Ber-kenâr | Ber-kenâr ne demek? | Ber-kenâr anlamı nedir?

Ber-kenâr | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ber kenar

Genel Bilgi

Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25’inde başlardı.

1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan’da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler.

Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler.

Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayıldı.

1 Nisan şakalarının sembolünün ‘Nisan Balığı’ olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş’in Balık Burcu’nu terk ediyor olmasıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

At Bats -- An official at-bat is the number of times a player went up to the plate to hit and did not walk, get hit by a pitch, sacrifice, or get interfered with by the catcher. air base.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب عدالت adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Eski çağlardan beri basit hesap işlemleri yapmakta kullanılan bir Alet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggerated. dithyrambic. fustian. hyperbolic. hyperbolical. overdone. inflated. fond. ornate. magniloquent. puffy. slobbery. spread-eagle. stagey. stagy. steep. swelling. tall. theatrical. turgescent. turgid. well-rounded.

Türkçe Sözlük

(i. A. mü.). Hazret-i Peygamber’in amcalarından Abbâs’tan inen hanedana mensup: Abbâsi halifeleri. 1. Abbâsîler devri. 2. Şah Abbâs Safevî’ye ait iran sikkesi.

Türkçe Sözlük

(i. F. Abdest = El suyu). Namaz kılmak için şeriate göre yüz ve dirsekle beraber el ve ayakları yıkamak ve başa meshetmekten ibaret temizlenme işi: abdest almak, abdest vermek = Azarlamak, abdest iktiza etmek = Rüyada kirlenmek, ihtilâm, abdest bozmak = Ayak yoluna gidip dışarı çıkma ihtiyacını gidermek, abdestimde şüphem yoktur = İmanım vardır (halk arasında gusüle de bazen abdest denildiği için, birine küçük, diğerine büyük abdest derler).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Berr’in kulu. Cömert ve ihsan edicinin kulu.-Berr, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Berr).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeyin iç yüzünden, gizli ve saklılıklarından haberdar olan Allah’ın kulu. (bkz.el-Habir). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın kulu. Peygamber (s.a.s)’in en sevdiği isimlerden aynı zamanda babasının adıdır.

Yabancı Kelime

Fr. aberration

gök b. ve ruh b.sapınç

1. Özel bir görevin normal sonucuna ulaşmasına engel olan sapıklık. 2. Işık hızının sonlu olmasından dolayı bir gök cisminin görünen konumu ile gerçek konumu .arasındaki fark. 3. Bir mercek, ayna veya optik dizgenin odaklama özelliklerindeki yanlış.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) çok kötü, iğrenç, nefret uyandıran abominable snowman (bak) yeti abominably (z) çok fena bir şekilde, berbat olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

subscriber. subscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük

subscriber. subscription.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat -(e) dair, hakkında; çevresine, etrafında; yakında, civarında, havalisinde; ötesinde berisinde, her yerinde; ile meşgul; için About facel (ask)., emir Geriye don I about to come gelmek üzere beat about the bush bin dereden su getirmek abo

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). aşağı yukarı, takriben, kadar; her tarafta; etrafa, etrafına; ötede beride, şurada burada; aksi yöne, obur tarafa; sıra ile about half a kilo yarım kilo kadar about 7 o'clock saat yedi sularında Iook about etrafına bakınmak order one abou

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). başlangıçtan beri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). yan yana, beraber; aynı hizada, aynı seviyede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). eşya veya fikirlerden soyut olan; soyut, mücerret; dalgın; ideal, nazari, kuramsal; (i) özet. abstract noun soyut isim abstract number soyut sayı, mücerret adet. in the abstract kuramsal olarak. abstractly (z). soyut olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bolluk, çokluk, bereket; servet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bol, bereketli, mebzul abundantly (z). bol bol.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir kimseye arkadaş olmak, yanında bulunmak, beraberinde gitmek veya gelmek, refakat etmek, rehberlik etmek; (müz). eşlik etmek; maiyetinde bulunmak ; ilâve etmek, eklemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the smallest whole number or a numeral representing this number; 'he has the one but will need a two and three to go with it'; 'they had lunch at one'. one of four playing cards in a deck having a single pip on its face. someone who is dazzlingly skilled

Türkçe - İngilizce Sözlük

covetous. avid. greedy. insatiable. acquisitive. esurient. glutton. grasping. hoggish. open-mouthed. piggish. piglike. rapacious. ravenous. voracious. vulturine. vulturous. wolfish. grabber.

Türkçe Sözlük

(i. «açmak» tan). 1. Kapalının zıddı, açık kapı, ev, sandık. 2. Kapalı olmayan, mânisiz: Açık yol. 3. Geniş, vâsî: Açık meydan, deniz. 4. Örtüsüz, çıplak: Başı, kollan açık. 5. Seyrek, aralıklı: Açık adımlar, açık kaş. 6. Bulutsuz, berrak: Açık hava. 7. Aşikâr, vazıh: Açık söz, ibare. 8. Gönül açıcı, ferah verici: Açık bir yer. 9. Koyu olmayan, beyaza çalan: Açık mavi, pembe. 10. Perdesiz, iffet hususunda laubali: Filan kadın açıktır, açık meşrepli. 11. Sahipsiz, boş, münhal: Açık memuriyet. 12. Mahfuz olmayan, istihkâmsız: Açık liman, kasaba. 13. Bozuk, ihtilâflı: Filanla aramız açıktır. 14. İsim yeri boş olan: Açık bono, poliçe. 15. Aşikâr sarâhaten: Açık söylemek. 16. Sesle: Açık okumak. Açık ağız: Bönlük, şaşkınlık. Açık el: Cömertlik, sahavet. Eli açık: Cömert, sehavetli. Alnı açık: Serbest, pervasız. Açık saçık: Adâb dışı giyinme, söz. Açık kapı: Misafirseverlik: Açıkgöz: Uyanık, becerikli. Gözü açık gitmek: Arzusuna kavuşamayıp hasret İçinde ölmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic. hospitable. liberal. open minded.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aralık, mesafe: İki ağaç arasındaki açıklık. 2. Ferahlık, nezaret: Gönül açıktan hoşlanır. 3. Meydan, yapı ve saireden boş arsa: Evin önünde bir açıklık vardır. 4. Havanın bulutsuz ve berrak olması: Bugünkü havanın açıklığı. 5. İffet hususunda laubalilik: Bu kadının açıklığı malumdur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. distance. gap. the open. openness. vacancy. clearness. plainness. fairness. straightforwardness. directness. distinctness. obviousness. aperture. baldness. berth. clarity. clearance. definiteness. demonstrativeness. distinction. distinctivenes.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kapalı halden çıkmak: Kapı açıldı. 2. Dağılmak, çekilmek: Bulutlar, kalabalık açıldı. 3. Temizlenmek: Bu bez açılmıyor. 4. Berrak ve açık olmak: Hava açıldı. 5. Yapraklanmak: Gül, çiçek açıldı. 6. Neşelenmek, gönül ferahlığı peyda etmek: İnsan gezmekle açılır. 7. Mahcupluk ve tutukluktan kurtulup, serbestlenmek. 8. Genişlik kazanmak: Oda açıldı. 9. Uzağa, engine salmak: Vapur açıldı. 10. Başlamak: Meclis açıldı. 11. Bahse başlamak: Söz açıldı. 12. Zuhur etmek, hasıl olmak: İş açıldı. 13. Boş kalmak, münhal olmak: Filan memuriyet açıldı. 14. Sır söylemek, emniyet edip her şeyi söylemek: Bana açıldı. Ara açılmak = Bozuşmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). İktidarsızlık, beceriksizlik, el yetmeme: Ben aczimi bilirim, aczimle beraber hizmet hevesiyle bu işe teşebbüs ettim; izhar-ı ıcz etmek = İktidarsızlığını itiraf ve beyan etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi kapalı halden çıkarmak: Kapıyı açmak. 2. Örtülü şeyden örtüyü kaldırmak: Baş açmak. 3. Katlanmış şeyi çözmek: Bohça, bayrak açmak. 4. Delmek, kazmak: Delik, kapı açmak. 5. Bir şeyden engelleri giderip serbest bırakmak: Yol açmak. 6. Tıkalı şeyden tıkacı çıkarmak: Şişe, boru açmak. 7. Genişletmek, tevsî etmek: Odayı, bahçeyi, meydanı açmak. 8. Kazıp ziraat etmek, işlemek: Tarla, arazi açmak. 9. Aralığı tevsî edip seyrekleştirmek: Parmaklığı açmak. 10. Yufka haline koymak: Hamur açmak. 11. Tathir etmek, temizlemek: Çamaşırı açmak. 12. Cilâ ve perdah vermek. 13. Umuma ait bir bina kurmak ve idare etmek: Mektep açmak, tiyatro açmak. 14. izah ve tafsil etmek: İbareyi, sözü açmak. 15. İşleri sürmek: Söz, bahis açmak. 16. Emniyet edip söylemek, gizliyi söylemek: Bana bir şey açmadı. 17. Çözmek, halletmek: Düğüm açmak. 18. Yapraklanmak: Çiçek, ağaç açmak. 19. Berrak ve bulutsuz olmak: Hava açmak istemiyor. 20. Cilâlanmak. 21. Açığa varmak, engine açılmak: Gemi açıldı. Adım açmak: Acele ile yürümek. Ağız açmak: Söylemek, söze başlamak. Ağız açmamak: Susmayı tercih etmek. İştah açmak: İştah getirmek. El açmak: Dilenmek. Baş açmak: Beddua etmek. Bayrak açmak: Ayaklanmak. Çığır açmak: Yeni bir tarz ve usul icad etmek. Defter açmak: iane toplamak. Fal açmak: Fala bakmak. Kapı, yol açmak: Bir işte başkalarına örnek olmak. Kalem açmak: Yontmak. Göz açmak -İhtiyatlı ve dikkatli, gaflet etmemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haberdar etmek, bilgi vermek, malumat vermek. be acquainted with tanımak, şahsen bilmek. acquaint oneself with öğrenmek, aşinallk peyda etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tanıdık, bildik; iyi bilme; haber, bilgi, malumat; tanış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). suçsuz çıkarmak, beraat ettirmek. acquit oneself görevini yapmak; davranmak hareket etmek. acquit oneself well vazifesini iyi yapmak. be acquitted beraat etmek, temize çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suçsuzluk hükmü, beraat.

Teknolojik Terim

Microsoft’un haberleri, e-postaları ve ajanda güncellemelerini gerçek zamanlı olarak algılanabilmesini sağlayan programı.

Türkçe Sözlük

(I. A. c. acâiz). Dilimizde galat olarak «acûze» kullanılır. Kocakarı, kötü huylu ve kötü görünüşlü. Hilekâr ve büyücü kadın. Berda’l acûz = Kocakarı soğuğu ki mart sonlarında olur.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslında «at» olup, hâlâ Doğu Türkçesinde böyle kullanılır). 1. İsim, nam: Adın nedir? 2. Şöhret, şan. Adı çıkmak : İştihar etmek, şöhret kazanmak. 3. İtibar, haysiyet. Adını anmak: Zikr etmek. Adını anmamak: Kale almamak. Adı batmak: Unutulmak, kale alınmaz olmak. Adı belirsiz: Adı meçhul, hakkında bir şey bilinmiyen. Adı bozulmak: Şöhret ve itibarına halel gelmek. Adı çıkmak Duyulmak, kötü şöhret kazanmak. Ad, şan: Şöhret ve itibar. Ad takmak: Lakap koymak, lakap vermek. Ad komak: İsim koymak, tesmiye etmek. Ad vermek: Birinin ismini söyleyip haber vermek. Adı var: İsmi var cismi yok; kâzib (yalancı) şöhret sahibidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Entering a two-digit or four-digit number into a terminal which has been pre-programmed to recognize the number as an abbreviation for a frequently dialed number which can be automatically dialed by the switching center.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hud peygamber tarafından imana getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. Kur’an-ı Ke-rim’de bu kavim aynı isimle anılmış ve başlarından geçen hadiseler genişçe ele alınmıştır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. person. individual. a full man. servant. attendant. one's agent / follower. chap. cove. cuss. guy. herbert. johnny. sod. son of a gun. specimen. wight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Robert Adam : eminent architect who designed furniture for the houses he built or re-modelled; famous for his revival of the classical style, based on Ancient Greek and Roman taste, begun in England during the 1760's.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Furniture designed by the 18th-Century English architects Robert and James Adam, in the same Pompeiian classicism which marked their houses Pieces are delicate and slim, and have simple straight lines and restrained ornamentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scottish brothers Robert and James Adam practiced as architects and designers, employing cabinetmakers, painters, and sculptors to execute their designs. earthborn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

angepasst. übertragen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birkaç cins zehirli yılan; engerek, sağır yılan, (zool). Vipera berus; Amerika'da bulunan birkaç cins zehirsiz yılan. adder's mouth birkaç cins salepçi otu adder's-tongue (i). yılan dili, suoku; turna gagası,(bot). Geranium robertianum adderwort

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آدم] ilk insan, Adem Peygamber. 2.insan, adam.

İsimler ve Anlamları

(İb.h.i.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. 2.Adam. 3.İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlık. Kur’an’da Hz.Adem’in 25 yerde ismi geç(Erkek İsmi)

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. mounthly periods. mounthly courses. numeral. courses. sum. menses. total. custom. tradition. convention. groove. consuetude. the usual thing. routine. habit. praxis. usage. use. wont. fashion. menstruation. period. flow. bleeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

custom. item. menstruation. period. rite. ritual. routine. rule. number. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. numeral. unit. figure. one copy. piece / item. groove.

Türkçe - İngilizce Sözlük

as usual. in number. numerically.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilân etmek, bildirmek; reklâmını yapmak. advertisement (i). ilân, haber, bildirme, reklâm. advertising agent reklâm ajansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tavsiye etmek; öğüt veya nasihat vermek, akıl öğretmek; haber veya bilgi vermek; danışmak, istişare etmek, akıl sormak. ill-advised (s). akılsız, tedbirsiz well-advised (s). tedbirli, akıllı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Emam). Babanın erkek kardeşi, amca. Aemm-i pâk-i cenâb-ı Nebevî = Peygamberimizin amcası yani Hazreti Abbas; aem-zâde = Amca oğlu, kızı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boggle. flabbergast. stupefy.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Afât). Belâ, felâket, musibet. Aşkına iptilâ bir musibet addolunan güzel, dilber: Afet-i cân, Afet-i devrân, Afet-i cihân (bu ikinci mânâya cem’i gelmez).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Büyük felaket, bela, musibet. 2.Çok güzel kadın, dilber

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفت دوران] güzel, dilber.

Ülke

(Afghanistan) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Pakistan’ın kuzey batısında, İran’ın doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 00 Kuzey enlemi, 65 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 647,500 km²; Kara: 647,500 km²; Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 529 km.

Sınır komşuları: kuzeydoğuda Çin 76 km, batıda İran 936 km, doğu ve güneyde Pakistan 2,430 km, kuzeyde Tacikistan 1,206 km, kuzeyde Türkmenistan 744 km, kuzeyde Özbekistan 137 km

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili)

Sahip olduğu denizler: yok (kara ile çevrili).

İklimi: Sert bir bozkır iklimi hakimdir; kışları soğuk, yazları sıcak geçer.

Arazi yapısı: Kuzeydoğu ve güneyde engebeli dağlık arazilere ve ovalara sahiptir. Kuzey doğusunu Hindu Kuş dağları kaplar. Ayrıca güneyde Süleyman, kuzeyde Bendi Türkistan dağları mevcuttur. Güney bati bölgeleri geniş çöllerle kaplıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Amu Darya 258 m; en yüksek noktası: Nowshak 7,485 m.

Doğal kaynakları: doğal gaz, petrol, kömür, bakır, krom, kükürt, kurşun, çinko, demir, berilyum, yakut, tuz, kıymetli taşlar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.3.

Otlaklar: %46.

Ormanlık arazi: %3.

Diğer: %39 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 27.200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Hindu Kuş dağları bölgesinde depremler; su baskınları; kuraklıklar.

Akarsuları: En önemli akarsuyu Hilmend’dir. Amuderya, Kokça, Kunduz ve Kâbil adlı akarsuları bulunmaktadır. Bunların dışında küçüklü büyüklü çok sayıda akarsuyu mevcuttur.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 31,056,997 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaşlarda: %44.6 (erkek 7,095,117/kadın 6,763,759).

15-64 yaşlarda: %52.9 (erkek 8,436,716/kadın 8,008,463).

65 yaş ve üzerinde: %2.4 (erkek 366,642/kadın 386,300) (2006 tahmini).

Nüfus artış oranı: %2.67 (2006 tahmini).

Not: Bu oran İran mültecilerini de kapsar.

Mülteci sayısı: 23.06 mülteci/1,000 nüfus (2004 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.05 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.95 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 160.23 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.34 yıl.

Erkeklerde: 43.16 yıl.

Kadınlarda: 43.53 yıl (2006 tahmini).

Ortalama çocuk sayısı: 6.69 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01(2001 verileri).

Ulus: Afgan.

Nüfusun etnik dağılımı: Pestunlar %42, Tacikler %27, Hazaralar %9, küçük etnik unsurlar (Aymaklar, Türkmenler, Beluciler ve diğerleri) %13, Özbekler %9.

Dinler: Sünni Müslümanlar %80, Şii Müslümanlar %19, diğerleri %1.

Dil: Resmi dil Pestuca ve Tacikçedir. Nüfusun %35 i Pestuca, %50 si Farisice (Dari), %11 i Özbekce ve Türkmence, %4 ü Belucice ve Pasice) ve diğer azınlıkların dillerinde konuşmaktadır.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %36.

Erkeklerin: %51.

Ka

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Güneş, gün ışığı. 2.Çok güzel, dilber, parlak yüz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalıklardan ve illetlerden sâlim ve berî olma.Sıhhatte, afiyette olmak, iâde-i Afiyet etmek = İyileşmek. Afiyet olsun, ola I = Bir şey yiyip içenlere söylenir dua tâbiridir. (Dayak yiyene de bazen istihza yoluyla «Afiyet olsun» denir).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Güneş yüzlü, yüzü güneş gibi parlak (güzel). 2. Sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan (yer).

Türkçe - İngilizce Sözlük

tree. wood. timber wooden. stick.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگاه] haberdar. âgâh etmek haberdar etmek. âgâh olmak haberdar olmak.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş, malumatlı. Agah Efendi: (1744-1824). Türk devlet adamı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگاهی] haberdarlık.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmat, vukuf, haberdarlık. 2. Uyanıklık, teyakkuz, basiret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaş, çağ, devir, devre. chronological age kronolojik yaş. dark ages karanlık devirler. for ages, for an age uzun bir zaman, senelerce, çoktan beri. mental age (psik). zekâ yaşı. of age reşit, rüştünü ispat etmiş. under age reşit olmamış, rü

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگه] haberdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگهی] haberdarlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. heavyweight. hard. weighty. serious. severe. dignified. slow. dull. not fast. slow moving. lazy. strong. indigestible. unwholesome. oppressive. repressive. sharp. foul. serious minded. arduous. back-breaking. bovine. burdensome. deliberate. despera

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. weighty. ponderous. not quick. slow. serious. grave. severe. reserved. hard. dull. earnest. too rich. difficult to digest. cumbersome. deep. dense. dilatory. easy. flat footed. high. hulking. inert. languid. lazy. massive. oppressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. dignified. austere. calm. demure. earnest. graceful. grand. imperturbable. matronly. only. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. decorous. demure. dignified. sage. sedate. sober. solemn. serious. grave. sober vakur. ciddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. earnest. reserved. sober. dignified. sacred. serious. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedateness. earnestness. reservedness. soberness. equanimity. levelheadedness. poise. solemnity.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik. 2. İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı. 3. Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı. 4. Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı. 6. Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 7. Kenar, uç: Uçurumun ağzı. 8. Dar geçecek yer, geçit, boğaz. 9. İskele, boğaz. 10. Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza = 1. Mutabık, uygun, tamı tamına. 2. Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak = 1. Birinin sözüne hayran olmak. 2. Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. = 1. iftira. 2. Kara haber. 3. Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).

Türkçe - İngilizce Sözlük

blubber. cry. lament. wail. weeping. crying. complaining.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Haber). Haberler. (bk.) haber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخبار] haberler.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Haber veren, rivayet eden.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahr» dan if.) (m. Ahire). 1. Son, sonraki: Ahır nefes = Son nefes. Ahır zaman = Son zaman. Ahır zaman peygamberi = Hazret-i Muhammed. 2. Biten, son bulan: Ahır oldu, bitti. (c.). Evâhir = Son zaman, nihayet: Evâhir-i ömründe, evâhir-i muharremde. Bir adamın evvel ve Ahırı = Başlangıçtaki ve sonraki hali. Min evvele ilâ Ahire = Başlangıcından nihayetine dek. Sonra, en sonra. Akıbet: «Eyledin zülfün gibî Ahır perişan hâlimi» (RÜhî). Evvel ve Ahır = Başlangıç ve son, her vakit. Ahırül-emr — En nihayet, akıbet (c.). Ahırîn = Sonrakiler. Evvelin ve Ahırın = Öncekiler ve sonrakiler.

Türkçe Sözlük

{i. A.). 1. -daha, pek, çok, en çok methedilmiş olan. 2. Erkek adı. 3. Peygamberimizin adlarından biri.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok, en çok övülmüş, methedilmiş. Kur’an-ı Kerim’de Saf suresinin 2.ayetinde: Hz.İsa, İsrailoğullarına: “...adı Ahmed olan peygamberi de müjdeleyici olarak geldim” şeklinde geçen isimlendirme ile Peygamberimizin isimlerinden birisi olarak anıldı ve kullanılmaya başlandı.- Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. Ahmed-i Muhtar, Hz.Muhammed (s.a.s).

Türkçe - İngilizce Sözlük

wooden. timbered. wood. hardwood.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ceylan (ceyran), gazâl. (mec.) 1. Dilber, sevilen, sevgili. 2. İri ve güzel göz, çeşm-i gazâl: Beni bir gözleri Ahûya zebûn etti felek. AhO-beçe = Gazâl yavrusu, (mec) Ülfet ve yakınlıktan kaçınan sevgili, güzel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry. raspberry ağaççileği.

Şifalı Bitki

(Himbeere, Framboise Common, Rasberry bush): Ağaç çileği ve sultan böğürtleni olarak tanınır. Haziran-Temmuz ayları arasında beyazımtırak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik, dikenli, çalı görünüşünde bir bitkidir. Dağlık mıntıkaların orman ve korularında tesadüf edilir. Gövdesi dallı, dikenli ve yatıktır. Yaprakları 3-5 parçalı, sivri uçlu, yaprak sapı kıvrık dikenlidir. Çiçekleri ekseriya dalların ucunda 5-10 çiçekli salkım halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde, kırmızı renkli ve güzel kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarında olgunlaşır. Çoğu çesitleri bahçelerde yetiştirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralık bırakılmak suretiyle dikilir. Ahududurar her 6-7 senede bir yenilenmelidir. Türkiye’de; Ege, Marmara, Karadeniz bölgelerinde yetiştişir Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyve, çiçek ve yapraklarıdır. Meyveler tamamen olgunlaştıkları zaman toplanır. Yapraklarında tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit vs. ) şeker, pektin, uçucu ve sabit yağlar bulunmaktadır. Yaprakları bogaz hastalıklarında gargara için kullanılır. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastalıklarında faydalanılır. Taze olarak, şeker ve böbrek hastalıklarında perhiz yiyeceği olarak istifade edilir. Halk arasında ishal ve ateşli hastalıklara karşı tavsiye edilir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Yaşayan, zenginlik ve bolluk gören. Yaşayış. Aişe binti Ebu Bekir. Peygamberimiz (s.a.s)’in hanımlarından. Muhterem annelerimizden biri olan Aişe (r.a.) İslami bilgisi ve fakihliği ile de meşhurdur (bkz.Ayşe).

Türkçe Sözlük

(i.). Beyaz cins anber.

Türkçe Sözlük

(i.). Kısa ve ince gagalı, bir çeşit kaz, deniz kazı (Bernicla).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) Peygamber çiçeğinin eşanlamlısı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Kadîm» den itaf.). t. Daha kadîm, daha ve pek eski, mukaddem : O, berikinden akdemdir. 2. Daha önde, daha ileri, daha ehemmiyetli, tercihe şayan, mukaddem : Bu iş ondan akdemdir. Once: Bundan akdem, bundan evvel, mukaddemâ.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Kudüs» dan) Daha veya pek ve en mübarek ve mukaddes, kudsiyete en yakın: Zât-ı akdes-i cenâb-ı risâlet penâhî = Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir yere çarpma, vurma: Duvara aksetti. 2. Işık ve şeklin bir yere vurup geri dönmesi veya orada görünmesi: Güneş duvara aksediyor. Sureti aynaya aksediyor. 3. Sesin bir yere vurup geri dönmesi; yankılanma: Topun sesi dağlara aksetti. 4. Ters, zıd, hilâf, aykırı: Yalan, doğruluğun aksidir; siz benim dediğimin aksini iltizam ediyorsunuz. Edebiyat. Sözün bir kısmını diğer kısmından önce getirerek aksetme: «Kelâm-ı kibar, kibar-ı kelâmdır» gibi. Aksine: Tersine, zıddına, ters ve zıd olarak. Bilakis. Ber aks = Büsbütün zıddı ve tersi olmak üzere.

Türkçe Sözlük

1. Ak olmak, temizlenmek. 2. Bir dâvâ veya hesap sonunda temize çıkmak, beraet etmek, kurtulmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cleaned. to be acquitted. to be absolved beraat etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reflected. to echo. to reverberate. to be heard. to become known.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reflected. to echo. to reach. to strike. to reverberate. reflect.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yankılamak, yankılanmak (yalnız ses için). 2. Yansılamak (ışık). 3. Ulaştırmak, duyurmak (meseleyi, haberi).

Türkçe - İngilizce Sözlük

herbalist. haberdasher.

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Aktinyum, protaktinyum, toryum, tunyum, plutonyum, küryum, amerikyum ve berkelyum radyoaktif elemanlarının ortak ismi.

Yabancı Kelime

Fr. actuel

1. güncel, 2. fel. edimsel

1. Günün konusu olan, şimdiki, bugünkü (haber, olay vb.). 2. Edim niteliğinde olan, gerçek olarak var olan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «I» ince okunur) (çokluktur). 1. Aile, evlât, çoluk çocuk: Al-i Nebi, Al-i Resul, Al-i abâ: Peygamberimizin aileleri ki, Peygamber, Hazreti Ali, Hazreti FAtıma ile Hasan ve Hüseyin’den mürekkep sayılır. 2. Sülâle, hanedan: Al-i Osman: Osmanlı hanedanı, Osmanoğulları.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Assistant Leader: This is a team role that is unique to the Therapeutic Spiral Model It was created to help manage the integration of group members into a TSM drama when they are triggered The AL directs all subscenes that are outside of the circle of

Türkçe Sözlük

(A.). Agâh ol, bak, dinle. (Dilimizde daima bir ünlem kelimesinden önce bulunur): Alâ ey berr ü bahrin pâdişâhı!

Türkçe Sözlük

(i.A.) (c. alâmât, alâim). 1. Nişan, işaret, bilgilik: Müşterek sürülerde herkesin hayvanları alâmetlerinden belli olur. Hudutta alâmet çakarlar. O madalya, sahiplerine bir iftihar alâmeti olmak için verilir. Ta çocukluğunda, zekâ alâmetleri yüzünde görülürdü. 2. Eser, iz, emare: Oranın ordugâh bulunmuş olduğuna hiç bir alâmet görmedik. Ninova ve Babil şehirlerinin nihayet alâmetleri açığa çıkarıldı. Hırsızın hariçten girmiş olduğunu gösterir birçok alâmetler ele geçirdik. O, ihtiyarlıkta dahi yüzünde güzellik alâmetleri taşıyordu. 3. Remz, işaret : Zeytin ağacı dalı, eskiden beri sulh alâmeti kabul olunagelmiştir. Alâmet-i fârika = Bir şahsıh veya |eyin diğerlerinden ayrılması için kullanılan belirli işaret : Başçavuşların alâmet-i fârikası vardır. Her hastalığın bir veya birkaç alâmet-i fârikası vardır. Alâmet-i fârika nizamnamesi = İmal edilen nesnelerin biribirinden ayrılması ve taklide meydan verilmemesi için, sahibinin arzusuyla tescil olunan alâmete mahsus kanunî hükümler, tıp. Alâmet-i maraz = Her hastalığın kendine mahsus olan hali, Fr. phenomene. Alâim-i semâ = Eleğim sağma, (Türkçe tâbirinden galat olup, her şeyi Arapça’ya veya Farsça’ya tatbik etmek merakında bulunanlarımızın icadıdır).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tehlike anında herkesi haberdar etmek için verilen işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tehlikeyi haber vermek; birdenbire korkutmak. alarmist (i). etrafı telaşa veren kimse. alarmingly (z). korku verecek surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; tehlike işareti; (ask). silâh başına çağrı; tehlike işareti veya dikkati çekme tertibatı, alarm. alarm bell bir tehlikeyi veya haberi bildiren çan. alarm clock çalar saat. burglar alarm hırsızı haber veren tertibat, alarm ter

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir tehlikeyi veya haberi bildiren işaret veya tertibat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

speculator. stockjobber.

Sağlık Bilgisi

İdrarda, albümin bulunmasına; Tıp dilinde Albüminüri; halk arasında ise, aktutma denir. Bir çok hastalıklarda, özellikle Böbrek hastalıklarında, idrarda albümin görülür. Mümkün olduğu kadar süt içmeli, patates haşlaması ile muhallebiyi sofradan eksik etmemelidir. Baharatlı yiyecekler, biber, turşu ve tuz kesinlikle terk edilmeli; kahve ve fazla miktarda su içilmemelidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, su

Hazırlanışı : 4 bardak suya; 1 avuç tere otu konur. 15 dakika kaynatılır. İnce ve temiz bir tülbentten süzülür. Her gün, 1 su bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c Alemîn, avâlim). 1. Kâinat, mahlûklar, bütün gök cisimleri, cihan: Cenab-ı Hak Alemi yaratmıştır; bütün Alemin yaradanı ve sahibidir. 2. Bir güneş ile ona tâbî olan yani onun etrafında dönen gezegenlerin teşkil ettikleri daire: Alem-i şems = Güneş sistemi, Rabb-ülAlemîn = Alemlerin, kâinatın Tanrısı (Allah). 3. Dünya, arz: Devr-i Alem, Alemin her tarafı dolaşıldı. 4. insanlar, halk: Alem bilir, Alem işitti. 5. Cemiyet, cemaat, ayrıca bir hal ve sûret gösteren topluluk ve keyfiyet: Bir eğlence Alemi yaptık, çocukluk Alemi, mektep Alemi başka bir haldir; Alem-i mânâ = Rüya hali; Alem-i Ab = içki meclisi, kendi Aleminde = Kendi halinde; Alem-i ervah = Ruhlar Alemi, Alem-i melekût = Melekler Alemi, Alem-i lâhut = Öteki dünya, Fahr-i Alem = Peygamberimiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inflame. to exacerbate. to incite. enkindle. fan deliberately.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plant of North Africa; also, its fiber, used in paper making.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yüce, ulu, yüksek. 2.Hz.Ali: Ebu Talib’in oğlu. Peygamberimizin amcazadesi ve kızı Fatma (r.anha)’nın kocası. Dördüncü halife.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sağ, canlı, hayatta, diri; şevkli, sevinçli, faal; heyecanlı; hassas, haberdar, uyanık, farkında. alive with bees arı dolu. Man alive I argo Hey mübarek I

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Al = harf-i tarif ilâh = mabûd). Kâinatı yaratan vücûd-ı mutlak, Tanrı, Rab, Mevlâ, Hudâ, Allahu a’lem = Allah daha iyi bilir, galiba, zannederim. Allahu ekber = Allah büyüktür (hayır temennisi). Allah Allah = Hayret ve hiddet ifade eder. Allah ıslâh etsin = Islaha muhtaç bir kimse hakkında denilir. Allah encâmını hayreyleye = Neticesi tehlikeli görünen bir iş hakkında. Allah için, Allah hakkı için = Yemindir; doğrusu: Hakkâ. Allah etmesin = Maazallah. Allah inandırsın = Hilâfım yoktur. Allah iyilik versin = Allah belâ vermesin beddua niyetiyle acıyarak dua. Allah bir = Yemin makamında. Söz bir Allah bir = Sözden dönülmiyeceğini temin makamında. Allah belâ versin = Beddua. Allah bilir = Allahu Alem, Hudâ Alem. Allah’tan bul, bulsun = Beddua. Allah’tan kork = Yapma, günahtır. Allah’tan korkmaz = ZAlim, insafsız. Allah selâmet versin = Yola çıkanlara dua. Allah sabır versin; Allah sabır ecir ihsan eyleye = Bir acı ve Afet halinde söylenilir teselli duası. Allah aşkına = Allah hakkı için; Allahı seversen = Yemin. Allah akıllar versin = Yolsuz bir harekette bulunanlar hakkında. Allah ömürler versin = Dua ve teşekkür makamında. Allah kavuştursun = Sevdiğinden ayrılana olunan dua. Allah kerim = Bir mahrumiyet ve ihtiyaç halinde söylenilir teselli ve ümit duasıdır. Allahım, rabbim, ilâhî; Allah versin = Bir nimete nail olanlar hakkında sevinç ifadesi ve olmıyanlar hakkında duadır. Allahı seversen = Allah aşkına; yemin. Aman Allah, aman Allahım = Aman ya rabbî. El-hükmullah = Emir Allah indir, rızâ ve tevekkül tâbiri. El-hamdüllllah = Şükür Allaha, itmam duasıdır. El-iyazübillah = Allaha sığındık. İnşallah — Allah isterse. Billahi; tallahi; vallahi = Allah hakkı için, yemin. Bismillah Allah’ın emriyle. Tecâvüzullah-i anhü, ann-seyyiate = Allah kusurunu affetsin. Taalallah = Makam-ı hayrette denilir. Hasbin-allah = Allah bize kâfidir. Rahmallah (müz.) rahmeallah (mü.) rahmehümallah (tes.), rahmehimallah (c.) ve rahmetullahı aleyhe, aleyhâ, aleyhimâ, aleyhim = Allah rahmet eyleye; ölüler hakkında dua. Radiallahü-anhü, anhâ, anhümâ, anhüm — Allah râzı olsun; sahabe ve tabiîn vesair millet büyükleri hakkında dua. Subhânallah = Takdis ve hayret makamında müstameldir. Şehdullah = Allah şahidimdir. Afaallah-ı anhu, anhâ, anhümâ, anhüm = Allah affetsin. Ilmullah = Allah bilir, yemin. Gufrullahu lehO, lehâ, lehümâ, lehüm = Allah affetsin. Kudusullah-ı sırre = Allah sırrını takdis etsin, evliyâ ve sofular hakkında dua. Kef-i billahi şehiden = Allahın şehadeti kâfidir. Maşallah = Makam-ı tahsin ve takdirde ve nazardan koruma duası. Meded-ullah = Ya rabbi meded. Maazallah, neüzu-billah = Allaha sığındık. («AlIahî» ve «Allahiyân» dememeli; «ilâhî» ve «ilâhiyûn» denir. Halk dilinde «elâlem» kelimesi Allah-u Alem terkibinden galattır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yenibahar; baş biber ağacı.

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

Ülke

(Germany) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Berlin.

İdari bölümler: 16 eyalet; Baden-Wuerttemberg, Bayern, Berlin, Brandenburg, Bremen, Hamburg, Hessen, Mecklenburg-Vorpommern, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen, Rheinland-Pfalz, Saarland, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Schleswig-Holstein, Thueringen.

Bağımsızlık günü: 18 Ocak 1871.

Milli bayram: Birleşme Günü, 3 Ekim (1990).

Anayasa: 23 Mayıs 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BDEAC, BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrup

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., edat boyunca, müddetince; yanı sıra, yakın. alongside (z)., edat yanına , yanında, bordasında, bordasına. alongshore (z). kıyı boyunca. along about esnasında, sularında. be along varmak, vasıl olmak. all along öteden beri; hep böyle, h

Türkçe - İngilizce Sözlük

A climber of the Alps. a mountain climber who specializes in difficult climbs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a mountain climber who specializes in difficult climbs.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üst karşılığı, zîr, taht: Yerin üstü de bir altı da bir. 2. Arka, geri, son: Bu işin altı iyi çıkmıyacak. 3. Gerideki kısım, mâbad, başka cihet: Hikâyenin altı daha gariptir. 4. Aşağıda, bir diğer şeyin aşağılında bulunan, esfel, tahtanî: Alt kat, alt çene. 5. Bir şeye mâruz bulunan: Top altı, rüzgâr altı. Alt alta = Birbirinin altında. Alt aşağı vurmak = Galebe çalmak, yere vurmak. Alta almak = Mağlûb etmek, yenmek. Altüst = Yukarısı aşağı ve aşağısı yukarı gelecek surette, zîr-ü zeber. Altüst etmek = Çok karıştırıp zîr-ü zeber etmek. Alt olmak = Mağlûb olmak, yenilmek, bahiste kaybetmek. Alt etmek = Mağlûb etmek, yenmek, bahiste yenmek. Alt başında = Fasılasız altında, yanında. Alt taraf, alt yan = Bitişik olan aşağı yön, mâbad. Altta kalmak = 1. Mağlûb olmak, yenilmek. 2. Minnettar olmak, bir iyilik görüp de karşılıkta bulunamamak. Altlı üstlü = fevkanî ve tahtanî, aşağısı ve yukarısı beraber: Bu ev altlı üstlü kiraya verilir. Ayakaltı = Geçiş yeri, yol üstünde olan. Ayak altına almak = Çok dövmek, hakir görmek. Elaltından = Gizlice, hafiyyen. El altı = Maiyet, tab’alar. Bıyıkaftı = İstihza: Bıyıkaltından gülmek. Çene altı = Çene altında gerdanın sarkan yeri, gabgab. Hasıraltı, minderaltı = İhmal, yapmama. Saman altından su yürütmek = Aslâ belli olmıyacak surette desiseler kurmak. Dam altı = Ustü örtülü yer, bina. Kubbe altı = Eskiden meclis yeri. Topkapı Sarayı’nda Dİvân-ı Hümâyûn denen Osmanlı hükümetin toplandığı yer. Kahvaltı = Sabah kahvesiyle beraber yenen yemek, kahvaltı, acele olarak yenen şey: Kahvaltı etmek = Bu yemeği yemek. Yer altı = Bodrum, mahzen. Alta, altta, alttan tâbirleri mekân ve harf-i cer mânâsını ifade ederler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

baçlaç gerçi, her ne kadar, ise de, olmakla beraber, olduğu halde.

Türkçe Sözlük

(i.) T. Maruf kıymetli maden (Osm. zer, zeheb). 2. Altın para, lira, dinar, flori. 3. Zenginlik, servet. 4. Altından yapılmış, zerrîn: Altın saat, altın zarf. Pek güzel, pek yolunda : Onun işi altın. Altın babası = Pek zengin adam. Altın tozu = Teber. Altın topu = Pek güzel çocuk, nur parçası. Altın kakma = Altın tel ve pullar kakmakla tezyin olunmuş, zernişân. Altın yaprağı = Altından varak.

Türkçe Sözlük

(i.). Anber çiçeği, gaziye.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alto singer. the pitch range of the lowest female voice a singer whose voice lies in the alto clef second highest member of a group; 'alto clarinet or recorder' of or being the lowest female voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest female voice Sometimes this term is used interchangeably with Mezzo Soprano. 'High ' Commonly, the low female voice Also, when prefixed to the name of an instrument it indicates one size lerger than the soprano member of the family. prefix to c

Türkçe - İngilizce Sözlük

In reference to instrument families such as the clarinet, flute and saxophone, the second or third highest member of the family Search Google com for Alto.

Türkçe Sözlük

(i). Çok dağınık ve karışık. Altüst böreği = İki yüzü de ayrı ayrı kızartılarak pişirilen börek. Altüst etmek = Karma karışık hale getirmek. Altüst olmak = Karma karışık hale gelmek, şaşkınlıktan perişan olmak: Bu haberi duyar duymaz altüst oldum.

Türkçe Sözlük

(i. F. Kimya). Değerli bir taş. Alüminyum oksidinden ibaret olan alümin, içindeki renkli maddelere göre yakut (kırmızı), zebercet (sarı), safir (mavi) gibi adlar alır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). daima, her zaman, her vakit; her defa, muntazam; evvelden beri, mütemadiyen, boyuna.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korkusuzluk, güven, emniyet: Emn ü Amân ber kemâldir. 2. Af, müsaade: Aman vermek. 3. Istiman, sığınma: Aman istemek. El-aman = Af, merhamet, medet. Aman vermemek = Müsaade etmemek, asla merhamet etmeyip cezasını vermek. Fi aman Allah = Allah selâmet versin, (bk.) Amân.

Türkçe Sözlük

(bk.) Anber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambergris. scent. perfume. fragrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amber color, or anything amber-colored; a clear light yellow; as, the amber of the sky.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Consisting of amber; made of amber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Resembling amber, especially in color; amber- colored.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To scent or flavor with ambergris; as, ambered wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To preserve in amber; as, an ambered fly. a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair' a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambergris. scent. perfume.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair'. a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry. a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molecular modeling package AMBER produces an output that it refers to as 'PDB' but differs from true PDB in several areas, enough so to warrant a separate set of handling routines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very hard fossilized plant resin Yellowish in color it is often used for semiprecious gem stones. one of the four only true realities, all else is but an influence reflection or shadow of these realities The second oldest of the known realities Amber is

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brown color of glass that absorbs nearly all radiation with wavelengths shorter than 450mm Amber glass offers excellent protection from ultraviolet radiation This is critical for products such as beer and certain drugs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amber is a fossilised resin The most commonly found colours are brown and yellow However, there are also specimens found in red, green and close to white. a hard, translucent, yellow, orange, or brownish-yellow fossil resin, used for making jewelry and ot

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student at Sunnydale High School, Amber was seen in 'The Witch' trying out for the cheerleading team, during which she spontaneously combusted due to a witch's spell She trained with one of the best cheerleading coaches money could buy , and the rumor i

Türkçe - İngilizce Sözlük

A translucent fossilised resin that comes in a range of colours including, yellows, reds, whites, blacks and blues When rubbed, amber produces static electricity The best quality amber is clear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lightweight fossilized sap, resin, or gum from ancient trees, which can be cut, etched, faceted, or carved Amber can be translucent or opaque and range in color from shades of yellow, brown, and red to gray or green.

Türkçe Sözlük

(bk.) Anberbalığı.

Şifalı Bitki

(croton elutheria): Antil adalarında yetişen “liquidamber/sığla ağacı” denilen ağacın kabuğudur. Kabukların dışı kahverengiye yakın gri; içi ise sarıdır. Yandığı zaman hoş bir koku verir. Kullanıldığı yerler: Dizanteri ve ishali keser. Hazım bozukluklarını giderir. Kansızlıkta faydalıdır. Anne sütünü artırır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Alaskan Malamute Club of America is the 'parent' club for the Malamute breed in the USA Club members are expected to follow a Code of Ethics in breeding and competing with Alaskan Malamutes The AMCA and it's members are also responsible for maintainin

Türkçe Sözlük

(i.). Bâb-ı Alt’de MAbeyn-i Hümâyûnla olan muhabere kaleminin reisi ve Meclis-i HAss-ı Vükelâ başkâtibi: Amedci Bey. Asıl resmî adı: Amedî-i Dİvân-i Hümâyûn’dur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Amâl). 1. İş, kâr, fiil: Amel-i hayr = Hayırlı iş, amel-l kesir = Uzun iş. 2. İcra, tatbik, bir kaide veya ilâhî emrin yürürlüğe konması: İlmi ile amel ediyor, icab-ı şer’İsini bilerek amel ediyor. 3. Bir adamın mezhebinin emirlerine ve yasaklarına göre ettiği hareket: Onun ameli iyidir. Ameli bozuktur. Mahşer gününde herkes ameline göre muamele görecektir. 4. Eser, mahsul, sây, masnû: Bu kılıç hangi ustanın amelidir? 5. Tesir, fiil ve icrasını gösterme: İçtiğim ilâç amel etmedi. 6. Ter, ishal, liynet: Ameli vardır. Amelden rahatsızdır. Bu gece beş defa amel etti. 7. Edebiyat. (Arap gramerinde)Bir kelime veya mânevi Amilin diğer bir kelimenin İrâbına verdiği değişiklik: Harf-i cer bir isim üzerine amel edip onu mecrû eder. 8. (matematik). Hesapta dört işlem de denilen dört başlı kaidenin beheri ki cem, tarh, darb, taksimdir. 9. Vaktiyle Araplar’ca Amil denilen bir vali veya mutasarrıfın hükümeti ve idaresi altında bulunan yer. (Tıp) Amel-i kayseri = Doğurmaya yakın bir kadının hayatından ümit kesildikte, karnını yarıp çocuğunu almak ameliyatı ki, meşhur kayser Juliues Caesar böyle alınmış olmakla, ismine izafetle tesmiye olunmuştur. Şimdi Fransızca’dan (sezaryen) deniyor. Düstûrül-amel = Ona göre tatbik olunan esas kaide. Bir memura rehber-i harekât olmak üzere verilen emir ve talimat vesaire: Elinde düstûr-ül-amel olacak talimatı vardır. Mühendislerce düstûr-ül-amel olacak esaslı bir kitaba ihtiyaç vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Amil) (lisanımızda bu mânâ ile kullanılmaz. Türkçe’de müfret gibi de kullanılır). İşçi, rençber, ırgat, gündelikle ağır iş ve hizmetlerde bulunan adam: Amelenin geçiminin temini düşünülecek iştir. Bir amele bulmalı. Çiftliğini ameleye işletiyor.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. - Peygamber’in (s.a.s) annesinin adı. (bkz.Emine).

Türkçe - İngilizce Sözlük

shock absorber. damper. dashpot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shock absorber. damper. dashpot.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meblâğ, miktar, yekun, tutar; faizle beraber anaparanın yekunu; hulasa. amount brought forward (tic). nakli yekun.

Türkçe Sözlük

(hi. müz. sonundaki «vav = u» okunmaz). Mücerred Ömer isminden ayırmak için yazılır, «Zeyd» ismiyle beraber filan makamında misal için irat olunur: Z«yd ve Amr: Öteki, beriki. Zeyd için Amr’a ceza olunmaz: Bir adamın kabahatiyle diğeri cezelandırılmaz.

Türkçe Sözlük

(e. A.) (Bazı Arapça tabirlerde bulunur). An asi = Aslından. An cehl = Bilmeyerek. An samîm-ül-kalb = Yüreğin içinden, gönülden. An-gıy&b = Gıyaben, hazır olmaksızın, görmezsizin. An kasdin = Kasıtla, isteyerek. An karîb = Yakında, An yed = Elden ele. Anhu (mü. anhâ) (tes. anhamâ) (c. anhüm): Ondan, onlardan. Radıyallahüanhüm = Allah onlardan razı olsun. Anhâ = Bizden. Anküm = Sizden. Radiyallâhu, anhâ ve anküm Allah bizden ve sizden hoşnut olsun. Anhâ mlnhâ = Şundan bundan, şu bu, öte beri, şöyle böyle ederek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used before nouns of the singular number only, and signifies one, or any, but somewhat less emphatically.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Article Numbering Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Association of National Advertisers An association whose members are advertisers, i e , companies that advertise their products or services.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Article Numbering Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes any device that represents changing values by a continuously variable physical property such as voltage in a circuit, fluid pressure, liquid level, and son on An analog device can handle an infinite number of values within its range By contrast,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information represented continuously Because computers require digital information, analog-to-digital converters are available to 'condition' analog data before it is sent to a computer A watch with hands is usually analog One with only numbers is digital

Türkçe - İngilizce Sözlük

An analog voltage or signal refers to the continuous nature of valid voltage potentials in analog circuits An analogy of the difference between digital and analog signals is like the difference between real numbers and integers; real numbers are continuou

Türkçe Sözlük

Öte yan. Anarı beri = Öte beri.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Adabalığının midesinden çıkardığı güzel kokulu siyah bir madde ki, Hind Okyanusu sahillerinin bazı sığ mahallerinde bulunur. Misk ü anber. 2. Güzel koku: Anber kokuyor. 3. mec. Zülf-i dilberden kinaye olur. Anber balığı = Balinaya benzer ve karnından anber çıkan bir çeşit balık, adabalığı. Fr. Cachalot. Anber çiçeği = Hubb-ül-misk denilen yuvarlak, sarı renkli ve pek hoş kokulu bir cins çiçek ki, küçük bir ağacın üzerinde olur. Misk ile anber = Pek Alâ, pek münasip, isteğe uygun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنبر] amber.

