çahı | çahı ne demek? | çahı anlamı nedir?

çahı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: cahi

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Savaşçı, savaştan geri durmayan, mücahid. Adiy b. Hatim et-Tai: 630 yılında müslüman oldu. Babası gibi cömertti. Kabilesinde İslam’dan dönme eğilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasında Hz.Alinin yanında yer aldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etkilemek, tesir etmek, değiştirmek ; müteessir etmek, dokunmak; taslamak. affect ignorance cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. My arm is affected. Hastalık koluma yayıldı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Cemaat, güruh, kalabalık, fevç, topluluk. 2. Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler: Bir alay cahil, bir alay hırdavat. 3. Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi: Bayram alayı, sürre alayı. Askerlik. 3-4 tabur piyade veya 5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet: Piyade, Nizamiye, Redif, Süvari alayı. Alay İmamı = Osmanlı devrinde bir alay askere imamlık vazifesini yapan sarıklı subay. Alav Emini: Osmanlı devrinde bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir. Alay Beyi = Vaktiyle bir vilâyet sipahisinin başı, daha sonra jandarma alayının kumandanı. Alay KAtibi: Bir alay askerin yazı işlerini ifa eden subay. Miralay = Bir alay askerin kumandanı (Albay), kaymakamın üstü ve mîrlivânın astı idi ve bey unvanını taşırdı. Alay alay = Güruh güruh, yığın yığın. Alay Esvabı = Üniforma, resmî elbise. Alay etmek = Eğlenmek, istihza etmek, maytaba almak. Alay Sancağı = Her alaya verilen sancak. Alay Topu = Resmî günlerde ve teşrifat için atılan top. Alay kurmak = Vehimle uğraşmak. Alay geçmek = Birinin sözünü dinler gibi olup da başka şeyi düşünmekle meşgul olmak. Alay malay = Hep birden, takımı ile, pa.las pandıras. (Alay-ı vâlâ, Alây-ı mezkûr gibi Farsça terkipler, galattır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «amâ»dan) (mü. Amiyya) (c. Amâ, Amiyan). Kör, görmeyen, gözü görmez, darîr. (mec.) Cahil, nâdân, okumamış.

Türkçe Sözlük

(e. F. Farsça ber = yükselme edatı, Arapça aks = ters). Tersine, aksine, hilâfına, bilâkis: Kendisi ne kadar cahil ise, oğlu beraks o kadar Alimdir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bilmeyen: Bunu bilmedik kimse kalmadı. 2. Bilinmeyen: Bilmediğimi öğrenmek isterim. 3. Bilmeyiş, cahillik: Bilmediğini bilmez.

Türkçe Sözlük

(i.). Bilmeyen, cahil, Fars. nâ-dân: Haddini bilmez = Has-nâ-şinâs = İyilik bilmez. Şükür nâ-finîs = Nankör, şükretmesini bilmeyen.

İsimler ve Anlamları

(Kadın İsmi) - (bkz.Cahid).

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehl» den) (mü. cahihiie) (c. cühelâ, cihâi, cehele). 1. Bilmeyen, bilmez, nâdân, bî haber: Cahil adam. 2. Okumamış, ilimden mahrum, ümmt: Şu çocuğu okutun cahil bırakmayın. 2. Genç, tecrübesiz, acemi: O, cahil bir çocuktur.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Cahile yakışır, cehaletle vaki olan: Gayret-i cahilin = Cahillikle, cahilcesine: Pek cahilâne hareket etti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جاهلانه] cahilce.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Câhile mensup ve mütealik: Gayret-i cShlIiyye. 2. (hi.) İslâm’dan evvelki küfür ve dalâlet devrine müteallik: Şuariy-ı Cihiliyye = CAhiliyye devri (Arap) şairleri.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Câhillik. Ar. cehl, Fars. nâdânî: Câhiliyyet alâmetidir. Arabistan tarihinde İslâm’dan evvelki devir ve hal, halkın putperestlikte bulundukları zaman: Zamân-ı CAhiliyet’te, Câhiliyyet şâirleri (yalnız Araplar hakkında kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). 1. Bilmezlik, n«danlık: Cahillik affolunmaz bir kusurdur. 2. İlimden mahrumiyet, okumamış adamın hali. 3. Gençlik, acemilik, tecrübesizlik: Câhilin eseri.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cehennem. (T.) Tamu: N4r-ı cahim = Cehennem ateşi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gözü pek, yürekli, cesur kimse. 2.Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanılmıştır. - Cahiz b. Ebu Osman, Basra Mutezile kelamcılarının ileri gelenlerinden. Bir köle olduğu halde ilimde ilerlemiş ve devrinin ünlü simalarından olmuştur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهالت] cahillik, bilgisizlik.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cahil). Cahiller. (bk.) Cahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهله] cahiller.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bilmezlik, ilimsizlik, cahillik: Her şeyin ilmi cehlinden iyidir. Cehl-i mürekkep = Bilmemekle beraber bilmediğini de bilmeyip kendini Alim zannetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهل] cahillik, bilgisizlik.

