Rüyada Buz Dolabına Kocaman Bir Et Parçası Koymaya çalışmak Ne Anlama Gelir | Rüyada Buz Dolabına Kocaman Bir Et Parçası Koymaya çalışmak Ne Anlama Gelir ne demek? | Rüyada Buz Dolabına Kocaman Bir Et Parçası Koymaya çalışmak Ne Anlama Gelir anlamı nedir?

Rüyada Buz Dolabına Kocaman Bir Et Parçası Koymaya çalışmak Ne Anlama Gelir | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: buz dolabina kocaman et parcasi koymaya calismak

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zimmetten kurtulma; ibra senedi, makbuz,

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Makbuz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

receipt. receipt makbuz.

Genel Bilgi

Arabamızın motoru arabayı yürütecek gücü sağlarken bir yandan da ısı üretir. Motor bloğu içinde devamlı dolaşan su ile motor soğutulur. Motordan aldığı ısı ile ısınan bu su da radyatörde havanın yardımıyla soğutulur.

Kapalı bir çevrimde ve ideal ısı dengelerinde devamlı oluşan bu olayın farkına biz ancak, herhangi bir arıza durumunda soğutma olayı yetersiz kaldığında, radyatörden buharlar çıktığında, yani bilinen tabiri ile arabamız hararet yaptığında varırız.

Kışın soğuk aylarında, hava sıcaklığı sıfırın altına düşünce, arabamız kapı önünde hareketsiz halde iken bu soğutma suyu da her su gibi donabilir. Donunca genişler ve yaptığı basınçla motor bloğunu çatlatabilir. Bu olayı önlemek için suyun içine, sıfırın çok altındaki derecelerde bile donmasına mani olacak ‘anti-firiz’ dediğimiz sıvı ilave edilir.

Motorun soğutma suyunun içine ne oranda antifiriz konulacağını, o bölgede olabilecek en düşük hava sıcaklığı belirler. O zaman şöyle düşünülebilir. Tam emniyetli olması bakımından, soğutma suyunun yerine niçin tamamen antifiriz doldurmuyoruz? Antifiriz oranı yüzde yüzü bulunca sıcaklık ne kadar düşerse düşsün maksimum korunma sağlanmış olmaz mı?

Hayır, olmuyor. Mantıken ters gelebilir ama belirli orandan fazla konulan antifiriz bu sefer de tamamen ters tepki veriyor. Suya yüzde 50 oranında katılmış antifiriz -37 derecede donarken, antifirizin kendisi yani saf antifiriz -12 derecede donuyor.

Suyla karışabilen her şey onun sıfır derece olan donma noktasını düşürür. Yani donma derecesini düşürmek için suya toz şeker, şurup hatta aküdeki asit bile konulabilir. Hepsi de bir dereceye kadar aynı işlevi görür ancak hiçbiri diğer tehlikeli yan etkileri bakımından tavsiye edilmez.

İlk otomobillerde şeker ve balın antifiriz olarak kullanılmaları denendi, sonraları ise alkolde karar kılındı. Ancak bu sefer de alkolün kaynama noktası düşük olduğundan motor sıcakken sorun çıkardı. O halde ideal antifirizin donmayı önlemesi ama aynı zamanda da suyun kaynamasına sebep olmaması gerekiyordu. Günümüzde bu amaçla ‘etilen glikol’ denilen renksiz kimyasal bir sıvı kullanılıyor.

Suyun içine katılan kimyasalların donmayı önleme özelliği, suyun ve buzun moleküler yapıları ve antifirizin bu yapılara olan etkisinden ileri geliyor. Bilindiği gibi tüm sıvılarda olduğu gibi suda da moleküller serbest ve düzensiz halde, katılarda (buzda) ise sabit ve düzgün bir yapıdadırlar. Su donarken önce moleküllerinin hareketleri yavaşlar sonra da düzgün ve sabit bir pozisyona gelirler yani kristalleşirler. İşte antifirizin buradaki rolü, moleküllerinin su molekülleri ile birleşerek onların buz kristalleri oluşturmalarına mani olmaktır.

Peki öyleyse ortada su yokken antifiriz kendi kendine niçin daha çabuk donuyor? Çünkü suya katıldığında antifirizin su moleküllerine yaptığını su da antifiriz moleküllerine yapar. Donmayı önlemek daha doğrusu geciktirmek iki taraflı çalışır, su da antifirizin donma derecesini düşürür. Sonuç olarak arabanın soğutma suyuna önerilenden fazla antifiriz konmasının hiçbir faydası yoktur aksine zararı vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önlük, göğüslük, önlük gibi kullanılan şey, peştamal; tiyatro sahnesinin ön kısmı; (hav). hangarın önündeki beton saha; makinelerin üzerindeki koruyucu metal kapaklar; kayışlı taşıyıcı; buzul eteği; örtü. tied to her apron strings aşırı der

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arktik, Kuzey Kutbuyla ilgili veya o bölgede bulunan; çok soğuk. Arctic Circle Kuzey Kutup dairesi. Arctic Current Kuzey Buz Denizinden gelen akıntı. arctic fox kutup tilkisi. Arctic Ocean Kuzey Buz Denizi. Arctic Zone Kuzey Kutbu ile Kuzey Kutup

Türkçe Sözlük

(i.). Aşılama, (bk.) Aşılama. Aşlama kiraz. Aşlama su (içine buz konarak soğutulmuş su).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıkmak, sıkıştırmak, teksif etmek. astrin'gency (i). sıkıştırıcılık, sıkıcılık,kabız, kasılma astringent (i)., (s). Iokal olarak doku ve damarlan büzen ilaç; (s)sıkıştırıcı büzücü.

Yabancı Kelime

İng. iceberg

coğ. buz dağı

Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akıntılarla yer değiştiren büyük buz parçası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

iceberg. iceberg buzdağı.

Yabancı Kelime

İng. ice-field

coğ. buzla

Deniz suyunun donmasıyla kutup bölgelerinde oluşan buz alanı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. azîme). (c. ızâm). 1. Büyük, ulu. Ar. kebîr, cesîm, Fars. büzürg: Bir cebel-i azîm = Büyük bir dağ. Ebniy»-i azîme = Büyük yapılar. 2. Yüksek, derece ve mertebesi büyük: Vallahül’azîm. Selitîn-i izim = Büyük sultanlar. Vüzeri-yı izim = Büyük vezirler, sadrâzamlar. 3. Ehemmiyetli, mühim: Emr-i azîm = Büyük iş. Harb-ı azîm = Büyük savaş Azîmüş-şân = Şan ve mertebesi büyü: Kur’8n-ı azîm-üş-şân.

Türkçe Sözlük

(f. aslı: Bağmak). 1. ip ve ona benzer şeyleri dolaştırıp rabtetmek, düğüm yapmak: ipi bağlamak; İpi çiviye bağlamak. 2. İp ve ona benzer bir şeyle bir şeyi diğerine veya birkaç şeyi birlikte rabt ve bend etmek, bir araya getirmek: Demet bağlamak; ağacı hereğe bağlamak; hayvanı kazığa bağlamak; birinin ellerini, ayaklarını bağlamak. 3. Sarmak, sargı geçirmek: Başını, gözünü, yarayı bağlamak; başına mendil bağlamak. 4. Takmak, asmak, kuşanmak, kuşatmak: Bele kılıç bağlamak. 5. Kapamak, sed ve bend etmek: Kapıyı, suyun mecrasını bağlamak. 6. Hâsıl ve peyda etmek, edinmek: Ekin, tane, tohum bağladı; süt kaymak bağladı. Sular buz bağlamış; yara kabuk bağladı. 7. Kavuşturmak: Ellerini bağlayıp divan durmak. 8. Tahsis ve tayin etmek: Birine maaş, aylık tayinat bağlamak. 9. Yapmak, teşkil etmek: Saf bağlamak. 10. Toplayıp bohça ve denk etmek: Eşyayı bağlamış; yatakları bağlamışlardı. 11. Pranga ve zincire vurmak: Suçluları bağlamak usûlü kaldırıldı. Baş bağlamak = Bir yere mensup ve bağlı olmak, intisâb etmek. Başını banlamak = Bir işle uğraştırmak, işi vermek, Avârelikten kurtarmak. Evlendirmek. Bel bağlamak = Umld etmek, intisab etmek, hizmet arz etmek: Hizmetinize bel bağladım. Pamuk ipliğiyle bağlamak = Geçici bir tedbir ve çare bulmak. Sağlam kazığa bağlamak = Sağlamlaştırmak. Tatlı yerinde bağlamak = İyi netice vermek. Göz bağlamak = Sihir ve büyü etmek. Gönül bağlamak = Aşık olmak, sevmek, kendini bir şahsa, bir şeye, bir ümide vakfetmek. Yelken bağlamak = (Gemi) harekete hazırlanmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çocuk bekçisi. 2.Gürbüz canlı, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gıyasu’d-Din Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek tarafından İltutmuş’dan sonraki en büyük hükümdar.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kutup bölgelerinde deniz suyunun donmasıyle meydana gelen buzların tamamı. Bankizler en çok Kuzey Buz denizinde görülür.

Yabancı Kelime

Fr. banquise

coğ. buzla

Deniz suyunun donmasıyla kutup bölgelerinde oluşan buz alanı.

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A North African frame drum usually with strings stretched across the underside of the drum head to create a buzzing tone.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buzhâne; karlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aysberg, buzdağı; bak. iceberg.

Türkçe Sözlük

yahut BESİLÜ (i.). Husus! surette semirtilmiş, tavlatılmış. Fars. perverde: Besili kaz, buzağı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büzûr). Sebze ve çiçek tohumu (hububata mahsus olan «bezr» başka kelimedir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büzûr). 1. Tohum, ekilecek tane. 2. Keten tohumu: Bezir yağı. 3. Keten tohumu yağı: Bezir isi, mürekkep.

Türkçe Sözlük

(Aslı: buzağılamak) (İnek ve emsali). Doğurmak, yavrulamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,ing., leh. göze hoş görünen, güzel, zarif, hoş; sıhhatli, gürbüz. bonnily z. güzel bir şekilde. bonniness i. güzel oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ing. booze, boose, bouse (buz) i., f., k.dili alkollü içki; içki alemi; f. kafayı çekmek, içmek. boozer i. ayyaş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili inek veya buzağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., A.B.D., k.dili sözünü geçiren, hükmeden, sert tabiatlı; i. inek veya buzağı

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufalanmış kaya parçaları; dalgaların sahile getirdigi buz parçacıkları; leh. hastalık krizi; sağanak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısılma, bozulma, dağılma, parçalanma; Kan. buzların çözülmeye başladığı zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boğa; diğer bazı hayvanların erkeği; boğa gibi kimse; vurguncu kimse; gaf; A.B.D., (argo) polis; A.B.D., (argo) saçma, zırva. Bull astr. Boğa burcu; buldok cinsi köpek. bull calf erkek buzağı. bull market borsada fiyatların devamlı yükselişi. bull sess

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çekilip toplanmak, takabbuz etmek: ihtiyarlıktan yüzü buruşmak. 2. Ütüsü ve düzlüğü bozulup kat kat ve kırma kırma olmak, sülpümek: Kâğıt, esvap buruştu. 3. Kuruyup toplanmak, solmak: Çiçek buruştu. 4. (dil) Ekşi bir şeyden kamaşıp toplanarak çekilmek: Erikten dilim buruştu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekilip toplanmış, Osm. takabbuz etmiş: Buruşuk yüz. 2. Ütüsü ve düzgünlüğü bozulmuş: Buruşuk kâğıt, kumaş.

Türkçe Sözlük

(i.). Soğuktan donmuş kar, buz mec. Pek soğuk şey. Buz bağlamak, tutmak = Ustü donmak. Buzböceği = Bir cins böcek. Buz çözülmek = Buz erimek. Buzçiçeği = Bir çeşit kalye otu. Buz gibi et = Pek yağlı. Buz kesilmek = Pek fazla soğumak.

Genel Bilgi

Evde cilalı parke üzerinde çorapla yürürken düşme olasılığınız, halıya oranla çok daha fazladır. Çünkü halı ile ayağımız arasında, cilalı parkeye nazaran daha çok sürtünme ve daha fazla temas vardır. Buzlu bir yüzeyin üzerinde ayağımızın kaymasını benzer bir sebebe dayandırabiliriz, ancak buz pateni yapanlar pütürlü buz yüzeyinde, düz bir buz yüzeyinden çok daha fazla bir hızla kayarlar.

Buz, sanıldığı gibi, düzgün bir yüzey olduğu için kaygan değildir. Olay, buz pateninin çok küçük yüzeyinin buza basınç yapması dolayısıyla o noktadaki buzun erimesi ve oluşan bu ince su tabakası üzerinde patenin hareket etmesidir.

İnsan ayağının boyunun ortalama 25 santimetre, eninin ise 10 santimetre olduğunu kabul edelim. Ortalama insan ağırlığı olan 75 kg., iki ayakla 500 santimetrekare yere bastığında, her santimetrekareye 0,15 kg. ağırlık biner. Topuklu ayakkabı giyen kadınlarda yere basılan alan o kadar küçülür ve basınç o kadar artar ki, kadınların topuklu ayakkabı izi sıcak asfaltta kalır, hatta bu basınç nerede ise filinki ile aynıdır.

Ucu neredeyse bıçak gibi olan patenlerin buza değen alanı o kadar küçüktür ki, erime ısısını l derece azaltmak için 130 kg/cm2 gereken buz yüzeyini derhal eritir.

Buz pütürlü olunca, paten sadece buzun pütürünün çıkıntılarına basar, böylece temas yüzeyi iyice küçülür ve basınç artar ve buz daha kolay eriyerek, paten buz ile arasında oluşan ince su tabakası üzerinde rahatça kayar.

Bu arada buzun bir başka şaşırtıcı özelliğine de değinmeden geçemeyeceğiz. Dişimiz ağrıdığında elimizin üzerine konulan buz bu diş ağrısının azalmasına yardımcı olur.

Vücudumuzun herhangi bir yerinde bir ağrı oluştuğunda, uyarıcı sinirler buradan orta beyine ağrı sinyalleri gönderirler.

Bu sayede beyin tarafından uyarılarak vücudun doğal ağrı kesicileri olan ‘endorfin’ ve ‘enkefolin’ salgılanır.

Bu salgıların kaynağa gidebilmesi için sinir sisteminin diğer bölümlerine, ağrı algılarının geçtiği diğer kapıları ‘kapat’ sinyali gönderilir. El üzerinden gelen ağrı sinyallerinden dolayı salgılanan doğal ağrı kesiciler sonucu yüz sinirlerinden gelen ağrı kapıları beyinde kapanmaktadır.

Diş ağrılarında vücudun başka bir yerinde değil de el üstüne buz konulmasının nedeni bu olup, bu noktaya akapuntur uygulanmasıyla da benzer sonuca ulaşılmaktadır. Baş parmakla işaret parmağı arasındaki bu noktaya HO-KU noktası denilmektedir.

Türkçe Sözlük

yahut BUZAĞU veya BUZAK (i.) ineğin küçük yavrusu, henüz sütten kesilmemişi (kesilmişine dana derler). Fil, gergedan, zürafe gibi hayvanların yavrularına da denir. Buzağıburnu = Arslanağzı denilen çiçeğin yabanisi.

Türkçe Sözlük

(f.) (Halk ağzında Bızlamak. (İnek ve emsali hayvanlar) yavrulamak, doğurmak: İnek, manda buzağıladı.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Otlak ve çayırın dördüncü ve son defa biçilmesi. 2. Uç sene işlenmeyip hayvan yayılan tarla. Buzağılık bozmak = Bu suretle terk olunmuş tarlayı açmak.

Türkçe Sözlük

(bk.) Buzağı.

Türkçe Sözlük

(bk.) Buzağı.

Türkçe Sözlük

(i.). Bankizlerden veya ku tup buzullarından koparak denizlerde yü zen büyük buz parçası, aysberg.

Türkçe Sözlük

(f.) Büzülüp oturmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Elbisede süs için veya bi çim ve dikiş icabı büzülen yer.

Türkçe Sözlük

(BUZ-HANE) (i.) (Türk çe: Buz, Farsça: Hâne). Yaz için kıştan buz saklanılan veya makine ile buz yapılan yer, buzluk.

Türkçe Sözlük

BUZINE (i F.) Maymun, bk BÜznîne.

Türkçe Sözlük

(i.). Donmuş deniz, göl veya nehirlerde buzlan kırarak yol açmada kullanılan gemi.

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin yüzü buz tutmak.

Genel Bilgi

Kışın çok kar yağışı alan bir bölgede yaşıyorsanız, karayolları görevlilerinin yollardaki buzlanmayı gidermek için tuzu kullandıklarını görmüşsünüzdür. Ancak tuz aynı zamanda dondurma yapımında da kullanılmaktadır. Peki ama tuz, bu iki ters gibi görülen işlevi nasıl becermektedir?

Herkesin sandığının aksine tuz suyun içinde şekerin eridiği gibi erimez. Tuz buzun içine girince onu çözer. Tuz yine kalır ama buz çözüldüğü için artık o su değil, tuzlu sudur ve erime noktası saf sudan daha düşüktür.

Buzlanmış yollara tuz döküldüğü zaman, tuz önce buz ile çözümlenerek bir buzlu su tabakası oluşturur ve bu çözeltinin donma noktası düşük olduğundan, sıfırın altındaki sıcaklıklarda bile donmadan kalabilir. Günümüzde ABD’de üretilen tuzun yüzde 45’i yollardaki buzun eritilmesinde kullanılmaktadır.

Bilindiği gibi su, sıcaklığı sıfır dereceye varınca donar. Suya tuz ilavesi ile bu donma sıcaklığı da düşer. Suya yüzde 10 tuz ilavesi donma sıcaklığını -6 dereceye indirir. Yüzde 20 tuz karıştırılmış su ise -16 derecede donar. Ancak yolun veya buzun ısısı -16 dereceden de az ise artık tuzun erimede pek etkisi olmaz, sadece buzun üstünde kalarak tekerleklerin kaymasını azaltabilir.

Dondurma yaparken de karışımın çevresinde çok düşük ısıya ihtiyaç vardır. Dondurma karışımının etrafındaki ısının çok düşük olması, ancak bu düşük ısıda karışımın donmaması gerekir. Burada eklenen tuz karışımın sıfır derecenin altında bile donmadan dondurmanın oluşturulmasını sağlar.

Hatırlarsanız ‘Titanic’ filminde okyanus suyunun ısısı sıfırın birkaç derece altında olmasına rağmen, deniz suyunun yüzeyi, içindeki tuz nedeni ile hala donmamıştı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üstü donmuş, buz bağlamış: Buzlu göl, dere. 2. Soğumak için içine buz konmuş: Buzlu su, şerbet. 3. Üzeri buz gibi olup şeffaflığını kaybetmiş: Buzlu cam, bardak. 4. Üzerinde ak lekesi olan: Buzlu elmas, zümrüt.

Türkçe Sözlük

(i.). Buzdolaplarının buz yapmaya mahsus kısmı.

Türkçe Sözlük

(i.). Büzmek işi. (bk.) Büzmek

Türkçe Sözlük

(f.). Toplayıp sıkmak, da raltmak. Osm. kabzetmek: Torbanın ağzını büzmek, mec. Ağız büzmek = Beğenme mek, hazzetmemek.

Türkçe Sözlük

(i.). Toplanıp çekilir yeri olan, kumaşı büzülerek yapılmış: Büzmeli kese, entari.

Türkçe Sözlük

(bk.) BÜzîne.

Türkçe Sözlük

(i.). Çekilip büzülmüş şey.

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (y. k.). Çok soğuk mıntakalarda raslanan buz nehri, cümudiye. Buzul devri = (jeoloji) Pleistosen devrinin bir kısmı. Buzul kaynağı = Eriyen buzul sularını dışarıya veren kaynak. Buzul masası = Etrafındaki buzların erimesi sırasında altına raslayan kısmı erimekten koruyan ve sonunda buzdan bir ayak üzerinde kalan kütle.

Türkçe Sözlük

(i.). Büzülmek işi. (bk.) Büzülmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çekilip toplanmak: Sinirleri büzüldü. 2. Buruşmak: Derisi büzülmüş 3. Toplanıp devşirilmiş, oturmak: Bir köşeye büzüldü 4. Çekilip küçülmek: Gözleri büzülmüş.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Buzulların etrafındaki kayalardan, buzulun üstüne düşen veya altındaki kayalardan kopan kaya ve taş.

Türkçe Sözlük

(bk.) Büzürk.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büzürg’ün c bü yükler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şahin cinsinden ağır ve tembel kuş; birkaç cins av kuşu. Ionglegged buzzard kızıl şahin, (zool). Buteo rufinus. moor buzzard üsküflü doğan, (zool).Circus aeruginosus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ calves) dana, buzağı; fil, fok veya balina gibi hayvanlann yavrusu; dana derisi, vidala; (k).dili budala genç veya çocuk; aysberkten kopmuş küçük buz parçası. calf love (k).dili çocukluk aşkı. kill the fatted calf büyük bir karşılama töreni hazı

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çabalamak, emek ve gayret etmek: Filân işi görmeye çok çalıştımsa da muvaffak olamadım. 2. işlemek, iş görmek, uğraşmak: insan günde sekiz saat çalışmalıdır. 3. Derse ihtimam ve tahsile devam etmek, okuyup yazmak: Talebe çalışırsa, öğretmenlerine de heves gelir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. study. operate. function. endeavor. endeavour. labor. labour. practise. practice. serve. start up. struggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attempt. catch. endeavour. function. go. labour. operate. ply. practise. serve. start. strive. study. try. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. to study. to work. to strive. to try. to run. to operate. attempt. belabour. endeavour. to have a go at sth. go. keep at sth. ply. toil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). buz mıhı, kaymayl önleyen çivi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). buzağı doğurmak, buzağılamak; parçalara ayrılmak (buzul, aysberk); buzağı doğurtmak; parçalara ayırmak, parçalamak (buzul, aysberk).

