Bü’l-heves ne demek? | Bü’l-heves anlamı nedir? | Bü’l-heves

Bü’l-heves anlamı nedir?

Bü’l-heves ne demek?

Bü’l-heves anlamı nedir?

Bü’l-heves | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: bul heves

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aklına geleni yapmak isteyen, keyfine buyruk, maymun iştahlı, herşeye arzulu, arzusu çok olan. kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İrade kaybı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aboulie

ruh b. irade yitimi

Karar verme, dikkat, istekli kımıldama vb. zihin veya beden etkinliğine ilişkin işleri yapamamaktan doğan sinir yorgunluğunda görülen bir belirti.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaba, anlayışsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boorish. dunce. stupid. rude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (anat). hokka çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having many bright colours. spotty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Allak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. pell mell. shambolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convulse. jumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bewildered. to turn into a mess. shatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cankurtaran, ambulans : gezici hastane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ambulance

cankurtaran

Hasta veya yaralı taşımaya uygun hazırlanmış özel araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambulance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambulance. blood-wagon. casualty department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gezmek, yürümek. ambulant (s) seyyar, gezici; (tıb). vücudun bir tarafından başka tarafına geçen; (tıb). hastayı yatırmaya lüzum göstermeyen. ambula'tion (i). gezme, gezinme, gezicilik. am'bulatory (i)., (s)., (mim). gezilecek yer; (s). g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzlaştıran, barıştıran kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Belli bir yerin havasındaki yoğunlaşmış toz parçacıkları.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan ve Arabistana mahsus birkaç cins ağaç, (bot). Acacia arabica; bu ağaçların zamkı, tohum zarfı veya kabukları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uzun boylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kara benekli kırıfıızı bir küçük böcek, uçuç böceği, zeruh. Banbul otu = Siğil otu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük tüy kenarındaki küçük tüy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dergi. bulletin board ilân tahtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayyaş, işkiye düşkün; emici, suyu çekici çbibulously z. içkiye düşkün olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geçen sene, bir sene evvel: Bıldır bu kadar sıcak olmadı; bıldır gitti idim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

routout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saz otu su hezaranı, hasır sazı bot. scirpus cernuus; koğalık, bot. Scirpus lacustris. small bulrush su kamışı, bot. Typha latifolia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nominal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

N foam; bubbles; froth; soapsuds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The 'princess' onboard the Saucy Mare; one of Captain Capacitor's crew RB: 1 C.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pınar, kaynak, çeşme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kaynak, pınar, çeşme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emulsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bulamak, bulaştırmak, kaplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to besmear. to bedaub. to smear. to cover with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to roll sth in. to besmear. to bedaub with. to smear. mix. malax. lime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bulanmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blur. dim. muddy. cloud. darken. trouble. upset. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blur. cloud. to muddy. to roil. to turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to muddy. to stir up. cloud. dim. thicken. trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulanmış olan: Bulanık su, bulanık hava. Bulanık suda balık avlamak = Karışık vaziyetlerden faydalanarak menfaat temin etmeye çalışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muddy. blurry. blurred. dim. cloudy. clouded. foggy. out-of-focus. dark. filmy. hazy. indistinct. mackled. misty. murky. troubled. turbid. cloudyly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloudy. dim. fuzzy. hazy. milky. turbid. muddy. blurred. overcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloudy. dim. out of focus. muddy. turbid. not clear. hazy. thick. nebulous. opaque. blurred. obscure. impure. clear as mud. dirty. as clear as ditch water. dreamy. foggy. muzzy. unclear. vague. woolly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blur. fog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulanık olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blurriness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turbidity. cloudiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turbidity. blur. mackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Duru halini kaybetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get muddy. to get dirty. to become turbid. to cloud over. to be nauseated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be upset. to get muddy / dirty. to become turbid. film over. thicken. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kusacak gibi bir duygu veren mide rahatsızlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sickness. nausea. nauseation. qualm. queasiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sickness. nausea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nausea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagious. infectious. transmitted. catching. corruptive. taking. zymotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catching. communicable. contagious. infectious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagious. infectious. catching. communicable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communicable disease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagious disease. communicable disease. contagion. infectious disease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulaşmış olan, yemekte kirlenmiş kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty dishes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wash cloth. dishcloth. dishrag. wash rag. dish cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ship with a bad bill of health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishwasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dish washer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishwater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulaşık yıkamayı iş edinmiş kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishwasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishwasher. pot walloper. scullion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scullery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagion. infection. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mess with. become entangled in. have one's hand in. have a hand in. be transmitted by. be contaminated by. catch. smear. rub on. be involved. get at. smudge. welter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smudge. to be smeared. to smudge. to be infected. to spread. to get involved in. to be embroiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be smeared to be spread by contagion. to be involved in an affair. catch. smudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmission. blurring. contamination. implication. infection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contamination. infection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bulaşmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infect. contaminate. transmit. involve. daub. dirty. smear. taint. bedabble. bedaub. besmear. blur. communicate. corrupt. drag. embroil. entangle. imbrue. implicate. inweave. propagate. slush. smudge. splodge. splotch. spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. contaminate. implicate. involve. smear. smudge. transmit. to smear. to smudge. to blur. to infect. to spread. to transmit. to communicate. to involve. to embroil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to smear. to infect. to spread. bedaub. besmear. communicate. contaminate. defile. embroil. implicate. propagate. smirch. splotch. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çiçek soğanı, soğan; ampul, elektrik lambası. bulba'ceous s. soğanı olan, soğan gibi kök veren. bulbif'erous s. soğan gibi kök veren bulbous s. soğan gibi kökü olan, soğan şeklinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkçe ve Farsça’da da kullanılır). Nisan ve mayısta erkeği güzel bir sesle öten maruf kuş. Fars. andelîb, hezâr: Bülbül ötüyor: Bülbül gibi hoş nağmeler ile terennüm ediyor. (GÜyâ güle sevgisi ve dikenden cefa görmesiyle, eski şairlerimize sermaye olmuş ise de, bülbül gülden değil asıl dikenden ve dikenli çalılıklardan hoşlanır). Bokluca bülbül = Bülbüle benzer küçük bir kuş. Çeşm-i bülbül = Renkli ve işlemeli şişe vs. XIX. asırda İstanbul’da yapılmışları çok değerlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightingale. philomel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightingale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightingale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bülbül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Sesinin güzelliğiyle ünlü ötücü kuş. 2.Sesi çok güzel olan kimse. Bülbül Hatun: Bayezid II.’in eşi. (Öl. Bursa 1515). Şehzade Ahmed’in annesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Emzikli su kabı. BûLBÜLİYE, (BÜLBÜLİYYE) (i. A). Mürekkep balığına ve ahtapota benzer bir deniz hayvanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beled). Beledler, beldeler, (bk.) Beled.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulldog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Yol yapımında kullanılan tırtıl tekerlekli, kudretli bir makine. Buldozerin önündeki geniş satıhtı bıçak, toprak birikintilerini ve kümelerini küreyerek kaldırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulldozer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulldozer. ground levelling machine. earthmoving machinery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A. c.) (m. be lîğ). Beliğler, (bk.) Belîğ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yüksek, yüce, Ali: Bülend Avâz ile = Yüksek sesle. Bülendpâye = Mevkii yüksek. Bülend-himmet = Yüksek himmetli, çalışkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Yıldızı yüksek. mec. Tâlihi uygun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yücelik, yükseklik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yüce yüksek, ala, ulu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Bulgaria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Eskiden Ural dağları civarında oturan Türk kavimlerinden iken sonra Rumeli cihetine gelip Islav’laşmış bir kavim. Bulgarlar, Bulgar kavmi, Bulgar lisanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bulgarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Olgun, bilgili, görgülü, hoşgörülü kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi.). Bulgar dilinde ve on. ların tarz ve usûlünde olan: Bulgarca kitap, e. Bulgar dilinde veya Bulgarlar’a mahsus tarz ve usûlde: Bulgarca söylemek, Bulgarca hora tepmek, i. Bulgarların konuştukları dil: Bulgarca, güney Slav dillerindendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgarisch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Curadan büyük ve bağlamadan küçük, iki çift telli tambura.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bulgaristan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Bulgar, Bulgarca; s. Bulgaristan'a ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgaria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bulgaria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Bulgaria) Başkent: Sofya.

