter-i nâme-ber ss Mektup götüren güvercin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BERR) (i. A.). 1. Kara, deniz mukabili: Berr ü bahrda = Karada ve denizde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بر] üzeri. 2.üzere. 3.göğüs. 4.meyva.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F. Farsça ber = yükselme edatı, Arapça aks = ters). Tersine, aksine, hilâfına, bilâkis: Kendisi ne kadar cahil ise, oğlu beraks o kadar Alimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yerinde, münasip. Nâ-bercâ = Münasip değil, münasebetsiz, yersiz. Pâ-bercâ = SAbit-kadem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = istilâ edatı, dâr = salb ağacı). Dâr ağacına çekilmiş, asılmış, Ar. maslûb. Berdâr etmek: Salbetmek, asmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = meyve, dâr = mülkiyet edatı). Yemişli, meyvedar, meyveli, semereli, verimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Farsça ber = yükseltme edatı, Arapça devâm = dâim olma). Devam üzre bulunan, süren dâim, bâkî: Sıhhat ve Afiyette ber-devam olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «berendâhten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Yukarıya atan, def ve bertaraf eden: Mevâni ber-endâz = Engelleri bertaraf eden, Ar. dâfî-ül-mevânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tersine dönmüş, mâkûs, ters: Baht-ı ber-geşte = Aksi ve kötü talih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Havaya gitmiş, uçurulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.) Sağ, diri, hayatta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Mektup başlığı. 2. Fihrist. 3. Zarfın üzerine yazılan adres.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakta, Ar. kaaim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha yüksek, daha üstte, Alâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Fazilet. 2.Seçkin olma vasfı. 3.Olgunluk. el-Bera’ b. Azib: Ashabdandır. (Küfe-691). Bedir gazası dışında bütün savaşlara katıldı. Rey ve Kazvin’i fethetti. Kufe’de vefat etti.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Akran ve emsale üstünlük. Berâat-ı istihlâl. (bk.) istihlâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittal. acquittal. dismissal. exoneration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be acquitted. to prove innocent / not guilty. to beat the rap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquit. exonerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Birlikte bulunan: Onunla berâber idik. 2. Müsavi, eşit: Sen onunla berâber değilsin. Sen kendini onunla berâber mi tutuyorsun? 3. Bir hizada olan: Kayık su ile berâber idi. 4. Birlikte: Berâber geldik, berâber oturuyoruz. 5. Refakat, birlik, maiyyet: Onun berâberindedir. Berâberince geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

together. co-. with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

together. equal. level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

together. accompanying. abreast. even. together with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برابر] birlikte. 2.eşit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scoreless. quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deuce. drawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deuce. draw. drawn. quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Berâberlik, farksızlık, eşitlik, müsâvilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برابری] birliktelik. 2.eşitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herewith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

along with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Düzelterek bir hizaya getirmek veya müsavi etmek, eşit kılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Berâber gelmek, bir hizada veya müsavi, eşit olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müsavi olma, Ar. tesâvî, eşitlik, müsâvât. 2. Bir hizada olma. 3, Muvazene, denklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tie. togetherness. draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unity. cooperation. draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Beri ve ilgisiz olma, bir işle ilgili olmama: Berâetini ispat etmek. 2. Muaf ve müstesnâ olma, muâfiyet, istisna. 3. (Hukuk). Bir davanın neticesinde pâk ve ilişiksiz çıkma: Berâet kazandı. Berâet-i zimmet: Zimmetinde bir şey görünmeyip, zimmetten uzak olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. berehmen). Berehmenler, Hindu rahipleri, Brahmanlar. (bk.) Brehmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bürhân). Bürhânlar (deliller), (bk.) Bürhân.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [براهين] deliller, kanıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berevât). Rütbe ve nişan veya bir imtiyaz verildiğini tasdik eden ferman. Gemi beratı: Geminin tâbiiyyetini gösteren kâğıt. Leyle-i berât = Peygamberimiz’e peygamberliğin Cebrâil vasıtasıyle tebliğ buyrulduğu gece ki, ŞAbân’ın on beşine tesadüf eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. charter. franchise warrant. title of privilege. practicing certificate. vesting deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Resmi belge, imtiyaz belgesi. 2.Osmanlıda bir kimseye verilen nişan, rütbe veya toprak imtiyazını gösterir belge. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. azarlamak, haşlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). İçin, Ar. liecll, maksadıyla: Berây-ı tenezzüh: Tenezzüh (gezinti) için, liecli-tenezzüh: Gezmek için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beriyye). Beriyyeler. (bk.) Beriyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برای] için.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برای معلومات] bilgi edinmek için, bilgi vermek için, bilgi sahibi olmak için.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برائت] aklanma. berâ’et etmek aklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Berbat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برباد] mahvolmuş. 2.kötü, pis, berbat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kanarya yemi denilen bir cins tohum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Amberbâris.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) BArbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = yükseltme edatı, bâd = hava). 1. Havaya uçmuş gibi perişan. 2. Harap, viran, telef olmuş. Türkçe. 1. Pis, kirli: Berbat adam. Üstünü başını berbat etti. 2. Kötü, fena.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horrible. terrible. awful. miserable. bad. rotten. spoilt. destroyed. stinking. abominable. abysmal. accursed. accurst. appalling. atrocious. bum. chronic. crappy. dashed. deuced. devilish. disgusting. dread. dreadfull. egregious. execrable. fierce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abominable. abysmal. appalling. atrocious. awful. beastly. chronic. diabolical. dire. dreadful. execrable. foul. frightful. ghastly. grotty. hellish. hideous. horrible. horrid. infernal. lousy. miserable. nasty. poisonous. putrid. ropy. rotten. shabby. sh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgusting. dreadful. very bad. soiled. spoiled. arrant. awful. damnable. egregious. execrable. ghoulish. hellish. horrendous. infernal. lamentable. miserable. offending. putrid. rotten. shitty. terrible. unspeakable. venomous. villainous. yucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoil. vitiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ruin. balls up. botch. butcher. foul up. fuck up. to make a hash of it. to cause havoc. screw up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be ruined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). 1. Perişanlık, haraplık. 2. Pislik, mülevveslik, telvis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tıraş etmek ve saç kesmek sanatını icra eden adam. (Yeni tarzda saç kesenlere Fransızca’dan alarak «perukâr» demek abestir). Geveze berber = Çok söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Afrika’nın Mısır hariç bütün kuzeyindeki ülkelerde oturan bir kavim ki, en büyük kısmı, şimdi Araplaşmıştır ve Arapça konuşmaktadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hairdresser. barber. shaver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barber. hairdresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a race somewhat resembling the Arabs, but often classed as Hamitic, who were formerly the inhabitants of the whole of North Africa from the Mediterranean southward into the Sahara, and who still occupy a large part of that region; called also

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also, the language spoken by this people. a cluster of related dialects that were once the major language of northern Africa west of Egypt; now spoken mostly in Morocco an ethnic minority descended from Berbers and Arabs and living in northern Africa a me

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barber. hairdresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loose term given to various peoples who have inhabited North Africa since before the 7th century Arab conquest of the region.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loop-pile carpet that offers great durability, a full comfortable texture and a casual, informal look Often, these carpets incorporate flecks of color that contrast with the primary hue The term Berber has expanded to include many level and multi-level

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carpeting using flecked yarns and loop styles from large nubby to small tight loops.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Berber, an ethnic group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Race of dark-skinned North African people Lived in Morocco before the influences of Arabic and Islamic culture reached the area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loop-pile carpet tufted with thick yarn, such as wool, nylon or olefin Often having random specks of color in contrast to a base hue, this floor covering has a full, comfortable feel, while maintaining an informal, casual look Currently, this term has exp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbershop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saloon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Berber kavminin tarz ve usul veya dilinde olan. Berber dilinde veya Berberler’e mahsus tarzda: Berberce söylemek. 2. Berber dili: Berberce’ nin hangi dil ailesinden olduğu henüz bilinmemektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. berberiyye). Berber kavmine mensup ve müteallik: Memâlik-i Berberiyye = Berber ülkeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Berber kavmiyle meskûn yer. Berber ülkeleri. Eskiden bilhassa Cezâyir’e Avrupalılar’ın verdikleri ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a barber. hairdressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hairdressing. hairdressing business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برجا] yerinde, uygun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Yerinde tam doğru ve münasip. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F). Mısra-ı berceste = Güzel, kuvvetli, metîn ve latif olan mısra: Eğer maksûd eserse mısra-ı berceste kâfidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برجسته] seçkin, seçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Seçilmiş, beğenilmiş. 2.Güzel, hoş, latif.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr., müz. ninni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Toplayıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müşteri seyyaresi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.”Müşteri” denilen yıldız, Jüpiter gezegeni. 2.Sütü çok olan deve.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soğuk, sermâ. Berd-ülaeûz = Kocakarı soğuğu ki, ilkbaharın sayılı günlerinde vuku bulur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برد] soğuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Kocakarı soğuğu (RÜmî şubatın 26’sından İtibâren 7 gün şiddetle devâm eden bir soğuk).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برده] köle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuing. going on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بردوام] sürekli, devam eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = yükseltme edatı, dûş = omuz). Omuzların üzerinde olan. Hâne-berdûş == Evi omuzunda. Varı yoğu omuzundaki seccade veya pöstekiden ibaret, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. tramp. hobo. bum. vagrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بردالعجوز] kocakarı soğuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Vurma ve incitme eseri ola130 rak bedenin bir tarafında hasıl olan çürük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sipersiz ve yumuşak bir çeşit başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beret. skullcap. wound. flesh wound. hurt. balmoral. barret. bruise. contusion. lesion. tammy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beret. bruise. lesion. weal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Barley; the six-rowed barley or the four-rowed barley, commonly the former.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pierce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Bear, barley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beret. bruise. chafe. graze. hurt. indentation. lesion. wound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بره] kuzu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mahrum etmek; merhametsizce elinden almak bereavement i. mahrumiyet. bereft s. mahrum edilmiş. the bereaved geriye kalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde 32 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Hintçe’den) (c. berâhime). 1. Hindûlar’ın «Brahma» mezhebine tâbî ve en yüksek kastına mensup adam. 2. Hindû ve Mecûsî rûhânî reisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برهنه] çıplak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برکات] bereketler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berekât). 1. Nimet, Tanrı ihsanı, Osm. mevhibe-i subhâniyye. 2. Bolluk, feyz: Bu sene tarımda çok bereket var. 3. Mübareklik, uğur, saadet: Filân zâtın sohbeti bereketiyle, duanızın bereketiyle. 4. Azı çok yerine geçecek surette Tanrı’nın takdirini elde etmek: Helâl kazanılmayan malda bereket yoktur. Bereket versin. 5. Hamdolsun, Allaha şüKürler olsun, hele, bari: Bereket versin hava bulutlu idi, yoksa sıcaktan bayılırdık. 6. Alınan bir şey için dua makamında söylenir; cevabında «bereketini gör» derler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. blessing. richness. plentifulness. plenteousness. copiousness. cornucopia. fertility. fruitfulness. plenitude. plenty. profusion. prolificacy. prolificness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. plenty. increase. fruitfulness. blessing. divine gift. rain. fortunately. fertility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برکت] bolluk. 2.uğur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bolluk. 2.Meymenet, saadet, mutluluk, Allah vergisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Feyz ve bereketi olan, bol, mebzûl: Bu sene ekin pek bereketlidir. Bereketli sene. 2. Meymenet ve saadete kavuşan, meymenetli. 3. Azı çok yerine geçecek surette hayrı görülen: Helâl kazanılan mal daima bereketlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. exuberant. fertile. luxuriant. plenteous. plentiful. rich. blessed. fruitful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. fertile. fruitful. copious. fat. fecund. generous. luxuriant. plentiful. productive. prolific. rich. teeming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lushness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bereket ve meymeneti olmayan, kâfi ölçüde olduğu halde yetişmeyip hayrı görülmeyen: Alnın teri ile kazanılmadığı için bereketsiz bir paradır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfruitful. scanty. meagre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uğursuzluk, hayırsızlık, kâfi ölçüde olduğu halde hayrı görünmeyen. Bu parada bir bereketsizlik vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Vurup çürütmek, bere hasıl olacak surette vurmak: Yüzünü berelemişler. 2. (Meyve vesaireyi) vurmak, zedelemek, çürütmek: Erikleri sepetin içinde çok sallayıp berelemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. chafe. contuse. maul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurulmaktan çürümek, çürük ve bere peyda etmek: Bütün yüzü berelenmiş. 2. (Meyve). Bir şeye dokunmaktan vurulup bir tarafı zedelenmek: Şeftali berelenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beresi, hafif yarası olan. 2. Başına bere giymiş insan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, kuvvetli, akıllı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. bere, ufak ve yuvarlak bir çeşit yumuşak şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Berât’ın c.). Eskiden rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بروات] beratlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برف] kar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buzhâne; karlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برفين] karlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kardan yapılmış. 2.Tertemiz, kar gibi beyaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برگ] yaprak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aysberg, buzdağı; bak. iceberg.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. T.). Turunçgillerden bir ağaç ve meyvesi. Meyvenin kabuklarından reçel yapılır ve güzel kokulu bir esans çıkarılır (citrus bergamia).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tree of the Orange family , having a roundish or pear-shaped fruit, from the rind of which an essential oil of delicious odor is extracted, much prized as a perfume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also, the fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variety of mint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The essence or perfume made from the fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variety of pear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variety of snuff perfumed with bergamot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coarse tapestry, manufactured from flock of cotton or hemp, mixed with ox's or goat's hair; said to have been invented at Bergamo, Italy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Encyc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Brit. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery; Italy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential oil of the bergamot orange used to flavor a black tea base to make Earl Grey tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A citrus oil derived from the bergamot orange used to flavor black tea to make Earl Grey tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Conditions skin, soothes Antiseptic Photo toxic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bergamot oil acts as a natural astringent and is best suited for oily skin and hair conditions Its spicy scent of oranges and lemons also helps to lift the spirits. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery; Italy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(citrus bergamia): Sedefotugiller familyasından bir çeşit narenciye türüdür. Meyvesinin kabuklarından güzel kokulu bir esans yapılır. Dalları seyrek ve kısa dikenlidir. Meyvesi armut şeklinde, sarımtırak yeşil veya altın sarısı rengindedir. 8-10 dilimi vardır. Bergamot meyvasından çıkarılan esans yeşilimtırak veya sarımtırak yeşil renktedir. Acı ama hoş kokuludur. Kullanıldığı yerler: Koku vermesi için bazı ilaçlara ve çaya karıştırılır. Reçeli de yapılır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bergamot, bot. Citrus bergamia; bir nevi armut; yağı ıtriyatta kullamlan bir cins portakal veya ağaçkavunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Berkin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Halk ağzında: Belgizar). Yadigâr olmak üzere verilen hediye: Bu kutu falanın bana bergüzârıdır. Bu da benden size bergüzâr olsun.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hediye, hatıra, andaç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Seçilmiş, seçkin, irâdesine sahip.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Seçkin, beğenilmiş makbul.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برگذار] hatıra, hediye, yadigâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Halk ağzında: Barhâne). Büyük ve muntazam olmayan konak ve daire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برخانه] harap vaziyetteki ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaramaz, haylaz, hayta.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برحيات] hayatta olan, sağ. berhayât bulunmak yaşamak, hayatta olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHURDAR (i. F.). Çalışma ve himmetinin neticesini alan, iyi bir işin mükâfatına nail olan: Berhurdâr olsun. Berhudâr ol oğlum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHUDARLIK (i), iş, himmet ve müsbet çalışmanın netice ve mükâfatına kavuşma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dağarcık, torba.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برخوردار] mutlu, muradına ermiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. Siir konusu etmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BERÜ (i.). Bu tarafta, yakında, daha yakın, öte mukabili: Beri gel, beride dur, beriye gel, beriden geç. Ötede beride, öteye beriye, öteden beriden: Uzak ve yakın çeşitli yerler. Yakında bulunan, bu cihette olan, yakın, öte mukabiM: Beri taraf. Yakında ve bu cihette olan yer: Berisi ötesinden geniştir. Zaman zarfı — dan beri: Bir vakitten başlayarak devamlılık gösterir. —dan itibaren: Uç seneden beri görüşmedik. O günden beri hastayım. Görüşeliden beri: Görüştüğümüz vakitten itibaren. Öteden beri: Eskiden beri, Ar. minel-kadîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berâet»den smüş.). 1. Kurtulmuş, Ar. sâlim, Fars, Arî, Azâde: Her hastalıktan beridir. 2. Pâk, temiz, münezzeh: Cenâb-ı Hak, gözle görmekten ve kulakla işitmekten beridir. 3. Hiç bir ilgisi ve medhali olmayan, berâet kazanan. Beriyyüz-zimme = Zimmetinde bir şey olmayan,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

