Boş Yer ne demek? | Boş Yer anlamı nedir? | Boş Yer

Boş Yer anlamı nedir?

Boş Yer ne demek?

Boş Yer anlamı nedir?

Boş Yer | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: bos yer

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available vacancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lift shaft. elevator shaft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shooting gallery. range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rain cats and dogs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. barrière

engel

Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. safety fence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ticket gate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her türlü baskı ve korumadan mahrum. Başıboş bırakmak: Bir kimseyi veya işi kendi havasına bırakmak

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idle. vagabond. adrift. footloose. idled. rambling. roving. straggling. straggly. stray. strayed. vagrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrift. aimless. drifter. footloose. loose. unattended. unchecked. untied. free. neglected. stray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free from restraint. untended.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elsewhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Zengin, varlıklı kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair grounds. holiday ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bétonnaière

betonkarar

Beton yapmak üzere çimento, kum ve suyu karıştıran makine.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Beton karma makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen boş. BONCUK (i.). Hayvanların yularına ve nazara karşı çocukların üstlerine takılan camdan çeşitli renklerde ve ekseriya mavi, delikli tane: Katır boncuğu, nazar boncuğu. Kadın esvabına takılır siyah ve küçükleri de vardır. Habbe. Boncuk illeti = Çocuk havalesi (bir çocuk hastalığı). BONO (i. İ.). Açık havale, poliçe. BONSERVİS (i. Fr.). İyi hizmet belgesi. Bir kimsenin çalıştığı yerden ayrılırken iyi hizmet ettğine dair aldığı kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altogether empty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aynı mânâda olmak üzere boy isminin sonuna gelir. Boyu bosu yerinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. içinde kimse veya bir şey olmayan. Ar. hâlî, Fars. tehi: Boş ev, boş kap. 2. İçi boş, kof. Ar. ecvef: Boş ceviz, mağara. 3. Mânâsız, beyhûde, nafile. Ar. vâht: Boş lâkırdı, boş iş. 4. İşsiz, meşguliyetsiz: Boş gezmek, boş vakit. 5. Müşterisiz, kiracısız, tutulmamış: Boş ev, boş araba. 6. Boşanmış: Kocasından boş düştü. 7. Dikkatsiz, gafil: Boş bulundum. Eli boş = 1. Meşguliyetsiz. 2. Züğürt. Fars. tehi-dest. Başıboş = T. Bir vazifeye bağlanmamış, boş gezen. 2. Beyinsiz, akılsız. Boşa almak = İğretiye almak, boşlukta tutmak. Boşboğaz = Sır saklıyamez, geveze. Boşböğür = En aşağıki böğür. Boşuna, boşboşuna = Beyhude, nâfile. Bomboş Büsbütün boş. Boşa çıkmak = Maksada erişememek, beyhude yorulmak. Boşta = İşsiz, mâzûl, (azledilmiş), açıkta. Boş durmak = Meşgul olmamak, çalışmadan durmak. Boş kalmak = HAli olmak. Boş gezenin boş kalfası = Serseri, işsiz adam. Boşuna = NAfile, beyhude.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty. blank. vacant. vain. free. unoccupied. disengaged. airy. barren. bootless. captious. chimerical. desert. expressionless. fallacious. flat. without any foundation. without foundation. frivolous. frothy. futile. gaseous. for hire. hollow. idle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortive. airy. bare. barren. blank. bubble. clean. clear. desolate. empty. free. futile. godforsaken. hollow. idle. inane. null. pathological. spare. vacant. vain. void. waste. unemployed işsiz. ignorant. useless. blank. blank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank. free. empty. null. idle. uninhabited. unoccupied. vacant. void. waste. useless. unemployed. barren. absent. loose. slack. hollow. unfilled. weightless. unfurnished. unloaded. spare. clear. dead. evacuated. desolate. disengaged. not filled. footle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Boş bölüm atlama işlevi kullanılırken, 12 saniyeden uzun bir boşluk varsa kaset otomatik olarak hızlı ileri alınarak bir sonraki parçaya geçilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absentminded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty- headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

null set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balderdash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty talk. babble. chatter. clatter. crap. froth. fudge. gab. gammon. gas. gossip. hooey. hot air. prate. rattle. shallow talk. smoke. twaddle. verbalism. wind. windbaggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be vacant. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available vacancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unduly. uneconomical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Gomena zincirini bağlayan halat veya zincir: Lenger bosası. 2. Serenleri direklere bağlayan eski zinciri. Gemiyi bosa etmek = Baştan ve kıçtan karaya bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ejaculation. orgasm. discharge. empty. climax. shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. evacuation. ejaculation. coming off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

release. unburdening. evacuation. discharging. going dead. ejaculation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty. discharge. ejaculate. cum. cream. exhaust. drain away. drain off. teem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come. ejaculate. empty. to be emptied. to be discharged. to uncoil. to become free. to become vacant. to get sth off one's chest. to ejaculate. to come off. to come.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be emptied. to empty itself. to run out. to be poured out. to discharge. to uncoil. to run down. to become free. to become vacant. to come out in a hurry. to unburden oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tip out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be emptied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (y. k.). Barsaklarda kalan sindirim artıkları, böbreklerin süzdüğü sidik ile tükrük, sümük ve ter gibi salgıların vücuttan dışarı atılması, ifrağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boş ve hâlî olma, kalma: Hamam boşaldı. 2. Akma, dökülme, munsap olma: Kızılırmak, Karadeniz’e boşalıyor. 3. Yayılma, münteşir olma. Bütün bentlerin suyu ovaya boşaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emptying. discharge. unloading. depletion. dismantlement. exhaustion. pouring. tipping. vacation. voidance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. evacuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. evacuation. unloading. outlet. bleeding. desertion. runoff. lighterage. release. debarkation. disembarkment. vacation. pouring. emission. emptying. exhaust. priming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch basin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin içindeklni çıkarıp boş bırakmak, tahliye etmek: Evi boşalttılar. Şu kâseyi boşalt. 2. Aktarmak, bir kaptan diğerine dökmek: Şu sütü başka bir kaba boşaltmalı. 3. (Tüfek ve tabanca) atmak: Bir tüfek boşalttı. 4. (Hayvan eyer veya semerini) atmak, devirmek: Bu at, eyerini boşaltmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty. pour from. evacuate. pour out of. discharge. pour. clean out. unload. ejaculate. clean. clear. clear out. close out. debus. deplenish. deplete. disgorge. dismantle. drain. drain away. drain off. draw off. drop off. dump. excrete. exhaust. let.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decant. deplete. discharge. empty. tip. unpack. vacate. to empty. to tip. to turn sth out. to discharge. to evacuate. to vacate. to unload.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blow-off. to release. to empty. to discharge. to vacate. to pour. to evacuate. to purge. to desert. to relax. to clear. to exhaust. to uncoil. to drain. to dump. to unload. to unlade. to disembark. deplete. disburden. disgorge. fall vacant. land. load.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eşlerden birinin diğerinden ayrılması: Karısını boşadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce. repudiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce. to divorce. to repudiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to divorce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce. split. split-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being divorced. pour. disengaging. runaway. exhaustion. flux.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce suit. divorce case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kurtulmak, Osm. rehâ bulmak: Mahbesten boşandı. 2. Kesret ve şiddetle döğülmek, akmak, yağmak. Bir yağmur boşandı, burnundan kan boşandı. 3. (silâh) Patlamak, kaza İle ateş almak: Belinde tabancası boşandı. 4. Eşlerden birinin diğerinden ayrılması. Eşinden ayrılmak: O kadın kocasından boşanmış. 5. (Dolmuş adam) coşmak, içinde ne varsa söyleyip sükûn bulmak: Sabretti etti, nihayet bir boşandı kil

