Cır ne demek? | Cır anlamı nedir? | Cır

Cır anlamı nedir?

Cır ne demek?

Cır anlamı nedir?

Cır | Dream Meanings


Türkçe - İngilizce Sözlük

endorsement in blank. blank endorsement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. acre) (ecr’den if. hukuk). Bir şeyi kiraya veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az acı, acıya çalar, acımtırak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban turpu denilen b.ir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horseradish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Acıyıp merhamet etmek.

2.Himaye etmek, sahip çıkmak, korumak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kidnap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray. slip out. to put in on the street.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Demir delikleri cilâ ve perdaht etmeye mahsus demirci Aleti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی چون و چرا] sorgusuz sualsiz. 2.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at once. at one stretch. in a stretch. at one sweep. trice in a.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sticks and twigs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki çerâğ’dan). Çam ağacının sakızlı ve yağlı yeri ki, parçaları ateş yakmaya yarar, köylerde aydınlatma için mum ve kandil yerine kullanılır. Çıra ağacı = Çam ağacının çıralı cinsi. Çıralı denilen kalın ve çiğdene denilen İnce tahtalar bundan çıkar. Çıra komak = Tutuşturmak, çıralamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Nasıl. Çûn ü çirâ = Niçin ve neden, bir şeyin sebebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resinous wod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kandil, mum ve meşale gibi aydınlatma vasıtası: Çırâğı yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki kelimeden, halk ağzında çırak).

1.Ocak ve kandile, yani ev barka malik olmuş, nimet ve İhsana veya vazife ve maaşa yahut bir memuriyete nail olan: Filan memuriyetle çırağ buyruldu. Beş yüz lira maaşla çırağ buyrulması.

2.Hizmetten affolunarak evinde oturmak üzere emekli maaşı verilen: Yüz kuruş maaşla çırâğ buyrulmuş hamlacılardandır. Artık ihtiyarladı, çırağ olmasını istiyor.

3.mec. Büyük nimet ve ihsana nail olan: Beni çırağ mı ettiniz zannediyorsunuz?


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چراغ] mum. 2.kandil. 2.çırak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Meşale, ışık, kandil (bkz.Çerağ). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sanat öğrenmek maksadiyle bir ustanın yanında ve hizmetinde bulunan genç: Marangoz, eczacı çırağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Nimet, ihsan, vazife ve memuriyete nail olma.

2.Tekaüd, emekli, eve çekilip istirahat etme.

3.Emekli maaşı.

4.Çırak olma hâli: Bir marangozun yanında çırağlık (çıraklık) ediyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Yara. (Arapça’ da taze bıçak yarası gibi cerahatslz olan yaraya mahsus olup, cerahatlisine «karha» derler).

2.Cerrahlık ilmi, fenn-i cerrâht. (Her iki mânâ ile dilimizde pek kullanılmamıştır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cirâhiyye). Cerrahlığa mensup ve müteallik: Ameliyyât-ı cirâhiyye, fenn-i cirraht. (Türkçe telaffuzu: cerrâhî).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Henüz kalfa ve usta olmamış işçi veya san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprentice. pupil. errand-boy. footboy. helper. prentice. legman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprentice. novice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprentice. devil. help.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Çırak olma hali; çırağın yaptığı iş.

2.Çırağa verilen ücret, (bk.) Çırağlık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprenticeship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprenticeship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerine kandil ve mum konulan demir ayak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: çırağman).

1.Üzerinde meşale yakılan kule veya demir direk.

2.Balıkçıların su kenarlarında kurdukları demir pile. Susam çırakmanı = Yığın ortasında diklmiş direk. mec. Çırakmana çıkmak = Fazla kızmak, gazaba gelip fırlamak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Çıra koymak ve tutuşturmak, yakmak, alevlendirmek.

2.mec. Fesat karıştırmak, kötüleştirmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çırası olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balıkçıların ateş balığı için üzerinde çıra ve funda yaktıkları ıskara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. câr).

1.Müşteriler.

2.Komşular.