since. from. on. onward. onwards. down. from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the near side. this way. since. ever since. for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

here. near. since.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بری] arınmış, temiz, uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Salim, kurtulmuş. 2.Temiz, Arınmış.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan sevgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Seylanca). Asya’nın güney doğusu ile Okyanusya, Senegal ve Brezilya’nın yerli halklarında görülen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beriberi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acute disease occurring in India, characterized by multiple inflammatory changes in the nerves, producing great muscular debility, a painful rigidity of the limbs, and cachexy. avitaminosis caused by lack of thiamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avitaminosis caused by lack of thiamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beriberi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatar, posta, ulak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برید] ulak. 2.postacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haberci. 2.Eskiden müslüman devletlerde posta ve haber alma örgütünün adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

yahut BERÜKÜ (i.). Bu taraftaki, yakındaki, öteki mukabili: Beriki, ötekinden büyüktür. Öteki beriki = Her kim olursa, herkes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beryl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beryl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Zümrüt gibi bazı taşların bileşiminde bulunan bir elemandır. Be senbolü ile gösterilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BERRİN) (i. F.). Yüksek (daha çok manevî mânâda): Kasr-ı barîn (berrin) = Yüksek saray.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برین] yüksek, yüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.En yüksek, çok yüce. 2.Soylu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Bering Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnam ve ihsan sahibi. Saliha ve vazifesini yapan hanım.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çöl, Ar. sahrâ, Fars. beyâbân: Beriyye-tüş-ŞAm = (Suriye) Şam çölü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berâyâ). Halk, Ar. nâs, enâm, insanlar: Hayrül-beriyye = İnsanların en iyisi olan Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Şimşek (elektrik mânâsına dahi getirilip Iran ve Hint’ te telgrafa «TAr-ı berki» derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaprak, varak. Berk-i gül: Gül yaprağı. Gül-i sadberk = Bir nevi gül. Berk ü bâr = Yaprak ve meyve. Bîberk ü neva = Elde, avuçta yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pek katı, sert. 2. Sağlam, metin, muhkem, e. Pek, sağlam olarak. («Pek» sözü bunun hafifletilmişi olsa gerektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. solid. firm. strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a stupid person who is easy to take advantage of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fool, especially one who got himself into a mess when he should have known better.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fool, especially one who got himself into the mess when he should have known better. a stupid person who is easy to take advantage of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برق] şimşek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Sağlam, kuvvetli. 2.Katı, sert. Şiddetli. 3.Hızlı. 4.Orman. 3.Arı, şimşek, yaprak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Selçuklu Sultanı. (Öl. 1104). Melikşah’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Kuzey Afrika’da eski bir şehir. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Şakıma, parıldama. 2.Kıvırcık tüylü kuzu postu kürkü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, bozulmaz, yemin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. Farsça ber = istilâ edatı ve karar). Kararlı, kararlaşmış, yerleşmiş, devamlı, dâim: Şimdiki hâlinde berkarâr olmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برقرار] yerinde duran, karar eden. berkarâr olmak devam etmek, kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Berk).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kama. 2.Altınordu hükümdarı. Cengiz Han’ın torunu ve Cuci’nin 3.oğludur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - güçlü el.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. berkelyum, bir radyoaktif unsur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aktinitlerden, atom ağırlığı 244 olan radyoaktif bir eleman. Bk senbolü ile gösterilir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بزکمال] en iyi şekilde, mükemmel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, sağlam kişilikli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şimşek gibi parlak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlam güçlü kuvvetli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.) . Pekişmek, katılaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katılaştırmak, takviye ve tahkim etmek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü soydan gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Peklik, katılık, sertlik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, sağlam, kişilikli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü tanınan kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Berksan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Soğuk ve keskin su.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlam, güçlü tanınmış.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i bir çeşit fayton, oturulacak kapalı yeri olan at arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Berlin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yolun kenarındaki toprak kısım; kalelerde siper ile hendek arasmdaki toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برماه] matkap, burgu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dağ tepesi, doruk. - (bkz.Şahika, zirve).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برموجب] uyarınca, gereğince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of islands in the Atlantic off the Carolina coast; British colony; a popular resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bermuda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of islands in the Atlantic off the Carolina coast; British colony; a popular resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bermuda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Hamilton.

Nüfus: 59.300.

Yüzölçümü: 54 km2.

Komşuları: Atlas Okyanusu’nda ada.

Önemli Şehirleri: Hamilton.

Dil: İngilizce, Portekizce.

Yönetim Biçimi: Koloni.

Tarih: Bermuda’nın ilk sömürge oluşu, İngiliz Sir George Somers ve beraberindekilerin 1609 yılında bir deniz kazasına uğramalarıyla başlar. Bermuda 1684’te İngiliz Kraliyeti’nin buyruğuna girdi ve 1968’de öz yönetimli sömürge haline geldi. Bermuda’da ABD’nin bir deniz ve hava üssü vardır.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kısa pantolon, Bermuda pantolon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BER-MUTAD) (i. F. A.). Adet olduğu üzere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برمعتاد] alışıldığı gibi, mutâd olduğu üzere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bern, isviçre'nin başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Genç, delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برنا] genç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Genç delikanlı, yiğit. - Kadın ve erkek için kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Sen Bernar'a veya onun tarikatma ait; i. bu tarikat mensubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برپا] ayakta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بر] toprak. 2.kara. 3.kıta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Doğru sözlü, hayır işleyen kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berd» den imüb.). Su, şerbet vesaireyi soğutmaya mahsus kap, karlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berk» dan imüb.). 1. Pek parlak. 2. Bulanık olmayan, durulmuş, saf: Berrak su. Bulutsuz, açık: Berrak hava (bu ikinci mânâ Türkçe’ye mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. unclouded. limpid. brillant. crystalline. crystal. bright. just. liquid. lucent. lucid. pellucid. serene. speaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. limpid. lucid. transparent. unclouded. vivid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [براق] duru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Duru, saf, bulanık olmayan, nurlu. 2.Şimşek, parıltı. 3.Kulağa hoş gelen ses.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Aydınlık görünüşlü güzel kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Duru hâle gelmek, berrak olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become clear. to be limpid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulanık olmayıp saf ve açık olan su veya havanın hali: Bu suyun, bugünkü havanın berraklığı ne kadar güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clearness. limpidity. clarity. definition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kesen, kesici, keskin: Tİğ-ı berrân: Keskin kılıç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kesen, kesici, keskin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berr» den imüb.). 1. Sahra ve kıra mensup ve müteallik, yabanî. 2. Haricî, zahirî. 3. Din emirlerine uymayan. (Bu üçüncü mânâ Türkçe’ye mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Karadan, kara yoluyla, bahren mukabili: İstanbul’dan Haleb’e berren gitti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برا] kara yolu ile.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. berriyye). Karaya mensup ve müteallik. Bahrî mukabili: Asâkir-i berriyye = Kara ordusu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بری] kara ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Berîn.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yüksek yüce.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kara askeri, kuvve-i berriyye, bahriyye mukabili. İngiltere’ nin berriyyesi (kara kuvvetleri), bahriyesinden (deniz kuvvetlerinden) çok azdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., bot. tohumlardan oluşmuş yumuşak meyva; çilek, kiraz, ağaç çileği gibi etli ve zarlı kabuksuz tane; f. bu seçit meyvayı toplamak. hound's berry tilki üzümü, bot. Solanum nigrum. terebinth berry çitlembik. berried s. yemişi zarsız ve kabuksuz olan,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten yaprağı ile yapılmış afyonlu şurup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برسابق] eskiden olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Hep, bütün, çok.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. iskandinav efsanelerinde adı geçen cesaret ve kuvvetiyle meşhur bir kahraman; sş bu kahraman gibi çılgınca hareket eden go berserk çıldırmak, tahripkar bir hal almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bak. berserk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musikide ninni formu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saç ve sakalı düşüren, kel nevinden bir İllet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça ber = istilâ edatı, Arapça = taraf). Ortadan çıkmış, zâil olmuş. Bertaraf etmek: Ortadan kaldırmak, defetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aside. out of the way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of the way. aside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برطرف] bir yana. 2.giderilmiş. bertaraf etmek gidermek. bertaraf olmak giderilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برتر] daha üstün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Üstün, yüksek nitelikli, değerli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برترین] en üstün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f yatak, ranza (taşıtlarda); den. manevra veya rıhtımda palamar yeri; gemici ranzası; iş, vazife; mevki; f., den. manevra yaparak yer vermek (gemiye); yatacak yer vermek; rıhtıma yanaşmak (gemi). give the land a wide berth karadan çok uzakta bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadınların omuzlarına attıkları dantel veya diğer bir kumaştan yaka veya atkı. Big Bertha Almanlann Birinci Dünya Savaşmda Paris'i dövmek için kullandıklan çok büyük top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kişileri, bilhassa suçluları, vücut ölçülerine göre teşhis eden bir sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pertmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Beri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BEREVAT) (i. A. c.) (m. berât). Beratlar (fermanlar), (bk.) Berat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بروجه] gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zümrüt gibi birkaç çeşit kıymetli taşı da içine alan bir maden; nil rengi, cam göbeği. beryline s. zümrüt nev'inden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. berilyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İki şey arasındaki aralık. 2. Ölülerin ruhlarının kıyamete kadar duracakları yer ki, dünya ile ahret arasında farz olunur. 3. (Coğrafya). İki karayı birbirine bağlayan ve iki denizi birbirinden ayıran dar dil: Panama berzahı. 4. mec. Azap çekilen yer, cehennem. Bu mânâ ile mecâzen sıfat gibi de kullanılır: Berzah yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برزخ] cehennem. 2.dil, kara uzantısı. 3.sorun, dert.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu’l-Kasım b. Muhammed. - Arap tarihçilerinden-dir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Yöre, mahalle, yol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برزگر] çiftçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. salya bulaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayyaş kimse, içkiye düşkün kimse..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BÜBER) (i. Hindce’den gelir). Hind’den ve o cihetteki adalardan gelen yakıcı bir habbe ki tozu yemeğe konur. Ar. fülfüt. Kara biber dahi denilir. Asıl Türkçesi ısıot. Kırmızı biber = Arnavut biberi. Yeşil biber = Bunun tazesi. Tuz biber = Baharat, mec. Lezzet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper. paprika. cruet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beaver , beavers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(filfil): Patlıcangillerden; taze iken yeşil ve çoğu acı olan meyvesi; sebze ve baharat olarak kullanılır. Bol miktarda C vitamini vardır. Acı ve tatlı, yeşil ve kırmızı çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kırmızı biber ile hazırlanan ilaç, nevralji, lumbago ve romatizmada faydalıdır. Ayrıca biber, mideyi kuvvetlendirir. İştahı açar ve hazmı kolaylaştırır. Kanamaları önler. Cinsel arzuları kamçılar.

Şifalı Bitki by

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kininin veya greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olmayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da arttırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emil imin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kanserojen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, biberin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine karışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe eder ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi Önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kiwinin ya da greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olamayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da artırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emilimin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kansorejen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, bibrin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine kaarışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe der ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üüstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rosemary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rosemary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(kuşdili): Ballıbabagillerden; Akdeniz çevresinde çok yetişen; küçük, kalınca, ensiz ve kokulu yaprakları ile çiçeklerinden faydalanılan bir bitkidir. Yaprakları iğneye benzer. Boyu 2 metre kadardır. Çiçekleri mavi veya eflatundur. Çiçeklerinden renksiz veya soluk sarı renkte olan biberiye esansı çıkarılır. İçeriğinde kafuru, sineol, kamfen, pinen, borneol ve bornilasetat vardır. Kullanıldığı yerler: Hazımsızlığı giderir. Çarpıntıyı keser. Yarımbaş ağrılarını giderir. Baş dönmesini keser. Astım, bronşit ve kansızlıkta faydalıdır. Yağlı saçların yağını alır. Burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılır. İdrar ve adet söktürür. Safra ifrazatını arttırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Eklîl-i cebel denilen bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biber saçılmış: Bu külbastı çok biberli, mec. Çok pahalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peppered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. peppery. peppered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peppery. peppered. hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), içine biber konan küçük kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caster. castor. pepper-castor. pepperbox. shaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper-pot. pepper-shaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper shaker. papper mill. caster. pepper pot. sifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Emzik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby bottle. nursing bottle. feeding bottle. feeder. bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeding bottle. baby's bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeding bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyanık, uykusuz, uyumayan. Ar. yakzân. Baht-ı bîdâr = Yaver ve müsaid, uyanık talih. Dil-i bîdâr = Uyanık gönül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyanık, uykusuz, uyumayan. Ar. yakzân. Baht-ı bîdâr = Yaver ve müsaid, uyanık talih. Dil-i bîdâr = Uyanık gönül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدار] uyanık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيداربخت] talihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Uyanıklık. 2. Uğraşma. 3. Dikkatlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Uyanıklık. 2. •Uğraşma. 3. Dikkatlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oblivious. unaware. ignorant. uninformed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. unaware of. ignorant of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی خبر] habersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaban mersini, bot. Vaccinium myrtillus; dağ mersini, buna benzer birkaç cins fidan ve meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Bel, belleyen, yer kıran, kürek çeken. 2.İstihkam neferi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بنابرین] bundan dolayı, buna dayanarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as much. the same amount.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İktidar ile.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böğürtlen, bot. Rubus fruticosus; ayı dutu, diken dutu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. balina yağı; ağlayış; f. hüngür hüngür ağlamak; ağlarken (bir şeyler) söylemek; s. şişkin, kalın. blubberer i. hüngür hüngür ağlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaban mersini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. huzursuzluk, kavga, gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (Biberlemek). Biber saçmak, mec. Yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

over head and heels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bombardıman uçağı; bomba atan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., leh. ekşi yoğurt, kesilmiş süt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hudut, sınır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böğürtlen ve ahududunun birleşmesinden doğan melez bir meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so. this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

this much. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) şemsiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonetheless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

