Chi Ghhhfggv | Chi Ghhhfggv ne demek? | Chi Ghhhfggv anlamı nedir?

Chi Ghhhfggv | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: chi ghhhfggv

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Bar Association Headquartered in Chicago, the ABA offers educational programs, publications, and services relating to all facets of the practice of law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Applied Behavior Analysis, a therapeutic intervention for children with autism and other pervasive developmental disorders. a loose sleeveless outer garment made from aba cloth; worn by Arabs. a fabric woven from goat and camel hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Arabic word for a holy man or saint from any religion that is used mostly by archaeologists Arabs of today use the word as a slang term to describe the head of a family or father of children Back to Abu reading.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ).asgari giyecekler ve teçhizat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Computing Environment: a consortium to agree on an open architecture based on the MIPS R4000 chip A computer architecture ARCS will be defined, on which either OS/2 or Open Desktop can be run.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başarmak, yapabilmek, üstesinden gelmek; kazanmak, meydana getirmek muzaffer olmak achievement (i). başarı, muvaffakiyet; husule getirme, başarma; husule getirilmiş şey. achievement test başarı testi.

Şifalı Bitki

(Herbstzeitlose, Krokus, Colchique, Colchicum, Autumn crocuses): Boyu 10-30 cm yüksekliğe ulaşan, otsu ve yumrulu bir bitkidir. Sonbaharda morumsu pembe renkli, 6 parçalı çiçekler açar. Yaprak ve meyvaları ise ilkbaharda ortaya çıkar. Sonbaharda çiçek açtığından dolayı halk arasında “güz çiğdemi” olarak da bilinir. Yetiştiği yerler: Türkiye’de pek bulunmaz. Avrupa’nın sulak çayırlarında bol miktarda yetişir. Kullanıldığı yerler: Tıbbi önemi haiz bir bitkidir. Kullanılan kısmı yumru ve tohumlarıdır. Tohum ve yumruların idrar arttırıcı, terletici, müshil ve romatizma ağrılarını dindirici etkisi vardır. Alkaloitlerin çok yüksek zehirleyici özelliği olduğundan, bu droglar, dahilen ancak hekim kontrolünde kullanılabilir. Eskiden halk arasında romatizma ağrılarını dindirmek için haricen kullanılırdı. Bunun için bir tutam acı çiğdem tohumu, 2-3 diş sarmısak ile havanda iyice dövülür. Elde edilen sulu kısım bir tülbente emdirilip, ağrıyan kısma sarılır. Bu pansuman birkaç gün arka arkaya tekrarlanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. tragic. touching. pathetic. a person who has experienced much grief. distressing. dolorous. grievous. harrowing. mournful. piteous. pitiable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compassion. pity. sympathy. commiseration. ruth. pathos. feeling. aching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Entering a two-digit or four-digit number into a terminal which has been pre-programmed to recognize the number as an abbreviation for a frequently dialed number which can be automatically dialed by the switching center.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scottish architect who designed many public buildings in England and Scotland. street names for methylenedioxymethamphetamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Robert Adam : eminent architect who designed furniture for the houses he built or re-modelled; famous for his revival of the classical style, based on Ancient Greek and Roman taste, begun in England during the 1760's.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Furniture designed by the 18th-Century English architects Robert and James Adam, in the same Pompeiian classicism which marked their houses Pieces are delicate and slim, and have simple straight lines and restrained ornamentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Art Design Architecture and Media. red, a Babylonian word, the generic name for man, having the same meaning in the Hebrew and the Assyrian languages It was the name given to the first man, whose creation, fall, and subsequent history and that of his desc

Türkçe - İngilizce Sözlük

The style period from 1765-1790 The Adam brothers introduced the neoclassical style in furniture and architecture to England.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scottish brothers Robert and James Adam practiced as architects and designers, employing cabinetmakers, painters, and sculptors to execute their designs. earthborn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressograph. mailing machine.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). roket, güdümlü mermi ve uzay gemilerinin çalışması konusunda tek bir tabaka sayılan atmosfer ve onun dışındaki boşluk. aerospace industry uzay gemileri ve bunların teçhizatlarını imal eden sanayi kolu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Architectural Forms. autoframed. Air Force.

Türkçe - İngilizce Sözlük

naughty. mischievous. rascal. impish. puckish. pickle. urchin. little perisher. little monster. imp. guttersnipe. scamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

monkey. urchin. unruly. mischievous. naughty. imp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disaster. calamity. bane. cataclysm. catastrophe. blight. knockout. stunner. kayo. a bewitching beauty.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azat etmek, serbest bırakmak, muaf tutmak. affranchisement (i). azatlık, azat etme, af.

Türkçe - İngilizce Sözlük

growing gray or white. dawning. daybreak bleaching. blanching. whitening. polishing. cleansing. scouring. bleach.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aching. causing pain. painful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amp-Hour A battery capacity rating that equals the achievable product of the current drain and the time duration of that drain The greater the AH rating, the longer the operating battery life For a known current drain requirement, dividing the amp-hour ra

Türkçe - İngilizce Sözlük

third party. bleaching. polish. blank. glossiness. satin finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony. agreement. concord. accord. drinking bout. rhythm. concinnity. accordance. chime. concordance. congruence. consistency. consonance. music. rapport. tune. unison.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Intelligent Tape. advanced intelligent tape; a helical scan technology developed by Sony for tape backup/archive of networks and servers, specifically addressing midrange to high-end backup requirements.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Airside Integration Testing. Developed by Sony, using helical scan technology and 8mm tape AIT tape drives use Advanced Metal Evaporated tape formulation AIT drives and media achieve a native capacity of 25GB Unique MIC technology gives fast data access f

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apple Knowledge Archive http://karchive info apple com/.

Türkçe - İngilizce Sözlük

streamy. sloping. pitching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Library Association This is the national organization for all types of libraries Based in Chicago, it sponsors on going training and research for the profession, publications, annual conferences for staff and trustees and lobbies at the natio

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any sound or information intended to give notice of approaching danger; a warning sound to arouse attention; a warning of danger.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To call to arms for defense; to give notice to of approaching danger; to rouse to vigilance and action; to put on the alert.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceptive. misleading. baffling. candied. catching bargain. catchy. colourable. deceitful. deceiver. delusive. dishonest. fallacious. funny. hollow. illusory. specious. two dime. will- of-the-wisp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception. deceit. cheat. chicanery. dupery. eyewash. have-on. illusion. imposition. infidelity. inveiglement. mystification. shave. spoof.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mislead. to cheat. to dupe. to deceive. to be unfaithful. bamboozle. beguile. burn. cajole. carve up. chisel. cozen. defraud. delude. diddle. double cross. fob off sb off. fool. fox. to lead sb up the garden path. have. have sb. hoax. hoodwink. humbug.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tool. implement. device. apparatus. machine. instrument. means. appliance. appliance producer. engine. tool equipment. handle. organ. utensil. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. charming. comely. endearing. engaging. fetching. prepossessing.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). badem; kargadelen. almond oil bademyağı. almond shaped badem şeklinde.almond tree badem ağacı; acı badem ağacı, (bot). Prunus amygdalus. Chios almond sakız bademi, dişbademi .

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom. child. buttocks. rump. the lower part. inferior. nether. sub. subaltern. subordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest range of the female voice, also called contralto. The voice part below the soprano, which can be sung by either men , or women, or children It also describes an instrument's range, as in alto saxophone or alto flute.

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterful. commander. in charge. chief. overman. overlord.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. governor. superior. commanding. imperative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

supervisor. superior. chief. commander. boss. commandant. imperative. immediate manager. president. top brass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leader or commander. blue. an independent ruler or chieftain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Access Node See Node. access node A broadband Integrated Services Digital Network remote switch that performs grooming, concentration, and switching functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of two aliens that appeared in SailormoonR She disguised herself as Ginga Natsumi and attended Juban Junior High School She had a crush on Chiba Mamoru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. principal. key. main. primary. basic. leading. guiding. broad. capital. cardinal. fundamental. governing. grand. master. parent. staple. mother. principle. main part. head. matron.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arterial. basic. cardinal. central. chief. fundamental. grand. leading. ma. main. mama. mammy. momma. mother. primary. rudimentary. mum. mom. maternal. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

main. master. major. mother. patroness. fundamental. basic. capital. stock. principal. broad / adj ,. cardinal. central. chief. leading. mama mamma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form a recognizable word, phrase or message by rearranging letters This is the permutation of letters to achieve meaning Also see: multiple anagramming.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to, or situated near, the anus; as, the anal fin or glands. a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated on the anal region; fixation at this stage is said to result in orderliness, meanness, stubbornness, compu

Türkçe - İngilizce Sözlük

of or related to the anus; 'anal thermometer'. a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated on the anal region; fixation at this stage is said to result in orderliness, meanness, stubbornness, compulsiveness, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

maternity. motherhood. step mother. adoptive mother. woman acting as a mother to a child. maternal love.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), anarşiye ait; kanun tanımayan anarchist (i). anarşist.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anarşi; kargaşalık, ihtilâl. anar'chic (s). anarşiye ait; kanun tanımıyan. anarchist (i). anarşist.

Yabancı Kelime

Fr. anarchie

kargaşa

Kışkırtma ve karışıklık yoluyla toplumda ortaya çıkan düzen bozukluğu.

Yabancı Kelime

Fr. anarchique

kargaşalı

Kargaşa niteliğinde olan.

Yabancı Kelime

Fr. anarchiste

kargaşacı

Kargaşa çıkaran kimse.

Yabancı Kelime

Fr. anarchisme

kargaşacılık

Tarihsel şartlar ne olursa olsun devletin ortadan kaldırılmasına çalışan öğreti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabric made from the wool of the Angora goat. a republic in southwestern Africa on the Atlantic Ocean; achieved independence from Portugal in 1975 and was the scene of civil war until 1990.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in southwestern Africa on the Atlantic Ocean; achieved independence from Portugal in 1975 and was the scene of civil war until 1990.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemical that binds to a receptor and blocks it, producing no response, and preventing agonists from binding, or attaching, to the receptor Antagonists include caffeine and naloxone.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). esvap, elbise, kıyafet, kılık, kisve: (f). giydirmek, donatmak, teçhiz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). atamak, tayin etmek, tahsis etmek, memur etmek; tesis etmek, vaz'etmek, koymak; kararlaştırmak, tayin etmek (zaman v.b.); donatmak, teçhiz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atama, tayin; memuriyet, hizmet, görev, iş; randevu; emir; (çoğ).. donatım, teçhizat (gemi, otel v.b.)

Türkçe - İngilizce Sözlük

In architecture, a semicircular, projecting part of a building, usually domed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Armor Rating To achieve a hit, you must roll over the character's AR Rolls Equal to or less than the AR, down to a 10, are considered a hit to the opponents armor, and damage is figured to the SDC All Player Characters have a natural AR of 12 Others have

Türkçe - İngilizce Sözlük

car. automobile. automobile. machine.

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirine yakın adaların hepsi ki, Fransızca’da Yunanca’dan alınarak Arşipel (Archipel) denilir. (Canlandırılması lâzım gelen güzel bir kelimedir. Harzem Denizi’ne bu münasebetle alem olmuştur: Aral Gölü).

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. research. exploration. searching. hunting. quest. reconnaissance. scouring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

feel. search. searching. seeking. search.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. botanik). Baklagillerden, yerfıstığını veren bitki (Arachis hypogaea).

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquiring. searching. researcher. investigator. explorer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

researcher. investigator. explorer. inquiring. searching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

research. investigation. study. hunting. inquiries. inquiry. inquisition. paper. probe. quest. rummage. scrutiny. switching. thesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

customs inspector searching. hunter. searcher.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). archaic, archaism, architect.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üzerinde irili ufaklı çok sayıda ada bulunan deniz; takımadalar ; adalar grubu. the Archipelago Adalar Denizi, Ege Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mimarlık; inşaat, yapı. architec-tural (s). mimari, mimarlığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). arşiv, devletin evrak hazinesi. archival (s). arşive ait. ar'chivist (i). arşiv müdürü veya bu işlerle meşgul olan kimse, arşivci.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stake. making stake. lathe chisel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of the ship which carried Jason and his fifty-four companions to Colchis, in quest of the Golden Fleece.

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Okçe veteri, eğrice (sinir), Fr. tendon d’Achille. (mec.) Yalanla aldatan, vâdinde durmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). silahlandırmak,donatmak,teçhiz etmek, savaşa hazırlamak; silahlanmak, silaha sarılmak; zırh giydirmek; (i). silah; askeri kuvvetlerin bir kolu. arming (i). silahlanma; silahlandırma; silah, donatım teçhizat,teçhiz.

Türkçe Sözlük

(i. I. arma). 1. Geminin direk ve seren ve yelken gibi teçhizatı. 2. Hükümdarlar ve derebeyleri hânedanlarına mahsus bir takım işaret ve resimleri havi levha. Armayı almak = Geminin teçhizatını kaldırıp tekne hâlinde bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). silahlandırma, donatım, teçhizat.

Türkçe Sözlük

(i. i. armatöre, denizcilik). 1. Geminin direk, seren ve yelken gibi teçhizatını yapan adam. 2. Gemide halat iliştirmeye mahsus ağaç veya demir kol: Armatör çeliği. 3. Gemi sahibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol; for mapping an IP address to a physical machine address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is an acronym for the Address Resolution Protocol It is how a network machine associates an IP Address with a hardware address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol A dynamic method of discovering the MAC address of a device on the network A device sends an ARP request out with the IP address of the machine it is looking for The machine with that IP address answers, sending its MAC address

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is an acronym for the Address Resolution Protocol and this is how a network machine associates an IP Address with a hardware address.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tophane, askeri teçhizat deposu.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. archiduc). Habsburg (Avusturya Macaristan) imparatorluk hanedanı prenslerine verilen unvan. «Büyük duka» demektir. Türkçe’de «arşidüke» da denmiştir.

Yabancı Kelime

Fr. archives

belgelik

Belge ve yazıların saklandığı yer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

archive. archives. record office. records. muniments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

archives. muniment room. record. record office. old records.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The black art; magic. the creation of beautiful or significant things; 'art does not need to be innovative to be good'; 'I was never any good at art'; 'he said that architecture is the art of wasting space beautifully' the products of human creativity; wo

Türkçe - İngilizce Sözlük

positive. plus. weighing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A practicing fine artist who is not necessarily a resident of the Kansas City metro area Generally recognized by critics and peers as a professional of serious intent and ability The artist may not be a member of the project architectural firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who practices an art in which imagination and taste presides over the execution This is not deemed to include the business of teaching the mechanics of the art.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). gibi, veçhile, suretle; iken as... so oldugu gibi, dahi, o veçhile. as well as gibi. as you were going siz giderken. so as gibi, suretle, veçhile; için; ki as...as kadar. so as to see görecek surette, görmek için. This is as good as that.Bu da

Türkçe - İngilizce Sözlük

Metasolv, formerly Nortel Networks, and Architel Solutions product referred to as Automatic Service Activation Program ASAP delivers service activation through the process of receiving service requests from the service order entry system, translating them

Türkçe - İngilizce Sözlük

true. real. original. actual. main. elementary. principal. cardinal. master. authentic. central. in chief. intrinsic. pivotal. virtual. principally. original. origin. origination. extraction. foundation. gist. groundwork. provenance. root-stock. foun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wearing off. etching. corroding. erosion. obliteration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

n A drug used in the treatment of arthritis, commonly found in a container with a childproof cap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ylldız çiçegi, pat çiçeği China aster saray patı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Technology IBM's first 286-based PC, introduced in 1984 It was the most advanced machine in the PC line and featured a new keyboard, 1 2MB floppy and 16-bit data bus AT-class machines run considerably faster than XTs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Transport Association. The specification, formulated in the 1980s by a consortium of hardware and software manufacturers, that defines the IDE drive interface AT refers to the IBM PC/AT personal computer and its bus architecture IDE drives are sometim

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hetman, or chief of the Cossacks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The goddess of mischievous folly; also, in later poets, the goddess of vengeance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

throwing. casting. discharging. swaggering. inventing. exaggeration. shooting. pitching. pulsation. pitch. round. shoot. shot. throw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarf. shawl. weft. shoe-buckle. wrap. wrapper. kerchief. muffler. stock. stole. tippet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the act of throwing / expelling / boosting. crosspiece. blasting. blow-up. ballistic. elimination. warp. expulsion. ejection. pulsation. rejection. launching. dropping. sling. bowing. trimming. surge. shunt. pitching. heave. casting. shooting. get.

Türkçe - İngilizce Sözlük

atelier. studio. workshop. workplace. machine shop. works.

Türkçe - İngilizce Sözlük

atelier. studio. workshop. workplace. machine shop. works. shop.

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (fizik ve kimya). Bir elemanın bütün hususiyetlerini taşıyan en küçük parçası. Atom ağırlığı = Atomların birim olarak kabul edilen bir atomun ağırlığına nisbeten tayin edilen ağırlıkları. Atom bombası = Atom çekirdeklerinin parçalanmasıyle serbest kalan enerjiden faydalanarak yapılan bomba. Atom çağı = Atomun kontrollü olarak parçalanması tarihinden itibaren başladığı kabul edilen çağ. (İlk kontrollü nükleer parçalanma 2 aralık 1942’de Chicago Üniversitesinde başarılmıştır). Atom denizaltısı, yahut gemisi = Atom reaktörünün sağladığı enerjiyle çalışan denizaltı yahut gemi. Atom enerjisi = Atom çekirdeğinin serbest bıraktığı enerji. Bu enerjinin büyüklüğü Einstein’ ın madde enerji eşitliğini belirten E = mc2 formülü ile belirtilir. Atom pili yahut atom reaktörü = Atom çekirdeğinin parçalanmasından meydana gelen enerjinin patlamaya meydan vermeden kontrollü olarak kullanılmasını sağlayan cihaz. Atom saati = Atom veya molekül titreşimlerinin birim olarak kullanılmasıyla yapılan saat. Bu saatlerin 1270 yılda ancak bir saniye hata yapacağı sanılmaktadır. Atom sayısı = Bir atomdaki proton ve elektron sayısı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunt. shoot. fish. account. bag. chevy. chivvy. chivy. gun. hawk. kill. prey on. prey upon.

Şifalı Bitki

(İt üzümü): Fundagillerden; küçük taneler halinde kırmızı renkli yemişleri olan, tüylü bir bitkidir. 1-3 metre yüksekliğindedir. Her mevsimde yaprakları vardır. Makilerde bulunur. Dalları kırmızımtırak kahverengidir. Yaprakları şimşir yapraklarına benzer. İçinde Hydrochinone vardır. Sonbahar aylarında toplanıp kurutulur. Çiçekleri pembe salkımlar halindedir. Ev ilaçlarında yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kuvvet verir. İshali keser. İdrar yollarını temizler. İdrar söktürür. Ateşi düşürür. İdrar yollarındaki taşların düşmesine yardım eder. Prostat büyümesinden kaynaklanan şikayetleri giderir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cast reflection on smb. reproach. reprove. blame. chide. condemn. dispraise. fault. reflect on. reflect upon. reprobate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

concessionairy. privilege. concession. speciality. eligibility. favor. favour. benefit. cachet. charter. faculty. franchise. immunity. incident. oracle. peculiar. prerogative. refusal. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

concession. franchise. prerogative. privilege.

Türkçe - İngilizce Sözlük

privileged. concessive. franchised.

Şifalı Bitki

(GemeineQecke, Chiendent commun, Common Couch Grass, Scutch, Twitch): Temmuz-agustos ayları arasında yeşil veya morumsu-yeşil renkli başaklar veren, 30-100 cm boyunda, çok senelik otsu bir bitkidir. Toprak altında çok fazla yayılmış olan ana kökleri bulunur. Bilhassa kumlu toprakları sever. Gövdeleri dik, tüysüz ve içi boştur. Yaprakları dar, uzun, ince, paralel damarlı, sivri uçlu, koyu yeşil renklidir. Çiçekler gövdenin ucunda ve yassı bir başak durumunda toplanmışlardır. Meyve sarımsı renkli ve uzuncadır. Bitkinin etli kökleri çok eskiden beri üriner hastalıklarda kullanılan önemli bir halk ilacıdır. Kökler mesane ve böbrek iltihapları dahil, mesanedeki taş ve kumları düşürmek için kullanılan iyi bir idrar söktürücüdür. İdrar arttırıcı olarak mısır püskülü, arpa ile beraber kaynatılarak kullanılır. Hatta köpekler bile ağız ve barsaklarını temizlemek için bitkinin yapraklarını büyük bir zevkle yedikleri için bitki “köpekçimeni” olarak da bilinir. Tarlalarda belirtilen türden başka, buna çok benzeyen büyük ayrıkotu (cynadan dactylon) olarak bilinen çeşidinin daha kalın kökleri olup, nişasta da taşımasıyla ayrılır ve digeri gibi kullanılır. Türkiye’de; İstanbul, Trakya, Mugla, Anadolu’da yetişir. Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları kökleridir. Köklerinde triticin, uçucu yağ, müsilaj ve potasyum bulunur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissociation. separation. separating. departure. dispersion. fission. solution. cleavage. rupture. disassociation. branching. detachment. divergence. farewell. leave. leaving. parting. schism. secession. selection. split up. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

give the stick. give smb. hell. give smb. beans. rap smb. over the knuckles. tell smb. one's mind. call smb. over the coals. light into. give a piece of one's mind. peck at smb. reprimand. reproach. admonish. chide. scold. baste. bawl out. berate. b.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chide. lecture. rebuke. reprehend. reprove. scold. upbraid. to scold. to rebuke. to reproach. to lecture. to reprimand. to tell off. to blow sb up. to tear sb off a strip. to take sb to task. to haul sb over the coals. to bawl sb out. to give sb a rocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scold. slash. bawl out. berate. to give sb a bit of one's mind. blame. call down. carpet. castigate. chew up. chide. to take a person to cleaners. to haul sb over the coals. crab. dress sb down. flay. hold sth against sb. lambaste. lecture. let rip. li

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberation. enfranchisement. dismissal. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dismiss. to set free. affranchise. affranchisement. emancipate. enfranchise. liberate. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük

frenzy. rampage. wildness. fierceness. unruliness. naughtiness. raunchiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambitious. bound. determined. earnest. intent. resolute. sedulous. sturdy. unbending. unflinching. dogged.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Bachelor of Architecture universite mimarlık diploması.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chimney. flue. funnel. shaft. chimney stack. pipe. smokestack. stack.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chimney. funnel. smokestack. stack. flue. skylight. smoke hole. shaft.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chimney. monitor. stack. flue. funnel. skylight. smoke hole. shaft. delivery canal. mitre. uptake. hood. lantern. lunette. manhole. pit. mine shaft. tunnel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirini yağlamak back-scratcher (i). sırt kaşıyıcısı; yagcılık yapan kimse. back-scratching (i). birbirini yağlama.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coupling. fixture. linkage. mooring. switching. tying. binding. crossbeam. binding joist. accouplement. tieing up. tie. adhesion. conclusion. assembly. connection. connexion. linking. connecting. chord. joining. locking. fixing. splicing. engagi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Baklagillerden bir ağaç; odunundan kırmızı boya çıkarılır Anavatanı Brezilya’dır. 2. Has olmayan her türlü boya (Hamatoxylon compeachianum).

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. baby yavru. çocuk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bully tree ; also, its milky juice , which when dried constitutes an elastic gum called chicle, or chicle gum. a hard-wooded tropical tree yielding balata gum and heavy red timber when dried yields a hard substance used e.g. in golf balls.

Türkçe - İngilizce Sözlük

As applied to dialects of Romani, includes those which developed south of Moldavia and Wallachia They are spoken today mainly in Greece and Bulgaria.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A species of silk or cotton handkerchief, having a uniformly dyed ground, usually of red or blue, with white or yellow figures of a circular, lozenge, or other simple form.

Türkçe - İngilizce Sözlük

or Bandanna A pocket-handkerchief It is an Indian word, properly applied to silk goods, but now restricted to cotton handkerchiefs having a dark ground of Turkey red or blue, with little white or yellow spots. or Bandanna A pocket-handkerchief It is an In

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'Bando' is slang for members of the Marching Illini.

Ülke

(Bangladesh) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da Bengal koyuna kıyısı olan Birmanya ve Hindistan arasında yer alan bir ülkedir.

Coğrafi konumu: 24 00 Kuzey enlemi 90 00 Doğu boylamı.

Harita konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 144000 km².

Kara: 133910 km².

Su: 10090 km².

Sınırları: toplam: 4246 km.

Sınır komşuları: Birmanya 193 kilometre Hindistan 4053 kilometre.

Sahil şeridi: 580 km.

İklimi: Tropikal iklim Ekim - Mart ayları arasında süren kışlar hafif Mart - Haziran ayları arasında yazlar sıcak ve rutubetli geçer Haziran - Ekim ayları arasında sıcak musonlar ortaya çıkar.

Arazi yapısı: Çoğunlukla yatık alüvyonlu ovalardan ve güneydoğuda tepeliklerden oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Keokradong 1230 m.

Doğal kaynaklar: Doğal gaz işlenebilir toprak arazi kereste kömür.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %55.39.

Sürekli ekinler: %3.08.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %15.

Diğer: %21.53 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 47250 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık kasırgalar ülke geneli yaz muson yağmurları sırasında su baskınları ile karşı karşıya kalır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 147365352 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %32.9 (erkek 24957997; kadın 23533894).

15-64 yaş: %63.6 (erkek 47862774; kadın 45917674).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 2731578; kadın 2361435) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.68 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.06 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.04 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.16 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 60.83 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 62.46 yıl.

Erkek: 62.47 yıl.

Kadın: 62.45 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.11 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2001 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 13000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 650 (2001 verileri).

Ulus: Bangladeşli.

Nüfusun etnik dağılımı: Bengalli %98 Kabile grupları Bengalli olmayan Müslümanlar (1998).

Dinler: Müslüman %83 Hindu %16 diğer %1 (1998).

Dil: Bengalce (resmi) İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %43.1.

Erkek: %53.9.

Kadın: %31.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bangladeş Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Bangladeş.

Eski adı: Doğu Pakistan.

ingilizce: Bangladesh.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Dakka.

İdari bölmeler: 6 belediye; Barisal Chittagong Dhaka Khulna Rajshahi Sylhet.

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1971 (Batı Pakistan›dan ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü 26 Mart (1971).

Anayasa: 4 Kasım 1972 16 Aralık 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir 24 Mart 1982 darbesinde bir süre askıya alınmış 10 Kasım 1986 tarihinde yeniden d

Türkçe - İngilizce Sözlük

A division in the organization of memory; a group of memory chips, each of which contains a portion of a word.

Türkçe - İngilizce Sözlük

automated teller machine. automated teller.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the dark lines in a printed machine-readable symbol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

horizontal bar. chinning bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. head. arch. capital. central. in chief. especial. first. foremost. general. governing. grand. initial. master. premier. primal. primary. prime. principal. beginnings. head. top. knob. heading. beginning. bow. chief. coconut. costard. leader. n.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. head. arch. capital. central. in chief. especial. first. foremost. general. governing. grand. initial. master. premier. primal. primary. prime. principal. beginnings. top. knob. heading. beginning. bow. coconut. costard. leader. n. base. cardinal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginning. bow. head. leader. leading. top. chief. crest. either of two ends. bow. glove. bulb. head. agio. exchange premium. upper end. sconce. prow. foreship. knob. fore. poll. major. boss. standard. primary. headman. header.

Türkçe - İngilizce Sözlük

success. achievement. accomplishment. victory. win. triumph. hit. performance. click. deed. effort. feat. go. joy. prosperity. show. smash. speed. stroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplishment. achievement. diplomacy. hit. prosperity. success.

Türkçe - İngilizce Sözlük

success. accomplishment. achievement. feat. go. hit. smash. win.

Türkçe - İngilizce Sözlük

achievement. success. accomplishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit the mark. bring home the bacon. succeed. accomplish. achieve. overcome. get through. win through. arrive. bring off. carry out. carry through. click. come through. compass. conquer. contrive. get things done. make out. negotiate. pan out. pan out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplish. achieve. arrive. effect. fare. manage. to succeed. to manage. to accomplish. to achieve. to pull off. to get ahead. to bring sth off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to achieve. to succeed. to accomplish. to get ahead. bring off a difficult task. carry off. carry out. catch on. come good. cope. effectuate. execute. fall on one's feet. get along. get around / round. get on. get one's act together. get it together. to m

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander. chief. leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük

head doctor. chief physician. head physician. medical superintendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name given to several aromatic herbs of the Mint family, but chiefly to the common or sweet basil , and the bush basil, or lesser basil , the leaves of which are used in cookery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type: Herb Description: Most varieties have green leaves Member of the mint family Flavor: Sweet clove-like flavor, pungent Uses: Chicken, eggs, fish, pasta, tomatoes, Italian and Mediterranean recipes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

president. chairman. chieftain. chairperson. chief executive. dean. head. moderator. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chairman. chief. head. leader. president. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. president. chairman / chairwoman. chairman. chieftain. front. governor. chief magistrate. moderator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice chairman. vice president. deputy chairman. vice-chairman. vice chairman. deputy chief. vice- president.

Türkçe - İngilizce Sözlük

presidential. presidentship. presidency. chairmanship. chieftainsy. headship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander-in-chief başkumandan. serdar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander-in-chief. commander in chief. generalissimo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighbridge. weighing machine. platform scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighting machines. scales. bascule. platform. weighlock. track scale. weighing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commencing. inceptive. starting. connecting. start. begin. starting. go-off. inception. initiation. kickoff. launching. onset. outbreak. throwoff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. main. primary. prime. cardinal. essential. leading. ruling. staple. mainly. primarily. mostly. principally. chiefly. largely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chiefly. mainly. principally. grand. largely. leading. for the most part. pre eminently. primal. primarily. principal. ruling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

calico. print. printed cloth. cotton print. calico. chintz. pressing. printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief engineer. chief inspector. first engineer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

headgear. kerchief eşarp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney general. chief prosecutor. general attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital of a country. capital. chief town. principal town.

Türkçe - İngilizce Sözlük

headless. heaving no chief. unguided.

Türkçe - İngilizce Sözlük

damping. pressing. pressure. suppresion. depression. weighing. restraining. banking. overtake. blanketing. extinquishing. extinction. outbalancing. squashing. overwhelming. quenching. damper. action. compression. attenuation. choking. inducing. tamping. s

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bay Area Theatre CAT: Chicago Area Theatre Chicago Showcase CORST: Council on Resident Stock Theatres COST: Council on Stock Theatres Guest: Guest Artist HAT: Hollywood Area Theatre LA 99-Seat Plan LOA: Letter of Agreement LORT: League of Resident Theatre

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarasa, zool. Chiroptera blind as a bat tamamen kör. have bats in the belfry A.B.D., (argo) delirmiş olmak. horseshoe bat seytan kuşu

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internal division of building marked by roof principals or vaulting piers; A unit of interior space in a building, marked off by architectural divisions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

. being the holder of a franchise. franchise. the territory in which a franchiser has the right to sell a company's product. franchiser's place of business.

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby. doll. babe. child. dolly. infant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The foundation or the more solid and fixed part or framing of a machine; or a part on which something is laid or supported; as, the bed of an engine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Base on which the type rests on a flat-bed letterpress printing machine.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kınkanatlılar familyasından herhangi bir böcek. black beetle ing. hamamböceği, zool. Blatta orientalis bombardier. beetle fanfan böceği, domuzlan böceği, zool. Brachinus crepitans dung beetle bokböceği reed beetle kamış böceği, zool. Donanica rove beet

Türkçe Sözlük

(i.). Güzel çiçekli bir kaktüs cinsi (Echinocactus).

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Babylonian-Assyrian version of Baal, a common name for Marduk, chief god of Babylon , sometimes called Merodach by the Jews.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğme, bükme, kıvırma, inhina, meyil. bending claw kıskaç. bending iron eğme demiri. bending machine eğme makinas.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strongly inclined toward something, so as to be resolved, determined, set, etc.; said of the mind, character, disposition, desires, etc., and used with on; as, to be bent on going to college; he is bent on mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. charter. franchise warrant. title of privilege. practicing certificate. vesting deed.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yalvarmak, rica etmek, istirham etmek, niyaz etmek. beseecher i. rica eden kimse. beseechingly z. yalvararak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

feed. feeding. nourishing. girl servant brought up in the household. nourishment. nurse child. nutrition. servant. sustentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To place chips into the pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large doughnut-shaped accelerator in which electrons are whirled through a changing magnetic field gaining speed with each trip and emerging with high energies Energies of the order of 100 million electron volts have been achieved The betatron produces

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. büyü yapmak; tehir etmek; cezbetmek, hayran etmek. bewitcher i. cezbedici kimse, çekici kimse, alımlı kimse. bewitching s. cazibeli. bewitchingly z. cazibeli olarak. bewitchment i. büyü, cazibe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mr. prince. ruler. chieftain. notable. country gentleman. ace. esquire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper-binder. reaping-machine. binder.

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intersection of bottom and sides The chine for boats with chines and the point of contact of a 45o tangent for boats with round bilges. the lowest part of the ship inside the hull The bilge water, either from rain or from seas breaking abroad would collec

Türkçe - İngilizce Sözlük

especially. particularly. chiefly. expressly. notably. peculiarly.

Ülke

(United Kingdom) Başkent: Londra.

Nüfus: 56.7 milyon.

Yüzölçümü: 244.100 km2.

Komşuları: Batıda Atlas Okyanusu, İrlanda Denizi, İrlanda Cumhuriyeti, Kuzeyde ve Doğuda Kuzey Denizi, Güneyde Manş Denizi.

Önemli Şehirleri: Birmingham, Glasgow Leeds, Sheffield, Liverpool, Brondford Manchester, Edinburg, Bristol, Coventry, Belfast, Nottingham, Leicester.

