Ber-ter ne demek? | Ber-ter anlamı nedir? | Ber-ter

Ber-ter anlamı nedir?

Ber-ter ne demek?

Ber-ter anlamı nedir?

Ber-ter | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ber ter

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha yüksek, daha üstte, Alâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Berr’in kulu. Cömert ve ihsan edicinin kulu.-Berr, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Berr).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Nuh’un erkek torunu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sapma.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aberration

gök b. ve ruh b.sapınç

1. Özel bir görevin normal sonucuna ulaşmasına engel olan sapıklık. 2. Işık hızının sonlu olmasından dolayı bir gök cisminin görünen konumu ile gerçek konumu .arasındaki fark. 3. Bir mercek, ayna veya optik dizgenin odaklama özelliklerindeki yanlış.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),(Al) batıl itikat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hata, dalâlet, doğru yoldan ayrılma, inhiraf; yan delilik, akıl hastalığı; sapıklık; (astr) sapınç, sapma; adese veya ayna sisteminde bütün ışınların bir noktaya toplanamaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

-tor (i) başkasına kötülük aşılayan kimse, kışkırtan kimse, suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). silmek, temizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). askeri giyecek vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ).asgari giyecekler ve teçhizat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evince. manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş ışınlarının kuvvetini ölçen araç, aktinometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). geçici, muvakkat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yönetmek, idare etmek; vermek, icra etmek, ifa etmek: yemin ettirmek; hizmet etmek, levazımını temin etmek, donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address book / booklet. directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). karıştırmak, safiyetini bozmak; (s). karışık, mahlut adultera'tion (i). karıştırma, karıştırılmış olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zina, evli biriyle gayri meşru cinsi münasebet. adulterer (i). zina yapan erkek adulteress (i). zina yapan kadın adulterine (s). gayri meşru (çocuk). adulterous (s). zina eden; caiz olmayan, memnu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava ölçme aracı, aerometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). titreme halinde; (z). titreyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z), edat bağlaç sonra; ardına, ardında; (-dan) sonra; ardı sıra; için; tarzında, üslubunda. a painting after Reubens Rubens'in üslubunda bir resim. at a quarter after four dördü çeyrek geçe. a person after my own heart kalbimi fetheden bir ki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yemekten sonra gelen,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). mesai saatlerinden sonraki saatlerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). plasenta, son, meşime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (hav). art yakıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beklenmedik olay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). grizu patlamasından kalan zehirli gaz karması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (den). geminin kıç tarafındaki güverte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl tesirden sonra görülen tali tesir, tali reaksiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş battıktan sonraki parlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (den). geminin kıçında hizmet eden tayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahret, öbür dünya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötü sonuç; yan tesir; çayır biçildikten sonra biten otlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). en geri, en son.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öğleden sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). doğumdan sonraki ağrılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). kıç taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl piyesten sonraki oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıç direk yelkenleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağızda kalan lezzet .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sonradan akla gelen fikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelecek, istikbal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). sonra,sonradan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. ahterân). Yıldız. Baht, tali; bed-ahter = Bedbaht, talisiz, nîg-ahter = Bahtiyâr, talihli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اختر] yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yıldız.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yıldızlardan hüküm çıkarmak iddiasında bulunan müneccim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اختربين] astrolog, yıldızbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir çeşit ney’in ve bir çeşit düzenin adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخترشناس] yıldızbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخترشمار] yıldızbilimci. 2.geceleri uyuyamayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهوبره] ceylan yavrusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beyaz cins anber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su mermeri, kaymak taşı. Oriental alabaster Bektaşi taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Sırasıyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir satır veya cümlecikte aynı sesi tekrar etmek. allitera'tion (i). bir cümlecikte aynı sesi tekrar etme. alliterative (s): aynı sesin tekrar edildiği par,ca veya cümleciğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir kimsenin tahsil gördüğu okul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değiştirmek, tahvil etmek; hadım etmek; değişmek, başka türlü olmak. alter course (den) rota değiştirmek. alterable (s). değişir, değiştirilebilir. altera'tion (i). değişiklik düzeltme, başkalaşma. alterative (i). (i) değiştirici; (i)., (tıb)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). bir kimsenin ikinci şahsiyeti; çok yakın dost.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kavga etmek, atışmak , şiddetli münakaşa etmek. alterca'tion (i). kavga, çekişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). münavebe ile birbirini takip etmek veya ettirmek; bir sıra takip etmek, birbiri ardına gelmek. alternating current (elek). dalgalı akım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). karşılıklı, almaşık, münavebeli; (bot). karşılıklı olmayan, almaşık ;(i). icabında başkasının yerini alabilen kimse, vekil. alternately (z). münavebe ile, sıra ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alternatif

1. seçenek, 2. almaşık, 3. fiz. dalgalı

1. Birinin yerine seçilebilecek bir başka yol, yöntem. 2. Almaşlı olarak işleyen. 3. Belli dalga boylarını alabilen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate. alternating. alternative. alternative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. alternate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. disjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). münavebe, birbirinin yerini alma; birbirini takip etme; değişim , tahavvül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). iki şıktan birini seçme imkanını gösteren, diğer, başka,(i). şık, iki şeyden biri, çare, iki şıktan biri . I had no alternative. Başka çarem kalmamıştı. Yapacak başka bir şey yoktu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dalgalı elektrik akımı veren dinamo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generator. alternator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dalgalı elektrik akımı veren üreteç, alternatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yükseltiyi gösteren alet, altimetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambergris. scent. perfume. fragrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A yellowish translucent resin resembling copal, found as a fossil in alluvial soils, with beds of lignite, or on the seashore in many places.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It takes a fine polish, and is used for pipe mouthpieces, beads, etc., and as a basis for a fine varnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

By friction, it becomes strongly electric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amber color, or anything amber-colored; a clear light yellow; as, the amber of the sky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ambergris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The balsam, liquidambar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Consisting of amber; made of amber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Resembling amber, especially in color; amber- colored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To scent or flavor with ambergris; as, ambered wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To preserve in amber; as, an ambered fly. a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair' a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambergris. scent. perfume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair'. a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry. a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first shadow of the primal plane of Order, the city of A is the archtype of all cities The Palace of A is the seat of the King of A , the ruler of Order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fossilised resin from ancient trees It is clear, translucent, varying in colour from yellow to brown From it are carved beautiful and expensive pipe stems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Naturally occurring, yellow to gold gemstone, fairly soft, which is the fossilized remains of tree resin Used in jewelry, mostly in the Roman period. A chromatic color of glass or plastic containers It is used principally to protect the contents of the co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molecular modeling package AMBER produces an output that it refers to as 'PDB' but differs from true PDB in several areas, enough so to warrant a separate set of handling routines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very hard fossilized plant resin Yellowish in color it is often used for semiprecious gem stones. one of the four only true realities, all else is but an influence reflection or shadow of these realities The second oldest of the known realities Amber is

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brown color of glass that absorbs nearly all radiation with wavelengths shorter than 450mm Amber glass offers excellent protection from ultraviolet radiation This is critical for products such as beer and certain drugs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assisted Model Building with Energy Refinement molecular simulation programs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lifts the spirits High electrical charge for positive energy Harmonizes Yin and Yang Powerful healing stone with large amount of organic energy In ancient times, ground to a powder and mixed with honey or oil of roses for various physical problems Filters

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Obtained from fir trees Gives a fragrance a very rich, warm fragrance tone It is commonly used in fragrances that fall into the 'oriental' category.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amber is a fossilised resin The most commonly found colours are brown and yellow However, there are also specimens found in red, green and close to white. a hard, translucent, yellow, orange, or brownish-yellow fossil resin, used for making jewelry and ot

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

VLTI Instrument. light yellowish-brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

New name for Acrobat See entry above. a white wine gets approximately this colour after a long ageing or an early oxidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A lager, or an ale, with a colour halfway between pale and dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fossilized resin of conifer trees Colors range from honey through yellow to reddish brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student at Sunnydale High School, Amber was seen in 'The Witch' trying out for the cheerleading team, during which she spontaneously combusted due to a witch's spell She trained with one of the best cheerleading coaches money could buy , and the rumor i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Danburite Lapis Lazuli Periclase Tourmaline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A translucent fossilised resin that comes in a range of colours including, yellows, reds, whites, blacks and blues When rubbed, amber produces static electricity The best quality amber is clear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lightweight fossilized sap, resin, or gum from ancient trees, which can be cut, etched, faceted, or carved Amber can be translucent or opaque and range in color from shades of yellow, brown, and red to gray or green.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kehribar; kehribar rengi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anberbalığı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kadıntuzluğu): Yabani, çalı şeklinde, sarı çiçekli bir ağaçtır. Kökü acıdır. Yaprakları ve yemişi tatlıdır. Seyrek ormanlarda bulunur. Boyu 2-3 metre arasındadır. Meyvelerinde bol miktarda C vitamini vardır. Meyveleri, kabukları ve kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Karaciğer ve safra kesesi hastalıklarını iyileştirir. Ateşi düşürür. Hazım bozukluklarını giderir. Bağırsak iltihaplarını tedavi eder. Öksürüğü keser. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Ağız yaralarını iyileştirir. Kan dolaşımını düzenler. Yüksek tansiyonu düşürür. Siyatik, romatizma ve eklem ağrılarını giderir.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). esmeramber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(croton elutheria): Antil adalarında yetişen “liquidamber/sığla ağacı” denilen ağacın kabuğudur. Kabukların dışı kahverengiye yakın gri; içi ise sarıdır. Yandığı zaman hoş bir koku verir. Kullanıldığı yerler: Dizanteri ve ishali keser. Hazım bozukluklarını giderir. Kansızlıkta faydalıdır. Anne sütünü artırır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki elini aynı şekilde kullanabilen kimse; iki yüzlü kimse. ambidexter'ity (i). iki elini aynı şekilde kullanabilme hüneri; iki yüzlülük. ambidextrous (s). iki elini aynı şekilde kullanabilen; çok cepheli, usta; iki yüzlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). elektrik akımını amperle ölçen alet, ampermetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). -tre (i). amfiteatr, amfiteatr Seklinde herhangi bir şey; spor sahası, arena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). her iki cinsten; her iki yönden etkili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amsterdam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Adabalığının midesinden çıkardığı güzel kokulu siyah bir madde ki, Hind Okyanusu sahillerinin bazı sığ mahallerinde bulunur. Misk ü anber. 2. Güzel koku: Anber kokuyor. 3. mec. Zülf-i dilberden kinaye olur. Anber balığı = Balinaya benzer ve karnından anber çıkan bir çeşit balık, adabalığı. Fr. Cachalot. Anber çiçeği = Hubb-ül-misk denilen yuvarlak, sarı renkli ve pek hoş kokulu bir cins çiçek ki, küçük bir ağacın üzerinde olur. Misk ile anber = Pek Alâ, pek münasip, isteğe uygun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنبر] amber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak, yapışkan ve misk gibi kokan, kül renginde madde. 2.Güzel koku. 3.Güzellerin saçı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. anber, F. bârîden: Yağdırmak). Anber yağdıran, güzel koku yayan: Zülf-i anber-bâr = Güzel kokulu saç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. anber, F. bûy: Koku). 1. Anber kokulu. 2. Hint’ten, Iran ve Irak’tan gelen bir cins kokulu, uzunca ve iri taneli makbul pirinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Halk dilinde kadın tozluğu denilen bitki, berberis, zîreşk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عنبربو] amber kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anberden ibaret, anber gibi kokan: Zülf-i anberîn = Anber kokulu saç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yayla çiçeği. 2. Güzel kokulu veya anberli iksîr. 3. Ayyaşların rakıya verdikleri isimdir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rüzgârın şiddet ve hızını tayin eden araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Myrmccophaga cinsinden karınca yiyen bir takım hayvanlardan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evvelki, önceki, mukaddem , eski; ilerde, önde; (biyol). ön, öndeki, ön tarafta bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Barsak iltihabı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bekleme odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). zıt zerrelerden oluşmuş madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr ). Parlamento tutumuna aykırı veya karşı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. felsefe). Tecrübeyi takip ederek, tecrübeden sonra mânâsındaki bu kelime, muhakemenin tecrübeye dayanması prensibini ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

fel. sonsal

Deneyden çıkan ve deneye bağlı olan (bilgi).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). (man). aposteriori, sonsal .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). kanatsız böcekler, (zool). Apterygota. apteral, apterous (s). kanatsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). apteriks.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da bu özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar burada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde olduğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olur. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘arabalar görüldüğünden daha yakındadırlar’ şeklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. Şüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdan gösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da b özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar brada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde oldğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olr. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘’arabalar göründüğünden daha yakındırlar’’ şekklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. İüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdangösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hakem, iki taraf arasındaki bir mesele hakkında kesin karar verme yetkisi olan tarafsız kimse: son söz sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kuş ile sürüngen arası bir hayvan fosili.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aromathérapie

koku tedavisi

Çeşitli doğal kokulu maddelerle yapılan tedavi yöntemi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. artère

anat. atardamar

Kalbin sağ karıncığından akciğerlere, sol karıncığından vücudun diğer bölümlerine kan taşıyan damar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arterial road. artery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). atardamarlardaki temiz kanla ilgili; atardamarlarla ilgili; atardamarlara benzer. arterial blood temiz kan. arterial highway ana şose, anayol, büyük yol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). oksijen vasıtasıyla ciğerlerdeki pis kanı temiz kan haline getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). damar sertliği, arterioskıleroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) arter, kırmızı kan damarı, nabız damarı, atardamar; büyük cadde, anayol; büyük nehir artesian

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آسایش برکمال] her yerde huzur hakim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آستر] astar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ylldız çiçegi, pat çiçeği China aster saray patı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yıldız şeklinde yansıtan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yıldız işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., astr. yıldız kümesi; matb. uç yıldız işareti; bazı kristalleşmiş madenlerin i çinde yıldız şeklinin belirmesi özelligi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).den geriye, gerisinde, arkaya, geminin gerisinde kalmak, geride bulunmak.go astern geri gitmek (gemi), tornistan etmek;geminin kıç tarafına gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(s)., (astr). küçük gezegen, asteroid, planetoit; (zool). deniz yıldızı familyası; s yıldız gibi. asteroi'dal (s). küçük gezegenle ilgili; yıldıza benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hasta olduğumuzda vücudumuzun ısısı genellikle koltuk altına sıkıştırılan bir termometre ile ölçülür. Bu, en hijyenik yoldur. Aynı termometre defalarca kullanılabilir, kişiden kişiye hastalık taşıma riski pek yoktur.

Ciddi durumlarda vücudun iç ısısının çok hassas ölçülmesi gerekebilir. Bu durumda termometrenin yerleştirileceği iki yer vardır. Ağzımızda dilin altı ve rektum. Böyle pek de pratik olmayan yerlerden ölçüm alınmasının nedeni buraların vücudun hakiki iç ısısının en doğruya yakın ölçülebileceği yerler olmalarındandır. Koltuk altları nispeten havaya açıktırlar ve buradan yapılan ölçüm hakiki iç ısıya göre daha düşük değer verir.

Ağızdan alınan ölçümlerde termometre dilin üstüne değil de altına konulur çünkü ölçümden az önce alınmış bir içecek dilin üstünde olması gerekenden daha farklı bir değer görülmesine sebep olabilir; bütün öğrencilerin bildiği tebeşir tozu yutma numarası gibi.

Ancak termometreyi dilin altına koyunca iş değişir. Bu bölgede ve rektumda kan damarları çok olduğundan dış etkenler ölçüm sonucunu etkileyemezler. Buralardan vücut iç ısısı hem çok süratli hem de en sağlıklı şekilde ölçülebilir.

Ayrıca dilin üstünün çok hassas olması, bu bölgenin solunum ve yeme kanallarına açık olması buraya konulan termometrenin insanda rahatsızlık hissi yaratmasına sebep olur.

Uluslararası sivil havacılık kurallarına göre uçaklara civalı termometre alınmadığını ve kesinlikle yasak olduğunu biliyor muydunuz? Sebep uçağın malzemesinin çoğunlukla alüminyum olması. Çok az miktarda civa, çok miktarda alüminyumu tahrip edebilir. Tek istisna bir kap içinde olması şartıyla insanların ateşini ölçmede kullanılan küçük termometrelerdir.