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Katıların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir? Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkte göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmektedir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktarı bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Kumların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir. Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkle göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmekledir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktar bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kalafat etmek, pencere veya kapı kenarlarını tıkamak; buz mıhı çakmak, kaymayı önleyici çivi çakmak. caulk'er (i). kalafatçı. caulk'inl (i). üstüpü; macun. caulking hammer kalafat tokmağı. caulking iron kalafat kalemi, kalafat keskisi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sürüklenmek, taşınmak: Bu araba bir atla çekilebilir. 2. Tahammül olunmak, başa gelmek: Çok zahmet çekildi, bunun da tavrı çekilmez. 3. Bir kenara gitmek, inzivâda olmak, bir şeye karışmamak: Kendisi çekilmiş, bir tarafa çekilmiş, çiftliğe, evine çekildi. 4. Toplanmak, büzülmek. Osm. tekabbuz etmek: Bu kumaş ıslanınca çekilir. S. Gerilmek, Osm. tevettür etmek: Ispazmozdan damarları çekildi. 6. Gerilemek, geriye doğru gitmek, dönüp gelinen tarafa doğru gitmek: Düşman askeri çekildi, deniz çekildi, sular çekildi. 7. Ortadan kalkmak, defolmak, mündefî olmak, yok olmak: Çekirge çekildi, hastalık çekildi. 8. Dağılmak, her biri bir tarafa gitmek. Osm. inhirâf etmek: Kalabalık çekildi, dâvetliler çekildiler, herkes çekildikten sonra.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Bir ucundan tutup uzatmak: Şu ipi çek, her biri bir ucundan çekiyordu. 2. Kendine doğru celp ve cezbetmek: Sarraflar ufaklığı çekerler. 3. Sürükleyip götürmek, Osm. cerretmek: Araba çekmek. 4. Nefesle çekip yutmak, Osm. bel’ etmek: Suyu, tütünü çekti. 5. Bir şeyi sokulmuş olduğu yerden çıkarmak: Kılıcı kınından çekmek, bıçak çekmek, diş çekmek. 6. Kuyudan su çıkarmak: Su çekiyor. 7. Ayaktan giyilen bir şeyi giymek: Çizmeyi, potini, pantolonu çekti. 8. Önüne çıkarmak, takdim etmek: Kendisine güzel bir at çektiler, birçok hediyeler çekti. 9. Gönül almak, cezbetmek: Bu yerler adamı çeker. 10. Menetmek, önlemek, kurtarmak: Şu çocuğu kumardan, içkiden çekmeli. 11. Tahammül etmek, uğramak. Osm. musâb olmak: Zahmet çekmek, hastalık çekmek, ziyanını ben çekiyorum. 12. Boyuna veya çepçevre yapılan bir şeyi yapmak, kurmak, bina etmek, uzatmak: Duvar, set çekmek, etrafına hendek çekmek. 13. Germek, yaymak, asmak: Perde çekmek. 14. Çizmek, çizerek uzatmak: Çizgi, hat çekmek. 15. Yazmak, resmetmek. 16. Sürmek, komak. yapıştırmak: Boya, astar, düzgün, rastık çekmek. 17. (hayvanı) Dişiye aşırmak: Arap aygırını Macar kısrağına çekmeli. 18. Terazi ve kantarla tartmak: Şu çuvalı çek bakalım, kaç okkadır. 19. Sevketmek, yürütmek: Asker çekti. 20. Ziyafet vermek, ziyafete davet etmek: Filâna bir ziyafet çekti. 21. Telgraf çektirmek, göndermek, keşide etmek: Bir telgraf çekmiş. 22. Daralmak, büzülmek, çekilmek: Fanila yıkanınca çeker. 23. Zahmet ve meşakkate, derd ve kedere uğramak: Çok çektiml Benim çektiğimi dünyada kimse çekmemiştir. 24. Benzemek, andırmak: Soyuna çekmiş, babasına çekiyor. Omuz çekmek = Bilmezliğe gelmek, Osm. tecâhül etmek. İç çekmek = Ah etmek. İç çekmek = Gönül istemek, arzu etmek: Filân şeyi içim çekiyor. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarfınazar etmek, artık karışmamak: Ben, o işten el çektim, elimi çektim. Kulak çekmek = Terbiye etmek. Çekememek = Kıskanmak, birinin iyi taraflarına tahammül edememek. Kürek çekmek = Kayığı yürütmek üzere kürek kullanmak. Akıntıya kürek çekmek = Beyhude yorulmak, neticesiz bir işle uğraşmak. Sah çekmek = Matbaacılıkta, müsveddeye konulan bir tashih işaretini iptal etmek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2.Genç sağlıklı, gürbüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yiyecek içecek masrafları için ödenen para makbuzu; (ing). not, mektup; çocuk, delişmen ve tecrübesiz kız.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Babayiğit, boylu, boslu, delikanlı, gürbüz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tingle. tinkle. ting. jingle. din. ring out. buzz. clang. resonate. resound.

Genel Bilgi

Sadece Çinlilerin değil Japonların, Orta ve Güneydoğu Asya’da yaşayanların hatta Eskimoların bile gözleri çekiktir. Aslında ‘çekik gözlü’ olmak tanımı kesinlikle yanlıştır. Göz yapısı dünyada bütün insanlarda aynıdır.

Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne doğru daha fazla inmiştir ve bu durum gözün sanki daha darmış gibi görünmesine sebep olur.

Peki bu, niçin böyledir? Bir teoriye göre göz kapağının üzerinde katlı olarak duran bu ikinci kıvrımı, bu insanların gözlerini yoğun olan kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için, bir nevi kar gözlüğü gibi gelişmiştir.

Her ne kadar yukarıda belirtilen bölgelerin bazılarında kar hiç yağmıyorsa bile bilim insanları bugün çekik gözlü diye nitelendirdiğimiz insanların atalarının son buzul çağında Sibirya’dan, yani Asya’nın kar ve buzla kaplı en soğuk bölgesinden güneye, bugün yaşadıkları yerlere göç ettiklerine inanıyorlar.

Bu kadar soğuk iklimde yaşayanların vücutlarının iklime uyum sağlamaktan başka çareleri yoktu. Sadece gözler değil, burun da rüzgara en az maruz kalacak şekilde küçülmüş, burun delikleri, solunan hava ciğerlere gidene kadar ısınsın diye daralmıştır. Ciltleri de bu nedenle yağlıdır.

Göz kapakları da daha yağlı olduğundan, daha sarkık durur ve bu oluşum gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani ‘çekik gözlü’ değil ‘düşük göz kapaklı’ tanımını kullanmak daha doğrudur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıkmak, sıkıştırmak, büzmek, daraltmak. constriction (i). sıkma, büzme; boğaz, dar geçit. constrictive (s). sıkıcı, büzücü. constrictor (i)., (anat). sıkıcı adale; (zool). avını sıkarak öldüren yılan. boa constrictor boa yılanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kasmak, kasılmak, daraltmak, kısaltmak, büzmek; buruşturmak,çatmak (kaş); yakalanmak, almak, duçar olmak (hastalık); anlaşma veya mukavele yapmak; ilişki kurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasılmış, çekilmiş, büzülmüş, kısalmış; pazarlığı edilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasılabilir, büzülür, kısalır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekilme, büzülme, kısalma; doğum esnasında rahim adalelerinin gerilmesi; (gram). bir veya birkaç harfin atılması ile yapllan kısaltma; bu şekilde kısaltılmış kelime.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasılabilir, büzüIür, kısalır; çeker, büzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müteahhit, mukavele yapan kimse; kasan şey, kısaltan şey daraltan şey büzen şey, çeken şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). soğutma cihazı, soğutucu; buzlu içki; (argo). hapishane.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mısırla beslenmiş besili, gürbüz; taşralı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). makbuz koçanı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düğüm ve bağı açılmış hallolunmuş: Çözük ipler, denkler, bohçalar. 2. Düğme ve kopçası açılmış, iliklenmemiş: Pantolonu çözük idi. 3. Erimeye başlamış, gevşemiş, yumuşamış: Çözük buzlar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düğüm ve bağ açılmak: Bu düğüm çözülemiyor, yükler çözüldü mü? 2. iliklenmiş veya kopçaianmış bir elbise açılmak: Ne kadar sıcak olsa göğüs çözülmek Adet değildir, bu tozluk çözülmedikçe çıkmaz. 3. Erimeye başlayıp yumuşamak ve gevşemek: Buzlar çözüldü. 4. Müşkül bir mesele hal ve faslolunmak. 5. Bozulmak, dağılmak: Düşman askeri çözüldü; mukavemetçiler çözülmeye başladı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürünen şey veya kimse, emekleyen kimse; sürüngen asma; birkaç çeşit tırmaşık kuşu, (zool). Certhia: (çogğ). bebek tulumu; telefon direklerine tırmanmak veya buz üzerinde yurümek için ayağa takılan demir dişler; kamyonlarda en yavaş hızı sağlayan

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyuk yarık, buzulda veya bir seddin yüzünde açılan yarık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Buzul, buz nehri (Fr. glacier).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıvırma, kıvrılma; buz üstünde ağır taşlarla oynanan bir iskoç oyunu. cur!ing iron saç maşası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمودیه] buzul.

Türkçe Sözlük

(mü. makbûze). Alınmış, alınan: Şu kadar lira makbuzum olmuştur, (i. A. c. makbûzât). Alınan veya alınmış para: Makbûzât defteri. Makbuz ilm’ihaberi, senedi = Alınan para vesairenin alındığını gösteren kâğıt veya senet (bu mânâda de galat olarak bugün dilimizde sadece «makbuz» şeklinde kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük

(i.). İnek yavrusu: Danasıyle beraber bir inek aldım. Dana eti, erkek, dişi dana (pek küçüğüne buzağı, danadan büyüğüne, erkek olursa tosun, dişi olursa düğe derler). Danabaş = Kalın kafalı. Danaburnu = Toprağın altında sebze vesair ekinlerin köklerini kesen irice başlı bir böcek. Anasıyla, danasıyle = Hepsi birden, bir ev halkının hepsi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dar olmak, daralmak, çekilip büzülmek: Konulan sandıklardan yol darlandı. Bu fanila yıkandıkça darlaştı. 2. Sıkılmak, muztarip olmak: İçim darlandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birden çökme, kötü bir yenilgi; nehri tıkayan buz v.b,nin birden çözülmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dondurulmuş yemekleri muhafaza eden buzdolabı, dipfriz; dondurup saklama ; (f). dondurup saklamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beat it. go away. buzz off. go and eat coke. fuck off. go to hell. hop it. piss off.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). buzlarını çözmek veya eritmek. defroster (i). buzdolabı v.b.'nde buzları çözme veya eritme tertibatı.

Yabancı Kelime

İng. defroster

buzçözer

Buzu çözen, donmayı önleyen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). buz tutmasına engel olmak, buzlarını temizlemek, eritmek. deicer (i). buz eritici tertibat, buz çözücü.

Genel Bilgi

Devenin ana yurdu Kuzey Amerika’dır. Tarih içinde oradan Güney Amerika ve Asya’ya yayılmış, Kuzey Amerika kıtasında ise zamanla yok olmuştur. Güney Amerika’daki lama, alpaka (bir cins koyun), guanako {lamanın irisi) gibi hayvanlar devenin akrabaları sayılabilirler.

Yaşadıkları kum fırtınalarına ve diğer olumsuz şartlara uyabilmek için iki sıra koruyucu kirpikleri ve tüylü kulak delikleri oluşmuş, burun deliklerini açıp kapayabilme, çok uzaktan görebilme ve koku alabilme yeteneklerine sahip olmuşlardır.

Develerin tek hörgüçlülerine Arap devesi, çift hörgüçlülerine ise Baktriane (Bactrian) devesi adı verilir. Baktriane Afganistan’ın kuzeyinde bir yer olup bugün adı pek bilinmemesine rağmen çok çeşitli medeniyet ve kültürlere ev sahipliği yapmış, çok önemli tarihi geçmişi olan bir bölgedir.

Her iki cins deve de yük hayvanı olarak kullanılırlar. Çift hörgüçlü deve daha yavaştır (3-5 kilometre/saat) ama bir günde kervan içinde durmadan 50 kilometre yol gidebilir. Hörgücünün tepesine kadar olan yüksekliği 2 metre iken Arap devesinin sadece bacak yüksekliği neredeyse 2 metredir. Arap devesi 18 saat boyunca saatte 13-16 kilometre hızla yol alabilir. Develerin yük hayvanı olmalarının yanında etlerinden, sütlerinden, yünlerinden ve derilerinden de faydalanılır.

Genelde develerin hörgüçlerinde su olduğuna, bu sayede çöllerde uzun süreli yolculuklara bu kadar dayanıklı olduklarına inanılır ama gerçek bu değildir. Öyle olsaydı deve vücudundan su tükettikçe hörgücünün de bir balon gibi porsuyup inmesi gerekirdi.

Develerin hörgüçlerinde sadece yağ bulunur. Burası 30-35 kilogramlık bir yağ deposudur. Genellikle bir çok hayvan ilerde enerji kaynağı olarak kullanmak üzere vücudunda yağ depolar ama develer bunu hörgüçlerinde yaparlar. Yiyecek bulamadıkları zaman buradan faydalanırlar. Hörgücün bir ikinci işlevi de deveyi çölün kızgın güneşinden korumasıdır.

Develer zaten çölde suya az gereksinim duyarlar. 40 dereceyi bulan sıcaklıklarda iki haftaya yakın susuz kalabilirler. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Bu sayede nefes verirken havada bulunan nemin üçte ikisini geri kazanabilirler.

Bir devenin vücudundaki toplam suyun yüzde 22’sinin kaybı halinde karnı çekilir, kasları büzüşür ama bu, onun performansını çok etkilemez. Buna karşın bir insan vücudundaki suyun yüzde 5’ini kaybedince görme duyusunda azalma başlar, yüzde 12’sini kaybedince de ölebilir.

Develerin susuzluğa dayanıklı olmalarının nedeni su kayıplarının büyük bir kısmının dokularındaki sudan olması, kandaki suyun pek etkilenmemesidir. Ancak bütün bu özelliklere rağmen susuzluğa dayanma rekoru develerde değil, farelerdedir. Bu konuda zürafa da her ikisiyle yarışabilir.

Yeri gelmişken develerin bir başka özelliğine de değinelim, hayvanlar arasında sadece deve, kedi ve zürafa önce sağ taraftaki ön ve arka ayaklarını, sonra sol taraflakileri atarak yürürler. Yani sol - sağ seklinde değil sol - sol, sağ - sağ şeklinde. Hatta şiirdeki aruz vezninin ritminin Arap yarımadasındaki develerin bu yürüyüşlerindeki ritimden doğduğu bile rivayet edilir.

Yabancı Kelime

İng. deep-freeze

derin dondurucu

Bozulabilecek yiyecekleri niteliklerini bozmadan çok düşük ısılarda dondurarak uzun süre saklamak için kullanılan buzdolabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D.). annesiz buzağı.

Türkçe Sözlük

(i.). Yazın havanın üst tabakalarındaki su zerrelerinin donup iri ve yuvarlak buz taneleri suretinde yağması ki, bazen çok ve pek iri taneli yağarak büyük hasar verir. Ar. bered, Fars. tegerk: Dolu yağmak, düşmek: Yağmurdan kaçıp doluya tutulmak = Hafif bir sıkıntıdan kaçarken daha ağırına uğramak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Soğuktan billûrlaşarak, geçici olarak katı hale geçmiş su vesair sıvılar, buz. Fars. yah: Dışarıda don var; testi don tutmuş. Don çözülmek = Buz erimek. 2. Su vesair sıvıların soğuktan billûrlaşmasıyle geçici olarak katılaşması. Ar. cumûd (ve galatı incimad). Buz bağlama: Don havasıdır; havalar don gidiyor; hava dona çekecek. Donyağı = Makinelere sürülmekte vesair böyle işlerde kullanılan iç yağı.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Buz haline geçirme. 2. Karın içinde döndürmekle buz haline geçirilmiş limonata, şerbet ve süt vesaire ki, yazın serinlik vermek için yenir: Limonlu, kaymaklı dondurma. 3. Dondurulmuş, buz haline geçirilmiş 2. Donup tek parça olmuş: Dondurma kavurma; dondurma duvar. Dondurma taş = Tabiî olmayan.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Donmuş, buz bağlamış, katı (galatı: müncemid) Elleri donuk. 2. Ustü donmuş gibi, dumanlı, bulutlu, berrak olmayan, buzlu: Donuk cam. 3. Cilâsız (tahta, maden vesaire) 4. Fersiz, ruhsuz: Donuk adam; donuk ifade.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir torbanın ağzını büzerek kapamakta kullanılan ip.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol) buzul birikintilerinden meydana gelmiş dar uzun yığın.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Hedef. 2.Yamaç. 3.Henüz memeden kesilmemiş buzağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imparator. emperor butterfly iri ve mor bir çesit kelebek, zool Apatura iris veya Asterocampa clyton. emperor goose Alaska kıyılarına mahsus bir çeşit renkli kaz, zool. Philacte canagica. emperor penguin Güney Buz Denizine mahsus penguenin en büyük

Genel Bilgi

1991’de Avusturya Alpleri’nde buzullar arasında donmuş bir erkek cesedi bulundu. Şaşırtıcı olan cesedin 5.200 yıl önce yaşamış birine ait olması ve bugüne kadar hemen hemen hiç bozulmadan kalabilmesiydi. ‘Alp Çobanı’ adı verilen bu cesette dikkat çeken bir başka husus da, yüzünde sakal ve bıyık olmamasıydı.

Arkeologlara göre erkekler tarih öncesi devirlerde de tıraş oluyorlardı. Mağara duvarlarındaki bu devirlerden kalma resimler sakal tıraşı için kabukların, köpekbalığı dişlerinin, en çok da keskinleştirilmiş çakmaktaşlarının kullanıldığını göstermektedir. Günümüzde keşfedilen bazı ilkel kabilelerde çakmaktaşının bu amaçla kullanıldığı gerçekten de görülmektedir. Mısır’da açılan mezarlarda eski Mısırlıların M.Ö. 4. yüzyılda sakal kesmek için kullandıkları altın ve bakır aletler bulunmuştur.

Tarih öncesi erkeğinin sakal tıraşı olma nedeni, kesilmezse 150 santimetreye kadar uzayabilecek olan sakalın hareket kabiliyetini hayli kısıtlamasıdır. Ancak sinek kaydı tıraş olma ihtiyacının nedeni bilinmemektedir. Her gün kesilmesi gerekiyorsa erkekler niçin sakallı yaratılmışlardır, o da ayrı bir konu. Erkekler günümüzde olduğu gibi geçmiş zamanlarda da din, toplumsal konum ve moda gibi nedenlerle tıraş oluyorlardı. Örneğin, Roma’da sadece özgür insanlar tıraş olabilirdi.

MS. 14. yüzyılda şimdiki usturanın ilkelleri ortaya çıkmaya başladı, ama erkeklerin acılı ve kanlı tıraş derdi 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti. King Camp Gillette (jilet) ABD’de 1901 yılında ilk iki taraflı jileti keşfetti. Ancak Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar 168 jilet ve 51 makine satabilmişti. Savaş başlarında ABD hükümeti ordunun ihtiyacını karşılamak için firmaya 3,5 milyon tıraş makinesi sipariş etti. Böylece tıraş bıçağı bir sektör haline geldi.

Kısa bir süre sonra eski bir kılıç üreticisi olan Wilkinson firması da tıraş bıçağı üretimine geçti ve bu ikili günümüze kadar piyasanın devleri olarak geldiler. Günümüzde Gillette dünya pazarının yüzde 66’sim elinde bulundururken, Wilkinson’un payı yüzde 20’dir. Daima sektörün motoru olan Gillette aslında kaşifinin ve firmanın ismi ve bir marka iken ürünün de ismi haline gelmiştir

1950’li yıllarda ilk elektrikli tıraş makineleri devreye girdi. Aynı yıllarda ise paslanmaz çelik tıraş bıçağı piyasaya çıktı. Günümüz erkeklerinin yaklaşık yüzde 80’i ıslak tıraşı yani tıraş bıçağı kullanmayı tercih ediyor. Dünyada tıraş olan 2 milyar erkek ve her birinin yüzünde ortalama 15 bin kıl varken ve hele hele bu kıllar günde yaklaşık 2 milimetre uzarken, yani bir erkeğin ömrünün ortalama 100 günü tıraş olmakla geçerken, kim bükebilir tıraş bıçağı sektörünün bileğini?

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kararsız, sebatsız; düzensiz, intizamsız; seyyar; (jeol.) buzul veya akıntı gibi şeyler dolayısıyla asıl yerinden başka yere naklolunan taşa veya çakıl taşına ait. erratically (z.) sebatsızca, düzensiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

esker (i.), (jeol.) buzulların bıraktığı kum veya çakıldan ibaret yığın veya sırt halinde küme.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Canlıların vücudunda kemik ile deri arasında bulunan, kas ve yağ tabakalarından meydana gelen madde. Ar. lahm, Fars. kûşt: Eti senin kemiği benim. 2. Koyun, sığır vesairenin eti ki, kemikle beraber satılır ve yenir. 3. Meyvenin derisiyle çekirdeği arasında olup yenen lezzetli madde: Şeftalinin eti; etli erik. 4. Ten, beden, vücut. Et beni = Küçük meme suretinde kabarcık. Et şeftalisi = Yarma olmayan ve eti çekirdeğine bitişik bulunan şeftali. Et suyu = Eti kaynatarak alınan yağlı ve kuvvetli su. Etkanat = Yarasa cinsinden hayvanların uçma Aletleri olan zar. Et kafalı = Zekâdan mahrum, kalın kafalı. Et kesimi, et kırımı = Hıristiyanların büyük perhize girecekleri günlerdeki yortu ve şenlikleri, apokarya, karnaval. Et lokması Et yemeği. Et meydanı = Vaktiyle Yeniçeri askerine et verilen meydan ve kışla önü ki, İstanbul’da Aksaray civarındaydı. Etine dolgun — Etlice, şişman olmaksızın semiz, tıknaz. Av eti = Avda vurulan hayvan ve kuş eti. Balık eti = Yağsız ve sert kaslardan ibaret et. Balık etli = Vücudü nârin olduğu halde organları etle kaplı ve etleri sert ve düzgün olan, zayıf ve lâgar olmamakla beraber şişman ve sarkık etli de olmayan. Diş eti = Dişlerin diplerinde bulunan ve dişler döküldükten sonra bir set teşkil eden etler. Kaba et = Baldır etleri gibi kalın ve yağsız butlar. Geyik eti = Kızların bülûğa erdikleri sıradaki hafif ve mütenasip dolgpnluğu: Geyik etine girmek = (kız) Bu dolgunluğu kazanmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meat. flesh. pulp. beef.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flesh. meat. fleshy part of fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A noun suffix with a diminutive force; as in baronet, pocket, facet, floweret, latchet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flesh. meat. fleshy part of fruit. pulp. cross- over store.

Türkçe - İngilizce Sözlük

CPS's fuse link designed for use on a 38kV distribution system The ET fuse link exhibits the same time current characteristics as the T link.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two-character ISO 3166 country code for ETHIOPIA.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Educational Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exchange termination.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Equivalent Training. a past tense of eat OF - coming from YO - used to call attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fuse link designed for use on a 38kV distribution system The ET fuse link exhibits the same time current characteristics as the T link. Eagle Technologies. an extraterrestrial being; alien. and - both.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Event table; describes all events appearing in a business model.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exchange Termination is the ISDN Exchange where Layer 2 information will be terminated. embedded training. endotrachial tube.