3.Civarda olan yerler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. girante). Poliçeyi devir ve havale eden şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Y.). Bir senedi ciro eden kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endorser. holder in due course. indorser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2.Beniz, yüz. 3.İnsan resmi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir cins çöl sıçanı. (A. yerbû).

2.Cılız çocuk.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat)., (z)., (kıs. ca.,c veya c). dolaylarında, takriben, aşağı yukarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çerkezistan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Çerkezce; Çerkez; (s). çerkezlerle veya çerkezce ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Homer'in ''Odisesinde sihirli bir icki ile erkekleri domuz sekline sokan buyücü kadın; tehlikeli buyucü kadın Circean s büyücu kadın gibi veya ona ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Büyük fıçıları kaldırmaya mahsus kancalı zincir veya halat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). halka şeklinde; (bot). filizlerinin ucu kıvrılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büsbütün çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Orakböceği. mec. Geveze, çok söyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Zincir donanmalı demir pranga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Daimî surette ve kesilmez bir ince ses çıkaran şey. 2.İnce bir sesle çağlayarak akan su.

3.Ot çekirgesi. 4.Ağzı durmaz, geveze, çok söyler.

5.Hamurcuların kısa ve kalın oklavası’, merdâne. Çırçır gözlemesi = Bir nevi gözleme.

6.İçinde pamuk kozası ayıklanan sepet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gin. spring. cricket cırcırböceği.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cotton gin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tree cricket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cricket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire çember, halka; bu şekildeki herhangi bir cisim; ring, meydan; etki sahası; devir: hale; muhit, grup; (coğr). paralel dairesi; (astr). gök cisimlerinin yörüngesi; gök cisimlerinin kendi etraflarında dönmeleri. great circle (coğr). büyük dair

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafını çevirmek, kuşatmak; etrafında dolaşmak; devretmek, dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük daire, halkacık; daire şeklinde olan baş süsü, taç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). devretmek, dolaşmak; turneye çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire; ring seferi bir yerden kalkıp gene aynı noktaya dönme; turne; gezici hâkim veya papazın yaptığı mutat seyahatler; gezici hakim veya papazlar; (elek). devre. circuit breaker devre kesici anahtar. circuit court şehirden şehre giden mahkeme. cir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolaylı, dolambaçlı. circuitously (z). dolaylı olarak. circuitousness (i). dolaylılık. circuity (i). dolaylı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). daireye ait, daire şeklinde, yuvarlak; bir daire içinde hareket eden; dolaylı, dolambaçlı; belirli bir muhit ile ilgili; (i). sirküler tamim genelge. circuIarly (z). dairevi olarak. circular measure daire olçüsü. circular saw daire testere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sirküler yollamak: sirküler halinde kaleme almak. circulariza'tion (i). sirküler yollama. circularizer (i). sirküler yollayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). deveran etmek dolaşmak, cevelân etmek; dağıtmak, elden ele geçirmek: dolaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). devir deveran dolaşım; (s). devreden, dolaşan. circulating library dışarıya kitap veren kütüphane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devir, deveran, dolaşım cereyan; kan dolaşımı; tedavül, piyasadaki para miktan; kitap verme; dağıtım miktarı, tiraj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devir ettirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolaşıma ait: kan dolaşımına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). etrafını çeviren, kuşatan, ihata eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafım dolaşmak; tavaf etmek. circumambula'tion (i). etrafını dolaşma. circumam'bulatory (s). etrafını dolaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). , (şaka). dolambaçlı yol; boş laf etme dolaylı bir şekilde meramını anlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sünnet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sünnet. the Circumcision 1 Ocak'ta kutlanan dini bir bayram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire çevresi. circumferen'tial (s). daire çevresine ait veya onunla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). uzatma işareti; (s). uzatma işareti ile ilgili; eğri, çarpık; (f). etrafına dolamak; uzatarak telaffuz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birbirinin etrafında akan; etrafı su ile çevrilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafına dökmek (su); etrafını bir sıvı ile çevirmek. circumfu'sion (i). etrafına dökme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). civarda olan, etraftaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dolambaçlı yoldan konuşma, gereksiz kelimeler kullanma; dolambaçlı söz veya deyim. circumlocutory (s). dolambaclı söz gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). denizden etrafını dolaşmak. circumnaviga'tion (i). denizden etrafını dolaşma. circumnavigator (i). denizden etrafını dolaşan kimse. circumnutate.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kutupların etrafında olan, dolaykutupsal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafına çizgi çizmek, daire içine almak; sınırlamak; çemberlemek; (geom). bir şeklin etrafına diğer bir şekil çizmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etrafını çizme, daire içine alma; çevreleme;sınırlama, tahdit; para veya mühür üzerinde bulunan daire şeklindeki yazı; sınır çizgisi; mıntıka, bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güneşin etrafında olan veya dönen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli ihtiyatlı, tedbirli. circumspec'tive (s). dikkatli. cir'cumspect'ly (z). dikkatle. circumspec'tion (i). dikkatlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hal, durum, keyfiyet, şart, vaziyet; vaka, olay; teferruat, ayrıntı. Circumstances aIter the case Olaylar kararları değiştirir. under no circumstances hiç bir surette. under the circumstances bu şartlar altında. pomp and circumstance debdebe ve tant

