Cem Oldı | Cem Oldı ne demek? | Cem Oldı anlamı nedir?

Cem Oldı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: cem oldi

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Acemler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedii» cemi olan «eb-dâl»den). 1. Ahmak ve safderûn. 2. Bir şeye akıl yormaz, kalender meşrep ve derviş adam. Halk söyleyişi: Aptal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akademi, yüksek okul: ilim adamları cemiyeti.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Acemler.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Acâm). 1. Arap olmayan kavimler. Arab’ın gayrı, fasih Arabça söylemeyen adam: Arab ve Acem; Arâb ve Acâm. 2. Bilhassa iranlı, Iran ahalisinden adam, Fars eyaleti halkından: Bizim Acem dediğimiz adamların çoğu Türkmen’dir. 3. İran, Acemistan: Aceme gitti; Acem seyahatnâmesi. Acem gömleği = İş için esvab üzerine giyilen uzun ve geniş gömlek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Acim). 1. Arab olmıyan, Arab’ın gayrı. 2. Arapça’yı iyi söylemiyen, Acemî. 3. İranlı, Acem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجم] arap olmayan. 2.İranlı, acem.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arap olmayan milletlerin hepsi 2.Açık ve doğru Arapça konuşamayan kimse 3.Özellikle İranlı, İran halkından biri. Acem Bekir Efendi: Türk Reisü’l-Küttab, 1723.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde çok eski ve çok kullanılan bir mürekkep makam. Çârgâh makamının acem aşîrân (fa) perdesindeki şeddidir.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Acemler’e yakışırcasına.

Türkçe Sözlük

(i. A. mü). 1. Arab’ın gayrı olan kavimlerden birine mensup bulunan, Arab olnıyan, Arab’ın gayri. 2. İranî, İranlı, Fürsî: O Arabî, ben Acemî. 3. Acemi, tecrübesiz, ustalık kazanmamış, mübtedi, çırak. Acemi oğlanı = Yeniçeri şâkirdi ve mülâzimi. 4. Yabancı: Siz buranın acemisisiniz galiba (Önce dil hususunda kullanılıp Arab olmamakla iyi Arabça söyleyemiyenlere denilmiş ve sonra mânâsı genişlemiştir).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجمی] deneyimsiz, acemi. 2.İranlı.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Tecrübesizlik, bilgisizlik, maharetsizlik, müptedilik, şâkirdlik, yabancılık: Onun da acemiliği ne vakte kadar sürecek?

Türkçe Sözlük

(i. F. coğrafya). İran, Farsça konuşulan yerler: Acemistan’a seyahat; Acemistan’ı dolaşmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. acemî). 1. Tecrübesizler, 2. İranlılar.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Cemiyet içindeki davranış ve nezaket kaideleri, görgü.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Savaşçı, savaştan geri durmayan, mücahid. Adiy b. Hatim et-Tai: 630 yılında müslüman oldu. Babası gibi cömertti. Kabilesinde İslam’dan dönme eğilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasında Hz.Alinin yanında yer aldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilerletmek, ilerlemek, ileri götürmek, ileri gitmek, terakki etmek, terakki ettirmek, terfi etmek, terfi ettirmek; artmak, yükselmek (fiyat) ; avans vermek, ödünç vermek; teklif etmek. advanced (s). ilerlemiş, ileri advancement (i). terfi;

Türkçe Sözlük

(i. A.), Afîfe’nin cem’i, iffet sahibi, nâmuslu, şerefli, ciddî kadınlar.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Afâk cem’ine yây-ı nisbet katılarak teşkil olunmuş galat tâbirdir). Havaî, lüzumsuz ve ehemmiyetsiz (söz).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Afât). Belâ, felâket, musibet. Aşkına iptilâ bir musibet addolunan güzel, dilber: Afet-i cân, Afet-i devrân, Afet-i cihân (bu ikinci mânâya cem’i gelmez).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). para dayandırmak; işine gelmek ; hâsıl etmek, meydana getirmek, mahsul vermek. I can-t afford this. Buna bütçem müsait değildir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Heyecanlı, çabuk öfkelenen. Orta Asya’da yaşayan müslüman bir kavim. Cemalettin Af-gani: Müslüman alimlerden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Fingerprint I D System. Automated Fingerprint Identification System A system originally developed for use by law enforcement agencies, which compares a single fingerprint with a database of fingerprint images Subsequent developments have seen it

Yabancı Kelime

Rum.

toplum dışılama

1. Hristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası. 2. Darılıp biriyle konuşmama, ilgiyi kesip kendinden uzaklaştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toplamak, bir araya getirmek, cem etmek. aggrega'tion (i). toplanma , bir araya gelme; hepsi, bütünü.

Türkçe Sözlük

(bk.) Akd) (i. A.) (c. ukud). 1. Bağlama, rabtetme. 2. Düğümleme, düğüm yapma, çözme mukabili. 3. İki kişi veya iki taraf arasında olacak bir işin, iki tarafın rızasıyle kararlaştırılıp taahhüde alınması : Mukavele akdi, nikâh akdi, muahede akdi, ittifak akdi. 4. Kurma, tertip, tanzim, teşkil: Meclis akdi, cemiyet akdi: Meclis akdettiler. 5. («Akdi-nikâh» dan muhtasar) nikâh icrası, nikâh etme, nikâhlanma işi ve töreni: Bugün falan evde akid vardır; dün akid icra olundu. Hall-i akd-ı umûr: İşlerin görülmesi ve idaresi: Hall-i akd-ı umûr onun elindedir.

Türkçe Sözlük

(i. F. felsefe). Bütün bilgilerin ve ilimlerin, cemiyetin gelişmesine hizmet etmesini isteyen ve böylece iradenin etkinliğini belirten doktrin, etkincilik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Cemaat, güruh, kalabalık, fevç, topluluk. 2. Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler: Bir alay cahil, bir alay hırdavat. 3. Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi: Bayram alayı, sürre alayı. Askerlik. 3-4 tabur piyade veya 5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet: Piyade, Nizamiye, Redif, Süvari alayı. Alay İmamı = Osmanlı devrinde bir alay askere imamlık vazifesini yapan sarıklı subay. Alav Emini: Osmanlı devrinde bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir. Alay Beyi = Vaktiyle bir vilâyet sipahisinin başı, daha sonra jandarma alayının kumandanı. Alay KAtibi: Bir alay askerin yazı işlerini ifa eden subay. Miralay = Bir alay askerin kumandanı (Albay), kaymakamın üstü ve mîrlivânın astı idi ve bey unvanını taşırdı. Alay alay = Güruh güruh, yığın yığın. Alay Esvabı = Üniforma, resmî elbise. Alay etmek = Eğlenmek, istihza etmek, maytaba almak. Alay Sancağı = Her alaya verilen sancak. Alay Topu = Resmî günlerde ve teşrifat için atılan top. Alay kurmak = Vehimle uğraşmak. Alay geçmek = Birinin sözünü dinler gibi olup da başka şeyi düşünmekle meşgul olmak. Alay malay = Hep birden, takımı ile, pa.las pandıras. (Alay-ı vâlâ, Alây-ı mezkûr gibi Farsça terkipler, galattır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c Alemîn, avâlim). 1. Kâinat, mahlûklar, bütün gök cisimleri, cihan: Cenab-ı Hak Alemi yaratmıştır; bütün Alemin yaradanı ve sahibidir. 2. Bir güneş ile ona tâbî olan yani onun etrafında dönen gezegenlerin teşkil ettikleri daire: Alem-i şems = Güneş sistemi, Rabb-ülAlemîn = Alemlerin, kâinatın Tanrısı (Allah). 3. Dünya, arz: Devr-i Alem, Alemin her tarafı dolaşıldı. 4. insanlar, halk: Alem bilir, Alem işitti. 5. Cemiyet, cemaat, ayrıca bir hal ve sûret gösteren topluluk ve keyfiyet: Bir eğlence Alemi yaptık, çocukluk Alemi, mektep Alemi başka bir haldir; Alem-i mânâ = Rüya hali; Alem-i Ab = içki meclisi, kendi Aleminde = Kendi halinde; Alem-i ervah = Ruhlar Alemi, Alem-i melekût = Melekler Alemi, Alem-i lâhut = Öteki dünya, Fahr-i Alem = Peygamberimiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alkaline, or 'basic,' chemical substance such as lime or lye Generally present in fresh cement, concrete, or plaster.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alüfte’nin cem’i: Namussuz kadınlar.

Türkçe Sözlük

(e. A.) (Türkçe’de hemze medle okunur). 1. Lâkin, ancak, şu kadar var ki: Bilir ama söylemez. 2. Kaldı ki, gelelim, gelince: Ama o râzı olmayacakmış, kendi bileceği iştir («ki» ilâvesiyle pek Acemâne bir şive alır). 3. Şaşkınlık ve büyüklük ifade eden edat: Amma yaptın, amma yazı, ama ne yazı, amma ses ha, amma da ses, amma baad Kitap ve nutukta duadan sonra maksada girişileceği vakit iradı mutad bir tâbir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantages-color, breaks down in mouth releasing mercury and other trace metals Stains

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- color, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantages- expansion/contraction of metallic substance, color, breaks down in 10-20 y

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silver colored dental filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- color, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver coloured filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- colour, breaks down 10-20 years.

Türkçe Sözlük

(e.) (Aslı Arapça olup, medsiz elifledir). 1. İmdat ve feryat makamında kullanılır: Amân efendim; Amân Allahım. 2. Af istemek için kullanılır. Amân; bir daha yapmam. 3. Rica ve yalvarmaya delalet eder: Aman; gitmeyin bugün; Amân öyle söyleme. 4. Sabırsızlıkla hiddet ve infial beyan eder: Uf Amân; bırak beni. 5. Tenbih ve sakınma alâmetidir: Amân; çocuğa bak. Cem’e hitap olundukta «amanın» suretinde dahi kullanılır, (bk.) Aman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amatör, meraklı, hevesli kimse; spor amatör sporcu. amateur'ish (s). acemi veya amatör işi gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Amâl). 1. İş, kâr, fiil: Amel-i hayr = Hayırlı iş, amel-l kesir = Uzun iş. 2. İcra, tatbik, bir kaide veya ilâhî emrin yürürlüğe konması: İlmi ile amel ediyor, icab-ı şer’İsini bilerek amel ediyor. 3. Bir adamın mezhebinin emirlerine ve yasaklarına göre ettiği hareket: Onun ameli iyidir. Ameli bozuktur. Mahşer gününde herkes ameline göre muamele görecektir. 4. Eser, mahsul, sây, masnû: Bu kılıç hangi ustanın amelidir? 5. Tesir, fiil ve icrasını gösterme: İçtiğim ilâç amel etmedi. 6. Ter, ishal, liynet: Ameli vardır. Amelden rahatsızdır. Bu gece beş defa amel etti. 7. Edebiyat. (Arap gramerinde)Bir kelime veya mânevi Amilin diğer bir kelimenin İrâbına verdiği değişiklik: Harf-i cer bir isim üzerine amel edip onu mecrû eder. 8. (matematik). Hesapta dört işlem de denilen dört başlı kaidenin beheri ki cem, tarh, darb, taksimdir. 9. Vaktiyle Araplar’ca Amil denilen bir vali veya mutasarrıfın hükümeti ve idaresi altında bulunan yer. (Tıp) Amel-i kayseri = Doğurmaya yakın bir kadının hayatından ümit kesildikte, karnını yarıp çocuğunu almak ameliyatı ki, meşhur kayser Juliues Caesar böyle alınmış olmakla, ismine izafetle tesmiye olunmuştur. Şimdi Fransızca’dan (sezaryen) deniyor. Düstûrül-amel = Ona göre tatbik olunan esas kaide. Bir memura rehber-i harekât olmak üzere verilen emir ve talimat vesaire: Elinde düstûr-ül-amel olacak talimatı vardır. Mühendislerce düstûr-ül-amel olacak esaslı bir kitaba ihtiyaç vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. avâmil, edebiyat) (Arap gramerinde). Bir kelimenin i’râbını mucip olan kelime: Amil-i lafzî, Amil-i mânevî. (Cemi «amele» olan Amil, müfret olarak dilimizde kullanılmamıştır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bildirmek, beyan etmek, haber vermek, ilân etmek. announcer (i). spiker. announcement (i). tebliğ, ilân, bildiri.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (asıl «arf-aref» in cemidir). Cennet’le Cehennem arasında bir set ve yer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ajar. half-open. crack. dec. december. space. gap. interval. interspace. separation. time. aperture. daylight. gangway. hiatus. interstice. lacuna. rift. spacing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ajar. half-open. crack. dec. december. space. gap. interval. interspace. separation. time. aperture. daylight. gangway. hiatus. interstice. lacuna. rift. spacing. corridor. span.

Türkçe - İngilizce Sözlük

December. slot. chasm. lag. leeway. joint. deadspace. hiatus. aperture. break. cranny. dead space. distance. intermission. interspace. lacuna.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Argon is a natural element that comes in a gaseous form It will not react with other elements so it makes a good air-replacement insulator for use in experiments Small amounts of argon exist in the Earth's atmosphere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

increment. saving. economizing. auction billing. augmentation. enhancement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. augmentation. rise. rising. raise. addition. climbing. explosion. accrual. advance. enhancement. increment. jump. step-up. up.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir büyük zatın önüne koyma, takdim, sunma: Bir arzuhal yazıp ait olduğu makama arzetmeli. 2. Büyük bir zâta ifade etme, anlatma: Durumumu size arzedeyim. Halimi kendisine birkaç defa söz ve yazı ile arzettim. 3. Osmanlı devrinde bir iş hakkındaki resmî evrakın padişah tasdikine gitmesi: İşim arza gitti, arzdadır, arzdan çıktı. Arı odası = Bir resmî dairenin en büyük odası ve salonu ki, Amir bulunan zat, orada, hallerini arzedecek İş sahiplerini kabûl eder. Arz tezkeresi = Osmanlı devrinde saderetten bir iş hakkındaki evrakın padişaha arzı için mâbeyn-i hümâyûn başkâtipliğine yazılan tezkere. Arz-ı hal. (bk.) Arzuhal. Arz-ı hulûs, arz-ı ubûdiyyet, arz-ı meveddet, arz-ı muvâhat = Selâm tâbirleridir. Arz-ı mahzar = Bir iş hakkında umum ahali veya bir cemaat ve tpluluk tarafından mühürlenerek sunulan müşterek arzıhal.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Asâb). Sinir. Asaba dokunmak: Hiddet ve sıkıntıyı mucib olmak. (Cem’i daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük

(Daha doğrusu asîlzâde) (i. F.) (c. asılzâdegân). Soylu, asîl, nesîb, necîb. («ZAde-gân» tâbiri bunun cem’inden galat olsa gerektir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

soldier. warrior. guardsman. man-at-arms. serviceman. military service. troops.

Türkçe - İngilizce Sözlük

private. serviceman. soldier. warrior. conscript. military service. army. troops.

Türkçe - İngilizce Sözlük

soldier. soldiers. army. man. military man. serviceman. troops.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuşkonmaz, (bot). Asparagus officinalis. asparagus fern perçemli kuşkonmaz. wild asparagus dişi kuşkonmaz, (bot). Asparagus acutifolius.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurum, cemiyet; arkadaşlık, birlik; şirket association football (ing). futbol. association of ideas çagrışım.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. placement. posting. assignation. assignment. co-optation. commission. creation. designation. installation. installment. instalment. institution. investiture. investment. nomination. preferment. cooptation.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Avân). Yardım eden adam, yardımcı, imdatçı, muavin. (en fazla cem’i kullanılmıştır): Avânı ile beraber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eli işe yakışmaz, sakar, hantal, biçimsiz, yakışık almayan, münasebetsiz , kaba; idaresi güç. awkwardly (z). acemicesine. awkwardness (i). beceriksizlik, acemilik.

Türkçe Sözlük

(i.). Cemiyetteki durumu ve görgüsü bayağı olan kimseler.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ayn = göz. (bk.) Ayn) (O mânâ ile uyûn cem’i daha çok kullanılmıştır). 1. Bir memleketin ileri gelenleri, eşrâf, mûteberân: Ayân-ı memleket. 2. Senatör, Ayân meclisi üyesi: Ayândan filan zat (Bu da Azâ kelimesi gibi hem cem, hem müfred gibi kullanılır). Hey’et-i Ayân, meclis-i Ayin = Senato. 3. (Müfret gibi). Vaktiyle kaymakamlık vazifesini ifa eden idare memuru: Görice Ayânı. Falan yere Ayân tâyin olundu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abduct. enticement. enticing away. perversion. seduction. temptation.

Genel Bilgi

Romalılar milattan 758 yıl önce 10 aylık takvim uygulamasına başladılar. Bu ilk orijinal Roma takviminde aylar, gündüz ve gecenin eşit olduğu, binlerce yıldır hayatın başlangıç zamanı olarak kabul edilen Mart ayından başlamak üzere, Martius (Mart), Aprilis (Nisan), Maius (Mayıs), Junius (Haziran), Quintilis (Temmuz), Sextilis (Ağustos), September (Eylül), October (Ekim), November (Kasım) ve December (Aralık) idi.

Bu ay adlarından Quintilis’den (Temmuz), December’a (Aralık) kadar olanlar, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 rakamlarının Roma’lılarca telaffuz ediliş şekliydi yani, Mart başlangıçlı takvime göre bu aylar yılın 5’inci, 6’ncı, 7’nci, 8’inci, 9’uncu, ve 10’uncu aylarıydılar. Bu 10 aylık takvim geride hesaba katılmamış daha 60 gün bırakıyordu.

Yedek olarak bırakılan bu 60 gün sorun yaratınca, Janarius (Ocak) ve Februarius (Şubat) adları ile iki ay daha eklenerek takvim tamamlandı. Yani yılın ilk ayı Martius (Mart), son ayı ise Februarius (Şubat) oldu.

Asırlar sonra milattan 46 yıl önce Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar), muhtemelen politik sebeplerden takvimde bazı değişiklikler yaptı. On bir ayı 30 ve 31 gün olarak iki şekilde düzenledi, yılın son ayı olan Şubat’a 29 gün verdi, her dört senede bir Şubat’a bir gün ilavesini kabul etti. Ancak sonra nedendir bilinmez Janairus’u (Ocak) yılın ilk ayı olarak ilan etti. Böyle olunca da, her 4 yılda bir eklenecek bir günün, yeni durumda yılın ikinci ayı konumuna gelmesine rağmen Februarius’a (Şubat) eklenilmesine devam edildi.

Julius Caesar’ın beklenmeyen ölümünden (Sen de mi Brütüs olayı!) sonra, Romalılar bu çok sevdikleri imparatorlarının anısına Quintilİs (Temmuz) ayının ismini July olarak değiştirdiler.

Ondan sora tahta çıkanlardan, Augustus kendi şerefine, Sextilis (Ağustos) ayının adını kendi ismi ile değiştirerek, bu aya August adını verdi. Ama ortaya başka bir sorun çıkmıştı. Sezar’ın ayı 31 gün, Augustus’un ayı ise 30 gün çekiyordu. Sorunu yine imparatorun kendisi çözdü ve zaten 29 gün olan Şubat’tan bir gün daha alarak Ağutos’a ekleyiverdi. Böylece iki ay da eşitlenmiş oldu.

İşte size takvimin, niçin 12 ay olduğunun, ayların isimlerinin nasıl konduğunun ve niçin farklı sayıda günlerden meydana geldiklerinin, dört sene sonra eklenecek artık günün niçin yılın sonuncu değil de, alakasız bir şekilde ikinci ayına eklendiğinin küçük bir hikayesi.

Özellikle ortaçağda takvimler üzerinde o kadar oynanmıştır ki, yapılan bilimsel hesaplamalara göre, İsa’nın bugün kabul edilen Milattan, yani İsa’nın doğumundan yaklaşık 6 yıl önce doğduğu, 36 yıl yaşayıp Milattan sonra 30 yılında öldüğü ileri sürülmektedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. unpleasant. policeman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

glean. gradually. piecemeal.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Bir cemiyette herhangi bir vasıf bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar; çoğunluğun aksi, ekalliyet. 2. Bir memleketin nüfusuna göre sayıca az olan kendilerini ayrı bir milletten sayan topluluk, ekalliyet. Azınlıkta kalmak = Bir toplulukta belli bir düşünceyi tutanlar sayıca az çıkmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. correlation. interdependence. obedience. allegiance. faith. faithfulness. adherence. adhesion. cementation. cohesion. cohesiveness. constancy. devotion. fidelity. homage. interdependency. loyalty. singleness. subordination. troth.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kayıktan su boşaltmaya mahsus tas; çember kulp, halka; tente desteği; ahır bölmesi; kriket oyununda kullanılan çubuk; (f). kayığın suyunu boşaltmak. bail out tayyareden paraşütle atlamak. bailer (i). kayığın suyunu boşaltan kimse; (kriket) sipe

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). perçem, kâkul, kırkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). esas, temel, esas teşkil eden; (kim). bazal; ask. acemi basic English ingilizce oğretiminde kullamlan kelime bilgisi sınırlı basit ingilizce basic slag çelik imalatında elde edilen fosfatlı bir cins gübre. basically (z). temel olarak, esasmda.

Türkçe Sözlük

(i. ing). Sepet topu mânâsına gelen bir top oyunu. Beşer kişilik iki takım arasında oynanır. Oyunda tarafların amacı topu karşı tarafın sepetine sokmaktır. Sepet, üst tarafı daire şeklinde çemberli, altı açık bir ağdan ibarettir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. commencement. start. beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commencing. starting. beginning. early. elementary. opening. preliminary. beginning. incunabula. start. commencement. origin. big bang. departure. approach. cradle. dawn. doorway. exordium. first. go-off. inception. incipience. incipiency. infancy. i.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. beginning. birth. commencement. elements. genesis. germ. inception. infancy. initiative. introduction. origin. outset. preliminary. prelude. start. threshold. preface. foreword. elementary.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Bastırmak işi. (bk.) bastırmak. 2. Pastırma, tuz ve çemenle bastırılıp iste veya güneşte kurutulmuş et: Kayseri bastırması. mec. Bastırmasını çıkarmak = Çok döğmek. Şimdi «pastırma» denmektedir, (bk.) Pastırma.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birtakım, birkaç, bir miktar: Bazı adamlar bu fikirde bulunurlar. Bazı eşya alacağım. Bazımız gidelim, bazımız da burada kalalım. (Galat olarak bazı gibi kullanılıp: Bazısı, bazıları denilir. Ekseriya cem’e ait olup sanıldığı gibi «bazı şey» ve «bazı hakîm» denilmez. Bununla beraber bazı kere, bazı defa, bazı gece, bazı sene gibi zamana delâlet eden tabirlerde müfrede izâfeti caizdir). Bu Arapça kelimenin mânâsı ve kullanılış sureti farklıdır. İsim gibi kullanıldığında «küll» mukabili olarak cüz ve kısım demektir. Kinâye gibi kullanıldığında ise «biri» mânâsını ifade eder. Meselâ Araplar «bâz-üş-şuarâ» dedikleri vakit «şairin biri» mânâsını kastederler. Biz ise «BAzı şuarâ» tâbirinden «Birtakım şairler» mânâsını çıkarırız.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kapıya çıkma. 2. (tarih) Acemî ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin, yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri.

Türkçe Sözlük

(i. A. behâ’dan smüş.) (mü. behiye). Güzel, Ar. hasen, cemtl: Hediyye-i behiyye = Güzel hediye. Telgraf ve posta nezâret-i behiyyesi. (Eskiden nâzırı vezir rütbesinden aşağı rütbede bulunan nezaret ve idarelere verilir unvandı).

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Merih yıldızı. 2.Her ayın 20.gönü. 3.Acem pehlivanlarından birinin adı. 4.İran hükümdarlarından birkaçının adı ki en meşhuru yaban eşeği avına pek düşkün olan “Behram Gûr”dür.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Cem’i kullanılmayıp «belâyâ» ise «beliyye» nin cem’idir). 1. Gam, keder, tasa. 2. Afet. 3. Adamın ne yapacağını bilmediği ağır ve sıkıntılı iş veya şahıs. 4. Ağırlık, sıklet, sıkıntı, müşkülât. 5. Ceza, mücazât, hak edilen ceza: Belâsını bııldu. Belâya uğramak = Istemiyerek biriyle kavgaya girişip başına sıkıntı celbetmek. Belâya uğratmak = Tehlikeli ve gaileli bir işe sokmak. Baş belâsı = Uzaklaştırılması müşkül gaile, tâciz eden adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kemer bağlamak; kuşatmak; etrafını çevirmek; kayışla dövmek. belted s. kuşaklı, çemberlenmiş. belting i. kayış; kayış tertibatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayırlı; faydalı, yararlı. beneficial association huk. hayır cemiyeti, umumi menfaatlere hizmet eden cemiyet. beneficial enjoyment huk. malik sıfatlyla kendi nam ve hesabına tasarruf. beneficially z. faydalı bir şekilde. beneficialness i. faydalılık.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) («ibn» kelimesinin cem’i). Oğyllar. Bazı kabile ve hanedanların isimlerinin başında bulunur: Benî Isriil = İsrail oğulları. Benî Umeyye = Emevîler.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kapıda bekleyen adam, kapıcı. (Başlıca, mektep kapıcılarına denirdi. Farsça kaidesince cemi «bevvâbân» dahi kullanılır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration. statement. representation. asseveration. profession. pronouncement. recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

profession. pronouncement. rescript. statement. declaration. announcement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration. announcement. statement. clarity. account. affirmance. asseveration. avowal. description. expression. recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

communique. bulletin. proclamation. notice. announcement. manifesto. memorandum. memo. notification. asseveration. edict. memorial. report. service. throwaway. writ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcement. assertion. bulletin. communique. declaration. handout. manifesto. notice. notification. paper. report. communiqué.

Türkçe - İngilizce Sözlük

communique. announcement. notice. proclamation. communiqué. handout. judgment judgement. manifesto. paper. pronouncement. statement. declaration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcement. notice. declaration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

notice. announcement. notice.

Türkçe Sözlük

(i.). Civanperçemi adı ile anılan cinsten bir bitki türü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplanma, Ar. tecemmû, terâküm. 2. Yığınak, Ar. tahaşşüt. 3. Şişme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiliate. ally. amalgamate. associate. bind. bond. cement. close. combine. compose. compound. confederate. connect. consolidate. couple. incorporate. join. link. merge. pool. reunite. unify. unite. to unite. to bind. to join. to bond. to couple. to combi

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dişi köpek veya kurt; kancık; (argo) Şirret kadın; kötü kadın; f., (argo) şikâyet etmek; acemice iş yapmak. bitchy s. orospu tabiatlı, şirret

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ürkmek, korkmak, tereddüt etmek, harekete geçmekten çekinmek; iç acemilik; paniğe kapılma. boggler i. ürkek kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kazan, buhar kazanı; ing. su ısıtmada kullanılan ocak veya soba; sıcak suyu muhafaza etmekte kullanılan kazan. boiler compound kazan taşına karşı kullanılan kimyasal bileşim. boiler emplacement kazan ayağı. boiler fittings kazan takımı. boiler incrusta

Türkçe Sözlük

(i. «bölmek» ten) 1. Bölünmüş bir şeyin her parçası, kıt’a, kısım, cüz 2. Pay, hisse, sehim: Beş bölüğe ayırmak. 3. Duvar, çit, perde gibi bir şeyle ayrılmış bina vesaire kısmı, oda, daire: Bu ev dört bölüğe ayrılmıştır. 4. Bir büyük cemaatten ayrılmış cemaat, fırka, takım, taife, hizip, zümre: Toplanan adamlar beş bölük olmuştu, bölük bölük geldiler. 5. Umumiyetle kalabalık, cemaat, sürü, gürûh, fevc: Bir bölük halk geldi. 6. Memleketin bir kısmı, cihet, taraf. 7. Ortadan bölünmüş saçın bir tarafa taranmış kısmı: Saçını iki bölük etmiş. 8. Askerlikte eskiden yüz kişiden mürekkep, şimdi daha kalabalık, bir yüzbaşının kumandasındaki birlik. Filân taburun birinci, ikinci bölüğü, bölük subayları. Bölük ağası = Jandarma ve zabtiye yüzbaşısı. Bölük emini = Bölüğün hesaplarına bakan subay veya assubay. Bölük başı = Yeniçeri ocağında yüzbaşıya eşit subay, eskiden hamalların ileri gelenlerinden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çizme, potin; ing. bot; ayak ve bacağı sıkıştıran çizme benzeri işkence aleti; ing. arabanın bagajı; koruyucu tabaka; A.B.D. acemi deniz eri; tekme; (argo) azletme, işten çıkartma. get the boot azlolunmak, colloq. kapı dışarı edilmek. boottree çizme ka

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank. space. cavity. emptiness. vacancy. vacuum. gap. clearance. room. expanse. hollow. margin. unemployment. windage. looseness. float. interstice. interval. dead space. cavitation. weightlessness. shack. backlash. idleness. vanity. suction. displacemen

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. erkek kardeş, birader; aynı cemiyette üye. brotherhood i. kardeşlik, birlik, beraberlik; bir kuruluş veya kuruma üye olanlar. brotherin-law i enişte; kayınbirader: bacanak. brotherliness i. kardeşçe oluş. brotherly s. erkek kardeşe özgü, ağabeyce.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. «bedii» in cem’i olan budalâ» dan ki abdâl ile aynı mânâdadır). Akılsız, ahmak, bön, ebleh. Para budalası = Paradan başka bir şey düşünmeyen.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Halka duyurmak için kısaltılmış şekilde hazırlanan resmî bilgi: Sağlık bülteni, meteoroloji bülteni. 2. Bir cemiyet veya dairenin çalışmalarını aksettiren mevkute: Karayolları bülteni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. acemice iş yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. acemice iş yapmak, yüzüne gözüne bulaştırmak; i. acemice yapılan iş, beceriksizlik.

Türkçe Sözlük

(i.). Bu zamirinin cemi hâli.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hep, Ar. cemî, cümle, kâffe, tekmil: Bütün Alem, bütün halk, bütün insanlar, bütün gün. 2. Yarım veya parça olmayan, tam: Bütün bir koyun, bütün elma, bütün sayı. 3. Yekpâre, som: Mermerden bütün bir sütun. 4. Eğilmez, yekpâre gibi, çevrilmez, dik ve sert: Bütün endam, bütün huy. 5. Tamam, tekmil: Koyunun bütününü almak. 6. Mecmuan, kâffeten, tamamiyle, hep (ekseriye mükerrer): Bütün bütün harap oldu. Büsbütün = KAmilen, tamamiyle, hepsi. Bütün bütüne = KAmilen, esasen, hepsiyle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrancement. fascination.

Genel Bilgi

Evde cilalı parke üzerinde çorapla yürürken düşme olasılığınız, halıya oranla çok daha fazladır. Çünkü halı ile ayağımız arasında, cilalı parkeye nazaran daha çok sürtünme ve daha fazla temas vardır. Buzlu bir yüzeyin üzerinde ayağımızın kaymasını benzer bir sebebe dayandırabiliriz, ancak buz pateni yapanlar pütürlü buz yüzeyinde, düz bir buz yüzeyinden çok daha fazla bir hızla kayarlar.

Buz, sanıldığı gibi, düzgün bir yüzey olduğu için kaygan değildir. Olay, buz pateninin çok küçük yüzeyinin buza basınç yapması dolayısıyla o noktadaki buzun erimesi ve oluşan bu ince su tabakası üzerinde patenin hareket etmesidir.

