Bet ne demek? | Bet anlamı nedir? | Bet

Bet anlamı nedir?

Bet ne demek?

Bet anlamı nedir?

Bet | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: bet

Türkçe Sözlük

(i.). Çehre rengi, beniz: Kendisinde bet beniz kalmamıştı, (bk.) Bed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is laid, staked, or pledged, as between two parties, upon the event of a contest or any contingent issue; the act of giving such a pledge; a wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. ugly. raucous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bet is to put money into the pot, usually by opening as later action in a round is a raise or a re-raise As a noun, a bet can be the money added to the pot by a player on one turn, or the amount required in order to call It can also be used to mean 'tu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put money into the pot, betting is considered action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building entrance terminal, aka entrance facility Usually the nearest location within a structure that permits termination and protection of telco entrance cable May also serve as MDF and/or BDF In some situations, the BET is co-located with, or serves as

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Method for measuring the surface area of catalysts and other high area materials using adsorption of nitrogen gas Named for Brunauer, Emmett, and Teller, who developed the method. between.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The amount of money subject to loss in any one game by a player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

If it's your turn to start then you will have to place the initial bet In most online games, this amount will be limited. between br/o brother of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To place chips into the pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bet is to put money into the pot, usually by opening as later action in a round is a raise or a re-raise As a noun, a bet can be the money added to the pot by a player on one turn, or the amount required in order to call It can also be used to mean 'tu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bahse girmek, bahis tutuşmak; iddia etmek; i. bahis, iddia. better bettor i. bahse giren kimse. best bet en iyi yol veya çare. You bet I A.B.D., (argo) Elbette I Hay hay !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) söz ve davranışlarla cesaret vermek veya yardım etmek.(gen. fina anlamda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

-tor (i) başkasına kötülük aşılayan kimse, kışkırtan kimse, suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. avâkıb). I. Son, Ahir, pâyân, nihayet, encam: Bu çapkının Akıbsti ne olacak? Akıbetini düşünmek. 2. Netice. Akıbeti hayırdır. Nihayet, bilâhere: Akıbet benim dediğimin doğruluğunu anladı. Akıbet benim dediğime geleceksiniz. Akıbet-ül-emr = İşin sonunda, nihayetü’l-emr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. result. outgrowth. aftermath. curtains. denouement. event. issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doom. fate. end. consequence. outcome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. outcome. attendant. denouement. event. fate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاقبت] son.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. akıbet, son, F. = endişîden = Düşünmek). Her işin sonunu ve neticesini evvelden düşünen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir işin sonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Akıbet, son, F.: dîden: Görmek). Her işin sonunu evvelden gören, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاقبت بين] sonu gören, ileri görüşlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاقبت اندیش] sonunu düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاقبت الامر] sonunda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Alfabe sırasına göre dizilmiş.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alphabétique

abecesel

Alfabe sırasına göre dizilmiş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic. alphabetical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical. alphabetical abecesel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical catalogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical arrangement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alfabe; unsurlar, esaslar. alphabet'ical (s). alfabe sırasına göre. alphabet'ically (z). alfabe sırası ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). okuması yazması olmayan, ummi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski İranlılar’ın (SAsânîler) millî telli sazı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uzun ve kıvırcık tüylü köpek, kaniş; tropikal bölgelerde yaşayan kıllı ve kalın gagalı bir kuş, zool. Capito veya Bucco

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ask. top için hazırlanmış mahfuz yer, barbet, top kulesi; den. taret, top siperi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Beterin beteri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See B, and cf. etymology of Alphabet. the 2nd letter of the Greek alphabet beets preliminary or testing stage of a software or hardware product; 'a beta version'; 'beta software' second in order of importance; 'the candidate, considered a beta male, was p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A statistical measure of a stock's volatility compared with the overall market A beta of less than 1 indicates lower risk than the market; a beta of more than 1 indicates higher risk than the market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measure of the variability of rate of return or value of a stock or portfolio compared to that of the overall market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A statistical measure of a security's or portfolio's volatility relative to the market as a whole A security with a beta of 1 indicates its price moves exactly with the overall market A beta greater than 1 is more volatile than the overall market, while a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measure of how a stock's movement correlates to the movement of the entire stock market The Beta is not the same as volatility See also Standard Deviation and Volatility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The beta coefficient is a means of measuring the volatility of a stock or stock portfolio in comparison with the market as a whole A beta of 1 0 indicates that the price of the stock portfolio will move with the market A beta higher than 1 0 indicates tha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indicates the return volatility of the fund's holdings relative to the general stock market over the past 5 years A beta of greater than 1 indicates higher return volatility than the market, while a beta of less than 1 indicates lower return volatility th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yunan alfabesinin ikinci harfi (bilimsel sınıflandırmalarda ikinci olan bir şeyi ifade için kullanılır). beta particle fiz. beta ışınındaki elektron. beta rays fiz. radyoaktif maddelerden çıkarılan elektron ışınları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بطائت] ağırlık, yavaşlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. , oneself ile gitmek; üzerine almak, müracaat etmek, baş vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik). Elektronları hızlandıran elektromanyetik bir Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerates a continuous beam of electrons to high speeds by means of the electric field produced by changing magnetic flux.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A particle accelerator in which magnetic induction is used to accelerate electrons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that accelerates electrons by means of the transformer principle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large doughnut-shaped accelerator in which electrons are whirled through a changing magnetic field gaining speed with each trip and emerging with high energies Energies of the order of 100 million electron volts have been achieved The betatron produces