Nüfus: 8.800.000.

Yüzölçümü: 42.885 km2.

Komşuları: Kuzeyde Romanya, Batıda Yugoslavya, Makedonya, Güneyde Yunanistan ve Türkiye.

Önemli Şehirleri: Sofya, Plovdiv, Varna.

Din: %85 Bulgar Ortodoksu, %13 Müslüman.

Dil: Bulgarca.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Bulgaristan Sosyalist Partisi, Bulgar-Halk Çiftçi Birliği, Hak ve Özgürlükler Partisi, Demokratik Güçler Birliği.

Tarih: Bulgaristan’a ilk yerleşenler 6. Yy. da Slavlar oldular. Türk Bulgarları 7. yy.’da geldiler. Slavlarla karışarak 9. yy.da Hıristiyan oldular, 10. Ve 12. yy.larda güçlü imparatorluklar kurdular. Ülke 1396’da Osmanlılar tarafından ele geçirildi ve 500 yıllık Osmanlı egemenliğine sahne oldular. 1876’da meydana gelen bir ayaklanma 1908’de bağımsız krallık olunmasına yol açtı. Bulgaristan I. Balkan savaşından topraklarını genişletmesine rağmen, Almanya’nın yer aldığı I. Dünya Savaşında Ege Sahil Şeridini kaybetti. II. Dünya savaşında Mihver’e katıldı fakat 1944’de bu ittifaktan çekildi. Komünistler Sovyet desteğiyle iktidarı ele geçirdiler. 8 Eylül 1946’da monarşi lağvedildi. 10 Kasım 1989’da 35 yıldır iktidarda olan, Komünist parti lideri ve devlet başkanı Todar Jivkov istifa etti. Ocak 1990’da tutuklanan Jivkov, Eylül 1992’de yolsuzluktan ve görevi kötüye kullanmaktan suçlu bulundu.

Burma bkz. Myanmar.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çıkıntı, şiş, tümsek; A.B.D., (argo) üstünlük. get the bulge on. üstünlük sağlamak. bulgy s. şişkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bel vermek, esnemek; çıkıntı yapmak; pırtlamak; dışarı uğratmak, pırtlatmak, çıkıntı meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tümsek yüzlü golf sopası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulunan şey, tesbit edilen şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symptom. evidence. finding. discovery. find. indication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

find. finding. symptom. discovery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. invention. diagnosis. find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Burgul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiled and pounded wheat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parched crushed wheat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiled and pounded wheat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

is familiar to many of us through the Middle Eastern dishes tabbouleh and kibbeh Bulgur is wheat that has been steamed whole, dried, then cracked So bulgur is essentially precooked and quick to prepare It comes in three grinds -- fine , medium , and coars

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgur pilaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., b.b. doymaz iştah, doymama hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şişmek, büyümek, genişlemek; cüsseli veya önemli olmak; şişirmek, büyütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hacim, oylum; büyük kısım, ekseriyet; ambalajlanmamış yük veya eşya. in bulk dökme halinde, ambalajsız; toptan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemide bölme; maden ocağında tahta set; bodrum merdiveninin iki kanatlı kapağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iri, cüsseli, hacimli, çok yer kaplayan. bulkiness i. irilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boğa; diğer bazı hayvanların erkeği; boğa gibi kimse; vurguncu kimse; gaf; A.B.D., (argo) polis; A.B.D., (argo) saçma, zırva. Bull astr. Boğa burcu; buldok cinsi köpek. bull calf erkek buzağı. bull market borsada fiyatların devamlı yükselişi. bull sess

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. bulletin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nişan tahtasının ortası, hedef merkezi; tam hedefe rastlayan kurşun; kısa odaklı mercek; siklon fırtınasının merkezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mühür; tıb. kabarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. kabarmış gibi görünen, üstü kabarcıklı olan; anat. şişkin, şişmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boğaların köpeklerle dövüştürülmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çoban aldatan kuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buldok; büyük saplı tabanca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstünden buldozer geçirmek; A.B.D., (argo) zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buldozer, yoldüzer; A.B.D., (argo) alikıran, baş kesen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mermi, kurşun; küçük top. bulletproof s. kurşun geçmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bildiri, tebliğ, resmi tebliğ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boğa güreşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şakrakkuşu, zool. Pyrrhula pyrrhula; ing. üzerinden atla geçmeye imkan olmayan çalı çit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iri kurbağa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dere iskorpiti veya buna benzer balık; inatçı kimse. bullheaded s. inatçı; kalın kafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. külçe şeklinde altın veya gümüş; altın veya gümüş çubuklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. boğa gibi; fiyatların yükselmesi ümidinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalın ve kısa boyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iğdiş edilmiş boğa, öküz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. boğa ağılı; k.dili hapishane; (beysbol) yedek oyuncuların bekledikleri yer; ormancıların yatakhanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boğa güreşlerine mahsus yuvarlak yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ünlem, kaba boğa dışkısı; bok; ünlem Yalan! Saçma!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalın kırbaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., ünlem, k.dili iyi, güzel, ala, mükemmel; ünlem Bravo ! Aferin !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. konserve sığır eti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kabadayı, kendinden küçükleri ezen kimse, zorba kimse; f. zorbalık etmek, kabadayılık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detection. finding. invention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