Türkçe Sözlük

(i. A. anber, F. bârîden: Yağdırmak). Anber yağdıran, güzel koku yayan: Zülf-i anber-bâr = Güzel kokulu saç.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. anber, F. bûy: Koku). 1. Anber kokulu. 2. Hint’ten, Iran ve Irak’tan gelen bir cins kokulu, uzunca ve iri taneli makbul pirinç.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Halk dilinde kadın tozluğu denilen bitki, berberis, zîreşk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عنبربو] amber kokulu.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anberden ibaret, anber gibi kokan: Zülf-i anberîn = Anber kokulu saç.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yayla çiçeği. 2. Güzel kokulu veya anberli iksîr. 3. Ayyaşların rakıya verdikleri isimdir.

Yabancı Kelime

İng. anchorman

ana haber sunucusu

Toplanan haberleri önem derecesine göre değerlendiren ve yayımlayan yetkili sunucu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

souvenir. memento. reminiscence. rememberances. trophy.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Katoliklerin sabah, öğle ve akşam okudukları ''tecessüdü isa duası; bu duanın okunacağı zaman haber veren çan sesleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A yarn made from the hair of the angora rabbit Prized for its soft feel and fluffy look, angora is often used in blends Adds great warmth to socks Angora is now often simulated by the use of specialty acrylic fibers.

Türkçe Sözlük

(A.). Şundan bundan, şu bu, öteberi, şöyle böyle ederek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. blur. memento. memoir. mind. rememberance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification. abbr Automatic Number Identification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification A feature in which a series of digits, either analog or digital, are included in the call, thus identifying the telephone number of the caller.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification: digits representing the calling party's phone number.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic system that identifies line number.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification Also known as CLID, ANI is a mechanism that informs the called party of the phone number identification of the calling party. automatic number identification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification is a Telco service which allows a recipient to determine the number and other call information of the caller BEFORE the call goes through ANI is supported on Centrex and ISDN ONLY, and NOT T1 or DEA CallerID on the other ha

Türkçe - İngilizce Sözlük

A feature of the telephone network that identifies the billing telephone number of the calling party It was originally used for automatic billing purposes, but now is available for numerous other applications Part of ISDN, the series of digits that arrive

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic number identification A service implemented by ISDN that enables the receiver of a phone call to see the phone number of the caller on a special display See also ISDN.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification; the term ANI has come to mean a phone's number Automatic Number Identification refers to the system used to identify the phone number of an incoming call.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification SS7 feature in which a series of digits, either analog or digital, are included in the call, identifying the telephone number of the calling device.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A service offered by long distance carriers where the billing telephone number of the trunk used by the caller is delivered as DTMF digits along with the call ANI identifies the caller for Automatic Data Delivery/Screen Pop applications or specialized Cal

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification; An algorithm that automatically indentifies the phone number of an incoming call. automatic number identification A PSTN system that transmits the billing number of the calling party for accounting and billing purposes. bl

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be remembered. to be mentioned. to be commemorated. to be called.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be mentioned / remembered.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remember. to recall. anamnesis. rememberance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recall. recollect. relive. remember. think. to remember. to recall. to recollect hatırlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

call to mind / to memory. recall. recollect. remember.

Türkçe - İngilizce Sözlük

evoke. recapture. to evoke. to remember sb of hatırlatmak.

Türkçe Sözlük

(Muzari: Anlar. f. «an» dan). 1. Akıl erdirmek, derk etmek, zihin almak: Bu sözün mânâsını anlayamadım. 2. Tahkik etmek, araştırmak, öğrenmek: Vapurun ne vakit geleceğini anla da gel. 3. Duymak, sezmek, hissetmek, farkına varmak: Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir. 4. Bilmek, vâkıf ve Agâh olmak: İş anlar adam. Söz anlamak = Ferasetli ve insaflı olmak. Söz anlayan beri gelsin: Söz anlayan yok mu? Maksadımı anlatamıyorum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

remember. think. memorialize. celebrate. mention. make mention of. cite. commemorate. embalm. reminisce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commemorate. mention. quote. to remember. to call to mind. to mention. to commemorate. to call. to name adlandırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to commemorate. to call to mind. to remember. to talk of. to mention. to make mention of.

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bildirmek, beyan etmek, haber vermek, ilân etmek. announcer (i). spiker. announcement (i). tebliğ, ilân, bildiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haber, tebliğ etme, bildirme, ilân; (bh). Cebrail vasıtasıyla Hazreti Meryem'e ulaştırılan haber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abnormal. anomalous. unnatural. preternatural. aberrant. freakish. freak. bastard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abnormal. aberrant. anomalous. off. unnatural.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Antenna, either retractable, 1', 3', 6' rubber flex, stubby. , referred to in Prov 6:6; 30:25, as distinguished for its prudent habits Many ants in Palestine feed on animal substances, but others draw their nourishment partly or exclusively from vegetable

Türkçe - İngilizce Sözlük

Biological agent that reduces the number or disease-producing activities of a pathogen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance. doorway. ante-room. antechamber. entree. entry. hall. vestibule.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geniş zaman, muzari, bazı dillerde kesinlikle zaman bildirmeyen zaman; özellikle Yunanca'da haber kipinin geniş zamanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haber vermek, bilgi vermek; paha biçmek, kıymet takdir etmek. apprizer (i). muhammin. apprizement (i). paha biçme; haber verme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An area of semicircular or multi-angled form, projecting from the ecclesiastical east end of the church and containing a number of chapels. a domed or vaulted recess or projection on a building especially the east end of a church; usually contains the alt

Türkçe - İngilizce Sözlük

silly. stupid. dumb. foolish. idiotic. bird-brained. fat-headed. feeble minded. half-witted. thickheaded. daft. dotty. fatuous. gaga. goofy. gormless. harebrained. inane. oafish. softy. tomfool. fool. dummy. idiot. birdbrain. booby. cr. ass. barmy. berk.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (asıl fiil olup sıfat terkibi içinde sıfat mânâsını ifade eder). Donatan, süsleyen, tezyin eden, şenlendiren: Suhan-Arâ = Süslü söz söyleyen. DilArâ = Gönül süsleyen, yani sevgili, dilber, mahbub. Meelis-Arâ = Meclis süsleyen, sohbet ve zarafetiyle meclisi şenlendiren.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15 - 25 kilometre süratle çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişirme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi ‘sodyum azide’dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanıyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaNS’ün bulunduğu tüpe bir elektrik sinyali gönderir. Burada çok küçük bir spark oluşur ve bunun yarattığı ısıdan da NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15-25 kilometre süratlşe çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi “sodyum azide”dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanabiliyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediator. go-between. middleman. intercessor. intermediary. in-between. interceder. intermediate. jobber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestinian statesman who is chairman of the Palestine Liberation Organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ajar. half-open. crack. dec. december. space. gap. interval. interspace. separation. time. aperture. daylight. gangway. hiatus. interstice. lacuna. rift. spacing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ajar. half-open. crack. dec. december. space. gap. interval. interspace. separation. time. aperture. daylight. gangway. hiatus. interstice. lacuna. rift. spacing. corridor. span.

Türkçe - İngilizce Sözlük

December. slot. chasm. lag. leeway. joint. deadspace. hiatus. aperture. break. cranny. dead space. distance. intermission. interspace. lacuna.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dinlenme, karar. 2. Rahat, huzur, istirahat. 3. İkamet, meks: Arâm etmek = Dinlenmek. Arâm-ı cân = Can rahatlığı. Arâm-ı dil = Gönül rahatlığı. Dil-Arâm = Gönlü rahatlandıran dilber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski zamanda ok atmak için kullanılan bir çeşit zemberekli yay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In an arena audience members are seated in tiers on three sides of the stage in a configuration that resembles a horseshoe The Perelman Theater's center section of seats is removable, allowing for arena seating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It inhabits the mountains of Siberia and central Asia. wild sheep of semidesert regions in central Asia.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Arîye) («arî-arâ» dan if.). 1. Çıplak (fars.), bürehne. 2. Hâlî, boş, tehî, berî, müberrâ: Ziynetten, süsten, riyâdan Arî.

Genel Bilgi

Tabii ki sadece insanlar yesinler diye değil. Bal arıları eşek arılarından farklı olarak kışı koloni halinde geçirirler. Koloni kış uykusuna yatmaz ama bir salkım gibi kümeleşir. Bu şekilde kış süresince sıcak ve aktif olarak kalabilirler. Bunun için de önceden, yaz aylarında yeterli miktarda bal depo etmeleri gerekir. Ortalama bir kovanın kışlık bal ihtiyacı 9-13 kilogram kadardır.

Bal arılarının bal yapma kapasiteleri ise uygun yer bulabildiklerinde bundan çok daha fazladır. İşte arıcılığın felsefesinde de bu yatar. Sen arılara imkan sağla, onlar da hem kendileri hem de senin için bal üretsinler. Arılar kendilerine yetebilecek miktardan 2-3 kat fazla bal üretebildiklerinden arıcılar da kovana şekerli şuruplar koyarak onlara bu ortamı hazırlarlar. Arılar da sonradan ellerinden alınan bu ürün fazlasını dert etmezler.

Arıların balı çiçeklerden topladıkları nektarı ağızlarındaki bir emzimle birleştirip altıgen biçiminde balmumundan yaptıkları hücrelere depoladıklarını biliyoruz. Bu karışımın su oranının yüzde 17’ye kadar düşmesini bekledikten sonra hücrelerin ağızlarını yine bir balmumu tabakası ile kaplarlar. Artık arıcı için mahsul zamanı gelmiştir. Ağzı kapalı hücrelerdeki bal hiç bozulmaz, saklama zamanı süresizdir.

Arılar böcek dünyasının en gelişmiş sosyal hayatına sahiptirler. İşçi arılar dünyaya geldikten sonra bir ay içinde kovanda bir iki günlük sürelerle temizlik, larvaları besleme, balmumu yapma, yiyecek taşıma, muhafızlık gibi değişik görevler yaparlar. Sonra uçuş başlar, çiçekler ziyaret edilir, nektar, polen ve su toplanır.

İşçi arılar çalışma mevsiminde 4-8 hafta yaşarlar. Kış mevsiminde ise arkadan gelen gençler olmadığı için ömürleri 5-7 ay sürebilir. İşçi arılar dişi olmalarına rağmen kısırdırlar, yavru yapma yetenekleri yoktur.

Arılar polenleri, su ile karıştırıp larva halindeki yavruları beslemek için toplarlar. Bir arı kovandan 7 kilometre uzağa gidip, geri dönebilir. Ancak arılar normal olarak kovanlarından ortalama bir kilometre kadar uzaklaşırlar.

Arılar bu yolculuklarında yollarını güneşin pozisyonuna göre saptarlar. Ayrıca yer kürenin manyetik alanına karşı da hassastırlar. Gözleri polarize ışığa karşı o kadar hassastır ki çok kalın bir bulut tabakasının ardından gelen zayıf bir güneş ışığıyla bile kötü havalarda yollarını bulabilirler.

Arılar geceleri ortadan yok olurlar ama uyumazlar. Gece boyu hareketsiz kalarak enerjilerini ertesi günkü yoğun işler için biriktirirler.

Arılar renklerin çoğunu görürler. Işık dağılımında mavi ve ona yakın renkleri daha iyi görürler. Ultraviyole ışınlarına karşı da çok duyarlıdırlar. Ultraviyole ışınlarını çok yansıtan çiçekler onlara daha parlak görünür. Kırmızı rengi hiç ayırt edemezler.

Bize bu derecede faydalı olan arılar etrafımızda dolaştıklarında veya balkonda kahvaltı sefası yaparken reçel tabağına konduklarında çoğu insan huzursuz olur. Bunun nedeni minik arının sokma tehlikesidir. Halbuki arılar sadece iki durumda canlılara saldırır ve sokarlar:

l) Kolonilerine bir tehdit olduğunda korumak için;

2) Korkutuldukları zaman. Bu nedenle arı kovanlarına çok yaklaşmamanız, el kol hareketleri yaparak hızlı hareket etmemeniz önerilir.

Arılar insanı soktuktan sonra genellikle ölürler, çünkü arı tarafından sokulan insan ani bir hareketle arıyı fırlatınca arının iğnesi ile beraber zehir torbası ve ifrazat bezi de yırtılarak arıdan ayrılır ve soktuğu yerde kalır. İlginçtir ki bu kalan zehir torbasındaki kaslar arıdan ayrılsalar bile zehri pompalamaya bir süre devam ederler. Bu nedenle tırnağın ucu ile bir an evvel iğneyi soktuğu yerden çıkarmakta fayda vardır.

Arı zehrine alerjisi olan kimselerde arı sokmaları ağır tepkilere hatta ölüme yol açabilir. Buna karşın arı zehri bazı ağrılı hastalıkların özellikle romatizmanın tedavisinde kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yıkanmak, temizlenmek. 2. Sade ve beri olmak. 3. Nefsini ıslah etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

even numbered page. off board.

Türkçe Sözlük

(i.). Refakat, refiklik, şeriktik. Arkadaşlık etmek = Refakat etmek, beraber bulunmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Hediye, peşkeş, tuhfe, bergüzar.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Hediye, peşkeş, tuhfe, bergüz(Erkek İsmi) 2.Birinin gördüğü işe veya başarısına karşılık olarak verilen şey, mükafat.3.Bir ilim adamını tanıtmak veya çalışmalarından ötürü mükafatlandırmak maksadıyla adına çıkarılan ilmi es(Erkek İsmi) (Köprülü Armağanı). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Rumca ve Arnavutça’dan). Arnavûd suretinde yazılması lüzumsuzdur. Balkan yarımadasının batı cihetinde oturan bir kavim. Arnavut elması = Kalkandelen cihetinde çıkan Alâ cinsi. Arnavut biberi = Kırmızı biber. Arnavut peyniri =: Arnavutluğun Koniça cihetinde çıkan ufak, kelle şeklinde yağlı bir cins peynir. Arnavut darısı = Darının bir cinsi. Arnavut rıhtımı = Denizin dibini biraz tarayıp büyük taşları birbiri üzerine oturtmak suretiyle yapılan hafif rıhtım. Arnavut kaldırımı = Aynı şekilde yapılmış kaldırım.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protocol that translates Internet Protocol, or IP, addresses into physical network addresses One of the many members of the TCP/IP protocol suite, ARP is a key player in the process that allows a packet of data addressed to a particular Internet host

Türkçe Sözlük

(i.). Buğdaygillerden, ekmek ve bira yapımında kullanılan, yem olarak hayvanlara verilen tahıl. Arpa saman = Hayvan yemi. Arpa ekmeği = Arpa unundan yapılan ekmek. Çorba, frenk, Nemçe arpası = Çorbalık kırılmış arpa. Peygamber arpası = Bir cins adi buğday.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenlemek, tertip etmek, tanzim etmek, düzeltmek, sıraya koymak, tesviye etmek, dizmek; bir konuda anlaşmaya varmak; kararlaştırmak, planlamak; islah etmek, bertaraf etmek, bitirmek; hazırlanmak , hazırlamak; (müz). aranjman yapmak. arrang

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of human activity created primarily as an aesthetic expression, especially, but not limited to drawing, painting and sculpture. 1 audible ringing tone A signal sent back to the calling party to indicate the called number is ringing 2 administrative

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Artıp geriye kalan. 2. Eski çağlardan beri görenekle sürüp gelen inanış, alışkanlık v.s.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A practicing fine artist who is not necessarily a resident of the Kansas City metro area Generally recognized by critics and peers as a professional of serious intent and ability The artist may not be a member of the project architectural firm.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İstek, bahşiş. 2.Emel, heves, meyl. 3.Özlemek, müştak olmak. “Arzum” olarak da kullanılır. Meşhur halk hikayelerinde Kamber’in sevgilisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autonomous System, a unique number identifying an Internet-connected network that has routing policies distinct from their upstream connection Used in the BGP routing protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Application Server. sessment: A charge imposed by a co-operative or condominium apartment building on apartment owners to cover the cost of an improvement on the building Assessments are levied proportionately to the number of shares or the percentage of

Türkçe - İngilizce Sözlük

A number set by the American Standards Assoc , which is placed on film stock to allow calculation of the length and 'F' number of an exposure Reference, 'F' numbers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A number set by the American Standards Assoc , which is placed on film stock to allow calculation of the length and 'F' number of an exposure Reference, 'F' numbers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for American Standards Association In conjunction with a number, e g , ASA 400, refers to film 'speed' or sensitivity The higher the number, the more sensitive the film.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Film speed rating The numbers are identical to those in the ISO system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cardinal number. prime number. prime / cardinal number. incommensurable number.

Türkçe Sözlük

(i. A.). On kişi veya on şeyin toplamı, onluk, onlar: Aşere-i mübeşşere = Hazret-i Peygamber’in Cennet’le müjdelediği 10 büyük sahâbe.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sagîr»den itaf.) (m. sugrâ) (c. asâgîr). Daha veya pek küçük, ekber’in karşılığı. Asgar-ı evlâdı = En küçük çocuğu. Asâgîr ve ekâbîr = Küçükler ve büyükler. (Sıgaar ve kibâr daha çok kullanılır), (bk.) Sugrâ.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sahib’in çoğulu. 2.Hz.Muhammcd (s.a.s)’i görüp ona tabi olan kişil(Erkek İsmi) İnsanlık aleminin en seçkin simaları ve örnek neslidirl(Erkek İsmi) Haklarında varid olan naslarla korunmuşlar, Allah’ın yardımını müşahade etmişler ve büyük peygamberin öğretilerini harfiyyen yaşamışlardır. Ashab-ı Kiram: Yüce sahabel(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Kederli üzüntülü. Musa (a.s.)’ı daha bebekken Nil’den kurtarıp sarayda büyüten ve sonra onun peygamberliğine iman eden kadın. Kur’an’da Fir’avun’un karısı olduğu belirtilmiştir. Fakat ismi zikredilmemiştir. - (bkz.Kasas: 9; Tahrim: 11). Firavun’a karşı gelerek müslüman olmuştur. Tahrim suresinde mü’mine bir kadının en son noktada yapması gerekenlere örnek olarak gösterilen hanım.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. asâkir). 1. Devlet ve memleketin muhafazası için maaşla veya kur’a ile toplanarak hazır bulundurulan silâhlı adamlar topluluğu, ordu, çeri, kol. Osm. cünd, ceyş, leşker, sipâh: Asker toplamak, yazmak. Sevk-ı asker etmek = Bir yere asker götürmek, harbetmek üzere asker yürütmek, asker çekmek Düşman üzerine asker yollamak. 2. Asker topluluğunu terkip eden şahısların herbiri: Bir asker geldi, baksana asker. (Bu mânâ ile sıfat gibi dahi kullanılır): Ben asker adamım. O, asker oğlu askerdir. Ahz-ı asker = Kur’ada bulunan ahalinin askere alınması usul ve tertibi: Ahz-ı asker kanunnamesi. Asâkir-i Berriyye = Kara askeri. Asâkir-i Bahriyye = Deniz askeri gemici asker. Asâkir-i Redife = Redif askeri. (bk.) Nizam. Asâkir-i muntazama = Talim görmüş ve muntazam askerler ki, nizâmiyye, redif ve mustahfazdan ibarettir. Asâkir-i muâvine = Muntazam orduya yardımda bulunmak üzere, geçici olarak maaşla veya gönüllü olarak toplanan başıbozuk asker.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Göğe mensup ve müteallik, semâvî: Belâ-yı Asmânî = Gökten gelen belâ, mecazen büyük belâ. 2. Gök renginde, açık mavi: Asmânî çenber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصنام] putlar. 2.dilberler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشنایی] dostluk. 2.bilme, haberdarlık.

Yabancı Kelime

İng. asparagus

uydurma

Gerçek olmayan, gerçekmiş gibi gösterilen haber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A white crystalline compound of acetyl and salicylic acid used as a drug for the salicylic acid liberated from it in the intestines. the acetylated derivative of salicylic acid; used as an analgesic anti-inflammatory drug usually taken in tablet form; use

Türkçe Sözlük

(i. A. «aşab» dan imüb). Bitki çeşitlerini toplıyarak ve örneklerini kurutarak her biri üzerinde ilmî incelemeler yapan bilgin (fr. herberisto).

İngilizce - Türkçe Sözlük

Assosiated Press haber ajansı

Sağlık Bilgisi

Göz yuvarlağı çaplarının düzensiz olması sonucu ortaya çıkan bir çeşit göz bozukluğudur. Hasta; noktaları bir çizgi halinde görür. Çoğunlukla doğuştandır. Miyopluk veya hipermetroplukla beraber de görülebilir. Bazı astigmatlar, baş ağrılarından da şikayet ederler. Tedavi için doktorun vereceği gözlüğü kullanmak gerekir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The relation of some state or condition; as, at war; at peace; at ease; at your service; at fault; at liberty; at risk; at disadvantage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A period of active duty for training of 12 or 14 days each year, required of members as part of a Ready Reserve assignment.

Şifalı Bitki

(zemberekotu): Atkuyruğugillerden; kök sapı ömürlü olan, nemli yerlerde yetişen bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar tutukluğunu giderir. İdrarı artırır. Böbrek taşlarının düşürülmesinde yardımcı olur. İdrar torbasındaki iltihabı giderir. Kan işemeyi keser. Albümin miktarını düşürür. Zatülcenp ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Nikris ve romatizmanın şikayetlerini giderir. Tavsiye edilen miktardan fazla kullanılmamalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Transport Association of America. 'Advanced Technology Attachment' - The common disk drive interface technology that puts the drive controller right on the drive itself There are a number of ATA versions, from the original a k a IDE) to the 33MBps ATA

Türkçe - İngilizce Sözlük

A move which occupies the second last liberty of an enemy stone or group, thus threatening to capture it.

Yabancı Kelime

Fr. atavisme

ant. atacılık

Uzaklarda bulunan ve birçok kuşaktan beri görünmeyen birtakım özelliklerin yeni bir kuşakta birden ortaya çıkması, ataya çekme.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Atiyye). 1. Gelecek olan, önde bulunan, müstakbel, mâzî ve hal mukabili: Zamân-ı atîde = Gelecek zamanda. Eyyâm-ı Stîye = Gelecek günler. 2. Önde, yukarıda yazılı bulunan: Ber vech-i Ati: Atîyyüz-zikr, Atiyyül-beyân = Alt tarafta zikir ve beyân olunan. Gelecek zaman, istikbal: Atîde zuhûr edecek hâdiseler; Atiden bahsetmek; Atisi karanlık.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sırtın üst kısmı. 2.Berrak, saf, karışmamış, kıymetli. 3.Eski, kadim, kühen, dirin. 4.Azatlı, hür. 5.Güzel genç kız. 6.Çok hareketli, çevik, hızlı hareket eden. 7.Asil. 8.Hz.Ebubekir’in lakabı. Peygamber (s.a.s)’in “Sen ateşten kurtulmuş kimsesin” müjdesine kavuşmuş olmasından ötürü bu lakapla anıldığı söylenir.

Türkçe Sözlük

(f. «at» dan). 1. At gibi kalkıp fırlamak, sıçramak. 2. Fışkırmak. 3. Geçmek, üstünden geçip bırakmak: Okurken iki satır atladı. 4. Aşmak, öteye geçmek: Şu dağı atlasak. Adım atlamak = Kuvvet yettiği kadar adım açarak sıçramak. 5. Bir engeli fırlayarak aşmak: Duvardan atlamak. Hendekten atlamak 6. Vakit kaybetmeden binivermek: Arabaya atlayıp geldim. 7. Yanılmak, aldanmak. Atladı gitti Genç Osman. Gazete falan haberi atlamış.

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic unit of matter It is the smallest particle of an element that still has the characteristics of that element Every atom has a positively charged central nucleus, surround by a number of negatively charged electrons More about atoms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of an element It consists of a nucleus containing one or more protons , surrounded by an equal number of electrons. the smallest indivisible unit of matter that retains the properties of an element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A particle of matter indivisible by chemical means It is the fundamental building block of molecules It consists of a positively charged nucleus and orbiting electrons The number of electrons is the same as the number of protons in the nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that still retains the characteristics of that element Every atom consists of a positively charged central nucleus, which carries nearly all the mass of the atom, surrounded by a number of negatively charged electrons,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) atomik, atomal: çok küçük atomic bomb atom bombası. atomic energy atom enerjisi. atomic heat (kim). atomal ısı. atomic number (fiz). atomal sayı. atomic weight atomal ağırlık. atomics (i). nükleer fizik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hizmetçi, hizmetkar; refakat eden kimse, eşlik eden kimse; beraberinde olan şey; bir kimsenin maiyetinde çalışan memur; netice, akıbet

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir toplantıda hazır bulunanlar, dinleyiciler; resmi göruşme, huzura kabul. audience chamber kabul salonu. give an audience to huzura kabul etmek. have an audience with huzura kabul olunmak, mülakat yapmak, gürüşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eski Roma,da kuşlara bakarak kehanet etmekle görevli bir çeşit falcı; kâhin; (f). kehanet etmek, önceden haber vermek;yormak. augural (s).kahinliğe ait. augury (i). kehanet; fal, alâmet; kehanet ayini.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Aide). (Dilimizde bu mânâ ile kullanılmaz). 1. Aidât, irat, gelir: Kendisinin vakıftan biraz avâidi vardır. 2. Tahsisat: Kendisine öteden beri bağlanmış avâidi vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kullanışlı, hazır, elde mevcut; piyasada bulunan. availabil'ity, avail'ableness (i). hazır bulunma; muteber olma.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Averden» fiilinden masdar ismi olup sıfat terkibi teşkiline dahil olur). Getirici, taşıyıcı, sahip, mucip, bâis: Reşk-Aver = Gıbta, çeken, imrenilen. TSb-Aver = Kudrete malik, kudretli. ZûrAver = Kuvvet sahibi, kuvvetli. PeyâmSver = »aber getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haber, bilgi, malumat; muhabere gemisi, avizo.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Avân). Yardım eden adam, yardımcı, imdatçı, muavin. (en fazla cem’i kullanılmıştır): Avânı ile beraber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sakınmak, çekinmek, kaçınmak , uzak durmak, içtinap etmek; (huk). bertaraf etmek, feshetmek, iptal etmek. avoidable (s). kaçınılır, sakınılır, içtinap olunur ; bertaraf edilir, fesholunur avoidance (i). sakınma, içtinap; (huk). iptal.

Ülke

(Australia) Coğrafi Verileri

Konum: Avustralya dünyanın en eski kıtalarından biridir. Hint ve Pasifik Okyanusları arasında uzanır. Komple bir kıtayı kaplayan tek ülkedir.

Coğrafi konumu: 27 00 Güney enlemi 133 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avustralya kıtası.

Yüzölçümü: toplam: 7686850 km².

Kara: 7617930 km².

Su: 68920 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 25760 km.

İklimi: Kıtanın hemen hemen üçte biri tropik ve kalanı ılıman bölgedir. En soğuk bölgeler Tasmanya’nın yayla ve yüksek yerlerinde ve anakaranın güney doğu kıyılarındadır. Yıllık ortalama sıcaklık kuzeyde 27 dereceden güneyde 13 dereceye kadar değişir.

Arazi yapısı: Genellikle yüksek olmayan yaylalar güneydoğuda verimli ovalar yer almaktadır. Erozyonla ortaya çıkan asıl ana kara 3000 milyon yıldan daha yaşlıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Eyre Gölü -15 m.

en yüksek noktası: Kosciuszko Dağı 2229 m.

Doğal kaynakları: boksit kömür demir yatakları bakır kalay gümüş uranyum nikel tungsten mineraller kurşun çinko elmas doğal gaz petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

Otlaklar: %54.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %21 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 25450 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Kıyı boyunca kasırgalar; sert kuraklıklar.

Coğrafi Not: Toprak bakımından Rusya Kanada Çin Amerika ve Brezilya’dan sonra dünyanın 6. en büyük ülkesidir. Avustralya dünyanın en büyük adası ve en küçük kıtasıdır. Ayrıca bir ülkeden oluşan tek kıtadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 20264082 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %19.6 (erkek 2031313; kadın 1936802).

15-64 yaş: %67.3 (erkek 6881863; kadın 6764709).

65 yaş ve üzeri: %13.1 (erkek 1170589; kadın 1478806) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.85 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.85 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.02 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.63 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.5 yıl.

Erkeklerde: 77.64 yıl.

Kadınlarda: 83.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.76 çocuk/1 kadın (2006 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 14000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Avustralyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Beyaz ırk %92; Asya Kökenli %7; Aborjinler ve diğerleri %1.

Din: Anglikan %26.1; Roman Katolik %26; Diğer Hıristiyan Mezhepleri %24.3.

Dil: İngilizce ve diğer yerel lisanlar.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.

Erkek: %99.

Kadın: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Avustralya.

ingilizce: Australia.

Yönetim biçimi: Federal Parlamenter Demokrasi.

Başkent: Canberra.

İdari bölümler: 6 eyalet New South Wales Victoria Queensland

Ülke

(Austria) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da İtalya ile Slovenya’nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 20 Kuzey enlemi 13 20 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 83870 km².

Kara: 82444 km².

Su: 1426 km².

Sınırları: toplam: 2562 km.

Sınır komşuları: Çek Cumhuriyeti 362 km Almanya 784 km Macaristan 366 km İtalya 430 km Liechtenstein 35 km Slovakya 91 km Slovenya 330 km İsviçre 164 km.

Sahil şeridi: 0 km.

İklimi: Ilıman kıtasal iklim.

Arazi yapısı: Batı ve güneyinde Alpler doğu ve kuzey kısımlarda çoğunlukla düzlükler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Neu***dler See 40 m; en yüksek noktası: Grossglockner 6960 m.

Doğal kaynakları: Demir kereste magnezit kurşun kömür linyit bakır hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %39.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 457 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 8192880 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.94 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.68 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.95 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.6 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.07 yıl.

Erkeklerde: 76.17 yıl.

Kadınlarda: 82.11 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.36 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 10000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Avusturyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Avusturyalı %98 Hırvat Sloven diğer (Macar Çek Slovak diğer).

Din: Roma Katolikleri %73.6 Protestanlar %4.7 Müslümanlar ve diğer %21.7.

Diller: Almanca (resmi) macarca slovence hırvatca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Avusturya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Avusturya.

Yerel tam adı: Republik Oesterreich.

yerel kısa şekli: Oesterreich.

ingilizce: Austria.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Viyana.

İdari bölümler: 9 eyalet; Burgenland Kaernten Niederoesterreich Oberoesterreich Salzburg Steiermark Tirol Vorarlberg Wien.

Bağımsızlık günü: 1156 (Bavarya’dan).

Milli bayram: Ulusal gün 26 Ekim (1955).

Anayasa: 1920.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası) AsDB (Asya Kalkınma Bankası) AG (Avustralya Grubu) BIS (Uluslararası İmar Bankası) BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) (gözlemci) CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi) CE (Avrupa Konseyi) CEI (Orta Avrupa Girişimi) CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı) EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi) EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası) ECE (Birleşmiş Milletl

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).haberdar, farkında, vakıf, uyanık. be awere of farkında olmak, farkına varmak. awareness (i). farkında olama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). su seviyesi ile beraber; (s). suyla örtülü; dalgalarla yıkanan; suda yüzen, dalgaların sağa sola attığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkunç, dehşet verici; müthiş, berbat, çok kötü; (k).dili heybetli, iri awfully (z)., (k).dili çok; çok fena.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dünyanın peyki. Ar. kamer, Fars. mâh. Dünyanın ellide biri büyüklüğündeki ay, bize güneşten aldığı ışıkla ve hep aynı yanı ile görünür. Bunun sebebi, dünyanın etrafındaki dönüşü ile kendi ekseni etrafındaki dönüşü süresinin aynı olmasıdır. Fakat ay dünya ile beraber güneşin çevresinde de dolandığından kavuşum yani güneş, yer ve ayın bir daha eski duruma geçmeleri 29 gün, 12 saat, 44 dakika ve 3 saniyede olur. 2. Ayın dünyanın etrafında bir devir yapmasıyle ölçülen zaman. Bir yılın on ikide biri. Şehr, mâh: Ramazan ayı, nisan ayı. 3. Ay ve daha çok hilâl resim ve şekli: Ay-yıldız, mec. Pek güzel ve parlak şahıs veya çehre. Ay ağılı = Bazan ayın etrafında görünen nur dairesi. Ar. hâle. Ay aydınlığı, ay ışığı = Ayın verdiği ışık. Fars. mehtap. Ayın on dördü = Dolunay. Ar. bedir. Aybaşı: 1. Her ayın birinci günü. 2. Kadınların Adet görmesi. Ar. hayz. Ay balta = Teber-i zeyn, bir balta çeşidi. Ay parçası = Pek güzel şahıs. Aytimur = Doğramacı keseri. Ayçiçeği = Güneşe doğru dönen büyük ve uzun saplı çiçek, abd-üş-şems. (Gün çiçeği dahi denilir). Aydede = Ufak çocukların aya verdikleri isim. Aydedeye misafir olmak = Açıkta yatmak. Ay doğdu = Yeni ay, hilâl. Aya doğ, ya doğayım demek = Pek güzel ve parlak olmak. Uçaylar = Mübarek sayılan recep ve şaban ile ramazan. Dolunay = Guruba yakın ay, hilâl, (istihkâm) Ay tabya = Hilâl Şeklinde tabya. Aybalığı = Vücudu, büyük bir balığın kesik başına benzeyen daire biçiminde bir balık (Orthagoriscus mola). Ay karanlığı = Bulutların arkasından ayın yaydığı hafif aydınlık. Ay tutulması = Dünyanın güneşle ay arasına girerek ay ışığına engel olması, dolayısıyle kısa bir süre ayın görünmemesi. Ay yıldız = Türk bayrağındaki hilâl ve beş ışınlı yıldızdan ibaret sembol. Ayda yılda bir = Pek seyrek olarak. Ayı gördüm, yıldıza itibarım yok = Bir şeyin iyisine alıştıktan sonra ondan aşağı olanları benimsemediğinizi ifade eder.

Türkçe Sözlük

(f.). Şaşırma ve sual ile beraber istek ve ümide delâlet eder. Acaba: Ayâ, sen bunu öğrenebilecek misin?

Türkçe Sözlük

(f.). Şaşırma ve sual ile beraber istek ve ümide delâlet eder. Acaba: Ayâ, sen bunu öğrenebilecek misin?

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ayn = göz. (bk.) Ayn) (O mânâ ile uyûn cem’i daha çok kullanılmıştır). 1. Bir memleketin ileri gelenleri, eşrâf, mûteberân: Ayân-ı memleket. 2. Senatör, Ayân meclisi üyesi: Ayândan filan zat (Bu da Azâ kelimesi gibi hem cem, hem müfred gibi kullanılır). Hey’et-i Ayân, meclis-i Ayin = Senato. 3. (Müfret gibi). Vaktiyle kaymakamlık vazifesini ifa eden idare memuru: Görice Ayânı. Falan yere Ayân tâyin olundu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Altın ve gümüşten yapılmış şeylerin saflık ve halisliği derecesi: Bu saatin, kordonunun ayarı nedir? On sekiz ayarında altındır. Kem-aytr = Saflık ve halislik derecesi eksik ve aşağı. Tam -iil-ayâr = Halislik derecesi tam ve eksiksiz. 2. Madenî paraların tam vezninde olması: Bu liranın ayarına bakmalı, ayarı tam mıdır? Tam-ül-aylr = Tam ayarlı, nâkıs-ül-ayâr = Eksik ayarlı. 3. Saatin doğru gitmesi: Bu saatin ayarı doğru mudur? Birkaç günden beri ayar etmedim. Saati ayar etmek = Doğruluğu malûm diğer bir saate yahut güneşin batışına vesaireye bakarak saati düzeltmek, ayarına getirmek. 4. Ölçü ve terazinin tam ve doğru olması: Esnaf, terazilerinin ayarlarına bakıyorlar. 5. Bir hayvanın nallarını deneyip lüzumunda sağlamlaştırma: Bu hayvanı nalbanda götürüp ayar ettirmeli. 4. mec. Derece, mertebe: Bu ayarda adam. Ayarını bulmak = İstenen dereceye gelmek. Sâhib-i ayâr = Eskiden mâdenî paraların ayarını yoklamakla görevli darphane memuru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sober. wide-awake. consciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sober up. to recover. to come to. to come round kendine gelmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sober up. to come to oneself (after fainting or anesthesia. come round. come to. come to oneself. sober.

Türkçe Sözlük

(i.). Belirli bir işi olmayıp gündelikle işleyen rençber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

casual labourer. wage earner. wageworker. wage slave. part-timer. daysman. oddman. workman. timeworker. hack. farm hand. floater. hodman. runabout. day labourer. jobbing man. jobber. jack. hired man. utilityman. dayman. occasional hand.

Genel Bilgi

Romalılar milattan 758 yıl önce 10 aylık takvim uygulamasına başladılar. Bu ilk orijinal Roma takviminde aylar, gündüz ve gecenin eşit olduğu, binlerce yıldır hayatın başlangıç zamanı olarak kabul edilen Mart ayından başlamak üzere, Martius (Mart), Aprilis (Nisan), Maius (Mayıs), Junius (Haziran), Quintilis (Temmuz), Sextilis (Ağustos), September (Eylül), October (Ekim), November (Kasım) ve December (Aralık) idi.

Bu ay adlarından Quintilis’den (Temmuz), December’a (Aralık) kadar olanlar, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 rakamlarının Roma’lılarca telaffuz ediliş şekliydi yani, Mart başlangıçlı takvime göre bu aylar yılın 5’inci, 6’ncı, 7’nci, 8’inci, 9’uncu, ve 10’uncu aylarıydılar. Bu 10 aylık takvim geride hesaba katılmamış daha 60 gün bırakıyordu.

Yedek olarak bırakılan bu 60 gün sorun yaratınca, Janarius (Ocak) ve Februarius (Şubat) adları ile iki ay daha eklenerek takvim tamamlandı. Yani yılın ilk ayı Martius (Mart), son ayı ise Februarius (Şubat) oldu.

Asırlar sonra milattan 46 yıl önce Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar), muhtemelen politik sebeplerden takvimde bazı değişiklikler yaptı. On bir ayı 30 ve 31 gün olarak iki şekilde düzenledi, yılın son ayı olan Şubat’a 29 gün verdi, her dört senede bir Şubat’a bir gün ilavesini kabul etti. Ancak sonra nedendir bilinmez Janairus’u (Ocak) yılın ilk ayı olarak ilan etti. Böyle olunca da, her 4 yılda bir eklenecek bir günün, yeni durumda yılın ikinci ayı konumuna gelmesine rağmen Februarius’a (Şubat) eklenilmesine devam edildi.

Julius Caesar’ın beklenmeyen ölümünden (Sen de mi Brütüs olayı!) sonra, Romalılar bu çok sevdikleri imparatorlarının anısına Quintilİs (Temmuz) ayının ismini July olarak değiştirdiler.

Ondan sora tahta çıkanlardan, Augustus kendi şerefine, Sextilis (Ağustos) ayının adını kendi ismi ile değiştirerek, bu aya August adını verdi. Ama ortaya başka bir sorun çıkmıştı. Sezar’ın ayı 31 gün, Augustus’un ayı ise 30 gün çekiyordu. Sorunu yine imparatorun kendisi çözdü ve zaten 29 gün olan Şubat’tan bir gün daha alarak Ağutos’a ekleyiverdi. Böylece iki ay da eşitlenmiş oldu.

İşte size takvimin, niçin 12 ay olduğunun, ayların isimlerinin nasıl konduğunun ve niçin farklı sayıda günlerden meydana geldiklerinin, dört sene sonra eklenecek artık günün niçin yılın sonuncu değil de, alakasız bir şekilde ikinci ayına eklendiğinin küçük bir hikayesi.

Özellikle ortaçağda takvimler üzerinde o kadar oynanmıştır ki, yapılan bilimsel hesaplamalara göre, İsa’nın bugün kabul edilen Milattan, yani İsa’nın doğumundan yaklaşık 6 yıl önce doğduğu, 36 yıl yaşayıp Milattan sonra 30 yılında öldüğü ileri sürülmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. uyûn, Ayân) (Arapça’da müennestir). 1. Göz, Fars. çeşm, dîde: NÜr-ı aynim = Gözümün nûru, Ayn-ı vâhid = Bir gözlü, bir gözü kör. 2. Pınar, kaynak. 3. Bir şahıs veya şeyin kendisi, zâtı, aslı: Bu at, bu araba o vakit gördüğünüzün aynıdır. Bu kâğıdın aynı nı bana ver de suretini sen al. 4. Bir şeye çok benzeyen misali, tıpkı, tamamiyle benzer şahıs veya şey: Bu da onun aynıdır. Bunun aynını çıkarmalı. 5. Tıpkı, sırf: Ayn-ı keramet, ayn-ı hatâ. 6. Bir memleketin muteber kimseleri, eşrâfı (Dilimizde müfredi bu mânâ ile kullanılmaz). Ayân-ı memleket, (bk.) Ayân. 7. Şekli esasen göze benzeyen ayn harfinin ismi. (Hukuk). Ev ve at ve tencere gibi belirli olan şey. Isâbet-i ayn = Göz değme, nazar. İnsân-ül-ayn = Gözbebeği, Farsça, merdümek-i çeşm. Bi-aynihi = Ayniyle, tıpkı, ta kendisi veya pek benzeri. Ayn-ı bakar = iri cins, etli ve sulu bir erik. Any-üs-sevr = Sevr burcunda bir yıldız. Re’y-ül-ayn = Gözle, kendi gözüyle: Re’yül-ayn gördüm. Kendi gözümle gördüm. Ayn-üş-şems = Bir cins kıymetli taş. Ayn-ı safâ = Ayçiçeği. Kurrat-ül-ayn = Göz aydınlığı, sevinç, iftihar. Karîr-ül-ayn = Gözü aydın. Ayn-ülher = Kıymetlice bir taş. Ayn-ül-yakîn = Görmüş gibi: Bu işi ayn-ül-yakîn bilirim. Ayniyle = Tıpkısı, biaynihi, tamamiyle.

Genel Bilgi

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.

Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya’da, Venedik şehrinde, arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti. İnanç biraz da ekonomik boyut kazanmıştı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkarlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de oldu tabii. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şans yok edilmiş olur. Ancak kırılan parçaları alıp evden çıkarken içlerine bakmamak gerekir. Yatak odalarındaki aynaların üzerleri kullanılmadığı zamanlarda örtülmelidir ki ruh içinde kalmasın. Ölen bir insanın evindeki aynaların da üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın.

17. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Fransa’da ucuz maliyetli aynalar üretilmeye başlanıldı ama batıl inanç o kadar yerleşmişti ki, günümüzün modern dünyasında bile hala devam ediyor.

Şifalı Bitki

(GemeineQecke, Chiendent commun, Common Couch Grass, Scutch, Twitch): Temmuz-agustos ayları arasında yeşil veya morumsu-yeşil renkli başaklar veren, 30-100 cm boyunda, çok senelik otsu bir bitkidir. Toprak altında çok fazla yayılmış olan ana kökleri bulunur. Bilhassa kumlu toprakları sever. Gövdeleri dik, tüysüz ve içi boştur. Yaprakları dar, uzun, ince, paralel damarlı, sivri uçlu, koyu yeşil renklidir. Çiçekler gövdenin ucunda ve yassı bir başak durumunda toplanmışlardır. Meyve sarımsı renkli ve uzuncadır. Bitkinin etli kökleri çok eskiden beri üriner hastalıklarda kullanılan önemli bir halk ilacıdır. Kökler mesane ve böbrek iltihapları dahil, mesanedeki taş ve kumları düşürmek için kullanılan iyi bir idrar söktürücüdür. İdrar arttırıcı olarak mısır püskülü, arpa ile beraber kaynatılarak kullanılır. Hatta köpekler bile ağız ve barsaklarını temizlemek için bitkinin yapraklarını büyük bir zevkle yedikleri için bitki “köpekçimeni” olarak da bilinir. Tarlalarda belirtilen türden başka, buna çok benzeyen büyük ayrıkotu (cynadan dactylon) olarak bilinen çeşidinin daha kalın kökleri olup, nişasta da taşımasıyla ayrılır ve digeri gibi kullanılır. Türkiye’de; İstanbul, Trakya, Mugla, Anadolu’da yetişir. Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları kökleridir. Köklerinde triticin, uçucu yağ, müsilaj ve potasyum bulunur.

Yabancı Kelime

İng. iceberg

coğ. buz dağı

Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akıntılarla yer değiştiren büyük buz parçası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg. iceberg buzdağı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Su gibi berrak ay.

Genel Bilgi

Bu gün Ay yüzeyine dikilmiş tek bayrak ABD’ye ait. Aya ilk ayak basmanın yanında 1969-1972 yılları arasında 12 ABD’li astronot ay yüzeyinde dolaştılar, toplam 170 saat Ay’da kaldılar. Bu arada sağa sola kilometrelerce yürüyüş yaptılar. Dünyaya dönüşlerinde 400 kilogram kaya ve toprak örneği, 30 bin fotoğraf getirdiler.

Bütün bunlar az şey değil. Onca çalışma, emek, bilgi, para ve risk. Ay için sarf edilen ve katlanılan bunca şeye karşılık Ay’ın ABD’ye ait olması pek mantıksız gelmiyor. Niçin Ay’ı da bir eyaletleri ilan edip bayraklarına bir yıldız daha ilave etmediler? Aslında insanların çoğu tarafından, Neil Armstrong’un aya ilk ayak basığından ve oraya ABD bayrağını dikmesinden beri Ay’ın ABD malı ve toprağı olduğu sanılıyor. Ancak bu bayrak sembolik açıdan bir önem taşıyor ve şimdilik Ay kimseye ait değil.

Sovyet Rusya ile ABD’nin uzaya gitme yarışına başlamaları ile birlikle uzayı sahiplenme konusu da gündeme geldi. Sonunda 1968 yılında, yani Ay’a seyahatten bir yıl önce yapılan uluslararası bir anlaşma ile çözüme ulaşıldı. Ay’ın ve diğer gökcisimlerinin ve uzayın araşlırılması ve kullanılması konusunda belirli kurallar getirildi.

Bu anlaşmaya göre, uzay hiç bir şekilde ve hiç bir ulus tarafından sahiplenilemez. Tüm dünyanın malı olarak kabul edilen Antarktika gibi uzay ve Ay kimseye ait değil veya herkese ait. İsteyen gidebilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

member üye. limbs. organs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

member. participant. limbs. organs. associate. limb.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) l. Hür, serbest. 2.Kimseye bağımlı olmayan. 3.Kurtulmuş. 4.Müberra. 5.Zarif, nazik. -Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(I. A. «Azîm» den itaf.) (mü. uzma) (c. aâzım). Daha veya pek ve en büyük, Ar. ekber: Türk şairlerinin Azami. İmlm-ı Azam = Hanefî mezhebinin kurucusu olan Ebû-Hanîfe NÜmân bin SAbit. Sadr-ı Azam = Osmanlı devletinde başbakan, vezîr-i Azam, sadr-ı Alî.

Türkçe - İngilizce Sözlük

give the stick. give smb. hell. give smb. beans. rap smb. over the knuckles. tell smb. one's mind. call smb. over the coals. light into. give a piece of one's mind. peck at smb. reprimand. reproach. admonish. chide. scold. baste. bawl out. berate. b.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scold. slash. bawl out. berate. to give sb a bit of one's mind. blame. call down. carpet. castigate. chew up. chide. to take a person to cleaners. to haul sb over the coals. crab. dress sb down. flay. hold sth against sb. lambaste. lecture. let rip. li

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberation. enfranchisement. dismissal. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük

emancipation. liberation. setting free. dismissal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dismiss. to set free. affranchise. affranchisement. emancipate. enfranchise. liberate. release.

Türkçe Sözlük

(Aslı: Azm) (i. A.). 1. Kesin niyet, kasıt ve karar: Bu sene hacca gitmeye azmettim. 2. Kesin niyetli yola girme, hareket etme, müteveccih olma: Azm-i sefer eyledi, Şam’a azmeyledi. Ulul-azm = Kavimlerini Hak dinine davetle, İlâhî emirleri kabul ettirmek hususunda azim ve sebat eden büyük peygamberlerden Hazret-i Nuh, Hazret-i ibrahim, Hazret-i MÜsâ ve peygamberimiz Hazret-i Muhammed.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Haberi olan. 2. Akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

father. venerable old man. upright post of a staircase. knob. post. snubbing post. boss. timberhead. king post. crown post. pillar post. broachpost. corner post. bitt. male. begetter. governor. head post. papa. patronymic. pop.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bekâr erkek, evlenmemiş erkek; fen veya edebiyat fakültesi mezunu; bir başkasının bayrağı altında hizmet eden genç şövalye. bachelor'sbutton (i)., (bot). peygamber çiçeği. bachelordom, bachelorhood bachelorship (i). bekârlık. Bachelor of Art

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük bağ. 2. Öteberi bağlamaya yarayan şerit şeklindeki bağ, ayakkabı bağı.