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). durumla ilgili; teferruata dair, ikinci derecede önemi olan; ayrıntılı, mufassal. circumstantial evidence ikinci derecede deliller. circumstantially (z). durumla ilgili olarak. circumstantially (i). durumla ilgili oiuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tafsilatlı olarak izah etmek; delil ileri sürerek desteklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). etrafına siper çekili, etrafı çevrili; (f). etrafına siper çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tuzağa düşürmek; hile ile önüne geçmek, atlatmak; etrafını dolaşmak. circumventer circumventor (i). tuzağa düşüren kimse; atlatan kimse. circumvention (i). tuzağa düşürme; atlatma. circumventive (s). tuzağa düşürücü; atlatıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dönmek, deveran etmek, dolaşmak. circumvolu'tion (i). bir merkez etrafında dönüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sirk; sirk gösterileri: sirk pisti; arena; (ing). meydan; gösteri, numara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Uzun ve ucu demirli cirid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cırdaval denilen uzun ciritle silâhlı (asker).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Çırak, uşak ve hizmetçilere verilen gündelik, yemek ve para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Maharetli: Çİre-dest = Eli yakışır, elinden iş gelir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Maharetli, becerikli. 2.Kahraman, yiğit. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چيره دست] yetenekli, becerikli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beceriklilik, maharet, hazâkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Komşuluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaçlar bağlayarak kırık bir direği tamir İşi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Ufak, bakır para, fülOs-i ahmer. (Avusturya’nın vaktiyle Osmanlı ülkelerinde çok görülen böyle bir parasının isminden gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇIRILÇIPILDAK (i.) Tamamen çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stark naked. in the buff. mother-naked. without a stitch on. without a stitch of clothing. starkers. in one's bare skin. in the nude. in one's birthday suit. in the raw. in the state of nature. in the altogether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stark naked. in the nude. in the buff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the altogether. stark naked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gevezelik etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cır cır diye çıkan ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarı zanbak kökü unundan yapılan bir macun ki, ciltçiler ve papuççular tarafından mukavva ve meşin yapıştırmakta vesair işlerde kullanılır. Kola kullanılması tercih edilir. Çiriş çanağı = Yapışkan ve tatsız şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paste. dope. size. glair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasting. paste. glue. size. adhesive. gum. cement. dressing. stickum. gluten. sizing. fabric dope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çiriş sürmek, çirişle yapıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çirişle yapıştırılmak: Kitap kabı böyle mi çirişlenir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çiriş sürülmüş, çirişle yapıştırılmış.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(sarızambak): Zambakgillerden, beyaz çiçekli bir bitkidir. Kökündeki yumrulardan çiriş yapılır. Nisan - Temmuz aylarında çiçek açar. Kullanıldığı yerler: Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Memeli basuru tedavi eder. Mafsal ağrılarını dindirir. İdrar ve adet kanı söktürür. Saçkıran tedavisinde de kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Kûy ve çevgân, bir çeşit polo oyunu, vaktiyle atla ve ucu delmez mızraklarla oynanılan oyun: Cirit oynamak. Fareler cirit oynuyor = Bu muzır hayvanın çokluğunu anlatıl’ (asıl Arapça’da yapraksız hurma ağacı demek olup, anlaşıldığına göre bu oyun önceleri öyle dallarla oynanılırmış).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dart. javelin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