Din: Anglikan %57, Katolik %13, Presbiteryen %7, Metodist %4, diğer %19.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Çok Partili Meşruti Monarşi.

Siyasal Partiler.

Muhafazakar Parti, İşçi Partisi, Liberal Parti, Sosyal Demokrat Parti, Büyük Britanya Komünist Partisi, İskoç Ulusal Partisi, Galler Milliyetçi Partisi, Ülster Birleşikleri Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi.

Tarih: II. Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’nın ve dünyanın başat gücü olan ülke savaş sonrası yeni bir rol edinmiş, gerek üçüncü dünyadaki ulusçu hareketin etkisiyle, gerekse uluslararası baskıların artmasıyla denizaşırı sömürgelerine bağımsızlıklarını vererek dünyadaki öncü rolünü kaybetmiştir. 1956 Süveyş Krizi’nden sonra Birleşik Krallığın etkisini yitirdiği iyice ortaya çıktı. Bunun İngiliz Uluslar Topluluğu’na yansıması 1970’li yıllarda olmuş, bu yıllardan sonra, topluluk bağımsız üyelerin biraraya geldiği serbest bir birlik halini almıştır. Avrupa bünyesinde oluşturulan örgütlenme hareketlerinin de içinde olan Birleşik Krallık NATO’ya üyeliğinden başka 1973’te de AT’ye dahil olmuştur. Dünya Savaşı’ndan sonra Clemat Attlee’nin liderliğindeki İşçi Partisinin iktidarına rağmen 1951 yılında savaş sırasında başbakanlık yapan Sir Winston Churchill’in oluşturduğu muhafazakarların yönetimine geçerek 13 yıl böyle kalmıştır. 1979 yılına kadar İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti arasında el değiştiren iktidar o tarihten 1990’a kadar Margaret Thatcher’in liderliğindeki muhafazakarların elinde bulunmuştur. Thatcher’in 1990’da istifasıyla boşalan muhafazakar parti liderliği ve başbakanlığa Jon Major seçilmiştir. Birleşik Krallık yönetiminin ülke içindeki en önemli sorunları genel olarak ekonomik nedenlerle dayanmakla beraber Kuzey İrlanda’nın statüsü ve IRA militanlarının yarattıkları terör olayları da yönetimi zor durumda bırakmıştır. Uluslararası alanda en önemli sorun 1982 yılında yaşanan Falkland Krizi olmuş Arjantin Birleşik Krallık yönetiminin başarılı bir sınav verdiği bu olaylar Arjantin’in yenilgisi ile sona ermiş, hemen yapılan genel seçimler sonrasında da Thatcher liderliğindeki Muhafazakarlar iktidarlarını iyice sağlamlaştırmışlardır. Güney Afrika ile geleneksel bağlarına karşın bu ülkede sürdürülmekte olan “apartheid” politikasıyla çeşitli ekonomik yaptırımlar uygulamakta olan Birleşik Krallık yönetimi, 1990’da Nelson Mandela’nın serbest bırakılması üzerine uyguladığı yaptırımlara son verdiği gibi Güney Afrika’ya yatırım yasağını da kaldırılmıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurtluca, zeravent, bot. Aristolochia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent. contiguous. joining. touching. next to. next-door. next-door house. neighbour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

BIZ is designed to promote business on the Internet Consistent with this goal, BIZ will utilize the most advanced data formats and architecture to provide a faster and more secure domain name service A sample of BIZ benefits:. business-related activities

Yabancı Kelime

İng. blue chips

ekon. mavi boncuklular

İşlem hacmi yüksek ve getirisi istikrarlı hisse senetleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. engerekotu, bot. Echium vulgare.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A long, round fur tippet; so called from its resemblance in shape to the boa constrictor. any of several chiefly tropical constrictors with vestigial hind limbs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a long thin fluffy scarf of feathers or fur. any of several chiefly tropical constrictors with vestigial hind limbs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

factious. schismatic. schismatical. factionist. schismatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

division. splitting. separation. split. segmentation. cleavage. fission. rent. schism. secession. schizo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cleavage. dichotomy. division. fission. partition. schism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

division. separation into parts. dissociation. disunion. fission. schism. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük

part. section. schism. sect.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Booking Office Machine - Located at Premium stations All types of transactions are able to be carried out on a BOM Identified on tickets as '065' fixed installation or '066' portable machine. abbreviation for 'Bill of Materials'. bill of materials The who

Türkçe - İngilizce Sözlük

An outward-swelling kettle-base construction for chests of drawers and secretaries, found on the Chippendale and Louis XV styles, as well as some American Late Colonial.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kemik, kılçık; çoğ. iskelet, vücut: kemikten yapılmış bir şey; balina (korse için); k.dili zar. bone ash kemik kulu. boneblack i. yanık kemiklerden yapılan siyah boya. bone china icinde kemik külü olan tabaklar. bone-dry s. kupkuru. boneless s. kemiksi

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty. blank. vacant. vain. free. unoccupied. disengaged. airy. barren. bootless. captious. chimerical. desert. expressionless. fallacious. flat. without any foundation. without foundation. frivolous. frothy. futile. gaseous. for hire. hollow. idle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In MUDs, a character whose on-screen actions stem from a program rather than a real person In Internet searching, an automated search agent that explores the Internet autonomously, and reports back to the user when the search conditions have been successf

Türkçe - İngilizce Sözlük

An automated software program that can execute certain commands when it receives a specific input The web searching bots, also known as spiders and crawlers, search the Web by retrieving a certain document and recording the information and links found on

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slang term originating from the word 'robot' It is used to describe a program that automates a task This could be searching the Internet for new sites to add to a database or sorting your incoming e-mail.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bulaşıkşı. chief cook and bottlewasher her türlü ev işi yapan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A male child, from birth to the age of puberty; a lad; hence, a son.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Infinite Eternal Element that manifests as all things and beings; literally that which bursts forth in the form of the universe; that which gives rise to the universe, supports it, and reabsorbs it. the Hindu creator god, one of the three chief manifestat

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person of the highest or sacerdotal caste among the Hindoos. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian cattle and now used chiefly

Türkçe - İngilizce Sözlük

Godhead The Absolute, the Supreme Reality, the Ultimate Reality, Truth or the Self of the Vedanta Philosophy are also used interchangeably for Brahman; See Sat-Chit-Ananda. also called Nirguna Brahman, this state of Voidness is regarded as the Unmanifest

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyin dimağ; çoğ. kavrayış, zeka, akıl, zihin, kafa. brain child k.dili fikri eser, buluş. brain fever beyin humması. brainpan i. kafatası. brainsick s. deli, akıl hastası. brainstorm i. ani ve şiddetli gelen cinnet krizi; k.dili ani gelen ilham. brain

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. solungaç, galsame. branchiate s. solungaş1ı.

Teknolojik Terim

Best Resolution Audio Visual Integrated Architecture ( En İyi Çözünürlüklü Sesli Görsel Entegre Mimari )

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., anat. bronşlar, ciğer kasabaları. bronchial s. bronşlara ait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bronchitis. cold on the chest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sideboard. china cabinet. stand selling drinks. food and sundries. canteen. cupboard. dresser. lunch counter. refreshment booth. refreshment kiosk. refreshment stand. soda fountain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagious. infectious. transmitted. catching. corruptive. taking. zymotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

catching. communicable. contagious. infectious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagious. infectious. catching. communicable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulldozer. ground levelling machine. earthmoving machinery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. invention. creation. contrivance. finding. find. brain child. brainchild. breakthrough. detection. innovation. puberty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. invention. original thought. brain child. find.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dotage. senility. dementia. second childhood. secondary childhood. senile dementia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dotage. second childhood. dementia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

and nothing more; 'I was merely asking'; 'it is simply a matter of time'; 'just a scratch'; 'he was only a child'; 'hopes that last but a moment'.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kelebek: kelebek gibi bir yerden bir yere gayesi oimaksızın dolaşan kimse, havai yaradılışlı kimse. butterflyorchid beyaz zeravent. butterfly tableaçılır kapanır kanatlı masa. butterfly valve kelebekli valf. social butterfly eğlence düşkünü kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewitching. captivating. glamorous. fascinating. enchanting. entrancing. charming. dazzling. enthralling. fetching. ravishing. witching. wizard. challenging.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlargement. exaggeration. extension. hyperbole. magnification. foster child.

Türkçe - İngilizce Sözlük

upsizing. magnification. enlargement. blow up. foster child. exaggeration. aggrandizement. amplification. augmentation. bringing up. overstatement. scale up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

glacial. iced. mixed with ice. frosted. glazed. chilled. frozen. freezing. icy.

Yabancı Kelime

İt. chiacchierone

geveze

Çok konuşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).yüksek sesle gülmek; isterik kahkahalar atmak. cachinna'tion (i). isterik kahkahalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hesap yapan; ihtiyatlı, dikkatli; egoist çıkarcı. calculating machine hesap makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takvim. calendar year takvim senesi. Chinese calendar gün ve ayları altmışlık devrelerle ayarlanmış olan ve 12 kameri aydan meydana gelen eski bir ,Çin takvimi. Gregorian calendar Papa Xlll Gregorius tarafından 1582'de düzeltilip şimdiye kadar kullan

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuation. crank. starting. operation. running / operating of a machine. tutoring. employment. driving. running. manipulation. priming. startup. operating.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kallâ zambağı, (bot). Zantedeschia aethiopica.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appropriate. embezzle. execute. filch. ring. rob. slap. steal. strike. swipe. thieve. to steal. to run away with sth. to rip sth off. to knock sth off. to strike. to ring. to sound. to chime. to peal. to play. to execute. to knock. to blow. to border on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Computer Assisted Manufacturing Programs that control machine tools, etc via communications interfaces CAD/CAM software programs are essential to the new 'precision farming' systems that depend on global positioning systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Software dedicated to computer Aid ManufacturingComputer Aid Manufacturing A software for manufacturing Usually for NC machines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Computer-assisted manufacturing/machining.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Computer Aided Manufacture. 1 Computer Aided Manufacturing This is when machinery receives instructions from computer input This input usually originates in a CAD device The CAD output is fed into the CAM device and translated into instructions to the mac

Türkçe - İngilizce Sözlük

Computer Aided Manufacturing refers to manufacturing involving the use of computer controlled tools and systems These tools may include numerically controlled machinery, resource usage planning, manfacturing control, quality control as well as stock and l

Türkçe - İngilizce Sözlük

washing machine. washer. yellow goods.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleaching liquid. wash. chlorine water. wash-water. bleacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

monster. beast. brute. chimera. monstrosity. ogre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

live. alive. animated. brisk. fresh. lively. living. animate. living creature. active. vigorous. strong. moving. quick. dynamic. mobile. kinetic. alert. breezy. chippy. coloured. colourful. dapper. dashing. dramatic. eager. frisky. graphic. in high spirit

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yün ve pamuk tarama carding machine yün ve pamuk tarama makinası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cogwheel. gear. wheel. lathe. flywheel. gear wheel. paddle wheel. grindstone. machine. machinery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

machinery. propeller. rotor. turbine. wheel. lathe. water wheel. gear wheel. blade wheel. pulley. hand wheel. gear. paddle wheel. paddle. machine. mill. reel. leader. orb. mule. runner. roulette. rotation. revolution. flywheel. grindstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Swiss valet Prince Albert brought with him from Coburg, who had been in his service since the prince was a child.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for cartridge, a cart is the container holding magnetic tape, that typically has one or more SPOTS for an advertiser recorded on it It is similar in size and operation to an 8-track tape The cart is inserted into a playback machine for broadcast.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. catalogue, catechism.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilmihal; bir kimsenin fikirlerini anlamak için sorulan sorular. catechist (i). ilmihal öğretmeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilmihal öğretmek; sıkı sıkıya sorguya çekmek. catechizer (i). ilmihal öğretmeni; sorguya çeken kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

balmy. barmy. batty. bent. breakage. chink. cleavage. cracked. crackers. crackpot. dotty. fault. fissure. fracture. goofy. loony. lunatic. mad. madcap. mental. nut. nuts. nutshell. peculiar. rift. screwy. split. touched. chapped. hoarse. crazy. crackbrain

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. crevice. fissure. rift. split. slit. mentally defective. cracked. chap. stria. leaky. fractural. chapped. batty. break. chink. cleft. crackers. cranny. crazy. daft. fault. flaw. fracture. nutty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixing. framework of a building. erection. assembling. joining. joint. assembly. assemblage. erecting. fitting. carcass. construction. framing. trestle. stacking. tabling. compound beam. scarf. composite. complex. provisional. pitching. a kind of scarf.

Türkçe Sözlük

(i.). Maydanozgillerden bir bitki ve bunun reçinesi (opoponax chirorium).

Türkçe - İngilizce Sözlük

callow. child. colt. kite. inexperienced person. inexperienced. naive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

catching. charming. inviting. prepossessing. seductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. appealing. attracting. catchy. alluring. catching. conspicuous. endearing. enticing. inviting. piquant. taking. tempting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. tractive. alluring. appealing. magnetic. bewitching. catchy. catching. charming. witching. seductive. sexy. juicy. inviting. comely. captivating. charismatic. darling. desirable. endearing. engaging. engrossing. enthralling. fascinating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adorable. appealing. attractive. charming. comely. devastating. engaging. exotic. fair. glamorous. goody. graceful. inviting. likable. magnetic. nifty. personable. prepossessing. pretty. quaint. riveting. taking. winning. winsome. eye-catching. alluring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

keep clear of. get cold feet. have cold feet. chicken out. hesitate. fear. hold back. beware. shy. boggle. dread. flee from. flinch. funk. hang back. hold off. shrink. shun. wince. withdraw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chief Enlisted Manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. circumference. hoop. wooden ring. metal strip. large printed kerchief. basket ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chitchat. chin. chinwag. jaw. eloquence. chap. chop. gab. jowl. mandible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chin. jaw. lug. cheek. boss. ruff. deflector. lobe. gab. dog. bit. beard. backstop. cam. gripe. tab. claw. heel. finger. tumbler. guide. tripped. strut. chap. chop. circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. indentation. joggle. nick. notch. score. notched. nicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük

notch. dent. hack. indent. indentation. nick. gap. jag. kerf. cut. scallop. score. wiper. joggle. knurl. serrate. scoring. slap. serration. chip. dint. snick.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to notch. to chip. to nibble. to indent. to cope. to cut. to dent. to serrate. to score. to hack. hew. jag. nick. snick.

Türkçe Sözlük

(CERRAH) (i. A. «cerh» ten). Yaralara ve haricî hastalıklara bakan ve ameliyat yapan tabib, operatör (Fr. chirurgien).

Türkçe - İngilizce Sözlük

courage. heart. daring. boldness. bravery. fearlessness. audacity. chivalry. doughtiness. enterprise. fortitude. gallantry. grit. gumption. hardihood. hardiness. nerve. pecker. pluck. prowess. sand. spirit. spunk. stoutness. ticker. valiantness. valo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave. courageous. bold. daring. gutsy. adventurous. audacious. bulldog. chivalrous. dashing. dauntless. doughty. enterprising. fearless. foolhardy. gallant. game. gamy. great-hearted. gritty. hardy. heroic. intrepid. martial. plucky. redoubtable. re.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bold. brave. courageous. adventuresome. adventurous. chivalrous. daring. doughty. gallant. gutsy. intrepid. leonine. lion hearted. manful. plucky. red blooded. stalwart. stout. stout hearted. undaunted. valiant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembly. flip. crank. switching. rotation. turning. changing. translating. translation. meat roasted on a spit. cycloid. commutation. wind. commutating. conversion. diversion. deviation. alteration. surrounding. handling. encircling. revolution. swinging

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). chain, chancery, chapter, chief, child, China, church, of surgery.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). resimde ve tabiatta ışık ve gölge oyunu; ışık ve gölge sanatı; edebiyatta tezat usulü. chiaroscurist (i). resimde sadece ışık ve gölge kullanan ressam.

Türkçe Sözlük

Yağlıboya resminde keskin karşıtlıklar yaratacak biçimde düzenlenmiş ışık-gölge dağılımı. İlk kez İtalyan ressamı Correggio tarafından XVI. yy.ın başında kullanıldı. Caravaggio ve izleyicileri bu tekniği geliştirdiler. Georges de la Tour, bu alanda ilginç örnekler verdi. Rembrandt, en büyük chiaroscuro ustası sayılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). , (f). hile, oyun, şike; (f). hile yapmak, aldatmak, şike yapmak. chicanery (i). hile, şike.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). piliç, tavuk; tavuk veya diğer kümes hayvanlannın eti; (k.dili). toy kimse; (A.B.D.)., (argo). genç kız; (s)., (A.B.D.)., (argo). korkak, ödlek; (f)., (A.B.D.)., (argo)., out (ile) korkudan çekinmek. chicken feed (argo). bozuk para,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nohut, (bot). Cicer arietinum roasted chickpea leblebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (chid veya chided, chidden veya chided) azarlamak, kusur bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). şef, amir, reis; (argo). patron; hane. armanın en üst kısmı; (s). en yüksek rütbede olan; belli başlı, ana; başta olan. in chief baş, en yüksek mevki. chief justice başyargıç. chiefly (z). başlıca, en çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabile reisi; başkan, idareci. chieftaincy, chieftainship (i). kabile reisi; başkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -children) bebek, çocuk; çocuksu kimse; kız veya erkek evlât. childbed (i). kadının doğum yapma hali. childbirth (i). doğum. child labor çocukların çalıştırılması. child's play kolay iş. adopted child evlât edinilmiş çocuk, evlâtlık. with c

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çocukluk devresi. second childhood yaşlılık devresindeki çocukluk hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çocuksu, çocuğumsu; saçma. childishly (z). çocukça. childishness (i). çocuksuluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çocuksuz, çocuğu olmayan. childlessness (i). çocuksuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırmızı biber, (bot). Capsicum frutescens. chili con carne kıyma, kırmızı biber ve kuru fasulyeden yapılmış bir yemek. chili sauce biberli domates sosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). üşümek, ürpermek; (mad). donmak, sertleşmek; üşütmek; soğutmak (şarap); ümidini kırmak. chillingly (i). üşütücü bir şekilde. chillriess (i). soğuk; soğuk davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). soğuk; titreme, üşüme, ürperme; soğuk davranış; soğuk döküm kalıbı; (s). üşütücü; soğuk. take the chill off ıIıtmak. chill-cast (s). soğuk kalıba dökülmüş. chiller (i). soğutucu; korkunç hikâye.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). serin, soğuk, üşütücü; soğuğa karşı hassas; (z). soğuk bir şekilde. chillily (z). soğuk bir şekilde. chilliness (s). soğuk; soğuk davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ahenkle çalmak (çan); şarkı söyler gibi konuşmak; harmonize etmek, uygunluk sağlamak; ahenkli ses çıkarmak. chime in uymak; söz kesip konuşmaya katılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayali, gerçek olmayan. chimerically (z). hayali olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baca; lamba şisesi; krater, yanardağ ağzı. chimney corner ocak başı. chimney damper baca sürgüsü. chimney piece şömine tablası. chimney pot baca külâhı. chimney sweep baca temizleyicisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çin. People's Republic of China çin Halk Cumhuriyeti. Republic of China Tayvan. China aster pat çiçeği, meydan güzeli. Chinaman (i)., (asağ). Çinli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). porselen, seramik, çini. chinaware (i). porselen, çanak çömlek. china closet tabak dolabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Çince; Çin'de konuşulan dillerden herhangi biri; Çinli; (s). Çine, Çinlilere veya Çince'ye ait. Chinese calendar. (bak). calendar. Chinese lantern (plant) şeytan feneri, (bot). Physalis alkekengi. Chinese puzzle çinlilerin yaptığı karışık bir

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yonga, çentik; ince dilim halinde kesilmiş yiyecek; (çoğ,). (ing). patates kızartması; iskambil fiş; küçük kıymetli taş parçası; önemsiz bir şey; lezzetsiz kuru yiyecek; kurumuş tezek parçası; sepet örücülüğünde kullanılan hasır. a chip off the old

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yontmak, çentmek, budamak, şekil vermek; (iskambil). fişle oyuna girmek; cıvıldamak (kuş). chip in (k.dili). iştirak etmek; sözü kesmek. chipped beef ince dilinmiş kuru sığır eti.

Yabancı Kelime

İng. chip card

varlık kartı

Kişiyle ilgili birçok bilgiyi içinde barındıran kart.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). kendi el yazısıyla yazılmış vesika. chirog-rapher (i). el yazısı ile yazan veya bunun üzerinde çallşan kimse, hattat. chirography (i). el yazısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). masajla tedavi usülü, omurga masajı ile tedavi. chi'ropractor (i). masajla tedavi eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). cıvıldar gibi ses çıkarmak, cıvıldamak; cıvıldar gibi konuşmak; (i). cıvıltı. chirpy (s). cıvıltılı, neşeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (eski). cerrahlık. chirurgic, chirurgical (s)., (eski). cerrahi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). keski, kalem; (f). kalemle kesmek; (argo). aldatmak, hile ile elde etmek; keski ile çalışmak. chiseled (s). keski ile şekil verilmiş; güzel bir şekil verilmiş; keskin hatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kitin. chitinous (s). kitinli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şövalye gibi, nazik, cömert, cesur. chivalrously (z). şövalyelere has bir şekilde. chivalrousness (i). şövalye gibi oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uçarken kuşun çıkardığı kanat sesi, pırr; (bak). chirr.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Din uğrunda düşmanla savaşma. 2.İslam uğrunda çalışma. Cihad müslümanlara farz kılınmıştır. Mallarıyla, canlarıyla savaşan mü’minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şchidlik makamıyla yüceltilip taltif edilmişlerdir. Kur’an’da defalarca tekrarlanan bir emirdir. - Dil kuralına uygun olarak “d/t” olarak kullanılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(CİHAZ) (i. A.) (c. echize). 1. Bir işte lâzım olan çeşitli Aletler takımı, cerrahlık Aletleri vs. 2. Gelinin babasının evinden kocasının evine beraberinde götürdüğü elbise, eşya ve takımlar (dilimizde en kullanılanı budur, halk ağzında, çeyiz). 3. Cenazenin kaldırılması için lâzım gelen kefen vesair malzeme. Cihaz alayı = Geline verilen cihazı açık olarak babasının evinden kocasının evine götüren katar. Cihaz halayığı = Eskiden cihaz arasında ve cihazdan sayılmak üzere götürülen câriye.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. equipment. machine. appliance. device. trousseau.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nosing. projection. protuberance. snag. promontory. salient part. marginal part. bay. ledge. notch. screening. rummage goods. rummage. cutting. refuse. waste. outcrop. waste product. dross. chip. waste material. trimming. trash. scrap. scraping. tailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

projecting. stretching out. bossed. overhanging. dented.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rebuke. to scold. to chide. to be enough. to suffice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

marginal note. outbreak. going out. overhang. projection. promontory. ascent. mounting. rising. climb. climbing. overhung. cantilever. spring. springing. project. console. portico. porch. prostyle. penthouse. baldachin. issue. extended. sponson. co.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinning wheel. reel. spinning loom. hoist. filature. swift. winch. winder. creel. turn. reeler. turner mill. turn bench. pulley. sheave. spool. drum. chathead. winding frame. machine. windlass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

careful. cheap. cheapskate. close. closefisted. mean. niggard. niggardly. parsimonious. screw. scrooge. skinflint. sticky. stingy. tight. tightfisted. miserly. penny pinching. miser. penny pincher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

miser. chary. cheese paring. close. close fisted. close hand. costive. hard. hard- fisted. illiberal. mean. moneygrubber. narrow. niggardly. parsimonious. penny pinching. penurious. spare. stingy. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;. tight-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceramic. china. encaustic tile. tile. china. faience.

Türkçe - İngilizce Sözlük

china. porcelain. tile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tile. glazed tile. ceramics. ceramic tile. flag. glost. china tiling. china. dutch / glazed tile. wall tile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

China ink. chinese ink. indian ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clang. clink. peal. resound. ring. sing. tinkle. to tinkle. to clang. to clink. to chink. to ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

celestial. chinese. chink. celestial.

Yabancı Kelime

İng. chip

bl. yonga

Milimetrik yüzeyler üzerinde on binlerce devre elemanından oluşan ve son derece karmaşık elektronik devrelerin yerleştirildiği, genellikle silikon benzeri yarı iletken malzeme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classroom Instruction Program This is DIALOG's reduced-rate program for student academic searching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. crisp. crisps. chips.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. clipping. dry twigs. chalk-line.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. shaving. dry twig.

Türkçe Sözlük

(i.). Bileşikgillerden, bir kır bitkisi (achillea millefolium).

Şifalı Bitki

(yaraotu): Bileşikgillerden; çeşitli türleri olan bir kır bitkisidir. Kuru topraklarda, yol kenarında yetişir. Yaprakları uzun ve parçalıdır. Çiçekleri beyaz ve pembedir. Kandil şeklinde gruplaşmıştır. Kokusu çok güzeldir. Hekimlikte dal, yaprak ve çiçekleri kullanılır. İçinde Achillein denilen acı bir madde vardır. Kullanıldığı yerler: Hazımsızlığı ve kansızlığı giderir. Kanı temizler. Balgam söktürür, öksürüğü keser. Sinirleri ve vücudu kuvvetlendirir. Bağırsak ve mide gazlarını giderir. İshali keser. Basur memelerini tedavi eder. Kızamık, boğmaca, raşitizm, albasması, aybaşı gecikmesi ve kemik hastalıklarında faydalıdır. İdrar söktürür. Yaraları iyileştirir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheep. chirp. tweet. twitter. to chirp. to cheep. to chirrup. to tweet. to twitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to twitter. to chirp. cheep. tweet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheep. chirrup. tweet. twitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. mark. scrape. scratch.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırmız. cochineal insect kırmızböceği, (zool). Coccus ilicis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

infant. junior. infantile. child. kid. youngster. baby. infant. son. brat. chit. juvenile. mite. moppet. seed. paed-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. kid. youngster.

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. infant. chap. chit. kiddie kiddy. mite. nipper. scion. youngster.

Türkçe - İngilizce Sözlük

childish. immature. infantile. puerile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

childhood. infancy. boyhood. childishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

childhood. childishness. infancy. puerility.

Türkçe - İngilizce Sözlük

childish. childlike. infantile. puerile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boyish. childish. puerile. soppy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

childless. without issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounteous. chivalrous. free. generous. handsome. liberal. munificent. openhearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

generosity. liberality. munificence. benevolence. bounty. chivalry. largesse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kumandan, komutan; önder, baş; deniz binbaşısı. commander in chief başkomutan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meydana getirmek, oluşturmak; düzenlemek, tertip etmek; bir butünün parçalarını teşkil etmek; bestelemek; (eser) yazmak, yaratmak; (matb). dizmek, tertip etmek. composed of -den ibaret. composing machine (matb). dizgi makinası. composed (s). sakin, k

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (zool). midye gibi kabuk hâsıl eden deniz hayvanları; kabuklular. conchiferous (s). kabuklu, kabuk hâsıl eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uygun bir duruma getirmek; şart koşmak, kayıt altına sokmak; bütünleme sınavına tabi tutmak. conditioning machine tavlama makinası, ıslah makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). kraliyet surlarının muhafızı veya valisi; polis; jandarma. Chief Constable (ing). bir vilâyetin polis müdürü. special constable geçici polis memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (z). ters, karşı, muhalif, aksi, zlt, aykırı; nahoş; aksi istikamette olan; (man). mütenake; (i). aksi ters; (z). aksine. contrary child inatçı çocuk. evidence to the contrary aksini ispat. on the contrary aksine, bilakis. to the contrary..

Türkçe - İngilizce Sözlük

dregs. garbage. leavings. waste. trash. rubbish. discard. junk. brushing. litter. chip. straw. crud. mullock. refuse. rejectamenta.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dust. garbage. junk. litter. refuse. chip. straw. sweepings. rubbish. matchstick. stalk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage. chip. straw. matchstick. litter. rubbish. trash. soft dirt. outsweepings. soil. waste.

Şifalı Bitki

(smilax): Çinde ve Hindistan’da yetişen Smilax China adlı bitkinin köklerinden ve dışkabuklarından ayrılmış risomudur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krep; (bak). crape. crepe de Chine krepdöşin. crepe paper krepon kâğıdı. crepe rubber krepsol, ayakkabı tabanı için kullanılan tırtıklı Lastik. crepes suzette (ahçı). krep suzet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). safran, (bot). Crocus sativus; çiğdem, (bot). Colchicum autumnale; bir çeşit maden parlatma tozu, demir peroksit. yellow crocus pas lâlesi, sarı çiğdem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (mim). paralel çapraz çizgilerle gölgelemek, taramak. crosshatching (i). , (mim). paralel çapraz çizgiler, tarama.

Türkçe - İngilizce Sözlük

relating to. about. regarding. concerning. relating to. respecting. as regards. touching. anent. re.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheating. maneuver. manoeuvre. trick. intrigue. ploy. fiddle. swindle. jobbing. rigging. chicane. deception. do. gammon. gerrymander. hanky-panky. rouser. sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

immersion. layer. layering. plunge. dipping. shoot. quenching. splashing. steeping. dip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

branching. ramification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a movable iron plate that regulates the draft in a stove or chimney or furnace. a device that decreases the amplitude of electronic, mechanical, acoustical, or aerodynamic oscillations. a depressing restraint; 'rain put a damper on our picnic plans'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The mechanical device that regulates the flow of air up a chimney or in an air vent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movable plate in a fireplace that allows smoke and fumes to travel up the chimney's flue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Reducing the volume of a note by touching the strings or using a built-in damping mechanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The process of applying water to the lithographic plate on a litho printing machine Also the application of moisture to paper in preparation for a subsequent process, e g supercalendering.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in the Japanese martial arts for anyone who has achieved the rank of at least first-degree black belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in the Japanese, Okinawan and Korean martial arts for anyone who has achieved the rank of at least first-degree black belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Black belt rank There are ten stations of Dan, as follows:Shodan - 1st dan Nidan - 2nd dan Sandan - 3rd dan Yondan - 4th dan Godan - 5th dan Rokudan - 6th dan Nanadan - 7th dan Hachidan - 8th dan Kudan - 9th dan Judan -10th dan. Black belt rank Example: S

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tight. constricted. close-bodied. clinging. exiguous. parochial. poky. snug. strait. stringent. narrowly. close-fitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinging. narrow. parochial. restricted. shallow. cramped. tight. scant. scanty. short. limited. narrowly. barely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

House, household, realm. [From Hindi /dar/, with initial /d-/ in Mandarin Chinese /dai/ ] stripe -- marking of a different color or texture from the background.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information stored on the computer system, used by applications to accomplish tasks. the information and evidence gathered during the assessment process for use in determining the level of teaching performance See Evidence, Extant Data, Information.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chimney hood. paddle box.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beating. thrashing. corporal punishment. whipping. rod. prop. bashing. basting. birching. caning. chastisement. dressing-down. drubbing. dusting. flogging. fustigation. hiding. lacing. licking. sock. trimming. wallop. whacking. whaling. the works.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. rumour. tittle-tattle. backbiting. broadcast. chit chat. clatter. on the cry. dope. old gossip. hearsay. rumbling. scandal. tale. tittle tatle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic editable unit of a design Some common synonyms used by other systems are module, block, page, and cell Defs are included hierarchically within each other by means of uses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill. grinding machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration. shift. switching. change. distortion. conversion. shifting. alternation. change-over. modulation. variation. permutation. replacement. modification. inversion. substitution. denaturalization. transformation. change over. changing. commutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

callow. child. fresh. green. inexperienced. ingenuous. raw. tender. unskilled. unsophisticated.

Türkçe Sözlük

(i.). Derisi dikenlilerden kestaneye benzeyen bir yumuşakça (echinus).

Türkçe - İngilizce Sözlük

balanced. equal. equivalent. well-matched. coequal. bale. large package. equal. match. matching. coequal. counterpoise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

balanced. bale. equal. equivalent. even. stabilized. bundle. in equilibrium. balancing. in trim. suitable. timely. appropriate. match. peer. square. static. correspondent. corresponding. matching. stable. pack.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vekil; yardımcı, muavin; bir polis rütbesi; mebus, milletvekili. deputychief asbaşkan, başkan yardımcısı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training. period.

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom derslik. sınıf. private teaching institution.

Yabancı Kelime

Fr. déchiffré

çözülmüş, açıklanmış

Bir sözün, bir yazının ne anlatmak istediği ortaya konmuş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

support. backing. crutch. plank. prop. reinforcement. stanchion. stay. strut. truss. stand. base. pedestal. stock. poppet. rest. backstay. outrigger. cleat. stay-by. skid. bolster. strutting. holdfast. staff. counterfront. angle tie. abutment. aid and com

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. sewing. stitch. stitching. suture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strut. perpendicular. pale. post. prop. upright. poppet. pillar. stilt. mollion. vertical member. corner post. normal. jamp. fixing. mounting. stud. tree. mast. derrick. erecting. erection. pitching. stave. planting. sewing. tailoring. stitching. seaming.