although. nevertheless. nevermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thus far.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Çıplaklık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بویدار] kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskoçya'da oynanan bir oyunda fırlatmak için kullanılan değnek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -daria) Roma hamamlarında sıcak oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takvim. calendar year takvim senesi. Chinese calendar gün ve ayları altmışlık devrelerle ayarlanmış olan ve 12 kameri aydan meydana gelen eski bir ,Çin takvimi. Gregorian calendar Papa Xlll Gregorius tarafından 1582'de düzeltilip şimdiye kadar kullan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çap, kalibre; kabiliyet, yetenek, kapasite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kavis meydana getirmek; hafifçe bükülmek; dışbükey yapmak; (i). kavis, bükümlülük; (hav). kanadın bükümlülüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit sarımsı yumuşak peynir, kamamber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cân = ruh, dâşten = tutmak). Canlı. Fars. zîrûh, diri. Ar. hay. vaktiyle Asâyişe memur adam, zabtiye. Ortaçağ Türk devletlerinde yüksek rütbeli bir subay.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, sağlam kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Canberra, Avustralya nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جاندار] canlı. 2.koruyucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2.Osmanlı’da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3.Jandarma. Muhafız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ordunun bir yanında olan birlik (pişdâr ve dümdâr gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hububatın esmer ve uzun taneli bir cinsi ki, ekmeği iyi pişirilmek şartıyle lezzetli olursa da, ekseriya hamur gibi kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pumpernicel. rye bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buğdaygillerin ve daha çok çavdarın başağında türeyen ve horoz mahmuzunu andıran bir mantar çeşidi (claviceps purpurea).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(claviceps purpurea): Çavdar ve ona benzeyen bitkilerin çiçeklerinde üreyen parazit bir mantarın kışı geçirmek üzere aldığı mukavemet şeklidir. 10-35 milimetre uzunluğunda, 2-5 milimete genişliğindedir. Dışı siyahımsı-mor; içi pempemsi veya morumsu beyaz renktedir. Tadı yoktur. İçinde ergotin denilen zehirli bir madde vardır. Ev ilaçlarında kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler: Damarları daraltıcı özelliğinden ötürü hekimlikte kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Câzibeli, alımlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جاذبه دار] çekici, cazibeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zaman sırasıyla kaydetmek, kayda geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kibir, azamet, celâl. (Allah’a mahsus bir sıfat olup, insana yakışmadığı için, insan hakkında ancak kötüleme niyetiyle kullanılır). Alem-i ceberOt = Bu dünyanın ötesi, yücesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) - İbranice “kudret” anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir ağacı; erz ağacı,(bot). Cedrus; bu ağaçların tahtası. cedar of Lebanon Lübnan selvisi, (bot). Cedrus libani. Himalayan cedar, Indian cedar çin ağacı, (bot). Cedrus deodara. cedar chest yünluleri güveden korumak için sedir ağacının odunundan y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çenber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. circumference. hoop. ring. bail. circuit. girth. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. circumference. hoop. wooden ring. metal strip. large printed kerchief. basket ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. band. hoop. orbit. ring. rim. strap. encirclement. bandage. ball. loop. girdle. iron. fillet. drum. perimeter. periphery. circular. peripheral. runner. wreath. hasp. ferrule. annulus. clip. ribbon. brasting. toroid. torodial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strap. to encircle. circumscribe. hoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strapped. hooped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde 24 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.)”. 1. Daire, def ve kalbur gibi şeylerin tahtadan olan dairesi. 2. Fıçı ve tekerlek gibi şeylerin takviye edip dağılmalarını önlemek için etrafını çevirecek surette geçirilen demir veya tahta halka ve daire. Fıçı, tekerlek çenberi. 3. Boyun ve alna bağlanan yemeni: Çenber bağlamak. 4. (mimarlık). Bîr direk ve sütuna geçirilen demir halka veya halka şeklinde yapılan kabartma daire: Çenberli taş (Çenberlitaş). 5. Eski astronominin inancına göre felek dairesi: Feleğin çenberinden geçmek = Tecrübe görmek, Osm. tecrübedîde olmak, feleğin germ-ü-serdini görmüş olmak. 6. Kıçı yuvarlak (odun kayığı). Çenber kayık. 7. (geometri) Merkez noktasından aynı uzaklık ve düzlemdeki noktaların meydana getirdiği kapalı ‘eğri. Sırt çenberi = Herhangi bir gök cismi ile gök küresi kutuplarından geçen çenber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چنبر] çember. 2.kasnak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çenber geçirmek, daire ve halka ile kuşatıp takviye etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çenberi olan, çenber denilen daire ve halkaları bulunan: Demir çenberli fıçı, çenberli direk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). cehennemin kapısını bekleyen üç başlı köpek; uyanık ve sadık bir bekçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözleyen, bekleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cevher = kıymetli taş, F. dâşten = tutmak). 1. Haysiyeti olan, özü ve mayası makbûl olan. 2. İstidat ve tabiî kabiliyeti bulunan. 3. Elmas vesair kıymetli taşlarla süslü. Tîğ-ı cevherdâr = Mücevherli kılıç. 4. (Ebced hesabında) yalnız noktalı harfleri hesap olunan: Târîh-i cevher-dâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir çevrede bir kirletici için izin verilebilir en yüksek düzey ya da çevrenin bazı vasıfları için kabul edilebilir en düşük düzey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cezbeli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). oda, yatak odası, özel oda; daire; saray veya resmi ikametgah odası; hâkimin oturum dışı konularda çalıştıgı oda; mahkeme, komisyon; bölme; teşrii meclis, yasama meclisi; fişek yatağı (silâhlarda); (f). odaya koymak; odaya kapatmak; oda verme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mabeyinci, teşrifatçı; kâhya, kethüda; muhasebeci, haznedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oda hizmetçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keklik üzümu, (bot). Gaultheria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumuşak bir cins ingiliz peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tespihağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarı veya yeşil renkte olan ve bazen de kuyumculukta kullanılan bir mineral.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Duvar. 2. İki yeri ayıran zar. Ar. hicâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدار] duvar. 2.zar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double standard. alternating standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aleme sahip olan, dünyayı zaptetmiş, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdâra mensup, şâhâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهاندار] büyük hükümdar, imparator.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Delhi, Türk-Hind İmparatorları’nın 13.’sû olup Şah Alem Bahadır’ın büyük oğludur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdara yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cilâ = parlaklık, F. dâşten = tutmak). Cilâlı, parlak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلادار] cilalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. cılav = yular, F. dâşten = tutmak. Yanlış tâbir). Yedek atı yularından sevkeden seyis, yedekçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جندار] cinci, afsuncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) cincilik, afsunculuk, muskacılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Eskiden Cizye toplayan halîfe memuru, haraççı, cizye denilen, vergiyi alan tahsildar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kesilip koyulaşmış süt; (f). kesilip koyulaşmak (süt).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tırmanmak, güçlükle tırmanmak; clamberer (i). el ve ayakla tırmanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tırmanan sarmaşık; (k.dili).; toplum hayatında yükselmek isteyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ABD)., (argo). kıyasıya dövmek; yenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Berenisin saçı takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i tarak, yün, keten vb'ni tarayan kimse; uzun ve tümsekli dalga

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırmızı yaban mersini, (bot). Vaccinium vitis-idaea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bataklık yerlerde yetişen kızılcığa benzer bir meyva, (bot). Vaccinium macrocarpum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hıyar, salatalık, (bot). Cucumis sativus. cool as a cucumber kendine hakim, soğukkanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çukadar). Ayak hizmetinde bulunan çuha elbiseli, yahut çuhadan olan perdenin haricinde emre hazır bulunan hademe ki vaktiyle hususî bir sınıf teşkil ederlerdi. Kapı çuhadarı = Eskiden BAbiâlî’de vilâyetlerin kapı kethüdalarının maiyyetinde bulunup valilerin bazı siparişlerini yerine getiren memurlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çuhadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇUHADARLIK (i.). Çuhadar hizmet ve vazifesi. Kapı çuhadarlığı = Kapı çukadarı hizmet ve vazifesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yük olmak, ağırlık vermek, sıkıntı vermek, engel olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hantal sıkıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cüsseli, iri yapılı, irikıyım.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu, Sony Dijital Fotoğraf Makinesi serisine verilen addır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Cyber-shot®, yüksek kaliteli fotoğraf makineleridir. Fotoğrafların yanı sıra hareketli görüntüler ve ses de kaydedilebilir. Kayıt ortamı olarak Memory Stick™ kullanılır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sibernetik, kibernetik, ayarlama-yönleme bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Kızgın demirle damgalanmış. 2. Yaralı. 3. mec. Üzgün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çepeçevre, fırdolayı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائرا مادار] çepeçevre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Son derece dar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bol ve geniş olmayan, sıkı. Ar. zıyk, Fars. teng: Dar esvap, dar sokak, dar yer. 2. Az, kâfi olmayan, ancak yetişecek kadar: Dar vakit. 3. Sıkıntılı, sıkıntıda bulunan, sıkıntı çeken: Darda kaldık. 4. Sabırsız: İçi dar adam. 5. Ancak, güç halle: Dar kaçmak, kendini dar eve attı, dar yetişmek. Dara gelmek = Zaruret, ıztırap, sıkıntıda kalmak. Darda kalmak = Mecburiyet, sıkıntı çekmek. Eli dar = Hasis. Dara boğmak = TAciz etmek, sıkıştırmak. Darda bulunmak = Zarurette olmak, parası olmamak. Daradar, dardanna = Ancak, güç halle. Dara getirmek = Mecbur etmek, sıkıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da müennestir. Birçok cem’i varsa da dilimizde hiç biri bu mânâlarla kullanılmaz). 1. Evin büyüğü, birkaç daireyi içine alan mesken, konak. 2. Mahal, mekân, makam, yer: Dâr-ı dünyâ, dâr-ı Ah ı ret. Dâr-ül-istihzârât = Kimya işleri yapılan yer (Fr. laboratoire). Dâr-ül-amân = Emniyet yeri. Dâr-ül-beka = Ahıret. Dâr-ül-harb = Savaş yeri. İslâm hukukunda bir İslâm devletinin hükmünde olmayan yerler. Dâr-ül-hilâfe = Hilâfet merkezi olan şehir, 1924’e kadar İstanbul. Dâr-üs-saâde-i şerife ağası = Osmanlı sarayında haremin en büyük Amiri olan büyük görevli. Dâr-ül-islâm = 1. Cennet. 2. Vaktiyle Bağdad şehri. Dâr-üs-saltanat = Taht merkezi. Dârüşşafaka = Yetim çocukların okutulmasına, tahsil talim ve terbiyesine mahsus müessese. Dâr-ı şûrây-ı askerî = Askerî şûrâ, askerî meclis. Dâr-ül-fenâ = Dünya. Dâr-ülfünûn = Üniversite. Dâr-ülmuallimîn, dâr-ülmuallimât = Erkek ve kız öğretmen yetiştirmeye mahsus mektep. Dâr-ül-mülk = Başkent. Dâr-ülvelâde = Gebe fakir kadınları doğurtmaya mahsus hastahane, doğumevi. Dâreyn = mec. iki ev (dünya ve Ahıret).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İdama mahkûm olanları asmak için dikilen direk: Darağacı. Berdâr = Darağacına çekilmiş, maslûb, salbedilmiş, asılmış. Ber-dâr etmek = Asmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.) (dâşten fiilînden masdar ismi olup sıfat terkibi yapmaya yarar). Tutan, sahip, malik: Defter-dâr = Defter tutan, yüksek maliye görevlisi, Tanzimat’tan önce maliye nazırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Harp, kavga (aynı mânâdaki «gîr» ile beraber kullanılır): Esnây-ı dârü gîrde = Kavga sırasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tight. constricted. close-bodied. clinging. exiguous. parochial. poky. snug. strait. stringent. narrowly. close-fitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinging. narrow. parochial. restricted. shallow. cramped. tight. scant. scanty. short. limited. narrowly. barely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tight. limited. restricted. difficult. clinging. close. close fitting. cramped. local. scant. spare. stringent. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;. trews.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Defense Acquisition Regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital Audio Radio. Dial-a-ride: see 'demand responsive '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Daughters of the American Revolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