Türkçe - İngilizce Sözlük

EvapoTranspiration - This is a measure of the amount of moisture lost from the ground during the day The moisture is lost in two ways, by direct Evaporation from the ground, and byTranspiration from leaves. [Latin] and. and, both.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Employment Tribunal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Enemy Tank -. And, in Latin and French.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Student transferred from another grade within the same school.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Error Throwing. environmental test.

Sağlık Bilgisi

Eziklerde yapılacak ilk iş; eziğin üzerine buz koymak veya soğuk su ile kompres yapmaktır. Ayrıca; dışarı kan çıkmışsa, önce oksijenli su ile temizlenir. Aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, ispirto.

Hazırlanışı : 2 su bardağı ispirtoya bir avuç maydanoz koyup iyice ezilir. Ezilen yerin üzerine konur.

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Toz haline, yassı hale getirilmek, dövülmek. Osm. sahk olunmak: Bu boya ezilmeden kullanılmaz. 2. Basılmak, ağır bir şeyin altında kalarak veya sıkışarak yamyassı olmak: Arabanın altında kolu ezilmiş; bu portakallar, kavunlar ezilmiştir. 3. Mağlûp olmak, tahammülü pek zor bir sıkıntı altında perişan olmak: Bu arada o biçare ezildi; dert ve kederden ezilip gitti. Ezilip büzülmek = Maksadını açık söyleyemeyip de sıkılarak konuşacak söz bulamamak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dövüp toz haline getirmek, kırmak, ufaltmak. Osm. sahk etmek: Pirinci ezmek. 2. Basıp veya sıkıp yassılatmak, şeklini bozmak: Kavunu, portakalı ezmek. 3. Suyun içinde tanelerini kırarak karıştırmak: Yoğurt, boya ezmek. 4. Kahretmek, çok zahmet ve eziyet vermek: Ezip suyunu içmek = işe yaramaz bir şeyle uğraşmaktan kinayedir. Lâkırdıyı ezip büzmek = Ne söyleyeceğini bilemeyip lâkırdıyı ağızda gevelemek. Mideyi ezmek = Mideyi bayıltmak, baygınlık vermek.

Yabancı Kelime

Fr. falbala

fırfır

Giysi, perde vb.nin kenarlarına dikilen kırmalı veya büzgülü süs.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Perde, entari gibi şeylerin kenarına dikilen büzgülü veya kırmalı süs, fırfır.

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Nümûne, örnek, kumaş örnekleri destesi: Faturasını gönderdi. 2. Satın alınan bir mal için satıcının verdiği makbuz: Gümrük dairesi fatura ister Malfature = Manifatura’dan galat. (bk.) Manifatura.

Türkçe Sözlük

(i.). Farbala, büzgülü süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denizde yüzen üstü düz buz kitlesi, buz sahrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). buzlu, dondurulmuş; (i). meyvalı dondurma, buzlu şerbet frape.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bayt). erkek buzağı ile ikiz doğan cinsi yapısı kusurlu dişi buzağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (froze, frozen) (i). donmak, buz kesilmek; çok üşümek; buz tutmak; dondurmak, buz haline getirmek, buz bağlamak; fiyatları dondurmak, narh koymak; (ikt). dış üIkelere ait banka mevduatını dondurmak; (i). donma, don. freeze out (A.B.D)., (k).dili i

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k). dili buzdolabu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). soğuk, buz gibi; cansız, duygusuz; cinsel bakımdan soğuk (kadın). Frigid Zone kutup bölgesi. frigid'ity (i). soğukluk, duygusuzluk, cansızlık. frig'idly (z). soğuk bir şekilde, duygusuzca. frig'idness (i). soğukluk, duygusuzluk.

Yabancı Kelime

Fr. frigidaire

buzdolabı

Yiyecek, içecek vb.ni soğuk olarak saklamaya yarayan, motorla çalışan dolap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cam üstünde buz tutmasından meydana gelen çiçek şekilleri, buz çiçekleri; buz çiçeklerinin taklidi olarak maden üzerine yapılan süsler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). don ve ayaz gibi soğuk; buz tutmuş, don yemiş, kırağı düşmüş; soğuk, mesafeli, cana yakın olmayan; saçı ağarmış, kır saçlı. frostily (z). çok soğuk bir şekilde. frostiness (i). soğuk, don.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). donma; ayaz, don, kırağı; soğuk davranış; argo başarısızlık, muvaffakıyetsizlik; (f). dondurmak, kırağı tutmak; şekerli bir karışımla kaplamak (pasta); donmak; buz tutmak. frost line toprağın azami buz tutma derinliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). donmuş, buz kesilmiş; kalpsiz, soğuk; dondurulup konserve edilmiş. frozen assets donmuş mevduat. frozen credits donmuş krediler. frozen prices donmuş fiyatlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. toplamak, bir araya getirmek; devşirmek; seçmek, biriktirmek; yığmak; kazanmak; anlamak, sonuç çıkarmak; büzmek, kırma yapmak; toplanmak, bir araya gelmek; artmak, çoğalmak; matb. sayfaları sıraya koymak, harman yapmak; tıb. toplanmak (cerahat) gather

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buzlu, buz gibi donmuş, soğuk.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Benzetme ve örnek edatıdır: Kar gibi beyaz, buz gibi soğuk, taş gibi katı, gereği gibi, adam gibi. Bu mânâ ile isimlerin yalın ve zamirlerin ekli hallerine de katılır: Adam gibi, at gibi, benim gibi, bizim gibi, senin gibi, sizin gibi, onun gibi. Müstesna olarak 2. Şahıs çokluğunda yalın hâlinde kullanılır: Onlar gibi, bunlar gibi. Diğer zamirlerde yalın halleriyle kullanılması az olur ve bu takdirde müphem bir mânâyı işaret.eder: Ben gibi bir sadık dost, sen gibi bir zeki adam, o gibi işler: O misillü, o takım. 3. Zamanca fazla yakınlık gösterir: Geldiği gibi = Geldiği anda, gelir gelmez. Gördüğüm gibi = Gördüğüm anda görür görmez.

Genel Bilgi

Bugün artık hemen hemen her evde buzdolabı var. Günlük gıdalarımızı bozulmasınlar diye buzdolabında saklarken, uzun süre saklayacaklarımızı da buzluk veya derin dondurucu dediğimiz kısmına koyuyoruz. Gıdaların normal hava şartlarında bozulmalarının nedeni, bu ortamda gıdada bulunan bakterilerin, mikropların kısacası mikro organizmaların gelişerek faaliyetlerini sürdürmeleridir.

Gıdaları soğukta veya dondurarak muhafaza en çok başvurulan ve püf noktaları olan yöntemlerdir. Bu arada gıda muhafazasında tam tersi yollar da vardır. Isıtarak muhafaza ve kurutma gibi. Hatta turşu kurmak bile bir muhafaza yöntemidir. Dondurarak muhafazaya geçmeden önce pastörizasyon, sterilizasyon gibi sık sık ismini duyduğumuz veya etiketlerin üzerlerinde gördüğümüz terimlerin anlamlarına bir bakalım.

Gıdaları daha dayanıklı kılmak amacıyla uygulanan yöntemlerden pastörizasyon ve sterilizasyon ısıl uygulama ile muhafaza anlamına gelmektedirler. Sterilizasyonda gıda 100 derecenin üzerinde ısıtılır. 100 derecenin altındaki ısıl uygulamalar ise pastörizasyon adını alır. Her iki yöntemde de amaç daha işin başında bakteri ve mikropları öldürmektir.

Hangi yöntemin uygulanacağını gıdanın asit durumu belirler. Asit oranı fazla gıdalarda bakteri ve mikropların ısıya dirençleri azalır. Bunun için düşük asitli gıdalar sterilize edilirlerken yüksek asitli gıdalar pastörize edilirler. Ancak sütte durum farklıdır. Süte pastörizasyon işleminin uygulanmasının asıl amacı dayanıklı bir ürün elde etmekten ziyade verem mikrobunu öldürmektir.

Kurutarak saklamada, su ortamdan uzaklaştırılır. Böylece bakteri ve mikropların gelişmesi önlenir, biyokimyasal reaksiyonlar en aza indirilir. Ancak yine de bazı kimyasal reaksiyonlar oluşur ve bunlar da renk koyulaşmasına ve gıdanın acılaşmasına yol açarlar.

Soğukta muhafazada, gıdanın hücre suyu, en fazla donma noktasına kadar soğutulur. Meyve ve sebzelerde bu sıcaklık +4 ile -2 derece arasındadır. Bu yöntemin en yaygın kullanma yeri buzdolabıdır ve dondurarak muhafaza ile karıştırılmaması gerekir.

Günümüzde gıdaların dondurularak saklanması çok yaygın bir şekilde uygulanan en iyi muhafaza yöntemidir. Bu yöntemde hücre suyunun donması ve hücrelerin ölmesinin sağlanmasına kadar sıcaklık düşürülür. Gıdalar genellikle -40 derecede dondurulur, -18 veya -20 derecede muhafaza edilir.

Gıdadaki su miktarının azalması bakteri ve mikropların yaşamalarına uygun olmayan bir ortam yaratır. Ancak dokulardaki suyun donarak buza dönüşmesi sırasında hacim büyüdüğünden hücrelerdeki doku yapıları da bozulabilir. Bunu önlemek için donma olayının hızı çok iyi kontrol edilmelidir.

Gıdaları yavaş yavaş dondurursak oluşan buz kristalleri hücre dokularını parçalayacağından, yapısı bozulmuş olan bu gıda çözünme sırasında dışarıdan gelecek bakterilerin hücumuna karşı direnç gösteremez ve çabucak bozulur, donma sırasında oluşan buz kristallerinin boyutları, donma hızına bağlıdır. O halde donma, buz kristallerinin büyümelerine fırsat bırakmayacak şekilde mümkün olduğunca hızlı olmalıdır (şok donma).

Bu şekilde dondurulmuş gıdalar tüketiciye ulaşana kadar dondurulmuş durumda olmalı ve depolarda -18 derecenin üstüne çıkılmamalıdır. Çünkü bir kere dondurulduktan sonra çözülen gıda artık steril değildir, hatta bu durumda bozulma daha hızlı oluşur, tekrar dondurmak da çare değildir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go. to lead. to last. to be enough for. to leave. to go away. to travel. to disappear. to have recourse to. betake. buzz. depart. drive off. to do a fade. flock. gang. get. get off. go about. hit the road. to take one's hooks. make. make tracks.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buza ait, buzlu; buz devrine ait; kim. buza benzer. glacial drift buzulların taşıdığı taş ve toprak. gIacial period buzul devri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buzul ile kaplanma; buzulun yeryüzünün şeklini değiştirme etkisi.

Yabancı Kelime

Fr. glaciologue

buzul bilimci

Buzul bilimi uzmanı.

Yabancı Kelime

Fr. glaciologie

buzul bilimi

Fiziki coğrafyanın buzulları ve yeryüzündeki işlevlerini konu alan bölümü.

Yabancı Kelime

Fr. glaciologiste

buzul bilimci

Buzul bilimi uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kayma; buzlu dağ eteğinde kayma; dans ederken bir yana kayılarak yapılan figür; f. kaymak.

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Ufak bir top ve özel sopalarla kırlarda oynanan bir oyun. Golf pantolon = Paçaları dizin altından büzgülü geniş pantolon.

Türkçe Sözlük

(i.). Yerde yatan karın en üstteki donmuş tabakası ki, güneşten eridikten sonra tekrar donup buz halini almıştır: Görşe havası.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’nın kuzeyinde, Kuzey Buz Denizi ile Atlas Okyanusu arasında, Kanada’nın kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 72 00 Kuzey enlemi, 40 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Arktik Bölge.

Yüzölçümü: 2,166,086 km².

Kara komşuları: 0 km.

Sınırları: 44,087 km.

İklimi: Kuzey kutbu iklimi. Ortalama sıcaklığın 7 C olmasına karşın iklim kuru ve güneşlidir. Kışlar soğuktur ve buzlu bölgelerde sıcaklık yazın bile donma noktasının altındadır.

Arazi yapısı: Ülkenin beşte dördü buz tabakasıyla kaplı olup adanın ortalarına doğru buzlar bir hayli irtifa kazanır ve ada, kocaman bir beyaz kubbe görünümü alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Gunnbjorn 3,700 m.

Doğal kaynakları: Çinko, kurşun, demir, kömür, molibden, altın, platin, uranyum, balık, fok balığı, balina, hidro enerji, petrol ve doğal gaz.

Coğrafi Not: Grönland Buz Katmanı, Antarktika`dan sonra dünyanın ikinci büyük buz kütlesidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 56,361 (Temmuz 2006 verileri) Nüfusun büyük kesimi batı kıyısındaki küçük kasabalarda yaşar.

Nüfus artış oranı: %-0.03 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -8.37 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.4 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 69.94 yıl.

Erkeklerde: 66.36 yıl.

Kadınlarda: 73.6 yıl (2006 veriler).

Ortalama çocuk sayısı: 2.4 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100 (1999).

Ulus: Grönlandalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Grönlandalı %88, Danimarka ve diğerleri %12 (Ocak 2000).

Din: Evangelist Luthercilik.

Diller: Grönlandaca (Eskimo dialekti), Danimarkaca, İngilizce.

Yönetimi

Ülke adı: Geleneksel adı: Grönland.

yerel adı: Kalaallit Nunaat.

ingilizce: Greenland.

Bağımsızlık durumu: Grönland, Danimarka Krallığı’na bağlı bir adadır. Grönland’ın savunmasında ve dışişlerinde Danimarka söz sahibi olmakla beraber Grönlandlılar 1979’da yer alan bir anlaşma sonunda içişlerinde krallığa bağlı olmaktan kurtuldular.

Yönetim biçimi: Federal Demokrasi.

Başkent: Nuuk (Godthab).

İdari bölümler: 3 bölge; Avannaa (Nordgronland), Tunu (Ostgronland), Kitaa (Vestgronland).

Bağımsızlık günü: yok (Danimarka Krallığı’na bağlıdır).

Milli bayram: Haziran 21 (en uzun gün).

Anayasa: 5 Haziran 1953 (Danimarka Anayasası).

Hukuk sistemi: Danimarka.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), NC, NIB (İskandinavya Yatırım Bankası).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Topraklarının ancak %1’i tarıma elverişli olduğundan buranın yerlileri olan Eskimolar balıkçılık ve avcılıkla geçinmektedir.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 1.1 milyar $ (2001 veriler).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %1.6 (1999 veriler).

İş gücü: 24,500 (1999 veriler).

İşsizlik oranı: %10 (2000 veriler).

Endüstri: Gıda maddeleri, el sanatları, post, küçük tersaneler.

Elektrik üretimi: 295 milyon kWh (2004).

Elektrik tüketim

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (bak.) grind. ground glass buzlu cam; cam tozu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) homurdanan kimse; A.B.D., argo bira kabı; Kanada'da kücük buzul .

Genel Bilgi

Dünyamızdaki ısının kaynağı güneş olduğuna göre ve bir dağın tepesi güneşe daha yakın iken orada hava niçin daha soğuk oluyor? Öncelikle şunu söyleyelim ki, güneş ile dünya arasındaki mesafeyi düşünürsek, bir dağın tepesine çıkmakla bu mesafedeki azalış çok önemsiz kalır. Güneş dünyamızdan 149,5 milyon kilometre uzakta iken dünyamızdaki en yüksek dağın yüksekliği 9 kilometreyi bile bulmaz. (Everest: 8.846 metre)

Biz zaten her gün evimizde otururken dünyanın kendi çevresinde dönmesinden dolayı, dünyanın çapı kadar, güneşe 12 bin kilometre yaklaşıp uzaklaşıyoruz. Elips şeklindeki yörüngesinde dünya güneşin etrafında dönerken güneşe en fazla yaklaştığı mesafe 147 milyon, en uzaklaştığı mesafe ise 152 milyon kilometredir. Yani dünya zaten bir yıl içinde güneşe 5 milyon kilometre yaklaşıp uzaklaşmaktadır. Bu durum dünyamızdaki ısıyı pek etkilemez, mühim olan ışınların dik gelmesidir.

Güneşin dünyamızda yarattığı sıcaklık, ışınlarının yeryüzünden yansıması ile olur. Ondan sonra yükseldikçe nemli havada her bir kilometrede yaklaşık 6-7 derece düşer. Yani Everest’in dibi ile tepesi arasında 50 dereceden fazla sıcaklık farkı olması doğal. Bu sıcaklık düşüşü atmosferin birinci katmanına kadar böyle sürüyor. Yani yeryüzünde ısı 25 derece iken 11 kilometre tepemizde -50 dereceye kadar düşüyor. Bundan sonra sıcaklık değişiminin akıl almaz dansı başlıyor.

Atmosferin ikinci tabakası olan ve içinde ozon tabakası da bulunan 11. ve 48. kilometreler arasında hava ısısı bu sefer tam tersi yükseldikçe artıyor, tekrar sıfır dereceye kadar çıkıyor. 48. kilometreyi geçip 3. tabakaya girince ta 88. kilometreye gelene kadar tekrar düşüşe geçiyor. Bu tabakanın sonunda, yani 88. kilometrede -80 derecelere kadar düşüyor. Bundan sonra da sürekli yükselişe geçerek güneşe yaklaştıkça artıyor.

Güneşin yüzeyinden 2 milyon derece sıcaklıkla çıkan ışığın 149,5 kilometre yol kat ettikten sonra dünyamız yüzeyine yaşayabileceğimiz bir ortamı yaratacak şekilde bu kadar ince ayarla gelmesi hakikaten inanılmaz.

Yeryüzünde ısınan havanın yükseldiği doğrudur, ama hava bu enerjisini yükselirken harcar ve dağın tepesine ulaştığında çevre hava ısısı ile aynı ısı derecesine gelir. Dağ tepelerinin soğuk olmasının bir başka nedeni dağ yüzeylerinin şekilleri dolayısıyla güneş ışıklarını dik alamamalarıdır. Bu nedenle dağların etekleri bile serin olur, burada ısınıp yükselen bir hava tabakası bile oluşamaz. Ayrıca dağdaki kayalarla birlikte kar ve buz da güneş ışınlarını fazla emmez ve çoğunu yansıtırlar.

Yeryüzünün ısınmasında bulutlar da önemli rol oynarlar. Dikkat ederseniz bulutsuz geceler, bulutlu gecelerden daha soğuktur. Çünkü bulutlar yerden gelen ısıyı tekrar yere yansıtırlar. Dağ zirvelerinde ise ne bu sıcaklığı yere tekrar yansıtacak bulut vardır, ne de onu tutacak yoğunlukta atmosfer.

Genel Bilgi

Dünyamızdaki ısının kaynağı güneş olduğuna göre ve bir dağın tepesi güneşe daha yakın iken orada hava niçin daha soğuk oluyor? Öncelikle şunu söyleyelim ki, güneş ile dünya arasındaki mesafeyi düşünürsek, bir dağın tepesine çıkmakla bu mesafedeki azalış çok önemsiz kalır. Güneş dünyamızdan 149.5 milyon kilometre uzakta iken dünyamızdaki en yüksek dağın yüksekliği 9 kilometreyi bile bulmaz. (Everest: 8.846)

Biz zaten her gün evimizde otururken dünyanın kendi çevresinden dönmesinden dolayı, dünyanın çapı kadar, güneşe 12 bin kilometre yaklaşıp uzaklaşıyoruz. Elips şeklindeki yörüngesinde dünya güneşin etrafında dönerken güneşe en fazla yaklaştığı mesafe 147 milyon, en uzaklaştığı mesafe ise 152 milyon kilometredir. Yani dünya zaten bir yıl içinde güneşe 5 milyon kilometre yaklaşıp uzaklaşmaktadır. Bu durum dünyamızdaki ısıyı pek etkilemez, mühim olan ışınların dik gelmesidir.

Güneşin dünyamızda yarattığı sıcaklık, ışınların yeryüzünde yansıması ile olur. Ondan sonra yükseldikçe nemli havda her kilometrede yaklaşık 6-7 derece düşer. Yani Everest’in dibi ile tepesi arasında 50 dereceden fazla sıcaklık farkı olması doğal. Bu sıcaklık düşüşü atmosferin birinci katmanına kadar böyle sürüyor. Yani yeryüzünde ısı 25 derece iken 11 kilometre tepemizde -50 dereceye kadar düşüyor. Bundan sonra sıcaklık değişiminin akıl almaz dansı başlıyor.

Atmosferin ikinci tabakası olan ve içinde ozon tabakası da bulunan 11. ve 48. kilometreler arasında hava ısısı bu sefer tam tersi yükseldikçe artıyor, tekrar sıfır dereceye kadar çıkıyor. 48. kilometreyi geçip 3. tabakaya girince ta 88. kilometreye gelene kadar tekrar düşüşe geçiyor. Bu tabakanın sonunda, yani 88. kilometrede -80 derecelere kadar düşüyor. Bundan sonra da sürekli yükselişe geçerek güneşe yaklaştıkça artıyor.

Güneşin yüzeyinden 2 milyon derece sıcaklıkla çıkan ışığın 149.5 kilometre yol kat ettikten sonra dünyamız yüzeyine yaşayabileceğimizbir ortamı yaratacak şekilde bu kadar ince ayarla gelmesi hakikaten inanılmaz.

Yeryüzünde ısınan havanın yükseldiği doğrudur, ama hava bu enerjisini yükselirken harcar ve dağın tepesine ulaştığında çevre hava ısısı ile aynı ısı derecesine gelir. Dağ tepesinin soğuk olmasının bir başka nedenidağ yüzeylerinin şekilleri dolayısıyla güneş ışınlarını dik alamamalarıdır. Bu nedenle dağların etekleri bile serin olur, burada ısınıp yükselen bir hava tabakası bile oluşamaz. Ayrıca dağdaki kayalarla birlikte kar ve buz da güneş ışınlarını fazla emmez ve çoğunu yansıtırlar.

Yeryüzünün ısınmasında bulutlar da önemli rol oynarlar. Dikkat ederseniz bulutsuz geceler, bulutlu gecelerden daha soğuktur. Çünkü bulutlar yerden gelen ısıyı tekrar yere yansıtırlar. Dağ zirvelerinde ise ne bu sıcaklığı yere tekar yansıtacak bulut vardır, ne de onu tutacak yoğunlukta atmosfer.

Türkçe Sözlük

(i.). Yaşından fazla gösterişli, serpilmiş, genç irisi, vücutlu ve zorlu: Gürbüz bir delikanlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گوساله] buzağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

activity. vivacity. animation. briskness. buzz.