Türkçe Sözlük

(i.). Bağışlanan şey veya bağışlamak işi, teberru.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Rabt ve kayd ve bend olunmuş. Bağlı, merbut, düğümlü: Kazığa bağlı at. 2. Sed ve bend olunmuş, kapatılmış: Bağlı kapı, geçit. 3. Dayalı, alâkalı, mütevakkıf: Bunun anlaşılması kelimelerinin bilinmesine bağlıdır. 4. Cinsî iktidarı olmayan, cinsî iktidarını kaybeden. Eli, ayağı bağlı = İstediğini yapamayan. Başıbağlı = Nişanlı, nikâhlı. Basireti bağlı = Gafil. Dili bağlı = Dilsiz, ebkem. Gözü bağlı = Ummî, habersiz, gafil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatic. fanatical. bigoted. hard-shell. illiberal. narrow-minded. puritan. puritanical. rabid. sectarian. strait-laced. zealous.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [باخبر] haberli, haberdar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the sect of the Babis consisting of the adherents of Baha , the elder half brother of Mirza Yahya of Nur, who succeeded the Bab as the head of the Babists.

Ülke

(The Bahamas) Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Kuzey Atlas Okyanusunda adalar grubu Florida eyaletinin güneydoğu kıyısı açıklarında Küba ve Hispaniola`nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 24 15 Kuzey enlemi 76 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 13940 km².

Kara: 10070 km².

Su: 3870 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 3542 km.

İklim: İki mevsimli yumuşak astropik iklimi büyük ölçüde Stream Körfezi Akıntısı ile Atlas Okyanusu meltemlerinin etkisi altındadır. Kasırga mevsimi Temmuz ortalarından kasım ortalarına kadar sürer.

Arazi yapısı: Bahamalar güney ve batısındaki karalardan derin kanallarla ayrılan bir denizaltı yükseltisinin su üstüne çıkmış uzantılarından oluşur. Adaların kıyıları mercan kayalıklarıyla çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Alvernia dağı 63 m.

Doğal kaynakları: tuz kereste tarıma elverişli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %67 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal kasırgalar su baskınlarına neden olarak zarar vermektedir.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 303770 (2006).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.5 (erkek 41799; kadın 41733).

15-64 yaş: %66.1 (erkek 98847; kadın 102074).

65 yaş ve üzeri: %6.4 (erkek 7891; kadın 11426) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.64 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.17 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.02 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.96 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 24.68 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.6 yıl.

Erkeklerde: 62.24 yıl.

Kadınlarda: 69.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 5600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Bahama.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %85 beyaz ırk %12 Asyalılar ve Hispaniola’lılar.

Din: Baptistler %32 Anglikanlar %20 Roma Katolikleri %19 Methodistler %6 diğer %23.

Dil: İngilizce(resmi) Creole (hem Avrupa hem de Asya soyundan gelen kişilerin konuştuğu dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.6.

Erkek: %94.7.

Kadın: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bahama.

ingilizce: Bahamas The.

Yönetim Biçimi: meşruti monarşi.

Başkent: Nassau.

İdari bölümler: 21 bölge; Acklins ve Crooked Adaları Bimini Cat Adaları Exuma Freeport Fresh Creek Governor›s Limanı Green Turtle Cay Harbour Adası High Rock Inagua Kemps Bay Long Adası Marsh Limanı Mayaguana New Providence Nicholls Şehri ve Berry Adaları Ragged Adası Rock Sound Sandy Burunu San Salvador ve Rum Cay.

Bağımsızlık günü: 10 Temmuz 1973.

Milli bayram: Kur

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart’la Haziran arası, ilkyaz. 2.Güzellik, güzel. 3.Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4.Put, çelipa, sanem. 5.Atılmış pamuk. 6.Ölçek. 7.Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Denizden, deniz yoluyla, berren (karadan) mukabili: İzmir’e berren de gidilir, bahren de.

Türkçe Sözlük

(i. tes. A.) 1. İki deniz (Araplar’ca kullanılan bu tâbirden maksat Akdeniz’le Hind Okyanusu ve ona bağlı denizler olduğu sanılır). Sultân-DI-berreyn ve HAkan-ül-bahreyn = Osmanlı hükümdarlarının unvanlarındandır. 2. Basra Körfezi’nde bir adalar topluluğu.

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Talihli, şanslı, iyi yazgılı. İşleri başından beri iyi giden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kayıktan su boşaltmaya mahsus tas; çember kulp, halka; tente desteği; ahır bölmesi; kriket oyununda kullanılan çubuk; (f). kayığın suyunu boşaltmak. bail out tayyareden paraşütle atlamak. bailer (i). kayığın suyunu boşaltan kimse; (kriket) sipe

Türkçe Sözlük

(i. A.) (yine bu mânâda olan «bakla» dan. Sebze demek olan «bek» den zannolunması hatadır). Maruf sebze ki, erken yetişip, fasulyeye benzer iri taneleri olur ve taze iken kabuğu ile beraber, kurusunun da taneleri yenir ve hayvanlar için pek gıda vericidir, ful: Sıkız baklası = En iyi cinsi, ingiliz baklaaı = Pek uzunu, acı bakla. Yahudi baklası = Kıbt fulü. Hlnd baklası = Enfiyeye koydukları güzel kokulu bir tohum ki Hlnd’den gelir. Baklayı ıslatmak = Sükût etmek, dilini tutmak. Ağzında bakla ıslanmaz = Boşboğazdır. Baklayı çıkarmak = Her şeyi söylemek. Bakla çiçeği = Açık yeşil. Bakla dökmek = Fala bakmak. Bakla kırı = Atın bakla rengini andırır kır donu (at hakkında kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bal. Arının yaptığı maruf tatlı madde, Osm. asel, engebin, şehd: Arı balı, süzülmüş bal. Gümeç balı = Süzülmemişi. 2. Ağaçların şekeri ve yemişlerin koyulaşmış özü. (Sıfat olarak) Tatlı, lezîz, lezzetli. Bal peteği = Kursa, asale, balın petek kısmı. Balkabağı = Kışın yenir bir cins iri ve koyu sarı kabak. Balkuşu = Bir cins kuş. Balmumu = Bal eritlldikte ayrılan madde ki, mum yapmakta vesair işlerde kullanılır. Şem’. Balmumu kuşu — Bir cins kuş. Pamuk balı = Beyaz bal. Delibal = Yaban arısının yaptığı bal. Siyah bal = Kamış suyu. Kekik balı. Kehrüba balı = Billûrî ve berrak cinsi. Miyan balı = Buyan. Ucunu bul da yağa bala ver = İşin içinden çıkabilirsen çık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Blood alcohol level The usual ratio standards are the number of grams of alcohol either per 100 milliliters of blood, or per 210 liters of breath. comes from the Gaelic baile Originally meaning 'a place,' ir came to be applied to a farmstead and a village

Genel Bilgi

Bir yaşını geçmiş çocuklara balın bir zararı olamaz ama 12 aylıktan daha küçük bebeklere tavsiye edilmez. Peki nasıl oluyor da, tabiatın arılar vasıtası ile bahşettiği bu muhteşem gıda bebekler için zehirleyici olabiliyor?

‘Botulizm’ kelimesi bir çeşit zehirlenmeyi tarif eder. Botulin ise bakterilerin ortaya çıkardığı bir protein olup kaslardaki fiber doku yoluyla sinir hücrelerini istila eder, sonucu ölüme yol açabilecek hasarlar verebilir.

Botulizm bakterisi tabiatta bol bulunur ama havadaki oksijen tarafından hemen öldürülür. Ancak aktif olmadıkları zamanlarda bile oksijensiz bir ortamda yine hayat bulurlar. Bu, en çok teneke konserve kutularda saklanan gıdalarda görülür. Ağzı sıkı kapalı kutuların oksijensiz ortamında canlanan bakteriler, eğer yiyecek iyi ısıtılmazsa zehirleyici toksinler üretirler.

Arılar bal yapmak için nektar toplarlarken botulizm sporlarını da beraber alıp farkında olmadan bal yapımında kullanabilirler. Yetişkinlerde bu balın yenmesi sorun yaratmaz. Gerek vücudun savunma sistemi gerekse midenin asitli ortamı, bu bakterinin zarar vermesine müsaade etmezler. Bebeklerde ise hem savunma sistemi yeterli gelismemiştir, hem de mide hala ancak anne sütünü hazmedebilecek durumdadır. Zehirlenen bebek nefes alma ve yutkunma zorluğu çekebilir, kol, bacaklar ve boyunda güçsüzlük ortaya çıkabilir, durum çok ciddi sonuçlara yol açabilir.

Aslında botulin proteini bebeklere 6 aya kadar zarar verebilir. 8 aydan sonra tehlike geçmiştir ama en iyisi, bebeğin sağlığını emniyete almak için bir yaşına kadar bal yedirmemektir.

Balın bir türü olan delibal zehirlenmesi ise bir başka olaydır, yaşa bağlı olmadan tüm insanları etkileyebilir. Daha çok Karadeniz bölgesinde görülen bu zehirlenmenin nedeni arıların balı yaparken kara ağrı ve sarı ağrı adı verilen bitkilerin çiçeklerinden aldıkları toksindir.

Zehirlenme, bir kişinin bu baldan 50-100 gram yemesinden sonra ortaya çıkar ve kendini karın ağrısı, ishal, kusma, baş dönmesi hatta kol ve bacaklarda ağrı, kramp ve felçler şeklinde belli eder. Genellikle ölümle sonuçlanmaz. Bu balın bekletilmesi veya kaynatılması da zehirlenmeye çare değildir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bully tree ; also, its milky juice , which when dried constitutes an elastic gum called chicle, or chicle gum. a hard-wooded tropical tree yielding balata gum and heavy red timber when dried yields a hard substance used e.g. in golf balls.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rubber like material used for making soft golf ball covers Example: Balata covered golf balls yield a high spin rate and lots of feel, but don't offer much durability.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Narural or synthetic compound used to make the cover for top-standard golf balls Its soft, elastic qualities produce a high spin rate and it is favoured by tournament players. rubber like material used for making the outermost layer of a golf ball softer

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bag, sack, square or oblong package into which fiber is compressed The size and weight of a bale is variable.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kikla, zool. Labrus bergylta

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Odun ve saire kesmeye mahsus saplı kesme Aleti. Osm. fas, teber. Küçüğüne nacak derler. 2. Baltaya benzer silâh, teber. Aşçı baltası = Et kesmeye mahsus enli ve kısa saplı balta. Eğer baltası = Eğere takılan kısa saplı silâh, teberzîn. Baltabaş, (bk.) Baş. Balta asmak = Musallat olmak. Balta sapı = Muavin, yardak. Bir baltaya sap olmak = Bir işe yaramak. Baltayı taşa vurmak = Bilmeyerek bir adamın yüzüne karşı kendisine dokunacak söz söylemek. Balta görmemiş, balta girmemiş = Hiç kesilmemiş, budanmamış, tabiî hâlinde (orman). El dokunulmamış (iş). Balta ile yonulmuş = Kaba, yontulmamış adam. Hacamat baltası = Hacamat etmeye mahsus küçük cerrah Aleti. Marangoz baltası = Tahta kesmeye mahsus küçük balta şeklinde Alet.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Balta ile (orman vesaire) kesmek: Bu ormanı hiç baltalamamışlar, bu ağacı baltalamalı. 2. Yıkmak, devirmek, harap etmek: Eski evi baltaladılar. 3. Kırıp geçirmek, berbat etmek. 4. Hacamat etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of fine muslin, made in the East Indies from the fiber of the banana leaf stalks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Billing Account Number Used by telephone companies to designate a billing account, i e , a customer or customer location that receives a bill A customer may have any number of BANs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beyanname, tebliğ, bildiri; ortaçağda seferberlik ilanı. banns (i)., (çoğ). nikâh ilânı, evlenme beyannamesi. publish the banns nikâh kâğıtlarını asmak, nikâhı ilân etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'Bando' is slang for members of the Marching Illini.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student member of the Emerald Brigade.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In MIDI instruments, a group of patches Each bank can contains up to 128 patches, numbered from 0-127 or 1-128 In favorite lists, a group of patches.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bank is a company that provides financial services There are a number of banks available, and which one to use really comes down to the one with which you feel most comfortable Their services range from providing a facility to save money to loaning mone

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who conducts the business of banking; one who, individually, or as a member of a company, keeps an establishment for the deposit or loan of money, or for traffic in money, bills of exchange, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

banquette. berm. bench. window seat. stepped shoulder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Berkas berita acara pemeriksaan - police investigation reports.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Baptist denilen Protestan mezhebi mensubu; vaftiz eden kimse. John the Baptist Yahya peygamber.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yük, ağırlık, sıklet. Bâr olmak = Yük olmak, ağırlık vermek. Bâr-ı girân = Ağır yük, ağır vazife. 2. Defa, kere: Hezâr-bâr = Bin kere. 3. Yemiş, meyve: Berk-ü bâr = Yaprak ve yemiş. Bârâver = Meyvedar, verimli, meyveli, semereli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measure of atmospheric pressure One bar is equal to 0 987 atmospheres, 1 02 kg/cm2, 100 kilopascal, and 14 5 lbs/square inch. a barrier inside the main entrance to each chamber and across the space between benches leading to the floor of the Sen

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bar is the railing along the sides of the House and Senate chambers which separates the chamber floor and the side aisle Only legislators and certain legislative staff may be within the bar; only invited guests and staff may occupy the side aisles The

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bar is the railing along the sides of the House and Senate chambers which separates the chamber floor and the side aisle Only legislators and certain legislative staff may be within the bar; only invited guests and staff may occupy the side aisles The

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Berberistan. Barbary ape Kuzey Afrika ile Cebelitarık'ta yaşayan bir cins maymun. Barbary Coast San Fransisko'nun eskiden kumarhanelerin bulunduğu sahil kısmı. barbary ragwort yılanbaşı, (bot). Othonna cheirifolia

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). berber; (f). tlraş etmek. barbers itch birkaç cins parazit mantarın yüzde ve boyunda meydana getirdiği bir deri hastalığı. barbershop (i). berber dükkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diken üzümü; kadıntuzluğu, amberbaris, sarıçalı, (bot). Berberis vulgaris

Türkçe Sözlük

(i. A. «ber» den f.). Yaratıcı (Din) hâlık, Aferînende. Tanrı için kullanılır: Bârî teâlâ.

Türkçe Sözlük

(i. A. «berd» den). 1. Soğuk, serd: Mâ-ı bârid = Soğuk su. 2. mec. Letafetten uzak, nâhoş, soğuk: Bârid tavır, muamele.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shelter sb. to afford / to give / to offer / to provide shelter. harbour. nestle. tabernacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take shelter in. house. nestle. to take shelter. tabernacle.

Türkçe Sözlük

(i.). Aile, hânümân: Ev bark sahibi: Evli, karı ve çocuk sahibi. (Hemen daima «ev» le beraber kullanılır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Areas of fiber from outside a tree. basically a regular kid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

L L baro, varo: Latin vir, a man - Webster German bar, a man: beran, to carry - Skeat The man - one able to bear arms; one bound to render service to the king 1 Bl Com 398-99 A lord; a husband.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bere, küçük bir çeşit sapka.

Türkçe Sözlük

yahut MARSAMA (i. R). Güzel rayihalı ve limon yaprağı gibi geniş yapraklı bir bitki ki, yerle beraber olup dikildiği yerde genişler ve nane gibi bazı yemeklere konur.

Sağlık Bilgisi

Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir.

- Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları.

- Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları

- Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları

- Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları

- Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları

- Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları

- Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları

- Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları

- Saralılarda görülen baş ağrıları

- Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları

- Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları

- Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları

Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır. Aşağıdaki reçeteler; grip, nezle, soğuk algınlığı, yorgunluk veya sinir bozukluğundan kaynaklanan baş ağrılarını dindirmek için uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarmısak

Hazırlanışı : 1 baş sarmısak, havanda dövülür. Alna konur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An herb with a pungent flavor described as a cross between licorice and cloves The ancient Greeks called this member of the mint family the 'royal herb ' Most varieties have green leaves, but one variety, the opal basil, is purple. ocimum baslicum a bread

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type: Herb Description: Most varieties have green leaves Member of the mint family Flavor: Sweet clove-like flavor, pungent Uses: Chicken, eggs, fish, pasta, tomatoes, Italian and Mediterranean recipes.

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Bir kuvvet harcayarak yapılan basma veya itme işi; tazyik: Katı cisimler, üzerine konuldukları satıhlara, sıvılar ise içinde bulundukları kabın hem dibine, hem de yanlarına; gazlar da, içinde kapalı oldukları kabın her tarafına basınç yapar. Alçak basınç (meteoroloji) = Barometrede 760 milimetrenin altına düşen hava durumu. Yüksek basınç = 760 milimetrenin üstünde bulunan hava durumu. Yüksek basınç güzel havayı, alçak basınç kötü havayı haber verir.

Türkçe Sözlük

(i. ing). Sepet topu mânâsına gelen bir top oyunu. Beşer kişilik iki takım arasında oynanır. Oyunda tarafların amacı topu karşı tarafın sepetine sokmaktır. Sepet, üst tarafı daire şeklinde çemberli, altı açık bir ağdan ibarettir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

edition. impression. imprint. press. pressure. printing. number of copies printed. bailing press. stamp. constraint. restraint. compression. brake. squeezing. squeezer. set hammer. mintage. punch. swage block. actual coercion. implied coercion.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). muharebe, savaş; dövüş; (f). savaşa katılmak; mücadele etmek, savaşmak. battle array harp safı. battle-ax (i). cenk baltası, teber; argo huysuz kocakarı. battle cruiser ağır kruvazör. battle cry savaş narası; herhangi bir kampanyada kullanılan

Türkçe - İngilizce Sözlük

A berry, particularly of the laurel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an indentation of a shoreline larger than a cove but smaller than a gulf. the sound of a hound on the scent. small Mediterranean evergreen tree with small blackish berries and glossy aromatic leaves used for flavoring in cooking; also used by ancient Gree

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vertical division of a vessel from stem to stern, used as a part of the indication of a stowage place for containers The numbers run from stem to stern; odd numbers indicate a 20 foot position, even numbers indicate a 40 foot position.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çok eski zamanlarda var olmuş, eskiden beri var olan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birtakım, birkaç, bir miktar: Bazı adamlar bu fikirde bulunurlar. Bazı eşya alacağım. Bazımız gidelim, bazımız da burada kalalım. (Galat olarak bazı gibi kullanılıp: Bazısı, bazıları denilir. Ekseriya cem’e ait olup sanıldığı gibi «bazı şey» ve «bazı hakîm» denilmez. Bununla beraber bazı kere, bazı defa, bazı gece, bazı sene gibi zamana delâlet eden tabirlerde müfrede izâfeti caizdir). Bu Arapça kelimenin mânâsı ve kullanılış sureti farklıdır. İsim gibi kullanıldığında «küll» mukabili olarak cüz ve kısım demektir. Kinâye gibi kullanıldığında ise «biri» mânâsını ifade eder. Meselâ Araplar «bâz-üş-şuarâ» dedikleri vakit «şairin biri» mânâsını kastederler. Biz ise «BAzı şuarâ» tâbirinden «Birtakım şairler» mânâsını çıkarırız.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Gönderme, yollama, irsal. 2. Allah’ın bir peygamberi, halkı Hak dinine davete memur buyurması. 3. Diriltme, ihyâ, kıyamet gününde ölülerin canlanması: Ba’s-ı bâdel-mevt = Ölümden sonra dirilme. Yevm-ül-ba’s = Diriliş günü. Biset-i nebeviyye = Hazret-i Peygamber’in misyonu.

Türkçe Sözlük

Berilyum elemanının senbolü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chemical symbol for Beryllium.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs)., (kim). berylium berilyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kumsal, plaj, sahil; (f)., den karaya çekmek, sahile çekmek (gemiyi). beach buggy A.B.D. kum üzerinde sürülmeye elverişli çok büyük lastikli spor araba. beachcomber (i). hayatını sahillerden topladığı enkaz ile kazanan kimse; okyanustan sahil

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayı; ayıya benzer hayvan: ant bear; hantal kimse, kaba kimse; tic. borsada fiyatlar düşecek ümidiyle ilerde alacağı tahvil ve senetleri evvelden satan kimse. the Bear Rusya. bearberry (i). ayı üzümü, (bot). Arctostaphylos uvaursi. bear garden hayvana

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vuruş, darbe; darbeden ileri gelen ses; (müz). tempo; ses; polis devriyesi; ilginç bir haberin rakip gazeteden evvel neşri; (fiz). birbirine yakın iki sesin meydana getirdigi ritmik çatlşma sesi. beaten (s). dövülmüş; mağlup, yenilmiş; çok kullanılmı

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güzel, dilber. beauteously z .güzel bir şekilde. beauteousness (i). güzellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kunduz, zool. Castor fiber; kunduz kürkü, kastor; kastor Sapka; kalın yünlü kumaş; miğferin yüzün alt kısmını örten parçası

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subdivision of a stratified sequence of rocks, lower in rank than a member or formation, internally composed of relatively homogeneous material exhibiting some degree of lithologic unity, and separated from the rocks above and below by visually or physi

Türkçe - İngilizce Sözlük

A section of a number, usually used when referring to triples and doubles All three darts in the same triple is called Three in a Bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. trunk. size. form. flesh. frame. person. tabernacle.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ansızın, düşünmeden söylenilen güzel söz. Hazırcevaplık, ber-bedîhe, bedâheten, irticâlen.

Türkçe Sözlük

(i. A). Dolunay, on dört gecelik ay. (coğrafya). Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında bir yer ki, Peygamberimizin meşhur gazasının geçtiği yerdir. Ashâb-ı Bedr: Bu gazâda bulunan sahâbe.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Aslı «bedraha» ya ni yolun büyüğü olup Arapçalaşmıştır). Rehber, kılavuz, yol gösterici, delil (Bedrika okunması yanlıştır).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهم] birlikte, beraber.

Türkçe Sözlük

(i.). Bekçi, bir şeyi bekleyip muhafaza eden adam, muhafazacı. Ar. hâris, Fars. dîde-bân, korucu. Mahalle bekçisi = Gece sokaklarda dolaşıp emniyete bakan, eskiden cenaze ve düğün gibi olaylarda ahalinin hizmetinde bulunan adam. Köşk, yalı, konak bekçisi = Boş bulunan böyle bir daireyi bekleyip muhafaza eden adam. Koru bekçisi = Korucu. Köşk bekçisi = Eskiden yangını haber vermek için kulede bekleyenler.

Türkçe Sözlük

(i.) (Eski Türkçe). Akran, küfüv, muadil, eşit. Hacı Bektaş tuzu: Hacı Bektaş Velî türbesi civarlarında çıkan berrak ve billûrî bir cins kaya tuzu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist. loins. middle of the back. loin. grubber. paddle. spade. come.

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist. loins. middle of the back. loin. grubber. paddle. spade. come. middle. saddle. semen. spunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fundamental division of a logarithmic scale for expressing the ratio of two amounts of power, the number of bels denoting such a ratio being the logarithm to the base 10 of this ratio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm 10 ; 2 logarithm 10 ; and 2 logarithm 10 See dB.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm sub 10 of P sub 1/P sub 2):2 logarithm sub 10 ; and 2 logarithm sub 10 See dB.

Ülke

Başkent: Brüksel.

Nüfus: 10.063.000.

Yüzölçümü: 11.787 km2.

Komşuları: Batı’da ve Güney’de Fransa, Güneydoğu’da Lüksemburg, Doğu’da Almanya, Kuzey’de Hollanda.

Önemli Şehirleri: Brüksel, Antwerp, Ghert, Charleroi, Liege.

Din: %75 Katolik.

Dil: Fransızca, Almanca.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monark’a bağlı parlamenter demokrasi.

Siyasi Partiler.

Flaman Bloğu, Halkın Birliği, Fransızca Konuşanların Demokratik Cephesi, Özgürlük ve İlerleme Partisi, Reformcu Liberal Parti, Hristiyan Halk Partisi, Sosyal Hristiyan Parti, Sosyal Parti.

Tarih: Belçika ismi, ülkenin ilk yerleşik insanları olan Belgae’lerden gelmektedir. Ülke olarak Julius Caesar tarafından fethedilmiş ve Romalıların, Frank’ların Burgundy’nin, İspanya’nın, Avusturya’nın ve Fransa’nın da dahil olduğu bir dizi işgalci devlet tarafından 1800 yıl yönetilmiştir. 1815’ten sonra Belçika Hollanda’ya bağlandı fakat bağımsız bir anayasal monarşi olması 1830’a rastlar. Belçika’nın tarafsızlığı her iki dünya savaşında da Almanya tarafından ihlal edildi. Kral 3. Leopold 28 Mayıs 1940’ta Almanya’ya teslim oldu. Savaş sonrası, tahtından feragat edip yerini oğlu Kral Baudovin’e bırakması konusunda siyasi baskıya maruz kaldı. Kuzey Belçika’da yaşayan Flamanlar Hollandaca, güneydeki Valonlar ise Fransızca konuşurlar. Bu dil farklılığı daimi bir karşıtlık kaynağı olmuş, iki grup arasında düşmanlığa yol açmıştır. Parlamento, gücün merkezi hükümetten 3 bölgeye -Valonya, Flander ve Brüksel- transferini amaçlayan bir takım önlemler almıştır. Belçika yaptığı dış ticaret ile ekonomisini yürütmektedir ve toplam ücretiminin %50’si dış ülkelere satılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(BERELMEK) (f.). Gözü, akı iri iri görünecek şekilde açılmak: Gözü belerdi.

Türkçe Sözlük

(BERELTMEK) (f.). Gözü hiddetle çok açmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An herbaceous European plant with reddish bell-shaped flowers and shining black berries.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A species of Amaryllis ; the belladonna lily. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries; extensively grown in United State

Türkçe - İngilizce Sözlük

perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries; extensively grown in United States; roots and leaves yield atropine. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güzellidiyle tanınan kadın veya kız, dilber; salon kadını

Türkçe Sözlük

(i.). Öğrenme, zaptetme, ezberleme.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öğrenmek, zihne koymak, ezberlemek, zapt ve hıfz etmek: Dersi bellediniz mi? 2. Zannetmek, bir zanda bulunmak: Ben öyle bellemiştim.

Türkçe Sözlük

(f.). Öğrenilmek, ezbere okumak, zapt ve hıfz olunmak: Bu ders kolay bellenmiyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Öğrenme, zihne koyma, ezberleme, zapt ve hıfz etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kemer bağlamak; kuşatmak; etrafını çevirmek; kayışla dövmek. belted s. kuşaklı, çemberlenmiş. belting i. kayış; kayış tertibatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takdis, kilise ayinlerinin sonunda okunan takdis duasıı; takdis sonunda hasıl olan bereket, rahmet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The plane of beam or joist girder members which support loads and the columns which support these members.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The main member of a structural system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Structural network of timbers or a truss that makes up one cross-sectional piece of the frame. a supporting unit of a trestle or viaduct structure made of two or more columns or column-like members connected by a cap, a strut, or another member This conne

Türkçe - İngilizce Sözlük

do one's job for one. knock galley-west. liken. compare. assimilate. simulate. associate. bash up. belabor. belabour. clobber. imitate. sort smb. out.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. ölüme bağlı tasarrufla yapılan bağışlama, teberru; menkul (bilhassa para) vasiyeti.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Üst olmayı bildirir. Üzre, alâ. (Bazı Farsça terkiplerde). Bervech-i bâlâ = Yukarda yazılı usûl üzre. Ber-mûtâd = MÜtâdı üzre. Ber-tarz-ı nevîn = Yeni üslûb üzre. Ber-mûeib = MUcibince. Ber-taraf = Ayrı, müstesnâ, şöyle dursun.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Göğüs, sine: Şİmînber = Gümüş göğüslü. (Gümüş gibi) (Ezber ve berâber bunun gibidir). 2. Yemiş, meyve: Dıraht-ı bî-ber = Meyvesiz ağaç. Ber-Aver = Meyve veren, meyveli, semereli, verimli.

Türkçe Sözlük

(i. F. «berden» fiilinden emir olup sıfat terkîbi teşkiline girer). İleten, götüren, alan: Dil-ber = Gönül alan. Kebûter-i nâme-ber ss Mektup götüren güvercin.

Türkçe Sözlük

(BERR) (i. A.). 1. Kara, deniz mukabili: Berr ü bahrda = Karada ve denizde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بر] üzeri. 2.üzere. 3.göğüs. 4.meyva.

Türkçe Sözlük

(e. F. Farsça ber = yükselme edatı, Arapça aks = ters). Tersine, aksine, hilâfına, bilâkis: Kendisi ne kadar cahil ise, oğlu beraks o kadar Alimdir.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yerinde, münasip. Nâ-bercâ = Münasip değil, münasebetsiz, yersiz. Pâ-bercâ = SAbit-kadem.

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = istilâ edatı, dâr = salb ağacı). Dâr ağacına çekilmiş, asılmış, Ar. maslûb. Berdâr etmek: Salbetmek, asmak.

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = meyve, dâr = mülkiyet edatı). Yemişli, meyvedar, meyveli, semereli, verimli.

Türkçe Sözlük

(i. F. Farsça ber = yükseltme edatı, Arapça devâm = dâim olma). Devam üzre bulunan, süren dâim, bâkî: Sıhhat ve Afiyette ber-devam olmak.

Türkçe Sözlük

(i. F. «berendâhten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Yukarıya atan, def ve bertaraf eden: Mevâni ber-endâz = Engelleri bertaraf eden, Ar. dâfî-ül-mevânî.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tersine dönmüş, mâkûs, ters: Baht-ı ber-geşte = Aksi ve kötü talih.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Fazilet. 2.Seçkin olma vasfı. 3.Olgunluk. el-Bera’ b. Azib: Ashabdandır. (Küfe-691). Bedir gazası dışında bütün savaşlara katıldı. Rey ve Kazvin’i fethetti. Kufe’de vefat etti.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Akran ve emsale üstünlük. Berâat-ı istihlâl. (bk.) istihlâl.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Birlikte bulunan: Onunla berâber idik. 2. Müsavi, eşit: Sen onunla berâber değilsin. Sen kendini onunla berâber mi tutuyorsun? 3. Bir hizada olan: Kayık su ile berâber idi. 4. Birlikte: Berâber geldik, berâber oturuyoruz. 5. Refakat, birlik, maiyyet: Onun berâberindedir. Berâberince geldi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Berâberlik, farksızlık, eşitlik, müsâvilik.

Türkçe Sözlük

(f.). Berâber gelmek, bir hizada veya müsavi, eşit olmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Beri ve ilgisiz olma, bir işle ilgili olmama: Berâetini ispat etmek. 2. Muaf ve müstesnâ olma, muâfiyet, istisna. 3. (Hukuk). Bir davanın neticesinde pâk ve ilişiksiz çıkma: Berâet kazandı. Berâet-i zimmet: Zimmetinde bir şey görünmeyip, zimmetten uzak olma.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. berehmen). Berehmenler, Hindu rahipleri, Brahmanlar. (bk.) Brehmen.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berevât). Rütbe ve nişan veya bir imtiyaz verildiğini tasdik eden ferman. Gemi beratı: Geminin tâbiiyyetini gösteren kâğıt. Leyle-i berât = Peygamberimiz’e peygamberliğin Cebrâil vasıtasıyle tebliğ buyrulduğu gece ki, ŞAbân’ın on beşine tesadüf eder.

Türkçe Sözlük

(e. F.). İçin, Ar. liecll, maksadıyla: Berây-ı tenezzüh: Tenezzüh (gezinti) için, liecli-tenezzüh: Gezmek için.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beriyye). Beriyyeler. (bk.) Beriyye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برائت] aklanma. berâ’et etmek aklanmak.

Türkçe Sözlük

(bk.) Berbat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برباد] mahvolmuş. 2.kötü, pis, berbat.

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Amberbâris.

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = yükseltme edatı, bâd = hava). 1. Havaya uçmuş gibi perişan. 2. Harap, viran, telef olmuş. Türkçe. 1. Pis, kirli: Berbat adam. Üstünü başını berbat etti. 2. Kötü, fena.

Türkçe Sözlük

(i.). Tıraş etmek ve saç kesmek sanatını icra eden adam. (Yeni tarzda saç kesenlere Fransızca’dan alarak «perukâr» demek abestir). Geveze berber = Çok söyleyen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hairdresser. barber. shaver.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a race somewhat resembling the Arabs, but often classed as Hamitic, who were formerly the inhabitants of the whole of North Africa from the Mediterranean southward into the Sahara, and who still occupy a large part of that region; called also

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also, the language spoken by this people. a cluster of related dialects that were once the major language of northern Africa west of Egypt; now spoken mostly in Morocco an ethnic minority descended from Berbers and Arabs and living in northern Africa a me

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loop-pile carpet that offers great durability, a full comfortable texture and a casual, informal look Often, these carpets incorporate flecks of color that contrast with the primary hue The term Berber has expanded to include many level and multi-level

Türkçe - İngilizce Sözlük

Berber, an ethnic group.

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Berber kavminin tarz ve usul veya dilinde olan. Berber dilinde veya Berberler’e mahsus tarzda: Berberce söylemek. 2. Berber dili: Berberce’ nin hangi dil ailesinden olduğu henüz bilinmemektedir.

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. berberiyye). Berber kavmine mensup ve müteallik: Memâlik-i Berberiyye = Berber ülkeleri.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Berber kavmiyle meskûn yer. Berber ülkeleri. Eskiden bilhassa Cezâyir’e Avrupalılar’ın verdikleri ad.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a barber. hairdressing.

Türkçe Sözlük

(i. F). Mısra-ı berceste = Güzel, kuvvetli, metîn ve latif olan mısra: Eğer maksûd eserse mısra-ı berceste kâfidir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soğuk, sermâ. Berd-ülaeûz = Kocakarı soğuğu ki, ilkbaharın sayılı günlerinde vuku bulur.

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = yükseltme edatı, dûş = omuz). Omuzların üzerinde olan. Hâne-berdûş == Evi omuzunda. Varı yoğu omuzundaki seccade veya pöstekiden ibaret, serseri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beret. skullcap. wound. flesh wound. hurt. balmoral. barret. bruise. contusion. lesion. tammy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beret. bruise. lesion. weal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beret. bruise. chafe. graze. hurt. indentation. lesion. wound.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mahrum etmek; merhametsizce elinden almak bereavement i. mahrumiyet. bereft s. mahrum edilmiş. the bereaved geriye kalan.

Türkçe Sözlük

(i. A. Hintçe’den) (c. berâhime). 1. Hindûlar’ın «Brahma» mezhebine tâbî ve en yüksek kastına mensup adam. 2. Hindû ve Mecûsî rûhânî reisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برکات] bereketler.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berekât). 1. Nimet, Tanrı ihsanı, Osm. mevhibe-i subhâniyye. 2. Bolluk, feyz: Bu sene tarımda çok bereket var. 3. Mübareklik, uğur, saadet: Filân zâtın sohbeti bereketiyle, duanızın bereketiyle. 4. Azı çok yerine geçecek surette Tanrı’nın takdirini elde etmek: Helâl kazanılmayan malda bereket yoktur. Bereket versin. 5. Hamdolsun, Allaha şüKürler olsun, hele, bari: Bereket versin hava bulutlu idi, yoksa sıcaktan bayılırdık. 6. Alınan bir şey için dua makamında söylenir; cevabında «bereketini gör» derler.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Feyz ve bereketi olan, bol, mebzûl: Bu sene ekin pek bereketlidir. Bereketli sene. 2. Meymenet ve saadete kavuşan, meymenetli. 3. Azı çok yerine geçecek surette hayrı görülen: Helâl kazanılan mal daima bereketlidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. exuberant. fertile. luxuriant. plenteous. plentiful. rich. blessed. fruitful.

Türkçe Sözlük

(i.). Bereket ve meymeneti olmayan, kâfi ölçüde olduğu halde yetişmeyip hayrı görülmeyen: Alnın teri ile kazanılmadığı için bereketsiz bir paradır.

Türkçe Sözlük

(i.). Uğursuzluk, hayırsızlık, kâfi ölçüde olduğu halde hayrı görünmeyen. Bu parada bir bereketsizlik vardır.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Vurup çürütmek, bere hasıl olacak surette vurmak: Yüzünü berelemişler. 2. (Meyve vesaireyi) vurmak, zedelemek, çürütmek: Erikleri sepetin içinde çok sallayıp berelemiş.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurulmaktan çürümek, çürük ve bere peyda etmek: Bütün yüzü berelenmiş. 2. (Meyve). Bir şeye dokunmaktan vurulup bir tarafı zedelenmek: Şeftali berelenmiş.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beresi, hafif yarası olan. 2. Başına bere giymiş insan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. bere, ufak ve yuvarlak bir çeşit yumuşak şapka.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Berât’ın c.). Eskiden rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بروات] beratlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aysberg, buzdağı; bak. iceberg.

Türkçe Sözlük

(i. i. T.). Turunçgillerden bir ağaç ve meyvesi. Meyvenin kabuklarından reçel yapılır ve güzel kokulu bir esans çıkarılır (citrus bergamia).

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variety of snuff perfumed with bergamot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coarse tapestry, manufactured from flock of cotton or hemp, mixed with ox's or goat's hair; said to have been invented at Bergamo, Italy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential oil of the bergamot orange used to flavor a black tea base to make Earl Grey tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A citrus oil derived from the bergamot orange used to flavor black tea to make Earl Grey tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bergamot oil acts as a natural astringent and is best suited for oily skin and hair conditions Its spicy scent of oranges and lemons also helps to lift the spirits. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery; Italy.

Şifalı Bitki

(citrus bergamia): Sedefotugiller familyasından bir çeşit narenciye türüdür. Meyvesinin kabuklarından güzel kokulu bir esans yapılır. Dalları seyrek ve kısa dikenlidir. Meyvesi armut şeklinde, sarımtırak yeşil veya altın sarısı rengindedir. 8-10 dilimi vardır. Bergamot meyvasından çıkarılan esans yeşilimtırak veya sarımtırak yeşil renktedir. Acı ama hoş kokuludur. Kullanıldığı yerler: Koku vermesi için bazı ilaçlara ve çaya karıştırılır. Reçeli de yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bergamot, bot. Citrus bergamia; bir nevi armut; yağı ıtriyatta kullamlan bir cins portakal veya ağaçkavunu.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Berkin).

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Halk ağzında: Belgizar). Yadigâr olmak üzere verilen hediye: Bu kutu falanın bana bergüzârıdır. Bu da benden size bergüzâr olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برحيات] hayatta olan, sağ. berhayât bulunmak yaşamak, hayatta olmak.

Türkçe Sözlük

BERHURDAR (i. F.). Çalışma ve himmetinin neticesini alan, iyi bir işin mükâfatına nail olan: Berhurdâr olsun. Berhudâr ol oğlum.

Türkçe Sözlük

BERHUDARLIK (i), iş, himmet ve müsbet çalışmanın netice ve mükâfatına kavuşma.

Türkçe Sözlük

yahut BERÜ (i.). Bu tarafta, yakında, daha yakın, öte mukabili: Beri gel, beride dur, beriye gel, beriden geç. Ötede beride, öteye beriye, öteden beriden: Uzak ve yakın çeşitli yerler. Yakında bulunan, bu cihette olan, yakın, öte mukabiM: Beri taraf. Yakında ve bu cihette olan yer: Berisi ötesinden geniştir. Zaman zarfı — dan beri: Bir vakitten başlayarak devamlılık gösterir. —dan itibaren: Uç seneden beri görüşmedik. O günden beri hastayım. Görüşeliden beri: Görüştüğümüz vakitten itibaren. Öteden beri: Eskiden beri, Ar. minel-kadîm.

Türkçe Sözlük

(i. A. «berâet»den smüş.). 1. Kurtulmuş, Ar. sâlim, Fars, Arî, Azâde: Her hastalıktan beridir. 2. Pâk, temiz, münezzeh: Cenâb-ı Hak, gözle görmekten ve kulakla işitmekten beridir. 3. Hiç bir ilgisi ve medhali olmayan, berâet kazanan. Beriyyüz-zimme = Zimmetinde bir şey olmayan,

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haberci. 2.Eskiden müslüman devletlerde posta ve haber alma örgütünün adı.

Türkçe Sözlük

yahut BERÜKÜ (i.). Bu taraftaki, yakındaki, öteki mukabili: Beriki, ötekinden büyüktür. Öteki beriki = Her kim olursa, herkes.

Türkçe Sözlük

(BERRİN) (i. F.). Yüksek (daha çok manevî mânâda): Kasr-ı barîn (berrin) = Yüksek saray.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çöl, Ar. sahrâ, Fars. beyâbân: Beriyye-tüş-ŞAm = (Suriye) Şam çölü.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berâyâ). Halk, Ar. nâs, enâm, insanlar: Hayrül-beriyye = İnsanların en iyisi olan Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Şimşek (elektrik mânâsına dahi getirilip Iran ve Hint’ te telgrafa «TAr-ı berki» derler).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaprak, varak. Berk-i gül: Gül yaprağı. Gül-i sadberk = Bir nevi gül. Berk ü bâr = Yaprak ve meyve. Bîberk ü neva = Elde, avuçta yok.

Türkçe Sözlük

(i. F. Farsça ber = istilâ edatı ve karar). Kararlı, kararlaşmış, yerleşmiş, devamlı, dâim: Şimdiki hâlinde berkarâr olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برقرار] yerinde duran, karar eden. berkarâr olmak devam etmek, kalmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Berk).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. berkelyum, bir radyoaktif unsur.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Berksan).

Ülke

Başkent: Hamilton.

Nüfus: 59.300.

Yüzölçümü: 54 km2.

Komşuları: Atlas Okyanusu’nda ada.

Önemli Şehirleri: Hamilton.

Dil: İngilizce, Portekizce.

Yönetim Biçimi: Koloni.

Tarih: Bermuda’nın ilk sömürge oluşu, İngiliz Sir George Somers ve beraberindekilerin 1609 yılında bir deniz kazasına uğramalarıyla başlar. Bermuda 1684’te İngiliz Kraliyeti’nin buyruğuna girdi ve 1968’de öz yönetimli sömürge haline geldi. Bermuda’da ABD’nin bir deniz ve hava üssü vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kısa pantolon, Bermuda pantolon.

Türkçe Sözlük

(BER-MUTAD) (i. F. A.). Adet olduğu üzere.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bern, isviçre'nin başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Sen Bernar'a veya onun tarikatma ait; i. bu tarikat mensubu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «berd» den imüb.). Su, şerbet vesaireyi soğutmaya mahsus kap, karlık.

Türkçe Sözlük

(i. A. «berk» dan imüb.). 1. Pek parlak. 2. Bulanık olmayan, durulmuş, saf: Berrak su. Bulutsuz, açık: Berrak hava (bu ikinci mânâ Türkçe’ye mahsustur).

Türkçe Sözlük

(f.). Duru hâle gelmek, berrak olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Bulanık olmayıp saf ve açık olan su veya havanın hali: Bu suyun, bugünkü havanın berraklığı ne kadar güzel.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kesen, kesici, keskin: Tİğ-ı berrân: Keskin kılıç.

Türkçe Sözlük

(i. A. «berr» den imüb.). 1. Sahra ve kıra mensup ve müteallik, yabanî. 2. Haricî, zahirî. 3. Din emirlerine uymayan. (Bu üçüncü mânâ Türkçe’ye mahsustur).

Türkçe Sözlük

(e. A.). Karadan, kara yoluyla, bahren mukabili: İstanbul’dan Haleb’e berren gitti.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. berriyye). Karaya mensup ve müteallik. Bahrî mukabili: Asâkir-i berriyye = Kara ordusu.

Türkçe Sözlük

(bk.) Berîn.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kara askeri, kuvve-i berriyye, bahriyye mukabili. İngiltere’ nin berriyyesi (kara kuvvetleri), bahriyesinden (deniz kuvvetlerinden) çok azdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., bot. tohumlardan oluşmuş yumuşak meyva; çilek, kiraz, ağaç çileği gibi etli ve zarlı kabuksuz tane; f. bu seçit meyvayı toplamak. hound's berry tilki üzümü, bot. Solanum nigrum. terebinth berry çitlembik. berried s. yemişi zarsız ve kabuksuz olan,

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. iskandinav efsanelerinde adı geçen cesaret ve kuvvetiyle meşhur bir kahraman; sş bu kahraman gibi çılgınca hareket eden go berserk çıldırmak, tahripkar bir hal almak.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça ber = istilâ edatı, Arapça = taraf). Ortadan çıkmış, zâil olmuş. Bertaraf etmek: Ortadan kaldırmak, defetmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برطرف] bir yana. 2.giderilmiş. bertaraf etmek gidermek. bertaraf olmak giderilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f yatak, ranza (taşıtlarda); den. manevra veya rıhtımda palamar yeri; gemici ranzası; iş, vazife; mevki; f., den. manevra yaparak yer vermek (gemiye); yatacak yer vermek; rıhtıma yanaşmak (gemi). give the land a wide berth karadan çok uzakta bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadınların omuzlarına attıkları dantel veya diğer bir kumaştan yaka veya atkı. Big Bertha Almanlann Birinci Dünya Savaşmda Paris'i dövmek için kullandıklan çok büyük top.

Türkçe Sözlük

(BEREVAT) (i. A. c.) (m. berât). Beratlar (fermanlar), (bk.) Berat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zümrüt gibi birkaç çeşit kıymetli taşı da içine alan bir maden; nil rengi, cam göbeği. beryline s. zümrüt nev'inden.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İki şey arasındaki aralık. 2. Ölülerin ruhlarının kıyamete kadar duracakları yer ki, dünya ile ahret arasında farz olunur. 3. (Coğrafya). İki karayı birbirine bağlayan ve iki denizi birbirinden ayıran dar dil: Panama berzahı. 4. mec. Azap çekilen yer, cehennem. Bu mânâ ile mecâzen sıfat gibi de kullanılır: Berzah yer.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müjde, bir iyi haber tebliği.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Müjdeci, haberci.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvân-ı nâtık (konuşan mahlûk, yani insan. İstanbullu mânâsına da gelir). Nev’I beşer = İnsan cinsi. Ebul-beşer = Hazret-i Adem. S«yyil-ül-beşer = Peygamberimiz (insanlığın efendisi). Ilm-ül-beşer = Antropoloji ve etnoloji.

Türkçe Sözlük

(i. A.) «beşâret» den smüş.). İyi bir haber getiren, müjde yetiştiren, müjdeci. Beşir-i nezir = Peygamberimiz. (Güzel ve güler yüzlü mânâlarıyla dilimizde kullanılmaz).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Müjde getiren müjdeci. 2.Güleryüzlü güleç adam. Kur’ani bir kavramdır. İnsanlara Allah’ın emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatı haber veren peygamberler ve Kur’an için kullanılmıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z.daha iyi, daha güzel; daha çok; z. daha iyi bir şekilde, daha çok, daha ziyade. better and better gittikçe daha iyi. be better off daha iyi durumda olmak. better half eş. for better or for worse iyi de olsa, kötü de olsa, anca beraber kanca beraber.

Türkçe Sözlük

(i. aslı beğ). 1. Büyük, ileri gelen adam. 2. Baş, reis aşiret beyi. 3. Hâkim, emîr, vali, prens: Sisam, Karadağ beyi. Amir, subay, kumandan: Alaybeyi, sancakbeyi. Eski Türkler’de hükümdar: Orhan Bey, Aydınoğlu Umur Bey. 4. Bazı eski hânedanlara mensup kimselere, paşazadelere ve subaylardan binbaşı, yarbay ve albaylara ve ecnebi büyüklerine verilen unvan olup, isme eklenirdi: Ali Bey, Hasan Bey, kaymakam bey, konsolos bey. 5. Aşık kemiğinin dört yüzünden biri. Şimdi şehirlerde hemen bütün erkeklere «bey» denmektedir. 6. iskambil oyununda kâğıdın birlisi: Kupa beyi. Arıbeyi = Kraliçe arı. Ağabey: Büyük birader. Alaybeyi = Jandarma alayının kumandanı. Beybalığı = Mersin balığının bir çeşidi. Beybörkü = Peygamber çiçeğinin bir çeşidi. Boybeyi = Küçük aşiret ağası. Çiçekbeyi = Çiçeğin kabacası. Rumeli beylerbeyi = Tanzimat’tan sonra bir sivil rütbe. İskambil kâğıtlarının birlileri: Kupa beyi, maça beyi. Külhanbeyi = Sokak çapkını, haylaz ve derbeder çocuk.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çöl, Ar. sahrâ, beriyye. Beyâbân-nişîn = Çölde oturan. Beyâbân-neverd — Çöllerde dolaşan.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Aksini gösteren mânâsiyle isimlerin başına girer: Bi-edeb = Edebsiz. Bî-asl-ü-esâs = Asıl ve esası olmıyan. Biamân = Amansız. Bî-behre = Nasipsiz. Bîpervâ = Pervasız. Bî-tâb = TAkatsiz. Bîhuzûr — Rahatsız. Bî-haber = Habersiz, malûmatsız. Bî-şek, bî-gümân = Şüphesiz. Bi-nevâ = Sahipsiz. Bî-vâye = Mecalsiz.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Vukufsuz, malûmatsız, bihaber.