House, household, realm. [From Hindi /dar/, with initial /d-/ in Mandarin Chinese /dai/ ] stripe -- marking of a different color or texture from the background.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deutscher Akkreditierungsrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Door, gate. book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دار] yurt. 2.ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دار] dar ağacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دار] sahip olan, bulunduran, tutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Daughters of the American Revolution Amerika'da milliyetçi ve tutucu bir kadın derneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck. crisis. hard times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daradar, darı darına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a low income. person with modest regular income. of small means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidebound. insular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow-minded. hidebound. illiberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insularity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow-minded. narrow- minded. petty minded. small minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigotry. parochialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alley. lane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canbaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دار بقا] ahiret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dünya evi. (bk.) DAr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دار فنا] dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karabibere benzer, lâkin uzun taneli maruf bahar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eczâ saklanılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korunulacak, sığınılacak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstanbul’da Belediye konservatuarının eski adı. Daha sonra Şehir Tiyatrosu denmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), istanbul’daki Dar-ül-bedâyî’nin musiki ile meşgul bulunan şubesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yetimler yurdu, yetimlerin barındırıldığı yurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üniversite, fenler evi. (bk.) DAr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Savaş meydanı. 2. Her an harp sâhası olabilecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Halifelik merkezi, İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hâfız yetiştirme yurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İslâm ülkesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kütüphâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çalışma yeri. 2. Atölye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kız öğretmen okulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Erkek öğretmen okulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saâdet yeri, saray.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstanbul’da, yetim ve öksüzler için kurulmuş yatılı okul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saltanat yeri, İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cennet. 2. Bağdad’ın eski adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şifâ yurdu, sağlık yurdu. mec. Tımarhâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Hastahâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ortaçağ islâm devletlerinde resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tartılan şeyin kabı veya hesap edilmeyecek küçük şeylerin ağırlığı ki asıl maldan çıkarılması gerekir: Darasını çıkarmak, darasını indirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdar, melik. Aslında Eski iran’da Pers hanedanından bazı hükümdarların adıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tare. weight of the container.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارا] sahip. 2.büyük hükümdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nabız vurması, oynama, çarpma: Darabân-ı kalb — Yürek çarpması, çarpıntısı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربان] çarpıntı. 2.vuruş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. darbe). Vuruşlar, vurmalar, çarpmalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربات] darbeler, vuruşlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek dar. Ar. zıyk, Fars. teng: Daracık bir yere sokulmuş, daracık dükkân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güçlükle, ancak, uc uca: Trene daradar yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). İdam mahkûmlarını asmak için kurulan sehpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gibbet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallows. gibbet. scaffold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallows. gallows mike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. darre). Bir kocaya ortak kadınlar, kumalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. shrinkage. contraction. stricture. depression. getting bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. contraction. shrinkage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constriction. shrinking. contraction. reduction. narrowing. restriction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bolluğu azalıp dar olmak, kısılmak, tazyik etmek: Bu esvap yıkanınca daraldı. 2. Azalmak, az kalmak: Vakit daraldı. 3. Sıkıntı ve ihtiyaç içine düşmek: Geçimi pek daraldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become narrow. narrow. shrink. contract. get bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tighten. to narrow. to become narrow. to shrink. to contract. to become tight. to become scanty. to become difficult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shrink. to get narrow. to get tight. to decrease. to get hard. to be upset. to be distressed. to contract. to straiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be made narrower. to be taken in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. taking in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kısmak, bolluğunu azaltmak, tazyik etmek: Şu elbiseyi sonradan daraltmışlar, bu kapıyı daraltmak mümkün değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. contract. constrict. straiten. bore. bother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constrict. narrow. tighten. to narrow. to constrict. to take sth in. to limit. to restrict. to scant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight of the container excluded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Debdebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARP) (i. A.). 1. Vurma, dövme. 2. Madenî paraya, para basma, damga vurma: Darb-ı sikke. 3. Hesabın dört işleminden üçüncüsü ki birbiri üzerine yazılan iki sayıdan birinin diğeri kadar tekrarlanmasından ibarettir, meselâ 5X3 — 15. Bu ifade üç defa beş on beş demektir. Birinci sayıya eskiden madrub (çarpılan), ikincisine zarb (çarpan), üçüncüsüne hâsıl (çarpma neticesi) denirdi. 4. Türlü, çeşit. 5. Şiddet, sür’at. 6. Zarb işareti = X işareti. Darb-ı mesel = Halk ağzında yeri geldikçe kullanılan meşhur söz, atalar sözü. c. durûb-ı emsâl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب] vuruş. 2.para basımı. 3.dövme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. darb = dövme, F. zeden = vurmak). Kale döven top.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. darabât). Vuruş, çarpış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stroke. blow. coup. knock. beat. facer. concussion. finisher. smasher. bash. biff. brunt. bump. chop. clip. clout. coup de main. coup d'etat. crusher. cut. dash. hack. hit. impact. jolt. kayo. pound. putsch. shock. thwack. whack. whammy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat. brunt. chop. clip. clout. crack. dash. hit. knock. shock. stroke. blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow. stroke. coup d'état. beat. buckle. bump. clout. coup. hit. jab. knock. rap. shock. sock. whop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربه] vuruş, darbe. 2.bela.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vurarak, döğerek. 2. Çarparak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Titreşimlerden kaynaklanan veri okuma sorunlarını telafi ederek sürekli ve hatasız müzik çalımını sağlayan bir tampon hafıza.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde iki veya ikiden fazla büyük usûlün art arda gelmesiyle yapılmış büyük usuller.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب خانه] darphane, para basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Darba Ait, darp ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARB-I MESEL) (i. F. A.). Atasözü, (bk.) Darb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرب مثل] atasözü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rutubetli tarla, sulak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toprağı sulak tarla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck. strait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow pass. bottleneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde çömlek şeklinde bir usul vurma Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomtom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthenware kettledrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tabor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Aceleci, sıkıntılı. 2.Serçe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baharattan maruf kabuk ki, yakıcı ve lezzetli olup, toz hâlinde kullanılır, (bk.) Tarçın. Aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı Çin darısı anlamına gelen «dâr-ı Çin» dir. Tarçın suyu eskiden keyif verici bir içki olarak kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارچين] tarçın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Perişan, dağınık, çok dağılmış: Dardağan sarık. Daha mübalâğa için (darma dağan) denilir. Dardağan darısı = Uğursuzluk için lânetleme niyetiyle saçtıkları darı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çanakkale Boğazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak; meydan okumak; (i). meydan okuma. daredevil (i). gözüpek kimse, haddinden fazla cesur kimse, yılmayan adam. Does he dare do it ? O işi yapmaya cesareti var mı ? I dare you. (ç). dili Haydi yap bakalım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu’l-Hasen Ali b. Öm(Erkek İsmi) Tanınmış muhaddislerdendir (917-995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Bağdat’ta vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri vardır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tutan, taşıyan, sahip, mâlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارنده] sahip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dünya ile Ahıret: Dâreynde saadete vesile olur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Başkan, lid(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. «dar» dan). 1. Darılmış, gücenmiş. Ar. münfail: Bana dargın mısınız? 2. Hiddetli, Fars. gazabnâk, Ar. hadîd, mütehevvir: Dargın gördüğüm için bir şey söylemedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angry with. cross. stuffy. offended. huffy. resentful. huffish. injured. vexed. wroth. displeased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angry. indignant. offended. cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. unfriendly. angry. black. out of sorts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gücenme, infial, hatır kalma: Bana dargınlığının sebebini anlayamadım, yine bir dargınlık çıkaracak. 2. Hiddet, gazab, kızgınlık: Şimdi dargınlığı üstündedir, bir şey söylenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfriendliness. huff. rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı «tarik» ki tarla gibi tarmak fiilinden olup, o da tırmıklamak ve ekmek demektir). Tahılın Türkler’ce eskiden en tanınmışı olan ufak taneli zahire: Arnavut darısı, boz darı. Dibine darı ekmek = Çok tetkik etmek, uzun uzadıya sormak (bugün bitirmek, sömürmek mânâsında kullanılmaktadır). Darısı başınıza = Başkasının kavuştuğu bir nimete kavuşmak için dua yerinde kullanılır ki, bu de gelinin başına darı dökmek Adetinden ileri gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet. millet plant. corn. maize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(akdarı): Buğdaygillerden, kuraklığa dayanıklı bir bitkidir. Tohumları besin olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Darı unundan yapılan yiyecekler, zihin yorgunluğunu giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Hamilelere de faydası vardır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. «darb» tan) (mü. dârıbe). 1. Döven, darbeden, dayak atan: Dârıb ile madrubu (dövüleni) tevkif ettiler. 2. Dört işlemden darp’ta (çarpma) bir sayının kaç defa tekrarlandığını gösteren rakam. Dirıb-ı müşterek = İki rakamı küsursuz vermek şartıyle çarpan rakam: Dirıb-ı müşterek-! ekber, dirıb-ı müşterek-i asgar = Bir rakamı aynı çarpma neticesini vermek şartıyle çarpan rakamların en büyüğü ve en küçüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mezar, merkad, kabir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miff. resentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «darılmak» mânâsında kullanılır, «darılmaca yok» deyiminde geçer). Darılma, dargınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gücenmek, münfail olmak, hatır kalmak: Bana darı İdi. 2. Hiddetlenmek, gazab etmek, kızmak: Uşağına darı İdi. 3. Paylamak, azarlamak. Osm. tâzîr ve tekdir etmek: Siz kendisine biraz darılın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. get angry to. take offence. take offense. be in a huff. pout. be vexed with smb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cross. to be angry. to be offended. to take offence. to scold. to reprove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cross. to get angry. huff. sulk. take affront. take amiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Darılmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to offend. aggravate. displease. pique. vex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebu İsa hadislerini Darimi’den aldıklarını söylerl(Erkek İsmi) En meşhur eseri Camiu’s-Sahih’dir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Anadan doğma kör.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضریر] doğuştan kör.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karanlık, koyu, esmer; müphem, muğlak, çapraşık, kapanık; cehalet içinde olan; gizli, esrarlı; az sütlü (kahve). dark blue lacivert. dark-eyed (s). kara gözlü. dark horse (pol). beklenilmediği halde partisi tarafından aday gösterilen adam. dark lant

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karanllk, zulmet; akşam, hava kararması; koyu renk, gölge; muğlaklık, cehalet. dark of the moon gece olup da ayın görülmedigi zaman; mehtapsız gece. a leap in the dark körü körüne veya ne olduğunu bilmeden bir şeye atılma. at dark akşam olunca, hava

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anlayışı zayıf, kavrayışı az.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karartmak, kararmak; anlaşılması zor hale getirmek; koyulaşmak, esmerleşmek. darken one's door birinin eşiğine ayak basmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karanlıkta gözden kaybolmak; karanlık olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). (s). karanlıkta; (s). karanlıkta olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (aşağ). zenci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dar olmak, daralmak, çekilip büzülmek: Konulan sandıklardan yol darlandı. Bu fanila yıkandıkça darlaştı. 2. Sıkılmak, muztarip olmak: İçim darlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Darlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get narrow. to get tight. to decrease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha dar etmek: Yapılan binalar bahçeyi darlaştırdı 2. Darlık ve sıkıntıyı arttırmak: Ticaretteki durgunluk geçimim! bir kat daha darlaştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to constrict. to make sth narrow. to cut down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Genişliğini azaltmak, dar yapmak, sıkmak: Esvabı, sokağı darlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dar olan şeyin hâli, bolluk ve genişlik zıddı. Ar. zıyk, Fars. tengî: Bu kapının, bu sokağın, bu elbisenin darlığı. 2. Dar yer: Darlıkta bulunmak. 3. Sıkıntı, ıztırap: Darlıkta kalmak. 4. Zaruret, ihtiyaç, fakirlik: Darlık çekmek. El darlığı = Hasislik, cimrilik. Gönül darlığı = Osm. inkıbâz-ı derûn, can sıkıntısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowness. tightness. shortness. stringency. closeness. denseness. drought. exiguity. grayness. greyness. pressure. straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strait. narrowness. tightness. shortage. scantiness. poverty. need. difficulty. straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness. narrowness. scantiness. poverty. need. difficulty. straits. hardship. pinch. shortfall. tight squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sevgili, sevgilim; (s). sevgili; sevimli, cici hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok dağılmış, çok saçılmış, (bk.) Dardağan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cock a hoop. in pieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishevelled. shambolic. slummy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yamamak, iğne ile örerek tamir etmek; (i). örülerek tamir olunmuş yer. darning egg örgü yumurtası. darning needle örgü iğnesi; (zool). Odonata familyasından uzun gövdeli sinek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). Iânet etmek; (i). Iânetleme, damn'ın hafifletilmiş şekli. Darn itl Hey mübarekl I don't give a darn. Bana vlz gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). delice otu, (bot). Lolium temulentum; karaçayır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Darb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARBHANE) (i. F. A. darb = damgalama, F. hâne = ev, yer). Para basılan yer, sikke dökmeye mahsus fabrika, resmî idare (Darphane-i Amire terkibinin müennes olması meşhur galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint. mint for coining moneys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Mihnet, belâ, şiddet; karşılığı: Serrâ: Ne serrâda, ne darrâda,

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. dart

oklama

Hedef noktaları dairesel olarak belirlenmiş nişan tahtasına küçük okların atılmasıyla oynanan bir tür oyun.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). küçük ok; kargı, cirit; ani ve hızlı hareket; böceğin iğnesi; (terz) pens; fırlatma; (f). atmak, fırlatmak, ok gibi atmak veya atılmak; hela birkaç adım koşmak, etrafına bakmadan koşmak. dartboard (i). elle atllan küçük ok oyununda kullanılan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fırlayan kimse veya şey; yılanboynu kuşu , kaz karabatağı, (zool). Anhinga rufa ; ufak tatlı su balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fırlatıp veya fırlayıp durmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). ilâç, devâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارو] ilaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داروخانه] eczane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAR-ÜL-ACEZE) (i. A.). Düşkünler, Acizler evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almshouse. poorhouse. hospice. hospital. union. workhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house. common lodging house. hospital. pauper asylum. poorhouse. wretched inn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالعجزه] düşkünler evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالبدایع] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالالحان] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالایتام] yetimhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالفنون] üniversite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالخلافه] İstanbul. 2.halifelik merkezi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالکتب] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالمعلمات] kız öğretmen okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالمعلمين] erkek öğretmen okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالملک] başkent.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالولاده] doğumevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالسلطنه] İstanbul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالسلام] Bağdat. 2.cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng. T. felsefe). Tabiat bilgini Darwin tarafından geliştirilen, bütün canlı varlıkların arasında belirli bir yakınlık bağı bulunduğunu ileri süren doktrin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Darvin veya onun evrim teorisine ait. Darwinism (i). Darvin nazariyesi, Darvincilik, doğal ayıklanma öğretisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aralık, birinci kânun, kânunuevvel. Decembrist (i). 1825 tarihinde Rusya'da meşrutiyet hükümeti kurmak isteyenlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Devletin gelirleri ile masraf defterini tutan. Bu mânâ ile vaktiyle maliye nâzırına denirdi. Defttrdâr-ı şıkk-ı evvel; defterdlr-ı şıkk-ı sânî ve şıkk-ı silis = Tanzimat’tan önce maliye nâzırı, müsteşarı ve müsteşar muavini. 2. Şimdi bir vilâyetin maliye işlerine bakan görevli (eskiden sancaklardakilere muhasebeci ve kazadakilere malmüdürü denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of the financial department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district treasurer. the official heading on provincial treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دفتردار] ildeki en üst düzey maliye yetkilisi. 2.maliye bakanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle maliye nezâreti. 2. Şimdi vilâyetlerin malî işlerine bakan daire: İzmir, Konya defterdarlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal revenue office. revenue board. revenue office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financial office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenue office. office of the director of finance of a province.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasti, önceden düşünülmüş,mahsus ; düşünceli, ihtiyatlı, tedbirli, telaşsız, aklı başında, ağır. deliberately (z). kasten, düşünerek, mahsus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek, ölçünmek, üzerinde durmak, tartmak, mütalaa etmek, istişare etmek. delibera'tion (i). üzerinde düşünme, kafa yorma, mütalaa; müzakere; tartışma; karar vermekte ihtiyat. deliberative (s). düşünceli, ihtiyatlı; düşünen, müzakere eden, kara

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyüklük taslayan, kibirli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Himalaya dağlarına mahsus bir çeşit sedir ağacı, cin ağacı, (bot). Cedrus deodara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük merkezi olan, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yüz, çehre. Ar. vech: Arz-ı dîdâr etmek = Yüzünü göstermek. Dîdâr-ı yâre niil olmak := Sevgiliyi görmeye veya sevgili ile konuşmaya kavuşmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیدار] görüşme, buluşma. 2.yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yüz, çehre. 2.Görme, görüşme. 3.Görüş kuvveti. 4.Açık meydanda.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(DİL-BER) (i. F. dil = gönül, berden = götürmek). Gönül alan, gönül çeken, güzel, sevilen, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle. captivating. charming. beautiful. comely. beautiful girl. beautiful woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبر] gönül alan, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül alıp götüren, güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-ber). Dilberler, güzeller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevilen kimseye yakışır surette: Dilberâne bir yürüyüşü vardır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dilberler, güzell(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilberlik, güzellik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-DAR) (i. F. dil = gönül, dâşten = tutmak). Birinin gönlünü bağlayıp tutan, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلدار] gönül tutan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Birinin gönlünü almış, sevgili. 2.Abdülbaki Dede’nin terkib ettiği 7 makamdan biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dindarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dinî kaidelere hakkıylere riayet eden; dininin emirlerini yerine getiren. Ar. mütedeyyin: Dindar bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. devout. pious. devotional. godly. prayerful. devotee. godfearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devout. godly. pious. religious. faithful. god-fearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devout. pious. religious. god fearing. godly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Erkek İsmi) - Allah’a inanmış, bağlanmış olan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dindar bir insana yakışır surette: Dindârâne bir harekette bulundu, dindârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دینداری] dindarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dinin hükümlerine tamamiyle uymak. Ar. tedeyyün: O adamın dindarlığı malûmdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devoutness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piety. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yük veya sıkıntıdan kurtarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). parçalamak, uzuvları bedenden ayırmak. dismemberment (i). parçalama, parçalanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Devat-dâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. diz = kale, dâşten = tutmak, muhafaza etmek). Kale muhafızı (eski tâbirdir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دزدار] kale muhafızı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kale muhafızı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir tür kızılcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Birini dost tutan, Ar. muhib.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hecin, tek hörgüçlü binek devesi, (zool). Camelus dromedarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. düm = kuyruk, dâşten = taşımak) (askerlik). Ordunun arkasından gidip arka tarafını muhafaza eden sınıf, artçı. Mukabili: Pİş-dâr.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Eski Fars hükümdarı. 2.Arkayı gözeten, koruyan ask(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değil. İnsanı ne zamandan başlayarak insan nüfusuna dahil etmek gerekiyor hususu üzerinde bir fikir birliğine varılabilmiş değil.

Maymunlar gibi ellerini ayak gibi kullandığı zamanlardan mı, iki ayağı üzerine kalkmayı başardığı zamandan beri mi, yoksa toplumsal yapıda belli bir üretim yapabildiği, yani diğer canlılardan ayrı olarak içgüdüleri yerine aklını kullanmaya başladığı zamandan beri mi insanı “insan” saymak gerekiyor belli değil.