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typically motion of a particle in the non-accelerating planes, or what is usually referred to as the 'bend' planes, of a circular accelerator is described as betatron motion Since the 'forward' direction of the particles motion is the 'plane' in which acc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betatron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. betatron, bir çeşit elektron makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Doğu Hindistan'da yerlilerin çiğnediği fındığa benzer bir yemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. nefret edilen veya korku veren kimse, şey veya iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «bed-ter»den muhaffef). Daha kötü, daha fena: O, iyi değildi, bu, ondan beterdir. Daha kötü hal: Beterine uğramak, Allah beterinden saklasın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدتر] daha kötü, beter, şiddetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kutsal yer; gemiciler için küçük kilise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.düşünmek, göz önünde bulundurmak; hatırlamak; aklına getirmek; baş vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Beytlehem şehri; Londra'da meşhur bir akıl hastanesi. star of Bethlehem tükürükotu, bot. Ornithogalum stachyoides.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f (kimsenin) başına gelmek; ol mak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. letter. document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

script.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yazılı olan şey, yazılmış yapıt.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

description tasvir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açık bir biçimde, söz ya da yazıyla anlatma, tasvir. 2.Herhangi bir şeyin resmi ya da heykeli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. vaktinde, çok geçmeden, erkenden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

description. representation. description tasvir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

description. imagery. portrait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depict. describe. paint. picture. portray. represent. to describe. to depict. to represent. to portray tasvir etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to describe. to depict. portray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

descriptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. göstermek, delâlet etmek, işaret etmek, (bir şeyin)alâmeti olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kum, çakıl gibi maddelerle su ve çimentodan yapılan ve çeşitli yapı işlerinde kullanılan karışım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concrete. concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Demir çubuklardan yapılmış iskeleti olan beton.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reinforced concrete. armoured concrete. ferroconcrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reinforced concrete. armoured concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bétonnaière

betonkarar

Beton yapmak üzere çimento, kum ve suyu karıştıran makine.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nane familyasından birkaç çeşit bitki, bot. Betonica wood betony kestere, bot. Betonica officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Beton karma makinesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. betake.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kesme, Ar. kat’. (Cerrahî) Betr-il-uzv = Beden uzuvlarından birinin kesilmesi ameliyatı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hıyanet etmek; ihanet etmek; ele vermek; ifşa etmek, ağzından kaçırmak; göstermek, ortaya koymak; yanlış yola saptırmak, baştan çıkanp ortada bırakmak. betrayal i. hıyanet, ele verme, ifşa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nişanlanmak, evleneceğine söz vermek. betrothal i. nişanlanma, nişanlama. betrothed i., s. nişanlı kimse; s. nişanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. daha iyisi; çoğ. (akıl servet v.b.'nde) kendinden üstün kimseler; üstünlük; f. islah etmek, daha iyi şekle sokmak; önüne geçmek. get the better of galip gelmek, üstün olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z.daha iyi, daha güzel; daha çok; z. daha iyi bir şekilde, daha çok, daha ziyade. better and better gittikçe daha iyi. be better off daha iyi durumda olmak. better half eş. for better or for worse iyi de olsa, kötü de olsa, anca beraber kanca beraber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Islah, iyileşme; huk. gayri menkul üzerinde yapılan devamlı Islahat ve masraflar; bir gayri menkulün, yol açılması gibi devlet faaliyetleri dolayısıyle iktisap ettiği kıymet fazlası, şerefiye. betterment tax şerefiye, değerlenme resmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Erkeklerle ilgisi olmayan (kadın). Bu sıfatı haiz olduğu için Hazret-i Meryem’e ve Hazret-i Fatma’ya bu unvan verilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Betul. (Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bakire. 2.Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3.Ayrı kök salan fidan. 4.Hz.Meryem’in lakabı. 5.Hz.Muhammed (s.a.s)’in kızı Hz.Fatıma’nın lakabı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bakire. 2.Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3.Ayrı kök salan fidan. 4.Hz.Meryem’in lakabı. 5.Hz.Muhammed (s.a.s)’in kızı Hz.Fatıma’nın lakabı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Betül).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), z. arada, arasında, aralarında, aralarından; araya; ortada, ortaya. between you and me söz aramızda. few and far between nadiren, seyrek. in between sallantıda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), z., (eski), şiir arasında, arada, ortada. betwixt and between ikisi ortası, ne o ne bu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). 1. Kendisi çekmek. 2. Getirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accite. invite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gusül Abdesti lâzım gelen hal. Bu halde olup da henüz gusül etmemiş olan kimse ki, şer’an temiz sayılmaz ve namaza yanaşamaz ve Kur’an’ı eline alamaz (ağır küfür tâbiri olarak dahi kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impure. unclean. damn. bloody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنابت] pis, murdar. 2.cünüplük hali.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allurement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendisine doğru çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attract. charm. draw on. fascinate. magnetize. catch. fetch. bait. beguile. captivate. engross. hypnotize. lure. prepossess. wile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. beguile. charm. draw. tempt. to attract. to charm. to draw. to beguile. to allure. to appeal. to tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attract. allure. beguile. bewitch. captivate. charm. draw. fetch. invite. magnetize. tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Şehzâdeler hakkında kullanılan unvan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeker hastalığı, diyabet. diabetic (s)., (i). şeker hastalığına ait; şeker hastası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Şeker hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. diabète