İnsan ayağının boyunun ortalama 25 santimetre, eninin ise 10 santimetre olduğunu kabul edelim. Ortalama insan ağırlığı olan 75 kg., iki ayakla 500 santimetrekare yere bastığında, her santimetrekareye 0,15 kg. ağırlık biner. Topuklu ayakkabı giyen kadınlarda yere basılan alan o kadar küçülür ve basınç o kadar artar ki, kadınların topuklu ayakkabı izi sıcak asfaltta kalır, hatta bu basınç nerede ise filinki ile aynıdır.

Ucu neredeyse bıçak gibi olan patenlerin buza değen alanı o kadar küçüktür ki, erime ısısını l derece azaltmak için 130 kg/cm2 gereken buz yüzeyini derhal eritir.

Buz pütürlü olunca, paten sadece buzun pütürünün çıkıntılarına basar, böylece temas yüzeyi iyice küçülür ve basınç artar ve buz daha kolay eriyerek, paten buz ile arasında oluşan ince su tabakası üzerinde rahatça kayar.

Bu arada buzun bir başka şaşırtıcı özelliğine de değinmeden geçemeyeceğiz. Dişimiz ağrıdığında elimizin üzerine konulan buz bu diş ağrısının azalmasına yardımcı olur.

Vücudumuzun herhangi bir yerinde bir ağrı oluştuğunda, uyarıcı sinirler buradan orta beyine ağrı sinyalleri gönderirler.

Bu sayede beyin tarafından uyarılarak vücudun doğal ağrı kesicileri olan ‘endorfin’ ve ‘enkefolin’ salgılanır.

Bu salgıların kaynağa gidebilmesi için sinir sisteminin diğer bölümlerine, ağrı algılarının geçtiği diğer kapıları ‘kapat’ sinyali gönderilir. El üzerinden gelen ağrı sinyallerinden dolayı salgılanan doğal ağrı kesiciler sonucu yüz sinirlerinden gelen ağrı kapıları beyinde kapanmaktadır.

Diş ağrılarında vücudun başka bir yerinde değil de el üstüne buz konulmasının nedeni bu olup, bu noktaya akapuntur uygulanmasıyla da benzer sonuca ulaşılmaktadır. Baş parmakla işaret parmağı arasındaki bu noktaya HO-KU noktası denilmektedir.

Türkçe Sözlük

Arapça Cemaziyelevvel ayına alâmettir.

Türkçe Sözlük

(i. F. «gâh»dan). 1. Mansıb, makam, itibar: Cenvcth = Cemşit kadar. 1. Hürmet: Be-cth-ı Seyld-il-Mürselin = Peygamberimizin hürmetine.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehl» den) (mü. cahihiie) (c. cühelâ, cihâi, cehele). 1. Bilmeyen, bilmez, nâdân, bî haber: Cahil adam. 2. Okumamış, ilimden mahrum, ümmt: Şu çocuğu okutun cahil bırakmayın. 2. Genç, tecrübesiz, acemi: O, cahil bir çocuktur.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). 1. Bilmezlik, n«danlık: Cahillik affolunmaz bir kusurdur. 2. İlimden mahrumiyet, okumamış adamın hali. 3. Gençlik, acemilik, tecrübesizlik: Câhilin eseri.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bardak, kadeh, maşrapa. Ar. ke’s: CSm-ı mey = Şarap kadehi. CSm-ı Cem = iran mitolojisinde şarabın mûcidi sayılan Cem’in (Cemşîd’in) sihirli kadehi ki, Ayîne-i İskender gibi şâirâne uydurmalardandır.

Türkçe Sözlük

(CAME-GAN) (i. F.). 1. Camla çevrilmiş veya örtülmüş yer. 2. Mağazaların önünde nümûnelik eşya teşhir edilen yer, vitrin: Camekândaki örnekleri satmazlar. 3. Hamamın girişinde seçkin müşterilerin soyunup giyinmesine mahsus camlı çerçevelerle bölünmüş hücreler: Cemekânda soyundum. 4. Sebze vesaire tohumlarının soğuktan muhafaza altında ekilmeleri için altı toprak ve üstü camlı çerçeve İle örtülü uzun ve alçak sandık, ser: Camekân içinde ekilir. 5. Camlı bölme: Camekânla ayrılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem’ (toplamak) den») (c. cevâmî). 1. «mescid-i câmt» den kısaltılarak: islâm mâbedi, minareli ve minberli büyük mescit ki, içinde hutbe okunur: Filân şehrin şu kadar camii ve şu kadar mescidi vardır, cevâmî-i şerife minareleri aydınlatılmıştır. Selâtîn camii = İki ve daha çok minareli olan ve Osmanlı hanedanı üyeleri tarafından yaptırılmış cami. (Cami kelimesi Türkçe’ye mahsustur, Arapça’ da yalnız «mescîd» kullanılır ki, bizde mescid, küçük ve hutbe okunmayan, cuma namazı kılınmayan, minberi olmayan mahalle camii demektir). 2. Büyük hadîs külliyâtından bazıları: Câmî-i kebîr, câmî-i sa9İr.

Türkçe Sözlük

(I. A. «cumûd» dan) (mü. câmide) (c. cevâmid, câmidât): 1. Donmuş, donuk. (Asılsız ve galat olan «müncemld» yerine bunu kullanmalı). 2. Gelişmeyen, gelişme kabiliyeti olmayan, taş gibi: Ecslm-ı câmide = Donmuş cisimler, câmiclâttan bir cisim. 3. Tasrif edilmeyen ve türemeyen (isim veya fiil).

Türkçe Sözlük

(I. A. «cem» den) (mü. câmia) (c. cevâmî). 1. Toplayan, telif eden: Bu mecmuanın câmii kimdir? 2. İçine alan, ihtiva eden: Bütün gramer kaidelerini câml bir kitaptır. 2. Mescid-i cimî = Cuma namazı kılınan büyük cami. Cami, Müslümanların kutsal ibadet mekanıdır. Genellikle minaresiz küçük camilere veya bazı kurum ve kuruluşlarda ibadet için ayırılmış ufak mekanlara mescit denir. Camiler her ülkede değişik göz alıcı mimari tarzlar ve süslemelerle inşa edilirler. Camilerin esas cami ve avlu gibi iki bölümü vardır. Esas cami; mihrap, mimber, vaiz kürsüsü ve dikdörtgen oylumun üzerini örten kubbe ve yan kubbelerden meydana gelir. Minareler esas camiin dış duvarlarına ya da iç avlu duvarlarına bağlanmıştır. Son cemaat yeri esas caminin giriş kapısı olan yüzünde (batı yüzünde) bulunur.

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında ‘derma’ diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında ‘melanin’ denilen daha koyu pigmentlerin miktarını artırırlar. Bu koyu pigmentler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yine de güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınlarından korunmak, şapka ve gözlük takmak tavsiye edilir. UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalmayacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde 3 kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole(UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında “derma” diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında “melanin” denilen daha koyu pigmentlerin miktarını arttırırlar. Bu koyu pigmetler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yinede güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalınacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde üç kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Türkçe Sözlük

(i.). Mâruf bir cins avcı kuş. mec. Kaparozcu, tamahkâr, acemi: Sen daha çaylaksın, bu işi yapamazsın! Fars. gedâçeşm. Çaylak fırtınası = Ekseri kış başlangıcında vuku bulan fırtına.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractiveness. attraction. fascination. appeal. charm. charms. feminene charms. witchery. enchantment. enticement. allure. allurement. desirability. draw. drawing power. gilt. glamor. glamour. gravitation. it. lure. magnetism. oomph. romance. seduct.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir meclis veya cemiyetin aralıksız olarak yaptığı her toplantı, oturum: Bu kanun Millet Meclisi’nde beş celse görüşüldü. Bugünkü celse çok hararetli geçti. Bir celsenin başlamasına celsenin açılması, bitmesine de celsenin kapanışı denir. Celseyi tatil etmek = Konuşulacak mevzular bitmeden celseyi kapamak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Topu, hepsi, mecmûu: Cemm-I gafîr = Pek kalabalıklı cemaat (yalnız bu tâbirde kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdar, melik, şah (aslı «cemşîd»dir. İran mitolojisinde şarabı bulduğuna inanılan bir hükümdar). Ayîn-I cem = Eski İranlılar’ın içki ve eğlenceye yaptıkları bir Ayîn ki gûyâ Cemşîd ile başlamıştır, mec. Böyle meclis: Dün gece bir Ayîn-i cem yapıldı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contract Electronic Manufacturer. cemetery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

IUCN Commission on Ecosystem Management.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Continuous Emissions Monitoring The measurement and reporting of specific pollutant levels at a facility.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chief Enlisted Manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Concept Evaluation Model.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Continuous Emissions Monitoring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contract Electronics Manufacturing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contract manufacturing or contract electronics manufacturing Production of electronic equipment on behalf of an original equipment manufacturer customer, in which the design and brand name belongs to the OEM Often refers to the industry based on providing

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمع] toplama. 2.çoğul. cem’ edilmek toplanılmak. cem etmek toplamak, derlemek, bir araya getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چم] salınma. 2.süslü.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Toplama, biraraya getirme, yığma. 2.Hükümdar, şah. 3.Süleyman Peygamberin lakabı. 4.Büyük İskender’in lakabı. Cem Sultan: Fatih Sultan Mehmed’in Çiçek hatundan olma oğlu (1459-1495).

Türkçe Sözlük

(CEMAAT) (i. A. «cem’» den) (c. cemâat). 1. Bir yere toplanmış insanlar, gürûh, topluluk, takım, bölük: Orada bir cemaat var idi. 2. Bir imama uyup namaz kılan Müslümanlar topluluğu: Cemaate göre İmam. 3. Bir mezhebe tâbi ve bir zümre teşkil eden ahali: Edirne’nin Rum, Ermeni, Bulgar cemaati. Cemâat-i Islâmiyye; cemâat-i gayr-ı müslime. Son cemaat = Camiin içine sığamayıp iki kapısı arasında namaz kılanlar. Son cemaat yeri = Camiin iç ve dış kapısı arasındaki örtülü yer.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cemâdât). Hayatı ve gelişmesi olmayan cisim, bitki ve hayvan dışında kalan cansızlar.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hicrî takvimde ayların beşincisiyle altıncısının ismi olup, birincisine «cemadiyel-evvel» ve ikincisine «cemadiyel-Ahire» derler, mec. Cemâziyeievvel = Eski hal: Ben, onun cemâziyelevvelini bilirim.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref unvanı olarak kullanılmıştır. el-Cevad el-İsfahani tarafından ilk defa kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Naz ile salınarak yürüyen. 2. Şarap kadehi. 3. Çemen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).çembalo, piyanoya benzer bir çalgı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çemenle örtülmüş yer, çemenlik, yeşillik.

Türkçe Sözlük

(i.). Çemenle örtülü, çemenlerle süslü yer: Bahçenin bu tarafını çemenlik yapacağım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yapıştırmak; beton ile kaplamak. cement good relations with.... ile dostluk kurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çimento; tutkal, zamk, macun, çiriş; yapıştırma işinde kullanılan herhangi bir madde; (dişçi). dolgularda kullanılan alçı .cement block çimento briket. hydraulic cement su kireci. Portland cement Portland çimentosu .

Türkçe Sözlük

(CEM’) (i. A.) (c. cumö, ecma’). 1. Toplama, biriktirme, devşirme, birikme: Birçok kitaplar cem’etmiş; sarfetmeyerek bir hayli para cemetti. 2. Birden fazla şeyi toplama: Kılıç ile kalemi cem’ etmiş; o adam dünyevî ve uhrevî faziletleri cem’etmiştir. 3. Arapça’da ikiden, Türkçe ve Farsça ile tesniyesi olmayan sair dillerde birden fazla şahsa delâlet eden kelime (isim, sıfat, kinaye, fiil): Adamlar, geldiler, biz, merdân, ricâl kelimeleri cemîdir (bu mânâ ile c. cumû dahi kullanılır). Cem’-i müzekker, cem’-i müertnes, cem’-i sâiim = «On» ve «İn» ilâvesiyle teşkil olunan Arapça çokluk ki, başlıca sıfatlara mahsustur: Müslimîn, mü’minîn, Alimîn gibi. Cem’i-mükesser = Müfret sigasının değişmesiyle teşekkül eden Arapça çokluk: Kütüb, ricâl gibi. Cem’-ül cemi = Zaten cemî olan bir siganın cem’i: Masârifât gibi ki «masraf» ın cem’i olan «masârif» in cem’idir. İsm-i cemî = Arapça’da müfret olduğu halde cemî mânâsını ifade eden isim ki «he» ilâvesiyle müfredi teşkil olunmaz, zira o vakit cins ismi denilir. Cem’-i kıllet = Dokuzdan aşağıya mahsus olan Arapça çokluk. Cem’-i kesret = Dokuzdan fazlaya mahsus olan Arapça çokluk. 4. (matematik). Hesapta dört işlemin birincisi ki birkaç sayının toplanıp bir sayı teşkil etmesinden ibarettir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den smüş.) (mü. cemîle). Cemâl sahibi, güzel: Evsâf-ı cemile = Güzel sıfatlar. Zikr-i cemîl = 1. İyilikle yâd etme, övme: Zikr-i cemîliniz geçti. 2. Mektep imtihanlarında mükâfata lâyık olmayanların en ileride bulunanlarına mükâfat olarak verilen basılı kâğıt.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den smüş.). Birinin hatırını hoş etmek için yapılan hareket: Falâna cemîle olmak üzere bu işi yapıyor.

Türkçe Sözlük

(CEM’İYYET) (i. A.) (c. cem’iyyât). 1. Topluluk, bir yere toplanma veya toplu bulunma, dağınıklık mukabili. 2. Hey’et, topluluk, cemaat: Cem’iyyet-i beşeriyye, cem’iyyet-i beşer. 3. İlim ve fenne ait incelemelerde bulunmak maksadiyle teşekkül etmiş hey’et ve meclis, akademi. Fars. encümen: Cem’iyyet-i ilmiyye (ilim cemiyeti), cem’iyyet-i tıbbiyye (tıp cemiyeti), cem’iyyet-i coğrâfiyye (coğrafya cemiyeti). 4. Eğlence için bir yere toplanan halk, düğün: Nikâh, sünnet cemiyeti: Bu evde akşam cemiyet var idi. 5. Sözün birkaç şekilde benzerlik ve münasebeti toplanması; cem’iyyet-i kelâm. 6. (tasavvuf). Zihin ve hatırın yalnız Tanrı ile meşgul olması: Dindarların hepsine cemiyet müyesser olamaz. Cem’iyyet-i hâtır = Zihin ve fikrin dağınık olmayıp toplu olması: Cem’iyyet-i hâtır olmadıkça insan zihnen çalışamaz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplu, dağınık ve perişan olmayan: Cemiyetli bir halde yaşıyor.

Türkçe Sözlük

(iF. A. cemiyet = toplanma, F. gâh = mekân). Toplanma yeri, toplanılan yer, cemiyet yeri.

Türkçe Sözlük

(f. T. A.) (Bir kelimeyi) cemî yapmak, cemî sigasını teşkil etmek: Türkçe’de isimleri cemîlendirmek için sonlarına «lar, Jer» eklemek lâzımdır.

Türkçe Sözlük

(f. T. A.) (kelime). Cemî olmak, çokluk şekline sokulmak: Türk• çe’de isimler «lar, ler» ilâvesiyle cemîlenir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cemrât). 1. Yanmış kömür parçası, kor. 2. Şubatta yavaş yavaş artan hararet (üç devri olduğuna inanılarak, gûyâ birincisinde cemre havaya, ikincisinde suya, üçüncüsünde toprağa düşer), 3. Hacıların hac sırasında Şeytan’ı taşlamaları. 4. (tıp). Pek iltihaplı bir çıban.

Türkçe Sözlük

(i.). Çemrenmek işi. (bk.) Çemrenmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Suya girmek üzere paçaları sıvayıp hazırlanmak: Suyu görmeden çemrenmemeli. mec. Bir işe ciddî surette teşebbüse hazırlanmak. Osm. tasaddî etmek.

İsimler ve Anlamları

(Fars) (Erkek İsmi) 1.Hz.Süleyman. 2.Cemşid’in oğlu.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Cemşasb’ın babası.

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Kırık cemi, kırık çokluk. Arapça’da c. yapılacağı zaman müfredinln şekli bozularak yapılan cemi: İlm, ulûm gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Tekliğinin şekli bozulmadan yapılan Arapça çokluk. İki türlüdür: Cem’-i müzekker, cem’-i müennes.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dört işlemden toplama yoluyla: 3, 5 ve 8 ki cem’an 16. 2. Toptan, cümleten, hep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيات] cemiyetler, dernekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيت] cemiyet, dernek. 2.topluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چنبر] çember. 2.kasnak.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cerime). Cerimeler, suçlar, (bk.) Cerime (sanıldığı gibi «cürm» ün cem’i değildir).

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cevâb). Sorulan şeylere verilen karşılıklar. Ecvibe şeklinde de cem’i yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayırseverlik, yardımseverlik; merhamet; sadaka; hayır işi; hayır cemiyeti, yardım derneği charity school (ing). hayat okulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilise; kilise ayini; herhangi bir Hıristiyan mezhebi; cemaat; din adamlığı; dinsel örgüt. church'goer (i). kiliseye muntazam giden kimse. church'man (i). kilise azası. church'warden (i). kilise mütevellisi. church'yard (i). kilise bahçesi ve me

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pişmemiş olan şeyin hali: Bu etin çiğliği meydandadır. 2. Olmamış ve kemale ermemiş meyvenin hali, hamlık. 3. mec. Tecrübesizlik, densizlik, acemilik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çemen otu. Bahçelerde yol kenarlarını ve bazı oturulacak yerleri örtmeye mahsus kısa ve sık çayır otu. 2. Bazı taş ve ağaçların üzerine peydâ olan yeşillik, yosun.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cemel’in c. erkek develer.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kendiliğinden yetişmiş ot. (bk.) Çemen.

Türkçe Sözlük

(i.). Çimenli olan yer. (bk.) Çemenlik.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kıvrım, büklüm. Ar. câdd. Çîn-i zülf = Saç kıvrımı. 2. Buruşuk, buruşma: Çİn-i cebin = Alın buruşuğu. Çîn-i ebrû = Kaş çatıklığı. 3. Toplayan, devşiren, cemeden: HÜşe-çîn = Başak toplayan. Hurde-çîn = Kırıntı toplayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire çember, halka; bu şekildeki herhangi bir cisim; ring, meydan; etki sahası; devir: hale; muhit, grup; (coğr). paralel dairesi; (astr). gök cisimlerinin yörüngesi; gök cisimlerinin kendi etraflarında dönmeleri. great circle (coğr). büyük dair

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafına çizgi çizmek, daire içine almak; sınırlamak; çemberlemek; (geom). bir şeklin etrafına diğer bir şekil çizmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasting. paste. glue. size. adhesive. gum. cement. dressing. stickum. gluten. sizing. fabric dope.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. isa Cemiyeti denen bir Hıristiyan tarikatının üyesi: Cizvit papazı. 2. Fesatçı, bozguncu.

Türkçe Sözlük

(i. gramer) (uyd. k). Cem’ ve çokluk karşılığı olarak uydurulmuş kelime. İsmin çoğulu: Çocuk, çocuklar gibi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin çok olması. Ar. kesret, vefret, ziyâdelik, bolluk: Zahirenin çokluğu fiyatı düşürüyor. 2. Kalabalık, izdihâm. Nerede çokluk, orada... 3. Çok kere, çok defa, sık: O, bize çokluk gelmiyor, o mal bu memlekette çokluk bulunmuyor (bu mânâ ile başlıca menfî cümlede kullanılır). 4. (gramer). Cemi, (uydurması) çoğul.

Türkçe Sözlük

(i.). Beceriksizlik, acemilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tımar, zeamet; kumandanlık; masonluk gibi cemiyetlerin loncası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı yerde veya aynı şartlar altında yaşayan insan topluluğu; toplum, cemiyet; ahali, halk, amme; müşterek tasarruf, ortak mal sahipli. community center A.B.D. şehir kulübü, bir bölgede oturanlann meselelerini çözümlemek veya eğlenmek için toplandıkl

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplama, toplantı; cemaat; (Kat). dinsel örgüt. congregational (s). cemaate ait, idaresi cemaatin elinde olan. congregationalism (i). her cemaati bağımsız sayan kilise idare sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert kumaştan yapılmış kabank etekli kadın elbisesi; eski zamanlarda giyilen tel çemberli etek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ham, rafine edilmemiş; incelik ve zarafetten yoksun; kaba, acemi; (i). ham petrol crudely (z). kabaca; edepsizce. crudeness (i). kabalık.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (tyehûdıdan galatı: çıfıt). Yahudi cemaatinden adam, Yahudi, mec. İnatçı ve garezkâr adam.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haftanın altıncı günü ki, cemaatle kılınır hususî bir namazı olup, Müslümanlar’ın toplandığı gün olduğundan bu ismi almıştır: Cuma günü, cuma namazı (İslâm’dan önce «Arube» denilirdi).

Türkçe Sözlük

(i.). Topluca, hep bir arada: Cümbür cemaat gittik.

Türkçe Sözlük

(CUMHUR) (i. A.) (c. cemâhîr). 1. Halk, Ar. nâs, umûm, enâm. 2. Takım, gürUh, hey’et: Cumhûr-ı fukahâ, cumhûr-ı hükemâ = Fakihler, hakimler sınıfı. 3. Cumhuriyet rejimiyle idare olunan devlet: Türkiye Cumhuriyeti.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cümel). t. MecmO, top, birikmiş miktar, miktar veya toplu meblâğ. 2. Bütün, hep, cemî: Cümle dostlar geldi; cümlemiz orada idik. 3. Mânâ ifade edecek kadar kelimeden mürekkep söz ki, dilimizde bir fiil ile bir veya birkaç isimden mürekkep olur. Arapça’da «cümle-i ismiyye (isim cümlesi)» ve «cümle-i fiiliyye (fiil cümlesi)» olarak ikiye ayrılır. Birincisi «mübtedâ» ve «haber» namlarıyle iki isimden mürekkeptir: Cümle-i ibtidâiyye, cümle-i şartıyye, cümle-l mOterize vesaire. 4. (astronomi). Güneş İle etrafındaki seyyarelerden ve onların peyklerinden mürekkep takım ve hey’et, güneş sistemi: Cümle-i şems. Cümle-i kevkebiyye = On iki burç gibi bir şekil ve suret gösteren sabit yıldızlar topluluğu ki her biri bir hayvan veya maddeye benzetilerek onun ismiyle adlandırılır. Bilcümle, hep, bütün, tekmil. Fil-cümle = Elhâsıl, hülâsa-i kelâm. Ezcümle, ez’an-cümle = Cümleden biri. Cümei-i hikemiyye = Vaiz, nasihat ve hakikata ait hakimâne sözler, atasözleri.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hep, bütün, kâffeten, cemîan.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cemî). (bk.) Cemî.

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Cemâh.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cünûd, ecnâd). Asker, slpâh, leşker (cem’I daha çok kullanılır): Cünûd-ı zafer-nümûd-ı hazret-i pâdişâh! = Padişahın zafer kazanan askerleri.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cenâbet olma, şer’an gusûle muhtaç olup de gusOl etmemiş olma: CünOb halinde Kur’an’a dokunmak câiz değildir («cânib» in dahi cem’i ise de dilimizde bu mânâsı kullanılmaz).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (bunun cem’i yerine «cerime» nin cem’i olan «cerâim» kullanılıyor). 1. Kabahat, günah, suç: Benim cürmüm ne idi ki, bu kadar çekiyorum? 2. (hukuk). Ceza kanununun emrettiğini yapmamak ve yasakladığını yapmak suretiyle edilen hareket ki, suçun ağırlığı derecesine göre cinayet, cünhâ ve kabahate bölünür.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (feyz’in cem’i olan füyûz’un cem’i). Feyzler. (bk.) Feyz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). December, Department, Deus Doctor, Dutch.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cem’i: devâhil). Bir şeyin içyüzü.

Türkçe Sözlük

(her iki «k» da kalın okunur) (i. A.) (c. dekaik). 1. inci fikir, mülâhaza, nükte (bu mânâ ile başlıca cem’i kullanılır): Matematiğe ait bir takım dekaik beyan etti. Dekâik-ı umûrla meşguldur = ince işlerle meşguldur. Dekaik-iktinâh = işin inceliklerini bilen. 2. Zaman mikyası olarak bir saatin bölündüğü altmış parçadan beheri: Beş dakika sürdü, bir dakika olur. 3. Daire dereceleriyle başka ölçülerde her derecenin bölündüğü parçalar ki, bunlar da saniyelere ayrılır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. dames). Altmış dört haneye bölünmüş bir tahtada on altışardan otuz iki taşla oynanan oyun: Dama oynamak. Dama çıkmak = Bu oyunda bir taşı karşı taraftaki sıraya eriştirerek üstün bir hale geçirmek. Dama tahtası = Bu oyunun oynanmasına mahsus altmış dört haneli tahta. mec. Satranç şekli. Dama taşı, pulu = Dama oyununda kullanılan taş veya tahta, kemik, boynuz vesaireden pul ki iki renkte olarak on altışardan otuz iki tane olur. Dama etmek = mec. 1. Bitirmek, hitama erdirmek. 2. Artık daha ileriye geçememek, kalmak: Yokuşu çıkamadı, da248 ma dedi. Artık bitti.

Yer

Danzig 12.yüzyıldan beri Polonya ile Almanya arasında ihtilafa konu olmuştur, iki ülke de şehri kendi toprakları altına almak ister. Almanya Birinci Dünya Savaşı sonunda yenildiğinde ve özgür Polonya deklare edildiğinde, Versay Antlaşması’yla Danzig, nüfusunun %95’i Alman asıllı olmasına rağmen, “özgür şehir” olarak ilan edildi ve yetkisi Milletler Cemiyeti’ne verildi. Böylece Polonya’nın erişebileceği ve kullanacabileceği bir liman olacaktı. 1933’de, seçimler sonrası şehir parlementosunun büyük bir kısmı Nazilerden oluşuyordu. 1939’da, Polonya’nın Almanlar tarafından işgali ile, Danzig yeniden Almanya’ya katıldı. İkinci Dünya Savaşının sonunda ise, Gdansk adını alarak Polonya’ya bağlı bir şehir oldu. Şehirde bulunan Almanlar ise gitmeye zorlandılar. 1980’lerde şehir Solidarnosc hareketinin yuvası oldu. 1990’da ise şehirin Polonya’ya bağlı olduğu, resmen Almanlar tarafından kabul edildi. Danzig, tarihteki olayda yer almış önemli bir Avrupa şehridir. Aynı zamanda birçok büyük düşünürün de zaman zaman evi olmuştur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da müennestir. Birçok cem’i varsa da dilimizde hiç biri bu mânâlarla kullanılmaz). 1. Evin büyüğü, birkaç daireyi içine alan mesken, konak. 2. Mahal, mekân, makam, yer: Dâr-ı dünyâ, dâr-ı Ah ı ret. Dâr-ül-istihzârât = Kimya işleri yapılan yer (Fr. laboratoire). Dâr-ül-amân = Emniyet yeri. Dâr-ül-beka = Ahıret. Dâr-ül-harb = Savaş yeri. İslâm hukukunda bir İslâm devletinin hükmünde olmayan yerler. Dâr-ül-hilâfe = Hilâfet merkezi olan şehir, 1924’e kadar İstanbul. Dâr-üs-saâde-i şerife ağası = Osmanlı sarayında haremin en büyük Amiri olan büyük görevli. Dâr-ül-islâm = 1. Cennet. 2. Vaktiyle Bağdad şehri. Dâr-üs-saltanat = Taht merkezi. Dârüşşafaka = Yetim çocukların okutulmasına, tahsil talim ve terbiyesine mahsus müessese. Dâr-ı şûrây-ı askerî = Askerî şûrâ, askerî meclis. Dâr-ül-fenâ = Dünya. Dâr-ülfünûn = Üniversite. Dâr-ülmuallimîn, dâr-ülmuallimât = Erkek ve kız öğretmen yetiştirmeye mahsus mektep. Dâr-ül-mülk = Başkent. Dâr-ülvelâde = Gebe fakir kadınları doğurtmaya mahsus hastahane, doğumevi. Dâreyn = mec. iki ev (dünya ve Ahıret).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (i). sürmek, sıvamak, lekelemek, kirletmek; (i). harç, çamur, kireç lekesi; acemice yapılmış resim. dauber (i). acemi ressam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beating. thrashing. prop. support. backing. back rest. abutment. backstay. backstop. bar. bearing. bearing pile. strut. holdfast. fulcrum. reinforcement. leg. horse. column. stand-by. stock. pillar. stirrup. ground swell. auto seat pad. corporal punishmen

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). diyakoz, kilise veya cemaat işlerinde gönüllü olarak papaza yardım eden kimse; (f)., (k). dili ilâhileri satır satır okumak; göz boyamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aralık, birinci kânun, kânunuevvel. Decembrist (i). 1825 tarihinde Rusya'da meşrutiyet hükümeti kurmak isteyenlerden biri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyükbaba, Ar. ced: babası ve dedesi. 2. Yol babası = Kıdemli derviş ve bilhassa Mevlevi tarîkatinde çile merasiminden geçmiş derviş (bu mânâ ile Farsça sanılarak ve yanlış olarak «dedegân» şeklinde cem’i yapılmıştır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resim v.b'ni bozmak, tahrif etmek, şeklini bozmak, güzelliğine halel getirmek, silmek. defacement (i). bozma, tahrif.

Türkçe - İngilizce Sözlük

changing. exchange. replacement. alteration. conversion. shift. switch. interchange. commutation. disguise. leavening. modification. re-formation. recast. reformation. trans-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration. shift. switching. change. distortion. conversion. shifting. alternation. change-over. modulation. variation. permutation. replacement. modification. inversion. substitution. denaturalization. transformation. change over. changing. commutation.

Türkçe Sözlük

(I. A. «delâlet» ten smüş.) (c. delâil, edille, edlâ). 1. Kılavuz, rehber, yol gösterici: Çölde yol bulmak için delile İhtiyaç vardır (bu mânâ ile üçüncü cem’i gelirse de dilimizde az kullanılmıştır). 2. Bir davayı ispata yarayan şey, senet, burhan: Bu davaya bir delil getirmeli. Bunu ispat için deliliniz var mıdır? Davasını kuvvetli delillerle ispat etti. Irld-ı edille = belliler gösterme. 3. Nişan, alâmet: Bu söz, akıl ve zekâsına delildir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeryüzünün büyük bir kısmını kaplayan su. Ar. bahr, Fars. deryâ: Akdeniz, Karadeniz vesaire. 2. Dalga, fırtına: Bugün deniz vardı. 3. Büyük göl veya nehir, derya: Hazar, Aral denizi, Nil denizi. Açık deniz = Engin. Adalar denizi = Adaları çok deniz, aral (Ege Denizi hakkında kullanılmıştır). Deniz aşırı = Denizin ötesinde olan. Deniz otu: = 1. Deniz dibinde biten otlar. 2. Kaba olduğu için şilte ve kanape döşemesi doldurmaya mahsus tora halinde satılır bir cins ot. Deniz enginarı, perçemi, dikeni = Deniz otu çeşitleri. Ölü deniz = 1. Rüzgâr durduktan sonra bir vakit devam eden dalgalanma. 2. Enginde esen rüzgârın tesiriyle sahile gelip çatlamayan dalga. Deniz tutmak = Geminin yalpasından iç bulanıp hasta olmak: Denizde seyahat etmeye alışanları deniz tutmaz. Deniz kadayıfı = Öksürüğe karşı ve göğsü yumuşatmak için haşlanıp İçilen bir cins deniz otu ki, kurusu tel kadayıfına benzer, ciğer otu. Daniz koyunu = Ayıbalığı. Daniz kıyısı = Sahil, yalı. Deniz köpüğü = Hafif ve beyaz bir taş kl, marangozlukta vesairede kullanılır. Dört yanı deniz kesilmek — Hayrette kalıp ne yapacağını şaşırmak. Denize kalkmak = Denize çıkmak, bir limandan hareket etmek.