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce. obtain a divorce. be loosed. burst into tears.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be divorced from. to be set loose. to be set free. to break loose. to break through its barriers. to be discharged by accident. to burst forth. to pour out one's heart. burst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eşlerden birinin diğerinden ayrılması: Kayın validesi tarafından boşatıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tatlik ettirmek, (eşini) bıraktırmak: Nihayet karısını boşattılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Her şeyi söyleyen, saklamayan. Geveze, bir şeyler söylemeden duramayan: «Boşboğazı ateşe atmışlar da odun yaş demiş».

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communicative. indiscreet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garrulous. indiscreet. babbler. blabermouth. to have a long tongue. unbridled tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Boşboğaz olma hali, her şeyi söyleme hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idle talk. garrulity. indiscretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to talk indiscreetly. babble. chatter. tattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağaçlık, çalılık, koru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili saçmalık, boş söz, zırva söz veya düşünce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalılardan meydana gelen küçük koru. bosket, bosquet i. koru, çalılık. bosky s. ağaçlıklı, çalılarla kaplı; gölgeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bırakmak, el çekmek, vazgeçmek, feragat etmek, terk ve ihmal eylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let go. ignore. neglect. slacken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglect. to neglect. to abandon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to neglect. to let alone. to let go. to let loose. leave in the cold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boylanmak: Boylanıp boslandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boylu (bu kelimeye eklenir). Boylu boslu bir delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Boş olma hail. 2. (fizik) içinde hiç bir cisim bulunmayan feza, uzay, vakum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. gap. hole. blank. cavity. vacuum. slackness. emptiness. nothingness. blankness. abysm. abyss. chamber. chasm. clear. clearance. daylight. desideratum. gulf. hiatus. hollow. hollowness. idleness. inanition. lacuna. nullity. separation. sinus. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aperture. blank. cavity. gap. hiatus. interim. opening. sinus. vacancy. vacuum. void. emptiness. clearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank. space. cavity. emptiness. vacancy. vacuum. gap. clearance. room. expanse. hollow. margin. unemployment. windage. looseness. float. interstice. interval. dead space. cavitation. weightlessness. shack. backlash. idleness. vanity. suction. displacemen

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Şimdi Yugoslavya’da kalan ve Hersek’i de içine alan bir ülke. Başşehri Bosnasarayı’dır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bosnia. bosnian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Bosnia Herzegovina) Başkent: Saraybosna.

Nüfus: 4.651.000.

Yüzölçümü: 19.741 km2.

Komşuları: Yugoslavya, Hırvatistan, Adriyatik denizi.

Din: %40 Müslüman, %31 Ortodoks, %15 Katolik.

Dil: Sırpça, Hırvatça.

Yönetim Biçimi: Federasyon.

Tarih: Bosna MS. 958’lerde Hırvat Krallar, 1000-1200 yıllar arasında da Macaristan tarafından yönetildi. 1200 yılında örgütlenen Bosna, daha sonra da Hersek’i kontrol altına aldı. Bu krallık, 1391’de ülkenin güney kısmının bağımsız Hersek dükalığı olmasıyla parçalandı. 1463’te Türkler tarafından fethedilince bir Türk eyaleti durumuna geldi. Bölge 1878’de Avusturya-Macaristan egemenliğine girdi ve Bosna Hersek eyaletinin bir parçası oldu. 1918’de Yugoslav egemenliğine giren bölge 1946 anayasası ile bir federe devlet olarak Hersekle tekrar birleşti.

Bosna-Hersek parlamentosu 15 Ekim 1991’de bir egemenlik bildirgesi onayladı. Bağımsızlık referandumu ise 29 Şubat 1992’de yapıldı. Bu referanduma karşı çıkan Sırplar, şiddetli çarpışmalar ve bombalamalar yaşanmasına neden oldular. 7 Nisan’da A.B.D. ve Avrupa Birliği bu cumhuriyeti tanıdılar. Bosnalı Sırplar, Müslümanlar ve Hırvatlar arasında 3 yönlü çatışmalar devam etti. Sırp güçleri binlerce Bosnalı Müslümanı katlettiler ve yoğun bir “etnik temizliğe” giriştiler. Başkent Saraybosna kuşatıldı ve Bosnalı Sırp güçleri tarafından etrafı çevrildi. Bosnalı Müslüman ve Hırvatlar 23 Şubat’ta bir ateşkes üzerinde uzlaştılar ve 18 Mart 1994’te, Bosna’da bir Müslüman-Hırvat konfederasyonu kurulması için bir anlaşma imzaladılar. Bosna ve Hırvat hükümetleri bu konfederasyonun asgari ölçülerde Hırvatistanı bağlaması yönünde anlaşmaya vardılar. Müslüman-Sırp çatışmaları ardında bir çok sivil yaralı bırakarak devam etti.