Türkçe Sözlük

(aslı: HİSAB) (i. A.) (c. hisâbât). 1. Sayı sayma, sayıya ait iş: Paramızı, alıp verdiğimizi hesap edelim. 2. mec. Tahmin, düşünce: Benim hesabıma göre, hesabım doğru çıkarsa. 3. Defter tutma, alacak, vereceğin ve alınıp sarf olunanın kaydı: Hesap tutar. 4. Alacak, verecek, paraya ait münasebet: Kendisiyle bir hesabımız vardı, benim, onunla hiç bir hesabım yoktur. 5. Sayıya ait kaide ve işlerden bahseden ilim ki, matematiğin ilk basamağı sayılır: Hesap ilmi, hesap okumak, hesap öğrenmek. Bilhesâb = Hesabederek, hesap olunarak. Bî-hesab = Hesapsız, pek çok. Parmak hesabı = Parmakla yapılan kaba ve cahilâne hesap. Hesap tutmak = Alacak, vereceği veya makbuz ve sarfiyatı deftere kaydetmek. Hesaba çekmek = Birinden hesap isteyip mesul tutmak. Hesâb-ı zihnî = Çocuklara ezberden öğretilen hesap. Hesaba gelmek = 1. Uymak: Benim hesabıma gelir, gelmez. 2. Sayılabilmek, sayılabilecek miktarda olmak: Onun mal ve serveti hesaba gelmez. Alelhesap = Hesaptan önce, hesap görüldükte sayılmak üzere parça parça verilen para: İşleyen aylıktan alelhesap ikiyüz lira almıştır. Indelhesâb, ledilhesâb = Hesap olundukta, hesap görülünce. Yevm-ül-hesâb, rûz-ul-hesâb = Kıyamet günü, mahşer günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. buz; dondurma; meyvalı dondurma; buza benzer şey; pasta üstü için krema; argo pırlanta; f. dondurmak; içine buz koymak, buzda soğutmak; pasta üzerine şekerli krema sürmek; A.B.D., argo öldürmek. ice age buzul devri. ice ax dağcıların kullandıkları

Yabancı Kelime

İng. ice-tea

buzlu çay

Soğuk olarak ikram edilen bir tür çay.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buz adası, buzdağı, aysberk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. etrafı buz ile çevrilmiş (gemi); her tarafı donmuş (liman).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D buzdolabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buzkıran; bir toplantıda insanları birbirine kaynaştırmak için vasıta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geniş buz tabakası, buzul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.buz, buz saçağı, buz salkımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buz gibi olma, çok soğuk olma: soğukluk.

Türkçe Sözlük

(i. A.) Sığır yavrusu, buzağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buzlu, buz gibi, donmuş; soğuk hal veya tavırlı, donuk .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eskimolann kar veya buzdan yapllmlş evi

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabz» dan masdar). 1. Çekilip toplanma, büzülme: Soğuktan bütün cisimlerde az çok inkıbâz olur. 2. Sıkıntı, kasvet. 3. Tutukluk, peklik, kabızlık; ishalin zıddı: inkıbaza uğramak.

Genel Bilgi

Tedavisi günümüzde mümkün olmayan hastaları ölmeden önce dondurup, teknolojinin gelişip, tedavi imkanlarının bulunabileceği ileriki yıllara kadar saklamak, bilim insanlarının üzerinde çok çalıştıkları bir konudur ve bilim insanlarını bu araştırmalara iten sebep kurbağalardır.

Doğada bazı cins kurbağalar kış uykusu süresince donarlar; kalp atışları, nefes alışları ve kan dolaşımları tamamen durur. Hatta aort damarları kesildiğinde bile kanama olmaz. Buzlar çözüldükten sonra, önce kalp atmaya başlar ve kurbağa hayata geri döner.

Yapılan araştırmalarda kurbağaların aniden donmadıkları, 24 saat süresince kan ve hücrelerinin arasındaki su dondukça geriye donma noktası düşük bir tip antifriz çözelti bıraktıkları ve glikoz üretimlerini çok yükselttikleri tespit edilmiştir. Oysa insanda bu oranda şeker yükselmesine mani olacak birçok mekanizma vardır ve iyi çalışmamalarının sonucu ise şeker hastalığıdır.

Bir memelinin hücresinin dondurularak saklanabilmesi için, hücrenin içinde oluşan buzun en az seviyede olması gerekir. Hücre içindeki suyun tamamen donması ölüme yol açar. Bunun için de dondurma işlemine hücre dışı sıvılardan başlanılmalı, sadece hücre aralarındaki ve kandaki su donmak, hücredeki zar ve proteinlerin yapıları bozulmamalıdır.

Donmuş kan, besin ve oksijen taşıyamayacağından, metabolizmada ne gibi aksaklıklar görülebileceği hala bilinmemektedir. Ayrı bir sorun da suyun donduğu vakit genişlemesidir. Bu yüzden kan damarları parçalanabilir, doku yapısı bozulabilir, hücre zarı yırtılabilir.

Aslında artık günümüzde insanın yumurta hücreleri, sperm ve beyaz kan hücreleri, deri ve korneası dondurularak saklanabilmektedir. Ancak bunların hücre sayıları çok azdır. Nakil için böbrekler ve karaciğer buz içinde saklanır ama bunun da süresi en fazla 2-3 gündür. Üstelik bu organlar soğuk ortamda saklanmakta ama dondurulmamaktadır.

Halen bir organ bile dondurulup saklanamadığına göre, bütün bir vücudu dondurarak saklama konusunda bilim insanları pek iyimser değiller ama çalışmalar devam ediyor. Daha doğrusu insanı dondurup saklamak şüphesiz mümkün de, tekrar ısıtılıp canlandırmanın yolu henüz bilinmiyor.

Genel Bilgi

Tedavisi günümüzde mümkün olmayan hastaları ölmeden önce dondurup, teknolojinin gelişip, tedavi imkanlarının üzerinde çok çalıştıkları bir konudur ve bilim insanlarını bu araştırmalara iten sebep kurbağalardır.

Doğada bazı cins kurbağalar kış uykusu süresince donarlar; kalp atışları, nefes alışları ve kan dolaşımları tamamen durur. Hatta aort damarları kesildiğinde bile kanama olmaz. Buzlar çözüldükten sonra, önce kalp atmaya başlar ve kurbağa hayata geri döner.

Yapılan araştırmalarda kurbağaların aniden donmadıkları, 24 saat süresince kan ve hücrelerinin arasındaki su dondukça geriye donma noktası düşük bir tip antifriz çözelti bıraktıkları ve glikoz üretimlerini çok yükselttikleri tespit edilmiştir. Oysa insanda bu oranda şeker yükselmesine mani olacak birçok mekanizma vardır ve iyi çalışmalarının sonucu ise şeker hastalığıdır.

Bir memelinin hücresinin dondurularak saklanabilmesi için, hücrenin içinde oluşan buzun en az seviyede olması gerekir. Hücre içindeki suyun tamamen donması ölüme yol açar. Bunun için de dondurma işlemine hücre dışı sıvılardan başlanılmalı, sadece hücre aralarındaki ve kandaki su donmalı, hücredeki zar ve proteinlerin yapıları bozulmamalıdır. Donmuş kan, besin ve oksijen taşıyamayacağından, metabolizmada ne gibi aksaklıklar görülebileceği hala bilinmemektedir. Ayrı bir sorun da suyun donduğu vakit genişlemesidir. Bu yüzden kan damarları parçalanabilir, doku yapısı bozulabilir, hücre zarı yırtılabilir.

Aslında artık günümüzde insanın yumurta hücreleri, sperm ve beyaz kan hücreleri, deri ve korneası dondurularak saklanabilmektedir. Ancak bunların hücre sayıları çok azdır. Nakil için böbrekler ve karaciğer buz içinde saklanır ama bunun da süresi en fazla 2-3 gündür. Üstelik bu organlar soğuk ortamda saklanmakta ama dondurulmamaktadır.

Halen bir organ bile dondurulup saklanmadığına göre, bütün bir vücudu dondurarak saklama konusunda bilim insanları pek iyimser değiller ama çalışmalar devam ediyor. Daha doğrusu insanı dondurup saklamak şüphesiz mümkün de, tekrar ısıtılıp canlandırmanın yolu henüz bilinmiyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (jeol.) buz devreleri arası ile ilgili.

Türkçe Sözlük

(i. Y. anatomi). Gözün saydam tabakasının arkasında bulunup, deliği, ışığın az veya çok olmasına göre genişleyip büzülen tabaka. İrisin rengi göz rengini meydan getirir, Ar. kuzâhiye.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Avrupa, Baltik Denizi kıyısında, Finlandiya ile Norveç arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 62 00 Kuzey enlemi, 15 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 449,964 km².

Sınırları: toplam: 2,233 km.

sınır komşuları: Finlandiya 614 km, Norveç 1,619 km.

Sahil şeridi: 3,218 km.

İklimi: Güneyde ılıman, kuzeyde subarktik iklim tipi görülür.

Arazi yapısı: Daha fazla düz ve kısmen dalgalı ovalar, batıda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hammarsjon gölünde bir koy -2.41 m.

en yüksek noktası: Kebnekaise 2,111 m.

Doğal kaynakları: Çinko, demir, kurşun, bakır, gümüş, kereste, uranyum, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.93.

daimi ekinler: %0.01.

Diğer: %94.06 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,150 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Çevrili sularda yüzen buz kitleleri deniz trafiğini engellemektedirler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 9,016,596 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.16 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.66 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 2.76 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.51 yıl.

Erkeklerde: 78.29 yıl.

Kadınlarda: 82.87 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.66 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,600 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: İsveçli.

Nüfusun etnik dağılımı: İsveçliler, Fin ve Sami azınlığı, Yugoslav, Norveç, Yunan, Türk.

Din: Lutherci %87, Roma Katolikleri, Ortodoks, Baptist, Müslüman, Musevi, Budist.

Diller: İsveççe.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsveç Krallığı.

kısa şekli : İsveç.

Yerel tam adı: Konungariket Sverige.

yerel kısa şekli: Sverige.

ingilizce: Sweden.

Yönetim biçimi: Meşruti Krallık.

Başkent: Stockholm.

İdari bölümler: 21 bölge; Blekinge, Dalarnas, Gavleborgs, Gotlands, Hallands, Jamtlands, Jonkopings, Kalmar, Kronobergs, Norrbottens, Orebro, Ostergotlands, Skane, Sodermanlands, Stockholms, Uppsala, Varmlands, Vasterbottens, Vasternorrlands, Vastmanlands, Vastra Gotalands.

Bağımsızlık günü: 6 Haziran 1523.

Milli bayram: Bayrak Günü, 6 Haziran.

Anayasa: 1 Ocak 1975.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G- 6, G- 9, G-10, IADB (Amerika Bölgesi Kal

Türkçe Sözlük

(i.). Köpek, Ar. kelb, Fars. seg. mec. Değersiz ve ahlâksız adam: İtin biri. İt-eli = Atın içeri basan cinsi. İtüzümü = Patlıcangillerden bir bitki, Ar. unnebüz-zeeb. İtburnu = Nesrin tohumu, yabanî gül tohumu. İthıyarı = Ebûcehil karpuzu. İtderneği = Harıltısı gürültüsü çok olan haşarat yatağı. İtdirseği = Arpacık. İt sürüsü = mec. Ayaktakımı. İtboğan = Acı çiğdem. İt nişanı = Atın ayağında makbûl sayılmayan bir nişan. Ityatağı = Aşağılık takımının toplandığı yer. Ityılı = Eski on iki hayvanlı Türk takviminde bir daire teşkil eden senelerin on birincisi. Yabanın iti = mec. Edepsiz adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Fr.) büzgülü dantel veya muslin göğüslük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şiddetli ve ani çekiş, silkinme, silkme; fizyol. büzülme, burkulma; (argo) görgüsüz kimse, kaba saba kimse, slang. ayı. the jerks bilhassa asabi sebeplerle yüz veya diğer uzuvların gerilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilâca karıştırılan tatlı bir sıvı; içine buz ve nane karıştırılan bir içki.

Türkçe Sözlük

(aslı: KâALEB) (i. A.) (c. kavâlib). 1. Bir şekil ve hususî surette dökülmesi istenen şeylere mahsus zarf: Dökmeci kalıbı, hurufat kalıpları. 2. Hususî bir biçim, bir şekil alması istenen bazı şeylerin konmasına mahsus araç: Buz kalıbı; potin; çizme kalıbı. 3. Umumiyetle şekil ve suret nümûnesi: Esvap kalıbı, gemi kalıbı. 4. Bir kalıba dökülmüş, kalıptan çıkmış şey: Bir kalıp şeker, bir kalıp sabun. 5. Kalıba dökülmeksizin, kalıptan çıkmış gibi bir şekil ve biçimde olan şey. 6. Ruha nisbetle insan veya hayvanın bedeni, maddî kısmı: Kalıptan ibaret bir adam: Akıl ve ruhu yok kadar az olup sırf maddî şekil ve biçimden ibaret olan. Kalıp değiştirmek, kalıp dinlendirmek = Ölmek, vefat etmek. 7. mec. Cansız, kalıp gibi hareketsiz: Kalıp gibi hasta; herif insan değil, kalıp; koca kalıp, kalıp gibi yatmak. Kalıp etmek = Hile etmek. Basmakalıp = Bir şeyi anlamaksızın, akıl ve zekâ göstermeksizin bir örneğe uyarak veya bir yerden aynen alarak vücuda gelen şey: Onun yazdığı şey basmakalıptır. Basma kalıbı = Boyanacak kalemkârî tülbendin veya nakşedilecek kumaşın üzerine basılmak üzere muhtelif şekil ve biçimde oyulmuş tahta. Kalıbını basmak = Mühür basmak yerine bütün kalıbı basmak ki, mecâzen bütün varlığı ile o işe angaje olmak mânâsına gelir. Kalıbı dinlendirmek = Ölmek. Kalıptan kalıba, bin kalıba girmek = Şeklini ve kıyafetini değiştirmek. Bir kalıba dönmek = Bir hâl şekli bulmak, bir çare düşünmek.

Sağlık Bilgisi

Romatizma, iyi tedavi edilmeyecek olursa; kalbin içindeki kapakçıklara yerleşir. Bu kapakçıklardan; en fazla mitral kapakçık etkilenir ve daralıp, sertleşir, büzülür. Daha çok kadınlarda görülen kalp romatizması sonucu ortaya çıkan hastalığa mitral darlığı veya mitral stenoz denir. Hastada nefes darlığı, kuru öksürük, sık sık soğuk alma, morarma, el ve ayaklarda üşüme ve yorgunluk görülür. Tedavinin ilk şartı üzülmemek, her gün bir öncekki günden daha iyi olduğuna inanmak ve doktorun tavsiyelerine uymaktır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çilek

Hazırlanışı : Yemek aralarında 100’er gram çilek yenir.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’nın kuzeyinde, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 60 00 Kuzey enlemi, 95 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: toplam: 9,984,670 km².

Kara: 9,093,507 km².

Su: 891,163 km².

Sınırları: toplam: 8,893 km.

sınır komşuları: ABD 8,893 km.

Sahil şeridi: 202,080 km.

İklim: 70.paraleldeki buz tepelerinden bati sahillerindeki gür bitki örtüsüne kadar değişiklik gösteren iklim çeşitliliğine rağmen Kanada’nın bütününde özellikle nüfusun da daha yoğun olduğu Amerika sınırları boyunca 4 ayrı mevsim yaşanır. Yazın günlük sıcaklık +35 ve daha üstündeki derecelere kadar yükselir, buna rağmen -25 ve daha da altındaki dereceler alışılmadık değildir. İlkbahar ve sonbaharda hava sıcaklıkları daha normaldir.

Arazi yapısı: Batıda dağlık ovalar, güneydoğuda alçak düzlükler çoğunluktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Logan Dağları 5,959 m.

Doğal kaynakları: Demir, nikel, çinko, bakır, altın, kurşun, molibden, potas, gümüş, balık, kereste, vahşi doğa, kömür, petrol, doğal gaz, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %4.57.

daimi ekinler: %0.65.

Diğer: %94.78 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 7,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuzeydeki süreklilik gösteren buzlanma ekonomik gelişmeye engel teşkil etmektedir; Doğudan Rocky Dağlarından gelen şiddetli kasırgalar ülkeye yağış ve kar getirirler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 33,098,932 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %17.6 (erkek 2,992,811; kadın 2,848,388).

15-64 yaş: %69 (erkek 11,482,452; kadın 11,368,286).

65 yaş ve üzeri: %13.3 (erkek 1,883,008; kadın 1,883,008) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.88 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 5.85 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.69 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.22 yıl.

Erkek: 76.86 yıl.

Kadın: 83.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.61 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan kişi sayısı: 56,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 1,500 (2003 verileri).

Ulus: Kanada.

Nüfusun etnik dağılımı: İngiliz kökenli %28, Fransız kökenli %23, diğer Avrupalılar %15, Amerikan yerlileri %2, diğer Asya, Afrika, Arap kökenli %6, melez %26.

Din: Roma Katolikleri %42, Protestanlar %40, diğer %18.

Dil: İngiliz %59.3 (resmi), Fransız %23.2 (resmi), diğer %17.5.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Kanada.

ingilizce: Canada.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Ottava.

İdari bölmeler: 10 eyalet ve 3 bölge; Alberta, British Kolombiya, Manitoba, New Brunswick, Newfoundland, Kuzeybatı bölgesi, Nova Scotia, Nunavut, Ontario, Prince Edward Adası, Quebec, Saskatchewan, Yukon

Türkçe Sözlük

(i.). Meşhur bir cins büyük orman ağacı ki, tahtası esmer ve sert olup cilâya gelir. Ar. şecer-ül-bûz.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Taşkın su. 2.Bol, çok. 3.Doymuş, tok. 4.Erimiş buz ve kar parçalarının oluşturduğu akarsu. 5.Çağlayan.

Şifalı Bitki

(harbuz): Kabakgiller familyasından; sürüngen gövdeli, parçalı sert yapraklı, sarı çiçekli, iri meyveli, bir yıllık bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: Kanı temizler. Vücuda serinlik verir. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kemiklerin gelişmesine yardımcı olur.

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvanın buz üzerinde yürümeye mahsus çengelli nalı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toprağı kayar ve oynak, hayırsız yer. 2. Buz üzerinde kayılacak yer.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kesilme işi: Bu tahta kesildi; bu ağaç kolay kesilmez. 2. Biçilmez: Elbisesi kesildi. 3. Aralık vermek, durmak, dinmek, devam etmemek: Yağmur kesildi; maaşı kesildi. 4. Çekilmek, kaçınmak, ictinâb etmek, artık yanaşmamak: Yemekten, dersten, ihtilâftan, işten kesildi. 5. Kesinlikle kararlaşmak, takarrür etmek: Pazarlık kesildi; günü kesildi. 6. Ağırlık gelmek, kırıklık duymak: Ellerim, ayaklarım, dizlerim kesildi. 7. Bozulmak, ekşimek, suyu sair maddelerden ayrılmak: Süt kesildi. 8. Benzemek, dönmek: Ortalık deniz kesildi; soğuktan buz kesildim; felsefeden söz açıp başımıza ibni Sİnâ kesildi. 9. Boğazlanmak, Osm. zebhoiunmak: On kadar koyun kesildi. Çocuk sütten, memeden kesilmek = Artık meme verilmemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tencere; çaydanlık; kazan; güğüm; kayada veya buzulda kazan biçimindeki oyuk. That's a fine kettle of fish Ayvayı yedik iş iyice karıştı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kısılmak işi. 2. (biyoloji) kalbin, içindeki kanı damarlara vermek için kendi kendini sıkması, Ar. tekabbuz.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eğirip bükmek kıvırcık hâline koymak: Saçını sakalını kıvırmak onun merakıdır. 2. Katlamak, bükmek, kırmak: Şu kâğıdın ucunu kıvırmaIı. 3. Kumaşın kenarını parmak ucu İle büküp öyle durması İçin dikmek, büzerek ve fitil yeparak kenarını kırmak: Şu mendilin kenarını kıvırmak 4. mec. Becermek, başa çıkmak: O işi de kıvırdı; bunu kıvırabilirse aşk olsun. 5. Oynamak, raksetmek, nâz ve cilve ile kırılmak: Kıvıra kıvıra oynadı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kar ve buz üzerinde kaymak üzere yapılan tekerleksiz bir çeşit araba ki, kuzey ülkelerinde köpeklere ve başka hayvanlara çektirirler: Kızakla seyahat etmek; kızağa binmek. 2. Çocukların karlı ve buzlu İnişlerde kayıp eğlenmek İçin üzerine oturdukları tahta parçası: Kızak kaymak. 3. (denizcilik) Üzerinde gemi inşa edilen tezgâh. 4. Kayığın tezgâhtan veya kayıkhaneden denize indirilmesi için ağaç döşenmiş meyilli yol üzerinde kaydırılan bir çeşit beşik: Kayığı kızağa almak, kızakla indirmek (eski Türkçe’de «gırılgaç» denirdi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) diz altından büzgülü bol pantolon, golf pantolonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) golf pantolonu; (İng.) dizde büzülen kadın donu.

Türkçe Sözlük

(I.). iri, büyük, cesîm, koskoca: Kocaman adam, ağaç, taş (başlıca çocuk dilinde kullanılır ve «mini mini» zıddıdır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

big. huge. enormous. giant. bulky. colossal. cyclopean. elephantine. fab. frightful. gargantuan. gigantean. gigantic. gross. hulking. hulky. jumbo-sized. mammoth. monster. prodigious. rousing. tearing. thumping. thundering. tremendous. walloping. wha.

Türkçe - İngilizce Sözlük

big. colossal. enormous. gigantic. great. huge. immense. jumbo. massive. monstrous. tremendous. walloping. large. gargantuan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

huge. enormous. big. colossal. great. hefty. monstrous. ponderous. tremendous. whacking.

Yabancı Kelime

Fr. contraction

dil b. büzüşme

Birleşik kelimelerin oluşturulmasında iki ayrı hecedeki ünlünün tek hecede toplanması.

Türkçe - İngilizce Sözlük

run. rush. to cause to run. to make run. to scurry. to buzz about. to rush.

Genel Bilgi

Kuşların kış ayları gelirken niçin güneye, ılıman bölgelere göç ettiklerinin nedeni herkes tarafından bilinir. Kışın beslenemeyecekleri için göç ettikleri bilgisi genel anlamda doğrudur ama kuşların göçü sanıldığı kadar basitçe izah edilebilecek bir olay değildir.