Türkçe Sözlük

(A.). Bilmeyerek, bilmeksizin, bilmemekle, cahillikle.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehl» den imüb). Pek cahil, karacahil.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı çölmek). Çökelden, yani süzülmüş çamurdan yapılmış toprak kap ve bilhassa ateşe konmaya mahsus olanı, toprak tencere. Çanak çömlek = Topraktan yapma çömlek. Çömlek hesabı = Cahil işi, cahilane İş. Çömlek kebabı = Çömlekte pişen bir nevi kapama.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Cahiller, (bk.) Cahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهلاء] cahiller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهال] cahiller.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (DAnisten fiilinden masdar ismi olup sıfat terkibi teşkiline girer). Bilen, bilir. Suhan-dln = Söz bilir. Nüktedin = Nükte bilir. Ni-din = Bilmez, câhil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. notebook. register. copybook. exercise book. inventory. cahier. record. writing block. writing pad.

Türkçe Sözlük

(i. aslı «tütmek» ten «tütük»). 1. Nefesle çalınarak ince bir ses çıkaran saz. Düdük çalmak, üflemek: Düdüğün çeşitleri olur: Çocuk, çoban, gemici düdüğü. 2. Vapur ve demiryolu lokomotifi gibi makinelerin buharla ses çıkardıkları boru: Vapur düdük çaldı. 3. Uzun ve içi boş şey: Düdük kemiği, düdük makarnası. 4. mec. Düdüğü çalmak = Faydalanmak, kazanmak. 5. Zıvana gibi içi boş. 6. mec. Akılsız, cahil, boş (adam). Düdüğüm = Boş herif (alay için kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i.). Doğurtma sanatını icra eden kadın veya doktor. Ebe kadın, ebe tabib. Ar. kaabil, kaabile: Ebe iskemlesi, ebe ürikesi = Eski cahil ebelerin doğuracak kadınları oturtmayı Adet edindikleri bir iskemle. Ebe pişiği = Pisi otu. Söz ebesi = Çok söyleyen.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (Ebu’l-Hakem Amr b. Hişam b. el-Muğire) İslam’ın doğuşunda müslümanların en büyük düşmanlarından. Mekkeli müşrik. Müslümanlara en büyük işkeneler onun tarafından yapıldı. Cehalet ve bilgisizliğin babası anlamında Ebu Cehil denildi. Hakkında ayetler indi. Bedir savaşında İslam mücahidi İbn Mes’ud tarafından öldürüldü.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cahil» den itaf.). Daha veya pek cahil ve nâdân. Echel-i cühela = Cahillerin en cahili.

Türkçe Sözlük

(ECHEL) (i. A. cahil’den itaf.). Daha veya pek cahil ve nâdân: Echel-i nâs = Halkın en cahili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجهل] zırcahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) [اجهل من قره گوز] zırcahil.

Türkçe Sözlük

(i. A. cevf’den smüş.) (mü. cevfâ). İçi boş, kof. mec. Cahil ve ahmak, boş. (edebiyat) Ayn-ül fl’li yani ikinci harf-i aslîsi «vâv» yahut «ye» harfi olan Arapça fiil.

Türkçe Sözlük

(ENAİ) (i. Arapça «enâ» dan yapılmışsa da Ar.’da kullanılmaz). Kendisini bir şey zanneder, kandırılması kolay mağrur, cahil ve bayağı (adam): Enayinin biridir.