Tabii ilk insanlar da on binlerce yıl yiyecek bulma ve yaşama kaygılarından nüfus sayımına vakit ayıramadılar. Tahmini olarak bu sayının 60 milyar ile 110 milyar arasında olduğu sanılıyor. Kesin sayı vermeyi seven araştırmacılar ise dünyada 200 bin yıldan bu yana 70 milyar insanın doğup öldüğünü söylüyorlar. İu anda dünya nüfusunun 6 milyarı geçtiği hesaba katılırsa şu fani dünyadan gelip geçmiş insanların neredeyse yüzde 10’u hala aramızda.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dünya işleriyle meşgul olup mal mülk sahibi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Omuz omuza. 2. Kalabalık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Hayırlı, şerefli, faziletli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mim). binaların cephelerini süslemek için silmelerin yüzeyine süs olarak yapılan yumurta ve kargı seklinde kabartmalar, beyzi mimari süsleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kebîr’den itaf.) (mü. kübrâ) (c. ekâbir). 1. Daha yahut pek büyük, en büyük. Ar. Azam: Ekber evlâd = En büyük oğul. Allahü Ekber = Hak teâlâ hazretleri her şeyden büyüktür. Şeyh-i Ekber = Muhiddîn Ibni’l-Arabî. Hadîcet-ülKübrâ = Müminlerin annesi Hazreti Hadice. 1. (c.). Büyük adamlar, yüksek makamlarda bulunanlar. Ar. rüesâ, eşrâf: Ek8bir-i ümmet = Milletin büyükleri. Mantık, (bk.) Kübrâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکبر] en büyük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. -Allah’ın sıfatlanndandır. Kur’an-ı Kerim’de 23 yerde geç(Erkek İsmi) İsim olarak kullanılması iyi değildir. Hindistan’a hakim olan Türk hükümdarı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mutasavvıfların en büyüklerinden Muhyiddîn İbni’l-Arabî tarafından kurulan tarîkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. keder). Kederler, acılar, (bk.) Keder.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکدار] kederler, üzüntüler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Diskten okunan CD verileri, geçici bir tampon bellekte tutulur ve sürekli buradan okunur. Lazer pikap, bir darbe ya da titreşim sonucunda yerinden oynarsa, bu belleğe yazılı veriler, sesin kesilmesini önler. Yeni Sony CD tepsili cihazlarda bulunan gelişmiş G-PROTECTION™ teknolojisi, yalnızca 0,5 saniye içinde lazerin yeniden odaklanmasını sağlarken “alpha GEL®” sönümleyici düşük frekanslı titreşimleri emmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Emanetçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [امانت دار] emanetçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kor, koz; ,coğ. sönmekte olan ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) emir çıkartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. askerlik). Emir eri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, incumber f. engel olmak, mani olmak; yüklemek, zorunluluk veya sorumluluk altında bırakmak. encumbrance i. yük, engel, mâni; çocuk, bakımından sorumlu olunan kişi; huk. borç, ipotek . without encumbrances çocuksuz; ipoteksiz, ilişiksiz. encumbrancer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şimşek gibi yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

householding. housekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). coşkunluk, taşkınlık; bolluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). coşkun, taşkın; bol, mebzul, bereketli, çok. exuberantly (z). coşkunlukla; bollukla, mebzulen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). coşmak, taşkınlık yapmak; taşmak, bereketli olmak, bol bol bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ez-ber, göğüsten yahut üstten). Kitaba bakmadan okuma ve buna alışma. Ar. Hıfz: Dersini ezber etti; ezberini öğrendi. Kitaba bakmayarak = Ezberden okuma. Ezbere = Düşünmeden, diline geleni söyleyerek: O, ezbere söz söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rote. by heart. memorization. learning by heart. memorizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by heart. memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dersi anlar anlamaz ezber etmeyi Adet etmiş talebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who learns parrot fashion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without knowing. by heart. by rote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by heart. without comprehending (what one is saying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğrenmek, Osm. hıfzetmek: Bir günde koskoca bir şiiri ezberledim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

learn by heart. memorize. commit to memory. learn by rote. commit memory. swallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorize. to learn by heart. to commit to memory. to memorize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to learn by heart. to memorize. commit to memory. get by heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğrenilmek, Osm. hıfz olunmak: Günde on sahlfe ezberlenir mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğretmek, Osm. hıfz ettirmek: Bu kitabı size ezberleteceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. fermân = buyruk, berden = almak) (fermân-berdâr dememeli, zira ya fermân-ber veya fermândâr olup, ikisi beraber olamaz). Verilen emri alıp icra eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Lif, tel, bitki veya cam liflerinden yapılmış mukavva veya tahta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fibre. fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the delicate, threadlike portions of which the tissues of plants and animals are in part constituted; as, the fiber of flax or of muscle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any fine, slender thread, or threadlike substance; as, a fiber of spun glass; especially, one of the slender rootlets of a plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sinew; strength; toughness; as, a man of real fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general name for the raw material, such as cotton, flax, hemp, etc., used in textile manufactures. a leatherlike material made by compressing layers of paper or cloth a slender and greatly elongated solid substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optical fiber is made of flexible glass and can support very high data transfer rates An individual glass fiber, roughly the thickness of a human hair, is capable of carrying a distinct signal transmitted in the form of pulses of light A single strand of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An optical fiber transmits information using light waves, rather than electrons as in copper wires An optical fiber consists of a thin core, which carries the light signal, surrounded by a thicker transparent cladding, which keeps the light within the cor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

What it's good for: Lowers cholesterol and blood sugar levels, helps move waste through the intestines Diets rich in plant fiber are related to a reduction of heart disease, colon cancer and diabetes Where you get it: Fruits, vegetables and whole-grains T

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance found in foods that come from plants Fiber helps in the digestive process and is thought to lower cholesterol and help control blood glucose The two types of fiber in food are soluble and insoluble Soluble fiber, found in beans, fruits, and oa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the fiber optic cable used to carry high volumes of data in the form of light pulses Fiber optic cable forms the backbone of networks such as the one Conxion uses to connect datacenters around the world. optical fiber: a very long, narrow, flexi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single, separate optical transmission element characterized by a core and cladding, with an outside diameter of 125 microns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fiber-optic cable is made of glass fibers instead of copper strands Data, expressed as pulses of lighter rather than electrons, is transmitted by lasers or other devices Optical fiber can carry billions of bits a second, many times more than coaxial or co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Network cabling that uses optical fibers to carry information as light instead of as electricity Fiber-optic cable carries information farther, faster, and more reliably than other types of cable Fiber-optic cable is much less likely than coaxial or twist

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fiber - also known as fiber optic - is made up of threads of pure glass Lasers attached to the end of each cable transmit digital patterns of light pulses at extremely high speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A lightweight thread, introduced in Windows NT 4 0, that makes it easier for developers to optimize scheduling within multithreaded applications See thread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Made of very pure glass, it is used in fiber optic communications It carries a digital signal made of modulated light It can carry much more much faster that the traditional copper lines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

General term for a filamentary material The single unit of substance that is broken into parts fit to form threads to be woven; a filament Any material whose length is at least 100 times its diameter, typically 0 10 to 0 13 mm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A shortened term for 'fiber optic,' fiber is made of very pure glass Digital signals, in form of modulated light, travel on strands of fiber for long distances Fiber can carry far, far more information over much, much longer distances than traditional cop

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An optical transmission medium consisting of thin plastic or glass strands which reflects light pulses along the inside To light a fiber activation of a fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of indigestible carbohydrates found in plant foods, does not supply calories or nutrients but aids in digestion and elimination Tomatoes are a source of fiber; people who eat diets high in fiber have a lowered risk of heart disease Fiber may als

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single, separate optical transmission element characterized by core and cladding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Elongated and thickened cell found in xylem tissue It strengthens and supports the surrounding cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optical fiber: a very long, narrow, flexible piece of glass Used for high-speed communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of matter characterised by having a length at least 100 times its diameter or width The fundamental component used in making textile yarns and fabrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is found in foods that come from plants Fiber helps your body digest food and control blood sugar Types of fiber are beans, fruits, and oat products, whole-grain products and vegetables. a slender and greatly elongated solid substance. the inherent c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iif, iplik, tel; karakter. fibered (s). Iifli, telli. fiberboard (i). komprime liflerden yapılmış tahta. fiberglass (i). cam elyafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberglass. fibreglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberglass , fibreglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fındık, (bot). Corylus avellana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (k).dili şaşırtmak, hayrete düşürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hoppa ve geveze kimse, dedikoducu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (A.B.D)., (k).dili safsata saçma; züppelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(foto). diyafram ayarı öIçüsü,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma hamamlarında serinleme yeri, soğukluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i palto, aba; ortaçagda bilhassa Musevilerin giydiği bir çeşit kaba ve bol cüppe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gadr’dan imüb) (mü. gaddâre). Gadr ve sitem eden, merhametsiz, cefakâr. -2. Vefasız, emniyeti kötü kullanan, hâin. 3. Pek pahalı satan, soyucu tüccar (Arapça’da bu mânâsı yoktur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. atrocious. pedrifious. brutal. arbitrary. bloody-minded. draconian. draconic. ferocious. grim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. inhuman. vicious. tyrannical. pitiless. ruthless. merciless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. bloody. cutthroat. diabolical. ferocious. fiendish. grim. hellkite. truculent. tyrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غدار] zalim, acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Merhametsizce, zulüm ve sitemle, cefakârâne. 2. Emniyeti kötü kullanarak, hâincesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağır ve iki tarafı keskin bir çeşit kılıç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Merhametsizlik, zulüm, cefâkârlık. 2. Vefasızlık, emniyeti kötüye kullanma, hainlik. 3. Pek pahalı satanın hali, soyuculuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocity. cruelty. barbarity. brutality. ferocity. killer instinct. monstrosity. savagery. tyranny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act cruelly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölü, gebermiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvan) Ölmek, telef olmak. Osm. mürd olmak: Araba atlarının biri geberdi. Bu hayvan açlıktan geberecektir. 2. mec. Telef ve mahv olmak: Kendisine bakmıyor, bir gün geberip gidecektir (insan için küfür ve hakaret yerine kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to die. to peg out. to pop off. to kick the bucket. to croak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kick the bucket. to die like a dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvanı) Öldürmek, telef etmek, gebermesini mucib olmak: Siz bu hayvanı geberteceksiniz. 2. mec. Çok dövmek, çok eziyet etmek: Onun bana ettiğine karşı, ele geçirsem geberteceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyi çekmeye mahsus çeşitli şekillerde Alet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jandarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jandarma gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Felek gibi muktedir, kudretli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çok çabuk ve anlaşılmaz şekilde konuşmak: i. bu şekilde konuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çabuk ve anlaşılmaz söz, karışık söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. mıknatıs işletme gücü ölçü birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iş, Ar. fiil, amel, meşguliyet. 2. Tarz, yaradılış, Fars. reviş, Ar. Adet, ahlâk, huy. Şehriyâr-ı fârûk-girdâr = Hareketi veya ahlâk ve Adeti Hazret-i Omer’inkine benzeyen padişah. B«dgirdâr = Tarzı, işi kötü olan: Düşmân-ı bedgirdâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Savaş, kavga.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گيرودار] kargaşa, kavga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlayan, gözyaşı döken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Saçlı. Necm-i gisûdar = Kuyruklu yıldız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ecza. İngiliz tuzuna benzer müshil bir toz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asthma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D. Amerikan fıstığı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bektaşi üzümü, (bot.) Ribes grossularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) valiye ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). GUI yaprağı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Gül yaprağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Yerin güneşe en yakın bulunduğu nokta .

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz, bizim Güneş adını verdiğimiz tek bir yıldız ve onun etrafında dönen dokuz gezegen, bu gezegenlerin etrafında dönen 60’dan fazla uydu (Ay), yine Güneş’in etrafında dönen gezegen olarak kabul edilemeyecek kadar küçük 5 bin civarında astroit, sayısız göktaşı, toz ve parçalardan oluşur. Güneş bu sistemdeki enerjinin de tek güç kaynağıdır.

Güneş’e baktığımızda katı bir maddeymiş gibi görürüz ama aslında yanan bir gaz kütlesinden başka bir şey değildir. Bilim insanlarına göre Güneş’ten söz ederken yüzey kelimesini kullanmak hatalıdır çünkü Güneş tamamen gazdan oluşmuştur. Güneş’in fotoğraflarında görülen keskin köşeler ise gazın yoğunluğunun birdenbire arttığı yerlerdir.

Güneş evreni dolduran milyarlarca yıldızdan biridir. Üstelik tamamıyla sıradan bir yıldızdır. Gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde tam 200 milyar güneş bulunuyor. Bizim güneşimiz de bunlardan farklı bir oluşum değil.

Güneş bize çok yakın (150 milyon kilometre) olduğu için çok büyük ve parlak görünür. Güneşten sonra bilinen en yakın yıldızın, bu mesafenin 250 bin katı daha uzakta olduğu düşünülürse, Güneş’e burnumuzun dibinde diyebiliriz.

Dünyamızdan bakınca Güneş sabitmiş gibi görünür ama o da kendi ekseni etrafında döner. Dönüş yönü dünyanınkine göre terstir. Katı bir cisim olmadığından ekvatoru üzerindeki bir nokta 24,5 günde tam dönüş yaparken daha kuzeydeki bir noktası 31 günde yapar. Yani kutuplarına gittikçe dönüş hızı yavaşlar.

Güneş’in ısı ve ışık olarak yaydığı enerji, merkezinin hemen çevresinde sürüp giden nükleer tepkime (hidrojen bombasında olduğu gibi) yani hidrojen atomlarının helyum atomlarına dönüşürken çıkardığı büyük enerjidir. Güneş tarafından saniyede yakılan hidrojen miktarı 564 milyon tondur. Bunun yüzde 0,7’si ise doğrudan enerjiye çevrilmekte, ısı ve ışın yayınımına gitmektedir.

Yeryüzünde yaşam Güneş ışınlarına bağlı olduğuna göre, Güneş’in insanlar için gerekli olan enerjiyi daha ne kadar zaman sürdürebileceğini bilmek hakkımızdır. Güneş’in şu andaki enerji durumunda önümüzdeki 5 milyar yılda önemli bir değişiklik olmayacak, aynı şekilde ısı ve ışık vermeye devam edecektir.

