Çena Sare | Çena Sare ne demek? | Çena Sare anlamı nedir?

Çena Sare | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: cena sare

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daima diri olan, ebedi hayat sahibi, her şeye gücü yeten Cenab-ı Allah’ın kulu. -(bkz.el-Hay). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tek ve eşsiz olan, zatında sıfatlarında, hükümlerinde, işlerinde asla benzeri olmayan Allah’ın kulu. - Vahid kelimesi Cenab-ı Hakk’ın Kur’an’da zikredilen 99 isminden birisidir, (bkz.el-Vahid).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Emam). Babanın erkek kardeşi, amca. Aemm-i pâk-i cenâb-ı Nebevî = Peygamberimizin amcası yani Hazreti Abbas; aem-zâde = Amca oğlu, kızı.

Türkçe Sözlük

(A.). Birlik, Cenab-ı Hakk’ın birliği, vahdaniyyet.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. uhûd). 1. Bir işi üstüne alıp söz verme, uhdesine alma: Ahdettim. 2. Cenâb-ı Hakk’a karşı olan taahhüt, and, yemin: Ahdim olsun. 3. Sözleşme, mukavele, peymân, misak, muahede : Ahd ve peymân. 4. Tanrı’ca, İsrail’e vaki olan misak: Ahd-i Atıyk: Tevrat, Ahd-i Cedîd: İncil. 5. Zaman, devir, hengâm, asır: Ahd-i kadîmde, Romalılar’ın ahdinde, ahd-i şehâb = Gençlik zamanı. 6. Bir hükümdarın zamanı, saltanat devri: Sultan Orhan Gazi ahdinde; ahd-i Sultân Selîm hânîde. 7. Fermân-ı Alî, hatt-ı hümâyûn.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Kudüs» dan) Daha veya pek ve en mübarek ve mukaddes, kudsiyete en yakın: Zât-ı akdes-i cenâb-ı risâlet penâhî = Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. salâ, Fars. hânden = okumak). 1. Minarede salâ veren, cuma veya cenaze namazına dâvet için salavât okuyan müezzin. 2. Meydan okuyan.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c Alemîn, avâlim). 1. Kâinat, mahlûklar, bütün gök cisimleri, cihan: Cenab-ı Hak Alemi yaratmıştır; bütün Alemin yaradanı ve sahibidir. 2. Bir güneş ile ona tâbî olan yani onun etrafında dönen gezegenlerin teşkil ettikleri daire: Alem-i şems = Güneş sistemi, Rabb-ülAlemîn = Alemlerin, kâinatın Tanrısı (Allah). 3. Dünya, arz: Devr-i Alem, Alemin her tarafı dolaşıldı. 4. insanlar, halk: Alem bilir, Alem işitti. 5. Cemiyet, cemaat, ayrıca bir hal ve sûret gösteren topluluk ve keyfiyet: Bir eğlence Alemi yaptık, çocukluk Alemi, mektep Alemi başka bir haldir; Alem-i mânâ = Rüya hali; Alem-i Ab = içki meclisi, kendi Aleminde = Kendi halinde; Alem-i ervah = Ruhlar Alemi, Alem-i melekût = Melekler Alemi, Alem-i lâhut = Öteki dünya, Fahr-i Alem = Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Ali = Yüksek F. cenâb = cânib). Haysiyetli, yüksek karakterli, küçüklüğe düşmeyen, hasis olmayan, cömert, açık elli.

Türkçe Sözlük

(i.). Eli açıklık, cömertlik, Alîcenâb olma.

Türkçe Sözlük

sıfat, eskimiş (a:li:cenap) Arapça 1. Cömert. 2. Onurlu, şerefli: "Senin annen mert, doğru ve alicenap bir kadındır."- Halide Edip Adıvar. 3. zarf Onurlu, şerefli bir biçimde: "Başkalarını tesir altında bırakması, zamanında alicenap davranması onun hakikaten kuvvetli bir kadın olduğunu ispat etmektedir."- Asaf Hâlet Çelebi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok okumuş, bilgin.,2.Çok bilen. 3.Sonsuz. İlim sahibi. Allah’ın sıfatlarındandır. Kur’an’da Cenab-ı Hakk’ın ismi olarak 13 yerde geç(Erkek İsmi) “Abd” takısı alarak da kullanılır.

Türkçe Sözlük

(e.) (Anca ve ancılayın gibi «an» suretini alan «o» işaret ismiyle «cak» edatından). 1. Tek, yalnız, sade, mücerret: İbâdete müstahak, ancak Cenâb-ı Hak’ tır. 2. Mahzâ, sırf hassaten: Ancak ilim öğrenmek ve terbiye için mektebe gidilir. 3. Tamamı tamamına, dara dar, güç hal ile: Bu iş ancak akşama kadar biter. Bu çuval ancak bir kile alır. 4. Lâkin, fakat, ama: Ava gidecektim, ancak hava müsaade etmedi. 5. O kadar, onun gibi, ancılayın: Kalenderlik ise ancak o kadar olur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. atebât). 1. Basamak, kademe, paye. 2. Eşik, Asitân: Atabe-i felek-mertebe-i cenâb-ı pâdişâhîye: Padişah katına. 3. Eşiği öpülen yüksek makam, ziyaret yeri: Atabât-ı aliyyeyi ziyaret etmek. (Atabât başlıca Necef, Kerbelâ, KAzımiye cihetlerindeki kutsal yerlere denir, bilhassa Şİİler’ce ziyaret edilir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «tavîl»den itaf.) (mü. tûlâ). Daha veya pek uzun Cenab-ı Hak atvel-i ömür ile muammer eylesin = Tanrı pek uzun ömürle yaşatsıhl

Türkçe Sözlük

yahut BACANAK veya BECANAK (i. «bacı» dan müştak olarak aslı «bacınak» tır. Arapça ve Farsça’dan mürekkep «bâcenâh» olduğunu kabûl ve öyle yazmak beyhûde külfettir). Birbirine nisbetle iki kızkardeşln kocaları: Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ile bacanak idi.

Türkçe Sözlük

(M1Karşılıksız vermek, hediye ve ihsan eylemek, bahşetmek: Kendisine bir çiftlik bağışladı. 2. Alacağından vazgeçmek, sarf-ı nazar ve terk etmek: Birçok alacağım vardı lâkin bağışladım. 3. Ceza ve intikam istemekten geçip affetmek: Kabahatimi bağışladı. 4. (Cenâb-ı Hak) almamak, yaşatmak: Ne güzel çocuk Allah bağışlasın, anasına, babasına bağışlasın!

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kanat, cenah: Perr-ö bil = Aynı şey. Şikeıte-bâl = Kanadı kırık. Bil-kSşi = Kanadını açmış, uçan. 2. Kol, bâzu. Bil ü yil = Kol ve gerdan, Osm. kad ve kamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oluş, varoluş, mevcudiyet; varlık; var olan şey; insan, beser. Supreme Being Allah, Tanrı, Cenabı Hak. call into being yaratmak, halketmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Bekçi, bir şeyi bekleyip muhafaza eden adam, muhafazacı. Ar. hâris, Fars. dîde-bân, korucu. Mahalle bekçisi = Gece sokaklarda dolaşıp emniyete bakan, eskiden cenaze ve düğün gibi olaylarda ahalinin hizmetinde bulunan adam. Köşk, yalı, konak bekçisi = Boş bulunan böyle bir daireyi bekleyip muhafaza eden adam. Koru bekçisi = Korucu. Köşk bekçisi = Eskiden yangını haber vermek için kulede bekleyenler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «berâet»den smüş.). 1. Kurtulmuş, Ar. sâlim, Fars, Arî, Azâde: Her hastalıktan beridir. 2. Pâk, temiz, münezzeh: Cenâb-ı Hak, gözle görmekten ve kulakla işitmekten beridir. 3. Hiç bir ilgisi ve medhali olmayan, berâet kazanan. Beriyyüz-zimme = Zimmetinde bir şey olmayan,

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cenaze teskeresi; tabut.

Türkçe Sözlük

(E.A.) Allah'ın adı ile. Bir işe başlarken ve hayret veya endişe duyulduğu zaman söylenir. Bismillah demek = Bir işe başlamak. Nihayet bismillâh dedi.

Euzü ve Besmele’nin manası nedir?

Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.

Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

SÖZLER

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum.Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim.Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim.Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!.Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin.Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin.Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar.Onlardan birisi mütevazi idi.Diğeri mağrur...Mütevazii, bir reisin ismini aldı.Mağrur, almadı...Alanı, her yerde selâmetle gezdi.Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî defolur, ilişemez.Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür.Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez.Daima titrer, daima dilencilik ederdi.Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın.Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir.Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al.Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.Devlet namına hareket eder.Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der.Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi.Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı.Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor.Belki o bir askerdir.Devlet namına hareket eder.Bir padişah kuvvetine istinad eder.Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.Demek herbir ağaç, Bismillah der.Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.Her bir bostan, Bismillah der.Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.Sert olan taş ve toprağı deler geçer.Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der.Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar.Biz dahi Bismillah demeliyiz.Allah nâmına vermeliyiz.Allah nâmına almalıyız.Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz.Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.Biri: Zikir.Biri: Şükür.Biri: Fikir’dir.Başta “Bismillah” zikirdir.Âhirde “Elhamdülillah” şükürdür.Ortada, ‘’bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek’’ fikirdir.Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.Vesselâm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gömme, defin, cenaze töreni. burial ground mezarlık, kabristan. burial service cenaze töreni.