Türkçe Sözlük

(i.). Benlik ve gururla karışık cahillik ve bayağılık.

Türkçe Sözlük

(i.). Bu kelime, beceriksiz, cahil olduğu halde üstünlük taslayanlar ve haddini bilmeyenler için kullanılan «hem kel hem fodul» deyiminde geçer: Şuna bak, kendi işini berbat etti, bir de bana akıl vermeye kalkıyor, hem kel, hem fodul ne olacakı

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kafirlerle yapılan savaş sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar. İslami usullere göre tasnif edilip, beytülmale, fakirlere, yoksullara ve mücahidlere dağıtılır.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gazâ’dan if.). 1. Gazâ eden, düşmana karşı harbetmeye giden, bir memleketi fetheden veya zafer kazanan asker, kumandan ve hükümdar. Ar. mücahid, fâtih: Osman Gazi, Orhan Gazi, Gazi Osman Paşa. Ya gazi, ya şehid. 2. Türkçe: Gerdana asmaya mahsus yazılı altın. Gaziler helvası = Bir çeşit un helvası.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. gazavât) (bazı Arap kabilelerinin bilhassa câhiliye devrindeki savaşlarına da gazve denmiştir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) nineciğim; ihtiyar kadm; (k.dili) eski kafalı veya cahil yaşlı kadın. granny knot acemice yapılmış gevşek düğüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ed, ing veya led, ling) çakıl; (tıb.) kum, kum hastalığı, idrar taşı; (f.) çakıl doşemek; şaşırtmak; (k.dili) kızdırmak. gravelly s. çahılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yeşil; yeşillikle kaplanmış, yeşermiş; taze, canlı; ham, pişkin olmayan; acemi, cahil, toy; yarışa girmemiş (at); kurutulmamış, tuzlanmamış; pişmemiş, çiğ; soluk, rengi atmış (korku, mide bulantısı veya kıskançlıktan); (i.) yeşil renk; spor

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnsanın memleketini, aile ve yakınlarını tecavüz ve hakaretten himaye ve muhafaza etmesi gayreti. Hamiyyet-i cahiliyye = Hak, hakikat ve kanuna karşı bâtıl itikatları muhafaza etmek gayreti, taassup, Fr. fanatisme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خانه خراب] perişan. 2.evsiz yurtsuz. 3.cahil.

Türkçe Sözlük

(aslı: HİSAB) (i. A.) (c. hisâbât). 1. Sayı sayma, sayıya ait iş: Paramızı, alıp verdiğimizi hesap edelim. 2. mec. Tahmin, düşünce: Benim hesabıma göre, hesabım doğru çıkarsa. 3. Defter tutma, alacak, vereceğin ve alınıp sarf olunanın kaydı: Hesap tutar. 4. Alacak, verecek, paraya ait münasebet: Kendisiyle bir hesabımız vardı, benim, onunla hiç bir hesabım yoktur. 5. Sayıya ait kaide ve işlerden bahseden ilim ki, matematiğin ilk basamağı sayılır: Hesap ilmi, hesap okumak, hesap öğrenmek. Bilhesâb = Hesabederek, hesap olunarak. Bî-hesab = Hesapsız, pek çok. Parmak hesabı = Parmakla yapılan kaba ve cahilâne hesap. Hesap tutmak = Alacak, vereceği veya makbuz ve sarfiyatı deftere kaydetmek. Hesaba çekmek = Birinden hesap isteyip mesul tutmak. Hesâb-ı zihnî = Çocuklara ezberden öğretilen hesap. Hesaba gelmek = 1. Uymak: Benim hesabıma gelir, gelmez. 2. Sayılabilmek, sayılabilecek miktarda olmak: Onun mal ve serveti hesaba gelmez. Alelhesap = Hesaptan önce, hesap görüldükte sayılmak üzere parça parça verilen para: İşleyen aylıktan alelhesap ikiyüz lira almıştır. Indelhesâb, ledilhesâb = Hesap olundukta, hesap görülünce. Yevm-ül-hesâb, rûz-ul-hesâb = Kıyamet günü, mahşer günü.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Şikâyet ve hasret gibi sözlere mahsustur: Hey felek, hey gençlik günleri, hey ne güzel kitaplardı! 2.. Tenbih ve ihtar beyan eder: Hey bana bak. Hey çocuklar. Behey, be hey: Sabırsızlıkla azarlama beyan eder: A, Ayâ, heyâ: Behey adam, be hey cahil. Hey gidi = Takdir, şaşma ve hasret beyan eder: Hey gidi mal. Hey gidi kiraz hey. Hey medet = Eyvah, yazık. Hey hey = 1. Hay huy. 2. Sevinç nârası: Güveyiyi hey heylerle götürdüler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hotanto; bu kabile'nin dili; mec. kara cahil kimse.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuru, sevimsiz tabiatli, câhil, nâdan, kalın kafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cehalet, cahillik. ignorant s. cahil, bilgisiz; bilmeyen; habersiz. ignorantly z. cahilce, bilgisizce; habersiz olarak.