17-20 Şubat arası Bosnalı Sırplar, NATO ültimatomuna cevaben Saraybosna etrafındaki ağır silahlarının bir çoğunu çektiler. 28 Şubat’ta yine bir NATO uçağı, uçak yasağı olan bir bölgede bu yasağı ihlal ettiği gerekçesiyle bir Sırp uçağını düşürdü.

1994’ün yarısına gelindiğinde Bosnalı Sırplar ülkenin %70’inden fazlasının kontrolünü ele geçirmişlerdir. Bölünmüş Bosna’nın %49’unu Sırplara, %51’ini de Müslüman-Hırvat konfederasyonununa veren uluslararası barış planı Bosnalı Sırplar tarafından sürekli olarak reddedilmiştir. Ancak ABD’nin önderliğinde Dayton Barış Antlaşması 1996’nın başında kabul edildi.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Bosna ahalisinden veya onların soyundan olan kimse. Boşnak güzeli: Al yanaklı, sarı saçlı, ablak yüzlü güzel. Boşnaklar, Müslüman’dır. Bosna’daki Hıristiyanlar ise, Sırp ve Hırvat’tır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bosnian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Bosnalı Müslümanların konuştuğu Sırp Hırvat lehçesi ki, son zamanlara kadar Arap alfabesi ile yazılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Bosnalı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bosna. Bosnian Boşnak; Boşnakça; s. Boşnak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Bosnalı, Bosna ahalisinden olen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. göğüs, sine, bağır, koyun;elbisenin göğsü kaplayan kısmı; s. samimi çok yakın; göğüse ait. bosom friend samimi dost, can yoldaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bağrına basmak, kucaklamak; gizlemek, saklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. istanbul Boğazı, Karadeniz Boğazı. the Bosphorus and its shores Boğaziçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili inek veya buzağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., A.B.D. patron amir, işveren, ustabaşı; A.B.D. kendi seçim bölgesinde partinin örgütünü denetleyen politikacı; f. kontrol etmek, idare etmek; fazla otoriter ve sert olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., bot., zool. bitki veya hayvanın vücudunda meydana gelen şişkinlik; mim. fildişi, maden v.b.'nden yapılmış kabartma süs; f. kabartmalarla süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., A.B.D., k.dili sözünü geçiren, hükmeden, sert tabiatlı; i. inek veya buzağı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabartmalarla süslü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karpuz biçiminde kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapçalaşmışı: Büstân). Bahçe, çiçek bahçesi. 1. Sebze bahçesi. 2. Kavun, karpuz: Bostan ekmek, bostan tarlası. Bostan korkuluğu = Oyük, kuşları korkutmak için bostanlara ve tarlalara konulan kukla. mec. Kalıbı kıyafeti yerinde fakat işe yaramaz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orchard. garden ware. kitchen garden. market garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بوستان] bahçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarecrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarecrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir sebze bahçesini idare eden adam, sebze bahçıvanı. 2. Eskiden has bahçeler muhafızları iken sonra saray-ı hümâyûn muhafazasına memur olmuş bir sınıf askere mensup adam. Bostancıbaşı = Bu sınıf askerin reisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable gardener. market gardener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebze bahçıvanlığı

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truck farming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market gardening. trucking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Saray teşkilâtında padişah saraylarının korunması ile vazifeli olan kimseler, bostancılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in vain. needlessly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş yere.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. boatswain.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş yere, nafile, beyhude, lüzumsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in vain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fondly. futile. hopeless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in vain. for nothing. to no effect. uselessly. to little avail. without avail. to no end. to little purpose. to no purpose. thankless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. okçu, ok yapan veya satan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baskı iş1erinde mürekkebi düzgünce yaymak için elle kullanılan silindir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting place. meet. rendezvous. tryst. trysting place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exit. outlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place of origin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar.

Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış.

Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler.

O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış.

Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş.

Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin’i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakledici şey veya kimse. conveyor belt taşıyıcı kayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Deniz adamı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Çok hızlı giden küçük savaş gemisi, torpido muhribi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small fast lightly armored but heavily armed warship. a person who destroys or ruins or lays waste to; 'a destroyer of the environment'; 'jealousy was his undoer'; 'uprooters of gravestones'. , the agent employed in the killing of the first-born; the de

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naval vessel of small displacement and maximum speed having a battery of light rapid-fire guns and heavy deck torpedo tubes These vessels have a moderate steaming radius and are intended for the protection of capital ships and for convoy and scouting du

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fast warship, smaller than a cruiser, developed to fight torpedo boats about 1890, and later submarines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yok edici şey veya kimse, telef edici şey veya kimse; den torpido muhribi; muhrip, destroyer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Non- Resident)

Türk Parasını Kıymetini Koruma mevzuatında tanımlanan dişarıda yerleşik kişidir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birthplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place of birth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurutma makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty- handed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kucaklamak, bağrına basmak; beslemek, büyütmek, bakmak; sığındırmak, sarmak, muhafaza etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kıymetli tezyinatla süslemek; kakmak, kabartmak; üzerine kabartma işi yapmak, kabartma işi ile süslemek. embossment i. kakma, kabartma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -bi) i eski Yunanistan'da reşit olarak tam vatandaşlık haklarını elde eden genç. ephebic s. bu gençlere ait; bir canlının olgunluk dönemine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. eymek fiilinden). Binmek için atın üzerine konulan şey: Ata eyer vurmak. Talar, Osmanlı, Yarım Osmanlı, Frenk, Kırım eyeri = Eyerin çeşitleri. Eyer boşaltmak = Atın üzerinde bir yana eğilerek yapılan süvari tâlimi. Eyeri boş kalmak = Helâk olmak, öldürülmek (süvari tâbiri). Eyer kaşı = Eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılar ki, tahtadan olup meşinle kaplanmıştır. Eyer kaltağı = Eyerin tahtadan olan kaplanmamış kafesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who eyes another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pommel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eyer vurmak, eyer kapamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ata eyer ve takım vurulmak: Daha hayvanlar eyerlenmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to saddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eyer yani sere vurulmuş, eyerle kullanılan (binek beygiri): İki eyerli bir de palanlı at.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Uyku, insana kaslarını ve diğer dokularını onarma, yaşlanan veya ölen hücrelerini yenileme şansı verir.

Uyku, insan beynine hafızasındaki bilgileri düzenleme, gereksizleri unutma ve arşlivleme şansı verir. Rüyalar da bu işlemin bir parçasıdır.