tıp şeker hastalığı

Kanda glikozun artması sonucu idrarda şeker bulunması, çok su içme, çok yemek yeme ve çok idrar yapma ile beliren hastalık.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diabetes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diabetes. zucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ebed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça elbetten’den galat). 1. Mutlaka, her halde: Elbet gelecektir. 2. Akıbet, nihayet: Başlanılan iş elbet biter. Elbet bizim elimize de fırsat geçecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı elbetten). Mutlaka, her halde: Elbette gider, gelen cihana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely. certainly. definitely. precisely. no wonder. doubtless. assuredly. without fail. by all means. naturally. quite. sure. sure enough. surely. of course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly. sure. surely. be. ünl. certainly. naturally. of course. absolutely. definetely. be my guest!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assuredly. certainly. by all means. naturally. needless to say that. and no mistake. positively. without question. sure as eggs is eggs. surely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. İngiltere kraliçesi 1. Elizabeth'e veya devrine ait; devirde İngiltere'de yasayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hoppa ve geveze kimse, dedikoducu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangeness. singularity. freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غرابت] gariplik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zorla almak. (bk.) Gasb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Birinin ardından aleyhinde söyleme, çekiştirme. Ar. fasi ve mezemmet: Kimseyi gaybet etmemeli (birinin gıyabında, aleyhinde söylenen söz gerçekse gaybet, değilse iftirâ denir). 2. (fıkh) Kaybolma, meydanda bulunmama, (bk.) Gıybet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arkadan herkesin aleyhinde söz söyleyen, çekiştiren. Ar. fassâl, zemmâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hazır ve göz önünde olmama, meydanda olmayış, hazır bulunmayıp başka yerde olma: Müzakere sırasında ekseri üyelerin gaybubeti. Benim gaybubetimden faydalanarak böyle bir teklifte bulunmuştur. Öğretmenimiz bu yıl üç ay gaybubet etti, onun gaybubetinde vekili ders veriyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غيبوبت] bulunmama, yokluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. darağacı; mak. maçuna kolu; f. darağacına asmak: teşhir etmek, rezil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Birinin gıyâbında, aleyhinde söz söyleme, çekiştirme. Ar. fasi ve mezemmet: Kimseyi gıybet etmemeli (birinin gıyabında aleyhinde söylenen söz gerçekse gıybet, değil ise iftira denir) 2. (fıkh) Kaybolma, meydanda bulunmama. Gaybet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غيبت] çekiştirme. 2.bulunmama, yokluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arkadan herkesin aleyhinde söz söyleyen, çekiştiren. Ar. fassâl, zemmâm.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bugün ancak Dalmaçya ve Hırvatistan'daki Katolik kiliselerinde kullanılan eski bir İslav alfabesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) et parçası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) aracı, arabulucu: simsar, tellâl .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( (i.). Yüzüne bakılmayacak kadar çirkin, sevimsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very ugly. hideous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hideously ugly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). I. Gariplik, yabancılık. 2. Yabancı yerlere gitme, seyahat, vatanı dışında bulunma: Gurbet etmek; gurbet çekmek. 3. Yabancı yer, vatan harici: Gurbette yaşamak; gurbette gezmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign travel. expatriation. exile. foreign land. abroad. absence from home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign land. place far from one's home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غربت] gariplik. 2.yabancı diyar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Doğup yaşanılmış olan yerden uzakta y(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (f. c. gurbetzedegân) (A. gurbet, F. zeden = vurmak). Memleketinin dışında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gurbette, yabancı yerlerde gezen, çalışan veya ikamet eden, vatanı dışında yaşayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one living away from home. guest worker. gastarbeiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one living in a foreign land or far from home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غربت زده] gurbet elde yaşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah adı ile beraber kullanılır: Hasbeten-lillâh = Yalnız Allah rızası için, başkaca bir maksat için olmayarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسبة لله] Allah rızası için.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Mahrum ve me’yûs olma, mahrumluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready-mixed concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zihnini körleştirmek, zekasını söndürmek. hebetation (i). körleştirme, zihin körlüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zihin körlüğü, anlayışsızlık; letarji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birlikte sohbet eden, görüşen, konuşan: Daima iyi adamlarla hem-sohbet olmalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم صحبت] sohbet arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korku ve saygı duygusu uyandıracak hal ve durum, mehâbet: Arslanın heybeti çoktur. 2. Mühim ve büyük bir adamın görünmesinden hasıl olan korku ve saygı duygusu: Heybetinden dili tutuldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