Kuşların göç nedenlerinin atalarından, buzul çağı zamanlarından kalma olduğunu ileri sürenler de var. Ancak günümüzdeki görüşler, kuşların iç biyolojik takvimlerine göre belirli zamanlarda hormonal dengelerinin değiştiği, uzun bir yolculuğa hazırlık olarak vücutlarında yağ depolama miktarlarını arttırdıkları, kışı beklemeden hava şartlarındaki değişiklikleri hissettikleri an göç yollarına düştükleri şeklinde.

Bu görüşlere göre kuşlar Eylül ayı civarında göçe başlasalar bile yağ depolamaya çok daha önce, yazın en sıcak günlerinde başlıyorlar. Belki kar yağışının geleceğini bilmiyorlar, belki de göçmen kuşlar hayatlarında hiç kar görmediler, karlı ortamda yaşamadılar, yiyeceksiz kalmadılar ama göçme işini tecrübeleriyle değil biyolojik takvimleri ve bunun tetiklediği hormonal değişimler sayesinde otomatik olarak yapıyorlar.

Soğuk havalar gelirken kuşların daha ılıman yerlere göç etmeleri tamam da göç ettikten sonra niçin tekrar geri dönüyorlar? Daha sıcak iklimlerde yaşamak, bol yiyecek bulmak, daha mutlu olmak için yüzlerce kilometre yol git, sonra da gerisin geriye dön.

Bu, biraz insanların yaz aylarında yazlığa gidip dönmelerine benziyor ama insanlarda durum farklı, çocukların okulları, ebeveynlerin işleri var.. Gerçi insanlarda da göçmenlik yaygın ama onlar göç ettikleri yerlerde kalırlar. Zaten bu düşünülmüş, belirli bir ihtiyaç ve amaç uğruna yapılmıştır, kuşların bu göç işini oturup düşünerek yapmadıkları bir gerçek.

Kuşların göç ettikten sonra baharda tekrar geri dönmelerini uzmanlar çeşitli sebeplere bağlıyorlar. Birinci sebep, şüphesiz baharda kuzey yarımkürenin ısınması. Bu mevsimde gündüzlerin uzaması nedeniyle yiyecek arama sürelerinin artması ve ana besinleri olan böceklerin çoğalması da diğer sebepler.

Bu arada güney yarımkürede bu kadar kuşu besleyecek yiyecek olmaması aksine kuş avlayarak beslenen hayvanların çok olması da ilkbahardaki geri dönüşe etken. Bütün bu nedenlere rağmen geri dönüş sinyalini yine de biyolojik takvimlerinin verdiği biliniyor.

Kuşların göç ettikten sonra geri dönmeleri kadar, Ekvator Afrikası’ndan dönen bir kuşun Doğu Anadolu’da bir ahırda bir evvelki yıl yaptığı yuvayı tekrar bulabilmesi de ilginçtir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, göçmen kuşların başlıca dayanak noktalan gündüz Güneş, geceleri ise yıldızlardır. Hava kapalıysa akarsular, dağlar gibi yeryüzündeki coğrafik şekilleri kullanıyorlar. Göçmen kuş türlerinin bir çoğunun yolculuklarında yerin manyetik alanından da faydalandıkları tespit edilmiştir. Yakıt olarak vücutlarındaki yağı kullanan kuşların göç süresince kat ettikleri mesafeler de inanılmazdır. Örneğin dış görünüşü ile diğer kırlangıçların aynısı olan Kutup Denizi Kırlangıcı her yıl Arktika’dan Antarktika’ya ve tersine 17 bin, toplam 35 bin kilometre uçar. Ama birbirinin benzeri iklimde ve buzlarla kaplı bu iki yer arasında gidip gelmekte ne bulur bilinmez.

Genel Bilgi

Kuşların bacaklarının arkasında, ayaklarının altına kadar uzanan ‘fleksor tendonu’ denilen bir kilitleme mekanizması vardır. Kuş uyuyacağı vakit bacaklarını kısar ve ağırlığı bu bağlantıya yüklenir. Bunun sonucu pençelerini tünediği yer etrafında iyice kapatır.

Bu kilitleme o kadar güçlüdür ki, kuşun minik gövdesinin salınımına hiç bir şekilde müsaade etmez. Kuş hareket edeceği vakit bacaklarını düzleştirir, tendon gevşer ve kilit açılır. Bu sayede kuşlar elektrik tellerinin üzerlerinde, evcil olanlar kafeslerinde incecik bir tel veya tahta parçası üzerinde düşmeden uyuyabilirler.

İşin bir başka ilginç boyutu da kuşların bir kısmının, özellikle leylek, flamingo gibi uzun bacaklı olanlarının sadece uykuda değil uyanıkken de tek bacak üzerinde durmayı tercih etmeleridir. Bu durum basitçe diğer ayaklarını dinlendirme olarak yorumlanır ama asıl sebep başkadır.

Kuşların bacaklarında tüy yoktur. Kar, buz veya soğuk sığ suların üzerlerine konduklarında, vücutlarından önemli miktarda bir ısı enerjisini bacakları yoluyla kaybederler. Bu nedenle tek bacakları üstünde durarak ciddi bir enerji tasarrufu sağlarlar.

Belki dikkat etmişsinizdir kuşların büyük bir kısmı uyurken kafalarını kanatlarının altına sokarlar. İşte bunun sebebi de kafalarından oluşacak ısı kaybını sıcacık tüylerinin altında önlemektir.

Kuşların niçin hep havada pislediklerini düşündünüz mü hiç? Kuşların, özellikle güvercinlerin yoğun olduğu yerlerde çok fazla kuş pisliği göremezsiniz, çünkü kuşlar tuvaletlerini havada yani uçarken yaparlar. Bu da nedense insanlar tarafından bir uğur olarak kabul edilir. Kafasına kuş pisliği isabet eden biri önce onu nasıl temizleyeceğini düşüneceğine en yakın piyango bayisini aramaya başlar.

Aslında üzerimize düşen kuşun dışkısı değil idrarıdır. Kuşun idrarında üre değil suda çözülemeyen ürik asit bulunur. Bu ürik asit toksik değildir, kendi vücutlarına zarar vermez {arabalarımızın boyalarını ise mahveder). Böylece idrarlarını yaparken su kaybını da önlemiş olurlar. Bu güç/ağırlık oranlarını korumaları için kuşlara tanınmış bir ayrıcalıktır.

Ancak bu durum kuşların hiç dışkıları yok anlamına gelmez. Kuşların pisliği genellikle beyaz renktedir ama ortasındaki küçük siyah kısım, dışkıdır. Yani kuşlarda idrar ve dışkı aynı anda aynı yerden atılır.

Sağlık Bilgisi

Midenin içindekilerini, elde olmayarak ağız yolu ile dışarı atmaya kusmak, kusulan şeye de kusmuk denir. Kusmanın bir çok nedeni vardır. Örneğin, zehirli, bozulmuş yiyecekler, içki, gastrit ve ülser gibi mide hastalıkları, bazı besinlere karşı hassasiyet, bazı ilaçlar, kanser, mide kanaması, mide fıtığı, sinirlenme, migren, araç tutması, zehirlenme, kansızlık, sarılık, tiroid hastalıkları, hamilelik ve çocuklarda kabakulak, bademcik veya bağırsak hastalıkları sırasında kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, kusmanın nedenini belirlemektir. Tedavi nedene göre yapılır. Hasta kustuktan sonra, sırt üstü yatırılır. Birşey yedirilmez. Bir bardak buzlu su, yudum yudum içirilir. Ayrıca tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ihlamur, su.

Hazırlanışı : 4 bardak kaynak suya 1 çorba kaşığı ıhlamur konur. 10 dakika bekletildikten sonra 1 su bardağı içilir.

Genel Bilgi

Bütün memelilerin vücutlarının ısı derecesi 35-38 derece aralığındadır. Uçabilenlerde bu birkaç derece daha yüksektir. İnsan ısıya karşı çok hassastır. Hava sıcaklığı 30 derece olunca denize girer de, beş derece üzerine palto giyer. Oysa hayvanların giysileri yoktur. Köpekler eksi 40 derecede kutuplarda kızak çeker, buzlu sularda balıklar çırılçıplak yüzerler.

Aslında ısıdan etkilenmek sadece insana mahsus değildir. Güneşin bulut arkasına girmesi ile havadaki iki derecelik ısı düşüşü uçan sineği zor yürür hale getirebilir. Öğlen güneşinde zıp zıp zıplayan çekirge, sabah serinliğinde hareketleri ağırlaştığından çok rahat yakalanabilir.

Kendi vücut ısısından çok daha düşük ısı koşullarında yaşayabilmek için canlıların iki silahı vardır. Biri vücut ısılarını ayarlamaları, diğeri de kürk denilen vücut örtüleridir. Kutup bölgesinde yaşayan bir canlı, tropik bölge de yaşayana nazaran on kat daha fazla ısı meydana getirmek veya vücut örtüsü on kat daha fazla koruyucu olmak zorundadır.

Çok soğuk iklimlerde yaşayan hayvanların yaşam nedenleri araştırılırken hep kürkleri üzerinde durulmuştur. Halbuki burada yaşayan hayvanların kürkleri ile ılımann bölgelerde yaşayan hemcinslerinin kürkleri arasında çok ciddi bir fark yoktur. Üstelik domuzlar hiç kürkleri olmamasına rağmen deri altı yağ tabakaları sayesinde vücut ısılarından 20 derece daha düşük ısı ortamlarından hiç etkilenmezler.

Zaten dünyamızda üzeri tamamen kürkle kaplı hiçbir hayvan yoktur. Çoğunun ayak ve burun gibi kısımları görevlerini yapabilmek için açıkta bırakılmıştır. Ancak buralarda vücuda sıcak kan ileten atar damarlar kılcal damarlar vasıtası ile deriye daha yakın olan toplar damarları ısıtırlar. Bu sayede buzun üstünde yürüyen bu tür hayvanların ayakları üşümez. Ama bu da, hayvanın tüm vücudunun üşümeden bu soğuk ortamda nasıl yaşayabildiğini açıklayamaz.

Kutuplarda, buzlu sularda yaşayan balıkların, sıfır ve sıfır altı derecedeki ortamda donmamalarının sırrının, bu balıkların derilerindeki buz kristallerinin donma derecesini düşüren bir protein olduğu tespit edilmiş, hatta genetik mühendisleri laboratuar ortamında bu proteini üreten geni yaratmayı başarmışlardır.

Bilim insanları bu örnekten yararlanarak, meyve ağaçlarını dondan, uçak kanatlarını ve yolları buzdan kurtarabileceklerini düşündüler ama henüz geniş çaplı üretimi zor görülmektedir. Ne yazık ki, sıcak kanlı hayvanların kendilerini çok soğuk ortama nasıl adapte ettiklerinin sırrı hala tam çözülmüş değil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rehberlik, kılavuzluk, önde bulunma; önde gelme, ileride bulunma; oyunda başlama hakkı; buzlu sularda gemi için açık yol; kaya çatlakları içinde toplanmış maden cevheri; tiyatroda baş rol veya bu rolü oynayan kimse; (elek.) bağlama teli; (müz.) gr

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yuvarlakça kısım; kulak memesi; ciğerin yuvarlak ucu, lop; mak. yuvarlak olmayan çarkın çıkıntılı tarafı; jeol. karada bulunan geniş bir buz tabakasının çıkıntılı ucu. lobed s. yuvarlak uçlu, loplu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vücudu kuvvetli, sağlam, dinç, canlı, gürbüz; kuvvetli. lustily z. kuvvetle, şiddetle. lustiness i. kuvvet, şiddet; şevk, iştah, zevk, canlılık.

Türkçe Sözlük

(MAKBÜZ) (i. A. «kabz»

Türkçe Sözlük

(i.). Manda yavrusu, buzağısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. damgalanmamış ve sahipsiz dana, başıboş buzağı; A.B.D., k.dili toplum kurallarına uymayan kimse; parti disiplinine uymayan politikacı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bast» tan İmef.) (mü. mebsûta). 1. Açılmış, yayılmış, serilmiş, döşenmiş, açık: Cömertliği mebsûttur. 2. Etrafıyla anlatılmış, mufassal. Zamme-I mebsûta = Arap harfleri İle yazılan Türkçe’de açık okunan zamme ki, kol ve yol gibi ağırı, göz ve söz gibi hafifi olurdu. Zıddı: Zamme-I makbûza.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahz» den imef.) (mü. me’hûze) (c. me’hûzât). 1. Alınmış, ahz ve kabûl olunmuş, Ar. makbuz: Şu kadar lira me’hûzum oldu. 2. Ahz olunmuş, nakledilmiş: Birtakım beyitleri SAdî’nin BÜstân’ından me’hûzdur.

Sağlık Bilgisi

Mide ülseri, mide kanseri veya mideye giren sert bir cismin yaptığı tahribat sonucu görülür. Hastanın gaitası kanlı ve kahve telvesi görünümündedir. Mide kanaması geçiren hastaya şu şekilde yardımcı olunur. - Telaşlanmayın, Hastayı hemen yatırın, Bir su bardağı soğuk sütü veya bir bardak soğuk suyu yavaş yavaş içirin. Bunların yerine ufak bir parça buz da yutturabilirsiniz. Mümkünse hastaneye götürün Kanama durdurulduktan sonra, havuç suyu içirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nane, bot. Mentha. mint julep naneli ve buzlu viski. mint sauce kuzu eti yanında yenen naneli sos. water mint su yarpuzu, bot. Mentha aquatica. wild mint yarpuz, bot. Mentha pulegium.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. buzultaş, moren.

Yabancı Kelime

Fr. moraine

min. buzul taş

Buzulların taşıyıp biriktirdikleri, üzerleri çok kez parıltılı veya çizikli taşlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cümûd»dan if.) (mü. müncemide). Donmuş, donuk, buz hâlinde olan. Bahr-i Müncemid-i Şimâli, Cenubî = Kuzey Buz Denizi, Güney Buz Denizi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabz» dan if.) (mü. munkabıza). 1. Toplanmış, çekilmiş, büzülmüş. 2. içi sıkılmış, sıkıntılı. 3. Pekliği olan, inkıbaza uğramış («peklik verici» mânâsı galattır).

Genel Bilgi

Akciğerlerimiz kaburgalarımızın içinde birer torba gibi dururlar. Nefes aldığımızda bu torbalar içerlerine alabildikleri kadar hava alarak şişerler. Göğsümüzü karnımızdan ayıran ve akciğerlerimizin altına bitişik büyük bir kas olan diyafram, büzüşerek ciğerlerimizin genişlemesini sağlar, nefes almamıza yardımcı olur.

Süratli yemek yenildiğinde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık, yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir. Diyafram süratle büzüşerek, çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında, ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da ‘hıck’ şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.

Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıçkırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz. Hıçkırığı önlemek için çok çeşitli öneriler vardır.

Baş aşağı durmak, yavaş yavaş su içmek, kolları yukarıda tutmak, nefesi tutmak, ileride bir noktaya bakarak derin nefes almak, buzlu su içmek, nefesi tutarak üç kere yutkunmak, nane yutmak, parmağı kulağa bastırarak su içmek ve korkutmak gibi.

Bunlardan korkutarak insanı şok etmek, dolayısıyla sinir sistemini etkilemek, derin nefes alarak diyaframın mideyi itmesini sağlamak ve de kandaki düşük karbondioksit seviyesinin hıçkırığın oluşumunu hızlandırdığı bilindiğinden nefesi tutmak en mantıklı önlemlerdir.

Aslında ise bu önlemlerin hiçbirine gerek yoktur. Hıçkırıklar yaklaşık 5 saniyede bir olur ve genellikle bir dakikadan fazla sürmezler. Siz önlemlerle uğraşırken, o zaten kendi kendine kesilir. Hıçkırığı kesmek için kabul edilen genel görüş hiçbir önlemin hıçkırığı kesmediğidir. Ancak aylarca süren istisnai durumlarda, muhakkak tıbbi müdahale gerekir, hatta bu durumlarda sinirler üzerinde operasyon yapılması bile gündeme gelebilir.

Çok miktarda biber yemek gibi kimyasal yanmaların, enfeksiyonların ve ülser gibi hastalıkların da hıçkırığı meydana getirebilecekleri ileri sürülüyor. Hıçkırık süresince bir şey yememekte ve içmemekte fayda vardır, çünkü bu sırada tekrar fazla hava alınabilir.

Hıçkırığı önlemek için en iyisi yemeği yavaş yiyin, çok miktarda yemeyin, yemek yerken karbonatlı içki içmeyin, yemeğe konsantre olun, çok konuşmayın ve gülmeyin. Yemeğe saygınız ne kadar artarsa, hıçkırık o kadar azalır.

Genel Bilgi

Akciğerlerimiz kaburgalarımızın içinde birer torba gibi dururlar. Nefes aldığımızda bu torbalar içerlerine alabildikleri kadar hava alarak şişerler. Göğsümüzü karnımızdan ayıran ve akciğerlerimizin altına bitişik büyük bir kas olan diyafram, büzüşerek ciğerlerimizin genişlemesini sağlar, nefes almamıza yardımcı olur.

Süratli yemek yenildiğinde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık, yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir. Diyafram süratle büzüşerek, çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında, ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da “hıck” şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.

Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıçkırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz. Hıçkırığı önlemek için çok çeşitli öneriler vardır. Baş aşağı durmak, yavaş yavaş su içmek, kolları yukarıda tutmak, nefesi tutmak, ileride bir noktaya bakarak derin nefes almak, buzlu su içmek, nefesi tutarak üç kere yutkunmak, nane yutmak, parmağı kulağa bastırarak su içmek ve korkutmak gibi.

Bunlardan korkutarak insanı şok etmek, dolayısıyla sinir sistemini etkilemek, derin nefes almak ve de kandaki düşük karbondioksit seviyesinin hıçkırığın oluşumunu hızlandırdığı bilindiğinden nefesi tutmak en mantıklı önlemlerdir.

Aslında ise bu önlemlerin hiçbirine gerek yoktur. Hıçkırıklar yaklaşık beş saniyede bir olur ve genellikle bir dakikadan fazla sürmezler. Siz önlemlerle uğraşırken, o zaten kendi kendine kesilir. Hıçkırığı kesmek için kabul edilen genel görüş hiçbir önlemin hıçkırığı kesmediğidir. Ancak aylarca süren istisnai durumlarda, muhakkak tıbbi müdahale gerekir, hatta bu durumlarda sinirler üzerinde operasyon yapılması bile gündeme gelebilir.

Çok miktarda biber yemek gibi kimyasal yanmaların, enfeksiyonların ve ülser gibi hastalıkların da hıçkırığı meydana getirebilecekeleri ileri sürülüyor. Hıçkırık süresince bir şey yememekte ve içmemekte fayda vardır, çünkü bu sırada tekrar fazla hava alınabilir.

Hıçkırığı önlemek için en iyisi yemeği yavaş yiyin, çok miktarda yemeyin, yemek yerken karbonatlı içki içmeyin, yemeğe konsantre olun, çok konuşmayın ve gülmeyin. Yemeğe saygınız ne kadar artarsa, hıçkırık o kadar azalır.

Genel Bilgi

Kış aylarında güneş ışınları çok güçlü olmadığı için, bulutların bulundukları yüksekliklerde hava sıcaklığı çok düşük olunca, yükselen su buharı, sublime denilen şekilde sıvı hale geçmeden, bu aşamayı atlayarak doğrudan buz kristali haline dönüşür. 0. l milimetre çapındaki buz kristalleri birbirlerine yapışarak kar tanelerini oluştururlar.

Eğer bulut ile yer arasındaki hava sıcaksa bu kar taneleri yere düşene kadar yağmur tanesi haline dönüşebilirler, ama soğuksa yere kadar kar tanesi olarak inmeyi başarabilirler. Hafiflikleri nedeniyle yere o kadar yavaş inerler ki 3000 metreden inmeleri 2 saat alabilir. Bazen bulutun altındaki sıcaklık öyledir ki, bir kısmı kar, bir kısmı yağmur damlası halinde düşerler, biz buna ‘sulu sepken’ diyoruz. Yani yağmur veya kar yağmasını belirleyen ana unsur, bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığıdır.

Genel kanının aksine kar yağması havayı ısıtmaz, aksine ısınan hava karın yağmasına sebep olur. Çok soğuk havanın içine su alma kapasitesi daha azdır. İçine alamadığı su ya ‘don’ şeklinde yeryüzünde kalır ya da ‘kırağı’ oluşur. Bu şartlarda kar kesinlikle oluşamaz. Hava 3 derece gibi biraz ısınınca, su buharı yeryüzünden yükselebilir, çok yüksekliklerdeki soğuk hava tabakalarına ulaşabilir ve kar yağışı meydana gelebilir. Biz de sanki kar yağdığı için hava ısınmış gibi algılarız.

Kar tanesinin oluşumu hakikaten bir tabiat mucizesidir. Gerçi bazı kayak merkezlerinde, kar yağışı yetersiz olduğu zamanlarda suni kar üretiliyor ama bu görüldüğü kadar kolay değil. Doğal kar tanelerinin ortasında çekirdek olarak toz parçacıklarının olduğunu biliyoruz. Eğer bunlar olmazsa saf su -40 derecede bile kristalleşemiyor.

İlk olarak 1975 yılında Berkeley, California Üniversitesinden Prof. Steve Lindow ‘snomax’ denilen bir proteini toz parçacıkları yerine kullanarak suni kar üretmeyi başardı. Bu madde sayesinde daha hafif ve kuru kar tanelerinin üretilmesi sağlandı ve Norveç’te yapılan 1994 kış olimpiyatlarında çok yaygın olarak kullanıldı.

Kar kristalleri altıgen bir şekil içindedirler. Her bir koldan 3 ve 12’li kollar çıkar. Bu dizilişin sebebinin oksijen atomlarının diziliş şekli olduğu sanılıyor.

Dolu yağışı daha ziyade ılıman iklimlerde ve bahar aylarında görülür. Isınan hava ile yükselen su buharı, hava akımları ile daha da yükselerek 12.000 metre civarında -50 derece hava sıcaklığında buz kristallerine dönüşür. Buradaki güçlü hava akımları ile bu buz kristalleri de birleşerek buz tanelerini oluşturur.

Bu buz taneleri ağırlıkları nedeni ile o kadar hızlı düşerler ki bulut ile yer arasındaki sıcaklık ne olursa olsun eriyecek zaman bulamazlar. Çapı 5 milimetreden büyük dolular halinde yeryüzüne ulaşırlar. Aslında tüm bu şartların oluşması çok enderdir ve bu nedenle dolu yağışı hem çok az görülür, hem de çok kısa sürer.