Uyku, enerji tüketimimizin miktarını azaltır. Bu nedenle günde dört-beş kez yerine üç öğün yemekle yetinebiliriz. Gece karanlığında zaten hiçbir şey yapamayacağımızdan, anahtarı kapatarak enerji tassarrufu yaparız.

Uyku, bütün gün çalışan beynin bir şarj süresi olabilir. Diğer organlardaki enerji harcamasını kısarak, beyin hücre aktiviteleri için gerekli olan enerjiyi artırabilir.

Uyku hakkında tüm bildiğimiz, geceleri iyi bir uyursak, sabahları kendimizi iyi hissettiğmiz, hem vücudumuzun, hem de beynimizin yeni bir gün için kendisini tazelediği olgusudur.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uçan şey veya kimse; pilot; (A.B.D). el ilânı; (A.B.D)., (k).dili hem kazancı hem zararı büyük olabilen bir yatırım; uzun atlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). flier.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., tiyatro fuaye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). piliç kızartıcısı; tava; Piliç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bazı erkeklerin, kendi evlerinden ayrı olarak tuttukları hususî ev veya oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

locus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promenade. place for strolling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küre şeklinde; küre şeklini andıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pectoral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gruyére cheese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gruyere cheese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

gravyer peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thresher floor. stackyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air gap / hole / pocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k ). Tanrı’nın her yerde ve her şeyde bulunduğuna inanan din ve fizikötesi görüşü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yemen’de bir kavmin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Rütbe sırası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy. pecking order. social order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy. peeking order. limited of command. stages of appeal / approach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchical. hierarchic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Eski Mısırlllarin yazısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hieroglyph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hieroglyphics. hieroglyph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hieroglyph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hiyarşenbe.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Yapılabilir ve teorik olarak mümkündür. Hatta ünlü tenör Cruso’nun bunu başardığı rivayet edilir. Reonansını tutturabilirseniz sadece bardak değil başka birçok şeyi kırabilirsiniz. Peki öyleyse, nedir bu rezonans?

Salıncakta bir çocuğu salladığınızı düşünün. Salıncak size gelirken, tam en üst noktaya ulaşmadan salıncağı itmeye kalkışırsanız, onu yavaşlatırsınız. Ancak salıncak size doğru gelirken, itmeyi hep en üst noktada yaparsanız, her seferinde aynı kuvvetle itseniz bile, salıncak gittikçe hızlanacaktır.

Salıncak kendi tabii frekansı ile, diyelim ki, dakikada 30 salınım yaparak sallanıyordu. Siz de dışardan bir kuvvet, fakat aynı frekansta bir kuvvet uyguladınız. Bu iki frekans çakıştı ve salıncak da bu nedenle gittikçe hızlandı.

Salıncak örneğinde olduğu gibi, her cismin bir kendi tabii frekansı vardır. Cisimlere kendi tabii frekansları ile çakışan bir frekansta her hangi bir kuvvet uygularsanzı rezonans denilen kontrolsüz bir ortam oluşabilir.

Eğer önünüzde duran bir bardağa, onun tabii frekansına uyan bir frekansta bağırabilirseniz, daha doğrusu bir ses dalgası gönderebilirseniz, bardağın tabii frekansı ile sesin frekansı çakışarak, bardaktaki titreşimi kontrolsüz bir şekilde artırır, bardak rezonansa girer ve sonuçta çatlayabilir veya kırılabilir.

İnsanlar günlük yaşamlarında pek farketmemelerine rağmen rezonans olayı, otomobilden, köprü dizaynına kadar mühendislerin en çok zorlandıkları konulardan biridir. Hatta bu nedenle, askerler bir köprüden geçerlerken, yürüyüş adımlarının frekansları köprünün tabii frekansı ile çakışıp, köprü yıkılmasın diye, köprülerden uygun adım yürüyüşle geçmezler.

Otomobilde direksiyon mekanizması ile amortisörlerdeki titreşim aynı frekansa gelince, rezonans sonucunda direksiyon şiddetli sarsılmaya başlar. Mühendisler araba dizaynında parçaların biçimlerini, yaylanmalarını ve ağırlıklarını, devir sayıları ve benzeri faktörleri göze alıp rezonansı en aza indirmeye çalışırlar.

Peki bu rezonansın hiç iyi bir yönü yok mu? Var elbette. Örneğin radyo istasyon dalgalarını araken bu dalgaları yakalarsanız, kendi alıcınız ile birbirini tuttuğu an rezonansa girer, genliği artar ve bu istayonu işitmeye başlarsınız.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hollow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Evet doğrudur. Hatta bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz.

Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 bin yıl kadar önce Orta Asya’da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol kenarlarında, kıraç yerlerde yetişen yabani havuçtur.

İlk havuçların renkleri turuncu değildi. Beyaz, pembe ve sarı idiler. Turuncu veya kırmızımsı havuçlar 1600’lü yıllarda Hollandalılar tarafından geliştirilmişlerdir. Günümüzde tüketilen havuçların hemen hemen tümü Hollanda kökenlidir. Beyaz ve sarı renkteki havuçlar yem olarak kullanılırlar.

Çok besleyicidir. Çiğ veya pişmiş olarak yenilebilir, içinde yüzde dokuz karbon hidrat ve karoten denilen boya maddesi bulunur. Bu boya maddesi, rengi sarı ve turuncu olan bütün meyve ve sebzelerde bulunur. Bunlar yenildiğinde vücudumuz, karoteni A-vitaminine çevirir. Bir adet havuç vücudumuzun günlük A-vitamini ihtiyacının yüzde 220’sini karşılar.

A pro-vitamini şeklinde havuçta bol miktarda bulunan karoten, sağlıklı büyümeye, derimizi ve saçlarımızı canlı tutmaya yarar, enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır, ayrıca geceleyin iyi görmeye yaradığı da ileri sürülüyor. Kandaki hemoglobin miktarını arttırarak kanın tazelenmesini sağlar. Kaynatılarak içilen suyu ishale iyi gelir. Karoten sadece havuçta değil kavunda ve balkabağında da vardır.

