çare-saz ne demek? | çare-saz anlamı nedir? | çare-saz

çare-saz anlamı nedir?

çare-saz ne demek?

çare-saz anlamı nedir?

çare-saz | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: care saz

Türkçe Sözlük

(i. F. çâre, sâhten = yapmak). Çâre bulan. Çâre ve tedbir düşünen, bulan: Kadıncağızın hastalığına kimse çâre-sâz olmadı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Acaralp).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arâm-sâhten). Meks ve ikamet eden, mukîm, sâkin: Arâm-sâz-ı izz ü ikbâl = İzzet ve ikbâl ile oturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shuttle trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bî-çâre’nin c. bîçâreler, zavallılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Bİ-ÇARE) (i. F.). Çaresiz, çaresi kalmamış, zavallı. Fars. derdmend, miskin: Ne yapsın biçare. Biçare bir adamdır. Biçare kaldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor. wretched. helpless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor. wretched. unfortunate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيچاره] çaresiz. 2.zavallı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيچارگان] çaresizler. 2.zavallılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretchedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalsiyumlu, kireçli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Neticeye varmak üzere, engelleri kaldırmak için tutulması gereken çıkar yol. 2. Kurtuluş yolu: Her hastalığın bir çaresi vardır. Çaresine bakmak = Bir işin yolunu bulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remedy. cure. antidote. healer. relief. aid. help. curative. egress. expedience. expediency. expedient. medium. obviation. redress. resort. resource. shift. solution. way out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. expedient. means. relief. remedy. resource. shift. solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چاره] tedbir. 2.çare. 3.ilaç, derman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). endişe; merak; gaile; dikkat, ihtimam; tedbir, koruma, ilgi; eski üzüntü, sıkıntı. in care of eliyle. take care dikkatli olmak. take care of bakmak; muhafaza etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). merak etmek, endişe etmek; ilgilenmek, alakadar olmak; üstüne almak, vazife edinmek; hoşlanmak, özel bir ilgi duymak, meyli olmak. care for bakmak; ilgilenmek; beğenmek; arzulamak. I don't care. Umurumda degil. Bana ne?