Yabancı Kelime

Fr. déplacement

sp. dış saha

1. Spor takımlarının kendi sahaları dışında oynaması durumu. 2. Sporcuların daha önce oynamadıkları veya rakip takımla karşılaşma yapmak üzere geldikleri rakip takımın sahası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

playing away. displacement.

Türkçe Sözlük

(DERBEND) (i. F.) (der = kapı, benden = bağlamak, kapamak). (Arapça sanılarak «derbendât» suretinde galat cem’i de kullanılır). Dar geçit, boğaz: Sınırdaki boğazlar: Derbendât muhafızı.

Türkçe Sözlük

(I.). Toplama, devşirme. Ar. cem’, tahşîd, Iktitâf. Öteden beriden toplanıp bir yere getirilmiş. Derme çatma = 1. Öteden beriden devşirilip çatıştırılmış çalı çırpıdan ibaret: Derme çatma ev. 2. Öteden beriden toplanmış intizamsız topluluk, derentl, devşirme: Onun askeri hep derme çatma İdi.

Türkçe Sözlük

(f.). Toplamak, cem’etmek, devşirmek.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Eğlence İçin yapılan toplanma, cemiyet. 2. Düğün, cemiyet. 3. Davul ve zurna ila oynanılan Adi dans ve balo: Bir takım gemiciler ve kömürcüler gece yarısına kadar dernekte oynamışlar. Karga derneği = Aşağılık insanların toplanması. 4. Cemiyetler kanununa göre kurulmuş cemiyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aid. assistance. auspices. backing. boost. brace. bracket. buttress. comfort. console. cooperate. countenance. favour. pier. promotion. prop. reinforcement. rest. shore. shoulder. stand. strut. support. truss. beam. reinforcements. help. helper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

support. backing. crutch. plank. prop. reinforcement. stanchion. stay. strut. truss. stand. base. pedestal. stock. poppet. rest. backstay. outrigger. cleat. stay-by. skid. bolster. strutting. holdfast. staff. counterfront. angle tie. abutment. aid and com

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naval vessel of small displacement and maximum speed having a battery of light rapid-fire guns and heavy deck torpedo tubes These vessels have a moderate steaming radius and are intended for the protection of capital ships and for convoy and scouting du

Türkçe Sözlük

(i. F.) (el demek olan dest ile «ver» edatından mürekkeptir. Cem’i desâtîr gelir). 1. Hüküm ve nüfuzu olan vezir: Destûr-ı mükerrem, destûr-ı Azâm. 2. Zerdüşt dininin mânevî reisi ve lideri. 3. Büyük defter, başvurulan defter-i kebîr. 4. Esas kaide, bir ilim ve fende kaidelerin uygulandığı esas kaide ve umumî örnek: Hesap, cebir düsturu. 5. Türk devletinin kanunlar dergisi. 6. Ruhsat, izin, mezuniyet. Destur = İzin verin geçelim. Müsaade edin, açılın. Bu mânâ ile cin ve perilere karşı da kullanılıp, karanlıkta bir yere girileceği vakit «destur» denilir. Destûr-ül-amel = Her iş ve hareket ona tatbik edilmek üzere örnek alınan kaide ve nizam veya tâlimat.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tive). Yük taşıyan uzun boyunlu, eti ve sütü yenen bir veya iki hörgüçlü hayvan. Deve geviş getiren memelilerdendir. Arabistan yarımadası ve Kuzey Afrika İle Türkistan ve iran çöllerinde çok bulunup, haklı olarak çöl gemisi denilmiştir. Ar. cemel, Fars. şütür: Bir hörgüçlü deve. Deve aygırı = Buğra. Deve yavrusu = Boduk. Evliyâ devesi, Tanrı deveciğl = Saf adam. Deve bağırtan = Taşlık yokuş. Dav» boynu = 1. Bu hayvanın boynu gibi iki kemer şeklinde. 2. (denizcilik) Tulumbaların iki tarafa uskurlu kavisli bakır boruları ve bunun benzeri borular. Deve tüyü = 1. Bu hayvanın kılından yapılmış. 2. Açık boz veya kahverenginde. Deve tımarı = Dikkatsiz, üstünkörü iş. Deve döşlü = Karınsız (at). Deve dişi = Bir cins nar. Deve dikeni = Yaban enginarı. Deve tabanı = Buhûr-ı Meryem denilen bitkislz bir çeşidi. Devede kulak = Diğer bir şeye nisbetle çok az miktarda olan. Deve yürüyüşü = Yavaş lâkin kesintisiz ve devamlı yürüyüş veya iş. Yok deve = Münasebetsiz söze karşı alay tâbiridir.

Türkçe Sözlük

(i.), cemiyet işlerinin, bilhassa ağır sanayi ve tarımın devlet eliyle yürütülmesi usûlü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Devşirme işi, Toplama. Ar. cem’. 2. Bir kerede toplanan miktar: Bir devşirim üzüm.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplama, Ar. cem’. 2. Katlama, sarma. 3. Öteden beriden toplanmış düzensiz asker: Devşirme askeri (bu dördüncü mânâ ile sıfat gibi c(,e kullanıIıp «devşirme asker» denir. Yeniçerilik zamanında ise, farklı mânâsı vardı. Belirli kanunlara göre yeniçeri olmak üzere acemioğlanı yazılan gençlere devşirme denirdi).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Toplamak, cem’etmek: Eteklerini devşirdi. Çamaşırı ipten devşirmeli. 2. Katlamak, sarmak: Şu halıyı devşirin. Elbiseyi devşirip sandığa koydu. 3. Yemiş ve mahsul toplamak: Üzümü devşirmeli. Devşirilecek meyve var mıdır?

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Toplatmak, cem’ettirmek: Etekleri, serilmiş çamaşırları devşirtmeli. 2. Katlatmak, sardırmak: Kumaşları, bezi devşirttiniz mi? 3. Meyve ve mahsul toplatmak: Artık üzümü devşirtmeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işini sonraya bırakan, ağırdan alan, sürüncemede bırakan; ağır, üşenen. dilatorily (z). ağırdan alarak, üşenerek, dilatoriness (i). işini ağırdan alma, geciktirme: üşenme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplinary action / fine / penalty. amercement royal. disciplinary action / fine / punishment / scourge. summary punishment. administrative fine. crackdown. disciplinary action.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). boşama, boşanma, talâk; ayrılma, ayrılık; (f). boşamak; ayırmak; ayrılmak; alâkasını kesmek. divorcee (i). boşanmış kimse. divorcement (i). boşama, boşanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). golf sopasıyla acemice vurarak kökünden kopartılan çim parçası.

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileri de onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten ‘aspartame’ denilen tatlandırıcı, şekerden 200 kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yazan yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekinmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileride onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten “aspartame” denilen tatlandırıcı, şekerden 2 yüz kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekilmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cement. filling. backfill. filler. packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accessory. accoutrement. reinforcement.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Donmuş, buz bağlamış, katı (galatı: müncemid) Elleri donuk. 2. Ustü donmuş gibi, dumanlı, bulutlu, berrak olmayan, buzlu: Donuk cam. 3. Cilâsız (tahta, maden vesaire) 4. Fersiz, ruhsuz: Donuk adam; donuk ifade.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tüğ). Bir adamın evlendiği veya bir çocuğun doğduğu veya sünnet olduğu gün yapılan şenlik. Osm. velîme, sûr, cem’iyyet: Filânın düğününde, düğün yapmak. Sünnet düğünü = Osm. Hıtân cem’iyyeti. mec. Düğün evi = Gürültülü ve kalabalık yer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcement. advertising.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ad. announcement. notice. publication. notification. proclamation. advertisement. annunciation. bulletin. communique.

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcement. notice. proclamation. notification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcement. notification. call to a meeting.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eban b. Osman b. Affan: Hz.Osman’ın üçüncü oğlu olup valilik etmiştir. Cemel vakasında Hz, Aişe’ye refakat etmiştir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ ابجدخوان] okula yeni başlamış öğrenci. 2.acemi, deneyimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ si ae) (i). kilise; cemaat; eski Yunan şehir devletlerinde yasama meclisi. ecclesiarch (i). kilise başkanı, büyük papaz. ecclesias'tic (s)., (i). kiliseye veya kilise örgütüne ait, dini; (i). papaz, vaiz, rahip . ecclesias'ticism (i). kilise pre

Türkçe Sözlük

(i. A. cemîl’den itaf.). Daha veya en güzel. Ar. ahsen: Ecmel-i nâs idi = Halkın en güzeli idi.

Türkçe Sözlük

(ECNEBİ) (i. A.) (mü. ecnebiyye). 1. Yabancı, bigâne: Memâlik-i e«nebiyye, düvel-i ecnebiyye, lisân-ı ecnebi = Yabancı ülkeler, devletler, dil. 2. Diğer bir memleket veya ırk ve milliyete mensup olan, diğer bir devlet tabiiyetinde bulunan adam: Ecnebilere mahsus bir yer (ecânib, bizce kullanılmıyan ecneb’in cem’i ise de bir mânâsı müşterek olduğundan, bunun cem’i yerinde kullanılıyor).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). silmek, bozmak; yok etmek, gidermek, izale etmek. efface oneself kendini çekmek, kendini göstermemek. effacement (i). silme; yok etme; kendini çekme.

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Cemşid soyundan anlayış ve zekasıyla meşhur bir İran hükümdarı.

Yabancı Kelime

Fr. écliptique

gök b. tutulum

Bir yıl boyunca Güneş’in gök küresi üzerinde çizdiği çemberin sınırladığı daire.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekârîm) (kerîm’ den itaf.). Daha veya pek kerîm, pek cömert ve Alîcenâb, lutuf ve keremi fazla olan. Serdâr-ı Ekrem = Osmanlı devletinde sadrâzam veya başka bir vezirin padişah yerine başkumandanlık ettiği zaman seferde aldığı unvan. Yâv»r-I Ekrem = Tanzimat’tan sonra padişahın müşir (mareşal) rütbesindeki yâverleri. Yâver-i Ekrem-i Hazret-i Şehriyârî (cem’inde yanlış olarak «yâverân-ı kirâm» denmiştir; halbuki kirâm, kerîm’in cem’idir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

criticism. strictures. critique. review. commentary. comment. animadversion. censure. denouncement. expostulation. knocking. slating. stricture.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kucaklamak, bağrına basmak, sevmek; sarmak, içine almak, kapsamak, ihtiva etmek; benimsemek, kabul etmek, almak; i. kucaklama, sarılma, bağrına basma. embracement i. kabul etme, benimseme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

law enforcement leader. police chief.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yığın, cemaat, kalabalık, izdiham.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meclis, cemiyet, şûrâ: Encümen-i dâniş = Akademi. Encümen-i teftiş ve muayene = II. Abdülhamid devrinde sansür komisyonu (halk dilinde Evcimend = Bir yere toplanma, öbek olma).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mecbur etmek, icbar etmek; zorla almak veya yaptırmak; uygulamak, tatbik etmek, yerine getirmek, yürütmek; kuvvetlendirmek. enforceable s. uygulanabilir, tatbik edilebilir. enforcement i. uygulama, tatbik. law enforcement officer polis.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (kıymet veya fiyatı) artırmak, ziyadeleştirmek, fazlalaştırmak, çoğaltmak. enhancement i. artma, çoğalma; artırma.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). «Nesc» in cem’i olmak üzere dokumaya benzer uzvî teşekküller, dokular. Bu mânâsiyle Arapça’da yoktur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ayartmak. enticement i. kandırma, baştan çıkarma, ayartma. enticing s. ayartan, baştan çıkaran.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. vecit haline koymak, kendinden geçirmek; büyülemek, teshir etmek. entrancement i. vecit hali.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (ehli hayvan demek olan «ni’m» in cem’ldir). 1. Nimetler. 2. En’Am ve diğer sûreleri içine alan Kur’an antolojisi: En’Am-ı Şerif (e.).

Teknolojik Terim

Trafik Anonsları (Traffic Announcement – TA) işlevinin, geçerli trafik bültenlerini kaçırmadan, trafik anonsu yapmayan istasyonları dinlemenizi sağlayan gelişmiş bir sürümüdür. Trafik anonsu yapıldığında, EON işlevi ayarlı istasyonun trafik programına otomatik olarak geçer.

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkulan ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi birçok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim insanları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemelerin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkuları ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi bir çok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim adamları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemenin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (esrâr’dan c. olup sırr’ın ikinci cem’idir. Ar. cem’ü’l-cem’). Avuç ve alındaki çizgiler ki, bazı dolandırıcıların gaipten haber vermek iddialarına dayanak olur.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). insan cemiyetinin yapısının ana hatlarını ve gelişmesini tesbit etmek için her kavmin hususiyetlerini bütün olarak inceleyen ilim kolu.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. emr). Emirler (buyruk ve ferman mânâsına olan emrin cem’idir. iş mânâsına gelen emrinki ise «umûr» gelir), (bk.) Emir.

Türkçe Sözlük

(f.). Yığılmak, toplanmak, Osm. tecemmû, tahaşşüt etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. velî). Velîler, (bk.) Velî. Velâyet ve keramet sahibi, Tanrı’ya yakın adam: Bu türbede bir büyük evliyâ yatıyor. Veli gibi iyi ahlâk sahibi: Bu adam Adeta evliyadır (Türkçe’de müfret gibi de kullanılır, fakat «evliyâlar» şeklinde ikinci defa cem hâline getirilmesi kaidelere aykırı sayılır).

Genel Bilgi

Böyle bir soruyu ilkçağlarda okyanus kıyısında yaşayan bir kişiye ‘bu denizlerin sonuna yolculuk nasıl olurdu’ diye sorsaydınız herhalde hayal gücünü bile kullanamazdı. Biz bugün evren hakkında o zamanın insanının dünya hakkında bildiğinden daha çok şey biliyoruz.

İimdilik bilebildiğimiz kadarıyla evrenin büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için gelin hayali bir uzay aracı ile hayali bir uzay yolculuğuna çıkalım ve içinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisinin ikizi Andromeda galaksisine bir gidip gelelim.

Tabii bu uzay aracının hızı dünyamızdaki yolcu uçaklarınınki kadar, yani saatte bin kilometre civarında olursa, Güneş’e bile varmak yıllarca sürer. Onun için aracımızın hızının ışık hızı, yani saniyede 300 bin kilometre olduğunu varsayalım. Bu hızı tahayyül edebilmek için bir silahları çıkan merminin hızının saniyede bir kaç kilometre olduğunu belirtelim.

Dünyadan hareket eder etmez, bir saniyeden biraz fazla bir süre içinde Ay’ı sollar, 8 dakika sonra Güneş’te oluruz, Güneş’in sıcaklığından bir an evvel kurtulmak için yolumuza devam edersek 5,5 saat sonra gezegenleri arkamızda bırakarak Güneş istemimizden çıkarız. Buraya kadar 6 milyar kilometre yol gelmişizdir ve geriye dönüp baktığımızda artık Dünya’nın yanında Ay’ı seçemeyiz.

Güneş sisteminden çıkarken rotamızı en yakın yıldıza çevirelim. 4 yıl 3 ay sonra Proxima Centauri’ye varırız. Buralardan artık Güneş sistemimizin devleri Jüpiter ve Satürn de dahil hiç bir gezegen gözle görülemez sadece Güneş sönük bir yıldız olarak gözümüze çarpar.

Madem hayali bir seyahat yapıyoruz, burada geçen ömrümüzün de sınırlı olmadığını kabul edelim. 20 bin yıl sonra içinde bulunduğumuz yıldız grubu Samanyolu’nun sınırına ulaşıp dışarı çıkarız. Burada artık Güneş de gözden kaybolur. Bir kaç yüz bin yıl daha boşlukta gidip geriye baktığımızda 100 milyar yıldızdan oluşan Samanyolu’nu hızla dönen büyük bir girdap gibi görürüz.

İçinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisine diğer ülkeler mitolojiden kaynaklanan, ‘süt’ veya ‘sütlü yol’ anlamında ‘Milky way’ adını vermişlerdir. Anadolumuzda ise bu yıldızlar topluluğu, saman çalan bir hırsız kaçarken dökülen samanlara benzetilip ‘Saman uğrusu’ adı verilmiş bu ad zamanla Samanyolu’na dönüşmüştür.

Güneşimiz 4,5 milyar yaşındadır ve Samanyolu’nda bir turunu 220 milyon yılda tamamlar. Yani Güneş, gezegenler ve biz, bugüne kadar galakside 20 turu tamamlamış bulunuyoruz. 22 milyon yıl sonra yirmi birinci tur da tamamlanmış olacaktır. Son tur başladığında dinozorlar dünyada ortaya çıkmışlardı. Bir turda dünyada olup bitenlere bakın.

Dinozorlar 21. tur bitmeden dünyadan silinip gittiler. İnsanlık tarihi ise ancak 200 bin yıl evveline kadar gidebiliyor. Afrika’da bulunan, insanı andıran maymun kalıntıları ise 3,5 milyon yıllık, yani Taş Devri’ çizgi filmindeki Fred’in hiç bir zaman bir dinozoru olamadı.

Neyse biz yolculuğumuza devam edelim. Bu arada gözümüze bizim Samanyolu’na benzer başka yıldız grupları da çarpar. Bunlardan en yakın olanına 400 bin yıl sonra ulaşırız. Işık hızı ile yoluna devam eden uzay aracımız 3 milyon yıl sonra Samanyolu’nun ikizi olarak bilinen Andromeda galaksisini de geçerek galaksiler grubunun dışına çıkar ve daha büyük bir boşluğa dalar.

Aslında biz dünyadan baktığımızda bu mesafeden 3-4 bin kat daha uzak gök cisimlerini de gözlemleyebiliriz ama iyisi mi boşlukta kaybolmaktansa artık geri dönelim, evimize varmak için daha 3 milyon yıllık yolumuz var.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kiliseden aforoz etmek, mahrum etmek, cemaatten tardetmek, Hıristiyan ayinlerine kabul etmemek. excommunica'tion (i.) aforoz.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fahriyye). Şeref ve iftihar vesilesi olarak ücretsiz ve ismen verilen ve kabul olunan sıfat ve unvan: O ilim cemiyetinin fahrî reisi filan zattır, ben de fahrî Azâsından olmayı arzu ederim. Fahrî oyma == Fahri adında meşhur bir ustanın icadı olan ince ve sanatlı oyma, Fahri işi oyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başaramamak, becerememek, muvaffak olamamak, çıkmamak, bitmek, kifayet etmemek; kuvveti kesilmek, zayıflamak; iflâs etmek; kalmak (sınavda), geçememek; boşa çıkarmak, bırakmak, ümidini kırmak; ihmal etmek, yapmamak; sınıfta bırakmak, geçirmemek. fail

Türkçe Sözlük

(i. F.). Farsça, Fars dili. Acemce.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. franc-mason). 1. İnsanlar arasında sevgiyi esas tutan milletlerarası bir cemiye’t. Esasları siyasî veya dinî olmayıp sırf usule ait olduğu halde sırra bağlıdır. 2. mec. Dinsiz, kâfir, inkârcı.

Türkçe Sözlük

(i.). Fars dili, Acemce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kadınların giydiği çemberli etek veya iç eteği, jüpon, etegi kabartmak için alttan takılan çember.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Financial Accounting Standard Authoritative accounting pronouncement on handling different specific accounting situations Issued by FASB. - See 'Cargo Terms of Sale' Appendix G.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fevâyih). Güzel koku (cem’i kullanılmıştır): Fevâyih, kullanmak bazen baş ağrısı verir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fazalât). 1. Artık, Ar. ziyade, zâid: Sizde bundan fazla bir şey var mıdır? Bendeki eşya bundan fazladır. 2. Artan, kalan miktar, bakiye: Bundan fazlasını ne yapalım? Yemeğin fazlalarını topluyor. 3. Artık ve lüzumsuz şey: Bundan ziyadesi fazladır, bana fazla geliyor. 4. Kazurat (bu mânâ ile lisanımızda yalnız cemi ve o da nâdiren kullanılır). Bundan fazla = Bundan başka.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Friendly or devoted to such a government; as, the Federal party. see Federalist. any federal law-enforcement officer a member of the Union Army during the American Civil War national; especially in reference to the government of the United States as disti

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of the Union Army during the American Civil War. any federal law-enforcement officer. national; especially in reference to the government of the United States as distinct from that of its member units; 'the Federal Bureau of Investigation'; 'fede

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tekerlek çemberi, ispit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beraberce hoş vakit geçirme, arkadaşlık, refakat; samimiyet; üniversitede bilimsel araştırma için verilen burs; birlik; kurum, dernek, cemiyet, kulüp.

Türkçe Sözlük

(i. A. Y. philosophos’tan Arapçalaşmış). Madde ve hayatı; bunların, cemiyet, ruh, kâinat gibi belirtilerini, sebep, prensip ve gaye bakımından inceleyen zihnî zalışma ve bu çalışmaların zihnî verimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çemenotu, (bot). Trigonella foenum graecum.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Sekizinci gök. 2.Pişdadilerin 6.padişahı olup Cemşid sülalesinden demirci Gave’nin yardımıyla Dahhak-ı Mari’yi öldürmüştür. Lakabı Ferruh’tur.

Türkçe Sözlük

(I. F. Arapça zannederek «ferâmîn» şeklinde cem’ini kullanmak büyük yanlıştır). 1. Buyruk, emir: Buna ne ferman edeceksiniz? 2. Yezılı olarak verilen ve hususi bir şekilde yazılan padişah emri: Yarlığ, berat, buyrultu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abolition. cancellation. dissolution. annulment. cancel. rescission. denouncement. invalidation. cassation. defeasance. repeal.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. efvâc). Bölük, gürûh, cemaat: Fevc fevc, fevcâ-fevc = Bölük bölük, akın akın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فوج] grup, cemaat, zümre. 2.bölük, takım.

Türkçe Sözlük

(i. A.) Bölük, takım, gürûh, cemaat.

Türkçe Sözlük

(i. Ar.) (Ar. fî = edat, h = 1. erkek şahıs zamiri). Onda, ona dair: Münâzı-ı fîh = Ona dair konuşulan, münazaalı. Mâ-n»hnü-fîh = Konuşma mevzuu (müennesinde fîhâ, tesniyesinde fîhümâ, cem’inde fîhim olur).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. firak). 1. Bölük, insan topluluğu, Ar. cemaat, tâife. 2. (askerlik) Birkaç alay veya iki tugayla bağlı birliklerden müteşekkil büyük askerî birlik, tümen. Orada bir fırka asker bulunduruluyor. Fırka kumandanı = Tümen kumandanı. 3. (denizcilik). Bir amiralin kumandasında bulunan donanmanın bir kısmı (deniz fırkasının kısımlarına da takım denir). Fırka-i bahriyye = Filo.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tüyleri henüz bitmiş yavru kuş; acemi çaylak, bir işe yeni başlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sürü; küme: güruh kalabalık, yığın: cemaat, grup, zümre: (f). sürü halini almak, sürü halinde gitmek, toplanmak, üşüşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ağıl; koyun sürüsü; cemaat; (f). ağıla kapamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alın üzerine sarkan saç demeti perçem; (mak). başlık çivisi, kilit pini. take time by the forelock fırsatı yakalamak, fırsatı kaçırmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kardeşlere ait; kardeş gibi, kardeşçe; kardeşlik cemiyetine ait. fraternally (z). kardeşçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardeşlik; kardeşlik cemiyeti; dinsel veya toplumsal gaye ile kurulan birlik; erkek talebe kuruluşu; aynı sınıf veya meslekten olan erkekler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (i). taze, yeni; tatlı (su); temiz, serin (hava); canlı; dinlenmiş, taravetli; acemi; (A.B.D)., (k).dili küstah, cüretkâr; yeniden süt vermeye başlayan (inek); (z). taze taze; (i). serinlik. fresh air camp açık hava kampı. fresh breeze ser

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). saçak, püsküllü saçak; saçak gibi şey, perçem, kakül; kenar; (fiz). ışın kırılmasından meydana gelen koyu çizgilerden biri; (f). saçak veya kenar takmak. fringe benefit işçiye ücreti dışında sağlanan her hangi bir şey (sosyal sigorta, emekl

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yumuşak bir şekerleme; boş laf, saçma; (matb). son dakikada gazeteye konan parça; (f). uydurmak; acemice iş görmek; saçma söz söylemek; bilya oyununda eli fazla ileri götürmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fer’). Fer’ler, parçalar. Bunun ikinci defa cem’i olarak fürûAt dahi kullanılır, (bk.) Fer’.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. feth). Fetihler. Bunun ikinci cem’i olarak fütûhât dahi kullanılır: Yavuz, saltanatını fütûhât ile geçirmiştir. (bk.) Fetih.

Türkçe Sözlük

(i. A.) {feth’in cem’i olan fütûh’un cem’i). Fetihler, zaferler, fethedilen, zaptedilen ülkeler.

Türkçe Sözlük

(i. A. c. ve bunun ikinci cem’i: füyûzât) (m. feyz). Feyzler. (bk.) Feyz.

Türkçe Sözlük

(i. A. gafr’dan smüş.). Çokyaygın, kaplayan, umumî: Cemm-i gafîr = Büyük topluluk, büyük kalabalık: Bir cemm-i gafîr toplandı, bir cemm-i gafîr ile gitti (yalnız bu tâbirde geçer).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Suya batma, batırma: Taşan sular bağı garketti, bağ suya garkoldu, gemi delinip garkoldu. 2. Boğma, boğulma: Bir gemi batıp içindeki yolcuların hepsi garkoldu, kaptan acemilikle gemiyi garkeyledi. 3. mec. Bol bol verme veya alma, müstağrak olma veya etme: Mehtap ortalığı nûra garkeyledi, müracaat edenlerin hepsi nimet ve ihsana garkoldular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

usurpation. seizure by violence. wrongful seizure. extortion. assumption. unauthorized assumption. deforcement. encroachment. grab.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acemi, beceriksiz, savruk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acemice tavır, beceriksizlik.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: gase). 1. Katı ve sıvı olmayıp, hava gibi hafif ve uçucu cisim. Osm. cism-i tayyâr. Bir sıvıyı çok ısıtarak gaz haline koymak. Ar. sanılıp gazât suretinde cem’i de kullanılmıştır. 2. Maden kömürünü yakarak elde edilen ve borularla şehrin her tarafına iletilen; yakılınca eskiden sokak ve evleri aydınlatan ağır kokulu bir uçucu cisim: Gazla sokakları aydınlatmak. Aşağıdaki mânâdan ayırmak için havagazı dahi denir. Havagazı ile işleyen birçok makine icat olunmuştur. 3. (yanlış) Yerden çıkan nefte benzer madenî bir sıvı ki, tasfiyeden sonra zeytinyağı yerine lambada yanarak aydınlatmaya yarar, petrol: Gaz yakmak, gaz lambası, gaz tenekesi, sandığı. 4. Petrol yakan lâmba, ışık, çerâğ: Şu gazı yakına getirin, bana gösterin.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (y. k.). An’anelerin cemiyet hayatında temelli vazifelerinin bulunduğuna inanan doktrin.

Türkçe Sözlük

(i.). Gelmek işi, gelme, Ar. vürûd: Onun bu saatte gelişi sebepsiz değildir. 2. Tarz, tavır, suret. Gelişigüzel = Rasgele, tabiî hâlinde, her nasıl bulunduysa, dikkat ve ihtimam olunmaksızın: Gelişigüzel bir kıyafetle, saçlarını gelişigüzel zel bırakmıştı («gelişât» suretinde cem’i ve istidâd ve reviş mânâsında kullanılması gülünçtür).

Türkçe - İngilizce Sözlük

formative. development. strides. growing. improvement. advancement. progress. growth. advance. amelioration. budding. expansion. flourish. headway. inflorescence. pickup.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tie. stretcher. spanner. tightener. rack. diagonal. tension member. batter brace. bracing. bracer. girt. spreader. guy. traverse. tieback. reinforcement. stay. straining piece. straining beam. stiffener. strut. crossband. take-up. rigger. rigging rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. stretching. spreader. tie. anchor. tieback. string course. stirrup. span. clamp. tension member. diagonal member. bolt stay. tentering. gib. spreading. brace. bracer. bracing. framing piece. reinforcement. straining piece. take-up. crosspiece. st

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Getirme işine konu olma, Osm. celb ve ihzâr olunmak, sevk ve İsâl edilmek: Hint’ten kumaşlar getirilebilir. Şehre üç saatlik yerden su getirildi. Suçlu mahkemeye getirildi. 2. Söylenmek, adı edilmek: Daha aydınlanmamız için bu mevzuda örnek getirilmek icap eder. 3. Konulmak, Osm. vaz’ olunmak: Fiile getirilmek = İş haline konmak, icra olunmak. Yola getirilmek = Nizamına, usulüne konmak. 4. Peyda ve hasıl edilmek: Merak getirilmek. Bir yere getirilmek: Cem’olunmak, toplanmak. Hatıra, zihne, akla getirilmek = Hatırlamak, düşünülmek, Osm. tahattur edilmek. Dile getirilmek = Hakkında dedikodu çıkarılma, Osm. teşhir ve terzil olunmak.

Türkçe Sözlük

(f. aslı geidirmek). 1. Gelmesini sağlamak, uzak yerden yakına sevk ve nakletmek. Osm. celb ve ihzar, sevk ve İsâl eylemek: Yemeği getirin. Çeşmeden su, çarşıdan kumaş getirdiler. Avrupa’dan hayli hediyeler getirmiş. 2. Beyan etmek, nakletmek, zikretmek: Her kaideye bir misal getirmek: Her sözde bir hadîs-i şerif getirir. İddiasını isbat etmek için Mevlânâ’nın bir beytini, filânın bir sözünü getirdi. 3. Koymak, vaz’etmek; sokmak: Yoluna getirmek, fiile, kuvveden fiile getirmek, meydana, vücuda getirmek. 4. Uydurmak, tatbik etmek: Kumaşı dalı dalına getirmek, yazıyı satırı satırına getirmek: Terzi şu paltonun yakasını iyi getirmemiş. 5. Kalbetmek, çevirmek, döndürmek: Kuraklık, ekinleri bu hale getirdi. Araplar vaktiyle bütün Kuzey Afrika ve Doğu ahalisini İslâm’a getirmişlerdir. 6. icab etmek, meydana gelmesine sebep olmak, ortaya çıkarmak, vermek: Bu rüzgâr kar getirir. Bu hava sıtma getirir. Ham meyve hastalık getirir. Bu ilâç bana bir sersemlik getirdi. 7. Hâsıl ve peydâ etmek, uğramak, dûçâr olmak: Pişmanlık, merak, sevda getirmek. İmana getirmek -İnandırmak. mec. Yoluna koymak, ıslah etmek. Bir yere getirmek: Toplamak, cem’etmek, biriktirmek. İki ucunu bir yere getirmek = idare etmek, gelirini giderine dengeli hâle getirebilmek. Hak getire = Allah vere, yok. Hatıra, zihne, akla getirmek = Hatırlamak, düşünmek. Dört ayağını bir yere getirmek = Var kuvvetini vermek, elden geleni uzak etmemek. Dünyaya getirmek = Doğurmak. Dile getirmek = Teşhir etmek, aleyhinde söz söylenmesine sebebiyet vermek. Sonunu getirememek = Nihayette başarısız olmak, varını kaybetmek. Geri getirmek = İade etmek. Geviş getirmek = (geviş getiren hayvanlar) Yediklerini tekrar ağza getirip çiğnemek. Yerine getirmek = İcra, ifâ etmek, yapmak: O, vaidlerini yerine getirir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., den. pusulanın yalpalıkları, yalpa çemberleri.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uzun saç, zülüf, kâkül, saç örgüsü, perçem.