javelin. stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

javelin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kir, pas, pislik, murdarlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چرک] kir. 2.irin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. çirk = pis, Ab = su) (Türkçe telâffuzu: Çirkef). Birikmiş pis sular, kirlenmiş su, bulaşık suları, (bk.) Çirkef.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çirkefe bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چرک آب] pis su.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça çirkâb’dan). Birikmiş pis su, kokmuş bulaşık suyu. mec. Edepsiz, terbiyesiz adam. Çirkefe taş atmak = Terbiyesiz adamlara bulaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slop. filthy water. cesspool. sewer. disgusting person. disgusting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filthy water. sewage. loathsome. ditch water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sloppy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça «çirk» den, yani kirli).

1.Güzelin zıddı, çirkin: Çirkin adam. Çirkin kız. Çirkin yüzlü.

2.Kötü, beğenilmeyecek. Ar. Mezmûm, redâ, Fars. bed: Çirkin iş, çirkin huy. Kötü, fena: Çirkin etmiş, çirkin söyledi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ugly. shapeless. beastly. unsightly. unattractive. ill-favored. ill-favoured. nasty. unpleasant. eldritch. flagrant. foul. god-awful. heinous. hideous. homely. horrid. inelegant. misshapen. nefarious. obnoxious. plain. seamy. uncomely. uncouth. unhan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty. filthy. hideous. homely. horrid. indecent. inelegant. mean. nasty. obnoxious. offensive. outrageous. repugnant. seamy. ugly. unpleasant. unsavoury. unsightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چرکين] kirlenmiş. 2.çirkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az çirkin: Çirkince bir kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çirkin olmak, çirkinleşmek. Çirkin saymak, kötülemek. Osm. zem ve takbîh etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çirkin olmak, çirkinlik peydâ etmek: Kıyafet değiştirince çirkinlendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çirkin olmak, çirkinlik peydâ etmek: Küçükken oldukça güzeldi; lâkin büyüdükçe çirkinleşiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Çirkin etmek, çirkin göstermek, çirkinlik vermek: Pek çirkin değildir; lâkin o kıyafet kendisini çirkinleştiriyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blemish. deface. to make ugly. to disfigure. to blemish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deform. disfigure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çirkin etmek, çirkin göstermek, çirkinlik vermek: Terbiye noksanı, güzel bir kızı çlrkinletmek için kâfidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Çirkin olanın hali, güzellik karşılığı.

2.Kötülük, fenalık. Ar. redâet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disfigurement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ugliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ugliness. deformity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çirkin bulmak, çirkin saymak, çirkin görüp beğenmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Batar ve acı sesli geveze.

2.Ocak çekirgesi. 3.Bir nevi karga.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Cırtlamak, cırlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zırlanmak, batar ve acı bir sesle gevezelik etmek, tatsız dırlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Kırda yaşayan küçük bir av kuşu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جرم] cismin kapladığı yer, hacim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Bulgarca’dan). İki başı çalık dalyan veya zahire kayığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Bir senet veya havalenin alacaklı tarafından diğeri namına çevrilmesiyle üzerine buna dair şerh verilmesi: Senedimi falana ciro etmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endorsement. giro. indorsement. backing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giro. turnover. endorsement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endorsement. turnover. giro. indorsement. managing agent. rider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Rumca’dan, eski Türkçe kurumak demek olan çirimek’ten olması uzak ihtimaldir. Zira kelimenin şekli de Rumca’dır). Uskumru balığının kurutulmuşu. mec. Pek kuru ve zayıf şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weedy. bombay duck. dried mackerel. dried cod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salted and dried mackerel. skinny person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ağaçlardan kesilen dal ve budaklar, ağaç kırpıntısı: Çalı çırpıdan bir kulübe.

2.Tahta biçenlerin bıçkı yerlerini işaret ettikleri ip ki, boyaya batırıp iki uçlarını iliştirdikten sonra ortasından kaldırıp koyuvermekle çizgi yaparlar.