Türkçe Sözlük

(CAN) (i. F.). 1. İnsan ve hayvanın hayatı olan ve cisim ile beraber şahsiyeti teşkil eden manevî yapı ki, ölümle cisimden ayrılır, ruh: Tende can var iken. 2. Yaşayış, hayat: Canını feda eder. 3. Gönül, yürek, kalb: Canım istiyor, canı istemiyor, candan seviyor. 4. Kuvvet, kudret, zor: Sende hiç can yok mudur? 5. Ruh gibi sevgili ve aziz, dost, muhib: Canım = Dostum, azizim, canım birader. Canım •fendim = Rica yerinde. Can atmak = 1. Pek fazla arzu etmek, çok istemek. 2. Zor kurtulmak, güçle kendisini kurtarmak. Can acıtmak = Ağrı meydana getirmek. Can acı», yürekler acısı = Pek acınacak şey. Can-8zâr = Can inciten. Can almak = Öldürmek, katletmek. Can alacak yer = Bir işin en mühim ve yararlı ciheti: Meselenin can alacak yeri orasıdır. Canâver (bk.) Canavar. Can evi = Midenin üstü. Canbaz. (bk.) Cambaz. Cin-bahş = Can bağışlayan, can bağışlarcasına insanı memnun eden, ferahlık veren. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Can çekişmek = Komada olmak. Can çıkmak = Ölmek, ruhunu teslim etmek: Can çıkmadan tereke yazılır mı? Can hırâş = Sanki canı tırmalarcasına heyecanlandıran ve hırpalayan, dayanılmayacak surette keder veren. Candan, can ve yürekten = Büyük bir samimiyetle, gönülden, ciddî bir sevgiyle. Cin-rübâ = Gönül kapan, dil-rübâ. Can-siparane = Canını feda eden, fedakâr. Can-sipârtne = Fedakârca. Cilveli = Gönül alan, dilber. Can-süz = Can yakan, çok keder ve esef veren. Can sıkmak = Sıkıntıyı mucip olmak, ıztırap vermek. Canı sıkılmak = Muztarip olmak. Canına susamak = Kendisini tehlikeye atmak. Çinfersâ = Canın dayanamıyacağı. Cân-fezâ = Can bağışlayan, ferah arttıran. Can kalmamak = Çok gülmekten bayılmak: Gülmeden kimsede can kalmadı, kimde can kaldı? Can kurtarmak = Herkesin kendi canını kurtarma derdine düşmek: Can kurtaran yok mu? Birinin canını kurtarmak, ölümden kurtarmak. Can kurtaranlar = Tahlisiye heyeti. Cân-güzlr = Can eritircesine bıktıran. Ikicanlı = Gebe kadın. Canlı cenaze = Gayetle zayıf. Can vermek = 1. Diriltmek, ihya etmek: Cenâb-ı Hak bir avuç toprağa can verdi. 2. Ölmek, vefat etmek, ruhunu teslim eylemek. 3. Pek ziyade arzu etmek: Zenginlik için can veriyor. Can havliyle = iç oynayarak, helecanla. Cana yakın = Sevimli, kanı sıcak. Can cana, baş başa = Etrafa bakmaya imkân olmayanacak kadar büyük kalabalık, izdihâm. Can yoldaşı = Arkadaş.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asıl mânâsı yön, cânib ve cihet ise de, dilimizde yalnız saygı tâbiri olarak hazret gibi Farsça veya Türkçe kaidesine göre kullanılır: Cenâb-ı Hak (Tanrı), Cenâb-ı Risalet-meâb (Peygamber), cenâb-ı hilâfet-penâhî (padişah), sefir cenâbları. (zatınız yerine cenâbınız kullanılması yanlıştır). Uluvv-i cenâb = Şeref ve haysiyet muhafazası, cömertlik. Alîcenâb = Şeref ve haysiyetini muhafaza eden, hasisliğe tenezzül etmeyen, kerem sahibi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - “Yan”manasına gelir. Şeref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanılır. Hazret, Cenab-ı Hakk, Cenab-ı Halik, Allah. - Dil kuralı açısından “b/p” olarak kullanılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(CENAH) (i. A.) (c. Ecniha). 1. Kuş kanadı. Fars. per, bâl. 2. Kol, pazu. 3. Ordu kolu: Sağ cenah, sol cenah, (tes). Cenâheyn = İki kol. Zül-cenâheyn = İki kollu yani içi ve dışı veya dünya ve Ahireti mamur olan (iki kanatlı mânâsıyle de bir gazâda kollan kesilip şehit olduktan sonra Cennet’e uçtuğu Peygamber’ce müjdelenen amcasının oğlu CAfer-i Tayyâr’a lakap olmuştur). Bâ-cânih = Aslı «bacinak» olan «bacanak» ın eskiden kullanılan yanlış imlâsıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cenâh»tan). İki kanat, iki yan. Zü-l-cenâheyn = 1. Dünyâsı da, Ahireti de iyi olan. mec. İki tarafa yaranmasını bilen, ikiyüzlü.

Türkçe Sözlük

(bk.) Cenâb.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gerekli merasimle kefenlenerek tabuta yatırılmış ölü: Bir cenaze geçiyor; cenaze nâmazı; cenaze alayı. Cenaze salâtı = Cenazelerde okunmaya mahsus salât ki, Türk dinî musikisinin cami musikisi dalında bir şekildir.

Türkçe Sözlük

(CİHAZ) (i. A.) (c. echize). 1. Bir işte lâzım olan çeşitli Aletler takımı, cerrahlık Aletleri vs. 2. Gelinin babasının evinden kocasının evine beraberinde götürdüğü elbise, eşya ve takımlar (dilimizde en kullanılanı budur, halk ağzında, çeyiz). 3. Cenazenin kaldırılması için lâzım gelen kefen vesair malzeme. Cihaz alayı = Geline verilen cihazı açık olarak babasının evinden kocasının evine götüren katar. Cihaz halayığı = Eskiden cihaz arasında ve cihazdan sayılmak üzere götürülen câriye.

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-seeking. calculating. expedient. interested. mercenary. number one. politic. sordid. utilitarian. self-seeker. profiteer.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça: çenâr). Gayet büyük ve uzun dallı, verimli ve ömrü uzun bir ağaçtır. Arapça’da delb denir.

Türkçe Sözlük

(I.). Düğünçlçeğigillerden bir bitki ve tohumu. Çöreotu, çeşni vermek İçin çöreklere ekilir (nigella damascena).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İskoç cenaze havası.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça «günâh» dan Arapça’laşmış olan «cenah» tan türemiş halk kelimesi; Araplar’ca cenha olarak kullanılır) (hukuk). Cezayı icap ettiren fiil.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cenâbet olma, şer’an gusûle muhtaç olup de gusOl etmemiş olma: CünOb halinde Kur’an’a dokunmak câiz değildir («cânib» in dahi cem’i ise de dilimizde bu mânâsı kullanılmaz).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaş yerde durmaktan lifleri tutmaz ve kokmuş şeyin hali: Meyvenin, tahtanın, kumaşın çürüklüğü. 2. Bir dâvâ veya bahsin zayıf olması. Ar. mecrûhlyyet, merdûdiyyet: Bu sözün, bu dâvânın çürüklüğü meydandadır. 3. Bir isteğin gerçekleşmesi, tahsil ve geri alınmasının zor olması, bataklık: Veresiyenin çürüklüğü müsbettir. 4. Süprüntü ve leş gibi şeylerin çürümek üzere atıldıkları çukur, mezbele: Çürüklüğe atmak. 5. Cenazelerin birbiri üzerine atıldıkları fukara mezarı, umumî ve müşterek kabir.

Türkçe Sözlük

(DEFN) (i. A.). Toprağın içine sokma, gömme, mezara koyma: Cenaze nereye defnolunacaktır?

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tanrı, ilah, mabut; ilahi varlık. the Deity Allah, Cenabı Hak, Ulu Tanrı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). içten gelen (feryat), bazı Hıristiyan mezheplerinde cenaze merasiminde okunan bir mezmur dept. (kıs). department.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cenâh). Cenâhlar, taraflar, (bk.) Cenâh.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekârîm) (kerîm’ den itaf.). Daha veya pek kerîm, pek cömert ve Alîcenâb, lutuf ve keremi fazla olan. Serdâr-ı Ekrem = Osmanlı devletinde sadrâzam veya başka bir vezirin padişah yerine başkumandanlık ettiği zaman seferde aldığı unvan. Yâv»r-I Ekrem = Tanzimat’tan sonra padişahın müşir (mareşal) rütbesindeki yâverleri. Yâver-i Ekrem-i Hazret-i Şehriyârî (cem’inde yanlış olarak «yâverân-ı kirâm» denmiştir; halbuki kirâm, kerîm’in cem’idir).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Daha, en kerim. 2.Çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. Ekremü’l-Ekremin: Cenab-ı Hak. (Alak suresi: 3 ).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i tarif, hamd = şükür, lillâh = Allah’ındır). Şükür Allah’a, Cenabı Hakk’a şükürler olsun. El-hemdü-lilllh alâ külli hâl = Her halde Allah’a şükürler olsun.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir çift teşkil eden iki şeyin, çiftin beher teki: Bu atın eşi öldü. 2. Bir şeye tamamiyle benzer ve her bakımdan eşiti olan. Osm. misil, pıenend, adîl, hemtâ: Bunun, dünyada eşi bulunmaz. 3. Eşit, Osm. müsavi, akran, küfüv: Cenâb-ı Hakk’ın eşi yoktur. 4. Arkadaş, refik, karı kocadan beheri: Eşinden ayrılmıştır. 5. Dost, muhib, yâr: Kendime vefadâr bir eş bulamadım. Eş etmek = Bir tekin benzerini bulup çift etmek: Hayvanlarımı eş edemedim. Döl eşi = Cenini içine alan zar ki, birlikte çıkar. Ar. meşime.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koruyan, saklayan. Ar. hâfız. 2. Merhamet edip koruyan: Cenab-ı Hak esirgeyicidir. 3. Kıyamayan, Ar. mümsik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cenaze alayı; (çoğ.) cenaze merasimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baba, peder; ata, cet, soy, icat eden kimse, bani, pir; (b.h). Cenabı Hak, Allah; (kil)., (b.h). papaz; (çoğ). büyükler, ihtiyarlar. father confessor günah çıkaran papaz. fatherinlaw (i). kayınpeder. father of lies şeytan. Holy Father Papa. the Churc

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Fetheden, açan. 2.Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi zapteden kimse. 3.Hüküm veren anlamında, Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarından biridir. A’raf suresi 89.ayet. - İstanbul’u fetheden yedinci Osmanlı padişahı Sultan Mehmet Han’a bu fethinden ötürü verilen unvan.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fâtıra). Yaratıcı, hâlik. Fars. Aferînende. Fâtır-üs-semâvât v«l arz = Yer ve gökleri yaratan Hazret-i Allah. Kudret-i fâtıra Cenab-ı Hakk’ın yaratış kuvveti.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Değer, üstünlük, iyilik, fazilet, lütuf. 2.Fazla, ziyade, artık, baki. 3.İki sayının birbirinden olan farkları. 4.İlim ve irfan sahibi. 5.Âli, cenablık, ihsan, cömert. 6.Olgunluk.