majesty. awe and dread. grandeur. majesty mehabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandeur. majesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İnsanlarda korku ile birlikte saygı uyandıran görünüş. 2.Karizma, doğal etkileyiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Görenlere korku ve saygı duygusu verecek şekilde görünüşü olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

august. grand. imposing. proud. solemn. majestic. stately. sublime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand. imposing. majestic. awesome. awe-inspiring. dread. gallant. heroic. monumental. redoubtable. solemn. tremendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın bağışlaması, bağışı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kapıcılık; perdecilik. 2. Mâbeyncilik, saray memurluğu. 3. Ortaçağ İslâm devletlerinde vezirlik. 4. Kâbe perdeciliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hatiplik, camide hutbe söyleyen hatibin görev ve mesleği: Yeni yapılan camiin hitâbeti kime verildi? 2. Akıcı ve açık şekilde nutuk söyleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhetorical. oratory. declamation. elocution. speaking well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratory. the art of public speaking. declamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطابت] hatiplik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sociable. pleasant. agreeable. good company. nice to talk to. companionable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasant and easy to talk with. conversable. well spoken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [خوش صحبت] tatlı sözü, sohbeti tatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kabûl, yerine getirme, is’Af, bir rica veya davetin kabûlü, muvafakat: Davete icâbet etmek lâzımdır. Ummet-i icâbet = Peygamberimiz’in davetiyle İslâm dinini kabûl edenler (zıddı: Ümmet-i dâvet ki, davet buyurulup kabûl etmediler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceptance attendance. according to a request.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجابت] kabul edilme. 2.uyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kabul etme, kabul edilme. 2.Razı olma, uyma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to accept. to accede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uymak, muvafakat etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İNABE) (i. A. masdar). 1. Günahlardantövbe ile Hakk’a dönme. 2. Bir mürşide başvurarak tarikata girme: Filân şeyhten inâbe almıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yerini bulma, rastlama, uygun olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit. hitting. incidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit. hitting the mark. well-timed action/word. falling to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitting the mark. saying or doing exactly the right thing. falling by chance to. hit. lucky hit. incidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصابت] rastgelme. 2.tutarlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Düşme, (isabet). 2.Düşme, çıkma. 3.Değme, tutma. 4.Yerindelik, yazılmazlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Yerinde, uygun, münasip, yerini bulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-directed. on the mark. pointed. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unerring. right. exact. well-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very fitting. very appropriate. felicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Yerinde olmayan, uygunsuz, yerini bulmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate. ineffective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استجابت] kabul edilme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kurbıdan). Hısımlık, akrabalık, soyca ve zürriyetçe insanlar arasındaki yakınlık: Aramızda karâbet vardır. Karâbet-i sıhriyye = Kız alıp vermekle doğan münasebet ve yakınlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرابت] yakınlık, akrabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A ). 1. Hepsi, cümleten, kâffeten, alelumum: Onlar katıbeten bu düşüncededirler. 2. Aslâ, hiç: Kat’a ve katıbeten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاطبة] asla, kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

losing. loss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: GâİP ETMEK) (f.). Kaybetmek, görünmez hale getirmek. Yok etmek, ortadan yok olup ne olduğunu bilmemek, yitirmek, bk. Kayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lose. forfeit. chuck away. deceive. lose out. mislay. slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forfeit. lose. spend. to lose. to lose yitirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lose. to mislay. cast. lose out. waste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kelbeteyn, kerpeten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kerpeten