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. cut into slices. separate into segments. shred. chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give a dinner to; to furnish with the chief meal; to feed; as, to dine a hundred men.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deck; often with out or up. a couple who both have careers and no children.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short form for 'Double Income, No Kids ' A description of a type of Purchaser in the real estate market. a double income, no-kids couple. a couple who both have careers and no children. a soft return so that the tennis ball drops abruptly after crossing t

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gymnastic exercise on the parallel bars in which the performer, resting on his hands, lets his arms bend and his body sink until his chin is level with the bars, and then raises himself by straightening his arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for dual in-line package, a type of chip housed in a rectangular casing with two rows of connecting pins on either side. Abbreviation for Dual In-line Package A type of housing for integrated circuits The standard form is a molded plastic containe

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inscribed bronze tablet about, 130mm by 130mm, and the recording the official honourable discharge of troops after 25 years service, and the grant of privileges These privileges included citizenship for each man, his children, and the legalisation of his

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole. pillar. column. mast. post. stick. backbone. atlas. beam. pylon. spar. stake. stanchion. upright.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole. pillar. column. mast. post. stick. backbone. atlas. beam. pylon. spar. stake. stanchion. upright. girder. pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam. column. mast. pillar. pole. staff. stanchion. post. axis. prop. pylon. standard stud. stake. newel. legpiece. stemple. boom. yard. spar. upright. gin pole.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vatandaşlık haklarından ve özellikle oy verme hakkından mahrum etmek; herhangi bir hak veya menfaatten mahrum etmek. disfranchisement (i). vatandaşlık haklarından mahrum etme, oy verme hakkını elinden alma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chief officer of state.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring about; to produce, as an effect or result; to effect; to achieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Defaulted then bankruptactive, other UI Unreinsured. a) Way, path, etc This word was used frequently in Chinese and Japanese philosophy in the sense of the way of doing an act in the moral and ethical spheres well as the simple physical Jigoro Kano 'borro

Türkçe - İngilizce Sözlük

Way/path The Japanese character for 'DO' is the same as the Chinese character for Tao In aikiDO, the connotation is that of a way of attaining enlightenment or a way of improving one's character through aiki.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A teaching in a religion that is seen as part of that religion's core tradition, spelled out in some specific way that is considered definitive or authoritative Dogmas are common to most religions, and sometimes non-religious systems The Roman Catholic Ch

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rigid belief in a set of rules or practices. a ) In Christian theology, teachings derived from Scripture, b ) In Romanist theology, permanent teachings of their church which can not be changed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopping to pieces. woodwork. joinery. carpentry. carpenter's work. timbering. chipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük

natal. nursing. obstetric. puerperal. birth. delivery. accouchement. childbearing. nativity. parturition. termination of pregnancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearing. birth. childbirth. delivery. labour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

birth. delivery. parturition. year of birth. confinement. births marriages and deaths. child birth. childbirth. match and dispatch hatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearing. birth. labour. childbirth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parturition. childbirth. bearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a child. to give birth to. to cause to arise. to lead to. bear. beget. breed. bring forth. call forth. cause. engender. generate. litter. motivate. procreate. produce. stick to one's ribs. teem. to bring into the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to assist at childbirth. deliver.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affecting. appealing. moving. pathetic. plaintive. poignant. touching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

touching. moving. biting. insinuating. affective.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tactile. tactual. touching. contact. touch. feeling. handling. palpation. tact.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contact. touch. touching. sense of touch. tangency. strike. pat. slap. handling. impression. feel. contingency.

Sağlık Bilgisi

Şeytan tırnağı veya parmağa iğne ya da kıymık batması sonucu, tırnak dibinde meydana gelen iltihaplanmaya; halk arasında dolama, tıp dilinde paronychia denir. Başlangıçta kırmızı bir benek halindeyken daha sonra içi dolu sivilceye dönüşür. Dolama, kan zehirlenmesine neden olabilir. Bu nedenle ihmal edilmeden doktora başvurmak gerekir. Alkol pansumanı veya sıcak su kompresi çok faydalıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kına, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı suya 2 kahve kaşığı kına konur. Lapa haline gelinceye kadar ısıtılır. Sonra dolama olan yere sarılır.

Şifalı Bitki

(paronychia serpilifolia): Karanfilgiller familyasından yeşil ve beyaz renkte küçük çiçekleri bulunan bir çeşit bitkidir. Yaprakları beyazımtırak yeşildir. Kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Dolama ve çıbanların tedavisinde kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Dolama otugillerin örnek bitkisi (paronychia serpilifolia).

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceitful. fraudulent. crooked. sharp. swindler. cheater. cheat. confidence trickster. double-dealer. confidence man. shark. adventurer. bilker. carpet bagger. chiseler. chiseller. crook. faker. fakir. fiddler. fraud. grifter. gyp. hustler. impostor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

swindler. embezzler. cheat. cheater. chevalier d'industrie. chiseller. conman. crook. crooked. defrauder. faker. falsificator. fraudulent. gammoner. highflyer. knave. maladministrator. confidence man. masquerader. rogue. shark. sharper. shaver. spiv. take

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell smb. a gold brick. sell smb. a pup. swindle. cheat. spoof. gold brick. rotate. double-cross. take in. bilk. bunco. chisel. con. cozen. defraud. diddle. do. do down. do in. flimflam. gammon. gull. gyp. have. hornswoggle. jockey. nick. nobble. rac.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. chisel. con. defraud. screw. to swindle. to cheat. to nick. to defraud. to bunk. to con. to screw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to swindle. to take in. bamboozle. cheat. chisel. to take a person to cleaners. con. cozen. deceive. defraud. diddle. gull. let in. mulct. overreach. twist. welsh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cupboard. cabinet. closet. wardrobe. water-wheel. cabal. cheating. cuddy. dodge. dope. doubling. flimflam. frame-up. game. hutch. imposture. intrigue. jiggery-pokery. machination. machinations. maneuver. manoeuvre. ramp. repository. ruse. sell. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabinet. cage. cupboard. locker. rotor. turbine. wardrobe. waterwheel. whim. capstan. hoist. dolly. swift. shirpool. barrel. mill wheel. machine. mill. drum. flight. gin reel. rotary. dial. anger brace. safe. closet. deception. fetch. fixup. humbug. hutch

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gene that almost always results in a specific physical characteristic even though the patient's genome possesses only one copy With a dominant gene, the chance of passing on the gene, which may cause a condition or disease, to children is 50-50 in each

Türkçe - İngilizce Sözlük

The game is played by matching the spots or the blank of an unmatched half of a domino already played One of the pieces with which the game of dominoes is played. a small rectangular block used in playing the game of dominoes; the face of each block has t

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Donatmak işi, teçhiz. 2. (askerlik) Birliklere gerekli olan silâh ve makineleri sağlama işi.

Türkçe Sözlük

(f.) («elbise» mânâsındaki «don» dan olup «giydirmek» demelidir) 1. Süslendirmek, bezetmek. Osm. tezyin etmek: Odalarını güzel donatmış; gelini giydirip donattılar. 2. Şehri ve binaları, elektrik ve bayraklarla süslemek: Şehri, çarşıyı, sokakları, vapurları donatmak. 3. Süslü şekilde tertib etmek: Meyve tablası donatmak. 4. mec. Sövüp sayarak azarlamak, kabahatlerini etrafiyle yüzüne vurarak paylamak. 5. (denizcilik) Geminin arma ve teknesindeki eksikleri tamamlamak ve teçhiz edip sefere hazırlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice cream. refrigeration. freezing. solidication. hardening. chilling. icing. freeze. ice. refrigerating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeze. ice. transfix. to freeze. to chill. to frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing. frosty. cutting. nipping. perishing. freezer. deep-freezer. chilling. refrigerant. cryo-. frigid. withering.

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing. cold. chilling. perishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Given; executed; issued; made public; used chiefly in the clause giving the date of a proclamation or public act. cooked until ready to serve having finished or arrived at completion; 'certain to make history before he's done'; 'it's a done deed'; 'after

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeze. congeal. chill. perish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Addition of impurities to a semiconductor or production of a deviation from stoichiometric composition to achieve a desired characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Introducing chemical impurities into a semiconductor; a stage in chip manufacture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dynamic Randon Access Memory The most common type of RAM chips used on DIMMs and SIMMs. A type of memory that is lost when the power is turned off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dynamic Random Access Memory Function is controlled by signal timing relationships Commonly designed in as a fast-page mode option. DRAM is the most common type of memory and is 'dynamic' because in order for the memory chip to retain data, it must be ref

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (mak). tarak, tırmık, tarama aleti; (f). deniz dibini taramak, tarakla temizlemek (liman, nehir); tarama aleti kullanmak. dredger (i). tarak dubası, tarama makinası. dredging (i). tarama. dredging machine tarama aleti, ırmak vb'nin kum

Türkçe - İngilizce Sözlük

dubbing. postsynching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse of a dull brownish gray color. a color varying around light grayish brown; 'she wore a dun raincoat'. treat cruelly; 'The children tormented the stuttering teacher'. persistently ask for overdue payment; 'The grocer dunned his customers every day by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the father-in-law or mother-in-law of one's child.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chill. forbidding. hostile. icy. oppugnant. venomous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. decline. fall. leeway. falling. drop. decrease. depreciation. sinking. drift. declination. depression. attenuation. pitching. squash. crash landing. tumbling. tumble. deducting. deduction. degradation. fail. prolapse. shortfall. spill.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Device under test. device under test. Device Under Test A DUT board is used in automated testing of integrated circuits It is part of the interface between the chip and a test head, which in turn attaches to computerized test equipment The specific test e

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. device. formation. installation. order. organization. system. trim. orderliness. the social order. the system. mechanism. linkage. set-up. contrivance. accord. harmony. gadget. gear. plan. plant. train. tree. program (me. tool. machine. gin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

false. arranging. arrangement. collecting. collection. fake. forged. assembling. mounting. rigging. setting up. composing. composition. fitting. equipping. pitching. artificial. seeming / spurious argument.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing.) Amerikan fıstığı, (bot.) Arachis; domuz elması; yermantarı,domalan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation The successor to CAE, refers to software tools used by general or specialized designers of chips.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation; the name used for activities or facilities that involve software design aids used in chip design, or the industry sector making the aids.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym: Electronic Design Automation EDA refers to the design tools and environment utilized to render the logic, schematics, insert scan, insert BIST, etc for a new chip design.

Türkçe Sözlük

(k kalın) (hi. Valak, Valachie). Romanya’yı meydana getiren asıl ülke ki, merkezi Bükreş’tir.

Türkçe Sözlük

(i.). Arka kemiğinin eğilir yeri: Birinin eğinine binmek (Avrupa dillerinde yine bu mânâda kullanılan Fransızca: lehine, İngilizce: chine, İtalyanca: sehiena kelimeleriyle benzerliği gariptir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

educational. instructor. supervisor of the education of children. tutor. governess. animal trainer. informative. instructional. instructive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The conscious and permanent subject of all psychical experiences, whether held to be directly known or the product of reflective thought; opposed to non-ego. the conscious mind an inflated feeling of pride in your superiority to others.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crooked. bent. awry. sloping. slanting. oblique. skew. aslant. aslope. cockeyed. sinuous. skewed. slouching. slouchy. out of the straight. tortuous. untrue. warped. wry. awry. curve. graph. trajectory.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appendix. attachment. addendum. additional. annex. coupling. supplement. supplementary. joint. joining. easement. tailpiece. fastening. patching. splice. bond. link. extra. insert. appurtenance. enclosure. annexed. pull-out. addition. adjunct.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adding. insertion. supplementation. attachment. joining. annexation. seaming. linking. patching. lapping. splicing. enclosure. addition. repiecing. joining piece. joint. make-up. incorporation piece. affix. linkage. easement. hook-up. postscript. affixing

Türkçe - İngilizce Sözlük

axial. pivotal. axis. pivot. axle. pintle. rachis. spindle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. defectiveness. defect. failure. insufficiency. lack. shortage. shortness. incompetence. dearth. defalcation. deficit. desideratum. failing. flimsiness. imperfection. inadequacy. lacuna. lameness. negation. poverty. shortcoming. sketchines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Powerful Unfolding Spirit expands herself from each point in each moment, like a field of flowers on a summer morning She comes from the inside of each Monad out to its peremeter, through the individual. a, one, some, any. the chief god of the Canaanite p

Türkçe - İngilizce Sözlük

achieve. acquire. attain. derive. extract. gain. get. obtain. procure. reap. score. secure. winkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

kingpin. protagonist. ringleader. vanguard. chief. gang-leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ringleader. chief of a bandit gang. protagonist. riot leader.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. elektriklemek, elektrik kuvvetiyle işlemek üzere teçhiz etmek; heyecanlandırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

electronic brain. computer. devil box. thinking machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic unit of an HTML document HTML documents use start and stop tags to define structural elements in the document These elements are arranged hierarchically, to define the overall document structure The name of the element is given by the tag, and i

Türkçe - İngilizce Sözlük

The elements define the hierarchical structure of a document The majority of elements have opening and closing pointers Within these pointers, pieces of text or even the whole document being written can be found There are empty elements which contains onl

Türkçe - İngilizce Sözlük

Elements define the hierarchical structure of a document Most elements have start and end tags and contain some part of the document content Empty elements have only a start tag and have no content.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The elements define the hierarchical structure of a document The majority of elements have opening and closing pointers Among these pointers, pieces of text or even the whole document being written can be found There are empty elements which contains only

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. elves) i., mit. peri, cin, cüce; cin gibi akıllı ve yaramaz çocuk, yaramaz kimse; ufak tefek kimse. elf child cinler tarafından değiştirildiği farz olunan çocuk. elfish s. cin gibi, yaramaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Arabian military commander, independent chieftain, or ruler of a province; also, an honorary title given to the descendants of Mohammed, in the line of his daughter Fatima; among the Turks, likewise, a title of dignity, given to certain high officials.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic title for a military commander, governor or ruler. an independent ruler or chieftain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

law enforcement leader. police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix signifying in or into, used in many English words, chiefly those borrowed from the French.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In some cases, such as children and brethren, it has been added to older plural forms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cardinal. chief. grand. leading. main. master. paramount. prime. principal. ruling.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. giymek; giydirmek, teçhiz etmek; vermek, tevdi etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. imtiyaz vermek, ayrıcalık tanımak; vatandaşlığa kabul etmek, oy kullanma hakkı tanımak; azat etmek, serbest bırakmak. enfranchisement i. vatandaşlık haklarının tanınması; azat etme, özgür kılma.

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırdili familyasından, türleri süs bitkisi olarak yetiştirilen yaprakları sert tüylü bir ot (echium vulgare).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. muhendis; makinist; den. çarkçı; f. mühendis sıfatıyla inşa etmek; idare etmek, yönetmek. chief engineer baş muhendis; den. çarkçı başı. civil engineer insaat mühendisi. electrical engineer elektrik mühendisi. mechanical engineer makina mühendi

Türkçe - İngilizce Sözlük

intrique. trick. maneuvre. conspiracy. contrivance. intrigue. put-up job. machinations. manoeuvre manoeuver. plot. scheme. scheming. shenanigans.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (-ped, -ping) teçhiz etmek, gerekli alet veya silâhları sağlamak, hazırlamak; donatmak, giydirmek. equipment (i.) teçhizat, levazım, donatım; kişisel bilgi veya kabiliyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Metric unit of work, 1 dyne over a distance of 1 centimeter. Indoor Rowing machine, of which the most common type is the Concept II model C, as found in Catz gym, and the Boathouse Erg Room Other ergs commonly used by rowers are the Rowperfect, and Waterr

Türkçe - İngilizce Sözlük

reach. attain. achieve. compass. range.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Employment Service: usually a branch of a state's employment security agency responsible for matching job-seekers with job orders placed with the agency through its substate offices.

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal. similar. matching. identic. identical. coequal. correspondent. corresponding. duplicate. fellow. spousal. dutch. one of a pair. match. pair. couple. partner. spouse. husband. wife. better half. placenta. coequal. companion. compeer. consort. c.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarf. wrapper. kerchief. cravat. babushka. shawl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. creation. handiwork. piece. baby. production. achievement. consequence. effort. ghost. vestige.

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. creation. handiwork. piece. baby. production. achievement. consequence. effort. ghost. vestige. shadow. smell. spark. strain. suggestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal. the same. is equal to. replica. identical. analogous. duplicate. matching. symmetric. balanced. commensurate. coordinate. equivalent. even. on the level with. not a pin to choose between. tantamount.

Türkçe - İngilizce Sözlük

yawn. stretch. stretching. flexion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The vocabulary is very largely based upon words common to the chief European languages, and sounds peculiar to any one language are eliminated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exchange Termination is the ISDN Exchange where Layer 2 information will be terminated. embedded training. endotrachial tube.

Türkçe - İngilizce Sözlük

seed. child. son. children. descendants. daughter. filial.

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. son. daughter. children. offspring. descent. issue. scion. sonny.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adopted child. foster child.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adopted / foster child. adopted child. adoptee. the adoptee. adoptive child. nurse child. filiation. foster son.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Flight Attendant. -- Russian AF command in charge of tactical fighters FAA - Federal Aviation Administration ; Fleet Air Arm ; -- Argentine AF FAB - -- Brazilian AF FAC - Forward Air Control; -- Chilean AF; -- Colombian AF FAE - Fuel Air Explosives; -- Ec

Türkçe - İngilizce Sözlük

machine made. manufacturing.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). yüze ait, veçhi;(i). yüz masajı. facial angle yüz açısı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fail to do something; leave something undone; 'She failed to notice that her child was no longer in his crib'; 'The secretary failed to call the customer and the company lost the account'. be unsuccessful; 'Where do today's public schools fail?'; 'The att

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall tile. ceramic. faience. china. dutch / glazed tile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

evil. badness. injury. fainting. mischief. harm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be agitated or excited by violent emotions. a substance capable of bringing about fermentation cause to undergo fermentation; 'We ferment the grapes for a very long time to achieve high alcohol content'; 'The vintner worked the wine in big oak vats' wo

Türkçe - İngilizce Sözlük

poisonous. low-minded. jaundiced. sinister. malice. depravity. intrigue. mischief. corruption. plot. agitator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sinister. disturbance. disorder. sedition. mischief. treachery. intrigue. mischievous. factious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedition. disturbance. disorder. treachery. corruption. depravity. mischief. plot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

troublemaker. trouble making. factious. firebrand. incendiary. mischief maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stirring up trouble. sedition. criminal mischief.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ged, ging) esvap, üstbaş, donatım; hal: (f)., (k).dili donatmak, süslemek. in full fig giyimli; tam teçhizatlı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A steel instrument, having cutting ridges or teeth, made by indentation with a chisel, used for abrading or smoothing other substances, as metals, wood, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sites dedicated to preservation, celebration and presentation of film, movies and film culture These include film news, film resources, film magazines and film archives, as well as sites that post films or allow for the creation of films online Film does

Türkçe - İngilizce Sözlük

To set on fire; to kindle; as, to fire a house or chimney; to fire a pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirligig used as child's toy. weather cock. pin wheel. rotor. vane. weathercock. whirligig. wind vane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

popping up. protruding. bastard. brat. smart child. dash. jumping.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurling. throwing. cast. delivery. ejection. fling. heave. launching. projection. put.

Türkçe - İngilizce Sözlük

receipt. sales slip. voucher. ticket. police record. filing card. counter. chip. check. jetton. outlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. counter. receipt. tag. token. plug. counter. chip. ticket. index card. card. form. chit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip. jack. plug. check. tag. plug. index card. chip. token. counter. slip (of paper. receipt. marker. slug. form. connection plug. courtesy card. record card. register card. voucher.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. fish, değişik türler için fishes) balık; balık eti; tahta veya demir takviye parçası, berkitme parçası. fish and chips (ing).balık fileto ve kızarmış patates. fish ball balık köftesi. fishbone (i). balık kılçığı. fishbowl (i). kavanoz biçimind

Türkçe - İngilizce Sözlük

peanut. pistachio. crumpet. fluff. bit of fluff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

babe. babunbaby. cracker. pistachio. pistachio nut. peanut. chick. peach. smasher of a girl. baby.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistachio nut. beautiful woman. babe. cracker. dolly bird.

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller or grower of pistachio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the cultivation or selling of pistachios.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring to a required form and size; to shape aright; to adapt to a model; to adjust; said especially of the work of a carpenter, machinist, tailor, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The matching of the investor's requirements and needs such as risk tolerance and growth potential preference with a specific investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One Failure In Time corresponds to one fail per billion chip-hours.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ted, ting) (i). uygun olmak; uygun bir hale getirmek, prova etmek; uydurmak; dikkatle üzerine koymak; uymak; uygun gelmek, münasip olmak; yakışmak; (i). uyma, uygun gelme, munasip olma. tight fit sıkı geçme. fit out ihtiyacını temin etmek, teçhiz

Türkçe - İngilizce Sözlük

instigation. disorder. sedition. mischief-making. factious. factional.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischief-maker. sower of dissent. factious. seditious.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (gen). (çoğ). prova; tertibat, teçhizat, takım; (s). uygun, münasip, yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili tertibat, teçhizat; garnitür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sabit şey. fixtures (i). sabit eşya; (huk). müştemilât, demirbaş. Iight fixtures elektrik teçhizatı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

All the plant life of a given place. the total of all different plants of an area versus vegetation, a total of all plants The limitation of a flora can be geographical or artificial For example, the 'flora of Michigan' should not include a plant found ev

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cheat; to trick; to impose on. short chain or ribbon attaching a pocket watch to a man's vest an adornment that hangs from a watch chain a vest pocket to hold a pocket watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grassfields chief. foneetika.

Türkçe - İngilizce Sözlük

phonograph. gramophone. talking machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loudly; strongly; powerfully. the stronger part of a sword blade between the hilt and the foible with great loudness an asset of special worth or utility; 'cooking is his forte' used chiefly as a direction or description in music; 'the forte passages in t

Türkçe - İngilizce Sözlük

an asset of special worth or utility; 'cooking is his forte'. with great loudness. the stronger part of a sword blade between the hilt and the foible. used as a direction in music; to be played relatively loudly. used chiefly as a direction or description

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very loud; with the utmost strength or loudness. chiefly a direction or description in music a direction in music; to be played very loudly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dynamic marking, meaning 'very loud '. - Very loud, more so than forte. with great loudness. a direction in music; to be played very loudly. chiefly a direction or description in music.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Archived discussion forums relative to any topic accessible via web browser. is a special interest group devoted to a single topic and exists on many general purpose gateways such as AOL or Compuserve Newsgroups and mailing lists serve similar functions.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beslemek, buyütmek, bakmak; teşvik etmek, gayretlendirmek. foster brother süt kardeş (erkek); küçüklükten beri aynı yerde kardeş gibi büyümüş kimse. foster child evlât gibi büyütülmüş çocuk, evlâtlık; süt evlât. foster father çocuğu kendi evinde

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. fowl, fowls) (f). kuş; kümes hayvanı; tavuk, hindi veya ördek eti; (f). yabani kuş avlamak. barnyard fowl kümes hayvanı. Cochin fowl çin tavuğu. guinea fowl Hint tavuğu, Beç tavuğu, (zool). Numida meleagris. jungle fowl yaban tavuğu, (zool

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oy verme hakkı; hükümet tarafından tanınan imtiyaz veya muafiyet, bu imtiyaz veya muafiyetin geçerli olduğu yer, melce; imtiyaz, hak: imalâtçı tarafından bayi veya perakendeciye tanınan mallarını satma yetkisi, acentelik. electoral franchise oy ku

Türkçe - İngilizce Sözlük

striking. flashy. attractive. eye-catching.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat den, dan, den dolayı. from above yukarıdan, gökten. from childhood çocukluktan beri. from ten to twenty ondan yirmiye kadar, on ile yirmi arasında. as from -dan başlayarak, itibaren.

Türkçe - İngilizce Sözlük

muffler. foulard. padding machine. padding mangle. impregnating machine. pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarf. cravat. neckerchief.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f teçhiz etmek, malzemesini vermek; döşemek, tefriş etmek; salamak, tedarik etmek, vermek furnished s möb leli, döşeli furnishings i mefruşat, mobilya, eşya

Türkçe - İngilizce Sözlük

descendant. children. grandchildren. lawful issue. leave no issue. lineage. lineal descendant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraudulent overcharge. fraud. cheating on a sale. catching bargain. gross overcharge. overreaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A TADS data file Typically it will represent an interactive fiction story It is binary but will work on any machine with some flavor of TADS interpreter, and such interpreters are available for several different platforms, usually for free It is currently

Türkçe - İngilizce Sözlük

To open the mouth wide in catching the breath, or in laborious respiration; to labor for breath; to respire convulsively; to pant violently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of opening the mouth convulsively to catch the breath; a labored respiration; a painful catching of the breath. a short labored intake of breath with the mouth open; 'she gave a gasp and fainted'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnant. expectant. big with child. expecting. with young. with child. in the family way. gravid. heavy with child. in pod. preggers. impregnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. gap. mountain pass. fault. defect. privilege. indentation. notch. notching. slap. brach. chase. serrate. skip. dent. kerfi nick. dented. license. aperture. chasm. pocket. rift.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coming. incoming. oncoming. arriving. reaching. comer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

general manager. general director / manager. chief executive. chief general manager. director general. head manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük

head office. chief management. general management.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole; the total; that which comprehends or relates to all, or the chief part; opposed to particular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the chief military officers of a government or country; the commander of an army, of a body of men not less than a brigade.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The chief of an order of monks, or of all the houses or congregations under the same rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük

General - 3 Star , Gen. , General , air chief marshal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

realize. make real. achieve. actualize. materialize. carry out. carry through. effect. effectuate. execute. follow out. follow through. put into practice. substantiate. verify. practice. practise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jowl. neck. throat. double-chin. front of the neck.

Türkçe - İngilizce Sözlük

neck. throat. front of the neck. double chin. dewlap. neck. chuck. jowl.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Lâzım, yarar, Ar. muktezi: O, bana gerektir. Neme gerek? 2. Yakışır, şâyân, şâyeste, lâyık, müstahak: Bu memuriyet size gerektir. O adam prangaya gerektir. Gereği budur = Yakışırı, gereği gibi, lâyıkı veçhile. 3. Lüzum, hâcet: Gerek ise, gereği budur. 4. (asıl gerekmek fiilinin geniş zaman 3. şahsıdır) İster, Fars. hâh: Gerek zengin, gerek fakir olsun. Gerek siz, gerek biz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrument for stretching. stretcher. strainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tensile. stretching. stress. tension. distension. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tensile. tension. stress. span. hang. arching. stretch. streching. elasticity. tightness. tightening. distention. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. stretching. spreader. tie. anchor. tieback. string course. stirrup. span. clamp. tension member. diagonal member. bolt stay. tentering. gib. spreading. brace. bracer. bracing. framing piece. reinforcement. straining piece. take-up. crosspiece. st

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym in German for Geheime Staatspolizei The Nazis established the Gestapo in order to monitor and stamp out any political opposition to the Hitler regime Under Heinrich Himmler, the Gestapo's powers became brutal and far-reaching in ferreting out Jews

Türkçe - İngilizce Sözlük

chitchat. chattering. babbling. gossip. indiscretion. jaw. talkativeness. windiness. cackle. chinwag. clack. comment. gab. gabble. garrulity. jive. loquaciousness. loquacity. mouthiness. prate. prattle. rattle. talky-talk. tattle. volubility. yap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chatter. gab. gossip. chattering. babbling. chingwag.

Türkçe - İngilizce Sözlük

loose. slack. lax. limp. flabby. slouchy. slouching. airy. crank. drooping. flaccid. flagging. floppy. halfhearted. laidback. listless. non-rigid. nonrigid. supine. unstuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plant of the genus Aralia, the root of which is highly valued as a medicine among the Chinese.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Chinese plant has become so rare that the American has largely taken its place, and its root is now an article of export from America to China.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chinese herb with palmately compound leaves and small greenish flowers and forked aromatic roots believed to have medicinal powers aromatic root of ginseng plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Chinese name for this sweet licorice-flavored root means 'human-shaped root ' Often used in teas, ginseng has been credited over the centuries for being everything from a restorative to an aphrodisiac.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An herb , The most costly root, ginseng is a low-growing, shade-loving perennial herb of the Araliaceae family It is cultivated in China, Japan, Korea and Russia and can be taken in capsule form or as a tea The United States can also cultivate this root.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chinese herb with palmately compound leaves and small greenish flowers and forked aromatic roots believed to have medicinal powers.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ed veya girt) kuşak sarmak; kayışla bağlamak, sarmak, çevrelemek; kuşatmak, ihata etmek; giydirmek; hazırlamak, teçhiz etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An object that has been created with the GLOBAL attribute and exported to all nodes in a multiprocessor system. the international dimension is completely integrated in these teaching materials Different terms and theories are discussed in an originally gl

Türkçe - İngilizce Sözlük

An important protein group present in barley and in beer It is the prime component in chill haze.

Türkçe - İngilizce Sözlük

name given to a child when its umbilical cord is cut. middle name.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispatch. dispatching. expedition. forwarding. reference. sending. shipping. transmittal. shipment. traffic. conveying. mailing. transmitting. consignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chit , brat , brat , cheeky little miss , saucy little miss , hussy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyewash. girl-watching. eye bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük

surveillance. supervision. custody. watching. care.

Türkçe - İngilizce Sözlük

observing. watching. peeping. spying on. surveillance. observation. look-out. lookout. peek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation. watch. watching. observing. monitor. waffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The East Indian name of the chick- pea and its seeds; also, other similar seeds there used for food.

Türkçe - İngilizce Sözlük

engraving. etching. gravure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specif., an apparatus attached to a car for clutching a traction cable.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tropikal Amerika'da yetişen ve yılan sokmasına karşı kullanılan bir ot; zeravent, (bot.) Aristolochia .

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance found in great abundance on some coasts or islands frequented by sea fowls, and composed chiefly of their excrement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; noted for low per capita income and illiteracy; politically unstable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; noted for low per capita income and illiteracy; politically unstable.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Amerika, Karayip Denizi’nin kıyısında, Honduras ve Belize arasında ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, El Salvador ve Meksika arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 15 30 Kuzey enlemi, 90 15 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 108,890 km².

Sınırları: toplam: 1,687 km.

sınır komşuları: Belize 266 km, El Salvador 203 km, Honduras 256 km, Meksika 962 km.

Sahil şeridi: 400 km.

İklimi: tropikal; mevsimler alçak bölgelerde sıcak ve nemli, yüksek arazilerde serin yaşanır.

Arazi yapısı: Arazi çoğunlukla dar kıyı ovaları olan dağlık bölgelerden ve engebeli kireçtaşı platolarından oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Tajumulco yanardağı 4,211 m.

Doğal kaynakları: petrol, nikel, seyrek ağaçlar, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %13.22.

daimi ekinler: %5.6.

Diğer: %81.18 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,300 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Dağlarda sayısız yanardağlar, arada sırada ser depremler ortaya çıkmaktadır. Karayip sahilleri kasırga ve tropikal fırtınalara meyillidirler.

Coğrafi Not: Batı kıyısında hiçbir doğal korunak yoktur.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 12,293,545 (temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.27 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -1.94 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 30.94 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: Toplam nüfus: 69.38 yıl.

Erkeklerde: 67.65 yıl.

Kadınlarda: 71.18 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.82 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 78,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 5,800 (2003 verileri).

Ulus: Guatemalalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Melezler, yaklaşık %55, Amerika yerlileri, yaklaşık %43, beyazlar ve diğer %2.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, yerel Maya inançları.

Diller: İspanyolca %60, Amerika dilleri %40 (Quiche, Cakchiquel, Kekchi, Mam, Garifuna ve Xinca’yı da içine alan 20 den fazla Kızılderili dili).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %70.6.

erkekler: %78.

kadınlar: %63.3 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guatemala Cumhuriyeti.

kısa şekli : Guatemala.

Yerel tam adı: Republica de Guatemala.

yerel kısa şekli: Guatemala.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Guatemala.

İdari bölümler: 22 bölge; Alta Verapaz, Baja Verapaz, Chimaltenango, Chiquimula, El Progreso, Escuintla, Guatemala, Huehuetenango, Izabal, Jalapa, Jutiapa, Peten, Quetzaltenango, Quiche, Retalhuleu, Sacatepequez, San Marcos, Santa Rosa, Solola, Suchitepequez, Totonicapan, Zacapa.

Bağımsızlık günü: 15 Eylül 1821 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Eylül (1821).

Anayasa: 31 Mayıs 1985.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BCIE, CACM (Orta Amerika Ortak Pazar

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kartopu çiçeği, (bot.) Viburnum opulus Chinese guelder rose ortanca, (bor.) Hydrangea hortensia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

laughter. laughing. lauching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

laughter. smile. laugh. lauching.

Türkçe Sözlük

(i.). Türlü, çeşit, nevi: Bir gûnâ. Bir güne = Bir türlü, bir veçhile (ve menfi cümle) hiçbir suretle. Bu gûnâ, güne = Bu türlü, böyle.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Asya’da Karadeniz kıyısında, Türkiye ile Rusya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 00 Kuzey enlemi, 43 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneybatı Asya.

Yüzölçümü: toplam: 69,700 km².

Sınırları: toplam: 1,461 km.

sınır komşuları: Ermenistan 164 km, Azerbaycan 322 km, Rusya 723 km, Türkiye 252 km.

Sahil şeridi: 310 km.

İklimi: Ilıman ve sıcaktır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m; en yüksek noktası: Mt’a Mqinvartsveri (Kazbek dağı) 5,048 m.

Doğal kaynakları: Orman, hidro enerji, manganez, demir, bakır, kömür, petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.51.

daimi ekinler: %3.79.

Diğer: %84.7 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,690 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,661,473 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.34 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.54 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 17.97 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.09 yıl.

Erkeklerde: 72.8 yıl.

Kadınlarda: 79.87 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Gürcü.

Nüfusun etnik dağılımı: Gürcü %70.1, Ermeni %8.1, Rus %6.3, Azeri %5.7, Osetin %3, Abkhaz %1.8, diğer %5.

Din: Gürcistan Ortodoksları %65, Müslümanlar %11, Rus Ortodoksları %10, diğer %14.

Diller: Gürcüce %71 (resmi), Rusça %9, Ermenice %7, Azerice %6, diğer %7.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Gürcistan Cumhuriyeti.

Yerel adı: Sak’art’velo.

Eski adı: Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

ingilizce: Georgia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Tiflis.