Genel Bilgi

Eski kabadayılar göğüslerini ustura ile tıraş ederler, yalnız bir tutam kıl bırakmayı ihmal etmezlerdi. Buna „göğüs perçemi’ derlerdi. Bu perçeme mali güçlerine göre boncuk ya da pahalı inciler takarlardı.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde sulu zatülcemp denilen hastalıktır. Akciğerlerin etrafını saran zarın iltihaplanması sonucu meydana gelir. Zarın iki yaprağı arasına su toplanmıştır. Nedeni; şiddetli soğuk algınlığı, bronşit, böbrek hastalıkları veya kulak iltihaplarıdır. Göğsün yan taraflarında şiddetli ağrı hissedilir. Bunlara bastırıldığı zaman ağrı şiddetlenir. Nefes darlığı vardır. Yatak istirahati ve doktor tedavisi şarttır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kantoron, bal.

Hazırlanışı : 250 gram süzme bala 3 tatlı kaşığı dövülmüş kantaron kökü konup, iyice karıştırılır. Günde 3 kere aç karnına birer tatlı kaşığı yenir.

Türkçe Sözlük

(i.). Yerin gözle görülebilen ufuklardan itibaren yukarda kubbenin içi gibi görülen şey ki, boşluktan yani fezâdan ibaret olup, arada bulunan atmosferden dolayı açık mavi görünür ve bulut denilen buharlar olmadığı, zaman, gündüzün güneş ışığı ile aydınlık ve gece yıldızlarla süslü bulunur. Ar. semâ, felek, Fars. Asmân, sipihr: Göğe bakmak, göğe çıkmak, gökten düşmek, inmek, yer, gök: Arz ve semâ. Gökyüzü = Semâ boşluğu, Fars. rû-yı Asmân (vaktiyle tabakalardan mürekkep sanıldığı için çok defa cemi olarak kullanılır): Göklere çıkmak (her dilde olduğu gibi hava mânâsıyle de kullanılır). Gökteki bulutlar, gökte uçan kuşlar. Gökte ararken yerde bulmak = Uzakta veya zorlukla aranılan şeyi birden ve kolay ele geçirmek. Göğe çıkmak = 1. Pek yükselmek. 2. mec. Çok hiddet etmek ve kızmak. Gökten inmek = Harikulâde bir suretle ortaya çıkmak: Gökten zenbille inmek. Yer, gök titremek = 1. Çok gürültü olmak. 2. Pek dehşetli bir günah işlenmek. Göğün direkleri alınmak = Çok yağmur yağmak. Baş göğe ermek = Çok iftihâr etmek. Gökten ne yağar da yer kabûl etmez = Tanrı tarafından gelene insan tahammüle mecburdur. Gök gürültüsü veya gök gürlemesi = Şimşek çakınca veya yıldırım düşünce duyulan gürültü.

Genel Bilgi

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçi-+lerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında Aristoteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre, gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki, o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrıdır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey, dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler, içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş, biz ve yağmur damlaları, muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.

Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır, Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı deri demek olan gön’den gönlek kl, deri üzerine ve çıplak tene giyilir). 1. Elbisenin altından giyilip vücudun yukarı kısmını örten ve ekseriya dizden yukarı kalıp bazen de ayağa kadar uzanan çeşitli yumuşak bezden çamaşır, Fars. pîrâhen: Bir don bir gömlek = Yalnız don ve gömlek giyip elbisesiz olan. İç gömlaği = Alttan giyileni. Kolalı gömlek, frenk gömleği = Yeleğin altından giyilip göğsüyle yaka ve kolları görünen ve kola ile ütülü bulunan, kravat da takılan gömlek. Acem gömleği = İşçilerin elbiselerini muhafaza için üstten giydikleri ve ekseriya lâcivert amerikandan yapılma iş gömleği. 2. Zar, örtü, kabuk, kılıf, tabaka: Ciğer, yürek, beyin gömleği. Ağaçtan bir gömlek almak. 3. Batın: İki gömlek ceddi falancadır. Gömlek eskitmek = Yaşamak, (denizcilik) Randa gömleği = Randa yelken örtüsü, kılıfı. Gömleğinden geçirmek = Evlât edinmek. Yılan gömleği — Yılanın değiştirdiği deri.

Türkçe Sözlük

(i.). Tecrübesiz, alışmamış, acemi, toy.

Türkçe Sözlük

(I.). Tecrübesizlik, acemilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kadın elbisesi, özellikle gecelik; robdosambr; avukat veya profesör cüppesi, resmi elbise, biniş; (f.) elbise giydirmek. town and gown şehir halkı ve üniversite cemiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) nineciğim; ihtiyar kadm; (k.dili) eski kafalı veya cahil yaşlı kadın. granny knot acemice yapılmış gevşek düğüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yeşil; yeşillikle kaplanmış, yeşermiş; taze, canlı; ham, pişkin olmayan; acemi, cahil, toy; yarışa girmemiş (at); kurutulmamış, tuzlanmamış; pişmemiş, çiğ; soluk, rengi atmış (korku, mide bulantısı veya kıskançlıktan); (i.) yeşil renk; spor

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) acemi veya toy kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortification. reinforcement. strengthening. consolidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strengthen. make strong. support to. beef up. brace. cement. enforce. enrich. exalt. reinforce. soup up. steel. tone up. vivify.

Türkçe - İngilizce Sözlük

impulse. incentive. inducement. motivation. motive. spur. drive. push.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cemaat, takım, bölük, kalabalık: Bir gürûh adamlar geçiyordu. Gürûh gürûh = Bölük bölük, Fars. fevc-Afevc.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Göze iyi görünen, şekil ve sureti takdir ve sevgi uyandıran, Ar. cemîl, Fars. hûb, zîbâ: Güzel adam, güze! kız, güzel at, güzel ev. 2. İyi, hoş, Ar. tayyib, mergub, müstahsen: Güzel iş, güzel hava, güzel söz, güzel ses. 3. Ayıpsız, kusursuz, Ar. sâlih: Güzel adam. Sevgili, di. ber: Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefâ var. İyi, Alâ, hoş: Güzel söyledi, güzel işlenmiş, güzel yazar. Cevap mânâsında: Peki, olur: Güzel, güzel ama = Peki ama. Güzelhatun — Bir nevi kan kurutan otu. Saksıgüzeli = Nasırotu. Dünya güzeli = Pek güzel kadın.

Türkçe Sözlük

(i.). Güzel olan şahıs veya şeyin hali. Ar. hüsn, cemâl, bahâ: Güzellik kadın için birinci süstür; kız güzelliğine güvenip ilim ve terbiye tahsilinden geri kalmamalıdır. 2. İyilik, Ar. tayyib, hoşluk: Bugünkü havanın güzelliği, bu sesin güzelliği. 3. Yavaşlık, tatlılık, Ar. hilm: Güzellikle kandırdım, güzellikle kaldırıp öbür tarafa koymalı, güzellikle söylemek. 4. Düzgün, süs. 5. iyi havadis, iyi haberler, iyilik, sağlık: Ne var, ne yok? Güzellik.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hubûb ve bunun cem. hubûbât). Tane. Habbeyi kubbe yapmak = Mübalâğa etme. Habbe-i vâhide (bir habbe) = Hiç (Osm. menfi cümlelerde geçer). Habbe-tüs-sevdâ = Çörekotu. c. Zahire, buğday, arpa, çavdar gibi ürünler.

Türkçe Sözlük

(HADD) (i. A.) (c. hudûd). 1. Sınır, iki devlet ülkelerinin veya iki memleket ve eyaletin temas ettikleri yer (bu mânâ ile ekseriye cem’i kullanılır). 2. Derece, mertebe: Hadd-i İeiz = Fesâhatin çok yüksek bir derecesi. 3. İnsanın kadir ve derecesi, gerçek pâyesi, değeri: Haddini bilir adamdır; insan haddini tecavüz etmemeli; benim haddim değildir; haddim olmayarak. 4. Şerîat hükümlerine uygun ceza: Hadd-i şer’İsini vermek; yalan şahidin hadd-i şer’İsini vermek; yalan şahidin şer’İ haddi nedir? 5. (mantık) Kaziyeyi terkip eden iki kısmın her biri: Hadd-i ekber, hadd-i asgar. 6. (matematik) Cebirde bir denklemi yapan kısımların beheri (Fr. terme). Birine haddini bildirmek = LAyık cezayı vermek. Hadden ziyade, bî-had = Pek çok. Hadd-I zâtında = Zaten, tab’an, doğuştan, fıtreten.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) sıkı pazarlık etmek; çekişmek; acemice kesmek; (i.) sıkı pazarlık; çekişme.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hulefâ). 1. Vekil, halef, birinin yerine geçen adam. 2. Peygamberimizin vekili ve halefi olan zat: Halîfe-i Resûlullah, halîfe-i islâm. 3. Eskiden BAbıâlî kalemlerindeki kâtiplere denirdi: Hacı halife = KAtib Çelebî’nin lâkabı (bu mânâ ile sonradan yalnız cem’i kullanılmıştır): Mektûbî-i sadâret hulefâsından = Başbakanlık hususî kalem kâtiplerinden. 4. (Türkçe: kalfa) (bk.) Kalfa. Hulefây-ı râşidîn = ilk dört Halîfe: Hz. EbûBekr, Ömer, Osman ve Ali. Ser-halîfe = Eskiden BAbıâlî kalemlerindeki kâtiplerin başı ve en kıdemlileri: Filân kalemde serhalîfe oldu.

Türkçe Sözlük

(aslında I ince) (i. A.) 1. Yaratma, yaratış: Cenâb-ı Hak kâinâtı halk buyurdu. 2. Icad, uydurma, iftira, kurma: Böyle sözler halk etmeye muktedirdir. 3. İnsanlar, herkes, insan cemiyeti, umum: Halk rahatsız değildir, halka iyilik etmek; halk işitti. 4. Cemaat, gürûh, kalabalık: Birçok halk toplanmıştı. Halk-ı Alem = Bütün insanlar. Beyn-el-halk = Halk arasında.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pişmemiş, çiğ: Ham et. 2. Olmamış, kemâle ermemiş: Ham meyve. 3. Açılmamış, tecrübesiz, acemî: Ham adam. 4. İşlenmemiş, açılmamış, boş: Ham toprak, ham arazi. 5. Rahata alışmaktan zahmete tahammül edemiyen: Oturmaktan pek ham oldum, vücudum ham laştı. 6. İşlenmemiş, tabiî halinde bulunan: Ham eşya, ham demir, ham şeker. 7. Boş, beyhude, münasebetsiz, abes: Ham teklif; ham hayal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jambon. kiç. artıst. gösterışçı. acemı oyuncu. amatör radyocu. abartili oynamak. rol kesmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çiğlik. 2. Meyvenin olmamış halinde bulunması. 3. Tecrübesizlik, acemilik. 4. Rahata alışmaktan zahmete dayanıksızlık.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Büyük sülâle, asil ve büyük aile: Al-I Osman Osmanlı hânedânı, Habsburg, Hohenzollern, Romanof hânedanları. 2. Bir yerde evi daima misafirlere açık, cömert ve asil adam (bu mânâ ile isim ve sıfat gibi, müfred ve sonundaki «An» a bakılarak yanlış olarak cemî gibi kullanılır): O hânedân adamdır. Bu memleketin hânedânındandır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkçe’de han isminin müennesidir: bey, beyim gibi). 1. Kadınlara verilen şeref ve saygı tâbiridir, Ar. seyyide, sittî, Fars. bânû: Fatma Hanım, Zeynep Hanım, vâlide hanım, hemşire hanım, hanımefendi, hanım kız, küçük hanım, büyük hanım. Cem’i saygı ifadesi olarak, kadınlar mânâsında kullanılır: Hanımlara mahsus kamara. 2. Zevce, eş, karı, Ar. halîle: Filânın hanımı, paşanın hanımı. Hanımeli = Güzel kokulu beyazımsı bir çiçek ve onu veren küçük ağaç. Hanımboceği = Gül goncalarını kesen siyah benekli, kırmızı bir küçük böcek. Kirlihanım = Bir çeşit yumuşak ve beyaz taze peynir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hurûf, hurûfât). 1. Bir alfabede bulunan ve okuyup yazmayı sağlayan işaretlerin beheri: Hurûf-ı Arabiyye, Latin harfleri. Hurûf-ı savtıyye = Sesli harfler. Hurûf-ı sâmite = Sesssiz harfler. Hurûf-ı mûceme = Arab alfabesinde noktalı harfler. Hurûf-ı mühmele = Noktasız harfler. 2. Yazı dizip kitap basmaya mahsus kurşundan dökme harf şekilleri (bu mânâ ile ekseriya «cem’ül-cem’» çokluğun çokluğu olan «hurûfât» kullanılır): Hurûfât basması = Böyle harflerle yapılan baskı. Taş basması mukabili. 3. (gramer) Kelimenin tasrif olunmaz ve kendi kendine kullanılmaz kısımları ki, ekseri birer harften ibaret olmaları münasebetiyle böyle adlandırılmıştır: Harf-i cer, harf-i ilsak, harf-i rabt, harf-l şart vesaire ki, hepsine «edat» diyoruz. 4. mec. Söz, kelâm, yazılı şey: Câml-i hurûf = Muharrir, yazar, müellif. 5. Remiz, suret, senbol, ima yoluyle dokunan söz: Harf atmak. Harf-be-harf = Harfi harfine, kelimesi kelimesine, harfiyyen, aynen, aslından ayrılmaksızın: Filân kitabı harf-be-harf, harfi harfine tercüme etti. Söylediğinizi harf-beharf, harfi harfine kendisine tebliğ ettim. Harf-i vâhid (menfî cümlelerde) = Hiçbir harf, hiçbir söz: Kendiliğimden harf-ı vâhid söylemedim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disabled ex-serviceman. disabled veteran.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cem’i haşebe, haşebât gelirken biz yanlış olarak ahşab kullanıyoruz). Ağacın odun kısmı, kerestesi, aslı: Ceviz ağacının haşebi iyi cilâ alır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûl» dan if.) (mü. hâsıla) (c. hâsılât). 1. Husul bulan, meydana gelen, vücuda gelen, beliren, gözüken: Bundan ne hâsıl olur? Bu kadar me şakkattan bir fayda hasıl olmadı. 2. Biten, yerden çıkan: Çekirdekten hâsıl olan ağaçlar. 3. Netice yerinde olan: Hâsıl-ı kelâm = Sözün neticesi, kısası. 4. Semere: Ömrümün hâsılı: Evlâdım. 5. (matematik) Hesabın dört işleminden alınan netice: Hâsıl-ı cem. Hâsıl-ı tarh. Hâsıl-ı darb. Hâsıl-ı taksim. Hâsılı, elhâsıl, v’el-hâsıl, hâsıl-ı kelâm = Nihayet, netice itibariyle, sözün kısası, kısaca. Hâsılı tahsil etmek = Boşuna yorulmak, c. Hâsılat = Tarım ve başka çalışmaların verdiği semere, gelir: Tarlanın bu seneki. hâsılâtı. Çiftliğin, fabrikanın, koyunları hâsılâtı. Posta, telgraf, vapur hâsılatı. Hâsılât-ı sâfiyye = Masraflar çıktıktan sonra hâsılâtın sırf kâr kalan kısmı. Hâsılat-ı gayr-ı sâfiyye = Masraflar düşürülmeksizin umum hâsılât.

Türkçe Sözlük

(HASM) (i. A.) (c. husûm) (daha çok kullanılmış olan husamâ ise aynı mânâda olan ve dilimizde kullanılmayan hasîm’in cem’idir). 1. Düşman: Hasm-ı can = En büyük ve şiddetli düşman. 2. Davada yahut oyun, güreş, yarış vesairede karşı taraf, rakib.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ele geçemeyen veya elden kaçırılan bir nimete üzülerek yanma ve iç çekme: Hasret çekmek: Mahrum olup teessüf etmek. 2. Göreceği gelmek: Arzu, iştiyak: Çocuklarının hasretini çekiyor: Hasret-i yâr ile dil-hûn oldu. (Türkçe): Sıfat gibi de kullanılıp hasret olmak ve hasret kalmak denilir: Bu sene üzüme hasret kaldık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasetçi, kıskanç (hasede, sanıldığı gibi bunun cem’i olmayıp, hâsid’in cem’idir).

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hatie). Sanıldığı gibi hatâ’nın cem’i değilse de o mânâda kullanılmıştır, (bk.) Hatie.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hatâyâ). 1. Yanlış. 2. Suç, kabahat (Osmanlıca’da cem’i daha çok ve «hatâ» kelimesinin cem’i gibi kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(HATIR) (i. A. «hutOr» dan if.) (c. havâtır). 1. insanın düşünme ve ezberleme kuvveti, fikir, zihin, akıl, hâfıza kuvveti: O vak’a hatırımdadır. Sen hatırıma getir. Hatırımdan çıktı: Hatırda kalmak, hatıra gelmek. Hatırdan çıkmış = Unutulmuş. 2. Gönül, kalb, dil, his ve duygu kuvveti. Hatırım kaldı = Gücendim. Hatır yapmak = Gönül yapmak. Hatır kırmak = incitmek. 3. Saygı, riayet: Sizin hatırınız İçin. Onun hatırı büyüktür. O adam hatıra bakmaz. Ben hatır için söz söylemem. Hatır saymak. 4. Keyif, hal: Hatır sormak = Hatırınız iyi mi? Hatırı sayılır = Ehemmiyetlice, hayli büyük. Hatır kalmak = Gücenmek, Osm. münfail olmak: Hatırınız kalmasın ama, oğlunuz pek çalışkan değildir. Cem’iyet-i hâtır = İnsanın aklı ve fikri yerinde ve aklın dağınık ve karışık bir halde olmaması. Der-hitır etmek = Hatıra getirmek, hatırlamak. Safl-yı hltır = Kalb huzuru, gönül rahatlığı. Meriyyül-hltır = Hatırı sayılır, sözü geçer. Hatır sormak = Bir hasta veya lohusaya hâline münasip yiyecek ve içecekten bir şey götürmek veya göndermek.

Türkçe Sözlük

(aslı: HâDUN, KADUN, KADIN) (i.) (Arapça’da cem’i: havâtîn). 1. İslâm’ dan önceki ve daha sonraki Türk devletlerinde hâkan zevcesi, imparatoriçe. 2. İtibarlı kadın, hanım, Fars. bânû, Ar. seyyide kullanılıyorsa da, hâtûn kelimesinde daha fazla saygı vardır. Hâtûn, kimseye derdini anlatamıyor. Güzelhâtun otu, güzelavrat otu = İtalyanca belladona dedikleri çiçek ki, tıbbî bitkilerdendir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «havâye» den if.). İçine alan, kaplayan, Ar. şâmil, muhit: Bu lügat kitabı dilimizdeki bütün kelimeleri hâvidir, yirmi altını hâvi bir kese (hâvi ile câmî ve şâmil arasında fark vardır. Hâvi: İçinde bir veya birkaç şey bulunan, câmî: Birçok şeyleri bir yere cem’eden, toplayıp birleştiren; şâmil de asıl hâvî olduğu şeyden başka diğer bir veya birkaç şeyi daha içine alan hakkında kullanılır. Meselâ: Bu çiftlik yirmi beş tarlayı hâvîdir; yirmi beş tarla ile birkaç bağ, çayır ve mer’aları câmîdir, yanındaki ormanı dahi şâmildir denir. Hâvî yerine muhtevi de kullanılır. Hemen aynı şeydir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kuvvet, kudret: Lâhavie ve-lâ-kuvvete illâ billahi’l-aliyyUl’-azim = Kuvvet ve kudret ancak Cenâb-ı Hakk’a mahsustur. 2. Sene, yıl. 3. Etraf, çevre (cem’i olan hevâil daha çok kullanılmıştır) (avlı dediğimiz kelime de Yunanca’ dan veya Türkçe ağıl’dan çıkmış değilse, bundan olabilir).

Türkçe Sözlük

(i.). Yahudi mâbedi, sinagog, mec. Pek gürültülü yer. Havra veya Sinagog, (İbranice בית כנסת) Musevilerin toplu halde ibadet ettikleri tapınak. Yunanca sun (birlikte) ve agein (getirmek) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur ve “toplanmak, biraraya gelmek” anlamlarına gelir. Gerek günlük, gerekse haftalık ibadetin yapılması, kutsal kitaplârın okunması ve dini emirlerin öğrenilmesi için Yahudi cemaatinin toplandığı yapılardır. Toplanmalar Şabat (Cumartesi) günü ve günde üç defa yapılır. Özelliği:. Sinagoglar doğu-batı yönüne doğru yapılır, sinagogun doğu kısmının içinde Tevratların bulunduğu Ehal Akodeş ve bunun sağında solunda ya da bazen sinagogun tam ortasında Tevrat’ın okunduğu bölüm olan teva bulunur. Türkiye’de ibadet Kudüs’teki Ağlama Duvarı’na yani doğu yönüne (mizrah) dönülerek yapılır. Kudüs’ün doğusunda yaşayan Yahudiler ise Kudüs’e yani batıya dönerek ibadet ederler. Musevilikte şirk kabul edildiğinden sinagoglarda resim heykel gibi tasvirler kesinlikle bulunmaz. Reformist sinagoglarda kadınlar ile erkekler karışık otururken, Ortodoks Musevilik ve Tutucu musevilik’de kadınların oturma yeri ayrıdır. Genellikle sinagogun üst tarafında loca şeklinde olan bu kadınlar bölümüne İbranice Azara adı verilir. Sinagog içinde erkekler başlarını Kipa adı verilen ufak takkeler ile örterken, evli kadınlar da başlarını örterler. Ancak reformistlerde bu tür uygulamalara rastlanmayabilir. Sinagogda dini töreni Hazan (Kantor) adı verilen din görevlisi yönetir, hahamlar ise daha çok ayinin bir bölümünde Tevrat’ın o haftaki bölümü olan peraşanın açıklamasını yerel dilde yaparlar. Yine de bir törenin idaresi için illa Haham gerekli değildir. Hatta hazannın bulunmadığı durumda halktan biri çıkarak töreni sevk ve idare edebilir. İstanbul Günlük tören sidur adı verilen ayin kitabından sabah, öğlen veya akşam bölümlerinden uygun olanının okunması şeklindedir, halk da ellerindeki kitaplardan bunu takip eder. Dualar ezberden bilinse dahi kitaba bakma ve kitaptan okuma mecburiyeti vardır. Ayin sırasında özellikle ayağa kalkıp doğu (yani Ağlama Duvarı) yönüne yönelilerek yapılan Amida duasında tam konsantrasyon gerekir. Bu bölüm sessiz olarak kitaptan Amida bölümünün okunması ile gerçekleştirilir. Sinagog’da ayin dili çoğunlukla İbranice bazı bölümler ise Aramicedir. Bununla beraber bazı kısımlarda Ladino ve yerel dil de kullanılabilir.

Türkçe Sözlük

(i.) (haydud’un cem’i olmak üzere kullanılmış ise de evvelâ haydud kelimesi Arapça olmadığından böyle bir çokluk olamaz ve bu kelime Arapça olmadığı için o dile mahsus olan (ha) ile yazılmayıp (hı) ile yazılması lâzımdır).

Türkçe Sözlük

(HAZIR) (i. A. «huzûr» dan if.) (mü. hâzıra) (c. huzzar, hâzırûn). 1. Bahis mevzuu olan yerde mevcut olan, bizzat bulunan, Ar. kaaim; gaaip zıddı: Bu söz olurken o da hazırdı Hazır bulunanlarla konuştu. Huzzâra dert yandı. Hâzır-ı bi’l-meclis = Mecliste mevcut bulunan. 2. Tedarik edilip göz önünde bulunan, Ar. müheyyâ, Fars. Amâde: Bütün sefer levâzımı hazırdır. 3. Her bakımdan tamamlanan ve her türlü malzemesi tedarik olunup bir iş için müheyyâ olan: Ben hazırım, araba daha hazır olmadı, yemek hazırdır. 4. Yapılmış ve dikilmiş halde satılan ısmarlama olarak yaptırılmayan: Hazır gömlek, elbise, ayakkabı. 5. Hât-i hâzır = Şimdiki hal. Latince: statquo yani durumun muhafazası demek olan ve siyasî dilde kullanılan tâbirin tercümesinde de «hâl-i hâzır» terkîbi kullanılmıştır. Emr-i hâzır = Gramerde emir sigasının muhatâbı: Yap, yapın gibi (Arapça gaaiplerini başka siga suretinde ayırıp «emr-i gaaip» denir). Hazır etmek = Hazırlamak, el altında tutmak. Askerlikte: Hazır ol! Hazır dur! (galatı: Has dur!) = Başka bir kumandayı almak için hazır bulunmak kumandası. Hazırcevap = Derhal münasip cevap bulup söyleyen çabuk kavrayışlı adam. Hazıra konmak = Miras suretiyle veya başka yolla emeksiz servete mâlik olmak: Zaten, tam sırasıdır: Hazır gelmişken şu işi de görelim, hazır kalem elimizde iken filâna da bir mektup yazalım, c. Huzzâr = Mecliste hazır bulunan kimseler, cemaat.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hazerât) (huzûr’ dan). On, huzûr, Fars. pîş-gâh: Hazret-I sadrâzama hâlini arz etti. Bu tâbir eski devirde huzur mânâsından ayrılarak sırf saygı tâbiri olarak ve Farsça veya Türkçe kaidesince izafet hâlinde kullanılmıştır; «cenâb» gibi ve yerine göre ondan daha kuvvetlidir: Hazret-i Allah’a yalvardım, Hazret-i Allah acıdı. Tanzimat’tan sonraki Osmanlı protokolünde birinci ferik (orgeneral), mülkî ve ilmî rütbelerde karşılığı olan bâlâ ve istanbul pâyesi mensuplarının isimleri sonuna resmen «hazretleri» getirilirdi: Kazasker Mustafa izzet Efendi Hazretleri, Enver ve Cemal Paşalar Hazerâtı, Sadrâzam Alî Paşa Hazretleri, Şehzâde Abid Efendi Hazretleri, Ayşe Sultan Hazretleri («cenâb», gayr-i müslim büyükler hakkında kullanılırdı: Sefir cenâbları).’Hazretiniz ve cenâbınız gibi muhâtap için kullanılması uygun değildir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Un yahut nişasta, şeker ve yağdan vesair şekilde yapılıp türlü çeşitleri olan tatlı: İrmik, tahin, koz keten helvası. Kudret hel.vası: mec. Helva cemiyeti, sohbeti = Helva pişirip yemek için verilen ziyafet ve cemiyet, (bk.) Halva.

Türkçe Sözlük

(bk.) Hengâme. HENGAME (i. F.). 1. Zaman, vakit, esnâ, sıra: Hengâm-ı şebâb = Gençlik zamanı. Hengâm-ı bahâr = Bahar zamanı Cemiyet, topluluk: Zevk ve eğlence topluluğu.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Herze söyleyen, saçma konuşan, zevzek, cem. Herze-gûyân.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahlât). Eski tıpta insan bedeninde var sayılan dört unsurun beheri ki, kan, balgam, sevdâ ve safradan ibaret idi (cem’i daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. himem) (cemül-cem’i = çokluğunun çokluğu: himemât). 1. Kasit, niyet, zihin ve kalple olan çalışma: İnsan himmetle pek büyük işlere muvaffak olur. Alî-himmet, bülend-himmet = Büyük ve yüksek işlere girişen. 2. Çalışma, ceht, gayret: Yolların tesviyesine himmet etti, bu okul ancak onun himmetiyle vücuda geldi. 3. Lutuf, lutufkâr muamele: Himmet buyurun, himmetinizle. 4. Mânevî teveccüh, rûhânî imdât: Pİrin, şeyhin himmeti üstümüzden eksik olmasın (bu son iki mânâ Arapça’da yoktur. Arapça terkiplerde himme suretinde de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(aslı: HITAN) (i. A.). Sünnet dediğimiz ameliyat ki, bülûğdan önce erkek çocukların erkeklik organlarının tepesini örten derinin kesilmesinden ibarettir: Hitân cem’iyeti, hitân düğünü, çocuğu hitân etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Kaba, bön, hâzikane muamele bilmez, acemî ve gabî: Taşradan geldiğinde pek hödük ve gab! idi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ,çember, kasnak; ,çocuklann oyuncak çemberi; eskiden kadınların eteklerinin içine geçirilen çember; çember şeklinde herhangi bir şey; f. çemberlemek, çemberle bağlamak. hoop skirt içine ,çember geçirilmiş etek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ev, mesken, hane; ev halkı, aile; kil. piskoposlar meclisi; tiyatro, tiyatro seyircileri; hükümet meclisi; gen. b.h. hanedan; ticarethane, müessese; cemaat; astr. göğün on iki kısmından biri, zodyak'ın bir burcu; santranç hanesi. house agent İng. e

Türkçe Sözlük

(i. F. c. hûbân). Güzel, Ar. hasen, cemîl: RÜy-i hûb = Güzel yüz. Sıfat terkiplerine de girer: HÜb-rû = Güzel yüzlü. HÜb-sûret = Yüzü güzel. HÜb-sîret = Ahlâkı güzel.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). «Ahmak» ın çokluğu olmak üzere dilimizde kullanılmışsa da «ahmak» ın cem’i «humâkî» olup «humekaa» yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Asıl Arapça’da hûrâ» nın cem’i olup gözleri iri ve siyahı pek siyah, beyazı pek beyaz kızlar demektir. Dilimizde müfred gibi ve ekseriya nisbet «İ» siyle «hûrî» kullanılır). Cennet’e gideceklere vâdedilen pek güzel kızların beheri, hûri. HÜr-ll-ayn = İri gözlerinin siyahı pek siyah ve beyazı pek beyaz kızlar veya periler.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hısm) (dilimizde kullanılmamıştır; «husûm» yerine «hasm» ın cem’i gibi kullanılmıştır), (bk.) Hasım.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâsin). 1. Güzellik, Ar. cemâl. 2. İyilik, makbûl olma. Hüsn-i ahlâk = Ahlâk iyiliği ve güzelliği, yüksek ahlâk. Zıddı: SÜ-i ahlâk = Kötü ahlâk. Hüsn-i idare = Güzel idare etme. Hüsn-i tedbîr = Güzel tedbir. Hüsn-i tâbir = Müstehcen veya soğuk bir şeyin’güzel ve edebe uygun bir tâbirle ifade edilmesi: Mezarburnu yerine Mesarburnu denilmesi gibi. Hüsn-i teveccüh = Sevgiyle karışık övme ve takdir: Hakkımdaki hüsn-i teveccühünüze minnetdârım. Hü«n-i hâl = İyi hal. HQsn-i hâl sahibi = İyi ve doğru insan. Hüsn-i hareket = İyi hareket, iyi muamelede bulunma, beğenilen tarz ve tavır. Hüsn-i hitâm = Hayırlı olarak sona erme. Hüsn-i hitâm vermek = Hayırlısiyle bitirmek. Hüsn-i hat = İyi yazı, kaideye uygun yazı yazma: Hüsn-i hat hocası, dersi. Hüsn-i sûret = Güzel şekil, suret, Osm. sûret-i hasene. Hüsn-i zan = Biri hakkında iyi kanaat besleme, kendisini iyi zannetme: Onun hakkında herkesin hüsn-i zannı vardır. Hüsn-i kabûl = İyi kabûl etme, ikram ve saygıyla kabûl ediş: Hüsn-I kabûle mazhar oldu. Hüsn-i muamele = Güzel muamele, iyilikle muamele etme. Hüsn-i nazar = Teveccüh, sevgiyle öğüş, samimî şekilde beğenme. Hüsn vermek = Güzelleştirmek. Hüsn-i yûsuf = Güzel bir çiçek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. husûsât). 1. Hâs ve mahsûs olma, zıddı: umum; husûsiyet, bir şahıs veya şeye ait: Umumdan husûsa geçelim. 2. İş, madde, keyfiyet: Bu hususta; (cem’i bu mânâ ile kullanılır). 3. Eskiden mahkemeye gidemeyen adamın ikrar, takrir veya şehâdetini dinlemek üzere kendi isteğiyle mahkemeden evine gönderilen heyet: Husûs gönderildi; husûs getirdi (bu mânâ bugün terkedilmiştir). Bâ-husûs, alel-husûs, husûsiyle = Hele, hepsinden fazla, bilhassa.