Türkçe Sözlük

(FERD) (i. A.) (c. efrad). 1. Bir çokluğun her bir teki. Her fert = Herkes. 2. Çift olmayan adet, tek adet. 3. (c.) Adî şahıslar, sıra adamları, avam. Efrad-ı askeriyye = Subay olmayanlar, erler. 4. Eşi olmayan, eşsiz, benzersiz. Osm. bt-nazîr, ferîd : Cenab-ı Hak ferd-ü sameddir. 5. (fizik, kimya). Cüz-I ferd = Atom.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Açan, açıcı, zafer kazanmış, üstün gelmiş. 2.Kullarının kapalı işlerini açan, Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). böğür; yan taraf; (ask)., (den). cenah, kanat; tabya koltuğu; (f). cenahını muhafaza veya takviye etmek, cenaha hücum etmek, cenahı tehdit etmek, cenahtan geçmek; yan tarafında olmak. flank attack (ask). kanat taarruzu, cenah taarruzu, kuşat

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, s cenaze tö reni; gömme, defin; s cenaze törenine ait funeral director cenaze törenini vöneten kimse funeral home öIülerin ylkardyy, yakıldığı veya cenaze törenlerinin yapıldığı bina funeral oration cenaze töreninde yapılan konuşma funeral pile

İngilizce - Türkçe Sözlük

s hazin, kasvetli; ce naze törenine ait, cenaze torenine yakışır funereally z kasvetli bir şekilde, huzunlu olarak fung, fungi onek, bot mantara ait

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ziyade, fazla, çok: Cenâb-ı Hak ömrünü füzûn (efzûn) eyleyel

Türkçe Sözlük

(i. F ). Ziyadelik, çokluk, bolluk, artma. Ar. kesret: Cenâb-ı Hak füzûnî-i ömr ihsan buyursun I

Türkçe Sözlük

(i. A. gufrân’dan imüb.) (Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Tanrı’nın 99 adından biri). Çok af ve merhamet eden, fazlasıyle yari ıgayıcı: Cenâb-ı Hak gaffâr ve rahimdir.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gufran’dan if). Bağışlayıcı, af ve merhamet eden: Cenâb-ı Allah gafir-üz-zunûb’dur = Tanrı, günahları bağışlayıcıdır (gaffâr daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ganiyye) (c. ağniyâ). 1. Sahip olduğu şeyle yetinip fazla, istemeyen: İnsanın gönlü ganî olmalı. 2. muhtaç olmayan, Ar. müstağnî: Tanrı yardım edilmekten ganîdir. 3. Zengin, servet sahibi: Ganî ve fakir, ağniyâdan bir zat, ağniyâya mahsus pahalı şeyler. 4. Bol, fazla, Ar. vâfir: Bu aşçıda yemek pek ganîdir, Cenâb-ı Hak ganî ganî rahmet eyleyel

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yıkama, su ile temizleme: Vücudu, elleri gasletmek. 2. Ölünün ve kefene sarılmadan cenaze namazı kılınmadan önce teneşir üzerinde yıkanmast.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cömertlik, âli cenaplık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cömert, alicenap, eli açık; asil; mebzul, bol, bereketli; verimli, mümbit; sert, çarpan (içki). generously z. cömertçe. generousness i. cömertlik.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakından uzağa geçmek, varmak, göç etmek: Eve gittim, çarşıya gitti, gurbete gidecektir. 2. Bir yerden ayrılıp uzaklaşmak, hareket, Osm. azîmet, rihlet etmek: Kendisi buradan gitti. Gelen misafirler daha gitmediler. 3. Kaçmak, bırakıp ayrılmak: Aşçısı gitmiş. 4. Yok olmak, Osm. gaib ve nâ-bedîd olmak: O kadar servet nereye gitti? Oranın bir zamanki güzelliği gitti. 5. Sarfolunmak, tüketilmek: Bu ziyafete çok para gitti. Bu binaya birkaç bin lira gider. 6. Geçmek, savuşmak, Osm. def ve zail olmak. Bütün kış benden sızılar gitmez. 7. Sonra ermek, müntehi olmak; varmak: Bu çay, bu yol nereye gider? 8. Yürümek: O, pek çabuk gider. Geçmek, bitmek: O zamanlar gitti. Çoğu gitti, azı kaldı. 10. Ayakyoluna taşınmak, Osm. def’-i tabiî etmek, ishali olmak: Bu gece beş on defa gitmiş. 11. Götürülmek, sevkolunmak: Cenazesi gidiyordu. Yarın çeyiz gidecektir. Araya, aralığa gitmek = Telef olmak. Ere gitmek = Kocaya varmak, evlenmek. Eğri gitmek = Şaşmak. Elden gitmek = Ölmek. İç gitmek = Ishâle uğramak. İçeri gitmek = zarar etmek. İleri gitmek = İlerlemek, ileri geçmek, Osm. takaddüm ve terakki etmek. İlerisine gitmek = Tecavüz eylemek, çok olmak. Batasıya gitmek — Çıkmayacak bir yol tutmak, batakçılık etmek. Ters gitmek = İyi gitmemek, talihi müsait olmamak. Can gelip gitmek = AyıIıp bayılmak. Hasır altına gitmek = Bakılmamak, minder altı olmak. Hoşa gitmek = Haz olunmak, sevilmek. Renk gitmek = Solmak. Sokağa gitmek = Dışarı çıkmak. Suyunca gitmek = İyi geçinmek, Osm. mümâşât etmek. Suyun akıntısına gitmek = Uymak, muvafakat etmek. Tat gitmek = Tatsızlanmak. Bok yoluna gitmek = Boşuna telef olmak, heder olmak. Doğru gitmek = İyi harekette bulunmak. Akıl gitmek = Hatırlamak. Akıl baştan gitmek — Çok şaşmak ve telâşlanmak, şaşakalmak. Geri gitmek = 1. Avdet etmek, geri dönmek. 2. Gerilemek, Osm. tedenni etmek. Gelip gitmek = Tereddüt etmek. Yanlış gitmek = Yolu şaşırmak. Yayan gitmek = Yayan yürümek. Yol gitmek = Yol yürümek. Yola gitmek = Seyahat etmek. Git git, git gide = (bk.) Git.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ilâh, mabut; put, sanem; (b.h.) Allah, Tann, Cenabı Hak; ilah mertebesine çıkarılmış kimse veya şey; büyük kudret sahibi kimse. God forbid! Allah esirgesin! Allah korusun ! Maazallah ! God knows ! (k.dili) Vallahi ! God only knows ! Allah bilir !

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alicenap, yüksek ruhlu; cömert.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Taze, haberli, bilgili, agah, vakıf. 2.Cenab-ı Hak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan if.) (mü. hâfıza) (c. hâfızîn, huffâz). 1. Saklayan, koruyan, muhafaza ve sıyânet eden: Hâfız-ı Mutlak, Cenâb-ı Hayrülhâfızîn = Allah. 2. Kur’an-ı Kerîm’i hıfzedip ezberden okuyabilen: Hâfız-ı Kur’an, hâfız-ı kelâm. Hâfız-ı kütüb = Bir kütüphanede kitapları muhafaza edip, okumak isteyenlere veren adam, kütüphane müdürü, Fr. conservateur. Kuvve-i hafıza — İnsandaki hatırlama kuvveti.