İdari bölümler: 53 bölge, 9 şehir ve 2 bağımsız cumhuriyet ; Abashis, Abkhaziai (Sokhumi), Adigenis, Ajaria (Bat’umi), Akhalgoris, Akhalk’alak’is, Akhalts’ikhis, Akhmetis, Ambrolauris, Aspindzis, Baghdat’is, Bolnisis, Borjomis, Chiat’ura, Ch’khorotsqus, Ch’okhatauris, Dedop’listsqaros, Dmanisis, Dushet’is, Gardabanis, Gori, Goris, Gurjaanis, Javis, K’arelis, Kaspis, Kharagaulis, Khashuris, Khobis, Khonis, K’ut’aisi, Lagodekhis, Lanch’khut’is, Lentekhis, Marneulis, Martvilis, Mestiis, Mts’khet’is, Ninotsmindis, Onis, Ozurget’is, P’ot’i, Qazbegis, Qvarlis, Rust’avi, Sach’kheris, Sagarejos, Samtrediis, Senakis, Sighnaghis, T’bilisi, T’elavis, T’erjolis, T’et’ritsqaros, T’ianet’is, Tqibuli, Ts’ageris, Tsalenjikhis, Tsalkis, Tsqaltubo, Vanis, Zestap’onis, Zugdidi, Zugdidis.

Bağımsızlık günü: 9 Nisan 1991 (Sovyetler Birliği).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 26 Mayıs (1918).

Anayasa: 17 Ekim 1995.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BSEC (Karad

Türkçe - İngilizce Sözlük

guiding. control. drive. management. guidance. administration. conduct. administrative. governing. driving. dispatching.

Türkçe Sözlük

Heykel gibi mekânda yer işgal eden bir kütleye veya hacime dairdir. Bu yanılsamayı sağlayabilmek için sanatçılar mod etme (modelling) veya tarama(hatching) gibi teknikler kullanırlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rolling machine. wire-drawer's plate. roller-mill. roller. rolling mill / press. roller mill. rolling press.

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfidy. treachery. malice. disloyalty. mischief. treason. villainy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

condign. right. justice. claim. benefit. authority. dibs. due. franchise. jus. title. warrant. warranty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

claim. due. franchise. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük

True. pay. allowance. margin. benefice. beneficium. competence. franchise. jus. prerogative. privilege. reason. remuneration. truth.

Türkçe Sözlük

(i. A. chikâyet» ten if.) (mü. hâkiyye). Nakil ve hikâye eden: Leylâ ile Mecnun efsanesini hâkî bir kitap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the matter of. relating to. about. concerning. regarding. respecting. as regards. touching. over. in re. out of. re. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the matter of. relating to. about. concerning. regarding. respecting. as regards. touching. over. in re. out of. re. round. after. of. on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stop in marching or walking, or in any action; arrest of progress.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to cease marching; to stop; as, the general halted his troops for refreshment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sanskrit word meaning the gross body or instrument of the soul The soul is the doer and the gross body is the instrument Ham also refers to the ego. The nearest tasting to Chinese ham Very salty. n daging babi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnant. expecting. with young. with child. big with child. in the family way. expectant. gone. gravid. heavy. heavy with child. in pod. preggers. impregnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnant. big with child.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To have; have. imperial dynasty that ruled China from 206 BC to 221 and expanded its boundaries and developed its bureaucracy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperial dynasty that ruled China from 206 BC to 221 and expanded its boundaries and developed its bureaucracy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chinese dynasty, 206 BC- 221 AD.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Compressed file archive created by HAP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses. travelling allowance. fare payments. marching money. deadheading pay. per diem allowance. transport allowance. transportation allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transaction. conduct. deed. departure. locomotion. move. movement. play. step. stir. activity. act. earthquake. tremor. leaving. performance. start. proceeding. procedure. exploit. set-out. take-off. running. drive. function. stroke. traffic. dispatching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

damage. harm. havoc. wreckage. average. depredation. detriment. injury. mischief. scathe. spoilage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

damage. detriment. harm. havoc. injury. mischief. loss.

Türkçe - İngilizce Sözlük

naughty. mischievous. wild. obstreperous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling. sensibility. sentiment. sensitiveness. sensitivity. touchiness. susceptibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitivity. sensitiveness. touchiness. oversensitivity. sensibility. susceptibility.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kuluçka makinasıyle civciv çıkarmak; yumurtadan çıkmak; (plan) yapmak, (kumpas) kurmak. hatch, hatching (i.) bir defada kuluçkadan çıkan civcivler. hatcher (i.) kuluçka tavuk; kuluçka makinası .

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratory. power of elocution. preaching. eloquence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. flamboyant. pneumatic. posh. showy. swanky. breezy. attractive. eye-catching. flashy. stuck-up. pneumatically actuated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. well-ventilated. attractive. eye-catching. pneumatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Home Audio/Video interoperability architecture Industry group, most of whom are makers of consumer entertainment kit, devoted to hooking everything together via IEEE 1394.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unruly. lazy. idle. idler. loafer. gadabout. good- for-nothing. ill- doer. laggard. mischievous. ne'er do well. no- good. no-work. profligate. rip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn into a nuisance. to make mischief. to get lazy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make mischief. to loaf. dally. to lie down on the job. lollygag.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heat Affected Zone - the edge of the laser-machined surface that receives an excess of heat during the operation In the HAZ, the microstructure is altered near the surface of the cut or weld - only into the first few thousandths of an inch of the parent m

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. pathetic. melancholy. touching. moving. sorrowful. tragic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. pathetic. touching. moving. funereal. piteous. pitiful. sorrowful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

calculator. calculating machine. adding / calculating machine. computing machine. counting machine. adding machine. reckoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. eager. keen. ambitious. earnest. itching. itchy. anxious. enthusiastic. game. great. greedy. hellbent. intent. responsive. spirited. studious. full of zeal. zealous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceit. cheat. artifice. adulteration. fraud. cheating. trick. wile. device. fake. canard. catch. chicane. cobweb. craft. cross. deception. decoy. do. dodge. doubling. dupery. duplicity. finesse. flam. flimflam. gadget. gaff. gambit. gammon. gimmick.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraud. ruse. trick. adulteration. cheating. cheat. duplicity. artifice. catch. chicane. chicanery. collusion. craft. cunning. deceit. deception. delusion. device. dodge. fetch. frame- up. guile. hoax. hocus pocus. humbug. illusion. imposition. imposture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name given by Europeans to that form of the Hindustani language which is chiefly spoken by native Hindoos.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A body of social, cultural, and religious beliefs and practices native to the Indian subcontinent: devotion to the cult of one of the chief gods and goddesses. 'Hin' means to remove and 'du' means darkness In other words, any one who takes efforts to remo

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischief. nastiness. a nasty disposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave nastily / mischievously.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchical. hierarchic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clique. faction. schism. coterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction group. clique. faction. parliamentary group. in group. schism. sect. splinter. split in a party.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a factionary. factionist. factious. fractionalist. schismatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

creating a faction. schism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank and duties of a hodja. teaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; an early center of Mayan culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; an early center of Mayan culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

On the Internet, most data packets go through several routers to get to their final destination The more hops, the longer it takes to get where you're going Think of it as flying from Los Angeles to New York, with a stop in Chicago--that stops in Chicago

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sinekkuşu, zool. Trochilus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dark brown or black partially decomposed organic matter. partially decomposed organic matter; the organic component of soil. a thick spread made from mashed chickpeas, tahini, lemon juice and garlic; used especially as a dip for pita; originated in the Mi

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tıbba ait, doktorlarla ilgili. iatry sonek tedavi: psychiatry ruh tedavisi. ib., ibid. kıs. ibidem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

booze. poison. tipple. vending machine. drink. liquor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitivity. touchiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. hearty. true. deep. heartfelt. honest. sincere. internally. interior. bluff. bona fide. candid. childlike. cordial. devout. earnest. faithful. familiar. forthright. genuine. gut. hail-fellow-well-met. heart-to-heart. heart-whole. honest-to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. hearty. true. deep. heartfelt. honest. sincere. internally. interior. bluff. bona fide. candid. childlike. cordial. devout. earnest. faithful. familiar. forthright. genuine. gut. hail-fellow-well-met. heart-to-heart. heart-whole. honest-to. aff

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal. sincere. from within. friendly. from the heart. sincerely. candid. childlike. convivial. cordial. cosy. cozy. devout. earnest. hearty. interior. intimate. open character. real. true.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act, the federal law governing the rights of children with disabilities to receive a free and appropriate public education in the least restrictive environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act The education law that governs and protects children with disabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cognition. comprehension. understanding. attainment. reaching. perception algı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehension. perception. understanding. mental ability or quickness. attainment. reaching. cognition. cognizance. consciousness. grasp. intellect. penetration. realization. reason. savvy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Interlanguage The term given to the language spoken by learners of a foreign or second language prior to having achieved a native speaker like standard with said foreign or second language.

Genel Bilgi

İnsanoğlunun ilk hesap makinesi abaküslerdir ve abaküse benzeyen ilk araçlar bundan 3,000 sene önce kullanılmıştır. Otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascal geliştirmiştir. Pascal bu makineyi tasarlarken, bir tarafa doğru döndürülen dişli çarkların hareketinden faydalanmıştır. Daha sonra Leibniz aynı prensiple çarpma işlemi de yapabilen bir makine daha geliştirmiştir.

Hesaplamada elektronik sistemin öncüsü İngiliz bilim adamı Charles Babbage’dir. Babbage’nin Analitik Motor adını verdiği cihaz, belli bir programlama içinde hesapları otomatik olarak yapabilmekteydi.

Gerçek anlamda bilgisayarlar, 1941 yılında Berlin’de Kondrad Zuse tarafından geliştirilmiştir. Onun yaptığı bilgisayar, elektron lambalarından oluşuyordu ve aynı yıllarda Busines Machines Corporation adlı firmanın yaptığı otomatik bilgisayardan çok daha hızlı çalışıyordu.

1946’da, Amerikalı J. Presper Erchert ve John W. Mauchly, yüksek işlem hızına sahip tam elektronik ilk sayısal bilgisayarı geliştirdiler. 17,500 civarında elektron tüpü, 1,500 röle, 70,000 direnç ve 10,000 kondansatörden oluşmuş 30 ton ağırlığındaki bu dev makina, on haneli 5,000 sayıyı bir saniye içinde toplayabiliyordu.

Sonraki yıllarda inanılmaz bir süratle geliştirilen bilgisayarlar, bilgiyi çabuk ve doğru bir şekilde işleme ve saklama özellikleri nedeniyle, kısa sürede günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiler. Bilgi üretimi ve dolaşımı hızlandı. Bu gelişmeler sayesinde, bir toplumun bütün bireylerinin bilgiye kolayca ulaşmaları ve onu tüketmeleri mümkün oldu.

Bilgi toplumunun oluşumunu hızlandıran bu gelişmelerin yanısıra, basımevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bütün makina ve araçların kontrolünü de bilgisayarlar üstlenmeye başladı. Böylece insanlar uzun süre alan ve oldukça karmaşık olan yorucu ve bıktırıcı işlerden kurtuldular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A violation of an architecture rule that an implementation is required to report See also unpredictable. not in accordance with the laws.

Türkçe - İngilizce Sözlük

privilege. concession. grant. franchise. prerogative. faculty. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

concession. franchise. prerogative. privilege. distinction ayrıcalık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

privilege. concession. benefice. benefit. charter. franchise. honour. liberty. licence license. patent. prerogative. tenure.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çin usulüyle aşılamak, bir ağacın dalını kesmeden başka bir ağaca aşılamak. inarching i. çin aşısı, yanaştırarak yapılan aşı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attentive. bland. chivalrous. courteous. dainty. decent. delicate. diplomatic. elegant. exquisite. filmy. fine. genteel. gentle. gracious. grand. kind. nice. refined. slender. slight. subtle. sugary. thin. tricky. willowy. slim. graceful. sensitive. finel

Türkçe - İngilizce Sözlük

delicate. fine. refined. slim. small. subtle. slender. in small pieces. intricate. graceful. sensitive. high-pitched. dainty. acetate. chiffon. civilized. cling film. cultivated. diplomatic. exquisite. flimsy. fragile. nice. papery. precarious. se.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chivalry. civility. courtesy. decency. delicacy. elegance. finesse. kindness. polish. refinement. subtlety. trick. thinness. slimness. detail.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bringing down. lowering. launching. cutoff. deducting. degradation. diminution. reducing. reduction.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindiçini. Indo- chinese' s., i. (çoğ.- nese') Hindiçini halkına veya lisanına ait; i. Hindiçini halkından biri; Çince-Tibetçe dil grubundan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cehennemi, şeytani, cehenneme ait; iğrenç, melun. infernal machine suikast bombası. infernally z. şeytancasına; aşırı olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

constructional. constructive. construction. structures. building. architecture.

Genel Bilgi

Antikçağlardan beri Ege kıyılarında yaşayanlar, bu bölgede çok bulunan sakız (mastika) ağacının reçinesini çiğniyor, bunun dişlerin temizlenmesine ve nefes kokularının güzelleşmesine yaradığını biliyorlardı.

Günümüzde çiklet diye bilinen bir tür sakızı ilk çiğneyenler ise Meksika yerlileriydiler. Yerel bir ağacın özünü çıkartıyorlar, bir kapta kaynatıyorlar ve güneşte kurumaya bırakıyorlardı. Sertleşen bu ‘chickle’ (çikıl) adını verdikleri beyaz özü ise çiğniyorlardı. Kokusu ve lezzeti olmayan bu ilk sakızın günümüz sakızları ile çok bir benzerliği yoktu.

Sakızın hammaddesi ABD’ye ilk olarak Lopez de Sanna adlı bir Meksikalı general tarafından getirildi. Thomas Adam isimli bir müteşebbis bu sakız hammaddesini önce kimyasal yolla ucuz sentetik lastik elde etmek için kullandı.

Bunda başarılı olamayınca sakızı sert şekerleme ile kapladı. Bu şekilde güzel lezzet ve koku da kazandırdığı ilk ticari sakızları minik toplar halinde piyasaya sundu. Daha sonra da ince düzgün plakalar şeklinde satışa çıkardığı sakızlar için yaptığı yoğun tanıtım kampanyası sonunda işler ummadığı kadar iyi gitti. Bu, bilimsel bir başarısızlığın bir başka başarıyı yaratabileceğinin güzel bir örneğiydi.

Bugün dünyada üretilen bütün sakızlarda hemen hemen aynı maddeler kullanılır: Sakızın ana maddesine ilaveten başta şeker olmak üzere tatlandırıcılar ile lezzet ve koku veren katkı maddeleri. Bunların miktarları ve oranları sakızın tipine göre değişir. Örneğin kocaman balon yapılabilen sakızlarda ana madde daha fazladır.

Genellikle toplum içinde sürekli çiklet çiğneyenlerin bu davranışları görgüsüzlük hatta saygısızlık ifadesi olarak kabul edilir. Sakız aleyhtarlarından öğretmenler çocukların sınıfta konsantrasyonunu bozduğunu, anne ve babalar sakızı yutarsa sindirim sisteminin bloke olacağını, doktorlar da aşırı sakız çiğnemenin tükürük bezlerini kurutabileceğini ileri sürerler. Ancak yapılan araştırmalar sonucunda çiklet çiğnemenin diş sağlığı açısından faydalı olduğu tespit edilmiştir.

Ağzımızdaki tükürük salgısı dişlere dayanıklılık sağlayan kalsiyum maddesini temin etmektedir. Çiklet çiğneyen bir insanın ağzı daha fazla tükürük salgıladığından dişlerin dayanıklılığının artmasına neden olmaktadır. Örneğin ballı bir dilim ekmek yenildiğinde ağızda oluşan asit iki saat süre ile etkisini korur. Eğer yedikten sonra çiklet çiğnenmeye başlanırsa, bu asitli ortam 20 dakika gibi kısa bir sürede yok olmaktadır.

Çiklet çiğnerken ağızdaki kasların hareketleri insanın iştahını ve sigara içme arzusunu da frenler, konsantrasyonunu arttırır, gerilimini azaltır, sinir ve kaslarını gevşetir. İşte bu nedenlerle ABD Silahlı Kuvvetlerinde Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren tüm savaşlarda yiyecek ve su ile beraber askerlere çiklet de dağıtılmıştır.

Peki sakızı yuttuğumuzda midemizde yedi yıl kaldığı doğru mudur? Sakız bir gıda maddesi değildir. Bu nedenle midemiz bu tür şeyleri sindiremez ama bu onların midemizde devamlı olarak kalacakları anlamına gelmez. Sindirilemeseler bile midenin asit yoğunluklu sıvı ortamından diğer sindirilemeyen şeylerle birlikte, bağırsaklar yoluyla vücudu terk ederler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomodation. adjustment. adaptation. conformation. suitability. matching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol - A communication protocol using packet-switching technique to transmit data over the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

capstan. windlass. workman. winch. hoisting machine. anchor capstan. hand crane. crab. coolie.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The use of and investment in computer technology by the principal or centralized organization formally charged with the responsibility for computer technology Often the IS organization is led by a chief information officer , vice president of the IS organ

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. business. work. job. action. affair. commerce. employment. matter. occupation. profession. service. task. trade. duty. mission. the chief problem. something worth doing. agency. term. avocation. billet. biz. boom. breeze. commercial operation. commis

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. ischia) (anat.) verek, kalça kemiğinin bir kısmı, iskiyum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. anxious. keen. willing. wishful. inclined. eager. disposed. dead-set. ambitious. agog. athirst for. cheerful. covetous. devout. enthusiastic. forward. hellbent. inclinable. intense. intent. itching. itchy. minded. ready. solicitous. strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individual Training Account The voucher-based form of financial aid offered by Michigan Works! agencies under the Workforce Investment Act.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) Internatıonal Teaching Alphabet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) kaşınmak, gidişmek; şiddetle arzu etmek; (i.) kaşıntı, kaşınma, gidişme; şiddetli arzu; uyuz hastalığı. itching palm aşırı kazanç hevesi. itchiness (i.) kaşınma, gidişme. itchy (s.) kaşıntılı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Industrial Technology Institute A nonprofit organization founded by the University of Michigan and sponsored by the State of Michigan dedicated to computer integrated manufacturing ITI offers MAP conformance testing and certification. [thus; used to indic

Türkçe - İngilizce Sözlük

track. footprint. mark. trace. sign. scar. taint. birthmark. chip. clew. clue. dint. evidence. ghost. hint. impress. impression. inkling. odor. odour. print. ray. shadow. smack. stamp. stigma. streak. suggestion. suspicion. tincture. tinge. touch. tr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. footing. imprint. indication. mark. pockmark. print. shadow. smell. spark. stamp. strain. suggestion. token. trace. track. trail. vestige. trace. trail. print.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attributing. attribution. attaching. adding. annexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is chiefly arboreal in its habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gun, so called from its fanciful resemblance to a 'betterave' or jambon The botanical name of the root is melochia 'What would you do to me, brigand? Give me fifty blows of a matraque, as your officer gave you last week for stealing his jambon?' - Ouida

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gun, so called from its fanciful resemblance to a 'betterave' or jambon The botanical name of the root is melochia 'What would you do to me, brigand? Give me fifty blows of a matraque, as your officer gave you last week for stealing his jambon?' - Ouida

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Asya’da, Kuzey Pasifik Okyanusu ve Japon Denizi arasında, Kore yarımadasının doğusunda yer alan ada ülkesi.

Coğrafi konumu: 36 00 Kuzey enlemi, 138 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 377,835 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 29,751 km.

İklimi: Güneyde tropikal ve kuzeyde soğuk ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Çok sayıda kayalıklar ve dağlar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hachiro-gata -4 m.

en yüksek noktası: Fujiyama 3,776 m.

Doğal kaynakları: Önemsiz mineral kaynaklar ve balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.64.

daimi ekinler: %0.9.

Diğer: %87.46 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 25,920 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Çoğunluğu sönmüş olan birkaç aktif volkan, yılda yaklaşık 1500 sismik olay.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 127,463,611 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.24 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 81.25 yıl.

Erkeklerde: 77.96 yıl.

Kadınlarda: 84.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.4 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 12,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 500 (2003 verileri).

Ulus: Japon.

Nüfusun etnik dağılımı: Japon %99.4, Koreli %0.6 (2004).

Din: Shinto ve Budizm %84, diğer %16.

Diller: Japonca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Japonya.

ingilizce: Japan.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Tokyo.

İdari bölümler: 47 bölge; Aichi, Akita, Aomori, Chiba, Ehime, Fukui, Fukuoka, Fukushima, Gifu, Gumma, Hiroshima, Hokkaido, Hyogo, Ibaraki, Ishikawa, Iwate, Kagawa, Kagoshima, Kanagawa, Kochi, Kumamoto, Kyoto, Mie, Miyagi, Miyazaki, Nagano, Nagasaki, Nara, Niigata, Oita, Okayama, Okinawa, Osaka, Saga, Saitama, Shiga, Shimane, Shizuoka, Tochigi, Tokushima, Tokyo, Tottori, Toyama, Wakayama, Yamagata, Yamaguchi, Yamanashi.

Bağımsızlık günü: 660 M.Ö. (Jimmu İmparatorluğunun kuruluşu).

Milli bayram: İmparator Akihito’nun doğum günü, 23 Aralık (1933).

Anayasa: 3 Mayıs 1947.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), CP, EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G- 5, G- 7, G-10, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), I

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jerseys are noted for the richness of their milk. breed from the island of Jersey a slightly elastic machine-knit fabric a close-fitting pullover shirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a close-fitting pullover shirt. a slightly elastic machine-knit fabric. breed from the island of Jersey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The consistent interlooping of yarns in the jersey stitch to produce a fabric with a smooth, flat face, and a more textured, but uniform back Jersey fabrics may be produced on either circular or flat weft knitting machines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name physicists give to a cluster of particles emerging from a collision or decay event all traveling in roughly the same direction and carrying a significant fraction of the energy in the event The particles in the jet are chiefly hadrons More Inform

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name physicists give to a cluster of particles emerging from a collision or decay event all traveling in roughly the same direction and carrying a significant fraction of the energy in the event The particles in the jet are chiefly hadrons. 1 A strong

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small machine or handy tool A contrivance fastened to or inclosing a piece of work, and having hard steel surfaces to guide a tool, as a drill, or to form a shield or templet to work to, as in filing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An apparatus or a machine for jigging ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cut or form, as a piece of metal, in a jigging machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general term for a device used as a holding and guiding mechanism for a router cutter. A special device that holds and supports the workpiece and guides the cutting tool as the workpiece is machined Jigs may not be rigidly held to the machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any device so arranged that it will expedite a hand or a machine operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Another term for inching, which is the movement of a crane hook, bridge or trolley when they are moved in short, jerky increments, such as stop and start.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Manual movement, either by hand or power operated, of the mechanical positioning components of machine tools to assist in set-up. rapid application of full power to a motor to move it or its load into position desired.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of wrestling in which clothes are worn by the contestants The clothes and belt allow for greater range of technique The depth of judo in the use of Tachiwazw and Newaza require skill plus physical and metal fitness being increasingly raised to an e

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. adalet, hak; hakkaniyet, doğruluk; hâkim. justice of the peace sulh hâkimi. bring a person to justice birine ettiğini buldurmak, birine cezasını buldurmak. chief justice yüksek mahkeme reisi, danıştay başkanı. do justice to haklı muamele etmek hak

Türkçe - İngilizce Sözlük

bald. unripe. pumpkin. zucchini. squash.

Türkçe - İngilizce Sözlük

zucchini. marrow. vegetable marrow. marrow squash. squash. courgette. gourd. pumpkin. bold. bare dazlak. tüysüz. unripe. tasteless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicken out. keep clear of. steer clear of. avoid. abstain. refrain. spare. beware. stand aside. sidestep. evade. balk. baulk. beg. dodge. elude. eschew. flee. flee from. flinch. forbear. funk. get out of. refuse. shirk. short-circuit. shun. stand al.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a woman's dress style that imitates the caftan cloaks worn by men in the Near East. a cloak with full sleeves and sash reaching down to the ankles; worn by men in the Levant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave. character. chivalrous. hero. valiant. heroine. protagonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heroism. bravery. deed. exploit. feat. gallantry. prowess. valor. valour. achievements.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bravery. chivalry. exploit. gallantry. heroism. heroic deed. feat.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. aklâm). 1. Kamış. 2. Bir çeşit çubuğun, yazı yazmak üzere yontulup açılmışı: Kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Umumiyetle yazı yazan Alet: Demir kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine oymaya mahsus çelikten ucu keskin Alet: Madenci, taşçı, hakkâk kalemi; kalemle hakketmek. 5. Tülbent vesaire üzerine boya ile nakşetmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: Kalem işi; kalemkârî yemeni, yorgan yüzü. 6. Yazı çeşidi, hat: Güzel kalemi vardır; ince kalem; kalın kalem. 7. Nakış, resim: Karakalem = Siyah nakış. 8. Resmî dairelerin yazı işleri (tahrirat) daireleri, kâtiplerin toplanıp yazı yazdıkları oda: Kaleme devam etmek, muhasebe kalemi; aklâm efendiler. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: Ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabanisinin yarığına takılmak üzere, istenen ağacın bir yıllık budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: Ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek hastalığına karşı aşılanacak çocuklara sürülecek aşının saklandığı zıvana: Çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. Defter veya pusulada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: On beş kalem eşya aldık. Kalem açmak = Yontmak. Kendisi çok güzel kalem açar. Aşı kalemi = 1. Ağaca aşılanacak budak parçası. 2. Çocuklara aşılanacak çiçek aşısı hâvî zıvana. Kalem aşısı — Ağaç aşısı çeşitlerinden biri ki, kalem vurmakla olur. Kaleme almak = Yazı yazmak, bir mevzuu yazılı olarak söylemek: Güzel kaleme almış. Ehl-i kalem, erbib-ı kalem = Fikirlerini yazıyla iyi ifade edenler; yazarlar, münşîler. Kalem işi = bk. Kalemkârî. Bir kalemde = Birden, bir defada: Bir kalemde beş yüz lira verdi. Kalemböreği = İnce uzun bir nevi börek. Kalem parmaklı = Uzun ve düzgün parmaklı. Ceffel-kalem (Ar.) = Bir şeyi düşünmeden hemen hüküm vermek: Bu adamın ahlâksızlığına ceffel-kalem hükmetmek doğru değildir. Kalem çekmek = Çizmek, çıkarmak. Kalem kulaklı = Kulakları dikili ve düzgün at. Kalem keski = Sacın kenarını kesmeye mahsus soğuk keski. Kaleme gelmemek — Hiç ehemmiyeti olmamak, bir veçhile dikkat çekmemek: O iş kaleme gelmez.

Türkçe - İngilizce Sözlük

item. pencil. pen. chisel. gouge. office handling the paperwork for a governmental department. entry. sort. shaft of an arrow. artists'medium. itemization. tool.

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. experienced apprentice workman. master builder. supervisor at a construction site. master. architect. assistant. improver. journeyman. assistant architect. superintendent. headman. overseer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceptive. beguiling. convincing. thirst-quenching. coaxer. colourable cause. persuasive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

steelyard. weigher. weighbridge. weighing machine. spring balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weigh-bridge. steelyard. scales. weighing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very pure white clay, ordinarily in the form of an impalpable powder, and used to form the paste of porcelain; China clay; porcelain clay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is chiefly derived from the decomposition of common feldspar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fine white clay used as a filler or coating pigment in papermaking; also referred to china clay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The purest form of China clay consisting of silicate of aluminum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fine white granite clay used in hard-paste porcelain, also known as China clay. a fine usually white clay formed by the weathering of aluminous minerals ; used in ceramics and as an absorbent and as a filler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing by snatching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing by snatching. purse-snatching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a snatch-and-run thief. purse-snatching. making big profits out of shoddy work.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing by snatching. minibus. getaway van. station wagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth snatched. to get caught in (a machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

S steel bangle worn on the right wrist by Sikhs. 'China'. empty of China.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. constant. decided. decisive. determined. earnest. inflexible. pertinacious. resolute. set. stable. unbending. unflinching. fixed. stationary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty hand. 'Empty hand' or 'China hand ' An unarmed method of combat in which all parts of the anatomy are used to punch, strike, kick or block. 'Empty hand' or 'China hand ' An unarmed method of combat in which all parts of the anatomy are used to punch

Türkçe - İngilizce Sözlük

Empty hand System of combat developed on Okinawa emphasizing striking. a system of fighting without weapons, striking with the hand, feet, elbows, etc. empty hand or Chinese hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Modern martial art system originating in Okinawa, introduced to the world by Gichin Funakoshi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Empty hand. 'Empty Hand' When Karate was first introduced to Japan, it was called 'TO-DE' or Chinese Hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaos. confusion. disorder. tumult. anarchy. anarchism. babel. broil. coil. commotion. disarray. disturbance. earthquake. grab bag. hurly-burly. moil. muss. pell-mell. pellmell. rag bag. riot. rough-and-tumble. roughhouse. ruckus. ruction. rumpus. sh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitator. blender. liquidizer. mixer. mixing. seditious. mischief-making.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blender. mixer. mixing machine. that stirs up trouble. one who breaks up a friendship by talebearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Physical, verbal, or mental action; one's destiny as shaped by one's previous actions Karma is more often used to imply the process of physio-psychic evolution, which is controlled by actions of body, speech, and mind According to the laws of karma, no ex

Türkçe - İngilizce Sözlük

Volition, volitional or intentional activity Karma is always followed by its fruit, Vipaka Karma and Vipaka are oftentimes referred to as the law of causality, a cardinal concern in the Teaching of the Buddha. the effects of a person's actions that determ

Türkçe Sözlük

(i.). Tilkiye benzer, karnı beyaz bir cins hayvan ki, postu kürk olur. Fransızca: Chien de Bengale. Afrika karsağı = Trablus tilkisi. Fransızca: Corsac.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparison. confrontation. analogy. compare. cross tabulation. cue sheet. matching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A terrain or type of topography generally underlain by soluble rocks, such as limestone, gypsum, and dolomite, in which the topography is chiefly formed by dissolving the rock; karst is characterized by sinkholes, depressions, caves, and underground drain

Türkçe - İngilizce Sözlük

A terrane, generally underlain by limestone or dolomite, in which the topography is formed chiefly by the dissolving of rock, and which may be characterized by sinkholes, sinking streams, closed depressions, subterranean drainage, and caves.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kasabât). Kamış, saz, Fars. nây, ney (anatomi) Kasaba-i ree = Akciğer boruları, (tıp) lltihâb-ı kasabât = Akciğer borularında hâsıl olan kızarma ve öksürük, Fransızca: bronchite.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to itch. to scratch an itchy place. to be itching for a beating or scolding. to be asked for it. scratch. trail one's coat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

itch. itching. itchiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Arab country on the peninsula of Qatar; achieved independence from the United Kingdom in 1971; the economy is dominated by oil. a peninsula extending northward from the Arabian mainland into the Persian Gulf.

Türkçe - İngilizce Sözlük

play ball. be in the swim. be out of the swim. take a share in. sit for. attend. join. join in. participate. take part. accompany. go with. share. be out of breath. adhere. affiliate. ally. ally oneself. put in an appearance. attach oneself to. chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted wheat. corn or chickpeas. meat braised in its own fat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

source. resource. resource, source. fountainhead. weld. welded place. patch. patched place. welding. patching. basis. beginning. bottom. breeding-ground. cradle. derivation. fount. fountain. fountain head. growth. ham. origin. parent. pr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

earnings. advantage. benefit. achievement. booty. decreasing returns. dimes. gain. gainings. getting. income. interest. plunder. proceeds. profit. return. win. winnings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

winning. win. obtainment. gaining. earning. achievement. acquirement. acquisition. attainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bear the bell. carry away the bell. be in pocket. win. earn. gain. obtain. get. achieve. acquire. attain. carry off. clear. come by. draw. garner. gather. get out of. land. net. purchase. realize. reap. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük

achieve. acquire. earn. gain. net. notch. pass. procure. purchase. save. take. win. to earn. to gain. to pull sth in. to pull sth down. to win. to carry sth off. to notch sth up. to pass. to get. to obtain. to acquire. to procure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquire. to earn. to win. to get. to acquire. to gain. to come off best. achieve. attain. carry. carry the day. carry off. chalk up. fall into. gather. get into. get out. get out of. grow in. heap. land. make. net. procure. profit. purchase. take. walk of

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole. stake. pile. trick. swindle. unreasonably expensive. outrageously high. highway robbery. fraudulent overcharge. overreaching. pale. bad pennyworth. picket. post.

Türkçe - İngilizce Sözlük

do smb. brown. take for a ride. cheat. overcharge. skin. bunco. chisel. clip. fleece. fob. fob smb. off. gouge. have smb. on. jew. nick. put it on. put it over on. rook. sell. soak. sting. stuff smb.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kilâb). 1. Köpek, it, fars. seg, zağar. Kelb-i akur = Salar, kudurmuş köpek. 2. (astronomi) Kelb-i Ekber, Kelb-i Asgar — İki yıldız kümesi, Fr. birincisine Grand Chien ve ikincisine Petit Chien ve Canicule derler, (tıp) DAül-kelb = Kuduz illeti.

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). Gökyüzünün güney yarım küresinde bulunan ve gözle görülenlerin en parlağı olan bir yıldız kümesi, Lat. Canis Majoris, Fr Le Grand Chien Büyük Köpek.

Türkçe Sözlük

(e. A.) («gibi» demek olan «kef» edatıyla «mâ» isminden mürekkeptir). Nitekim, olduğu gibi: Kemâkân = Olduğu gibi, eskisi gibi, değiştirmeksizin. Kemâ-fi’s-sâbık = Eskisi gibi. Kemâ-yenbegıya = Gereği gibi, lâyıkı veçhile.