Türkçe Sözlük

(i. A. c. ve bunun cem’i: huzûzât) (m. hazz). Hazlar, zevkler, (bk.) Haz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. su kuvvetiyle işleyen, hidrolik; su altında sertleşen; i. hidrolik. hydraulic brake hidrolik fren. hydraulic cement su altında sertleşen çimento. hydraulic lift hidrolik yük asansörü. hydraulic press hidrolik pres. hydraulic ram yükseğe su çıkar

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» den) (c. iânât). 1. Yardım, imdat, para ile yardım. 2. Hayırlı veya umumî bir iş için, veyahut hasta ve muhtaç bir edam veya bir cemiyet için verilen ve toplanılan para. İane parası, İane defteri.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (bir harfi) MÜcem etme, noktalama.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar). 1. Toplama. Icmâ-ı ümmet = Bir mesele üzerinde din Alimlerinin ve İslâm cemaatinin birleşmesi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Özetleme. 2.Özet. 3.Cem, toplama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Doğu kiliselerinde en mukaddes yeri cemaatin bulunduğu kısımdan ayıran üç kapılı ve üstünde azizlerin resimleri bulunan kısım.

Türkçe - İngilizce Sözlük

execution. carrying out. performance. doing. interpretation. legal action for collection of a debt. court for claims. enforcement. accomplishment. exercise. fulfilment. fulfillment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailiff. enforcement officer. execution officer. public official who supervises the collection of debts. sequestrator. bound bailiff. law enforcement officer. sheriff's officer.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar) (c. ictimâiyyât). T. Toplanma, bir yere gelme, birikme, yığılma: Birçok halk içtimâ etmişti. 2. Bir meclis veya hey’etin toplanması, Ar. in’ikad: Bugün meclisin, komisyonun içtimâ günüdür. 3. İki veya daha fazla şeyin birlikte bulunması: Ictimâ-ı zıddeyn = iki zıt şeyin bir araya gelmesi, (edebiyat) Ictimâ-ı sâkineyn = iki sessiz harfin yan yana bulunması (astronomi) İki gezegenin yan yana gelmesi.

Türkçe Sözlük

(i.), (y. k.). Bir cemiyetin iç işlerini düzenleyen tüzük.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suet. fixed oil. grease. mincemeat.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tahıl toplayıp kıtlık zamanında yüksek fiyatla satmak üzere biriktirme. 2. Umumiyetle bir şeyi toplayıp biriktirme, Ar. cem’ ve hıfz: İcabında kullanmak üzere bir miktar para iddihârı faydasız değildir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferz» den masdar) (c. ifrâzât). Bütünden bir miktar ayırma, bölme: Hissesini ifrâz ettiler. Ordudan birkaç alay (bir birlik) ifrâz ve sevk etti. (tıp) Vücudun bir yerinden bir delik veya yaradan bir şey akma ve akan şey (cem’i bu mânâ ile kullanılır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

disclosure. betrayal. denouncement. denunciation. giveaway. revelation.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. iglâkat). 1. Kapama, sed: İglâk-ı ebvâb = Kapıları kapama. 2. (edebiyat). Sözü karışık ve anlaşılmaz surette söyleme, sözün bu halde, yani muğlak olması: Iglâk makbûl değildir (cem’i dilimizde bu mânâya mahsustur).

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «gark» dan masdar) (c. iğrâkat). 1. Boğma, garketme: Düşman, gemilerini Iğrâk etti. 2. (edebiyat) Aşırılık, gerek övme, gerek yermede pek mübalağalı olarak davranma, konuşma: Bu sözde iğrak vardır (cem’i dilimizde bu ikinci mânâya mahsustur).

Türkçe - İngilizce Sözlük

informing. denouncement. denunciation. notice. warning. conveyance. squeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

denunciation. notice. notification. giving incriminating information. informing. advice. advice slip. benefice. denouncement. warning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

replacement. substitution. appointment. establishment. opening. appointment of a substitute or reversionary heir. substitute.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm» dan masdar). 1. Oturma: İstanbul’da ikamet eden. Kışın şehirde, yazın yalı ve köşkte ikamet hoş olur. 2. (fıkıh) Cemaatla namaza başlanacağı vakit müezzinin seslenişi: İkamet getirmek. 3. Osmanlı devrinde siyasi bakımdan İstanbul’da oturması mahzurlu görülenlerin sürgün olmaksızın, ekseriya bir maaş veya görevle, padişah veya hükümet emriyle İstanbul dışında bir şehirde oturtulması: Filân yerde ikamete memur (eski kitaplarda mukim yerine «ikamet-sâz» ve «Ikamet-güzin» gibi alaca tâbirler kullanılması gülünçtür).

Türkçe - İngilizce Sözlük

completion. finishing. servicing. replenishment. reinforcement. supply. repeat examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük

supply. finishing. completion. servicing. supplying. replenishment. reinforcement. make-up examination. consummation. execution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

persuasion. convincing. dissuasion. enticement. inducement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inducement. persuasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

persuasion. inducement.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (1. A. masdar) (c. iktirihit). Önceden hazırlanmadan düzgün şekilde (şiir veya nutuk) söyleme. Cem’i: Bu şekilde söylenmiş şiirler vesaire. Irticil.

Türkçe Sözlük

(EL) (i.). 1. Halk, adamlar: İl, Alem. 2. Kavim, kabile, aşiret: Yeni il, eski II. 3. Bir kabtle ve kavmin yeri: Teke ili, Türkmen III. 4. Memleket, diyar, eyalet, vilâyet: Rumeli, Kocaeli. 5. Yabancı, bigâne, ağyâr: O, benim için İldir. İl evi (el evi) = Yabancı yer. İlbeyl, hânı = Aşiret reisi. Hülâgü’ya İlhânt ve sülâlesine llhânlyye denmesi bundandır. İle güne (el aleme) karşı = Dosta, düşmana karşı. Yanlış olarak llât suretinde de cem’ ini yapıp llât ve aşâir derler ki, göçebe rakımları ve yörükler demektir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcement. publication. notice. advertisement. advertising. promulgation. annunciation. insert. show card. enunciation. insertion. proclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advert. advertisement. announcement. bill. bulletin. notice. proclamation. pronouncement. declaration. ad. placard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advertisement. declaration. notice. proclamation. advert. announcement. aviso. avowal. award. bill. decision. sentence. writ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance. progress. uptrend. advancement. improvement. progression. expansion. forwardness. gain. headway. rising. upswing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance. advancement. ascent. gain. improvement. march. proceeding. process. progress. progression. push. scramble. headway. breakthrough. development.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance. improvement. progress. to make an advance. advancement. getting on. headway. marked improvement. pick up. process. step. uptrend.

Türkçe - İngilizce Sözlük

message. communiqué. official announcement.

Türkçe Sözlük

(İLM) (I. A.) (e. ulûm). 1. Bilme, biliş, bilgi, dânlş, malumat, haber, vukuf: Cenâb-ı Hakkin ilmi her şeyi içine alır. Buna İlim yetişmiyor. Bu işe onun ilmi de yetmedi. 2. Okumakla öğrenilen bilgilerden biri: Sosyoloji İlmi, tıp ilmi, felsefe İlmi, matematik İlmi, tabiat ilmi, İlim öğrenmek, okumak: Bu adamın ilmi vardır. 3. Nazariyat: Yalnız İlim kâfi değil İş de ister. İlim ve İşi cem’etmek. İlm-ül-arz = Jeoloji. Arz tabakalarından, arzın yapısından ve oluşundan bahseden ilim. Fransızca: gâolojie. Ilm-ül-emriz = Hestahklar ilmi, patoloji. Fransızca: pathologie. İlm-t servet, ilm-i iktisâd = Ekonomi ilmi, İktisat. Fransızca: Aconomie polltique. İlm-ül-llsân = Mukayeseli diller İlmi. Fransızca: llnguistlque. İlm-ül-maâdln = Madenler ilmi. Fransızca: minirologie. Ehl-i İlim = İlim sahipleri, bilginler, ulema. Ilm-I hâl = Namaz, abdest ve daha başka dini bilgi ve inanırları çocuklara öğretmeye mahsus kitap: llm-l hâl okumak. İlmühaber = 1. Bir resmi daireye sunulmak üzere bir kimsenin durumu hakkında, ait bulunduğu makamdan verilen tasdikname: Mahalleden, belediyeden ilmühaber getirmek lâzımdır. 2. Para veya evrak gibi şeylerin teslim olunduğunu gösteren ve getirenin eline verilen pusula: Evrakı teslim ettiğime dair oradan ilmühaber aldım.

Türkçe Sözlük

(İMAM) (I. A.) (c. eimme). Namazda kendisine uyulan, cemaata namaz kıldıran kişi: Filân camiin imamı, mahalle imamı, ki camide namaz kıldırmakla beraber, eskiden mahallesi halkının belediyeye ait işlerini, cenaze va nikâh işlerini de görürdü. Tabur, alay İmamı = Osmanlı devrinde askere namaz kıldırmak üzere her tabur ve alay emrinde bulunan imam kl, ilmiye sınıfına mensup olmakla beraber aynı zamanda subay sayılırdı, sarık sarar, cübbesinde şeritleri olurdu. İslâm dininde bir mezhep kurucusu veya büyüğü olan zat. Bu mânâ ile imam unvanı önce Hazret-i Ali ve İmam Hüseyn’ in neslinden birbiri ardınca gelen dokuz kişiye verilip hepsine «eimme-i isnâ aşer = on iki İmam» derler. 3. islâm hukukunda rey sahibi olan büyük bilginler: İmam MAlik, İmam ŞAflt. 4. Bir ilim ve fende sözü senet sayılacak derecede otorite kazanan zat: İmam Gazâlt, imam Sİbeveyh. 5. İslâm halîfesi, i. Şîİ mezheplerinin en büyük başı tanıdıkları hükümdar veya rûhânî. Imâm-ı Azam = En büyük imam: Hanefî mezhebinin kurucusu Ebû Hanîfe. İmam evi = mec. Kadın hapishanesi

Türkçe Sözlük

(i. A ). Dilimizde donma mânâsiyle kullanılmışsa da, yersiz ve yanlış olup aslında incimâd yerine cümOd ve müncemid yerine câmid demek daha doğru olur.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Cemiyet yerine ferdi esas alan ve ona büyük ehemmiyet veren doktrin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tecrübesizlik, görgüsüzlük, acemilik. inexperienced s. tecrübesiz, acemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acemi, tecrübesiz,eli yakışmaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

execution. enforcement.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. han, otel; Londra'da bazı binaların isimlerinde talebe yurdu manasına gelir. innkeeper i. hancı, otelci. Inns of Court Londra'da avukatlık stajını yapma hakkını veren dört belli cemiyet; bu cemiyetlere ait binalar.

Türkçe Sözlük

(i.). Tekerlek çemberinin parçaları (galatı ispit).

Türkçe - İngilizce Sözlük

commencement. start. beginning. at first. in the beginning.

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Yakındoğu’da bir ülke. Ikâk-ı Arab = Osmanlı devrinde Bağdad ve Basra eyaletleri. Irâk-ı Acem = Güneybatı ve orta İran’ın bir kısmına Ortaçağ’da verilen ad.

Türkçe Sözlük

(hi.). Iran ahalisinden olan, (yanlış olarak) Acem.

Türkçe Sözlük

(i. A. «selâm» dan masdar). 1. Cenâb-ı Hakkin tebliğine ve öteki İman esaslarına inanma: Bütün peygamberler islâm üzere idiler, iman ile İslâm birdir: İslâm’a gelmek. 2. Peygamberimiz tarafından ilâhî vahy ile kurulan din, dîn-i Muhammedî, Müslümanlık: Dİn-i islâm. 3. İslâm dinini kabûl etme, Müslüman olma: Şeref-i İslâm ile müşerref oldu. 4. İslâm ümmeti, islâm cemaati: Ulemây-ı İslâm, halîfe-i İslâm, Alem-i İslâm. 5. Müslüman, Müslim: İslâm’dır, İslâm oldu. Hüccet-ülIslâm = En büyük kelâm bilgini imâm Gazâlî’nin lakabıdır. Seyf-ül-lslâm = Islâmin kılıcı HAlid bin Velîd’in lakabıdır. Şeyhülislâm — Osmanlı devletinde din, adalet ve eğitim işlerine bakan ve ulemânın başı sayılan büyük görevli; protokolde sadrâzamla eşit sayılır, fakat ondan sonra gelirdi. Türkistan’da büyük din Alimlerine de bu unvan verilmiştir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

custom-made. custom. ordered. made to order. tailormade. tailored. bespoke. made to measure. commission. placement. treat.

Türkçe Sözlük

(aslı: İSNAD) (I. A. masdar) (c. isnâdât, esânîd). 1. Bir şeyi bir adama yöneltme, bağlama: Bu beyti Fuzûlî’ye isnâd ediyorlar. 2. İftira, haksız yere yakıştırma: Hakkımda birtakım isnâdâtta bulundu (bu mânâ Arapça’da olmayıp, münasebeti dolayısiyle birincisinden çıkmıştır). 3. Hadîslerin sırasıyla kimlerin rivayeti olduğunu gösterme (yalnız bu mânâ ile cem’i esânîd gelir). 4. Arapça gramerde müsned ile müsnedi ileyh bağlılık ki, dilimizde im, sin, dir, idim, idik vs. yani olmak fiiliyle ifade olunur. Diğer SAmî dillerde bu fiil olmayıp kelimenin bağlantısından anlaşılır.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Araba tekerleğinin çemberini teşkil eden ağaçlardan her biri.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hâsıl etme, ele geçirme, üretme. Doğrusu tahsîl’dir. Türkler, hem bu kelimeyi, hem de «istihsâlât» şeklinde cemini yapmışlardır: Türkiye’nin yıllık petrol istihsâli.

Türkçe Sözlük

(hi.). Meşrutiyet devrindeki İttihâd ve Terakki Cemiyeti’nden olan veya bu partinin fikirlerine taraftar bulunan şahıs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarmerie. police soldier. gendarme. the corps of gendarmes. constable. county constabulary. county police. rural police. rural policeman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti İsa. Jesus! (ünlem) Allah Allah! Jesus Christ İsa Mesih. Society of Jesus Cizvit cemiyeti.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eskiden iltizam senedi, bk. iltizâm. 2. Bir şeyin teferruatıyla beraber toptan ve götürü satılması. 3. Musevîler’in kendi cemaatlerine ait olmak üzere, ot gibi bazı şeyler için verdikleri vergi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kabâil). Bir soydan türemiş ve bir reisin idaresinde olarak birlikte yaşayan cemaat, birlikte konup göçen göçebe halkı, aşiret, oymak: Kabâil-I Arab; kabîle şeyhi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard sinlik. gömütlük. mezarlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burying ground.

Türkçe Sözlük

(1. A.) Cümle, bütün, hep, Ar. cemi, kaatıbe, mecmû: Kâffe-i Alem = Bütün ,Alem. Kâffe-i mahlûkaat = Bütün yaratıklar; akrabamızın kâffesi orada idi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bütün, hep, hepsi, Ar. cemt’an, cümleten, kaatibeten: Üyeler kâffeten hazır idi; kitapları kâffeten ciltlidir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کاکل] perçem.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İzdiham, çokluk, kesret, Osm. cemm-i gafîr: Çok kalabalık vardı: Bu kadar kalabalığı ne ile doyuracağız? 2. Gürültü, patırtı, şamata: Çocuklar kalabalık etmesinler. 3. Bağlı olanlar, maiyette bulunanlar: Yanında çok kalabalığı var mıdır? 4. Yük ve eşya, ağırlık veren şeyler: Kalabalığı hana gönderip bizfilâna misafir olduk. 5. Kesretll, izdihamlı, çokluk: Biz hayli kalabalık idik. 6. Ahalisi çok, nüfus kesafeti fazla: Orası kalabalıktır. Ağız kalabalığı = Çok söyleyip söze boğma: Ağzı kalabalık bir adam. Kalabalık etmek = Lüzumsuz ve fazla olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Asıl deriden ve ona benzetilerek çuhadan, sarıksız, düz başlık: Tatar, Çerkeş, Bulgar, Acem kalpağı; süvari kalpağı; post, samur kalpak. Karakalpak (hi.) = Siyah kalpak giymeleri bu adı almalarına sebep olmuş bir büyük Türkmen boyu ki, Harzem (Hıyve)’de otururlar.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A.). Cemaatle namaz esnasında müezzinin «kadd-ü-kametüs-salât» diyerek ezan okuması ki, namazın fâtihası hükmündedir: Kamet getirmek = Ezan okuyup «kadd-ü-kamet-üs-salât» demek. mec. Kameti artırmak = Herkesin işitebileceği surette sesini yükseltmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Hep, bütün, cemi: Kamu Alem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood poisoning. septicemia.

Türkçe Sözlük

(aslı: KINDIL) (i. A.) (c. kanâdîl). 1. Zeytinyağı içine batırılmış bir fitilin yanmasiyle ışık veren aydınlatma Aleti ki, çeşitleri vardır. Kandil yakmak. Sönük bir kandilin ışığında dikiş dikiyordu. 2. Sünbül gibi çiçeklerin çiçeği: Bu sünbülün kandili ne kadar çok. Kandilağacı = Bir cins ağaç. İdare kandili = Az aydınlık vermek üzere gece uyurken yakılan kandil çeşidi kl, bazıları kısa mumdan ibarettir. Kandil uçurmak = Çocuklar sabun köpüğünden balon üflemek. Kandil çöreği = Kutsal gecelerde hususi surette yapılıp yenen yağlı çörek. Kandilçiçeği = Civan perçemi çeşidi. Şamandıra kandili = Fitili tıpa parçalarını havi bir ufacık şamandıra İle yağın üzerinde duran kandil çeşidi. mec. Gökkandil (körkandil) = Kendinden geçmiş, mesut, gözü dumanlı sarhoş. Kandil gecesi = Minarelerde kandil yanan kutsal gecelerin beheri: Velâdet-i Nebevi, Regaaib, Berât, Mtrâc geceleri gibi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Açık olmayan, kapanmış, Ar. mesdûd: Kapalı kapı, pencere, kapak, göz. 2. Kapısı veya kapağı kapanmış: Kapalı ev, sandık, kutu. 3. Örtülü, örtünmüş, Ar. mestûr: Kapalı yüz, kapalı kadın. 4. Geçilmez, İşlemez, Ar. mesdûd, muattal: Kapalı yol, kapalı çarşı. 5. Açık ve berrak olmayan, bulutlu, bulanık: Kapalı hava. Bugün gökyüzü kapalıdır. 6. Açıkça ifade edilmeyen, Ar. muğlak, mübhem: Orasını kapalı geçti. Bu ibâre pek kapalı. Kapalı söz. Başı kapalı = Gizli, Ar. mektûm. Gözü kapalı = 1. Tecrübesiz, alışmamış, acemi, masum. 2. Düşünmeden.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kırâatı ten if.) (c. kariîn, kurrâ). 1. Okuyan, mütalaa eden, okuyucu. 2. Kur’an-ı Kerîm’i okuma işini usul ve kaidesince ve tecvîd ile okumayı bilen adem (birinci mânâda birinci ve ikinci mânâda İkinci cem’i kullanılır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

diamond. square cement. floor tile.

Türkçe Sözlük

(i. fıkh). Katili bulunmayan bir maktûlun bulunduğu yer halkından elli kişinin mahkemede yemin etmesi, bir cemaatin yemini.

Türkçe Sözlük

(f.). iltihak etmek, karışmak, eklenmek, Osm. munzam ve mülhak olmak, bir cemaatin içine girmek, beraber gitmek: Kervana katıldı. Çocuk, büyüyüp cemiyete katıldı.

Türkçe Sözlük

(KAVM) (i. A.) (c. akvâm). Irk veya bir ırkın büyük bir dalı: Türk kavmi, Arap kavmi, Türkmen kavmi, akvâm-ı Arab, kavm-i Ad. 2. Bir peygamberin gönderildiği cemeat: Kavm-i NÜh, kavm-i LÜt.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. akzıye). 1. Her şey hakkında Tanrı’nın ezelî hükmünün yerine gelmesi (kazâ ile kader arasındaki fark kelâm ilminde uzun uzun anlatılır). 2. Kadılık, kadı’nın hükmü, kadılık vazifesi: Filân efendi kazâ mesleğine girdi, yirmi sene kazâda bulundu. 3. Bir kadı’nın kazâsı dahilinde olan yer, kadılık. 4. Bundan galat olarak bir kaymakamın hükümet dairesi, nâhiyeden sonra mülkî taksimâtın en küçüğü, kaymakamlık (ilçe): Her il, birkaç kazâya ayrılmıştır, kazâ kaymakamı (cem’inde Farsça kazâhâ kullanılır: Kazâhây-ı erbaa = Dört kazâ). 5. Kasitsiz ve hata neticesi olan öldürme, yaralama vesair vukuat, muhatara, tehlike, ansızın gelen musibet, elem verici olay: Bir kazâ oldu, kazâ vuku buldu, az kaldı kazâ oluyordu. Kazâ savuşturmak = Vuku bulan veya vukuu pek beklenen bir tehlikeden kurtulmak. Kazâya uğramak = Ansızın ve beklenmedik tehlikeye düşmek: Karayolunda, demiryolundan fazla kazâ olur. 6. Yerine getirme, yapma: Kazâ-i hâcet = Abdest bozma. 7. Vaktinde yerine getirilmeyen namaz ve oruç gibi bir borcu sonradan şer’İ icabına göre ödeme: Hastalığımda kılamadığım namazları kazâ edeceğim, şimdi oruç tutamazsanız kazâsı mümkündür. Ecel-i kazâ = Kaçınılmaz olmakla beraber tabiî olmayıp bir kazâdan ileri gelen ölüm. Zıddı: Ecel-i mev’Üd. Ezkazâ = Kazâen, şâyet, eğer, tesadüfi olarak, beklenmeksizin: Ez-kazâ doktora muhtaç olursanız (memnuniyet verici şeyler için kullanılmamalıdır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

oracular. sibylline. soothsaying. divination. augury. prophecy. oracle. prediction. denouncement. omen. portent. presage. prognostic. prognostication. second sight. vaticination.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kemâlât). 1. Erginlik, olgunluk, pişkinlik, olma: Kemâl bulmuş, kemâle ermiş meyve. 2. Noksansızlık, tamlık, mükemmeliyet, fazlalık, çokluk: Kemâl-i ihtimamla; kemâl-i merhametinden; kemâl-i azametle. 3. Hayatın pişkinlik zamanı, gençlikten sonra ve ihtiyarlıktan önce olan hal ki, otuz ile elli (bugünkü telâkki ile elli ile yetmiş) yaşları arasındadır: Sinn-i kemâle vâsıl olmak; sinn-i kemâlde bulunan edam. 4. İnsanın bilgi ve ahlâkça eksiksiz ve mükemmel olması, Osm. fazl-ü hüner, ilm-ü fazi: Erbâb-ı kemâlden bir zat; fazl-ü kemâl sahibi (cem’i de başlıca bu mânâ ile kullanılmıştır): Kemâlât-ı beşeriyye; iktisâb-ı kemâlât etmek. 5. Türkçe’de: Değer, kadir, baha, kıymet: Bunun kemâli nedir? Kemâli beş para etmez.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle düşmanı ve avda bazı hayvanları tutmak için uzaktan atılan ucu ilmikli ip ki, boyuna geçtikten sonra çekilerek sıkışırdı. 2. Geyik vesaire yuları. 3. Dîvân şiirinde sevgilinin saçı, zülfü, perçemi, saç büklümü: Kemend-i zülfüne giriftâr oldu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kürüm). Bağ kütüğü, çubuğu (cem’i daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çokluk, bolluk: Kesret-i mahsulât — Ürünlerin bolluğu. 2. Fazlalık, ziyadelik, mübalâğa: Kesret-i zekâ. 3. (tasavvuf) Kalabalık, vahdet zıddı: Kesret içinde vahdet herkese müyesser olamaz. Kesretle = Çok, fazlası ile, pek, fazla, (edebiyat) Cem’-i kesret = Arapça’ da dokuzdan fazla sayı için kullanılan çokluk kipi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekyâl). Tahıl ölçmeye mahsus ölçü, ölçek, kile. Cem’i umumiyetle tahıl ölçüleri: Evzân (ölçüler) ve ekyâl.

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. Kıbtiyye). 1. Kıbt kavmine ait: Lisân-ı Kıbtî, hurûf-ı Kıbtiyye. 2. Mısır’dan geçerek gittiklerine dayanılarak asıl Hind’den gelme olan çingenelere verilen isim: Cesaret arzederken merd-i Kıbtî sirkatin söyler. Cem’i Fars. olarak «Kıbtiyân» suretinde de kullanılır: Reîs-i Kıbtiyân.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ettirmek, yaptırmak. 2. Yerine getirtmek: imamlar cemaate namaz kıldırırlar.

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Azlık, az miktarda bulunma: Kıllet-i akl = Akıl azlığı, akılsızlık. Kıllet-i iştigal = Az meşgul olma. 2. Nâdir olma, azlık, kıtlık: Bu sene tahılda kıllet vardır; yazma kitapların gittikçe kılleti duyulmaktadır. 3. (Arapça gramerde) Cem’-i kıllet = Birkaç türlü cem’i olan isimlerin bu cem’lerinden dokuzdan aşağı sayıya mahsus olanları. Zıddı: Cem’-i kesret, (tıp) Kıllet-i dem = Kansızlık, Ar. fakru’d-dem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disapproval. reproach. blame. criticism. animadversion. castigation. censure. condemnation. denouncement. denunciation. disapprobation. reprehension. reprimand. reproof. reproval. strafing. strictures.

Türkçe Sözlük

(KIRAAT) (i. A.). Okuma, cümle sökme, mütalaa: Kıraat etmek. Kırâat ve kitâbet = Okuyup yazma. Kırâat kitâbı = Okuma kitabı. İlm-i kırâat = Kur’an-ı Kerîm’in usul ve kaidesine göre okunması ilmi. Bu ilmi bilene «kaart»; cem’ine de «kurrâ» denir.

Türkçe Sözlük

(i.). Pek ince bir çeşit pide, Acem pidesi. Kirde kebabı = Böyle pideye sarılı olarak pişen kebap çeşidi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırtasiyecilik yapan kimse. 2. Sürünceme yoluyla işleri uzatma huyunda olan.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. congrfes). 1. Bir mesele hakkında karar vermek üzere devlet murahhaslarından mürekkep fevkalâde toplantı: Berlin kongresi. Viyana kongresi. Kararı kat’İ olmayıp ihtardan ibaret olan toplantıya «konferans» denir. 2. Herhangi bir cemiyet, parti vs. üyelerinin belirli bir süre içinde yaptıkları toplantı.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). 1. Koni biçiminde veya koni ile ilgili olan, mahrutî. 2. Tabanı daire biçiminde olan bir koninin bir düzlemle şu veya bu şekilde kesilmesinden elde edilen türlü kesit eğrilerine verilen ortak isim: Çember, elips, hiperbol birer koniktir.

Türkçe Sözlük

(i.) (kopmak’tan). 1. Kopmuş, kesilmiş, kesik: Bir kolu kopuktur, ceketinde kopuk bir düğme var. 2. Cemiyetten kopmuş, serseri.

Türkçe Sözlük

(I.). Yanıp kızarmış kömür veya odun. Ar. cemre: Korun üzerinde pişirmek, bu cins odun çok kor döker, kor gibi altın.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. keder). Kederler, üzüntüler. Keder’in («ekdâr» şeklinde de cem’i vardır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

Birleşik Amerika'da iç savaştan sonra güney eyaletlerinde zencilerin siyasi hakları olması aleyhinde kurulan gizli cemiyet; 1914'ten sonra kurulup Katoliklere, zencilere ve yabancı etkilere karşı çalışan gizli cemiyet.

Türkçe Sözlük

(i. A ). Hep, bütün, cümle, cemî, her. Külli yevm = Hergün. Umum, umumiyet, bir şeyin bütün, umumu. Ustâd-ı küll = Birbirine yakın birkaç ilimde tam otoritesi olan bilgin. Akl-ı küll = Umûma şâmil olan akıl.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. compagnie). 1. Şirket: Vapur, demiryolu kumpanyası. Anonim kumpanya = Anonim şirket, isimsiz şirket. 2. mec. Zümre, takım, cemaat: Onlar hep bir kumpanyadır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (kenz’in cem’inin cem’i). Bir kimsenin adı, soyadı, doğumu ve işi gibi hususiyetleri gösteren kayıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

currant. mincemeat. raisin.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bina, tesis: Bu çadırın, bu çardağın, bu köşkün kurumu. 2. Yaradılış, hilkat: Dünyanın, göklerin kurumu, dünyanın kurumundan beri. 3. Tertip, şekil: O kurumda. 4. Kibir: Onun kurumundan geçilmez. S. Çadır, ordu vesaire yeri. Karakurum = Cengiz Han’ın taht şehri. 6. Bugün «cemiyet» mânâsıyla da kullanılmaktadır: Türk Tarih Kurumu.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kesr). Kesirler. bk. Kesir (cem’ül-cem’i: küsûrât). KûSURAT (I.). Küsûrlar, bk. Küsûr.