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). 1. Doğruluk, doğru ve gerçek olan şey, bâtıl mukabili: Hak budur; hakkı söylemeli. 2. Adi, adalet, hakkı koruma, insaf: Haktan katiyen ayrılmamalı. 3. Bir adama ait. olan şey: Hakkımı vermediler, hakkını istiyor; hakk-ı sarîh. 4. Bir iş ve zahmetin karşılığı: Emek hakkı, ayak hakkı. 5. Bir adamın emeğine karşı alacaklı olduğu maddî veya mânevî karşılık: Ana, babanın, öğretmenin hakkı pek büyüktür. 6. Pay, hisse: Makas hakkı = Makas peyi; ateş hakkı. 7. Adalet ve hakkaniyetin kendisi olan veya doğru olup bâtıl olmayan Allah: Hak-Taâlâ; Cenâb-ı Hak’tan dilerim. Bir isme bağlanarak «d» edatı ile beraber dair ve ait mânâsını ifade eder: Onun hakkında birtakım sözler oldu; bu husus hakkında bazı tafsilât verdi; bu, sizin hakkınızda hayırlı oldu. Hakkı olmak = Doğru söylemek, sözü doğru ve haklı olmak: Hakkınız vardır = Doğru söylüyorsunuz; bunu yapmaya, istemeye hakkım yok mudur? Hakketmek = Hak kazanmak, eriştiği bir karşılık ve mükâfata ait bir hizmette bulunmak: Siz bu rütbeyi, bu nişanı hakkettiniz. Hakkı için = Yemin tâbiri: Allah, peygamber hakkı için. Hakkından gelmek = Ustun gelip intikam almak veya birine lâyık olduğu cezayı vermek. Hak kazanmak. = Haklı çıkmak. Hakkuşu = Ishak kuşu. Hakuran (hakkuran) = Penbe kumru. Hak vermek = Tasdik etmek. Hakkını yemek = Alacağını vermemek veya değer ve emeğini kabûl etmemek: O adamın hakkı yenmez, değeri inkâr edilemez. Hak yolu = Doğruluk veya Tanrı yolu, Fars. râh-ı Hudâ. Elhak = Doğrusu, Ar. hakkaa. Bihakkın = Hakkıyle, haklı olarak. Bigayrihakkın = Haksız yere, hakkaniyete aykırı olarak. Nâhak = Haksız. Su hakkı = Kadınlar hamamında sarfolunan su için verilen para. c. 1. Herkesin hakkından, alacağından ve adaletten bahseden ilim: Hukuk ilmi, hukuk fakültesi. 2. Kanunun cinayete ve cezaya ait kısımlarından veya fıkhın itikat ve mezhep kısmından başka, sırf alacak, vereceğe ait kısmı: Hukuk mahkemesi. 3. Ahbaplık, dostluk, her birinden diğerine geçmiş iyilik ve hizmet hakları: Aramızda eski hukuk vardır; onunla hukukum pek eskidir.

Türkçe Sözlük

(aslında I ince) (i. A.) 1. Yaratma, yaratış: Cenâb-ı Hak kâinâtı halk buyurdu. 2. Icad, uydurma, iftira, kurma: Böyle sözler halk etmeye muktedirdir. 3. İnsanlar, herkes, insan cemiyeti, umum: Halk rahatsız değildir, halka iyilik etmek; halk işitti. 4. Cemaat, gürûh, kalabalık: Birçok halk toplanmıştı. Halk-ı Alem = Bütün insanlar. Beyn-el-halk = Halk arasında.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir hamam idare eden adam. 2. Rüyada kirlenerek cenabet olan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Övme, medih, sitâyiş. 2. Şükür, şükran, teşekkür (yalnız Cenâb-ı Hak hakkında kullanılır): Hamdolsun = Allah’a şükürler olsun. Elhamdülillah = Hamd ve şükür Cenab-ı Hak’ka mahsustur, şükür Allah’a (bu tâbir en fazla bir işin ve yemeğin sonunda ve eski kitapların başında dua yerine kullanılır). Bihamdullah, bihemditaâlâ = Allah’ın inayetiyle. Lehülhamd = Allah’a şükürler olsun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protector. tutelar. tutelary. maecenas. shield. sponsor.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek merhametli olan Cenâb-ı Hak: Yâ Hannânl

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hata = yanlış, kabahat, Fars. bahşîden = bağışlamak). Yanlış ve kabahatları affeden: Cenâb-ı Hak hatâ-bahştır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kuvvet, kudret: Lâhavie ve-lâ-kuvvete illâ billahi’l-aliyyUl’-azim = Kuvvet ve kudret ancak Cenâb-ı Hakk’a mahsustur. 2. Sene, yıl. 3. Etraf, çevre (cem’i olan hevâil daha çok kullanılmıştır) (avlı dediğimiz kelime de Yunanca’ dan veya Türkçe ağıl’dan çıkmış değilse, bundan olabilir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hayye) (c. ihyâ). Diri, zinde, canlı, hayatta olan. Allah’ın sıfatlarındandır: Cenâb-ı Hayy.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hazerât) (huzûr’ dan). On, huzûr, Fars. pîş-gâh: Hazret-I sadrâzama hâlini arz etti. Bu tâbir eski devirde huzur mânâsından ayrılarak sırf saygı tâbiri olarak ve Farsça veya Türkçe kaidesince izafet hâlinde kullanılmıştır; «cenâb» gibi ve yerine göre ondan daha kuvvetlidir: Hazret-i Allah’a yalvardım, Hazret-i Allah acıdı. Tanzimat’tan sonraki Osmanlı protokolünde birinci ferik (orgeneral), mülkî ve ilmî rütbelerde karşılığı olan bâlâ ve istanbul pâyesi mensuplarının isimleri sonuna resmen «hazretleri» getirilirdi: Kazasker Mustafa izzet Efendi Hazretleri, Enver ve Cemal Paşalar Hazerâtı, Sadrâzam Alî Paşa Hazretleri, Şehzâde Abid Efendi Hazretleri, Ayşe Sultan Hazretleri («cenâb», gayr-i müslim büyükler hakkında kullanılırdı: Sefir cenâbları).’Hazretiniz ve cenâbınız gibi muhâtap için kullanılması uygun değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cenaze arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cennet; gök, sema; (b.h). Allah, Cenabı Hak; saadet, mutluluk. For heaven's sake ! Allah aşkına ! Good Heavens! Aman yarabbi ! in seventh heaven çok mutlu. move heaven and earth mümkün olan her şeyi yapmak. smell to high heaven pis kokmak. Whe

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). âlicenap, yüce gönüllü.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Halîfeye ait: Zât-ı Hazret-i Hilâfetpenâhî, Atebe-i Seniyye-i Cenâb-ı Hilâfet-penâhîlerine.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kutsiyet. His All Ho liness, His Holiness Mukaddes Peder (Papaya verilen unvan), Papa Cenapları.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ibâdât). 1. Kulluk, Fars. bendegi. 2. Tapma, tapınma, kulluk etme, namaz: Cenâb-ı Hakk’a ibâdet etmek, ateşe ibâdet edenler. 3. Zâhidlik, sofuluk, Ar. tâat, takvâ: Gece, gündüz ibâdetle meşguldür.

Türkçe Sözlük

(İBADET-HANE ) (i. F„ Ar. ibâdet = tapınma, Fars. hâne = ev). Cenâb-ı Hakk’a veya mâbud olduğuna inanılan bir ilâha ibâdet etmeye ve tapınmaya mahsus bina, mâbed.

Türkçe Sözlük

(İBARET) (i. A.). 1. Müteşekkil, mürekkep, bir şeyin aynı olup başkası olmayan: Düzine on iki şeyden ibarettir. Zikir ve ibâdet zihin ve kalbi Cenâb-ı Hakk’a bağlamaktan ibarettir. 2. (Şiirde nadiren) ibâre. bk. İbâre (ibâre ile aynı kelime olduğu halde dilimizdeki yeri büsbütün başka olup sıfat gibi kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «hafi» den masdar) (c. ihtifâlât). Büyük bir alay ile saygı gösterme, merasim, tören: Cenazesi ihtifâlât-ı lazıme ile kaldırıldı. Mehmed Akif için yarın bir ihtifâl yapılacak.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. Diriltme, canlandırma, yeniden hayat verme: Kıyamet günü Cenâb-ı Hak ölüleri ihyâ buyuracaktır. 2. Taze hayat verircesine şenlendirip imar etme: Uzatılan demiryolu hatları Anadolu’yu ihyâ etti. 3. Kuvvet ve tazelik verme: Bu yağmur bağları ihyâ etti. 4. Sevindirme, güzel bir haberle veya lutuf ve İhsanla sevinç yaratma: Beni ihyâ buyurdunuz. 5. Yeniden kuvvet, şan ve şeref kazandırma: islâm’ın ihyâsı. 6. Uyandırma, vücûda getirme, tesis veya tamir: Bir çeşme, bir tekke, bir mektep ihyâ etti. 7. (geceyi) İbâdetle ve uykusuz geçirme: Gecelerini ihyâ ediyor. İhyây-ı mevât = Boş yerleri açıp tarıma elverişli hâle getirme.

Türkçe Sözlük

(İLM) (I. A.) (e. ulûm). 1. Bilme, biliş, bilgi, dânlş, malumat, haber, vukuf: Cenâb-ı Hakkin ilmi her şeyi içine alır. Buna İlim yetişmiyor. Bu işe onun ilmi de yetmedi. 2. Okumakla öğrenilen bilgilerden biri: Sosyoloji İlmi, tıp ilmi, felsefe İlmi, matematik İlmi, tabiat ilmi, İlim öğrenmek, okumak: Bu adamın ilmi vardır. 3. Nazariyat: Yalnız İlim kâfi değil İş de ister. İlim ve İşi cem’etmek. İlm-ül-arz = Jeoloji. Arz tabakalarından, arzın yapısından ve oluşundan bahseden ilim. Fransızca: gâolojie. Ilm-ül-emriz = Hestahklar ilmi, patoloji. Fransızca: pathologie. İlm-t servet, ilm-i iktisâd = Ekonomi ilmi, İktisat. Fransızca: Aconomie polltique. İlm-ül-llsân = Mukayeseli diller İlmi. Fransızca: llnguistlque. İlm-ül-maâdln = Madenler ilmi. Fransızca: minirologie. Ehl-i İlim = İlim sahipleri, bilginler, ulema. Ilm-I hâl = Namaz, abdest ve daha başka dini bilgi ve inanırları çocuklara öğretmeye mahsus kitap: llm-l hâl okumak. İlmühaber = 1. Bir resmi daireye sunulmak üzere bir kimsenin durumu hakkında, ait bulunduğu makamdan verilen tasdikname: Mahalleden, belediyeden ilmühaber getirmek lâzımdır. 2. Para veya evrak gibi şeylerin teslim olunduğunu gösteren ve getirenin eline verilen pusula: Evrakı teslim ettiğime dair oradan ilmühaber aldım.