Türkçe Sözlük

(BÜBER) (i. Hindce’den gelir). Hind’den ve o cihetteki adalardan gelen yakıcı bir habbe ki tozu yemeğe konur. Ar. fülfüt. Kara biber dahi denilir. Asıl Türkçesi ısıot. Kırmızı biber = Arnavut biberi. Yeşil biber = Bunun tazesi. Tuz biber = Baharat, mec. Lezzet.

Şifalı Bitki

(filfil): Patlıcangillerden; taze iken yeşil ve çoğu acı olan meyvesi; sebze ve baharat olarak kullanılır. Bol miktarda C vitamini vardır. Acı ve tatlı, yeşil ve kırmızı çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kırmızı biber ile hazırlanan ilaç, nevralji, lumbago ve romatizmada faydalıdır. Ayrıca biber, mideyi kuvvetlendirir. İştahı açar ve hazmı kolaylaştırır. Kanamaları önler. Cinsel arzuları kamçılar.

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kininin veya greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olmayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da arttırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emil imin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kanserojen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, biberin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine karışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe eder ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi Önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kiwinin ya da greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olamayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da artırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emilimin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kansorejen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, bibrin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine kaarışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe der ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üüstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.

Şifalı Bitki

(kuşdili): Ballıbabagillerden; Akdeniz çevresinde çok yetişen; küçük, kalınca, ensiz ve kokulu yaprakları ile çiçeklerinden faydalanılan bir bitkidir. Yaprakları iğneye benzer. Boyu 2 metre kadardır. Çiçekleri mavi veya eflatundur. Çiçeklerinden renksiz veya soluk sarı renkte olan biberiye esansı çıkarılır. İçeriğinde kafuru, sineol, kamfen, pinen, borneol ve bornilasetat vardır. Kullanıldığı yerler: Hazımsızlığı giderir. Çarpıntıyı keser. Yarımbaş ağrılarını giderir. Baş dönmesini keser. Astım, bronşit ve kansızlıkta faydalıdır. Yağlı saçların yağını alır. Burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılır. İdrar ve adet söktürür. Safra ifrazatını arttırır.

Türkçe Sözlük

(i.). Biber saçılmış: Bu külbastı çok biberli, mec. Çok pahalı.

Türkçe Sözlük

(i.), içine biber konan küçük kap.

Türkçe Sözlük

(i.). Hıyâr-ı Ermenî. Kına-ı berî. Sülüklü pancar (bitki).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yeni olan şey. 2. Dine müteallik olup Peygamber’den sonra ortaya çıkan şey: Bid’at-ı hasene, bid’at-ı seyyie (iyi ve kötü bid’at).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yeni olan şey. 2. Dine müteallik olup Peygamber’den sonra ortaya çıkan şey: Bid’at-ı hasene, bid’at-ı seyyie (İyi ve kötü bid’at).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی خبر] habersiz.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Anlatılmak, Osm. ilâm ve ifhâm edilmek. 2. Haber verilmek: Bursa taraflarında bol yağmuryağdığı mahallinden bildiriliyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bildirme, anlatma, haber verme, Ar. İlâm, ifhâm. 2. Haber verme.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bildirmek, anlatmak, Osm. İlâm ve ifhâm etmek. 2. Haber vermek: İşin aslını bana bildirdiler. Git anla da bize bir mektupla bildir. Haddini bildirmek = Değerini anlatmak, cezasını vermek.

Türkçe Sözlük

1. Beraber, Ar. maan: Onunla bile gittiler. 2. Hattâ, velev: Bir çocuk bile bunu anlar. Şimdi gelse bile faydası yoktur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliberately. intentionally. knowingly.

Türkçe Sözlük

(i.). Kesici Aletleri bileyecek Alet. Ar. meşhaz: Bileği çarkı = Bilemeye mahsus çark. Bileği demiri = Kasap masadı. Bileği taşı = Bilemeye mahsus maruf taş. Bileği kayışı = Berberlerin ustura biledikleri kayış.

Türkçe Sözlük

(i.). Beraberinde, maiyetinde, birlikte: Bileşince gitti.

Türkçe Sözlük

(I. aslı: bilek yüzüğü). 1. Kadınların süs olarak bileklerine taktıkları halka ki altın, gümüş, elmaslı veya sırçadan olur. 2. Kuyunun ağzına konulan yekpâre delikli taş, taş halka. 3. Topun kalın çenberi. Ayak bileziği = Arap kadınlarının ayaklarına taktıkları halka. Ar. halhâl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protuberant part of a cask, which is usually in the middle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. ignorant. clueless. illiberal. unenlightened. unknowing.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bazı cisimlerin tabi olarak aldıkları geometrik şekil. 2.Duru, berrak, kesme cam, kristal. 3.Necef taşı. (Mec.) Temiz, pırıl pırıl insan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a container; usually has a lid. the quantity contained in a bin. an identification number consisting of a two-part code assigned to banks and savings associations; the first part shows the location and the second identifies the bank itself. store in bins.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In mainframe computing, a Bin, refers to the 'mailbox' where computer reports are distributed to computer users AITS maintains numbered bins for its clients' output at each campus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first six digits of the account number appearing on the card Each state implements a unique BIN for state program identification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Identification Number BPE: Business Process Engineering.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a thousand and one. an endless number of.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ebniye). 1. Yapı tesis: Bir büyük mektep bina etti. 2. Dayama, isnat, bir dava veya mes’eleyi bir şeyin üzerine kondurma: Bu davayı neye bina ediyorsunuz? (Bu İki mânâ da masdar hâlindedir). 3. Yapı, mimarlık eseri olarak duvarcı ve dülger marifetiyle vücûda gelmiş mesken vesaire, her çeşit mimarî eser: Güzel bir binadır. Kâgir, ahşab bina: Mİrî binâlar. 4. Gramerde fiilin mânâ bakımından çeşitleri, müteaddi, lâzım yahut mutâvaat hâlinde vesairede olması. 5. (Denizcilik). Gemilerin tahta kısmı, teknesi: Bina emini = Gemi teknelerinin inşaatına nezaret eden memur. Binî-berîn = Bunun üzerine, binaenaleyh.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bağlayıcı, tutucu; geçerli, muteber; i. ciltleme; cilt; kenar şeridi.

Türkçe Sözlük

(dsi.). Bin derecesinde olan: Hz. Peygamber’in hicretinin bininci senesi.

Türkçe Sözlük

(si). Sayının en küçüğü ve ilki. Ar. ahad, vâhid, Fars. yek: Bir adam, bir ev, bir taş. 1. Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, Arapça’deki tenvîn veya bazı kelimesi ve Farsça’da isimlere kalılan (ye) gibi: Bir adam ki nasihat kabul etmez, bir iş ki elde değildir. 2. Fiillerin başlarında «bir kere» den hafifletilmiş olarak lüzum ifade eder: Bir gidelim. Sıfat halinde 1. Tek, Ar. vahîd: Allah birdir. 2. Müsavi, eşit, mümâsil, benzer, farksız: İkisi birdir, hep bir. 3. (Cümlede) hiç bir, asla: Bir türlü kanmıyor, bir türlü razı olmadı. 4. Mübalağa beyan eder: Bir gidiş gitti kl. Bir vakit, bir zaman, hiynen: Bir var imiş, bir yokmuş. Biraz = Azıcık, az vakit: Biraz ekmek, biraz su, biraz bekleyin. Bir uğurdan = Hep birden, Ar. defaten. Bir iki = Birkaç, az ve belirsiz miktarda: Bir iki kuş vurdular, bir iki taş atmış. İkide birde = Pek sık, çok defa, daimâ. Blrbir =etraflıca ve tafsilâtıyle bir bir sayarak: Kabahatlerini kendisine bir bir söyledim. Birbirine, birbirini, birbirinin = Ortaklaşa birbirini gördüler, birbirine haber verdiler, birbirinin işini görürler. Birbiri üstüne = Cümlesi bir ve eşit sayılarak, bir seviyede: Bu çantaları birbiri üstüne yirmişer liraya aldık. Biroblr = Asla yanılmaz, pek müessir: Bu ilâç filân hastalığa birebir gelir. Birçok = Hayli, hayli miktar, fazla. Ar. kesir, müteaddid: Birçok kitap toplamış. Bir türlü: 1. Bir çeşit: Bu, bir türlü ottur. 2. (Cümlede) hiçbir suretle: Bir türlü razı olmuyor. Birden = Bir defada, birlikte, beraber: Bir bardak suyu birden içti, hepsi birden geldiler. Birdenbire = Ansızın, Ar. vehleten: Birdenbire kalkıp gitti. Bir de = Hem de, şurası da var ki, velev ki: Bir de o size haber vermeye mecbur değildir, bir de haber vermemiş, ne olur. Bir daha ss Bir kere daha, tekrar: Bir daha söyleyin, bunu bir daha yapmayın. Bir zaman = Bir vakit, vaktiyle. Birkaç = Belirsiz miktarda, bir miktar, bazı: Birkaç adam geldi, buna birkaç kuruş verin. Bir kere, bir defa = 1. Defa, kere: Ben lakırdıyı bir kere söylerim, sen bir defa git. 2. Vaktiyle, günün birinde: Bir kere gitmiştim, bir defa görüştüm. 3. Hele: Sen bir defa vazifeni ifa et. Ben bir kere söyleyeyim de istersen dinleme. Birle = 1. Anîde, ansızın, derhal: Beni gördüğü birle kalkıp gitti. 2. Vasıtasiyle: llm-i hendese birle (geometri yoluyla) ispat etti (Bu iki tâbir eskimiştir). Bir nice = Miktarı müphem hâle getirir. Bir nice Ademler. Nice bir = Ne vakte dek, daha ne kadar? (eskimiştir). Bir vakitler = Vaktiyle, eski zamanda: Bir vakitler insanlar mağaralarda barınırlardı. Biri, birisi = Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, kim olursa: Kapıya biri gelmiş, sizi istiyor, bugün birisini gördüm.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müşteri (Jüpiter) gegezeni. Farsça’sı Bercîs’tir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Gezegen, Jüpiter, müşteri yıldızı, bercis.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ansızın: Birden kapıyı çaldı. 2. Hep beraber: Üçünüz birden gideceksiniz.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kamçı. 2.Birlikte, berab(Erkek İsmi)

Türkçe - İngilizce Sözlük

a few. several. a few. a number of. one or two. several.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Birleşerek meydana gelmiş, mürekkep. 2. (kimya) Ayrı elemanların moleküllerinin çeşitli oranlarda kaynaşması ile meydana gelen madde: Benzin birleşik bir maddedir. Birleşik faiz = Bir sermayeye her yıl getirdiği faizlerin de katılmasıyle elde edilen paranın tamamı üzerinden yürütülen faiz. Birleşik fiil = (gramer) Bir kelimeye yardımcı fiillerden birini katmak suretiyle yapılan fiil: Eziyet etmek. Zengin olmak gibi. Birleşik kelime = İki veya daha çok kelimeden meydana gelerek tamamen değişik bir mânâ ifade eden kelime: Devetabanı gibi. Birleşik kesir = Ondalık kesirle beraber bir yahut birkaç birimi içine alan sayı: 2,5, 3,75 birer birleşik kesirdir.

Ülke

(United Kingdom) Başkent: Londra.

Nüfus: 56.7 milyon.

Yüzölçümü: 244.100 km2.

Komşuları: Batıda Atlas Okyanusu, İrlanda Denizi, İrlanda Cumhuriyeti, Kuzeyde ve Doğuda Kuzey Denizi, Güneyde Manş Denizi.

Önemli Şehirleri: Birmingham, Glasgow Leeds, Sheffield, Liverpool, Brondford Manchester, Edinburg, Bristol, Coventry, Belfast, Nottingham, Leicester.

Din: Anglikan %57, Katolik %13, Presbiteryen %7, Metodist %4, diğer %19.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Çok Partili Meşruti Monarşi.

Siyasal Partiler.

Muhafazakar Parti, İşçi Partisi, Liberal Parti, Sosyal Demokrat Parti, Büyük Britanya Komünist Partisi, İskoç Ulusal Partisi, Galler Milliyetçi Partisi, Ülster Birleşikleri Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi.

Tarih: II. Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’nın ve dünyanın başat gücü olan ülke savaş sonrası yeni bir rol edinmiş, gerek üçüncü dünyadaki ulusçu hareketin etkisiyle, gerekse uluslararası baskıların artmasıyla denizaşırı sömürgelerine bağımsızlıklarını vererek dünyadaki öncü rolünü kaybetmiştir. 1956 Süveyş Krizi’nden sonra Birleşik Krallığın etkisini yitirdiği iyice ortaya çıktı. Bunun İngiliz Uluslar Topluluğu’na yansıması 1970’li yıllarda olmuş, bu yıllardan sonra, topluluk bağımsız üyelerin biraraya geldiği serbest bir birlik halini almıştır. Avrupa bünyesinde oluşturulan örgütlenme hareketlerinin de içinde olan Birleşik Krallık NATO’ya üyeliğinden başka 1973’te de AT’ye dahil olmuştur. Dünya Savaşı’ndan sonra Clemat Attlee’nin liderliğindeki İşçi Partisinin iktidarına rağmen 1951 yılında savaş sırasında başbakanlık yapan Sir Winston Churchill’in oluşturduğu muhafazakarların yönetimine geçerek 13 yıl böyle kalmıştır. 1979 yılına kadar İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti arasında el değiştiren iktidar o tarihten 1990’a kadar Margaret Thatcher’in liderliğindeki muhafazakarların elinde bulunmuştur. Thatcher’in 1990’da istifasıyla boşalan muhafazakar parti liderliği ve başbakanlığa Jon Major seçilmiştir. Birleşik Krallık yönetiminin ülke içindeki en önemli sorunları genel olarak ekonomik nedenlerle dayanmakla beraber Kuzey İrlanda’nın statüsü ve IRA militanlarının yarattıkları terör olayları da yönetimi zor durumda bırakmıştır. Uluslararası alanda en önemli sorun 1982 yılında yaşanan Falkland Krizi olmuş Arjantin Birleşik Krallık yönetiminin başarılı bir sınav verdiği bu olaylar Arjantin’in yenilgisi ile sona ermiş, hemen yapılan genel seçimler sonrasında da Thatcher liderliğindeki Muhafazakarlar iktidarlarını iyice sağlamlaştırmışlardır. Güney Afrika ile geleneksel bağlarına karşın bu ülkede sürdürülmekte olan “apartheid” politikasıyla çeşitli ekonomik yaptırımlar uygulamakta olan Birleşik Krallık yönetimi, 1990’da Nelson Mandela’nın serbest bırakılması üzerine uyguladığı yaptırımlara son verdiği gibi Güney Afrika’ya yatırım yasağını da kaldırılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beraber, bir arada.

Türkçe - İngilizce Sözlük

some. a certain number of. certain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a certain number of. certain. some.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tanrı tarafından bir peygamberin, bilhassa Peygamberimiz’in halkı Hak dinine davete memur buyurulması: Bİset-i Nebeviyye.

Türkçe Sözlük

(E.A.) Allah'ın adı ile. Bir işe başlarken ve hayret veya endişe duyulduğu zaman söylenir. Bismillah demek = Bir işe başlamak. Nihayet bismillâh dedi.

Euzü ve Besmele’nin manası nedir?

Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.

Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

SÖZLER

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum.Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim.Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim.Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!.Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin.Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin.Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar.Onlardan birisi mütevazi idi.Diğeri mağrur...Mütevazii, bir reisin ismini aldı.Mağrur, almadı...Alanı, her yerde selâmetle gezdi.Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî defolur, ilişemez.Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür.Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez.Daima titrer, daima dilencilik ederdi.Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın.Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir.Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al.Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.Devlet namına hareket eder.Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der.Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi.Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı.Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor.Belki o bir askerdir.Devlet namına hareket eder.Bir padişah kuvvetine istinad eder.Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.Demek herbir ağaç, Bismillah der.Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.Her bir bostan, Bismillah der.Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.Sert olan taş ve toprağı deler geçer.Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der.Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar.Biz dahi Bismillah demeliyiz.Allah nâmına vermeliyiz.Allah nâmına almalıyız.Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz.Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.Biri: Zikir.Biri: Şükür.Biri: Fikir’dir.Başta “Bismillah” zikirdir.Âhirde “Elhamdülillah” şükürdür.Ortada, ‘’bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek’’ fikirdir.Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.Vesselâm.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güler yüzlü kişi, güleç, sevimli. Bişr b. Bera’: Sahabedendir. Babası Bera’ b. Marun Akabe beyatına katılanlardandı. Bişr, iyi bir savaşçı ve okçuydu. Yahudi bir kadının verdiği zehirli eti yiyince zehirlenerek şehid oldu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Binary digIT A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidthis usually measured in bits-per-second See also: Bandwidth, Bit, bps, Byte, Kilobyte, Megabyte. -- A single digit number in base-2, in ot

Türkçe - İngilizce Sözlük

BInary digiT The smallest unit of information in a computer, either on or off, represented in binary as either 1 or 0. -- A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually mea

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single-digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero A bit is the smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of information a computer can manipulate A bit is either 0 or 1 Eight bits combine to make one byte Abbreviated 'b '. -- A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwid

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ısırmak, dişlemek; sokmak (arı v.b.); oltaya vurmak (balık) ; yakmak ; aşındırmak, yemek; ısırık, parça lokma; diş izi; keskinlik (içki,biber,soğuk). bite off more than one can chew başından büyük işe girişmek. bite the dust düşüp ölmek biting s.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sona ermek, tamam olmak, Osm. pâyâna varmak, hitâm bulmak: Yapmaya başladıkları cami bitti, yazdığınız mektup bitti mi? 2. Tükenmek, kalmamak: Mürekkebim bitti, kandilin yağı bitti. 3. Mahv ve harap ve perişan olmak, fenâ bulmak, bozulmak: Muharebede düşman tümeni bitti. 4. Kalakalmak. 5. Yorulup kalmak, bıkmak, bezmek: Sabahtan beri uğraşa uğraşa bittim. 6. İstihza ile hayret etmek, şaşmak: Söylediği şiire bittim. 7. Nihayet derecede sevmek: Şu güzel ata bittim.

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.

Türkçe Sözlük

(I.). Biz zamirinden: Bizim işimiz, bizim gelmemiz, bizimle beraber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بئثت] gönderiliş, Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. gevezelik etmek, boş sözler söylemek; ifşa etmek, boşboğazlık etmek; i. geveze kimse, boşboğaz kimse. blabber, blabbermouth i. boşboğaz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir gaye etrafında birleşen parti, grup veya milletler, blok; bir konuda beraberce oy kullanmak icin birleşen değişik partilerin meclis üyeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. büyük parça (ağaç, kaya v.b.); bitişik bir sıra bina; blok; iki kavşak arasındaki mesafe; tahta tezgah; mezatlarda tellalın üzerinde satış yaptığı tahta; üzerinde kelle uçurulan tahta; şapka kalıbı; makara; d.y. sinyalleri beraber çalışan hat bölüm

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. balina yağı; ağlayış; f. hüngür hüngür ağlamak; ağlarken (bir şeyler) söylemek; s. şişkin, kalın. blubberer i. hüngür hüngür ağlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. peygamber çiçeği, mavi kantaron, bot. Centauria cyanus; iri mavimsi sinek, kurt sineği.

Teknolojik Terim

BMC (yığın döküm bileşiği), mermer, cam fiberi ve epoksi reçinenin karışımından oluşan bir malzemedir. Bu malzeme çok güçlüdür ve özellikle DVD sürücüler gibi titreşimin kabul edilemez olduğu yerlerde kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). (Biberlemek). Biber saçmak, mec. Yakmak.

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. işaret olmak, alamet olmak, delalet etmek; eski kehanet etmek, gelecekten haber vermek. bode ill uğursuzluğa delalet etmek. bode well hayra alamet olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dışkı, pislik, mec. Hor görülen, tiksinilen şeyler için kaba konuşmalarda söylenir: Şu bokun yaptığına bak. 2. Kaba konuşmada güç durum ifade eder. Boynuna kadar boka battı. Bok atmak = Leke sürmek. Bokböceği = Kınkanatlılardan, gübrelik yerlerde yaşayan bir böcek (geotrupes stercorarius). Bok canına olsun = Nefretli bir bıkkınlığı ifade eder. Bok etmek = Bozmak, berbat etmek. Bok üstün bok = Çok berbat. Bokyedibaşı — Üstüne vazife olmayan işlere karışan; her işe burnunu sokan. Bok yemek = Pek yakışıksız bir iş yapmak. Bok yemek düşmek = Hiç bir hakkı ve yetkisi olmamak. Bok yemenin Arapçası = Halt etmenin, yakışıksızlığın büyüğü. Boka nispetle tezek amberdir = Kötü bir şeyin yanında daha az kötü olanının iyi göründüğünü ifade eder. Boku bokuna = Pisi pisine, yok yere. Boku püsürü = Bir şeyin bölük pürçük bağlantıları. Bokunu çıkarmak = «Bok etmek» mânâsına gelir.

Türkçe Sözlük

(f.). Berbat etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Berbat olmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Berbat etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. plentiful. generous. plenty. full. rich. wealthy. loose. hefty. wide. baggy. abounding. affluent. ample. bounteous. bountiful. copious. effusive. exuberant. fecund. flush. handsome. hearty. lavish. liberal. lush. luxuriant. opulent. plenteo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. ample. copious. plentiful. too large. abounding. bounteous. effusive. fat. full. generous. handsome. hearty. hefty. liberal. luxuriant. opulent. profuse. profusely. rich. rife. spacious. superabudant. unsparing. unstinting. wealthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bountiful. cut- and-come again. galore. by the gross. largely. liberally. richly. teeming.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Objects Language EnviROnment, application factory for electronic business by SAG, released Oktober 98 It contains a proprietary object oriented language that compiles to Java bytecode All development data is kept in a repository In addition to Ja

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Objects Language EnviROnment, application factory for electronic business by Software AG, released Oktober 98 It contains a proprietary object oriented language that compiles to Java bytecode All development data is kept in a repository In additi

Türkçe - İngilizce Sözlük

to loosen. to make plentiful. to provide liberally. widen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide liberally. to make plentiful. to loosen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. lashings. plenty. stores. plentifulness. wealth. looseness. wideness. affluence. ampleness. amplitude. bonanza. copiousness. cornucopia. effusion. effusiveness. exuberance. exuberancy. fleshpot. fleshpots. flood. fullness. fulness. glut. h.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dividing. divisional. division. partition. splitting. dividing wall. screen. curtain. screening. section. compartment. closet. bay. chamber. fraction. hatch. hatchway. repartition. septum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

barge. cleave. dismember. disrupt. divide. rend. section. segment. separate. split. spread. to divide. to dismember. to partition. to carve sth up. to cleave. to separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill Of Materials is a complete list of the components which make up the finished goods The BOM should include part number, quantity, and description An indented Bill of Materials include descriptions of sub assemblies and how they relate to the finished

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bombalama. BOMBOK (i.). Son derece kötü, pek berbat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name bombardon is now given to a brass instrument, the lowest of the saxhorns, in tone resembling the ophicleide. a large shawm; the bass member of the shawm family.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A connective tissue that contains a hardened matrix of mineral salts and collagen fibers Its cells include osteocytes, which are embedded within lacunae, and the free-roaming osteoblasts and osteoclasts. derived from naturally deceased animals Bone is usu

Türkçe - İngilizce Sözlük

Animal bones can tell us much about a site: The occupants' diet The species of the animals The sex of the animals The numbers of animals involved How the animals were exploited How the animals interacted with man: domesticated, farmed, parasites They show

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hard type of connective tissue that contains collagen fibers, calcium phosphate, and hydroxyapatite. refers to a gray brown rather porous variety of the mineral smithsonite it is synonymous with drybone. n tulang.

Türkçe - İngilizce Sözlük

without any debt. ungeared. clear of debts. free from debt. debtless. free of debt. not indebted. unembarassed. unencumbered. unincumbered. unindebted. without debt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bathrobe. robe. barber's jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jobber. stock broker. floor broker.

Finansal Terim

(Stock Exchange Members)

Sermaye Piyasası Kurulu’ndan yetki belgesi ve Borsa’dan üyelik belgesi almış aracı kuruluşlardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

garrulous. indiscreet. babbler. blabermouth. to have a long tongue. unbridled tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. gap. hole. blank. cavity. vacuum. slackness. emptiness. nothingness. blankness. abysm. abyss. chamber. chasm. clear. clearance. daylight. desideratum. gulf. hiatus. hollow. hollowness. idleness. inanition. lacuna. nullity. separation. sinus. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boot. buskin. boat. rubber boat. rubber dinghi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şişe; emzik, biberon. bottle gourd sukabağı. be brought up on the bottle mamayla beslenmek, biberonla beslenmek. the bottle alkollü içki; bebekler için süt.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzunluk, Ar. tûl: Boyunu, enini ölçmek, bu arsa ensiz ise de boyu çoktur. 2. Yükseklik, Ar. irtifa: Ağacın boyu. 3. Bedenin uzunluğu ve yüksekliği, Osm. kad, kamet: Boyu uzun, boyu kısa adam, adam boyu. 4. Tam ve münasip kamet, kadd-i mevzûn: Bir kadında boy olmazsa güzelliği de görünmez. 5. Hacim, büyüklük derecesi: Sattığı sandıklar birkaç boydur. 6. Bir aşiretin bölündüğü oymakların beheri: Boy beyi. Boy atmak = (Çocuk) uzamak, boy hasıl etmek. Boy almak = Tam boyunu bulmak, lüzumu derecede uzamak. 2. Boyun ölçüsünü almak, bode uzamak. Boyu uzun = 1. Uzun, Ar. tavil, medîd: Boyu uzun günler. 2. Uzak, bait: Boyu uzun yer. Boyunun ölçüsünü almak = Had ve değerini anlamak. Boyla beraber = Adam boyu uzunluğunda. Boy bos = Kad ve kamet, Fars. mevzûn endâm, Fars. yâl ü bâl: Boyu bosu yerinde. Boy boy = Çeşitli uzunlukta: Boy boy ağaçlar. Bir karış boy = Pek kısa boy. Boyca = 1. Uzunluk cihetinden, tûlen: Tarlayı boyunca ölçmek. 2. Boyla beraber, endam uzunluğunda: Boyunca bir kürk giymiş. Boyca evlâdı yetişmiş, boyunu almış. Boyunca kalıbını basmak = Kuvvetle taahhüt etmek, kabullenmek. Boy çekmek = (çocuk) Uzamak, boylanmak, boy peyda etmek. Boy sürmek = Uzamak, boylanmak. Boy göstermek = Değerini ortaya koymak. Boyuna = Boyunca, Ar. tûlen: Arsayı boyuna ölçmek, yolun boyuna ağaç dikmek. Boy vermek = (nehir) Adam boyu derinliğinde olmak. Adam boyu = Orta boyda bir insanın boy ölçüsü: Bir iki adam boyunda bir ağaç, bir buçuk adam boyunda su vardır. Aşağı, alçak boy = Ar. kasîr-ül-kame. Orta boy = Ar. mutavassıtül-kame. Uzun boy = Ar. tavîl-ül-kame.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A male child, from birth to the age of puberty; a lad; hence, a son.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a Russian aristocratic order abolished by Peter the Great.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ussuran noble. member of the upper stratum of medieval Russian society and state administration Boyars were generally drawn from about 200 families, descended from former princes, old Moscow boyar families and foreign aristocrats; and they participated in

Türkçe Sözlük

(i). T. Vücutte olan uzuv ki başı bedene bağlar, önüne boğaz ve arka tarafına ense derler. Ar. unk, rakabe, Fars. gerdân: insan, deve, kaz boynu, boyun kemikleri. 2. Bazı kapların dar ve uzun olan yukarı kısmı: Şişe, sürahi, testi boynu. Boyna almak = Bir işi üzerine almak, kabullenmek. Osm. deruhte etmek, kefil olmak. Boyun eğmek, bükmek = HAlinden şikâyet etmek. Boynu eğri = Muhtaç. Boyun vurmak = İdam, Osm. siyaset etmek, darb-ı unk etmek. Boyun uzatmak = Teslim olmak. Boynu ince, boynu kıldan ince = Mutî, itaat eden, her emre uyan. Boyunbağı = 1. Tasma, Fars. gerdân-bend. 2. Boyuna veya gömleğin yakasına bağlanan kumaştan giyim eşyası, kravat. Boyun buran = Sarıasmaya benzer benekli bir kuş, şakrak, göçgen. Boyun borcu = Vazife, Ar. vecîbe, farîza. Boyna binmek = Dala binmek, zavallı bulup musallat olmak Boyun çenberi = Köprücük kemiklerinin üstündeki çukur. Boyun kaşımak = Utanmak. Boyun kesmek = Baş eğmek, itaat etmek, tabî olmak, Osm. ser-fürû etmek. Boyun vermek = İtaat etmek, râm olmak. Boyun atkısı = Sargı, şal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The creator God and member of the Hindu trinity of deities, which also includes Shiva and Vishnu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Supreme reality. the Hindu concept of an impersonal Supreme Being; the source and goal of everything. a member of a social and cultural elite ; 'a Boston Brahman'. a member of the highest of the four Hindu varnas; 'originally all brahmans were priests'. t

Teknolojik Terim

BRAVIA Sync arkanıza dayanıp, BRAVIA TV’nizin uzaktan kumandasını kullanarak, Sony tarafından üretilmiş olan Handycam® video kamera ya da Blu-ray Disc™ oynatıcınızı kontrol etmenizi sağlar. Sony ürünlerinden daha da iyi yararlanmak için bir diğer inanılmaz basit yöntem. Örnek olarak, Blu-ray Disc™ oynatıcınız HDMI™ bağlantısı üzerinden BRAVIA TV’nize bağlıysa, BRAVIA uzaktan kumandanızın Play tuşuna basarak, film izleyebilirsiniz. Veya Cyber-shot® dijital fotoğraf makinenizi HDMI™ bağlantısı üzerinden BRAVIA TV’nize bağlarsanız, cihazda bulunan film ve fotoğrafları görüntülemek için TV’nin uzaktan kumandasını kullanabilirsiniz.

Ülke

Başkent: Brasilia.

Nüfus: 158.739.000.

Yüzölçümü: 3.286.470 km2.

Komşuları: Kuzey’de Fransız Guyana’sı, Surinam, Guyana ve Venezuella, Batı’da Kolombiya, Peru, Bolivya, Paraguay ve Arjantin; Güneyde Uruguay.

Önemli Şehirleri: Sao Paulo, Rio de Janerio, Brasilia, Salvador.

Din: %90 Katolik.

Dil: Portekizce, İspanyolca, Fransızca, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Federal Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Brezilya Demokratik Hareket Partisi.

Tarih: Pedro Alveres Cahrali’n-Portekizli bir gemicidir. 1500’de Brezilya’ya gelen ilk Avrupalı olduğu bilinir. Ülke o zaman çeşitli Kızılderili kabileleri tarafından mesken tutulmuştur. Bu kabilelerin çok az bir kısmı günümüze kadar gelmiştir ve Amazon bölgelerinde yoğunluk kazanırlar. Daha sonraki yüzyıllarda Portekizli koloniciler beraberinde çok sayıda Afrika kölesini getirerek ülkenin içlerine doğru ilerlediler. Kölelik 1888’e kadar devam etti. Napolyo’nun ordusundan kaçan Portekiz kralı 1808 yılında Brezilya’ya gelip, hükümet koltuğuna oturdu. Ülke bu tarihte, 6. Dom Joavo başkanlığında, bir krallık haline geldi. Portekiz’e dönmesinin ardından oğlu Pedro 7 Eylül 1822’de Brezilya’nın bağımsızlığını ilan etti ve imparator ilan edildi. 2.İmparator olan 2. Dom Pedro 1889’da tahttan indirildi ve Brezilya Birleşik Devletleri ismi altında bir cumhuriyet ilan edildi. 1967’de ülkenin ismi Brezilya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Askeri bir cunta 1930’da iktidarı ele geçirdi, cuntanın başında Getulio Nargas vardı. Bu yönetim 1945’te ordu tarafından devrilinceye kadar sürdü. 1945-64 yılları arasında demokratik rejime geçiş yapıldı, bu zaman diliminde başkent Rio’da Janero’dan Brezilyaya taşındı. 1964 yılında devlet başkanı Joao Belchoir Margues Goulart ülkedeki enflasyonu daha da tırmandıran bir takım ekonomi politikaları yerleştirmeye çalıştı fakat ordunun bir isyanıyla görevden uzaklaştırıldı. Daha sonraki 5 başkan da ordudan gelmiştiler. Bunların döneminde ülkede yoğun bir sansür uygulandı, muhalefet bastırıldı ve çok sayıda işkence davası açıldı.

1974 seçimlerinde resmi muhalefet partisi Millet Meclisi’nde daha fazla sandalye kazandı, yoğun biçimde uygulanan sansür biraz olsun yumuşatıldı. 1930’dan beri iş başına gelen hükümetler endüstriyel ve tanımsal büyümeyi, bunun yanında ülkenin iç bölgelerinde gelişmesini amaçlayan politikalar izlediler. Büyük maden yataklarının keşfi, ülkenin büyük kısmında bulunan tarıma elverişli topraklar ve büyük işgücü kapasitesi ile Brezilya 1970’lerde Latin Amerika’nın bir numaralı endüstriyel gücü oldu, tarımsal üretimi yüksek seviyelere ulaştı. Ne var ki, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve enflasyon ciddi ekonomik bunalımlara yol açtı. Brezilya dünyada dış borcu en fazla olan ülkeler arasındadır. 1992 Temmuz’unda ülkenin 44 milyar dolarlık dış borcunun yeniden gözden geçirilmesine karar verildi. 1991’de yapılan nüfus sayımında -50 yılda ilk defa- nüfus artış hızının %2’nin altına düştüğü gözlendi. 1989’da Brezilya, Amazon bölgesi için geniş ölçekli bir çevre programı açıkladı. Bu bir bakıma

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. rüşvet; f. rüşvet teklif etmek veya vermek. bribery i. rüşvetçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gelin veya düğüne ait; i. düğün. bridal chamber zifaf odası, gerdek. bridal wreath bof Spiraea cinsinden küçük beyaz çiçekli birkaç ,ceşit bitki; keçisakalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. parlak, ışıldayan, ışıklı, aydınlık; renkli; şeffaf, berrak; muhteşem, şaşaalı; zeki; canlı, hareketli; memnuniyet verici, mutlu; z. parlak bir şekilde. brightly z. parlak bir şekilde. brightness i. parlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. getirmek; hâsıl etmek; sevketmek; icbar etmek, mecbur tutmak. bring about sebep olmak, hâs etmek; beraberinde getirmek. bring an action, bring suit dava etmek. bring around, bring round kandırmak, ikna etmek; ayıltmak, kendine getirmek. bring down the

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. geniş enli; hudutsuz; belli, açık; belli başlı, ana, genel, umumi; kaba; serbest, liberal; i. açıklık; (argo) kadın; (argo) fahişe. Broad Church i. ingiliz kilisesinde serbest fikirli zümre. broad bean bakla. broad daylight güpegündüz. broad jump u

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s., z. radyo ile yayınlamak, neşretmek; saçmak; etrafa yaymak (dedikodu v.b.); radyo ile yayın yapmak, haber iletmek; saçma suretiyle tohum ekmek; i. radyo yayını; neşriyat, radyo programı; s. yayınlanmış, neşredilmiş; neşriyata ait; saçılmış; z.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. erkek kardeş, birader; aynı cemiyette üye. brotherhood i. kardeşlik, birlik, beraberlik; bir kuruluş veya kuruma üye olanlar. brotherin-law i enişte; kayınbirader: bacanak. brotherliness i. kardeşçe oluş. brotherly s. erkek kardeşe özgü, ağabeyce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çürütmek, berelemek, ezmek; incitmek, kırmak; dövmek (havanv.b.'de); çürük peyda etmek,bir yerini çürütmek, berelemek; incinmek; i. çürük, bere ezik. bruiser i. boksör; k.dili kaba ve güclü adam.

Ülke

Başkent: Bjumbura.

Nüfus: 5.451.000.

Yüzölçümü: 27.834 km2.

Komşuları: Kuzey’de Ruanda, Doğuda Tanzanya, Batıda ve Güneyde Zaire.

Önemli Şehirleri: Bjumbura, Kitega.

Din: Hıristiyan %85.5, Kabile dinleri %13.5, Müslüman %0.9.

Dil: Burundi dili, Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Askeri Yönetim.

Tarih: Orta Afrika’da bağımsız bir ülkedir. Almanya bölgeyi 1879’da yönetmeye başladı. Ancak Belçika Birlikleri Birinci Dünya Savaşı sırasında burasını işgal ettiler ve 1919’da Belçika MC tarafından Ruanda-Urundi’yi yönetmekle görevlendirildi. Ruanda-Urundi’nin 1962’de ikiye ayrılmasıyla Belçika’nın egemenliği sona erdi. Ruanda Cumhuriyet, Burundi ise Monarşiyle yönetilmeye başlandı. 1966’da Tutsi subayları Tutsi Kralı’nı devirdi ve bir Cumhuriyet kurdular. Hutular ve Tutsiler arasında savaş şiddetlendi. 1970’lerin başlarında Cumhurbaşkanı Micombera yönetimi Hutuları suçladı. Kısa aralıklarla binlerce Hutu öldürüldü. Sağ kalanlar komşu ülkelere sığındılar.

Türkçe Sözlük

(i.). Yakına işaret içindir, uzak için olan «o» mukabili, hâzâ: Bu adam, bu dağ, bu iş, bu kitaplar, bu, bunun, buna, bunu, bunlar, bunların, bunlara, bunları, bunda, bundan bununla, bunun için. Şu bu = Öte beri, öteki, beriki. Şundan bundan = Öteden, beriden her şeyden. Bu ne = Bu nasıl iş?

Türkçe Sözlük

(i. F.). Koku, râyiha: Anber-bO = Anber gibi kokan. Hoş-bû = Güzel râyihalı. mec. Ümit: BÜy-i vefâ = Vefadarlık kokusu (ümidi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kabarcık, hava kabarcığı; değersiz ve göz boyayıcı herhangi bir şey; sahte hareket, gösteriş; kaynayış, kaynama; f. kaynamak, flkırdamak, kabarcıklar çıkarmak; kaynatmak, fıkırdatmak. bubble ehamber fiz. elektron v.b. hareketlerini gösteren cihaz.

Türkçe Sözlük

(i. «biçmek» ten). Yarım, nısıf, nîm: Bir buçuk, beş buçuk. (Daima bir tam sayı ile beraber kullanılıp, yalnız kullanılmak icap ettiğinde yarım denilir). Az buçuk, yarı buçuk = Azıcık, bir miktar.

Türkçe Sözlük

(müzari: bulur) (f.) (Çağatay lehçesinde olmak yerine yardımcı fiil gibi kullanılır: Bolmak). 1. Arayarak veya tesadüfen bir şey elde etmek: Bahçede güzel bir çiçek buldum. Filân bir define buldu. 2. Kaybolmuş bir şeyi tekrar ele geçirmek: Kaybolan atı buldular. Düşürdüğünüz parayı buldunuz mu? 3. Varmak, erişmek: Yetmişi buldu, sağlıkla baharı bulalım. 4. Nâil olmak, ele geçirmek, zafer kazanmak, hâsıl etmek, şifâ, iyilik bulmak. 5. Uğramak, kötülüğe yakalanmak: Belâsını bulmak: İnsan ettiğini bulur. 6. Tedarik etmek: Bize biraz yemek bulmalı. 7. Raslamak, tesadüf etmek, rasgelmek, görüşmek: Dün filânı buldum. 8. Keşf, icat, ihtirâ etmek: Kristof Kolomb Amerika’yı, Gutenberg matbaayı buldu. Filân yeni bir makine, bir usûl buldu. Aralarını bulmak = Uyuşturmak, uzlaştırmak, barıştırmak. Aralık bulmak = Fırsat düşürmek. Arayıp bulmak = Aradığını bulmak, lâyık olduğu cezaya uğramak. Allah’tah bulmak = Tanrı gazabına uğramak. Vücut bulmak = Vücuda gelmek, mevcut olmak. Vuku bulmak = Meydana gelmek. Yerini bulmak = Yerine gelmek, icra olunmak. Yüz bulmak = Yüz verilmek, iyi muameleden azmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. invention. creation. contrivance. finding. find. brain child. brainchild. breakthrough. detection. innovation. puberty.

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürelerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerang İngilizce’de “boomerang” lan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da “kanguru” cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında “bilmiyorum” demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmyan benzerlerinin Abojinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarında itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarıı öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şekllinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere parelel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır. Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınına düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., oto tampon, çamurluk; ağzına kadar dolu kadeh veya bardak; s. mebzul, alışılandan çok daha bol. bumper crop bereketli mahsul.

Türkçe Sözlük

(i.) («bu» zamiri ile «ca» ekinden mürekkeptir). Bu kadar, bu derecede, çok, fazla: Bunca zamandan beri, Hergün bunca faydalı keşifler yapılıyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süs ve işaret flamaları için kullanılan pamuklu kaba kumaş, bayrak bezi; bir geminin bütün flamaları; kiraz kuşu, zoolş Emberizaden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yakub peygamberin en küçük oğlu.

Türkçe Sözlük

(i. A) Mİrâc’da Tanrı tarafından Peygamberimiz’e tahsis edilen binek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Berk-Yıldırımdan türetilmiştir. - Hz.Muhammedin Mirac’daki bineği. Kur’an’da böyle bir isim geçmemekle beraber, İslam kaynaklarında böyle bir binitin olduğuna dair rivayetler vardır. Burak Reis: (Öl. 1499). Osmanlı denizcilerinden.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapların üstten giydikleri bir çeşit elbise, hırka. Kasîde-i bürde = Arab şairlerinden KAb bin Züheyr’in Peygamberimiz’in huzurunda okuduğu ünlü kasîde ki fevkalâde makbûle geçmekle, kendi bürde-i saâdetlerini omuzlarından çıkararak şairin sırtına atmasıyla, kasîde bu isimle şöhret bulmuştur. Sonra onu tekliden yazılan diğer bir hayli kasidelere dahi bu isim verilmiştir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hırka, Arapların gece üzerlerine örttükleri, gündüz giyindikleri elbise. 2.Ka’b b. Züheyrin yazdığı kaside. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s) tarafından beğenilmiş ve Peygamberimiz hırkasını çıkararak şaire giydirmiştir. Bu yüzden bu kaside “Kaside-i bürde” olarak tanınır.

Türkçe Sözlük

(BÜRHAN) (i. A.) (c. berâhîn). Delil, ispat, hüccet Mantık: Kıyas.

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. burn; s. yanık, yanmış. burnt offering tanrılara kurban edilmek üzere yakılan hayvan. burnt orange kırmızımsı sarı renk. burnt sienna kırmızımsı kahverengi boya. burnt umber kırmızıya çalan kahverengi boya.

Türkçe - İngilizce Sözlük

office. desk. clerical. office. bureau. chamber.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soğukluk, soğuk, Ar, berd, Fars. sermâ: Havanın burûdet şiddeti. mec. İnsan münasebetlerinde soğukluk, sevişmeme, düşmanlığa yakın anlaşmazlık, karşılıklı nefret: Aralarında burûdet vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gömmek, defnetmek; gizlemek, saklamak, örtmek, ölüm sonucu ile kaybetmek; bertaraf etmek. bury the hatchet geçmişi unutup barış yapmak. bury one's sorrows kederini saklamak, bağrına taş basmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Halk ağzında: Put). Çoktanrılı dinlerde ibâdet edilen, tapılan resim veya heykel. Ar. sanem. mec. 1. Dilber, pek güzel şahıs: Put kadar güzel. 2. Lâkırdı bilmez, tavır ve edadan mahrum olarak cansız put gibi duran adam. (bk.) Put.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kasap, celep; katil, cani; A.B.D. trenlerde şeker ve sandviç satışı yapan adam, büfeci; f. kasaplık hayvan kesmek; zalimce öldürmek, boğazlamak; berbat etmek, rezil etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

defragment. to complete. to make complete. integrate. to raise to full number.

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Kuzey Kutbu bölgesinde yedi yıldızdan meydana gelen, kabaca tava biçiminde bir takımyıldız. Dübbüekber.

Türkçe Sözlük

(i.). Bankizlerden veya ku tup buzullarından koparak denizlerde yü zen büyük buz parçası, aysberg.

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg. berg. drift ice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg. iceberg aysberg.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). vızıltı; dedikodu, söylenti: (k).dili telefon konuşması; (f). vızıldamak; fısıldamak; konuşmak; (ing)., argo gitmek, terket-mek, ayrılmak ;vızıltıya benzer bir ses çıkarmak; bir dedi-kodu veya şayiayı yaymak; vızıltıya benzer seslerle haberle

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). atlama; dolaştırma;kestirme yol; elektrik şube devresi; aşma borusu; (f). bertaraf etmek, atlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a dish made of chopped cucumber in garlic-flavoured yoghurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tent. beach operator. canvas. tabernacle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çog caducei) Yunan mabudu Hermes'in tanrıların habercisi olarak elinde taşıdığı asa; tıp ilminin sembolü olarak kullanılan yılanlı asa.

Türkçe Sözlük

yahut CAV (i.). Tekerleğin çenberinden poyraya vasıl olan parmaklarının beheri, tekerlek mili. (bk.) — Cık.

Türkçe Sözlük

(i.). Yeşil kabuğu ile beraber ham bâdem vesair bu gibi meyve: Çağla bâdemi.

Türkçe Sözlük

(i. F. «gâh»dan). 1. Mansıb, makam, itibar: Cenvcth = Cemşit kadar. 1. Hürmet: Be-cth-ı Seyld-il-Mürselin = Peygamberimizin hürmetine.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehl» den) (mü. cahihiie) (c. cühelâ, cihâi, cehele). 1. Bilmeyen, bilmez, nâdân, bî haber: Cahil adam. 2. Okumamış, ilimden mahrum, ümmt: Şu çocuğu okutun cahil bırakmayın. 2. Genç, tecrübesiz, acemi: O, cahil bir çocuktur.

Türkçe Sözlük

(i.). Şimşek, berk (k kalın).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çakacak Alet, çakmak taşına vurup kıvılcım çıkararak kavı yakan çelik Alet, zend. 2. Çakmaklı tüfeğin zembereği. Çakmak taşı = Çakmağa vurulunca kıvılcım çıkaran ve cam imaline yarayan parlakça taş, kadh. Çakmak kav ve kesesi = Bunları koymaya mahsus bir kese. Çakmak gibi kavisli şekilde olan: Çakmak pabuç, çakmak başlı kayık.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kakmak, kakarak bir yere sokmak: Kazık çakmak. 2. Kazık kakıp hayvanı ona bağlamak: Atı çayıra çaktı. 3. Zembereği çekip, çakmağı çakmak taşına vurmak: Tüfek, zemberek, çakmak çakmak. 4. Kabûl ettirmek, geçirmek, vermek: Kalp parayı çaktı. 5. Isırmak (diş) geçirmek: Diş çakmak. 6. Vurmak: Suratına tokadı çakmak. 7. Farkına varmak, sezinlemek: İşi çakmak. Uzun müddet sakladık, ama sonunda işi çaktı (argo). 8. Anlamak, bilgisi olmak: Her işten çakar (argo). 9. Parlamak, birdenbire pırıltı saçmak: Şimşek çakıyor. 10. Birbirine geçmek, çitişmek: Dişler çakmak. 11. İçip keyif yetiştirmek: Akşamları çakıyor. 12. imtihanda başarı kazanamamak: Uç dersten çaktı. Çakaralmaz = 1. İşe yaramayacak halde olan, bozuk. 2. «Şaka» tabanca. Ateşlenmeyen silâh.