Peki, bir termometre ne kadar küçük olabilir? Bugüne kadar yapılan en küçük termometre bir mikron kalınlığındadır, yani bir insan saçının kalınlığının ellide biri. Dr. Frederich Sachs bu termometreyi canlı tek hücrelilerin ısılarını ölçmek için yapmıştı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).atmometre, buhar ölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). heyecanlı; cıvıltılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). patlıcan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işitme kuvvetini ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sertlik, haşinlik; parasızlıktan dolayl masraftan kaçınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evvelce İngiltere'nin Axminster şehrinde yapılmış olan bir çeşit Türk halısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ayakların normalden fazla terlemesi genellikle ter bezlerinin aşırı derecede çalışmasından kaynaklanır. Diğer taraftan, kalın çorap giymek, ateşli bir hastalık veya normal vücut sıcaklığının düşmesi de ayak terlemesine neden olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayı, su.

Hazırlanışı : Büyükçe bir tencereye su doldurulur. Üzerine bir avuç adaçayı ilave edilip kaynatılır. Ilıdıktan sonra bu su ile ayak banyosu yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Ay meyvası. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Sağlam ay, sağlam kişilik. 2.Şimşek, ay’ın şimşek gibi parlaklığı. 3.Yaprak, ay yaprağı.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

İng. iceberg

coğ. buz dağı

Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akıntılarla yer değiştiren büyük buz parçası.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg. iceberg buzdağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Haberi olan. 2. Akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bir set vasltaslyle geri çevrilen su; dümen suyu, gemi pervanesinin geriye attlğı su; durgun su; durgunluk , ilgisizlik; (f)., (den). siya etmek, tersine kürek çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). bakteriler. bacterial (s). bakteriye ait, ondan ibaret olan veya ondan ileri gelen bacterially (z). bakteriyle ilgili olarak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakterileri yok eden bir madde, bakterisid. bacterici'dal s bakterileri yok eden maddeye ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteriyoloji, bakterileri tetkik ilmi, mikrop ilmi, bakteri bilgisi. bacteriolog'ical (s). bakteriyoloji ilmine ait. bacteriolog'ically (z). bakteriyolojiyle ilgili olarak. bacteriol'ogist (i). bakteriyoloji uzmanı, bakteriyolog

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteriler vasıtasıyla meydana getirilen kimyasal ayrışma; bakteri hücrelerinin imhası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakterileri yok eden küçücük cisimler

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteri yoskopi, mikroskopla bakterileri inceleme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bakteri şeklinde, bakteri biçim, bakterimsi. bacteroi'dal (s). bakteriye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [باخبر] haberli, haberdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Batı, garp, mağrib, hâver mukabili. (Bazen de bâhter maşrık = Doğu ve hâver mağrib = Batı mânâsiyle kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacteria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacillus. bacteria. bacterium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacterium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakterileri içine alan bir bitki ailesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İstenmeyen bakterileri öldürmek için kullanılan kimyasal bileşik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Bakteriyoloji dalında ihtisas yapmış hekim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Bakterilerin ve umumiyetle mikropların biçimlerini, hususiyetlerini inceleyen bilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacteriology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bakteriologie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Daha veya pek yüksek ve üstün, Alâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merdiven veya taraçanın kenarındaki tırabzanı meydana getiren küçük direklerden her biri. balustered (s). parmakIıklı, korkuluklu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). bando sefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). merdiven parmaklığı, tırabzan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şaka, latife, takılma, alay; (f). şaka etmek, takılmak, latife etmek. banterer (i). şaka eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilisenin vaftiz ayini için ayrılmış kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باربر] hamal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). berber; (f). tlraş etmek. barbers itch birkaç cins parazit mantarın yüzde ve boyunda meydana getirdiği bir deri hastalığı. barbershop (i). berber dükkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diken üzümü; kadıntuzluğu, amberbaris, sarıçalı, (bot). Berberis vulgaris

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). barometre, hava basıncını öIçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing. dava vekili, mahkemede dava görebilen avukat, avukat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). mübadele usulü ile alışveriş etmek, trampa etmek; takas yapmak; (i). mübadele, trampa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. musiki). Caz orkestralarında davul, zil, vurma sazların meydana getirdiği grup.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. batterie

müz. davul

Orkestrada vurmalı çalgı takımı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drum. drums.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. batteriste

müz. davulcu

Orkestrada vurmalı çalgı takımını kullanan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drummer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). deniz derinlik ölçeği, iskandil aleti, batometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sert darbelerle vurmak, hırpalamak; dövmek; eskitmek tahrip etmek; hamle yapmak. battered baby büyükleri tarafından hırpalanmış küçük çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sulu hamur; matb. bağlanmış sayfa halindeki dizilmiş harflerde bozukluk; bu bozukluğun meydana getirdiği yanlış; spor topa vuran oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (mim). temelden yukarı doğru meyletmek; (i). bu şekilde meyilli duvar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kale duvarlarını ve kapılarını yıkmak için kullanılan kalın kütük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., elek. pil, elektrik bataryası; akümülatör, akü; ask. batarya; (beysbol) atıcı ve tutucu; vuruş, dövme; (huk). kötü davranış; müessir fiil; bir şahsın haksız yere dövülmesi veya bedeni ezaya maruz bırakılması; dizi, seri, takım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). defne v.b. ağaçların meyvası; mum ağacı, (bot). Myrica cerifera.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagöz oyunundaki çok kısa adamın adı. Bundan kinaye olarak kısa boylu erkekler için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bed = kötü, ahter = yıldız, talih). Talihi kötü, bedbaht.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدتر] daha kötü, beter.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ingiltere'de kraliyet muhafız alayının askeri; sığır eti yiyen kimse; (argo) ingiliz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petrol gauge. gas gauge. gasoline gauge. gasoline indicator. petrol content gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Üst olmayı bildirir. Üzre, alâ. (Bazı Farsça terkiplerde). Bervech-i bâlâ = Yukarda yazılı usûl üzre. Ber-mûtâd = MÜtâdı üzre. Ber-tarz-ı nevîn = Yeni üslûb üzre. Ber-mûeib = MUcibince. Ber-taraf = Ayrı, müstesnâ, şöyle dursun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Göğüs, sine: Şİmînber = Gümüş göğüslü. (Gümüş gibi) (Ezber ve berâber bunun gibidir). 2. Yemiş, meyve: Dıraht-ı bî-ber = Meyvesiz ağaç. Ber-Aver = Meyve veren, meyveli, semereli, verimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «berden» fiilinden emir olup sıfat terkîbi teşkiline girer). İleten, götüren, alan: Dil-ber = Gönül alan. Kebûter-i nâme-ber ss Mektup götüren güvercin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BERR) (i. A.). 1. Kara, deniz mukabili: Berr ü bahrda = Karada ve denizde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بر] üzeri. 2.üzere. 3.göğüs. 4.meyva.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F. Farsça ber = yükselme edatı, Arapça aks = ters). Tersine, aksine, hilâfına, bilâkis: Kendisi ne kadar cahil ise, oğlu beraks o kadar Alimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yerinde, münasip. Nâ-bercâ = Münasip değil, münasebetsiz, yersiz. Pâ-bercâ = SAbit-kadem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = istilâ edatı, dâr = salb ağacı). Dâr ağacına çekilmiş, asılmış, Ar. maslûb. Berdâr etmek: Salbetmek, asmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = meyve, dâr = mülkiyet edatı). Yemişli, meyvedar, meyveli, semereli, verimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Farsça ber = yükseltme edatı, Arapça devâm = dâim olma). Devam üzre bulunan, süren dâim, bâkî: Sıhhat ve Afiyette ber-devam olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «berendâhten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Yukarıya atan, def ve bertaraf eden: Mevâni ber-endâz = Engelleri bertaraf eden, Ar. dâfî-ül-mevânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tersine dönmüş, mâkûs, ters: Baht-ı ber-geşte = Aksi ve kötü talih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Havaya gitmiş, uçurulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.) Sağ, diri, hayatta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Mektup başlığı. 2. Fihrist. 3. Zarfın üzerine yazılan adres.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakta, Ar. kaaim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha yüksek, daha üstte, Alâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Fazilet. 2.Seçkin olma vasfı. 3.Olgunluk. el-Bera’ b. Azib: Ashabdandır. (Küfe-691). Bedir gazası dışında bütün savaşlara katıldı. Rey ve Kazvin’i fethetti. Kufe’de vefat etti.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Akran ve emsale üstünlük. Berâat-ı istihlâl. (bk.) istihlâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittal. acquittal. dismissal. exoneration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be acquitted. to prove innocent / not guilty. to beat the rap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquit. exonerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Birlikte bulunan: Onunla berâber idik. 2. Müsavi, eşit: Sen onunla berâber değilsin. Sen kendini onunla berâber mi tutuyorsun? 3. Bir hizada olan: Kayık su ile berâber idi. 4. Birlikte: Berâber geldik, berâber oturuyoruz. 5. Refakat, birlik, maiyyet: Onun berâberindedir. Berâberince geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

together. co-. with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

together. equal. level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

together. accompanying. abreast. even. together with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برابر] birlikte. 2.eşit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scoreless. quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deuce. drawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deuce. draw. drawn. quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Berâberlik, farksızlık, eşitlik, müsâvilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برابری] birliktelik. 2.eşitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herewith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

along with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Düzelterek bir hizaya getirmek veya müsavi etmek, eşit kılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Berâber gelmek, bir hizada veya müsavi, eşit olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müsavi olma, Ar. tesâvî, eşitlik, müsâvât. 2. Bir hizada olma. 3, Muvazene, denklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tie. togetherness. draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unity. cooperation. draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Beri ve ilgisiz olma, bir işle ilgili olmama: Berâetini ispat etmek. 2. Muaf ve müstesnâ olma, muâfiyet, istisna. 3. (Hukuk). Bir davanın neticesinde pâk ve ilişiksiz çıkma: Berâet kazandı. Berâet-i zimmet: Zimmetinde bir şey görünmeyip, zimmetten uzak olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. berehmen). Berehmenler, Hindu rahipleri, Brahmanlar. (bk.) Brehmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bürhân). Bürhânlar (deliller), (bk.) Bürhân.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [براهين] deliller, kanıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berevât). Rütbe ve nişan veya bir imtiyaz verildiğini tasdik eden ferman. Gemi beratı: Geminin tâbiiyyetini gösteren kâğıt. Leyle-i berât = Peygamberimiz’e peygamberliğin Cebrâil vasıtasıyle tebliğ buyrulduğu gece ki, ŞAbân’ın on beşine tesadüf eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. charter. franchise warrant. title of privilege. practicing certificate. vesting deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Resmi belge, imtiyaz belgesi. 2.Osmanlıda bir kimseye verilen nişan, rütbe veya toprak imtiyazını gösterir belge. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. azarlamak, haşlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). İçin, Ar. liecll, maksadıyla: Berây-ı tenezzüh: Tenezzüh (gezinti) için, liecli-tenezzüh: Gezmek için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beriyye). Beriyyeler. (bk.) Beriyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برای] için.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برای معلومات] bilgi edinmek için, bilgi vermek için, bilgi sahibi olmak için.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برائت] aklanma. berâ’et etmek aklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Berbat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برباد] mahvolmuş. 2.kötü, pis, berbat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kanarya yemi denilen bir cins tohum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Amberbâris.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) BArbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = yükseltme edatı, bâd = hava). 1. Havaya uçmuş gibi perişan. 2. Harap, viran, telef olmuş. Türkçe. 1. Pis, kirli: Berbat adam. Üstünü başını berbat etti. 2. Kötü, fena.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horrible. terrible. awful. miserable. bad. rotten. spoilt. destroyed. stinking. abominable. abysmal. accursed. accurst. appalling. atrocious. bum. chronic. crappy. dashed. deuced. devilish. disgusting. dread. dreadfull. egregious. execrable. fierce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abominable. abysmal. appalling. atrocious. awful. beastly. chronic. diabolical. dire. dreadful. execrable. foul. frightful. ghastly. grotty. hellish. hideous. horrible. horrid. infernal. lousy. miserable. nasty. poisonous. putrid. ropy. rotten. shabby. sh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgusting. dreadful. very bad. soiled. spoiled. arrant. awful. damnable. egregious. execrable. ghoulish. hellish. horrendous. infernal. lamentable. miserable. offending. putrid. rotten. shitty. terrible. unspeakable. venomous. villainous. yucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoil. vitiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ruin. balls up. botch. butcher. foul up. fuck up. to make a hash of it. to cause havoc. screw up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be ruined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). 1. Perişanlık, haraplık. 2. Pislik, mülevveslik, telvis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tıraş etmek ve saç kesmek sanatını icra eden adam. (Yeni tarzda saç kesenlere Fransızca’dan alarak «perukâr» demek abestir). Geveze berber = Çok söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Afrika’nın Mısır hariç bütün kuzeyindeki ülkelerde oturan bir kavim ki, en büyük kısmı, şimdi Araplaşmıştır ve Arapça konuşmaktadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hairdresser. barber. shaver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barber. hairdresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a race somewhat resembling the Arabs, but often classed as Hamitic, who were formerly the inhabitants of the whole of North Africa from the Mediterranean southward into the Sahara, and who still occupy a large part of that region; called also

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also, the language spoken by this people. a cluster of related dialects that were once the major language of northern Africa west of Egypt; now spoken mostly in Morocco an ethnic minority descended from Berbers and Arabs and living in northern Africa a me

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barber. hairdresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loose term given to various peoples who have inhabited North Africa since before the 7th century Arab conquest of the region.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loop-pile carpet that offers great durability, a full comfortable texture and a casual, informal look Often, these carpets incorporate flecks of color that contrast with the primary hue The term Berber has expanded to include many level and multi-level