Türkçe Sözlük

(İMAM) (I. A.) (c. eimme). Namazda kendisine uyulan, cemaata namaz kıldıran kişi: Filân camiin imamı, mahalle imamı, ki camide namaz kıldırmakla beraber, eskiden mahallesi halkının belediyeye ait işlerini, cenaze va nikâh işlerini de görürdü. Tabur, alay İmamı = Osmanlı devrinde askere namaz kıldırmak üzere her tabur ve alay emrinde bulunan imam kl, ilmiye sınıfına mensup olmakla beraber aynı zamanda subay sayılırdı, sarık sarar, cübbesinde şeritleri olurdu. İslâm dininde bir mezhep kurucusu veya büyüğü olan zat. Bu mânâ ile imam unvanı önce Hazret-i Ali ve İmam Hüseyn’ in neslinden birbiri ardınca gelen dokuz kişiye verilip hepsine «eimme-i isnâ aşer = on iki İmam» derler. 3. islâm hukukunda rey sahibi olan büyük bilginler: İmam MAlik, İmam ŞAflt. 4. Bir ilim ve fende sözü senet sayılacak derecede otorite kazanan zat: İmam Gazâlt, imam Sİbeveyh. 5. İslâm halîfesi, i. Şîİ mezheplerinin en büyük başı tanıdıkları hükümdar veya rûhânî. Imâm-ı Azam = En büyük imam: Hanefî mezhebinin kurucusu Ebû Hanîfe. İmam evi = mec. Kadın hapishanesi

Türkçe Sözlük

(İMTİHAN) (i. A. masdar). 1. Deneme, sınama, tecrübe: Cenâb-ı Hak sevdiği kullarını imtihan için, onları çeşitli zorluklara uğratır. 2. Okullarda sınıf geçmek veya bir görev almak isteyenin ona lâyık olup olmadığı anlaşılmak için kendilerini yazılı veya sözlü olarak denemek. İmtihan olunmak, imtihan vermek, imtihan etmek, imtihana çekmek, yıl imtihanı, bitirme imtihanı, hususî imtihan. O görev için falan ve filan dallardan imtihan yapılacaktır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hudutsuz, nihayetsiz, sonsuz; bitmez, tükenmez, sayıya gelmez; pek çok; külli; mutlak; i. sonsuz saha, sonsuzluk. Infinite Being Sonsuz Varlık, Cenabı Hak. infinite pains sonsuz gayret. infinite time ebediyet. infinitely z. son derecede.

Türkçe Sözlük

(I. A. «resm»den masdar). Resimli olma, İzi düşme mânâsiyle kullanılıyorsa da yanlış olup, Arapça’da «alınan emre uyma» ve «Cenâb-ı Hakk’ı tekbîr» mânâlarından başka mânâsı olmadığından ve bu mânâlarla dilimizde kullanılması uygun olmadığından, büsbütün terki gerekir.

Türkçe Sözlük

(aslı: İSM) (i. A.) (e. esmâ, esâmi). Ad, nam: İsminiz nedir? İsim söylemek = Birinin ismini, yani kim olduğunu haber vermek. İsim koymak — Ad takmak, Osm. tesmiye etmek. İsim vermek = Birinin adını söyleyip kim olduğunu haber vermek. İsmiyle = Adını söyleyerek. Gramerde bir kelime çeşidi: Adam, arslan, ağaç, taş, yel, akıl, sabır gibi. İsm-i hâs, ism-i Am, ism-i cins, ism-i zât, ism-i fâil, ism-i mef’Ül, ism-i zamân, ism-i mekân, ism-i Alet, ism-i’ tafdîl, ism-i mübâlağa, ism-i mensûb, ism-i tasgîr, ism-i işâret, ism-i mevsûl: Osmanlı gramerinde ismin çeşitleri. İsm-i Azam = Allah ismi. Esmâ-i hüsnâ = Cenâb-ı Hakkin 99 adı. Esmâyı üzerine sıçratmak = Darıltmak, gücendirmek, kötü kimseler bulaşmak. Bismillâh = Allahın adiyle.

Türkçe Sözlük

(i. A. «selâm» dan masdar). 1. Cenâb-ı Hakkin tebliğine ve öteki İman esaslarına inanma: Bütün peygamberler islâm üzere idiler, iman ile İslâm birdir: İslâm’a gelmek. 2. Peygamberimiz tarafından ilâhî vahy ile kurulan din, dîn-i Muhammedî, Müslümanlık: Dİn-i islâm. 3. İslâm dinini kabûl etme, Müslüman olma: Şeref-i İslâm ile müşerref oldu. 4. İslâm ümmeti, islâm cemaati: Ulemây-ı İslâm, halîfe-i İslâm, Alem-i İslâm. 5. Müslüman, Müslim: İslâm’dır, İslâm oldu. Hüccet-ülIslâm = En büyük kelâm bilgini imâm Gazâlî’nin lakabıdır. Seyf-ül-lslâm = Islâmin kılıcı HAlid bin Velîd’in lakabıdır. Şeyhülislâm — Osmanlı devletinde din, adalet ve eğitim işlerine bakan ve ulemânın başı sayılan büyük görevli; protokolde sadrâzamla eşit sayılır, fakat ondan sonra gelirdi. Türkistan’da büyük din Alimlerine de bu unvan verilmiştir.

Türkçe Sözlük

(aslı: İSTİD’A) (i. A. «duâ» dan masdar). 1. Yalvararak isteme, dileme, ricâ ile talep: Cenâb-ı Hak’tan istid’ay-ı merhamet eyledi. 2. Hükümetten resmen ve yazılı olarak bir hak veya istek veya bir muamelenin yapılmasını isteme: Filân İşi mahkemeden istida etti. 3. Böyle bir iş veya istek rica etmek için bir resmî makama sunulan yazı kl, eskiden, pullu olması gerekirdi, istidânâme, arzuhal, dilekçe: Yazılı istidâ sunuldu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «derece» den masdar). 1. Derece derece arttırma. 2. Cenâb-ı Hakkin dinsizlerin sapıtkanlığını arttırmak için dünyada birbiri üzerine nimetler ihsanı ve bu kabilden olan talih, baht ve kader: Istidrâcı uygun.

Türkçe Sözlük

(i. A. «gufrân»dan masdar). Cenâb-ı Hak’tan günahların af ve bağışlanmasını yakarma, Estağfirullah diyerek tövbe etme: Tövbe ve istiğfâr edelim.

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dayanacak, güvenecek yer, arka Ar. zahîr: Benim istinad-gâhım ancak Cenâb-ı Hak’tır

Türkçe Sözlük

(aslı: İSYAN) (i. A.). 1. Asî olma, baş kaldırma, itaatsizlik. 2. Tanrı emirlerini yapmama, günah, Ar. ism: Cenâb-ı Hak’tan isyanımın afvını dilerim.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soy, akraba, kabtle, aşiret: Itret-i celîle-i Cenâb-ı Nebevi (Peygamberimizin soyu).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Çin tanrısı. joss house Çin tapınağı. joss paper ayinlerde veya cenaze merasimlerinde Çinlilerin yakağı bir çeşit gümüş veya altın yaldızlı kâğıt. joss stick Çin'de tapınaklarda yakılan bir çeşit buhurlu kamış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قدید] kurutulmuş et, kadit. 2.canlı cenaze.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kadîme) (c. kudemâ). 1. Eski, Ar. atıyk, Fars. dîrîn: Zamân-ı kadîm; târîh-ı kadîm; ezmine-i kadîme (eski zamanlar). 2. Başlangıcı olmayan, ezelî: Cenâb-ı Hak kadîmdir; Alem kadîm olamaz; Kelâm-ı Kadîm. 3. (hukuk) Evvelini bilir kimse olmayan. 4. Çok eski zaman: Kadîmden beri. Min’el-kadîm = Eskiden beri. (c.). 1. Eski adamlar, eski zaman adamları: Kudemânın yıldızlar hakkında tamamen yanlış inannışları vardı. 2. Eskiler, kıdem bakımından ileri gelenler: Kudemây-ı ricâl-i devletten; kudemâdan bir zat. 3. (m. gibi). Yaşlı ve vekarlı adam, ağır başlı, eski tarz ve kıyafette adam: Kudemâ kıyafeti; kudemâ tarzı.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kudret» den if.). Kudret ve kuvvet sahibi, muktedir: Ben bu işe kadir değilim; ona kim kadir olabilir? Cenâb-ı Hak her şeye kadirdir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kefâlet» den if.) (mü. kâfile). 1. Bir işi yüklenen, üstüne alan, müteahhit: Cenâb-ı Hak kullarının rızkına kâfildir.