Türkçe Sözlük

(i.). Çakmak taşı ve zemberekle ateş alan (eski tüfek). Çakmaklı tüfek, fitilliden sonra ve kapsüllüden evvel icat olunmuştur.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serî hareketli, eline ve ayağına ;abuk, hafif (ekseriya aynı mânâda olan cüst ile beraber kullanılır): Cüst ü çâlâk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

writing hastily and without deliberation. scribbling sth down.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ calves) dana, buzağı; fil, fok veya balina gibi hayvanlann yavrusu; dana derisi, vidala; (k).dili budala genç veya çocuk; aysberkten kopmuş küçük buz parçası. calf love (k).dili çocukluk aşkı. kill the fatted calf büyük bir karşılama töreni hazı

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. bush. bushy. copse. heath. scrubby. shrubbery. thicket. brushwood. scrub. coppice.

Türkçe Sözlük

(i. aslı «çalışgan»), 1. çalışan, gayret eden. Ar. mukdim: Çalışkan adamdır. 2. Çok işleyen, çok iş gören: Çalışkan rençber. Dersine ve tahsile ehemmiyet vererek devam eden çalışkan talebe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f bağırmak, seslenmek, çağırmak; davet etmek, ilân etmek; bağırarak ilgi çekmek; çağrıda bulunmak, haber vermek (kongre, toplantı); telefon etmek; isimlendirmek, hitap etmek;... olarak kabul etmek; haykırmak; ilgi çekmek için yüksek sesle konuşmak; uğrama

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Calut, Ad ve Semud kavimlerinin soyundandır. Hz.İsmail’den evvel bir müddet Beni İsrail’e hükümdar oldu. Onlara zulmetti. Filistin’de yaşayan Berberilerin krallarına Calut adı veriliyordu. Filistinlilere yaptığı zulümden dolayı Hz.Davud tarafından öldürülmüştür. Kur’an-ı Kerim’da üç yerde ismi geçmektedir (el-Bakara, 249-250-251). İsim olarak tercih edilmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). buzağı doğurmak, buzağılamak; parçalara ayrılmak (buzul, aysberk); buzağı doğurtmak; parçalara ayırmak, parçalamak (buzul, aysberk).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit sarımsı yumuşak peynir, kamamber.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem’ (toplamak) den») (c. cevâmî). 1. «mescid-i câmt» den kısaltılarak: islâm mâbedi, minareli ve minberli büyük mescit ki, içinde hutbe okunur: Filân şehrin şu kadar camii ve şu kadar mescidi vardır, cevâmî-i şerife minareleri aydınlatılmıştır. Selâtîn camii = İki ve daha çok minareli olan ve Osmanlı hanedanı üyeleri tarafından yaptırılmış cami. (Cami kelimesi Türkçe’ye mahsustur, Arapça’ da yalnız «mescîd» kullanılır ki, bizde mescid, küçük ve hutbe okunmayan, cuma namazı kılınmayan, minberi olmayan mahalle camii demektir). 2. Büyük hadîs külliyâtından bazıları: Câmî-i kebîr, câmî-i sa9İr.

Türkçe Sözlük

(I. A. «cem» den) (mü. câmia) (c. cevâmî). 1. Toplayan, telif eden: Bu mecmuanın câmii kimdir? 2. İçine alan, ihtiva eden: Bütün gramer kaidelerini câml bir kitaptır. 2. Mescid-i cimî = Cuma namazı kılınan büyük cami. Cami, Müslümanların kutsal ibadet mekanıdır. Genellikle minaresiz küçük camilere veya bazı kurum ve kuruluşlarda ibadet için ayırılmış ufak mekanlara mescit denir. Camiler her ülkede değişik göz alıcı mimari tarzlar ve süslemelerle inşa edilirler. Camilerin esas cami ve avlu gibi iki bölümü vardır. Esas cami; mihrap, mimber, vaiz kürsüsü ve dikdörtgen oylumun üzerini örten kubbe ve yan kubbelerden meydana gelir. Minareler esas camiin dış duvarlarına ya da iç avlu duvarlarına bağlanmıştır. Son cemaat yeri esas caminin giriş kapısı olan yüzünde (batı yüzünde) bulunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sefer, seferberlik; kampanya; belirli bir sonuca ulaşmak için mücadele: (f). mücadele etmek; kampanyaya katılmak. campaigner (i). kampanyaya katılan kimse.

Türkçe Sözlük

(CAN) (i. F.). 1. İnsan ve hayvanın hayatı olan ve cisim ile beraber şahsiyeti teşkil eden manevî yapı ki, ölümle cisimden ayrılır, ruh: Tende can var iken. 2. Yaşayış, hayat: Canını feda eder. 3. Gönül, yürek, kalb: Canım istiyor, canı istemiyor, candan seviyor. 4. Kuvvet, kudret, zor: Sende hiç can yok mudur? 5. Ruh gibi sevgili ve aziz, dost, muhib: Canım = Dostum, azizim, canım birader. Canım •fendim = Rica yerinde. Can atmak = 1. Pek fazla arzu etmek, çok istemek. 2. Zor kurtulmak, güçle kendisini kurtarmak. Can acıtmak = Ağrı meydana getirmek. Can acı», yürekler acısı = Pek acınacak şey. Can-8zâr = Can inciten. Can almak = Öldürmek, katletmek. Can alacak yer = Bir işin en mühim ve yararlı ciheti: Meselenin can alacak yeri orasıdır. Canâver (bk.) Canavar. Can evi = Midenin üstü. Canbaz. (bk.) Cambaz. Cin-bahş = Can bağışlayan, can bağışlarcasına insanı memnun eden, ferahlık veren. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Can çekişmek = Komada olmak. Can çıkmak = Ölmek, ruhunu teslim etmek: Can çıkmadan tereke yazılır mı? Can hırâş = Sanki canı tırmalarcasına heyecanlandıran ve hırpalayan, dayanılmayacak surette keder veren. Candan, can ve yürekten = Büyük bir samimiyetle, gönülden, ciddî bir sevgiyle. Cin-rübâ = Gönül kapan, dil-rübâ. Can-siparane = Canını feda eden, fedakâr. Can-sipârtne = Fedakârca. Cilveli = Gönül alan, dilber. Can-süz = Can yakan, çok keder ve esef veren. Can sıkmak = Sıkıntıyı mucip olmak, ıztırap vermek. Canı sıkılmak = Muztarip olmak. Canına susamak = Kendisini tehlikeye atmak. Çinfersâ = Canın dayanamıyacağı. Cân-fezâ = Can bağışlayan, ferah arttıran. Can kalmamak = Çok gülmekten bayılmak: Gülmeden kimsede can kalmadı, kimde can kaldı? Can kurtarmak = Herkesin kendi canını kurtarma derdine düşmek: Can kurtaran yok mu? Birinin canını kurtarmak, ölümden kurtarmak. Can kurtaranlar = Tahlisiye heyeti. Cân-güzlr = Can eritircesine bıktıran. Ikicanlı = Gebe kadın. Canlı cenaze = Gayetle zayıf. Can vermek = 1. Diriltmek, ihya etmek: Cenâb-ı Hak bir avuç toprağa can verdi. 2. Ölmek, vefat etmek, ruhunu teslim eylemek. 3. Pek ziyade arzu etmek: Zenginlik için can veriyor. Can havliyle = iç oynayarak, helecanla. Cana yakın = Sevimli, kanı sıcak. Can cana, baş başa = Etrafa bakmaya imkân olmayanacak kadar büyük kalabalık, izdihâm. Can yoldaşı = Arkadaş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül kapan, gönül kapıcı güzel, sevgili, dilber.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sevgili, sevilen. Ar. mâşûka, mahbûbe, Fars. dilber. 2. Tasavvufta Tanrı yerine de kullanılır: Canını cânânına teslim etti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uydurma, asılsız haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Canberra, Avustralya nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hardal çiçeğine benzeyen bir çiçek, iberide, (bot). Iberis amara.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). öImüş bir kimseyi kilisece kabul edilen azizler listesine dahil etmek; takdis etmek, yüceltmek; muteber addetmek. canoniza'tion (i). azizlik mertebesine yükseltme.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir cismin kalınlığı, koni şeklinde ve içi boş şeylerin iç kutru ölçüsü: Yirmi beş santimetre çapında bir top: Kereste çapı = Direk vs. kalınlığı. 2. mec. Hacim, cüsse: İri çapta bir adam. 3. (geometri) Bir çenberin merkezinden geçerek iki noktasını birleştiren doğru. Bina çapı = Yapılacak yeni bir inşaatın ne büyüklükte olacağını gösteren ve belediyece verilen vesika.

Türkçe - İngilizce Sözlük

diameter. calibre. caliber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

calibre. diameter. caliber. size. scale. stature. quality. worth. gauge. magnitude. thickness. layout. cadaster cadastre. cadastral extract. plat.

Türkçe Sözlük

(i. Arnavutça). 1. Bir tarafı düz ve bir tarafı çatal bahçıvan kazması: Çapa vurmak = Çapa ile üstünden kazıp zararlı otları ayıklamak, çapalamak. 2. Harç karıştırmaya mahsus büyük gelberi. 3. (denizcilik). Kulaklı demir, lenger: Gemi çapası. 4. Denizcilerin üniformalarında yahut bahriyeye ait başka şeylerdeki lenger resmi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoe. grubber. spud. anchor. drift anchor. pecker.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çapa ile çalışan rençber. 2. Yeniçeri askerinin bir sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kebere, (bot). Capparis spinosa. caper berry bu bitkinin turşu yapılan küçük meyvası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. dissolute. rakish. flirtatious. lecherous. lewd. licentious. profligate. roguish. vagabond. rascal. debauchee. rake. amorist. chaser. flirt. libertine. lothario. profligate. rip. rogue. varlet. villain. wolf. womanizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

womanizer. dangler. graceless. libertine. licentious. lubricious. scallywag scalawag.

Türkçe - İngilizce Sözlük

profligacy. debauchery. rascality. dissipation. dissoluteness. lechery. libertinage. libertinism. licentiousness. roguery. vice.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. At koşturmak, süratle yürütmek, akın etmek. 2. Koşmak, süratle öteye beriye saldırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kırmızı biber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). belli başlı, ana, önemli; parlak kırmızı; (i). kardinal; parlak kırmızı renkli ve tepeli bir çeşit Amerikan ispinozu. cardinal numbers esas sayılar. cardinal point dört esas yönden her biri. Gardinalship (i). kardinallik.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cereyan» dan İmef.) (mü. câriye). 1. Akan, akıcı. Fars. revân: Mâ-ı câri = Akar su. Fars. Ab-ı revân. 2. Geçmekte olan, hazır, hal: Mâh-ı câri = Bu ay. Sene-i câriye = Bu yıl 3. Tedavülde bulunan, geçen, kullanılan, mûteber: Usûl-i cariye, nizâm-ı cârt, hükmü cârî olmak. Hesâb-ı câri = İki malî müessese veya iki kimse arasında faiz ve sermayeleri hesap edilmek üzere cereyan eden karşılıklı hesap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Swiss valet Prince Albert brought with him from Coburg, who had been in his service since the prince was a child.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süpürücü. Eskiden Mekke’de KAbe’yi, Medine’de Peygamber’in türbesini süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe sayılırdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(Yu).(mit). sözüne asla inanılmayan Truva'lı kadın peygamber; kotü olayları önceden haber veren kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ces» ten) (c. cevâsis). 1. Kötülüğe ait haber ve sırları gizlice öğrenip haber veren kimse. 2. Düşman tarafından bir devletin askerî, siyasî, iktisadî durumunu ve kuvvetini öğrenmek üzere asıl şahsiyetini gizleyerek onun ülkesine veya ordusuna sokulmuş, yahut kendi vatanı aleyhinde böyle bir hizmette bulunmak üzere düşman tarafından kazanılmış adam. Eski Türkçe’de: Çaşıt.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Vurma ve darbe sesi: Çat diye başına bir tokat vurdu. Çat çut da denir. 2. Kapı çalınması gibi bir sesi tasvir ve taklit eder: Çat kapı çalındı. 3. Patlama, çatlama: Çat etmek = Çatlamak, patlamak. 4. Zaman ve mekânca seyrekliğe delâlet edip «pat» sözü ile beraber kullanılır: Çat pat bulunur, çat pat vuku bulur, tek tük gibi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İkiye ayrılmış dal vs. 2. İki dişli yaba vs. Aletler. İ. Yemek yemede kullanılan dört veya i]ç dişli maden Alet ki, kaşık ve bıçakla beraber bir takım teşkil eder: Çatal, bıçakla yemek yemek. 4. mec. İki şıklı, şüpheli, karışık, dolaşık: Çatal iş. 5. Çatlak bir borudan çıkar gibi boğuk ses. Çatal tırnak = Çatal tırnaklı hayvanların ikiye ayrılmış tırnağı, bakanak. Çatal tırnaklı (hayvan) = Geviş getirenlerden, bakanaklı. Çatal görmek = Uykudan kalkan adamın görmesi gibi karışık ve her şeyi iki görmek: Fazla içmiş, her şeyi çatal görüyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). Iiberal, açık fikirli; evrensel, genel, umumi; (bh). Katolik kilisesine bağlı olan; (i).,(bh). Katolik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çatmak işi. (bk.) Çatmak. 2. Geçici surette iliştirilip tutturulmuş kereste. 3. Geçici ve kaba surette dikilmiş parçalar. 4. Döşemelik bir çeşit ipekli kumaş: Üsküdar çatması. 5. Geçici surette iliştirilmiş. Derme çatma = Öteden, beriden toplanmış muntazam olmayan şey: Askeri hep derme çatma idi; böyle derme çatma eşya ile ev kurulmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok acı birkaç çeşit toz kırmızı biber; Arnavut biberi, Hint biberi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebr» den) (c. cebâbire). 1. Kuvvet, kudret, azamet ve ceberût sahibi (Tanrı’nın sıfatlarındandır). 2. Cebir kuvveti, zor kullanan, cebir, gazab ve zulüm eden: Cengiz Han cebbâr bir adam idi. 3. Büyük bir sabit yıldız (Fr. orion).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kibir, azamet, celâl. (Allah’a mahsus bir sıfat olup, insana yakışmadığı için, insan hakkında ancak kötüleme niyetiyle kullanılır). Alem-i ceberOt = Bu dünyanın ötesi, yücesi.

Türkçe Sözlük

yahut CİBRİL (hi. İbrânîce’ den). Kerrûbiyân denilen büyük meleklerden biri olup, peygamberlere vahiy götürmeye memurdur, vahiy meleği.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2.Cibril, İbranice Allahın kulu. 3.Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Öm(Erkek İsmi) Batı Karahanlı hükümdar (1099-1102).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Centrale de Livraison de Baleurs Mobilieres; a clearing system for Euro-currency and international bonds Cedel is located in Luxembourg and is jointly owned by a large number of European banks.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gûyâ gaaib’ten, Alem-i gayb’dan haber veren bir ilim. (bk.) Cifr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جفر] gaipten haber veren bilim.

Türkçe Sözlük

(CEHALET) (i. A.). Bilmezlik, nâdanlık, ilimden mahrum ve her malûmattan habersiz olma: İnsanlığın en büyük kısmı hâlâ cehâlet karanlığı içindedir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bilmezlik, ilimsizlik, cahillik: Her şeyin ilmi cehlinden iyidir. Cehl-i mürekkep = Bilmemekle beraber bilmediğini de bilmeyip kendini Alim zannetme.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Toplama, biraraya getirme, yığma. 2.Hükümdar, şah. 3.Süleyman Peygamberin lakabı. 4.Büyük İskender’in lakabı. Cem Sultan: Fatih Sultan Mehmed’in Çiçek hatundan olma oğlu (1459-1495).

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çenber.

Türkçe Sözlük

(i. F.). I. Ağaç ve çiçekleri olan çayır, bahçenin oturulacak gölgelik çayırı. 2. Yeşil ve kısa otla yani çimle örtülü yer, yeşillik: Çimenin üzerine oturmak. 3. Bahçede ve yol kenarlarında çimenlik yapmak üzere, kısa otla kaplı bir yerden ot ve kökleriyle beraber kesilip naklolunan tezekler.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asıl mânâsı yön, cânib ve cihet ise de, dilimizde yalnız saygı tâbiri olarak hazret gibi Farsça veya Türkçe kaidesine göre kullanılır: Cenâb-ı Hak (Tanrı), Cenâb-ı Risalet-meâb (Peygamber), cenâb-ı hilâfet-penâhî (padişah), sefir cenâbları. (zatınız yerine cenâbınız kullanılması yanlıştır). Uluvv-i cenâb = Şeref ve haysiyet muhafazası, cömertlik. Alîcenâb = Şeref ve haysiyetini muhafaza eden, hasisliğe tenezzül etmeyen, kerem sahibi.

Türkçe Sözlük

(CENAH) (i. A.) (c. Ecniha). 1. Kuş kanadı. Fars. per, bâl. 2. Kol, pazu. 3. Ordu kolu: Sağ cenah, sol cenah, (tes). Cenâheyn = İki kol. Zül-cenâheyn = İki kollu yani içi ve dışı veya dünya ve Ahireti mamur olan (iki kanatlı mânâsıyle de bir gazâda kollan kesilip şehit olduktan sonra Cennet’e uçtuğu Peygamber’ce müjdelenen amcasının oğlu CAfer-i Tayyâr’a lakap olmuştur). Bâ-cânih = Aslı «bacinak» olan «bacanak» ın eskiden kullanılan yanlış imlâsıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F.)”. 1. Daire, def ve kalbur gibi şeylerin tahtadan olan dairesi. 2. Fıçı ve tekerlek gibi şeylerin takviye edip dağılmalarını önlemek için etrafını çevirecek surette geçirilen demir veya tahta halka ve daire. Fıçı, tekerlek çenberi. 3. Boyun ve alna bağlanan yemeni: Çenber bağlamak. 4. (mimarlık). Bîr direk ve sütuna geçirilen demir halka veya halka şeklinde yapılan kabartma daire: Çenberli taş (Çenberlitaş). 5. Eski astronominin inancına göre felek dairesi: Feleğin çenberinden geçmek = Tecrübe görmek, Osm. tecrübedîde olmak, feleğin germ-ü-serdini görmüş olmak. 6. Kıçı yuvarlak (odun kayığı). Çenber kayık. 7. (geometri) Merkez noktasından aynı uzaklık ve düzlemdeki noktaların meydana getirdiği kapalı ‘eğri. Sırt çenberi = Herhangi bir gök cismi ile gök küresi kutuplarından geçen çenber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چنبر] çember. 2.kasnak.

Türkçe Sözlük

(f.). Çenber geçirmek, daire ve halka ile kuşatıp takviye etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Çenberi olan, çenber denilen daire ve halkaları bulunan: Demir çenberli fıçı, çenberli direk.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Harp, savaş, kavga. - İsim olarak kullanılması uygun değildir. Hz.Peygamberin değiştirdiği isimlerden birisi.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. ceyb). 1. Yaka, yaka açıklığı: Başını ceyb-i mürâkabeye çekti = Düşünceye, hayal ve iç Alemine daldı. 2. Cep elbisenin öte berisinde para, mendil, evrak vesaire koymaya mahsus olarak yapılan kese (eskiden Araplar, yaka açığının göğüse gelen kısmını bu işe kullandıkları için bu isimle adlandırılmıştır). Cebinden = Kesesinden, kendi malından. Cebi delik = Züğürt, eli boş. 3. (geometri). Bir açının bir ucundan başlayarak diğer ucundan merkeze uzanan yarıçapa indirilen dik çizgi (Fr. sinüs). Tamam-ı ceyb = Yarıçapın ceybinin eriştiği noktadan merkeze kadar olan kısmı. 4. (anatomi). Bedenin et veya kemikteki bazı oyuklara, boşluklara denir. 5. (Osmanlı saray teşkilâtında) Ceyb-i hümâyûn = MAbeyn-i Hümâyûn’ca ödenmesi padişah hazinesine havale olunmayan masraflara mahsus ve ser-kurenâlık makamına bağlı dâire. Ceyb-i Hümâyûn kâtibi = Bu dairenin Amiri.

Türkçe Sözlük

(e.) (çevre kelimesiyle beraber ki. anılır). Çepeçevre veya çepçevre: Etrafında, Ar. dâiren-mâdâr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedlar. peddler. mercery. mercer. monger. tradesman. trucker. haberdasher. trader. haberdashery. hawker. sundryman. hardware. small dealer. general dealer.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrılma, kopma (yalnız kullanılmaz «lâ» ile beraber geçer): Lâ-cerem = Şüphesiz, elbette, mutlaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). bereket tanrıçası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agile. swift. fleet. nimble. brisk. dapper. glib. light-footed. limber. lissom. lissome. nippy. spry. tripping. volant.

Türkçe Sözlük

(f.). Öteye beriye koşup dolanmak. Fars. tek ü pû etmek (tekâpû).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da hem iyi ve hem kötü karşılık mânâsına gelip mükâfat yerine de kullanılırsa da, dilimize yalnız kötülüğe karşılıktır). 1. Cürüm, kabahat ve cinayet sahibine gerek dünyada ve gerek Ahirette verilen karşılık. Ar. ukûbet, azap. Ceza vermek = Müstahak olanın cezasını tertip ve icra etmek. Allah cezasını versin = Beddua, cezasını bulmak, cezaya uğramak, ceza çekmek, ceza. Ceza kanunu = Ceza derecelerini tayin eden kanun. Ceza mahkemesi = Cezayı gerektiren suçlara bakan mahkeme. Cezâ-i nakdî, nakdi ceza, para cezası = Bir kabahate karşı sahibinin vermeye kanunen mecbur olduğu para. Rûz-ı cezi = Kıyamet günü, mahşer günü. 2. Biri diğerine bağlı olan iki cümleden meydana gelen sözün ikincisi ki «cevap» da denilip diğeri «şart» tır. «Haber verirseniz gelirim» cümlesinde «gelirim» kelimesi ceza ve «haber verirseniz» şarttır.

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iskemleye oturtmak; makama geçirtmek, yetki vermek; (ing). iskemleyle beraber omuzlarda taşımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bir genç kıza veya gençler grubuna refakat eden kimse, şaperon; (f). himaye gayesiyle beraber gitmek, refakat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). patent, imtiyaz, berat; gemi kira kontratı. charter member bir derneğin ilk üyelerinden biri, kurucu. charter plane özel olarak kiralanmış ucuz tarifeli uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kiralamak, tutmak (uçak vb,); berat, imtiyaz veya patent vermek. charterer (i). kontratla kiralayan kuruluş. chartered accountant (ing). imtiyazlı muhasebeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırmızı biber, (bot). Capsicum frutescens. chili con carne kıyma, kırmızı biber ve kuru fasulyeden yapılmış bir yemek. chili sauce biberli domates sosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). koro, koro parçası; bir şarkının koro kısmı; koro ekibi; (f). koro halinde şarkı söylemek veya konuşmak. chorus girl kabare kızı. in chorus hep beraber, hep bir ağızdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Hıristiyan, isa peygambere inanan; (k.dili). saygıdeğer, dürüst; insani, merhametli; (i). Hıristiyan olan kimse, hayatında isa'nın yolunu takip eden kimse; temiz ahlaklı kimse. Christian era Milâdt tarih. Christian name vaftizde verilen ad.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). renk berraklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zebercet, sarı yakut.

Ülke

Başkent: Cibuti.

Nüfus: 413.000.

Yüzölçümü: 23.200 km2.

Komşuları: Batıda ve Kuzeybatıda Etyopya, Kuzeybatıda Eritre, Güneyde Somali.

Önemli Şehirleri: Cibuti.

Din: %94 Müslüman, %6 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, Arapça (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Fransa, 1862-1900 yılları arasında bu toprakların yönetimini aşama aşama ele geçirdi. Etyopya ve Somali bölge üzerindeki iddialarından vazgeçmekle birlikte birbirlerini bölgenin kontrolünü ele geçirmeye çalışmakla suçlamışlardır. 1976’da Afar (Etiyopya asıllı bir grup) ile İssa (Somali asıllılar) arasında çatışmalar oldu. 27 Haziran 1977’de kazanılan bağımsızlığa kadar bölgeye iki ülkeden göçler devam etti.

Çad (Chad).

Başkent: N›Djamena.

Nüfus: 5.467.000.

Yüzölçümü: 1.284.000 km2.

Komşuları: Kuzeyde Libya; Batıda Nijer, Nijerya, Kamerun; Güneyde Orta Afrika Cumhuriyeti; Doğuda Sudan.

Önemli Şehirleri: N›Djamena.

Din: %44 Hıristiyan, %33 Geleneksel İnançlar.

Dil: Fransızca ve Arapça (Resmi Dil) 100 kadar çeşitli diller.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Çad, Sahra Çölü oluşmadan önceki dönemlerde paleolitik ve neolitik kültürlerin yaşandığı yerdi. Fransa›nın 1900›lerde kontrolü ele geçirmesine kadar, bir dizi krallık ve Arap köle tacirleri Çad›a egemen oldu. Ülke 11 Ağustos 1960›ta bağımsız oldu. Bir çok ateşkes ve barış andlaşması yapılmasına rağmen, 1966›dan beri kuzey Müslümanları güneydeki Hristiyan hükümete ve Fransız birliklerine karşı savaşmaktadır. Libya yanlısı Çad hükümetinin isteği üzerine Aralık 1980›de Libya askeri birlikleri ülkeye girdi. Birlikler Kasım 1981›de geri çekildi. Hissene Habre liderliğindeki isyancı güçler, Haziran 1982›de başkenti ele geçirerek başkan Goukouni Oueddei›ye ülkeden kaçmak zorunda bıraktılar.

Fransa, 1983›te başkan Habre›ye Libya destekli isyancılarla mücadelesinde yardım etmeleri amacıyla 3000 asker gönderdi. Eylül 1984›te Fransa ve Libya birlikleri Çad›dan eş zamanlı olarak geri çekilmesinde anlaştılar, ancak Libya güçleri Çad güçlerinin onları son büyük kalelerinden de attığı Mart 1987 tarihine kadar kuzeyde kaldılar.

Aralık 1990›da, Habre Libya destekli bir isyancı grup olan Yurtsever Kurtuluş Hareketi tarafından devrildi.

3 Şubat 1994›te Uluslararası Adalet Divanı Libya›nın kendi sınırlarındaki mineral zengini Aazou Şeridi üzerindeki ülkesel hak iddiasını reddetti. Libya birlikleri Mayıs sonunda geri çekildi.

Çek Cumhuriyeti (Czech Republic).

Başkent: Prag.

Nüfus: 10.480.000.

Komşuları: Kuzey›de Polonya, Kuzey ve Batıda Almanya, Güneyde Avusturya, Doğuda ve Güneydoğuda Slovakya.

Önemli Şehirleri: Prag, Brno, Ostrava.

Din: %39.8 Ateist, %39.2 Katolik, %4.6 Protestan.

Dil: Çekçe.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 9. yy›da Büyük Morovya İmparatorluğunun parçası olan Bohemya ve Morovya daha sonra Kutsal Roma İmparatorluğunun parçası oldu. Bohemya krallarının yönetiminde, 14. yy.da Prag Orta Avrupa›nın kültür merkezi olmuştur. Bohemya ave Macaristan daha sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun idaresine geçti.

19

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). turist rehberi, tercüman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. earnest. businesslike. unsmiling. critical. important. austere. capital. demure. devout. eventful. forbidding. grave. gut. momentous. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. starched. mortally.

Türkçe - İngilizce Sözlük

austere. bad. critical. deep. earnest. grave. heavy. momentous. nasty. serious. sober. solemn. staid. standoffish. steady. straight. weighty. true. real. important. significant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. acute. ad hocracy. austere. crucial. devout. earnest. heavy. sober. solemn. stately. steady.

Türkçe Sözlük

(i. A. aslı: Cefr). Rakamlar ve rumuzlarla ifade olunan ve güya gaipten haber veren ilim. Hazret-i Ali’ye isnat olunur (Fransızca’dan aldığımız «şifre» kelimesi bu Arapça kelimeden gelir) (Türkçe’ de telaffuzu daha çok: Cifir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

double. dual. even. binary. couple. pair. duplicate. even number. multiple. twofold. doublet. yoke. plowland. tandem. dublex. coupled. dyad. brace. doubly. twain. two. twosome.

Türkçe Sözlük

yahut ÇİĞİR (i.). 1. Çığ denilen kar kümesinin karın üzerinden yuvarlanırken yerdeki karları beraber alarak açtığı yol, çığ izi. 2. Yol, tarik. 3. mec. Tarz, üslûb. Ar. de’b, takibi mutad olan yol. Çığır açmak = Yeni bir tarz ve üslûp icat etmek: Edebiyatımızda yeni bir çığır açıldı. Çığırından çıkmak = Alışılmış, bilinen yolu bırakmak, sapmak. Osm. inhirâf etmek.

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. - Türk-Hind padişahı Ekber’in büyük oğlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(CİHAZ) (i. A.) (c. echize). 1. Bir işte lâzım olan çeşitli Aletler takımı, cerrahlık Aletleri vs. 2. Gelinin babasının evinden kocasının evine beraberinde götürdüğü elbise, eşya ve takımlar (dilimizde en kullanılanı budur, halk ağzında, çeyiz). 3. Cenazenin kaldırılması için lâzım gelen kefen vesair malzeme. Cihaz alayı = Geline verilen cihazı açık olarak babasının evinden kocasının evine götüren katar. Cihaz halayığı = Eskiden cihaz arasında ve cihazdan sayılmak üzere götürülen câriye.

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit. benefit. interest. advantage. self. capital. expedience. expediency. grist to the mill. number one. stake.

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-seeking. calculating. expedient. interested. mercenary. number one. politic. sordid. utilitarian. self-seeker. profiteer.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dışarı atmak, ihraç etmek: Onu evden çıkardılar. Atı ahırdan, elbiseyi dolaptan, parayı kasadan İ1” karmak. 2. Çekmek, sökmek, yolmak: Diş, ağaç, kıl çıkarmak. 3. Göstermek, arzetmek, meydana veya birinin önüHe koymak: Kızı görücülere çıkarmak. çocukları nı çıkardı. 4. Yükseltmek, yukarı iletmek, kaldırmak: Kendisi üst kata çıkardılar. Şunu yukarı çıkar. 5. Hulâsasını, özünü veya suyunu almak, istihsal etmek: Menekşenin suyunu, sütün yağını çıkarmak. 6. İcat etmek: Ziraat için birçok makineler çıkarmışlar. 7. Neşretmek, yaymak, intişar ettirmek: Filân pek faydalı bir kitap çıkardı. 8. Peyda etmek, ittihaz eylemek: O, bir Adet çıkardı. 9. Netice almak. Osm. istintâc, istinbât etmek: Bundan ne çıkarıyorsunuz? 10. Hasıl etmek, yetiştirmek, vermek: Anadolu çok zahire çıkarabilir. Arabistan, dünyanın en güzel atlarını çıkarır. Uşak, güzel halılar çıkarır. 11. Vücuda getirmek, yetiştirmek: Bu mektep çok meşhur Alimler çıkarmıştır. 12. Okumak, sökmek, halletmek: Bu yazıyı çıkaramadım. 13. Soymak, kaldırmak: Şapkasını, esvabını, çizmesini çıkardı. 14. Uğramak, tutulmak: Çiçek, kızamık çıkarmak. Acı çıkarmak = 1. intikam almak. 2. Zararını çı karmak: Bu işte zarar ettim, ama yakın da acısını çıkarırım. Ekmeğini çıkarmak = Yiyeceğini kazanmak, geçinecek iş bulmak. Ekmeğini taştan çıkarmak = Çok çalışarak hayatını kazanmak. Elden çıkarmak = 1. Satmak. 2. Kaybetmek. Oyun çıkarmak = Oyun bulmak, icat etmek. İş çıkarmak = Mesele ve güçlük meydana getirmek. Baştan çıkarmak — Azdırmak. Piliç çıkarmak = (tavuk) Yumurtadan civciv istihsal etmek. Diş çıkarmak = 1. Çocuk diş peydâ etmek. 2. Çürük veya ağrıyan dişi çekmek. Dil çıkarmak = Alay etmek. Zevkini çıkarmak = Safasını sürmek, lezzetini tatmak. Ses çıkarmamak = Razı olmak. Su çıkarmak — Kuyu veya dereden su doldurmak. Taş çıkarmak = Galip gelmek, üste çıkmak. Kokusunu çıkarmak = Beceremeyip zora sarmak. Göz çıkarmak = Kör etmek ve mec. Bozmak, berbat etmek. Mânâ çıkarmak = MAnâ vermek, bir söz veya işten maksadın ne olduğunu anamak. Yanlış çıkarmak = Yanlış bulup düzeltmek. Böcek çıkarmak = İpek böceği beslemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dislocation. dislocated. out of joint. protruding. projecting. projection. salient part. protuberant.

Sağlık Bilgisi

Kemiklerden herhangi birinin oynak yerinden kısmen veya tamamen ayrılmasına çıkık denir. Bu durumda yapılacak ilk iş doktora gitmektir. Sonra aşağıdaki reçetelerden herhangi biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sığır kıyması, karabiber.

Hazırlanışı : 250 gram sığır kıymasına, 2 çorba kaşığı toz kara biber ekilip, yoğrulur. Sonra temiz bir sargı bezine yayılıp, çıkığın üzerine sıkıca sarılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection. protrusion. outgrowth. overhang. jut. bulge. foreland. ledge. offset. process. prominence. promontory. protuberance. raise. ridge. salience. saliency. spur. style. stylus. tab.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckle. bump. flange. projection. prominence. protrusion. protuberance. marginal note çıkma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nosing. projection. protuberance. snag. promontory. salient part. marginal part. bay. ledge. notch. screening. rummage goods. rummage. cutting. refuse. waste. outcrop. waste product. dross. chip. waste material. trimming. trash. scrap. scraping. tailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

go bananas. go crazy. go mad. go nuts. be nuts. go berserker. loose one's senses. be out of one's senses. flip. flip out. rave.

Türkçe Sözlük

(i.). Yerle beraber ufak bir bitkinin verdiği pek lezzetli ve güzel kokulu maruf meyve ki, çeşitleri olur: Dağ çileği = Bunun yabanisi (lezzet ve kokuca hepsinden üstündür). Firenk çileği = İri taneli, mayhoşçası. Çilek fidanı, çilek kökü, çilek tarlası, çilek reçeli, çilek şurubu, çilek dondurması. Ağaç çileği = Şeklen çileğe ve duta benzer olup küçük bir ağaç üzerinde hasıl olan kırmızı ve güzel rayihalı bir meyve, ahududu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crazy. mad. insane. lunatic. raving. wild. berserk. bonkers. crackpot. crazed. delirious. demented. demon. demoniac. distracted. foolhardy. frenetic. frenzied. kooky. maniacal. phrenetic. possessed. rip-roaring. ripsnorter. scatty. moonstruck. lunati.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crazy. mad. insane. lunatic. raving. wild. berserk. bonkers. crackpot. crazed. delirious. demented. demon. demoniac. distracted. foolhardy. frenetic. frenzied. kooky. maniacal. phrenetic. possessed. rip-roaring. ripsnorter. scatty. moonstruck. lunati. amo

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dilberce hareket, naz: Cilve tabiî olduğu vakit ne kadar tatlı ise yapmacık olduğu vakit de o kadar soğuk ve tatsız olur. 2. Güzel bir surette ortaya çıkmak: Şöyle bir hâl-i cilve-nümâ oldu. 3. Tecelli: Cilv»-i rabbâniyye = Tanrı’nın tecellisi (Arapça’da gelinin damada ilk görünmesi ve damadın geline yüz görümlüğü vermesi mânâlarıyle kullanılıp, her ne kadar münasebet açıksa da, dilimizdeki kullanılış yeri büsbütün başkadır).

Türkçe Sözlük

(I. F. çînber = buruşukları gideren). Çulhaların dokudukları bezi gerip düzeltmek için kullandıkları Alet ki, iki ucu tırnaklı yassı bir demir sopadan ibarettir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mean. ungenerous. close-fisted. stingy. cheeseparing. pinchpenny. hard-fisted. chary. churlish. close. costive. illiberal. mangy. measly. near. niggard. parsimonious. penurious. scrimp. scrimpy. scrooge. shabby. skimp. skimpy. skinny. sordid. spare.

Türkçe - İngilizce Sözlük

miser. chary. cheese paring. close. close fisted. close hand. costive. hard. hard- fisted. illiberal. mean. moneygrubber. narrow. niggardly. parsimonious. penny pinching. penurious. spare. stingy. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;. tight-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insanity. madness. aberration. frenzy. lunacy. mania. mental aberration. possession.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire çember, halka; bu şekildeki herhangi bir cisim; ring, meydan; etki sahası; devir: hale; muhit, grup; (coğr). paralel dairesi; (astr). gök cisimlerinin yörüngesi; gök cisimlerinin kendi etraflarında dönmeleri. great circle (coğr). büyük dair

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafına çizgi çizmek, daire içine almak; sınırlamak; çemberlemek; (geom). bir şeklin etrafına diğer bir şekil çizmek.

Türkçe Sözlük

Çok zehirli, gümüş rengi sıvı formunda bulunan bir ağır metal. Oda sıcaklığında sıvı halde olan tek metaldir. Buharları çok zehirlidir. Hafıza zayıflığına, baş ağrısına ve sinir hastalıklarına neden olur. Doğada cıva, insana zarar vermeyen istikrarlı bileşikler içinde görülür. İnsanoğlu 3500 yıldan beri endüstriyel ve tarımsal amaçlarla cıvayı kullanmaya çalışmaktadır. Cıva mantar öldürmede de kullanılır. Cıva bileşikleri tarım ve kağıt endüstrisinde, plastik, pil, boya sanayiinde kullanılmaktadır. Kömür ve petrol gibi fosil yakıtlarının kullanımı, madencilik, metalürji, çelik ve çimento üretimi de cıvanın ortaya çıkmasına yol açar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dash. line. ruling. score. streak. stripe. scratch. scar. furrow. stave. ridge. marking gauge. marking awl. bar. asymptote. hack. figure. drill. drawing. linear. reglet. drawing point. scribe block. scribe compass. scribe awl. cutting rule. scriber. strok

Türkçe Sözlük

—Cl (e.) (katıldığı kelimenin ince veya kalın heceli olmasına göre i harfi ince veya kalın okunur). İsimlere ve asıl fiile eklenip yapan ve satan mânâsını ifade eder: Avcı = Av avlayan. Balıkçı = Balık tutan. Ekmekçi = Ekmek yapan ve satan. Satıcı = Sokakta öte beri gezdirip satan adam. Bileyici = Bıçak vesaire bileyen adam. (Her fiil köküne «ci» edatı ilâve olunamayacağından, meselâ «olmak» ten «olucu» demek ve her Arapça ism-i fâili bu edatla tercüme etmek imkânsızdır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözle görülmeyen şeyleri görme kudreti; basiret; başkalannın zihninden geçenleri okuma hassası, gaipten haber verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). garipten haber veren, gözle görülmeyen şeyleri gören; (i). bu hassaları haiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tırmanmak, güçlükle tırmanmak; clamberer (i). el ve ayakla tırmanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açıklık, vuzuh, berraklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açık, aydınlık vazıh; parlak, berrak; şeffaf, saydam; net; kati, kesin; masum, temiz; sakin; açık (arazi vb); hudutsuz; takıntısız. clear conscience vicdan rahatllğı. clear-cut (s). keskin; açık ve seçik. clear evidence açık ve kesin ispatlayıcı de

Teknolojik Terim

Sony ClearVoice teknolojisi, konuşma frekansı aralığının ses seviyesini yükseltir; sonuç olarak konuşma sesleri çok daha berrak hale gelir.

Teknolojik Terim

Sony ClearVoice Plus teknolojisi, konuşma frekansı aralığının ses seviyesini yükseltir; sonuç olarak konuşma sesleri çok daha berrak hale gelir. Yavaş kayıt hızında bile hoparlörden çalınan ses mükemmelliğini korur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bulut; duman veya toz bulutu; leke. cloudburst (i). sağanak. cloud-capped (s). bulut ile kaplanmış (dağ tepesi). cloud chamber (fiz). buhar hücresi cloudland (i). hayal. in the clouds hayal aleminde dalgın. under a cloud şüpheli; dertli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). bilinç beraberliğindeki zihni süreçler.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı çöcök = körpe, yavru). 1. İnsan yavrusu: Erkek çocuk, kız çocuk. 2. Genç, delikanlı. Ar. fetâ: İyi çocuktur. 3. mec. Hoppa mizaçlı, aklı bir şeye ermeyen. Çoluk çocuk = Aile, ev halkı. 4. Bir ailenin yavrusu, evlât: Ali’nin iki çocuğu var. 5. Teklifsiz arkadaşlar arasında, erkek şahıs: Ahmet’i yirmi yıldır tanırım, iyi çocuktur. Çocuk aldırmak = Ana rahmindeki cenini ameliyatla aldırmak. Çocuk bahçesi = Çocukların oynaması ve hava alması için hazırlanmış bahçe. Çocuk düşürmek = Çocuğu vaktinden önce ve ölü olarak doğurmak. Çocuğu olmak = Çocuğu doğmak. Çocuklar =’ Teklifsiz konuşmalarda «arkadaşlar!» demektir. Çocuk oyuncağı = Önem verilmeye değmeyen. Çocuk peydahlamak = Evli olmadan gebe kalmak. Çocuktan al haberi = Gizli tutulan bir şey çocukların rasgele söyledikleri bir sözle anlaşıldığı zaman söylenir. Çocuk yapmak = İsteyerek çocuk sahibi olmak. Çocuk yuvası = Çalışan kadınların iş saatlerinde küçük çocuklarını bıraktıkları bakımevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). katsayı, emsal: (s). beraber çalışan. coefficient of expansion genişleme katsayısı. coefficient of friction sürtünme katsayısı. differential coefficient turev -coele, -cele sonek oyuk (tıbbi terimlerde bedende oyuk anlamında kullanılır)

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karı koca olarak bir arada oturmak (gen. gayrimeşru şekilde), beraber yaşamak; eski aynı yerde oturmak. cohabitant (i). aynı yerde oturan kimse. cohabita'tion (i). bir arada yaşama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuaför, kadın berberi olan erkek.

Türkçe Sözlük

Enerji üretim sürecinde sadece elektrik enerjisini değil, aynı zamanda üretim süreci sırasında ortaya çıkan ısıyı da kullanmaya dayanan uygulama. Cojenerasyon, benzinin çok daha verimli ve ucuza kullanılmasını sağlar, yerel binaları ısıtmak için gerekli ısı miktarı düştüğünden, elektrik talebi de düşer. Türkçe birlikte üretim, beraber üretim de denmektedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

much. many. very. big. plenty. plentiful. good. fair. like hell. deadly. heavy. abounding. abundant. affluent. ample. countless. dead. exuberant. hearty. hell of. helluva. innumerable. lavish. multitudinous. numerous. piping. plenteous. precious. pro.

Türkçe - İngilizce Sözlük

much. many. very. big. plenty. plentiful. good. fair. like hell. deadly. heavy. abounding. abundant. affluent. ample. countless. dead. exuberant. hearty. hell of. helluva. innumerable. lavish. multitudinous. numerous. piping. plenteous. precious. pro. awf

Türkçe - İngilizce Sözlük

polygon. number polygon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. a large number of. majority. amplitude. host. mass. muchness. multiplicity. overmeasure. plenitude. plethora. plurality. quantity. surfeit.

Türkçe Sözlük

(i.). Kumluk ve susuz ova. Fars. beyâbân, Ar. beriyye: Gobi çölü, Arabistan çölü, susuz ve bitklsiz, kıraç: Çöl yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beraber çalışmak, işbirliği yapmak. eollabora'tion (i). beraber çalışma, işbirliği. eollaborator (i). beraber çalışan kimse, işbirliği yapan kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). Daima «çocuk» kelimesiyle beraber kullanılır: Çoluk çocuk = Ev halkı, eş ve çocuklar: Çoluk çocuk sahibi = Ev bark sahibi, aile sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Berenisin saçı takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yanma, tutuşma; (kim). ısı ve ışık veren oksitlenme. combustion chamber yanma hücresi, yanma haznesi. combustion furnace yanma fırını, yakım ocağı. combustion gases yakım gazları. combustion motor yakımlı motor. combustion period yanma süresi, yakım

Türkçe - İngilizce Sözlük

generous. bounteous. big-hearted. liberal. munificent. openhanded. bighearted. bountiful. flush. freehanded. freehearted. handsome. large handed. open handed. profuse. ungrudging. unsparing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounteous. chivalrous. free. generous. handsome. liberal. munificent. openhearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

generous. liberal. munificent. bounteous. bountiful. charitable. free. free handed. good. handsome. princely. profuse. propitious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberally. with open hands.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounty. generosity. liberality. munificence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

generosity. liberality. munificence. benevolence. bounty. chivalry. largesse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ticaret, iş, alım satım; toplumsal ilişkiler; cinsel ilişki. chamber of commerce ticaret odası. domestic commerce iç ticaret. foreign commerce dış ticaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avrupa otellerinde veya hükumet dairelerinde hizmet eden uşak veya haberci; ingiltere'de kapıcılık vb. işlerde bulunan görevli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). genel park veya otlak, halkın ortak malı olan yer, meydan; (huk). bir kimsenin başkasının toprak veya suyu üzerinde hak iddia etmesi. in common müştereken, beraber, birlikte, ortaklaşa. in common with ile ortak olarak. out of the common fevkalade, a

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ifade etmek, anlatmak; nakletmek; meramını anlatmak; muhabere etmek, haberleşmek; bulaştırmak; aralannda bağlantı olmak; bildirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haberleşme; ulaşım; ulaştırma; bağlantı irtibat; haber, mektup. Minister of Communications Ulaştırma Bakanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). arkadaş, yoldaş, ahbap; eş; elkitabı, rehber; (astr). kendisinden daha parlak bir yıldıza çok yakın olan ikinci bir yıldız; (f). arkadaşlık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). grup; misafir grubu; misafir; şirket, kumpanya, ortaklık; beraberindekiler, arkadaşlar; eşlik, refakat, arkadaşlık; tiyatro oyuncu topluluğu; (ask). bölük; (den). mürettebat tayfa. company manners görgü kurallarına uygun davranışlar. company store bi

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karmaşık; çapraşık, muğlak; bileşik, mürekkep, birkaç elemandan meydana gelmiş; karışık, birbirine eşit olmayan elemanlardan meydana gelmiş. complex number karmaşık sayı. complexity (i). müşkuüât, güçlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öntakı ile, beraber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). beraber büyüme, birleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tuz, biber, hardal, salça gibi) yemeğe çeşni veren şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., at veya in ile suç işlenmesine göz yummak, görmezlikten gelmek; gizlice anlaşmak, suç ortağı olmak. We connived together in the plot. Komployu beraber hazırladık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). tarafların rızasıyla gayri resmi surette akdedilmiş (mukavele); (biyol). bilinçli hareketlerin uyardığı içgüdüsel ve tepkisel hareketleri belirten; (psik). his veya şuurla beraber giden gayri ihtiyari (hareket).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ortak, müşterek, beraber çalışan; (i). arkadaş, ortak, refik. consocia'tion (i). beraber çalışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). danışmak, baş vurmak, müracaat etmek, sormak; göz önünde tutmak, hesaba katmak; istişare etmek. consultant (i). müşavir, danışman, rehber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bağışlamak, teberru etmek, iane vermek; katkıda bulunmak. contribute to yardım etmek, iştirak etmek; (gazeteye) yazı vermek. contributor (i). veren kimse, yardım eden kimse, katkıda bulunan kimse; dergi veya gazeteye yazı yazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). berelemek, ezmek. contusion (i). ezik, bere, çürük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). konvoyu korumak; rehberlik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). pişirmek, pişmek; tahrif etmek; (k.dili). üzerinde oynamak (hesaplar), (argo). suya düşürmek. cook up (k.dili). pişirmek; hazırlamak, uydurmak. cook one's goose mahvına sebep olmak. What's cooking ? (k.dili). Ne dolaplar dönüyor? Ne haber? Ne

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beraber çalışmak, işbirliği yapmak. coopera'tion (i). birlikte çaIışma, işbirliği.

Türkçe Sözlük

(i). 1. Saman, ot vs. parçacığı: Gözüme bir çöp kaçtı. 2. Değnek, tahta vs. parçası: Bir çöple karıştırmalı. 3. Süprüntü: Dökülecek çöp var mı? Çöp atlamaz = Teferruata düşkün, meraklı. Üzüm çöpü = Üzüm salkımının taneleri yendikten sonra kalan sapı. Çöpçatan = Mukadder, kısmet veren. Çörçöp = Öte beri, süprüntülük şeyler. Söndürme çöpü = Bir nevi çocuk oyunu. mec. Bir işi başından atmak, ehemmiyet vermemek. Nane çöpü = Pek zayıf adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bol, mebzul, çok, velut, bereketli. copiously (z). mebzulen.

Türkçe Sözlük

(I.). Çoraniko, çobaniko = Hep beraber, kapı kapamaca.