Yabancı Kelime

Fr. chimiothérapie

tıp kimyasal tedavi

Hastalıkların kimyasal maddelerle tedavi edilmesi yöntemi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in eastern Africa; achieved independence from the United Kingdom in 1963; major archeological discoveries have been made in the Great Rift Valley in Kenya.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein substance which is the chief component of wool fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tough, insoluble protein substance that is the chief structural constituent of hair, nails, horns, and hoofs. this strong protein is found in skin, hair, and nails It acts as a structural protein and also provides protection Dry skin tends to have more

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başörtüsü, eşarp; boyun atkısı; mendil. kerchiefed s. başörtülü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dried bodies of the females of a scale insect , allied to the cochineal insect, and found on several species of oak near the Mediterranean.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit. chisel. cutter. chaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting implement. hatchet. cold chisel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrid. bitter. keen. piercing. poignant. pungent. rank. searching. sharp. shrill. smart. strong. tart. virulent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

keen. sharp. pungent. acute. severe. biting. bitter. clear cut. exact. exquisite. incisive. intense. lively. nipping. penetrant. penetrating. piercing. poignant. quick. salty. searching. shrewd. shrill. smart. splitting. strong. trenchant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japanese name for chi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Energy, Breath, Spirit. 'energy / force of life', like the Chinese 'chi'. spirit, life force or vital energy. 'energy' or 'life force' same as Chinese Chi. spirit, energy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Korean word for the strength and energy of life and the spirit of man, which can be harnessed by those with sufficient will, training, and purpose, to acheive results which would not be possible otherwise. the circulating life energy that in Chinese p

Türkçe - İngilizce Sözlük

polite. gentle. nice. well-born. aristocratic. aristocratical. attentive. blancmange. bland. chivalrous. civil. civilized. courteous. courtly. distingue. douce. elegant. exquisite. fashionable. gallant. genteel. kid-glove. well mannered. mild. parlia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attentive. chivalrous. civil. courteous. decent. decorous. genteel. gentle. grand. kind. mild. nice. polite. refined. slimy. well-bred. noble. distinguished.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mannerliness. nobleness. refinement. gentility. grandeur. chivalry. civility. comity. kid glove. niceness. polish. smartness. urbaneness. urbanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chivalry. civility. courtesy. gallantry. polish. refinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

refinement. breeding. a polite word or action. chivalry. civility. courtesy. cultivation. delicacy.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böbrek; böbrek şeklinde şey; soy, tip, huy. kidney bean fasulye kidney machine böbrek makinası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A primitive Chinese instrument of the cittern kind, with from five to twenty-five silken strings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An osier basket used for catching fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

offending. harsh. unkind. stinging. cutting. disobliging. galling. injurious. invidious. scathing. scorching. shocking. breaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be offended. be broken. break. fracture. go to pieces. offend. be hurt. break off. chip. crash. crush. explode. be piqued at. rive. shatter. sink. snap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit. chip. crumb. fragment. rag. scrap. snatch. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break. to chip. to split. to crush. to grind coarsely. to fold. to destroy. to kill. to cut down. to reduce. to offend. to hurt. to turn sharply to one side.

Türkçe - İngilizce Sözlük

red. carmine. crimson. cochineal. scarlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

red pepper. cayenne pepper. capsicum. chilli. chili.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hedgehog. urchin. porcupine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocation. instigation. fomentation. criminal mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pinching. choking. reducing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

maiden. girl. daughter. miss. chick. chicken. maid. babe. bird. bunny. colleen. female. gal. jenny. lass. lassie.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coaster. cradle. skid. sledge. sled. sleigh. bobsleigh. bobsled. slipway. launching ways. stiffener.

Türkçe - İngilizce Sözlük

erythema. rush. blotch. chilblain.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) örme; örgü. knitting machine örgü makinası. knitting needle örgü şişi. knitting work örgü işi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a high school giving special attention to the teaching of a foreign languag. college.

Türkçe - İngilizce Sözlük

high commissioner. ranking police officer. government inspector of firms. government observer at public meetings. commissar. commissary. police chief.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Afrika, Güney Atlas Okyanusu kıyısında, Angola ile Gabon arasında.

Coğrafi konumu: 1 00 Güney enlemi, 15 00 Batı boylamı.

Harita konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 342,000 km².

Kara: 341,500 km².

Su: 500 km².

Sınırları: toplam: 5,504 km.

sınır komşuları: Angola 201 km, Kamerun 523 km, Orta Afrika Cumhuriyeti 467 km, Kongo Demokratik Cumhuriyeti 2,410 km, Gabon 1,903 km.

Sahil şeridi: 169 km.

İklimi: Tropikal iklim hakimdir. Mart - Haziran ayları arası yağış mevsimi, Haziran - Ekim ayları arası kuru mevsimdir; yüksek sıcaklık derecesi ve nem oranı değişmezdir.

Arazi yapısı: Kıyı boyunca ovalar, güneyde havzalar, orta kısımda yaylalar, kuzeyde havzalar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Berongou Tepesi 903 m.

Doğal kaynakları: petrol, kereste, potas, kurşun, çinko, uranyum, bakır, fosfatlar, doğal gaz, hidro güç.

Arazi kullanımı: tarıma elverişli: %1.45.

Sürekli ekinler: %0.15.

Diğer: %98.4 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 20 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Mevsimsel su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,702,314 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.6 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.62 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.98 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 85.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 52.8 yıl.

Erkek: 51.65 yıl.

Kadın: 53.98 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.07 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %4.9 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 90,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - ölümleri: 9,700 (2003 verileri).

Ulus: Kongolu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kongo %48, Sangha %20, M’Bochi %12, Teke %17, Avrupalılar 8,500.

Dinler: Hıristiyanlık %50, animizm %48, Müslümanlık %2.

Diller: Fransızca (resmi), Lingala ve Monokutuba, diğer yerel diller ve lehçeler (Kikongo en çok kullanılanıdır).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %83.8.

Erkek: %89.6.

Kadın: %78.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kongo Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique du Congo.

Eski adı: Orta Kongo, Kongo/Brazzaville, Kongo.

ingilizce: Congo, Republic of the.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Brazzaville.

İdari bölmeler: 9 bölge ve 1 başkent; Bouenza, Brazzaville, Cuvette, Kouilou, Lekoumou, Likouala, Niari, Plateaux, Pool, Sangha.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1960 (Fransa’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Ağustos (1960).

Anayasa: Eylül 2000.

Hukuk sistemi: Fransız hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), BDEAC, CCC (Gümrük İşbirliği Konsey

Türkçe - İngilizce Sözlük

perching upon. setting upon. alighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to check. to check up. to control. attend machinery. boss. inspect. monitor. overhaul. superintend. to keep tab on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

confab. pipe up. have speech with. speak. talk. have a talk. have a talk with. bespeak. chin. confabulate. discourse. parley. reason. talk to smb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

confab. pipe up. have speech with. speak. talk. have a talk. have a talk with. bespeak. chin. confabulate. discourse. parley. reason. talk to smb. converse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to talk. to speak. to communicate. to converse. to chat. to talk with each other. to discuss. to talk about. to be on friendly terms with. to be on speaking terms with. to be eye-catching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coward. cowardly. chicken. chicken hearted. fainthearted. scary. pusillanimous. timid. chicken-hearted. chicken-livered. craven. dastardly. faint. fearful. funky. gutless. hen-hearted. lily-livered. pigeonhearted. poor-spirited. recreant. skulking. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicken. chickenhearted. coward. craven. spineless. timid. timorous. worm. yellow. cowardly. yellow-bellied.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cowardly. fearful. timid. fearful person. / adj. chicken hearted. coward. craven. currish. dastardly. faint. faint hearted. gutless. lily livered. nervous. pigeon livered. poor-spirited. recreant. scary. shy. sneaking. timorous. tremulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fearless. dauntless. intrepid. unafraid. safe. courageous. stalwart. undaunted. unflinching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious. dauntless. fearless. intrepid. reckless. stalwart. undaunted. unflinching. courageous. daring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm. boggle. chill. cow. daunt. dismay. frighten. horrify. overawe. scare. startle. terrorize. to frighten. to scare. to cow. to daunt. to startle. to horrify. to worry. to threaten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

frightening. scary. startling. alarming. dark. forbidding. horror. lurid. minacious. minatory. spine-chilling.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika, Karayip Denizi ve Kuzey Pasifik Okyanusu, Nikaragua ve Panama arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 10 00 Kuzey enlemi, 84 00 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 51,100 km².

Kara: 50,660 km².

Su: 440 km².

Sınırları: toplam: 639 km.

sınır komşuları: Nikaragua 309 km, Panama 330 km.

Sahil şeridi: 1,290 km.

İklimi: Tropikal iklimin etkisindedir; kuru sezon (Aralık-Nisan) ; yağışlı sezon (Mayıs-Kasım); dağlık bölgeler daha soğuktur.

Arazi yapısı: Dar kıyı şeridi doğuda yükselerek yerini ülkenin belkemiğini oluşturan iç yükseltilere bırakır. Yükseltiler daha geniş bir alan kaplayan Antil Düzlüğüne yumuşak bir biçimde alçalır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Cerro Chirripo 3,810 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma elverişli: %4.4.

Sürekli ekinler: %5.87.

Diğer: %89.73 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,080 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Ara sıra depremler ortaya çıkmakta, Atlas Okyanusu kıyısı boyunca kasırgalar etkindir; yağış sezonu boyunca alçak kısımlarda su baskınları ve toprak kaymaları görülür; volkanik aktivite vardır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,075,261 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %28.3 (erkek 590,261; kadın 563,196).

15-64 yaş: %66 (erkek 1,359,750; kadın 1,329,346).

65 yaş ve üzeri: %5.7 (erkek 108,041; kadın 124,667) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.49 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.7 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.02 yıl.

Erkek: 74.43 yıl.

Kadın: 79.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.24 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 12,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - ölümleri: 900 (2003 verileri).

Ulus: Kosta Rikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Beyaz ırk %94, siyah ırk %3, Amerika yerlileri %1, Çinliler %1, diğer %1.

Dinler: Roma Katolikleri %76.3, Evangestler %13.7, diğer Protestanlar %0.7, Yahova şahitleri %1.3, diğer %4.8, inançsız %3.2.

Diller: İspanyolca (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %96.

Erkek: %95.9.

Kadın: %96.1 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kosta Rika Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kosta Rika.

Yerel tam adı: Republica de Costa Rica.

yerel kısa şekli: Costa Rica.

ingilizce: Costa Rica.

Yönetim Biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: San Jöse.

İdari bölmeler: 7 bölüm; Alajuela, Cartago, Guanacaste, Heredia, Limon, Puntarenas, San Jose.

Bağımsızlık günü: 15 Eylül 1821 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Eylül (1821).

Anayasa: 7 Kasım 1949.

Hukuk sistemi: İspanyol hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BCIE, CACM (Orta Amerika Ortak Paza

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. ill. evil. wicked. horrible. black. chintzy. dark. devilish. dread. dreadfull. feeble. fierce. grotty. harmful. haunted. hedge. hellish. horrid. indifferent. iniquitous. lousy. malign. miscreant. nasty. nefarious. obnoxious. off. offensive. poor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad condition. malicious or evil action. wrong. badness. wickedness. cancer. devilry. harm. ill. ill- doing. iniquity. malfeasance. malice. malignancy. malignity. mischief. villainy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compact. fine. inconsiderable. junior. kid. little. mini. minor. petty. piddling. poky. scrubby. skimpy. slight. small. young. insignificant. child.

Türkçe - İngilizce Sözlük

smallness. littleness. childhood. pettiness. indignity. meanness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

littleness. infancy. smallness. childhood. pettiness. meanness. small-mindedness. infancy status.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsonist. incendiary. firebug. fire-raiser. gunstock maker. mischief maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. construction. erecting. installation. installment. constitution. contrivance. erection. establishment. forming. foundation. hatcher. hatching. instalment. institution. promotion. winding-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A disease found in the Fore tribe in New Guinea, and due to the eating of human infected tissue by members of a tribe In general the women ate brain tissue rather than the men and so it was the women and children that died relatively rapidly of the diseas

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Çocuklara Arız olan hastalık ki, kemiklerinin incelip, başlarının kalınlaşmasına ve dermansızlığa yol açar. Sıskalık, Fr. rachitisme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. audacious. blatant. bold. brash. brazen. cheeky. chit. cool. defiant. flippant. forward. fresh. impertinent. impudent. presumptuous. saucy. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a crunching sound.

Genel Bilgi

Napolyon savaşlarına kadar, askeri üniformalar çok renkli ve gösterişli idi. Ancak savaş teknolojisi geliştikçe bunun da bazı sakıncaları ortaya çıkmaya başladı. Kılıç ve kalkanla yapılan savaşlarda gösterişli üniformalar düşmanda moral bozukluğu yaratıyordu ama ateşli silahlar bulununca, bu parlak ve renkli giysiler uzaktan iyi bir hedef olmaya başladı. Bugün askerler savaşa en uygun sadelikte giyinerek giderler ve sadece gerekli teçhizatı taşırlar.

Üniformalardaki haki renk ise ilk kez İngilizler tarafından 1850’li yıllarda Hindistan’da kullanılmaya başlanmıştır. Britanya ordusundan Hary Lumsden İngiliz askerlerinin beyaz üniformaları nedeni ile kolay hedef olduklarını fark edince, üniformaların üzerine toz ve çamur sürerek ve biraz da çay ile boyayarak renklerini gölgeli kahverengine dönüştürmüş ve giysilerin rengini araziye uydurmaya çalışmıştır. Toprak rengine benzeyen bu üniformalara Hintçe toprak rengi anlamına gelen ‘Khaki’ adı verilmiş ve Türkçe’ye de ‘haki’ olarak geçmiştir.

Khaki 20. yüzyılın başlarında günün standartlarına göre değiştirildi. Bu model Amerikan özel timleri tarafından tehlikeli görevlerde kullanılmaya başlanıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda da kullanılan bu renkteki kumaşlar çok sert oldukları için askerlerin hareket kabiliyetlerini azaltıyor ve ıslandıkça daralıyorlardı. 1932 yılında pamuktan üretilen ‘cramerton’ ordu elbisesi dayanıklı olması ve içinde kolayca hareket edilebilmesi açısından İkinci Dünya Savaşı’nda ordunun kullandığı en yaygın arazi elbisesi haline geldi.

Bir sonraki aşama ise askerlerin düşman tarafından görülmemesini sağlayacak kadar araziye uygun ama aynı zamanda aynı tarafın askerlerinin birbirlerini vurmamasını sağlayacak şekilde ayırt edilebilir kumaş renk ve desenini yaratmaktı.

Aslında kamuflaja ilk olarak askerler tarafından değil, hayvanların kendilerini fark etmelerini önlemek için avcılar tarafından başvurulmuştu. Kamuflaj desenlerini yaratabilmek için İngiliz ve Fransız orduları ressamlarla işbirliği yapmıştır. Hatta Picasso’nun ordu giysilerini görünce, ‘Bunlar benim desenlerim’ diye bağırdığı bile rivayet edilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a body of water surrounded by land. a purplish red pigment prepared from lac or cochineal. any of numerous bright translucent organic pigments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basin of variable size and shape that is permanently inundated with water Landscape - The visual appearance of natural and manmade environments Leaching/Leachate - The process by which materials such as organic matter and mineral salts are washed out of

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) lamba, kandil; ışık; (çoğ.), argo gözler. lampblack (i.) kandil isi; bu isten yapılan boya. lamp chimney lamba şişesi. lamplight (i.) lamba ışığı. lamplighter (i.) sokak fenerlerini yakan adam. lamppost (i.) sokak feneri direği. lamp shade abaju

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) basit bir deniz hayvanı, batrak, (zool.) Branchiostoma amphioxus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kır manzarası, peyzaj. landscape architect bahçe mimarı. land scape gardener bahçeyi düzenleyen kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sheet, layer, or bat, of cotton fiber prepared for the carding machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The early, immature form of any animal when more or less of a metamorphosis takes place, before the assumption of the mature shape. the immature free-living form of most invertebrates and amphibians and fish which at hatching from the egg is fundamentally

Türkçe - İngilizce Sözlük

The immature stage of an insect that undergoes complete metamorphosis. the immature free-living form of most invertebrates and amphibians and fish which at hatching from the egg is fundamentally unlike its parent and must metamorphose.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The early, immature form of any animal when more or less of a metamorphosis takes place, before the assumption of the mature shape. the immature free-living form of most invertebrates and amphibians and fish which at hatching from the egg is fundamentally

Türkçe - İngilizce Sözlük

The immature stage of an insect that undergoes complete metamorphosis. the immature free-living form of most invertebrates and amphibians and fish which at hatching from the egg is fundamentally unlike its parent and must metamorphose.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A convulsive tic or hysteric neurosis prevalent among Malays, similar to or identical with miryachit and jumping disease, the person affected performing various involuntary actions and making rapid inarticulate ejaculations in imitation of the actions and

Türkçe - İngilizce Sözlük

A convulsive tic or hysteric neurosis prevalent among Malays, similar to or identical with miryachit and jumping disease, the person affected performing various involuntary actions and making rapid inarticulate ejaculations in imitation of the actions and

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kapı mandalı; (f.) mandallamak veya mandallanmak. latchkey (i.) kapı mandalını açacak anahtar; kapı anahtarı. latch key child anne ve babası çalışan çocuk. on the latch yalnız mandalla kapanmış. spring latch zemberekli mandal. latch on to

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) suya indirme; hareket ettirme. launching pad roketin hareket sahası; yeni bir teşebbüse atılmak için seçilen yer veya vesile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meşru, kanuna göre, kanuna uygun, kanuni; meşru olarak doğmuş; mantıki, düşünceye uygun, elverişli. legitimate child meşru çocuk. legitimate stage oyuncuların ve seyircilerin bir arada bulundukları canlı tiyatro. legitimacy, legitimateness i. kanuna

Türkçe - İngilizce Sözlük

The desire for sexual activity In psychoanalysis, the psychic energy associated with the life instinct.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chieftain. head. helm. leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To rise; to become or appear raised or elevated; as, the fog lifts; the land lifts to a ship approaching it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That by means of which a person or thing lifts or is lifted A hoisting machine; an elevator; a dumb waiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exercising machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The mysterious force that wings generate An aeroplane only stays up because the wings are pushing air down so hard that the weight of the machine is supported Basically a wing is just an inclined flat surface and a lot of lift is generated simply by it me

Türkçe - İngilizce Sözlük

To rise; to become or appear raised or elevated; as, the fog lifts; the land lifts to a ship approaching it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That by means of which a person or thing lifts or is lifted A hoisting machine; an elevator; a dumb waiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exercising machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The mysterious force that wings generate An aeroplane only stays up because the wings are pushing air down so hard that the weight of the machine is supported Basically a wing is just an inclined flat surface and a lot of lift is generated simply by it me

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance characterizing wood cells and differing from cellulose in its conduct with certain chemical reagents. a complex polymer; the chief non-carbohydrate constituent of wood; binds to cellulose fibers to harden and strengthen cell walls of plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hard material is cellulose plant cell walls used for support in terrestrial plants. a complex polymer; the chief non-carbohydrate constituent of wood; binds to cellulose fibers to harden and strengthen cell walls of plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance characterizing wood cells and differing from cellulose in its conduct with certain chemical reagents. a complex polymer; the chief non-carbohydrate constituent of wood; binds to cellulose fibers to harden and strengthen cell walls of plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hard material is cellulose plant cell walls used for support in terrestrial plants. a complex polymer; the chief non-carbohydrate constituent of wood; binds to cellulose fibers to harden and strengthen cell walls of plants.

Türkçe Sözlük

(i.i.denizcilik). Geminin başının iki tarafında demir zencirinin geçmesine mahsus delikler. (İtalyanca occhio isim) (Denizcilik). Gemilerin baş bodoslamalarının her iki yanında, çıpayı içine alabilen ve güverteye açılan demir zincirin geçtiği delik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kütük, ağaç gövdesi; kütük gibi şey veya adam; den. parakete, geminin süratini ölçme aleti; den. jurnal, gemi jurnalı. log cabin kütükten yapılmış kulübe. log chip den. parakete. log line den. parakete savlosu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

period of confinement after childbirth. childbed. confinement.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden, tırmanıcı bir bitki (aristolochia).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakkam ağacı, bot. Haematoxylon campechianum; bu ağacın gayet sert kerestesi; bu ağaçtan çıkan kırmızı boya maddesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. altın kamış, bot. Lysimachia vulgaris.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ornament much used in Egyptian architecture, generally asserted to have been suggested by the Egyptian water lily. white Egyptian lotus: water lily of Egypt to southeastern Africa; held sacred by the Egyptians native to eastern Asia; widely cultivated

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Chinese water lily whose root, leaves and seeds are often used in oriental cooking. common term for the plant nymphaea caerulea, which was not a lotus at all, but rather the Blue Water Lily Its buds and blossoms were the emblem of Upper Egypt and a symb

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ornament much used in Egyptian architecture, generally asserted to have been suggested by the Egyptian water lily. white Egyptian lotus: water lily of Egypt to southeastern Africa; held sacred by the Egyptians native to eastern Asia; widely cultivated

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Chinese water lily whose root, leaves and seeds are often used in oriental cooking. common term for the plant nymphaea caerulea, which was not a lotus at all, but rather the Blue Water Lily Its buds and blossoms were the emblem of Upper Egypt and a symb

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Akdeniz kıyısında, İsrail ile Suriye arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 50 Kuzey enlemi, 35 50 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 10,400 km².

Sınırları: toplam: 454 km.

sınır komşuları: İsrail 79 km, Suriye 375 km.

Sahil şeridi: 225 km.

İklimi: Akdeniz, serin, yağışlı kışlar, sıcak, kuru yazlar, Lübnan dağlarında kışlar sert geçer.

Arazi yapısı: Dar kıyı ovaları vardır; Al Biqa’ (Bekaa Vadisi) Lübnan Dağlarını ikiye böler.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Qurnat as Sawda’ 3,088 m.

Doğal kaynakları: Kireçtaşı, demir, tuz, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %16.35.

daimi ekinler: %13.75.

Diğer: %69.9 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,040 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,874,050 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.23 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.72 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.88 yıl.

Erkeklerde: 70.41 yıl.

Kadınlarda: 75.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.9 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 tahmini).

Ulus: Lübnanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %95, Ermeni %4, diğer %1.

Din: Müslüman %70, Hıristiyan, Museviler.

Diller: Arapça(resmi), Fransızca, İngilizce, Ermenice.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %87.4.

erkekler: %93.1.

kadınlar: %82.2 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Lübnan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Lübnan.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah al Lubnaniyah.

yerel kısa şekli: Lubnan.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Beyrut.

İdari bölümler: 5 vilayet; Beyrut, Ech Chimal, Ej Jnoub, El Bekaa, Jabal Loubnane.

Bağımsızlık günü: 22 Kasım 1943.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 22 Kasım (1943).

Anayasa: 23 Mayıs 1926.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACCT, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-24, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslara

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Makyavel; Makyavel politikasını güden kimse. Machiavellian s. Makyavelce. Machiavellianism i. Makyavelcilik, Makyavelizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kale siperine saldıran düşmanın üzerine kızgın yağ ve eritilmiş kurşun dökmek için açılan delik, tepe mazgalı. machie'olate f. bu amaç için delik açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. düzenbazlık etmek, dolap çevirmek, entrika çevirmek. machina' tion i., gen .çoğ. entrika, dolap, düzen. machinator i. düzenbaz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. makina; makina gibi çalışan herhangi bir şey; motorlu araç, araba; örgüt; mekanizma; politika çarkı; s. makinayla ilgili; makina ile yapılmış; f. makina ile imal etmek veya şekil vermek. machine gun makinalı tüfek, mitralyöz. machine-made

Türkçe Sözlük

(i. ing. machine = makine) (denizcilik). Büyük ağırlıkları kaldırmaya mahsus büyük bocurgat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message to one or more users or groups sent over the computer Mail can include other documents as attachments Mail can traverse multiple machines and networks See also attachment, Multipurpose Internet Mail Extensions , NeXTMail, Simple Mail Transfer Pr

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message to one or more users or groups sent over the computer Mail can include other documents as attachments Mail can traverse multiple machines and networks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message to one or more users or groups sent over the computer Mail can include other documents as attachments Mail can traverse multiple machines and networks See also attachment, Multipurpose Internet Mail Extensions , NeXTMail, Simple Mail Transfer Pr

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message to one or more users or groups sent over the computer Mail can include other documents as attachments Mail can traverse multiple machines and networks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The chief or principal part; the main or most important thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Principal; chief; first in size, rank, importance, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

any very large body of water. a principal pipe in a system that distributes water or gas or electricity or that collects sewage. most important element; 'the chief aim of living'; 'the main doors were of solid glass'; 'the principal rivers of America'; 't

Türkçe - İngilizce Sözlük

The chief or principal part; the main or most important thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Principal; chief; first in size, rank, importance, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

any very large body of water. a principal pipe in a system that distributes water or gas or electricity or that collects sewage. most important element; 'the chief aim of living'; 'the main doors were of solid glass'; 'the principal rivers of America'; 't

Türkçe Sözlük

(i.) (i. machina ki, o da Yunanca’dan alınmıştır). 1. Çarkla veya diğer usûl ve tertiple, gerek enerji, zenberek vesaire ile gerek elle hareket ettirilerek iş gören Alet: Saat, vapur makinesi; tarım makineleri. 2. Mekanik ilmi (bu mânâsı eskimiştir). 3. (argo) Tabanca.

Türkçe - İngilizce Sözlük

machine. engine. device.

Türkçe - İngilizce Sözlük

engine. machine. press. device. contraption. machinery. car.

Türkçe - İngilizce Sözlük

machine. engine. mechanism. workings. motor. machinery. device. mechanical. workhorse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

machinist. mechanic. engineer. engine driver. machine repairman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

engineer. engineman. engine operator. machine operator. machinist. shop machinist. enginedriver. locomotive driver. fitter. operative. engine driver. mechanic. runner.

Türkçe Sözlük

(i. Machiavelli’nin adından). Politikada gayeye varmak için, ahlâka aykırı da olsa her çareye başvurmayı hoş gören anlayış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in northwestern Africa; achieved independence from France in 1960; Mali was a center of West African civilization for more than 4,000 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in northwestern Africa; achieved independence from France in 1960; Mali was a center of West African civilization for more than 4,000 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grain, usually barley, that has been allowed to sprout, used chiefly in brewing and distilling An alcoholic beverage, such as beer or ale, brewed from malt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

primitive, animistic conception of psychic energy A developed person gives off this 'mana' and has an unconscious, positive influence on other people Also includes magic, spirits, demons. 'Conceit', pride, is one of the ten fetters binding one to existenc

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority, control, influence, prestige power, psychic force, effectual binding authority, be effectual, take effect, be avenged.

Türkçe - İngilizce Sözlük

manoeuvre. maneuver. gear shift. strategem. marshalling. shunt. switching. shunting. exercise. drill. field practice. evolution. field exercise. fixup. lurk. ploy. red herring. tactic. tactics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A liturgical napkin The maniple is worn draped over the celebrant's arm. or fanon, or fanelle The glorified handkerchief worn on the left wrist of the Priest, Deacon, and Subdeacon Unique to the Western Rite Often attaches with a pin to the cuff or sleeve

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a horizontally oriented chimney-like structure, usually of replacement mineralization. a horizontal ore vein; a cloak or bed.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maraskin, acı kirazdan yapılan bir çeşit likör. maraschino cherry şurup içinde konserve edilmiş kiraz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. asker yürüyüşü; resmi yürüyüş; ilerleme, gidiş; asker yürüyüşü ile bir günlük yol; muntazam adımla yürüyüş; müz. marş; f. resmi yürüyüş yaptırmak; zorla yütmek, sevketmek; yürüyüş yapmak. march past geçit töreni. marching orders askere verilen

Türkçe - İngilizce Sözlük

a glyceryl ester of margaric acid. a spread made chiefly from vegetable oils and used as a substitute for butter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Image; likeness; hence, those formed in one's image; children; descendants.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An indicator of the extent to which the achievement of the learning outcomes for a module or programme have been achieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To 'catch' the ball To qualify as a mark, the player must be in control of the ball and it can't have been touched by anothe player nor bounced before reaching the player.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand. trademark. mark. initials. identification mark. check. chip. chop. imprint. jetton. stamp. title. token.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand. trademark. mark. initials. identification mark. check. chip. chop. imprint. jetton. stamp. title. token. counter. make. stencil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

marquise. marchioness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

marchioness. marquise. platform.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilik; öz. marrowbone i. ilik kemiği; çoğ. çapraz iki kemik. marrowfat i. bir çeşit bezelye. chilled to the marrow soğuk iliğine geçmiş, iliğine kadar üşümüş. spinal marrow murdar ilik, omurilik. vegetable marrow sakız kabağı, bot. Cucurbita. pepo ma

Türkçe Sözlük

(İstanbul şivesinde: MâRUL) (i. R.). Salata yapılan ve çiy de yenen yapraklı bitki, büyük bir çeşit salata: Göbekli marul. Acı marul = Yabanî karahindibâ, güneyik, Fr. chicorâe. Eşekmarulu = Şeceretüddem. Marul sütü = Maruldan çıkarılan beyaz madde ki, tıbda ve sanayide kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buffoon. clown. mascara. butt. laughingstock. cute child. little dear. masquerade. masquerader. mascara rimel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

innocent. blameless. bulletproof. childlike. clean. clear. in the clear. lamb. unspotted. unsullied.

Türkçe - İngilizce Sözlük

printer , operator of a printing business or a printing machine. printer. typographer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uymak, benzemek; eşlemek; uydurmak; karşılaştırmak; geçmek, üstün gelmek; yazı turada karşılaştırmak üzere iki para atmak; geçirmek, birbirine tutturmak; birleştirmek evlendirmek. matching fund bağışların toplamına eşit miktarda yapılan şartlıbağış.

Türkçe Sözlük

(i. A. «taleb» den imef.) (c. matlûbat). 1. İstenilen, aranılan, talep ve arzu olunan: Servet herkesin matlûbudur. 2. Verilmiş, borç verilmiş, alacak Bervech-i matlûb, matlûb veçhile = Arzu olunduğu yolda, istenildiği gibi.

Yabancı Kelime

Fr. masochiste

ruh b. özezer

Cinsel zevk almak için kendisine eziyet edilmesi gereken, eziyet çekerek cinsel zevk alan sapık kimse.

Yabancı Kelime

Fr. masochisme

ruh b. özezerlik

Fiziksel acı veya aşağılatıcı davranışlarla doyuma ulaşma biçiminde beliren cinsel sapkınlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

masochism. masochism özezerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çayır. meadow grass çayır otu, çimen. meadow rue çayır sedefi, bot. Thalictrum meadow saffron güz çiğdemi, bot. Colchicum autumnale. meadow clover çayırtirfili, bot. Trifolium pratense.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mechanical. mechanics. machinal. push button.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mechanism. machinery. machine. fitting. contraption.

Türkçe - İngilizce Sözlük

machinery. mechanism. movement. works.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika’da, Karayip Denizi ve Meksika körfezi kıyısında, Belize ve ABD arasında, Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Guatemala ve ABD arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 23 00 Kuzey enlemi, 102 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 1,972,550 km².

Sınırları: toplam: 4,353 km.

sınır komşuları: Belize 250 km, Guatemala 962 km, ABD 3,141 km.

Sahil şeridi: 9,330 km.

İklimi: Tropikalden çöl iklimine kadar değişiklik gösterir.

Arazi yapısı: Yüksek, kayalıklı dağlar, alçak kıyı ovaları, yüksek platolar, çöller.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Salada Gölü -10 m.

en yüksek noktası: Volcan Pico de Orizaba 5,700 m.

Doğal kaynakları: Petrol, gümüş, altın, kurşun, çinko, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.66.

daimi ekinler: %1.28.

Diğer: %86.06 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 63,200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 107,449,525 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.16 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.32 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 20.26 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.41 yıl.

Erkeklerde: 72.63 yıl.

Kadınlarda: 78.33 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 160,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 5,000 (2003 verileri).

Ulus: Meksikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Melezler %60, Kızılderililer %30, beyazlar %9, diğer %1.

Din: Roma Katolikleri %89, Protestan %6, diğer %5.

Diller: İspanyolca, çeşitli Maya, Nahuatl ve diğer yerel diller.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %92.2.

erkekler: %94.

kadınlar: %90.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Meksika Devleti.

kısa şekli : Mexico.

Yerel tam adı: Estados Unidos Mexicanos.

yerel kısa şekli: Mexico.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Federal Cumhuriyet.

Başkent: Mexico City.

İdari bölümler: 31 eyalet ve 1 federal bölge; Aguascalientes, Baja California, Baja California Sur, Campeche, Chiapas, Chihuahua, Coahuila de Zaragoza, Colima, Distrito Federal, Durango, Guanajuato, Guerrero, Hidalgo, Jalisco, Mexico, Michoacan de Ocampo, Morelos, Nayarit, Nuevo Leon, Oaxaca, Puebla, Queretaro de Arteaga, Quintana Roo, San Luis Potosi, Sinaloa, Sonora, Tabasco, Tamaulipas, Tlaxcala, Veracruz-Llave, Yucatan, Zacatecas.

Bağımsızlık günü: 16 Eylül 1810 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 16 Eylül (1810).

Anayasa: 5 Şubat 1917.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), BCIE, BIS (Uluslararası İmar Bankası), Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Y

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. chit. communication. epistle. lettergram. note paper. post book. postage book.

Türkçe - İngilizce Sözlük

melody. tune. air. chime. sound. strain. theme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. hankie. hanky. rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. hanky. hankie.

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. nose rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxious. awestruck. buff. curious. hooked. inquiring. inquisitive. interested. searching. solicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave. manly. red-blooded. manful. chivalrous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave. manly. red-blooded. manful. chivalrous. courageous. courageous yiğit. dependable. trustworthy.

Yabancı Kelime

Fr. métapsychique

ruh b. ruh ötesi

Ruhlarla ilişki kurma, gelecekten haber verme gibi ruh biliminin kapsamına girmeyen ve onun dışında incelenen olayları kapsayan (alan).