Havuç çok miktarda yenildiğinde cildi turuncu renge çeviren de bu karoten denilen turuncu renkli boya maddeleri, yani pigmentlerdir. Aslında normal olarak yenildiğinde bir tesiri olmayan karoten çok miktarda yenilen havuç vasıtası ile aşırı alındığında cildin rengini de değiştirir ama bu geçicidir. Ancak ısrarla aşırı havuç yenilmesine devam edilirse ciddi sonuçları görülebilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacation spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work place. business place / sites. business quarter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çorap bağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garter. suspenders. suspender belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garter. supporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careening ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claustrophobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). italyan jandarmalarına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abdominal cavity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career. carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Yapıları süslemek için. kullanılan sertleştirilmiş mukavva.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaster molding ornamenting a ceiling. papier mache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cashier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cashier. cash clerk. cash collector. counter clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (i. cavaliere). Süvari ve atlı demek olup Ortaçağ’da Avrupa” da Hıristiyanlık uğrunda can feda etmiş kahraman gibi tanınan bir sınıf mutaassıp cengâverlere denirdi ki, bunların birtakımları bazı yerlerde ruhânî ve askerî bir çeşit idare ve hükümete de kavuşmuşlardır: Rodos, Malta kavalyerleri. bk. Şövalye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kişi yolsuz olduğunu bildiği bir işi yaparken kendini mazur göstermek için bahane uydurur. Atasözü

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carefree. in fine fettle. high jinks. in high spirits. like the cat that stole the cream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,( argo), eski saçma, manasız şey. put the kibosh on boşa çıkarmak, bozmak, alt üst etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanctuary. sanctum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lâ = menfilik edatı, yetegayyer = tağyîr’den geniş zaman). Değişmez, daimî surette bir halde bulunan: Lâyetegayyer bir haldedir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kuzu kuşu, (zool.) Gypaetus barbatus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Internet’in aksine, yalnızca yerel alanla (örneğin firma ağları) sınırlı bir iletişim ağıdır.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşatmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna ‘Coriolis’ kuvveti diyorlar. Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olamayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutuptakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak be. dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşalmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna “Coriolis” kuvveti diyorlar.

Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olmayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40 bin kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) avukat, dava vekili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kat, tabaka; daldırma. a good layer bol yumurta yumurtlayan tavuk. layer cake arası kremalı kat kat pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لایتغير] değişmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Midilli'nin eski ismi. Lesbian s. Midilli'ye ait; Midillili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kasıtsız adam öldüren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mayın döken gemi, ağ döşeme gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A. «gayr» dan). Başka türlü olma, uymama, uygun olmayış, farklılık, muhalefet: Bu iki şey arasındaki mugayeret açıktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغایرت] zıtlık, aykırılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gayr» dan imef.) (mü. mugayyere). Değiştirilmiş, Osm. tagyîr edilmiş («mütegayyır» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayr» dan imef.) 1. istediğini seçmekte veya bir şeyi kabûl edip etmemekte serbest olan: İkiye ayırıp istediğini almakta kendisini muhayyer bıraktim; ben size doğrusunu söyledim, kabûl edip etmemekte muhayyersiniz. 2. Beğenilmediği takdirde geri alınmak şartiyle satılan: Ben, bunu muhayyer aldım, geri gönderebiliriz; o adam muhayyer mal satmıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde bir basit makam. Hüseynî makamının inici şeklidir. Dügâh (IS) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

returnable (merchandise. on approval. on trial. on appro approval. on approbation. consignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) Türk musikisinde tiz sekizlideki lâ perdesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) Türk musikisinde bûselik beşlisi ile kalan mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde kürdî dörtlüsü ile kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, parçalar arasında otomatik olarak 3’er saniyelik boşluklar yerleştirilmesini sağlar. Bu özellik sayesinde AMS özellikli bir kaset deck’i, kayıtlı parçanın başlangıcını çok daha kolay biçimde bulacaktır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sitting place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. mahkemeye sunulan belge. oyer and terminer A.B.D. ağır ceza mahkemesi; ing. bir çeşit geçici mahkeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fairground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fairground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turnout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking lot / site / space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turnout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking lot / site / space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market place / stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picnic area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

19’uncu Yüzyılın başlarında İstanbullu gençler arasında kabadayılığın o zamanki diğer bir şekli olan Külhani dolaşmak moda olmuştu. Bu kişiler başlarına üç metre boyunda şal sarar, bacaklarını açıkta bırakan kalyoncu mintanı giyer, kollarını sıvar, vücutlarına çeşitli dövmeler yaptırarak etrafa hava atarlardı. Bu kıyafete “Pırpırı Kıyafet” denirdi.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oyuncu; aktör; çalgı çalan kimse, çalgıcı; eğlence ile vakit geçiren kimse; kumarbaz; (ing), (spor) profesyonel oyuncu; müzik aletini çalmak için kullanılan otomatik cihaz. player piano otomatik tertibatı bulunan piyano.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dua, niyaz; temenni, rica; ibadet, namaz; dua edilen şey; huk. dilekçe, istida. prayer beads tespih. prayer book dua kitabı. prayer meeting dua meclisi. prayer rug seccade. prayer wheel (Tibet Budistlerine mahsus) dua yazılı kâğıtların sarıldığı dön

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ibadetkar, zahit; dualı. prayerfully z. dua ile. prayerfulness i. ibadetkarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. hortumlu memelilere ait; hayvan hortumuna ait; hortumlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. hortum, fil hortumu; böceklerde hortum; (şaka) burun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. première

tiy. ilk gösteri

Sahneye konulan oyunun ilk temsili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

première. première performance. opening night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yapılabilir ve teorik olarak mümkündür. Hatta ünlü tenor Cruso’nun bunu başardığı rivayet edilir. Rezonansını tutturabilirseniz sadece bardak değil başka birçok şeyi kırabilirsiniz. Peki öyleyse, nedir bu rezonans?

Salıncakta bir çocuğu salladığınızı düşünün. Salıncak size gelirken, tam en üst noktaya ulaşmadan salıncağı itmeye kalkışırsanız, onu yavaşlatırsınız. Ancak salıncak size doğru gelirken, itmeyi hep en üst noktada yaparsanız, her seferinde aynı kuvvetle itseniz bile, salıncak gittikçe hızlanacaktır.

Salıncak kendi tabii frekansı ile, diyelim ki, dakikada 30 salınım yaparak sallanıyordu. Siz de dışardan bir kuvvet, fakat aynı frekansta bir kuvvet uyguladınız. Bu iki frekans çakıştı ve salıncak da bu nedenle gittikçe hızlandı.