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çâre, cüsten = aramak). Çâre arayan, tedbir arayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çâre, sâhten = yapmak). Çâre bulan. Çâre ve tedbir düşünen, bulan: Kadıncağızın hastalığına kimse çâre-sâz olmadı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چاره جو] çare arayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (den). karinaya bastırmak, gemiyi yan yatırmak; kalafat etmek; yan yatmak (gemi); ABD sarsılmak; (i). karinaya bastırma, yan yatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). meslek, meslek hayatı; meslekte başarı kazanma; sürat; (s). profesyonel. take up a career bir mesleğe girmek. career woman meslek sahibi kadın. in full career bütün hızı ile. careerist (i). meslek bakımından ilerlemeye meraklı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hızla gitmek veya koşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keyfi yerinde, kaygısız, dertsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli; itinalı, tedbirli; ölçülü. carefully (z). dikkatle. carefulness (i). dikkat, dikkatli olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatsiz; ilgisiz, kayıtsız; düşünülmeden söylenmiş veya yapılmış; ihmalkar. carelessly (z). ihmalkar bir şekilde, dikkat etmeden. carelessness (i). dikkatsizlik, ihmal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چاره ساز] çare bulan. çâresâz olmak çare bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چاره سازی] çare bulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çare ve tedbiri olmayan, çaresi bulunamayan: Bu, çaresiz bir hastalıktır. 2. Kaçınılmaz, imkânsız, zarurî, elzem: Kışın ateş yakmak çaresizdir. 3. Bîçare, muhtaç, zarurette bulunan: Pek çaresiz kaldı. Zarurî olarak, mutlaka, behemehal: Bugün çaresiz gidilecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irremediable. inevitable. incurable. irredeemable. past retrieve. beyond retrieve. remediless. without means. desperate. despairing. helpless. irreparable. shiftless. past cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helpless. incurable. without means. irreparable. inevitably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helpless. incurable. of necessity. inevitably. at loss. hopeless. inevitable. irredeemable. irremediable. irreparable. necessarily. perforce. beyond redress. past redress. resourceless. all at sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tedbir ve ilâç kıtlığı ve imkânsızlığı. Acz, mecburiyet. 2. Bir şeyin zarûrî ve mecburî olması. 3. Bîçarelik, zaruret, ihtiyaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hopelessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desperation. helplessness. despair. incurability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helplessness. poverty. desperation. fatality. resourcelessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). okşama, kucaklama; (f). okşamak, sevmek, kucaklamak. caressingly (z). kucaklayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yazıda çıkma işareti ; atlanan bir bülümün cümlenin neresine geleceğini gösteren işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir yerin hizmet işleriyle görevli olan kimse, bina yöneticisi. caretaker government geçici hukümet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rusça, L. «küçük çar, Sezarcık»). Çarın büyük oğlu, Rusya imparatorluk veliahdi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). endişeden bitkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cilve, F. sâhten = yapmak). Cilve eden, cilve-ger, nâzenin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلوه ساز] kırıtan, cilve yapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arkadaş, Ar. refik, Fars. hem-dem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arkadaşlık, dostluk; sırdaşlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دمساز] yakın arkadaş.2.sırdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دواساز] çare olan. 2.tedavi eden, şifa veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, sâhten = yapmak). Gönül yapan, lutf ile muamele eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönül yapan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign trade. foreign commerce. external commerce / trade. foreign business / commerce / trade. external / foreign trade. foreign business. oversea business. overseas commerce. external trade. overseas business. oversea commerce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trade deficit. foreign trade deficit / gap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T.)! Usul vurma sazları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyüleyici.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Gönül yapan, hoşnut eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Uyan, uygun, muvafık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hîle, Fars. sâhten = yapmak). Hîle yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ecr» den masdar) (c. icârât). 1. Kira. 2. Vakıf veya devlete ait kira. İcâre-i zemin = Üzerine yapı veya bağ vesaire yapılan araziye karşılık devlete verilen vergi. Icâre-i muaccele = Peşin kira. İcâre-i müeccele = İleride verilecek kira. İcâre-i vahide = Vakıf mütevellisi tarafından ay ve yıl gibi bir müddet tayiniyle yapının veya arazinin kiralanması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجاره] kira geliri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.). İki kira demek olan bu tabir, icâre-i muaccele ve icâre-i müeccele demektir. Böyle iki icâre ile kiralanan bina veya araziye «icâreteynli evkaf» denilir (zıddı: İcâre-i vâhide).

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Insider Trading)

Sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek, henüz kamuya açıklanmamış bilgileri kendisine veya üçüncü kişilere menfaat sağlamak amacı ile kullanarak, sermaye piyasasında işlem yapanlar arasında fırsat eşitliğini bozacak şekilde haksız yarar sağlamak veya bir zararı bertaraf etmektir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) İnce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Himâye ve sığınak isteme, sığınma (ecr’den olan istîcâr ile karıştırılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâr = iş, sâhten — yapmak). İş yapan, iş beceren, becerikli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beceriklilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. A.B.D. ve Kanada'da devlet sağlık sigortası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çare bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F. T.) (musiki). Türk halk musikisinde mızraplı bir çalgı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