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carpeting using flecked yarns and loop styles from large nubby to small tight loops.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Berber, an ethnic group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Race of dark-skinned North African people Lived in Morocco before the influences of Arabic and Islamic culture reached the area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loop-pile carpet tufted with thick yarn, such as wool, nylon or olefin Often having random specks of color in contrast to a base hue, this floor covering has a full, comfortable feel, while maintaining an informal, casual look Currently, this term has exp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbershop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saloon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Berber kavminin tarz ve usul veya dilinde olan. Berber dilinde veya Berberler’e mahsus tarzda: Berberce söylemek. 2. Berber dili: Berberce’ nin hangi dil ailesinden olduğu henüz bilinmemektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. berberiyye). Berber kavmine mensup ve müteallik: Memâlik-i Berberiyye = Berber ülkeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Berber kavmiyle meskûn yer. Berber ülkeleri. Eskiden bilhassa Cezâyir’e Avrupalılar’ın verdikleri ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a barber. hairdressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hairdressing. hairdressing business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برجا] yerinde, uygun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Yerinde tam doğru ve münasip. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F). Mısra-ı berceste = Güzel, kuvvetli, metîn ve latif olan mısra: Eğer maksûd eserse mısra-ı berceste kâfidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برجسته] seçkin, seçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Seçilmiş, beğenilmiş. 2.Güzel, hoş, latif.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr., müz. ninni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Toplayıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müşteri seyyaresi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.”Müşteri” denilen yıldız, Jüpiter gezegeni. 2.Sütü çok olan deve.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soğuk, sermâ. Berd-ülaeûz = Kocakarı soğuğu ki, ilkbaharın sayılı günlerinde vuku bulur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برد] soğuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Kocakarı soğuğu (RÜmî şubatın 26’sından İtibâren 7 gün şiddetle devâm eden bir soğuk).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برده] köle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuing. going on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بردوام] sürekli, devam eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = yükseltme edatı, dûş = omuz). Omuzların üzerinde olan. Hâne-berdûş == Evi omuzunda. Varı yoğu omuzundaki seccade veya pöstekiden ibaret, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. tramp. hobo. bum. vagrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بردالعجوز] kocakarı soğuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Vurma ve incitme eseri ola130 rak bedenin bir tarafında hasıl olan çürük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sipersiz ve yumuşak bir çeşit başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beret. skullcap. wound. flesh wound. hurt. balmoral. barret. bruise. contusion. lesion. tammy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beret. bruise. lesion. weal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Barley; the six-rowed barley or the four-rowed barley, commonly the former.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pierce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Bear, barley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beret. bruise. chafe. graze. hurt. indentation. lesion. wound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بره] kuzu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mahrum etmek; merhametsizce elinden almak bereavement i. mahrumiyet. bereft s. mahrum edilmiş. the bereaved geriye kalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde 32 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Hintçe’den) (c. berâhime). 1. Hindûlar’ın «Brahma» mezhebine tâbî ve en yüksek kastına mensup adam. 2. Hindû ve Mecûsî rûhânî reisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برهنه] çıplak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برکات] bereketler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berekât). 1. Nimet, Tanrı ihsanı, Osm. mevhibe-i subhâniyye. 2. Bolluk, feyz: Bu sene tarımda çok bereket var. 3. Mübareklik, uğur, saadet: Filân zâtın sohbeti bereketiyle, duanızın bereketiyle. 4. Azı çok yerine geçecek surette Tanrı’nın takdirini elde etmek: Helâl kazanılmayan malda bereket yoktur. Bereket versin. 5. Hamdolsun, Allaha şüKürler olsun, hele, bari: Bereket versin hava bulutlu idi, yoksa sıcaktan bayılırdık. 6. Alınan bir şey için dua makamında söylenir; cevabında «bereketini gör» derler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. blessing. richness. plentifulness. plenteousness. copiousness. cornucopia. fertility. fruitfulness. plenitude. plenty. profusion. prolificacy. prolificness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. plenty. increase. fruitfulness. blessing. divine gift. rain. fortunately. fertility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برکت] bolluk. 2.uğur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bolluk. 2.Meymenet, saadet, mutluluk, Allah vergisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Feyz ve bereketi olan, bol, mebzûl: Bu sene ekin pek bereketlidir. Bereketli sene. 2. Meymenet ve saadete kavuşan, meymenetli. 3. Azı çok yerine geçecek surette hayrı görülen: Helâl kazanılan mal daima bereketlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. exuberant. fertile. luxuriant. plenteous. plentiful. rich. blessed. fruitful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. fertile. fruitful. copious. fat. fecund. generous. luxuriant. plentiful. productive. prolific. rich. teeming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lushness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bereket ve meymeneti olmayan, kâfi ölçüde olduğu halde yetişmeyip hayrı görülmeyen: Alnın teri ile kazanılmadığı için bereketsiz bir paradır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfruitful. scanty. meagre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uğursuzluk, hayırsızlık, kâfi ölçüde olduğu halde hayrı görünmeyen. Bu parada bir bereketsizlik vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Vurup çürütmek, bere hasıl olacak surette vurmak: Yüzünü berelemişler. 2. (Meyve vesaireyi) vurmak, zedelemek, çürütmek: Erikleri sepetin içinde çok sallayıp berelemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. chafe. contuse. maul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurulmaktan çürümek, çürük ve bere peyda etmek: Bütün yüzü berelenmiş. 2. (Meyve). Bir şeye dokunmaktan vurulup bir tarafı zedelenmek: Şeftali berelenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beresi, hafif yarası olan. 2. Başına bere giymiş insan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, kuvvetli, akıllı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. bere, ufak ve yuvarlak bir çeşit yumuşak şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Berât’ın c.). Eskiden rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بروات] beratlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برف] kar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buzhâne; karlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برفين] karlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kardan yapılmış. 2.Tertemiz, kar gibi beyaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برگ] yaprak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aysberg, buzdağı; bak. iceberg.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. T.). Turunçgillerden bir ağaç ve meyvesi. Meyvenin kabuklarından reçel yapılır ve güzel kokulu bir esans çıkarılır (citrus bergamia).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tree of the Orange family , having a roundish or pear-shaped fruit, from the rind of which an essential oil of delicious odor is extracted, much prized as a perfume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also, the fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variety of mint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The essence or perfume made from the fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variety of pear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variety of snuff perfumed with bergamot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coarse tapestry, manufactured from flock of cotton or hemp, mixed with ox's or goat's hair; said to have been invented at Bergamo, Italy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Encyc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Brit. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery; Italy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential oil of the bergamot orange used to flavor a black tea base to make Earl Grey tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A citrus oil derived from the bergamot orange used to flavor black tea to make Earl Grey tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Conditions skin, soothes Antiseptic Photo toxic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bergamot oil acts as a natural astringent and is best suited for oily skin and hair conditions Its spicy scent of oranges and lemons also helps to lift the spirits. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery; Italy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(citrus bergamia): Sedefotugiller familyasından bir çeşit narenciye türüdür. Meyvesinin kabuklarından güzel kokulu bir esans yapılır. Dalları seyrek ve kısa dikenlidir. Meyvesi armut şeklinde, sarımtırak yeşil veya altın sarısı rengindedir. 8-10 dilimi vardır. Bergamot meyvasından çıkarılan esans yeşilimtırak veya sarımtırak yeşil renktedir. Acı ama hoş kokuludur. Kullanıldığı yerler: Koku vermesi için bazı ilaçlara ve çaya karıştırılır. Reçeli de yapılır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bergamot, bot. Citrus bergamia; bir nevi armut; yağı ıtriyatta kullamlan bir cins portakal veya ağaçkavunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Berkin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Halk ağzında: Belgizar). Yadigâr olmak üzere verilen hediye: Bu kutu falanın bana bergüzârıdır. Bu da benden size bergüzâr olsun.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hediye, hatıra, andaç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Seçilmiş, seçkin, irâdesine sahip.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Seçkin, beğenilmiş makbul.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برگذار] hatıra, hediye, yadigâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Halk ağzında: Barhâne). Büyük ve muntazam olmayan konak ve daire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برخانه] harap vaziyetteki ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaramaz, haylaz, hayta.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برحيات] hayatta olan, sağ. berhayât bulunmak yaşamak, hayatta olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHURDAR (i. F.). Çalışma ve himmetinin neticesini alan, iyi bir işin mükâfatına nail olan: Berhurdâr olsun. Berhudâr ol oğlum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHUDARLIK (i), iş, himmet ve müsbet çalışmanın netice ve mükâfatına kavuşma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dağarcık, torba.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برخوردار] mutlu, muradına ermiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. Siir konusu etmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BERÜ (i.). Bu tarafta, yakında, daha yakın, öte mukabili: Beri gel, beride dur, beriye gel, beriden geç. Ötede beride, öteye beriye, öteden beriden: Uzak ve yakın çeşitli yerler. Yakında bulunan, bu cihette olan, yakın, öte mukabiM: Beri taraf. Yakında ve bu cihette olan yer: Berisi ötesinden geniştir. Zaman zarfı — dan beri: Bir vakitten başlayarak devamlılık gösterir. —dan itibaren: Uç seneden beri görüşmedik. O günden beri hastayım. Görüşeliden beri: Görüştüğümüz vakitten itibaren. Öteden beri: Eskiden beri, Ar. minel-kadîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berâet»den smüş.). 1. Kurtulmuş, Ar. sâlim, Fars, Arî, Azâde: Her hastalıktan beridir. 2. Pâk, temiz, münezzeh: Cenâb-ı Hak, gözle görmekten ve kulakla işitmekten beridir. 3. Hiç bir ilgisi ve medhali olmayan, berâet kazanan. Beriyyüz-zimme = Zimmetinde bir şey olmayan,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

since. from. on. onward. onwards. down. from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the near side. this way. since. ever since. for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

here. near. since.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بری] arınmış, temiz, uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Salim, kurtulmuş. 2.Temiz, Arınmış.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan sevgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Seylanca). Asya’nın güney doğusu ile Okyanusya, Senegal ve Brezilya’nın yerli halklarında görülen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beriberi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acute disease occurring in India, characterized by multiple inflammatory changes in the nerves, producing great muscular debility, a painful rigidity of the limbs, and cachexy. avitaminosis caused by lack of thiamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avitaminosis caused by lack of thiamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beriberi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatar, posta, ulak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برید] ulak. 2.postacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haberci. 2.Eskiden müslüman devletlerde posta ve haber alma örgütünün adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

yahut BERÜKÜ (i.). Bu taraftaki, yakındaki, öteki mukabili: Beriki, ötekinden büyüktür. Öteki beriki = Her kim olursa, herkes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beryl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beryl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Zümrüt gibi bazı taşların bileşiminde bulunan bir elemandır. Be senbolü ile gösterilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BERRİN) (i. F.). Yüksek (daha çok manevî mânâda): Kasr-ı barîn (berrin) = Yüksek saray.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برین] yüksek, yüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.En yüksek, çok yüce. 2.Soylu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Bering Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnam ve ihsan sahibi. Saliha ve vazifesini yapan hanım.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çöl, Ar. sahrâ, Fars. beyâbân: Beriyye-tüş-ŞAm = (Suriye) Şam çölü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berâyâ). Halk, Ar. nâs, enâm, insanlar: Hayrül-beriyye = İnsanların en iyisi olan Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Şimşek (elektrik mânâsına dahi getirilip Iran ve Hint’ te telgrafa «TAr-ı berki» derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaprak, varak. Berk-i gül: Gül yaprağı. Gül-i sadberk = Bir nevi gül. Berk ü bâr = Yaprak ve meyve. Bîberk ü neva = Elde, avuçta yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pek katı, sert. 2. Sağlam, metin, muhkem, e. Pek, sağlam olarak. («Pek» sözü bunun hafifletilmişi olsa gerektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. solid. firm. strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a stupid person who is easy to take advantage of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fool, especially one who got himself into a mess when he should have known better.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fool, especially one who got himself into the mess when he should have known better. a stupid person who is easy to take advantage of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برق] şimşek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Sağlam, kuvvetli. 2.Katı, sert. Şiddetli. 3.Hızlı. 4.Orman. 3.Arı, şimşek, yaprak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Selçuklu Sultanı. (Öl. 1104). Melikşah’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Kuzey Afrika’da eski bir şehir. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Şakıma, parıldama. 2.Kıvırcık tüylü kuzu postu kürkü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, bozulmaz, yemin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. Farsça ber = istilâ edatı ve karar). Kararlı, kararlaşmış, yerleşmiş, devamlı, dâim: Şimdiki hâlinde berkarâr olmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برقرار] yerinde duran, karar eden. berkarâr olmak devam etmek, kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Berk).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kama. 2.Altınordu hükümdarı. Cengiz Han’ın torunu ve Cuci’nin 3.oğludur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - güçlü el.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. berkelyum, bir radyoaktif unsur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aktinitlerden, atom ağırlığı 244 olan radyoaktif bir eleman. Bk senbolü ile gösterilir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بزکمال] en iyi şekilde, mükemmel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, sağlam kişilikli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şimşek gibi parlak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlam güçlü kuvvetli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.) . Pekişmek, katılaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katılaştırmak, takviye ve tahkim etmek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü soydan gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Peklik, katılık, sertlik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, sağlam, kişilikli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü tanınan kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Berksan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Soğuk ve keskin su.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlam, güçlü tanınmış.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i bir çeşit fayton, oturulacak kapalı yeri olan at arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Berlin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yolun kenarındaki toprak kısım; kalelerde siper ile hendek arasmdaki toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برماه] matkap, burgu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dağ tepesi, doruk. - (bkz.Şahika, zirve).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برموجب] uyarınca, gereğince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of islands in the Atlantic off the Carolina coast; British colony; a popular resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bermuda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of islands in the Atlantic off the Carolina coast; British colony; a popular resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bermuda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Hamilton.

Nüfus: 59.300.

Yüzölçümü: 54 km2.

Komşuları: Atlas Okyanusu’nda ada.

Önemli Şehirleri: Hamilton.

Dil: İngilizce, Portekizce.

Yönetim Biçimi: Koloni.

Tarih: Bermuda’nın ilk sömürge oluşu, İngiliz Sir George Somers ve beraberindekilerin 1609 yılında bir deniz kazasına uğramalarıyla başlar. Bermuda 1684’te İngiliz Kraliyeti’nin buyruğuna girdi ve 1968’de öz yönetimli sömürge haline geldi. Bermuda’da ABD’nin bir deniz ve hava üssü vardır.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kısa pantolon, Bermuda pantolon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BER-MUTAD) (i. F. A.). Adet olduğu üzere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برمعتاد] alışıldığı gibi, mutâd olduğu üzere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bern, isviçre'nin başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Genç, delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برنا] genç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Genç delikanlı, yiğit. - Kadın ve erkek için kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Sen Bernar'a veya onun tarikatma ait; i. bu tarikat mensubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برپا] ayakta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بر] toprak. 2.kara. 3.kıta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Doğru sözlü, hayır işleyen kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berd» den imüb.). Su, şerbet vesaireyi soğutmaya mahsus kap, karlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berk» dan imüb.). 1. Pek parlak. 2. Bulanık olmayan, durulmuş, saf: Berrak su. Bulutsuz, açık: Berrak hava (bu ikinci mânâ Türkçe’ye mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. unclouded. limpid. brillant. crystalline. crystal. bright. just. liquid. lucent. lucid. pellucid. serene. speaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. limpid. lucid. transparent. unclouded. vivid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [براق] duru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Duru, saf, bulanık olmayan, nurlu. 2.Şimşek, parıltı. 3.Kulağa hoş gelen ses.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Aydınlık görünüşlü güzel kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Duru hâle gelmek, berrak olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become clear. to be limpid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulanık olmayıp saf ve açık olan su veya havanın hali: Bu suyun, bugünkü havanın berraklığı ne kadar güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clearness. limpidity. clarity. definition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kesen, kesici, keskin: Tİğ-ı berrân: Keskin kılıç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kesen, kesici, keskin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berr» den imüb.). 1. Sahra ve kıra mensup ve müteallik, yabanî. 2. Haricî, zahirî. 3. Din emirlerine uymayan. (Bu üçüncü mânâ Türkçe’ye mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Karadan, kara yoluyla, bahren mukabili: İstanbul’dan Haleb’e berren gitti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برا] kara yolu ile.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. berriyye). Karaya mensup ve müteallik. Bahrî mukabili: Asâkir-i berriyye = Kara ordusu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بری] kara ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Berîn.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yüksek yüce.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kara askeri, kuvve-i berriyye, bahriyye mukabili. İngiltere’ nin berriyyesi (kara kuvvetleri), bahriyesinden (deniz kuvvetlerinden) çok azdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., bot. tohumlardan oluşmuş yumuşak meyva; çilek, kiraz, ağaç çileği gibi etli ve zarlı kabuksuz tane; f. bu seçit meyvayı toplamak. hound's berry tilki üzümü, bot. Solanum nigrum. terebinth berry çitlembik. berried s. yemişi zarsız ve kabuksuz olan,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten yaprağı ile yapılmış afyonlu şurup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برسابق] eskiden olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Hep, bütün, çok.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. iskandinav efsanelerinde adı geçen cesaret ve kuvvetiyle meşhur bir kahraman; sş bu kahraman gibi çılgınca hareket eden go berserk çıldırmak, tahripkar bir hal almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bak. berserk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musikide ninni formu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saç ve sakalı düşüren, kel nevinden bir İllet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça ber = istilâ edatı, Arapça = taraf). Ortadan çıkmış, zâil olmuş. Bertaraf etmek: Ortadan kaldırmak, defetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aside. out of the way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of the way. aside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برطرف] bir yana. 2.giderilmiş. bertaraf etmek gidermek. bertaraf olmak giderilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برتر] daha üstün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Üstün, yüksek nitelikli, değerli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برترین] en üstün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f yatak, ranza (taşıtlarda); den. manevra veya rıhtımda palamar yeri; gemici ranzası; iş, vazife; mevki; f., den. manevra yaparak yer vermek (gemiye); yatacak yer vermek; rıhtıma yanaşmak (gemi). give the land a wide berth karadan çok uzakta bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadınların omuzlarına attıkları dantel veya diğer bir kumaştan yaka veya atkı. Big Bertha Almanlann Birinci Dünya Savaşmda Paris'i dövmek için kullandıklan çok büyük top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kişileri, bilhassa suçluları, vücut ölçülerine göre teşhis eden bir sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pertmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Beri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BEREVAT) (i. A. c.) (m. berât). Beratlar (fermanlar), (bk.) Berat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بروجه] gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zümrüt gibi birkaç çeşit kıymetli taşı da içine alan bir maden; nil rengi, cam göbeği. beryline s. zümrüt nev'inden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. berilyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İki şey arasındaki aralık. 2. Ölülerin ruhlarının kıyamete kadar duracakları yer ki, dünya ile ahret arasında farz olunur. 3. (Coğrafya). İki karayı birbirine bağlayan ve iki denizi birbirinden ayıran dar dil: Panama berzahı. 4. mec. Azap çekilen yer, cehennem. Bu mânâ ile mecâzen sıfat gibi de kullanılır: Berzah yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برزخ] cehennem. 2.dil, kara uzantısı. 3.sorun, dert.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu’l-Kasım b. Muhammed. - Arap tarihçilerinden-dir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Yöre, mahalle, yol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برزگر] çiftçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Beterin beteri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. salya bulaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çamur sıçratmak; zifos atmak, lekelemek; iftira etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «bed-ter»den muhaffef). Daha kötü, daha fena: O, iyi değildi, bu, ondan beterdir. Daha kötü hal: Beterine uğramak, Allah beterinden saklasın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدتر] daha kötü, beter, şiddetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. daha iyisi; çoğ. (akıl servet v.b.'nde) kendinden üstün kimseler; üstünlük; f. islah etmek, daha iyi şekle sokmak; önüne geçmek. get the better of galip gelmek, üstün olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z.daha iyi, daha güzel; daha çok; z. daha iyi bir şekilde, daha çok, daha ziyade. better and better gittikçe daha iyi. be better off daha iyi durumda olmak. better half eş. for better or for worse iyi de olsa, kötü de olsa, anca beraber kanca beraber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Islah, iyileşme; huk. gayri menkul üzerinde yapılan devamlı Islahat ve masraflar; bir gayri menkulün, yol açılması gibi devlet faaliyetleri dolayısıyle iktisap ettiği kıymet fazlası, şerefiye. betterment tax şerefiye, değerlenme resmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayyaş kimse, içkiye düşkün kimse..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BÜBER) (i. Hindce’den gelir). Hind’den ve o cihetteki adalardan gelen yakıcı bir habbe ki tozu yemeğe konur. Ar. fülfüt. Kara biber dahi denilir. Asıl Türkçesi ısıot. Kırmızı biber = Arnavut biberi. Yeşil biber = Bunun tazesi. Tuz biber = Baharat, mec. Lezzet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper. paprika. cruet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beaver , beavers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(filfil): Patlıcangillerden; taze iken yeşil ve çoğu acı olan meyvesi; sebze ve baharat olarak kullanılır. Bol miktarda C vitamini vardır. Acı ve tatlı, yeşil ve kırmızı çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kırmızı biber ile hazırlanan ilaç, nevralji, lumbago ve romatizmada faydalıdır. Ayrıca biber, mideyi kuvvetlendirir. İştahı açar ve hazmı kolaylaştırır. Kanamaları önler. Cinsel arzuları kamçılar.