Salıncak örneğinde olduğu gibi, her cismin bir kendi tabii frekansı vardır. Cisimlere kendi tabii frekansları ile çakışan bir frekansta her hangi bir kuvvet uygularsanız rezonans denilen kontrolsüz bir ortam oluşabilir.

Eğer önünüzde duran bir bardağa, onun tabii frekansına uyan bir frekansta bağırabilirseniz, daha doğrusu bir ses dalgası gönderebilirseniz, bardağın tabii frekansı ile sesin frekansı çakışarak, bardaktaki titreşimi kontrolsüz bir şekilde artırır, bardak rezonansa girer ve sonuçta çatlayabilir veya kırılabilir.

İnsanlar günlük yaşamlarında pek fark etmemelerine rağmen rezonans olayı, otomobilden, köprü dizaynına kadar mühendislerin en çok zorlandıkları konulardan biridir. Hala bu nedenle, askerler bir köprüden geçerlerken, yürüyüş adımlarının frekansları köprünün tabii frekansı ile çakışıp, köprü yıkılmasın diye, köprülerden uygun adım yürüyüşle geçmezler.

Otomobilde direksiyon mekanizması ile amortisörlerdeki titreşim aynı frekansa gelince, rezonans sonucunda direksiyon şiddetli sarsılmaya başlar. Mühendisler araba dizaynında parçaların biçimlerini, yaylanmalarını ve ağırlıklarını, devir sayıları ve benzeri faktörleri göze alıp rezonansı en aza indirmeye çalışırlar.

Peki bu rezonansın hiç iyi bir yönü yok mu? Var elbette. Örneğin radyo istasyon dalgalarını ararken bu dalgaları yakalarsanız, kendi alıcınızın frekansı ile birbirini tuttuğu an rezonansa girer, genliği artar ve bu istasyonu işitmeye başlarsınız.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bıçkıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chest of drawers. dresser. chiffonier. commode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chiffonier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sîret). (bk.) Sİret. m. gibi Hz. Muhammed’in biyografisini anlatan eser.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kâhin, gaipten haber veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Staj yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal. intern. trainee. probationer. pupil. student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intern. probationer. trainee. apprentice. probtioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trainee. intern. articled clerk. probationer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a trainee. internship. probationership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kimsenin veya bir şeyin hareketlerini incelemek için kullanılan aralıklı ışık veren alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wooden balcony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahtapûş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Deniz eri, denizci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the daybreak sky. dawn. daybreak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Güneş doğmak üzereyken, ufukta hafifçe aydınlanan y(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vergi veren kimse, vergi mükellefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uçma, uçuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

replace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. tertiaire

kim. üçüncül

Organik bir birleşiğin formülünde öbür üç karbon atomuna bağlı olan (karbon atomu).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. damarda veya kalpte kanın pıhtılaşması, tromboz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki) (armonide) Uçlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gathering place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting place. venue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maden eritme ocağına hava veren boru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ifşa etmek, açığa vurmak, itiraf etmek, içini boşaltmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

USB Media Player ile birçok USB aygıtını doğrudan BRAVIA TV’nize bağlayabilirsiniz. WALKMAN® mp3 çalar, Cyber-shot fotoğraf makinesi, VAIO dizüstü bilgisayar, Handycam® Video Kamera veya USB Memory Stick™ fark etmez; multimedya dosyalarınızın keyfini büyük ekranda çıkarmak için bağlamanız yeter. USB aygıtınızın içeriği doğrudan BRAVIA TV’ye aktarılır; böylece zahmet çekmeden müzik dinleyebilir (MP3), en sevdiğiniz fotoğrafların slayt gösterisini (JPEG) veya son çektiğiniz ev videolarını izleyebilirsiniz (MPEG1).

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

USB Music Player, en sevdiğiniz şarkıları veya şarkı listelerini BRAVIA TV’nizde dinlemenizi sağlar. VAIO, WALKMAN® mp3 çalar veya USB Memory Stick™ gibi birçok USB aygıtı TV’nize kolayca bağlanabilir ve MP3 müzik dosyalarınız doğrudan büyük ekrana aktarılır; bu sayede tek bir hareketle odanızı en sevdiğiniz müzikle doldurabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Uzay mekiğinin içindeki astronotların havada yüzer gibi dolaştıklarını, eşyaların ortalarda uçuştuklarını televizyonda görmüşsünüzdür. Uzay mekiğinin dönüp durduğu yükseklik, dünyanın boyutları ile mukayese edildiğinde o kadar da fazla değildir. Peki nasıl oluyor da bu kadar bir yükseklikte yer çekimi sıfırlanıyor? Koskoca Ay’ı bile yörüngesinde tutan dünyamızın çekim gücü, ufacık bir uzay aracına nasıl etkili olamıyor?

Aslına uzay aracında da yer çekiminin yok olması söz konusu değildir. “Yerçekimsiz ortam” deyimi doğrudur ama bu, mekiğin yörüngesindeki uçuşundan doğan bir durumdur.

Astronotları (veya kozmonotları) bu ortama alıştırmak için özel hazırlanmış yolcu uçaklarının kullanıldıklarını duymuşsunuzdur. Uçak belirli bir yüksekliğe gelince aniden ve hızla bir eğri çizerek yere doğru inişe geçer. Saniyeler süren bir sürede uçağın içinde yer çekimsiz ortam yaratılmış olur.

Uzay mekiğinin ve uzay istasyonlarının dünya etrafında dönüşü, uçağın yaptığı hareketin veya çizdiği rotanın sürekli olan bir şeklidir. Yerden bakınca düz gidiyormuş gibi görünür ama uzay aracı devamlı düşüş halindedir. Eğer düz gitseydi (uzaydan baktığınızı düşünün) yörüngeden çıkar giderdi. Nasıl lunaparkta eğlence trenleri önce yükseğe çıkar sonra oradan hızla düşermiş gibi inerse, uzay aracının da dönüşü, aslında bu düşüş hareketinin devamlı bir halidir.