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «kisve» den galat), bk. Kisvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yazma, yazı, yazma san’atı: Kırâat (okuma) ve kitâbet (yazma) herkes için lâzımdır. 2. Kâtiplik, nesir yazmak, kaleme almak işi ve iktidarı: Kitâbet öğrenmek; iyi kitâbetl vardır; kitâbet hocası. 3. Kâtiplik: İdare meclisi kitâbesinde bulunuyor. Meclis başkitâbeti = Başkâtipliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Künbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vault. cupola. dome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cupola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Akıllılık, zeyreklik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Göz bebeği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hayal ve kukla oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. lûbet = hayal, kukla, Fars. bâhten = oynamak). Hayal ve kukla oynatan, hayalci, kuklacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لعبت] oyuncak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [لعبت باز] kuklacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ibâdet» ten im.) (c. maâbid). İbadet edecek yer, herhangi dinde olursa olsun ibâdet yeri, ibadete mahsus bina, tapınak. Mâbed-i Müslimin = Cami.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanctuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temple tapınak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place of worship. sanctuary. temple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محبت] sevgi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sevmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heybet» ten masdar). Şan ve heybet sahibi birini görmekten meydana gelen çekinme ve saygı duygusu: Padişahın mehâbeti, mehâbet-i hükümet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهابت] heybetlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görünüşü çekinme ve saygı duygusu veren, heybetli, şanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(«menkıbe» şekli galattır) (i. A.) (c. menâkıb). Birinin fazilet ve kahramanlığına ait mevzu ve bu çeşit mevzulerı anlatan eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cenb» den masdar). Bir tarafa çekilme, uzaklaşma, sakınma, kaçınma: Kötülükten mücânebet etmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpetual. endless. unending. lifelong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life imprisonment. imprisonment for life. life sentence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı mahabbet olup, bu şekli galattır). 1. Sevme, sevgi, sevişme: Muhabbetimiz eskidir. 2. Dostluk, sadakat: Muhabbet-i Ehl-i Beyt. 3. Aşk: Aşk ve muhabbet. 4. Dostça sohbet, konuşma: Oturup muhabbet ediyorduk; muhabbet arasında, (bk.) Mahabbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fondness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. chat. chitchat. conversation. affection. love. small talk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affection. love. friendly conversation. chat. endearment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محبت] sevgi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Sevme, sevgi. 2.Dostluk. Dostça konuşma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chat. yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a friendly chat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lovebird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