Türkçe Sözlük

(i. A. mü.). Cahiliyet devrinde dişi sayılan put, mâbut.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. okumamış, kara cahil, okuma yazma bilmeyen. illiteracy i. cehalet, okumamışlık, okuma yazma bilmeyiş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr»dan masdar) (c. inhisârât). 1. Yalnız bir şeye veya şahsa ait olma, bir şeye mahsus olup başkasıyle alâkalı olmama: Eski devirlerde ilimlerin din adamlarına inhisarı halkın cahil kalmasına sebep olurdu. 2, Bir mahsul veya ticarî maddenin bir şirkete, tek ele verilmesi, tekel, reji: Tütün, tönbeki, içki inhisarı.

Türkçe Sözlük

(I. A.). İstidlâl yoluyla, delil sayılan bir işaretten anlayarak: Tav rından istidlâlen cahilliğini anladım.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Başın ve boynun arka tarafı, ense. 2. Arka, geri. 3. Baş, Ar. re’s, Fars. ser: İnsan, koyun kafası. 4. Baş kemiği, beyni çeviren kemik, Ar. kıhf, cimcime: Toprağın içinden pek eski birtakım kafalar çıktı. 5. Zekâ, kabiliyet, akıl, anlayış: O adamda kafa vardır; onda kitap yazacak kafa yoktur. 6. Aptallık, akılsızlık: Na kafa. Sende bu kafa varken bir iş göremezsin. At kafalı = Ahmak. Kafa almamak = Anlayamamak. Boş kafalı = Cahil, bilgisiz. Kafa tutmak = Terslemek, dinlememek, istememek. Her kafadan bir ses çıkıyor = Herkes başka bir reyde bulunup kimse kimseyi dinlemiyor.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Olduğu yerde ve halde durmak, devam ve karar bulmak: Bütün arkadaşları gittiği halde o kaldı; imtihan veremeylp sınıfta kaldı. 2. Gerilemek, geride durmak: Bizim adamlar nerede kaldı? O yarı yolda kaldı. 3. Durmak, hareket etmemek: Benim saatim kalmış; onun atı sarp yola gelince kaldı. 4. Artmak, fazla gelmek, bâkî olmak: Bütün koyundan yalnız İki okka et kaldı; o kadar kâğıttan bir tabaka kalmadı. 5. İkamet etmek, gecelemek: Bu gece nerede kalacağız? Dün bizde kaldılar; gece kalmaya gelmelisiniz. 6. Sükûnet bulmak, durmak, dinmek, sessiz olmak, Osm. râkld olmak: Rüzgâr, yağmur, fırtına kaldı. 7. Sürmek, devam etmek: O birçok vakit öyle kaldı. 8. Terkolunmak, vez geçilmek, bırakılmak: O iş kaldı; o mektebin açılması şimdilik kaldı. 9. Bir tarza dökülmek, bir hale girmek: Küçük yaşta yetim kaldı; cahil kaldı; üç gün aç, uykusuz kaldı. 10. Yapamamak, azalmak, eksilmek, mahrum olmak, başaramamak, nâll ve muvaffak olamamak: Yazıdan kaldık; eğlenceden kaldı; yoldan kaldınız. 11. Geçmek, kalan mala konmak: Babasından kendisine bir hayli mal kaldı; ona amcasından bir şey kalmadı. 12. Yaşamak, hayatta olmak: Onlardan kimse kalmadı; galiba bir oğlu kalmıştı. 13. Hayran olmak, hayrot etmek: Bunu işitince öyle kaldı. 14. Ait ve râcî olmak: Bunu yapmak size mi kaldı? 15. Yorulmak, gidememek: Bu hayvan kaldı. Az kalmak, dikiş kalmak = Takarrüb etmek, yaklaşmak, olmasına bir şey kalmamak: Az kaldı düşünüyordum; az kaldı unutuyordum; çantayı elimden düşürmeye ramak kaldı. Ust-baş kalmamak = Kıyafet pek pejmürde olmak. Üzerinde kalmak = Zimmetinde kalmak. Iften kalmak = Bir engel çıkıp İşe gidememek. Bana kalsa = Benim fikrimce, bana göre. Bildiğinden kalmamak = Israr etmek. Elinden geleni yapmak. Hasret kalmak = Hasret çekmek, mahrum olmak. Hatır kalmak = Gücenmek, kırılmak, darılmak. Donakalmak = Hayrette kalmak. Kaskatı kalmak = Ölüm hâli, ölmek. Göx kalmak — Gıpta ve haset etmek. Yanına kalmak = Cezasız kurtulmak. Kaldı kl = Ne var ki. Nerede kaldı = Ne kador uzak: Sizinle o kadar hukuku varken sizin için bu işi yapmazsa nerede kaldı bizim için yapmak? ...den kalır yeri yoktur = Hiç ondan farkı yoktur: Bu adamın da hiç dilenciden kalır yeri yoktur. Kala kala = Tükene tükene, gide gide bu kaldı: O büyük aileden kala kala bir ufak çocuk kaldı. Kat kala = En nihayet, son derecede: Kat kala muhtaç olursak bunu kullanacağız.