3.Çırpı ile işaret olunan yerlerin bıçkı ile yarılması: Bu tomruğu beş çırpıya ayırmalı. Bir kalastan dört çırpı çıkar.

4.mec. Tahmin, hesap, tertip: Çırpıya gelmek = Uymak. Çırpıdan çıkmak = Haddi aşmak. Çırpı tutmak = Ölçmek, hizasını bulmak, dengeye gelmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. clipping. dry twigs. chalk-line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. shaving. dry twig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yazma yemenileri basıldıktan sonra temiz suya vurup çırpmak sanatiyle meşgul adam, kassar: Çırpıcı çayırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beater. fuller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir miktar kesilmek, köşe ve kenarları alınmak.

2.Suya batırıp çıkarmak.

3.(kuşun kanadı) Kesilmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çırpınmak İşi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convulsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Oynamak, titremek, helecana gelmek, telâşa düşmek: Yürek çırpınmak.

2.(kuş) Kanatlarını oynatarak telâş etmek: Bir kuş çırpınıp duruyordu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flutter. struggle. fuss about. flop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flap. flick. flop. flounder. to flutter. to struggle. to flop about. to be all in a fluster. to bustle about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to flutter with its wings. to be all in a fluster. to move convulsively. to shake. to beat. to rise. to shake down. to full. to hover. flop. flutter. thrash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Oynama, helecan: Yürek çırpıntısı.

2.Sahilde denizin yaladığı kumsal veya çakıllık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flurry. slight agitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

choppy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (kuş) Kanatlarını vurup oynatmak, kanatlarını oynatarak hareket ve helecanda olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acele ile ve dikkatsiz yazılmış yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.ince değnekle hafifçe vurmak.

2.Kâğıda vurur gibi çabuk çabuk ve dikkatsiz yazmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yavaş ve az vurmak.

2.Uçlarından az kesip yontmak.

3.(bezi) suya vurmak, temiz ve soğuk su ile ve sabunsuz yıkamak: Yemeni çırpmak.

4.Boyaya batırılmış iple tahtaya uzunlamasına hat çizmek, nişan, çırpı vurmak.

5.(kuş kanatlarının) uçlarını kesmek, uçlarını kırpmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beat. whisk. to beat. to flutter. to flap. to clap. to rinse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat with short and repeated blows. to clap to beat. flap. snip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yavaş vurdurmak.

2.Kenarından biraz kestirmek.

3.Temiz su ile yıkatmak, bir sudan geçirtmek, kasarlatmak.

4.Boyaya batırılmış iple çizdirmek, nişan yaptırmak, çırpı vurdurmak.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire şeklindeki alan; etrafı dağlarla çevrili küçük ova.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). siroz. cirrhotic (s). sirozla ilgili, siroza ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). muhtelif cisimlere yapışarak denizde yaşayan kabuklu bir hayvan; kıvrıkbacaklar familyasından bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -ri). meteor sirrus, saçakbulut; (zool). sülük; (bot). filize benzer sürgün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sun’İ bir meyilli yere çıkıp inen hayvana çektirilen tulumlu su dolabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Boş şeylerle öğünen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş şeylerle öğünen. Fars. hod-pesend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karga, Ar. gurâb, Fars. zâğ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Böcek gibi cır cır etmek, zırlamak, ötmek.

2.mec. Gevezelik etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya CIRLATMAK (f.). Cırt sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bir çeşit kırmızı boya.

2.Altının kırmızılığı.

3.Temiz renk. 4, Sâf şarap.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bir nevi kırmızı boya. 2.Altının kırmızılığı. 3.Temiz renk. 4.Saf.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sâf şarap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Nasıl ve niçin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring to book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. der = edat, zencîr = zincir). Zincirde, zincirle bağlı. Derzencîr etmek = Zincirle bağlamak, zincire vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ücûr).

1.Bir iş karşılığı verilen şey, karşılık (bu mânâ ile ücret kelimesi daha uygundur).