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring forth. to produce. to be the cause of sth. to generate. to institute. to fabricate. to originate. to develop. to form. to compose. to frame. to work. to make. to establish. to execute. achieve. afford. constitute. grow. make up. to bring to pass.

Türkçe Sözlük

(i. A. «meyt» ten smüş.) (mü. meyyite). Ölü, ölmüş. (A. c. mevtâ, emvât). 1. Ölmüş adam, ölü. Ölmüş adamın bedeni, cenaze (asıl cenaze teçhiz ve tekfin olunup tabutla götürülen «naaş»; «meyit» ise henüz teçhiz ve tekfin olunmadan, yatakta serilmiş olan ölüdür). 2. mec. Pek zayıf ve sapsarı adam. (anatomi) Teşrîh-I meyt, keşf-i m«yt = Ölümünün sebepleri hakkında şüphe olunan ölünün açılıp muayene olunması, otopsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mika, evrenpulu. mica schist mika taşı. micaceous s. mikamsı; mikah; mikaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. titrersinek, zool. Chironomus plumosa; ufak yapılı yaratık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stands for Music Instrument Digital Interface It allows a computer to store and replay a musical instrument's output. Standard specifications that enable electronic instruments such as the synthesizer, sampler, sequencer, and drum machine from any manufac

Türkçe - İngilizce Sözlük

Musical Intruments Digital Interface A digital music instrument standard which has been around for about twenty years and is still going strong MIDI is a way in which keyboards, synths, drum machines and computers convey musical information to each other

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. civanperçemi, bot. Achillea millefolium.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bland flavored cereal grass used chiefly for forage in the U S , but as a staple for one-third of the world's population Millet can be boiled and used to make a hot cereal pilaf or ground and used as flour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gluten free carbohydrate for energy, also has a unique amino acid profile. a tiny, round golden gain that becomes light and fluffy when cooked; popular in India and China. any of various small-grained annual cereal and forage grasses of the genera Panic

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. değirmencilik; madeni paranın kenanndaki tırtıllar. milling machine freze makinası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

architect. master builder. builder. surveyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

architecture. architectonics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

architecture. being an architect.

Türkçe Sözlük

(e. A.). 1. -den, den beri. Min elevvel-ilâ-Ahırihi = Başından sonuna kadar. Mine’l-ezel = Ezelden, ezelden beri. Yevmen mine’l-eyyâm = Günlerden bir gün. Min-ba’d = Bundan sonra, ondan sonra. 2. -den dolayı, sebebiyle. Min cihetin = Bir cihetten, bir cihetçe. Min külli’l-vücûh Her veçhile. Min gayri haddin = Haddim olmayarak. Min gayri resmin = Resmî olmayarak, gayriresmî surette. Anhâ minhâ = Şundan bundan, şu bu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who minds, tends, or watches something, as a child, a machine, or cattle; as, a minder of a loom.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One to be attended; specif., a pauper child intrusted to the care of a private person.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bodyguard As in, 'He's not so tough, but there's a couple of minders watching over him '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bodyguard As in, 'He's not so tough, but there's a couple of minders watching over him '. a woman who looks after babies in her own home while their parents are working.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subterranean cavity or passage A pit or excavation in the earth, from which metallic ores, precious stones, coal, or other mineral substances are taken by digging; distinguished from the pits from which stones for architectural purposes are taken, and w

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaramazlık; haylazlık; haylazca hareket veya tavır; haylaz kimse; zarar, ziyan, hasar; zararlı şey; k.dili şeytan. mis chiefmaker i. kavga -çıkaran veya fitnecilik eden kimse. get into mischief yaramazlık etmek. keep out of mischief yaramazlıktan

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaramaz, haylaz; zarar verici. mischievously z. yaramazca; zarar vermek niyetiyle; zarar verecek şekilde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion look. chic. conformity to fashion. dressy. elegant. all the kick. modish. posh. ritzy. snappy. stylish. swagger. swish. switched on. trendy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something intended to serve, or that may serve, as a pattern of something to be made; a material representation or embodiment of an ideal; sometimes, a drawing; a plan; as, the clay model of a sculpture; the inventor's model of a machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prototype or surrogate of a complex situation It can be a physical model, such as an architectural model of urban design, or a mathematical model of interactions of many variables It is used in simulations for relating various components together or can

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person of modern times; opposed to ancient. a typeface distinguished by regular shape and hairline serifs and heavy downstrokes a contemporary person characteristic of present-day art and music and literature and architecture used of a living language;

Türkçe - İngilizce Sözlük

Clean, architectural and streamlined 20th century furniture with roots in the German Bauhaus School of architecture and Scandinavian design Sometimes known as International Style.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Clean, architectural and streamlined 20th century furniture with roots in the German Bauhaus School of architecture and Scandinavian design.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An advocate of the teaching of modern subjects, as modern languages, in preference to the ancient classics. an artist who makes a deliberate break with previous styles of or relating to modernism; 'modernist paintings'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in eastern Europe; formerly a European soviet but achieved independence in 1991.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in eastern Europe; formerly a European soviet but achieved independence in 1991.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The flow of activities and the pace of teaching and learning maintained in a classroom. 'the effect of an impelling force, suddenly and momentarily communicated'. an impelling force or strength; 'the car's momentum carried it off the road'. the product of

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kral, padişah, hükümdar. monar'chic(al) s. krallık usulüne ait. mon'srchism i. krallık hükümeti sistemi, kraliyetçilik. monarchist i. krallık usulü taraftarı, kraliyetçi.

Yabancı Kelime

Fr. monarchie

top. b. tek erklik

Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim.

Yabancı Kelime

Fr. monarchiste

top. b. tek erkçi

Monarşizme ilişkin, bu rejimi benimseyen ve savunan.

Yabancı Kelime

Fr. monarchisme

top. b. tek erkçilik

Monarşi yanlılarının siyasi öğretisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kargaotu, bot. Lysimachia nummularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, mortice i., f., mim. zıvana, lamba, yuva, tıkaç deliği; f. zıvana açmak; zıvana ile birleştirmek. mortise chisel zıvana açmaya yarayan keski. mortise lock zıvana içine yerleştirilen kilit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prime mover; a machine by means of which a source of power, as steam, moving water, electricity, etc., is made available for doing mechanical work.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A motor car; an automobile. machine that converts other forms of energy into mechanical energy and so imparts motion a nonspecific agent that imparts motion; 'happiness is the aim of all men and the motor of all action'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device or machine that converts other forms of energy into mechanical energy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Principally a machine that converts electrical energy into mechanical energy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rotating machine that converts electrical power into mechanical power.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A machine that converts electrical energy to mechanical energy It is activated by ac or dc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A machine that produces motion or power for doing work.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A machine which transforms electric energy into mechanical energy Standard motors are dual voltage and operate at 1725 RPM. adj Of, relating to, concerned with, or involving muscular movement. a device that provides rotary movement, see electric motor and

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used as a verb, it is to travel by car. generally refers to an electric motor. machine that converts other forms of energy into mechanical energy and so imparts motion. a nonspecific agent that imparts motion; 'happiness is the aim of all men and the moto

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kımıldanır, oynar, hareket eder; hareket verici; etkili, dokunaklu. moving day mesken değiştirilen gün, taşıma günü. moving picture sinema. moving picture. machine sinema makinası. moving platform hareket eden platform. moving stairway yürüyen merdi

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (mowed, mown) biçmek, tırpan veya orak ile biçmek; down ile top ve ya tüfek ateşi ile biçip öldürmek. mowing machine ekin biçme makinası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Memory unit Usually a printed circuit board assembly populated with memory chips that stores a certain quantity of memory Intel term for one of the types of cards in a memory system card set.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Chinese word meaning 'not yes, not no' or 'this does not have any meaning ' It could be the answer to the Zen koan, 'Does a dog have the Buddha nature '. the building letter code for Milberry Union, 500 Parnassus Avenue, San Francisco.

Türkçe - İngilizce Sözlük

China Eastern Airlines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. freedom. immunity. franchise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

calling to account. chiding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

director. manager. head. chief. headmaster. principal. administrator. doer. woman manager. old man. superintendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

effective. efficacious. influential. touching. impressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. chat. chitchat. conversation. affection. love. small talk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

of China. informal terms for a mother. secrecy; 'mum's the word'. failing to speak or communicate etc when expected to; 'the witness remained silent'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocrite. double-dealer. makebate. mischief maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

governess of children. governess.

Türkçe - İngilizce Sözlük

show put on by schoolchildren. function. performance. special event.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. misk; misk kokusu; misk otu, amberçiçeği, misk kokulu herhangi bir bitki. musk deer misk geyiği, zool. Moschus moschiferus. musk geranium kokulu sardunya. musk ox misk sığırı, zool. Ovibos moschatus. musk plant misk otu, bot. Mimulus moschatus. mu

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the oldest scaples known, and is used for aprons, blouses, bedspreads, handkerchiefs, house dresses, interlinings, linings, sheets, underwear, and a host of other articles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

success. accomplishment. achievement. hit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sly. trick. waggish. wicked. teasing. mischievous. naughty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who likes to tease good-naturedly. prankster. puchish. rogue. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-natured teasing. kidding. booby trap. caper. jape. lark. mischief. prank. roguery. shenanigans. spoof. wheeze. whimsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy. trick. harmful. detrimental. mischievous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

injurious. mischievous. naughty. sb who likes to tease. harmful. detrimental. baneful. deleterious. noxious. prejudicial.

Türkçe - İngilizce Sözlük

National Archives. 2HPO4: Sodium phosphate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transportation. carriage. transport. shipping. forwarding. conveying. shipment. freight forwarding. dispatching. cartage. portage. merchanting house.

Türkçe - İngilizce Sözlük

National Architecture Review.

Türkçe - İngilizce Sözlük

means the National Archives and Records Administration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

National Archives and Records Administration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

National Archives and Records Administration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

National Archives and Records Administration The U S National Archives, located in Washington DC, is charged with storing historical documents of the United States Military records over 70 years old , ship's passenger lists, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An architecture for attaching a shared disk storage device to a server, which relies on an Ethernet LAN to make the connection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Collection of Digital architectures and development programs intended to provide a significant affinity between VAX systems and various workstations, including Macs and IBM-compatible PCs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. doğal, tabii, asıl, doğuştan; normal, suni olmayan; tabiata uygun; müz. doğal, natürel; i., A.B.D., k.dili doğuştan hünerli kimse; müz. be kar; piyanonun beyaz tuşu; (eski) doğuştan budala. natural child gayri meşru çocuk; öz çocuk. natural chi

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. harp gemilerine ait; denizel, bahri. naval academy deniz harp akademisi. naval architecture gemi inşaatçılığı. naval base deniz üssü. naval forces deniz kuvvetleri. naval officer deniz subayı. naval power harp donanması olan memleket. naval reserv

Türkçe - İngilizce Sözlük

courteous. fragile. polite. of delicate build. delicate which calls for finesse. bland. chivalrous. civil. civilized. considerate. critical. cultivated. dainty. decent. delicate. gallant. gentle. graceful. gracious. kind. mannerly. pol.

Genel Bilgi

İüphesiz tarih boyunca tüm insanlarda görme kusuru olmuştur. 13. yüzyılda gözlük ortaya çıkıncaya kadar gerek doğuştan gerekse sonradan göz bozukluğu olan insanlar, ömürlerini böyle geçirmeye, iş yapamamaya hatta evden dışarı çıkamamaya mahkumdular.

Aslında gözlüğün ana malzemesi olan camın tarihi dört bin 500 yıl evveline kadar gidiyor. Antik dünya insanlarının optik hakkında bilgileri olduğu, camın belirli bir formunun cisimleri büyüttüğünü fark ettikleri biliniyor. Hatta milattan önce bin yıllarına ait, büyüteç olarak kullanılmış cam örneklerine Girit’teki kazılarda rastlanılmıştır. Ne var ki büyütecin cam haline gelmesi çok zaman aldı.

Gözlüğü ilk bulan kişinin kim olduğu bilinmiyor. İnsanlık tarihinin büyük teşekkür borçlu olduğu, bu parlak buluşu gerçekleştiren kişinin kim olduğu bütün araştırmalara rağmen hala sırrını koruyor. Bu kişinin 1250 veya 1280 yıllarında Venedik’te yaşamış olması büyük bir olasılık, çünkü 13. yüzyılda, Ortaçağda Venedik, İtalya’da cam üretimiyle ünlü olan bir yerdi.

İlk gözlüklerin mercekleri konveks, yani dışbükeydi ve sadece yakını görme problemi olanların işlerine yarıyordu. Uzağı görme sorunu olanların derdine çare olacak konkav (içbükey) merceklerin üretilmesi için yüzyıl geçmesi gerekecekti. Görüldüğü gibi gözlüğün tarih içindeki gelişmesi oldukça yavaştır.

Uzağı görme sorununu yani miyopluğu düzeltecek merceklerin ancak 15. yüzyılda yapılabilmesinin sebebi o tarihlerde, gözlüğün daha çok yakını okuma amaçlı kullanılması, uzağı görememenin o kadar önemsenmemesi ve içbükey merceklerin imalinin daha zor ve pahalı olmalarıydı.

Gözlük icat edildikten ancak 350 yıl sonra düşmeden yüzün ortasına tutturulabildi. Aslında bu gözlük tarihindeki en son ve önemli buluştu. Edward Scarlett 1730’da Londra’da sabit gözlük sapım icat etti. Saplar kafaya göre ayarlanabildiği için gözlük burun üzerine daha az ağırlık yapıyor, düşme tehlikesi de önlenmiş oluyordu.

Ancak tüm bu yavaş gelişmeye karşın gözlüğün insanlığa hizmeti büyük oldu, en azından onların yaşama bağlılıklarını arttırdı. Matbaanın icadından, basılan kitap ve gazete sayısının artmasından sonra gözlük lüks olmaktan çıkıp tam bir ihtiyaç oldu.

14. yüzyıl ortalarında İtalyanlar gözlük camlarına belki şekillerindeki benzerlikten dolayı ‘mercimek’ anlamında ‘lenticchie’ adını verdiler. İngilizcesi de ‘lentis’ olan mercimek, yaklaşık iki yüzyıl gözlük camı anlamında da kullanıldı. Günümüzde kullanılan ‘lens’ adının kökeni de bu sebeple mercimeğe dayanıyor.

İlk gözlükçü dükkanı 1783’de Philadelphia’da açıldı. Francis Mc Allister dükkanında gözlükleri bir sepetin içine yığıyor, müşteriler de bunları tek tek deneyerek gözlerine uygun geleni alıyorlardı.

İlk güneş gözlüklerinin 1430’lu yıllarda Çinliler tarafından kullanıldığını biliyor muydunuz? Ateşte dumanın isi ile kararttıkları gözlükler görme kusurlarını düzeltmek için değildi. Sanılacağı gibi Güneş’ten korunmak için de değildi. Çinliler başta mahkemeler olmak üzere bir çok yerde gözleri görünmesin, düşünceleri göz ifadelerinden belli olmasın diye bu koyu renkli gözlükleri takıyorlardı. Daha sonraları İtalya’dan Çin’e numaralı gözlükler de getirildi ama Çinliler onların da çoğunu iste kararttılar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stingy. tight-fisted. moneygrubber. penny pinching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

National Electrical Manufacturers' Association Provides voluntary standards that aid users and manufacturers in designing, selecting, and specifying electrical devices, enclosures, assemblies, and rotating machines. An organization associated with medical

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Çin ile Hindistan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 28 00 Kuzey enlemi, 84 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 140,800 km².

Sınırları: toplam: 2,926 km.

sınır komşuları: Çin 1,236 km, Hindistan 1,690 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kuzeyde serin yazlar ve sert kışlar, güneyde subtropikal yazlar ve ılıman kışlar yaşanır.

Arazi yapısı: Güneyde Gang Nehri havzası, orta kısımlarda tepelikler, kuzeyde dik Himalaylar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Kanchan Kalan 70 m.

en yüksek noktası: Everest Dağları 8,850 m (1999 verileri).

Doğal kaynakları: Kuvars, su, kereste, doğa güzelliği, linyit yatakları, bakır, kobalt, demir.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %42.

Diğer: %26 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 8,500 km (1993 verileri).

Doğal afetler: Sert yıldırımlı fırtınalar, su baskınları, toprak kaymaları, kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 25,284,463 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.32 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 74.14 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 58.22 yıl.

Erkeklerde: 58.65 yıl.

Kadınlarda: 57.77 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.58 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.29 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 34,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 2,500 (1999 verileri).

Ulus: Nepalli.

Nüfusun etnik dağılımı: Brahman, Chetri, Newar, Gurung, Magar, Tamang, Rai, Limbu, Sherpa, Tharu, ve diğer (1995).

Din: Hinduizm %86.2, Budizm %7.8, İslam %3.8, diğer %2.2 (1995).

Diller: Nepalca (1995).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %27.5.

erkekler: %40.9.

kadınlar: %14 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Nepal Krallığı.

kısa şekli : Nepal.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Katmandu.

İdari bölümler: 14 bölge; Bagmati, Bheri, Dhawalagiri, Gandaki, Janakpur, Karnali, Kosi, Lumbini, Mahakali, Mechi, Narayani, Rapti, Sagarmatha, Seti.

Bağımsızlık günü: 1768 (Prithvi Narayan Shah tarafından birleştirilmiştir).

Milli bayram: Kral Gyanendra’nın doğum günü, 7 Temmuz (1946).

Anayasa: 9 Kasım 1990.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Fede

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheerful. cheery. joyful. merry. gay. jolly. hilarious. sprightly. sunny. airy. animate. animated. blithe. boon. breezy. bright. bucked. buoyant. buoyed up. chirpy. cock-a-hoop. debonair. debonaire. easygoing. eupeptic. exhilarated. gamesome. genial.

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. blithe. breezy. bright. bubbly. buoyant. cheerful. cheery. chirpy. convivial. ebullient. gay. gleeful. hilarious. jaunty. jocund. jolly. joyful. lively. merry. sanguine. sporty. sprightly. sunny. vivacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheerful. joyful. merry. in good spirits. animated. blithe. cheery. chippy. chirpy. cock a hoop. convivial. festal. flushed. frisky. gay. gladsome. gleeful. good- humored. happy. jocund. jolly. jovial. joyous. lively. lyrical. perky. rip roaring. rollicki

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabric of twine, thread, or the like, wrought or woven into meshes, and used for catching fish, birds, butterflies, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything designed or fitted to entrap or catch; a snare; any device for catching and holding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Microsoft initiative introduced in 2000, with parts of it expected to launch over the next few years Their ultimate goal is to change the Internet by creating an online application-hosting architecture and integrating desktop and handheld devices that u

Türkçe - İngilizce Sözlük

civility. courtesy. kindness. delicacy. politeness. decency. chivalry. civility res.

Genel Bilgi

Her insan vücudu zaman geçtikçe yaşlanır. İnsan ömrü her kişiye göre farklı olmakla birlikte günümüzde ortalama 75 yıla ulaşmıştır.

Bilimciler insanların 150 yıla kadar yaşayabileceklerine inanıyorlar. Bugüne kadar kayda geçen en uzun insan ömrü, Japon Shigechiyo Izumi’ye aittir. Bu kişi 120 yıl 237 gün yaşamıştır.

İnsanların büyümesi, yaşlanmaları ve ölmeleri üzerine çeşitli teoriler var. Bir teoriye göre, Ömrümüz süresince biyolojik aktivitemizde ortaya çıkan bazı kimyasal reaksiyonlar, gün geçtikçe başta böbrek ve kalp olmak üzere sağlıklı hücrelerimize zarar vermektedir.

Bir başka teoriye göre ise, genetik programlamamızla ömrümüz önceden belirlenmiştir. Program, hücrelerimiz üzerinden yaşlanmamızı kontrol ediyor, yeterli sayıda hücre öldükten sonra organlar gereken düzeyde çalışmıyor ve insan ölüyor. Ancak ilk çağlarda insan ömrü ortalama 30-40 yıl iken günümüzde 75 yıla ulaşması, bu savı çürütmektedir.

Bu amaçla bilimciler, meyve sineklerinin genleri ile oynayarak daha uzun Ömürlü sinekler yaratmayı başarmışlardır. Bu uzun ömürlü sineklerin diğerlerinden farkları oksitlenmeyi önleyen enzim nedeniyle, savunma sistemlerinin daha güçlü olması ve yağ depolama kabiliyetleri bakımından açlığa dayanıklı olmalarıdır.

Meyve sineği üzerinde yapılan araştırmalar, insan ömrü konusunda ciddi bir ipucu verememiştir, ancak genetik bakımdan insanlara daha yakın olan fareler üzerinde yapılan çalışmaların daha gerçekçi bilgiler verebileceği sanılmaktadır.

Bir başka saptama da, metabolizması yüksek, yani oksijeni çok hızlı yakan canlıların, yavaş yakanlara göre daha az yaşadıklarıdır. Örneğin, farelerin metabolizmik hızları insandan daha yüksektir, ama nadiren 3 yıldan fazla yaşarlar.

Son zamanlarda adlarından sıklıkla söz edilen E ve C vitaminlerinin de, antioksidan grubunda yer alarak, yaşlanmayı çok az da olsa geciktirdikleri gözlemlenmektedir.

İnsan vücudunda, hücrelerin bölünerek, yeni hücre oluşturabilmelerinin de sayısı sınırlıdır. Sonuna kadar bölünebilen tek hücre kanser hücresidir. Dolayısıyla aslında kanserin sırrının çözülmesi insanın yaşlanma olgusuna da ışık tutacaktır.

Genel Bilgi

Her insan vücudu zaman geçtikçe yaşlanır. İnsan ömrü her kişiye göre farklı olmakla birlikte günümüzde ortalama 75 yıla ulaşmıştır.

Bilimciler insanların 150 yıla kadar yaşayabileceklerine inanıyorlar. Bugüne kadar kayda geçen en uzun insan ömrü, Japon Shigechiyo Izumi’ye aittir. Bu kişi 120 yıl 137 gün yaşamıştır. İnsanların büyümesi, yaşlanmaları ve ölmeleri üzerine çeşitli teoriler var. Bir teoriye göre, ömrümüz süresince biyolojik aktivitemizde ortaya çıkan bazı kimyasal reaksiyonlar, gün geçtikçe başta böbrek ve kalp olmak üzere sağlıklı hücrelerimize zarar vermektedir.

Bir başka teoriye göre ise, genetik programlamamızla ömrümüz önceden belirlenmiştir. Program, hücrelerimiz üzerinden yaşlanmamızı kontrol ediyor, yeterli sayıda hücre öldükten sonra organlar gereken düzeyde çalışmıyor ve insan ölüyor. Ancak ilk çağlarda insan ömrü ortalama 30-40 yıl iken günümüzde 75 yıla ulaşması, bu savı çürütmektedir.

Bu amaçla bilimciler, meyve sineklerinin genleri ile oynayarak daha uzun ömürlü sinekler yaratmayı başarmışlardır. Bu uzun ömürlü sineklerin diğerlerinden farkları oksitlenmeyi önleyen enzim nedeniyle, savunma sistemlerinin daha güçlü olması ve yağ depolama kabiliyetleri bakımından açlığa dayanıklı olmalarıdır.

Meyve sineği üzerinde yapılan araştırmalar, insan ömrü konusunda ciddi bir ipucu verememiştir, ancak genetik bakımdan insanlara daha yakın olan fareler üzerinde yapılan çalışmaların daha gerçekçi bilgiler verebileceği sanılmaktadır.

Bir başka saptama da, metabolizması yüksek, yani oksijeni çok hızlı yakan canlıların, yavaş yakanlara göre daha az yaşadıklarıdır. Örneğin, farelerin metabolizmik hızları insandan daha yüksektir, ama nadiren üç yıldan fazla yaşarlar.

Son zamanlarda adlarından sıklıkla söz edilen E ve C vitaminlerinin de, antioksidan grubunda yer alarak, yaşlanmayı çok az da olsa geciktirdikleri gözlemlenmektedir.

İnsan vücudunda, hücrelerin bölünerek, yeni hücre oluşturabilmelerinin de sayısı sınırlıdır. Sonuna kadar bölünebilen tek hücre kanser hücresidir. Dolayısıyla aslında kanserin sırrının çözülmesi insanın yaşlanma olgusuna da ışık tutacaktır.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Afrika’da, Gine Körfezi kıyısında, Benin ile Kamerun arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 10 00 Kuzey enlemi, 8 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 923,768 km².

Sınırları: toplam: 4,047 km.

sınır komşuları: Benin 773 km, Kamerun 1,690 km, Cad 87 km, Nijer 1,497 km.

Sahil şeridi: 853 km.

İklimi: Çeşitlidir güneyde ekvator iklimi, orta kısımlarda tropikal, kuzeyde çöl iklimi görülür.

Arazi yapısı: Güneyde alçak bölgeler, orta kısımda tepelikler ve platolar, güneydoğuda dağlar, kuzeyde ovalar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Chappal Waddi 2,419 m.

Doğal kaynakları: Doğal gaz, petrol, kalay, demir, kömür, kireçtaşı, kurşun, çinko, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %44.

Ormanlık arazi: %12.

Diğer: %8 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 9,570 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Periyodik kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 126,635,626 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.61 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.28 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 73.34 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 51.07 yıl.

Erkeklerde: 51.07 yıl.

Kadınlarda: 51.07 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 5.57 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %5.06 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2.7 milyon (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 250,000 (1999 verileri).

Ulus: Nijeryalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Nijerya, nüfusu oldukça yüksek olan Afrika ülkesi olarak 250 civarında etnik grubu barndırır. Bunlardan en popülerleri: Hausa ve Fulani %29, Yoruba %21, Igbo (Ibo) %18, Ijaw %10, Kanuri %4, Ibibio %3.5, Tiv %2.5.

Din: Müslüman %50, Hıristiyan %40, yerel inançlar %10.

Dil: İngilizce (resmi), Hausa, Yoruba, Igbo (Ibo), Fulani.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %57.1.

erkekler: %67.3.

kadınlar: %47.3 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Nijerya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Nijerya.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Abuja.

İdari bölümler: 36 eyalet ve 1 bölge; Abia, Abuja Federal Başkent Bölgesi, Adamawa, Akwa Ibom, Anambra, Bauchi, Bayelsa, Benue, Borno, Cross, Delta, Ebonyi, Edo, Ekiti, Enugu, Gombe, Imo, Jigawa, Kaduna, Kano, Katsina, Kebbi, Kogi, Kwara, Lagos, Nassarawa, Nijer, Ogun, Ondo, Osun, Oyo, Plato, Nehirler Bölgesi, Sokoto, Taraba, Yobe, Zamfara.

Bağımsızlık günü: 1 Ekim 1960 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 1 Ekim (1960).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), ECOWAS (Batı Afrika Ekonomik Topluluğu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-15, G-19, G-24, G-77, IAEA (Ulusla

Türkçe - İngilizce Sözlük

Net-user Identifier Module The Global Chip-card Alliance's NIM project is a collaborative effort by member organisations to design a single application that will enable smart card terminals worldwide to identify and grant access to 'foreign' application p

Türkçe - İngilizce Sözlük

chickpea. chick-pea. gram. chick pea.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A typical, structural unit; a type. a standard or model or pattern regarded as typical; 'the current middle-class norm of two children per family'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An average, common, or standard performance under specified conditions, e g , the average achievement test score of nine-year-old children or the average birth weight of male children.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The number of points a player must achieve in an international tournament to gain qualification for FIDE titles.

Yabancı Kelime

Fr. neurochirurgie

tıp beyin cerrahisi

Hastanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm.

Yabancı Kelime

Fr. neurochirurgien

tıp beyin cerrahı

Beyin konusunda uzmanlık yapmış cerrah.

Türkçe - İngilizce Sözlük

note. memorandum. minute. mark. grade. annotation. billet. chit. flapper. line. memo. scrip.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nühye). Akıl, zekâ, idrak, Ar. fetanet. Ulü-n-nühâ = Akıl ve idrak sçhipleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of nomads (under the authority of a chief. large tent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cookstone. range. kiln. blast furnace. forge. quarry. mine. den. meeting place. association. society. organization. family. household. oven. crucible. cookhouse. incinerator. pit. chimney. chimey casing. retort. uptake. hole. coal pit. coal mine. residenc

Türkçe - İngilizce Sözlük

stoker. chimney sweep. man in charge of making coffee and tea in a coffee-house.

Türkçe Sözlük

(i.), (aslı Hintçe: id). Yanarken güzel koku veren bir ağaç ki, Hindistan’dan gelir. Ödağacı = Ar. Üd (aquillaria agollochia).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Office Document Architecture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Until 1990 known as Office Document Architecture A standard for defining document components for interchange between differing word processors and desktop publishing systems An attempt to classify the features of such systems It combines a structure view

Türkçe - İngilizce Sözlük

Open Document Architecture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Open Document architecture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cowardly. pusillanimous. chicken hearted. chinless. coward. currish. lily livered. poor-spirited. scary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Denoting reference to a thing; about; concerning; relating to; as, to boast of one's achievements.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Original finish May be plastic, resin, or china, and are shown without altering their appearance as they came from the factory. prep of [OE of].

Türkçe - İngilizce Sözlük

offset. offset printing. offset printing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctrine. teaching. teaching doktrin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

teaching. education. teaching. schooling. tuition. schoolteaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

education. instruction. schooling. teaching. tuition. schooling tedris. tedrisat. talim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

education. instruction. schooling. training. teaching. tuition.

Türkçe - İngilizce Sözlük

teaching. indoctrination. training.

Türkçe - İngilizce Sözlük

teaching. profession/duties of a teacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a teacher. mastership. profession of teaching. scholastic profession. schoolteaching. teaching job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

teaching. profession/duties of a teacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a teacher. mastership. profession of teaching. scholastic profession. schoolteaching. teaching job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a retching noise (before or when vomiting. to low. to bellow. gag. retch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to make retching sounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to make retching sounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük

making a retching sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

making a retching sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Office Kids,children of office employees.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The color of the body is chiefly reddish chestnut, the cheeks are yellowish white, and the fore and hind legs above the knees and the haunches are striped with purplish black and cream color. similar to the giraffe but smaller with much shorter neck and s

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphan. motherless. without relations/friends. motherless child.

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphan. fatherless. charity child. orphan child.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takımerki, oligarşi. oligarch i. oligarşi yöneticisi. oligarchic(al) s. oligarşiye ait.

Yabancı Kelime

Fr. oligarchie

top. b. takım erki

Siyasal gücün birkaç kişilik bir grubun elinde toplandığı yönetim, aristokrasinin daralmış biçimi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

kick the bucket. belly up. go belly up. bite the dust. hand in one's checks. hand in one's chips. pay one's debt to nature. go the way of all flesh. gasp one's life out. hop the twig. die. pass away. depart. cash in. choke. conk. croak. cut up. decea.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object Management Architecture: a set of standards under study by OMG, on which CORBA is based. Operations Maintenance Army.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object Management Architecture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object Management Architecture: a set of standards under study by OMG, on which CORBA is based. Operations Maintenance Army.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object Management Architecture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spine. backbone. vertebral column. spinal coloumn. keel. carina. rachis. vertebrae.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In addition to; besides; indicating multiplication or succession in a series; as, heaps on heaps; mischief on mischief; loss on loss; thought on thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük

leader. shepherd. chief lider. şef.

Türkçe - İngilizce Sözlük

leader. chief. cock n. cock of the walk. commander. head man. manuduction. protagonist. spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. fig. fillip. knick nack. stiver. toy. trifle. a mere trifle. twopence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-respect. self-esteem. pride. distinction. chivalry. glory. honour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-respecting. chivalrous. proud.

Türkçe - İngilizce Sözlük

There is an analogy I made in the Chinese dictornay with the Chinese opera, will if you don't know Chinese, it probably would be difficult to undertand the analogy Anyhow, opera is just like a theatre show, the only difference is that it's based on music

Türkçe - İngilizce Sözlük

Open Architecture Purse System.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the mouth; surrounding or lining the mouth; as, oral cilia or cirri. an examination conducted by word of mouth a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated in the mouth; fixation at this stage is said t

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the mouth; surrounding or lining the mouth; as, oral cilia or cirri. an examination conducted by word of mouth a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated in the mouth; fixation at this stage is said t

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. orkide, salep bot. Orchis. orchida'ceous s. salepgillere ait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A component part performing an essential office in the working of any complex machine; as, the cylinder, valves, crank, etc., are organs of the steam engine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To furnish with organs; to give an organic structure to; to endow with capacity for the functions of life; as, an organized being; organized matter; in this sense used chiefly in the past participle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sing in parts; as, to organize an anthem. bring order and organization to; 'Can you help me organize my files?' arrange by systematic planning and united effort; 'machinate a plot'; 'organize a strike'; 'devise a plan to take over the director's office

Türkçe - İngilizce Sözlük

To furnish with organs; to give an organic structure to; to endow with capacity for the functions of life; as, an organized being; organized matter; in this sense used chiefly in the past participle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sing in parts; as, to organize an anthem. bring order and organization to; 'Can you help me organize my files?' arrange by systematic planning and united effort; 'machinate a plot'; 'organize a strike'; 'devise a plan to take over the director's office

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. body politic. machine. opposite number. organism. outfit. packer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle. middle child. hydrangea.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the second child in a family which has three children. middle-sized thing. hortensia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanket. apron. cover. covering. coverture. mantle. shroud. any cloth covering. roof. coat. coating. cloak. casing. kerchief. baldachin. mask. shade. wall. wagon cover. hood. wrap. vamp. throw. overlaying. shrouding. blind. cloth. cot. rug. spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blare. honk. hoot. sound. squeak. squeal. toot. warble. to sing. to chirp. to crow. to sound. to toot. to resound. to echo. to talk foolishly. to squeal. to squeak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

automaton. flash heater. timed light switch. vending machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

automat. automatic selling machine. automatic vending machine. automatic machine. mechanical seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük

automaton. flash heater. timed light switch. vending machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

automat. automatic selling machine. automatic vending machine. automatic machine. mechanical seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitchiker. hitcher. hitchhiker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitchiker. hitcher. hitchhiker.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teçhizatçı; giyim eşyası satan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. beklenilenden daha başarılı olmak. overachiever i. (okulda) beklenilenden daha başarılı olan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting. chiselling. carving or engraving a design upon sth. hollowing sth out. carved design. the engraved design on a plate. sth which has been cut / chiseled / carved / engraved / hollowed out upon s. cavitation. gouge carving. fret work. fret. chase.