find. finding. invention. discovery. detection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bilmece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puzzle. riddle. crossword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puzzle. crossword puzzle. crossword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross word puzzle. crossword puzzle. crossword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(müzari: bulur) (f.) (Çağatay lehçesinde olmak yerine yardımcı fiil gibi kullanılır: Bolmak). 1. Arayarak veya tesadüfen bir şey elde etmek: Bahçede güzel bir çiçek buldum. Filân bir define buldu. 2. Kaybolmuş bir şeyi tekrar ele geçirmek: Kaybolan atı buldular. Düşürdüğünüz parayı buldunuz mu? 3. Varmak, erişmek: Yetmişi buldu, sağlıkla baharı bulalım. 4. Nâil olmak, ele geçirmek, zafer kazanmak, hâsıl etmek, şifâ, iyilik bulmak. 5. Uğramak, kötülüğe yakalanmak: Belâsını bulmak: İnsan ettiğini bulur. 6. Tedarik etmek: Bize biraz yemek bulmalı. 7. Raslamak, tesadüf etmek, rasgelmek, görüşmek: Dün filânı buldum. 8. Keşf, icat, ihtirâ etmek: Kristof Kolomb Amerika’yı, Gutenberg matbaayı buldu. Filân yeni bir makine, bir usûl buldu. Aralarını bulmak = Uyuşturmak, uzlaştırmak, barıştırmak. Aralık bulmak = Fırsat düşürmek. Arayıp bulmak = Aradığını bulmak, lâyık olduğu cezaya uğramak. Allah’tah bulmak = Tanrı gazabına uğramak. Vücut bulmak = Vücuda gelmek, mevcut olmak. Vuku bulmak = Meydana gelmek. Yerini bulmak = Yerine gelmek, icra olunmak. Yüz bulmak = Yüz verilmek, iyi muameleden azmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

find. invent. discover. hit. reach. meet. obtain. ascertain. clear up. cogitate. contrive. devise. go for. happen on. happen upon. procure. provide with. reason. strike. strike out. study out. turn up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrive. detect. devise. discover. find. invent. reach. suss. total. trace. to find. to detect. to determine. to find out. to discover. to invent. to devise. to amount to. to total.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to find. to discover. to invent. to amount to. to be punished. to recall. attain. detect. to make discovery. find out. mint. provide. rustle up. secure. spot. strike. turn up. work out at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Halka duyurmak için kısaltılmış şekilde hazırlanan resmî bilgi: Sağlık bülteni, meteoroloji bülteni. 2. Bir cemiyet veya dairenin çalışmalarını aksettiren mevkute: Karayolları bülteni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulletin. journal. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulletin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulletin. brief report. journal. news letter. message.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inventive. inventor. discoverer. detector detektör.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discoverer. detector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kız ve erkek çocuğun erginlik yaşına ermesi: Bülûğa, bülûğ yaşına ermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keep. keep handy. carry. stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide. to have present. to have in stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide. to have present. to make available. tote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

availability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. finding. invention. existence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be. exist. stand. be present. be situated. have. present oneself. reside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appear. attend. be. exist. lie. occur. prove. to be found. to be discovered. to be. to exist. to lie. to turn up. to attend. to be present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be found. to be discovered. to be. to exist. to be present at. to participate in. occur. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. arkeoloji). Kazılar ve başka araştırmalar neticesinde meydana çıkan; bazen de tesadüfen bulunan, eski çağlardan kalma eşya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundling. a rare find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bulmak işi veya tarzı. 2. Yeni bir şey bulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. invention. creation. contrivance. finding. find. brain child. brainchild. breakthrough. detection. innovation. puberty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. find. innovation. invention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. invention. original thought. brain child. find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. date. rendezvous. meeting. assignation. tryst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date. meeting. rendezvous. venue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting. encounter. contact. rendezvous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting place. meet. rendezvous. tryst. trysting place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meet. get together. date. date up. happen on. happen upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convene. meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to meet. to come together. forgather. get together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Denizlerden havaya kalkıp rüzgârla yer değiştiren ve yağmur veya kar halinde yere inen buğu ki, bazen ufukları kaplayıp güneş ışıklarına bir dereceye kadar engel olur. Ar. sehâb, Fars. ebr. Bulutlara kadar, bulutlar içinde: Pek yüksek. Buluttan nem kapmak = Her şey den alınmak Bulut gibi = Ziyadesiyle sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Su buharlarının yoğunlaşmasıyla meydana gelen ve gökyüzünde mahiyetine göre farklı yükseklikte bulunan hava kütlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

BELUTIYYE (i A smüş, botanik) Fasile-i belûtiyye: Meşe ağacına benzeyen bitkiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get cloudy. cloud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tepenizde gördüğünüz orta büyüklükte, yaklaşık l kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde l-5 milyon kilogram su vardır. Peki nasıl oluyor da bu kadar su başımıza kovadan dökülür gibi dökülmüyor, bu kadar tonlarca ağırlık havada durabiliyor? Gerçekten bulutlar gökyüzünün inanılmaz ve harika süsleridir.

Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı v.b. gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlamak mümkün değildir.

Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. Başlangıçta bu damlalar o kadar küçüktür ki, çapları birkaç mikrometredir. (İnsan saçı 100 mikrometredir.) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekir.

Bulutların bu kadar ağırlığa rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır. Her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1.000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1.000.000 tondur, yani bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz.

Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları o kadar küçüktür ki, üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi beyaz görünürler. Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar, bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünür. Gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlalar bulutun altında toplandığından, bu tip bulutların tabanları üst taraflarına nazaran daha koyu renktedirler.

Havadaki sıcaklık yatay olarak genellikle aynıdır. Bu nedenle havanın içine suyu alabileceği yükseklik yatay olarak hemen hemen aynı olduğundan bulutların altları daha düzdür. Bulutun ortası ile üst kenarı arasındaki ısı farklı olduğu ve üst tarafında su damlası oluşumu devam ettiği için üst taraflar kıvrımlıdır.