2.Bir iyi iş yahut sabır ve tevekkülle karşılanan bir musibete karşı verilen mânevî mükâfat, sevap: Allah ecir ve sabır versin, (hukuk) Ecr-i misil = Bir iş için ehli vukuf tarafından tayin olunan ücret. Osm. ücret-i hakikiye. Ecr-i müsemmâ = Mukavele ve pazarlıkla tayin olunmuş ücret.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. ecir’den smüş.). Ücretle çalışan, gündelikçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجر] ödül. 2.ücret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir iş ya da emek karşılığı verilen şey. 2.Sevap. 3.Aziz sevgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assume. preempt. recapture. secure. seize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seize. acquire. capture. catch. cop. get. have. to take hold of. lay hold of. make. nab. nobble. obtain. pinch. possess oneself of a thing. to enter upon property. secure. share. take hold. take possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [انجير] incir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etrafını çevirmek, kuşatmak, sarmak, ihata etmek; etrafını dolaşmak, devretmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuşatma, ihata. policy of encirclement kuşatma politikası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fücûr’dan if.) (mü. fâcire) (c. fecere). Fitneci ve fesatçı, sefih, zina ve işret gibi kötü işleri yapan: Bir şahs-ı fâcir, sâhire-i fecere, kefere-i fecere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فاجر] günah işleyen. 2.karşı cinse düşkün olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fücûr’dan) (c. fecere, füccâr).

1.Fenâ huylu, günâhkâr, fücur sahibi. 2.Sefih, çok içen.

3.Habîs, rezîl, şerîr, şakî.

4.Kadına düşkün erkek, erkeğe düşkün kadın.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Sabahın pek erken vakti; güneşin doğuşundan evvelki vakit, tan vakti. 2.Güneşin doğuşundan evvel görülen kızıllık ve aydınlık. Feer-I şimalî = Kuzey fecri. Dünyanın iki kutbunda bazan pek acayip ve güzel bir surette beliren rengârenk ve muhtelif şekillerdeki ışıklar. Velfecri = Kur’an-ı Kerîm’ln böyle başlayan sûresi. Gözleri vel-feeri okuyor = Pek uyanık ve zekîdir.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فجر] tan ağartısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prickly pear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prickly pear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Atlasçiçeğigillerden, yaprakları etli yayvan ve dikenli bir bitki ve bunun meyvesi (opuntia ficus india). Buna firavun inciri veya Hint inciri de denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gacır gucur, gıcırtı, gıcırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Kulak tırmalayıcı sesi ifade eder: Kuyunun çıkrığı gacır gucur dönüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeable. pervious. conductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porous. permeable. conductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeable. conductive. pervious. porous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Bazı cisimlerin, içlerinden başka şeyleri geçirme hususiyeti, nüfuziyet: Kumlu toprakların geçirgenliği fazladır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conductive. conductor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conductivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir baştan bir başa gidilmek, geçirme işine konu olmak. Osm. imrâr edilmek, öte tarafa vardırmak: Kayıkla nehrin ötesine geçirildi. 2.Atlanmak, giderilmek, atlatılmak: Bir tehlike, büyük bir hastalık geçirildi. 3.Yürütülmek, Osm. Mürûr ve ubûr ettirilmek: Asker şehrin içinden geçirildi. Verilcek su nereden geçirilecektir?

4.İyi edilmek, tedavi olunmak, atlatılmak, giderilmek: Bendeki başağrısı bir türlü geçirilemedi. 5.Ferâğ ettirilmek, el çektirilmek: O adam bir türlü kumardan geçirilemedi. İçkiden geçirilirse sıhhati da düzelir.

6.Tedavül ettirilmek: Bu para geçirilebilir mi?Çevrilmek, Osm. ihâta edilmek: Bu levhalara çerçeve, bu kitaba kap, yastıklara kılıf geçirilmeli.Takılmak, konmak, sokulmak: Çerçeveye cam geçirildi.Kaplanmak, yapıştırılmak, dikilmek: Kürke kab, kaba kürk, yorgana yüz, çarşaf geçirilmek: Ele geçirilmek = Tutulmak, Osm. derdest edilmek. Diş geçirilmek = Zarar verebilmek veya sadece tesir edebilmek: Ona diş geçirilemez. Kılıçtan geçirilmek = Sırayla herkes öldürülmek, Osm. katl-i Am edilmek. Baştanbaşa ve biraz gelişi güzel incelenilmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be passed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Geçirgenliği olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Geçirgenliği olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil-tight. impermeable. impervious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impermeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impermeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geçirmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeation. passing. tracing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. transmission. passing. infecting. conductance. conduction. conveyance. transposition. tranfusion. permeability. farewell. giro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir baştan bir başa yürütmek, geçme işini yaptırmak. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek, imrâr etmek: Askeri çarşrnın içinden geçirdiler. Talebesini her gün önünden geçirir.