Türkçe - İngilizce Sözlük

engraver. carver. chiseler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a carver / chiseler / engraver. the art of carving or engraving. intaglio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe. clan. boy-scout troop. carve. engrave. scoop out. excavate. bore. cave. cave in. chase. chisel. cut. etch. gouge. gouge out. grave. hollow. hollow out. incise. recess. sculp. sculpt. sculpture. trace over.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bore. carve. chisel. clan. engrave. incise. put. sculpture. tribe. to engrave. to carve. to scoop out. subdivision of a tribe. phratry. boy scout troop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cut. to chisel. to carve. to engrave a design in sth. to hollow sth out. to cut-out. to cut-in. to abate. to chase. to cavitate. to indent. to nibble. to pit. to grave. to fret. to groove. to scoop. to hew. bore. carve out. cave. channel. engrave. exci

Türkçe - İngilizce Sözlük

dance. game. play. ruse. trick. theatrical presentation. folk dance. a movement designed to throw one's opponent off guard. artifice. chicane. delusion. device. dodge. drama. fetch. filmization or filmisation. frisk. hand. hoax. jape. lark. pa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaything. tool. toy. cinch. child's play. laughingstock. trifle. easy job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

easy job. duck soup. child's play. trifling matter. unimportant thing. puppet. pawn. novelties. plaything. sport. tie in. tool. toy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

especially. particularly. above all. accepted pairing. bosom. chiefly. consumerization. expressly. fat cat. intransigent. notably. peculiarly.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak yastık gibi şey; zool. bazı hayvanların yumuşak tabanı; kağıt destesi,bloknot, blok; ıstampa; nilüfer çiçeğinin su yüzünde duran yaprağı; semer yastığı; (argo) mesken. launching pad bak. launching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who follows non christian or other socially established faiths They are usually of an earth based faith or religion This includes family's taught practices that might including witch craft, psychic gifts and the like. 1 A follower of paganism 2 S

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who follows non christian or other socially established faiths They are usually of an earth based faith or religion This includes family's taught practices that might including witch craft, psychic gifts and the like. 1 A follower of paganism 2 S

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term by which Europeans designate religious temples and tower-like buildings of the Hindoos and Buddhists of India, Farther India, China, and Japan, usually but not always, devoted to idol worship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Compressed file archive created by PAK. 1 The extension for files archived with the program of the same name You need the program PAK to un-arc an archive with this extension 2 The program itself See also archive, unarchive. A container/package file, whic

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim republic that occupies the heartland of ancient south Asian civilization in the Indus River valley; formerly part of India; achieved independence from the United Kingdom in 1947.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim republic that occupies the heartland of ancient south Asian civilization in the Indus River valley; formerly part of India; achieved independence from the United Kingdom in 1947.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim republic that occupies the heartland of ancient south Asian civilization in the Indus River valley; formerly part of India; achieved independence from the United Kingdom in 1947.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim republic that occupies the heartland of ancient south Asian civilization in the Indus River valley; formerly part of India; achieved independence from the United Kingdom in 1947.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Arap Denizi kıyısında, Hindistan, İran ve Afganistan arasunda, kuzeyde Çin sınırında yer alır.

Coğrafi konumu: 30 00 Kuzey enlemi, 70 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 803,940 km².

Sınırları: toplam: 6,774 km.

sınır komşuları: Afganistan 2,430 km, Çin 523 km, Hindistan 2,912 km, Iran 909 km.

Sahil şeridi: 1,046 km.

İklimi: Daha fazla sıcak ve kuru çöl iklimi hakimdir. Kuzeybatıda ılıman, kuzeyde arktik iklim tipleri görülür.

Arazi yapısı: Doğuda Indus ovası, kuzey ve kuzeybatıad dağlar, batıda Balochistan platosu yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: K2 (Mt. Godwin-Austen) 8,611 m.

Doğal kaynakları: Toprak, doğal gaz, sınırlı petrol yatakları, kömür, demir, bakır, tuz, kireçtaşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %27.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %6.

Ormanlık arazi: %5.

Diğer: %61 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 171,100 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Yaygın depremler, yağmur sonrası su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 144,616,639 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.11 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.84 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 80.5 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 61.45 yıl.

Erkeklerde: 60.61 yıl.

Kadınlarda: 62.32 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.41 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 74,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 6,500 (1999 verileri).

Ulus: Pakistanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Punjabi, Sindhi, Pashtun (Pathan), Baloch, Muhajir.

Din: Müslüman %97, Hıristiyan, Hindu, ve diğer %3.

Diller: Punjabi %48, Sindhi %12, Siraiki %10, Pashtu %8, Urduca (resmi) %8, Balochi %3, Hindko %2, Brahui %1, İngilizce, Burushaski, ve diğer %8.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %42.7.

erkekler: %55.3.

kadınlar: %29 (1998).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Pakistan İslam Cumhuriyeti.

kısa şekli : Pakistan.

Eski adı: Batı Pakistan.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Islamabad.

İdari bölümler: 4 eyalet, 1 bölge, 1 başkent bölgesi; Balochistan, Federal yönetim Bölgesi, Islamabad Başkent Bölgesi, North-West Frontier Province, Punjab, Sindh.

Bağımsızlık günü: 14 Ağustos 1947 (İngiltere’den).

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 23 Mart (1956).

Anayasa: 10 Nisan 1973.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), C (beklemede), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19, G-24, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), I

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic on the Isthmus of Panama; achieved independence from Colombia in 1903.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic on the Isthmus of Panama; achieved independence from Colombia in 1903. a stiff straw hat with a flat crown.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic on the Isthmus of Panama; achieved independence from Colombia in 1903.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic on the Isthmus of Panama; achieved independence from Colombia in 1903. a stiff straw hat with a flat crown.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika’da, Karayip Denizi ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kolombiya ve Kosta Rika arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 9 00 Kuzey enlemi, 80 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 78,200 km².

Sınırları: toplam: 555 km.

sınır komşuları: Kolombiya 225 km, Kosta Rika 330 km.

Sahil şeridi: 2,490 km.

İklimi: Tropikal deniz iklimi, sıcak, nemli, bulutlu; Mayıs - Ocak ayları arasında uzun süreli yağmur mevsimi, Ocak - Mayıs ayları arasında ise kısa kuru mevsim yaşanır.

Arazi yapısı: İç kısımda daha fazla dik ve engebeli dağlar, yüksek ovalar, kıyı kesiminde geniş ovalar ve engebeli tepelikler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Chiriqui Yanardağı 3,475 m.

Doğal kaynakları: Bakır, maun ormanları, karides, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.

daimi ekinler: %2.

Otlaklar: %20.

Ormanlık arazi: %44.

Diğer: %27 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 320 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,845,647 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.3 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -1.1 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Yeni doğanlarda ölüm oranı: 20.18 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.68 yıl.

Erkeklerde: 72.94 yıl.

Kadınlarda: 78.53 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.27 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.54 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 24,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,200 (1999 verileri).

Ulus: Panamalılar.

Nüfusun etnik dağılımı: melez %70, Kızılderili ve Batı Hindistanlıların karışımı %14, beyaz %10, Kızılderili %6.

Din: Roma Katolikleri %85, Protestanlar %15.

Diller: İspanyolca (resmi), İngilizce %14.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %90.8.

erkekler: %91.4.

kadınlar: %90.2 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Panama Cumhuriyeti.

kısa şekli : Panama.

Yerel tam adı: Republica de Panama.

yerel kısa şekli: Panama.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Panama.

İdari bölümler: 9 eyalet ve bir bölge; Bocas del Toro, Chiriqui, Cocle, Colon, Darien, Herrera, Los Santos, Panama, San Blas ve Veraguas.

Bağımsızlık günü: 3 Kasım 1903.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 3 Kasım (1903).

Anayasa: 11 Ekim 1972; 1978, 1983 ve 1994 yıllarında önemli düzeltmeler yapılmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC, ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararas

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chinese gold coin of 1 ounce fine gold with a face value of CNY 100 Also minted with fine gold content of 1/2, 1/4, 1/10 and 1/20 ounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sanskrit word meaning all the qualities born of knowledge. large black-and-white herbivorous mammal of bamboo forests of China and Tibet; in some classifications considered a member of the bear family or of a separate family Ailuropodidae. reddish-brown O

Türkçe - İngilizce Sözlük

A child's word for father.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A child's word for father.

Türkçe - İngilizce Sözlük

money. monetary. pecuniary. coffers. money. cash. shekels. currency. shiners. coin. boodle. brass. bread. chink. chip. dough. ducat. dust. funds. green. jack. kale. lolly. lucre. filthy lucre. means. purse. rock. sugar. tin. wherewithal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Paraplegic. the number of live-born children a woman has delivered; 'the parity of the mother must be considered'; 'a bipara is a woman who has given birth to two children'. 100 para equal 1 dinar. a soldier in the paratroops. an estuary in northern Brazi

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in south central South America; achieved independence from Spain in 1811.

Türkçe - İngilizce Sözlük

multi-hooked fishing line. setline. log chip. log.

Türkçe - İngilizce Sözlük

setline. groundline. travel line. log line. log. knot. log chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

multi-hooked fishing line. setline. log chip. log.

Türkçe - İngilizce Sözlük

setline. groundline. travel line. log line. log. knot. log chip.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. zata mahsus eşya; teçhizat; huk. evli kadının şahsi malları.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakup. disintegration. being torn. being broken. crash. disjunction. dismemberment. disruption. fragmentation. rent. schism. smash. smash-up. split. split-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An act of grace by the chief executive of a state or county that releases a convicted person from punishment imposed by a previous court sentence. , v To remit a penalty and restore to the life of crime To add to the lure of crime the temptation of ingrat

Türkçe - İngilizce Sözlük

An act of grace by the chief executive of a state or county that releases a convicted person from punishment imposed by a previous court sentence. , v To remit a penalty and restore to the life of crime To add to the lure of crime the temptation of ingrat

Türkçe - İngilizce Sözlük

To remove fine shavings with a knife, chisel, or other cutting instrument Paring fine shavings by cutting is distinguished from scraping fine shavings: Paring is usually limited to a small part of a surface, scraping is most often used for more accurate s

Türkçe - İngilizce Sözlük

To remove fine shavings with a knife, chisel, or other cutting instrument Paring fine shavings by cutting is distinguished from scraping fine shavings: Paring is usually limited to a small part of a surface, scraping is most often used for more accurate s

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kabuğunu soyma; soyulmuş kabuk parçası. paring knife patates soyacak bıçak paring machine kabuk soyma makinası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scottish explorer in Africa. a lot where cars are parked. a gear position that acts as a parking brake; 'the put the car in park and got out'. place temporarily; 'park the car in the yard'; 'park the children with the in-laws'; 'park your bag in this lock

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a generally Steep walled Canyon, a wide, level place adjacent to theriver with grass and trees, often found at the mouths of tributaries. v /n Before children, a verb meaning, 'to go somewhere and neck ' After children, a noun meaning a place with a sw

Türkçe - İngilizce Sözlük

shining. catching fire. radiance. radiancy. luster. inflammation. lustre. luminosity. irradiation. deflagration. gleaming. explosion. flare. flare up. paroxysm. sparkle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir kilise cemaatine ait; dar fikirli, mahdut görüşlü. parochially z. dar fikirle, mahdut görüşle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organization or individual with which/whom the Agency collaborates to achieve mutually agreed upon objectives and to secure participation of ultimate customers Partners include host country governments, private voluntary organizations, indigenous and i

Türkçe - İngilizce Sözlük

The organisation in the project country with which the funding agency collaborates to achieve mutually agreed upon objectives Partners may include host country governments, local and international NGOs, universities, professional and business associations

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organization or customer representative with whom AID works cooperatively to achieve mutually agreed upon objectives and intermediate results and to secure customer participation Partners include private voluntary organizations, indigenous and other in

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organization or individual with which/whom the Agency collaborates to achieve mutually agreed upon objectives and to secure participation of ultimate customers Partners include host country governments, private voluntary organizations, indigenous and i

Türkçe - İngilizce Sözlük

The organisation in the project country with which the funding agency collaborates to achieve mutually agreed upon objectives Partners may include host country governments, local and international NGOs, universities, professional and business associations

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organization or customer representative with whom AID works cooperatively to achieve mutually agreed upon objectives and intermediate results and to secure customer participation Partners include private voluntary organizations, indigenous and other in

Türkçe - İngilizce Sözlük

the sound made by a gentle blow. a light touch or stroke. pat or squeeze fondly or playfully, especially under the chin. hit lightly; 'pat him on the shoulder'. completely or perfectly; 'he has the lesson pat'; 'had the system down pat'. having only super

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indexing software developed by the OpenText Corp which serves as the basis for its products used for searching the WWW, intranets, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indexing software developed by the OpenText Corp which serves as the basis for its products used for searching the WWW , intranets, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the sound made by a gentle blow. a light touch or stroke. pat or squeeze fondly or playfully, especially under the chin. hit lightly; 'pat him on the shoulder'. completely or perfectly; 'he has the lesson pat'; 'had the system down pat'. having only super

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indexing software developed by the OpenText Corp which serves as the basis for its products used for searching the WWW, intranets, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indexing software developed by the OpenText Corp which serves as the basis for its products used for searching the WWW , intranets, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boss. chief. governor. magnate. master. pattern.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boss. employer. dress maker's pattern. big boss. chief. dressing pattern. gaffer. the great white chief. magnate. main squeeze. old man. the old man. patron. self-employer. top brass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A legislator who introduces a specific piece of legislation Other legislators may show their support by signing on as co-patrons. A person who employs an artist or architect to create a work of art or a building Under a system of patronage, artists and ar

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerikan fıstığı yerfıstığı, bot. Arachis hypogaea; k.dili önemsiz kimse; çoğ., A.B.D., (argo) önemsiz miktarda para. peanut brittle yerfıstığından yapılan sert bir şekerleme. peanut butter çekilmiş fıstıktan yapılmış tuzlu ezme. peanut gallery k.

Türkçe - İngilizce Sözlük

riveting. clinching. clincher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit., an arbor or bower; An arbor or trellis treated architecturally, as with stone columns or similar massive structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

usually yellow-green to brownish-green; prized colors are distinctive deep yellow-greens of great uniformity Transparent but often filled with small inclusions that may be minute black spinal crystals Peridots can be found in New Mexico, and Chihuahaua, M

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in western South America; achieved independence from Spain in 1821; was the heart of the Inca empire from the 12th to 16th centuries.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in western South America; achieved independence from Spain in 1821; was the heart of the Inca empire from the 12th to 16th centuries.

Yabancı Kelime

İt. parrucchiere

berber

1. Saç ve sakalın kesilmesi, taranması ve yapılması işiyle uğraşan veya bunu meslek edinen kimse. 2. Bu işin yapıldığı dükkân.

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. border. cornice. moulding. architrave. molding. casing. edging. frame. framing. dressing. jamb shaft. jamb. kerb. wale. curb. brim. back fillet. slatting. slat. string course. board. line border.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Spanish dollar; also, an Argentine, Chilian, Colombian, etc., coin, equal to from 75 cents to a dollar; also, a pound weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The monetary unit of Argentina, Chile, Columbia, Cuba, Dominican Republic, Mexico, Republic of the Philippines and Uruguay. the basic unit of money in Uruguay; equal to 100 centesimos. the basic unit of money in the Philippines; equal to 100 centavos. the

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything which resembles a pest; one who, or that which, is troublesome, noxious, mischievous, or destructive; a nuisance. a persistently annoying person.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pick up. to give birth to (an illegitimate child. to produce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sülün, zool. Phasianus colchicus. peacock pheasant yaban tavusu, zool. Polyplectron napoleonis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastard. illegitimate. baseborn. misbegotten. spurious. bastard. illegitimate child. natural child. bastard slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastard. brat. adulterine child. bastard child. natural child. illegitimate child. offshoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Touching the toes when the legs are straight and together.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicken. chick. poult. spring chicken. dish. pullet. babe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chick. chicken. cracker. pullet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

broiler. young chicken. babe. chick. dish. pullet. spring chicken.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who flies, or is qualified to fly, a balloon, an airship, or a flying machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheapskate. closefisted. mean. niggardly. parsimonious. screw. scrooge. skinflint. stingy. tight. tightfisted. miserly. penny-pinching. miser. niggard. penny pincher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

very stingy. hard. moneygrubber. niggardly. parsimonious. penny pinching. penurious. piker.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. düdük çalmak; düdük çalarak kumanda vermek; borularla teçhiz etmek; elbiseyi şeritle süslemek; den. silistre ile çağırmak .pipe down! (argo) sus kes se- sini. I pipe up k.dili söz söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zift gibi; karanlık, kasvetli, kara. pitchiness i. ziftli oluş; karanlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A draught or form; properly, a representation drawn on a plane, as a map or a chart; especially, a top view, as of a machine, or the representation or delineation of a horizontal section of anything, as of a building; a graphic representation; a diagram.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prescribed, written sequence of actions to achieve a goal, usually ordered in phases or steps with a schedule and measureable targets; defines who is responsible for achievement, who will do the work, and links to other related plans and goals By law ag

Türkçe - İngilizce Sözlük

An architectural drawing showing in two dimensions the arrangement of space in a building.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plan is written ordered set of decisions, directions, policies, and a course of action to achieve a set of objectives Plans usually include graphics, maps, and descriptions of areas and projects as well as findings, assumptions, and recommendations of t

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bak. planing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

For the purposes of Astrology the planets are considered to be the Sun, Moon, Mercury, Venus, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Pluto Some Astrologers also include asteroids or the small planetoid Chiron which orbits between Saturn and Uranus So

Türkçe - İngilizce Sözlük

plan. design. program. programme. work up. architect. calculate. project. have in view. arrange. blue-print. chart. concert. contrive. devise. draft. map. mark out. premeditate. structure. think.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitki, ot; fabrika, atelye; bir kurumun malı olan bina veya arazi; demir baş; teçhizat; (argo) hile oyun, tuzak; şakşakçı; seyircilerin arasında oturup rol ya- pan oyuncu; hikâyede sonradan etkisini gösteren belirsiz bir kısım. plant louse yaprak

Türkçe - İngilizce Sözlük

plane. planing machine. power planer. planer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

planer. a large. carpenter's plane. planning machine. joiner. joining / bench plane. try plane. matcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of sand, lime and water of a consistency that can be applied to a wall or ceiling with a trowel Various plasters have different uses, such as for patching holes, or for finishing a smooth surface. a type of finish that is applied over the concre

Türkçe - İngilizce Sözlük

The underlying technological environment or 'architecture' of different media systems on top of which suppliers and customers develop services and applications In a simple hardware-based usage of the term, the personal computer, television, and telephone

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sum of a computer's operating system, hardware architecture and software It defines the applications that can be run on the computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generic term for type of computer environment, computer system, or operating system Macintosh, IBM-compatible PCs, and UNIX machines are examples of hardware platforms Operating system software such as DOS and Windows are also referred to as platforms.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oyun, eğlence; sahne oyunu, piyes; şaka, latife; fiil, hareket; oynama, faaliyet; davranış; işleme; ilgi; hareket serbestliği. a play on words kelime oyunu. at play oynamakta, oyunda. child's play çocuk oyunu; çok kolay iş. come into play meydana ç

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit balık, zool. Pollachius virens.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Man-made fiber in which the forming substance is any synthetic polymer Polyester fibers are high strength and are resistant to shrinking and stretching Very wrinkle resistant Learn more about synthetic/man-made fibers Example in our line - On Line, Web Si

Türkçe - İngilizce Sözlük

Post Office Protocol Used when setting up e-mail It is the utility that sends e-mail from the server to your machine Generally, a POP server sends new e-mail to your local machine, then erases the mail from the POP server Any files you set up to manage yo

Türkçe - İngilizce Sözlük

china. ceramic. china. porcelain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

porcelain. made of porcelain. china.

Türkçe - İngilizce Sözlük

By analogy with the French portail, used by recent writers for the whole architectural composition which surrounds and includes the doorways and porches of a church.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gateway or entrance to the web In common usage it has come to describe a starting point page with a hierarchical, topical directory, a search window, and added features like news headlines and stock quotes For typical examples, see Yahoo and Netscape Ne

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Web 'supersite' that provides a variety of services including Web searching, news, white and yellow pages directories, free e-mail, discussion groups, online shopping, and links to other sites.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of timber, metal, or other solid substance, fixed, or to be fixed, firmly in an upright position, especially when intended as a stay or support to something else; a pillar; as, a hitching post; a fence post; the posts of a house.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To post a bet is to place your chips in the pot In poker, posting usually means a forced bet, such as a blind. when you turn on your PaceBook, it will first run through the POST, a series of software-controlled diagnostic tests The POST checks system memo

Türkçe - İngilizce Sözlük

A metal or earthenware extension of a flue above the top of a chimney; a chimney pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wicker vessel for catching fish, eels, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The chips available to win in any given hand.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -toes) patates, bot. Solanum tuberosum. potato bug, potato beetle patatese zararı dokunan böcek, patates böceği. potato chip çips. potato race patates yarışı. potato rot daha toprakta iken patatesi çürüten hastalık. small potatoes adi ve öne

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., Kan. büyük çayırlık, ağaçsız geniş kır. prairie chicken A.B.D. çayır tavuğu, zool. Tympanuchus. prairie dog A.B.D. çayır köpeği, zool. Cynomys ludovicianus. prairie schooner A.B.D. eski zamanda kırları geçmeye mahsus üstü kaput bezi ile ö

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vaiz. preaching i. vaız, va'zetme; öğüt. preach'ment i. vaız; va'zetme; can sıkıcı nasihat, uzun ve sıkıcı sözler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. pressing machine.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basma, tabetme; baskıcılık; baskı sayısı; matbaa harfleriyle yazılmış yazı. printing machine İng. elektrikli matbaa makinası. printing press matbaa makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sorun, mesele; mat. problem; s. problemli. problem child problem çocuk. problem play bir sorunu işleyen oyun, tezli piyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Set of actions or instructions that a machine is capable of interpreting and executing or the act of creating a program.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coordinated set of USAID-financed activities directed toward specific goals For example, maternal and child health, nutrition, education and family planning activities designed to promote the spacing of children may comprise a program to reduce infant d

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primary growth from the spore of a moss, usually consisting of branching confervoid filaments, on any part of which stem and leaf buds may be developed.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik eden kimse, techiz eden kimse. a good provider ailesine iyi bakan kimse.

Yabancı Kelime

Fr. psychique

ruh b. ruhsal

1. Ruhla ilgili olan. 2. Ruh bilimi ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. psikiyatri, ruh hekimliği. psychiatric s. psikiyatrik, ruh hekimliğine ait. psychi'atrist i. psikiyatr, ruh doktoru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. insan ruhuna ait, ruhi; zihni; uzaduyumla ilgili; akli melekelere ait; i. aşırı duyu sahibi kimse; ispritizmada medyum. psychically z. ruhen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequin. spangle. stamp. vending machine. scale. sequin payet. piece. scale. washer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yumruklamak, muşta ile vurmak; i. yumruk, muşta; (argo) kuvvet, enerji. punching bag boksörlerin antrenman yapması için şişirilmiş torba. punch line bir hikâyenin son ve en mühim cümlesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compass. chit. note. scrip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the option to sell a given stock at a given price before a given date. put into a certain place or abstract location; 'Put your things here'; 'Set the tray down'; 'Set the dogs on the scent of the missing children'; 'Place emphasis on a certain point'. ca

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopped. cracked. chilblained. rough.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilmece; muamma; şaşkınlık, hayret; anlaşılmaz kimse. Chinese puzzle çok dolaşık bilmece veya mesele. cross word puzzle bulmaca. picture puzzle resim bilmecesi, resim teşkil eden bilmece.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, rhachis i. belkemiği; bot. rakis, bir yaprağın veya bir durumun ekseni, salkımın ana sapı; zool. tüy sapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. raşitizm. rachitic s. raşitizm türünden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Random Access Memory RAM is commonly considered synonymous with main memory , but this is a simplification of the actual meaning Physically, RAM consists of memory chips or chip modules which attach to the computer's logic board Memory modules can continu

Türkçe - İngilizce Sözlük

Random Access Memory, also called Read/Write memory Information in RAM is said to be 'volatile'; it is present only as long as the chips have power supplied to them When the power is cut off, all information disappears.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lifting of intermodal containers or trailers unto intermodal flatcars by special lift machines Slang word for an intermodal terminal where trailers and containers are lifted unto departing railcars or lifted off arriving railcars.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The slow rise to full pressure after first turning on the machine, available from some manufacturers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Poetry with a beat It may or may not have a melody Rap music sprang from the hip hop culture, which initially consisted of graffiti, break dancing, DJ scratching, and rapping See Rap and Hip Hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To chide with vehemence; to scold; to censure violently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The radial division of an echinoderm, ie arm of a starfish.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) biçmek, orak ile biçmek, hasat etmek; mahsul toplamak; semeresini almak. reaping hook orak. reaping machine orak makinası, biçerdöğer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A machine on which yarn is wound and measured into lays and hanks, for cotton or linen it is fifty-four inches in circuit; for worsted, thirty inches.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device consisting of radial arms with horizontal stats, connected with a harvesting machine, for holding the stalks of grain in position to be cut by the knives.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The master roll of paper as it comes off the papermaking machine It is in its original width and is then cut into smaller rolls.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Polythene Film used on SITMA enclosing machinery is supplied in reels of approximately 35 kilos An average reel of 480mm wide plain film will wrap approx 7000 items.

Türkçe - İngilizce Sözlük

head. chief. chairman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. chieftain. head. president. principle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. head. leader. president. chairman. skipper of a small fishing-boat. captain. chieftain. prefect.

Genel Bilgi

Renklerin insanlar üzerindeki etkisi hiç de yabana atılır cinsten değil. Her ne kadar ‘zevkler ve renkler tartışılmaz’dense de uzmanların elde ettikleri dikkat çekici sonuçların bu tartışmanın yapılmasında gecikildiğini açıkça gösteriyor.

Renkler, kendi dilleriyle karşınızdakine, muhattabınıza sizin karakterinizi sizden önce anlatıyor. İşte renklerin yadsınamaz etkisini farkeden batılı şirketler, bunu iş hayatında sıklıkla kullanmaya başlamış ve çok da başarılı olmuşlar.

Hayatımızı şekillendiren, bizi kimi zaman neşeli, kimi zaman da düşünceli yapan renkler ve marifetleri saymakla bitmez. İşte renklerin dünyası, şirketlerin bunu nasıl kullandıkları ve bizle nasıl olnadıkları:

KAHVERENGİ

Kansas Üniversitesi Sanat Müzesi’nde bir araştırma için halının altını elektronik bir sistemle donatmışlar; duvar rengini beyaz ve kahverengi olarak değişebilir yapmışlar. Arka fon beyaz kullanıldığında, insanlar müzede yavaş hareket etmiş, daha uzun süre kalıp, daha fazla alanda dolaşmışlar. Arka fon kahverengiye döndüğünde ise, insanlar müzede çok daha hızlı hareket edip, daha az alan dolaşmış ve müzeyi çok daha kısa sürede terketmişler.

Dikkat ederseniz dünyadaki fast-food restaurantlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi-şampanya-pembe karışımıdır. Hiçbir fast-foodcunun duvarını beyaz göremezsiniz. Burger King, Kentucky Fried Chicken ve benzer fast-foodlar yıllardır bilinçli olarak tüm duvarlarını baştan aşağıya kahverengi ağaç kaplama yaparlar.

KIRMIZI

Kırmızı, iştah açar. Dünyadaki ünlü gıda firmalarının hepsinin logosunun kırmızı olduğunu hayretle farkedeceksiniz; Coca Cola, Pizza Hut, McDonald’s, Ülker, Burger King. Bu listeyi binlere çıkarabilirsiniz.

Kırmızı tansiyonu yükseltir ve kan akışını hızlandırır. ‘Peki boğalar niye kırmızı renge saldırıyor?’cevabı ise ilginç; maymunların dışında, araştırılan hayvanların hemen hepsi siyah-beyaz görmektedir. Yani boğalar da renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırırlar.

YEİİL

Yeşil, güven verir. O yüzden bankaların logolarında en çok tercih ettikleri iki renkten biridir. Yatak odası için de rahatlatıcı bir renktir. Batı’da büyük otellerin mutfaklarında duvar renginin, aşçıların yeniliklerini arttırmak için yeşile boyandığı söylenir.

Hastaneler de logo ve iç dizaynlarında yeşili tercih eder. Çünkü rahatlatıcı ve sakinleştiricidir. Tabiatı en çok hatırlatan renktir. Yeşil alanlarda insanların daha az mide ağrısı çektikleri tespit edilmiş. Sakız paketlerinde ve sebze satılan yerlerde de yeşil en çok tercih edilen renktir.

SİYAH

Siyah, gücü ve tutkuyu temsil eder. Hırsın da bir ifadesidir. Bizde ve Batı’da siyah, matemi simgelerken Japonya’da mutluluğun simgesidir. Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır. Işığı yok eder. Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein’in konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girip ve bu şekilde düşündüğü söylenir.

MAVİ

Freud, maviyi sakin diye niteler. Faber Birren ise tansiyonu düşürdüğünü söyler. Araplar ise mavi taşların kanın akışını yavaşlattığına inanırlar. Nazar boncuğu o yüzden mavi taşlıdır.

Sakinleştirici bir renktir, Batı’da bu etkisi yüzünden intiharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyarlar. Mavi ve özellikle lacivert kozmik bir renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. Uluslararası toplantılarda tüm devlet başkanları lacivert takım elbise giyerler.

Dünyadaki firmaların yarısından fazlası logolarında maviyi kullanırlar. Aynı şekilde Bill Clinton, büyük jüriye ifade vermesinden önce mavi kravat takarak, altın bronz karışımı bir şekil ve rengi kullandığını hatırlayın. Daha çok altını ve parayı çağrıştırır çünkü.

MOR

Mor, nevrotik duyguları açığa çıkardığı, insanları bilinçaltında korkuttuğu tespit edilen bir renk.

PEMBE

Pembe giyenlere, hizmetlerinden dolayı ödeme yaparken kendimizi daha rahat hissettiğimizi tespit etmişler. İngiltere’de Boots ve Marks and Spencer mağazalarında tüm tezgahtarların pembe gömlek giydiği bilinir.

SARI

Sarı, geçiciliğin ve dikkati çekiciliğin ifadesidir. O yüzden tüm dünyada taksiler sarıdır. Dikkat çeksin ve geçici olduğu bilinsin diye.

Araba kiralama firmaları logolarında hep sarıyı kullanırlar. ‘Ürün geçici, lütfen geri getirin’ demek istiyorlar. O yüzden dünyada hiçbir banka ambleminde bildiğimiz sarıyı kullanmaz. (Portakal ve bronz ya da bakır kimi zaman yer alabilir) Paranın geçici değil, kalıcı olmasını isterler. Türkiye’de sarıyı logosunda baskın bir renk olarak kullanan tek banka, devlet bankası Vakıfbank’tır.

BEYAZ

Beyaz, istikrarı, devamlılığı ve temizliği simgeler. Bu yüzden üzerinde fazla şaibeler olanların, beyaz ağırlıklı kıyafetleri seçmelerinde yarar var. Beyaz elbiseler, sizin temiz olduğunuz imajını verir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Administrator can restore -- bring back -- an archived TechPak or TechNeed and actively work on it again.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. donatmak, giydirmek; teçhiz etmek; den. donatmak (gemi); i. donanım, arma; takım: at ile beraber araba takımı: kıyafet, kılık. rig the market piyasayı tedirgin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. armador: vinççi: makara ve benzeri teçhizat kullanmakta usta kimse .

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chime, or set of bells harmonically tuned.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. perçin çivisi, perçin; f. perçinlemek. rivet one's eyes on perçinlenmiş gibi gözlerini bir noktaya dikmek. riveter i. perçinci. riveting machine perçin makinası. riveted s. perçinli; mıhlanmış, donup kalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yol; demiryolu. road cart iki tekerlekli binek arabası. road hog bütün yolu işgal eden şöför veya arabacı. road machine yolu düzeltme makinası. road metal( ing.) yol yapmaya mahsus kırık taş Out of the road ! Yoldan çekil ! Destur ! take to the roa

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the technologically optimistic portion of the 20th century, robots were intelligent anthropomorphic machines that understood human speech, interpreted visual scenes, and manipulated objects in the real world In the technologically realistic 21st centur

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also known as a 'Spider,' a robot is a machine which scours the World Wide Web, examining URL's and bringing descriptions of them back to a database, usually for use by a WWW search engine. 1 a computerised machine designed for a wide variety of manufactu

Türkçe - İngilizce Sözlük

Read Only Memory Permanent information contained on a memory chip The machine can read from those chips, but cannot write to them A small amount of ROM is necessary to start the cold boot process.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Read Only Memory Portion of computing machinery where information is encoded and cannot be changed Compact Discs are said to be ROM since most computers cannot write to them.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Read Only Memory Computer memory, usually involving some enduring medium like a silicon chip or a burnt laser disc which can be read but not altered; this is inconvenient when the data can change and, just to be confusing, some special ROMs can be modifie

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for read-only memory, computer memory on which data has been prerecorded Once data has been written onto a ROM chip, it cannot be removed and can only be read Unlike main memory , ROM retains its contents even when the computer is turned off ROM i

Türkçe - İngilizce Sözlük

Roman type, letters, or print, collectively; in distinction from Italics. a typeface used in ancient Roman inscriptions a resident of modern Rome an inhabitant of the ancient Roman Empire of or relating to or characteristic of Rome ; 'Roman architecture';

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çark gibi dönen ekseni üzerinde dönen, dönel; i., çoğ. devir makinası. Rotary Club 1905'te Chicago'da kurulan milletlerarası sosyal bir dernek. rotary engine dönel devimli motor. rotary harrow döner tapan. rotary press rotatif.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rotating element of a machine and, in the case of a compressor, is composed of the impeller and shaft, and may include shaft sleeves and a thrust balancing device.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rotating member of a machine, such as the armature of a motor. rotating member of a motor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rotating element of a machine and, in the case of a compressor is composed of the impeller and shaft, and may include shaft sleeves, and a thrust balancing device.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rotating part of a machine The rotor is surrounded by the stationary parts of the machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

retouching. masking out. retouch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

retoucher. person who does retouching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a terrorist group formed in the 1980s in Sierra Leone; seeks to overthrow the government and gain control of the diamond producing regions; responsible for attacks on civilians and children, widespread torture and murder and using children to commit atroc

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychological. psychic. psychic. mental.