Genel Bilgi

Kış aylarında güneş ışınları olmadığı için, bulutların bulundukları yüksekliklerde hava sıcaklığı çok düşük olunca, yükselen su buharı, sublime denilen şekilde sıvı hale geçmeden, bu aşamayı atlayarak doğrudan buz kristali haline dönüşür. 0.1 milimetre çapındaki buz kristalleri birbirlerine yapışarak kar tanelerini oluştururlar.

Eğer bulut ile yer arasındaki hava sıcaksa bu kar taneleri yere düşene kadar yağmur tanesi haline dönüşebilirler, ama soğuksa yere kadar kar tanesi olarak inmeyi başarabilirler. Hafiflikleri nedeniyle yere o kadar yavaş inerler ki 3 bin metreden inmeleri 2 saat alabilir. Bazen bulutun altındaki sıcaklık öyledir ki, bir kısmı kar, bir kısmı yağmur damlası halinde düşerler, biz buna “sulu sepken” diyoruz. Yani yağmur veya kar yağmasını belirleyen ana unsur, bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığıdır.

Genel kanının aksine kar yağması havayı ısıtmaz, aksine ısınan hava karın yağmasına sebep olur. Çok soğuk havanın içine su alma kapasitesi daha azdır. İçine alamadığı su ya “don” şeklinde yeryüzünde kalır ya da “kırağı” oluşur. Bu şartlarda kar kesinlikle oluşamaz. Hava 3 derece gibi biraz ısınınca, su buharı yeryüzünden yükselebilir, çok yüksekliklerdeki soğuk hava tabakalarına ulaşabilir ve kar yağışı meydana gelebilir. Biz de sanki kar yağdığı için hava ısınmış gibi algılarız.

Kar tanesinin oluşumu hakikaten bir tabiat mucizesidir. Gerçi bazı kayak merkezlerinde, kar yağışı yetersiz olduğu zamanlarda suni kar üretiliyor ama bu görüldüğü kadar kolay değil. Doğal kar tanelerinin ortasında çekirdek olarak toz parçacılarının olduğunu biliyoruz. Eğer bunlar olmazsa saf su -40 derecede bile kristalleşemiyor.

İlk olarak 1975’de Berkeley, California Üniversitesinden Prof. Steve Lindow “snomax” denilen bir proteini toz parçacıları yerine kullanarak suni kar üretmeyi başardı. Bu madde sayesinde daha hafif ve kuru kar tanelerinin üretilmesi sağlandı ve Norveç’te yapılan 1994 kış olimpiyatlarında çok yaygın olarak kullanıldı.

Kar kristalleri altıgen bir şekil içindedirler. Her bir koldan 3 ve 12’li kollar çıkar. Bu dizilişin sebebinin oksijen atomlarının diziliş şekli olduğu sanılıyor.

Dolu yağışı daha ziyade ılıman iklimlerde ve bahar aylarında görülğr. Isınan hava ile yükselen su buharı, hava akımları ile daha da yükelerek 12 bin metre civarında -50 derece hava sıcaklığında buz kristallerine dönüşür. Buradaki güçlü hava akımları ile bu buz kristalleri de birleşerek buz tanelerini oluşturur.

Buz taneleri ağırlıkları nedeniyle o kadar hızlı düşerler ki bulut ile yer arasındaki sıcaklık ne olursa olsun eriyecek zaman bulamazlar. Çapı 5 milimetreden büyük dolular halinde yeryüzüne ulaşırlar. Aslında tüm bu şartların oluşması çok enderdir ve bu nedenle dolu yağışı hem çok az görülür, hem de çok kısa sürer.

Yabancı Kelime

İng. no-frost

karlanmaz

Dondurucu bölümünde karlanma ve buzlanma olmayan buzdolabı.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Avrupa’da, Kuzey Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında, İsveç’in batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 62 00 Kuzey enlemi, 10 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 323,802 km².

Sınırları: toplam: 2,542 km.

sınır komşuları: Finlandiya 727 km, İsveç 1,619 km, Rusya 196 km.

Sahil şeridi: 25,148 km.

İklimi: Kıyı boyunca ılıman iklim görülür. Kuzey Atlas akımının etkisiyle sıcaklık değişiklikleri ortaya çıkar.

Arazi yapısı: Buzulludur. Çoğunlukla yüksek platolar ve dik dağların arasında verimli vadiler yer alır. Ovalar küçük ve dağınıktır. Kıyıda derinliklerden başlayan fiyortlar yer alır. Kuzeyde arktik tundra bölgesi vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Norveç Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Galdhopiggen 2,469 m.

Doğal kaynakları: petrol, bakır, doğal gaz, nikel, demir, çinko, kurşun, balık, kereste, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.7.

Sürekli ekinler: %0.

Diğer: %97.3 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,270 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları, çığ düşmeleri.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,610,820 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.38 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.73 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.67 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.54 yıl.

Erkeklerde: 76.91 yıl.

Kadınlarda: 82.31 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.78 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2,100 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 ).

Ulus: Norveçli.

Nüfusun etnik dağılımı: Norveçliler (Nord, Alpine, Baltik), Sami 20,000.

Din: Norveç kilisesi %85.7, Pentecostal %1, Roma Katholikleri %1, diğer Hıristiyanlar %2.4, Müslüman %1.8, diğer %8.1 (2004).

Diller: Norveççe (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Norveç Krallığı.

kısa şekli : Norveç.

Yerel tam adı: Kongeriket Norge.

yerel kısa şekli: Norge.

Yönetim biçimi: Meşruti Krallık.

Başkent: Oslo.

İdari bölümler: 19 bölge; Akershus, Aust-Agder, Buskerud, Finnmark, Hedmark, Hordaland, More og Romsdal, Nordland, Nord-Trondelag, Oppland, Oslo, Ostfold, Rogaland, Sogn og Fjordane, Sor-Trondelag, Telemark, Troms, Vest-Agder, Vestfold.

Bağımlı toprakları: Bouvet Adası, Jan Mayen, Svalbard.

Bağımsızlık günü: 7 Haziran 1905.

Milli bayram: Anayasa Günü, 17 Mayıs (1814).

Anayasa: 17 Mayıs 1814, 1884 yılında değiştirilmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yat

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.İyi, güzel, eksiksiz, tam. 2.Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. 3.Becerikli. 4.Eflatun rengi. 5.İşe yarar uygun. 6.Cesur kabadayı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oflaz (Erkek İsmi) Gürbüz, becerikli, eksiksiz, yiğit.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Oğuz çocuğu. 2.Yiğit gürbüz çocuk.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Eksiksiz, tam. 2.Verimli, bol, Bayındır. 3.Kutlu, uğurlu, beğenilen. 4.Kurtulmuş, onmuş. 5.Gelişmiş, gürbüz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gelişmiş, gürbüz genç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bohça, çıkın; denk; paket (sigara); takım, sürü; köpek sürüsü; buz kütlesi; iskambil destesi; buz torbası; tampon; hastanın battaniyeye sarılması; hazır durumda paraşüt. pack animal yük hayvanı. pack ice bir araya toplanıp kitle haline gelmiş buz pa

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kimi kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu. 2.Güzel, canlı, gürbüz, şişman. 3.Dağınık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tepsi, tava; kefe, terazi gözü; maden cevherini ayırma işinde kullanllan demir tava; eski tüfeklerde falya tavası; tuzlada tava; kafatası; buzul parçası. a flash in the pan kuru gürültü, sonuç vermeyen gayret.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Ayakkabıya takılarak buz üzerinde kaymaya yarayan özel altlık. 2. Bu Aletin, düz yerlerde kaymaya yarayan tekerlekleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rehin, rehine; rehine koyma. in pawn rehinde pawn broker rehinle ödünç para veren kimse, tefeci. pawn shop tefeci dükkânı pawn ticket rehin senedi veya makbuzu.

Yabancı Kelime

Fr. pléistocène

jeol. Buzul Çağı

Dördüncü Çağın, yeryüzünün bugünkünden daha büyük bölgelerinin buzullarla örtülü bulunduğu dönemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. buzul devrinden sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buz hokeyinde kullanılan lastik disk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. buruşturmak, kırıştırmak; buruşmak, kırışmak; büzülmek; i. buruşukluk, kırışık; k.dili şaşkınlık, heyecan, telaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üfürük, soluk; rüzgar üflemesi; puf böreği veya kurabiye; pudra ponponu; saç lülesi;elbisenin büzülmüş ve kabarıkyeri; yorgan; abartmalı veya şişirilmiş övgü. puff adder şişen engerek, zool. Bitis arietans puff box pudra kutusu. puff paste pufböreğ

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. büzmek (dudak); keseye koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. affolunma, borçtan veya yükümden kurtuluş, temize çıkma; aklama belgesi, ibraname, alındı, makbuz; bedel, ücret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) reçete; makbuz, alındı; (çoğ.) hasılât; alma; (f.) makbuz vermek, ödendiğine dair imza koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) soğutmak, buzdolabı içinde dondurmak veya donmak. refrigera'tion (i.) soğutma, serin tutma, dondurma. refrigerative (s.) soğutucu, dondurucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) buzdolabı, soğutucu. refrigerator car frigorifik vagon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buzağının işkembesinden yapılan peynir mayası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı oyunlara mahsus buz sahası; bina içinde patinaj alanı; tekerlekli patenle kayma yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sağlam, gürbüz, güçlü, kuvvetli, dinç; kaba. robustly z. kuvvetle. robustness i. kuvvet, zindelik.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa’da, Karadeniz kıyısında, Bulgaristan ile Ukrayna arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 46 00 Kuzey enlemi, 25 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 237,500 km².

Sınırları: toplam: 2,508 km.

sınır komşuları: Bulgaristan 608 km, Macaristan 443 km, Moldova 450 km, Yugoslavya 476 km, Ukrayna (kuzey) 362 km, Ukrayna (doğu) 169 km.

Sahil şeridi: 225 km.

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Orta kısımda yer alan Transilvanya Havzası, Moldova Ovasından Karpat Dağları ile ayrılır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m.

en yüksek noktası: Moldoveanu 2,544 m.

Doğal kaynakları: petrol, kereste, doğal gaz, kömür, tuz, demir, işlenebilir arazi, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %41.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %21.

Ormanlık arazi: %29.

Diğer: %6 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 31,020 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Depremler, heyelanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 22,364,022 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.21 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.6 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 19.36 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 70.16 yıl.

Erkeklerde: 66.36 yıl.

Kadınlarda: 74.19 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.35 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.02 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 7,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 350 (1999 verileri).

Ulus: Romen.

Nüfusun etnik dağılımı: Romen %89.5, Macar %7.1, Roma 1%.8, Alman %0.5, Ukraynalı %0.3, diğer %0.8 (1992).

Din: Romanya Ortodoksları %70, Roma Katolikleri %3, Diğer Katolikler %3, Protestanlar %6, inançsız %18.

Diller: Romence, Macarca, Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.

erkekler: %98.

kadınlar: %95 (1992 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Romanya.

Yönetim biçimi: Çok Partili Cumhuriyet.

Başkent: Bükreş.

İdari bölümler: 40 bölge ve 1 belediye; Alba, Arad, Arges, Bacau, Bihor, Bistrita-Nasaud, Botosani, Braila, Brasov, Bucuresti, Buzau, Calarasi, Caras-Severin, Cluj, Constanta, Covasna, Dimbovita, Dolj, Galati, Gorj, Giurgiu, Harghita, Hunedoara, Ialomita, Iasi, Maramures, Mehedinti, Mures, Neamt, Olt, Prahova, Salaj, Satu Mare, Sibiu, Suceava, Teleorman, Timis, Tulcea, Vaslui, Vilcea, Vrancea.

Bağımsızlık günü: 1881 (Türkiye’den).

Milli bayram: Birleşme Günü (Romanya ile Transilvanya’nın), 1 Aralık (1918).

Anayasa: 8 Aralık 1991.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü),

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kayarlı, nallarında buz mıhları olan. ride roughshod over başkasının hakkını yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yuvarlaklaştırmak, değirmi hale koymak; doldurmak; etrafını dolaşmak, dolaşıp geçmek; dudakları büzerek telaffuz etmek; yuvarlaklaşmak; toplamak, şişmanlamak; dön- mek, dolaşmak; durduğu yerde dönmek. round off yuvarlak yapmak; tamamlamak. round o

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaba; sert, şiddetli; terbiyesiz, edepsiz; kaba saba, yontulmamış, inceliksiz; acemi, ustalıksız; gürbüz, kuvvetli; vahşi. rude'ly z. kabaca; sertçe. rude'ness i. kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. buruşturmak; kabartmak; karıştırmak; kırma yapmak, büzmek; (tüylerini) kabartmak; rahatını bozmak, rahatsız etmek; i. kırma, fırfır, farbala; zihni karışma; patırtı, gürültü, kargaşa. ruffler i. dikiş makinalarında kırma yapan ek alet.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Asya’da (Ural Dağlarının batı kısmı Avrupa’dadır.), Arktik Okyanusu kıyısında, Avrupa ile Kuzey Pasifik Okyanusu arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 60 00 Kuzey enlemi, 100 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 17,075,200 km².

Sınırları: 20,096.5 km.

sınır komşuları: Azerbaycan 284 km, Beyaz Rusya 959 km, Çin (güneydoğu) 3,605 km, Çin (güney) 40 km, Estonya 294 km, Finlandiya 1,340 km, Gürcistan 723 km, Kazakistan 6,846 km, Kuzey Kore 19 km, Letonya 217 km, Litvanya (Kaliningrad Bölgesi) 280.5 km, Moğolistan 3,485 km, Norveç 196 km, Polonya (Kaliningrad Bölgesi) 232 km, Ukrayna 1,576 km.

Sahil şeridi: 37,653 km.

İklimi: Avrupa sınırında nemli kıtasal iklim, Sibirya’da subarktik, kuzey kutbuna doğru tundra, kışlar Karadeniz boyunca soğuk, Sibirya’da dondurucu, yazlar steplerde Arktik kıyılarına nazaran daha ılımandır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m.

en yüksek noktası: Elbrus Dağları 5,633 m.

Doğal kaynakları: Doğal gaz, kömür, mineraller, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.17.

daimi ekinler: %0.11.

Diğer: %92.72 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 46,000 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Sibirya’da buzlanmalar, Kuril adalarında yanardağlar, Kamçatka Yarımadasında Deprem ve yanardağlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 142,893,540 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.03 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.13 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 67.08 yıl.

Erkeklerde: 60.45 yıl.

Kadınlarda: 74.1 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 860,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 9,000 (2001 verileri).

Ulus: Rus.

Nüfusun etnik dağılımı: Rus %79.8, Tatar %3.8, Ukraynalı %2, Başkır %1.2, Çuvaş %1.1, diğer %12.1.

Din: Rus Ortodoksları, Müslümanlar, diğer.

Diller: Rusça, diğer.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.6.

erkekler: %99.7.

kadınlar: %99.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Rusya Federasyonu.

kısa şekli : Rusya.

Yerel tam adı: Rossiyskaya Federatsiya.

yerel kısa şekli: Rossiya.

Eski adı: Rusya İmparatorluğu, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet - Federasyon.

Başkent: Moskova.

İdari bölümler: 49 bölge, 21 cumhuriyet, 10 özerk yöre, 6 yurt, 2 federal şehir, ve 1 özerk bölge; Adygeya (Maykop), Aginskiy Buryatskiy (Aginskoye), Altay (Gorno-Altaysk), Altayskiy (Barnaul), Amurskaya (Blagoveshchensk), Arkhangel’skaya, Astrakhanskaya, Bashkortostan (Ufa), Belgorodskaya, Bryanskaya, Buryatiya (Ulan-Ude), Chechnya (Groznyy), Chelyabinskaya, Chitinskaya, Chukotskiy (Anadyr’), Chuvashiya (Cheboksary), Dagestan (Makhachkala),

Sağlık Bilgisi

Safra kesesi taşlarının neden olduğu bir çeşit iltihaplanmadır. Tıp dilinde kolesistit denir. İki çeşidi vardır.

- Müzmin safra kesesi iltihabı :

Safra kesesi büzülür, gereği gibi çalışamaz hale gelir. Hastanın karnında, özellikle yemeklerden sonra gaz ve gerginlik vardır. Ayrıca; sağ taraftan başlayıp, kaburgaların altına kadar yayılan geçici bir ağrı ve sarılık nöbetleri de görülür. Tıp dilinde kronik kolestit denir. Bu hastalık genellikle 40 yaşını geçmiş şişman kadınlarda görülür.

- Akut Safra Kesesi İltihabı :

Bilhassa, safra yollarına yerleşmiş taşın neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde akut kolestit denir. Hastada karnın sağ üst kısmına gelen ani, şiddetli ve çabuk gelişen, sırta, hatta sağ omuzun ucuna kadar yayılan ağrı vardır. Ateş artar, kusma ve bulantı görülür. Her iki çeşit safra kesesi iltihabında da; vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ameliyat gerekebilir. Ameliyat gerekmeyen durumlarda veya safra kesesi iltihaplanmasını önlemek ve safra akımını kolaylaştırmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam maydanoz konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 2 kere birer çay bardağı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawk. buzzard. falcon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. trotinet; küçük motosiklet; dibi düz ve tabanına iki demir ray takılı kuvvetli buz kayığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (k.dili) durum, vaziyet; ABD, argo kolaylıkla kazanılacak şekilde planlanmış maç; ABD, (k.dili) içkiye katılan buz ve soda; ABD, (k.dili) lokantada sofra takımı; fiziksel yapı; duruş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). büzme, büzgü; lastikli şerit; (f). büzmek; (ahçı). ufalanmış ekmek ile yağda pişirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (f). çekmek, küçülmek; fire vermek, kuruma veya dökülme yüzünden eksilmek; çekinmek, ürkmek, itiraz etmek; çektirmek, büzmek; (i). çekilme, büzülme; çekinme, ürkme; (A.B.D)., argo psikiyatr. shrink'age (i). çekme payı; fire. shrink'ingly (z). çek

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ed veya led, ing veya ling) kuruyarak çekilip büzülmek ve buruşmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Çift sürmede ve araba çekmede kullanılan, eti ve sütü yenen iri evcil hayvan, Ar. bakar: Sığır eti, sığır sütü, sığır dili. Erkeğine «öküz», dişisine «inek», yavrularına «buzağı, dana, düğe, tosun» aygırına «boğa» denir. Sığırdili, sığırkuyruğu, sığırgözü = Bitki çeşitleri.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çukura, deliğe sokulmak, batmak, gizlenmek. 2. Hazmolunmak: Sizsiz yediğim içime sinmedi. 3. Geçmek, nüfûz etmek: Bu kumaşa bir ağır koku sinmiş. 4. Toprağın içine girmek. Yağmur sine sine yağdı. 5. Korkup büzülmek: Bir köşeye sindi. 6. (şiş) inmek, dağılmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam. bleep. buzz. buzzer. indicator. pip. signal. dialling tone.

Genel Bilgi

İster inanın, ister inanmayın gösterilerde kılıcı yutanların yaptıkları numara sahte değildir. Gerçekten kılıcı yutarlar. Ana problem gırtlak adalelerini rahatlatmayı öğrenmek, böylece yutkunmaya mani olmaktır. Bu özellik haftalar boyu süren egzersizlerle kazanılabilir. Kılıcın boğazı kesme ihtimali yoktur, çünkü her iki tarafı da keskin değildir, yani kördür. Kılıcın ucu sivri gibi görünür ama midenizin tabanına ulaşamayacak boyda bir kılıç seçerseniz bu da problem yaratmaz.

Kılıç ve alev yutmanın büyük ustalarından Dan Mannix, bu konuda 1951 yılında bir kitap bile yazmıştır. Mannix bu işi başarabilmek için haftalar boyunca, günde en az bir saat, kesme ihtimali olmayan bir kılıç ile çalıştığını söylüyor. Birinci problem yutkunma refleksinden çıkmış. Yine haftalarca öğle yemeği yemeyerek, kılıç boğazdan girerken boğazın büzüşmesi problemini halletmiş. Sonunda bir gün kılıcı sokarken boğazı gevşeyebilir hale gelmiş.

Mannix işin en zor yanını geçtiğini zannederken esas zorlukla Adem Elma’sı denilen yerin arkasında karşılaşmış. Oradaki kıvrımı da geçmeyi başardıktan sonra, kaburga kemiklerine de dikkat ederek, kılıcı kabzasına kadar yutabilme yeteneğini kazanmış.

Kılıç yutmayı evde kendi kendine öğrenmeye kalkışmak son derece tehlikelidir. Hele bu numarayı yaparken konuşmayı profesyoneller düşünmezler bile. Yutmadan önce ve sonra kılıcın steril hale getirilmesi de çok önemli bir husustur.

Çok az da olsa katlanabilir kılıçları kullanan bazı hilebazlar ortaya çıkınca, Mannix kılıcı gerçekten yuttuğunu ispatlayacak başka numaralara geçmiş. Özel olarak imal edilmiş, çok ince kalınlıktaki, elektrik bağlantıları sadece bir tarafında bulunan, ‘U’ şeklindeki bir neon tüpü yutmuş. Elektrik verilip neon lambası yanınca, ışık vücudunun dışından da görülmüş. Böylece bu tip şeyleri gerçekten yuttuğunu ispatlamış.

Mannix ve asistanları işi öyle geliştirmişler ki, kızgın, kızarmış kılıçları yutma numaraları bile yapmışlar. Tabii önce asbest bir kılıç kınını yutarak.

Genel Bilgi

İster inanın, ister inanmayın gösterilerde kılıcı yutanların yaptıkları numara sahte değildir. Gerçekten kılıcı yutarlar. Ana problem gırlak adelelerini rahatlatmayı öğrenmek, böylece yutkunmaya mani olmaktır. Bu özellik haftalar boyu süren egzersizlerle kazanılabilir. Kılıcın boğazı kesme ihtimali yoktur, çünkü her iki tarafı da keskin değildir, yani kördür. Kılıcın ucu sivri gibi görünür ama midenizin tabanına ulaşamayacak boyda bir kılıç seçerseniz bu da problem yaratmaz.

Kılıç ve alev yutmanın büyük ustalarından Dan Mannix, bu konuda 1951 yılında bir kitap bile yazmıştır. Mannix bu işi başarabilmek için haftalar boyunca, günde en az bir saat, kesme ihtimali olmayan bir kılıç ile çalıştığını söylüyor. Birinci problem yutkunma refleksinden çıkmış. Yine haftalarca öğle yameği yemeyerek, kılıç boğazdan girerken boğazın büzüşmesi problemini halletmiş. Sonunda bir gün kılıcı sokarken boğazı gevşeyebilir hale gelmiş.