2.Atlatmak, öbür tarafa nakletmek: Kayıkla nehirden geçirdi. 3.Nakletmek, yer değiştirmek: Kışın çocukları öbür odaya geçireceğiz.

4.Tecavüz ettirmek: Sürünüzü bizim otlağa geçirmeyin. Hududun ötesine asker geçirdi. 5.Durdurmak, sükûnet buldurmak, gidermek, iyi etmek: O ilâç dişimin ağrısını geçirdi. 6.Tesir ettirmek, dinletmek: Sözünü geçiremedi.Tedavül ettirmek: O parayı geçirmiş. Bu malı Anadolu’da geçirebilirsiniz.Vazgeçirmek, döndürmek sarf-ı nazar ettirmek: Kendisini o fikirden geçirmeli. Ben onu, o fikirden, o tabiattan geçirdim.Bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak: İğneye iplik geçirmek, düğmeyi iliğe geçirmek.Takmak, koymak, Osm. vaz’ ve ilka etmek: Çerçeveye cam geçirmek.Kaplamak, yapıştırmak, çevirmek, örtmek: Levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz, duvara kâğıt geçirmek.Sürmek: Şu tavana bir kat daha boya geçirmeli. Vernik, lostra geçirmek.Sokmak, idhal etmek. Diş geçirmek = Zarar edebilmek veya sadece tesir edebilmek: O, bana diş geçiremez. Ele geçirmek =

1.Tutmak, Osm. derdest etmek.

2.Nadir ve bulunması müşkül bir şeye sahip olmak. Zimmete geçirmek = İdaresiyle görevli olduğu parayı kendi için harcamak veya çalmak. Kılıçtan geçirmek = Katl-i Am etmek. Kırıp geçirmek = Tahrip etmek. Gözden geçirmek = Baştanbaşa, fakat sathî şekilde incelemek. Göğüs geçirmek =

1.İç çekmek.

2.Biri hakkında intikam beslemek. Gömlekten, yakadan geçirmek = Oğulluğa kabûl etmek. Osm. tebennî eylemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

see smb. to the door. make pass. show smb. to the door. pass. carry. transfer. transmit. see off. bash. come through. communicate. conduct. dot smb. one. extrude. fetch. get through. pass on. scarf. screw. slip. spin out. stick. swipe. take in. under.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. conduct. have. infect. know. pass. spend. transmit. treat. undergo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

migrate. to pass. to infect sb to slip on. to fit. to fix. to insert. to enter. to register. to undergo. to get over. to see sb off. to screw. to let to pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir başkasının aracılığı ile birinin geçmesini kolaylaştırmak. Osm. imrâr ettirmek: Askeri kayıkçılara nehrin öte yakasına geçirtti. 2.Tedavül ettirmek, revaç buldurmak, alış verişte kabûl ettirmek: Eksik lirayı uşağına verip geçirtmiş.

3.Vazgeçirtmek, Osm. ferağ ettirmek: Köy imamı vasıtasıyla köylüleri niyetlerinden geçirtti. 4.Kaplattırmak, örttürmek, kılıf yaptırmak. Kürke kap, levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz geçirtmek.

5.Sokturmak, ithal ettirmek: Diş geçirtmek, hesaba geçirtmek.

6.Bir baştan bir başa yürütmek. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek: Arazisinin içinden kimseyi geçirtmez.Tecavüz ettirmek: Kendi otlağına kimsenin hayvanlarını geçirtmez.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth passed through or entered (in an account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekseriya kadınların ağızda çiğnedikleri sakıza elastikiyet vermek için kullanılan lâstik gibi bir madde ki, dişbudak ağacının meyvesinden çıkar. Gıcırı bükme = Alelacele bir lakırdı uydurup söyleyiverme: Gıcırı bükme bir lâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kulak tırmalayıcı ses: Merdivenler gıcır gıcır ötüyordu.