love bird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pimp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dostça mektup: Muhabbet-nâmenizl aldım (büyükten küçüğe yazılan mektup için kullanılırdı). 2. Aşk mektubu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kurb» dan). Birbirine yakın olma, yaklaşma, yakınlık, akrabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜNASEBET) (İ.A. «nisbet» ten masdar) (c. münâsebât). İki şey arasındaki nisbet, uygunluk, muvafakat: Hâli ile kıyafeti arasında münasebet yoktur. 2. Yakışma, uyma: Münasebet almaz. 3. Alâka, yakınlık, bağlılık: Kendisiyle biraz münasebetimiz vardır; onun bizimle münasebeti vardır. 4. Vesile: Bir münasebetle kendisine işi açtım; münasebet düşerse söylerim. Ne münasebet? = Oyle şey mi olur? Bunun imkânı var mı? S. İki şahıs veya topluluk arasındaki iş ve bağlılıklar: Onunla münâsebâtımıZ pek İyi değildir; biz onunla münasebeti kestik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasion. relation. connection. intercourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. connection. reason. means. comparison. contact. intercourse. pertinency. proprieties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in connexion with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the occasion of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uygun, muvafık, münasip: Bu iş pek münasebetli oldu. 2. Yakışır, yaraşır: Münasebetli bir kıyafet. (hâl) Münasebetli münasebetsiz = Münasebet olsun olmasın: Oraya münasebetli münasebetsiz gidiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportune. appropriate. securely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Münasebeti olmayan, uygunsuz, yersiz: Bu iş münasebetsiz oldu. 2. Yakışıksız, yaraşmaz: Münasebetsiz bir kıyafet. 3. Söyleyeceğine ve yapacağına münasip vakit ve hâl düşünmeyen: Pek münasebetsiz adamdır. 4. Münasebet düşmeksizin, vesilesiz: Ben oraya münasebetsiz gidemem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate. inopportune. tactless. thoughtless. impertinent. impossible. improper. inapposite. incongruous. inconvenient. inexpedient. irrational. malapropos. naughty. out of the way. unbecoming. undue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impertinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inopportuness. unseemliness. tactless action. tactlessness. impertinence. impolicy. inconvenience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nöbetle, sıra ile: İki kişiye bir at düştüğünden münâvebeten biniyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten masdar). İki veya fazla kişi arasında konuşma, sohbet etme: Akşamları birleşip musâhabe ederdik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sübOt» tan imef.) (mü. müsbete). 1. Delille gösterilmiş, doğru olduğu anlaşılmış, ispat olunmuş, sağlam, muhakkak: Olayın bu şekilde geçmiş olduğu tarihle müsbettir. 2. (gramer) Menfî olmayan: Gelmek müsbet fiil, gelmemek menfî fiildir. 3. (fizik) Elektriğin iki cinsinden biri ki, menfi denilen diğeriyle temasa gelince şerare çıkarır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Görünmez belâ, felâket: Bu, benim için bir musibettir. 2. Pis, uğursuz: Ne musîbet karı; ne musibet mürekkep, her yere bulaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pest. plague. scourge. calamity. disaster. nuisance. ill-omened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamity. disaster. plague. troublesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصيبت] bela. 2.şirret, uğursuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Musibet ve Afete uğramış, uğursuz: Babasının öldüğü gün onun için musibetll bir gün oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işte devamlı çalışma, bir işle bir düziye uğraşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناوبة] dönüşümlü olaram.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مثبت] olumlu, pozitif.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to appoint sb (to an office. to nominate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soyluluk, asalet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نجابت] soyluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Soyluluk, soy temizliği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Asalet ve necâbeti olan, soyu temiz. Devletlû necâbetlû = «Şehzade» denen Osmanlı Türk imparatorluk prensleri için resmî yazılarda kullanılan unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Talihsizlik, bedbahtlık. 2. Düşkünlük, gözden düşme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نکبت] talihsizlik. 2.felaket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. nekbet-zedgân) (Ar. nekbet = düşkünlük, Fars. zeden vurmak). Nekbete uğramamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nöbet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نوبت] sıra, nöbet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Mehter takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Mehter çalıcısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Nakiblik. (bk.) Nakib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bağlılık, ilgi: Kendisinin o aileye nisbeti vardır. 2. Kıyas, iki şeyin birbirine göre mukayesesi: Benim hâlim sizin hâlinize nisbet olunmaz, nisbet kabûl etmez. 3. (matematik). İki sayı veya şekil arasındaki münasebet ve kıyas. 4. (Türkçe) Birine karşı inadına yapılan iş ve gösterilen hâl: Bana nisbet yapmak istiyor. (Türkçe) Rağmen: Bu işi bana nisbet yapıyor. Arapça tâbirlerde «nisbe» şeklinde de kullanılır. Bi’n-nisbe = Nisbetle, nisbeten. nisbetçi (i.). Başkasına inat bir şey yapan, gösterişçi, inatçı: Çok nisbetçi adamdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نسبت] oran. 2.oranla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nisbetle, kıyas ve mukayese olunarak: Bu, ötekine nisbeten büyüktür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Vekillik, vekâlet 2. Kadı vekâleti, kadılık, nâiblik. 3. Nahiye kadılığı. 4. Hükümdarın çocuk veya dışarıda olması hâlinde hükümdar vekilliği: Bu krallık niyabetle idare ediliyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نيابت] naiplik, vekillik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NEVBET) (i. A.). 1. Sıra: Şimdi nöbet bize geldi. 2. Kere, defa, sefer: Bu nöbet böyle olsun, o işi bir nöbette görmeli. 3. Sıra ile görülmüş bir işten herkese isabet eden kısım: Bugün benim nöbetimdir. 4. Karakol ve nokta hizmeti: Nöbet beklemek, nöbette olmak, nöbete girmek. 5. Eskiden günün belirli saatlerinde vezir kapılarında çalınan mehter: Kapısında nöbet çalınıyor. 6. Sıtma vesair hastalığın günde, iki veya üç günde bir kere gelen kriz hâli: Benim sıtmam, başağrım nöbete bindi. 7. Sıtma: Akşamları nöbet leliyor. Nöbetle, nöbetleşe = Sıra ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch. guard duty. turn. turn of duty. turn of work. attack. bout. ictus. invasion. paroxysm. police. post. sentry. sentry-go. spell. tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch. guard duty. turn. turn of duty. turn of work. attack. bout. ictus. invasion. paroxysm. police. post. sentry. sentry-go. spell. tour. fit. guard. shift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch. turn. onset. fit. attack. bout. crisis. guard duty. regular turn. return draft. seizure. spasm. spell. tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mehter-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nöbet bekleyen, nöbette bulunarr. Ben, bugün nöbetçiyim, nöbetçi er, kapısında nöbetçi vardır. 2. İşçiye nezaret edip nöbete koyan adam. Nöbetçi subayı. 3. (denizcilik) Nöbetçi gemi = Donanmada dış işlere bakan gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. sentry. watchman. guardsman. picket. sentinel. warder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. sentinel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentry. person on duty. watchman. guard. picket. sentinel. watch. watcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Nöbetçi kulübeleri çevreyi iyi gözetleyebilmek için zeminden yüksekte inşa edilirler dolayısıyla iyi bir hedeftirler. Buradaki nöbetçileri olabilecek ani bir silahlı saldırıdan koruyabilmek için etrafına belirli yükseklikte kum torbaları dizilir. Bu kum torbaları bir çok kişiye biraz ilkelmiş gibi görünebilir ama bir çok malzemeden daha iyi ve daha pratik kurşun geçirmez siperlerdir.

Kumun kurşun geçirmemesinin sırrı kum taneciklerindedir. Boyları 0,05 milimetreden 2 milimetreye kadar değişen kum tanelerinin şekilleri köşeli, yuvarlak veya karışıktır. Bu şekilleri nedeni ile bir torbaya doldurulan kum taneleri arasında boşluklar kalır ve bu boşluklar birbirleri ile bağlantılıdırlar.