Türkçe Sözlük

(i.). Çakmaklı topun zemberek ipi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (s). mantar, tıpa; (f). mantarla kapamak tıpalamak; (ABD). kömürleşmiş mantarla siyahlaştırmak; (s). mantardan yapılmış. cork oak dış kabuğundan şişe mantarı yapılan bir cins meşe ağacı, sezü, (bot). Quercus suber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). peygamber çiçeği, (bot). Centaurea cyanus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uymak, uygun gelmek, tekabül etmek, karşılamak; benzemek. correspond to tekabül etmek, benzemek. correspond with mektuplaşmak muhabere etmek, haberleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tekabül, uygunluk; mektuplar, mektuplaşma, yazışma muhabere.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yerini tutan; mektuplaşan, muhabere eden. correspondingly (z). mukabil olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enthusiasm. excitement. exuberance. ebullition. ecstasy. abandon. effervescence. elation. furor. furore. glow. gush. exuberancy. rave. rhapsody. spring tide. temperament. yeast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ecstasy. emotion. euphoria. fervour. flurry. high. kick. verve. exuberance. vigour. ebullience. enthusiasm. fervor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ardent. bubbly. enthusiastic. vigorous. exuberant. ebullient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebullient. exuberant. exultant. fervent. frenzied. full. hysterical. impassioned. impetuous. lyrical. zealous. enthusiastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exult. flip. simmer. to get carried away. to become exuberant. to get enthusiastic. to brim over. to bubble over. to effervesce. to become violent. to rise.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Fransız asıllı fakat Louisiana'da doğmuş kimse; Louisiana'da konuşulan Fransızca; ispanyol asıllı olup Karaib adalarında doğup yaşayan kimse, bu kimselerin konuştuğu ispanyolca; (s)., (k.h). melez; biber ile domates ve soğanlı sosla pişirilmi

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krep; (bak). crape. crepe de Chine krepdöşin. crepe paper krepon kâğıdı. crepe rubber krepsol, ayakkabı tabanı için kullanılan tırtıklı Lastik. crepes suzette (ahçı). krep suzet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert kumaştan yapılmış kabank etekli kadın elbisesi; eski zamanlarda giyilen tel çemberli etek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ürün, mahsul, ekin, rekolte; (zool). kursak, havsala; binici kırbacı. crop rotationher yıl değişik ekin ekerek toprağın bereketini koruma. cream of the crop bir şeyin en âlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kristal, billur; şeffaf şey; kol saati camı; (s). billur gibi, şeffaf, berrak. crystal ball billur küre. crystal gazing billur küre ile fal bakma. crystal glass parlak ve şeffaf cam. crystal set kristal ile çalışan radyo alıcısı. crystal syste

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kübabe, (bot). Piper cubeba; Hint biberi tohumu; bu tohumdan yapılan (s). ve ilâç olarak kullanılan bir sigara.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. gad. pipe. ramrod. stripe. switch. staff. stick shoot. twig. fillet. tube. rib. strip. batten. bead. yard. beam. boom. cane. member. tige. rammer. rail. spindle. spline. link. linkage. needle. lath. picket. dent. stave. stick. wand. wattle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hıyar, salatalık, (bot). Cucumis sativus. cool as a cucumber kendine hakim, soğukkanlı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cümel). t. MecmO, top, birikmiş miktar, miktar veya toplu meblâğ. 2. Bütün, hep, cemî: Cümle dostlar geldi; cümlemiz orada idik. 3. Mânâ ifade edecek kadar kelimeden mürekkep söz ki, dilimizde bir fiil ile bir veya birkaç isimden mürekkep olur. Arapça’da «cümle-i ismiyye (isim cümlesi)» ve «cümle-i fiiliyye (fiil cümlesi)» olarak ikiye ayrılır. Birincisi «mübtedâ» ve «haber» namlarıyle iki isimden mürekkeptir: Cümle-i ibtidâiyye, cümle-i şartıyye, cümle-l mOterize vesaire. 4. (astronomi). Güneş İle etrafındaki seyyarelerden ve onların peyklerinden mürekkep takım ve hey’et, güneş sistemi: Cümle-i şems. Cümle-i kevkebiyye = On iki burç gibi bir şekil ve suret gösteren sabit yıldızlar topluluğu ki her biri bir hayvan veya maddeye benzetilerek onun ismiyle adlandırılır. Bilcümle, hep, bütün, tekmil. Fil-cümle = Elhâsıl, hülâsa-i kelâm. Ezcümle, ez’an-cümle = Cümleden biri. Cümei-i hikemiyye = Vaiz, nasihat ve hakikata ait hakimâne sözler, atasözleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of a junta. junta member.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Copper Units of Pressure In this pressure measuring technique a hole is drilled in the chamber and a piston fitted that presses on a calibrated copper slug The whole assembly is held in place with a yolk When the cartridge is fired the piston presses on t

Türkçe - İngilizce Sözlük

boldness. courage. insolence. imprudence. cheek. face. forwardness. front. hardihood. liberty. nerve. presumption. venture.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tedavülde olan, geçerli; hali hazırdaki; şimdiki zamana ait, revaçta olan, tutulan. (moda). current account cari hesap. current events gazete haberleri. current expenses günlük masraflar, günlük giderler. current history bugünün tarihi. currently (z

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). curry powder ile pişirilmiş et veya pilav. curry powder Hint mutfağında kullanılan biberli karışık baharat.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Rutubetli bir yerde durmaktan lifleri tutmaz olup sulanmış ve kokmuş: Çürük meyve, çürük tahta. 2. İtibara değmez, reddedilmiş: Çürük söz, çürük delil, çürük dâvâ. 3. Güvenilmeyecek, sağlam ve emin olmayan. 4. Geri alınması, ümitsiz, batak: Bu senetler çürük. Alacaklarının çoğu çürüktür, mec. Çürük tahta = Tehlike, muhâtara: Ben çürük tahtaya basmam. Çürük çarık = Kıymetsiz, işe yaramıyacak halde. 5. Bere, berelenmiş yer: Kolunda bir çürüğü var. Kavunun çürüğünü ayıklamak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş yerde durmaktan lifleri bozulup tutmaz olmak ve yu muşayıp kokmak. Osm. tefessüh etmek: Bu meyveler çürüdü, bu direkler çürümüş. 2 Berelenmek, morarmak, zedelenmek: Vücu du yer yer çürümüş. 3. Müdafaaya c memek, işe yaramaz hale gelmek: Bizim dâvâmız çürüdü. 4. Sıkıntılı bir yerde çok durmaktan bitmek ve harap olmak: Hapishanede çürüdü. 5. itibardan düşmek. 6 Tahsil ve geri alınması imkânsız olmak batmak: O adama verdiğimiz para çürüdü

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eli ve ayağı çabuk, hareketli, tetik (aynı mânâda olan «çâlâk» ile beraber kullanılır): Cüst ü çâlâk bir genç idi.

Teknolojik Terim

Cyber-shot®, yüksek kaliteli fotoğraf makineleridir. Fotoğrafların yanı sıra hareketli görüntüler ve ses de kaydedilebilir. Kayıt ortamı olarak Memory Stick™ kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sibernetik, kibernetik, ayarlama-yönleme bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). December, Department, Deus Doctor, Dutch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Direct agglutination. A service providing telephone numbers over the phone when one might not have access to a phone book, or when a number is not yet published.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deferred DX DefaultedSix consecutive payments. -- Long Range Aviation, Russian AF command in charge of strategic bombers DACT - Dissimilar Air CombaT DARPA - Defense Advanced Research Projects Agency DEW - Distant Early Warning DFC - -- air force decorati

Türkçe - İngilizce Sözlük

Directory Assistance Phone Number Lookup Service.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Destination Agent The Mover that your Booking Member has decide will service your moving needs at the destination residence. dark adaptation DR diabetic retinopathy. departure approved.

Türkçe Sözlük

(1. A.) (c. devâb). Hayvan, yük ve binek hayvanı. Dabbet-ül-arz = Kıyamette deccâl ile beraber ortaya çıkacağına inanılan hayvan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alpinist. climber. mountaineer. cragsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

climber. mountaineer. mountain climber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountaineer. mountain climber. alpinist.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Saçmak, ayırmak ve perişan etmek: Bu kâğıtları odanın içinde kim dağıttı? 2. Tevzi ve taksim etmek, bölüştürmek, ayrı ayrı vermek: Aşure dağıtıyorlar, gazeteleri müvezziler dağıtır. 3. Öteye beriye püskürtüp defetmek: Rüzgâr bulutlan dağıttı: Ağız dağıtmak = Terbiyesizcesine fena sözler söylemek: Ağzını pek dağıtıyor. Ağzını, burnunu dağıtmak = Pek fena döğmek.

Teknolojik Terim

Dijital fotoğraf makinelerinin artık yedek saklama çözümü sağlamak için dahili bir belleği vardır. Birçok Cyber-shot fotoğraf makinelerinde bellek boyutu en az 32MB’dir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. duhât). Harikulâde zihin, zekâ ve anlayış sahibi: Ibni Sinâ bir dâhî, bir dâhiye idi; Muâviye Araplar’ın dâhîyelerinden idi (Fransızlar’ın «génie» kelimesiyle ifade ettikleri mânâ için bu kelime zarûrîdir. Masdar olan «dehâ» kelimesinin sıfat olarak bu mânâ ile kullanılması hatadır. Ganî vezninde dahî ise Arapça’da bu mânâ ile kullanılıyorsa da, dilimizde yerleşmemiştir. Bununla beraber bugün dehâ kelimesi galat olarak dilimize tamamen yerleşmiştir).

Türkçe Sözlük

(DAİRE) (i. A. «devr» den) (c. devâir). T. Bir merkezî noktayı az, çok uzaktan çevirip her yeri merkezden aynı uzaklıkta bulunan eğri. Bu çizginin içinde kalan yuvarlak yer ki, kürenin yüzey resmi hükmündedir. 3. Büyük bir apartman vesair binanın bölündüğü kısımların beheri: Her biri birkaç oda vs. den mürekkeptir: Misafirhanede bir daire kiraladı. 4. Devlet idare eden şubelerin beheri ve beherinin kalem, meclis vesairesini içine alan binaları: Başbakanlık, maliye, millî eğitim dairesi. Devâlr-i hükümet = Hükümet daireleri. 5. Belediye şubelerinin beheri, bir büyük şehrin her kısmının belediyesi: Belediye dairesi, birinci, ikinci daire, daire Amirleri. 6. Bir resmî idarenin yönettiği yer: Konya vilâyetinin dairesi pek geniştir, orası kazamızın dairesinin dışındadır. 7. Büyük ev, konak: Filânın dairesi büyüktür. Bu dairede beş, elti sofra çıkar, daire halkı. 8. mec. Bir mânevî emrin hükmünde bulunan yer: Filânı haddi daresine sokmak, edep ve terbiye dairesi içinde söz söylemek, (astronomi) DAlre-tüşşems = Güneş dairesi. Dâiret-ül-bürûc = Burçlar dairesi (Fr. 4cliptique) (tıp). Dâire-i iltihâbiyye = Bir çıban vesaire iltihabının uzandığı yer ki, bir daire teşkil eder (askerlik). Dâire-i te’sîr = (tesir evleri) Mermilerin ulaşabildiği uzaklık. Rub’ıdâire = Dairenin dörtte biri ki, bir dik açı teşkil edip dairenin kavsi bir açısının yerini tutar. Muhît-i daire = Daire-i çenberi. Nısıf daire =s Dairenin yarısı. Dâiro-I irtifâ, dâiret-üs-semâvât = Bir gök cismi ile rasat yapılan yerin tepe noktasından geçen daireler. Dâire-i tOl = TÜl dairesi, boylam çizgisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. circle. department. office. ring. round. apartment. flat. room. section. hall. administration. office building. ward. tenement. roundel. compartment. compass. studio. accomodation. area. bureau. chamber. circle chart. circuit. desk. hi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aşağıya varmak, batmak, toprak, su vesaire içine sokulmak: Kazma toprağın içine daldı. Havuzun içine daldım. 2. Habersiz ve izinsiz bir yere sokulmak: Kapıdan içeriye dalıverdi. 3. Hasta kendisini kaybedip dalgın yatmak: Şimdi biraz daldı. 4. Uykuya varmak: Biraz dalar dalmaz gelip uyandırdılar. 5. Derin bir fikir ve düşünceye varıp her şeyden habersiz olmak: Kendi kuruntularına dalmış, derin birtakım düşüncelere dalmış. 6. Bir işle meşgul olmak: Yeni işime öyle bir daldım ki, sormayın. 7. mec. Bilmediği bir işe girişmek. Dalıp çıkmak = (kandil fitili) Sönecek olup yine parlamak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bina örtüsü. Ar. sakf: Damın üstüne çıkmak. 2. Ustü damla örtülü ve bir, iki tarafı açık mahal. Sundurma: Hayvanları damın altına almak. 3. Hayvanları barındırmaya mahsus kapalı yer, ahır, kümes: Öküz damı. 4. Mahbes, hapishane, zindan. Damı aktarmak = Kiremitleri değiştirip onarmak. Damı almak = Binanın duvarların bitirip veya direklerini dikip damını kurmak, örtülmesi sırasını getirmek. Papucu dama atılmak = İtibardan düşmek; yerine bir diğeri makbul ve muteber tutulmak. Damdan düşmek = mec. Sırasız ve münasebetsiz lâkırdı söylemek: Damdan düşer gibi söyledi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. brand. mark. marker. seal. stamper. rubber stamp. signature seal. branding iron. bad name. stigma. punch. ink pad. marking. bit pad. marking bit. hallmark. earmark. stamping. score. datemark. die hammer. sign marker. monogram. label. identifica

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adjustment to suspension's shock absorbers Controls the speed of the suspension's response to a bump.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Master level Higher numbers are better See Figure 4.

Türkçe Sözlük

(mü. makbûze). Alınmış, alınan: Şu kadar lira makbuzum olmuştur, (i. A. c. makbûzât). Alınan veya alınmış para: Makbûzât defteri. Makbuz ilm’ihaberi, senedi = Alınan para vesairenin alındığını gösteren kâğıt veya senet (bu mânâda de galat olarak bugün dilimizde sadece «makbuz» şeklinde kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük

(i.). İnek yavrusu: Danasıyle beraber bir inek aldım. Dana eti, erkek, dişi dana (pek küçüğüne buzağı, danadan büyüğüne, erkek olursa tosun, dişi olursa düğe derler). Danabaş = Kalın kafalı. Danaburnu = Toprağın altında sebze vesair ekinlerin köklerini kesen irice başlı bir böcek. Anasıyla, danasıyle = Hepsi birden, bir ev halkının hepsi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisory. consultative. consultation. counsel. inquiry. advice. deliberation. information. information desk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisory. consultative. consultation. counsel. inquiry. advice. deliberation. information. information desk. reference.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consult. take one's advice. advise with. confer. debate. deliberate. turn to.

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) - Ben-i İsrail peygamberlerinden biri. “Tanrı benim yargıcımdır” anlamına gelir. İki tane Daniyal vardır: a) Babillilcre esir olmuş genç Daniyal, b) Hz.Nuh ile Hz.İbrahim arasında geçen zamanda yaşayan Daniyal.

Türkçe Sözlük

(ses taklidi kelime). «Kafasına dank etmek veya demek» deyiminde geçer. Çoktan beri anlayamadığı bir şeyi, daha çok bir hadisenin tesiriyle birdenbire kavrayıvermek.

Yer

Danzig 12.yüzyıldan beri Polonya ile Almanya arasında ihtilafa konu olmuştur, iki ülke de şehri kendi toprakları altına almak ister. Almanya Birinci Dünya Savaşı sonunda yenildiğinde ve özgür Polonya deklare edildiğinde, Versay Antlaşması’yla Danzig, nüfusunun %95’i Alman asıllı olmasına rağmen, “özgür şehir” olarak ilan edildi ve yetkisi Milletler Cemiyeti’ne verildi. Böylece Polonya’nın erişebileceği ve kullanacabileceği bir liman olacaktı. 1933’de, seçimler sonrası şehir parlementosunun büyük bir kısmı Nazilerden oluşuyordu. 1939’da, Polonya’nın Almanlar tarafından işgali ile, Danzig yeniden Almanya’ya katıldı. İkinci Dünya Savaşının sonunda ise, Gdansk adını alarak Polonya’ya bağlı bir şehir oldu. Şehirde bulunan Almanlar ise gitmeye zorlandılar. 1980’lerde şehir Solidarnosc hareketinin yuvası oldu. 1990’da ise şehirin Polonya’ya bağlı olduğu, resmen Almanlar tarafından kabul edildi. Danzig, tarihteki olayda yer almış önemli bir Avrupa şehridir. Aynı zamanda birçok büyük düşünürün de zaman zaman evi olmuştur.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İdama mahkûm olanları asmak için dikilen direk: Darağacı. Berdâr = Darağacına çekilmiş, maslûb, salbedilmiş, asılmış. Ber-dâr etmek = Asmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Harp, kavga (aynı mânâdaki «gîr» ile beraber kullanılır): Esnây-ı dârü gîrde = Kavga sırasında.

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow-minded. hidebound. illiberal.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karabibere benzer, lâkin uzun taneli maruf bahar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «darb» tan) (mü. dârıbe). 1. Döven, darbeden, dayak atan: Dârıb ile madrubu (dövüleni) tevkif ettiler. 2. Dört işlemden darp’ta (çarpma) bir sayının kaç defa tekrarlandığını gösteren rakam. Dirıb-ı müşterek = İki rakamı küsursuz vermek şartıyle çarpan rakam: Dirıb-ı müşterek-! ekber, dirıb-ı müşterek-i asgar = Bir rakamı aynı çarpma neticesini vermek şartıyle çarpan rakamların en büyüğü ve en küçüğü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital information or just information, depending on the context. 1 in the context of remote sensing, a computer file containing numbers which represent a remotely sensed image, and can be processed to display that image 2 a collection of numbers, string

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (i). sürmek, sıvamak, lekelemek, kirletmek; (i). harç, çamur, kireç lekesi; acemice yapılmış resim. dauber (i). acemi ressam.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ziyafete gitmeyi bildiren ve teklif eden, davetlilere davetli olduklarını haber veren adam: Filân zattan davetçi geldi.

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) Kendisine kitap olarak Zebur’un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur’an-ı Kerim’de 16 yerde ismi geç(Erkek İsmi) - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabi» den). İki tarafı deri ile kaplanmış, çomakla vurularak çalınır ve pek büyük ses çıkarır musiki vurma Aleti ki, bizim köylerde zurna ile beraber çalınır: Davul çalmak. Ramazan davulu = Ramazan gecelerinde bekçinin sokaklarda çaldığı davul. mec. Davul, zurna = Şenlik, şaşaa, gösteriş: Davul, zurna mı çaldıracağız? Davul zurna ile mi ilân edeceğiz? Davul çuhası = Kaba bir çeşit Avusturya çuhası. Davul derisi = Utanmaz, katı yüz: Adamın suratı davul derisinden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deformities Number of fish that are deformed.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öIüm, öIme, vefat; katil, ölüme sebebiyet veren şey. deathbed (i). ölüm döşeği. deathblow (i). öIdürücü darbe. death certificate ölüm ilmuhaberi, defin ruhsatı. deathcup (i). çok zehirli bir çeşit mantar, (bot). Amanita. death duty (ing). veraset ve

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilân etmek, beyan etmek, ifade etmek, ortadan söylemek, alenen söylemek; bildirmek, haber vermek; iddia etmek; ispat etmek. Well, I declare I Aman I Acayip !

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yeraltı işçisini hava basıncından kurtarmak. decompression chamber uçuşa hazırlık için normal basıncı azaltan kapalı hücre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossiper. flibbertigibbet. scandalmonger.

Türkçe Sözlük

(i. A. Türkçe’si: tef). Ekseriya Türk musikisi hânendelerinin elde tutup, parmaklarıyla çaldıkları musiki Aleti ki, bir tarafı deri İle kaplanmış ve aralarına birbirine çarpar pirinçten pullar takılmış tahtadan bir çenberden ibarettir. Ar. dâire. Daf çalmak = Defi fiskeleyip usûl vurarak ses çıkartmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Öteye itme, kakma, cezb ve celb’in zıddı: Gök cisimlerini yerli yerinde tutan cezb ve def kaidesidlr. 2. Savma, men, savuşturma: Bu ilâç sıtmayı def eder, öyle muzır bir adamı her yerden defederler. Olmak fiiliyle de kullanılır: Hele buradan defolup gitti. Hamdolsun baş ağrısı defoldu, defol, yıkıl, eksik oll 3. Verme, ödeme, sarf, harç (bu mânâ ile dilimizde masdarı az kullanılmıştır; ism-i mef’Ülü «medfûAt» kullanılır). 4. Ortadan kaldırma, imha etme, bertaraf etme: İhtiyaçlarını def etmek: Gaileyi def etti. 5. (hukuk) Davalı tarafından davacının davasını def edecek bir dava açılması. Def’-i hâcet = Abdest bozma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

time after time. over and over. again and again. time and again. numbers of times. times without numbers. tons of times. scores of times. for the nth time. for the umpteenth time. repeatedly. always. fast. heaps of times.

Türkçe - İngilizce Sözlük

time and again. on a number of occasions. again and again. at different times. dozens and dozens of time. plenty of times. on more scores than one.

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: tefeci). Çok yüksek faizle ötekine berikine gizlice borç para veren: Defeciye borcu vardır, (bk.) Tefeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarif, tanımlama, izah, tavsif; berraklık, vuzuh.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıymetli, pahalı: Zahire bu sene hayli değerlidir. 2. Kadir ve haysiyeti olan, mûteber, şerefli: Değerli adam. 3. Ehliyet ve kabiliyet sahibi, elinden iş gelir: Değerli bir memurdur.

Türkçe Sözlük

(i.) (döner ve çarh demek olan «teker» den). 1. Buğday vesaireyi öğütmeye mahsus Alet ve makine ki, çeşitleri olup en tanınmışı, su, yel ve kol ila döneni ve sonraları icat olunan, buhar ve mazotla işleyenleridir. Bunlara bir zamanlar yanlış tâbirle «fabrika» denmiştir. har, hayvan, su, yel değirmeni. Değirmen deresi = Değirmen suyunun yolu Değirmen taşı = Değirmen tekerleği 2. Elde döndürülerek kavrulmuş kahve ve karabiber vesaireyi toza çevirmeye yarayan Alet: Kahve, biber değirmeni. 3. Zeytin vesaireyi ezip suyunu almaya mahsus makine, pres: Zeytin değirmeni.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağız. Engüştber-dehân = Parmağı ağzında, hayrette, şaşkın, şaşıp kalmış.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ezber okuma, hatırlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vahyi inkar etmekle beraber Allahın varlığına inanma, deizm; bu itikadın mezhebi felsefesi; dinitabii deist (i). bu itikadı kabul eden kimse. deistic (s). bu itikada ait.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yol gösterme, kılavuzluk, rehberlik: Bana filân zatın yanına kadar delâlet etmenizi rica ederim. 2. Delil ve alâmet olma, gösterme, İmâ: Bu sözü, şuurunun yerinde olmadığına delâlet ediyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasti, önceden düşünülmüş,mahsus ; düşünceli, ihtiyatlı, tedbirli, telaşsız, aklı başında, ağır. deliberately (z). kasten, düşünerek, mahsus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek, ölçünmek, üzerinde durmak, tartmak, mütalaa etmek, istişare etmek. delibera'tion (i). üzerinde düşünme, kafa yorma, mütalaa; müzakere; tartışma; karar vermekte ihtiyat. deliberative (s). düşünceli, ihtiyatlı; düşünen, müzakere eden, kara

Türkçe Sözlük

(I. A. «delâlet» ten smüş.) (c. delâil, edille, edlâ). 1. Kılavuz, rehber, yol gösterici: Çölde yol bulmak için delile İhtiyaç vardır (bu mânâ ile üçüncü cem’i gelirse de dilimizde az kullanılmıştır). 2. Bir davayı ispata yarayan şey, senet, burhan: Bu davaya bir delil getirmeli. Bunu ispat için deliliniz var mıdır? Davasını kuvvetli delillerle ispat etti. Irld-ı edille = belliler gösterme. 3. Nişan, alâmet: Bu söz, akıl ve zekâsına delildir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دليل] kanıt. 2.rehber. 3.şahit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eski Yunanistan'daki Delfi'yle ilgili; Delfi mabedinin gaipten haber veren kâhinine ait; muğlak, meçhul, anlaşılmaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital Elevation Model See digital terrain model. digital elevation model - This term is used very generally to describe a great variety of terrain files and file formats There are also a number of mutually incompatible file formats that use the dem file

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinde tren katarının yürüdüğü paralel iki raydan meydana gelen yol (demirden yol mânâsıyle sıfat olduğundan «demiryol» demek lâzımdır, izafetle «demiryolu» demek yanlıştır. Bununla beraber, şimdi bu şekil kullanılmaktadır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). seferberliğin bitmesi, asker terhisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A heavy twill fabric made with cotton and other fibers woven with white and colored threads. a 3/1 warp-faced twill fabric made from a yarn-dyed warp and an undyed weft yarn Traditionally, the warp yarn was indigo-dyed. a firm 2 x 1 or 3 x 1 twill-weave f

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir türlü, bir çeşit: Ne denli? Ne türlü? Nasıl? 2. Bir miktar ve derecede olan: Ne denli = Ne miktarda, ne derecede, ne kadar? 3. itinalı, dikkatli, mûtenâ. Sayılır, itibarlı, mûteber (şimdi kullanılmıyor).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ihbar etmek, haber vermek, ifşa etmek; mukavele veya anlaşmanın fesholunacağını haber vermek; suçlamak, itham etmek, bir kimsenin kusurlarını açığa vurmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spike. depository. depot. magazine. storehouse. tank. warehouse. store. can. canister. jerrycan. reservoir. storage tank. storage room. yard. bin. garner. pack house. chamber. stock room. hopper. silo. security. deposit. garage. repertory. standpipe. chan

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İki dağ arasındaki uzun çukur, vadi: O uzun derelerde binlerce koyun otlar. 2. Yalnız kışın akar küçük çay: Derede su içmek. Dereotu = Bir çeşit bitki ki, salataya konur. Derebeyi = Vaktiyle birkaç köye hükmü geçen nüfuzlu adam, feodal. Dere tepe = Düz olmayan yer, engebe. Dereden tepeden = Öteden beriden. Bin dereden su getirmek = Bahaneler söylemek. Sokak, dam deresi == Yağmur sularının akmasına mahsus çukurca yer.

Türkçe Sözlük

(I.). Toplama, devşirme. Ar. cem’, tahşîd, Iktitâf. Öteden beriden toplanıp bir yere getirilmiş. Derme çatma = 1. Öteden beriden devşirilip çatıştırılmış çalı çırpıdan ibaret: Derme çatma ev. 2. Öteden beriden toplanmış intizamsız topluluk, derentl, devşirme: Onun askeri hep derme çatma İdi.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Feyzi, bereketi, lûtfu deniz gibi sonsuz olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., edat nefret, kin, garez; edat -e rağmen. in despite of -e rağmen, bununla beraber, yine de; karşı koyarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). harap etmek, mahvetmek, yıkmak; yok etmek, imha etmek, vücudunu ortadan kaldırmak, öIdürmek; iptal etmek, bertaraf etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sum of a series of products of several numbers, these products being formed according to certain specified laws A mark or attribute, attached to the subject or predicate, narrowing the extent of both, but rendering them more definite and precise. a de

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., iskambil ikili; zarda dü; teniste düs, berabere; (k).dili kör talih, kör şeytan. deuce of a time sıkıntılı zaman. deuce point tavlada dü hanesi. the deuce melun; şeytan; aman, deme! Who the deuce is he? Bu herif de kim ?

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kilisece sonradan veya ikinci derecede muteber sayılan mukaddes kitaplara ait.

Türkçe Sözlük

(DEVAM) (i. A.). I. Daim olma, sürme, kesilmeme: Ömrün devamı. İki günden beri yağmur devam ediyor. Zelzele beş saniye devam etti. Burada bu sıcak çok devam etmez. 2. Sebat, devamlı şekilde uğraşma: İnsan mesleğinde devam etmelidir. Her iş elinden gelir, lâkin devamı yoktur. 3. Bir göreve veya bir işe girme ve gidip gelme: Oğlunuz nereye devam ediyor? Filân kaleme, falan daireye devam ediyor. Kumara, ava, tiyatroya devam ettiğini işittim. Ber-devim = Devam eden, kesilmeyen. Osm. gayrı munkati: Aklbeti berdevâm olsun I Aleddevim = Mütemadiyen, aralıksız, fâsılasız, bilâfasıla, dalma, bir düzüye: Aleddevâm okumakla meşguldür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yemeği çok biber ve baharatla hazırlamak veya kızartmak; makinada ezip parçalamak (paçavra); (k).dili canını sıkmak, üzmek. deviled ham bir çeşit ezme jambon, krakova.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplama, Ar. cem’. 2. Katlama, sarma. 3. Öteden beriden toplanmış düzensiz asker: Devşirme askeri (bu dördüncü mânâ ile sıfat gibi c(,e kullanıIıp «devşirme asker» denir. Yeniçerilik zamanında ise, farklı mânâsı vardı. Belirli kanunlara göre yeniçeri olmak üzere acemioğlanı yazılan gençlere devşirme denirdi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çiy, şebnem; gençliğin baharı ; (f). çiyle ıslatmak. dewberry (i). böğürtlen, (bot). Rubus caesius. dewdrop (i). çiy damlası. dew point çiy düşmesi için gerekli ısı derecesi. dewworm (i). solucan. mountain dew kaçak imal edilen viski, alkoll

Türkçe - İngilizce Sözlük

alert. attentive. careful. cautious. chary. circumspect. conservative. deliberate. diligent. diplomatic. exact. intent. meticulous. minute. painstaking. punctilious. rigorous. scrupulous. sedulous. strict. studious. watchful. assiduous. regardful. close.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strut. perpendicular. pale. post. prop. upright. poppet. pillar. stilt. mollion. vertical member. corner post. normal. jamp. fixing. mounting. stud. tree. mast. derrick. erecting. erection. pitching. stave. planting. sewing. tailoring. stitching. seaming.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâsten = donanmak). Gönlü süsleyen yani hoşlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâm = rahat). Gönül rahatı, gönlü rahatlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Avîhten = asılmak). Gönlün asıldığı; gönlü kendine bağlı tutan, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, mürde = ölü) (c. dil-mürdegân). Kalbi ölü, mânevi tesirlerden habersiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, rübûden = kapmak). Gönül kapan, gönül alan, herkesi kendisine bağlayıp Aşık eden, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük

(DİL-BER) (i. F. dil = gönül, berden = götürmek). Gönül alan, gönül çeken, güzel, sevilen, sevgili.

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-ber). Dilberler, güzeller.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevilen kimseye yakışır surette: Dilberâne bir yürüyüşü vardır.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dilberler, güzell(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilberlik, güzellik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that controls levels of light by varying the electric current. a device in the electrical circuit used for varying the brightness of lamps in a lighting installation Dimming controls are ideal for any number of rooms because they allow you to cha

Türkçe - İngilizce Sözlük

Document Identification Number DOJ: Department of Justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

listener. hearer. member of the audience.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). rehber, nizamname; Fransız ihtilalinde Cumhuriyet Hükümetini idare eden beşler heyeti; (huk). açıklayıcı hüküm; (s). idare eden, istişareye ait.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Öteden beriden derilip devşirllmiş Adi şeyler, derme çatma şey. 2. Öteden beriden devşirilmiş gayri muntazam ve işe yaramaz asker.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı tirig). 1. Canlı, Osm. berhayat. Ar. hay, Fars. zinde: Bu hindiyi diri mi, yoksa kesilmiş mi aldınız? 2. mec. İyi pişmemiş, çiğ: Bu et pek diridir, pilâvın taneleri diri kalmış. 3. Sert; diri söz. 4. Kuvvetli, canlı, uyanık: Diri bir delikanlıdır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Canlanmak, hayata gelmek: Mahşerde ölüler dirlecektir. 2. (pörsük şey) Sertleşmek, katılaşmak: Bu çiçekler artık dirilmez. 3. mec. Kuvvet ve tazelik kazanmak, cesaret almak, canlanmak, taze hayat bulmak: Bu haberi alınca dirildi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). silahsızlandırmak, silahtan tecrit etmek, silâhını almak; zararsız hale getirmek; şüpheyi bertaraf etmek, dost kazanmak; (ask). silâhını elinden almak; silahları bırakmak; bir memleketin silahlı kuvvetlerinin sayısını azaltmak veya sınırlamak. di

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). açmak, ifşa etmek; keşfetmek, göstermek, izhar etmek. disclosure (i). açma, ifşa etme, söyleme; ifşa olunan şey, ifşaat, haber.

Türkçe Sözlük

(i.). Dişisi olan: Erkekli dişili = Kadın, erkek beraber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). parçalamak, uzuvları bedenden ayırmak. dismemberment (i). parçalama, parçalanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). işten çıkarmak; yol vermek, gitmesine müsaade etmek; azletmek; bertaraf etmek, defetmek bırakmak; (huk). davayı reddetmek. dismiss from mind aklından çıkarmak, düşünmemek. dismissal (i). yol verme, azledilme; izin, müsaade. dismissible (s). berta

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also used by the poets for a grand deliberative council or assembly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coffee and smoking saloon. a long backless sofa a Muslim council chamber or law court a collection of Persian or Arabic poems a Muslim council of state.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a long backless sofa. a Muslim council of state. a collection of Persian or Arabic poems. a Muslim council chamber or law court.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Persian term initially designating the official registers,later the administrative offices of the state, and finally the sovereign's council of state There was a distinction between the Divan i-Am, or chamber for public audience with the prince which was

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. dîvânîye). Dîvan ile alâkalı. Hatt-ı dîvânî = Dİvân-ı hümâyûnda ferman ve beratların yazılmasına mahsus güzel ve girift bir nevi yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). (d veya dove) suya dalmak, dalmak, batmak, suya atlamak; (hav). pike yapmak; (i). dalış; pike; batakhane. dive bomber bombardıman uçağı diving (s)., (i). dalan, dalmak için kullanılan; (i). dalış. take a dive (A.B.D.). argo, boks karşı tar

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kehanet, keşif, fal açma, gaipten haber verme; isabetli tahmin. div'inator (i). kâhin, falcı. divin'a tory (s). kehanete ait, kehanet iddiasında, gaipten haber veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sezmek, hissetmek, gaipten haber vermek; kehanette bulunmak, önceden bilmek; fal açmak, fala bakarak önceden haber vermek; içine doğmak, malum olmak; tahmin etmek; özel bir çubuk ile yerini bulmak. diviner (i). kâhin, falcı, önceden haber veren

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ifşa etmek, açığa vurmak, söylemek, yaymak. divulgence (i). ifşa etme, bir haberi yayma, ifşaat.

Türkçe Sözlük

(i.). Bacak ile baldır kemiklerinin bitişme yeri: Dize kadar çamur vardı; çayın suyu hayvanların dizine kadar geliyor. Diz üzere, diz üstünde = Dizleri yere koyarak. Diz bağı = Dizin altında veya üstünde çorap vesaireyi tutturmaya mahsus bağ (İngiltere’de en yüksek bir nişandır). Diz çürütmek = Tahsile devam etmek. Diz çökmek = Dizleri yere koyarak oturmak veya saygı göstererek bir dizi yere koyarak eğilmek: Diz çökmüş ders dinliyordu; huzurunda diz çöktüler. Diz dize = Dizler dokunacak edecek şekilde yan yana. Diz kapağı, ağırşağı = Dizin ön tarafındaki oynar kemik. Ekmeği dizinde olmak = Hukuka riayet etmemek, vefasızlık etmek, tuz ekmek hakkı bilmemek. Dizlerine kapanmak = Ayaklarına sarılıp yalvarmak. Dizlerinin bağı çözülmek = Korkmak, Aciz kalmak, hiç bir şey diyememek. Dizi dibinde = Daima birlikte, beraber: Çocuğunu dizi dibinde büyüttü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., bir yana kaçmak; kaçamak yapmak, atlatmak, bertaraf etmek; hile ile sıvışmak; -den bir yana kaçıp kurtulmak, atlatmak; (i). bir yana kaçış, çevik bir hareketle kurtulma; atlatma, hile, oyun, düzenbazlık. dodger (i). hilekâr kimse, savuştu

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ oes, os) şimdi nesli tükenmiş olan güvercin cinsinden uçamayan büyük bir cins kuş, (zool). Rapheco; k.dili dünyadan habersiz kimse, budala kimse, aptal kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopping to pieces. woodwork. joinery. carpentry. carpenter's work. timbering. chipping.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğri olmayan, düz, bir uçtan bir uca bir istikamet üzere giden. Ar. müstakim, Fars. râst: Doğru yol, doğru direk, doğru duvar. 2. Yalan olmayan, gerçek. Ar. sahih, muhakkak: Doğru söz, doğru havadis. 3. Yalan söylemez, doğruluktan ayrılmaz, sâdık. Fars. rast-gû: Doğru adam. 4. Doğruluk üzere hareket eden, namuslu. Ar. müstakim: Doğru bir veznedar. 5. Hile bilmeyen, iyi niyetle hareket eden, hâlis: Kalbi doğru; doğru yürekli. 6. Hatâsız, yanlışsız, sağlam: Doğru hesap. 7. Doğru olarak, bir tarafa ve istikamete, sapmayarak ve eğrilmeyerek: Bu yol doğru oraya çıkıyor; doğru yürümek, gitmek. 8. Yalan olmayarak, gerçekten, sahiden: Doğru söyle; doğru haber alabildiniz mi? 9. Hilesiz, temiz kalble, iyi niyetle: Doğru düşünmek. 10. Doğruluk, hakikat, gerçek: Doğruyu sevmek. Doğrudan ayrılmamak 11. Semt ve cihet bildirerek yönelmeyi gösterir: O tarafa doğru hareket etti. 12. Derece bildirerek yaklaşmayı gösterir: Otuz yaşlarına doğru. Doğrudan, doğrudan doğruya Vasıtasız. Doğrusu = Yalansız, Osm. el-hak, bilâ-hilâf. Gün doğrusu = 1. Doğu, şark. 2. Güney doğu rüzgârı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru olma hali, düzlük, istikamet. Fars. rastî: Bu yolun, bu direğin doğruluğu. 2. Gerçeklik, sıhhat. Fars. dürüstî: Bu haberin, bu sözün doğruluğu. 3. Yalan söylemeyen adamın hali. Ar. sıdk, Fars. rast-gûluk: Bu adamın-doğruluğu. 4. Namus, iyi niyet, istikamet, dürüstlük, doğruluktan ayrılmamalı. 5. Hilesizlik, temizlik: Kalbimin doğruluğu. 6. Hatâ yokluğu, yanlışsızlık, sıhhat: Hesabın doğruluğu.

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.

Sağlık Bilgisi

Doğum sancıları; doğumun habercisidir. Başlangıçta 20 dakikada bir gelen doğum sancıları, daha sonra sıklaşır ve her seferinde döl yatağı kasılıp, sertleşir. Sancılar sırasında kanama görülmezse korkulacak bir şey yoktur. Doğumu kolaylaştırma ve sancıları dindirmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tatlı bademyağı.

Hazırlanışı : Sancılar başlayınca bir çorba kaşığı tatlı bademyağı içilir. Ayrıca karın ve tenasül organının çevresi bademyağı ile ovulur.

Genel Bilgi

Canlılarda yaşama savaşı her zaman en hızlı tepkileri olan türlerin yararına sonuçlandığından, en basit organizmalarda bile haber alma organları (duyu organları), hareket organları (kaslar) ve bunlar arasındaki ilişkiyi sağlayan organlar, yani sinir sistemi gelişmiştir.

Vücudumuzun her yanı sinirlerle örtülü olduğu halde sinir hücrelerinin gövdeleri yalnızca beyinde ve omurilikte bulunur. Bütün vücuda dağılmış milyonlarca sinire karşılık beyinden ve omurilikten yalnızca 43 çift sinir çıkar. Bunlar merkezden ayrıldıkları sonra gitgide dallanarak vücudun her yanına dağılırlar.

Refleks bir uyarıya vücudun ani ve otomatik olarak cevap vermesidir. Örneğin elimiz sıcak bir tencereye değdiğinde aniden çekmemiz bir reflekstir. Reflekslerde komuta omuriliktedir. Beyne bilgi gidebilir ama refleks olayında beyin aktif olarak rol oynamaz.

Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tendona minik lastik bir çekiçle sertçe vurursa bacağınız ileri doğru fırlar. Bu reflekste de baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki gösterirler ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğe iletirler.

Omurilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir ve bacak tekrar geri hareket eder. Görüldüğü gibi refleks, beynin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan, doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmiştir.

Diz kapağı refleksinin sınanması özellikle omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir. Bu alanda uzmanlaşmış bir doktor basit bir kaç testle sinir sisteminin işleyişine ve ne kadar sağlıklı olduğuna ilişkin pek çok bilgi edinebilir. Çekiçle vurulduğunda bacağın normalden fazla hareket etmesi tümörden kalsiyum eksikliğine kadar bir çok hastalığın habercisi olabilir.

Dize çekiçle vurularak yapılan kontrol tek başına tabii ki yeterli bilgi vermez. Doktorlar bir ön bilgi almak için bu çabuk ve kolay testi yaptıktan sonra vücut üzerinde diğer muayene ve kontrollerine devam ederler.

Türkçe Sözlük

(i.). Dolandırma, Ar. desise, iğfal, kandırma (ekseriya yalan kelimesiyle beraber kullanılır): Yalan dolan birtakım sözlere kapılmamalı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dönmek, devir, cevelan etmek: Sabahtan beri sokaklarda dolaşıyorum; kırlarda dolaşıp durduk. 2. Gezmek, seyahat etmek. Fars, geşt-ü güzâr, Ar. teferrüc: Bir dolaş da gel; bir iki sene Anadolu’da dolaştım; o adam Akdeniz’de çok dolaştı; gelin biraz dolaşalım. 3. Yayılmak, intişar etmek, ortalarda olmak: Öyle bir söz dolaşıyor. 4. Birbirine geçmek, karışmak, girift olmak: Saçları dolaşmış: Bu iplikler dolaşırsa çözülmesi pek zor olur. 5. Doğrudan gitmeyip dolaşıklı olmak, öteye beriye sapmakla uzamak: Bu yol çok dolaşıyor. 6. Dönüp diğer bir taraftan varmak: Arkadan dolaş; art kapıdan dolaştık. 7. Boşuna gezmek, Ötede beride gezip durmak: İşsiz dolaşıp duruyor; buralarda ne dolaşıyorsunuz? Dışarıda çok dolaşma işimiz vardır. 8. Çevrilip öbür tarafa geçmek: Bozburun dolaşıldığı gibi limana girilir. 9. Gezerek aramak ve teftiş etmek: Bütün kırları dolaştık, vuracak bir kuş bile bulamadık. 10. Dönmek, devretmek: Kaptan Cook yelkenli gemisiyle dünyayı üç kere dolaştı; Stanley bütün Güney Afrika’yı dolaştı. 11. Gezip dolanmak veya teftiş etmek: Maarif müdürleri mektepleri dolaşmakla vazifelidir; idare memurları, idarelerindeki yerleri dolaşmakla mükelleftir. Ayak dolaşmak = Doğru yürüyemeyip ayaklan birbirine karışmakla sarhoş gibi yürümek. Ayağa dolaşmak = 1. Mâni ve engel olmak. Osm. musallat ve bâr olmak: Ayağıma dolaştı durdu. 2. İyiliğe karşılık bir fena hareketin cezasını çekmek: Nimetin kadrini bilmedi, ayağına dolaştı. Bir şeyin ardında, arkasında dolaşmak = Peşine düşmek. Dört dolaşmak = Sıkıntıda bulunmak, oraya buraya başvurmak. Dil dolaşmak = Açık ve rahat söyleyememek, sarhoş gibi söylemek, sözün gelişini idare edememek: Sanığın dili dolaştı, itiraf etti. Zihin dolaşmak = Zihin karışmak, şaşırmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürmek, devrettirmek, çepeçevre gezdirmek: Kendisine bütün bağları dolaştırdım; beni iki saat çarşıda dolaştırdı 2. Doğrudan doğruya götürmeyip sapa yollardan ve uzaklardan çevirerek götürmek: Yarım saatte gitmek mümkünken rehberimiz bizi iki saat dolaştırdı; bizi tâ nerelere kadar dolaştırdı. 3. (sözü) Maksada sevk için münasebet düşürmek: Sözünü dolaştıra dolaştıra maksadına geldi. 4. Çevirmek, sarmak: Ayağına bir ip dolaştırdı. 5. Etrafını çevirmek, sarmak, kuşatmak: Düşmanın bulunduğu tepeyi askerle dolaştırdı. Ayağa, başa dolaştırmak = Musallat etmek: Bu işi, bu belâyı başıma, ayağıma dolaştırdılar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

charge. fill. imbue. indoctrinate. load. occupy. pervade. store. stuff. to fill. to fill sth up. to fill sth in. to fill sth out. to crowd. to encumber. to urge. to egg sb on. to cram. to stuff. to charge. to load. to pervade.

Türkçe Sözlük

(f.). içine bir şey konup boşluğu giderilmek, dolu hale getirilmek: Testiler dolduruldu mu? Sabahtan beri su verildiği halde havuz doldurulamadı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. filled. stuffed. plump. high. charged. loaded. heavy. saturated. replete. wad. solid. liberal. packed. chubby. fat. good. meaty. pregnant. well rounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A megalithic chambered tomb, with a large flat stone laid on upright ones.

Türkçe Sözlük

(i.). Yazın havanın üst tabakalarındaki su zerrelerinin donup iri ve yuvarlak buz taneleri suretinde yağması ki, bazen çok ve pek iri taneli yağarak büyük hasar verir. Ar. bered, Fars. tegerk: Dolu yağmak, düşmek: Yağmurdan kaçıp doluya tutulmak = Hafif bir sıkıntıdan kaçarken daha ağırına uğramak.

Genel Bilgi

İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Hatta birçok ülkede polisler ve hastanelerin acil servis personeli, dolunay oluştuğu zaman işlenen suçların, intiharların, trafik kazalarının daha çoğaldığını, insanların renkleri görme yeteneklerinin azaldığını, sara nöbetlerinin sıklaştığını, sinir hastalarının uykusuzluktan daha çok yakındıklarını söylemektedirler ama bilim insanları bu görüşlere katılmıyorlar.

Eskilerin Ay’ın dönemlerine bağladıkları etkilerin büyük bir kısmının boş inançlar olduğu bir gerçektir. O zamanlar insanların uykularında gezinmeleri dolunay ışığı tarafından çekilmelerine bağlanıyordu. Dolunayın ışığının yatak odasından içeri girmesinin uyuyanın rüyasını etkilediğine, dolunay ile birlikte cinsel içgüdü fonksiyonlarının, insanların üremelerinin ve tarlaların bereketlerinin arttığına hatta ‘kurt adam’ efsanesine bile inanılıyordu.

Bilim insanları yine de Ay’ın evrelerinin ve özellikle dolunayın insanları etkilemesi olayına ciddiyetle yaklaşıyorlar. Ay’ın evreleri ile cinayetler, kazalar, dünyamızda oluşan kasırgaların dağılımı, magnetik alanlarda bozulma, kadınların aybaşları ve sara nöbetleri arasındaki ilişkileri yakından takip ediyorlar, devamlı istatistiki bilgi topluyorlar. Ancak kesin bir sonuca varılmış, Ay’ın evreleri ile bahsedilen olaylar arasında henüz bilimsel bir ilişki saptanmış değildir.

Yapılan bir çalışmada dolunay süresince oluşan trafik kazalarının alışılmadık bir şekilde fazla olduğu saptanmış fakat daha sonra olayların zaman aralıkları incelendiğinde çoğunun hafta sonu günlerine denk geldiği görülmüştür. Hafta sonu tatiline giderken ve dönerken sürücülerin acele etmeleri kazaların en önemli nedenidir. Yani tatil aceleciliğinin yarattığı trafik kazalarının yanında dolunayın etkisinin sözü bile edilemez.

Bilindiği gibi Ay’ın dünyada okyanuslardaki ‘gel-git’ denilen, suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzun da çoğu su olduğuna göre Ay vücudumuzu da etkileyebilir mi? Vücudumuzdaki suyun oranı, okyanuslardaki su miktarı ile kıyaslanamayacağı gibi ‘gel-git’ olayı günde iki kez oluşmaktadır. Yani Ay’ın çekim gücü insanı etkilese bile bunun sadece dolunay safhasında değil her gün olması gerekir.

Dolunay safhasında iken Ay’ın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir, çünkü bu safhada Ay’ın dünyaya gönderdiği ışık miktarı Güneş’in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.