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan ve hayvanın belden aşağısında, mide ile barsakları ve böbreklerle mesaneyi ve kadında rahmi içine alan boşluk, Ar. batn, Fars. şikem: Karnı şiş. Karın ağrımak, karın acıkmak, karın doymak. 2. Her şeyin boşluğu, boş yeri: Geminin karnı. İki gemi karın karına gelmek: Yan yana bitişik durmak. 3. Rahim: Beni dokuz ay karnında taşıyan annem. Bir karından doğan kardeşler. 4. iç, batın: Herkesin karnındakini Allah bilir. 5. Arap harflerinde bazı harflerin içi: Cİm’in karnı (nûn ve sâd gibilerininkine kâse denir). Karın ağrısı = 1. Karındaki ağrı, sancı. 2. (halk dilinde: karnaksı) bedduâ tâbiri olup seslenen ve çağırıp bağıran adama cevaben söylenir. Aç karnına = Aç iken, bir şey yemezden. Karnı burnunda = Dokuz aylık gebe, doğurması yakın (kadın). Karnı geniş = Tahammüllü, Ar. mütehammil, hazımlı: Cim karnında bir nokta = Cahil. Karnıyarık = Ortadan yarılmış ve içine kıyma konmuş patlıcan yemeği.

Türkçe Sözlük

(i. A., Fars. kem = az, Ar. bizâa = sermaye). 1. Sermayesi az, sermayesiz. 2. mec. Bilgisiz, cahil.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İçi boş, kovuk. Ar. ecvef: Kof ceviz, kof ağaç. 2. Zekâsız, bilgisiz, cahil, ahmak, Ar. ecvef: Pek kof adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İçi boş olan şeyin hâli, kovukluk: Bu ceviz kof çıktı. 2. Cahillik, ahmaklık: Bu kadar kofluk olur mu?

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T.). Kültürü olmayan, cahil.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Câhiliyyet devrinde Arap’ ler’ın taptıkları putlardan biri olup Menât ile beraber en meşhurlarındandı.

Türkçe Sözlük

(MEKTEB) (i. A. «ketebe» den im.) (c. mekâtib). Okul. İlk mektep, orta mektep, askerî mektep, leylî, neharî mektep, mektep hocası, mektep arkadaşı. Mektep görmüş = Bilgili ve terbiyeli. Mektep görmemiş = Cahil, terbiyesiz (Arapça’da asıl mânâsı «yazıhane» olup başlıca yazı öğrenildiği için, «ilkokul» mânâsına da gelirse de asıl mekteplere «medrese» denilir. Tanzimat’tan önce bizde de «mektep» yalnız ilkokullar için kullanılırdı).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dağın sivri tepesi. 2.Cahiliye döneminde Arapların putu. - İsim olarak kullanılmaz.