fırtınaa kırlangıcı, zool. Procellaria pelagica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uygunsuz, uymaz, aykırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uygun olmayan, aykırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Nefesle üflenen çalgılar ki, mâdenî ve tahta olmak üzere ikiye ayrılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çalgıcı yahut okuyucu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla dikkatli, çok titiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., edeb. külhanbeyler veya sabıkalılar arasında geçen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça’dır). Hasır, sepet vesaire yapılan ince kamış: Sazdan sepet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslında sazdan, yani kamıştan yapılan ney gibi çalgı Aletlerine mahsus olup, şimdi bu kelimeyle bütün çalgı Aletleri ifade edilmektedir). Her nevi çalgı: Saz çalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «sâhten» fiilinden olup terkip teşkiline girer). Yapan, uyduran. Çâresâz = Çare yapan, çaresini bulan. Ni-sâz = Uymayan, aykırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞAZZ) (i. A. «şuzûz» dan if.) (mü. Şâzez). Kaideye uymayan, müstesna, kaidesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrument. bulrush. reed. rush. sedge. wattles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulrush. reed. rush. wicker. musical instrument. a stringed instrument. group of musicians. rushes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rush. sedge. a stringed instrument. reed. wattle. wicker. withy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is now considered the Turkish national instrument and used to accompany folk song and dance It is another form of lute: pear shaped with a long fretted neck and three courses of metal strings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Subantarctic Zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ساز] enstrüman, saz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شاذ] kural dışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beige.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minstrel. bard. troubadour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uygun, muvafık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk Musikisi’nde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kuvvetli ve soğuk esen yel. Soğuk yelle birlikte yoğun hafif kar. 2.Bataklık, sazlık. 3.Küçük pınar, kaynak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekseriya sazlı durgun sularda bulunan bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Göllerde ve sazlık yerlerde yaşayan bir tatlısu balığı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Saz çalan, çalgıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şâzelî tarîkatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çalgı çalan sanatkâr.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Şadi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kimseye benzemeyen, farklı, tek, eşsiz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şadiye).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şezâyâ). 1. Yay, kavis. 2. Bir şeyden kopmuş parça (ağaç kıymığı gibi). 3. incik kemiği ve bu kemiğin yanındaki ince uzun kemik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Uygun, münasip. 2.Türk müziğinde birleşik bir makam. 3.Saz çalan sanatkar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Saz biten yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reedy. rush-bed. reed-bed. reeds. morass. sedge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reed bed. marshy place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reedy. rushy. sedgy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. korkutmak, ürkütmek; i. ani korku, panik, sebepsiz korku. scare away veya off korkutup kaçırmak. scare up k.dili arayıp meydana çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bostan korkuluğu; hırpani kılıklı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili büyük harf manşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. korkulu söylentiler yayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. şifâ = iyileşme; sâhten = yapmak), iyi eden. Ar. şâfî: Hiç bir ilâç bana şifâ-sâz olamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Büyücü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde sözlü eserlerdeki söz partisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tertîb, Fars. sahten = yapmak). Tertip edici, tertiple uğraşan, tertipçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Toprak mahsullerini veya sanayi mamullerini alıp satarak, alış ve satış arasındaki fiyat farkından faydalanma. 2. Ticarî çalışmadan elde edilen istifade, temettü: Bu sene hayli ticaret ettik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mercantile. trade. commerce. business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. commerce. trade. traffic. trading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. commerce. trade. traffic. trading. boom. business trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial attaché. commercial counsellor. commercial secretary. trade service diplomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commodity exchange. commercial exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mercantile fleet. commercial fleet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merchant marine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trader. merchant ship. merchant vessel. merchantile vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial enterprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial port. trading port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial court. tribunal of commerce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emporium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial centre. emporium. centre of trade. trading / commercial center. central business district. centre center of trade. business center. commercial domicile. hub of commerce. merchandise mart. business centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber of commerce. trade chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial register. commercial registry. trade register. commercial / trade register. business index.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be engaged in business. to trade. to carry on a business. carry on commerce. merchandise. monger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. ticaret, Fars. gâh = yer). Ticaret yeri, ticaret yapmaya elverişli yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. firm. trading house. business concerns. business establishment. business firm. business house. incorporated business. commercial house. commercial concern. trading concern. trading firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تجارت خانه] ticaret yapılan işyeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ticareti olan, ticaret yapmaya elverişli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. F. T.) (musiki). Piyano gibi tuşa dokunularak çalınan sazlar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uçar (Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ihmal edilmiş, bakımsız; düzensiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Vurularak çalınan musiki Aletleri: Davul, def gibi.

Türkçe Sözlük by