Daha sonra genleşmeye başlayacak, sıcaklığı bugünküne göre yüzdde 20 artacak dev bir kızıl yıldıza dönüşecektir. O zaman yeryüzündeki sıcaklık dayanılmaz bir yüksekliğe ulaşacak, okyanuslar kaynayıp buharlaşacak ve gezegenimiz bizim bildiğimiz türden bir hayatın var olduğu bir yer olmaktan çıkacaktır. Ancak 5 milyar yıl hayli uzun bir zaman süresidir, şimdiden telaşa kapılmaya gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلبرگ] gül yaprağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahbâr). I. Bir vakanın tebliği, bir hâdiseden, hazır bulunmayanlara verilen malûmat, bilgi, havâdis, asıl Türkçe’si: Salık. Haber gelmedi; o işden bize haber veren olmadı; bir şey olursa ben size haber ederim. 2. İlim, vukuf, malûmat, bilgi: Fenden, senattan haberi yoktur; bu işden haberim olmadı. 3. Hadîs-i şerif = Peygamberimiz’in sözleri ve fiilleri: Haberde böyle denmiştir. 4. (edebiyat) Gramerde bir isme yakıştırılan sıfat, müsnet: «Allah büyüktür» denildiğinde «Allah» mübtedâ ve «büyük» haberdir. 5. (edebiyat) Olayı bildiren bir fiil veya cümle; mukabili: İnşâ. Bî-haber = Bir işten haber ve bilgisi olmayan, vukufsuz, malûmatsız, gafil (tersi olan «bâ-haber» tâbiri kullanılmayacak kadar soğuktur). İlmühaber = 1. Bir şeyin alındığını gösteren resmî senet. 2. Bir hususu göstermek üzere ekseri muhtarlarca verilen resmî kâğıt. Kara haber — Birinin ölümü hakkında akrabasına verilen haber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news. information. knowledge. report. communication. datum. gen. griff. griffin. info. item. message. word. tidings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. information. message. news. notice. report. steer. tidings. word. knowledge. rumor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German chemist noted for the synthetic production of ammonia from the nitrogen in air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information. message. news. word. aviso. broadcast. communication. dope. gen. griff. hearsay. intelligence. news item. piece of views. predicate. report. tidings. wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German chemist noted for the synthetic production of ammonia from the nitrogen in air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خبر] haber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news agency. news agency / service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news bulletin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

staple of news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advise. declare. notify. report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb know. to inform (on sb. to report. to give out. advise. announce. call. declare. denounce. herald. inform. notify. peach. tell. wise up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haber veren, haber getiren kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

messenger. forerunner. courier. despatch rider. dispatch rider. dispatch-rider. harbinger. herald. precursor. reporter. runner. summoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courier. forerunner. herald. messenger. precursor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herald. messenger. forerunner. courier. delivery boy. floor manager. harbinger. message bearer. monitor. precursor. summoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. haber, Fars. dâşten = tutmak, mâlik olmak). Bir işten haber ve malûmatı olan, Ar. habîr, malûmatlı, vâkıf, Fars. Agâh: Vaktiyle haberdar olamadım; beni işden haberdar ediniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. informed. hip. knowing. on to. cognizant. au fait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. informed. knowing. aware of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informed. having knowledge about. aware. cognizant. in the known. in the know. in the swim. well- informed. wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خبردار] haberli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD erkek giyimi satan mağaza; (ing.) tuhafiyeci. haberdashery (i.) şapka dükkânı; (ing.) tuhafiye eşyası veya dükkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zırh yeleği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer) (mü. haberiyye) Bir olayı haber veren (fiil ve cümle): Haberi fiil, cümle-i haberiyye. Mukabili: inşâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. correspondence. intercommunication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. correspondence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Biribirine haber göndermek, biribirine malûmat vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspond. communicate. intercommunicate. speak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to correspond. communicate. to communicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to correspond. to communicate with one another. communicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haberi olan, haberi olarak: Haberli gelseydiniz, hazırlanırdık. Onlar haberli geldiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informed. having knowledge about. having been notified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haber almamış, haberi olmayan, haber verilmemiş: Her şeyden habersiz bir halde... Haber vermeden: Habersiz geliverdiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unaware. not knowing. uninformed. unannounced. ignorant. insensible. insensible of. oblivious. unbeknown. unbeknownst. unconscious. unknowing. unwitting. without notice. in the dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensible. unaware. unawares. uninformed. without warning. without a word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. ignorant of. without warning. without giving advance notice. oblivious. unaware. unknowing. unwitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpectedly. unawares. at unawares. unbeknown. unbeknownst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without warning. without telling anyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alçak gönüllülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Benli, benekli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eskiden kullanılan baltalı kargı, teber. halberdier' (i.) bu silâhı kullanan kimse, teberdar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خالدار] benli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). «Bozulmak, sarsılmak» mânâsındaki «haleldar olmak» tâbirinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injured. prejudiced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خللدار] bozulmuş, bozuk. haleldâr etmek bozmak, halel getirmek. haleldâr olmak bozulmak, halel gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev yıkıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâne, ev yıkacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Ev yıkıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). «Evi omuzunda»: Yersiz, yurtsuz, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hânümân, ev, bark, ocak mahvedici, eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خریدار] müşteri, alıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zırh yelek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAVA-DAR) (i. F., Ar. hava, Fars. dâşten = mâlik olmak). İyi hava alan, havası kolay yenilenir, hava hareketlerine açık: Havadar bir yer, bir köşk, bir oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. spacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. spacious. breezy. having plenty of air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. well-ventilated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هوادار] açık mekanlı

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iyi hava alan yer veya binanın hâli: Bu yerin, bu evin havadarlığı. 2. Aşıklık, düşkünlük: Onun filân kadına havadarlığı malûmdur. 3. Taraftarlık, taraf tutma, kafadarlık: Kötü adama havadarlık eden, iyi adam olamaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

living standard. standard of living. life standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asıl mânâsı arslan olup Hazret-i Ali’ye lakap olmuştur. Pek cesur ve kahraman mânâsına da gelir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arslan, esed, gazanfer, şir. 2.Cesur, yiğit adam. 3.Hz.Ali’nin lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazret-i Ali’ye (veya arslana) yakışır bir cesaretle: Bir savlet-i hayderâne ile hücum etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dervişlerin giydikleri kolsuz ve omuzbaşlarında üçgen şeklinde birer parçası olan bir çeşit kısa elbise ki, hırkanın altına giyilerek ebdestlik yerini tutardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçesi: haznedar). Bir hazinenin idare ve muhafazasına memur adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خزینه دار] haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. haznedarlık). Hazinedar vazife ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being the keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir hazneyi bekleyen, yöneten kimse. (bk.) Hazine-dâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altogether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هوادار] istekli, taraftar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هوادار] havalı, havadar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هوسدار] hevesli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hibernaculum (i). hayvanın kış uykusuna yattığı in; tabiatın çiçek budakları üzerine koyduğu kışlık örtü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kışa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kış uykusuna yatmak, kış uykusuna girmek. hiberna'tion (i). kış uykusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). irlanda'ya ait; (i). irlandalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alıcı, müşteri, talib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) {c. hissedârân). Hisse sahibi, hissesi olan. Bir şirkete para verip ortak olan kimse: Hissedarlar meclisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. stock holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. part owner. joint owner. certificate holder. fundholder. law partner. security holder. stockowner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حصه دار] pay sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

payını almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Baklagillerden bir ağaç. Hint hıyarı da denir (cassia fistula).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hıyarşembe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hiyarşenbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arslan, şîr. mec. Cesur adam, yiğit.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arslan, esed, gazanfer, şir, bahadır. 2.Cesur, yürekli adam.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eflak ve Buğdan prensi, voyvoda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaban mersini ve çay yemişine benzer Amerika'da yetişen bir cins ufak ve siyah meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودآرا] Allah aşkına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdara mahsus veya lâyık bir hal ve şekilde: Hükümdârâne azametle; hükümdârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Hükümdara mensup ve ait: Bâ-emr-i hükümdarı = Hükümdara ait emirle, hükümdar emriyle. 2. Hükümdarlık: Icrâ-yı hükümdârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜKÜM-DAR) (i. F„ Ar. hükm = emir, hükümet, Fars. dâşten = mâlik olmak) (c. hükümdârân). Hüküm ve emir sahibi olan kral, melik, şah, padişah: Osmanlı hükümdarı, Avrupa hükümdârânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suzerain. ruler. monarch. sovereign. sov'ran. potentate. prince. rex. suzerain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potentate. ruler. sovereign. monarch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarch. ruler. sovereign. crown. emperor. lord. prince. suzerain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarchism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reign. royalty. kingdom. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kingdom. rulership. sovereignty. empire. crown. regality. regency. royalty. ruling. suzerainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coup. coup d'état. usurpation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حکمدار] padişah, sultan, hüküm sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) hükümdarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسن اداره] iyi yönetim, iyi idare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ibret). İbretler, ders alınacak şeyler, bk. İbret.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - İbretler, alınan kötü dersl(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İberya; İberik yarımadası; eski Gürcistan. Iberian s., i. iberik yarımadasında yaşamış olan eski bir Avrupa kavmine ait; İberya'ya veya orada bulunan kavme ait; i. İberyalı; İberya dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük bir dairede ve bilhassa Osmanlı sarayında leğen ve ibriğe ve abdest levazımına bakan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İbrikdar vazifesi ve sıfat ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hızla işe girişme, Ar. mübâderet, musâraat, mübâşeret: Bir işe ibtidâr etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابتدار] başlama, girişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başlanmak, girişilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başlamak, girişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buz adası, buzdağı, aysberk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İDARE) (i. A. «devr» den masdar). 1. Çevirme, döndürme, dolaştırma: Makineyi idare etmek. 2. Kullanma, istimal, becerme, çevirme, zapt ve rabt: Bu konağı idare eden odur. İşini, maiyetini çok iyi idare ediyor. 3. Bir memleketin mülkî işlerinin yapılması, hükümet etme: Vilâyetin idare işleri valiye aittir. 4. Geçinme, Ar. taayyüş: Bu maaş idareme yeter. 5. Tasarruf, israftan kaçınma: Maaşını idare ile kullanıyor. İdareye çok bakıyor. İdare ile geçiniyor. 6. Yetme, kifâyet: Bu para, bu kumaş idare etmez. 7. Resmî bir işin veya bir şirket vesaire işinin görülmesiyle vazifeli ve ekseriya bir müdürün emrinde bulunan heyet ve daire: Posta ve telgraf, tekel, banka, sigorta idaresi. 8. Böyle bir heyetin devam edip iş gördükleri yer ve konak, daire: İdareye müracaat etmeli. idare lâmbası = Eskiden yatak odasında yanan kandil. İdare memuru = Mülkî işlerde görevli memur. İdare meclisi = Vilâyet, kazalarda, şirket ve banka gibi dairelerde ahali veya hissedarlardan seçilmiş üyelerden mürekkep meclis, yönetim kurulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. management. handling. control. economy. sparing. thrift. admin. chancellery. conduct. conn. disposition. dominion. government. helm. mastery. regimen. rein. rule. ruling. steerage. steering. stewardship. supervision. sway. wire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. conduct. control. direction. disposal. management. manipulation. thrift. government. board. economy. frugality. austerity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. direction. management. economy. thriftiness. administration of office. charge. conduct. control. dispensation. governance. government. guidance. helm. husbanding. manipulation. regime. regimen. retrenchment. running. stewardship. supervisi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اداره] döndürme. 2.çekip çevirme, yönetme. 3.devlet dairesi. 4.yönetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer. conduct. govern. handle. lead. manage. shift. subsist. superintend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative low. administrative law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board of directors. administrative council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işleri öyle veya böyle idare etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اداره عرفيه] sıkıyönetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İdare ve tasarrufa çok dikkat eden, pinti. 2. İdare adamı, yönetici (bu mânâsı dilimizde yenidir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrator. manager. director. executive. conductor. curator. housekeeper. intendant. manipulator. ruler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrator. executive. helmsman. manager. organizer yönetici. thrifty. frugal tutumlu. tolerant hoşgörülü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailiff. business manager. administrator. conductor. organizer. specialist in administrative law. skillful in administration. tactful. director. intendant. housemaster. functional executive. business administrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

management. administration. governorship. directorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. management yöneticilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. administrative skill. tact. governorship. husbandry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İDARE-HANE) (i.). Bir işe bakan hey’etin toplanarak iş gördükleri yer ve daire: Bu gazetenin idarehanesi başka ve matbaası başka yerdedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اداره خانه] yönetim bürosu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. idare ve tasarrufa uyan: İdareli adamdır. 2. İdare ve tasarrufa elverişli: Sığır eti çok idarelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frugal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economical. thrifty. efficient. good at managing. economic. ;. frugal. sparing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

husband. nurse. spare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncontrolled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not skilled in management. wasteful. uneconomical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompetent management. wastefulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), idare yoluyle, işi idare ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İdare ile alâkalı; idare.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

managerial. administrative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative. managerial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative. managerial. executive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اداری] yönetimsel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Bir organın hissini iptâl etme, uyuşturma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent. patent right. letters patent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «kudret» ten masdar). 1. Kudret verme, muktedir etme, iktidar kazandırma. 2. Refahını arttırarak sıkıntıdan kurtarma: Maaşıma bir miktar eklenerek ikdâr buyrulmaklığım (bu mânâ Arapça’da olmayıp dilimizde birinci mânâsından alınmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İKTİDAR) (ka ile) (i. A. «kudret» ten masdar). Güç yetme, yapabilme, muktedir olma, tâkat: O işi yapmaya iktidarım yoktur. O iktidara mâlik değildir. Bu iş onun iktldârındadır. Sihib-i Iktldâr = Muktedir. Adem-I ikildir = İktidarsızlık (etmek ve olmak gibi yardımcı fiiller ile mürekkep fiil teşkil etmeyip isim gibi kullanılır) (kudret’ten farklı olup, meselâ Kudret-I ilâhiyye yerine, iktidâr-ı İlâhi denilmez).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capability. potency. power. capacity. potential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. potency. power. capacity. government. sexual potency. virility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capacity. power. government. the political group who have formed a government potency. virility. sexual competency in a male. capability. competence. efficiency. faculty. might. rulership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اقتدار] güçlülük, kudret. 2.görev başındaki yönetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (mü. iktidâriyye). Güç ve iktidara alt (edebiyat). Fiil-I iktidâri = Türkçe gramerde yapabilmek ve yapamamak gibi müsbette iktidar ve menfide iktidarsızlık gösteren fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kudret ve takati olmayan, elinden iş gelemiyen, Osm. gayrı muktedir, Aciz: Pek İktidarsız bir adamdır. 2. Cinsî iktidarı olmayan erkek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. incompetent. impotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kudret ve takat eksikliği, kudretsizlik, Osm. adem-i iktidar: iktidarsızlığı anlaşıldı. 2. Erkekte cinsi kudretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Erkeklik organının (penisin) yeteri kadar sertleşmemesi sonucu, cinsel ilişkide bulunamamaya; halk arasında iktidarsızlık, tıp dilinde ise empotans denir. Kendine güvenememek, yorgunluk, tiksinti, sinir bozukluğu, alkolizm, şeker hastalığı, doğum kontrolü için uygulanan metotlar veya aşırı şişmanlıktan kaynaklanır. Ilık banyolar, açık havada dolaşmak ve dinlenmek başvurulacak ilk çarelerdir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru üzüm, kavrulmuş fındık.