Uzay araçlarının uçtukları yükseklikte şüphesiz yer çekimi vardır ama bu sadece aracı yörüngede tutmaya yarar. Dünya’dan Ay’a doğru düz bir hat üzerinde yolculuk yaptığınızı düşünün. Ay ile Dünya arasında öyle bir nokta vardır ki burada Dünya’nın yerçekimi kuvveti biter Ay’ınki başlar. Yani uzayda nereye giderseniz gidin bir şeyin sizi çekmesinden kurtuluş yoktur.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gereksiz sözlerle dolu. verbosely z. şişirerek. verboseness, verbosity i. söz çokluğu, laf kalabalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). (şapka, perdesü, palto vesaireyi) Çıkarıp bırakma yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checkroom. cloakroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checkroom. cloakroom. coat rack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloakroom. checkroom. vestiary. check room. dressing room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

false swearing. false oath / swearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz.

Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler.

Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır.

Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700’lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti.

Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve gösterişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti.

Avrupa’da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar.

Yemekten sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz.

Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler.

Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır.

Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700’lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti.

Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve göslerişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti.

Avrupa’da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar.

Yemeklen sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üzerinde yaşadığımız gezegen, dünya: Yer, güneşin etrafında döner. 2. Dünyanın kara kısmı, yüzü: Yere basmak, yere oturmak, yerle beraber. 3. Mahal, mevzi, mekân, ikametgâh, makam, cây: Onun yeri yoktur, yeriniz neresidir? 4. Memleket, menşe: Benim yerim Rumeli’dir, cins atların asıl yeri Arabistan’ dır. 5. Bir işe mahsus mahal. Pazar yeri = Pazar kurulan yer. Yere atmak = Ehemmiyet vermeyip bırakmak, yabana atmak. Arka yere gelmek = 1. Arka üstü düşmek. 2. mec. Yenilmek, mağlûp olmak. Yerelması = Sebze gibi kullanılan, şeklen patatese benzeyen bir kök. Yere vurmak = 1. Mağlûp etmek, düşürmek. 2. Aldatıp soymak, dolandırmak. Kendini yerden yere vurmak = Şiddetli ağrı veya üzüntüden tepinip durmak. Yer etmek = 1. İz bırakmak. 2. Tesir etmek, tesirli olmak, geçmek. Yer edinmek = Arazi veya ev almak. Yerini ısıtmak = Bir yerde uzun müddet kalmak. Yere batmak = 1. Toprağın içine sokulmak, gömülmek. 2. Adı ve izi kalmamak. Yere bakar, yere bakan = Mürâİ, sinsi. Bir yere gelmek = Toplanmak. Yer beğenmek = Oturacak yer seçmek. Yer bulmak = 1. Oturacak yere sahip olmak: Odada yer bulamadım. 2. Memuriyete girmek: Bir yer buldu, boşta değil. Yerini bulmak = İcra olunmak: Emriniz yerini bulsun diye bunu yaptım. Yercton göğe = Pek büyük fark, pek ziyade. Yerden yere = Bir taraftan bir tarafa, sık sık yer değiştirerek: Yerden yere geziyor. Gökte ararken yerde bulmak — Uzaklarda ve külfetle ararken yakında ve kolaylıkla bulmak. Bir yerde (menfî cümlede), hiçbir yerde = Bir yerde bulamazsınız. Yerinde = T. Münasip, mükemmel, iyi, uygun, lâyık: Bu söz yerindedir, yerinde söylenmiş bir sözdür. 2. Münasip vakit ve hâlde, münasebet düşünce: Yerinde öyle de denilir. Yerini sevmek = Bir bitki dikildiği yerde çabuk büyümek. Yer sarmaşığı = Yerde uzayan bir cins sarmaşık. Yer sıçanı = Köstebek. Yerini tutmak = Bir şey veya şahıs yerine geçmek, onun işini görmek: Hiç kimse ana yerini tutamaz, bizim yazıhane sofra yerini tuttu. Yerfıstığı = Amerikan fıstığı. Kara yer = Mezar, kabir. Yerine koymak = Saymak, Osm. add ve İtibâr etmek: Ablasını mürebbiye yerine koymuş, beni adam yerine koymadı. Yere geçmek = Çok mahçup ve meyus olmak. Yerine geçmek = Yerini tutmak, bir şey gibi kullanılmak: Ona verdiğiniz para sadaka yerine geçti. Yerine gelmek = 1. Eski hâline dönmek, bozulmuş iken düzelmek: Benzi yerine geldi, ne kadar yıkandıysa yerine gelmedi. 2. iyileşmek. Yeri var = Yerinde, lâyık, münasebet alır: Öyle söylese yeri var. Baş üstünde yeri var = Pek makbûl, muteber ve muhteremdir. Yeri yurdu belirsiz = Serseri, derbeder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terraneous. earth. premises. footing. whereabouts. glebe. ground. locale. locality. location. locus. mother earth. place. position. post. quarter. room. seat. site. situation. situs. slot. space. spot. stand. standing. station. stead. terrain. ubiety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ground. earth. landmark. locality. location. place. point. position. room. seat. site. situation. space. spot. stand. station. stead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ere; before.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