Mannix işin en zor yanını geçtiğini zannederken esas zorlukla Adem Elma’sı denilen yerin arkasında karşılaşmış. Oradaki kıvrımıda geçmeyi başardıktan sonra, kaburga kemiklerine de dikkat ederek, kılıcı kabzasına kadar yutabilme yeteneğini kazanmış.

Kılıç yutmayı evde kendi kendine öğrenmeye kalkışmak son derece tehlikelidir. Hele bu numarayı yaparken konuşmayı profesyoneller düşünemezler bile. Yutmadan önce ve sonra kılıcın steril hale getirilmesi de çok önemli bir husustur.

Çok az da olsa katlanabilir kılıçları kullanan bazı hilebazlar ortaya çıkınca, Mannix kılıcı gerçekten yuttuğunu ispatlayacak başka numaralara geçmiş. Özel olarak imal edilmiş, çok ince kalınlıktaki, elektrik bağlantıları sadece bir tarafında bulunan, “U” şeklindeki bir neon tübü yutmuş. Elektrik verilip nepn lamba yanınca , ışık vücudunun dışından da görülmüş. Böylece tip şeyleri gerçekten yuttuğunu ispatlamış.

Mannix ve asistanları işi öyle geliştirmişler ki, kızgın, kızarmış kılıçları yutma numaraları bile yapmışlar. Tabii önce asbest bir kılıç kınını yutarak.

Yabancı Kelime

Lat.

meteor. saçak bulut

İnce, tüy gibi saçaklı görünüşü olan buz parçalarından oluşmuş beyaz bulut.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paten; f. patinaj yapmak, patenle kaymak. skate on thin ice tehlikeli bir işe girişmek. skating rink suni patinaj sahası. figure skating buz üzerinde şekil çizerek patinaj yapma. roller skate tekerlekli paten.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z., f. düz, parlak ve kaygan; yüze gülen; k.dili. kurnaz; hilekâr; yağlı (saç); gürbüz, sıhhatli; (argo) hoş; i. su yüzünde bulunan yağ tabakası; A.B.D., çoğ. kuşe kâğıt üzerine basılmış dergiler; z., (argo) maharetle, ustalıkla, kurnazcasına;

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. cin katarak su ve limonla yapılan buzlu bir içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s. yavrusunu düşürmek (hayvan), vakti gelmeden yavrulamak; i. vakitsiz doğmuş hayvan yavrusu, bilhassa buzağı; s. gelişmeden doğmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. aptal veya kılıkslz kimse; İrl. çamur. slob ice Kan yığın halinde yüzen buz parçaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sulu çamur; su yüzündeki buz parçalan; çöp; lağım deliği çamuru. sludgy s. çamurlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ezmek, parça parça etmek; kırıp parçalamak; mahvetmek; teniste yukarıdan topu şiddetle vurmak, smaş yapmak; parça parça olmak, ezilmek; çarpmak; iflâs etmek; i. paramparça olma, ezilme; mahvolma; k.dili. birdenbire iflâs etme; buzlu konyak; k.di

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gömlek; iş kıyafeti;f. iş gömleği giydirmek; elbisede bal peteği şeklinde büzgü yapmak.smock frock iş kıyafeti, iş gömleği.

Genel Bilgi

Soğanın anavatanının Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Günümüzde ise dünyanın her yerinde, özellikle sıcak iklim kuşaklarında yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Soğanın tarihi o kadar eskiye gitmektedir ki, kayıtlı tarihten de önce Çin, Hindistan ve Ortadoğu’da yiyecek olarak kullanıldığı tahmin ediliyor.

Soğan besleyici bir gıda olmasının yanı sıra müthiş bir aromatik özelliğe de sahiptir. Bu aromada içindeki kükürtlü maddelerin büyük etkisi vardır, ancak aroma tek başına kükürtlü maddelerden kaynaklanmamaktadır. Soğan ve sarmısakta sülfür ihtiva eden aminoasitlerin türevleri de vardır.

Bir soğanı kestiğinizde bunlardan ‘S1 propenylcysteine-sulphoxide’ adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden ‘proponal-S oxit’ adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur.

Bu bileşimler çok dengeli değillerdir. Örneğin çok düşük bir ısı işlemi sonucunda dahi tamamen yok olurlar. Bu nedenle de pişmiş soğanda hiç bulunmazlar ve göz yaşartamazlar. Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmaması için önerilen birçok önlem vardır.

Önce en ciddisini söyleyelim. Bazı aşçılar soğanı kesmeden önce ıslatmayı, keserken de ıslak tutmayı veya soğanı çeşmeden akan suyun altında kesmeyi öneriyorlar. Bir başka görüş ise soğan doğrarken ağızdan nefes almayı tavsiye ediyor. Bu görüşe göre gaz nefesimizle birlikte burnumuza girip gözümüze yaklaşmak yerine doğrudan ciğerlerimize girer ve çıkarmış. Bunu sağlamak için de dişlerimizin arasına bir metal kaşık koymak yeterliymiş.

Soğan doğrarken gözlerin yaşlanmasını önlemek için, dudaklar arasında bir limon dilimi, dişler arasında bir kesme şeker veya dörtte bir dilim ekmek bulundurmayı önerenler de var. Böylece ağzımıza alacağımız bu gibi şeylerin, aldığımız nefesteki sülfür gazını emdiğini iddia ediyorlar.

Diğer görüşler ise, soğanın doğranılmasına tepesinden başlanılması ve cücüğünün en sona bırakılması veya soğanın doğramadan önce yarım saat buzdolabında tutulması şeklinde. Soğan doğrarken deniz gözlüğü veya kontakt lens takılmasının faydalı olacağını ileri sürenler de var. Bu kadar çok önlem seçeneğinin içinde, siz bir tanesini bile uygulamıyorsanız, yapacak bir şey yok, soğanı ağlaya ağlaya doğramaya devam edeceksiniz.

Genel Bilgi

Soğanın anavatanının Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Günümüzde ise dünyanın her yerinde, özellikle sıcak iklim kuşaklarında yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Soğanın tarihi o kadar eskiye gitmektedir ki, kayıtlı tarihten de önce Çin, Hindistan ve Ortadoğu’da yiyecek olarak kullanıldığı tahmin ediliyor.

Soğan besleyici bir gıda olamsının yanı sıra müthiş bir aromatik özelliği de sahiptir. Bu aromada içindeki kükürtlü maddelerin büyük etkisi vardır, ancak aroma tek başına kükürtlü maddelerden kaynaklanmamaktadır. Soğan ve sarımsakta sülfür ihtiva eden amino asitlerin türevleri de vardır.

Bir soğanı kestiğinizde bunlardan “S1 propenylcysteinesulphoxide” adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden “proponal-S oxit” adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur.

Bu bileşimler çok dengeli değillerdir. Örneğin çok düşük bir ısı işlemi sonucunda dahi tamamen yok olurlar. Bu nedenle de pişmiş soğanda hiç bulunmazlar ve göz yaşartamazlar. Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmaması için önerilen birçok önlem vardır.

Önce en ciddisini söyleyelim. Bazı aşçılar soğanı kesmeden önce ıslatmayı, keserken de ıslak tutmayıveya soğanı çeşmeden akan suyun altındfa kesmeyi öneriyorlar. Bir başka görüş ise soğan doğrarken ağızdan nefes almayı tavsiye ediyor. Bu görüşe göre gaz nefesimizle birlikte burnumuza girip gözümüze yaklaşmak yerine doğrudan ciğerlerimize girer ve çıkarmış. Bunu sağlamak için de dişlerimizin arasına bir metal kaşık koymak yeterliymiş.

Soğan doğrarken gözlerimizin yaşlanmasını önlemek için, dudaklar arasına bir limon dilimi, dişler arasına bir kesme şeker veya dörtte bir dilim ekmek bulundurmayı önerenler de var. Böylece ağzımıza alacağımız bu gibi şeylerin, aldığımız nefesteki sülfür gazını emdiğini iddia ediyorlar.

Diğer görüşler ise, soğanın doğranılmasına tepesinden başlanılması ve cücüğünün en sona bırakılması veya soğanı doğramadan önce yarım saat buzdolabında tutulması şeklinde. Soğan doğrarken deniz gözlüğü veya kontakt lens takılmasının faydalı olacağını ileri sürenler de var. Bu kadar çok önlem seçeneğinin içinde, siz bir tanesini bile uygulamıyorsanız, yapacak bir şey yok, soğanı ağlaya ağlaya doğramaya devam edeceksiniz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıcaklığı olmayan, sıcağın zıddı: Soğuk su; soğuk hava; buz gibi soğuk. 2. mec. Hoşlanılmayan, sevimsiz: Soğuk adam; soğuk söz. Soğuk almak = Üşüyüp hastalanmak. Soğuk basmak = Hava birdenbire soğumak. Soğuklar = Soğuk günler: Soğuklar geldi.

Türkçe Sözlük

Bazı renkler bize soğuk olan şeyleri anımsatırlar; buz grileri veya teskin edici maviler gibi. Her renk beyaz katılarak daha “cool” yapılabilir.

Genel Bilgi

Ülkemizin her tarafında olmasa bile, kışın çok soğuk geçtiği yerlerde, özellikle sabahları soğuk havada arabaların motorunu çalıştırabilmek sorun olur. Bu sorunun temel üç nedeni vardır ve birleştiklerinde sabahın köründe, soğuk havada insana ter döktürürler.

Benzin de diğer sıvılar gibi soğuk havada daha az buharlaşır. Bunu yazın güneş gören bir kaldırıma su döktüğünüzde görebilirsiniz. Buradan hemen buharlaşan su, gölgedeki kaldırıma döküldüğünde kolayca buharlaşamaz, bir süre orada kalır. Benzin de soğuk havada kolayca buharlaşamayınca, buji ateşlediğinde tutuşması da zor olur.

Motor yağı soğuk havada kalınlaşır. Buna örnek olarak reçeli gösterebiliriz. Sıcak havada daha akıcı olan reçel, buz dolabına konulup çıkartıldığında kavanozdan daha zor akar. Böylece anahtarı çevirdiğinizde motorunuz, döner kısımlarının olduğu yataklarda kalınlaşmış yağın direnci ile karşılaşır.

Soğuk havalarda akü de sorun çıkartır. Esasında akla şu soru gelebilir. Cep radyonuzun pillerinin ömrünü uzatmak için buz dolabında saklanılması tavsiye edilir, yani soğuk ortam pil için iyidir. Öyleyse bir çeşit pil olan akü soğuk havada doğru dürüst niçin çalışmaz?

Araba aküsünden elektrik elde edilmesi de diğer pillerde olduğu gibi kimyasal bir reaksiyondur. Ancak soğuk havada bu reaksiyon yavaşlar ve marş motorunuza gerekenden daha az güçte elektrik gelir. Bu da motorun ilk hareketi için gerekenden daha yavaş dönmesine neden olur.

Yeri gelmişken söyleyelim. Kalem pillerin içindeki de bir çeşit kimyasal reaksiyondur. Özellikle kuru pillerin kullanılmadıkları zamanlarda bile çok az da olsa elektrik kaçırdıkları bilinir. Bu nedenle bu kaçak kimyasal reaksiyonu en aza ve yavaşa indirebilmek için, pillerin kullanılmadıkları zamanlarda buz dolabında muhafaza edilmeleri tavsiye edilir.

Pillerin buz dolabına konulmaları ömürlerini artırabilir ancak kullanma sırasında tam performans alabilmek açısından piller oda sıcaklığında olmalıdırlar. Zaten günümüzün gelişmiş pilleri, o kadar uzun muhafaza ömrüne sahiplerdir ki, buzdolabına konulup konul mamaları pek bir şey fark ettirmez.

Genel Bilgi

Ülkemizin her tarafında olmasa bile, kışın çok soğuk geçtiği yerlerde, özellikle sabahları soğuk havada arabaların motorunu çalıştırabilmek sorun olur. Bu sorunun temel üç nedeni vardır ve birleştiklerinde sabahın köründe, soğuk havada insanater döktürürler.

Benzin de diğer sıvılar gibi soğuk havada daha az buharlaşır. Bunu yazın güneş gören bir kaldırıma su döktüğünüzde görebilirsiniz. Buradan hemen buharlaşan su, gölgedeki kaldırıma döküldüğünde kolayca buharlaşamaz, bir süre orada kalır. Benzin de soğuk havada kolayca buharlaşamayınca, bji ateşlendiğinde tutuşması da zor olur.

Motor yağı soğuk havada kalınlaşır.Buna örnek olarak reçeli gösterebiliriz. Sıcak havada daha akıcı olan reçel,n buz dolabına konulup çıkartıldığında kavonazdan daha zor akar. Böylece anahtarı çevirdiğinizde motorunuz, döner kısımlarının olduğu yataklarda kaslınlaşmış yağın direnci ile karşılaşır.

Soğuk havalarda akü de sorun çıkartır. Esasınnda akla şu soru gelebilir. Cep radyonuzun pillerinin ömrünü uzatmak için buz dolabında saklanılması tavsiye edilir, yani soğuk ortam pil için iyidir. Öyleyse bir çeşit pil olan akü soğuk havada doğru dürüst niçin çalışmaz?

Araba aküsünden elektrik elde edilmesi de diğer pillerde oldğu gibi kimyasal bir reaksiyonndur. Ancak soğuk havada bu reaksiyon yavaşlar ve marş motorunuza gerekenden daha az güçte elektrik gelir. Bu da motorun ilk hareketi için gerekenden daha yavaş dönmesine neden olur.

Yeri gelmişken söyleyelim. Kalem pillerin içindeki debir çeşit kimyasal reaksiyondur. Özellikle kuru pillerin kullanılmadıkları zamanlarda bile çok az da olsa elektrik kaçırdıkları bilinir. Bu nedenle bu kaçak kimyasal reaksiyonu en aza ve yavaşa indirebilmek için, pillerin kullanılmadıkları zamanlarda buz dolabında muhafaza edilmeleri tavsiye edilir.

Pillerin buz dolabına konulamaları ömürlerini artırabilir ancak kullanma sırasında tam performans alabilmek açısından piller oda sıcaklığında olmalıdır. Zaten günümüzün gelişmiş pilleri, o kadar uzun muhafaza ömrüne sahiplerdir ki, buzdolabına konulup konulmamaları pek bir şey fark ettirmez.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Soğuk olan şeyin hâli, Ar. burûdet, Fars. serdî: Buzun soğukluğu uzaktan tesir eder. 2. (mec.) Soğuk, sevgiden mahrum muamele: Beni bir soğuklukla kabul etti; aramızda bir soğukluk belirdi. 3. Yemeğin sonunda hoşaf, mahallebi ve bilhassa meyve gibi serinlik vermeye mahsus yiyecek. 4. Hamamın pek sıcak olmayan dış kısmı: Soğuklukta yıkandım. Beisoğukluğu = İdrar yolunun iltihâbı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buzz. grapevine. hearsay. report. rumour. scuttlebut.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büzgen kas, sfinkter.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. örümcek; leh. dökme demir tava; f. kırılmadan tuzla buz olmak (cam). spider crab uzun ve ince bacaklı bir cins yengeç, zool. Libinia. spider monkey örümcek maymunu, zool. Ateles. spider web örümcek ağı. water spider su örümceği, zool. Argyon

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pınar üzerine yapılan ve buzdolabı niyetine kullanılan ufak bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kuvvetli, dayanıklı, metanetli, sağlam bünyeli; sebatlı azimli. sturdily z. kuvvetle, dayanacak şekilde. sturdiness kuvvetlilik; sebat; gürbüzlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. damarları büzücü (ilaç); kan durdurucu (ilâç). styptic pencil şap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buzulun altında bulunan veya oluşan.

Genel Bilgi

Günümüzde ilim o kadar gelişmiştir ki, atomun, çekirdeğinin, çevremizdeki her şeyin, dünyamızın hatta gökyüzündeki yıldızların hareketlerinin şimdiye kadar keşfedilen ve bilinen fizik kuralları ile izahı mümkündür. Bildiğimiz her şey fizik kurallarına uyar. Bir şey hariç. Yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olan su.

Fizik kurallarına göre bir madde ısıtıldığında genişler, genleşir. Soğutulduğunda da büzüşür, yani hacmi azalır. Ancak su bu kurala uymaz, aksine sıfır derecenin altına soğutulduğunda donar ve buz olarak hacmi azalacağına artar. Saf su buza dönüşürken, hacminin yüzde 9’u oranında genişler. Buzda su molekülleri olağanüstü gevşek bir oluşum içinde yer alırlar. Buz, arada deliklerin kaldığı bir yapıya sahiptir.

Bilindiği gibi, bilimsel formülü ‘H2O’ olan su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşmuştur. Bu iki hidrojen atomu, oksijen atomu ile birleştiklerinde, kendi aralarında 105 derecelik bir açı meydana getirirler. Yapı olarak iki hidrojen atomunu birleştiren başka elementler de vardır ve onlar fizik kurallarına uyarlar. Örneğin aynı yapıdaki ‘H2S’ eksi 83 derecede donar ve eksi 60 derecede gaz haline geçer. Ancak su hidrojen atomlarının dipol bağlantıları nedeni ile sıfır derecede donar, artı 100 derecede gaz haline geçer, donarken de hacmi küçüleceğine büyür.

İşte bu fizik yasalarına aykırı özellik dünyamızdaki yaşamı sağlar. Eğer buz sudan daha yoğun, yani daha ağır olsaydı, suyun içinde dibe batardı. Soğuk bölgelerde denizlerde, göllerde ve nehirlerdeki dibe batan buzlar, güneş ışığı alamayacaklarından eriyemeyeceklerdi. Böylece yıllar süren birikimlerle her tarafı buzlar kaplayacak ve buzullar devri başlayabilecekti.

Ancak buz, yoğunluğunun azlığı nedeni ile suyun üzerinde kalır. Bu durumda buzlar altlarındaki suların donmalarına engel oldukları için dünyamızdaki ani ısı değişikliklerini de önlerler, gece ve gündüz arasındaki ısı farklarını azaltırlar ve yaz günlerindeki güneş ışığı ile kolayca erirler.

Eğer buz sudan daha ağır olmuş olsaydı, gezegenimizdeki tüm su rezervleri donmuş olurdu. Belki de başlangıçtaki buzul devrinde öyleydi de, tabiat ana kendi koyduğu kurallara aykırı olarak, hidrojen atomlarının arasındaki açıya biraz dokundu, buzun suyun üstünde kalmasını sağladı ve dünyamızı bizim için yaşanır hale getirdi.

Genel Bilgi

Günümüzde ilim o kadar gelimiştir ki, atomun, çekirdeğinin, çevremizdeki her şeyin, dünyamızın hatta gökyüzündeki yıldızların hareketlerinin şimdiye kadar keşfedilen ve bilinen fizik kuralları ile izahı mümkündür. Bildiğimiz her şey fizik kurallarına uyar. Bir şey hariç. Yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olan su.

Fizik kurallarına göre bir madde ısıtıldığında genişler, genleşir. Soğutulduğunda da büzüşür, yani hacmi azalır. Ancak su bu kurala uymaz, aksine sıfır derecenin altına soğutulduğunda donar ve buz olarak hacmi azalacağına artar. Saf su buza dönüşürken, hacminin yüzde 9’u oranında genişler. Buzda su molekülleri olağanüstü gevşek bir oluşum içinde yer alırlar. Buz, arada deliklerin kaldığı bir yapıya sahiptir.

Bilindiği gibi, bilimsel formülü ‘H2O’ olan su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşmuştur. Bu iki hidrojen atomu, oksijen atomu ile birleştiklerinde, kendi aralarında 105 derecelik bir açı meydana getirirler. Yapı olarak iki hidrojen atomunu birleştiren başka elementler de vardır ve onlar fizik kurallarına uyarlar. Örneğin aynı yapıdaki ‘H2S’ eksi 83 derecede donar ve eksi 60 derecede gaz haline geçer. Ancak su su hidrojen atomlarının dipol bağlantıları nedeni ile sıfır derecede donar, artı 100 derecede gaz haline geçer, donarken de hacmi küçüleceğine büyür.

İşte bu fizik yasalarına aykırı özellik dünyamızdaki yaşamı sağlar. Eğer buz sudan daha yoğun, yani daha ağır olsaydı, suyun içinde dibe batardı. Soğuk bölgelerde denizlerde, göllerde ve nehirlerdeki dibe batan buzlar, güneş ışığı alamayacaklarından eriyemeyeceklerdi. Böylece yıllar süren birikimlerle her tarafı buzlar kaplayacak ve buzullar devri başlayabilecekti.

Ancak buz, yoğunluğunun azlığı nedeni ile suyun üzerinde kalır. Bu durumda buzlar altlarındaki suların donmalarına engel oldukları için dünyamızdaki ani ısı değişikliklerini de önlerler, gece ve gündüz arasındaki ısı farklarını azaltırlar ve yaz günlerindeki güneş ışığı ile kolayca erirler.

Eğer buz sudan daha ağır olmuş olsaydı, gezegenimizdeki tüm su rezervleri donmuş olurdu. Belki de başlangıçtaki buzul devrinde öyleydi de, tabiat ana kendi koyduğu kurallara aykırı olarak, hidrojen atomlarının arasındaki açıya biraz dokundu, buzun suyun üstündekalmasını sağladı ve dünyamızı bizim için yaşanır hale getirdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. devamlı büzülüp açılan.

Türkçe Sözlük

(TAAHHÜT) (i. A. «ahd» den) (c. taahhüdât). 1. Deruhte etme, üzerine alma, yapmaya söz verme: Bu işi taahhüt etti. 2. Bir askerî işi yapmayı üzerine alma. 3. Postaya verilen mektup vesairenin yerine makbuzla gitmesi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fadl» dan masdar). Birini diğerlerinden üstün tutma, tercih. Ism-İ tafdîl = Mukayese ve tercih gösteren sıfat ki, dilimizde «daha» ve «en», eski Türkçe’de «rek» ve «rak», Farsça’da ise «ter», «terîn» edatlarıyla ifade olunur: Ar. ekber, Türkçe daha büyük, en büyük, eski Türkçe büyükrek, Fars. büzürgter, büzürgterîn gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabz» dan mas.). 1. Toplanıp çekilme, büzülme. 2. (tıp) Kabız olma (ikinci mânâ ile «inkıbaz» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Büzme. 2. Bazı hastalıklardan sonra kaslarda meydana gelen sertlik, katılık, kasılma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

phone. telephone. telephone call. bell. blower. buzz. buzzer. coaxial cable. directory advertising. earpiece.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şene» den) (tıp). Sinirin çekilip büzülmesi, ispazmoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) erimek, buzları çözülmek: erime derecesine gelmek (hava); Isınmak, samimileşmek; eritmek; (i.) erime, çözülme; havanın buzları eritecek derecede ısınması; samimileşme; ısınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, jeol buzulların taşıyıp yığdığı çakıl veya kum ile karışık balçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hindi, zool. Meleagris gallopavo; A.B.D., (argo) başarısız piyes. turkey buzzard hindi akbabası. turkey cock erkek hindi, baba hindi. turkey hen dişi hindi. turkey trot bir çeşit caz dansı. talk turkey dobra dobra konuşmak, yüzüne karşı söylemek.