Hazırlanışı : Sabahları aç karnına, 10 tane kuru üzümle 10 tane kavrulmuş fındık yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. incapacity. impotency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotence. weakness. incapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hasis, cimri; dar görüşlü; kültürsüz, bilgisiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of proof. certifications. receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski Türklerde vali, kumandan anlamlarında unvan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. encumber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resmi işlerde dalaverecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sudur» dan masdar). Çıkarma, çıkarılma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصدار] çıkartma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Uluslararası tanınan standartları tanımlayan bir örgüt. Üyeleri çeşitli ülkelerden seçilen örgütün görevleri arasında, bilgisayar, fotoğrafçılık ve reporgrafinin çeşitli yönleriyle ilgili standartları belirlemek de bulunmaktadır. Örneğin ISO film hassasiyeti, fotoğraf emülsiyonlarının ışık hassasiyetini ve pozlama gereksinimlerini belirlemektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istidâriyye) (anatomi). Dönerek ve daire teşkil ederek olan: Hereket-i istidâriyye = Barsakların bu şekildeki hareketi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devriden masdar). 1. Dönme, dolaşma, devretme. 2. Yuvarlak, dairemsi veya daire gibi olma, bu şekli alma: İstidâre-i kamer (ayin dolunay hâline gelmesi).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) hızlı konuşmak, çabuk çabuk konuşmak; anlaşılmaz şekilde söz söylemek; anlamsız laf etmek; (i.) çabuk konuşma; anlaşılmaz veya manasız laf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Jâleli, kırağılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarme. constabulary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarme. police soldier. gendarmerie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarmerie. police soldier. gendarme. the corps of gendarmes. constable. county constabulary. county police. rural police. rural policeman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. gendarme). Belediye sınırları dışında kalan yerlerin asayişini sağlamakla görevli asker sınıfı, candarma, Osm. zabtiyye: Jandarma askeri, idaresi, kumandanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the duty of a gendarme. policing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerli Hint subayı; Hintli baş hizmetçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Paslı, kirli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toptancı, toptan mal satan tüccar, toptan dağıtımcı; parça başına çalışan işçi; resmi görevinden özel çıkar sağlayan politikacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (Arapça miktar demek olan «kadr»den). 1. Miktar ve sayı bildirir: İstediği kadar; istediği miktar ve derecede; yetecek kadar yemek; oturacak yer. 2. Yaklaşma ve tahmin bildirir: Onlar yirmi kadar idiler; bin kadar tuğla lâzım. 3. Son, netice bildirir: Sabaha kadar, ne vakte kadar? Bir iki seneye kadar. İşaret isimleri ve «ne» kelimesiyle mürekkep kelimeler teşkil eder; O kadar, bu kadar, şu kadar: Ne kadar = Kaç, ne miktarda? Şu kadar ki, şu kadar var ki = Şu farkla kî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as. as much as. as far as. so. as much as. up to. until. till. inasmuch as. so long as. until. till. pending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as. as. as big as. as much as. until. till. by. up to. to. as far as. about. or so. something like. amount. degre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as much as. as many as. up to. by. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kafa-dârân). Birine uyan, arkası sıra giden, tâbî, peyk, gayret-keş: O falânın kafadârıdır; kendisi gibi birtakım kafadarları vardır. 2. Arkadaş, refik, dost, yardak (başlıca kötüleme, küçümseme veya takdir makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddy. bud. buddy buddy. buddy-buddy. crony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddy. intimate friend. chum. crony. intimate. like-minded. congenial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindred spirit. like-minded. after one's own heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uyma, peyklik, gayretkeşlik, yardaklık: Kendisine kafadarlık edecek birtakım eksik akıllılar bulmuş. 2. Arkadaşlık, yoldaşlık, dostluk.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların sıkılınca geleneksel olarak başvurdukları üç şey alkol, nikotin ve kahvedir. Alkol alınmasına ve sigara içilmesine sağlık kuruluşlarınca karşı çıkılmasına karşılık kahve içme alışkanlığı hiç bir zaman benzeri eleştirilerle karşılaşmamıştır. Halbuki fazla miktarda kahve içimi de anormal zihinsel durumlar oluşturabilir, kafeinin birden kesilmesi kendine özgü olumsuz belirtiler ortaya çıkarabilir.

Günlük hayatımızda başlıca kafein kaynakları, kahve, çay, çikolata, kakao ve kolalı içeceklerdir. Kafein en çok kahvede bulunur, çayda ise kahvenin yarısı ile beşte biri kadardır. Bir fincan kahvede 85-100 miligram, bir bardak çayda 60 miligram, kolalı içeceklerin litresinde ise 100-130 miligram kafein bulunur. Bu nedenle kafein üzerindeki araştırmalar kahve üzerinde yoğunlaşmıştır.

Kafeinli içecekler içildiklerinde vücut tüm kafeini emer, kandaki seviyesi 15-45 dakikada en yüksek seviyesine çıkar. Alınan miktarın en azından yarısının vücutta kullanılıp atılmasına kadar geçen zaman yaklaşık beş saattir. Kafein kandaki yağ asitlerinin seviyesini arttırır, bu maddeler enerjiye çevrilerek vücut direncini arttırırlar. Kafein sinir sistemine uyarıcı etki yapar, uykuya olan reaksiyon zamanını uzatır, canlılığı arttırır.

Bir insan kısa sürede 6-7 fincan kahve içerse, kafeine bağlı, huzursuzluk, uykusuzluk, ishal, kalp çarpıntısı gibi belirtiler görülebilir. Ancak kafein zehirlenmesi olabilmesi için günde 80-100 fincan kahve, 125 bardak çay veya 200 kutu kolalı içecek içilmesi gerekmektedir ki bu da pratikte mümkün değildir.

5-10 gramlık kafein tozu erişkin bir kişiyi öldürebilmektedir. Kafein zehirlenmesi belirtileri sıkıntı, kusma, kalp çarpıntısı ve komadır. Kalbin durması ve solunum yetersizliği nedeniyle ölüm bile meydana gelebilir.

Aşırı kahve alımının şeker, gut, mide, bağırsak ve idrar yolları hastalıklarına da yol açtığı ileri sürülmüş ama bu hastalıkların hiçbirinin nedeni ile aşın kafein alımı arasındaki ilişki kanıtlanamamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kal’a muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KâNBER) (i.). Her işin içinde bulunan kimseler hakkında söylenen «kambersiz düğün olmaz» sözünde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Sadık dost, köle. 2.Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. administrative regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ev adamı (Hazret-i Ali’ nin sadık kölesi Kanber’in isminden gelir). Kanbersiz düğün olmaz = Her yere giren ve her işe burnunu sokanlar hakkında söylenen alaylı bir söz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hz.Ali’nin sadık, vefakâr kölesi. 2.Bir evin gediklisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sepet ve hasır örmeye yarayan ince bir cins saz, sepetçi söğüdü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kandarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kârdârân). İş tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kârdâr). İş tutanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), t. Karabibergillerin örnek bitkisi olan tırmanıcı bir fidan ve bunun bahar olarak kullanılan taneleri (piper nigrum). 2. mec. Sevimli ve ufak tefek esmer güzeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(dar-i fülfül): İkiçenekliler sınıfının, karabibergiller familyasından, vatanı Doğu Hindistan olan, yaprak dökmeyen tırmanıcı bir bitkidir. Yaprakları yürek biçiminde ve damarlıdır. Çiçekleri sarkıktır. Meyveleri küçük, toparlak ve sapsızdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi ısıtır. İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki mikropları öldürür. Gaz söktürür ve gaz birikmesine engel olur. Şeker hastalığının ilerlemesini durdurur. İdrar söktürür. Enerji verir. Cinsel istekleri kamçılar. Sinirleri kuvvetlendirir. Yiyeceklerde baharat olarak kullanılır. Damar sertliği, yüksek tansiyon, egzama, üremi, bağırsak iltihabı ve romatizmadan şikayet edenler, mümkün olduğu kadar az kullanmalıdırlar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taçsız ikiçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi karabiberdir.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İçerideki magnezyum alaşımlı kasanın karbon fiber ile kaplanması, VAIO dizüstü bilgisayarlara daha fazla dayanıklılık katmış ve boyut ve ağırlığı önemli ölçüde azaltmıştır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Kasada vazifeli şahıs, kasayı yöneten adam, kasa memuru.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kedi tırnağı): Bir çeşit çalıdır. Fransa’da ve ülkemizin Akdeniz bölgesinde yetişir. Yemişi nohuttan büyüktür. Turşusu yapılır. Kökünün kabukları kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür, vücuda rahatlık verir. İştah açar. Skorbüt tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakkabıları muhafaza eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). Gökyüzünün güney yarım küresinde bulunan ve gözle görülenlerin en parlağı olan bir yıldız kümesi, Lat. Canis Majoris, Fr Le Grand Chien Büyük Köpek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yay tutan, yay tutucu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Osmanlı devrinde bir büyük adamın parasını idare eden, gerekli yerlere sarfeden adam, vekilharç 2. Eskiden kalem Amirinin yamağı ki, evrak kesesini saklardı. 3. Eskiden hamal bölüklerinde her günkü kazancı toplayan adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'da evde imal edilen pamuklu kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaşlılık, yaşlı olma (Arapça’da «kibirı ile aynı mânâdadır).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

güdüm bilimi

Canlılarda ve makinelerde kontrol, iletişim ve işleyişi inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cybernetics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cybernetics. system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİN-DAR) (i. F.). 1. Gizli düşmanlık besleyen: Pek kindar adamdır. 2. Öç almaya susamış insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vindictive. rancorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کيندار] kinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ölçülü davranış, soğukkanlılık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red pepper. cayenne pepper. capsicum. chilli. chili.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cayenne pepper. red pepper. hot pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(guinea pepper): Olgunlaşak kızarmış yıllık biberin kurutularak toz haline getirilmiş şeklidir. Kullanıldığı yerler: Hazmı kolaylaştırır. Mide tembelliğini giderir. İştah açar. Kusmayı önler. İshali keser. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. İshali keser. İdrar ve ter söktürür. Cinsel istekleri kamçılar. Grip ve soğuk algınlığında faydalıdır. Merhemi lumbago, nevralji ve romatizmada faydalıdır. Egzama, yüksek tansiyon, üremi veya damar sertliğinden şikayet edenler kullanmamalıdır.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قيمتدار] değerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıbrıs’ın meşhur bir cins kıymetli şarabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad news. evil news. evil tidings. alarming news. bad tidings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kebîr). Kebîrler, büyükler, bk. Kebîr.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kutbay).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) haksızlık veya hile ile başkasının arazisine tecavüz eden kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (den.) deniz ve gemiler hakkında bir şey bilmeyen kara sakini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) hakkak, oymacı, kıymetli taş kesicisi, cevahirci; (s.) kıymetli taş kesme sanatına ait; taşlara ait; özlü; yazıta elverişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’ya benzetilerek yapılmış galat tâbir). Lekelenmiş, ayıplı, namus ve şöhretine halel gelmiş: Ömründe hiç lekedâr olmamış bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لکه دار] lekeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. sosyoloji). 1. Ferdî hürriyetlere uygun olan: Liberal fikirler. 2. Müsamahalı: Liberal bir disiplin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberal. permissive. catholic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free by birth; hence, befitting a freeman or gentleman; refined; noble; independent; free; not servile or mean; as, a liberal ancestry; a liberal spirit; liberal arts or studies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bestowing in a large and noble way, as a freeman; generous; bounteous; open-handed; as, a liberal giver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bestowed in a large way; hence, more than sufficient; abundant; bountiful; ample; profuse; as, a liberal gift; a liberal discharge of matter or of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Not strict or rigorous; not confined or restricted to the literal sense; free; as, a liberal translation of a classic, or a liberal construction of law or of language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Not narrow or contracted in mind; not selfish; enlarged in spirit; catholic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free to excess; regardless of law or moral restraint; licentious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Not bound by orthodox tenets or established forms in political or religious philosophy; independent in opinion; not conservative; friendly to great freedom in the constitution or administration of government; having tendency toward democratic or republica

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who favors greater freedom in political or religious matters; an opponent of the established systems; a reformer; in English politics, a member of the Liberal party, so called.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Whig. a person who favors a political philosophy of progress and reform and the protection of civil liberties a person who favors an economic theory of laissez-faire and self-regulating markets tolerant of change; not bound by authoritarianism, orthodoxy,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberal. broad / adj ,. catholic. one world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who favors a political philosophy of progress and reform and the protection of civil liberties. a person who favors an economic theory of laissez-faire and self-regulating markets. showing or characterized by broad-mindedness; 'a broad political

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Genus: A political belief system, or a person who accepts the system Differentia: To believe that the initiation of force should not be permitted in any aspect of life Comment: This definition above is the true, original definition of the term In America

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Favoring reform or progress, as in religion, education, or socioeconomic conditions; specifically, favoring political reforms tending toward democracy and personal freedom for the individual; progressive Liberals tend to favor greater federal power to rem

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who is a proponent of liberalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who believes that the government should actively support social reform within the existing system Liberals stress the importance of individual rights and believe the government should promote equality in affairs of private citizens and businesses

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In American politics, 'liberals' tend to be people who are somewhat ideologically left-of-center They tend to favor more power at the federal level and federal intervention to regulate economic issues and certain social issues, particularly social issues

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who denies some of the basic truths of Christianity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Political viewpoint with origins in Western Europe during the 19th century; stressed limited state interference in individual life, representation of propertied people in government; urged importance of constitutional rule and parliaments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A liberal is a person who supports moderate social progress and reform. one who advocates greater freedom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Policies favouring reform and progress especially in government and economics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lib-er-al - a political candidate whose views mirror or closely resemble points of view put forth in the Democratic platform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. açık fikirli, serbest düşünceli; bol, pek çok; liberal, hür fikirli; yüksek ve şümullü (tahsil); cömert eli açık, mükrim; vasi, serbest; i. liberal, hür fikirli parti azası. liberal arts fen veya tarih ve felsefe gibi yüksek ilimler. liberal o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cömertlik, el açıklığı; serbest fikirlilik, liberallik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. sosyoloji). Cemiyete geniş hürriyet vermeyi kabûl ve müdafaa eden siyasî doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. libéralisme

1. ekon. serbestlik, 2. ekon. ve fel. erkincilik

1. İthalatı serbest bırakma, ithalata konulmuş miktar sınırlamalarını kaldırma. 2. ekon. Bireyin özgürlüğünü ve ekonomik güçler arasında hür yarışmayı savunan, bireyler, sınıflar ve uluslararasındaki ekonomik ilişkilere devletin karışmamasını isteyen öğreti. 3. fel. Herkese vicdan, inanç, düşünce özgürlüğü tanınmasının gerekli olduğunu savunan, hür düşünüşe bağlı dünya görüşü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become liberal. to take a liberal turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become liberal. to take a liberal turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. libération

ekon. serbestlik

İthalatı serbest bırakma, ithalata konulmuş miktar sınırlamalarını kaldırma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberation list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberation list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. serbest bırakmak, azat etmek, salıvermek;kurtarmak. liberator i. kurtaran veya azat eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. azat etme, kurtarma, serbest bırakma; kurtuluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Liberya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. libero

sp. son adam

Futbolda savunmanın gerisinde görev yapan, önündeki savunma oyuncularını kontrol eden, yöneten, yardımcı ve serbest hareket edebilen savunma oyuncusu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweeper son adam. serbest adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

libero , sweeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweeper son adam. serbest adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

libero , sweeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilhassa düşünce ve harekette serbestlik taraftarı kimse; hürriyet taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hürriyeti yıkmaya çalışan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ahlâksız adam; s. sefih, hovarda. libertinism .i çapkınlık, sefahat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hürriyet, özgürlük, istiklâl; fazla serbestlik, cüret, küstahlık; imtiyaz, muafiyet; den. izin. liberty of conscience vicdan hürriyeti. liberty of speech söz hürriyeti. liberty of the press basın ve yayın hürriyeti. at liberty serbest, özgür; işsi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. top arabasının ayrılabilen ön parçası, toparlak; den. geminin karinasına sintine suyunun geçmesi için yapılmış delik ve oluk; f., gen. up ile top arabasına koşum parçasını bağlamak. limber up harekete alıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eğilir bükülür, oynak (bilhassa beden uzuvları). limberness i. kolayca eğilip bükülme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acemi ve hantal kimse; den. gemi ile az seyahat etmiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hantal hantal yürümek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ing. kalabalık eden ve kullanılmayan eşya; f. lüzumsuz eşya ile doldurmak.lumber room ing. sandık odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kereste; f. kereste kesmek; ormanda ağaç kesmek lumberjack i. ormanda ağaç kesen kimse. lumberman i. keresteci, hızarcı, bıçkıcı. lumberyard i. kereste deposu. lumber mill kereste kesme yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kereste için ağaç kesimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hantal, kaba; gürültülü. lumberingly z .hantalca

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «ubûr» dan im.») (c. maâbir). Geçilecek yer, geçit, derbent