Bulutlar şekillerine ve yüksekliklerine göre sınıflandırılırlar. Genelde üç ana grupta toplanırlar. Bu sınıflandırmaya göre, ince, tutam tutam, ufak bulutlara ‘sirüs’, kümeler halinde olanlara ‘kümülüs’, ufukta tabaka halinde görünenlere de ‘stratus’ deniliyor. Ayrıca iki tane de yükseklik kategorisi var. Bulutun tabanı yerden 2.000 - 6.000 metre yükseklikte ise ön ismi ‘alto’, 6.000 metreden daha yükseklikte ise de ‘sirro’ oluyor. Yağmur bulutlarına da diğerlerinden ayırmak için ‘nimbo, nimbus’ gibi isimler ekleniyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tepenizde gördüğünüz orta büyüklükte, yaklaşık 1 kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde 1-5 milyon kilogram su vardır. Peki nasıl oluyor da bu kadar su başımıza kovadan dökülür gibi dökülmüyor, bu kadar tonlarca ağırlık havada durabiliyor? Gerçekten bulutlar gökyüzünün inanılmaz ve harika süsleridir.

Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı v.b. gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlamak mümkün değildir.

Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. Başlangıçta bu damlalar o kadar küçüktür ki, çapları birkaç mikrometredir. (İnsan saçı 100 mikrometredir.) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekir.

Bulutların bu kadar ağarlığa rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır. Her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1 milyon tondur, yani bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz.

Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları o kadar küçüktür ki, üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi beyaz görünürler. Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar, bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünür. Gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlalar bulutun altında toplandığından, bu tip bulutların tabanları üst taraflarına nazaran daha koyu renktedirler.

Havadaki sıcaklık yatay olarak genellikle aynıdır. Bu nedenle havanın içine suyu alabileceği yükseklik yatay olarak hemen hemen aynı olduğundan bulutların altları daha düzdür. Bulutun ortası ile üst kenarı arasındaki ısı farklı olduğu ve üst tarafında su damlası oluşumu devam ettiği için üst taraflar kıvrımlıdır.

Bulutlar şekillerine ve yüksekliklerine göre sınıflandırılırlar. Genelde üç ana grupta toplanırlar. Bu sınıflandırmaya göre, ince, tutam tutam, ufak bulutlara ‘sirüs’, kümeler halinde olanlara ‘kümülüs’, ufukta tabaka halinde görünenlere de ‘stratus’ deniliyor. Ayrıca iki tane de yükseklik kategorisi var. Bulutun tabanı yerden 2 bin-6 bin metre yükseklikte ise ön ismi ‘alto’, 6 bin metreden daha yükseklikte ise de ‘sirro’ oluyor. Yağmur bulutlarına da diğerlerinden ayırmak için ‘nimbo, nimbüs’ gibi isimler ekleniyor.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloudy. clouded. overcast. opaque. murky. nebulous. skyless. cloudyly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloudy. hazy. overcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloudy. nebulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloudless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. no clouds. sunny. unclouded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloudlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Blûz. Bilhassa kadınların giydikleri bir çeşit gömlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Al). Geniş ve ağaçlı cadde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boulevard. avenue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avenue. boulevard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boulevard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. siper, istihkâm, dıştan gelecek bir tehlikeye karşı herhangi bir tedbir. bulwarks i., den. küpeşte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. siper ile korumak, muhafaza altına almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بوالهوس] maymun iştahlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F.). Maymun iştahİıcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sebatsızlık, maymun iştahlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warbler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canbulat en-Naşirî. Mısır Memlûk sultanı. Yaşbekin kölesiydi. Yaşbek, Canbulat’ı Sultan Kayıtbay’a sattı. Kayıtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Şam valiliğine kadar yükseldi. 1500 yılında sultanlığı ele geçirdi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ÇEŞM-İ BÜLBÜL) (i. F.). Eskiden, İstanbul’da yapılan bir çeşit tahrirli cam eşya. Çeşm-i bülbül = Bülbül gözü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafım dolaşmak; tavaf etmek. circumambula'tion (i). etrafını dolaşma. circumam'bulatory (s). etrafını dolaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sohbet etmek, başbaşa vermek, konuşmak. confabula'tion (i). sohbet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). polise ait; (i). polis teşkilâtı, zabıta kuvveti; jandarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve CUNBULDAMAK (bk.) Cunbur ve cunburdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cunbur veya cunbul sesi çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F). Türk musikisinde bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk musikisinde bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (A.B.D)., argo Arap saçı gibi karıştırmak, altüst etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dumdum kurşunu, vücutta tehlikeli yaralar açan tüfek mermisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulgur iriliğinde yağan kar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). içi kaynayan, taşkın, coşkun, şevkli; kaynayan, taşan (sıvı) .ebullience, cy (i). kaynayıp taşma; coşkunluk, şevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaynama; taşkınlık, coşkunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Y.). Cisimlerin kaynamaya başlama derecesini ölçmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayal unsuruna dayanan hikâyeler yazan kimse; yalan uyduran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inanılmaz, müthiş, mükemmel, fevkalade; uydurma, hayal mahsulü, efsanevi; abartılmış, mübalâğalı. fabulously (z)., (k.dili) inanılmaz mükemmellikte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -lae) (i)., (anat)., (zool). dizden aşağıdaki iki incik kemiğinden küçük olanı, kamış kemik, fibula; eski Roma'da elbiseyi tutturmak için kullanılan kancalı büyük iğne veya broş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i ip cambazı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gamma globulin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kafa keserek mahkumların hayatına son veren “giyotin” adlı ölüm makinesi bir doktorun insan sevgisi yüzünden icat edilmiştir. Dr. Guillotin o yıllarda Fransız devriminin getirdiği eşitlik ilkesine uygun olarak mahkumların ölümününde eşitlik ilkesine uygun olarak yerine getirilmesini öngörüyordu. Bu yüzden projesini çizdiği yüksekten düşen büyük bir bıçaktan ibaret makine onun ismi ile anılmaya başladı.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küre şeklinde, küresel, kürevi; yuvarlardan meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük yuvarlak, kürecik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An albuminous body, insoluble in water, but soluble in dilute solutions of salt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is also found in the crystalline lens of the eye, and in blood serum, and is sometimes called crystallin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the plural the word is applied to a group of proteid substances such as vitellin, myosin, fibrinogen, etc., all insoluble in water, but soluble in dilute salt solutions. a family of proteins found in blood and milk and muscle and in plant seed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a blood protein See also immunoglobulin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of protein found in the blood Certain globulins contain disease-fighting antibodies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Globulin is the group of proteins in your blood that helps to fight infections It is actually comprised of about 60 different important proteins Some of the proteins in this group play an important role in blood clotting If your globulin level is abnormal