Türkçe Sözlük

(i.). Balıkçıl ve leyleğe benzer büyük bir kuş, telli turna vs. Mısır turnası = Karaleylek. Turnabalığı = Deniz ve gölde yaşıyan bir cins balık. Turna gagası = Bir cins çiçek. Turna katarı = 1. Sürü ile gezenler hakkında kullanılır. 2. Buz üzerinde dört, beş kızağın arka arkaya konup kayılması. Turnakırı = Kül rengine çalar at tonu. Turna geçidi = Bahar fırtınası. Turnagözü = Berrak sarı. Turnayı gözünden vurmak = MakbûI bir şeyi elde etmek (alay yoluyla söylenir).

Genel Bilgi

Bu, çocukların gökyüzüne bakarak en sık sordukları sorulardan biridir. Kim bilir kaçımız, kaçamak cevaplar vermiş, uçağın motorlarından çıkan duman olduğunu söylemiş ama aynı yükseklikte uçan her uçakta aynı şeyin olmadığını açıklayamamışızdır.

Bir bulutun oluşabilmesi için, havanın, yeryüzünden buharlaşan suyu absorbe edemeyecek, yani içine alamayacak kadar düşük sıcaklık ve basınçta olması, bir de bulutu oluşturacak su damlacıklarının etraflarında tutunabilecekleri toz parçacıklarının olması gereklidir. Yerden 10 bin metreden fazla yükseklikte uçan yolcu ve savaş uçaklarının uçtuğu bu yükseklikte normal şartlarda hava çok temizdir, hiç toz yoktur, yani bir bulutun oluşması için gereken şartlardan biri eksiktir.

Bilindiği gibi jet uçaklarının motorları, ön taraflarından havayı alarak, yakıt ile yakar ve işlev tamamlandıktan sonra, arka taraflarındaki küçük çaptaki egzozdan büyük bir basınç ile dışarı verirler. Bu motorların aldıkları hava ile birlikte giren su buharı, motorun içinde daha da koyu hale gelerek dışarıdaki çok soğuk havanın üzerine püskürtülür. Buna teknik dilde ‘sublime’ olma olayı denir. Yani buhar halindeki suyun, sıvı hale geçmeden, doğrudan donması, buz haline geçmesidir.

Aslında uçakların arkalarında bıraktıkları bulut, insan yapısı bir buluttan başka bir şey değildir. Soğuk havada verdiğimiz nefes havada nasıl buharlaşıyorsa onun gibi bir şeydir. Deniz seviyesinde, yüksek sıcaklık ve basınçta buharlaşan suyu hava kolayca absorbe eder. Yükseklik arttıkça, hava sıcaklığı ve basınç düştükçe, hava artık su buharım içine alamaz hale gelir. Ancak bulutun oluşması için bir üçüncü şart daha vardı, yani toz parçacıkları.

İşte burada toz parçacıklarının görevini, uçağın motorlarından egzost olarak çıkan yakıt parçacıkları yerine getirir. Bu sayede bir bulutun oluşması için üç şart da yerine getirilmiş olur ve motorların gerisinde uzun, ince bir bulut oluşur.

Esasında alçak irtifada uçan uçaklarda da aynı şey oluşur, motorlardan su buharı salınır ama düşük ısı, nem miktarı, rüzgar yönü gibi etkenler tam oluşmadığı için uçakların arkasında beyaz bulut oluşmaz. İlave edelim ki, bu olayda uçağın ve motorlarının cinsi ve kapasitesinin hiçbir etkisi yoktur.

Genel Bilgi

Bu, çocukların gökyüzüne bakarak en sık sordukları sorulardan biridir. Kim bilir kaçımız, kaçamak cevaplar vermiş, uçağın motorlarından çıkan duman olduğunu söylemiş ama aynı yükseklikte öan her uçakta aynı şeyin olmadığını açıklayamamıştır.

Bir bulutun oluşabilmesi için, havanın, yeryüzünden buharlaşan suyu absorbe edemeyecek, yani içine alamayacak kadar düşük sıcaklık ve basınçta olması, bir de bulutu oluşturacak su damlacıklarının etraflarında tutunabilecekleri toz parçacıklarının olması gereklidir. Yerden 10 bin metreden fazla yükseklikte normal şartlarda hava çok temizdir, hiç toz yoktur, yani bir bulutun oluşması için gereken şartlardan biri eksiktir.

Bilindiği gibi jet uçaklarının motorları, ön taraflarından havayı alarak, yakıt ile yakar ve işlev tamamlandıktan sonra, arka taraflarındaki küçük çaptaki egzozdan büyük bir basınç ile dışarı verirler. Bu motorların aldıkları hava ile birlikte giren su buharı, motorun içinde daha da koyu hale gelerek dışarıdaki çok soğk havanın üzerine püskürtülür. Buna teknik dilde ‘’sublime’’ olma olayı denir. Yani buhar halindeki suyun, sıvı hale geçmeden, doğrudan donması, buz haline geçmesidir.

Aslında uçakların arkalarında bıraktıkları bulut, insan yapısı buluttan başka bir şey değildir. Soğuk havada verdiğimiz nefes havada nasıl buharlaşıyorsa onun gibi bir şeydir. Deniz seviyesinde, yüksek sıcaklık ve basınçta buharlaşan suyu hava kolayca absorbe eder. Yükseklik arttıkça, hava sıcaklığı ve vasınç düştükçe, hava artık su buharını içine alamaz hale gelir. Ancak bulutun oluşması için bir üçüncü şart daha vardı, nyani toz parçacıkları.

İşte burada toz parçacıklarının görevini, çağın motorlarından egzost olarak çıkan yakıt parçacıkları yerine getirir. Bu sayede bir bulutun oluşması için üç şart da yerine getirilmiş olur ve motorların gerisinde uzun, ince bir bulut oluşur.

Esasında alçak irtifada uçan uçaklarda da aynı şey oluşur, motorlardan su buharı salınır ama düşük ısı, nem miktarı, rüzgar yönü gibi etkenler tam oluşmadığı için uçakların arkasında beyaz bulut oluşmaz. İlave edelim ki, bu olayda uçağın ve motorlarının cinsi ve kapasitesinin hiçbir etkisi yoktur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sing. to hum. to buzz. to howl. to howl. to boom. to roar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

babble. chorus. hum. buzz. murmur. boom.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: uluğ). Büyük, iri, Ar. azîm, kebîr, Fars. büzürg: Ulu dağ, ukı adam. Ulu orta = Açıktan açığa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. büzgüsünü açmak, kırmalarını düzeltmek; altından çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fizyol. kan damarlarını büzücü veya genişletici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dana eti, buzağı eti, süt danası eti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to buzz. to whiz. to whit. whiz whizz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buzz. drone. hum. ping. sing. whiz. whizz. whoosh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to buzz. to hum. to bellyache continuously. fizz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buzz. drone. hum. ping. sibilance. whiz. whizz. zing. zip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buzz. hum. continuous bellyaching. burr. whiz whizz. zip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whiz. to buzz. to hum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kefil; senet, tanıt, vesika, makbuz, belgit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. tevkif müzekkeresi; arama tezkeresi; kefalet, teminat, garanti; ruhsat, yetki, salâhiyet; makbuz; ask. tayin emri. warrant for one's arrest tevkif müzekkeresi. warrant officer gedikli erbaş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buz. Yahpâre = Buz parçası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یخ بسته] buzlanmış, donmuş.

Türkçe Sözlük

Bir organizmanın ya da organizma grubunun yerleştiği, fiziksel çevrenin görece birörnekliği ve ilgili bütün biyolojik türlerin sıkı etkileşimi ile belirlenen doğal çevre. Yaşama ortamı çöl, tropik orman, çayırlık alan, kutup tundrası ya da buz denizi olabilir.

Genel Bilgi

Şimdiye kadar dünyamızda tespit edilebilen en düşük sıcaklık güney kutbunda eksi 89.6 derece ile Antarktika Vostok istasyonunda ölçülmüştür. Sanılmasın ki güney kutbu devamlı kar yağışı aldığı için dünyanın en soğuk yeridir. Antarktika daima karla kaplı olmasına rağmen dünyanın en az yağış alan çöllerinden daha kuraktır. Soğuk hava çok uzun aralıklarla da olsa düşen her yağışı dondurup, koruduğu için sürekli kar ve buzlarla örtülüdür.

Ortalama sıcaklık olarak güney kutbu eksi 49 derece ile kuzey kutbundan 2 derece daha soğuktur. Çünkü güney kutbu deniz seviyesinden daha yüksektir, güneşten daha az ışık alır ve güneşin gittiği zamanlarda bu ışığın getirdiği ısıyı süratle kaybeder. Dünyadaki buzların yüzde 90’ı güney kutbundadır, buzlar denizin altında 600 metre derinliğe kadar iner. Yaşam ancak buz parçalarının kıyılarında penguen ve fok sürüleri olarak görülür.

Kuzey kutbu, altında hiçbir kara parçası olmaksızın, denizin üstünde yüzen bir buz kütlesidir. Kuzey kutbunda bulabileceğiniz her taş mutlaka göktaşıdır.

Dünyamızda ölçülebilecek en düşük soğukluk eksi 273 derecedir. Bundan daha düşük sıcaklıkta moleküller hareket edemeyeceği için buna ‘mutlak sıfır’ denilir.

Dünya üzerindeki ortalama sıcaklık 5-10 derece artsa Grönland ve Antarktika’daki buzullar erir, okyanuslardaki su düzeyi 100 metre artar ve tabii dünya haritası da önemli bir şekilde değişirdi.

Dünyada bugüne kadar saptanabilen en yüksek sıcaklık gölgede 58 derece olarak 13 Eylül 1922 tarihinde Libya’da El-Azizia’da ölçülmüştür.

Tabii en yüksek sıcaklık insanı en fazla rahatsız eden sıcaklık anlamına gelmez. Burada havadaki nemin, yani rutubetin çok önemli bir rolü vardır. Göremeyiz ama havanın içinde su da, daha doğrusu su buharı da vardır. Atmosferde bulunan su miktarı toplanabilseydi, dünya yüzeyini 2,5 santimetre kalınlığında bir su tabakası kaplardı.

Ancak havanın içine alabileceği su miktarının bir sının vardır. Bu suya doyma seviyesine gelince hava artık içine su alamaz. İnsanlar terleyince ter buharlaşıp havaya karışamaz ve artık terleyemezler, rahatlayamazlar. Çok kuru bir havada 35 derecede terleyebildiğiniz için fazla bir rahatsızlık duymaya bilirsiniz de, nemli, suya doymuş havada 25 derece bile bunalma hissi verebilir.

Genel Bilgi

İimdiye kadar dünyamızda tespit edilebilen en düşük sıcaklık güney kutbunda eksi 89.6 derece ile Antartika Vostok istasyonunda ölçülmüştür. Sanılmasın ki güney kutbu devamlı kar yağışı aldığı için dünyanın en soğuk yeridir. Antartika daima karla kaplı olmasına rağmen dünyanın en az yağış alan çöllerinden daha kuraktır. Soğuk hava çok uzun aralıklar da olsa düşen her yağışı dondurup, koruduğu için sürekli kar ve buzlarla örtülüdür.

Ortalama sıcaklık olarak güney kutbu eksi 49 derece ile kuzey kutbundan 2 derece daha soğuktur. Çünkü güney kutbu deniz seviyesinden daha yüksektir, güneşten daha az ışık alır ve güneşin gittiği zamanlarda bu ışığın getirdiği ısıyı süratle kaybeder. Dünyadaki buzların yüzde 90’ı güney kutbundadır, buzlar denizinaltında 600 metre derinliğe kadar iner. Yaşam ancak buz parçalarının kıyılarında penguen ve fok sürüleri olarak görülür.

Kuzey kutbu, altında hiçbir kara parçası olmaksızın, denizin üstünde yüzen bir buz kütlesidir. Kuzey kutbunda bulabileceğiniz her taş mutlaka göktaşıdır.

Dünyamızda ölçülebilecek en düşük soğukluk eksi 273 derecedir. Bundan daha düşük sıcaklıkta moleküller hareket edemeyeceği için buna ‘mutlak sıfır’ denilir.

Dünay üzerindeki ortalama sıcaklık 5-10 derece artsa Grönland ve Antartika’daki buzullar erir, okyanuslardaki su düzeyi 100 metre artar ve tabii dünya haritası da önemli bir şekilde değişirdi.

Dünyada bugüne kadar saptanabilen en yüksek sıcaklık gölgede 58 derece olarak 13 Eylül 1922 tarihinde Libya’da El-Azizia’da ölçülmüştür.

Tabii en yüksek sıcaklık insanı en fazla raatsız eden sıcaklık anlamına gelmez. Burada havadaki nemin, yani rutubetin çok önemlibir yolu vardır. Göremeyiz ama havanın içinde su da, daha doğrusu su buharı da vardır. Atmosferde bulunan su miktarı toplanabilseydi, dünya yüzeyini 2.5 santimetre kalınlığında bir su tabakası kaplardı.

Ancak havanın içine alabileceği su miktarının bir sınırı vardır. Bu suya doyma seviyesine gelince hava artık içine su alamaz. İnsanlar terleyince ter buharlaşıp havaya karışamaz ve artık terleyemezler, rahatlayamazlar. Çok kuru bir havada 35 derecede terleyebildiğiniz için fazla bir rahatsızlık duymaya bilirseniz de, nemli, suya doymuş havada 25 derece bile bunalma hissi verebilir.

Genel Bilgi

Gökyüzünde yılda 3 milyar şimşek veya yıldırım oluşmaktadır. Bir diğer deyişle yılın herhangi bir zamanında dünyanın üstünde 2000 yıldırım bulutu vardır ve dünyamıza her saniyede 100 yıldırım düşmektedir. Güçlü bir fırtına, Hiroşima’ya atılan atom bombasından 100 kat daha fazla enerji açığa çıkarmaktadır. Kim bilir? Belki bir gün gelecek yıldırımları da enerji kaynağı olarak kullanmayı öğreneceğiz.

Bu gök olayı insanlığın ilk tarihinden itibaren ilahi bir işaret olarak görülmüştür. Yıldırım düşmesi insanlar için tehlikeli olmasına rağmen insan yaşamına faydası da vardır. Yıldırımlar yeryüzündeki bitkiler için faydalı maddeler olan nitratlar ve oksijenin de yeryüzüne inmesine neden olurlar.

Her şey güneş ışıkları ile yeryüzünde ısınan havanın yükselmesi ile başlıyor. Tabii içinde buharlaşan suyu da yukarı taşıyarak. Bu yükselen hava yaklaşık 2-3 kilometreye ulaşınca havanın soğuk katmanlarına rast geliyor. Soğuk havalarda nefes verince nefesimiz nasıl buharlaşıyorsa aynen o şekilde buharlaşıyor ve gördüğümüz bulutu oluşturuyor. Bu bulutlar daha sonra hava akımları ile 20.000 metreye kadar tırmanabiliyorlar.

Aslı tam bilinememesine rağmen bulutların bu yükselişleri sırasında içlerinde oluşan buz kristallerinin birbirlerine sürtünerek bir statik elektrik enerjisi açığa çıkardıkları öne sürülüyor. Bu elektrik enerjisi bulutların üst katmanlarında pozitif(+), alt katmanlarında ise negatif(-) yüklü olarak birikiyor. Bulutun içindeki yük havayı iyonize edecek güce ulaştığında şimşek oluşuyor.

Yağmur bulutlarının alt yüzeylerindeki büyük negatif yük içindeki elektronları iterek orayı da pozitif yüklü hale getiriyor ve bu yük saniyede 1000 kilometre hızla toprağa iniyor, yani kısa devre yapıyor. Yıldırımın bu andaki ısısı 30.000 derece olup güneşin yüzeyindeki ısının 5 katı kadardır.

Yıldırım düşerken çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Yerden de buluta doğru bir boşalma oluyor. Yerden 100 metre yükseklikte bu iki akım birleşiyor ve iletkenliği çok fazla olan bir koridor oluşuyor. İşte bundan sonra yıldırımı hiçbir şey durduramaz, pozitif yük hızla buluta doğru onu nötr hale getirmek için yükselir. İşte yıldırımın havadan yere mi, yoksa yerden havaya mı oluştuğunu yaratan soru bu.

Bu koridordan yerden göğe doğru neredeyse ışık hızının üçte biri hızla yükselen akım yıldırımın göze gelen şiddetli ışığını da yaratır. Ardından yine yukardan yere iner ve iki taraf arasındaki potansiyel farkı sıfırlanana kadar bu olay 10-12 kez tekrarlanabilir.

Genel Bilgi

Gökyüzünde yılda 3 milyar şimşek veya yıldırım oluşmaktadır. Bir değişle yılın herhangi bir zamanında dünyanın üstünde 2 bin yıldırım bulutu vardır ve dünyamıza her saniyede 100 yıldırım düşmektedir. Güçlü bir fırtına, Hiroşima’ya atılan atom bombasından 100 kat daha fazla enerji açığa çıkarmaktadır. Kim bilir? Belki bir gün gelecek yıldırımları da enerji kaynağı olarak kullanmayı öğranaceğiz.

Bu gök olayı insanlığın ilk tarihlerinden itibaren ilahi bir işaret olarak görülmüştür. Yıldırım düşmesi insanlar için tehlikeli olmasın rağmen insan yaşamına faydası da vardır. Yıldırımlar yeryüzündeki bitkiler için faydalı maddeler olan nitratlar ve oksijenin de yeryüzüne inmesine neden olurlar.

Her şey güneş ışıkları ile yeryüzünde ısınan havanın yükselmesi ile başlıyor. Tabii içinde buharlaşan suyu da yukarı taşıyarak. Bu yükselen hava yaklaşık 2-3 kilometreye ulaşınca havanın soğuk katmanlarına rast geliyor. Soğuk havalarda nefes verince nefesimiz nasıl buharlaşıyorsa aynen o şekilde buharlaşıyor ve gördüğümüz bulutu oluşturuyor. Bu bulutlar daha sonra hava akımları ile 20 bin metreye kadar tırmanabiliyorlar.Aslı tam bilinmemesine rağmen bulutların bu yükselişleri sırasında içlerinde oluşan buz kristallerinin birbirlerine sürtünerek bir statik elektrik enerjisi açığa çıkardıkları öne sürülüyor. Bu elektrik enerjisi bulutların üst katmanlarında pozitif (+), alt katmanlarında ise negatif (-) yüklü olarak birikiyor. Bulutun içindeki yük havayı iyonize edecek güce ulaştığında şimşek oluşuyor.

Yağmur bulutlarının alt yüzeylerindeki büyük negatif yük içindeki elektronları iterek oarayı da pozitif yüklü hale getiriyor ve bu yük saniyede bin kilometre hızla toprağa iniyor, yani kısa devre yapıyor. Yıldırımın bu andaki ısısı 30 bni derece olup güneşin yüzeyindeki ısının 5 katı kadardır.

Yıldırım düşerken çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Yerden de buluta doğru bir boşalma oluyor. Yerden 100 metre yükseklikte bu iki akım birleşiyor ve iletkenliği çok fazla olan bir koridor oluşuyor. İşte bundan sonra yıldırımı hiçbir şey durduramaz, pozitif yük hızla buluta doğru onu nötr hale getirmek için yükselir. İşte yıldırımın havadan yere mi, yoksa yeren havaya mı oluştuğunu yaratan soru bu.

Bu koridordan yerden göğe doğru neredeyse ışık hızının üçte biri hızla yükselen akım yıldırımın göze gelen şiddetli ışığını da yaratır. Ardından yine yukarıdan yere iner ve iki taraf arasındaki potansiyel farkı sıfırlanana kadar bu olay 10-12 kez tekrarlanabilir.

Genel Bilgi

Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık açısından çok zayıf olurdu. İüphesiz böyle bir yumurtayı yumurtlamak da tavuk için bir işkence olurdu. Aslında dış yüzeyi en dayanaklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki bir yumurta da bulunduğu yerden yuvarlanıp gidince nerede duracağı belli olmaz.

Hemen hemen tüm kuş yumurtalarının bir tarafı daha yuvarlak diğer tarafı da daha incedir. Bu sekil, yumurtaların yuvada birbirlerine en yakın ve en az hava boşluğu bırakacak şekilde durmalarını sağlar. Böylece hem ısı kaybı önlenir hem de yuvadaki yerden en iyi şekilde faydalanılır.

Yumurta yuvarlanıp gittiğinde düz gitmez, ince tarafı üstünde dairesel bir yol çizer ve başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani bu şekli ile yumurtanın düz bir yüzeyde yuvarlanarak kaybolup gitmesi mümkün değildir. Asıl önemlisi bu şekli ile yumurtanın kuştan veya tavuktan daha rahat çıkmasıdır. Genel tahminin aksine yumurtanın yuvarlak yani daha geniş tarafı önce çıkar. Hem bunu hem de yumurtanın her iki tarafındaki farklı şeklini sağlayan yumurtanın çıkış yolu üzerindeki kaslardır.

Pek alakasız gözükse de tavuğun içinde yumurtanın oluşmaya başlayabilmesi için önce güneş ışığının veya yapay bir ışığın tavuğun gözüne çarpması gerekir. Böylece göz yolu ile uyarılan tavuğun hipofiz bezi bir hormon salgılar. Bu hormon kan dolaşımına girer ve bu yolla yumurtalığa taşınır.

Hormon burada bulunan binlerce yumurtadan birinin içine pirer ve o yumurtanın aniden çok hızlı bir şekilde büyümesini sağlar. Önce yumurta sarısı meydana gelir ve yumurta, yumurta kanalına geçer, döllenme organlarında geçirdiği aşamalardan sonra 24-25 saatte oluşumunu tamamlar.

Yumurta, yumurta kanalını kesik kesik hareketlerle geçer. Buradaki dairesel kaslardan sırası ile geçerken, yumurtanın önündeki kas gevşek durumda iken arkasındaki kas kasılır, daralır.

Yumurta bu kanalın başında iken küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kaslar büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik bir sekil almasına sebep olurlar. Çıkışa kadar yumurta kabuğu da sertleşir ve bu haliyle dışarı çıkar. Yumurtanın şeklinin ve kalın kısmının önce çıkışının nedeni de budur. Sürüngenlerde ise bu düzenek yoklur. Onların yumurtaları çıkışta küresel şekildedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bell. doorbell. buzzer.