Türkçe Sözlük

(I.) (“t”si, ek alırsa “d” olur). 1. Umumiyetle kuşların kolları ki, ön ayakları yerinde olup uçmak üzere uzun tüylü ve açılır kapanır bir çift organdır, Ar. cenâh, Fars. per: Kuş kanadı, tavuk kanadı, kanatlarını açıp uçmak. 2. Balığın ayaktan değişerek kürek gibi yüzme Aleti hâline gelmiş olan organları: Bazı balıkların ikişer, bazılarının dörder kanadı vardır. 3. Kapı ve pencere gibi şeylerin açılıp kapanır ve ekseriya çift olan kapakları: Bu kapının kanatları pek ağırdır. Pencerenin bir kanadı açılmaz. Pancurun, çerçevenin kanatları. 4. Karşı karşıya konarak bir çift teşkil eden dokumalardan bazı şeyler: Perde, yelken kanatları. 5. Umumiyetle kumaş ve dokumaların ve bilhassa diklemesine ikiye katlanmış olanlarının yarım eni: iki üç kanat gömlek, çarşaf. 6. Kürek tahtasının yarısı: O küreğin bir tahtasını sarfettlk, bir kenadı duruyor. 7. Yapıların iki tarafından her biri: O evin sağ kanadı daha manzaralıdır. 8. Kuş tüyü ve yelkenden süpürge ve yelpaze. 9. Yeldeğirmeni yelkenlerinin beheri. 10. mec. Koruma, Ar. himaye, sahip çıkma: Onun kanadı altındadır. Kanadı altına sokuldu. 11. Burun deliklerinin dış kısmı, perdesi: Burun kanadı. 12. (askerlik) Orduda iki yan: Sağ kanat, sol kanat. 13. Uçakları havada tutan kanat benzeri kısımlar. Etkanat = Bir cins büyük yarasa. Kol kanat = Dayanak, kuvvet ve kudret: Kolu, kanadı kesildi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yemin, and: Kasem etmek. Yemin etmek. Cenâb-ı Hakk’ın ismine kasem ederim. Maa-l-kasem = Yeminle.

Türkçe Sözlük

(i. i.). Hatırasına saygı gösterilmek istenen kimsenin cenazesini koymak üzere yapılmış dekoratif kaide.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kuvvetli, güçlü, dayanıklı, metin muhkem, sağlam. 2.Şiddetli, zorlu. 3.Kudret sahibi herşeye gücü yeten. Cenab-ı Hakk’ın güzel isimlerinden biri. Kur’an-ı Kerim’de 10’dan fazla yerde geç(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i.). Kefen vesair cenazeye ait şeyler satan adam. mec. Soyucu, tamâhkâr, zâlim.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Söz söyleyen, konuşan. 2.Kelimullah: Tur’u Sina’da Cenab-ı Hakla konuşmasıyla Hz.Musa’ya verilen unvan. 3.Sure-i Kelim: Taha suresi.

Türkçe Sözlük

(i.). Asalet ve asaletin şartlarından olan yüksek kalblilik, Alîcenâblık, cömertlik: Kerem sahibi. 2. Lutuf, merhamet, ihsan, iyilik: Bu iş lutuf ve kereminize kalmıştır. Kerem buyurun = Lutuf, müsaade buyurun.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın omuz başından parmakları ucuna kadar uzanan organı, Ar. zirâ. Farı. bâzû: Kollarını sıvadı, kollarını açtı. 2. Atın ön ayağı: Atın lağ kolu ağrıyor. 3. Giyeceğin kola gelen, kolu saran kısmı: Bu ceketin kolları dar. 4. Gömlek yeninin ucu yerinde iğreti, kolalı keten bezi: Yaka, kol (yakalık ve kolluk da denir). 5. Ağa; dalı, Ar. gusn, Fars. şâh: Çınar ağacı her tarafa kol atmış, kol, kanat uzatmış. 6. Şube, dal, bölük, taraf, kısım: Tuna, denize döküldüğü yerin yakınlarında birka; kola ayrılır. Alpler bir;ok kollara bölünür. Avcılar üç kola ayrıldı. 7. Bir ordunun bölündüğü kısımlar, kanat, Osm. cenâh: Sağ kol = Meymene, sağ kanat. Sol kol = Meysere, sol kanat. İleri kol = Pİşdâr, öncü. Geri kol = dümdâr. art;ı. 8. Muhafaza veya teftiş için ayrılıp gezdirilen askeri birlik: Kol gezmek, kola ;ıkmak. 9. Bir heyetin bölündüğü dal ve zümrelerin her biri: Halvetî tarîkatinin HAlidî, Sünbülî kolu. 10. Oyuncu vs. takımı: Zuhûrî kolu, kol oyunu. 11. Bir şeyi kapamak veya bir şeye dayanmak üzere kol şeklinde uzanan ağa;, demir vs.: Kapı kolu. 12. Bazı Alet ve edevâtın sapı, tutulacak veya ;evrilecek parçası: Dikiş makinesinin kolu. 13. (denizcilik) Bir halatın kalınlığını teşkil eden iplerin her biri: U; dört koldan mürekkep halet. Kol atmak = Dallanıp budaklanmak, (at) Kolunu atmak = On kemiği ;ıkmak. Kollarını açmak = Kucaklamaya hazırlanmak, memnuniyetle kabûl etmek. Kola almak = Taltif etmek. Kolağası = Osmanlı devrinde kıdemli yüzbaşı ki, daha da eskiden sağ ve sol kolağası diye ikiye bölünürdü. Kolordu = Bir devlet askerinin bölündüğü en büyük birliklerden biri, ordudan kü;üktür. Kolvurmak = Bir aşağı, bir yukarı gezmek. Kol uzatmak = Dallanmak. Kolu uzun = Kudretli, hükmü geçer. (denizcilik) Kol bastırmak = İki halatı dikerek eklemek. Kol bağlamak = Serbest bırakmamak, hareketine engel olmak. Kol burmak, bükmek = Galip gelip kahretmek. Terazi kolu = Terazinin tutulan veya asılan yerinden itibaren iki tarafının her biri. Kolu çıkmak = Bir kaza ve çarpma ile kol kemiği omuzda veya dirsekteki oynak yerinden ayrılmak: Kolu çıkmış, kolunu çıkarmış. Kola çıkmak = Asayişi temin için askerlerle gezmek. Kol demiri = 1. Kapı üzerine çekilen demir. 2. Bir çeşit kundakçı Aleti. Karakol = 1. Gece gezen devriye asker. 2. Şehrin belirli yerlerindeki zâbıta binaları, karakolhane, merkez. Kol kanat = El, ayak. Kolu, kanadı kırık = Harekete muktedir olmayan. Kol, kanat kalmamak = Çok yorulmak veya dayak yemek. Kol, kanat kırılmak = Ümitsizliğe düşüp bir şey yapamamak. Kol gibi = Kol kalınlığında, bol su. Kol gezmek = Kola çıkmak. Kol kesmek = Kuvvet, iktidar ve harekete güç bırakmamak. Keşif kolu = Düşman askerini ve araziyi keşifle görevli birlik. Kol nizâmı = Saf itibariyle olmayıp, önden geriye doğru uzanan asker tertibi. Hücum kolu = Hücum için ayrılmış askerî birlik. Kolu yetişir = Eli işlere yatkın.

Yabancı Kelime

Fr. cortège

alay

Bayram, cenaze vb. törenlerde sıralı olarak giden insan topluluğu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekfâ). Ortak, arkadaş, benzer, akran: Cenâb-ı Hakk’ ın küfvü yoktur.

Türkçe Sözlük

(f. A.) (kevn’den emir kipinin erkek teklik hâli). Ol! Yalnız şu tâbirde geçer: Kün fe-yekûn = Cenâb-ı Hakk’ın «ol» buyurmasıyla kâinatın yaratılması.

Türkçe Sözlük

(i. A.). «LA-havle ve lâ-kuvvete illâ-billâ-hül-aliyyül azîm» duası ki, «kuvvet ve kudret ancak Cenab-ı Hak’tadır» mânâsıyie bir belâ ve tehlike sırasında ve sabrın tükendiğini açıklamak için kullanılır: Lâhavle okuyarak gitti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lordluk sıfatı veya payesi; egemenlik, üstünlük; his veya your ile lord cenapları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çöreotu, bot. Nigella damascena.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek ruhlu, alicenap, yüce gönüllü, asil tabiatlı. magnanimity i. alicenaplık. magnanimously z. cömertçe.

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip). 1. Allahın istediği, Cenâb-ı Hak her ne isterse (tâbirin tamamı böyledir: Mâşâ-Allâhü kâne: Allah’ın istediği olur). 2. Takdir ve övmeyle beraber nazardan korumak için kullanılır: Mâşallah ne terbiyeli çocuk, mâşallah ne güzel binal 3. Varlığı memnuniyet veren bir şahıs veya şey görüldüğü zaman söylenilir: Mâşallah, buyrun. Mâşallah, siz burada mısınız? 4. Ekseriya küçük çocuklara takılan yassı ve ince, yürek biçiminde «Maşallah» kelimesi yazılı altın.

Türkçe Sözlük

(i. A. Fr.) (musiki). Mâtem ifade eden marş ki, cenaze törenlerinde de çalınır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kevn»den imef.) (c. emkine, emâkin). 1. Yer, mahal, Fars. cây: Zaman ve mekân bakımından. 2. Durulan yer, oturulan yer, makam, ikamet yeri: Onun mekânı yoktur. Cenâb-ı Hak mekândan münezzehtir. Emâkin-i askeriyye = Orduya mahsus yapılar. Bî-mekân = Yurtsuz, serseri, belirli ikamet yeri olmayan. Lâ-mekân = Mekândan münezzeh.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vesvese ve telâş etmek, şüphe edip korkmak: Oğlunun hastalığı için meraklandı. 2. Merakı kalkmak, merakına dokunmak, müteessir olmak: Cenaze görünce meraklandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yalnız kâr veya çıkar gözeten, paragöz; ücretli (yabancı orduda hizmet eden asker); i. yabancı orduda ücretli asker. mercenarily z. çıkarına düşkün şekilde. mercenariness i. çıkar düşkünlüğü.

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Mersiye okuyan, bir ölünün cenazesi veya mezarı başında mersiye söyleyen. 2. Muharrem ayında tekkelerde Kerbelâ şehitleri hakkında mersiyeler okuyan müzisyen.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şeklini değiştirip çirkin ve kötü bir şekil ve kalıba sokma: Cenâb-ı Hak onları maymun suretine meshetti.

Türkçe Sözlük

(i. A. «yümn» den). Ordunun sağ kolu, sağ cenah, zıddı, meysere.