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An important protein group present in barley and in beer It is the prime component in chill haze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A family of proteins found in abundance in plasma They include the gamma globulins, which in turn include the various antibody molecules produced by the immune system. a family of proteins found in blood and milk and muscle and in plant seed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol., kim. globulin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A.). Erkek ve kız çocuklarının alınlarında ve yüzlerinde çıkan kabarcıklar, ergenlikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news bulletin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın sevgilisi. Hz.Peygamb(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attend. to be present. to stand by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arzu, istek, meyil: Derse hiç hevesi yoktur. Öyle şeylere heves etmemeli. El yazısı kitaplara çok hevesim vardır. 2. Gelip geçen arzu: Ansızın ortaya çıkan ve geçici istek: Onunki çocukça bir hevesten ibarettir. 3. Zevk, eğlence, hovardalık. Nev-heves = Yeni hevesli, maymun iştahlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. inclination. itch. ambition. fancy. keenness. ardor. ardour. eagerness. nine days' wonder. alacrity. anxiety. brio. cult. enthusiasm. fad. fit. freak. furor. furore. grace. maggot. notion. relish. stomach. studiousness. whim. whimsey. whimsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ardour. calling. enthusiasm. fervour. gusto. mettle. spirit. stomach. zeal. strong desire. inclination. desire. fervor. fad. fancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. enthusiasm. great interest. passing desire. fancy. anxiety. appetite. ardour. eagerness. inclination. lust. lyrical. motivation. zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هوس] istek, heves.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meyil ve arzusu olan, heves eden, hevesli: Resme heveskârdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. heveskâr). Hevesliler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Meyil ve arzusu olan, hevesli, heveskâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. heves’in c.). Hevesler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هوسات] istekler, hevesler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هوسدار] hevesli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هوسکار] hevesli, istekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meyil ve arzusu olanın, istekli olanın hâli: İlme heveskârlığı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shot in the arm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispose. jolly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Heves duymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to desire. to long for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to desire. to be eager (to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meyil ve arzusu olan, hevesi olan: Tahsile çok hevesli bir çocuktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. eager. keen. ambitious. earnest. itching. itchy. anxious. enthusiastic. game. great. greedy. hellbent. intent. responsive. spirited. studious. full of zeal. zealous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agog. ardent. avid. bouncy. disposed. eager. fervent. game. keen. spirited. desirous. enthusiastic. dilettante. amateur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enthusiastic. very interested. desirous. amateur. dilettante. ardent. curious. disposed. eager. flushed. greedy. keen. responsive. zealous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hevesi olmayan, isteksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambitionless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unwilling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in enthusiasm. uninterested. lukeworm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

son bulmak, bitmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’a inananlar topluluğu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HÜSN-İ KABÜL) (i. A.). İyi karşılayış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friendly reception. favo u rable reception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iyi karşılanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ilgi göstermek, iyi karşılamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hüsn-i kabul göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nausea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iyileşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. özellikle 1500 tarihinden evvel Avrupa,da basılmlş kitaplar; baslı ilk kitaplar; bir şeyin başlangıç devirleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

,- ulate,- uliform s. huni şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tükenmek, çökmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gelişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R. «şehre» mânâsında). Türkiye’nin en büyük şehri ve Osmanlı İmparatorluğunun taht şehri (1453 1922), İslâm halifeliğinin son merkezi (1516 1924). Türkler’den önce Bizans (Doğu Roma) imparatorluğunun taht şehri idi (3951453). İstanbul pâyesi = İstanbul kadılığı ilmî rütbesi ki, askerî rütbelerden birinci ferik (orgeneral) e eşitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

istanbul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Istanbul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the largest city and former capital of Turkey; rebuilt on the site of ancient Byzantium by Constantine I in the fourth century; renamed Constantinople by Constantine who made it the capital of the Byzantine Empire; now the seat of the Eastern Orthodox Chu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Istanbul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar kullanılan, yakası kapalı bir çeşit redingot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alma, verilen bir şeyi benimseme: Gönderdiğiniz hediyeyi kabûl ettim; hediyeniz kabûlümdur. 2. Ziyarete gelen kimseyi usûle uygun olarak veya her nasıl olursa bir suretle içeriye alma, ziyarete mukabele etme: Bana müsaade edin şu misafirleri kabûl edeyim; evde misafir kabûl edecek kimse yok; bu köyde misafir kabûl eden var mıdır? Gittiğimiz yerde iyi kabûle mazhar olduk; geleni soğuk bir suretle kabûl etti; pek rahatsız olduğum için ziyaretime gelenleri kabûl edemedim. 3. irtikâp etmek, kötü bir işe tenezzül eylemek: Ben yalanı kabûl etmem; o adam kendi evinde öyle bir hal olmasını hiçbir vakit kabûl etmez; sizin aleyhinizde bulunmayı hiçbir suretle kabûl etmem. 4. Razı olma, rıza, uyuşma: Bu hâl şeklini kabûl ettiniz mi? 5. Alıp kullanma, Ar. ittihâz ve istîmâl: Türkler’in eskiden kendi alfabeleri varken Müslüman olunca Arap alfabesini kabûl etmişlerdir; Sudan’ın güney bölgesi ahalisi, İslâm dinini yakınlarda kabûl etmişlerdir. 6. (hukuk) Almak için ikinci defa söylenen sözdür ki, onunla akit tamam olur. Hüsn-i kabûl = İyi karşılama, hoşlanarak ve sevinç göstererek ikram ve saygıyla karşıla-, ma: Her gittiğimiz yerde hüsn-i kabûl gördük. Uğradığımız yerlerde hüsn-i kabûle mazhar olduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceptance. acknowledgement. acceptation. approval. admission. o.k. assent. receiving. reception. admittance. concession. drawing room. recognition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceptance. admission. admittance. okay. reception. recognition. sanction. assent. acquiescence. approval. ok. okay!. all right!. agreed!. done.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital and largest city of Afghanistan; located in eastern Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acknowledgment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital and largest city of Afghanistan; located in eastern Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قبول] kabul etme. 2.alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Afganistan'da Kâbil şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceptance. acknowledgment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accepting. approval. adoption. confession. subscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accede. accept. acknowledge. adopt. brook. buy. concede. embrace. grant. initiate. naturalize. own. pass. presume. sanction. shoulder. subscribe. welcome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accept. admit. adopt. to accept. to admit. to assent. to approve. to allow. to receive. to agree. to permit. to assume. to accredit. to confirm. to affirm. to suppose. to ratify. to own. to grant. to take. to take-over. to endorse. to pass. to recognize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disallow. disclaim. disown. dispute. exclude. refuse. reject. repudiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to refuse to accept. demur. deny admittance. disallow. disclaim. dispute. exclude. to call in question. refuse. reject. repudiate. kick up a row. vote out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reception room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audience chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kabûl yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