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölümü hatırlatan, ölümle ilgili; dehşetli, meşum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local administration. local government. local administrative. municipal / local / city administration. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local administration. local government. local administrative. municipal / local / city administration. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahsul, ürün veren, verimli, bereketli: Orası mahsûl-dâr yerdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan). Terzi kalfası, büyük terzihanelerde elbiseyi biçen uste, makasçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Makbere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقبر] mezar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kebr»den im.), (c. mekabir). Mezarlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقبره] mezar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Servet sahibi, zengin: Mâldâr bir tacir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zenginlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). «Manti» denilen makaranın küçüğü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (eski) çin'de askeri veya mülki yüksek memur; mandalina, bot. Citrus reticulata; mandalina rengi; manda lina liköru; b.h. eskiden çin'in resmi dili olan bir Kuzey çin lehçesi mandarin. duck çin ördeği, zool. Aix galericulata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mânâlı, mânâsı güzel ve ehemmiyetli: Mânt-dâr bir söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaning. meaningful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

significant. meaningful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [معنی دار] anlamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir mansıp ve görevde bulunan adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [منصبدار] makam sahibi devlet memuru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sudûr» dan im.) (c. masâdır). 1. Bir şeyin ortaya çıktığı yar, kaynak, başlangıç: Bütün bu hallerin masderı odur. 2. edebiyat (gramerde) Fiilin zaman göstermeyen şekli: Gelmek, gitmek, yazmak gibi. Masdar-ı mtmî = Arapça’da başında «m» harfi bulunan masdar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصدر] çıkış yeri, kaynak. 2.masdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. masdariyye). Masdara ait: Edât-ı masdariyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mastariyye» den galat, mastar = yeni şarap). Vaktiyle içki vs. den ayrıca alınan resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Eskiden masdariyye (ve doğrusu mastariyye) denilen resmi tahsil eden memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Masdarın ifade ettiği mânâ: :«mek-mak» masdariyyet edâtıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ماتمدار] yaslı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مایه دار] mayalı. 2.paralı. 3.mal sahibi. 4.güçlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معبر] geçit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den im.). 1. Çevresinde dönülen nokta. 2. mec. Dayanma noktası, sebep, vesile, vasıta: Geçinmeye medâr olan maaş. 3. (astronomi) Bir gezegenin güneşin çevresinde dönerken çizdiği daire, Ar. mahrek, Fr. orbite: Medâr-ı Zuhâl. 4. (coğrafya) Ekvator’un iki tarafında olan hayâli daire ki, güneş onların hizasına kadar varıp geri döner, Fr. tropique: Medâr-ı Seretân, Seretân medarı = Ekvator’un kuzeyindeki daire: Yengeç dönencesi. Medâr-ı Cediy, Cediy medarı = Ekvator’un güneyinde olan: Oğlak dönencesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مدار] yörünge 2.dönence. 3.vesile, vasıta. 4.yardımcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Dayanak. 2.Dönence. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medrec). Medrecler, yollar, (bk.) Medrec.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدارج] merdivenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medrese). Medreseler, (bk.) Medrese.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدارس] medreseler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مدخلدار] parmağı olan, müdahale etmiş olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) parmağı olmak; müdahalesi bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kudretli, nüfuzlu, Habeş köle. Melik ve anber isimlerinden birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üye, aza; organ, uzuv; mat. denklemin bir tarafı. member of parliament (kıs. MP) milletvekili. membership i. üyelik; üyeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Allah verdi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yemiş veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميوه دار] meşveli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eğe. (cerrahî). Mlbred-i hasat = Mesane taşlarını ufaltıp düşüren Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Misafir kabûl eden; bir misafirin konduğu evin sahibi: Mihmândârımız bize çok ikrem etti. 2. Kendisine bir misafir verilmjş veya bir misafiri ağırlamaya memur edilmiş adam: Kendisi prensin mihmân-dârı idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihmandarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

host.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

host or hostess (who looks after an important foreign guest for the governm. courier. host.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evinde misafir bulunan ve bir misafir kabOl etmiş adamın hâli: Bize beş gün mihmandarlık etti. 2. Bir resmî misafiri ağırlamaya memur olma: Filân prense mihmandarlık etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Miktar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مقدار] miktar. 2.değer. 3.derece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mülk sahibi, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hükümdara ait, şâhâne: Cânib-i Alî-i milk-dârîye. 2. Hâkimiyet, hükümet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. menâbir). Camilerde hatibin çıkıp hutbe okumasına mahsus merdivenli kürsü ki, mescitlerde bulunmaz ve cami ile mescidin (dilimizde) farkı budur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [منتدار] minnet altında kalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinden gördüğü iyiliğe karşı mahcup ve müteşekkir bulunan, minnet altında kalmış: Bu iyiliğinizden dolayı size ömrüm oldukça minnettar olacağım; beni minnettar buyurdunuz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış hatırlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميوه دار] meyvalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «anber» den imef.) (mü. muanbere). Anber sürülmüş, anber karıştırılmış, anber kokulu, güzel kokulu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معنبر] hoş kokulu, amberli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «burhân» dan imef.) (mü. müberhene). BUrhan ile isbat olunmuş, ispatlı: Arz’ın küre şekli, ayın tutulmasında üzerine düşen dünyanın gölgeslyle de müberhendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berâ» dan imef.). Münezzeh: Bu adam kötülükten müberrâdır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Temize çıkmış aklanmış, müstesna, azade, arınmış. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. -Hz.Peygamberin isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «müberre» dilimizde kullanılmaz). Sevap için kurulmuş hayır eserleri: O şehrin hayrât ve müberrâtı çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «burûd» dan if.). 1. Soğutan, soğutucu. 2. Karlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müdârât» dan). Kin ve düşmanlığı gizleyip dıştan dostluk gösterme, iyi muamele, yüzüne gülme: Düşmanlara müdârâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dery» den masdar). (bk.) Müdârâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «darb»dan) (c. mudârebât). 1. Dövüşme, vuruşma: Münakaşa mudârebe ile neticelendi. 2. Bir taraftan sermaye, diğer taraftan emek konmak üzere akdoluran şirket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ders» den masdar). Birbirine ders verme, ders alıp verme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tedbir alınmış, düşünce ile hareket edilmiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gubâr» dan imef.) (mü. muğbere). 1. Tozlu, tozla örtülü. 2. Gücenmiş, hatırı kalmış: Kendisi bana muğberdir. Muğber-i hâtır = Hatırı kalmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغبر] kırgın, gücenik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak, gücenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «haber» den) (c. muhâberât). 1. Haberleşme, mektuplaşma, yazışma: Kendisiyle her hafta muhabere ediyoruz, tüccarın muhaberesi muntazamdır. 2. Askerlikte bir sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signal. signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. communications. communication. intercommunications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخابره] haberleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Muhabere sınıfından olan asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir büyüğün veya bir resmî dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek vazifesiyle görevli kâtip: Sadâret mühürdârı. 2. Hususî kâtip: Vali paşanın mühürdârı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir büyük devlet adamının veya resmi bir dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek görevi, mühürdâr sıfat ve memuriyeti: Seraskerlik mühürdârlığı. 2. Eskiden hususî kâtiplik: Bazı vezirlere mühürdârlık etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kibri den masdar) (c. mükâberât). Münakaşada ağız kalabalığı ile karşısındakini yenmeye çalışma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dut, bot. Morus; koyu mor renk, dut rengi. black mulberry kara dut. bot. Morus niger. paper mulberry kağıt dutu, bot. Broussonetia papyrifera. red mulberry kırmızı dut, bot. Morus rubra. white mulberry beyaz dut, bot. Morus alba. mulberry brandy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilian administration. public administration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «murdar» dan galat), (bk.) Murdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MURDAR) Pis: Murdar iş, murdar adam. Murdar ağacı = Kurtbaharı biçiminden bir ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pisletmek. Münasebetsiz bir yere pislemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pislik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabr» dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabrı dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebere» den mas.) Devamlı uğraşma, direnme, sabırla çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haber» den imef.) (mü. müstahbere). Haber alınmış, işitilmiş, duyulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ubûr» dan imef.) (mü. mâtebere) (F. c. muteberân). 1. İtibarlı, hatırı sayılır, hürmetli, saygı değer: MÜteber bir zat, kendisi memleketince pek mûteberdir. 2. Sözü ve imzası geçer, sözüne ve namusuna emniyet ve itimat olunan: Muteber tüccar, kendisi buraca mûteberdir. 3. Geçer, sayılır, kullanılır, makbûl, hükmü olan: Bu söz muteber değildir (bu suretle bilhassa cem’i kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solvent. valid. esteemed. respected saygın. legal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authentic. binding. valid. in force. in effect. esteemed. estimable. worthy. eminent. trustworthy. approved. significant. reputable. noted. sound. admissable. standing. honorable. passable. accredited. good.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معتبر] itibarlı. 2.geçerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İtibarlı, hatırı sayılır, saygın. 2.İnanılır, güvenilir. 3.Yürürlükte olan geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bereket» ten if.) (mü. müteberrike). Mübarek, bereketli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «derk» ten if.) (mü. mütedârike). 1. Yetişip ulaşan. 2. (edebiyat) Arûz’da mütefâilün vezni: Bahr-i Mütedârik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضطرب] ızdıraplı, acı çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ızdırap vermek, üzmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهردار] özel kalem müdürü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yersiz, yolsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sebatsız, kararsız, geçici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nazar, nazâret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. nâmdârân). Meşhur, namlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şöhret, nam almışlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نامبردار] ünlü, sanlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نامدار] ünlü, namlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Namlı, ünlü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) NAm-dârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mektup götüren. Kebûter-İ nâme-ber — Mektup götürmeye alıştırılmış güvercin, posta güvercini.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناپایدار] kalıcı olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ne.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar “Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir” diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar ‘Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir’ diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İüphesiz tarih boyunca tüm insanlarda görme kusuru olmuştur. 13. yüzyılda gözlük ortaya çıkıncaya kadar gerek doğuştan gerekse sonradan göz bozukluğu olan insanlar, ömürlerini böyle geçirmeye, iş yapamamaya hatta evden dışarı çıkamamaya mahkumdular.

Aslında gözlüğün ana malzemesi olan camın tarihi dört bin 500 yıl evveline kadar gidiyor. Antik dünya insanlarının optik hakkında bilgileri olduğu, camın belirli bir formunun cisimleri büyüttüğünü fark ettikleri biliniyor. Hatta milattan önce bin yıllarına ait, büyüteç olarak kullanılmış cam örneklerine Girit’teki kazılarda rastlanılmıştır. Ne var ki büyütecin cam haline gelmesi çok zaman aldı.

Gözlüğü ilk bulan kişinin kim olduğu bilinmiyor. İnsanlık tarihinin büyük teşekkür borçlu olduğu, bu parlak buluşu gerçekleştiren kişinin kim olduğu bütün araştırmalara rağmen hala sırrını koruyor. Bu kişinin 1250 veya 1280 yıllarında Venedik’te yaşamış olması büyük bir olasılık, çünkü 13. yüzyılda, Ortaçağda Venedik, İtalya’da cam üretimiyle ünlü olan bir yerdi.

İlk gözlüklerin mercekleri konveks, yani dışbükeydi ve sadece yakını görme problemi olanların işlerine yarıyordu. Uzağı görme sorunu olanların derdine çare olacak konkav (içbükey) merceklerin üretilmesi için yüzyıl geçmesi gerekecekti. Görüldüğü gibi gözlüğün tarih içindeki gelişmesi oldukça yavaştır.

Uzağı görme sorununu yani miyopluğu düzeltecek merceklerin ancak 15. yüzyılda yapılabilmesinin sebebi o tarihlerde, gözlüğün daha çok yakını okuma amaçlı kullanılması, uzağı görememenin o kadar önemsenmemesi ve içbükey merceklerin imalinin daha zor ve pahalı olmalarıydı.

Gözlük icat edildikten ancak 350 yıl sonra düşmeden yüzün ortasına tutturulabildi. Aslında bu gözlük tarihindeki en son ve önemli buluştu. Edward Scarlett 1730’da Londra’da sabit gözlük sapım icat etti. Saplar kafaya göre ayarlanabildiği için gözlük burun üzerine daha az ağırlık yapıyor, düşme tehlikesi de önlenmiş oluyordu.

Ancak tüm bu yavaş gelişmeye karşın gözlüğün insanlığa hizmeti büyük oldu, en azından onların yaşama bağlılıklarını arttırdı. Matbaanın icadından, basılan kitap ve gazete sayısının artmasından sonra gözlük lüks olmaktan çıkıp tam bir ihtiyaç oldu.

14. yüzyıl ortalarında İtalyanlar gözlük camlarına belki şekillerindeki benzerlikten dolayı ‘mercimek’ anlamında ‘lenticchie’ adını verdiler. İngilizcesi de ‘lentis’ olan mercimek, yaklaşık iki yüzyıl gözlük camı anlamında da kullanıldı. Günümüzde kullanılan ‘lens’ adının kökeni de bu sebeple mercimeğe dayanıyor.

İlk gözlükçü dükkanı 1783’de Philadelphia’da açıldı. Francis Mc Allister dükkanında gözlükleri bir sepetin içine yığıyor, müşteriler de bunları tek tek deneyerek gözlerine uygun geleni alıyorlardı.

İlk güneş gözlüklerinin 1430’lu yıllarda Çinliler tarafından kullanıldığını biliyor muydunuz? Ateşte dumanın isi ile kararttıkları gözlükler görme kusurlarını düzeltmek için değildi. Sanılacağı gibi Güneş’ten korunmak için de değildi. Çinliler başta mahkemeler olmak üzere bir çok yerde gözleri görünmesin, düşünceleri göz ifadelerinden belli olmasın diye bu koyu renkli gözlükleri takıyorlardı. Daha sonraları İtalya’dan Çin’e numaralı gözlükler de getirildi ama Çinliler onların da çoğunu iste kararttılar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenk, harb, kavga. Muharebeye alışık, çok muharebeler görmüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نبرد] savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Dispne denilen nefes darlığı önemli bir hastalığın belirtisi olabilir. Spor yaptıktan, koştuktan veya yorucu bir iş yaptıktan sonra nefes darlığı normal sayılabilir. Ancak ortada neden yokken nefes darlığından şikayet etmek mutlaka üzerinde durulması gereken bir konudur. Çünkü kansızlık, kalp hastalıkları, mide hastalıkları, bronşit, tiroid bezinin büyümesi, akciğer hastalıkları, zatürree, astım, zehirlenme, şişmanlık, nefes darlığına neden olabilir. Nefes darlığından şikayet edenlerin sigarayı kesinlikle bırakmaları, ağır yemekleri de terk etmeleri gerekir. Önemli bir hastalıktan kaynaklanmayan nefes darlığını tedavi etmek amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ispanak, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya yarım kilogram temizlenmiş ıspanak konur. Haşlandıktan sonra süzülür. Ispanağın tamamı yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyspnea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nemli, rutubetli,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nemli, rutubetli, yaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Artan, büyüyen, gelişen. 2. Faydalı, fayda ve faiz veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Artan, büyüyen, gelişen. 2. Faydalı, fayda ve faiz veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Neşveli, sarhoşçasına neş’eli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نشوه دار] neşeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Turfanda meyve. 2. Memeleri yeni belirmeye başlayan kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nigeh-dâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Himaye eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Hareketi hoşa giden, beğenilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Türk musikisinde 16 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde 12 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kargı ile silâhlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kasım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Görünen, görünen, görünücü. 2. Örnek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) saymak; hesap etmek; numara koymak; ihtiva etmek; sayısını sınırlandırmak. He numbers eighty years. Seksen yaşındadır. We number fifty men. Elli kişiyiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sayı, adet, numara, rakam; (çoğ.) çokluk; gram bir kelimenin tekil veya çoğul olmasına göre hali; müzik parçası. numbers (i.), numbers game gangsterlerin düzenlediği bir çeşit piyango. a number of birtakım, birkaç. back number bir mecmuanın eski

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sifir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as. so. such. that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ekim; (İng.) ekim ayında yapılan bira veya elma suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). O kadar, o miktarda, o derecede: Ol kadar yağmur yağdı ki, oluklar almadı, ol kadar yalvardığını hâlde dinlemedi (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by