Türkçe Sözlük

(i. A. «yesâr»dan). Ordunun sol kolu, sol cenah. Zıddı: meymene.

Türkçe Sözlük

(i. A. «meyt» ten smüş.) (mü. meyyite). Ölü, ölmüş. (A. c. mevtâ, emvât). 1. Ölmüş adam, ölü. Ölmüş adamın bedeni, cenaze (asıl cenaze teçhiz ve tekfin olunup tabutla götürülen «naaş»; «meyit» ise henüz teçhiz ve tekfin olunmadan, yatakta serilmiş olan ölüdür). 2. mec. Pek zayıf ve sapsarı adam. (anatomi) Teşrîh-I meyt, keşf-i m«yt = Ölümünün sebepleri hakkında şüphe olunan ölünün açılıp muayene olunması, otopsi.

Genel Bilgi

Cenaze merasimlerine çiçeklerden yapılmış bir çelenk göndermek, mezarı çiçeklerle donatmak, sonradan yapılan mezar ziyaretlerinde mezara çiçek bırakmak, hemen hemen her kültürde gelenek haline gelmiştir. Bir kaç gün içinde kuruyup gidecek bu çiçeklerin bırakana da bırakılana da bir faydası yoktur ama gelenek çok eski çağlara kadar uzanmaktadır.

Bu konuda eski mezarlarda yapılan çalışmalarda çiçek kalıntılarına rastlamak şüphesiz mümkün değildi. Çiçekler çok dayanıksız olduklarından ve kuruyup gittiklerinde arkalarında iz bırakmadıklarından, araştırmacılar çalışmalarını çiçeğin kendisinden çok daha dayanıklı olan polen kalıntılarına yönelttiler.

İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon’un milattan önce 1346’da öldüğünde mezarının çiçekten taçlarla kaplandığı saptandı. Kuzey Avrupa’da ise milattan önce 2000’li yıllara kadar uzanan bir çok mezarda çiçek izlerine rastlandı.

O tarihlerde mezarlara konulan çiçeklerin güzellikleri ve hoş kokuları nedeniyle iyi ruhları çekme, kötü ruhları kovma gibi bir güce sahip olduklarına inanılıyordu.

Sonradan mezarları bitki ve çiçeklerle donatmanın asıl amacı cesedin çürümesinin yaratacağı kötü kokuları önleme oldu. Seyahatlerinizde uzaktan nerede bir servi ağacı topluluğu görürseniz yaklaştığınızda fark edersiniz ki orası mezarlıktır. Mezarlıklara servi ağacı dikmek de aynı amaç içindir.

Servi ağacı uzun boyu, sık dalları ve kışın dökülmeyen yaprakları ile bir bölgeyi rüzgardan korumak için en ideal ağaçtır. Ömrü çok uzundur, hemen hemen hiç çürümez ama en önemlisi odununun damıtma yoluyla lavantacılıkta da kullanılan hoş kokusudur. Bu nedenlerle servi ağacı mezarlıkların adeta bir simgesi haline gelmiştir.

Cenaze merasimlerinde ve mezar ziyaretlerinde, bizde pek yaygın olmasa da kadın ve erkeklerin niçin siyah elbise (ve aksesuar) giyindiklerini merak ettiniz mi hiç ? Bu da atalarımızın hayalet korkusundan kalma bir gelenek.

Binlerce yıl önce cenaze töreninde bulunanlar, gömülecek ölünün hayaletinin orada bulunanlardan birinin bedenine girmek isteyeceğine inanıyorlardı. Bundan sakınmak, hayaletten saklanmak için vücutlarını siyaha boyuyorlardı. Daha sonraları zaman içinde bu adet siyah giysi olarak devam etti ve günümüze kadar geldi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ölümlü, geçici, fani; insani, beşeri; öldürücü, amansız; ölümcül; k.dili çok büyük; k.dili uzun ve sıkıcı; k.dili olası; i. insan, insanoğlu, beşer, ölümlü yaratık. mortal enemies birbirinin can düşmanı. mortal remains cenaze, ceset. in mortal

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. cenaze işleriyle uğraşan kimse.

Türkçe Sözlük

(i. i. T ). 1. Hıristiyanlar’da cenaze taşımak için tutulan kimse. 2. Cenazelerde aşir okuyarak para alarak geçinen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gömülmeye ait; olümle ilgili; i. cenazelerin geçici olarak konulduğu yer, morg. mortuary chapel mezarlık kilisesi. mortuary urn yakılan ölülerin külünü saklamaya mahsus kavanoz.

Türkçe Sözlük

(i. A. "harâm" dan imef.) (mü.muharreme).

1. Yasaklanmış, Osm. tahrîm edilmiş, harâm edilmiş.

2. Hicrî yılın birinci ayı: Mâh-ı muharrem; muharremü’l-harâm (câhiliyet devrinde bu ayda savaş yasaklandığı için bu ad verilmiştir).

«Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. «Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan «On geceye yemin olsun» ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne «Âşura» denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz.Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz.Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz.Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz.Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz.İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz.Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz.İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz.Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eski Mısırlılar’ın tahnit edip çürümeyecek bir hâle koydukları cenaze: Piramitten çıkan mumyalar. 2. Gûyâ içilmesi ve vücuda sürülmesi her derdi iyi den hayalî bir ilâç. -3. Pek zayıf ve sararmış insan: Mumya olmuş.

Türkçe Sözlük

(I. A. «nezâhat» ten imef.) münezzehe). Bir şeye muhtaç olmayan, arınmış, temiz: Cenâb-ı Hak mekândan münezzehtir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Namaz kılmaya mahsus açık yer, namazgâh. 2. Cami önünde cenaze namazı kılmaya mahsus yer. Musallâ taşı = Namazı kılınırken cenazenin konulduğu yüksekçe taş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zükût» tan imef.). 1. Saf ve helis hâle konmuş. 2. Tezkiye olunmuş, hâl ve şanı sorulup iyi hâli tasdik edilmiş (şahit veya cenaze). 3. Zekâtı verilmiş (mal): Mal-ı müzekkâ.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zükOt» tan if.) (mü. müzekkiye). 1. Tezkiye eden, saf ve hâlis hâle koyan. 2. Cenazenin başında ölünün hâl ve şanını cemaattan sorup tezkiye eden. 3. Şahitlerin durumunu araştırıp şahitliklerinin kabûl olunabilecek hâlde bulunduklarını İsbat eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Yunanistan'ın tarihöncesi Miken şehri. Mycenaean s. Miken şehrine veya Miken devrine ait.

Türkçe Sözlük

(i. A.). İçinde ölü bulunan tabut, tabuta konmuş ölü, cenaze, (astronomi) Benâtu’n-nâş = Dübb-i Ekber’deki yıldızlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar, nezâret» den if.) (mü. nâzıre) (c. nuzzâr). 1. Bakan, nazar eden: Cenâb-ı Hak her yerde hâzır ve nazırdır. 2. Nezaret eden, idare eden. 3. Yüzü veya cephesi bir tarafa dönmüş olan, müteveccih, nezareti olan: Denize nazır bir oda. 5. Bir işin idaresine bakan kimse: Rüsûmât nâzın; reji nazırı; çiftlik nâzın; mekâtib-i askeriyye nâzırı; muhâsebât-ı umûmiyye nâzırı. 5. Vekil, bakan, kabine, hükümet üyesi: Dâhiliye, hâriciye, maârif, mâliye nazırı. Hey’et-i nuzzâr = Hükümet, kabine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نعش] naaş, cenaze.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (şaka) patron. his nibs cenapları, hazretleri. your nibs kulunuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) asil, soylu, soydan; âlicenap, yüce gönüllü; heybetli, yüce, ulu; mükemmel, çok güzel; eski kimyasal değişiklik göstermeyen (kıymetli maden); (i.) asılzade, soylu kimse; İngiltere'nin eski bir altın parası. nobleman (i.) asılzade. noblewoman

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) cenaze törenleri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ebedi hayata erişmiş: Ölmez, bir Cenâb-ı Hak vardır. 2. mec. Çok dayanır, dayanıklı, metin, sağlam: Bu kumaştan ölmez giyecek yapılır. Ölmezoğlu = Metin, sağlam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ölmüş: Ölü olan. 2. Cansız, kuvvetsiz, pek zayıf. 3. Ruhsuz, gevşek, tenbel, miskin. 4. Sülpük, soluk, pejmürde. 5. Ölmüş adam, cenaze, nâş: Ölüyü kaldırdılar mı?