espousal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adoption. resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accept. seize. settle for. concede. confess. give in. own. stand for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accept. acquiesce. lump. take. to accept. to acquiesce. to acknowledge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to accept. to seize for oneself. to appropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nimbus nimbüs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Osmanlı hazinesinin meşhur “Kaşıkçı Elması” IV. Mehmet zamanında fakir bir adam tarafından İstanbul Yenikapı’da bir çömleğin içinde bulundu. Adam Elmas’ı iki tahta kaşık karşılığı bir kaşıkçıya devretti. Kaşıkçı da Elması çok ucuz bir bedele kuyumcuya sattı. Hadise anlaşılınca Elmas, Sultan IV. Mehmet tarafından hazineye alındı.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a prediction. cast. predict. prophesy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red notice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cumulus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cumulus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Üst kısımları bembeyaz ve küme hâlinde, taban kısmı koyu renkli ve çok defa düz bulut, kümülüs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to find fault with sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yuvarlakça ufak çıkıntı, lopçuk. lobular s. böyle çıkıntılı, loplu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Logaritmayı ilk kez 1730 – 1790 yılları arası yaşayan bir Türk bilgini olan Gelenbevi İsmail Efendi bulmuştu. Gelenbevi İsmail Efendi matematikle uğraşırken sayı değerlerini ondalık bölümlere göre düzenleyip hesapları son derece kolaylaştıran bir sistemi kendiliğinden bulmuş, ancak bunu pratik bir uygulama sayıp fazla önemsemediğinden kimseye bahsetmemişti. Bu, Batı’da kullanılan “logaritma” idi.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabûl» den imef.) (mü. makbûle). 1. Alınan, kabûl olunan: Ne verseniz makbOlümdür. 2. Kabûl ve tasdik olunan, red ve inkâr olunmayan: Bu söz makbûl değildir. 3. Herkes tarafından kabul olunan, muteber, mütedâvil, geçer: Bu kumaşlar şimdi pek makbûldür. 4. Hoşa gider, beğenilir, Fars. pesendîde: Makbûl iş. Makbûle geçmek = Beğenilip hoşa gitmek: Gönderdiği hediye pek makbûle geçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accepted. acceptable. agreeable. okay. far-out. grateful. o.k. ok. palatable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceptable. satisfactory. desirable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

widely accepted. popularly esteemed. moderately recommended. ideal. optimum. pleasent. acceptable. satisfactory. welcome. permissible. agreeable valid. admissable. popular. eligible. favo u rite. grateful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقبول] kabul edilen, beğenilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kabul olunmuş, alınmış, alınan. Beğenilen, hoş karşılanan, geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Makbul).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yansımak, yansıyacak yer bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «cibillet» ten imef.) (mü. mecbûle). Yaratılmış, Ar. mahlûk, Fars. Aferlde; yaratılışında bir MI ve sıfat bulunan: Utangaçlıkla mecbûldür.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) parmağı olmak; müdahalesi bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren hale bulantı denir. Nedenleri çok çeşitlidir. Yemeklerin mide ve bağırsaklarda gereği gibi hazmedilmemiş olması, mide, bağırsak, safra kesesi, karın zarı veya böbreklerde iltihaplanma, mikroplu hastalıklar, sigara tiryakiliği, alkoliklik ya da sinir bozukluğu mide bulantısına neden olabilir. 1-2 gün içinde geçmezse, doktora başvurmak gerekir. Mide ve bağırsak bozukluklarından kaynaklanan mide bulantılarının tedavisinde aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, limon.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 çorba kaşığı nane ve orta boyda bir limonun kabukları konup, 10 dakika kaynatılır. Süzüldükten sonra 1 çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nausea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nausea. qualm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nausea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamak onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi (C=do, D=re, E=mi, F=fa, G-sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz Iohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete Iohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İstidatsız, kabiliyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Makbul olmayan, kabûl olunmaz, makbule geçmez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامقبول] makbul olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nebülöz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -lae) astr. pek uzak olduğundan bulut gibi görünen yıldızlar yığını, nebula; tıb. gözbebeğine arız olan duman. spiral nebula sarmal yapılı yıldız takımı, spiral nebula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulut gibi görünen yıldız kümesine ait. nebular hypothesis güneş sisteminin aslında bulut şeklinde bir madde yığınından ileri gelmiş olduğu varsayımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulutlu, dumanlı, bulanık; karışık; astr. bulutumsu, nebülöz. nebulos'ity i. bulutluluk, bulanıklık. nebulously z. belirsiz olarak. nebulousness i. belirsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. astronomi). Gökyüzünde geceleri görünen ve bizden milyonlarca ışık yılı uzakta bulunan ve bulutu andıran ışıklı uzay cisimleri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. nébuleuse

gök b. bulutsu

Uzayda gaz ve toz bulutu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nebula bulutsu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gelişmek, yayılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. nev-hevesân). 1. Bir işe yeni heves eden, ilk defa olarak bir işe teşebbüs ettiğinden büyük heves gösteren. 2. Hergün yeni bir şeye heveslenip bir işte sebat göstermeyen, maymun iştahlı: Yeni memur nevheves bir adamdır, kendisinden iş beklememeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir işe yeni teşebbüs edip çok heves gösterme. 2. Hergün yeni bir hevese düşüp bir işte sebat etmeyiş, maymun iştahlılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sona ermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

düzene girmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - On bulak.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. besin maddesi, yiyecek, gıda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şurasını burasını gezmek, dolaşmak; etrafını gezmek; gözden geçirmek, teftiş etmek. perambu la'tion i. gezme, dolaşma. perambulator i., ing. çocuk arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Semiz ve tombalak (çocuk). (bk.) Tonbul.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kumlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cirrus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ser = baş, bülend = yüksek) (c. ser-bülendân). Başı yüksek, başta gelen, üstün.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Başta gelen, yüce üstün. - Türk müziğinde eski bir makam, zamanımızda örneği yoktur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iyileşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyur gezerlik. somnambulate f. uykuda gezmek. somnambulation i. uykuda gezme. somnambulist i. uyurgezer kimse. somnambulistic s. uykuda gezer gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. somnambulisme