Kum torbasına büyük bir kinetik enerji ile giren merminin enerjisi, aradaki bu boşluklar nedeni ile anında binlerce kum tanesine aktarılır. Her aktarışta diğer tanelere daha azalarak geçen enerji kısa sürede sönümlenir. Kinetik enerjisini aniden bu şekilde kaybeden mermi de daha kum torbasını delip çıkamadan durup kalır.

Aslında kurşun geçirmez camlarda da prensip aynıdır. Bu tip camlar, cam ve plastik, bir çok tabaka halinde, sandviç şeklinde sıkıştırılarak imal edilirler. Bir bakıma arabaların ön camlarına benzerler ama burada tabaka sayısı çok fazladır.

Kurşun bu tip bir cama çarptığında tabakaları tek tek delmeye başlar. Son tabakaya gelene kadar mermi bütün momentini ve enerjisini kaybeder. Enerji kimseye zarar vermeden cam ve plastik tabakalara geçer.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Nöbetçi kulübeleri çevreyi iyi gözetleyebilmek için zeminden yüksekte inşa edilirler dolayısıyla iyi bir hedeftirler. Buradaki nöbetçileri olabilecek ani bir silahlı saldırıdan koruyabilmek için etrafına belirli yükseklikte kum torbaları dizilir. Bu kum torbaları bir çok kişiye biraz ilkelmiş gibi görünebilir ama bir çok malzemeden daha iyi ve daha pratik kurşun geçirmez siperlerdir.

Kumun kurşun geçirmemesinin sırrı kum taneciklerindedir. Boyları 0,05 milimetreden 2 milimetreye kadar değişen kum tanelerinin şekilleri köşeli, yuvarlak veya karışıktır. Bu şekilleri nedeni ile bir torbaya doldurulan kum taneleri arasında boşluklar kalır ve bu boşluklar birbirleri ile bağlantılıdırlar.

Kum torbasına büyük bir kinetik enerji ile giren merminin enerjisi, aradaki bu boşluklar nedeni ile anında binlerce kum tanesine aktarılır. Her aktarışta diğer tanelere daha azalarak geçen enerji kısa sürede sönümlenir. Kinetik enerjisini aniden bu şekilde kaybeden mermi de daha kum torbasını delip çıkamadan durup kalır.

Aslında kurşun geçirmez camlarda da prensip aynıdır. Bu tip camlar, cam ve plastik, bir çok tabaka halinde, sandviç şeklinde sıkıştırılarak imal edilirler. Bir bakıma arabaların ön camlarına benzerler ama burada tabaka sayısı çok fazladır.