Şifalı Bitki by

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kininin veya greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olmayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da arttırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emil imin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kanserojen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, biberin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine karışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe eder ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi Önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kiwinin ya da greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olamayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da artırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emilimin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kansorejen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, bibrin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine kaarışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe der ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üüstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rosemary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rosemary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(kuşdili): Ballıbabagillerden; Akdeniz çevresinde çok yetişen; küçük, kalınca, ensiz ve kokulu yaprakları ile çiçeklerinden faydalanılan bir bitkidir. Yaprakları iğneye benzer. Boyu 2 metre kadardır. Çiçekleri mavi veya eflatundur. Çiçeklerinden renksiz veya soluk sarı renkte olan biberiye esansı çıkarılır. İçeriğinde kafuru, sineol, kamfen, pinen, borneol ve bornilasetat vardır. Kullanıldığı yerler: Hazımsızlığı giderir. Çarpıntıyı keser. Yarımbaş ağrılarını giderir. Baş dönmesini keser. Astım, bronşit ve kansızlıkta faydalıdır. Yağlı saçların yağını alır. Burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılır. İdrar ve adet söktürür. Safra ifrazatını arttırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Eklîl-i cebel denilen bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biber saçılmış: Bu külbastı çok biberli, mec. Çok pahalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peppered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. peppery. peppered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peppery. peppered. hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), içine biber konan küçük kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caster. castor. pepper-castor. pepperbox. shaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper-pot. pepper-shaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper shaker. papper mill. caster. pepper pot. sifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Emzik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby bottle. nursing bottle. feeding bottle. feeder. bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeding bottle. baby's bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeding bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oblivious. unaware. ignorant. uninformed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. unaware of. ignorant of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی خبر] habersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha İyi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha iyi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهتر] daha iyi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Pek iyi, daha iyi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). En iyi, alâ, enfes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). En iyi, alâ, enfes.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - En iyi, pek iyi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. mücevherat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bijouterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jewellery. jewelry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki taraflı, iki kenarlı, iki cepheli. bilateralism, bilateralness i. iki taraflılık. bilaterally z. iki taraflı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaban mersini, bot. Vaccinium myrtillus; dağ mersini, buna benzer birkaç cins fidan ve meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki harfli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. afiş asan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بنابرین] bundan dolayı, buna dayanarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her üç ayda bir iki defa görülen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بستر] yatak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koyu kahverengi bir çeşit boya; kurum boyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital video sistemlerinde en iyi veri depolamasını sağlamak için görüntü verisi sıkıştırılabilmektedir. Bit hızı, resim piksellerinin işlenmesi için gereken hızdır. Resim ne kadar az ayrıntılıysa, o kadar fazla sıkıştırılabilir ve bit hızı o kadar düşük olur.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

AA turn of the cable which is round the bitts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having a peculiar, acrid, biting taste, like that of wormwood or an infusion of hops; as, a bitter medicine; bitter as aloes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Causing pain or smart; piercing; painful; sharp; severe; as, a bitter cold day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Causing, or fitted to cause, pain or distress to the mind; calamitous; poignant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Characterized by sharpness, severity, or cruelty; harsh; stern; virulent; as, bitter reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mournful; sad; distressing; painful; pitiable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance that is bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Bitters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make bitter. the taste experience when quinine or coffee is taken into the mouth English term for a dry sharp-tasting ale with strong flavor of hops proceeding from or exhibiting great hostility or animosity; 'a bitter struggle'; 'bitter enemies' expre

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

English term for a dry sharp-tasting ale with strong flavor of hops. the taste experience when quinine or coffee is taken into the mouth. the property of having a harsh unpleasant taste. make bitter. extremely and sharply; 'it was bitterly cold'; 'bitter

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic taste characterized by solution of quinine, caffeine, and certain other alkaloids Perceived primarily at the back of the tongue Generally normal characteristics of coffees connected with their chemical constitution, influenced by degree of roastin

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually considered a fault in but characteristic of such wines as Amarone and certain other Italian reds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavour If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavor If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unpleasant, biting flavor usually an aftertaste A bitter aftertaste is sometimes associated with variations in manufacturing and curing or aging procedures It is more prevalent in cured cheeses having higher moisture contents Bitterness is often confus

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A characteristic of over-extracted brews as well as over-roasted coffees, and those with various taste defects; it is a harsh, unpleasant tasted detected towards the back of the tongue Dark roasts are intentionally bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A harsh, unpleasant taste detected on the back of the tongue, found in over-extracted brews , as well as in over-roasted coffees and those with various taste defects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A style of ale which originated in England Typically pale to copper colored, with a pronounced hop character Some people consider bitter to be synonymous with pale ale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes one of the four basic tastes A common source of bitterness is tannin or stems Although a mild bitterness can often be a pleasant addition it is usually an indication of a flawed wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A taste sensation, usually sensed on the back of the tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A taste you get at the back of the tongue which should not be confused with the taste of tannins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The taste imparted by the resins of hops, best if balanced by other flavors; hop bitterness is generally responsible for the drinkability of beer. promotes appetite and aids digestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unpleasant taste associated with raw teas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Affects digestive system and nutrition due to its ability to stimulate the appetite Bitters stimulate the secretion of saliva and gastric juice reflexively by exciting the taste buds They are not effective if given directly into the stomach, as in the for

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bitter is a style of ale which provides a strong hops taste to the palate In color, they normally range from gold to a coppery red Originally, every brewery in England generally had two ales, a bitter and a mild Compared to the mild, bitters were both dry

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Style of English beer that is dry and usually served draft Should not be served too cold. adj bitter [OE biter]. stimulates secretions of digestive and encouraging appetite. adj pahit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that stimulates secretion of digestive juices and encourages appetite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abject , acrimoniously , bitter , bitterly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acı keskin; sert, şiddetli; kötü. to the bitter end iş bitinceye kadar; ölünceye kadar. a bitter pill yenilir yutulur cinsten olmayan durum. bitterish s. acımsı. bitterly z. acı olarak. bitterness i. acılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilik balığı, zool. Rhodeus amarus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. balaban kuşu, okar, zool. Botaurus stellaris. little bittern cüce balaban, zool. Ixobrychus minutus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. içine acı otlar da karıştırılan bir nevi içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hem acı hem tatlı olan; aynı zamanda iyi ve kötü olan; i. yaban yasemini, bot. Celastrus scandens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kavasya, bot. Quassia amara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böğürtlen, bot. Rubus fruticosus; ayı dutu, diken dutu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., (argo) mübarek, namussuz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kabarcık, fiske, su toplama; yakı; ask. uçağın üsünde bulunan ve içine silah yerleştirilen saydam odacık; f. kabarmak, su toplamak; kabartmak; azarlamak. blistery s. kabarcıklı; azarlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tuzlanmış ve tutsülenmiş ringa balığı; aynı şekilde hazırlanmış uskumru, çiroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurutma kağıdı; karakolda tutuklananların kayıt defteri. blotting paper kurutma kağıdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. balina yağı; ağlayış; f. hüngür hüngür ağlamak; ağlarken (bir şeyler) söylemek; s. şişkin, kalın. blubberer i. hüngür hüngür ağlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaban mersini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bluetooth® Stereo, iki uyumlu cihaz arasında dahili Bluetooth® temelli iletişim için geliştirilen kablosuz arayüz özelliğidir. Bluetooth® özellikli WALKMAN® ürününüzü uyumlu cihazlara (araç stereo’su, mini HiFi, kablosuz kulaklıklar, vb.) kolayca bağlamanızı sağlar. Bu teknoloji ile ses sinyallerinin akış biçimi kontrol edilerek kablosuz kulaklıklarınızdan yüksek kaliteli ses elde etmeniz sağlanır. Sonuçta, kablo sıkıntısı olmadan özgürce müzik dinlemenin keyfini yaşayabilirsiniz. İster aracınızda ya da salonunuzda ister hareket halinde olun, en sevdiğiniz şarkıları kablolarla uğraşmadan dinleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. şiddet ve gürültüyle esmek (rüzgar); yüksek sesle tehdit savurmak; patırtı etmek, yaygarayı basmak; i. gürültü, yaygara; yüksekten atma, martaval. blusterer i. gürültücü kimse blusteringly z gnrultnyle blusterous s. yaygaracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. huzursuzluk, kavga, gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (Biberlemek). Biber saçmak, mec. Yakmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gürültülü; şiddetli; fırtınalı (dalga,hava,rüzgar). boisterously z.gürültülü olarak. boisterousness i. gürültülü olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. bolometre, çok az miktarda radyasyon enerjisini ölcebilen elektrikli alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. uzun süs yastığı; yastık, minder; f. yastıkla beslemek; gen. up ile desteklemek, destek olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bombardıman uçağı; bomba atan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., leh. ekşi yoğurt, kesilmiş süt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. ileri götüren şey, yardım eden kimse, propagandacı; rokette yardımcı ek motor; elek. voltajı yükselten alet. booster shot bağışıklığı artırmak için yapılan ek aşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böğürtlen ve ahududunun birleşmesinden doğan melez bir meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalgakıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Yıldızı yüksek. mec. Tâlihi uygun.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) şemsiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonetheless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

although. nevertheless. nevermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Çıplaklık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.Hollanda, Almanya veya Avusturya'da belediye başkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) hayvan terbiyecisi; dağıtan veya mahveden kimse; ulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tereyağı, margarin; ekmeğe sürülen diğer yumuşak maddeler; f. tereyağı ilâve etmek veya sürmek; k.dili yağlamak, yağ çekmek. butter up (argo) yağcılık etmek. know which side one's bread is buttered on menfaatinin nerede olduğunu bilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nevruz otu, bot. Linaria vulgaris; bir nevi nergis çiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins ördek; k.dili Sişko kimse, tombul kimse, yağ tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düğün çiçeği, bot. Ranunculus; altıntabak altın çiçeği, bot. ranunculus acris: kâğıthane çiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süt kaymağı; kaymak nispeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sakar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kelebek: kelebek gibi bir yerden bir yere gayesi oimaksızın dolaşan kimse, havai yaradılışlı kimse. butterflyorchid beyaz zeravent. butterfly tableaçılır kapanır kanatlı masa. butterfly valve kelebekli valf. social butterfly eğlence düşkünü kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tereyağı yapıldıktan sonra yayıkta kalan içecek, yayık ayranı;ayran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amerika'da bulunan bir nevi ceviz ağacı; bu ağacın cevizi; buağacın kabuğundan yapılan sarımtırak kahve-rengi boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biraz yakılmış şeker ve tereyağı ile yapılan bir nevi karamela.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). böcek kapan bir bitki, (bot). Pinguicula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tereyağı gibi; tereyağlı;(k).dili fazla yağ çeken, dalkavukluk yapan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sütölçer; sütteki tereyağı oranını ölçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book of final entry. general / ledger journal. general ledger. general journal. ledger book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskoçya'da oynanan bir oyunda fırlatmak için kullanılan değnek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadastro, çap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kafeterya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çap, kalibre; kabiliyet, yetenek, kapasite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İngilizce "Herhangi bir şirketin müşterisinin ihtiyaçlarını, beklentilerini öğrendiği, kısa çözüm yollarını sunduğu çalışma birimi." anlamındaki bu söz için çağrı merkezi karşılığı önerilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. call center

çağrı merkezi

Herhangi bir şirketin müşterisinin ihtiyaçlarını, beklentilerini öğrendiği, kısa çözüm yollarını sunduğu çalışma birimi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ısıölçer, kalorimetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry detergent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kavis meydana getirmek; hafifçe bükülmek; dışbükey yapmak; (i). kavis, bükümlülük; (hav). kanadın bükümlülüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit sarımsı yumuşak peynir, kamamber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, sağlam kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Canberra, Avustralya nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla madenden yapılmış olan çay, kahve vb kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eşkin gidiş (at); (f). eşkin gitmek; eşkin sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit çançiçeği, (bot). Campanula medium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). marangoz, dülger, doğramacı; (f). marangozluk etmek, doğramacılık yapmak. carpentery (i). marangozluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalay cevheri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atan kimse veya şey; dökümcü; eşyaların hareketini kolaylaştıran küçük tekerlek; sofrada kullanılan yağ, sirke veya limon şişesi. caster sugar (ing). pudra şekeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yiyecek tedarik etmek, yemeklerin hazırlanmasını ve servisini üstüne almak. caterer (i). yiyecek tedarik eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(z). çapraz; (z). çaprazlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski yakrn dost.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskoçya dağlık bölgesinde eşkiya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. catering

yemek hizmeti

Bir kuruluş tarafından yemeğin hazırlanması ve dağıtılması işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tırtıl, kurt; çelik zincirle işleyen traktör; (bh). bu traktörlerin bir markası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).,(i). azgınlık zamanlarında kedilerin çıkardığı seslere benzer sesler çıkarmak; bu şekilde bağırmak, haykırmak; kediler gibi kavga etmek; (i). azgın kedi sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). sonda, akaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing)-ise (f)., (tıb). yakmak, dağlamak cauteriza'tion (i). dağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yakma, dağlama; dağlayıcı madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kibir, azamet, celâl. (Allah’a mahsus bir sıfat olup, insana yakışmadığı için, insan hakkında ancak kötüleme niyetiyle kullanılır). Alem-i ceberOt = Bu dünyanın ötesi, yücesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) - İbranice “kudret” anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

santigrat termometresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çenber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. circumference. hoop. ring. bail. circuit. girth. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. circumference. hoop. wooden ring. metal strip. large printed kerchief. basket ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. band. hoop. orbit. ring. rim. strap. encirclement. bandage. ball. loop. girdle. iron. fillet. drum. perimeter. periphery. circular. peripheral. runner. wreath. hasp. ferrule. annulus. clip. ribbon. brasting. toroid. torodial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strap. to encircle. circumscribe. hoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strapped. hooped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mezarlık, kabristan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde 24 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.)”. 1. Daire, def ve kalbur gibi şeylerin tahtadan olan dairesi. 2. Fıçı ve tekerlek gibi şeylerin takviye edip dağılmalarını önlemek için etrafını çevirecek surette geçirilen demir veya tahta halka ve daire. Fıçı, tekerlek çenberi. 3. Boyun ve alna bağlanan yemeni: Çenber bağlamak. 4. (mimarlık). Bîr direk ve sütuna geçirilen demir halka veya halka şeklinde yapılan kabartma daire: Çenberli taş (Çenberlitaş). 5. Eski astronominin inancına göre felek dairesi: Feleğin çenberinden geçmek = Tecrübe görmek, Osm. tecrübedîde olmak, feleğin germ-ü-serdini görmüş olmak. 6. Kıçı yuvarlak (odun kayığı). Çenber kayık. 7. (geometri) Merkez noktasından aynı uzaklık ve düzlemdeki noktaların meydana getirdiği kapalı ‘eğri. Sırt çenberi = Herhangi bir gök cismi ile gök küresi kutuplarından geçen çenber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چنبر] çember. 2.kasnak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çenber geçirmek, daire ve halka ile kuşatıp takviye etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çenberi olan, çenber denilen daire ve halkaları bulunan: Demir çenberli fıçı, çenberli direk.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. center

merkez

Belirli bir yerin ortası.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merkez, orta; (mak). punta tornası; (spor). santr; (pol). ıIımlı parti, grup vb center bit punta matkabı. center of attraction çekim merkezi; dikkat merkezi. center of gravity ağırlık merkezi. dead center (mak). sabit punta Iive center (mak). dön