Peki dolunayı bu kadar özel kılan nedir? Dolunay, Güneş Dünya’nın bir tarafında, Ay ise tam aksi tarafta aynı hizaya gelince oluşur. Bu durumda Güneş’in, Ay’ın Dünya üzerindeki etkisini arttırıp arttırmadığı da incelenmiştir. Bir miktar arttırdığı doğrudur ama Güneş o kadar uzaktadır ki bu etkileme de fazla kayda değer değildir.

Öyle görülüyor ki, her gün olan olaylar, Ay’ın dolunay safhasında da olunca sebep ona bağlanmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (botanik) Asklı mantarlardan bir bitki, yer mantarı (tuber melanosporum). 2. Yumru çıban, veba çıbanı.

Genel Bilgi

Genellikle meyveler çiğ olarak (tabii yıkandıktan sonra), sebzeler ise pişirildikten sonra yenilir. Bu da bazı yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarına dair karışıklıklara yol açar. Örneğin domates salatada çiğ olarak yenilebilir, bunun yanında tencere yemeği olarak dolması da yapılır. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kanının ikincisi olmasına rağmen aslında domates bir meyvedir.

Çarşı, pazar anlayışına göre, tabiatta bulunduğu şekilde yenilen ve tadı tatlı olan yiyecekler meyvedir. Çarşıda, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarında bulunur.

Ancak bilim insanları, yani botanistler, sebze-meyve ayırımını böyle yapmıyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çoğunluğunu çekirdek diye adlandırdığımız, kendi tohumu veya tohumları bulunan yiyecektir. Bu tanıma göre kayısı, şeftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalık (hıyar) ve benzeri gıda maddeleri teknik olarak meyvedir. Yani kısaca çekirdeği olan tüm yiyecekler meyvedir. Geriye kalanlar, yani patates, havuç, şalgam, soğan, sarımsak gibi bitki kökleri, lahana, marul gibi bitki yaprakları, hatta aslında bir çiçek olan karnabahar bile birer sebzedir.

Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin değişik kısımlarını yeriz. Örneğin, maydanoz yetiştiği bitkinin yaprak kısmı iken, karabiber ağacın meyvesi, tarçın kabuğu, susam ise bitkisinin tohumudur.

Genel Bilgi

Genellikle meyveler çiğ olarak (tabii yıkandıktan sonra), sebzeler ise pişirildikten sonra yenilir. Bu da bazı yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarına dair karışıklıklara yol açar. Örneğin domates salatada çiğ olarak yenilebilir, bunun yanında tencere yemeği olarak dolması da yapılır. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kanının ikincisi olmasına rağmen aslında domates bir meyvedir.

Çarşı, pazar anlayışına göre, tabiatta bulunduğu şekilde yenilen ve tadı tatlı olan yiyecekler meyvedir. Çarşıda, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarında bulunur.

Ancak bilim insanları, yani botanistler, sebze-meyve ayrımını böyle yapmıyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çoğunluğunu çekirdek diye adlandırdığımız, kendi tohumu veya tohumları bulunan yiyecektir. Bu tanıma göre kayısı, şeftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalık (hıyar) ve benzeri gıda maddeleri teknik olarak meyvedir. Geriye kalanlar, yani patetes, havuç, şalgam, soğan, sarımsak gibi bitki köklerri, lahana, marul gibi bitki yaprakları, hatta aslında bir çiçek olan karnabahar bilen birer sebzedir. Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin değişik kısımlarını yeriz. Örneğin, maydanoz yetiştiği bitkinin yaprak kısmı iken, karabiber ağacın meyvesi, tarçın kabuğu, susam ise bitkisinin tohumudur.

Ülke

Başkent: Roseau.

Nüfus: 88.000.

Yüzölçümü: 750 km2.

Komşuları: Kuzeyde Guadeloupe, Güneyde Martinik.

Önemli Şehirleri: Roseau.

Din: %77 Katolik.

Dil: İngilizce (resmi).

Yönetim Biçimi: Parlamenter Demokrasi.

Tarih: 1805’tenberi bir İngiliz kolonisi olan Dominika 1967’de özerk, 3 Kasım 1978’de de bağımsız oldu. 30 Ağustos 1979’da çıkan David Kasırgası adayı harap ederken, Dominika ekonomisinin temeli olan muz fidanlıkları da yok oldu. 1980-81’de hükümete karşı darbe girişimleri oldu.

Dominika, 1983’te Amerika Birleşik Devletleri’nin Grenada’ya saldırmasında teşvik unsuru olmuştur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolution. turning. member of a Jewish community which converted to Islam in the seventeenth ce. rotation. circulation. spin. rotative. rotary motion. regress. turnabout. turn. circuit. rolling. return. currency. circular motion. curling. warping. whirli

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Donmuş, buz bağlamış, katı (galatı: müncemid) Elleri donuk. 2. Ustü donmuş gibi, dumanlı, bulutlu, berrak olmayan, buzlu: Donuk cam. 3. Cilâsız (tahta, maden vesaire) 4. Fersiz, ruhsuz: Donuk adam; donuk ifade.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixed oil. tallow. hard oil. cup grease. fat. rough fat. tallow oil. stearin. consistence oil. blubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deliberately adding a very small amount of foreign substance to an otherwise very pure semiconductor crystal These added impurities give the semiconductor an excess of conducting electrons or an excess of conducting holes which is crucial for making a wor

Türkçe - İngilizce Sözlük

The deliberate addition of a small amount of an impuritiy in order to changed the properties of the original substance. the controlled addition of impurities to a semiconductor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yassı bir çeşit kayık; (zool). Zeidae familyasından bir çeşit yassı balık. John Dory dikenli dülger balığı, (zool). Zeus faber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

installer. fitter. plumber. electrician.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ally. comrade. friend. confident. lover. mistress. associate. buddy. butty. companion. cully. friendly. kiss- and-tell. love. mucker. opposite number. pal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. mans veya men) Orta Doğu'da tercüman, rehber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekme, çekiş; silâh çekme; çekilen bir şey (kur'a gibi); ilgi çeken herhangi bir şey; berabere kalma, berabere biten oyun (satranç, dama); (A.B.D). dik yamaçlı ve derin vadi; bir köprünün açılan kısmı. beat to the draw önce davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). draw: (s). bitkin, yorgun görünüşlü. drawn butter salça gibi kullanılan eritilmiş ve çoğunlukla un ve sıcak su ile karıştırılmış tereyağı. drawn game veya battle berabere bitmiş oyun veya savaş. drawn work iplik çekilerek işlenen nakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkunç, dehsetli, heybetli; (k.dili). iğrenç, berbat, çok kötü. dread fully (z). çok fena, dehşetle; (k.dili). çok, muthiş.

Türkçe Sözlük

(DÜBB) (i. A. astronomi). Ayı, hares. Dübb-i ekber, dübb-i asgar = Gökün kuzey cihetinde ayı şeklini andırır iki büyük yıldız topluluğu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stunt man. stunt woman. stand-in. double. dubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dubber. lining. stand in. understudy.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağzın üst ve alt kenarı. Ar. şefe, Fars. leb: Ait dudak, üst dudak; kiraz, mercan dudak. 2. mec. Kenar, bir şeyin ağzının kenarı, kıyısı: Leb-i deryâ = Deniz dudağı (yani sahil). Dudağını ısırmak = Hayrette kalmak. Dudak bükmek = Ağlayacak gibi olmak. Dudak çatlamak = Mahzun ve üzüntülü olmak. Dudak çukuru = Ust dudağın oluğu. Dilberdudağı = Hamurdan yapılır bir çeşit tatlı. Dudak sarkıtmak = Somurtmak. Dudak dudağa = Öpüşmek, Fars. lebber-leb. Dudağından kan damlar = Kırmızı, güzel dudaklı. Kiraz dudak = Bir dilberin lâl renkli güzel dudağı. Dudak yarılmak, uçuklamak = Birdenbire pek korkmak.

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti, İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Peygamberimiz’in sonradan Hazreti Ali’ye hediye edilen katırı.

Türkçe Sözlük

(Eski Türkçe’de tün: gece, tün a gün: geceden evvelki yani dünkü gün). İçinde bulunulan günden evvelki gün. Osm. ims, deyrûz: Dün gördüm. Dün nerede idiniz? Dün gece = Bundan evvelki gece. Dün değil evvelki gün. Dünkü gün: Dünden haberim vardı. Dünden beri görmedim. Düne gelinceye kadar bilmezdim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A remote network that can be accessed via a telephone number Also provides modular support for multiple dial-up providers with support for a variety of different protocols.

Genel Bilgi

Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değil. İnsanı ne zamandan başlayarak insan nüfusuna dahil etmek gerekiyor hususu üzerinde bir fikir birliğine varılabilmiş değil.

Maymunlar gibi ellerini ayak gibi kullandığı zamanlardan mı, iki ayağı üzerine kalkmayı başardığı zamandan beri mi, yoksa toplumsal yapıda belli bir üretim yapabildiği, yani diğer canlılardan ayrı olarak içgüdüleri yerine aklını kullanmaya başladığı zamandan beri mi insanı “insan” saymak gerekiyor belli değil.

Tabii ilk insanlar da on binlerce yıl yiyecek bulma ve yaşama kaygılarından nüfus sayımına vakit ayıramadılar. Tahmini olarak bu sayının 60 milyar ile 110 milyar arasında olduğu sanılıyor. Kesin sayı vermeyi seven araştırmacılar ise dünyada 200 bin yıldan bu yana 70 milyar insanın doğup öldüğünü söylüyorlar. İu anda dünya nüfusunun 6 milyarı geçtiği hesaba katılırsa şu fani dünyadan gelip geçmiş insanların neredeyse yüzde 10’u hala aramızda.

Genel Bilgi

Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. ‘İyi ki doğdun -isim-’ veya ‘mutlu yıllar sana’ şeklinde söylenen doğum günü şarkısı.

Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893’de ABD’de, Kentucky’de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da ‘Good Morning to All’ yani ‘Herkese Günaydın’ idi.

Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hill aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. Şarkının sözlerini ise Mildred’in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916’da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı ‘Happy Birthday’ (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı.

Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini ‘Happy birthday to you’ olarak değiştirdi. Şarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu.

Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway’de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti. Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler.

Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü.

Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik Şirketi’ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur.

Genel Bilgi

Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. ‘İyi ki doğdun -isim-’ veya ‘mutlu yıllar sana’ şeklinde söylenen doğum günü şarkısı.

Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893’de ABD’de, Kentucky’de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da ‘Good Morning to All’ yani ‘Herkese Günaydın’ idi.

Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hİll aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. İarkının sözlerini ise Mildred’in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916’da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı ‘Happy Birthday’ (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı.

Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini ‘Happy birthday to you’ olarak değiştirdi. İarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu.

Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway’de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti.

Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler.

Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü.

Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik İirketi’ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sedefinden tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: toruk). Berrak, saf, açık: Duru su.

Türkçe - İngilizce Sözlük

limpid. clear. limpid berrak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Saf, berrak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Berrak, saf duruma gel. 2.Dibe çöken şey, tortu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tortusu dibe durup saf ve berrak olmak, süzülmek: Su duruldu. 2. Dibe durmak, çökmek. 3. mec. Uslanmak, yaramazlığı terketmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Tortuyu dibe durdurup berrak etmek, tasfiye eylemek: Şu suyu durultmalı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Omuz, sırt. Ar ketf. Hane-berdûş = Evi omuzunda, yani omuzundaki kilim veya pösteki ile rasgele yerde yatan kalender ve serseri.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yukarıdan aşağıya birden bire, ansızın ve elde olmayarak inmek. Osm. sukut etmek: Damdan bir kiremit düştü. Pencereden bir şey düştü. 2. Yukarıdan inmek, Osm. hübût, nüzûl etmek: Pencereden düştü. 3. Yürürken yahut dururken yıkılıp yere yatmak: Düşüp kolunu incitti. Hayvandan düştü. Az kaldı düşüyordum. Çocuğa bakın düşmesin. 4. Yıkılmak, devrilmek. Osm. münhedim olmak: Bahçe duvarının bir tarafı düştü. Bu ağaç bir gün düşecektir. 5. Yağmak: Bu gece epeyi yağmur düştü. Dağlara kar düşmüş olmalıdır. 6. Kıymetçe aşağılamak, ucuzlamak, kıymeti olmamak. Osm. tedenni etmek: Zahire çok düştü. Piyasa gittikçe düşüyor. 7. Derece ve miktarı yahut şiddeti azalmak, hafiflenmek, tenezzül etmek: Sıcak, soğuk, rüzgâr düştü. Sıtması daha düşmedi. Hiddeti düşünce haksızlığı anladı. 8. Kuvvetsiz kalıp zayıflamak, kuvvetten düşmek: Zavallı kadın, o kadar ihtiyar değilse de çektiği acılardan çok düştü. Artık bu son zamanda çok hasta düştü. 9. Servet ve itibarını kaybedip fakir olmak: Düşmüş bir aileye mensuptur. Pek muteber bir tacir iken ziyana uğrayıp düştü. 10. Uğramak, Osm. musâb olmak, tutulmak: Belâya düştüm. El ağzına düştük. 11. Tesadüf etmek, vaki olmak, vuku bulmak, zuhur etmek: Gün düşer ki çok alış veriş olur. Bazen öyle düşer. İşim düşerse gelirim. Oradan yolunuz düşerse bize uğrayın. Köy yolun sağına düşer. 12. Uymak, yakışmak, ait ve münasip olmak: Söylemek bana düşmez ama söyleyeceğim. Benim aleyhimde bulunmak size düşer mi? Öyle demek düşer. 13. Katılmak: Kervanın önüne, arkasına, peşine düştü. Önümüze düştü. Yola düştük. 14. Sığınmak, Osm. ilticâ ve dehâlet etmek: Ocağına, eteğine, ağına düştü. Ardına, arkasına düşmek = Takip etmek, arkasını bırakmamak. Etten düşmek = Arık ve lağar olmak, zayıflamak. Elden, ayaktan düşmek = Takatsiz kalmak, kötürüm olmak, iş yapamaz hâle gelmek. Üstüne düşmek = Çok sevmek, çok uğraşmak. Hesaptan düşmek = Tenzil etmek. Damdan düşmek = Münasebetsiz vakitte ve sırası değilken bir şey söylemek. Küçük düşmek = Mahcup olmak, mukabele edememek. Gözden düşmek = İtimadı ve teveccühü kaybetmek. Düşüp kalkmak = Beraber yaşamak, refakat etmek, arkadaşlık etmek. Düşe kalka = Düşüp kalkarak, zahmetle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

think. give thought to. think of. conceive. imagine. remember. give a thought. be pensive. allow. balance. bethink oneself. cerebrate. cogitate. consider. consult. contemplate. deliberate. envision. excogitate. fancy. figure. intend. meditate. opine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

think. give thought to. think of. conceive. imagine. remember. give a thought. be pensive. allow. balance. bethink oneself. cerebrate. cogitate. consider. consult. contemplate. deliberate. envision. excogitate. fancy. figure. intend. meditate. opine. asso

Türkçe - İngilizce Sözlük

to think of. to consider. to think about. to worry about. care. chew over. cogitate. contemplate. contrive. deem. deliberate. entertain. expect. figure. give though to. look. mean. meditate. plan. puzzle over. reason. reckon. reflect. revolve. speculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mulberry. white mulberry. berry.

Türkçe Sözlük

(i. «duymak» tan). 1. işitme, duyma. Ar. istimâ: Duygusu gevşek. 2. işitmekle elde edilen bilgi. Ar. mesmûAt, Fars. Agâhî: Duygusu çok. 3. His, duyular vasıtasıyle haber alma ve duyma: Bu adamda duygu yoktur. Duygusu çok adam (güzel ve temiz Türkçe bir kelime olduğu halde, çok defa bunun yerine «his» Arapça kelimesi geçmiştir).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hassas, hissi fazla, duyar, teessürlü. 2. Malumatlı, haberdar, bilgili.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hissiz, duymaz, hissetmez, hiçbir şey kalbine tesir etmez. Katı yürekli. Osm. teessürsüz. 2. Anlayışsız, malûmatsız, habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İşitme, Ar. istimâ. 2. Haber alma. Ar. istihbar. 3. His, müteessir olma.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İşitilmek, Osm. mesmû olmak, istimâ edilmek: Oradan öğretmenin sesi duyulur mu? 2. Yayılmak, Osm. münteşir olmak, intişâr etmek: Öyle bir haber duyuldu. 3. Meydana çıkmak, bilinme, yayılma, açıklanma: Sizin sakladığınız sır duyuldu. 4. His olunmak: Pirenin, derinin üzerinde yürüdüğü duyulur.

Türkçe Sözlük

(f.). İşittirilmek, Osm. ismâ edilmek: Bu haber kimseye duyurulmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i.) (esk. Türkçe’de: tüz). 1. İnişi yokuşu ve çukuru, tepesi olmayan. Ar. müstevî, musattah: Düz yer, düz yol. 2. Düzelmiş, tesviye olunmuş, pürüzü olmayan: Düz tahta, düz kâğıt, düz duvar. 3. Doğru, düz çizgi hâlinde: Kâğıdın bir kenarı düzdür. 4. Sade, süssüz; düz iş. 5. Düz ve doğru yer. İnişi ve yokuşu bulunmayan yer, yahut yol: Bir kere düze çıkalım. 6. Anason, sakız ve diğer bir maddesi olmayıp sade üzümden çıkarılan rakı: Düziçmek, Erdek düzü. Ayak düze basmak = Müşküller bertaraf olup iş kolaylaşmak: Düz yüzey üzere doğru olarak basmak. 7. Devrik ve kıvrık olmayan, dik: Düz yaka. Düzayak = Yokuşu ve merdiveni olmayan, satıhta bulunan. Düztaban = Tabanı oyuk olmayan. Düz su = Denizin aynı derinlikte olan yerleri. Düpdüz, dümdüz = Büsbütü, tamamen düz.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düzmek işine konu olmak. 2. Koyulmak: Hep beraber yola düzüldüler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebonite. hard rubber. vulcanite.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard rubber , vulcanite.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «berr» diliEbegümeci mizde kullanılmaz). Hayır sahipleri, temiz insanlar, takvâ sahibi adamlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «berş» ten smüş.). Benekli (at), abraş.

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki Ar. kelimeden). 1. Tarz, üslûp: İfadesindeki edâ diğer hiç bir şairin sözünde yoktur. 2. Şive, naz: Dilberin edâsı Aşıkı usandırır. 3. Tavır, kurum: Bunun edâsı çekilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادله] deliller. 2.rehberler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). gazete vb'nin müdürüne ait veya böyle bir kimsenin uslubuna göre; (i). başmakale. editorialize (f). haber naklederken yorum yapmak.

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). 1. Sahip, malik, mevlâ: Evin efendisi, uşağın, bahçıvanın efendisi. 2. Osm. seyyid, çelebî, hâce (saygı unvanı olup başlıca Alimlerle, kalem erbabına mahsustur. Ağa mukabili): Ahmed Efendi, hoca efendi, kâtip efendi. 3. Şer’İ hâkim, kadı, molla: İstanbul efendisi (saygı ve nezaket mübalağası olarak paşa ve bey gibi unvanlara eklenir): Paşaefendi, bey-efendi, hanım-efendi, sultân efendi. Dîvân efendisi = Eskiden vezirlerin yazı işlerini idare eden resmî memur. Reis Efendi = Tanzimat’tan önce hâriciye nâzırı, reis-ülküttâb. i. Terbiyeli, edîb, temkin ve vakar sahibi, çelebî: Efendi adam (garip bir terkip olarak: Efendiden adam da derler). Efendimiz = Peygamberimiz ve eskiden padişah ve hanedan üyeleri hakkında kullanılırdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istenen sonucu veren, tesirli, etkileyici; yeterli, kifayet edici; geçerli, muteber .effectually (z). etkili bir şekilde; yeterli olarak .

Türkçe - İngilizce Sözlük

camber. curvature. obliquity. warp. crookedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pitch. warp. crookedness. curvature. obliquity. slope. inclination. bevel. dip. tip. sweep. rake. splay. bow. cambering. camber. cant. hang.

Türkçe Sözlük

(EHL) (i. A.) (hem teklik, hem çokluk gibi kullanılır). 1. Sahip, mâlik, mutasarrıf: Ehl-i servet, ehl-l hüner, ehl-i nâmOs, ehl-i vukuf = Servet, hüner, namus, bilgi sahibi veya sahipleri. 2. Oturan, Ar. halk, sâkin, mütemekkin: Ehl-l karye, ehl-i Cennet = Köy halkı, Cennet halkı. 3. Muktedir, becerikli, erbab: Bu işin ehlidir. Bu memuriyet için ehil bir adam aramalı. 4. Eşlerden beheri: Karı, koca: Ehliyle hoş geçinmek, ehl ü ayal = Aile, çoluk çocuk. Ehlullah = Velî, evliyâ. Ehl-l beyt = Ev halkı, aile, hanedân, sülâle. Ehl-i beyt-i Nebi ve sadece Ehl-i beyt = Evlâd-ı Resûl-ullâh (Peygamberimizin kızı Fatma, damadı Ali ve torunları Hasan’la Hüseyin). Muhibb-i ehl-i Beyt = Ehl-i Beyt’i seven. Ehl-i hâl = Vecd ve hal sahibi. Ehl-i hibre = Bir iş hakkında bilgi sahibi olanlar, bazı hususların tahkik ve halli için o işin mütehassıslarından kurulan hey’et, bilirkişi (y. k.). Ehl-i dil = Gönül adamı. Ehl-l dünyâ = Dünya adamı, dünya işleriyle meşgul adam. Ehl-i Sünnet = Sünnîler. Ehl-i tarik = Bir tarikata mensup, girmiş. Ehl-i kıble = Müslüman. Ehl-l kitap = Mukaddes kitaplardan birine inananlar: Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler. Ehl-i vukuf = İşi iyi bilen ve bildiren. Fars. kâr-Aşinâ.

Türkçe Sözlük

(i. A. kebîr’den itaf.) (mü. kübrâ) (c. ekâbir). 1. Daha yahut pek büyük, en büyük. Ar. Azam: Ekber evlâd = En büyük oğul. Allahü Ekber = Hak teâlâ hazretleri her şeyden büyüktür. Şeyh-i Ekber = Muhiddîn Ibni’l-Arabî. Hadîcet-ülKübrâ = Müminlerin annesi Hazreti Hadice. 1. (c.). Büyük adamlar, yüksek makamlarda bulunanlar. Ar. rüesâ, eşrâf: Ek8bir-i ümmet = Milletin büyükleri. Mantık, (bk.) Kübrâ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

oct. october. sowing. planting. culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

oct. october. sowing. planting. culture. team. october.

Yabancı Kelime

Fr. écliptique

gök b. tutulum

Bir yıl boyunca Güneş’in gök küresi üzerinde çizdiği çemberin sınırladığı daire.

Ülke

Başkent: Quito.

Nüfus: 10.677.000.

Yüzölçümü: 269.178 km2.

Komşuları: Kuzeyde Kolombiya, doğuda ve güneyde Peru.

Önemli Şehirleri: Guaya quil, Quito.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: İspanya, kuzey inka imparatorluğu olan bölgeyi 1633’te fethetti. 24 Mayıs 1822’de Kurtuluş güçleri Quito yakınlarında İspanyolları yenilgiye uğrattı. Ekvator önce Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’nin parçası oldu ama 13 Mayıs 1980’de ayrıldı. 1968’den itibaren sivil ve askeri diktatörlerce yönetildi. 1979’da askeri cunta idareyi demokratik sivil hükümete devretti.

1972’den beri ekonomi petrol ihracatına dayanmaktadır. Ekvator, 20 bin kişiyi evsiz bırakan ve ülkenin önemli petrol hatlarını harap eden 5-6 Mart depremini takiben 8.2 milyara yakın dış borcu nedeniyle faiz ödemelerini 1987’de erteledi.

Ülkedeki Hintliler 1990’larda daha fazla hak talep eden bir dizi protesto düzenlediler.

Ülke

Başkent: San Salvador.

Nüfus: 5.753.000.

Yüzölçümü: 21.041 km2.

Komşuları: Batıda Guatemala, Kuzeyde Honduras.

Önemli Şehirleri: San Salvador.

Din: %75 Katolik.

Dil: İspanyolca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1821’de İspanya’dan ve 1839’da Orta Amerika Federasyonu’ndan bağımsız oldu. 1969’da Honduras ile 300.000’den fazla Salvadorlu işçi arasındaki savaşta 2.000 kişi öldü. 1979’da askeri bir darbe ile başkan Carlos Humberto Romeno hükümeti devrildi ama iktidardaki askeri-sivil cunta Küba ve Nikaragua’nın silahlandırdığı solcu isyancıları durdurmayı başaramadı. Mayıs 1984’teki seçimlerde Hıristiyan Demokratiklerden Jose Nopoleon Duarte oyların %54’ünü alarak başkan seçildi. Hükümet ve solcu isyancıların imzaladığı resmi bir barış andlaşması ile 12 yıl süren ve 75.000 kişinin ölümüne yol açan ve iç savaş 16 Ocak 1992’de sona erdi.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bilmiş ol, bak, dinle (dilimizde daima bir ünlem edatından evvel bulunur): Elâ ey berr ü bahrin pâdişâhı!

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mürver ağacı, bot. Sambucus nigra. elderberry i. mürver ağacının meyvası. dwarf elder yer mürveri, bot. Sambucus ebulus. water elder dağdağan, bot. Viburnum opulus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

element. component. factor. personnel. rmployee. staff member.

Türkçe - İngilizce Sözlük

element. staff member. employee. worker. component.

Türkçe - İngilizce Sözlük

component. element. staff member. part. primary matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A material consisting of atoms, all with the same atomic number Approximately 90 different elements are known to exist in nature and several others have been created in nuclear reactions For more information about the elements, see the Periodic Table of t

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic substance consisting of a 'family' of naturally occurring isotopes For example, hydrogen, lead, and oxygen are elements All atoms of an element contain a definite number of protons and thus have the same atomic number.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Substance entirely composed of atoms of the same atomic number that cannot be further broken down into a chemical reaction Currently there are 112 known elements, of which 92 occur naturally and 20 are artificial Each element has a specific number of prot

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fundamental substance which can occur in nature, composed of atoms having identical numbers of protons The lightest element is hydrogen, with a single proton in its nucleus which characterizes all isotopes of hydrogen Deuterium and tritium are isotopes

Türkçe - İngilizce Sözlük

criticize. examine. comment. animadvert. attack. carp. censure. chastise. clobber. damn. expostulate. pan. put down. review. riddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounteous. free. free handed. generous. large- handed. liberal. munificent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight-fisted. chary. cheese paring. close. close fisted. hard- fisted. moneygrubber. pinchfist. spare. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;. tight- fisted.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çıkarmak, ihraç etmek, hariç tutmak, atmak, bertaraf etmek. elimina'tion i. çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İ.O. IX. yüzyılda bir İbranî peygamberi olan ilyas peygamber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kaçamak yapmak, sakınmak, bertaraf etmek -dan paçayı kurtarmak, -dan sıyrılmak: gözünden kaçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaçıp kurtulma, sıyrılma, bertaraf etme, sakınma. elusive -sory (ilu' siv, -sori) s. ele geçmez, kolay bulunmaz; anlaşılması zor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiber. fibre. fibrilla. staple.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of measure in printing The standard is a pica M; and the width of a line is measured by the number of such M's that would stand side by side in the 'stick ' This dictionary is in double columns, each column equals 11 pica M's in width, and one M

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of measure in printing The standard is a pica M; and the width of a line is measured by the number of such M's that would stand side by side in the 'stick ' This dictionary is in double columns, each column equals 11 pica M's in width, and one M

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. emânet). Emânetler. Emânât-ı Mukaddese = Topkapı Sarayanın Hırka-i Saâdet dairesinde saklanan, Peygamberimiz’e ve diğer din büyüklerine ait kutsal eşya ve nesneler. Emânât-ı Şerife de denir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absorbent. sucker. sucking. absorber.

Türkçe Sözlük

(i. emmek’ten). Emmekten çürümüş yer, emme izi, beresi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sure. confident. certain. positive. safe. secure. trustworthy. reliable. proof. assured. in the bag. clear. cocksure. confidential. deliberate. firm. good. responsible. sound. stanch. staunch. trusty. unfaltering. bailee. fiduciary.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Arapça’daki Amine kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir. 2.Peygamberimizin annesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. umûr). İş, şey, madde, Osm. maslahat, husus, keyfiyet: Bu, emriazimdir = Büyük iştir. Umûr-ı hâriciyye, dâhiliyye, nâfia, umûr-ı siyâsiyye, mülkiyye, askeriyye, ticâriyye, berriyye, bahriyye. Ahır-ül-emr = En nihayet, Akıbet. İbtidâ-yı emirde, evvel emirde = Önceki, en evvel. Nefs-ül-emr = ZAt-ı madde, esâs-ı maslahat: Nefs-ü-lemre muvafık bir iş. Umûr-ı beytiyye, husûsiyye, zâtiyye = Bir memurun resmî olmayan ve kendisi ait iş leri. Umûr-ı me’mûre = Her memurun yapmakla görevli olduğu işler.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir kavmin, bir şehrin başı. 2.Büyük bir hanedana mensup kimse. 3.Peygamberimizin soyundan gelen. 4.Kumandan. 5.Abbasi devletinde başkomutan. 6.Osmanlı devletinde beylerbeyi ve Tanzimat’tan sonra sivil paşalığın ilk derecesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Halk. Beyn-el-enâm = Halk arasında. Seyyid-ül-enim = Peygamberimiz. Müfti’l-enâm = Şeyhülislâm.

Türkçe Sözlük

(f. A.). Enâre fiilinden ve ef’al bâbından mâzî olup dua yerinde şu tâbirde kullanılır: Enârullah-ı kabere = Tanrı kabrini aydınlatsın.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nebî). Nebiler, peygamberler, (bk.) Nebi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انبيا] peygamberler.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Peygamberl(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. «enber»den). Ateşi karıştırıp tutuşturmaya mahsus demir öksü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Meksika'da yapılan çok biberli bir börek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, incumber f. engel olmak, mani olmak; yüklemek, zorunluluk veya sorumluluk altında bırakmak. encumbrance i. yük, engel, mâni; çocuk, bakımından sorumlu olunan kişi; huk. borç, ipotek . without encumbrances çocuksuz; ipoteksiz, ilişiksiz. encumbrancer

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., with ile irat bağlamak; bahşetmek, ihsan etmek, vakfetmek. endowed with malik, haiz. endowment i. Allah vergisi, doğuştan gelen özel kabiliyetler; bağış, teberru, vakıf, okul ve hastane gibi kurumların iane olarak toplanmış sermayesi. endowment i

Türkçe - İngilizce Sözlük

avoid. balk. check. cramp. encumber. foil. forestall. frustrate. hamper. handicap. impede. prohibit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

put the lid on smth. clamp the lid on smth. gum up. surety. embarrass. fetter. hinder. inhibit. obstruct. keep from. prevent from. save. balk. bar. baulk. block. circumvent. clog. counterwork. cramp. crimp. cross. cumber. dam. dam up. defeat. encum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to block. to handicap. to impede. to stave off. to ward off. to obviate. to prevent. to obstruct. to stop. to thwart. to frustrate. to foil. to circumvent. to damp. avert. bar. clip the wings. dam up. embarrass. encumber. forestall. provide aga

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çok gür. 2.Bereketli.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parmak, Ar. ısbâ. Engüşt-ber-dehân = (hayretten) Parmağını ısırmış. Engüşt-nümâ = Parmakla gösterilir, meşhur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zenginleştirmek, zengin etmek; süslemek tezyin etmek; gübrelemek, toprağı daha bereketli hale getirmek: koyulaştırmak, lezzet vermek; besin değerini artırmak, kuvvetlendirmek. enrichment i. zenginleştirme, zenginleşme.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nasr bu mânâ ile kullanılmaz). Peygamberimiz’in Medine ahalisinden ve Hazrec ile Evs kabilelerinden olan arkadaşları. Sahâbe, muhâcirîn ve Ensâr olmak üzere ikiye ayrılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ensâr’a, Peygamberimiz’in Medine ahalisinden olan arkadaşlarına ait ve mensup.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Eroded fins Number of fish with eroded fins.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - XIV. yy. Orta Anadolu’da Sivas ve Kayseri’de beylik kuran bir zat. Aslen Uygur Türkleri’nden olup Küçük Asya’da Anadolu Selçuklularına ait yerleri idarelerine almış olan İlhanlıların emirlerinden biri. Adil yönelimi sayesinde halkın övgüsünü almış ve kendisine “köse peygamber” lakabı verilmiştir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adolescence. puberty. acne.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adolescence. puberty. teens.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetişmek, vâsıl olmak: Erişir menzil-i maksûduna Aheste giden. 2. Uzanıp tutmak, el veya boy yetişmek: Şu rafa erişebilir misiniz? Ayağa kalksa başı tavana erişir. 3. (bir haber) Vasıl olmak: Bu hâdise o gün kendisine erişmiş. 4. Olmak, kemal bulmak: Üzümler daha erişmedi. 5. Evlenmeye elverişli yaşa gelmek, yetişmek: Erişmiş kızı vardır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetiştirmek, Osm. İsâl etmek: Tanrı çok yıllara eriştirsin. 2. Haber vermek, Osm. ihbâr, inbâ etmek. Bir haberi yetiştirmek: Burada söylediklerimizi kendisine eriştirmişler.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rakamlar, sayılar, yazılar. Erkam b. Erkam: İlk müslüman olan sahabilerden birinin adı. Peygamberimiz ve müslümanlar Mekke döneminde bir müddet çalışmalarını gizlice Erkam’ın evinden yürüttükleri için, evi İslâm tarihinde meşhur olmuş ve günümüze Daru’l-Erkam olarak ulaşmıştır.

Genel Bilgi

Takılar hariç üzerimizdeki her giysinin bir fonksiyonu vardır. Peki kravatın boğazı sıkmaktan başka fonksiyonu nedir? Her iki yakayı bir araya getirmekse düğme o işi görüyor. Düğmeleri örtüp giysimizi güzel ve renkli kılmaksa kadınlar niye takmıyor? Pek de kravat sever bir millet olmadığımız açıktır ama ister inanın, ister inanmayın kravatın ortaya çıkışında Türklerin de rolü var.

1660’da Osmanlılar Avusturya ordusuna yenilince o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde olan Hırvatistan’dan (Croatia) bir alay asker zaferin kahramanları olarak Paris’e götürüldüler ve kralın huzuruna çıkarıldılar. Bu askerler boğazlarına renkli mendiller takmışlardı. Bu mendiller Romalılar devrinde hatiplerin, ses tellerini sıcak tutmak için boğazlarına sardıkları mendillere benziyordu. Kral çok beğendi ve kendisi de krallık kravatları takan bir alay kurdu. Kravat kelimesi de Hırvat anlamındaki ‘Croat’tan türedi.

Çok geçmeden bu moda İngiltere’ye sıçradı. Hiçbir centilmen boğazına bir şey sarmadan kendini iyi giyinmiş hissetmiyordu. Kravat o zamanlar o kadar yüksek bağlanırdı ki, insanlar vücudunu döndürmeden etrafa bakamıyorlardı, ama hiç olmazsa bir faydası vardı. Kılıç darbelerine karşı boyunu koruyordu.

Kravat çeşitli şekillerde yüzyıllarca yerini korudu, yüzden fazla değişik bağlama şekli geliştirildi. Bağlama şekilleri üzerine kitaplar yazıldı. 1960 gençliğinin düzene baş kaldırması sırasında biraz gözden düştü ama 1970’li yıllardan başlayarak popülaritesi yine arttı. Tabii ki patronlar kravat takınca çalışanlara da başka seçenek kalmıyordu.

Kravatlar erkeklerin elbise dolaplarının en kolay yıpranabilir aksesuarlarıdır. Genellikle erkekler kravatı düğümünün bir tarafından, ince ucunu çekerek çıkarırlar. Halbuki doğru yol kravatı bağlarken hangi hareketleri yaptıysanız, sökerken de ters sıra ile aynısını yapmanızdır.

Kravatı çıkardıktan sonra her iki ucunu birleştirip iki kat yapmanız, parmağınızın üzerine bir kemer gibi sarmanız, parmağınızı içinden çektikten sonra bütün gece o şekilde muhafaza etmeniz uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor. Eğer söz konusu olan bir ipek kravat ise sabahleyin de hemen askıya asmanız gerekiyor, bu şekilde içindeki fiberler orijinal şekillerine gelecektir. Son bir uyarı: Üzerinde leke olsa bile ipek kravatları kuru temizlemeye göndermeyin, deforme olabilirler, mümkün olduğunca kendiniz temizlemeye çalışın bu da bir sonuç vermezse dikişlerim söküp mendil olarak kullanabilirsiniz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. liberal serbest.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir haber veya iş için bir yere gönderilme, bu gönderilmenin gayesi; iş. errand boy ayak işlerine koşulan çocuk, çırak . a fool's errand saçma bir şey, boşuna teşebbüs go on an errand, run an errand bir haber götürmek veya bir iş yapmak için bir yere

Türkçe Sözlük

(i. A. reşîd’den itaf.). Daha ve en reşîd. Doğru yola diğerlerinden daha yakın, her hal ve hareketi daha doğru ve daha makbul olan: Ekber ve erşed evlâdı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (esrâr’dan c. olup sırr’ın ikinci cem’idir. Ar. cem’ü’l-cem’). Avuç ve alındaki çizgiler ki, bazı dolandırıcıların gaipten haber vermek iddialarına dayanak olur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. üss). 1. Temel. 2. Asıl, aslî durum: Bu işin esası böyle değildir. 3. Gerçek, hakikat, sıhhat: Haberin esası yoktur, (kimya) Bir asitle karışarak asit teşkil eden tuz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslan, Fars. şîr. Esedullah = Tanrı’nın arslanı (Hazret-i Ali’ nin unvanıdır), (astronomi) Burc-ı Essd = Arslan burcu, 12 burcun beşincisi ki, Güneş bu burca rûmî temmuzun onbirinde girer. Kalb-ül-esed = Arslan burcunda birinci derecede bir sâbit yıldız. (Fr. regulus). Zeneb-ül esed = Yine o burçda ikinci derecede bir sabit yıldız (Fr. denebola). Zahr-ül esed = Yine o burçta ikinci derecede bir yıldız (Fr. geba). Esed-i asgar = Arslan burcu ile Dübb-i Ekber arasında bir yıldız kümesi (Fr. petit lion).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (Allah’ın arslanı) Hz.Ali, Hayber’in fethinde gösterdiği kahramanlıktan dolayı Rasûlullah (s.a.s), Hz.Ali’ye bu ismi vermiştir. Astronomi’de: Güneşin rumi, temmuzun 9’unda ve Efrenci temmuzun 23’ünde içine girdiği ve semanın kuzey yarımküresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil 5.burç.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Asâr). 1. İşaret, alâmet, nişan, bir şeyin varlığına delâlet eden hal: Bir insanlık eseri gösterdi. 2. Esası kalkmış bir şeyin kalan kısmı. Ar. bakıyye: Burada bina eseri yoktur. Orada bir eski şehrin eseri görülüyor. 3. Bir adamın vücuda getirdiği şey, telif, meydana getirme: Şehnâme Firdevsî’nin, matbaa Gütenberg’ in, Süleymaniye Camii Mimar Sinan’ın eseridir. 4. Telif kitap: Cevdet Paşa’nın eserleri. 5. Fiil, iş, amel, tesir. 6. Eski zamanlardan kalma insan yapıları: Eski Mısır eserleri. 7. Hadîs-i şerif, hadis ilmi, haber. 8. Tarih, olaylar. Asâr-ı atîka = Eski zamanlara ait güzel sanat eserleri. Asâr-ı kalemiyye = Telifler, yazılar, kitabeler. Külliyyât-ı Asâr = Bir müellifin bütün eserleri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ortaya çıkmasından beri çok zaman geçmiş olan. Ar. kadtm, atîk, Fars dîrîn, göhen: Eski zaman, eski maden, eski adamlar, eski şarap. 2. Şimdikinden önce olan. Ar. mukaddem, sabık, sâlif, Fars. pîşîn: Yenisi, eskisini aratıyor, eski bahçıvan. 3. Eskiyip yerleşmiş. Ar müzmin: Eski bir öksürüğüm vardır. 4. Kıdem kazanmış, kıdemli, Fr. doyen: Vezirlerin en eskisi. 5. Hükmü geçmiş, Ar. muattal: Eski takvim, eski moda. 6. Yaşlı, ihtiyar. Eski adamdır. 7. Zamanla bozulmuş şey, Osm. fersude, köhne: Eski esvap, eski kundura. 8. Bozuk, harap, viran: Eski ev, eski kale. Eskiler = 1. Eski adamlar. Ar. kudemâ, mütekaddimîn. 2. Eski esvap vs. Eskiden = Eski zamandan beri, Ar. minelkadîm. Baş eski = Eskiden saray emektarlarının en kıdemlisi. Eski pabuç = Değersiz şey. Eski pabucumu alırsın = Bir şey kazanamazsın. Eski püskü = Köhne şey, yırtık pırtık. Eski tas, eski hamam = Eskisinden asla farkı yoktur. Eski kurt = Kurnaz adam, bulunduğu mesleğin her şeyini bilen kimse.

Türkçe Sözlük

(f.). Ortaya çıkışından beri çok zaman geçme. Osm. kadîm ve köhne olmak: Zeytinyağı eskidikçe iyileşir: 2. Müzmin olmak: Bu öksürük eskidi. 3. Kıdem kazanmak, kıdemli olmak: Bir memuriyette eskimek bu adama nasip olamıyor. 4. Hükmü geçmek, muattal olmak: O moda eskidi, fen kitapları birkaç senede eskir. 5. ihtiyarlamak, kocamak: O adam da çok eskidi. 6. Bozulmak, Osm. fersude ve köhne olmak: Elbisem eskidi, yenilemeye mecburum. 7. Harap ve viran olmak: Ahşap evler yirmi senede eskir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In many respects the Eskimos resemble the Mongolian race. the language spoken by the Eskimo people a member of a people inhabiting the Arctic ; the Algonquians called them Eskimo but they call themselves the Inuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amarok. a member of a people inhabiting the Arctic ; the Algonquians called them Eskimo but they call themselves the Inuit. the language spoken by the Eskimo people.

Türkçe - İngilizce Sözlük

banditry. brigandry. brigandage. highway robbery. thuggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

elastic. flexible. flexile. limber. limp. lithe. loose-jointed. non-rigid. nonrigid. pliable. pliant. resilient. responsive. spring. springy. sprung. supple.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerif). Şerifler, peygamberlerden inenler, (bk.) Şerif.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerir). Şerirpeygamber soyundan inenler, (bk.) Şerif.

Türkçe Sözlük

(i.). Köstek kelimesiyle beraber «oyalamak, yersiz bahaneler uydurmak» mânâsına gelen «estek etmek, köstek etmek» şeklinde kullanılır. Estek etti, köstek etti, sonunda dediğini yaptırdı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Canlıların vücudunda kemik ile deri arasında bulunan, kas ve yağ tabakalarından meydana gelen madde. Ar. lahm, Fars. kûşt: Eti senin kemiği benim. 2. Koyun, sığır vesairenin eti ki, kemikle beraber satılır ve yenir. 3. Meyvenin derisiyle çekirdeği arasında olup yenen lezzetli madde: Şeftalinin eti; etli erik. 4. Ten, beden, vücut. Et beni = Küçük meme suretinde kabarcık. Et şeftalisi = Yarma olmayan ve eti çekirdeğine bitişik bulunan şeftali. Et suyu = Eti kaynatarak alınan yağlı ve kuvvetli su. Etkanat = Yarasa cinsinden hayvanların uçma Aletleri olan zar. Et kafalı = Zekâdan mahrum, kalın kafalı. Et kesimi, et kırımı = Hıristiyanların büyük perhize girecekleri günlerdeki yortu ve şenlikleri, apokarya, karnaval. Et lokması Et yemeği. Et meydanı = Vaktiyle Yeniçeri askerine et verilen meydan ve kışla önü ki, İstanbul’da Aksaray civarındaydı. Etine dolgun — Etlice, şişman olmaksızın semiz, tıknaz. Av eti = Avda vurulan hayvan ve kuş eti. Balık eti = Yağsız ve sert kaslardan ibaret et. Balık etli = Vücudü nârin olduğu halde organları etle kaplı ve etleri sert ve düzgün olan, zayıf ve lâgar olmamakla beraber şişman ve sarkık etli de olmayan. Diş eti = Dişlerin diplerinde bulunan ve dişler döküldükten sonra bir set teşkil eden etler. Kaba et = Baldır etleri gibi kalın ve yağsız butlar. Geyik eti = Kızların bülûğa erdikleri sıradaki hafif ve mütenasip dolgpnluğu: Geyik etine girmek = (kız) Bu dolgunluğu kazanmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yardımcı fiil olarak isimleri fiil haline getirmeye yarar: İş halletmek, sebat etmek, sükût etmek, bayram etmek. 2. Yardımcı fiil olarak değer anlatan sözlerle beraber kullanılır: Bu eser beş para etmez, iyi ettin de oraya gittin. Bunu söylemekle fena etmedi. 3. Tahammül etmek: Ben gezmeden edemem, oysa o, gezmeden de edebilir. Beni görmeden edemiyor. 4. Zaman anlatan kelimelerle beraber erişmek: Konuşa konuşa sabahı ettik. 5. Bir şeyden mahrum bırakmak: Böyle giderse onu ekmeğinden ederim. 6. Yapmak: Sorma bana neler ettiğini. Çocuk altına etti. Ettiği hayır kendisinin olsun. Ettiği kâr kalmak = Yaptığı kötülüğün cezasını çekmemek. Ettiği yanına kalmamak = Yapılan bir kötülüğün cezasını bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Avrupa. Europe'an (i.),(s.) Avrupalı; (s.) Avrupa'ya mahsus. European plan otelde oda ve kahvaltı parasını beraber ödeme sistemi. European Economic Community Ortak Pazar.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı iv, yiv). 1. Her ailenin ayrı olarak oturmasına mahsus yeri ki, taş ve keresteden veya tahtadan olur. hâne, Ar. beyt, mesken, Fars. dâr: Kâgir ev, ahşap ev; bir katlı, iki katlı ev. 2. Küçük parçalara bölünmüş bir şeyin beher kısmı, hane: Satrançta fil evi, at evi. 3. Bir evde oturanların hepsi, aile: Namuslu ev; muteber ev. 4. Soy, nesil, sülâle, hanedan: Rumeli’nde Kavanozoğlu evi meşhurdu. Ev adamı = Pek teklifsiz ve yakın adam. Ev eşyası = Mobilya, döşeme vesaire takımları. Ev işi = Dükkân ve fabrikada yapılmayıp evde kadınlar tarafından yapılan: Bu reçel ev işidir. Ev bark = Çoluk çocuk, Osm. ehl ü lyâl, hânmân: Evce, evcak = Bütün ev halkı birlikte: Evce gezmeye gitmiştik. Ev hayvanı = Alışık, evcil hayvan, yabanî hayvan mukabili Ev halkı = Aile efradiyle hizmetçiler, bir evde birlikte yaşayanlar. Evden, evde = Kadınlar, harem: Evde diktiler, evden istiyorlar. Evsahibi, sahibesi = Evin büyüğü, evi idare eden. Fars. kethudâ, ked-bânû. Ev gailesi = Çoluk çocuğun idaresi işleri. Ev kadını = Eve bakan ve bakmasını bilen kadın. Ev hekimi = Bir ev halkına daima bakan hallerini ve durumlarını bilen doktor; aile doktoru. Ev yemeği = Evde pişen, kadınlar tarafından pişirilen yemek. Ahıret evi = Ahıret, öbür dünya. Aşevi = Mutfak. Ak ev = Göçebe aşiret. Kara ev = Yerli ve yerleşik aşiret. Canevi = Midenin üstü ki, sevinç, korku vesair duygulanmalarda orada bir ürperti hisolunur. Düğün evi = Düğün yapılan ev; sevinç ve şenlik evi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

TOP Exposure Value; A number that represents available combinations of shutter speed and aperture offering the same exposure effect when scene brightness remains the same Each EV number can be applied to various shutter speed and aperture combinations.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) İncil'in getirdiği haber; İncil kitaplarından biri; iyi haber, müjde.