Türkçe - İngilizce Sözlük

partnership. association. company. community. coparcenary. copartnership. joint adventure. joint undertaking. joint venture. participation. privity. tie-up.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cenaze merasiminde tabutu taşıyan veya yanı sıra giden kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paid. paying. coin-operated. coin-op. moneyed. rich. wealthy. flush. heeled. loaded. mercenary. well-heeled.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rich. sth which costs money. covered with polka dots. fee charging. mercenary. moneyed. subject to payment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paid. paying. coin-operated. coin-op. moneyed. rich. wealthy. flush. heeled. loaded. mercenary. well-heeled.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rich. sth which costs money. covered with polka dots. fee charging. mercenary. moneyed. subject to payment.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanat, cenah. Çok defa aynı mânâdaki «bâl» ile birlikte kullanılır. Perr ü bâl = Kol ve kanat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yenilir bir deniz taragı, zool. Venus mercenaria.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kalmak, durmak; baki kalmak; geri kalmak, gitmemek; değişmeyip olduğu gibi kalmak, mevcut kalmak, zail olmamak; fazla kalmak, elde kalmak. remains i., çoğ. bakaya, kalıntılar; ceset, cenaze; bir kimsenin ölümünden sonra basılan eserleri.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden. 2.İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, rüşd yaşına ulaşmış akil ve baliğ (kişi) ergin, erişkin. 3.Akıllı hareket eden doğru yolda giden. - Abdürreşid olarak kullanılır. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yuvarlak, değirmi; top, toparlak, küresel; silindir şeklinde; yuvarlak (hesap); çok, hayli; çabuk, atik, süratli; dolgun; açık, çekinmesiz; tam. round clam yenilir bir deniz tarağı, zool. Venus mercenaria. round dance vals gibi dönerek yapılan dan

Türkçe Sözlük

(i. A. «sa’d»dan smüş.) (mü. saide) (c. suadâ). 1. Bahtiyar, uğurlu, mübârek, mes’ud: Bayramınız sâİd olsun. 2. Tanrı katında makbûl ve Ahıreti mamur olan: Cenâb-ı Hak saidler zümresine kata.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Omuza almaya veya boyuna sarılmaya mahsus yünden kumaş: Şala bürünmek. 2. Keşmir keçisi kılından veya ipekten geniş kuşak: Şal kuşanmış. Cenlze şalı = Cenâzelerin üstüne açılıp tabutu sarmaya mahsus yün şal.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cuma namazına ve bazı cenazelere çağırmak için minarelerde okunan salavât: Salâ vermek, salâ okumak. 2. mec. Meydan okuma.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (musiki). Türk cami musikisinde bir form ki, çeşitleri vardır: Salât-ı ümmiyye, cuma salâtı, bayram salâtı, cenâze salâtı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scenarist. scriptwriter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scenarist. film author. stage author.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scenario. screenplay. script. book. continuity. playbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scenario. screenplay. script. film script.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scenario. book. film manuscript.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Her türlü hatâdan ve beşerî vasıflardan uzak ve arınmış olan Cenab-ı Hakk.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. takdîsât). 1. Mukaddes tutma, kudsiyyet verme: Bütün Müslümanlar KAbe’yi takdîs eder. 2. Hamdetme, şükretme: Cenâb-ı Hakk’ı takdîs etmek. 3. mec. Pek fazla saygı gösterme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzhet» ten) (c. tenzîhât). 1. Kabahat ve eksikliklerden arıtma: Nefsini tenzîh etmek. 2. Allah’ın bütün eksikliklerden münezzeh olduğuna inanıp bunu ikrar ve itiraf etme: Cenabı Hakk’ı tenzih eylemek.

Türkçe Sözlük

(i. «zekâ» dan). 1. Pâk ve temiz etme. 2. Birinin hâllerini, kendisini tanıyanlardan tahkik ile iyi hâl sahibi olduğunu meydana çıkarma. Meyyiti tezkiye etmek = Ölüyü kefenledikten sonra cenâzede hazır bulunan cemaate ahvalini sormak. 3. Malın zekâtını verme. 4. (hukuk) Tezkiye-i şuhûd = Bir dâvâda şahitlerin Adil olup olmedıklarını mahkemenin tahkik etmesi. Tezkiyesi bozuk = İyi hâline kimsenin şahitlik etmeyeceği surette kötü hâl sahibi. Tezkiyesini düzeltmek = HAlini iyileştirmek, düzeltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çanı ağır ağır çalmak; (saat) çalmak; çan çalarak çağırmak; avı cezbedecek hareketler yapmak; cenaze çanı çalınmak; i. ağır çan sesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paid. salaried. gainful. mercenary. stipendiary. wage earner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wage earner. with cost. mercenary. salary earner. stipendiary. wage- earning man.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hired gun. mercenary troops.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yükseklik, büyüklük: Ulüvv-i mertebe. Ulüvv-i cenâb = Alî-cenablık, cömertlik, yüksek karakter. Ulüvv-i şân = Şan ve şeref. Ulüvv-i himmet = Himmet ve gayret büyüklüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cenaze işleri görevlisi, ölü kaldırıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el atma, girişme; girişilen iş; cenaze işi; taahhüt, teşebbüs, üzerine alma, deruhde etme; vaat, garanti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cömert olmayan, cimri; sert; âlicenap olmayan. ungenerously z. cömertlik göstermeyerek, cimrice.

Türkçe Sözlük

(si. A. «vahdet» ten) (mü. vâhide). 1. Bir, tek, Fars. yektâ, Ar. münferid: Cenâb-ı Hak vâhid ve kadîmdir. 2. Vâhid-i kıyâsî = Ölçü, tartı, sayma ve parada esas alınıp onunla hesap olunan şey, birim: Onlu sistemde metre, ağırlıkta kilo vâhid-i kıyâsîdir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Cenab-ı Hakk’ın 99 isminden birisi. Mal ve mülkün, bütün değerlerin son ve gerçek sahibi yüce Allah. 2.Varis kelimesi, müslümanlar kastedilerek de kullanılmıştır. 3.Mirasçı, kendisine miras düşen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kanat, cenah; kol; uçuş; uçuşan şey; kapı kanadı; açıkta oynayan futbolcu; mim. binanın yan çıkıntısı; ek bina; tiyatro yan oda; ask. ve den. kol; f. uçmak, kanatlanmak; kanat takmak; tüy takmak; uçurmak; uçarak götürmek; uçarak geçmek; yan par

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ön ve arka, üst ve alttan başka olan taraf, kenar, Ar. cenâh: Sağ yan, sol yan, yandan. 2. Taraf, cihet, semt: O yandadır, ne yandan geliyor? 3. Civar, yakınlık: Yanındadır, yanına gitti. 4. Yan, nezd, kat: Benim yanımda, onun hiç kıymeti yoktur. 5. Vücudun bir tarafı: Bir yanı hiç tutmuyor. 6. Yandan, doğrudan doğruya olmayan, eğri: Yan bakış. Yan bakmak = Düşmanca bakmak. Yan çizmek = Usulcacık sıvışmak. Yan gelmek = Çekilip rahat etmek. Yanına kalmak = Ettiği yolsuzluğun cezasını görmemek, cezasız kalmak. Yan yana = Bitişik: Yan yana oturdular. Evlerimiz yan yanadır. Yan yana yürüyorlar.

Türkçe Sözlük

(hi.) Kâbe’nin yanında meşhur bir kuyu ki, suyu kutsal sayılıp İslâm ülkelerinin her tarafına naklolunur.

ZEMZEM’İN ÖZELLİKLERİ

- Zemzem Cennet pınarlarındandır. - Cenab- ı Hakkın İbrahim´e (a.s.) ikram ettiği bir nimettir. - Harem- i Şerif´deki Ayat- ı Beyyinat´dandır. - Hacıların muşahede ettikleri en büyük nimet ve menfaatlerdendir. - Yeryüzündeki en hayırlı sudur. - Cibril- i Emin vasıtasıyla zuhur etmiştir. - Yeryüzünde en mukaddes topraktan kaynayan sudur. - Peygamber Efendimiz´in (s.a.v.) kalb- i şerifinin defalarca yıkandığı sudur. - Rasulullah Efendimizin mübarek tükürüğü ile bereketlenen sudur. - Açları doyuran sudur. - Dünya devam ettiği müddetçe bu vasfı devam edecektir. - Her derde devadır. - Hususiyle humma’ya (sıtma) şifadır. - Baş ağrısını giderir. - Gözün görmesini ziyadeleştirir. - Ne niyetle içilirse ona devadır. - Ona bakmak ibadettir. - Ondan içmek günahlara keffarettir. - Kaburgalarını gerdirinceye kadar içmek iman alameti ve nifaktan kurtulmaktır. - Misafirlere ikram edilecek en güzel hediyedir. - Mekke’yi Mükerreme´den diğer beldelere taşınması sünnettir. - Ebrar´ın içeceğidir. - İçilmesi sünnettir. - Misafire önce ikram edilir. - Onunla abdest almak sünnettir. - Kücük çocukların ağzına vermek sünnettir. - İçmekte büyük sevap vardır. - Ne kadar içilir ve ne kadar taşınırsa taşınsın bitmez. - Bedene kuvvet verir.

ZEMZEM’İN ESRARI

- Avrupa`da labaratuarlarda yapılan araştırmaya gore zemzem suyu diğer sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır. - Yine aynı araştırmaya göre diğer sulara göre çok daha besleyicidir ve cok daha fazla mineral barındırmaktadır. - Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği şu anki teknolojiye göre bile bilinememektedir. Yakınlarında hiçbir kuyu yoktur ve denize de 80 km uzaklıktadır. Bu şartlarda suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkansızdır. - Yıllardır suyun bitmiyor olması araştırmacıları çok şaşırtmaktadır. - Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek içiniçenin susuzluğunu giderir. - Sadece 1, 5 metre derinliğindeki ufacık bir kuyudan çıkan su, hac ve umre mevsimi boyunca milyonlarca kişinin tüm su ihtiyacını karşılamaktadır. - Hiçbir zaman ne azalma ne de kuruma göstermemektedir. - Dünya Sağlık Örgütü`nün (WHO) raporlarına göre dünyadaki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biridir. - Amerika`da yapılan test sonuçlarına göre dünyada içinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan tek sudur.

ZEMZEM DUASI

- Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. Zemzem suyundan içen şifa bulur. Ben de ondan içiyorum ve şöyle dua ediyorum. Allahumme innî es’eluke ılmen nâfia ve rızgan vâsia ve şifâen min kulli dâe. Manası: Allahım! Senden faydalı ilim, bol rızk ve her türlü dert için şifa niyaz ediyorum. - Allahumme edhılnî el- cennete biğayri azâbin velâ hısâbin ve erzıknî murâfigati nebiyyike ve seyyidinâ Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme fi’l- firdevsi’l- a’lâ. Manası: Allahım! Beni, azap görmeden ve hesaba çekmeden Cennetine koy ve Fi