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ortaya almak, bir merkezde toplamak; ortasını almak, ortalamak; ortada olmak, ortaya gelmek; merkezde toplanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). işler omurga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). herhangi bir şeyin ortasına konulan süsleyici eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santilitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santimetre .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket almanac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). cehennemin kapısını bekleyen üç başlı köpek; uyanık ve sadık bir bekçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). diğerleri eşit olmak üzere; (kıs). cet. par.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). oda, yatak odası, özel oda; daire; saray veya resmi ikametgah odası; hâkimin oturum dışı konularda çalıştıgı oda; mahkeme, komisyon; bölme; teşrii meclis, yasama meclisi; fişek yatağı (silâhlarda); (f). odaya koymak; odaya kapatmak; oda verme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mabeyinci, teşrifatçı; kâhya, kethüda; muhasebeci, haznedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oda hizmetçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarkıcı, tilâvetle okuyan kimse; kilise korosunda baş okuyucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). sazlarda tiz teli; beğenilerek yenilen sarı renkli bir mantar, horozmantarı, (bot). Cantharellus cibarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). baslık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bahis, bolüm, fasıl, bab, kısım; ruhani meclis toplantısı; (f). bölümlere ayırmak, bahisler halinde düzenlemek. chapter and verse tam ve kesin bilgi. chapter head bölüm başlığlnın altına yazılan birkaç söz. chapter house papazlar meclisi bina

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karakter, huy, tabiat, ahlak; vasıf, nitelik; hususiyet, özellik; şöhret, nam; bonservis; statü, durum; tip, şahıs; (k.dili). garip kişiliği olan kimse; tiyatro karakter, canlandırılan kişi; işaret, harf; alfabe. character actor karakter oyuncusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). oymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). diğerlerinden aylrıcı nitelikte olan, tipik; kendine has; (i). özellik, hususiyet, vasıf; logaritma karakteristiği. characteristically (z). ayırıcı nitelikte olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavsif, tanımlama, tarif, nitelendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tanımlamak, tavsif etmek. characterizer (i). tanımlayan şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karaktersiz, seviyesiz, zayıf ahlaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. charter

dolmuş uçak

Belirli merkezler arasında belli bir tarifeye bağlı olmaksızın sefer yapan ucuz tarifeli uçak.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). patent, imtiyaz, berat; gemi kira kontratı. charter member bir derneğin ilk üyelerinden biri, kurucu. charter plane özel olarak kiralanmış ucuz tarifeli uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kiralamak, tutmak (uçak vb,); berat, imtiyaz veya patent vermek. charterer (i). kontratla kiralayan kuruluş. chartered accountant (ing). imtiyazlı muhasebeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gevezelik, boş laf, lafü güzaf; diş çatırdaması. chatter marks bir aletin titreşimi sonucu meydana gelen düzensiz çizikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gevezelik etmek; konuşur gibi sesler çıkarmak; çatırdamak (diş); (mak). titreşim meydana getirmek; alelacele söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok geveze kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keklik üzümu, (bot). Gaultheria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içten düğmeli palto veya pardesü; kanepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tespihağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (zool). uçan memeliler; yarasalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). hayvan bağırsağı, bumbar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolesterol, safrayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koro üyesi; kilise korosunda şarkı söyleyen erkek çocuk; koro şefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kronometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarı veya yeşil renkte olan ve bazen de kuyumculukta kullanılan bir mineral.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in pairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıl yolmaya ve batan diken vesaireyi tutup çıkarmaya yarayan maşa şeklinde düz Alet, cımbız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarnıç, mahzen, su deposu; (anat). vücutta herhangi bir sıvının toplandığı kese.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski zamanlarda kullanılan bir çeşit kitara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). cithara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kesilip koyulaşmış süt; (f). kesilip koyulaşmak (süt).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tırmanmak, güçlükle tırmanmak; clamberer (i). el ve ayakla tırmanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). takırdatmak, çatırdatmak; yüksek sesle konuşmak, gevezelik etmek; takırdamak, ses çıkarmak; (i). patırtı takırtı, ses, gürültü; gürültülü konuşma; boş laf; dedikodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Clear Stereo, ses sinyallerinin sağ ve sol kanallar arasında kaymasını önlemek üzere geliştirilen bir Sony teknolojisidir. WALKMAN® cihazınızda en sevdiğiniz şarkıları dinlerken daha dengeli, net ve temiz sesler duymanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). buhranlı yaş devresi; menopoz, adet kesilmesi; (s). buhranlı devreye ait. climacter'ical (s). buhranlı, buhranlı devreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tırmanan sarmaşık; (k.dili).; toplum hayatında yükselmek isteyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). klinometre, meyil öIçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ABD)., (argo). kıyasıya dövmek; yenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). manastır; bir binaya bitişik üstü kapalı kemerli yol; munzevi hayat, manastır hayatı; (f). manastıra kapatmak; tecrit etmek, ayırmak; manastır haline getirmek. cloistered (s). manastırda oturan; dünyadan uzak. cloistral (s). manastır ile il

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). salkım, hevenk; tutam, demet; küme, grup; (f). salkım haline getirmek; demet yapmak; bir araya toplanmak, salklm haline gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yığmak, düzensizce atmak; koşuşmak; gurültü etmek; gürültülü bir şekilde ve acele olarak konuşmak; (i). yığın, çöp yığını; karışıklık, kargaşalık; gürültü, patırtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). tenkıye, lavman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). mercan ve denizanası gibi torba vücutlu hayvan, selentere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ezeli ve ebedi olarak bir arada bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Artı veya eksi işaretleriyle birbirine bağlı birçok terimlerden meydana gelen cebir ifadesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(çoğ)., (zool). kınkanatlılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kınkanatlı, kınkanatlılar takımına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yan yana olan; aynı eğilimde ve etkide olan; aynı sonuca yönelen; ikincil, tali; munzam, yardımcı, tamamlayıcı; aynı soydan gelen.; (i)., A.B.D karşılıklı teminat; maddi teminat; soydaş; yardımcı olay, durum veya kısım. collateral evidence müek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolorimetre, renk ölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Berenisin saçı takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i tarak, yün, keten vb'ni tarayan kimse; uzun ve tümsekli dalga

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rahatlatıcı şey; teselli edici kimse veya şey; A.B.D yorgan; yün boyun atkısı; bh Ruhulkudus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kompüter, hesap eden kimse; elektronik hesap makinası,elektronik beyin. computer hardware kompüterin esas kısımları. computer software yapılacak işe göre değiştirilen kompüterin yardımcı aksamı. analogue computer kendisine verilen rakamlan elektronik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kompüter ile hesaplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardeşlik cemiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şaşkınlık, hayret, korku, dehşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inşaat müteahhidi, inşaatçı; yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). coterminous.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değiştiren şey veya kimse; çelik imalâtında Bessemer usulünde kullanılan kap; (elek). cereyanı değiştiren alet, çevirgeç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). reklam ilânları hazırlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (ingiltere'de) seyyar meyva, sebze veya balık satıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zümre, heyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hemhudut, sınırdaş, bitişik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). anahtar, kama. cotter pin çivi, kopilya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (iskoç). rençper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (z). karşıt şey; karşılık; karşılıklı vuruş; (s). ters, zıt, aksi; karşı, mukabil: (z). aksi yolda; tersine, aksine. go counter to, run counter to aykırı düşmek, uymamak; zıt gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı koymak, mukavemet etmek; mukabil harekette bulunmak, mukabele etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tezgâh; fiş, marka; sayaç, sayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

onaltıncı yüzyılda Protestan reformu başladıktan sonra Katolik kilisesinde meydana gelen reform hareketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

anlamını yitirmiş herhangi bir yaygın kelime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı koymak, önlemek, tesirsiz hale getirmek. counteraction (i). karşı hareket. counteractive (s). karşı harekette bulunan , aksi tesir meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mukabil hücum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). eşit kuvvetle karşı koymak; telâfi etmek; denkleştirmek; (i). karşılık, eş ağırlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şiddetli cevap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı suçlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). karşı koymak; bir daha kontrol etmek; (i). engel; tekrar kontrol etme. counter check bankadaki hesaptan para çekmek için düzenlenip müşterilere imzalattırılan zimmet fişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (huk). karşı dava; (f). karşı dava açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). saat yelkovanının ters yönünde, sola doğru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anafor, ters akıntı; ters eğilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı gösteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı casusluk , casusluk faaliyetlerini meydana çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). sahte, kalp; (i). taklit; (f). kalp para basmak; taklit etmek, sahtesini yapmak. counterfeiter (i). kalpazan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). makbuz koçanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (pol). gerillacılarla savaşmak için yetiştirilmiş.(asker,komando).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). counterespionage.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). taharrüşe mani olan ilaç; ilgiyi başka yöne çekmek için yaratılan olay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tezgâhın arkasından servis yapan garson.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yeni bir emir ile evvelki emri iptal etmek; (i). iptal emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı tedbir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). mukabil hücum, karşı saldırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak örtüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taydaş; karşılık, tamamlayıcı herhangi bir şey; kopya, ikinci nüsha, suret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). davada mukabil cevap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mukabil entrika, karşı tedbir; bir oyun veya edebi eserde ikinci tema; (f). mukabil entrika hazırlamak, karşı tedbir almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). kontrpuan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mukabil ağırlık; denge; (f). mukabil ağırlık veya kuvvet ile muvazene husule getirmek , denkleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). amaca zararı dokunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mukabil teklif , karşı öneri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı devrim. counterrevolutionary (i)., (s). karşı devrimci; (s). karşı devrimle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). ana şaft ile makinaları işleten şaft arasında vasıta vazifesi gören şaft grup mili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). parola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tasdik için ikinci olarak imza etmek. countersignature (i). ikinci imza, tasdik imzası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). havşa, havşa açmaya mahsus kalem; (f). havşa açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı casus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). kontrtenor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aynı kuvvetle karşı koymak, karşılamak. countervailing duty (tic). munzam gümrük resmi, sürtaks.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). denge sağlamak için ağırlık koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denge sağlamak için kullanılan ağırlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zıt gitmek, engellemek, mâni olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırmızı yaban mersini, (bot). Vaccinium vitis-idaea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bataklık yerlerde yetişen kızılcığa benzer bir meyva, (bot). Vaccinium macrocarpum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krater; bombanın açtığı çukur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ criteria) öIçüt, kriter, tenkitçinin kullandığı ölçü, değer birimi, mikyas; denektaşı mihenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., (leh). hayvan, mahluk, yaratık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hıyar, salatalık, (bot). Cucumis sativus. cool as a cucumber kendine hakim, soğukkanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yük olmak, ağırlık vermek, sıkıntı vermek, engel olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hantal sıkıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesici; (den). kotra; (den). beş çifte filika; hafif tek atlı kızak. revenue cutter gümrük gözetme botu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). talimar kayak tığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu, Sony Dijital Fotoğraf Makinesi serisine verilen addır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Cyber-shot®, yüksek kaliteli fotoğraf makineleridir. Fotoğrafların yanı sıra hareketli görüntüler ve ses de kaydedilebilir. Kayıt ortamı olarak Memory Stick™ kullanılır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sibernetik, kibernetik, ayarlama-yönleme bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). siklometre, mesafe saati.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâd = adalet, küsterden = döşetmek). Adil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâleti yayıcılık, adâletlilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fırlayan kimse veya şey; yılanboynu kuşu , kaz karabatağı, (zool). Anhinga rufa ; ufak tatlı su balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kız evlât, kız, kerime. daughter-in-law (i). gelin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kız evlâda yakışır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekalitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekametre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürahi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aralık, birinci kânun, kânunuevvel. Decembrist (i). 1825 tarihinde Rusya'da meşrutiyet hükümeti kurmak isteyenlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). desilitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). desimetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mahkemede ispatı vücut etmeyen kimse, gaip kimse; yiyici kimse, irtikâp yapan kimse, emanet edilen paranın hesabını vermeyen kimse, borçlarını ödemeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. defroster

buzçözer

Buzu çözen, donmayı önleyen alet.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heater that removes ice or frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A setting of your car's heating controls that lets you easily remove frost and fog from your vehicle's windows. heater that removes ice or frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. defâtîr) (Farsça’dan, o da Yunanca iki kanatlı mânâsına gelen bir kelimeden). 1. Ticari hesaplara mahsus hususi çizgileri olan beyaz kitap: Deftere yazmak, deftere kaydetmek, deftere geçmek. 2. Hesap veya isim ve rakamlar yazılı kâğıt, pusula, liste: Yemek defteri, hesap defteri. 3. Yazı yazmak üzere birlikte dikilip kitap şekline konmuş beyaz yapraklar: Talebeye mahsus yazı defteri. Ana defter = Yevmiye defterinde kaydolunmuş hesapların kaldırılıp cinsine göre yerlerine kaydolundukları büyük defter. Defter-i Amil = İnsanların iyilik ve kötülüklerinin kaydolunduğu mânevi defter. Defter emini = Osmanlı devrinde maliye müsteşarı, Defterdâr-hâne nâzırı. Defter-i hakanı = Tapu ve kadastro. Defter-i hakan! emâneti (nezâreti), emini = Osmanlı devrinde tapu ve kadastro teşkilâtı ve umum müdürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook. register. book. registry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. notebook. record. roll. exercise book. register. account book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. notebook. register. copybook. exercise book. inventory. cahier. record. writing block. writing pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دفتر] defter.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Book Value)

İşletmenin aktif toplamından, borçlarının düşülmesi ile bulunan özvarlığının, çıkarılmış/ödenmiş hisse senedi sayısına bölünmesi ile bulunur.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Osmanlı devrinde tapu ve kadastro dairesi. Defter-i hakanî, vergi emaneti. Defter-hlne nizırı = Defter-i hakanî emini, vergi nâzırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Devletin gelirleri ile masraf defterini tutan. Bu mânâ ile vaktiyle maliye nâzırına denirdi. Defttrdâr-ı şıkk-ı evvel; defterdlr-ı şıkk-ı sânî ve şıkk-ı silis = Tanzimat’tan önce maliye nâzırı, müsteşarı ve müsteşar muavini. 2. Şimdi bir vilâyetin maliye işlerine bakan görevli (eskiden sancaklardakilere muhasebeci ve kazadakilere malmüdürü denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of the financial department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district treasurer. the official heading on provincial treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دفتردار] ildeki en üst düzey maliye yetkilisi. 2.maliye bakanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle maliye nezâreti. 2. Şimdi vilâyetlerin malî işlerine bakan daire: İzmir, Konya defterdarlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal revenue office. revenue board. revenue office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financial office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenue office. office of the director of finance of a province.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring to book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Deftere mensup. 2. Defterdâr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekalitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekametre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). On sterlik hacim birimi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sağlıga zararlı, muzır, fena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasti, önceden düşünülmüş,mahsus ; düşünceli, ihtiyatlı, tedbirli, telaşsız, aklı başında, ağır. deliberately (z). kasten, düşünerek, mahsus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek, ölçünmek, üzerinde durmak, tartmak, mütalaa etmek, istişare etmek. delibera'tion (i). üzerinde düşünme, kafa yorma, mütalaa; müzakere; tartışma; karar vermekte ihtiyat. deliberative (s). düşünceli, ihtiyatlı; düşünen, müzakere eden, kara

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sterin onda biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça dest-ere = el bıçkısı. Türkçe söylenişi: testere). El bıçkısı. El ile kullanılan küçük bıçkı. Zemin testeresi = Yuvarlak kesmeye mahsus testere. Kıl testeresi = İnce tahtadan oyma çıkarmak için ufak bıçkı. Testere balığı = Uzun burunlu bir cins balık. (bk.) Testere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستره] testere, bıçkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (-red, -ring) niyetinden vazgeçirmek, caydırmak; yıldırmak. determent (i). engel, mani; menolunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). deterjan, temizleyici madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fenalaşmak, bozulmak, alçalmak, gerilemek. deteriora'tion (i). fenalaşma, gerileme, bozulma, çürüklük, çürüme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. détergent

arıtıcı

Petrol türevlerinden elde edilen, temizleme özelliği bulunan, toz, sıvı veya krem durumunda olabilen kimyasal madde.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detergent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detergent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. matematik). Denklemlerin çözümlerini kolayca bulmaya yarayan matematik tablosu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serving to determine or limit; determinative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which serves to determine; that which causes determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sum of a series of products of several numbers, these products being formed according to certain specified laws A mark or attribute, attached to the subject or predicate, narrowing the extent of both, but rendering them more definite and precise. a de