Türkçe Sözlük

(KUTR) (i. A.) (c. aktâr). I. Taraf, yön, yer, cihet: Aktâr-ı şimâliyede yaşayan hayvanlar (bu mânâ ile cem’i kullanılır). 2. (geometride) Dairenin merkezinden geçmek şartıyla bir tarafından diğer tarafına uzanan düz çizgi ki, dairelerin, silindir ve küre şeklindeki şeylerin ölçüsüdür. Nısf-ı kutr = Dairenin merkezinden yayının bir noktasına uzanan düz çizgi, yarıçap.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kayd). Kayıtlar (cem’inin cem’i olan «kuyûdât» da vardır). bk. Kayd.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kuzu; kuzu eti; kuzu gibi masum ve zayıf kimse; acemi borsacı; (f.) kuzulamak. Lamb of God Hz. lsa. lambkin (i.) küçük kuzu, kuzucuk. lamblike (s.) kuzu gibi, iyi huylu, yumuşak başlı. lambskin (i.) kuzu derisi. lamb's wool kuzu yünü.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Lâm kafiyesi ile yazılmış kasîde: Lâmiyyetü’l-Arab, lâmiyetü’l-Acem.

Yabancı Kelime

Fr. lancement

tanıtım

Tanıtma işi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. levâzım). 1. Yapılması gerekli şey, vecîbe, vazife: Böyle yapmak lâzıme-i insâniyettir. 2. Yaşamak ve geçinmek için veya yolculuk vesaire için gerekli şeyler, Ar. tedârikât, ihtiyâcât, havâic (bu mânâ ile en fazla cem’i kullanılır): Levâzım-ı seferiyye, levazımını ikmal edip hazırlandı, bk. Levazım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) birleşme, ittifak; özel amaçlar için meydana getirilen birlik, cemiyet; spor lig; (f.) birleştirmek, ittifak etmek. League of Nations Milletler Cemiyeti. be in league with müttefiki olmak. Hanseatic League ortaçağlarda Almanya'da birtakım

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solak; sağdan sola; acemice, acemi; salak; sinsi, entrikacı; ikiyuzlü; asil olmayan bir kadınla evlenmiş bir prensin evliliğine ait.lefthanded com- pliment acemice veya samimi olmayan iltifat. lefthandedness i. solak olma; gizli anlamı olma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A computerized database maintained by the NYSE to keep track of enforcement actions, audits, and complaints against member firms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A New York Stock Exchange computerized database that tracks member firm audits, customer complaints and enforcement actions against member firms LEGAL is written in all capitals However, it is not an acronym.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A computerized database maintained by the NYSE to keep track of enforcement actions, audits, and complaints against member firms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A New York Stock Exchange computerized database that tracks member firm audits, customer complaints and enforcement actions against member firms LEGAL is written in all capitals However, it is not an acronym.

Türkçe Sözlük

(A. terkip) (I = harf-i cer, e = Birleşik zamir, müfret müzekker). 1. Onun için, ona. Mağfûruleh = Af ve gufran olunmuş. 2. Birinin menfaati ve iyiliği için olan hareket, aleyh zıddı: Kimsenin leh ve aleyhinde söz söylemez, onun lehinde şahadet edecek çok adamlar vardır ama aleyhinde kimse şahadet edemez. O, benim lehimde idi. Müennesi: lehâ, tesniyesi: lehümâ, cem’i: lehüm olup bazen bunlar da kullanılır: Mağfûru lehâ.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müf. lâzime) (cem’ül-cem’i: levâzımât) (askerlik). Askerin yiyecek ve giyeceği ile uğraşan askerî sınıf: Levazım sınıfı, subayı, bk. Lâzıme.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Olsa idi, keşke. Leyte lealle = Bakalım ve bugün yarın gibi sözlerle oyalandırma, sürüncemede bırakma: Leyte lealle ile vakit geçiriyor.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. sosyoloji). Cemiyete geniş hürriyet vermeyi kabûl ve müdafaa eden siyasî doktrin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lignin is a substance related to cellulose that provides rigidity and together with cellulose forms the woody cell walls of plants and the cementing material between them.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complex constituent of the wood that cement the cellulose fibers together.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In wood anatomy, as distinguished from cellulose the second most abundant constituent of wood, located principally in the middle lamella, which is the thin, cementing layer between the wood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lignin is a substance related to cellulose that provides rigidity and together with cellulose forms the woody cell walls of plants and the cementing material between them.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complex constituent of the wood that cement the cellulose fibers together.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In wood anatomy, as distinguished from cellulose the second most abundant constituent of wood, located principally in the middle lamella, which is the thin, cementing layer between the wood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It develops great heat when treated with water, forming slacked lime, and is an essential ingredient of cement, plastering, mortar, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cement. the green acidic fruit of any of various lime trees any of various related trees bearing limes cover with lime so as to induce growth; 'lime the lawn'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemical substance containing the element calcium Lime is used in making mortar and cement A form of lime is used to neutralize soils.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It develops great heat when treated with water, forming slacked lime, and is an essential ingredient of cement, plastering, mortar, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cement. the green acidic fruit of any of various lime trees any of various related trees bearing limes cover with lime so as to induce growth; 'lime the lawn'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemical substance containing the element calcium Lime is used in making mortar and cement A form of lime is used to neutralize soils.

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). 1. Bir alanın bitiş yerini gösteren çizgi: Sınır, bir ülkeyi komşu ülkelerden ayıran limittir. 2. (matematik). Değişen bir büyüklüğü yahut ifadenin hiçbir zaman erişemeden yaklaştığı sabit büyüklük: Daire çemberi, içine çizilen çokgenlerin üst limitidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yük, hamule; sıklet, ağırlık; endişe, üzüntü, kaygı; fikir yorgunluğu; silâh doldurmak için barut ve fişek; mak. mukavemet; bir cihazın ihtiva ettiği elektrik miktarı, şarj. load displacement den. geminin tam yükünü alınca çektiği su. load factor bi

Sağlık Bilgisi

Bazı loğusalarda görülen ciddi bir hastalıktır. Halk arasında albastı denir. Nedeni, üreme organı yollarında iltihaplanma, doğum esnasında temizliğe yeteri kadar önem verilmemesi veya idrar yollarının iltihaplanması olabilir. Doğumdan 3 veya 7 gün sonra ateş yükselir. Karnın alt bölümünde yumuşaklık hissedilir. Akıntı fazlalaşır ve loğusa genel bitkinlikten şikayet eder. Doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçete de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Civanperçemi, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam civanperçemi konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, yarım kahve fincanı içilir.

Yabancı Kelime

Fr. luecémie

tıp kan kanseri

Kanda akyuvarların olağanüstü çoğalmasıyla beliren bir hastalık.

Türkçe Sözlük

(LÜBB) (i. A.) (c. elbâb). 1. Badem gibi meyvelerin içi. 2. Bir şeyin iç tarafı, kabuğundan başka kısmı, öz. Dünyanın çekirdeği. 3. Kalb, ruh, akıl, mânâ (cem’i başlıca bu mânâ ile kullanılmıştır). Ului-elbâb = Akıl, zekâ ve anlayış sahipleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acemi ve hantal kimse; den. gemi ile az seyahat etmiş kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Engin deniz, suyun çok ve derin yeri. 2. Kalabalık, yığın, Osm. cemm-i gafîr.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. lusûs). Hırsız, uğru, haydut, harâmî (cem’i daha çok kullanılmıştır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

paste. putty. cement. dope. lute. priming. priming material.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cement. paste. putty. dope.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dope. lute. mastic. paste. putty. adhesive cement. pasting. cementer. compound. wood filler. salve. leak-stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

puttying. pasting. leak stopping. priming. cementing. glazing. smoothening.

Türkçe - İngilizce Sözlük

puttying. pasting. leak stopping. priming. cementing. glazing. smoothening.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to putty. to paste. to cement. to glaze. to prime. to smoothen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to putty. to paste. to cement. to glaze. to prime. to smoothen.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Madene ait maden sayılan şeyler, gelişmesi olmayan cisimler, Ar. cemâdât.

Türkçe Sözlük

(i. F. sosyoloji). İptidâİ cemiyetlerde asıl varlık olarak anneyi kabûl eden; ailenin çocuklarını ana klanına mal eden davranış.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hufûl» den imef.) (c. mahâfil). 1. Toplanılacak yer, toplantı yeri. 2. Toplanmış heyet, meclis, cemiyet, encümen: Mahâfil-i siyâsiyye. 3. Camilerde hükümdara mahsus yer: Hünkâr mahfili.

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâm» dan masdar) (c. mehârim). 1. Haram, şer’an doğru görülmeyen şey: Mehârimden kaçınmalıdır (bu mânâ ile başlıca cem’i kullanılmıştır). 2. Harem selâmlıkta haram olmıyan, akrabadan olmakla kendisinden kaçılmayan, hareme girip çıkan: Kendisi mahremdir, hareme girebilir. 3. mec. Teklifsiz, birinin sırlarını ve hususî hâllerini bilen, içli dışlı: Mahrem-i esrâr. 4. Gizli, sır, herkese açılmaz ve söylenmez: O sözü, o işi pek mahrem tutuyorlar. Nâ-mahrem = Şer’an nikâh düşmekle kendisinden kaçılan, hareme giremeyen: İçimizde nâ-mahrem vardır, kadınlar çıkamaz.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (aslında «makame» nin cem’i ise de dilimizde «makam» ın cem’i gibi de kullanılır). Makamât-ı »liyyeye başvurmak; makamât-ı mübâreke; musiki makamatı; makamât-ı Harîrî. (bk.) Makam, makame.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kıyâm» dan im. mü.) (c. makamât). 1. Meclis, cemiyet. 2. Bir meclis ve toplulukta söylenen nutuk. 3. Nutuk şeklinde ve her biri ayrıca bir bahse ait makalelerin her biri: Harirî’nin sekizinci mekamesi; makamât-ı Hartrt; makamat meydanı (bu isimde Arapça’da birçok kitaplar vardır ki, sahiplerinin isimleriyle tanınır). 4. Tasavvufta yüksek mevki. Sâhib-i makamât = Yüksek mevkie erişmiş kimse.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. mandat). Kendi kendini idare edemeyen bir memleketi idare etmek için Milletler Cemiyeti’nin bir devlete verdiği vekillik.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Eskiden bir memleketi Milletler Cemiyeti adına idare eden devlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a horizontally oriented chimney-like structure, usually of replacement mineralization. a horizontal ore vein; a cloak or bed.

Türkçe Sözlük

(i. A. «işret» ten im.) (c. meâşır). Birlikte yaşıyan insanlar topluluğu, yığın, cemiyet.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. meâslr). Atalardan yâdigâr kalan büyük ve şanlı iş, öğülecek iş ve hareket: Atalarımızın meâsiriyle iftihar ederiz (cem’i daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «cülûs» dan im.) (c. mecâlis). 1. Konuşmak veya bir iş müzakere etmek için bir araya gelmiş olanların topluluğu, cemiyet, encümen: Meclis kurmak, meclise çıkmak, gitmek. 2. Devlet işlerinden birini müzakere etmek için toplanan ve birçok üyeden meydana gelen geni; komisyon, şûra: Meclis-i HSss-ı Vükelâ (eskiden bakanlar kurulu), Meclis-i Keblr-i Maârif, Meclis-i MAliyye, Meclis-i Meb’Üsân (eskiden millet meclisi), Mecâlis-i Aliyye (eskiden bakanlar kurulu).

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem’» den im.) (c. mecâmi). 1. Toplanılan yer, toplantı yeri, birtakım şahıs veya eşyanın biriktiği yer: Mecmâ-ı üdebâ = Ediplerin toplandığı yer. 2. Kavuşulan yer, bitişme yeri. Ar. mülteka. Mecmâ-ı bahreyn = İki denizin kavuşma yeri.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem’» den imef.) (mü. mecmûa). Toplanmış, birikmiş, yığılmış, (i. A. c. mecâmi). 1. Toplanmış şey, top, yığın. 2. (matematik, hesapta). Toplama, kara cümle: Bu on beş kalem rakamın mecmûu nedir?

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toplantı; cemaat; birleşme, bitişme; meydan toplantısı, miting. meeting house toplant için kullanılan ev; Kuveykır kilise binası. meeting place toplantı yeri, buluşma yeri; uğrak. summit meeting pol. zirve toplantıse.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dolu olma, doluluk, zıddı: halâ. 2. Kalabalık, topluluk, Ar. cemâat, cem’İyyet, içtimâ. Alâmele-in-nâs = Halk nazarında, halkın önünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hatıralar; bir cemiyetin veya şirketin tutanakları.

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil servant. employee. clerk. functionary. incumbent. jobholder. member of the staff. office bearer. officer. official. policeman. public servant. salaried man.

Türkçe Sözlük

(MERASİM) (i. A. c.) (müfredi olmayıp bazı mânâlarda «resm» in cem’i gibi kullanılır, (bk.) Resm). Resmî muameleler, törenler, tören: Teşrifat merasimi, merasime çok riayet ediyor.

Yabancı Kelime

Fr. méridien

gök b. boylam

Yeryüzündeki herhangi bir noktanın meridyen çemberiyle başlangıç olarak alınan Greenwich gözlemevinin meridyen çemberi arasındaki açı değeri.

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (cemü’l-cem’i: mesâmât; m. mesamme). (bk.) Mesamme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Memory Enhancement Technology Hewlett-Packard's technology which effectively doubles a printer's standard memory through a variety of font and data compression methods.

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «mevt» ten). 1. Cansız şeyler, cemâdât. 2. İşlenmemiş, boş ve sahipsiz arazi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burial ground. god's acre. boneyard. good's acre. necropolis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burial ground. burial yard. burying ground. burial place.

Türkçe Sözlük

(i. A. «üns» den imef.) (mü. me’nûse). 1. Alışılmış, Osm. ülfet ve ünsiyyet olunmuş: Tütün me’nûsum değildir, insan, me’nûsundan kolay geçemez. 2. Alışmış, alışık, uysal, vahşîlikten geçip evcil olmuş: Hayvânât-ı me’nûse, me’nûs bir fil

Türkçe - İngilizce Sözlük

mixer. blender. beater. cement mixer. shaker.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. civanperçemi, bot. Achillea millefolium.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mile!). 1. Din, mezhep: Millet-i ibrahim. 2. Bir din ve mezhepte bulunan cemaat: Millet-i islâm. 3. Aynı millî kültüre mensup insanların meydana getirdiği içtimaî topluluk, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı olan insanların meydana getirdiği sosyal varlık: Türk, Alman, Japon, Rus milletleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kıymak, ince ince doğramak; ufaltmak, küçük veya ehemmiyetsiz göstermek; nezaketle konuşmak; vakarlı eda takınarak kısa adımlarla dimdik yürümek; i., İng. kıyma. mince pie üzümlü ve baharlı elma ile yapılmış tart. make mincemeat of paramparça e

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Government used to grant tax relief on some of your mortgage payments, reducing the costs to you It was abolished in April 2000. multiple isomorphous replacement plus anomalous differences.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.yanlış yere koymak. misplace one's confidence yanlış kim seye güvenmek.misplacement i.yanlış yere koyma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A representation of a set of components of a process, system, or subject area, generally developed for understanding, analysis, improvement, and/or replacement of the process [GAO] A representation of information, activities, relationships, and constraint

Türkçe Sözlük

(MÜBALAĞA) (I. A. «bulûğ» dan masdar). 1. Bir işte pek ileriye varma, kusur bırakmame, mükemmel ve kusursuz etme: İkramda mübalağa ediyor. 2. Büyütme, ifrat, küçük bir İşi pek büyük gösterme: Onun cesaretini överek mübalağa etti. Bu tarifte mübalağa vardır. Mübaleğa-i Acemâne, mübalağayı seviyor. Mübalağa ile = Pek pek, pek fazla. İsm-I mübalağa = Mübalağa ile ism-i fâil, Arapça’da «cebbâr, sabûr, allâme» gibi şekillerde olup mübalağa gösteren Ism-i fâil kipi. Türkçe’de «pek» veya «en» edatları da mübalağa bildiren sıfatlardır: Pek büyük, en büyüğü.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bilâğ» dan if.) (mü. mübelliğa). Tebliğ eden, bir emir veya haberi yerine yetiştiren. Büyük camilerde son cemaate imamın ve müezzinin sözlerini tekrar ederek yetiştiren adam.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bad’» den if.)I Tahsile veya bir i; ve san’ata yeni başlayan, acemi: Mübtedîlere mahsus okuma kitabı, mübtedî işi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar). Cinsî münasebet.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Acem», ic’Am’den imef) (mü. mûceme). 1. Noktalı (harf): Cİm-i mûceme. 2. Alfabetik eser.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den if.) (mü. müctemia). Toplanmış, toplu, bir yere gelmiş, birleşmiş, birleşik. MemSlik-i müctemia = Birleşik ülkeler.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Toptan, toplanmış oldukları halde, hep birden, cemâatle: Müctemian gittiler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «üns» den imef.) (mü. müennese). Gerçek veya itibâr! olarak dişi olan veya dişiye uygulanan (kelime): Müennes isim. Cem’I müennes-i silim = Arapça’da (-At) edâtıyla yapılan çokluk: MUslimât (Müslüman kadınlar) gibi. Müennes-i hakîki = Gerçekten dişi olan isim. Müennes-i lafzI = Kelime sonunda «t» veya diğer bir dişilik alâmeti bulunan Arapça İsim. Müennes-i semâİ = Arapça’ da sebepsiz olarak müennes sayılan isim: Şems, yed, nefs gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. acemice iş görmek; becerememek; i. acemilik, beceriksizlik.

Türkçe Sözlük

(|. A. «ferd» den imef.) (mü. müfrede). 1. Tek, yalnız, birçok olmayıp birden ibaret olan. 2. Mürekkep olmayan, basit. 3. (gramerde) Yalnız bir şey veya şahsa delâlet eden veya bire mehsus olan kelime, zıdları tesniye ve cem’: Müfred müzekker; müfred müennes; müfred gaib; teklik, tekil. 4. Bir tek mısrâ (son iki mânâsiyle İsim gibi de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücûm»dan) (c. muhâcemât). Her taraftan ve birden hücum etme, üşüşme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «heml» den imef.) (mü. mühmele). 1. Bırakılmış, terkolunmuş, ihmal olunmuş, bakılmamış: Bu bağ pek mühmel bir haldedir. 2. (Arap alfabesinde) Noktasız (harf), zıddı: muaccem: Hâ-i mühmele. 3. Mânâsız, bir şeye delâlet etmeyen: Mühmel bir kelime.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr»den imef.) (mü. mükessere). Kırık, kırılmış, Fars. şikeste. (e.) (Arapça gramerde) cem’-l mükesser = Kaidesiz, bükümlü çokluk ki, harflerin değişmesiyle olur: Nedim, nüdemâ; şiir, eş’Ar; tanbOr, tanâbîr... gibi. Zıddı: cem’-i sâlim.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cümûd»dan if.) (mü. müncemide). Donmuş, donuk, buz hâlinde olan. Bahr-i Müncemid-i Şimâli, Cenubî = Kuzey Buz Denizi, Güney Buz Denizi.

Türkçe Sözlük

(hi. A. «selm» den if.) (mü. müslime) (c. müslimtn) (cem’i müennesi müslimât). islâm dinine tâbî, bafllı olan, Müslüman, mü’min.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den if.) (mü. müstecmia). Toplayan, cem’ eden.

Türkçe Sözlük

(|. A.) (cem’I: müstemlekât) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Koloni, sömürge.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tûl» den masdar) (c. mutâvelât). Vâdeyi uzatma, bugün yarın ile oyalandırma, sürüncemede bırakma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ubûr» dan imef.) (mü. mâtebere) (F. c. muteberân). 1. İtibarlı, hatırı sayılır, hürmetli, saygı değer: MÜteber bir zat, kendisi memleketince pek mûteberdir. 2. Sözü ve imzası geçer, sözüne ve namusuna emniyet ve itimat olunan: Muteber tüccar, kendisi buraca mûteberdir. 3. Geçer, sayılır, kullanılır, makbûl, hükmü olan: Bu söz muteber değildir (bu suretle bilhassa cem’i kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem’» den if.) (mü. mütecemmia). Toplanmış, birikmiş, yığılmış.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den if.) (mü. mütecemmile). Bezenmiş, donanmış, süslenmiş.

Türkçe Sözlük

(!. A. «kelâm» dan if.) (mü. mütekellime). t. Tekellüm eden, söyleyen. 2. (edebiyat, gramerde) 1. şahıs: Ben, biz, gelirim, gideriz... gibi. Türkçe’de müfred ve cem’i vardır. 3. Nutuk söyleyen, hatip. (I. A. c. mütekellimîn). Kelâm konuşan (İslâm felsefesi) bilgini).

Türkçe Sözlük

(i. A. «terceme» den) (mü. müterceme). Bir dilden diğer bir dile çevrilmiş, tercüme olunmuş: Fransızca’ dan mütercem bir kitap.

Türkçe Sözlük

(i. A. «terceme» den if.) (mü. mütercime). Tercüme eden (ağızdan söylenen sözleri tercüme edene «tercüman» derler).

Türkçe Sözlük

(i. A. «azl» den if.) (mü. mûtezile). Cemaatten ayrılıp bir tarafa çekilen.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cemâat-i mûtezile’den kısaltılmış). Ehl-i Sünnet’ten ayrılan eski bir İslâm mezhebi.

Türkçe Sözlük

(I.). Top kulpu. Muylu kapağı = Kundakta ve arabada topu kulplarından tutan çember. Muylu yatağı = Topun kundağa bindiği yerde, kulpuna mahsus çukur oyuk.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zükOt» tan if.) (mü. müzekkiye). 1. Tezkiye eden, saf ve hâlis hâle koyan. 2. Cenazenin başında ölünün hâl ve şanını cemaattan sorup tezkiye eden. 3. Şahitlerin durumunu araştırıp şahitliklerinin kabûl olunabilecek hâlde bulunduklarını İsbat eden.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pişmemiş, ham, çiy. 2. mec. Tecrübesiz, acemi, toy.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. National Association for the Advancement of Colored People.

Türkçe - İngilizce Sözlük

North American Free Trade Agreement The agreement can be found at http://www dfait-maeci gc ca/nafta-alena/agree-e asp. means the North American Free Trade Agreement, done on December 17, 1992;.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The North American Free Trade Agreement which was signed by Canada, the United States and Mexico in December, 1992 and implemented in January, 1994 This replaces the Free Trade Agreement between Canada and the U S As a result of NAFTA, the two new columns

Türkçe Sözlük

(i. A.) (nağme’nin cem’ü’lcem’I). Nağmeler.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «nakl»den if.) (mü. nâkile) (c. nakale) (Fars. cem’i nâkilân). 1. Taşıyan, bir yerden bir yere götüren. 2. Nakil ve rivayet eden. 3. (fizik) Isı ve elektrik gibi kuvvetlerin kendisine geçerek öteye geçmesine müsait olan. Gayr-i nâkil = Bu hâle müsait olmayan.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (insân’ın cem’idir). insanlar, halk, herkes, el-Alem. Beyne’nnâs, alâ melei’n-nâs = Halk arasında, açıkça, herkesin gözü önünde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

why. what for. causatively. forwhy. whence. wherefore. wherefrom. wherefrom. reason. cause. occasion. ground. case. inducement. motive. point. rise. room. wherefore. seeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük

why. what for. causatively. forwhy. whence. wherefore. wherefrom. reason. cause. occasion. ground. case. inducement. motive. point. rise. room. seeds. grounds. matter. motivation. score. spring.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (asıl cem’i olan «enfâr» yerine bizde «neferât» kullanılmıştır). 1. Bir tek adam, kimse, şahıs, ferd: Ahaliden bir nefer geldi. 2. İnsanların sayılmasında kullanılır: Uç nefer işçi. 3. Rütbesiz asker, er. Dümen neferi = mec. Okulda sınıfın en zayıf, başarısız öğrencisi, sınıf sonuncusu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cemâat, topluluk. Nefîr-i Am = Düşmanla savaşmak için halktan toplanan asker. 2. Boru şeklinde eski bir Türk nefesli sazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir dini gruba yeni girmiş kimse; herhangi bir şeye yeni balayan kimse, acemi kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâkıysa) (bu mânâda kullanılmadığından dilimizde «nakıysa» nin cem’i gibi ve «nekaais» yerine kullanılmıştır). Eksiklikler.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi «nâzile» kullanılmamıştır). 1. Hadiseler, olaylar, felâketler. 2. (Türkçe m. nezle): Nevâzile uğradım, nevâzil oldum (bu mânâ ile nezlenin cem’i sanılarak kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ism-i cem’). Seyirciler, seyredenler.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nân) (Türkçe’de nûr’un cem’i olarak «nûrlar» mânâsiyle kullanılmıştır), (bk.) NAr.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (ism-i cem’ olup müfredi yoktur). Kadınlar.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü nusayriyye). Bir Alevî cemaati.

Türkçe - İngilizce Sözlük

obituary notice. announcement of death. death announcement / notice.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemî»den). Çiftleşme, cinsî münasebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yörünge; çember; anat. göz çukuru; zool. kuşların gözleri etrafındaki deri; f. bir gökcismi etrafında dönmek veya döndürmek; bir yörüngede dönmek. orbital s. gezegen yörüngesine ait; göz çukuruna ait.

Genel Bilgi

Aslında en çok merak edilen paraşütün icadından çok, onunla havadan ilk kimin atladığıdır. Kim böyle bir şeyi ilk defa denemeye cesaret etmiştir? Sanıldığının aksine paraşüt uçaktan sonra değil, yaklaşık bir yüzyıldan fazla bir zaman önce, balonla hemen hemen aynı tarihlerde ama çok ayrı çalışmalarla icat edilmiştir.

Paraşüt fikri eski Çin’e kadar gider. Günümüzdeki paraşüte benzer bir şeyler geliştirilmiş ama oyuncak olmaktan öteye geçememiştir. Leanorda da Vinci’nin de bu konudaki çalışmaları biliniyor. Bu fikri hayata ilk geçiren kişi ise Fransa’da 1783 yılında Louis-Sabestian Lenomand olmuştur.

Lenomand 4.5 metre yükseklikteki bir ağaçtan, omuzlarına birer adet bir çeşit şemsiye bağlayarak ilk deneyimini yapmıştır. Ancak o, buluşunu o seviyedeki bir yükseklikten, yangın çıkan bir binadan atlayarak kaçmak için düşünmüştü.

Ciddi anlamda ilk atlamanın şerefi ise Fransız Andre-Jackques Garnerin’e aittir. 1769 Paris doğumlu Garnerin Fransız ordusunda 1793 yılında müfettiş olmuş, İngiltere’de iki yıl hapis yatmış ve dönüşünde 1797 yılında ilk atlayışını 1.000 metreden bir balondan yapmıştır. Bu ilk paraşüt şemsiye şeklindeydi, çapı yedi metreydi ve ketenden yapılmıştı. Garnerin daha sonra birçok gösteri atlayışı yapmış, hatta bir keresinde 1802 yılında İngiltere’de 2.400 metreden atlamıştır.

Önceleri ketenden yapılan paraşütler, sonraları ipekten yapılmaya başlanıldı. Uçaktan ilk atlayışı gerçekleştiren ise 1912 yılında, ABD Kara Kuvvetleri’nden Yüzbaşı Albert Berry oldu.

Birinci Dünya Savaşı başlarında uçaktan paraşütle atlamanın pratik olmadığı görüşü hakim olduğundan, sadece gözetleme balonlarında görevli olanların, uçak saldırılarından kaçışlarında çok yaygın olarak kullanılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru paraşütün uçak pilotlarının da can dostu olduğu anlaşılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda ise uçak ebatlarının büyümesi ve teknolojilerinin gelişmesi ile insanların ve birliklerin yere indirilmeleri dışında silahları indirmek, mahsur kalan birliklere ikmal malzemesi göndermek, ajanları indirmek gibi birçok alanda kullanılmışlardır.

Genel Bilgi

Aslında en çok merak edilen paraşütün icadından çok, onunla havadan ilk kimin atladığıdır. Kim böyle bir şeyi ilk defa denemeye cesaret etmiştir? Sanıldığının aksine paraşüt uçaktan sonra değil, yaklaşık bir yüzyıldan fazla bir zaman önce, balonla hemen hemen aynı tarihlerde ama çok ayrı çalışmalarla icat edilmiştir.

Paraşüt fikri eski Çin’e kadar gider. Günümüzde ki paraşüte benzer bir şeyler geliştirilmiş ama oyuncak olmaktan öteye geçememiştir. Leonardo da Vinci’nin de bu konudaki çalışmaları biliniyor. Bu fikri hayata ilk geçiren kişi ise Fransa’da 1783 yılında Louis-Sabestian Lenomand olmuştur.

Lenomand 4,5 metre yükseklikteki bir ağaçtan, omuzlarına birer adet bir çeşit şemsiye bağlayarak ilk deneyimini yapmıştır. Ancak o, buluşunu o seviyedeki bir yükseklikten, yangın çıkan bir binadan atlayarak kaçmak için düşünmüştü.

Ciddi anlamda ilk atlamanın şerefi ise Fransız Andre-Jack-ques Garnerin’e aittir. 1769 Paris doğumlu Garnerin Fransız ordusunda 1793 yılında müfettiş olmuş. İngiltere’de iki yıl hapis yatmış ve dönüşünde 1797 yılında ilk atlayışını bin metreden bir balondan yapmıştır. Bu ilk paraşüt şemsiye şeklindeydi, çapı yedi metreydi ve ketenden yapılmıştı. Garnerin daha sonra birçok gösteri atlayışı yapmış, hatta bir keresinde 1802 yılında İngiltere’de 2 bin 400 metreden atlamıştır.

Önceleri ketenden yapılan paraşütler, sonraaları ipekten yapılmaya başlanıldı. Uçaktan ilk atlayışı gerçekleştiren ise 1912 yılında, ABD Kara Kuvvetleri’nden Yüzbaşı Albert Berry oldu.

Birinci Dünya Savaşı başlarında uçaktan paraşütle atlamanın pratik olmadığı görüşü hakim olduğundan, sadece gözetleme balonlarında görevli olanların, uçak saldırılarından kaçışlarında çok yaygın olarak kullanılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru paraşütün uçak pilotlarının da can dostu olduğu anlaşılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda ise uçak ebatlarının büyümesi ve teknolojilerinin gelişmesi ile insanların ve birliklerin yere indirilmeleri dışında silahları indirmek, mahsur kalan birliklere ikmal malzemesi göndermek, ajanları indirmek gibi birçok alanda kullanılmışlardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart. fragmentary. piecemeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fragmentary. piecesmeal. piecemeal. in tatters.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir papazın idaresindeki mıntıka; ing. kaymakamlığa benzer bir idari bölge; bir kiliseye mensup olan cemaat. parish clerk kilise katibi; papaz muavini. parish school kilise okulu. on the parish kilise yardımıyle geçinen. parish'ioner i. bir kilise

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İnsanda ve bazı hayvanlarda el ve ayağın uçlarından ayrılan kısımlardan herbiri; insanda beş tane bulunur: El, ayak parmakları. Başparmak, şahadet parmağı, orta parmak ve yüzük parmağı, serçe parmak = İnsanın beş parmağının isimleridir. 2. Bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların herbiri: Tekerleğin iki parmağı kırıldı. 3. Parmaklık denilen, iki veya üç yerinden kuşakla bağlanmış tahta yahut demir çubuklardan mürekkep olan bölmenin her çubuğu: Bu parmaklığın birkaç çubuğu değiştirilmelidir. 4. Dağ tepesinin sivri yeri. 5. Uzunluk ölçüsü olarak bir ayağın 12 ve arşının 24’te biri. 6. Koyu bir sıvıya batırılan bir parmağın aldığı miktar: Bir parmak bal, yağ. 7. mec. Müdahale, karışma. Ar. dahi, kışkırtma: Bu işte onun parmağı vardır. Adsız parmak = Yüzük parmağı. Ağıza bir parmak bal çalmak = Tatlı veya faydalı bir şey gösterip aldatmak, ümide düşürmek. Altıparmak = 1. Elinde bir fazla parmağı olan. 2. Çubuklu bir cins kumaş. 3. Palamut balığının iri cinsi. Ortaparmak = İnsan elinin ortadaki en uzun parmağı. On parmağı yakasında — Dava ve şikâyet, birini mesul tutmayı ifade eder. Başparmak = Elin, ayrıca bulunan kalın ve kısa parmağı, Ar. ibham. Beşparmak = 1. Ahtapot cinsinden bir deniz böceği. 2. Çakır dikeni denilen bir cins bitki. Parmağı ağzında = Şaşa kalmış. Parmak usulü = Hece veznini anlatmakta kullanılır. Parmak üzümü = Uzun taneli bir cins üzüm. Parmak ısırmak — Şaşakalmak. Parmak hesabı — Hesabı parmakla yapma. Parmak karıştırmak = Müdahale etmek. Parmakla gösterilmek = Meşhur ve seçkin olmak. Serçe parmak İnsan elinin en küçük ve kenarda bulunan parmağı. Şehadet parmağı = Başparmağın karşısında bulunan parmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir kilise cemaatine ait; dar fikirli, mahdut görüşlü. parochially z. dar fikirle, mahdut görüşle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parti, ziyafet, toplantı, eğlence; siyasal parti; kurum, cemiyet; ask. birlik; huk. taraf; kontratı akdeden taraflardan her biri; iştirakçi; k.dili şahıs. party line birkaç abonenin birden. bağlandığı telefon hattı; komşu mülkleri birbirinden ayıra

Türkçe - İngilizce Sözlük

Program announcement with set-aside funds.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (Basdırmak fiilinden. (bk.) Basdırmak). 2. Tuz ve çemenle bastırılıp iste veya güneşte kurutulmuş et: Kayseri pastırması. 3. mec. Pastırmasını çıkarmak = Çok dövmek.