Türkçe Sözlük

(i.). Dört köşeli, uzun kereste. Elif’i mertek zannetmek = Cahil olmak, okur yazar olmamak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kaside-i muallaka» dan kısaltılmış) (c. muallakaat). Câhiliyet devrinde KAbe duvarına asılan kaside: Kays’ın muallaka’sı. Muallakaat-ı Seb’a = Bu şerefi kazanan yedi ünlü kaside.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehd» den if.) (c. mücâhidin). 1. Gayret eden, çok çalışan, nefsini yenebilen. 2. Cihâd eden, din uğruna ve Tanrı yolunda savaşan: Mücâhidîn-i islâm.

Türkçe Sözlük

(i. A. "harâm" dan imef.) (mü.muharreme).

1. Yasaklanmış, Osm. tahrîm edilmiş, harâm edilmiş.

2. Hicrî yılın birinci ayı: Mâh-ı muharrem; muharremü’l-harâm (câhiliyet devrinde bu ayda savaş yasaklandığı için bu ad verilmiştir).

«Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. «Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan «On geceye yemin olsun» ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne «Âşura» denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz.Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz.Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz.Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz.Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz.İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz.Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz.İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz.Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «karâr» dan imef.) (mü. mukarrere). 1. Kararlaştırılmış, kararı verilmiş: Bugün gelmemiz mukarrerdir. 2. Şüphesiz: Cahilin, sözünde yanılması mukarrerdir. 3. İfade olunmuş: Mukarrer maddeler.

Türkçe Sözlük

(MÜREKKEB) (i. A. «rükûb» dan imef.) (mü. mürekkebe). İki veya fazla şeyin karışmasından meydana gelen, sade ve düz olmayan. Cehl-I mürekkeb = Kendini bilgin senan insanın cahilliği. Fâiz-i mürekkeb = Faize de faiz yürütmekten iberet faiz.

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki kelimeden). Yazı yazmaya mahsus boya terkibi: Siyah, kırmızı, yeşil mürekkep. Mürekkep balığı = İçinde siyah bir sıvı bulunan ve bunu İstediği vakit koyuvererek etrafındaki suları karartıp kendini kurtaran bir cins balık ki, yenir. Mürekkep yalamış = mec. Okuyup yazmış, cahil olmayan.

Türkçe Sözlük

(1. A. «lüzûm» dan if.) (mü. müstelzime). Tabiî ve zarurî bir netice olarak icab eden: Tenbelliği cahil kalmasını müstelzim oldu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehl» den if.). Cahilliğini bilmeyen veya bildiğini bilmez gibi gözüken.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bilmezliğe gelerek, tecâhül ederek: Mütecahilâne cevap verdi.

Türkçe Sözlük

(NA-DAN) (i. F.). t. Bilmez, cahil. 2. Haddini bilmez, kaba, nobran, terbiyesiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نادان] cahil. 2.hödük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) 1.cahillik. 2.hödüklük.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Görüşme konuşma. Daru’n-Nedve’. Cahiliyye zamanında Mekke’de, kabile işlerini konuşmak için yapılmış olan meşhur bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilgisizlik, cahillik; fels. bilinemezcilik. nescient s. cahil, bilgisiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نيم جاهلی] yarıcahil, yarı cahilî.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. çürük tahta; kav; A.B.D., (argo) değersiz şey, boş laf; (argo) çeteci, gangster; (argo) cahil adam, yemlik; s., A.B.D., (argo) değersiz, kalitesiz; rahatsız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

report. run-down. cahier. dispatch. message. statement. word processing.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD Güneyde zenci aleyhtarı olan fakir ve cahil çiftçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köylülük, köylü havatı: kabalık cahillik.