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any factor, whether event, characteristic, or other definable entity, that brings about change in a health condition, or in other defined characteristics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any factor, event, characteristic, or other definable entity that brings about change in a health condition or other defined characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any definable factor that effects a change in a health condition or other characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The attribute on the left-hand side of the arrow in a functional dependency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The attribute on the left-hand side of the arrow in a functional dependency. risk factors that include exposure level and influences probability of cumulative exposures, peak or remote exposures, recent or lagged exposures according to duration, place, en

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). tayin eden, tarif eden; hükmeden, galebe çalan; (i). etkileyen veya tayin eden şey; (mat). determinant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. détermination

fel. belirlenim

Bir kavramın anlamının, içeriğinin, yapısının veya sınırlarının tam olarak belirlenmesi işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). belirli, muayyen, hudutlu, mahdut, kesin, kati; kararlaşmış, mukarrer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). azim, sebat, metanet, inat, kararlı oluş; hüküm, tespit, tayin; niyet, kasıt; sınırlama, tahdit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). tahdit eden, tayin eden, tahsis eden; (i). tayin eden şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karar vermek, azmetmek; niyetlenmek, kesmek; tayin etmek, kararlaştırmak, belirlemek; bitirmek; belirtmek; sınırlamak, tahdit etmek; tanımlamak, tarif etmek; yön vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kesin, kati, azimkâr, metin, niyetinden şaşmaz. determinedly (z). metanetle, azimle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). determinizm, gerekircilik. determinist (i). determinist, gerekirci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Determinizme bağlı kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déterministe

fel. belirlenimci

Belirlenimcilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes in determinism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also adj.; as, determinist theories.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anyone who submits to the belief that they are powerless to change their destiny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Aynı sebeplerin aynı şartlar eltında aynı neticeleri doğurduğunu ve her vakanın bir sebebi olduğunu ileri süren ilmî prensip.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déterminisme

fel. belirlenimcilik

Her olayın başka olayların gerekli ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). engel olan, mâni olan, meneden, caydıran; (i). engel olan şey veya kimse, caydıran şey veya kimse. deterrence (i). engel oluş; caydırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Atom ağırlığı 2 olan hidrojen. Buna ağır hidrojen de denir; simgesi D’dir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kilisece sonradan veya ikinci derecede muteber sayılan mukaddes kitaplara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ikinci evlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir proton ile bir neutron’dan meydana gelen deuterium atomunun çekirdeği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüner, maharet, el çabukluğu, beceriklilik, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eli çabuk, eline iş yakışır, usta, marifetli, hünerli. dexterously (z). hünerle, ustalıkla, el çabukluğu ile. dexterousness (i). hüner, ustalık, marifet, el çabukluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çap, kutur. diamet'rical (s). çapla ilgili, kutra ait. diamet'rically (z). çap boyunca; tamamen. diametrically opposite taban tabana zıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Kuşpalazı hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diphtheria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diphtheria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hazmettirici şey, sindirici şey; sıkı kapanan bir çeşit kimya kazanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-BER) (i. F. dil = gönül, berden = götürmek). Gönül alan, gönül çeken, güzel, sevilen, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle. captivating. charming. beautiful. comely. beautiful girl. beautiful woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبر] gönül alan, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül alıp götüren, güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-ber). Dilberler, güzeller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevilen kimseye yakışır surette: Dilberâne bir yürüyüşü vardır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dilberler, güzell(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilberlik, güzellik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., şiir iki vezinli mısra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merceklerin ışığı kırma kuvvetinin ölçü birimi, diyopter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ).. (zool). bir çift kanadı olan böcekler sınıfı, çiftkanatlılar. dipteral (s)., (mim). çift sıra direkleri olan; (zool). iki kanatlı. dipterous (s)., (bot)., (zool). iki kanatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). felaket, belâ, musibet, talihsizlik, büyük kaza. disastrous (s). felâket getiren, feci. disastrously (z). feci halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yük veya sıkıntıdan kurtarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (terred terring) gömülmüş bir şeyi yeraltından çıkarmak; açığa çıkarmak, eşmek. disinterment (i). mezardan çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarafsızlık; meraksızlık, alâkasızlık, ilgisizlik. disinterested (s). tarafsız, önyargısı olmayan; kendi çıkarını gözetmeyen, kendi menfaatini düşünmeyen; ilgisiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). parçalamak, uzuvları bedenden ayırmak. dismemberment (i). parçalama, parçalanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kanlı basur.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bulaşıcı ve salgın bir hastalıktır. Hastada, ishal görülür. Dışkısı kanlı ve sümüklüdür. İştahsızlık karın ağrısı ve ateş de vardır Su veya besinlerle bulaşır. İki çeşit dizanteri vardır.

- Amipli Dizanteri : Vücuda mikrop girmesinden 10-21 gün sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Hastada kanlı ishal, ateş, karın krampları, kilo kaybı, ve halsizlik görülür.

- Basilli Dizanteri : Mikrobun vücuda girmesinden 2-7 gün sonra belirtileri ortaya çıkar. Hastalığın salgın halini almasında kara sinekler başrolü oynar. Hastada; kanlı ve balgam kıvamında ishal, karın ağrısı, halsizlik ve ateş görülür.

Yapılacak ilk iş; hastayı, sağlamlardan ayırmaktır. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Su, tuz.

Hazırlanışı : Bir gün boyunca, hiç bir şey yenmez. Sadece tuzlu su içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dysentery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dinyester nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir tür kızılcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. documentaire

belgesel

Belge niteliği taşıyan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Charadriidae familyasından bir cins kuş, dağ yağmur kuşu, (zool). Eudromias morinellus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız, kerîme. Duhter-i rez = Asmanın kızı (yani şarap).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دختر] kız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kerime, kız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kızlık, bekârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kızlık, bekârlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(anat.) dura mater, beynin ve omuriliğin en dış zarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Omuz omuza. 2. Kalabalık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz alan kimse veya şey; toz bezi; elbiseyi tozdan korumak için giyilen önlük; kadınların yazın giydiği hafif ve bol ev elbisesi; toz serpmeye mahsus araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz filtresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DVD oynatıcı ve diğer HDTV elemanları gibi, bir video kaynağını HDTV ya da HDTV monitörüne bağlamak için kullanılan bir dijital arayüzdür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dinamometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb.) dizanteri, kanlı basur, kanlı ve sancılı ishal dysenter'ic (s).dizanteriye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Paskalya yortusu.Easter Day Paskalya günü. Easter egg Paskalya yumurtası. Easter lily zambak.Eastertide (i)., Easter time Paskalya zamanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). doğuda, doğuya doğru; (s). gündoğusuna bakan, doğudan esen .easterly wind gündoğusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğusal, doğuda olan, doğudan gelen doğuya ait .Eastern Church Rum Ortodoks Kilisesi. Eastern Hemi sphere Doğu Yarımküresi. easterner (i). şarklı kimse, bir memleketin doğusunda oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Hayırlı, şerefli, faziletli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beter» den smüş.). I. Kuyruksuz, kuyruğu kesik. 2. Eksik, noksan, tamam olmayan. 3. Zürriyeti kalmayan.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Tanımlamalı (ED) Tweeter. Bu karbon kompozit tweeter, hafifliği üstün dayanıklılıkla birleştirerek, Super Audio CD’lerin dinlenilmesi için ideal, 70kHz’ye uzanan bir frekans aralığına sahiptir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küstahlık, yüzsüzlük, hayâsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha çok, daha fazla.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mim). binaların cephelerini süslemek için silmelerin yüzeyine süs olarak yapılan yumurta ve kargı seklinde kabartmalar, beyzi mimari süsleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumurta çırpma teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kebîr’den itaf.) (mü. kübrâ) (c. ekâbir). 1. Daha yahut pek büyük, en büyük. Ar. Azam: Ekber evlâd = En büyük oğul. Allahü Ekber = Hak teâlâ hazretleri her şeyden büyüktür. Şeyh-i Ekber = Muhiddîn Ibni’l-Arabî. Hadîcet-ülKübrâ = Müminlerin annesi Hazreti Hadice. 1. (c.). Büyük adamlar, yüksek makamlarda bulunanlar. Ar. rüesâ, eşrâf: Ek8bir-i ümmet = Milletin büyükleri. Mantık, (bk.) Kübrâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکبر] en büyük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. -Allah’ın sıfatlanndandır. Kur’an-ı Kerim’de 23 yerde geç(Erkek İsmi) İsim olarak kullanılması iyi değildir. Hindistan’a hakim olan Türk hükümdarı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mutasavvıfların en büyüklerinden Muhyiddîn İbni’l-Arabî tarafından kurulan tarîkat.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekranda gösterimin büyük karakterleri ve çubuklu grafikleri, TV alıcının tüm önemli çalıştırma durumunu temsil etmektedir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Vizörde ya da LCD monitörde görünür.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. exothermique

kim. ısıveren

Isı açığa çıkaran, çevresine ısı salan (birleşme, tepkime).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. müshil olarak kullanılan eşek hıyarı özü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kor, koz; ,coğ. sönmekte olan ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. acılaştırmak; gücendirmek, acı hisler uyandırmak. embitterment i. acılaştırma; gücendirme darıltma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. askerlik). Emir eri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i karşı karşıya gel mek; çarpışmak; karşılamak; rast gelmek; i. karşılaşma, rast gelme, tesadüf; dövüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, incumber f. engel olmak, mani olmak; yüklemek, zorunluluk veya sorumluluk altında bırakmak. encumbrance i. yük, engel, mâni; çocuk, bakımından sorumlu olunan kişi; huk. borç, ipotek . without encumbrances çocuksuz; ipoteksiz, ilişiksiz. encumbrancer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. endothermique

kim. ısıalan

Oluşumu sırasında ısı alan (birleşme, tepkime).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endothermic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endothermic ısıalan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. yaramaz çocuk, soru veya sözleriyle büyükleri güç durumda bırakan çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zincire vurmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yüzük, yüzük halkası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [انگشتر] yüzük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. deftere kaydetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. girmek, içine girmek; dahil olmak, nüfuz etmek; delmek; girişmek, başlamak; üye olmak, yazılmak, katılmak; sokmak, koymak; yazmak, kaydetmek, deftere yazmak; huk. usulen mahkeme huzuruna getirmek; tasarruf etmek üzere bir mülke girmek; gümrüğe mal be

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). ilgi çekici, dikkate lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. interesse). Menfaat, istifade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. T.). Sade kendi menfaat ve istifadesini düşünen, menfaatperes

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bağırsaklara ait. enteric fever bağırsak humması, tifo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bağırsak iltihabı, anterit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. international

uluslararası

Çeşitli milletlerin arasında yapılan, milletlerin arasında çok yönlü ilişkilerle ilgili olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. internationalisme

uluslararasıcılık

Uluslararasındaki ilişkileri benimseme, uluslararasındaki ilişkilerden yana olma.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir yerde oturmaya mecbur edilen yahut gözaltına alınan kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. interné

gözaltında olan

“Gözaltına almak” anlamındaki enterne etmek birleşik fiilinde geçer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) bağırsak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. karın çeperinden bağırsağa doğru suni delik açma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bağırsak ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teşebbüs, yatırım, iş: uyanıklık, açıkgözlülük, girişkenlik; sonucu şüpheli olan önemli ve zor iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s uyanık, açık goz, girişken, muteşebbis

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eğlendirmek, avutmak, meşgul etmek; misafir etmek, ağırlamak, ikram etmek; misafir kabul etmek; hatırda tutmak; göz önünde bulundurmak. entertain a motion bir teklifi kabul edip kurula arzetmek (başkan). They entertain a great deal çok misafirleri g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eğlenceli, hoş. entertainingly z. eğlenceli bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğlence, toplantı; misafir etme, davet, ziyafet, ağırlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of linotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. musiki). Aralık. İki ses arasındaki mesafe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inventory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inventory. certificate of inventory. stock ledger. stock sheet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (jeol.) deprem merkezinin üstündeki yer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) eş kenar; eşkenar şekil; (s.) eşkenar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şimşek gibi yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) belirli bir grup tarafından anlaşılan veya onlara hitap eden, hususi, özel,anlaşılması zor; gizli, saklı, mektum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kısrak ile erkek merkepten doğma hayvan, katır, bagl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ethereal salt, or compound ether, consisting of an organic radical united with the residue of any oxygen acid, organic or inorganic; thus the natural fats are esters of glycerin and the fatty acids, oleic, etc. formed by reaction between an acid and an

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound formed from an alcohol and an acid by elimination of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ester is a compound formed from the reaction between an acid and an alcohol In esters of carboxylic acids, the -COOH group of the acid and the -OH group of the alcohol lose a water and become a -COO- linkage. an organic compound produced by the reactio

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound formed by the reaction between an alcohol and an acid, with the elimination of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Compounds that are formed by the reaction of alchohols and acids with the elimination of a water molecule e g ethyl-acetate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Compound formed by the elimination of water and bonding of an alcohol and an organic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound formed by the reaction between an acid and an alcohol with the elimination of a molecule of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organic compound formed by the reaction of an acid and an alcohol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Compound of the general formula R-C-O-R1 where R and R1 may be the same or different, and may be either aliphatic or aromatic. an organic compound produced by the reaction between a carboxylic acid and an alcohol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [استر] katır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) ester, asitlerin alkollere etkisiyle elde edilen organik bileşik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Asitlerin alkillerle birleşikler kurması.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) duyumölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. ether) (kimya). Çabucak buharlaşıp uçan bazı sıvılar, ruh: Eter kibriti = Lokman ruhu. (bk.) Esir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ether. ether aether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ebedi ve ezeli, başı ve sonu olmayan; daimi, baki, ölümsüz; (i.), (b.h.) ebedi varlık, Tanrı, Allah. the Eternal City Roma the eternal triangle evli bir çift ile bunlardan birinin sevgilisi. eternally (z.) ebediyen, daima.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) edebiyet, ezel ve ebed, nihayetsizlik, sonsuzluk; ölümsüzlük; çok uzun bir zaman .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ebedi kılmak, sonsuzluğa kavuşturmak, ebediyen uzatmak; şöhretini ebedileştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) gazları tahlil ve ölçmek için kullanılan alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) müzik tanrıçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (elek.) dinamonun sabit sarmalarına cereyan veren yardımcı dinamo; (elek.) indüksiyonlu kıvılcımla radyo sinyali veren tertibat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (tıb.) bir uzvu kesip çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). harici,zâhiri; genel, umumi; kolay anlaşılır; (fels). dışrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güçlük ve eksiklere çare bulan kimse, bir iş için lüzumlu malzemenin vaktinde gelmesini temin eden memur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). dış, harici, zahiri; hariçten gelen; yabancı memleketlere ait; (i). hariç, dış taraf dış, gösteriş, görünüş. exterior angle dış açı. exterior planets (astr). dünyanın yörüngesi dışında kalan gezegenler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). imha etmek,yok etmek kökünü kazımak, bitirmek. extermina'tion (i). imha, izale. exter'minator (i). (fare böcek) imha eden ilâç veya şâhıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). çalıştığı kurumda geceleri yatmayan; (i). gündüzlü öğrenci: asistan veya stajyer doktor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). harici, dış, zahiri; gözle görülen, maddi; dıştan gelen arızi, yüzeysel; yabancı, ecnebi; (anat). vücudun dış kısmını ilgilendiren; (fels). dış dünyaya, algılanan dünyaya ait. externals (i). dışta veya yüzeyde kalan olaylar, durumlar, dış görün

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). maddileştirmek, haricileştirmek, cismanileştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). extraterritorial.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bulunduğu memleketin kanunları dışında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb.) rahmin dışında olan veya oluşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). coşkunluk, taşkınlık; bolluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). coşkun, taşkın; bol, mebzul, bereketli, çok. exuberantly (z). coşkunlukla; bollukla, mebzulen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). coşmak, taşkınlık yapmak; taşmak, bereketli olmak, bol bol bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz banyosu, göz damlası; göz yaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ez-ber, göğüsten yahut üstten). Kitaba bakmadan okuma ve buna alışma. Ar. Hıfz: Dersini ezber etti; ezberini öğrendi. Kitaba bakmayarak = Ezberden okuma. Ezbere = Düşünmeden, diline geleni söyleyerek: O, ezbere söz söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rote. by heart. memorization. learning by heart. memorizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by heart. memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dersi anlar anlamaz ezber etmeyi Adet etmiş talebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who learns parrot fashion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without knowing. by heart. by rote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by heart. without comprehending (what one is saying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğrenmek, Osm. hıfzetmek: Bir günde koskoca bir şiiri ezberledim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

learn by heart. memorize. commit to memory. learn by rote. commit memory. swallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorize. to learn by heart. to commit to memory. to memorize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to learn by heart. to memorize. commit to memory. get by heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğrenilmek, Osm. hıfz olunmak: Günde on sahlfe ezberlenir mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğretmek, Osm. hıfz ettirmek: Bu kitabı size ezberleteceğim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ésotérique

fel. içrek

Belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen, yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan (her türlü bilgi, öğreti).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esoteric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sendelemek, sürçmek; kekelemek, sarsılmak; tereddüt etmek, duraklamak;tereddutle söylemek. falteringly (z). tereddütle, kekeleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Haddinden fazla terlemek; sinir bozukluğu, fazla sıcak, tiroid bezinin çalışmasında görülen bozukluk, tüberküloz, raşitizm veya iskorbütten kaynaklanır. Ergenlik yaşlarında da fazla terleme görülür. Bu nedenle terlemenin asıl nedenini bulmak gerekir. Sinir bozukluğu veya fazla sıcaktan kaynaklanan terleme ve ter kokularını engellemek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke

Hazırlanışı : Vücudun terleyen kısımları sirke ile ovulur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F. fermân = buyruk, berden = almak) (fermân-berdâr dememeli, zira ya fermân-ber veya fermândâr olup, ikisi beraber olamaz). Verilen emri alıp icra eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). iltihaplanmak, azmak; çürümek, küflenmek; kuruntu etmek; (i). iltihap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit süpürge darısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pranga, bukağı; (gen). (çoğ). engel, mani; (f). ayağına zincir vurmak, elini ayağını bağlamak; bağlamak, engellemek, mani olmak, kayıt altına almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Lif, tel, bitki veya cam liflerinden yapılmış mukavva veya tahta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fibre. fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the delicate, threadlike portions of which the tissues of plants and animals are in part constituted; as, the fiber of flax or of muscle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any fine, slender thread, or threadlike substance; as, a fiber of spun glass; especially, one of the slender rootlets of a plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sinew; strength; toughness; as, a man of real fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general name for the raw material, such as cotton, flax, hemp, etc., used in textile manufactures. a leatherlike material made by compressing layers of paper or cloth a slender and greatly elongated solid substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optical fiber is made of flexible glass and can support very high data transfer rates An individual glass fiber, roughly the thickness of a human hair, is capable of carrying a distinct signal transmitted in the form of pulses of light A single strand of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An optical fiber transmits information using light waves, rather than electrons as in copper wires An optical fiber consists of a thin core, which carries the light signal, surrounded by a thicker transparent cladding, which keeps the light within the cor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

What it's good for: Lowers cholesterol and blood sugar levels, helps move waste through the intestines Diets rich in plant fiber are related to a reduction of heart disease, colon cancer and diabetes Where you get it: Fruits, vegetables and whole-grains T

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance found in foods that come from plants Fiber helps in the digestive process and is thought to lower cholesterol and help control blood glucose The two types of fiber in food are soluble and insoluble Soluble fiber, found in beans, fruits, and oa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the fiber optic cable used to carry high volumes of data in the form of light pulses Fiber optic cable forms the backbone of networks such as the one Conxion uses to connect datacenters around the world. optical fiber: a very long, narrow, flexi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single, separate optical transmission element characterized by a core and cladding, with an outside diameter of 125 microns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fiber-optic cable is made of glass fibers instead of copper strands Data, expressed as pulses of lighter rather than electrons, is transmitted by lasers or other devices Optical fiber can carry billions of bits a second, many times more than coaxial or co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Network cabling that uses optical fibers to carry information as light instead of as electricity Fiber-optic cable carries information farther, faster, and more reliably than other types of cable Fiber-optic cable is much less likely than coaxial or twist

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fiber - also known as fiber optic - is made up of threads of pure glass Lasers attached to the end of each cable transmit digital patterns of light pulses at extremely high speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A lightweight thread, introduced in Windows NT 4 0, that makes it easier for developers to optimize scheduling within multithreaded applications See thread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Made of very pure glass, it is used in fiber optic communications It carries a digital signal made of modulated light It can carry much more much faster that the traditional copper lines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

General term for a filamentary material The single unit of substance that is broken into parts fit to form threads to be woven; a filament Any material whose length is at least 100 times its diameter, typically 0 10 to 0 13 mm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A shortened term for 'fiber optic,' fiber is made of very pure glass Digital signals, in form of modulated light, travel on strands of fiber for long distances Fiber can carry far, far more information over much, much longer distances than traditional cop

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An optical transmission medium consisting of thin plastic or glass strands which reflects light pulses along the inside To light a fiber activation of a fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of indigestible carbohydrates found in plant foods, does not supply calories or nutrients but aids in digestion and elimination Tomatoes are a source of fiber; people who eat diets high in fiber have a lowered risk of heart disease Fiber may als

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single, separate optical transmission element characterized by core and cladding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Elongated and thickened cell found in xylem tissue It strengthens and supports the surrounding cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optical fiber: a very long, narrow, flexible piece of glass Used for high-speed communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of matter characterised by having a length at least 100 times its diameter or width The fundamental component used in making textile yarns and fabrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is found in foods that come from plants Fiber helps your body digest food and control blood sugar Types of fiber are beans, fruits, and oat products, whole-grain products and vegetables. a slender and greatly elongated solid substance. the inherent c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iif, iplik, tel; karakter. fibered (s). Iifli, telli. fiberboard (i). komprime liflerden yapılmış tahta. fiberglass (i). cam elyafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberglass. fibreglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberglass , fibreglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fındık, (bot). Corylus avellana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (pol)., (A.B.D). engellemek, bir kanunun kabul edilmesini önlemek için vakit geçirici konuşmalar yaparak kürsüyü işgal etmek; (i). böyle bir engelleme; korsan, haydut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oluk rendesi; oluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

Şimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar. Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

İimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar.

Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). filtre; süzgeç; (f). süzmek, süzülmek, süzgeçten geçirmek veya geçmek, filtreden geçirmek; filtre vazifesi görmek; sızmak, duyulmak (haber, söylenti). filter bed filtre havuzu. filter paper filtre kâğıdı. color filter renk filtresi, yalnız

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). filtreden geçebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). prova eden terzi; (mak). boru işlerine bakan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. physiothérapie

tıp fizik tedavisi

Hastalıkları su, ışık, hava, elektrik vb. fiziksel ve mekanik yöntemlerle tedavi etme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiotherapy. physical therapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiotherapist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (k).dili şaşırtmak, hayrete düşürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., slang yaltaklanmak, yağ çekmek; dalkavukluk etmek; gururunu okşamak, ümit vermek, methetmek, övmek, göklere çıkarmak. flatter oneself sanmak, zannetmek, ümit etmek. flatterer (i). dalkavuk, slang yağcı. flatteringly (z). methederek, göklere çıka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hoppa ve geveze kimse, dedikoducu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çırpınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarasa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüzen kimse veya şey; bir işten öbür işe geçen kimse; çeşitli yerlerde kanuna aykırı olarak oy kullanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (A.B.D)., (k).dili safsata saçma; züppelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). şaşırtmak, telâşa düşürmek şaşırmak, bocalamak,telâşlanmak; (i). heyecan, telâş, şaşkınlık, bocalama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kanatlarını çırpmak; titremek, sallanmak; çırpınmak, telâş etmek; titretmek, kımıldatmak; telâşa düşürmek, heyecan vermek; (i). titreme, heyecan, çalkalanma, çırpınma; telâş, asabiyet; (hav). kanat sarsıntısı; (tıb). titreme, kalp ritmi bozukl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(foto). diyafram ayarı öIçüsü,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaya. a six footer aşırı uzun boylu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kasap). ön ayak ve yanındaki kısımlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ormancı; siyah bir cins pervane, (zool). Ageristus; bir çeşit büyük kanguru, (zool). Macropus giganteus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beslemek, buyütmek, bakmak; teşvik etmek, gayretlendirmek. foster brother süt kardeş (erkek); küçüklükten beri aynı yerde kardeş gibi büyümüş kimse. foster child evlât gibi büyütülmüş çocuk, evlâtlık; süt evlât. foster father çocuğu kendi evinde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evlâtlık büyütme; çocuğu kendi evlâdı gibi büyütecek bir ana babaya verme; besleme himaye, teşvik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evlatlık, manevi evlât.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, frankfort(er) (i). bir çeşit baharatlı sosis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). erkek kardeş, arkadaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski manastır yemekhanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kardeşlere ait; kardeş gibi, kardeşçe; kardeşlik cemiyetine ait. fraternally (z). kardeşçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardeşlik; kardeşlik cemiyeti; dinsel veya toplumsal gaye ile kurulan birlik; erkek talebe kuruluşu; aynı sınıf veya meslekten olan erkekler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbiriyle kardeş gibi olmak, arkadaşlık etmek; düşmanla kardeş gibi samimi olmak. fraterniza'tion (i). arkadaşlık etme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korsan, haydut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şilep; yük sevkeden firma; ambarcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözlemeye benzer bir çeşit börek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). parça, ufak parça; (f). parça parça kesmek, dağıtmak. fritter away boşuna sarfetmek, ziyan etmek, israf etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyva taşıyan gemi; meyva ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). yemiş satan kimse, meyvacı, manav.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pek çok, son derece fazla.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i palto, aba; ortaçagda bilhassa Musevilerin giydiği bir çeşit kaba ve bol cüppe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i tozluk, getir gaitered s ge tirli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak: lacto meter

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Fr. tıp). Dağlama işlerinde kullanılan ve elektrikle kızdırılan Alet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i galvano metre, elektrik öIçegi galvanometry i elektrik cereyanı öIçme ilmi galvanoplastic s galva noplastik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i oyuncu; kumarbaz

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Bir çeteye mensup olan haydut, gangster.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gangster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a criminal who is a member of gang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gangster. mobsman. plug ugly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a criminal who is a member of gang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bandit , gunman , mobsman , mobster , racketeer , thug , gangsters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i gangster

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i ocakların iç tarafına doşenen çakmaktaşı ve balçıktan ibaret bir cins tuğla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çorap bağı, dizbağı, jartiyer; b.h. İngiltere'de dizbağı nişanı; f. çorap bağı ile bağlamak. garter snake Kuzey Amerika'ya mahsus zehirsiz ufak yılan, zool. Thamnophis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D gazölçer; İng. gazometre. gasometry i. gaz öIçme bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. mide ve bağırsakların iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. gastro-entérologue

sindirim bilimci

Sindirim sistemi hastalıkları hekimi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. gastro-entérologie

sindirim bilimi

Tıbbın sindirim organları hastalıklarını inceleyen dalı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool karındanbacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölü, gebermiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvan) Ölmek, telef olmak. Osm. mürd olmak: Araba atlarının biri geberdi. Bu hayvan açlıktan geberecektir. 2. mec. Telef ve mahv olmak: Kendisine bakmıyor, bir gün geberip gidecektir (insan için küfür ve hakaret yerine kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to die. to peg out. to pop off. to kick the bucket. to croak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kick the bucket. to die like a dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvanı) Öldürmek, telef etmek, gebermesini mucib olmak: Siz bu hayvanı geberteceksiniz. 2. mec. Çok dövmek, çok eziyet etmek: Onun bana ettiğine karşı, ele geçirsem geberteceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

fiz. radyoaktivite öIçme aracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyi çekmeye mahsus çeşitli şekillerde Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secretary general. general secretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çok çabuk ve anlaşılmaz şekilde konuşmak: i. bu şekilde konuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çabuk ve anlaşılmaz söz, karışık söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. mıknatıs işletme gücü ölçü birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. eski zamanlarda kullanılan bir çeşit gitar; bak. cithara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ecza. İngiliz tuzuna benzer müshil bir toz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. parıldamak, parlamak; göze çarpmak; i. parıltı, parlaklık; şaşaa, gösteriş. All that glitters is not gold. Parlayan her şey altın değildir. Görünüşe aldanmamalı. glittery s. parıldayan, parlak, şaşaalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (k.dili) becerikli kimse, açıkgöz kimse, her istediğini elde edebilen kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) guatr, guşa. goitered, goitrous (s.) guatrı olan, guatra ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) açıları öIçmeye mahsus alet; mimar gönyesi, goniometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D. Amerikan fıstığı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bektaşi üzümü, (bot.) Ribes grossularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrative. indicative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). Bir cihazın işlemesiyle ilgili neticeleri kendiliğinden gösteren Alet, müş’ir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator. index. sign. cursor. pointer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index. indicator. pointer. token. needle. chart. table. sign belirtke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator. legend. pointer. index. charts table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Dikkati çekecek şekilde yapılan hareket veya gösterilen hüner, oyun vs. 2. Bir topluluğun kendi duygusunu gösteren davranışı, tezahürat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performing. performance. show. play. program. programme. demonstration. demo. showing. parade. entertainment. exhibition. house. shew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performing. performance. show. play. program. programme. demonstration. demo. showing. parade. entertainment. exhibition. house. shew. display. pageant. pomp. spectacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rioter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicative. projector. indicator. projector projektör. demonstrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrator. projector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

designation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arz edilmek, teşhir edilmek, herkesin görüşüne sunulmak, Osm. irâe edilmek: Sorana yol gösterilir. Müzedeki eserler herkese gösterilmek içindir. Parmakla gösterilmek = Meşhur olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be shown. to be projected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection. run. presentation. staging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection. showing. variety show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notation. representation. projection. variety show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu, projektör lensleriyle projektörün üzerine yansıttığı ekranın merkezi arasındaki mesafedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Göstermek işi, tavır ve şekil, Ar. irâe. 2. Dış görünüş, görünüş, şekil ve bütün: Bu binanın gösterişi güzel. Bu atın gösterişi yoktur. 3. Yalandan meydana koyma, yapmacık; göz boyama: Onunki bir gösterişten ibarettir. Bu hizmetçi yeni geldiğinde gösteriş için epey çalıştı. Bir gösteriş yaptı. 4. Yakışık, parlak, şan: Kendisi cesur adamdır ama hiç gösterişi yoktur. Onun gösterişine aldanmayın, koftur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put-on. show-off. ostentation. pomposity. show. display. showing-off. showiness. affectation. array. blazon. blazonry. dash. flashiness. flourish. frill. furbelows. gaiety. glitter. glossiness. panache. parade. pretension. pride. shew. splendidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affectation. airs. flourish. ostentation. panache. parade. pretension. show. splash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. ostentation. show. showing. vanity. demonstrating. showing off. imposing appearance. striking appearance. pomp. show-up. presentation. indication. challenge. magnificence. splendure. reading. manifestation. exposition. prospection. parade. moonsh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gösteriş yapmayı seven, gösteriş peşinde koşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretentious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ostentatious. pretentious. poseur. show off. spread eagle. swanky. vain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretentiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ostentation. showing off. exhibitionism. showmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şekil ve dış görünüşü güzel, kılıklı: Gösterişli adam, at, bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

showy. thoroughbred. ostentatious. flashy. spectacular. bombastic. artsy. arty. arty-crafty. baronial. dashing. declamatory. dressy. flamboyant. flash. flatulent. flossy. garish. gingerbread. glossy. meretricious. nobby. polished. posh. sleek. smart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressy. flamboyant. flashy. florid. garish. gaudy. grandiose. meretricious. posh. pretentious. rakish. smart. sporty. swanky. swish. imposing. dashing. showy. poshy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of striking appearance. imposing. brilliant. dashing. deluxe. florid. gallant. garish. grandiose. lush. magnificent. mouth- filling. ornate. portly. pretentious. showy. smart. splendiferous. stilted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flashiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i,). Şekil ve dış görünüşü uygun olmayan, sevimsiz, kılıksız, kıyafetsiz: Hakikatte cesur olan adamlar gösterişsiz olur. Sağlam bina ise de gösterişsizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conservative. homely. humble. modest. quiet. severe. simple. sober. unassuming. unpretentious. unimposing. inconspicuous. plain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor-looking. unimposing. inconspicuous. homely. homely atmosphere. quiet. sober. unassuming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plainly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şekil ve bütün uygunsuzluğu, kılıksızlık, biçimsizlik, sevimsizlik: Gösterişsiğliği değerinin düşmesine sebep oluyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unattractiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. exhibition. presentation. representation. showing. indication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indication. showing. denotation. designation. presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gördürmek, Osm. izhâr, ibrâz etmek: Size bir kitap göstereyim. Aldığı atı bana gösterdi. 2. Öğretmek, anlatmak, İlâm etmek: Bana yolu gösterdiler. Ders gösteriyor. Bilmeyenlere doğruyu göstermeli. 3. Çıkarmak, gözüktürmek, takdim etmek, kaçırmamak: Akrabasına kızlarını gösteriyor. 4. Tanıtmak: Kendini göstermek istiyor. 5. Delâlet etmek, delil olmak: Birtakım viraneler orada vaktiyle bir şehir bulunmuş olduğunu gösteriyor. 6. İspat etmek, kabûl ve takdir ettirmek: Bu sözümün doğruluğunu size göstereceğim. Cesaretini gösterdi. 7. Tayin etmek: Kendisine yer gösterdi. Bana iş göstermediler. 8. Karşısında tutmak: Ateşe göstermek, aydınlığa göstermek. 9. Saklamamak, meydana koymak: Hiçbir kitabını göstermez. 10. Güzellik ve yakışıklığını meydana çıkarmak veya arttırmak: Kadını kıyafet gösterir. Atı takım gösterir. Ahşap yapıları gösteren boyadır. 11. Vermek, hasıl etmek, Osm. ikaa eylemek: Allah göstermesin. Kader bana sonunda onun hastalığını da mı gösterecekti? 12. Olduğundan genç görünmek: Elli yaşında vardır ama göstermiyor. 13. Belirtmek, şekil ve biçimini ortaya koymak: Bu ayna iyi gösteriyor. Bu dürbün İyi göstermiyor. Bakalım Aytne-i devran ne sûret gösterir? Parmakla göstermek = Şöhreti olmak: Onu parmakla gösterirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