Türkçe Sözlük

(I. F. sosyoloji). Soyda temel olarak babayı alan cemiyetin hâli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stiffening. hardening. reinforcement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intensify. stiffen. solidify. cement. consolidate. establish. firm. harden. impact. reinforce.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle başını tıraş edenlerin tepede bıraktıkları saç. 2. Hayvanların, enselerinde bitip uzayan ve kalın kıllardan ibaret olan saçları, yele: At, arslan perçemi. Civanperçemî = Kandil çiçeğinin bir çeşidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iran'a ait, iranlı; i. iranlı, Acem; iran dili, Farsça, Farisi. Persian carpet iran halısı. Persian cat Ankara kedisi. Persian Gulf Basra körfezi, iran körfezi. Persian lamb iyi cins astragan kürk. Persian lilac mor leylâk, bot. Syringa persica

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İyi pişmiş, pişmesi tam ve kusursuz. 2. Olmuş, ham olmayan. 3. mec. Tecrübe görmüş, ham ve acemi olmayan. 4. mec. Yüzsüz, arsız.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ateşte, fırında veyahut da kaynayan suyun içinde tutulup çiğliği gitmek, yenecek hâle gelmek: Ekmek, et, çorba pişti. 2. Hususi fırında kızdırıp lâzım olan kıvam ve sağlamlığı kazanmak: Tuğla, kiremit, testi pişti. 3. (meyve) Olmak, yenecek hâle gelmek: Uzürn, hurma, armut pişti. 4. Sıcaklıktan veya ter ve idrar gibi yakıcı bir su vesaireden kızarıp sivilceler çıkarmak: Çocuğun apışarası pişmiş. 5. mec. Tecrübe kazanmak, işlerde alışıp acemilikten kurtulmak. 6. Düşünüp kararlaştırmak, karar bulmak. Pişmiş aş = mec. Olmuş, bitmiş, kararlaşmış iş. Pişmiş aşa su katmak = iş bozmak.

Yabancı Kelime

Fr. placement

ekon. yatırım

Parayı, gelir getirici, taşınır veya taşınmaz bir mala yatırma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

placing. investment. investing of money. placement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a mixture of lime or gypsum with sand and water; hardens into a smooth solid; used to cover walls and ceilings. any of several gypsum cements; a white powder that forms a paste when mixed with water and hardens into a solid; used in making molds and sculp

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of white cement and white marble dust used as an interior finish, which can be tinted, colored or left white; applied to the gunite or shotcrete of a pool or spa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The interior finish of a gunite spa or pool Composed of white marble dust and portland cement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cementitious material, usually based on gypsum or portland cement, applied to lath or masonry in past form, to harden into a finish surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cement-like material mixed with water that is applied to wall and ceiling surfaces.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of cement or gypsum plaster with sand, perlite or vermiculite, and sometimes lime to form the interior wet wall system when applied to lath work or plasterboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mixture of white cement and marble dust mixed with water to smooth finish gunite pools.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Platforms are an important component of the gun emplacement In addition to providing a level surface to fire a gun, a platform prevents the gun from sinking or recoiling into the ground Platforms are constructed of wood, joists are set into the ground and

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. birden fazla; i., gram. çoğul, cemi. plural marriage birden fazla karısı olma. plural vote bir kimsenin birden fazla oy kullanma hakkı. plurally z. birden fazla olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. itme, dürtme; dirsek vurma; ağır ağır hareket eden kimse; k.dili tekme; hayvanların çitlerden geçememeleri için boyunlarına veya boynuzlarına geçirilen takım.

Türkçe - İngilizce Sözlük

police. police. policeman. cop. copper. bluebottle. bobby. bull. flatfoot. flattie. the force. fuzz. the heat. patrolman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bobby. bull. cop. copper. fuzz. law. pig. police. the police. policeman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

policeman. the police. beak. blue man. bull. constable. police constable. cop. the law. long arm. the minions of the law. nab. old bill. peeler. rookie.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slang for Police force and Policeman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. eşeklerin köprüsü; geom. Öklid'in ikizkenar üçgenin tabanındaki iki açının birbirine eşit olduğunu kabul eden teoremi; acemilere uy gulanan test.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A failure to meet the stated requirements Sometimes what is reported as a problem turns out to be a request for an enhancement, after research In that case, the reported problem would be removed from the Problem Report and added to the Change Request Repo

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sürüncemede bırakmak, ağırdan almak, geciktirmek; ertelemek, tehir etmek. procrasti- na'tion i. sürüncemede bırakma; erteleme. procrastinator i. işini tehir eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. telaffuz etmek, söylemek; beyan etmek, resmen bildirmek, kararı bildirmek; (nutuk) vermek. pronounce able s. telaffuzu mümkün. pronouncement i. resmen bildirme; bildiri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosthesis. prothesis. replacement. plate.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rabt» tan) (c. revâbıt). 1. Bağ, İp, bend vs.: Bunu tutturacak bir râbıta lâzım. 2. Münasebet, alâka: Bir gönül râbıtası. 3. Mensûp olma, intisap. 4. Nizam, tertip, usûl, düzen, münasebet: Bu işte, bu adamda râbıta yoktur (cem’i dilimize mahsus olan bu son mânâ ile kullanılmaz). 5. Cümleleri birbirine bağlayan edat: Bu iki cümle arasında bir râbıta ister.

Genel Bilgi

Nükleer enerji denilince aklımıza Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları, Çernobil’deki nükleer santral kazası ve nükleer atıklar gelir. Nükleer enerji ve onun sonucu radyasyon iyi amaçlarla kullanılmadıkları zaman insan neslini dünyadan silebilecek kadar tehlikelidirler. Kontrol altında kullanıldıkları zaman ise insan yaşamını iyileştirmekten sağlığa kadar bir çok konuda insanlığa bahşedilmiş birer lütufturlar.

Nükleer enerjinin esasını anlamak için çok fazla fizik, kimya, matematik bilmeye gerek yoktur. Nasıl odun, kömür, petrol ürünleri kullanarak ısı enerjisi elde ediyorsak nükleer enerji de öyledir.

Nükleer santralarda kullanılan yakıtın en bilineni uranyumdur. Uranyum santralde başka bir yakıta dönüşürken ortaya müthiş bir ısı çıkar. Bu ısı reaktörün etrafında dolaştırılan suyu buhar haline çevirir. Türbinlere verilen buhar da türbinleri çevirir. Sonunda türbinler de kendilerine bağli elektrik jeneratörlerini çevirerek elektrik üretirler. Prensip, nükleer enerji ile çalışan uçak gemilerinde de, denizaltılarda da aynıdır.

Gelelim radyasyona... Uranyum gibi kararsız elementler gerek atomik yapılarına müdahale edilerek gerekse tabiattaki halleri ile bir başka elemenle dönüşebilirler. Yani tarihte kurşundan altın elde etmek için uğraşan simyacıların başaramadıkları işin benzeri uranyumda kendi kendine oluşur.

Bu dönüşüm işi olurken uranyum atomunun içindeki bazı parçacıklar da ışık olarak yayılırlar. Yani radyasyon bir ışıktır. Sadece atom bombasından, nükleer atıklardan çıkmaz tabiatta da bol miktarda vardır. Yalnız ışıma yolu ile değil besinler yolu ile de vücuda girebilir.

Radyasyon olayında üç ana ışık türü vardır: Alfa, beta ve gama. Alfa ışınları deriden geçemezler, beta ışınları deriden çok az miktarda geçebilirler, gama ışınları ise deriden ve vücuttan geçebilirler. Alfa ve beta ışınları sadece yoğunlaştıkları organ üzerinde tahribat yaparlarken gama ışınları tüm organlara zarar verirler. Tabii bu arada ışına maruz, kalma süresi de önemlidir.

Vücudumuz hücrelerden, hücreler moleküllerden, moleküller de atomlardan meydana gelirler. Bu radyasyon ışınları isabet ettikleri atomların yapılarını bozarak sonunda hücrelerin ölmelerine sebep olurlar. Vücut için sürekli gerekli olan hücre üreme mekanizmasını bozarlar, vücudun direncini yıkarlar.

Aslında günlük yaşantımızda radyasyonla iç içe yaşıyoruz. Radyasyon her an her yerde vardır hatta Güneş ışığında bile. Yaz mevsiminde deniz kenarında yapılan bilinçsiz güneşlenmelerde isteyerek aldığımız radyasyonun etkisi cilt kanserine yol açabilecek kadar tehlikeli olabilir.

Radyasyonun insan bünyesi için faydalı olduğu durumlarda vardır. Kanserin ışınla tedavisi, enfraruj ve ultraviyole tedavileri, lazerin tıpta kullanılması gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir hayvan sürüsünü güdüp otlatan, çoban, sığırtmaç, mec. 2. Bir cemiyetin başı, yönetici ve koruyucusu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subgenre of rock in which rhymed lyrics are spoken over rhythm tracks; developed by African Americans in the 1970s and widely disseminated in the 1980s and 1990s. Acronym for Reflections, Announcements and Physicalities, which take place in the mornings a

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) çiğ, pişmemiş; ham, işlenmemiş, terbiye edilmemiş bükülmemiş, tasfiye olunmamış; olgunlaşmamış; derisi sıyrılmış; soğuk; taze, yeni; acemi, tecrübesiz; (i.), the ile sıyrık. in the raw doğal halde, işlenmemiş; ABD, (k.dili) çıplak. raw deal a

Teknolojik Terim

İşitsel FM radyo sinyalleriyle birlikte dijital veriler ileten bir sistemdir. RDS, sinyali veren istasyonun ismini görüntüler ve o istasyon için en güçlü sinyali otomatik olarak bulur. Özellikleri arasında aşağıdakiler bulunmaktadır: Program Servis İsimi (Program Service Name – PS): 8 karaktere kadar istasyon ismi bilgisi; Trafik Anonsu (Traffic Announcement – TA): trafik bilgisi bültenlerine otomatik olarak geçen bir özellik; Alternatif Frekans (Alternative Frequency – AF): Aynı istasyon için birden fazla sinyal olduğunda, güçlü sinyalin otomatik olarak seçilmesi; Gelişmiş Diğer Şebeke (Enhanced Other Network – EON): trafik anonsu sırasında otomatik olarak başka bir istasyona geçme; Saat (Clock Time – CT): Doğru saatin otomatik olarak ayarlanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) acemi asker; kura neferi; yeni gelen üye.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ordu veya donanma için nefer kaydetmek, acemi asker toplamak; ikmal etmek eksiğini doldurmak; sıhhati iyileşmek, düzelmek. recruitment (i.) acemi asker kaydetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yeni kuvvet vermek, takviye etmek, imdat götürmek; fazla asker veya kuvvet göndererek takviye etmek; i. kuvvetlendirici şey. rein- forcement i. takviye; takviye için gönderilen asker. reinforced concrete betonarme.

Türkçe Sözlük

(REİS) (i. A. «re’s» ten) (c. rüesâ). 1. Baş, Amir, başkan: Kabîle, cemâat, reisi. Reîsü’l-Küttâb, Reis Efendi = Tanzimat’tan önce hariciye nâzırı, dışişleri bakanı. 2. Bir topluluk ve meclisteki üyelerin başı, birincisi: Meclis reisi, reîs-i hükümet, mahkeme reisi. 3. Gemi kaptanı: Ahmed reis. Koca reis = Tüccar gemilerinde kaptandan sonra en kıdemli subay, ikinci kaptan. 4. Tanzimat’tan önce korsan sınıfından amiral. Reîs-i rOhâni, rüesây-ı rûhâniyye = Müslüman olmayan cemâatlere başkanlık eden başrâhip. Liman reiıl — Liman dairesi müdürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar yerine koymak, yerine geçmek; bir şeyin yerine başka şey koymak veya bulmak; iade etmek, ödemek. replacement i. yerine koyma; bir şeyin yerine geçen veya konulan şey; bir başkasının yerine geçen kimse.

Türkçe Sözlük

(RESM) (I. A.) (c. rüsûm). 1. Yazma, çizme. 2. Eser, nişan, alâmet: Resmi kalmış. 3. Şekil, suret: Gül resmi. 4. Tertip, plan, taslak: Yapılacak mektebin resmini çizmek. 5. Elle yapılan tasvir: Rafael’ln yaptığı resimler meşhurdur. 6. Tasvir yapmak san’atı: Resim öğreniyor. 7. Fotoğraf: Resmimi aldıracağım. S. Tarz, tertip, usûl: Bu resimde yapılır. 9. Adet, tavır: Feleğin resmi böyledir! 10. Alay, tören: Askerin geçit resmi (bu mânâ ile cem’i yerine «merâslm» kullanılır). 11. Devletçe ve devlet namına edilen hareket ve söylenilen söz: Resmin dışında bir İş. 12. Vergi, bir maldan hazinenin aldığı hisse, teklif, bac: Gümrük resmi, uuz resmi (bu mânâ ile cem’i «rüsûm» un cem’i olarak «rüsûmât da kullanılır). Resm-i selim = 1. Askerin kumandana ve devlet büyüklerine yaptığı tören. 2. Bir geminin diğerine karşı yaptığı saygı gösterisi. Resm-I geçit (yanlış bir terkiptir) = Askeri birliklerin törenle geçmesi. Resm-1 kabûl = Kabûl resmi, resepsiyon. Resm-I küşâd = Açılış merasimi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Resolution Enhancement Technology Hewlett-Packard's technology which increases the apparent resolution of a document by using microfine toner to add partial pixels around the edges of images.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. i.etrafına halka çekmek, etrafını kuşatmak, çember içine almak; halka veya yüzük takmak; halka şeklinde soymak (ağaç kabuğu); halka meydana getirmek; helezonlar halinde yükselmek; halka şekline girmek; i.halka, daire; yüzük; çember; güreş meydanı;

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. erzak). 1. Azık, nafaka, yiyecek: Karınca bile rızkını tedarik eder. 2. Tanrı’ca verilen nimet. 3. Yiyecek ve içeceğe ait maddeler (Bu mânâ ile cem’i kullanılır): Erzak tedariki, erzak anbarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) acemi asker; yeni polis; acemi oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kauçuk, lastik; silgi; lastik (ayakkabı); ovan kimse veya alet; masajcı; natır, tellâk; f. lastik kaplamak. rubber boot şoson, lastik çizme. rubber cement kauçuktan yapılan yapıştırıcı. rubber check A.B.D., (argo) karşılıksız banka çeki. rubber

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaba; sert, şiddetli; terbiyesiz, edepsiz; kaba saba, yontulmamış, inceliksiz; acemi, ustalıksız; gürbüz, kuvvetli; vahşi. rude'ly z. kabaca; sertçe. rude'ness i. kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. halı; kilim; keçe; örtü. Oriental rug şark halısı. Persian rug Acem halısı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bribe. bribery. corruption. palm oil. palm grease. inducement. backhander. boodle. douceur. graft. kickback. payoff. pie. sop.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Society for the Prevention of Cruelty to Animals Hayvanları Koruma Cemiyeti.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şuûb). Cemaat, topluluk.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Din topluluğu, cemaati. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(SAFF) (i. A.) (c. sufûf) (Türkçe’de tek «f» ile de söylenir). 1. Sıra, dizi: Bir saf teşkil etmek, bir saf üzere dizilmek, safdan çıkmak. 2. (askerlik). Bir sıraya dizilmiş asker: Birinci, ikinci saf. Saf-beste Sıra üzere dizilmiş. Saff-ı camlat = CAmide namaza duran cemaatin teşkil ettiği sıraların herbiri. Saff-ı harb = Muharebede bir sıraya dizilen asker. Saf saf = Sıra sıra. Saff-ı net! = Oda, çadır gibi yerlerde, ayakkabıların çıkarılıp bırakıldığı en aşağı sıra, yer.

Türkçe Sözlük

(ga İle) (i. A.) (mü. sagîre) (cem’i: sigâr «ga» ile). 1. Küçük, ufak. Sagîr ve kebîr = Büyük, küçük. Sıgâr ve kibar = Büyüklerle küçükler, insanlar. 2. Bulûğa ermemiş ve vasîye muhtaç çocuk: Uç sagîr çocuk bıraktı. Sagîr-i mümeyyiz = Kendini bilecek yaşta çocuk. Sagîr-i gayr-ı mümeyyiz .= Kendini bilmeyecek yaşta çocuk.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şâgirt ve talebe hal ve sıfatı. 2. Çıraklık, yamaklık. 3. Acemilik, tecrübesizlik. 4. Çırak hakkı ve ücreti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidation. fortification. reinforcement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidate. make firm. secure. solidify. cement. consolidation. make fast. fasten down. firm. harden. reinforce. stabilize. strengthen.

Türkçe Sözlük

(ŞAHS) (i. A.) (c. eşhâs). 1. İnsanın görünen şekil ve sureti. 2. İnsanın varlığı, nefs, zât. 3. Kimse, ferd, kişi. (Saygı göstermek istenirse «zât» denilir) 4. (gramerde) Fiil ve zamirde geçen şekillerin herbiri. Şahs-ı sâlis = Davada üçüncü şahıs, iki tarafta olmıyan. Şahs-ı mânevi = Şahıs gibi hukuk ve görevleri olan kuruluş, cemiyet, şirket v.s.

Türkçe - İngilizce Sözlük

causa. cause. incentive. motive. impetus. impulse. inducement. spur. stimulus.

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.) (müfredi «saki» dilimizde kullanılmaz). İnsan ve cin, dünya ile Ahıret, insan ile hayvan, Arap ile Acem yahut ağır şeylerle hafif şeyler. Seyyid-i Sakaleyn = Peygamberimiz. Şeyhülislâm Ebussûd Efendiye «Müftt-i Sakaleyn» unvanı verilmişti.

Türkçe Sözlük

(ŞAKAİK) (ka uzun) (i. A. «şakıyka» nın cemMdir). Büyük ve parlak bir çiçektir ki «şakaayık-ı nûmâniyye» de denilir; ağaç şakayıkı = gül ağacı gibi bir küçük ağacın verdiği şakayık; yer şakayığı = soğandan çıkan çeşidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. salata. salad days gençlik çağı, acemilik. salad dressing mayonez; salata sosu.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. salon). 1. Evlerin misafir kabûl etmeye mahsus en büyük ve en güzel odası, başoda, divan, arz odası. 2. Sergi yeri, hususî müze: Resim salonu. Salon adamı = Cemiyet içinde yaşama kaidelerini, görgü kaidelerini lâyıkıyle bilip icra eden adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. özlü; canlı; (argo) ahmak, budala; toy, acemi. sappiness i. canlılık, hayatiyet; özlü oluş, toyluk.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Bazı isimlere eklenip Türkçe’deki «lık», «lik» gibi yer gösterir. KOh-sâr = Dağlık yer. Çeşme-slr = Çeşmeleri çok yer. Çemen-zâr: Çemenlik.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şark» den). 1. Doğu dili, tarihi ve edebiyatlarıyla uğraşan ilim kollarına toplu olarak verilen bir ad. 2. «Şarkı» kelimesinin Ar. kaide ile yapılmış cemi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şurût. «şerâit» ise «şerîta» nın cem’idir ancak mânâca çok farklı olmadığından, bizce «şart» ın cem’i gibi kullanılmıştır). 1. Diğer bir şeyin vücudu onun vücuduna bağlı olan şey: Namazın şartları, ki onlarsız namaz kılınamaz. 2. Bir mukaveleyi meydana getiren bend ve fıkraların her biri ki iki tarafa ait olup bir tarafa alt olanların yerine getirmesine bağlıdır, kayıt: Mukavelenin şartlarını iyi düşünmeli. 3. Bir iş için lâzım olan şey: Kendine gelebilmesi için biraz dinlenmesi şarttır. 4. Eşini boşamak üzere yapılan yemin: Onlar bu işi yapacaklarını şart ettiler; şart olsun. 5. Gramerde biri diğerine bağlı iki cümleden biri. Şart-ı vâkıf = Vakfedenin malını vermesini icab ettiren şart kl, yerine getirilmezse mal, vakıf olmaktan çıkar.

Genel Bilgi

İngilizce adı ‘backgammon’ olan, bizde ise İtalyanca ‘tavola’dan geçmiş ismi ile ‘tavla’ olarak bilinen oyun, şans ve kabiliyetin çok güzel dengelendiği, kazanmak için ikisinin de gerekli olduğu, toplumun her seviyesinde ve her yerde oynanabilen bir oyundur.

Tavla o kadar bilinen bir oyundur ki, burada kurallarından bahsetmek bile ayıp olabilir. Tavlanın bilinen en eski oyunlardan biri olduğu, 5 bin yıl evvel Mısırlılar tarafından oynanmaya başlandığı, Yunanlılar ve daha sonra da Romalılar tarafından oynanıp Avrupa’ya yayıldığı biliniyor. Bu günkü oynanış kuralları 17. yüzyılda İngiltere’de tekrar düzenlenmiş, 20. yüzyılın başlarında, 1920’lerde ise çift zarla oynanmaya başlanmıştır.

Tavla, kırda, kahvede oynanabilmesi bakımından basit bir halk oyunu olarak bilinmesine rağmen satranç gibi stratejik bir savaş oyunu olup en az onun kadar, hatta araya şans faktörünün de girmesi ile ondan daha zor bir oyundur.

Sonraki hamleleri düşünmeyi zorlaştıracak şans faktörü oyuna eğlenceli bir yan katar. Oyunu kazandığınızda bunu kabiliyetinize yorarken, kaybettiğinizde de kötü şansınızı suçlayabilirsiniz. Ancak tavla şampiyonları şansın yanında oyunda, ihtimaller hesabını, tahayyül ve sezgi yeteneklerini hatta psikolojik faktörleri bile kullanırlar.

Günümüzde bilgisayarda, internet aracılığıyla dünyanın öbür ucundaki kişilerle tavla oynanabiliyor. Bilgisayarla karşılıklı tavla oynayabileceğiniz çok güzel programlar var. Ne var ki bu programlar amatör bir seviyeden öteye geçemiyorlar. Satrançta olduğu gibi dünya şampiyonlarını bile yenebilecek programlar üretilemiyor.

Bir bilgisayarın herhangi bir oyunu bir insan kadar veya daha iyi oynayabilmesi için ya insandan daha akıllı olması yahut da belirli bir sürede insandan daha çok iş yapabilmesi gerekir. Oyun programlarında genel strateji akıl üzerine kurulamaz. Program bir insanın yapamayacağı kadar kısa bir sürede, ilerde yapılabilecek hamleleri ve karşı oyunları hesaplayabilecek şekilde hazırlanır.

Satranç oyununda her bir oyuncunun bir hamlede yapabileceği 20-30 değişik hareket vardır. Tavlada ise her iki zarı attığınızda, zaten 21 tane değişik pozisyon gelme olasılığı vardır. Bu her bir pozisyon da en az 4-6 değişik şekilde oynanabileceği, bir de çift atıldığında 4 kere oynanabileceği faktörlerini de hesaba katarsak, sadece bir kerede tavlada kaç değişik oyun oynama olasılığı olduğu ortaya çıkar.

İşte bu durum tavla oyununun herhangi bir anında çok ileriye bakmayı, sonraki hamleleri görebilmeyi ve tedbir almayı zorlaştırır. En basit bir hesapta bile görülebilir ki tavlada 3 kere zarları atışta oynanabilecek pozisyon sayısı 250 milyona ulaşır. Bunun analizini yapabilmek bilgisayar için bile zordur.

Satranç gibi oyunlarda, bir kerede yapılabilecek hamleler hesaplanırken en mantıksız ve yapılmaması gereken hamleler çıkarıldığında geriye oynanması mümkün 5 bilemediniz 10 hareket kalır. Halbuki tavlada her seferinde atılan zara bağlı olarak 21 değişik seçenek vardır. İşte bu nedenle programlamada arka arkaya olabilecekler için bir fonksiyon türetip, yazılım yapabilmek içinden çıkılmaz bir hale gelir.

Tavlada bir başka faktör de zamandır. Oyunun herhangi bir kademesindeki durumu kavramada geçen zaman açısından insan, bilgisayardan hala üstündür. Tabii bu arada pulları kırma, kritik yerlerde kapı alarak rakibin zarı ne gelirse gelsin onu oynatmama, gele atma gibi durumlar da göz önüne alınırsa, bilgisayarın tavla oyununda niçin çok başarılı olamadığı ortaya çıkar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kötü bir şekilde veya acele ile yazmak, karalamak; i. karalanmış yazı, acemice ve karışık yazı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reason. cause. occasion. ground. subject. why. account. causation. consideration. inducement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

causa. cause. pretext. excuse. means. medium. ground. motive. account. bond. casus. inducement. motivation. peg. reason. score. source.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şecaat» den smüş.) (c. Şuc’An) (Müfredinde secâ’, şicâ’, şücâ’ ve cem’inde şü ve şim şeklinde başlaması caizdir). 1. Yiğit, yürekli, bahâdır, cesur. 2. (astronomi) Bir takımyıldız, Fr. hydre.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin en iyisini bulup ayırmak, Osm. intihap ve ihtiyar etmek. 2. Fark ve ayırt etmek, İyi görüp farkedebilmek: Bir karaltı gördüm ama ne olduğunu seçemedim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gizli, saklı, hafi, mektum; esrarlı; mahrem; i. sır, gizli şey; anlaşılmaz şey, muamma. secret police gizli polis teşkilatı. secret service hafiye teşkilâtı. secret society gizli cemiyet. an open secret herkesçe bilinen sır. in on the secret s

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ayartmak, azdırmak, ifsat etmek, baştan çıkarmak; namusuna leke sürmek, iğfal etmek. seducement i. iğfal, ifsat, ayartma, baştan çıkarma seducer i ayartan adam iğfal eden adam. seducible s. baştan çıkarılabilir, azdlrılabilir, iğfal edilebilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sihâm, eshâm). 1. Ok, yayla atılan ucu sivri demirli kamış (bu mânâ ile birinci cem’i kullanılır). 2. Hisse, pay, Ar. nasîb, Fars. behre. 3. Devlet tarafından ikraz olunan paraya mukabil alınan resmi senet (bu mânâ ile ikinci cem’i kullanılır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

sugar. candy. diabetes. commodity exchange. mincemeat.

Türkçe Sözlük

(i.). Şahıs zamirinin muhatabı olup genitifi: Senin, datifi: Sana, akküzatifi: Seni, cem’i: Slz’dir. Sen gel; sana söylüyorum; seni gördüm; senin işin. Sence = Sana göre. Sensiz = Sen olmaksızın.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esniye) («senâyâ» İse «tesniye» nin cem’idir). Methederek anma: Sizi çok senâ etti; senânızda bulundu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok ince dokunmuş ufak Acem halısı.

Yabancı Kelime

Fr. septicémie

tıp kan zehirlenmesi

Kanda hastalık yapan bir bakteri bulunmasından ileri gelen her türlü hastalık.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîta) (dilimizde olmadığı için «şart» ın cem’i olarak kullanılır). Şartlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîta) (dilimizde olmadığı için «şart» ın cem’i olarak kullanılır). Şartlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şeref» ten smüş). (mü. şerîfe) (c. eşraf, şürefâ). 1. Şeref sahibi: Câmî-i şerîf, tefsîr-i şerîf. 2. Soyunda şeref bulunan, asil, ileri gelen (Bu mânâ ile başlıca cem’i «eşrâf» kullanılır). 3. Hz. Hasan yoluyla Peygamber’den inenler veya bu iddiada bulunan (bu mânâ ile cem’i «şürefâ» gelir), (bk.) Seyyid.

Türkçe Sözlük

(hı ile) (i. A. «şeyhûhe» den smüş) (c. şüyûh, eşyâh, meşâyîh). 1. Yaşlı adam, koca, ihtiyar: Ak sakallı bir şeyh. Şeyhu’l-vüzerâ = En kıdemli, en eski vezir (bu mânâ ile az kullanılıp cem’i şüyûh gelir) 2. Bir tarikat tekkesindeki dervişlerin başı: Mevlevi şeyhi. 3. Arabistan’da kabile ve aşiret reisi ve muhtar: Urbân şeyhi, kabilenin şeyhi ile görüştük (Bu iki mânâ ile cem’i «meşâyih» gelir). 4. Hadiste kendinden hadis nakledilen üstat ve hoca. Şeyhu’l-Harem = Harem-i Şerif reisi. Kürsü şeyhi = Büyük cami vâizi. Meclis-i Meşâyih = Osmanlı devrinde şeyhülislâmlıkta tarîkatlere bakan dâire.

Türkçe Sözlük

(ŞEYTAN) (i. A.) (c. şeyâtîn) (İbrântce’den). 1. iblis. 2. mec. Pek zeki ve kurnaz adam (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır). Pek şeytan adamdır. Şeytan arabası = 1. Bazı bitkilerin havada uçuşan pek ince tüylü tohum kozalağı. 2. Demiryolu rayları üzerinde yürütülen açık araba ki, işçi taşır. 3. Bisiklet. Şeytan tüyü = Bir kimseyi başkalarına sevdiren hâl: Onda şeytan tüyü vardır. Şeytan tırnağı s Tırnağın yanında deri üzerinde çıkan tırnak piçi. Şeytanın kıç bacağı = Cin fikirli yaramaz çocuk. Cem’i: cinler, kötü ruhlar.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şüzûr, şezerât). 1Madenin içinden toplanılan altın parçaları. 2. Süs için takılan inci ve altın taneleri (bu mânâ ile ikinci cem’i kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, argo yeni subay olmuş kimse; acemi kimse; azgın katır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karıştırmak, değiştirmek; karmakarışık edip ortadan yok etmek; sürümek (ayak); itip ileri atılmak; iskambil kâğıtlarını karıştırmak; sözü değiştirmek; güçlükle ve acemice ilerlemek; ayakları sürüyerek yürümek; i. karıştırma, hile; ayak sürüyer

Türkçe Sözlük

(i. A. müfredi, cem’i ve tesniyesi birdir). 1. Taraf, fırka. 2. Sünnî olmayan Müslümanlar’ın en büyük kısmı ki, ilk üç halîfeyi meşrû saymazlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiping. rubbing. wipe. erasion. erasure. cancel. cancellation. defacement. deletion. obliteration.