uyurgezerlik

Uyurgezer olma durumu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. biz şeklindeki, sivri uçlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sünbül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyacinth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyacinth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Zambakgillerden, salkım çiçekli, keskin kokulu, soğanlı otsu bitki. 2.Güzellerin saçı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sünbülî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tuberose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sümbüle benzeyen, sümbül gibi güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Soğandan olan çiçek ki çeşitleri vardır. Sevgilinin saçı hakkında kullanılır. (Botanik). Sünbüi-1 RÜmî = Fr. Nard ve «ünbül-i Hindi = Fr. Nlard Indien denilen ve bizim bildiğimiz sünbüle benzemeyen çeşitleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Başak. 2. (Astronomi) 12 burçtan biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk Musikisin’de artık kullanılmıyan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk Musikisi’nde tiz sekizlideki si bemol perdesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sünbül çiçeklerinin sevdiği bulutlu ve kapalı, fakat letâfetli ve yağmursuz heva: Sünbülî hava. 2. Şeyh Sünbül SinSn Efendi’nin kurduğu tarikata mensup.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Denize dalıp gözlerimizi açtığımızda etrafı bulanık görürüz ama deniz gözlüğünü takınca her şey netleşir. Anlaşılıyor ki, gözümüzün önünde deniz gözlüğünün içindeki hava olmadıkça, suyun içinde görme işlevinde bir aksama olmaktadır.

Gözümüzün dışbükey şeklindeki dış yüzeyi sadece bir mercek görevi görür. Bu mercek olmadan gözümüz ışığı alıp, arka taraftaki retina tabakasına odaklayamaz. Yani gözümüzün dışı bir görme elemanından ziyade, görüntünün ince ayarını yapan basit bir mercektir.

Işık, havadan suya veya bir prizmanın içinden geçerken olduğu gibi, farklı yoğunluktaki cisimlerden geçerken kırılır. Bunu biliyoruz. Gözümüzün yoğunluğu ve dışbükeyliği öyle ayarlanmıştır ki, gelen ışık kırılma sonucunda gözümüzün arkasındaki retinada odaklaşır.

Işığın sudaki hızı, gözümüzü geçerkenki hızı ile yaklaşık aynıdır. Ancak suyun yoğunluğu farklı olduğundan buradan gelen ışık, havadan gelecek ışığa göre yoğunluğu ayarlanmış gözümüzde tam kınlamaz, görüntü retinada tanı odaklaşamaz ve suyun altında cisimleri flu görürüz.

Eğer su ile gözümüz arasına bir cam koyar ve arkasında havanın bulunduğu bir boşluk bırakırsak, sudan havaya geçen ışık oradan gözümüze gelerek normal olarak kırılır ve görüntü de retina da net olarak odaklaşır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Denize dalıp gözlerimizi açtığımızda etrafı bulanık görürüz ama deniz gözlüğünü takınca her şey netleşir. Analşılıyor ki, gözümüzün önünde deniz gözlüğünün içindeki hava olmadıkça, suyun içinde görme işlevinde bir aksama olmaktadır.

Gözümüzün dışbükey şeklindeki dış yüzeyi sadece bir mercek görevi görür. Bu mercek olmadan gözümüz ışığı alıp, arka taraftaki retina tabakasına odaklayamaz. Yani gözümüzün dışı bir görme elemanından ziyade, görüntünün ince ayarını yapan basit bir mercektir.

Işık, havadan suya veya prizmanın içinden geçerken olduğu gibi, farklı yoğunluktaki cisimlerden geçerken kırılır. Bunu biliyoruz. Gözümüzün yoğunluğu ve dışbükeyliği öyle ayarlanmıştır ki, gelen ışık kırılma sonucunda gözümüzün arkasındaki retinada odaklaşır.

Işığın sudaki hızı, gözümüzü geçerkenki hızı ile yaklaşık aynıdır. Ancak suyun yoğunluğu farklı olduğundan buradan gelen ışık, havadan gelecek ışığa göre yoğunluğu ayarlanmış gözümüzde tam kırılmaz, görüntü retinada tam odaklaşamaz ve suyun altında cisimleri flu görürüz.

Eğer su ile gözümüz arasına bir cam koyar ve arkasında havanın bulunduğu bir boşluk bırakırsak, sudan havaya geçen ışık oradan gözümüze gelerek normal olaraka kırılır ve görüntü de retina da net olarak odaklaşır.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gerçekleşmek, olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yatışmak, sakinleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. masa şeklindeki, masa gibi düz; cetvel şeklindeki; cetvele göre hesap olunmuş. tabularly z. masa şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. üzerine hiç yazı yazılmamış levha; yeni doğan çocuğun hiç bir eser taşımayan beyni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tabooed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. cetvel haline koymak; s. üstü düz; tabaka halindeki. tabula'tion i. cetvel haline koyma. tabulator i. cetvel haline koyan kimse veya alet: cetvelleyici, tabulatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAVULGA) (i.). Kırmızı özlü sert bir ağaçtır ki, sopa yapmakta ve kökü tıpta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabûl» den). 1. Kabûl etme, alma. 2. Benimseme. 3. Üstüne alma. 4. Öpülme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hindliler’in diş ve dudaklarını karartmak için çiğnedikleri bir cins yaprak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun} (i, A, «kabl» den.1. Karşı karşıya gelme, rast gelme, yüz yüze gelme: İki ordu tekabül edip harbe giriştiler. 2. Karşılık olma, bir şeye karşılık, onun yerini tutma: Ettiğim Kizmet vaktiyle kendisinden gördüğüm iyiliğe tekabül etmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. equivalence. compensation. reciprocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins biber ağacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulbul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -la) çıngırak, çıngırdak. tintinnabulary s. çıngırağa ait; çıngırak sesli. tintinnabula'tion i çıngırdama; çan çalınması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blowzy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chubby. fat. rotund. plump. plump. buxom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plump. porky. well rounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get plump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chubbiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plumpness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustcloud. cloud of dust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihnet, musibet; dert, keder, büyük sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. boru şeklindeki; borulu; boru sesi gibi. tubulous s. boru şeklindeki; borulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak tüp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yük yığını, bohçalaşmış eşya ki, at yükünün iki dengi arasına atılır. 2. Üzerine seyisin bindiği hafif yük.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. turbulence

coğ. burgaç

Beklenen hızından farklı bir biçimde ve beklenmeyen yönlerden gelen şiddetli hava akımı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turbulence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çalkantılı dalgalı; kavgacı, şamatacı; karışıklık çıkaran. turbulence,-cy i. şiddetli çalkantı; çalkantılı hava; karışıklık, kargaşalık. turbulently z. çalkantılı bir şekilde; kargaşayla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu, çocukların gökyüzüne bakarak en sık sordukları sorulardan biridir. Kim bilir kaçımız, kaçamak cevaplar vermiş, uçağın motorlarından çıkan duman olduğunu söylemiş ama aynı yükseklikte uçan her uçakta aynı şeyin olmadığını açıklayamamışızdır.