show. point. point out. display. exhibit. demonstrate. prove. put forth. teach. betoken. denote. depict. designate. disclose. evidence. exercise. expose. hold up. indicate. initiate. introduce. look. manifest. point to. produce. represent. set out. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrate. denote. depict. designate. display. evince. exemplify. exhibit. express. indicate. look. manifest. point. present. produce. promise. record. reflect. register. represent. reveal. show. suggest. tell. tinge. witness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicate. show. point. to show. to make sth visible. to demonstrate. to evidence. to expose. to instruct. to teach. to assign. to set off. to display. to indicate. to figure. to manifest. to exhibit. to represent. to illustrate. to point. to prove. to exe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir malı tanıtmak üzere alıcıya gösterilen parça, nümunelik. 2. Karagöz oyunu başlamadan önce hangi oyunun oynanacağını gösteren ve perdede takılı duran surat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sample. specimen. showpiece. for show only. not real.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sample. specimen. showpiece. scenery put up before the beginning of a shallow show. only for show. non-functional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir vasıtayla göstermek, ortaya çıkarmak. 2. Gösterilmesine müsaade etmek: Nazar korkusu ile çocuğu kimseye göstertmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display of power. show of force. demonstration of power (in order to impress others. tour de force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rende.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D., argo açıkgöz ve dolandırıcı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) homurdayan sey; domuz; hırıltı gibi ses çıkaran bir balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) valiye ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). GUI yaprağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gülden yatak, mec. Sevgilinin yatağı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Gül yaprağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Yerin güneşe en yakın bulunduğu nokta .

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

journal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) hendek, su yolu, oluk; (f.) hendek açmak, su yolu kazmak; oluk gibi akmak; eriyip akmak (mum).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sokak çocuğu, köprüaltı çocuğu, küçük külhanbeyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلبرگ] gül yaprağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahbâr). I. Bir vakanın tebliği, bir hâdiseden, hazır bulunmayanlara verilen malûmat, bilgi, havâdis, asıl Türkçe’si: Salık. Haber gelmedi; o işden bize haber veren olmadı; bir şey olursa ben size haber ederim. 2. İlim, vukuf, malûmat, bilgi: Fenden, senattan haberi yoktur; bu işden haberim olmadı. 3. Hadîs-i şerif = Peygamberimiz’in sözleri ve fiilleri: Haberde böyle denmiştir. 4. (edebiyat) Gramerde bir isme yakıştırılan sıfat, müsnet: «Allah büyüktür» denildiğinde «Allah» mübtedâ ve «büyük» haberdir. 5. (edebiyat) Olayı bildiren bir fiil veya cümle; mukabili: İnşâ. Bî-haber = Bir işten haber ve bilgisi olmayan, vukufsuz, malûmatsız, gafil (tersi olan «bâ-haber» tâbiri kullanılmayacak kadar soğuktur). İlmühaber = 1. Bir şeyin alındığını gösteren resmî senet. 2. Bir hususu göstermek üzere ekseri muhtarlarca verilen resmî kâğıt. Kara haber — Birinin ölümü hakkında akrabasına verilen haber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news. information. knowledge. report. communication. datum. gen. griff. griffin. info. item. message. word. tidings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. information. message. news. notice. report. steer. tidings. word. knowledge. rumor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German chemist noted for the synthetic production of ammonia from the nitrogen in air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information. message. news. word. aviso. broadcast. communication. dope. gen. griff. hearsay. intelligence. news item. piece of views. predicate. report. tidings. wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German chemist noted for the synthetic production of ammonia from the nitrogen in air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خبر] haber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news agency. news agency / service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news bulletin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

staple of news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advise. declare. notify. report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb know. to inform (on sb. to report. to give out. advise. announce. call. declare. denounce. herald. inform. notify. peach. tell. wise up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haber veren, haber getiren kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

messenger. forerunner. courier. despatch rider. dispatch rider. dispatch-rider. harbinger. herald. precursor. reporter. runner. summoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courier. forerunner. herald. messenger. precursor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herald. messenger. forerunner. courier. delivery boy. floor manager. harbinger. message bearer. monitor. precursor. summoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. haber, Fars. dâşten = tutmak, mâlik olmak). Bir işten haber ve malûmatı olan, Ar. habîr, malûmatlı, vâkıf, Fars. Agâh: Vaktiyle haberdar olamadım; beni işden haberdar ediniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. informed. hip. knowing. on to. cognizant. au fait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. informed. knowing. aware of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informed. having knowledge about. aware. cognizant. in the known. in the know. in the swim. well- informed. wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خبردار] haberli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD erkek giyimi satan mağaza; (ing.) tuhafiyeci. haberdashery (i.) şapka dükkânı; (ing.) tuhafiye eşyası veya dükkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zırh yeleği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer) (mü. haberiyye) Bir olayı haber veren (fiil ve cümle): Haberi fiil, cümle-i haberiyye. Mukabili: inşâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. correspondence. intercommunication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. correspondence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Biribirine haber göndermek, biribirine malûmat vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspond. communicate. intercommunicate. speak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to correspond. communicate. to communicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to correspond. to communicate with one another. communicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haberi olan, haberi olarak: Haberli gelseydiniz, hazırlanırdık. Onlar haberli geldiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informed. having knowledge about. having been notified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haber almamış, haberi olmayan, haber verilmemiş: Her şeyden habersiz bir halde... Haber vermeden: Habersiz geliverdiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unaware. not knowing. uninformed. unannounced. ignorant. insensible. insensible of. oblivious. unbeknown. unbeknownst. unconscious. unknowing. unwitting. without notice. in the dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensible. unaware. unawares. uninformed. without warning. without a word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. ignorant of. without warning. without giving advance notice. oblivious. unaware. unknowing. unwitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpectedly. unawares. at unawares. unbeknown. unbeknownst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without warning. without telling anyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kılı kırk yaran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستر] kül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستری] kül rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum vitae. biography. short autobiography. personal history. life history. enlistment engagement record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eskiden kullanılan baltalı kargı, teber. halberdier' (i.) bu silâhı kullanan kimse, teberdar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince okunur) (i. Y.). Bir sapla birbirine bağlanmış iki gülle veya diskten ibaret spor Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbbell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbbell. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who halts or limps; a cripple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A strong strap or cord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Especially: A rope or strap, with or without a headstall, for leading or tying a horse. A rope for hanging malefactors; a noose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To tie by the neck with a rope, strap, or halter; to put a halter on; to subject to a hangman's halter. either of the club-like rudimentary hind wings of dipterous insects; used for maintaining equilibrium during flight a woman's top that fastens behind t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbbell. barbulb. barbell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rope or canvas headgear for a horse, with a rope for leading. a rope that is used by a hangman to execute persons who have been condemned to death by hanging. a woman's top that fastens behind the back and neck leaving the back and arms uncovered. either

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Bridport dagger St Johnstone's tippet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a harness of leather, rope, or nylon that fits over a horse's head This is much like a bridle without the bit or reins Its use is for leading a horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket , holder , retainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) yular; boyundan askılı ve sırtı açık bir çeşit kolsuz kadın bulüzü; idam ipi; (f.) yular takmak; yular takarcasına bir kimseye engel olmak; iple asmak, idam etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight-lifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight lifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight lfiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iri avurtlarında yiyeceğini yuvasıma taşıyan sıçan türünden kemirici bir hayvan, (zool.) Cricetus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev yıkıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâne, ev yıkacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Ev yıkıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). «Evi omuzunda»: Yersiz, yurtsuz, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hânümân, ev, bark, ocak mahvedici, eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Iiman şefi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) orakçı, hasatçı; biçer döğer .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diary. journal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şapkacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zırh yelek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) anketçi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kafa avcısı; argo teknik eleman avcısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özel okul müdürü .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karargâh; kumanda merkezi; merkez büro; merkezde çaIışanlar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) baş garson .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ırmağı besleyen kaynaklar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ısıtıcı şey, soba, ocak, radya tör; bir şeyi ısıtan işçi; ABD, argo tabanca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hektolitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hektometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). helikopter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Tepesindeki büyük pervane sayesinde dikine iniş ve çıkış yapabilen, havada olduğu yerde durabilen uçak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopper. helicopter. copter. whirlybird. eggbeater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopper. helicopter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helicopter. chopper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heliport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Günümüz taşıtları içinde en çok yönlü ve şaşırtıcı olanı helikopterdir. Üç boyutta da hareket edebilmesi, hemen hemen her yere gidebilmesi nedenleri ile uçaklarla yapılamayan birçok özel görevlerde de kullanılabilirler. Ancak helikopterlerin uçma mekanizmaları uçaklara göre oldukça karışık, üretim maliyetleri de daha yüksektir. Helikopterleri uçaklardan ayıran önemli özellikler, havada asılı durabilmeleri, kendi eksenleri etrafında dönebilmeleri ve geri geri uçabilmeleridir.

Uçaklarda gerekli gücü motor sağlar ama asıl havada kalabilmelerini sağlayan kanatlarıdır. Helikopterlerde ise havada kalmayı sağlayan motora bağlı pervanelerdir. Onları bir çeşit dönen kanat olarak düşünebiliriz. Bir helikopterde iki veya daha fazla kanat olabilir.

Kanatlara hafif bir açı verilip, ana motor çalıştırılınca, dönen kanatlar helikopteri kaldırmaya çalışır. Yerde iken sorun yoktur ama havalanınca helikopterin gövdesi, pervanenin dönüş yönünün tersine dönmeye başlar. İşte burada bu hareketi durdurabilecek ilave bir güce ihtiyaç vardır.

Bu ilave gücü sağlamanın en kolay yolu, dönüş yönüne dik ilave bir pervane koymaktır. Buna kuyruk rotoru denilir. Kuyruk rotoru aynen uçak pervanesi gibi bir itiş gücü yaratır ve helikopterin gövdesinin dönmesini dengeleyerek sabit kalmasını sağlar.

Kuyruktaki pervaneyi döndüren ayrı bir motor yoktur. Hareketini ana motordan bir şaft ile alır ve altındaki dişli kutusu vasıtası ile dönmesi gereken devirde döner. Helikopterleri tam olarak kontrol edebilmek için ana ve kuyruk pervanelerinin ayarlanabilir olmaları gerekir. Kuyruk pervanesinde kanatların eğimlerinin, yani açılarının ayarlanması ile helikopterin kendi ekseni etrafında dönebilmesi sağlanır.

Ana pervane ise çok önemlidir. Yükseklik değiştirmeyi, ileri ve geri gitmeyi, dönmeyi o sağlar. Bunun için de inanılmaz derecede dayanıklı olması gerekir. İşin asıl sırrı ise ana pervanenin dönen kanatlarının eğiklik açılarının bir tam tur süresince değişmesidir.

Helikopterlerin havada hareketsiz kalabilmeleri için pervanelerin açıları da sabit olmalıdır. Bu açıları tüm kanatlarda aynı anda değiştirmekle alçalma ve yükselme sağlanır. Kanatlar arkaya geldiklerinde açıları büyük, öne geldiklerinde daha küçük ise ileri doğru hareket, tersi durumda da geriye doğru hareket sağlanır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüz taşıtları içinde en çok yönlü ve şaşırtıcı olanı helikopterdir. Üç boyutta da hareket edebilmesi, hemen hemen her yere gidebilmesi nedenleri ile uçaklarla yapılamayan birçok özel görevlerde de kullanılabilirler. Ancak helikopterlerin uçma mekanizmaları uçaklara göre oldkça karışık, üretim maliyetleri de daha yüksektir. Helikopterleri çaklardan ayıran önemli özellikler, havada asılı durabilmeleri ve geri geri uçabilmeleridir.

Uçaklarda gerekli gücü motor sağlar ama asıl havada kalabilmelerini sağlayan kanatlarıdır. Helikopterlerde ise havada kalmayı sağlayan motora bağlı pervanelerdir. Onları bir çeşit dönen kanat olarak düşünebiliriz. Bir helikopterde iki veya daha fazla kanat olabilir.

Kanatlara hafif bir açı verilip, ana motor çalıştırılınca, dönen kanatlar helikopteri kaldırmaya çalışır. Yerde iken sorun yoktr ama havalanınca helikopterin gövdesi, pervanenin dönüş yönünün tersine dönmeye başlar. İşte burada bu hareketi durdurabilecek ilave bir güce ihtiyaç vardır.

Bu ilave gücü sağlamanın en kolay yolu, dönüş yönüne dik ilave ir pervane koymaktır. Buna kuyruk rotoru aynen çak pervanesi gibi bir itiş gücü yaratır ve helikopterin gövdesinin dönmesini dengeleyerek sabit kalmasını sağlar.

Kuyruktaki pervaneyi döndüren ayrı bir motor yoktur. Hareketini ana motordan bir şaft ile alır ve altındaki dişli kutusu vasıtası ile dönmesi gereken devire döner. Helikopterleri tam olarak kontrol edebilmek için ana ve kuyruk pervanelerinin ayarlanabilir olmaları gerekir. Kuyruk pervanesinde kanatların eğimlerinin, yani açılarının ayarlanması ile helikopterin kendi ekseni etrafında dönebilmesi sağlanır.

Ana pervane ise çok önemlidir. Yükseklik değiştirmeyi, ileri ve geri gitmeyi, dönmeyi o sağlar. Bunun için de inanılmaz derecede dayanıklı olması gerekir. İşin asıl sırrı ise ana pervanenin dönen kanatlarının eğiklik açılarının bir tam tur süresince değişmesidir.

Helikopterlerin havada hareketsiz kalabilmeleri için pervanelerin açıları da sabit olmalıdır. Bu açıları tüm kanatlarda aynı anda değiştirmekle alçalmave yükselme sağlanır. Kanatlar arka arkaya geldiklerinde açıları büyük, öne geldiklerinde daha küçük ise ileri doğru hareket, tersi durumda da geriye doğru hareket sağlanır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneşin ve gezegenlerin çaplarını veya gök cisimleri arasındaki küçük açı farklarını ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s)., (i). aceleyle, telâşla; (s). karmakarışık; gelişigüzel; (i). telâş, karmakarışık şey, kanşıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Güneşle tedavi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hemipterous (s)., (zool). yarımkanatlılara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altogether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ileride, bundan sonra. the hereafter öbür dünya, ahret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). gelecekte, istikbalde; aşağıda (resml yazıda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karşı cinse ilgi duyan, homoseksuel olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek başka, farklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabul edilmiş dini esaslara aykın olan. heterodoxy (i). kabul edilmiş doktrinlere muhalefet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., radyo gelen sinyali devamlı bir frekansa karıştıran (alıcı tipi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). heterogam, hem erkek hem dişi çiçek veren; iki ayrı cinsin birleşmesiyle hâsll olan. heterogamy (i). heterogamlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Ayrı cinsten.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). farklı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kısımları veya içindeki fertler birbirinden farklı, hep aynı cins olmayan (grup, toplum); ayrı cinsten, heterogen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heterogeneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heterogen eous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). anormal şekil ve bünyeli; (zool). başkalaşımın değişik evrelerinde farklı şekillere giren. heteromorphism (i). farkll şekillere girme özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kanatlı böceklerin bir alt sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heterosexual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heterosexual. straight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karşı cinse ilgi duyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). altı ayaklı mısra. hexametric(al) (s). aytı ayaklı, altı tefileli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hibernaculum (i). hayvanın kış uykusuna yattığı in; tabiatın çiçek budakları üzerine koyduğu kışlık örtü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kışa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by