Rüya

Çağımızın ilmî izahına göre düş ya da rüya “Uyku sırasında canlı, çarpıcı görsel ve işitsel varsanılarla (halüsinasyon) ortaya çıkan yaşantı”, “Bir kimsenin uyku sırasında zihninden geçen hayal dizisi, düş” şeklinde tanımlanmaktadır. Aslında rüya, insanlık tarihi ile beraber var olan ve yaşanan bir vakıadır. Fakat hâlâ hangi şartlarda meydana gelmektedir ve hangi zihnî unsurlar rüya görmede etkilidir gibi modern ilmin dahi izah edemediği pek çok soru mevcudiyetini korumaktadır. 19.yüzyılda Freud ve onu takip eden Jung4’ın ilmî açıdan kendilerine göre açıkladıkları rüya anlayışları vardır; ancak, bugün için eski etkisini kaybetmiştir. Yalnız ilimde değil felsefede de rüya konusu ele alınmıştır. 19.asrın büyük filozoflarından Bergson, rüya hakkında konunun çapraşıklığına işaret ettikten sonra yol açtığı meseleleri psikoloji, fizyoloji ve metafizik ilimlerin problem alanları ile ilişkilendirir. Çağdaş ilim ise, rüyaların gizli dili üzerinde doğrudan durmaz. Ancak biz, tarih içindeki pek çok dinî inanışlarda rüya konusu hakkında ayrı bir görüş olduğu için, gizli dil meselesine rüyaları da dâhil ediyoruz. Rüya yorumları mevsime, mekâna, şahıslara, görene ve görülene göre değişik şekillerde yorumlanırlar. Dünkü toplumumuzda, okur-yazarlar, âlimler ve salih kişiler, cahil kişilerden daha farklı görülürlerdi. Tarikat ehlinin durumu ise bir mürşidin eğitiminde oldukları için başka türlü ele alınırdı. Görülen rüyalarda karşılaşılan hayaller buna göre değerlendirilirdi. Denilebilir ki dış dünya ve dış dünyadaki bütün varlıklar (eşya, taş, kaya, bıçak, kılıç vs.), insanlar (canlı-cansız, ölü-diri, önemli şahsiyetler, veliler, kutsal kişiler) her biri rüyanın, rüyayı görenin şahsiyetine, ilmi ve sosyal seviyesine göre ayrı şekilde anlamlandırılıp tabir edilirlerdi. Büyük Rüya Tabirleri sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır. Rüya Yorumları sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Niyaz kabul eden derviş. İran İsfahan’ından olup, Rasulullah’la birlikte İslami mücadelede üzerine düşeni fazlasıyla yapmış büyük mücahid ve sahabi. Selman-ı Farisi’ye nispetle bu ad kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasf» tan) (c. sıfât). 1. Bir kişi veya bir şeyin hâli: Fazilet insana yakışır sıfatların en iyisidir. 2. İnsanın bir iş ve harekette bulunmaya salâhiyet kazanmak için takındığı hâl veya unvan. 3. Şekil, çehre, beniz, dış görünüş: Onun ne adam olduğu sıfatından bellidir. 4. (gramer) Kendi kendine var olmayıp bir kişi veya şeye Arız olan bir durumu gösteren kelime: Ak, kara, büyük, küçük, ağır, hafif, Alim, câhil kelimeleri sıfattır (sıfatlanan isme «mevsûf» denir). Sıfat-ı resmiyye = Bir adamın devlet ve hükümetçe taşıdığı görev ve mevki; Onun bir resmî .sıfatı var mıdır?

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehl»den masdar). Birinin cehaletini yüzüne vurma, cahillik ile suçlama.

Türkçe Sözlük

(i.). İri, cahil, serkeş genç, terbiye ve zarafetten mahrum, kaba genç irisi.

Türkçe Sözlük

(i.). Acemîlik, hamlık, tecrübesizlik, cahillik.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ümm»den). Anasından nasıl doğmuşsa öyle kalıp okuma, yazma bilmeyen, okumamış (ümmî ile cahil arasında çok fark vardır: Ümmî yalnız okuyup, yazma bilmeyendir. Cahil ise, okuyup, yazma bilse de bir şey bilmeyen kimsedir. Her ümmî cahil değildir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. okuma yazma bilmeyen, tahsilsiz, cahil: bilgisiz; çalışarak öğrenilmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cahil; okunmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .cahil, tahsil görmemiş; dogal, öğrenilmeden bilinen.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. vlcâhiyye) (hukuk). Yüz yüze olan, gıyâben olmayan.