Türkçe Sözlük

(i.). Bütün ev halkı ile beraber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) düz, düzlem, müstevi; eşit, müsavi; düzenli, muntazam; doğru, tarafsız,bitaraf; paralel, muvazi, denk, aynı seviyede;çift, tam (sayı); temkinli, değişmez .evencolor her tarafı aynı tonda olan renk. evenhanded (s.) tarafsız, bitaraf. even number çift

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sakınılabilir, kaçınılabilir, bertaraf edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) suçsuz çıkarmak, temize çıkarmak, tebriye etmek. exculpa'tion (i.) beraat, temize çıkma, tebriye.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alçak, melun, Lânete lâyık, murdar, tiksindirici, iğrenç; berbat, kötü, süfli. execrably (z.) kötü bir şekilde; alçakça, murdarca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mak.) egzos, egzos borusu; vakumla tozu dışarı atan alet. exhaustchamber (oto.) çürük gaz kutusu. exhaust pipe egzos borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çıkış, özellikle Musa Peygamber zamanında Musevilerin Mısır'dan çıkışları; Eski Ahit'te ikinci kitabın ismi

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) beraat ettirmek, temize çıkarmak, suçlamalardan kurtarmak; muaf tutmak, hizmetten affetmek exoneration (i.) beraat, temize çıkarma. exonerative (s.) beraat ettiren, temize çıkaran.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). coşkun, taşkın; bol, mebzul, bereketli, çok. exuberantly (z). coşkunlukla; bollukla, mebzulen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). coşmak, taşkınlık yapmak; taşmak, bereketli olmak, bol bol bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehrin herkesin oturduğu banliyösünden daha uzak ve daha muteber yerinde oturan kimse.

Türkçe Sözlük

(EYLÜL) (i.). Eski RÜmî takvimin yedinci şe şimdiki tertiple dokuzuncu ayının Süryanî dilindeki adı. Avrupa dillerinde (september) dir ki, yedinci ay demektir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

September. september.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sabırlı. 2.Dönen, pişman olan, günahlarına tevbe eden demektir. Kur’an’da adı geçen peygamberlerden. Güzel sabır sahibi. Allah’ın imtihanına güzellikle sabredip mükafat ve ihsana ulaşmıştır. -Türk dil kuralı açısından “b/p” olarak okunur.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ez-ber, göğüsten yahut üstten). Kitaba bakmadan okuma ve buna alışma. Ar. Hıfz: Dersini ezber etti; ezberini öğrendi. Kitaba bakmayarak = Ezberden okuma. Ezbere = Düşünmeden, diline geleni söyleyerek: O, ezbere söz söylüyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Dersi anlar anlamaz ezber etmeyi Adet etmiş talebe.

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğrenmek, Osm. hıfzetmek: Bir günde koskoca bir şiiri ezberledim.

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğrenilmek, Osm. hıfz olunmak: Günde on sahlfe ezberlenir mi?

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğretmek, Osm. hıfz ettirmek: Bu kitabı size ezberleteceğim.

Türkçe Sözlük

(i. A.) Başlangıcı olmayan geçmiş zaman, ebed mukabili. Ezelden, min-elezel = iptidadan, eskiden, başlangıcı olmayan zamandan beri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ازل به ازل] ezelden beri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Families Anonymous A self-help organization for families whose lives have been affected by the addiction of a family member. field artillery.

Türkçe Sözlük

(i.). Fabrika sahibi, bir fabrikayı idare eden adam: Kâğıt fabrikacısı, fabrikacılarla muhabere etmek.

Türkçe Sözlük

FACEBOOK . Facebook Inc, insanların arkadaşlarıyla iletişim kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını amaçlayan bir sosyal paylaşım web sitesidir. 4 Şubat 2004 tarihinde Harvard Üniversitesi 2006 sınıfı öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulan facebook, öncelikle Harvard öğrencileri için kurulmuştu. Daha sonra Boston civarındaki okulları da içine kapsayan facebook, iki ay içerisindeki Ivy Ligi okullarının tamamını kapsadı. İlk sene içerisinde de; Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm okullar facebook’da mevcuttu. Üyeler önceleri sadece söz konusu okulun e-posta adresiyle (.edu,.ac.uk,vb.) üye olabiliyordu. Daha sonrasında da ağ içine liseler ve bazı büyük şirketler de katıldı. 11 Eylül 2006 tarihinde ise facebook tüm e-mail adreslerine, bazı yaş sınırlandırmalarıyla açıldı. Kullanıcılar diledikleri ağlara; liseleri, çalışma yerleri ya da yaşadığı yerler itibarıyla katılım gösterebilmektedirler. Alexa istatistiklerine göre facebook 31 Ekim 2010 itibarıyla; Dünya’nın en fazla ziyaret edilen 2’inci sitesidir. Bunun yanı sıra; Kanada, Güney Afrika ve Norveç’in en fazla ziyaret edilen sitesi;İngiltere ve İsveç’in 2'inci en fazla ziyaret edilen sitesi, Mısır ve Panama’nın 3.üncü ABD, Avustralya ve Türkiye’nin de 5'inci fazla ziyaret edilen sitesidir. Facebook ismini “paper facebooks”dan alır. Bu form A.B.D.üniversitelerinde okulların öğrencilerine, öğretmenlere ve çalışanlara doldurduğu onları tanıtan bir formdur. Facebook’un şu anda 800 milyondan fazla kullanıcısı bulunmaktadır. Site kullanıcılara ücretsizdir ve gelirini banner reklamlarından ve sponsor gruplarından almaktadır (Nisan 2006’da gelirlerin haftalık 1,5 milyon dolar olduğu öne sürülmüştür). Kullanıcılar profilleri fotoğrafları, ilgi alanları, gizli ya da açık mesajları ve arkadaş grupları sergilemektedir. Profillerin gösterimi sadece arkadaşlara görünecek şekilde veya belli ağların dışındakilere açık olmayacak şekilde sınırlandırılabilir. TechCrunch’a göre; A.B.D.’deki üniversitelerdeki öğrencilerin %85’inin facebook’da bir hesabı bulunmakta ve bunların %60’ı her gün bağlanmaktadır. %85 her hafta, %93 her ay bağlananlar arasındadır. Facebook sözcüsü Chris Hughes ise kullanıcıların her gün ortalama 19 dakika facebook’da vakit geçirdiğini söylemektedir. Facebook’un Kurucusu, eski Harvard Üniversitesi Öğrencisi Mark Zuckerberg 13 Mart 2009 itibarıyla facebook’un yeni arayüzü tüm hesaplarda kullanılmaya başlamıştır. Ancak bu arayüz, kullanıcılar arasında ikilik yaratmıştır. Bazı kullanıcılar bu arayüzü çok başarılı bulurken, bazı kullanıcılar protesto etmektedir. Facebook yöneticileri ise bu yeni arayüz için ısrar etmektedirler. Teknik açıdan ise facebook, web otoriteleri tarafından en başarılı Web 2.0 uygulamalarından biri olarak gösterilmektedir. 2006 yılında, MySpace’in News Corporation’a satılmasıyla facebook’un da satılacağı söylentileri çıkmıştır. Zuckerberg ise facebook’u satmak istemediğini belirtmiş ve söylentileri yalanlamıştır. İlk teklifin Viacom tarafından 975 milyon dolar olduğu öne sürülür

Türkçe Sözlük

(i. A.). Öğünülecek şey, Osm. medar-ı iftihar, kendisine nisbeti veya kendisiyle münasebeti olanlarca şeref sayılan zat, sebeb-i iftihar: Fahr-ül-ulemâ; fahr-ı Alem, fahr-ı kâinat (peygamberimiz).

Türkçe Sözlük

(i.). İsmi söylenmek, istenilmeyen veya belli olmayan bir şahıs veya şeyi gösterip «falan» sözünden daha belirli gibi kullanılır: Falanca adam geldi diye haber vermeli, falanca yeı% gideceğim, dedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). aşina, bilen, malûmatı olan, haberdar olan; tanınan, bilinen; teklifsiz,mahrem, samimi; Lâubalî, arsız; (i). teklifsiz dost, arkadaş; aile ferdi; hizmetçi; cin, ruh. familiar spirit bir insanın hizmetinde olduğu farz edilen cin veya ruh. get fa

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kadınların giydiği çemberli etek veya iç eteği, jüpon, etegi kabartmak için alttan takılan çember.

Ülke

Başkent: Rabat.

Nüfus: 28.559.000.

Yüzölçümü: 458.730 km2+Batı sahra topr.

Komşuları: Güneyinde Batı Sahra, Doğusunda Cezayir.

Önemli Şehirleri: Kazablanka (2.600.000), Rabat (556.000), Fas (852.000).

Din: %99 Sünni Müslüman.

Dil: Resmi Dili Arapça, Berberice.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monarşi.

Tarih: Fas topraklarına ilk yerleşenler berberlerdi. Onları Romalılar ve Kartejinler (Carthaginians) izledi. 683’te Araplar burayı fethettiler. 11. ve 12. Yüzyıllarda bir Berberi imparatorluk zayıf durumdaki Kuzey Afrika’yı ve İspanya’nın büyük bölümünü Fas’tan yönetti.

Fas’ın bir bölümü 19. yy.da İspanyol yönetimine girdi. Kalan kısmını ise 20. yy. başlarında Fransa kontrolü altına aldı. 1911-33 yılları arasında kabile ayaklanmaları son buldu. Ülke 2 Mart 1956’da bağımsız oldu. Uluslararası bir liman olan Tanca 1956’da Fas’a geçti. İspanya Sahrasının üçte ikisi büyüklüğündeki 70.000 milkarelik fosfat zengini toprakları ele geçirdi. Kalanı ise Moritanya elde etti. İspanya Şubat’ta geri çekildi. Bir gerilla hareketi olanPolisario, 287 Şubat’ta bölgenin bağımsızlığını ilan etti ve Cezayir’in de desteği ile saldırılar düzenlemeye başladı. 1980’de Moritanya, Palisario cephesi bir anlaşma imzalayarak Eski İspanyol Sahrasının bu bölümünden vazgeçince Fas burayı işgal etti.

Uzun yıllar süren çatışmalardan sonra, Fas önemli şehir alanlarını kontrol altına aldı. Ama Polisaro gerillaları geniş ve nüfusu seyrek çöllerde rahatça hareket edebilmektedir. 1990’da iki taraf bir ateşkes andlaşması imzaladı. Birleşmiş Milletler Batı Sahra’nın bağımsız mı, yoksa Fas’a mı bağlı olacağını belirlemek için bir referandum düzenlemeyi planlamıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir dilin doğru ve hatasız olarak, kolaylıkla söylenmesi ve yazılması. Sözün yanlış ve yabancı yahut pek seyrek kullanılan kelimelerden uzak olmasıyle beraber kaidelere de uygun olması: Fesâhatle söylemek.

Türkçe Sözlük

(i.). İpe sapa gelmez boş şey: Sabahtan beri bir şeyler anlatıp duruyor, hepsi fasarya.

Türkçe Sözlük

(i.) (Ekser Doğu dilleri arasında ortak olup asıl hangi dilin malı olduğu kestirilemezse de Latince «faseolus» dan olması uzak ihtimaldir). Bilinen sebze ki, tazesi kabuğu ile beraber ve kurusu tane tane olarak yenir. Barbunya, çalı, ayşekadın, yer fasulyesi vesair çeşitleri vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (ter, test) (i). şişman, slang şişko; semiz, yağlı; bol ve iyi; bereketli; kârlı; dolgun;kalın; (i). yağ; bereketli ürün; semizlik. fat cat (A.B.D)., argo zengin adam; seçim öncesi partisine maddi yardımda bulunan kimse. a fatchance (A.B.D)., argo ç

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kehanet kabiliyeti olan, gaipten haber veren, geleceği önceden haber verebilen.

İsimler ve Anlamları

(Ar) (Kadın İsmi) 1.Sütten kesilmiş. 2.Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kılınmış.- Hz.Peygamber’in Hz.Hatice’den dünyaya gelen en küçük kızının adıdır. Hicretten 18 yıl önce 605’te Mekke’de dünyaya gelmiştir. 632 yılında Medine’de vefat etmiştir. 18 yaşında iken Hz.Ali ile evlenmiş, Hz.Hasan, Hz.Hüseyin, Hz.Ümmü gülsüm ve Hz.Zeyneb adında dört çocuğu vardır. Rasûlullah (s.a.s)’tan sonra 6 ay yaşamıştır. Lakabı Zehra’dır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Püf ! Aman ! Ne fena ! Berbat !Uf be!

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. efdal). 1. Değer, asılda olan meziyet. 2. Hüner, marifet, kemal, olgunluk, ahlâk ve akide doğruluğu ile beraber ilim, bilginlik: Onun ilim ve fazlı bellidir, t. Cömertlik, yardım, inayet, ihsan. 4. Üstlük, artıklık.

Sağlık Bilgisi

Haddinden fazla terlemek; sinir bozukluğu, fazla sıcak, tiroid bezinin çalışmasında görülen bozukluk, tüberküloz, raşitizm veya iskorbütten kaynaklanır. Ergenlik yaşlarında da fazla terleme görülür. Bu nedenle terlemenin asıl nedenini bulmak gerekir. Sinir bozukluğu veya fazla sıcaktan kaynaklanan terleme ve ter kokularını engellemek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke

Hazırlanışı : Vücudun terleyen kısımları sirke ile ovulur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (Lat). yapmıştır, amelehu (''bunu yapan'' anlammda sanatçının imzası ile beraber kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). verimli, doğurgan; mahsuldar, bereketli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gebe bırakmak, döllemek, ilkah etmek; verimli bir hale getirmek, bereketlendirmek, mümbitleştirmek. fecunda'tion (i). dölleme; bereketlendirme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Friendly or devoted to such a government; as, the Federal party. see Federalist. any federal law-enforcement officer a member of the Union Army during the American Civil War national; especially in reference to the government of the United States as disti

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of the Union Army during the American Civil War. any federal law-enforcement officer. national; especially in reference to the government of the United States as distinct from that of its member units; 'the Federal Bureau of Investigation'; 'fede

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of groups or states in which each member agrees to give up some of its governmental power in certain specified areas to a central authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An advocate of confederation; a friend of the Constitution of the United States at its formation and adoption; a member of the political party which favored the administration of president Washington. an advocate of federalism a member of a former politic

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a former political party in the United States that favored a strong centralized federal government. an advocate of federalism.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eflâk). 1. Gök, sema, Fars. Asmân. 2. Eski inanışa göre her gezegene mahsus bir gök tabakası ki, dokuz tane olduğu kabul edilirdi. Ar. Eflak-i tis’a = Dokuz kat gök. 3. Talih, baht, kader: Feleğin hükmü, felekten çektiğim. Felek düşkünü = Bedbaht. Feleğin çenberinden geçmiş = Her şeyi görmüş, geçirmiş. Çark-ı felek = Yanarken dönen bir fişek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tekerlek çemberi, ispit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beraberce hoş vakit geçirme, arkadaşlık, refakat; samimiyet; üniversitede bilimsel araştırma için verilen burs; birlik; kurum, dernek, cemiyet, kulüp.

Genel Bilgi

Feng Shui Çin’in 3500 yıllık uyumlu bir ortam yaratmak için kullandığı bir yöntemdir.Kelime anlamı ise, “rüzgâr - su” dur. Bu iki güç Çinliler’e göre, yeryüzünün eğimini, şeklini, topografyasını belirler. Feng-Shui metodu yaşanan mekanlardaki enerjiyi, huzur, sağlık ve bereketi sağlamak ve arttırmak üzere değerlendirmeyi amaçlar.

Feng-Shui’ye göre.

***Yatağı pencerenin önüne koymak yanlıstır. Çünkü cam kırılgandır ve güvensizlik yaratır. Ertesi gün işinizden kovulma endişesi duyarsınız. Kendinizi güvende hissetmezsiniz. Uyumak için önce kendinizi güvende hissetmelisiniz.

***İmzanızda adınız ve soyadınız mutlaka olsun. Soyadınızı yazmak, atalardan gelen enerjiyi de kullanmanız için gerekiyor. İmza atarken, adınızda geçen g, y ve ğ’lerin kuyruklarını torba gibi yapın, bir süre sonra ekonomik olarak ferahladığınızı göreceksiniz. Harflerin bu kuyruklarına “para torbası” deniyor.

***Yatak odanıza arada sırada ateşi getirmek için bir mum yakın. Mümkünse bir kaç da çiçek olsun. Metal enerjisini kırmalısınız.

***Çok önemli bir toplantıya giderken kırmızı iç çamaşırı giyin. Bu sizin enerjinizi artıracak ve daha dinamik olmanıza yardımcı olacak.

***Önemli biriyle kritik bir görüşme yapıyorsanız, etrafınızdaki sütun ya da üçgenlere sizin değil, onun yüzü dönük olsun. Tehdit altında kalan o olacaktır.

***Evlerinizde kare değil de, yumuşak hatlı koltuklar kullanın. Eğer koltuklarınızı değiştiremiyorsanız, mutlaka yumuşak yastıklar kullanın. Çünkü evinizde gevşemeniz gerekiyor.

***Bembayaz bir eviniz varsa, bitkiler kullanmalısınız. Mavili, yeşilli yatak örtüleriyle, su, akarsu posterleriyle değişik bir hava yaratabilirsiniz. Yatağın üzerine yastıklar koyabilirsiniz.

***Kurutulmuş çiçeklerin de belli bir ömrü var. Uzun süre evlerinizde bulundurmayın. Plastik çiçeklerin de ağaç enerjisi vardır ancak belli bir süre sonra eskir, enerjisini kaybeder.

***Gümüs takı kullanmak insanı olumsuz yönde etkiler, duygusallaştırır ve ağlama isteği verir. Depresyona yol açtığı için dikkatli kullanın. Altının daha özel ve iyi bir enerjisi vardır.

***Yatak odasında, yattığınız yerden kendinizi bir aynada görüyorsanız, bu uykunuzu bozabilir. Rüya görmenizi ve dingin uyanmanızı engelleyebilir.

***Balkonları depo olarak değerlendirmemeli, kullanmalıyız.

***Florasan ışık insan doğasına aykırıdır.

***Dijital saatler kalp ritmini etkiler, uyanmak için başucunuzda klasik saatler kullanın.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fatigue Equivalent Rounds The mechanical fatigue life of a gun barrel or liner expressed as the number of mechanical cycles the gun or liner can withstand before failing.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferciyye» den). 1. Kadınların sokakta yaşmakla beraber giydikleri üst giyeceği. Muhtelif biçimlerde olup en meşhur çeşidinin eteklerle bir boyda yakas vardır: Ferace yaşmak giymek (eskiden kullanılırdı).

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Kâbe ve ravza-i mutahhara hademesi ve süpürücüsünün sıfat ve hizmeti. 2. Eskiden yüksek berat ile verilen bir unvan olup, bunu haiz bulunanlar bir vekil tayiniyle her sene mukaddes yerlere birtakım vakıf aidatı takdim ederlerdi: Ferâşet-i şerife beratı; ferâşet çantaları.

Türkçe Sözlük

(I. F. Arapça zannederek «ferâmîn» şeklinde cem’ini kullanmak büyük yanlıştır). 1. Buyruk, emir: Buna ne ferman edeceksiniz? 2. Yezılı olarak verilen ve hususi bir şekilde yazılan padişah emri: Yarlığ, berat, buyrultu.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Emir, buyruk. 2.Padişah tarafından verilen yazılı emir, berat, buyrultu.

Türkçe Sözlük

(i. F. fermân = buyruk, berden = almak) (fermân-berdâr dememeli, zira ya fermân-ber veya fermândâr olup, ikisi beraber olamaz). Verilen emri alıp icra eden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

person. individual. member. individual birey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). verimli, mümbit, bereketli; (biyol). üreyebilen; doğurgan. fertil'ity (i). verimlilik, mümbitlik, bereket; üreyebilme; doğurganlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gübrelemek, verimini artırmak, kuvvet ve bereketini çoğaltmak; (bot)., (biyol). döllemek, tohumlamak, aşılamak. fertiliza'tion (i). ilkah; aşılama; verimini artırma, mümbitleştirme, gübreleme. fer'tilizer (i). gübre, kimyevi gübre.

Türkçe Sözlük

(i. tekrar unsuru). Falan ve fıstık sözlerinin yanı sıra söylenir: Falan festegiz; felan fıstık. Festegiz = Şu, bu; öteberi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi kavraması. Peygamberlere mahsus beş sıfattan biridir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (fitret okunması galattır). 1. iki peygamber arasında geçen vakit. 2. Bir devlette kargaşalık ve iktidar bölünmesi zamanı: Yıldırım Sultan BAyezid Han ile Çelebî Sultan Mehmed Han arasında geçen Fetret Devri.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. fettâne) (fitneden imüb.). 1. Fitne ve fesat sahibi, karıştırıcı, kurnaz. 2. Gönül alan, meftûn eden, sihirbâzca bir kuvvetle aşka düşüren: Bir dilber-i fettân. Çeşm-i fettân.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فيض] bereket, bolluk. 2.ilim.

Türkçe Sözlük

(i. A. feyz’den imüb.). Son derece feyz ve bereket veren. Ar. kerîm: Feyyiz-ı Mutlak = Allah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فياض] verimli, bereketli. 2.Tanrı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok faydalı, çok verimli. 2.Feyiz, bereket ve bolluk veren.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. füyûz) (çokluğunun çokluğu: Füyûzât başlıca dördüncü mânâ ile kullanılır). 1. Bolluk, mahsul vesaire fazlalığı: Feyz ve bereket. 2. Nimet, ihsan, kerem: ilâhî feyz. 3. İlerleme, terakki, olgunluk bulma: Tahsil eden elbette feyz bulur. 4. Mânevî saadet: Tanrı’nın füyOzâtına nail olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فيض] bereket, bolluk. 2.ilim.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Arapça feyz = bereket, Farsça bahşîden = bağışlamak). Bereket, nimet ve bolluk veren: Feyz-bahş bir meslek.

Türkçe Sözlük

(i. F. A. feyz = bereket, Fars. resânîden = yetiştirmek). Feyz, bereket ve bolluk getiren, yetiştiren. Blrtn-ı feyz-retân = Bolluk getiren yağmur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ فيض بخش] verimli, bereketli. 2.feyiz veren.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın feyzi, bolluğu, bereketi.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.). Omurga kemikleri. Zül-fıkaar — Omurga kemikleri şeklinde menevişi olan meşhur bir kılıç ki, Bedr savaşından ganîmet olarak Peygamberimiz tarafından Hazret-i Ali’ye verilmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (bed, bing) küçük yalan, uydurma; (f). yalan söylemek, uydurmak, slang atmak. fibber (i). yalancı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the delicate, threadlike portions of which the tissues of plants and animals are in part constituted; as, the fiber of flax or of muscle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any fine, slender thread, or threadlike substance; as, a fiber of spun glass; especially, one of the slender rootlets of a plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sinew; strength; toughness; as, a man of real fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optical fiber is made of flexible glass and can support very high data transfer rates An individual glass fiber, roughly the thickness of a human hair, is capable of carrying a distinct signal transmitted in the form of pulses of light A single strand of

Türkçe - İngilizce Sözlük

An optical fiber transmits information using light waves, rather than electrons as in copper wires An optical fiber consists of a thin core, which carries the light signal, surrounded by a thicker transparent cladding, which keeps the light within the cor

Türkçe - İngilizce Sözlük

What it's good for: Lowers cholesterol and blood sugar levels, helps move waste through the intestines Diets rich in plant fiber are related to a reduction of heart disease, colon cancer and diabetes Where you get it: Fruits, vegetables and whole-grains T

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance found in foods that come from plants Fiber helps in the digestive process and is thought to lower cholesterol and help control blood glucose The two types of fiber in food are soluble and insoluble Soluble fiber, found in beans, fruits, and oa

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the fiber optic cable used to carry high volumes of data in the form of light pulses Fiber optic cable forms the backbone of networks such as the one Conxion uses to connect datacenters around the world. optical fiber: a very long, narrow, flexi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fiber-optic cable is made of glass fibers instead of copper strands Data, expressed as pulses of lighter rather than electrons, is transmitted by lasers or other devices Optical fiber can carry billions of bits a second, many times more than coaxial or co

Türkçe - İngilizce Sözlük

Network cabling that uses optical fibers to carry information as light instead of as electricity Fiber-optic cable carries information farther, faster, and more reliably than other types of cable Fiber-optic cable is much less likely than coaxial or twist

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fiber - also known as fiber optic - is made up of threads of pure glass Lasers attached to the end of each cable transmit digital patterns of light pulses at extremely high speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Made of very pure glass, it is used in fiber optic communications It carries a digital signal made of modulated light It can carry much more much faster that the traditional copper lines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A shortened term for 'fiber optic,' fiber is made of very pure glass Digital signals, in form of modulated light, travel on strands of fiber for long distances Fiber can carry far, far more information over much, much longer distances than traditional cop

Türkçe - İngilizce Sözlük

An optical transmission medium consisting of thin plastic or glass strands which reflects light pulses along the inside To light a fiber activation of a fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of indigestible carbohydrates found in plant foods, does not supply calories or nutrients but aids in digestion and elimination Tomatoes are a source of fiber; people who eat diets high in fiber have a lowered risk of heart disease Fiber may als

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optical fiber: a very long, narrow, flexible piece of glass Used for high-speed communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is found in foods that come from plants Fiber helps your body digest food and control blood sugar Types of fiber are beans, fruits, and oat products, whole-grain products and vegetables. a slender and greatly elongated solid substance. the inherent c

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iif, iplik, tel; karakter. fibered (s). Iifli, telli. fiberboard (i). komprime liflerden yapılmış tahta. fiberglass (i). cam elyafı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberglass. fibreglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberglass , fibreglass.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şarap, sirke vesaire koymaya mahsus tahtadan çenberli ve silindir şeklinde, ortası daha şişkin kap, varil: Şarap, sirke fıçısı. Bir fıçı bira. Fıçı peyniri = Fıçıda saklanan salamura peynir. 2. mec. Şarap fıçısı, bira fıçısı = Çok şarap veya bira içen adam. 3. (denizcilik) Gemilere alınan yüklerin hacmini tayin için kullanılan bir ölçüdür. Fıçı dibi — mec. Meyhane köşesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şiddetli, hiddetli, sert, vahşi; öfkeli: hararetli, şevkli, ateşli; argo çok berbat. fiercely (z). şiddetle, sert bir şekilde. fierceness (i). şiddet, sertlik, vahşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). incir ağacı; incir, yemiş; önemsiz herhangi bir şey. figleaf (i). incir yaprağı; gizlenmesi gereken şeyin örtüsü. Bengal fig Hint inciri, (bot). Ficus bengalensis. coprifig (i)., wild fig yaban inciri, (bot). Ficus carica. mulberry fig Arabistan

Ülke

Başkent: Suva.

Nüfus: 764.000.

Yüzölçümü: 8.274 km2.

Komşuları: Kuzeybatıda Soloman Adaları, Doğuda Tonga.

Önemli Şehirleri: Suva.

Din: %52 Hıristiyan, %38 Hindu, %8 Müslüman.

Dil: İngilizce (resmi), Fijice, Hindustani.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1974’ten beri bir İngiliz kolonisi olan Fiji 10 Ekim 1970’te bağımsız parlamenter demokrasi haline geldi. Hint halkının kültürel farklılıkları içinde 19. yy.a gelen ülkede, kanunen topraklarının %83’üne sahip olan Fiji halkı siyasal polorizasyona önderlik etti. 1987’de askeri bir darbe ile hükümet görevden alındı. 21 Mayıs’ta bir uzlaşmaya varıldı ve darbe lideri Sitveni Rabuka göçünü arttırdı. Rabuka 25 Eylül’de ikinci bir darbe düzenleyerek Fiji cumhuriyetini ilan etti. Aralık’ta demokratik bir anayasa taslağı hazırlandı ve yönetim sivil hükümete iade edildi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The number of prosecutions filed during the current year Counts are based on the number of defendants/suspects included in the prosecution TRAC counts all prosecutions, whether the proceeding is before a judge or magistrate This is a broader definition th

Ülke

Başkent: Yamoussoukro (resmi), Abidjon (de facto).

Nüfus: 14.296.000.

Yüzölçümü: 320.763 km2.

Komşuları: Batıda Liberya, Gine Kuzeyde Mali, Burkina Faso, Doğuda Gana.

Önemli Şehirleri: Abidjon.

Din: Animist %63, Müslüman %25, Hıristiyan %12.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1848’den beri Fransız koruması altında bulunan Fildişi kıyısı, 1960’ta bağımsız oldu. İhracat için ayrılan tarım ürünleri, Fransa ile yakın bağlar ve dış yardımlar sayesinde Afrikalı uluslar içinde en başarılısıdır. Nüfusun %20’sini komşu ülkelerden gelen işçiler oluşturur.

Öğrenciler ve işçiler Şubat 1990’da Başkan Felix Houphouet-Boigny’nin uzaklaştırılması ve çok partili demokrasiyi talep eden protestolarda bulundular. Ülkenin ilk çokpartili başkanlık seçimi Ekim 1990’da yapıldı ve Houpheuet-Boigny yerini korudu ancak 7 Aralık 1993’te öldü. Ulusal meclis 1995 için planlanan seçimlere kadar onun yerine bakacak bir kişi seçti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orderly succession; a line; a row A row of soldiers ranged one behind another; in contradistinction to rank, which designates a row of soldiers standing abreast; a number consisting the depth of a body of troops, which, in the ordinary modern formation

Ülke

Başkent: Manila.

Nüfus: 69.809.00.

Komşuları: Güneyde Malezya, Endonezya, Kuzeyde Tayvan.

Önemli Şehirleri: Manila, Quezon City, Cebu.

Din: Roma Katolikleri %83, Protestanlar %9, Müslüman %5.

Dil: Plipino, İngilizce (ikisi de resmi dil). Cebuano, Bicol, İlocano, Pampango ve diğerleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Liberal Parti, Nacionalista Parti, Edsa Ulusal Hıristiyan Demokratlar Birliği (NUCD), Milliyetçi Halk Koalisyonu, Kilusan Bugong Lipunan, PDP-Laban Partisi).

Tarih: Filipin adaları 1571 yılında Macellan tarafından ziyaret edildi. Daha sonra bölgeye gelen İspanyollar, Manila kentini kurdular. İspanya hükümdarı II. Felipe’den esinlenerek, bu takım adaları Filipinler adını verdiler. 1869’da Süveyş Kanalı’nın gerçekleşmesiyle Filipinler Avrupa pazarına açıldı. 1899 Manila savaşında İspanya ABD’ye yenilince, Filipinler ABD’ye bırakıldı. Ancak Amerikan hükümetinin tutumu ve II. Dünya Savaşı nedeniyle ülkenin bağımsızlığına kavuşması ancak 1946 yılında mümkün olabildi. 1972’de başkan Ferdinand Marcos sıkı yönetim ilan etti ve sıkı yönetim sırasında Filipinler’in ABD ile ilişkileri zayıfladı.

1973-1976 yılları arasında hükümet güçleriyle ayrılıkçı Moro Müslümanları arasında çatışmalar çıktı. 1977 yılında yeniden başlayan çatışmaların ardından, Libya’nın aracılık ettiği özerklik anlaşması bölgede Hıristiyanlarca reddedildi.

1981 yılında sıkı yönetim kaldırıldı, ancak Marcos olağanüstü birtakım yetkilileri elinde tutmaya devam etti. Haziran’da 6 yıllık bir dönem için yeniden başkan seçildi.

21 Ağustos 1983 yılında Muhalefet lideri Bengno S. Aouino’nun suikaste kurban gitmesi Marcos’u istifaya çağıran gösterilere yol açtı. 1986 seçimlerinde Marcos suikasta uğrayan Aguino’nun eşi Corozon Aguino’ya karşı zafer kazandığını ilan etti. Aguino kendini başkan ilan etti.

24 Şubat’ta Marcos askeri ve dinsel desteğinin azalmasından dolayı olağanüstü hal ilan etti. 26 Şubat’ta ülkeden kaçtı. Aguino ABD ve diğer devletlerce başkan olarak tanındı. 1987 yılında Aguino toprak reformunu başlattı. Aguino’nun aday gösterdiği kişiler yasama organında büyük çoğunluk elde ettiler. Ekonominin zayıflığı, yaygın fikirliği, komünist muhalefler ve askeriyenin zayıf desteği yüzünden büyük sıkıntılarla karşılaştı. Aralık 1989 yılında asi güçler askeri üsleri televizyon istasyonlarını ele geçirdi ve başkanlık sarayını bombaladılar.

Aguino 1982’de başkanlık seçimlerinde Fiedel Ramous’un başkanlığını tanıdı. 1992’de ABD’nin Filipinlerdeki askeri varlığı sona erdi. 30 Ocak 1994’te Müslüman ayrılıkçı gerillalarla ateşkes andlaşması imzalandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). filtre; süzgeç; (f). süzmek, süzülmek, süzgeçten geçirmek veya geçmek, filtreden geçirmek; filtre vazifesi görmek; sızmak, duyulmak (haber, söylenti). filter bed filtre havuzu. filter paper filtre kâğıdı. color filter renk filtresi, yalnız

Türkçe - İngilizce Sözlük

the cardinal number that is the sum of four and one. one of a pair of decorations projecting above the rear fenders of an automobile. one of a set of parallel slats in a door or window to admit air and reject rain. a shoe for swimming; the paddle-like fro

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fleet Identification Number Ford's identification code for North American fleet customers. A straight plate that lies in the water under the boat, which helps maintain balance and directional control.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Firearm Identification Number FIP: Firearms Interest Police. n a narrow, long, vertical wall of rock created by expansion of bounding joints by erosional forces. vertical stabilizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A control bit occupying one sequence number, which indicates that the sender will send no more data or control occupying sequence space. the ball-pass frequency on the inner race.

Türkçe - İngilizce Sözlük

FASTER Identification Number.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nut. hazelnut. filbert.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (f). güzel, ince, zarif; (saf, katkısız, katışıksız, halis; hassas, ince ruhlu, duygulu; ala, mükemmel, üstün: berrak, açık; (z)., (k).dili güzel, hoş, iyi; (f). toz haline getirmek; güzelleşmek. fine arts güzel sanatlar. finedraw (f)., (te

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırılık ifade etmek İçin fingirdemek fiiliyle beraber kullanılır: Kız fingir fingir fingirdiyordu.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatma, iğfal, hile: Kizb ü firîb = Yalancılık ve aldatma, i. Aldatan, Ar. muğfil (sıfat terkipleri yapmaya da yarar). Ebleh-firîb = Ahmak aldatan. Dil-firîb = Gönlü aldatan, cazibeli, güzel, dilber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). balık tutmak, balık avlamak, çekip çıkarmak; içinde balık avlamak; tahta veya demir parçası ile takviye etmek, seren berkitmek; for ile aramak, ağız aramak. fish for a compliment kendisine kompliman yapılmasını istemek; up veya out ile arayıp bulm

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. fish, değişik türler için fishes) balık; balık eti; tahta veya demir takviye parçası, berkitme parçası. fish and chips (ing).balık fileto ve kızarmış patates. fish ball balık köftesi. fishbone (i). balık kılçığı. fishbowl (i). kavanoz biçimind

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Orta parmağı baş parmağa sıktıktan sonra şiddetle bırakmakla parmağın tersiyle vurulan darbe. 2. Fiske vurmaktan hasıl olan bere ve şiş. Parmak ve deynek vesaire darbesi olan veya hastalıktan gelen kabarma: Yanağı fiske fiske olmuş, fiske fiske kabarmış. 3. Adı geçen iki parmağın yine o vaziyetiyle ufak taş vesaire atma: Fiske taşı. Fiske dokundurmamak — Toz kondurmamak, müdafaa etmek, sahip çıkmak. Fiskeşamdanı = Küçük el şamdanı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi bir kimsenin kulağına fısıltı halinde söylemek. 2. Gizlice haber vermek.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça püste’den Arapça’laştırılmıştır). 1. Gaziantep bölgesinde yetişen bir cins ağaç ve bunun verdiği meyve ki, kolay açılır ince kabuklarının içinde badem cinsinden yeşilimtrak, lezzetli bir meyvesi vardır: Antep fıstığı. 2. Çam çeşitlerinden çok dallı bir ağaç ve bunun verdiği bir meyve ki, bir büyük kozalağın içinde sert kabukla çevrili fındık uzunluğunda lâkin ince bir meyvesi vardır. Fıstık, kuş üzümüyle beraber pilav ve dolma gibi yemeklere konur: Çamfıstığı, fıstık ağacı. Hindfıstiğı — Bahârattan, arakıton da denilen bir madde. Fıstık gibi = Semiz ve eti pek katı, şişman ve sülpük olmayan, balıketli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American flamingo is P. ruber; the European is P. antiquorum. large pink to scarlet web-footed wading bird with down-bent bill; inhabits brackish lakes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birden alevlenmek, şimşek gibi çakmak veya parlamak; birden parlamak; birden akla gelmek; cam bir mamule ikinci bir renkte ince cam tabakası ilâve etmek; telgraf veya radyo ile acele haber ulaştırmak; (k).dili birdenbire göstermek; yağmurdan koru

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (flung) atmak, fırlatmak, savurmak: silkinmek: silkmek; binicisini üstünden atmak (at): öteye beriye sallamak; yıkmak, düşürmek, devirmek; çifte atmak: atılmak; savurmak (küfür); dalmak, sıçramak. fling away dışarı atmak, dışarı fırlamak. fling of

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f)., (z). dopdolu, taze: bol, mebzul, bereketli, cebinde çok para taşıyan: bir seviyede, düz: güvertesi baştan kıça kadar düz olan (gemi): (f). düzlemek bir seviyeye getirmek; boşluklarını doldurup düzeltmek (duvar); (z). düz bir şekilde, yüzeyde

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (flew, flown) uçmak, havadan geçip gitmek: pek çabuk geçmek, pek çabuk gitmek; kaçmak, firar etmek; fırlamak, atılmak: uçakla gitmek: uçurmak; -den kaçmak, -den sakınmak: şahinle avlamak. fly about öteye beriye uçmak; süratle iş görmek. fly apar

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., argo uyanık, haberdar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). köpük; (f). köpürmek, köpürerek akmak; öfkelenmek, (fig). köpürmek, küplere binmek. foam at the mouth ağzı köpürmek; çok öfkelenmek. foam rubber sünger. foamy (s). köpüklü.

Türkçe Sözlük

(i.). Bu kelime, beceriksiz, cahil olduğu halde üstünlük taslayanlar ve haddini bilmeyenler için kullanılan «hem kel hem fodul» deyiminde geçer: Şuna bak, kendi işini berbat etti, bir de bana akıl vermeye kalkıyor, hem kel, hem fodul ne olacakı

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sisli, dumanlı; bulutlu, bulanık. I don't have the foggiest idea. Haberim yok. Hiç fikrim yok. foggily (s). duman içinde gibi, bulanik, karışık. fogginess (i). duman, dumanlı oluş, sisli oluş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complete collection of letters, punctuation marks, numbers, and special characters with a consistent and identical typeface, weight , posture and font size Technically, font still refers to one complete set of characters in a given typeface, weight, and

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a simplistic sense, a font can be thought of as the physical description of a character set While the character set will define what sets of bits map to what letters, numbers, and other symbols, the font will define what each letter, number, and other

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complete assortment of letters, numbers, and symbols of a specific size and design There are hundreds of different fonts ranging from businesslike type styles to fonts composed only of special characters such as math symbols or miniature graphics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A font is a complete set of characters in a particular size and style of type This includes the letter set, the number set, and all of the special character and diacritical marks you get by pressing the shift, option, or command/control keys For example,

Türkçe - İngilizce Sözlük

A typeface style, such as Helvetica, Times Roman, etc , in a single size A single font includes all 26 letters, along with punctuation, numbers, and other characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A text formatting term: A complete assortment of printer characters in a particular type style, typeface, size and orientation Most fonts include letters, numbers, punctuation and some special symbols Note that the Roman , Italic, Bold and BoldItalic type

Türkçe - İngilizce Sözlük

A font is a complete set of characters in a particular size and style of type This includes the letter set, the number set, and all of the special character and diacritical marks you get by pressing the shift, option, or command/control keys.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden haber vermek; (özellikle uğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. foreboding (i). kötü bir şeyin vuku bulacağını önceden hissetme, önsezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (knew, known) önceden bilmek. foreknow'ledge (i). önceden bilme, önceden alınan haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ran, run) önden koşmak, koşup geçmek, önünden gitmek; müjdelemek. forerunner (i). selef; cet, ata; müjdeci, haberci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (told telling) önceden haber vermek; kehanette bulunmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Format strings are used to control the appearance of output in the printf statement Also, data conversions from numbers to strings are controlled by the format string contained in the built-in variable CONVFMT See section Format-Control Letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formatting a disk organizes the magnetic surfaces into tracks and sectors In word processing, format refers to the physical appearance of a document, and includes such items as margins, line spacing, etc In Excel, format refers to how numbers are shown.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Columns contain information in one of four types; users can specify how they want a query to format information it retrieves from character, number, date, or long columns For example, they can choose to have information of type date appear as 14/08/90, or

Türkçe - İngilizce Sözlük

Traditionally, the approximate size and shape of the book as defined by the number of times the printed sheet is folded before binding Since sheet paper size and shape varied, so did the size and shape of the book Despite this, it is standard today for ca

Türkçe - İngilizce Sözlük

Documents shall be prepared on A4 80 gsm copier paper and/or the form of electronic media specified in the requirements Each page of a document shall be numbered in Arabic numerals consecutively from Section 1 to the appendices Documents may be printed on

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). talihli, bahtiyar, mesut. fortunately (z). iyi ki çok şükür, Allahtan, bereket versin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A feature of online services and bulletin boards that allows subscribers to post messages for others to read, and to reply to messages posted by other users. 1 A public place or marketplace in an ancient Roman city 2 A public meeting place, radio or TV pr

Türkçe - İngilizce Sözlük

Function when individuals interested in joining a fraternity at Mercer are able to meet with members of all the organizations and learn more about them. a message area on CompuServe or Delphi, equivalent to an echo of FidoNet, a newsgroup on Usenet or a c

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beslemek, buyütmek, bakmak; teşvik etmek, gayretlendirmek. foster brother süt kardeş (erkek); küçüklükten beri aynı yerde kardeş gibi büyümüş kimse. foster child evlât gibi büyütülmüş çocuk, evlâtlık; süt evlât. foster father çocuğu kendi evinde

Teknolojik Terim

Fotoğraf Haritası teknolojisi, fotoğrafların tam olarak nerede çekildiğini gösterir. Fotoğraf Haritası için iki şeye ihtiyaç vardır: Etkin İnternet bağlantısı olan bir BRAVIA ve enlem-boylam gibi dahili Küresel Konumlandırma Sistemi (GPS) bilgileri olan bir dijital fotoğraf. Ayrıca, fotoğrafın GPS konumu Google™ Earth veya Picasa™ gibi bir yazılım kullanılarak ‘etiketlenebilir’. Her fotoğrafın çekildiği tarih ve saatle birlikte bu verileri BRAVIA TV’nize yüklediğinizde, Cyber-shot fotoğraf makinenizle veya Sony Ericsson cep telefonunuzla o anda tam olarak nerelere gittiğinizi görebilirsiniz.

Teknolojik Terim

Photo Map, tüm fotoğraflarınızı BRAVIA TV’nizde tam renkli olarak izlemeye hazır olarak sanal bir haritada bir araya getiren en son Sony yeniliğidir. Photo Map teknolojisi, Sony’nin her 15 saniyede bir bulunduğunuz konumu kaydeden GPS aygıtını kullanarak her karenin tam olarak nerede çekildiğini gösterir. Ayrıca, fotoğrafın GPS konumu Google Earth™ ve Picasa™ gibi bir yazılım kullanılarak ‘etiketlenebilir’. Her fotoğrafın çekildiği tarih ve saatle birlikte bu verileri TV’nize yüklediğinizde, Cyber-shot fotoğraf makinenizle veya Sony Ericsson cep telefonunuzla o anda tam olarak nerelere gittiğinizi görebilirsiniz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Liberal; generous; profuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of one of the German tribes that in the fifth century overran and conquered Gaul, and established the kingdom of France.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Franc. a smooth-textured sausage of minced beef or pork usually smoked; often served on a bread roll a member of the ancient Germanic peoples who spread from the Rhine into the Roman Empire in the 4th century exempt by means of an official pass or let

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of the ancient Germanic peoples who spread from the Rhine into the Roman Empire in the 4th century. a smooth-textured sausage of minced beef or pork usually smoked; often served on a bread roll. stamp with a postmark to indicate date and time of

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z), özgür, hür, azat; serbest, kurtulmuş, baymsız; açık; bedava, parasız; (bot). ayrı; (kim). serbest terkipsiz; eli açık, cömert; teklifsiz, arsız; from ile azade, muaf, beri; of ile ari, kurtulmuş, serbest; (z). bedava, parasız. free alongsid

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkunç, müthiş; (k).dili berbat; iğrenç. frightfully (z). korkunç bir şekilde. frightfulness (i). korkunçluk, dehşet, iğrençlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). kadın berberi, kuvaför.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., sadece to and fro şeklinde öteye beriye, aşağı yukarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat den, dan, den dolayı. from above yukarıdan, gökten. from childhood çocukluktan beri. from ten to twenty ondan yirmiye kadar, on ile yirmi arasında. as from -dan başlayarak, itibaren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyva veren, yemişveren, verimli, mahsuldar. fruitfully (z). verimli olarak. fruitfulness (i). verimlilik, bereket.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Muayyen zamanlarda yapılan büyük pazar. Fuarlar çok eski zamanlardan beri yapılmaktadır. Günümüzde millî fuarlar olduğu gibi, milletlerarası fuarlar da yapılmaktadır. Türkiye’deki tek milletlerarası fuar, her yıl izmir’de açılmakta, 20 ağustostan 20 eylüle kadar sürmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karabiber denilen Güney Asya ürünlerinden baharat çeşidi. Dâr-ı fülfül = Karabibere benzer bahârattan uzunca bir biber. Fülfül-i şâhî = Yine bahârattan diğer bir biber.

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Fundagillerle beraber daha başka benzer familyaları da içinde toplayan bir bitki familyası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brake. brush. health. scrub. shrubbery. thicket.

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Sihirbaz, büyüleyici. mec. Çok güzel, dilber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلفل] biber, karabiber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فيوض] feyizler, bolluklar, bereketler.

Türkçe Sözlük

Türk alfabesinin onuncu harfidir. «Yumuşak ge» diye okunur. Bu harf ince seslilerle beraber geldiği zaman ön damak, kalın seslilerle beraber geldiği zaman da art damak sessizlerinin sürekli ve yumuşağıdır. G harfi Türkçe’de kelime başında bulunmaz, sonunda ise sadece «dağ, yağ» gibi tek heceli kelimelerde bulunur.

Teknolojik Terim

Bu lazer pikap taban birimi, polyester reçine, kalsiyum karbonat ve cam fiberi bileşiğinden yapılmıştır. Mükemmel mekanik özelliklere sahip çok sert, az rezonanslı, anti-manyetik malzemedir.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Orman, koru ve bilhassa arslan yatağı olan yer: Usdül-gaabe fi mârifet-is-sahâbe = İbnü’l-Esîr’ in Peygamberimizin sahabesinin biyografilerini anlatan ünlü Arapça eseri.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı sıfat olup tozlu demek olan «ağber» büyütme isminin müennesidir). Yer, yeryüzü.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Emniyeti kötü kullanma, vefasızlık, hâinlik, hiyânet: Bana, emanetime gadretti (asıl Arapça’daki mânâsı budur). 2. Merhametsizlik, merhametsizce davranış, zulüm, sitem, cevr cefâ: Kimseye gadretmemeli. 3. Haksızlık, haksız yere zarara sokma: Bana gadroldu, gündeliği o dereceye indirirsek rençberlere gadrolurdu.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gaflet’den if.) (mü. gafile). Yapacağını önceden düşünmeyen, başına geleceği önceden düşünmeyip ihmal eden, gaflette bulunan, gafletli, ihtiyatsız, dikkatsiz, habersiz: Gafil bulundum, beni gafil avladı, gafil davranmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غافل] habersiz.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. F.). Gafletle olunan, gaflette bulunan adama yakışır surette, dikkatsizlikle, habersizce gafilâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça terkiplerde gafle şeklinde bulunur). Gafil olma hali, gafillik, habersizlik, dalgınlık, boş bulunma: Gaflet etmek, gaflette bulunmak. Hâb-ı gaflete dalmak = Gaflet uykusuna dalmak. Alel-gafle = Gaflet üzere, kendinde olmayarak, dalgın olduğu halde, habersiz, ansızın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غفلت] habersizlik, dikkatsizlik, dalgınlık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gafletle, dalgınlıkla, kendinde olmayarak, ansızın, habersiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f (ged, ging) susturmak için ağlza sokulan tlkaç; t/b ağzı açık tutmak için agıza sokulan alet; f söyletmemek; ağzım tlkamak; (haberin) yayılmasına engel olmak, susturmak; t/b alet ile ağzım açık tutmak; ögürmek gag rule mecliste konuşmay smırlan