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychological. psychologic. psychic. psychical. mental. spiritual. inner. inward.

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychic. spiritual. psychological.

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychological. mental. inward. psychic. spiritual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

authorization. permission. licence. permit. charter. grant. franchise. concession. approval. approvement. warranty. warrant. certificate. certificate of approval. certification. leave. letter of approbation. licence license. privilege. to claim a privileg

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to run ; as, to run a horse; to run a stage; to run a machine; to run a rope through a block.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A voyage; as, a run to China.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The greatest degree of swiftness in marching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The distance a ball travels after touching the ground from a stroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To strike in such a way as to cause it to run along the ground, as when approaching a hole. a score in baseball made by a runner touching all four bases safely; 'the Yankees scored 3 runs in the bottom of the 9th'; 'their first tally came in the 3rd innin

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 6,000 m submersible designed by Malachite.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Asya’da (Ural Dağlarının batı kısmı Avrupa’dadır.), Arktik Okyanusu kıyısında, Avrupa ile Kuzey Pasifik Okyanusu arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 60 00 Kuzey enlemi, 100 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 17,075,200 km².

Sınırları: 20,096.5 km.

sınır komşuları: Azerbaycan 284 km, Beyaz Rusya 959 km, Çin (güneydoğu) 3,605 km, Çin (güney) 40 km, Estonya 294 km, Finlandiya 1,340 km, Gürcistan 723 km, Kazakistan 6,846 km, Kuzey Kore 19 km, Letonya 217 km, Litvanya (Kaliningrad Bölgesi) 280.5 km, Moğolistan 3,485 km, Norveç 196 km, Polonya (Kaliningrad Bölgesi) 232 km, Ukrayna 1,576 km.

Sahil şeridi: 37,653 km.

İklimi: Avrupa sınırında nemli kıtasal iklim, Sibirya’da subarktik, kuzey kutbuna doğru tundra, kışlar Karadeniz boyunca soğuk, Sibirya’da dondurucu, yazlar steplerde Arktik kıyılarına nazaran daha ılımandır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m.

en yüksek noktası: Elbrus Dağları 5,633 m.

Doğal kaynakları: Doğal gaz, kömür, mineraller, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.17.

daimi ekinler: %0.11.

Diğer: %92.72 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 46,000 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Sibirya’da buzlanmalar, Kuril adalarında yanardağlar, Kamçatka Yarımadasında Deprem ve yanardağlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 142,893,540 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.03 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.13 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 67.08 yıl.

Erkeklerde: 60.45 yıl.

Kadınlarda: 74.1 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 860,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 9,000 (2001 verileri).

Ulus: Rus.

Nüfusun etnik dağılımı: Rus %79.8, Tatar %3.8, Ukraynalı %2, Başkır %1.2, Çuvaş %1.1, diğer %12.1.

Din: Rus Ortodoksları, Müslümanlar, diğer.

Diller: Rusça, diğer.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.6.

erkekler: %99.7.

kadınlar: %99.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Rusya Federasyonu.

kısa şekli : Rusya.

Yerel tam adı: Rossiyskaya Federatsiya.

yerel kısa şekli: Rossiya.

Eski adı: Rusya İmparatorluğu, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet - Federasyon.

Başkent: Moskova.

İdari bölümler: 49 bölge, 21 cumhuriyet, 10 özerk yöre, 6 yurt, 2 federal şehir, ve 1 özerk bölge; Adygeya (Maykop), Aginskiy Buryatskiy (Aginskoye), Altay (Gorno-Altaysk), Altayskiy (Barnaul), Amurskaya (Blagoveshchensk), Arkhangel’skaya, Astrakhanskaya, Bashkortostan (Ufa), Belgorodskaya, Bryanskaya, Buryatiya (Ulan-Ude), Chechnya (Groznyy), Chelyabinskaya, Chitinskaya, Chukotskiy (Anadyr’), Chuvashiya (Cheboksary), Dagestan (Makhachkala),

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) iyelik eki: the child's book, the foxes' tails, the boys clubs, James's book veya James' book

Türkçe - İngilizce Sözlük

to soap. to lather (chin before shaving. lather.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fringe. tag. valance. eave (s. lace. braid. trimming. frieze. tassel. appendix. cope. apron. cornice. canopy. thrum. tester. baldachin. bob. eaves.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonsense. absurd. nonsensical. senseless. unreasonable. foolish. silly. pointless. for the birds. blind. chimerical. claptrap. cockeyed. fantastic. fantastical. farcical. fatuous. frothy. impertinent. inane. incongruous. inept. irrational. outlandish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absurd. asinine. bollocks. bull. childish. cockeyed. crazy. drivel. empty. extravagant. fatuous. feeble. foolish. grotesque. impractical. inane. ludicrous. nonsense. nonsensical. preposterous. ridiculous. rot. rubbish. sappy. senseless. shot. silly. slopp

Türkçe - İngilizce Sözlük

absurd. ridiculous. scattering. strewing. absurd remark. spreading. casting. dissipation. dissemination. diffusion. dispersion. sprinkling. small shot. spill. radiation. emission. drop shot. ad absurdum. balderdash. bull. bull shit. bunk. bunkum. childish

Türkçe - İngilizce Sözlük

Store and Forward A technique where transactions are captured and stored in a bucket for later transmission to a remote system Typically used where transaction involve connecting to remote machines and the delay of doing this should be defferred until con

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. safran, bot. Crocus sativus; bu çiçeğin boya maddesi veya ilaç olarak kullanılan tohumlan; s. safran renkli, koyu portakal renkli. mountain saffron mahmurçiçeği, itboğan, bot. Colchicum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fast. firm. foolproof. good. hardwearing. immaculate. lasting. resolute. right. roadworthy. robust. rugged. safe. secure. solid. sound. stable. stalwart. staunch. steady. steely. stout. strong. sturdy. substantial. sure. unflinching. unshakeable. healthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. providing. procuring. securing. gaining. achieving. bringing sth about. proof (used to check a computation. proof. provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide. to procure. to secure to get. to find. to gain. to obtain. to achieve. to win. to bring sth about. to ensure. to guarantee. buy. elicit. furnish. to procure labour. make. make for. purvey. rustle up. satisfy. secure. send. supply. tell. warran

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be provided. to be procured. to be found. to be gained. to be obtained. to be secured. to be achieved. to be won. to be brought about. to be ensured. to be guaranteed.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evliyaotu, eşekotu, bot. Onobrychis viciaefolia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Final cause; end; purpose of obtaining; cause; motive; reason; interest; concern; account; regard or respect; used chiefly in such phrases as, for the sake of, for his sake, for man's sake, for mercy's sake, and the like; as, to commit crime for the sake

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japanese alcoholic beverage made from fermented rice; usually served hot. the purpose of achieving or obtaining; 'for the sake of argument'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rice wine This brewed beverage of rice, yeast and water ranges from dry to sweet with a wide variety of flavors It is served warm or chilled and is important in cooking.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bazı ağaçlardan sızarak çıkan, zamk gibi yağlı bir madde. Çamsakızı = Çam ağacından çıkanı, reçine, râtenc. Çengelsakızı = Kenger dikeninin zamkı. Yer sakızı = Natrun,, neft made nl. 2. Beyazlık ve çekilip kopmamak mânâlarında da kullanılır: Sakız gibi çamaşır. Sakız gibi yapışmak = Musallat olmak. Sakızağacı = Sakız veren ağaç. Sakız Adası = Bu ağacın çok bol bulunduğu Asya’da Batı Anadolu karşısındaki Yunan adası, Chios ki, merkezi olan şehir de aynı adı taşır. Sakız leblebisi = Tuzla kavrulmuş kabuklu nohut.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dried tubers of various species of Orchis, and Eulophia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

release. setting sb / sth free. putting out. sending. dispatching. turning an animal out to graze. a stew containing rice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy sauce of tomatoes and onions and chili peppers to accompany Mexican foods.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sauce Usually, refers to a tomato-based condiment used to dip or to accent dishes If the salsa is uncooked, as in Pico De Gallo, it is referred to as 'salsa cruda ' If it is processed, in Tex Mex lingo, this is called 'chile ' If cooked and then bottled,

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Spanish word for 'sauce,' salsa usually refers to cooked or fresh combinations of fruits and/or vegetables The most popular being the Latino mixture of tomatoes and chile peppers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of hot chili peppers, tomatoes and spices to dip chips in Also a form of dance commonly seen in Tucson night spots.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Mexican word for 'sauce,' salsa may be made with a variety of ingredients and may be fresh or cooked Green salsa, usually made with tomatillos and green chile, is called 'salsa verde 'Recipe: Zesty Artichoke Salsa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Mexican word for sauce A cooked or fresh mixture of ingredients Salsa verde is green salsa typically made from Mexican green tomatoes, green chiles and cilantro.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Mexican word for 'sauce,' which can signify cooked or fresh mixtures Salsa cruda is 'uncooked salsa'; salsa verde is 'green salsa,' which is typically based on TOMATILLOS, green CHILES and CILANTRO A broad selection of salsas - fresh, canned or in jar

Türkçe - İngilizce Sözlük

Service Access Management- An organization whose obligation is to administer Early Intervention services in Berks County to autistic and PDD children from birth to age 3, and in a separate dept age 3-5 SAM can provide, MA and SSI forms, a list of wrap-aro

Türkçe - İngilizce Sözlük

Southern Appalachian Mountains Initiative Source: US EPA.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincere. cordial. genuine. intimate. familiar. friendly. heart-to-heart. warm. candid. childlike. chummy. companionable. devout. earnest. folksy. forthright. frank. free. freehearted. heart-whole. heartfelt. jannock. near. open-armed. openhearted. ou.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincere. cordial. genuine. intimate. familiar. friendly. heart-to-heart. warm. candid. childlike. chummy. companionable. devout. earnest. folksy. forthright. frank. free. freehearted. heart-whole. heartfelt. jannock. near. open-armed. openhearted. ou. ami

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. genuine. sincere. heartfelt. intimate. candid. cheek by jowl. childlike. chummy. cordial. cosy. cozy. plain dealer. earnest. guileless. hail fellow well met. heart- to-heart. heart to heart. hearty. outspoken. thick. true. unaffected. unreserved. w

Türkçe - İngilizce Sözlük

A SAN, Storage Area Network , is a high-speed subnetwork of shared storage devices A storage device is a machine that contains nothing but a disk or disks for storing data A SAN's architecture works in a way that makes all storage devices available to all

Türkçe - İngilizce Sözlük

An architecture for attaching a shared disk storage device to a server which relies on a dedicated fiber network rather than an Ethernet LAN to make the connection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A high-speed subnetwork that interconnects different data storage devices with associated data servers for a large network SANs support disk mirroring, backup and restore, archival and retrieval of archived data, data migration from one storage device to

Türkçe - İngilizce Sözlük

Storage Area Network is a high-speed subnetwork of shared storage devices A storage device is a machine that contains nothing but a disk or disks for storing data A SAN's architecture works in a way that makes all storage devices available to all servers

Türkçe - İngilizce Sözlük

An honorific title meaning mister, miss, etc. three Sankyu - 3rd brown belt Sayonara - 'Goodbye' Shi - four Shichi - seven Shichikyu - blue belt Shodan - 1st black belt Shorin-ryu Shorinkan - style of karate Sokuto - edge of foot Sokyu - green belt Sumima

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa’da, İtalya’nın merkezinde yerleşim bölgesi.

Coğrafi konumu: 43 46 Kuzey enlemi, 12 25 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 61.2 km².

Sınırları: toplam: 39 km.

sınır komşuları: İtalya 39 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Akdeniz iklimi.

Arazi yapısı: Engebeli dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Torrente Ausa 55 m.

en yüksek noktası: Monte Titano 755 m.

Doğal kaynakları: Yapı taşları.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %16.67.

daimi ekinler: %0.

Diğer: %83.33 (2005 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 29,251 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 10.7 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.63 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 81.71 yıl.

Erkeklerde: 78.23 yıl.

Kadınlarda: 85.5 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.34 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: San Marinolu.

Nüfusun etnik dağılımı: San Marinolu, İtalyan.

Din: Roma Katolikleri.

Diller: İtalyan.

Okur yazar oranı: 10 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %96.

erkekler: %97.

kadınlar: %95 (1976 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: San Marino Cumhuriyeti.

kısa şekli : San Marino.

Yerel tam adı: Repubblica di San Marino.

yerel kısa şekli: San Marino.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: San Marino.

İdari bölümler: 9 belediye; Acquaviva, Borgo Maggiore, Chiesanuova, Domagnano, Faetano, Fiorentino, Monte Giardino, San Marino, Serravalle.

Bağımsızlık günü: 3 Eylül 301.

Milli bayram: Cumhuriyetin Kuruluşu, 3 Eylül (301).

Anayasa: 8 Ekim 1600.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CE (Avrupa Konseyi), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu),IOC, IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WToO (Dünya Turizm Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 940 milyon $ (2001 verileri).

GSYİH - reel büyüme oranı: %2.3 (2002 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %-1.7 (2001).

İş gücü: 19,970 (2003).

İşsizlik oranı: %2.6 (2001).

Endüstri: Turizm, bankacılık, tekstil, elektronik, seramik, çimento, şarap.

Endüstrinin büyüme oranı: %6 (1997 verileri).

Tarım ürü

Türkçe - İngilizce Sözlük

Brahma letters The classical Aryan language of ancient India, systematized by scholars With the exception of a few ancient translations probably from Pali versions, most of the original texts in Buddhism used in China were Sanskrit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The classical Aryan language of ancient India, systematized by scholars With the exception of a few ancient translations probably from Pali versions, most of the original texts in Buddhism used in China were Sanskrit. an ancient language of India ; an off

Türkçe - İngilizce Sözlük

centrifugal. centrifugal machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make improper remarks or overtures to a woman. to assault a woman indecently by pinching. nudging. to make amorous advances. molest.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ayrılık yaratan, dinde mezhep ayrılığı husule getiren; i. hizipçi. schismatically z. bölünme yaratarak, hizip kabilinden. schismaticalness i. hizipçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. şist, tabaka halinde kaya. schist'ose ous s. tabaka halinde ayrıla bilen (kaya) .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. şizofreni. schizophrene i. sizofren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. bölünenler, bölüngenler. schizophytic s. bölünenlere ait, bölünenlerden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. insanı normalin dışma çıkarmayan hafif bir şizofreni sekli. schizothymic s. bu durumla ilgili

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gıcırtılı, cızırtılı; tırmıklı; kaşıntılı, kaşıntı veren; karalanmış; düzensiz, intizamsız scratchily z. kaşıntı vererek; cızırtı ile. scratchiness i. kaşıntı verme; cızırtılı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. araştırıcı, inceden inceye araştıran; nüfuz eden; keskin searchingly z. arayarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

right to vote. elective franchise. right of choice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

general. chief. head. supervisor. headman. top dog. captain. chef. commander. gaffer. guv. guvnor. principal. taskmaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chef. chief. general. governor. principal. leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Special Educational Needs A child is said to have a special educational need if he/she finds it more difficult to learn than most children of the same age.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Special Educational Needs This denotes any child that has been identified as having some form of educational need either as a result of learning difficulty or if they are deemed as particularly bright or gifted These children receive additional support ei

Türkçe - İngilizce Sözlük

Special Educational Needs Because of physical or sensory difficulties or due to behaviour or learning problems, some children have more difficulty in learning than average pupils All pupils are 'assessed' early in their school career and those who have pa

Türkçe - İngilizce Sözlük

happy. merry. cheerful. cheery. chippy. chirpy. convivial. festive. frolicsome. gay. gleeful. jaunty. jocund. jovial. sunny. vivacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See under Gum. a republic in northwestern Africa on the coast of the Atlantic; formerly a French colony but achieved independence in 1960.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in northwestern Africa on the coast of the Atlantic; formerly a French colony but achieved independence in 1960.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cool. to cool. get cool or chilly. to become cool.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cool off. to get cool. to get chilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coolness. chill. cool. freshness. fresh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coolness. chilliness. the cool.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coolness. chilly. cool.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) bakımını sağlamak, onarmak; teçhizatını tamamlamak; yardım etmek; (erkek hayvan) çiftleşmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sound recording. postsynching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A number of things of the same kind, ordinarily used or classed together; a collection of articles which naturally complement each other, and usually go together; an assortment; a suit; as, a set of chairs, of china, of surgical or mathematical instrument

Türkçe - İngilizce Sözlük

bevel. slope. declivity. decline. slant. sloping. slanting. bevelling. oblique. inclined. pitching. skew. mitre. miter. scrap. cant. chamfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sending. dispatching. shipping. driving. moving. forwarding. expedition. impulse. propulsion.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikiş, dikilecek veya dikilmiş şey. sewing circle bir araya ge!erek yardım için dikiş diken kadınlar. sewing machine dikiş makinası. sewing silk ibrişim. sewing woman dikişçi kadın.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pattern. process. run. progress. motion. spactacle. show. observation. course. looking at. watching. cruising.

Türkçe - İngilizce Sözlük

movement. motion. progress. watching. looking at. course.

Türkçe - İngilizce Sözlük

demon. devil. satan. crafty and malevolent person. clever and mischievous child. the black man. crafty. father of lies. fiend. the old gentleman. old harry. old nick. prince of darkness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick. devilment. mischief. cunning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

devilry. act of devilry. caper. craft. devilment. mischief. prank.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chest of drawers. dresser. chiffonier. commode.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Chiffre’den, o da Arapça «cefr»den). Kimse anlamıyacak şekilde gizli işaretlerle yazma usulü: Şifre İle telgraf çekmek. Şifreyi açmak = Çözmek. Şifre miftihı veya anahtarı = Kullanılan şifre işaretlerinin cetveli ki, onunla şifre çözülür. Şifre kalemi = Dışişleri ve başka dairelerde şifre yazıp çözen şube.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigarette. fag. smoke. vending machine. cigaret.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. chique). Güzel, zarif, hoş görünen, modaya uygun, süslü: Şık kıyafet, şık bey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashionable. smart. elegant. dressy. classy. stylish. chic. dandy. dapper. dashing. doggy. flash. jaunty. mod. nifty. nobby. posh. rakish. saucy. sharp. sleek. smooth. smug. snappy. snazzy. spicy. spiffing. spiffy. sporty. spruce. streamlined. swagge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chic. classy. dressy. elegant. gallant. natty. posh. smart. snappy. sporty. spruce. stylish. swanky. alternative. choice seçenek. alternatif.

Türkçe - İngilizce Sözlük

choice. dressy. smart. stylish. option. alternative. chick. fashionable. becoming. chic. classy. dapper. darling. dashing. elegant. natty. fancy packaging. snappy. sporty. swagger.

Türkçe - İngilizce Sözlük

careful. compact. concerted. fast. firm. hard. rigorous. searching. solid. stiff. strict. stringent. taut. tense. tight. tightfisted. firmly driven or wedged in. severe. hurried. brisk. stingy. pressing necesstiy. dense. thick. close. fine. miserly. strai

Türkçe - İngilizce Sözlük

chic. elegance. smartness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

squeeze. tighten. make fast. hold tight. grip. bore. bother. give the willies. depress. ail. chevy. chivvy. chivy. clench. constipate. constrict. crush. cumber. distress. extrude. harass. hatchel. incommode. irk. jam. load. mope. oppress. pinch. pres.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hardened underground facility for housing and launching a ballistic missile and designed to provide pre-launch protection against nuclear attack. in farming, an airtight tower in which silage is made by the fermentation of freshly cut grass and other fora

Türkçe - İngilizce Sözlük

SIM A Subscriber Identity Module is a card commonly used in a GSM phone The card holds a microchip that stores information and encrypts voice and data transmissions, making it close to impossible to listen in on calls The SIM card also stores data that id

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Subscriber Identity Module is a card commonly used in a GSM phone The card holds a microchip that stores information and encrypts voice and data transmissions, making it close to impossible to listen in on calls The SIM card also stores data that identi

Yabancı Kelime

Fr. chimiotaxie

biy. kimya göçümü

Bir hücreli varlıklarda, kimyasal maddelerin etkisi altında yanaşma veya uzaklaşma biçiminde görülen yer değiştirme durumu.

Yabancı Kelime

Fr. chimiotropisme

bit. b. kimya doğrulumu

Kimyasal maddelerin etkisi ile bitkilerde görülen, maddeye doğru veya ters yöne yönelme durumu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The breaking of one of the Ten Commandments of the Old Testament of the Bible, but later included any non-adherence to the teachings of the Christian Churches.

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited. restricted. determinate. contracted. finite. measurable. narrow. parochial. scant. scanty. scarce. slender. stinted. strait. ltd.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to a siren; bewitching, like a siren; fascinating; alluring; as, a siren song. eel-like aquatic North American salamander with small forelimbs and no hind limbs; have permanent external gills an acoustic device producing a loud often wail

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cover and warm eggs for hatching, as a fowl; to brood; to incubate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The filename extension used by files compressed with StuffIt, a popular Macintosh archival and compression program.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taslak kabilinden; derinliği olmayan, yarım yamalak, kusurlu, noksan, eksik. sketchily z. taslak olarak; yarım yamalak bir şekilde, eksik olarak. sketchiness i. taslak halinde olma; kusurluluk; noksanlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol Like PPP, a protocol that lets your computer pretend it is a full Internet machine using only a modem and a normal phone line SLIP is older and less flexible than PPP It is part of the TCP/IP suite of programs necessary to co

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ted, -ting) dar ve uzun yiv veya açıklık; delik; k.dili. yer, mevki; f. dar ve uzun yiv veya delik açmak; yivine veya yerine oturtmak. slot machine içine para konulan otomatik büfe veya oyun makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yılan sokmasında ilâç olarak kullanılan birkaç cins kök veya ot; loğusa otu, bot. Aristolochia; kurtluca.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Home free (said by a player on reaching base.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold. chilly. cool. chill. frigid. freezing. calm. unfriendly. uncompanionable. unsympathetic. aloof. angular. apathetic. apathetical. bleak. distant. frosty. frozen. icily. inclement. inhospitable. marble. offish. parky. phlegmatic. phlegmatical. ri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aloof. antipathetic. asexual. bleak. chill. chilly. clinical. cold. dank. distant. dour. feeble. frosty. inclement. lukewarm. nip. nippy. nonchalant. piercing. soulless. standoffish. stiff. unapproachable. wintry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold weather. the cold. frosty. unfriendly. frigid. aloof. chill. clammy. clinical. dead. distant. frostiness. frozen. inclement. offish. raw. standoffish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chill. distance. frigidity. cold. coldness. chilliness. cooling room. cold dessert. fruit. frigidity. cold sweet. compote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alienation. cooling. chilling. alienation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chill. cool. to become cold. to get cold. to cool. to chill. to take a dislike to. to be alienated from.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get cold. to cool. to lose one's love, desire or enthusiasm for. to cease to care for. chill.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alienate. chill. cool. estrange. refrigerate. to cool. to chill. to alianete. to estrange.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cool. to cause sb to lose his love, desire or enthusiasm for. to put sb off sth / sb. chill. disaffect. refrigerate. wean from.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coolant. cooling agent. refrigerator. cooling. refrigerative. refrigeratory. cooling element. radiator. evaporator. frigorific. chiller. cooler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chitchat. confab. chat. conversation. talk. causerie. confabulation. gabfest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

banter. chat. chatter. chitchat. conversation. talk. small talk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

street boy. guttersnipe. street arab. urchin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pulling out. tearing down. unstitching. removal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dismantling. separation. detaching. taking to pieces. disconnection. disjoining. detachment. disassembling. dismantling breaking down. demounting. knock-down. removal. extraction. decomposing. tearing down. ripping. stripping. raveling. wreckage. scrappin

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploitation. sucking up. overreaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A male child; the male issue, or offspring, of a parent, father or mother.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any young male person spoken of as a child; an adopted male child; a pupil, ward, or any other young male dependent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The SON is the number issued by the local exchange carrier to confirm the order for the ISDN service It provides a matching number for cross referencing the order to the phone company.

Türkçe - İngilizce Sözlük

catheter. sounding line. lead line. depth sounder. drill. drilling machine. surgeon's probe or sound. sounding. sinker. rock drill. probe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deflation. extinguishing. dimming. slaking. inactivating. quenching. quench. hydrate. blowout. deadening.

Türkçe - İngilizce Sözlük

avail. child. close. conclusion. consequence. corollary. deduction. effect. ending. event. finding. fruit. hangover. inference. outcome. product. ramification. result. sequel. upshot. effect netice. end.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. masumluğunu kaybettirmek; tecrübelendirmek; nad. hile ve safsata karıştırmak; aydınlaştırmak; hile ve safsata öğreterek ahlâkını bozmak. sophisticated s. bilgiç olan, kültürlü, görmüş geçirmiş; incelikli; bilmiş; karmaşık; ileri, teferruatlı (teçhi

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest range of voice The usual specified range is from E above middle C to the first G above the top line of the treble staff Some men can achieve the soprano range using Falsetto. the high female voice which is then divided into different types, or

Türkçe - İngilizce Sözlük

doorjamb. doorpost. door frame. window frame. framing. jamp. stave. stanchion. stake. durn. beam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Chinese and Japanese liquid sauce for fish, etc., made by subjecting boiled beans , or beans and meal, to long fermentation and then long digestion in salt and water.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grumble. murmur. grouch. grouse. snarl. snarl at. complain. chide. fret and fume. make a noise. repine. be told. be said.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nutuk paralamak; fazla konuşmak, kafa şişirmek. speechification i. nutuk paralama. speechifier i. yersiz nutuk paralayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ed veya spoilt) bozmak, yıkmak; azdırmak, şımartmak, ahlakını bozmak; bozulmak, çürümek; azmak. spoil a joke şakanın tadını kaçırmak. a spoiled child şımarık ,çocuk. be spoiling for kaşınmak, istemek, aramak. He is spoiling for a fight. dövüşme

Türkçe - İngilizce Sözlük

This field was used only for World War II advertisements to note if a company or the government sponsored the ad or space in the magazine or newspaper, etc The same searching strategy as Company name applies.

Türkçe - İngilizce Sözlük

STAR is the acronym for Self-Defining Text Archive and Retrieval The syntax used by CIF and mmCIF is derived from the STAR grammar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. nişasta, ket; kola; resmiyet; (A.B.D.) canlılık, dinçlik; f. kolalamak. starchiness i. sertlik, bol kolalılık; resmiyet. starch'y s. nişastalı; kolalı; resmiyete meyilli, soğuk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stationary part in or about which another part revolves, esp. when both are large; The stationary member of an electrical machine, as of an induction motor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stationary part of a rotating electric machine Commonly used to describe the stationary part of an ac machine that contains the power windings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stationary part of a rotating electric machine Commonly used to describe the stationary part of an AC machine that contains the power windings. the stationary or fixed element of a pump or motor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A portable framework of stairs, much used indoors in reaching to a high position.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix used before father, mother, brother, sister, son, daughter, child, etc., to indicate that the person thus spoken of is not a blood relative, but is a relative by the marriage of a parent; as, a stepmother to X is the wife of the father of X, marr

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Stepchild, Stepdaughter, Stepson, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The step of the pay grade to which employees in the FNA and PBA bargaining units are assigned Step also is used with House Staff/Medical Residents to indicate which ones have 'chief' rank Step is located on Job Panel 3.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rank of jacks or a device producing a peculiar tone quality or alteration of the sound Examples are: eight foot stop, machine stop, buff stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sheet of low cloud stretching out in a layer When lying on the ground it is referred to as fog. a large dark low cloud.

Yabancı Kelime

İng. stretching

sp. gergevşet

Birbirine yaklaşık bükülü vücut bölümlerini, gerici kasların çalışmasıyla birbirinden iyice uzaklaştırma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

children. male children. naive child.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a region of northern Africa south of the Sahara and Libyan deserts; extends from the Atlantic to the Red Sea a republic in northeastern Africa on the Red Sea; achieved independence from Egypt and the United Kingdom in 1956; involved in state-sponsored ter

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in northeastern Africa on the Red Sea; achieved independence from Egypt and the United Kingdom in 1956; involved in state-sponsored terrorism. a region of northern Africa south of the Sahara and Libyan deserts; extends from the Atlantic to the

Türkçe - İngilizce Sözlük

irrigation. watering. quenching. quench. sprinkling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the most prominent tribe of the Moro tribes, occupying the Sulu Archipelago; also, their language.

Türkçe - İngilizce Sözlük

expansion. extension. linear expansion. elongation. lengthening. creep. creeping. elesticity. yield. strain. stretching. stretch. traction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberboard. chipboard.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sağlamak, tedarik etmek, temin etmek; ihtiyacı karşılamak; tatmin etmek; telafi etmek, yerini doldurmak; bir makamı işgal etmek; i. tedarik, teçhiz; mevcut; gen. çoğ. erzak, gereç, levazım, malzeme; vekil. cut off the supplies gerekli ihtiyaç

Türkçe - İngilizce Sözlük

Consciousness. the hearing power of the Soul This term was formerly used in this teaching to refer to the spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

overcasting. stitching made to prevent raveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. ornate. arrayed. luxuriant. bombastic. figurative. florid. flowery. frilly. high-flown. natty. chichi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırlangıç, zool. Hirundo. bank swallow kum kırlangıcı, zool. Riparia riparia. barn swallow kır kırlangıcı, zool. Hirundo rustica. chimney swallow bacalarda yuva yapan kırlangıç. red rumped swallow kızıl kırlangıç, zool. Hirundo daurica.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Teaching Assistant, usually a graduate student, who leads undergraduate tutorials or seminars.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Teaching Assistant A graduate student who assists a faculty member to grade homework and supervise undergraduate laboratories A TA is not permitted to teach a course at UT.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Teaching Assistant. tension by applanation TOV transcient obscuration of vision.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tape Automated Bonding refers to the method used to package the chip, hence the vernacular for the chip assembly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tape Automatic Bonding The process where silicon chips are joined to patterned metal traces on polymer tape to form inner leads bonds and subsequently the leads are attached to the next level of the assembly, typically a substrate or board, to form outer

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tahini is a thick paste made of ground sesame seeds and used primarily in Middle Eastern cooking It is used as a base for many sauces and dips served with vegetables, meat, chicken, fish, shellfish, and pita bread You can use tahini straight out of the ja

Türkçe - İngilizce Sözlük

approaching. drawing near.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pull smb.'s leg. be attached. be affixed. catch. hook. hang out. stick. stick around. chip. tease. banter. kid. chaff. guy. haunt. impose oneself on. jam. jam in. jolly. josh. lark. lark about. lark around. lock. lock on. rally. rib. rot. snag. sport.

Türkçe - İngilizce Sözlük

archipelago. group of chain of islands.

Türkçe - İngilizce Sözlük

following. trailing. succeeding. watching closely. legal proceedings. prosecution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. false. fixation. mounting. stuck on. attached. attaching. fastening. artificial.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixing. attaching. fastening. affixing. putting on. pinning to. hanging on. artificial. glass. false. attachment. connection. loose. hanging. attachable. attached. wearing. mounting. artificier. assembl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wood shavings. sawdust. metal filings. marble clippings. chips. shaving (s. tailing. chipping. flake. trimming. wad. shave. bite. sliver. splinter. splint. excelsior. swarf.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill. exercise. teaching. instruction öğretim. practice. training. instruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill. instruction. teaching. instructing. practicing sth. practice. exercise. education. training.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subject of discourse; as, his achievment is the talk of the town. the act of giving a talk to an audience; 'I attended an interesting talk on local history' an exchange of ideas via conversation; 'let's have more work and less talk around here' discussion

Türkçe - İngilizce Sözlük

A UNIX program which allows two users on different machines to carry on a dialogue in real time by typing messages into a split screen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i konuşan, konuşabilen; konuşkan; i. konuşma. talking machine eski gramofon. talking point üstünde durulacak nokta.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A switching arrangement in which the trunk from the calling office is connected to a trunk at the called office through an intermediate point; serves to interconnect central offices when direct interoffice trunks are not available.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A combat vehicle armed with machine-guns.

Türkçe - İngilizce Sözlük

They have three toes on the hind feet, and four toes on the fore feet, but the outermost toe is of little use. large inoffensive chiefly nocturnal ungulate of tropical America and southeast Asia having a heavy body and fleshy snout.

Türkçe - İngilizce Sözlük

large inoffensive chiefly nocturnal ungulate of tropical America and southeast Asia having a heavy body and fleshy snout.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tape archiver, a program commonly used on UNIX systems for archiving and transporting large collections of files and/or directories.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for the tape archive utility that combines a group of files into a single file with a tar extension In most cases file compression is used when a file is tarred.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The filename extension used by files made into an archive by the Unix tar program. tar archiving utility. the Tibet Autonomous Region; the Tibetan area west of the Drichu and south of the Kunlun mountains This is the only area recognised by modern-day Chi