Kurşun bu tip bir cama çarptığında tabakaları tek tek delmeye başlar. Son tabakaya gelene kadar mermi bütün momentini ve enerjisini kaybeder. Enerji kimseye zarar vermeden cam ve plastik tabakalara geçer.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Nöbetçi hizmeti, nöbet bekleyen adamın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being on duty. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. protection duty. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıra ile nöbet tutarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by turns. in rotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take turns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yiv, oluk; yivli tahtalarla birbirine bindirilen yer; f. yiv açmak; yivli tahtalan birbirine bindirmek. rabbet plane oluk rendesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstek, arzu, meyil: Rağbet etmek, rağbet göstermek. Rağbet var mıdır? = Arzu buyuruluyor mu, istek var mıdır? 2. Kabûl, itibar: Yazdığı kitaplar büyük rağbet gördü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand. esteem. vogue. craze. desire. rush. run.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. cult. demand. popularity. run. inclination. desire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. demand. high favour. inclination. vogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رغبت] istek. 2.ilgi duyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İstek, arzu. İstekle karşılama.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to like. to esteem. to admire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ilgi duymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İstekli, arzusu olan: Ben, bu malın rağbetlisi değilim. 2. Kabûl edilir, makbûl. 3. Vaktiyle rütbesiz gayrimüslimlere verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in demand. sought after. esteemed. admired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. İsteksiz. 2. Geçmez, makbûl olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not in demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. isteksizlik, meyil ve arzu eksiklik veya yokluğu. 2. İtibarsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of demand. lack of esteem. indifference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). 1. İş ve sanatta veya ilim ve hünerde üstünlüğe çalışmak ve başkalarına rağmen kazanmak gayreti: Fabrikalar arasındaki rekabet. 2 Rakiplik: Ben, ona karşı rekabete girişemem. 3. Kıskanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition. rivalry. antagonism. opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition. rivalry. antagonism. opposition. infighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition. rivalry. competing. jelousy. rival business. contention. convalescence. infighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to compete. to rival. emulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competitiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pâyeli, yüce dereceli . (eski nesir dilinde patriklere verilen unvandır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yaşlık, nemlilik, ıslaklık: Bu çamaşırda biraz rutûbet var. 2. Havada veya yapı içindeki nem. Mîzânü’r-rutûbe = Havadaki su buharını ölçmeye mahsus Alet, igrometre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humidity. moisture. dampness. moistness. damp. wetness. wet. rawness. hygro-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damp. moisture. dampness. humidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damp. humidity. moisture. hermidity. dampness. wet. sap. wetness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رطوبت] nem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moisten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humid. moist. damp. dampish. dank. clammy. sticky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humid. damp. clammy. moist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sahip çıkmak, himaye, müdafaa, benimseme, tutma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sahip çıkma. Koruma, arka olma, yardım etme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulb»dan). 1. Katılık, peklik. 2. Metanet, kuvvet, dayanma, sebat: Salâbet-i dîniyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صلابت] sağlamlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Peklik, katılık, sağlamlık. 2.Manevi kuvvet, dayanma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuvvetli, sağlam, dayanıklı, sebatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şebâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), t. Meyve özü, su ve şekerden yapılan tatlı içilecek şey: Şerbet içmek, vişne şerbeti, lohusa şerbeti. 2. Sıvı halinde bardakla içilen İlâç: Doktor bir şerbet verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Meyve özü, su ve şekerden yapılan tatlı içilecek şey: Şerbet içmek, vişne şerbeti, lohusa şerbeti. 2. Sıvı halinde bardakla içilen ilâç: Doktor bir şerbet verdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شربت] şurup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet satan. Şerbetçiotu: Vaktiyle şerbetçilerin kullandıkları ve bira yapılmasına yarayan bir bitki. Fr. houblon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet satan. Şerbetçiotu: Vaktiyle şerbetçilerin kullandıkları ve bira yapılmasına yarayan bir bitki. Fr. houblon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet ve şurup gibi şeyler yapıp satma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet ve şurup gibi şeyler yapıp satma.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(mayaotu): Kendirgiller familyasından; yurdumuzda da yetişen tırmanıcı gövdeli, çok yıllık bir otsu bitkidir. Gövde ince ve serttir. Yaprakları uzun saplıdır. Kullanılan kısımları dişi çiçek durumları, çiçekler üzerinde bulunan salgı tüyleri ve köküdür. Çiçeklerin terkibinde uçucu yağ, acı maddeler, reçineler, tanen gibi maddeler vardır. Kullanıldığı yerler:Vücudu kuvvetlendirir. Sinirleri yatıştırır. Uyku verir. Şehveti azaltır. İdrar söktürür. Kanı temizler. İştah açar. Mide ağrılarını giderir. Romatizma ve böbrek taşlarının sebep olduğu şikayetleri giderir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bira imalinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zehirli böcek ve yılan sokmasından zarar görmeyen. 2. mec. Kötü işlerden, kötülüklerden zarar görmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zehirli böcek ve yılan sokmasından zarar görmeyen. 2. mec. Kötü işlerden, kötülüklerden zarar görmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapmaya yarar, şerbet yapılmasına elverişli: Şerbetlik portakal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapmaya yarar, şerbet yapılmasına elverişli: Şerbetlik portakal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İng.) şerbet; ABD meyvalı dondurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arkadaşlık. 2. Hazret-i Muhammed’le konuşma: Sohbet-i nebeviyye. 3. Konuşma, görüşme, birlikte oturup söyleşme: Akşamları toplanıp sohbet ederdik, sohbet arasında sözü geçti; sohbeti tatlı bir adamdır. Helva sohbeti = Eskiden helva pişirip yemek için akşamdan sonraları yapılan toplantı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chitchat. confab. chat. conversation. talk. causerie. confabulation. gabfest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banter. chat. chatter. chitchat. conversation. talk. small talk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صحبت] konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Görüşüp, konuşma, arkadaşlık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chat. chatter. converse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to chat. to talk. chew the rag. commune. confabulate. converse. diddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. suûbât). Güçlük, zahmet, müşkülât: Çok suObet çektik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güç, zahmetli, müş kül: Çok suûbetli iştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صعوبت] güçlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir). Tabiplik, hekimlik, doktorluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبابت] doktorluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبتل] köşesine çekilme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

köşesine çekilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). 1. Orta Asya’da büyük bir yayla. 2. Buraya mahsus keçilerin yumuşak ve nefis kılından yapılma bez (bu mânâ ile halk dilinde: dibet).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thibet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tibet. tibetan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Asian country under the control of China; located in the Himalayas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tibet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Asian country under the control of China; located in the Himalayas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tibet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Tibet. Tibettan s., i. Tibetli; i. Tibet dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çin’in batısında bağımsız bir bölge.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tibetan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tibetan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tibetan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تربت] türbe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. ukubât). t. Ceza. 2. Eziyet, azab, işkence.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقوبت] ceza.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

cezalandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i.). Eziyetli, azaplı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tatlılık, şirinlik, lezzet, letafet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekârlık, ergenlik, evlenmeden yaşama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عذوبت] tatlılık. 2.şirinlik, alımlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عزوبت] bekarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Asya misk kedisi, zool. Viverra zibetha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by