location. floor space. ground. land. lieu. locale. locality. locus. place. room. seat. slot. spot. spot of land. station. stead. terrain. way. world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book a place. book a seat. to book a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, kullanıcıların müzik dinlerken en sevdiklerin CD ya da MiniDisc parçalarını işaretlemelerini sağlar. Daha sonra bu işaretlenen parçalar otomatik olarak çalınabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subterranean. subterraneous. underground. undersoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subterranean. underground. subsurface. under the earth. hidden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subterranean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yeraltı sularının kirliliğinin başlıca kaynakları lağım suyu tesisatı, lağım çukurları vb. ile kıyı bölgelerinde tuzlu su sızıntılarıdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Paraguay çayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k ). Yer küresinin yapısı ile tarihini inceleyen ilim, jeoloji.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. yerâbî). Çöl sıçanı, cırbağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Bitki kök ve saplarının yerçekimi tesiriyle belli bir istikamet almalar! hususiyeti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Belirli bir yer ile ilgili olan, örf. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Yerel Karartma (LED) teknolojisi, orijinalinin mükemmel bir eşi olan görüntüler yaratır. Sürekli yanan flüoresan (CCFL) tüpler yerine LED’ler kullanarak, daha fazla netlik için renk kontrastını geliştirir. Yerel Karartma (LED) ekranda olup bitenlere tepki verir ve görüntünün karanlık olduğu bölümlerde arka ışığın kapatılabilmesini sağlar. Sonuç ise saf, gerçek siyahlar ve enerji tüketimi açısından daha verimli bir TV’dir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Bileşikgillerden köksapları yumru hâlinde olan biifcbitki.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(helianthus tuberosus): Bileşikgiller familyasından; basit yapraklı, yüksek, çok yıllık otsu bir bitkidir. Toprak altındaki yumruları inulin bakımından zengindir. Yumruları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Şeker hastaları için faydalıdır. Besleyicidir. Vücudun direncini artırır. Kabızlığı giderir. Anne sütünü artırır. Bol idrar söktürür. Böbreklerin ve pankreasın düzenli çalışmasını sağlar. Basur memelerine faydalıdır. Romatizma, nikris ve mafsal ağrılarında şikayetleri azaltır. Cildin güzel olmasını sağlar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Yeryüzünden bir parça, arazi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Baklagillerden, sıcak bölgelerde yetişen bir bitki ve bunun yağı ıkarılan tohumları; Amerikan fıstığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satire. squib. satire hicviye. hiciv. satir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diatribe. lampoon. satire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hüzünlü, tasalı, kaygılı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip). AJlah sana merhamet etsin (dua tabiri).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Erkek kartal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Zamanı, yeri uygun düşen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answerable. applicable. apposite. appropriate. apropos. apt. becoming. befitting. calculated. condign. conformable. expedient. felicitous. fit. fitted. grandiloquent. in. just. legitimate. opportune. pat. pertinent. in place. pointed. proper. pursuan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apt. becoming. condign. expedient. good. happy. opportune. pertinent. presentable. seasonable. suitable. timely. well. congruous. congruent. appropriate. in its place. fit to be.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on site.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fidget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demount. displace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instead. instead of. in lieu. in lieu of. in place of. vice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for. instead of. in place of. in sb's/sth's stead. in lie. instead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

before. for. in lieu of. instead. pro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fulfillment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. fulfilment. implementation. observance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consummation. execution. exercise. fulfilment. implementation. implementing. fulfillment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assume. fill. fulfil. implement. keep. meet. perform. redeem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effect. fulfil. fulfill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pişman olmak, teessüf etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yerküresinin dışını kaplayan ve karalar ile denizleri taşıyan katı kabuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Yarkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Üzerinde yaşadığımız küre, Osm. küre-i arz. 2. Üzerine dünyanın haritası çizilmiş olan küre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clay. sphere. terra. terrestrial globe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earth. globe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earth. terrestrial globe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based. entrenched. prescriptive. sedentary. settled. situate. situated. stationary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrenched. sedentary. settled. established. permanent. resident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

built-in. on-board. resident. established. sedentary. settled. well- established.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inveteracy. emplacement. habitation. lodgement. lodgment. settlement. settling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomodation. lodgment. quartering. settlement. settling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yer tutmak, yer bulup oturmak: Şuraya yerleşin. 2. Yerinde sabit olmak, yerinden oynamamak: Anadolu’da yerleştiniz artık, bu taş şurada yerleşmiş. 3. Daimî surette oturmak, vatan edinmek, ikametgâh edinmek: Sonra gelen muhacirler Ankara cihetine yerleştiler. 4. Eşyasını yerli yerine koyup nizam ve tertibe girmek: Köşke taşındık ama daha yerleşemedik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bed. ensconce oneself. indwell. install oneself. locate. nestle. perch oneself. take up one's residence. root. set. settle. settle down. shake down. stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ensconce. nestle. settle. to settle down. to become established. to get into a job or office. to get into a job/office. to settle. to live. to establish oneself at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animo manendi. dig oneself in. domicile. ensconce. to be established. to become established. furnish oneself. seat. set up for oneself. settle. settle down. settle in. settle in life. settle oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yerleştirmek işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fitted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installed. placed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emplacement. installation. installment. instalment. location. placement. settlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixation. installation. setting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mounting. naturalization. placement. placing. position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yerleşmesini sağlamak. 2. (tokat, sopa...) Vurmak. 3. Sözü tam yerinde söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodate. deposit. domicil. domicile. draw out. embed. emplace. enchase. engraft. ensconce. entrench. establish. fix. indwell. ingraft. inject. install. lay. locate. nestle. perch. pitch. place. posit. position. put. put in. quarter. reset. seat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodate. bed. dispose. establish. fix. install. lay. locate. mount. place. position. post. put. recess. relocate. seat. station. stow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bed. dispose. domicile. draw up. ensconce. entrench. establish. fit up. fix. fix on. home. house. locate. lodge. naturalize. nest. organize. place. plant. position. put. quarter. seat. set. settle. slot. spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir yerin ahalisinden olan: Yerliler buranın havasından memnundurlar. 2. Sabit, oynamaz, taşınmaz: O dolap yerlidir. Yerli yerinde; yerli yerine = Her şey veya herkes yerinde olarak, tertip ve intizamla: Eşyayı yerli yerine koymalı, orada herkes yerli yerindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aboriginal. autochthonous. domestic. domicilled. homemade. indigenous. local. native. native-born. aboriginal. american indian. autochthon. habitant. inhabitant. resident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aboriginal. domestic. indigenous. native. local. fixed. built-in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homebred. indigenous. resident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naturalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burlesque. obloquy. satire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bringing down. criticism. adverse criticism. obloquy. slur. stricture. vilification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı: yirmek) (halk ağzında: ermek). Beğenmemek, hoşlanmamak, tiksinmek, nefret ve istikrah etmek. Aş ermek = Gebe kadın yemek beğenmeyip münasebetsiz şeyler arzu etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burlesque. decry. satirize. vilify. to criticize. to disparage. to run down. to decry. to satirize. to blame. criticize. slander. to ridicule. deride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criticise. cry stinking fish. cut out. denigrate. excoriate. malign. revile. run down. satirize. vilify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Yere ait, yerle ilgili. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yerinde olmayan, münasebetsiz. 2. Barınacak yeri olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improper. indecent. inept. inopportune. mistaken. uncalled-for. undue. unearthly. unfortunate. unfounded. unhappy. untimely. untoward. unwarranted. homeless. out of place. ill-timed. out of turn. gratuitous. groundless. unfit. extraneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baseless. groundless. inappropriate. incongruous. irrelevant. malapropos. misplaced. out- of-place. beside the point. ill timed. undue. unhappy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güneşin ilk ışıklan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yer küresinin üstü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earth. earth surface. terra. world. geo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face of the earth. the world. earth's surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earth. ground. surface map. world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unload.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go by foot. to ride shank's mare. walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by