Türkçe Sözlük

(i galat olarak çemşir ağacına derler), (bk.) Çemşir.

Sağlık Bilgisi

Bu çeşit ağrılar, genelikle küt ağrı şeklindedir. Vücudun her yerinde hissedilebilir. Ama, çoğunlukla kalp çevresindeki ağrılardan şikayet edilir. Bazı kimseler de başlarını tıpkı bir çember gibi sıkan baş ağrılarından şikayet ederler. İşte bu çeşit ağrılar, bedeni bir arızadan kaynaklanmıyorsa, sinirsel ağrılardır. Bu gibi şikayetlerde aşağıdaki reçetelerden herhangi biri kullanılanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana, süt.

Hazırlanışı : Dört su bardağı süte 10 tane lahana konur ve 15 dakika kaynatılır. Ilıdıktan sonra, lahana yaprakları ağrıyan bölgeye konur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

putting in order. arrangement. processing. alignment. collocation. course. get-up. placement.

Türkçe Sözlük

(i.). Çokluk ikinci şahıs zamiri olup «sen» zamirinin cem’idir: Siz, sizin, size, sizi; sizce, sizinle, sizin için, sizin gibi. Sizsiz = Siz olmadığınız halde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Potter's clay in a very liquid state, used for the decoration of ceramic ware, and also as a cement for handles and other applied parts.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. toplumsal içtimai, sosyal; toplumda yeri olan, cemiyete ait; bot., zool. kütle halinde büyüyen veya yaşayan; sosyetik; i. sohbetli toplantı, sohbet meclisi. Social Democrat sosyal demokrat parti üyesi. social insurance sosyal sigorta. social i

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toplum, cemiyet; sosyete; halk, millet, kavim; arkadaşlık, dostluk; şirket, kurum, dernek; topluluk. society life sosyete hayatı. avoid the society of arkadaşlığından kaçınmak. leader of society toplum hayatında lider. polite society sosyete.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arkadaşlık; cemiyet; Kat. hayır cemiyeti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Status of Forces Agreements set forth the legal standing of U S servicemembers in the host country.

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). Cemiyetle, toplumla alâkalı, içtimâi.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. sosyoloji). Mübadele ve imâl vasıtalarını ortak hâle getirerek sosyal sınıfları ortadan kaldırıp cemiyetin yapısını kökten değiştirmeyi hedef tutan doktrinlerin bütünü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small implement with a broad, flat, flexible balde that is used to mix plasters, elastomers and similar substances Artists' spatulas are usually finer and more flexible, while cement spatulas are stouter and stiffer. Ground and polished fingers of soft

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 360 degree turn, at least. an opaque glass thread wound around a clear rod. a method of applying reinforcement in which there is not interlacing between individual strands of the reinforcement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Twisted, spiral as the placement of leaves emerging from the rhizome. leaves arranged around a twig in a pattern like candy-cane stripes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An expandable, slotted metal tube, inserted into a vessel A stent acts as a scaffold to provide structural support for a vessel A drug-coated stent allows for the placement of that particular drug at the stent implantation site.

Yabancı Kelime

Fr. style

ed. üslup, biçem

Sanatçının görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliği veya bir türün, bir çağın kendine özgü anlatış biçimi.

Yabancı Kelime

Fr. stylisation

biçemleme

Biçemlemek işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. bir sıra borda kaplaması; tekerlek çemberi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. görülmemiş, ilk defa görülen; başka yerden gelmiş; yeni, alışılmamış; tuhaf, garip, acayip; yabancı; utangaç, çekingen; acemi, alışık olmayan, tecrübesiz; z. acayip bir şekilde. strange look ing. tuhaf görünüşlü. strange'ly z. tuhaf tuhaf garip

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabancı; dışarıdan gelen kimse; tanınmamış kimse; bir işin yabancısı veya acemisi; huk. hakkı olmadan bir işe karışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) kayış; şerit, atkı, bant; dar ve uzun kumaş parçası; berber kayışı, ustura kayışı; (otobüs veya trende) tutunma kayışı; f. kayış veya çemberle tutturmak, çemberlemek; kayışla dövmek; sıkıntıya sokmak; kayışla bilemek. strap'hanger

Türkçe Sözlük

(i. A. c. Sünen), t. Peygamberimizin yaptığı şeyler: Sünnet-i şerife, sünen-i seniyye. 2. Ar. Hitân: Çocuğu sünnet etmek, sünnet düğünü. Ehl-i Sünnet, Ehl-i Sünne ve’l-Cemâa = Dört Sünnt mezhebin hepsi ki, Müslümanlar’ın % 90’dan fazlasını teşkil ederler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak ihata etmek, çevirmek, etrafını sarmak; ask. muhasara etmek, çember içine almak. surroundings i., çoğ. çevre, muhit, çevredeki bütün şeyler, etraf.

Türkçe Sözlük

(i.). Çok sürüp uzatma: İşi sürüncemeye düşürmemeli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protected emplacement. bastion. citadel. fort.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ged, -ging) ufak sarkık uç; yafta, pusula, fiş, etiket: elbisenin yırtık parçası; piyes veya kitapta gereksiz ilâve; şeridi kuvvetlendirmek için ucuna takılan maden parçası; meşhur söz; köpeğe takılan künye; püskül, saçak; rozet; saç perçemi;

Türkçe - İngilizce Sözlük

plainclothes policeman. plainclothesman. police detective.

Türkçe - İngilizce Sözlük

falsification. defacement. manipulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incitement. instigation. provocation. fomentation. setting in motion. driving. propelling. exciting. stimulating. arousing. disturbance. excitement. flagwaving. impulse. impulsion. inducement. prompting. propulsion. solicitation.

Türkçe Sözlük

(TAHSİL) (i. A. «husûl» den masdar) (c. tahsîlât). 1. Hâsıl etme, husûle getirme, ele geçirme, kazanma. 2. Vergi veya gelir toplama. 3. İlim ve bilgi edinme, okuyup öğrenme. 4. (cem’i). Devlet gelirlerinin toplanması.

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûs» tan masdar) (c. tahsîsât). Bir şeyi birine veya bir tarafa mahsus kılma, ait etme: Kendisine bir oda tahsis ettiler, çayırın bir parçasını atlarına tahsis etti. Bi’t-tahsîs, be tahsis Ayrıca. Cem’i: Bir şahıs, daire veya topluluğa tayin edilmiş maaş ve diğer masraflar, Ar. muhassesât.

Finansal Terim

(Private Placement)

Sermaye artırımlarında artırılan sermayeyi temsil eden hisse senetleri ile mevcut hisselerin hissedarlarınca, halka arz edilmeyerek, doğrudan dışarıda yerleşik kişilere, kayıt öncesi belirlenmiş yurtiçinde yerleşik kişilere tahsisli olarak veya Borsa’nın ilgili pazarında toptan satışıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tavâif). 1. Bölük, takım, gürûh, cemaat, topluluk. 2. Kavim, kabîle. 3. Gemici: Gemi tâifeleri, gemi tayfası. (bk.) Tayfa.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birlikte kullanılıp hepsi beraber bir düzen teşkil eden ve ancak birlikte kullanılırsa işe yarayabilen şeyler, malzeme: Bahçıvan takımı, çay takımı, yatak takımı, at takımı, yolcu takımı. 2. Hepsi birlikte bir iş görenler, avene, kumpanya: Ortaoyunu takımı. 3. Zümre, sınıf, topluluk, cemaat: Takım takım geldiler. 4. Mikdar, kısım, bölük, bazı: Birtakım adamlar, birtakım eşya, birtakım sözler. 5. Takılacak şey, süs için takılan mücevher vesaire: Bu kadının mükemmel takımı vardır. 6. Kehribar vesaireden ağızlık: Bu takım pek güzel. 7.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reinforcement. support. backing. strengthening. consolidation. fortification. fortifier. recruitment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortification. reinforcement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reinforcement. strengthening. ramification. stiffening. fortification. consolidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

repairman. serviceman. mechanic. wrecker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

repairer. serviceman. repairman. mender. fault finder. fault tracer. rebuilder.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. matematik). Trigonometride bir açının tepesini merkez alarak yarı çapı 1 olan bir çember çizdikten sonra açının birinci kenarının çemberi kestiği noktadan çembere çizilen teğet üzerinden açının ikinci kenarının ayırdığı AT doğru parçası uzunluğunun cebrî değeri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion. manner. mode. strain. style. tone. way. style stil. üslup. biçem. sort.

Türkçe Sözlük

(TASVİR) (i. A. «sûret» ten masdar) (c. tesâvîr, tasvîrât). 1. Bir şeyin şeklini çıkarma, resmini yapma. 2. Resim yaparcasına güzel târif etme. 3. Resim: Tasvirinizi gördüm (birinci cem’i asıl bu mânâ ile kullanılır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

annealing. dampening. bomboozling. tempering. heat treatment. annealing process. cementation. roasting. lighting. humidification. conditioning.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ameliden masdar). (c. teâmülât). 1. Muamele. 2. (hukuk) Cemiyetteki gelenek, Adet, örf.

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «tubbâ» nın cem’idir). Eski Yemen kralları.

Türkçe - İngilizce Sözlük

changing. alteration. replacement. exchange. in disguise. conversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

communique. communiqué. notification. communicating. conveying. notifying. written notice. communication. paper (read to a congress. official statement. announcement. aviso. declaration. manifesto. rescript. service.

Türkçe - İngilizce Sözlük

official communication. notification. written notice. communiqué. announcement. written notices. notifications. communiqués. judgment judgement. precept. process.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar). Toplanma, yığılma, birikme.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tecemmû). Toplanmalar, yığılmalar, birikmeler

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cemâd» den). Donma, katılaşma, sertleşme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den masdar) (c. tecemmülât). Ağır, kıymetli eşya.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâd» dan masdar). Dondurma, dondurulma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pronouncement explanation. explaining.

Türkçe Sözlük

(TEFSİR) (I. A. «fesr» den) (c. tefsîrât, tefâsîr). 1. Açıklama, izah, Ar. şerh, tafsil: Bir sözü tefsîr etmek. 2. Kur’an-ı Kerîm’in sûrelerini şerh ve açıklayarak gereken tafsilât ve mütalâaları beyan etme ve buna dair kitap yazma: Kur’an-ı Kerîm’i tefsîr etmeye muktedir; Ayet-i Kürsî’yi tef.’’ etmiştir. 3. (masdar mânâsından ayrı oıarak) Kur’an-ı Kerîm’in şerhi, bütün Mushaf-ı Şerîf’in veya bir yahut birkaç SÜre-i Şerîfe’nin şerhini havi kitap: Tefsir yazmakla meşguldür; tefsîr-i kebîr, Zemahşerî’nin tefsîri (bu mânâ ile cem’i tefâsîr gelir). 4. Kur’an-ı Kerîm’in mânâsı, İrâbı vesair teferruatına ait ilim: Tefsir okuyor; tefsir okutmakla meşguldür; ilm-i tefsir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «külfet» ten) (c. teklîfât, tekâlif). 1. Birinden zahmetli ve diğeri hakkında faydalı bir iş isteme, böyle bir iş veya şartın kabûlünü yükletme: Bana, yapamıyacağım bir iş teklif ediyor; bu, ağır bir tekliftir; bana bu teklifi etmeyin, bunu teklif etmeyin. 2. Yabancıya edilen muamele, yakın ve lâubâli olmayanlara yakışır resmî muamele: Teklifle kabûl etmek, aramızda teklif yoktur. 3. Şeriat veya devlet düzeninin herkese yüklediği vazife veya ödenmesini emrettiği meblâğ, vergi (bu mânâ ile ekseriya cem’i, tekâlîf kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tekâyâ). 1. Dayanma, Ar. istlnad. 2. (belki «tekyegâh» tan kısalma) Bir şeyhin idaresinde dervişlerin oturduğu, zikr ve mukabele ile uğraştıkları hususî bina, Fars. hânkah, dergâh, Ar. zâviye (Türkçe’de ekseriya ve cem’i daima bu ikinci mânâ ile kullanılmıştır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

ITU terminology indicating a second enhancement to an existing communications recommendation Derived from the French and Latin word for 'third' For example, 'V 27 ter' is the second enhancement to V 27.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. terceme). Tercümeler, (bk.) Tercüme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advancement. progress. advance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advancement. progress. advance. headway. improvement. step.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ramazan geceleri yassı namazından sonra cemaatla kılınan namaz.

Türkçe Sözlük

(TERCEMAN) (i. A. «terceme»den). 1. Bir dilden başka bir dile çevirip maksadı anlatan adam, dilmaç. 2. mec. Birinin maksat ve meramını anlatmaya veya bir şey tasvir ve ifadeye Alet ve vasıta olan: Falan gazete filan fikirlerin tercümanıdır («tercüman» ile «mütercim» arasında şu fark vardır ki, tercüman ağızdan ve mütercim ise kalemle tercüme edene derler).

Türkçe Sözlük

(TERCEME) (i. A.) (c. terâcim). 1. Bir dilden başka bir dile çevirme, nakil. 2. Bir insanın hayat hikâyesi, biyografi (Türkçe’de bu mânâda yalnız tercüme değil, tercüme-i hâl kullanılır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

promotional. promotion. advancement. preferment. rise. step. commission.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advancement. elevation. promotion. rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

promotion. being raised to a higher rank. advance. advancement. preferment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

encouragement. stimulation. incitement. instigation. countenance. exhortation. inducement. pull. pump priming. sendoff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boost. impetus. incitement. inducement. instigation. promotion. stimulation. encouragement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

substantiate. incentive. encouragement. incitement. provocation. encouraging. spurring sb on. inspiring. inciting. promotion. abetment. aid and comfort. blessing. exhortation. fosterage. hey. impulsion. inducement. instigation. prompting. send off.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tâbî «tebea» da tâbî’in cem’i ise de, kullanışta bu iki cemi arasında fark vardır, (bk.) Tebea). 1. Bir adama tabi olup arkası sıra gidenler. 2. Hademe, yardaklar. 3. Bir merkeze bağlı olan yerler.

Türkçe Sözlük

(i. «zekâ» dan). 1. Pâk ve temiz etme. 2. Birinin hâllerini, kendisini tanıyanlardan tahkik ile iyi hâl sahibi olduğunu meydana çıkarma. Meyyiti tezkiye etmek = Ölüyü kefenledikten sonra cenâzede hazır bulunan cemaate ahvalini sormak. 3. Malın zekâtını verme. 4. (hukuk) Tezkiye-i şuhûd = Bir dâvâda şahitlerin Adil olup olmedıklarını mahkemenin tahkik etmesi. Tezkiyesi bozuk = İyi hâline kimsenin şahitlik etmeyeceği surette kötü hâl sahibi. Tezkiyesini düzeltmek = HAlini iyileştirmek, düzeltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lastik, tekerlek çemberi veya lastiği. radial tire radyal lastik.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Topluluk, cemiyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Dört işlemden biri, Osm. cem’.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir arada bulunan şeylerin tamamı. 2. Vasıfları bakımından bir bütün meydana getiren ve bir arada bulunan canlıların bütünü, cemiyet.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Topluluk, cemiyet.

Türkçe Sözlük

(i.) (Amerika yerlilerinin dilinden). Bir cemiyetin ceddi yahut koruyucusu sayılan hayvan ve bu hayvanın temsilî şekli.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kazdan büyük bir yabanî kuş ki, iki cins olup, büyüğüne «toydan», küçüğüne «toylak» ve «Arabistan toyu» dfnir. 2. mec. Akılsız, idrâksiz, acemî ve ham: Toy adam.

Türkçe Sözlük

(i.). Acemîlik, hamlık, tecrübesizlik, cahillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. küme, sürü; bölük, tabur, alay; cemaat, güruh: gen. çoğ. asker; süvari bölüğü; f. sürü halinde toplanmak; ileri yürüyüşü yapmak; küme veya sürü halinde toplamak. troop away yürüyüş yapmak, ilerlemek, gitmek. troop carrier asker taşıyıcı uçak

Yabancı Kelime

İt. tropica

1. coğ. ve gök b. dönence, 2. coğ. tropikal kuşak

1. Yerküre üzerinde, güneş ışınlarının yılda iki kez dik açı ile geldiği, sıcak kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluşturan ve Ekvator’un 23° 27’ kuzey ve güneyinden geçtiği varsayılan iki çemberden her biri. 2. İki tropika arasında bulunan sıcak kuşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ufak tekerlek; tekerlek sesi; f. domuz arabası ile taşımak; yuvarlamak (çember). trundle bed açılır kapanır karyolanın altına itilebilen tekerlekli yatak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fıtık bağı, kasık bağı; kiriş, destek, makas, dayak, üçgenlerden oluşan takviye iskeleti; kuru ot veya saman demeti; bağlam, demet; den. büyük serenin orta yerini direğe bağlayan demir çember; f. tavuğu pişirmeden önce kanadını kırıp bağlamak;

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. küme, öbek, top; tepe, sorguç; püskül; f. kümelemek, demet demet yapmak: püskül ile süslemek. tuft'ed s kümeli; tepeli. tuft'y s. perçem gibi püskül püskül veya küme küme olan, öbek öbek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

glue. size. adhesive. binder. cement.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acemi kimse, çırak, yeni başlayan kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alışma, Ar. imtizaç, ünsiyet: Bu hava ile ülfet edemedim. 2. Görüşme, konuşma: O, kimse ile ülfet etmez. 3. Dostluk, sevgi. 4. Huy etme, itiyat: Tütün zararlı şeydir ama ülfet edenler vazgeçemezler.

Türkçe Sözlük

(i.). Eski bir sınıf Osmanlı süvari askeri (yanlış olarak «ulûfeciyân» suretinde cem’ini de kullanırlardı).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ümidini kesmiş, Ar. me’yûs, F. nevmîd: Ben bu hususta ümitsizim. 2. Ümit edilemeyen: Acemi askerle zafer ümitsizdir. 3. Hayâtından ümit kesilmiş, kurtulması umulmayan, ağır hasta: Ümitsiz bir hastası vardır, ümitsiz bir hâlde bulunuyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kullanışsız, elverişsiz; acemi, eli işe yakışmaz. unhandily z. elverişsiz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acemi; kullanılmayan, geçersiz, yürürlükte olmayan; denenmemiş.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. inâs). Dişi, kadın, kız (cem’i daha çok kullanılmıştır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. maharetsiz, hünersiz, beceriksiz, ustalıksız, ihtisassız, tecrübesiz, acemi. unskillfully z. hunersizce, beceriksizce, acemice. unskill fulness i. beceriksizlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion. style. style biçem. tarz. stil.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Deve, Ar. cemel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

practice. exercise. application. implementation. technics. technic. execution. administration. effect. enforcement. praxis. pursuance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

application. appliance. consolidation policy. demonstration. enforcement. execution. exercise. implementation. implementing. practice. praxis. reduction to practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

displacement. distance.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uzun olmak, boyca gelişmek: Ağaçlar, saç, sakal uzamak. 2. Zamanca daha uzun olmak, daha çok sürmek, Osm. imtidâd etmek: Günler hayli uzadı. 3. Sürmek, sürüncemede kalmak: Bu iş çok uzadı. 4. Sonraya kalmak: Bu yıl üzümün tatlılaşması çok uzadı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «va’z» dan if.) (c. vâizîn). Nasihat eden; camide cemaata Kur’ An-ı Kerîm ve Hadîslere dayanarak nasihat eden ve din işleriyle alâkalı meseleleri anlatan din adamı: Vâizi dinlemek.

Türkçe Sözlük

(VASIYYET) (i. A.) (c. vesâyâ). 1. Bir kimsenin hayattayken, öldükten sonra yapılmasını istediği şeyler hakkında verdiği emir veya istek: Falan yere defnolunmasını vasiyet etti, müteveffânın bir vasiyeti vardır. 2. (cem’i) ihtarlar, nasihatler, tenbihler: O hususta vekiline vesâyâda bulundu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

relinquish. abandonment. renouncement. renouncing. abdication. abnegation. cession. departure. desistance. discontinuance. recantation. relinquishment. remise. remission. remitment. remittal. renunciation.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vüfûd). 1. Varma. 2. Birlikte gelip konan cemaat. 3. Bir şahıs veya topluluk tarafından gönderilen hey’et ve bilhassa İslâm’ı kabûl için Hz. Muhammed’e giden Arab kabileleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acting. deputy. locum. proxy. replacement. representative. substitute. agent. attorney. minister bakan. mandatary.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. evlâd). t. Çocuk. 2. Oğul, Ar. ibn, Fars. püser (eskiden daha çok Müslüman olmayanlar hakkında kullanılırdı: Vasil veled-i Kosta). Veled-i sulbi = Öz oğul. 3. (veled-i zinâ’dan kısaltılmış) Piç, afacan. Umm-i veled = Efendisinden çocuğu olan nikâhsız cariye. Bilâ-veled = Çocuk bırakmaksızın: Bilâveled vefat etti. Veled-i zinâ = Piç, Osm. haram-zâde. Veled-i mânevi = 1. Ahret evlâdı, ahretlik. 2. Şeyhine göre mürîd (dilimizde çok defa cem’i, müfred gibi kullanılır. (bk.) Evlâd).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Düğün ziyafeti. 2. Evlenme töreni, düğün: Velîme cemiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Al. cemiyet, birlik, dernek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

means. opportunity. cause. pretext. inducement. matter. occasion. peg. scope.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. virginal, on altıncı ve on yedinci yuzyıllara ait ve çembaloya benzer ayaksız çalgı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixate. agglutinate. bond. cement. conglutinate. fix. glue. gum. gunk up. paste. plant. stick. stick together.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask., (argo) acemi nefer; temizlik işine tayin edilmiş asker; cezalı olarak izinsiz asker.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Yarmak işi, yarma: Bu adamın odun yarışı tuhaf. 2. Müsabaka, mükâfat kazanmak için bir işte birbini geçmeye çalışma: At yarışı, koşu, kayık yarışı. Çene yarışı = mec. Beyhude yere çok söyleyiş, gevezelik. Sidik yarışı = 1. Beyhude ve ehemmiyetsiz işlerde sen, ben davalarıyla uğraşma. 2. Asla geçemiyeceği bir kimse ile rekabete kalkışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. civanperçemi, bot. Achilla millefolium.

Türkçe - İngilizce Sözlük

auxiliary. backup. donkey. duplicate. jury. pilot. spare. stand-by. substitute. backup. refill. replacement. reserve. stand-by.

Türkçe - İngilizce Sözlük

replacement. reserve. reserved. spare. standby. halter. towrope. led animal. substitute. sub. backup. extra. auxiliary. emergency. spare part.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Dört işlemin toplamının neticesi, karacümle: Bu rakamların yekûnu ne etti? 2. Hep, bütün, cümle, tekmil: Bunun yekûnu iki yüz liralık bir iştir. Cem’an yekûn = Diğer yekûnların yekûnu, evvelce ayrı ayrı toplanmış rakamların yekûnu. Yekûn çekmek = Nefes almadan birçok lâf edip aralıkta durmak veya sözü bitirmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeni, kullanılmamış, Ar. cedîd, mücedded, Fars. nev: Yeni elbise, ev, silâh. 2. Oluşundan beri çok vakit geçmemiş. Ar. hâdis, Fars. nev-zuhûr: Yeni dünya, yeni haber, yeni moda. 3. Acemi, tecrübesiz: Yeni hizmetçi, o, yenidir daha. 4. Az evvel: O, yeni geldi; o kitabı yeni okudum. Yeni baştan = Tekrar, ihtidadan. Yeniden = Tekrar, baştan başlayarak: Bu kitabı yeniden okuyacağım. Yeniden yeni = Gittikçe daha yenisi: Yeniden yeni şeyler icat olunuyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

renewal. replacement. restoration. resurrection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

renewal. renovation. restoration. replacement. replication.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kullanılmamış olan şeyin hâli, Osm. cedîdlik, müceddedlik: Artık bunun yeniliği kalmamış, yeniliğinde çok güzeldi. 2. Yeni çıkmış olan şeyin hâli, Osm. hâdislik, nev-zuhûrluk: Bu kumaşın bu kadar pahalı olması sadece yeniliğinden dolayıdır. 3. Acemilik, tecrübesizlik, bir işe yeni girmiş olanın hâli: Yeniliği vardır, zamanla öğrnecektir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inveteracy. emplacement. habitation. lodgement. lodgment. settlement. settling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

emplacement. installation. installment. instalment. location. placement. settlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mounting. naturalization. placement. placing. position.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alkollü içkiye düşman bir cemiyetin adı, unvanı. 2. Bu cemiyetin senbolü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. genç; i. genç çocuk; taze fidan; acemi kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sade, yalın kat, katmer olmayan: Yoz gül, sünbül. 2. Kaba, Adî, bayağı: Yoz adam. 3. Acemi, terbiye olunmamış, salma: Yoz hayvan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

promotional. advance. advancement. ascension. ascent. climb. distinction. escalation. flux. gain. hike. increase. pickup. preferment. progress. promotion. raise. rise. rising. scaling. step-up. swell. swelling. upheaval. uprising. upsurge. upthrust.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advancement. ascent. boost. elevation. promotion. rise. rising.

Türkçe - İngilizce Sözlük

law enforcement. exercise. implementation. putting into operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adhesive. cement. glue. gum. mucilage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adhesive. glue. gum. natural resin. gumresin. paste. cement.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zer’» den) (c. zürrâ). Ekin eken, ziraatla meşgul adam, çiftçi, rençber (cem’i daha çok kullanılır).

Genel Bilgi

Bizde ‘zeka testi’ olarak geçen, İngilizcesi ‘zeka bölüm puanı’ gibi bir anlama gelen ‘Intelligence Quotient Score’ veya kısaca 1Q olarak adlandırılan bu test, İngilizcesinde belirtildiği gibi, bir insanın bazı branşlardaki akademik yeteneğinin ve bilgi derecesinin karşılaştırmalı olarak üstünlük derecesini ölçmeye yarayan bir testtir.

Aslında insan yüzlerce değişik zihinsel yeteneklere sahiptir. Bu yeteneklerin bir kısmı bu testlerle doğru olarak ölçülebilir, insanların bazı akademik yetenekleri ortaya çıkartılabilir. Zeka testleri ile insanların zeka derecelerinin diğer yeteneklerine etkisi hakkında az çok bilgi edinilebilir.

IQ test soruları genelde sözcük sorularını, mantık, akıl yürütme ve sayı dizisini tamamlama gibi soruları içerir. Çocuklara uygulanan zeka testlerinde önce çocuğun zeka yaşı hesaplanır.

Çocuğa normal yaşının altındaki ve üstündeki yaş gruplarına ait sorular sorulur. Hangi yaş grubunun sorularını tümüyle bildiyse (birden fazlaysa en yükseği) o yaş grubu çocuğun tavan yaşı olarak kabul edilir. Bunun üstündeki gruplarda bildiği soru sayısı, toplam soru sayısı göz önüne alınarak, ay bazında tavan yaşına ilave edilir.

Zeka yaşının ve zeka seviyesinin bulunmasını bir örnekle açıklayalım. 9 yaşındaki bir çocuğa 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 12 yaş gruplarından 12’şer soru soruluyor. 6, 7 ve 8 yaş grubu sorularının hepsini biliyor. 9 yaş grubundan 10, 10 yaş grubundan 8, 11 yaş grubundan ise 6 soruyu doğru cevaplıyor. 12 yaş grubu sorularını bilemiyor. Buna göre çocuğun zeka yaşı :

8 yaş + 10 ay + 8 ay + 6 ay = 8 yaş + 24 ay = 10’ dur.

Zeka seviyesi (IQ) ise zeka yaşının 100 ile çarpılıp, doğum yaşına bölünmesi ile elde ediliyor. Bu örnekte zeka seviyesi:

IQ = (zeka yaşı x 100)/ doğum yaşı = (10xl00)/9 = 111’dir.

Zeka seviyesinin değerlendirilmesi ve toplumda bulunma oranı ise şöyle:

Bir kişinin 1Q seviyesini ölçmenin en iyi nedeni, onun gelecekteki akademik yeterliliğini değerlendirmek olabilir. Eğer bir konuda IQ puanı yüksek ise, o konuya yöneltilebilir, eğitim gösterilip eksikler tamamlanabilir. Puan düşükse o konu ile fazla uğraşmayıp bir başka konuya yönlendirilebilir.

Unutulmaması gereken çok önemli bir husus şudur ki, IQ testleri insanların müzik, sanat yeteneklerini, his, psikolojik ve ruhsal durumlarını ölçemez. Yüksek IQ puanı o kişinin ilerde mutlu olacağını, akıl sağlığını ve ruhsal gelişimini garanti edemez. Düşük 1Q puanı da o kişinin ilerde zenginlik, his ve ahlak bakımından başarısız olacağı anlamına gelmez.

Bu nedenlerle günümüzde zeka testleri ile beraber bir de ‘duygusal zeka’ (emotional intelligence) yani EQ testleri de yapılmaktadır. Bu test özellikle kurum ve kuruluşlarda, takım çalışmalarında verimi arttırmak, bireysel başarıyı toplu başarıya dönüştürmek için önem kazanmaktadır.

Dünyada normal insanların yapabilecekleri bütün işler için 50 ve üstü IQ puanı yeterlidir. Zaten insanların çoğu bu seviyededir. Dünyada bu seviyede IQ puanına sahip olup da önemli görevlere gelmiş, büyük iş adamı ve zengin olmuş bir çok insan vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ezkâr). 1. Anma, hatıra getirme. 2. Ağza alma, ismini söyleme, sözlü veya yazılı olarak ismini belirtme: Bir şairin ismini zikretmeksizin şiirini nakletmemeli; onu, tarihçiler arasında zikretmiş. 3. Beyan, ifade: Onu yukarıda zikrettik, bunun zikri geçmedi. 4. Teşbihle ve muhtelif şekilde Allah’ın isimlerini söyleme, Osm. vird çekme: Her namazdan sonra bir saat zikreder. 5. Övme, iyilikle anma. Ar. medh, senâ, Fars. sitâyiş: Sizin son muharebedeki yararlıklarınızı zikrediyorlardı. Zikr-i cemîl = 1. Övme, övüş, sitâyiş, övülerek ismi anılma: Geçen gün filân yerde zikr-i cemîliniz geçti. 2. Eskiden öğrencilere mükâfat dağıtım sırasında mükâfata hak kazanamayıp da büsbütün mahzun bırakılmaları da istenmeyenlere verilen basıIj bir kâğıt ki, mükâfata hak kazanmaya yaklaştıklarını gösterir.

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). 1. (acemi biri) Telli bir sazı çalmak. 2. Herhangi bir şeyden kulak tırmalayan sesler çıkarmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arm-twisting. coaction. coercion. compulsion. constraint. duress. enforcement. force. impellent. pressure. push. screw. strain. urge. violence.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zümer). 1. Cemaat: Zümre-i ehl-i İslâm. 2. Sınıf: Esnaf zümresinden. 3. Cins, nevi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zevâib). Perçem, zülf, Fars. gîsû.