Bir bulutun oluşabilmesi için, havanın, yeryüzünden buharlaşan suyu absorbe edemeyecek, yani içine alamayacak kadar düşük sıcaklık ve basınçta olması, bir de bulutu oluşturacak su damlacıklarının etraflarında tutunabilecekleri toz parçacıklarının olması gereklidir. Yerden 10 bin metreden fazla yükseklikte uçan yolcu ve savaş uçaklarının uçtuğu bu yükseklikte normal şartlarda hava çok temizdir, hiç toz yoktur, yani bir bulutun oluşması için gereken şartlardan biri eksiktir.

Bilindiği gibi jet uçaklarının motorları, ön taraflarından havayı alarak, yakıt ile yakar ve işlev tamamlandıktan sonra, arka taraflarındaki küçük çaptaki egzozdan büyük bir basınç ile dışarı verirler. Bu motorların aldıkları hava ile birlikte giren su buharı, motorun içinde daha da koyu hale gelerek dışarıdaki çok soğuk havanın üzerine püskürtülür. Buna teknik dilde ‘sublime’ olma olayı denir. Yani buhar halindeki suyun, sıvı hale geçmeden, doğrudan donması, buz haline geçmesidir.

Aslında uçakların arkalarında bıraktıkları bulut, insan yapısı bir buluttan başka bir şey değildir. Soğuk havada verdiğimiz nefes havada nasıl buharlaşıyorsa onun gibi bir şeydir. Deniz seviyesinde, yüksek sıcaklık ve basınçta buharlaşan suyu hava kolayca absorbe eder. Yükseklik arttıkça, hava sıcaklığı ve basınç düştükçe, hava artık su buharım içine alamaz hale gelir. Ancak bulutun oluşması için bir üçüncü şart daha vardı, yani toz parçacıkları.

İşte burada toz parçacıklarının görevini, uçağın motorlarından egzost olarak çıkan yakıt parçacıkları yerine getirir. Bu sayede bir bulutun oluşması için üç şart da yerine getirilmiş olur ve motorların gerisinde uzun, ince bir bulut oluşur.

Esasında alçak irtifada uçan uçaklarda da aynı şey oluşur, motorlardan su buharı salınır ama düşük ısı, nem miktarı, rüzgar yönü gibi etkenler tam oluşmadığı için uçakların arkasında beyaz bulut oluşmaz. İlave edelim ki, bu olayda uçağın ve motorlarının cinsi ve kapasitesinin hiçbir etkisi yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bu, çocukların gökyüzüne bakarak en sık sordukları sorulardan biridir. Kim bilir kaçımız, kaçamak cevaplar vermiş, uçağın motorlarından çıkan duman olduğunu söylemiş ama aynı yükseklikte öan her uçakta aynı şeyin olmadığını açıklayamamıştır.

Bir bulutun oluşabilmesi için, havanın, yeryüzünden buharlaşan suyu absorbe edemeyecek, yani içine alamayacak kadar düşük sıcaklık ve basınçta olması, bir de bulutu oluşturacak su damlacıklarının etraflarında tutunabilecekleri toz parçacıklarının olması gereklidir. Yerden 10 bin metreden fazla yükseklikte normal şartlarda hava çok temizdir, hiç toz yoktur, yani bir bulutun oluşması için gereken şartlardan biri eksiktir.

Bilindiği gibi jet uçaklarının motorları, ön taraflarından havayı alarak, yakıt ile yakar ve işlev tamamlandıktan sonra, arka taraflarındaki küçük çaptaki egzozdan büyük bir basınç ile dışarı verirler. Bu motorların aldıkları hava ile birlikte giren su buharı, motorun içinde daha da koyu hale gelerek dışarıdaki çok soğk havanın üzerine püskürtülür. Buna teknik dilde ‘’sublime’’ olma olayı denir. Yani buhar halindeki suyun, sıvı hale geçmeden, doğrudan donması, buz haline geçmesidir.

Aslında uçakların arkalarında bıraktıkları bulut, insan yapısı buluttan başka bir şey değildir. Soğuk havada verdiğimiz nefes havada nasıl buharlaşıyorsa onun gibi bir şeydir. Deniz seviyesinde, yüksek sıcaklık ve basınçta buharlaşan suyu hava kolayca absorbe eder. Yükseklik arttıkça, hava sıcaklığı ve vasınç düştükçe, hava artık su buharını içine alamaz hale gelir. Ancak bulutun oluşması için bir üçüncü şart daha vardı, nyani toz parçacıkları.

İşte burada toz parçacıklarının görevini, çağın motorlarından egzost olarak çıkan yakıt parçacıkları yerine getirir. Bu sayede bir bulutun oluşması için üç şart da yerine getirilmiş olur ve motorların gerisinde uzun, ince bir bulut oluşur.

Esasında alçak irtifada uçan uçaklarda da aynı şey oluşur, motorlardan su buharı salınır ama düşük ısı, nem miktarı, rüzgar yönü gibi etkenler tam oluşmadığı için uçakların arkasında beyaz bulut oluşmaz. İlave edelim ki, bu olayda uçağın ve motorlarının cinsi ve kapasitesinin hiçbir etkisi yoktur.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

cezalandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. giriş, antre; trende vagonlar arasındaki kapalı geçit; anat. kanal; dehliz; f. antre veya dehliz yapmak; vagonlan kapalı geçitlerle birleştirmek. vestibuled s. kapalı geçitleri olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ek sözlük, lügatçe; kelime bilgisi; bir dilde bulunan bütün kelimeler; güz. san. ifadeyi meydana getiren bütün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. vocabulaire

db. söz varlığı

Bir dildeki sözlerin bütünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occur. reign. transpire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take place. to happen. to occur. to come to pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meydana gelmek, cereyan etmek, gerçekleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meydana gelmek, oluşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictate. entail upon sb. to force / to thrust sth down sb's throat. to ram sth down one's throat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sümbül.

Türkçe Sözlük by