2.Tertemiz, yeni ve hiç kullanılmamış: Evin döşemesi gıcır gıcırdı. Gıcır gıcır çarşaflar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very clean. brand new. spick and span.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dişlerin birbirine sıkı sıkı sürülmesi gibi sert ve keskin bir sesi taklit ve tasvir eder: Dişlerini gıcır gıcır gıcırdatıyordu. Yeni potinleri gıcır gıcır ediyordu. Tahtalar gıcır gıcır ötüyordu. Gıcır gıcır giyinmek = Yeni kundura ve elbise giymek: Gıcır gıcır giyinmiş gidiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creak. grate. rasp. squeak. to creak. to squeak. to grate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to creak. to squeak. to crunch. to chatter. to jar. to grate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gıcır gıcır ötmek: Dişleri hiddetten gıcırdıyordu. Ayakkabıların gıcırdamasından hoşlanmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grind (one's teeth. to make sth creak. grind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creak. scrape. screech. squeak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creak. squeak. jar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gıcır gıcır ses çıkarma: Dişlerin, yeni potinlerin, tahtaların gıcırtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creaky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creaky. squeaky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sophisticated. worldly wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

survey. going through. revision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. examine. inspect. sift. skim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overview. review. revise. investigate. to review.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HACR) (i. A. fıkh). Bir kanunî sebepten dolayı birinin kendi malını kullanmaktan alıkonulması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Hicret eden, göçen.

2.Sayıklayan hasta.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هاجر] göçmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hicret eden, bir başka yere geçen. 2.Sayıklayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HARC-I RAH) (i. F. Ar. hare = masraf, Fars. râh = yol). Yol masrafı, bir memur veya subayın görevle bir yerden bir yere gitmesi için, rütbe ve maaşı ile ve gideceği mesafeye göre resmen verilen para: Hareket etmek için harcırâhını aldı. Harcırah nizâmnâmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel expense. subsistence money. subsistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses. travelling allowance. fare payments. marching money. deadheading pay. per diem allowance. transport allowance. transportation allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج راه] yol parası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activate. actuate. arouse. awake. develop. galvanize. motivate. rouse. stir. wake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to start. to move. to excite. to activate. to actuate. to set in motion. to warm. to mobilize. to prompt. to stir. arouse. bestir. develop. evoke. fire. get sth under way. to give the enemy hell. put in action. put in motion. set going. spark. spark off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nopal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prickly pear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Hızlı gözden geçirme düğmesine basarak en son çekilen resmi görüntüleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

GSM veri hizmetlerine göre kanal başı %50 daha fazla hız sağlayan biralt yapıdır. Paket yönlü çalışan GPRS’e karşı HSCSD kapasite yönlü çalışır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disquit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be given to drink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.İçmeye sevk, mecbur veya müsaade etmek, Osm. işrâb etmek: Hayvana su içirmek, hastaya ilâç içirmek.

2.İçkilerden bir şey verip sarhoş etmek: Çok içirip zavallıyı hasta etmişler.

3.Cezbettirmek, sindirmek, emdir mek: Bu yağdan ağrıyan yere sürüp ovalayarak içirmeli. Tokat İçirmek = Tokat vurmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb drink. to let sb drink. to impregnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb drink sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dutgillerden, geniş .ve dilimli yapraklı bir ağaç ve meyvesi. Patlıcan, kavak, lop inciri gibi çeşitleri vardır: Taze, kuru incir, Ineir çekirdeği = Küçüklük ifade eder: Bir incir çekirdeğini doldurmaz. Incirkuşu = Sarı sandal nevinden bir kuş. Frenk, Arap inciri = Kaktüs cinsinden kabuğu dikenli ve irice çekirdekli bir nevi meyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fig. fig tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(yemiş): Dutgillerden asıl vatanı Akdeniz kıyıları olan yaprakları geniş ve dilimli bir ağacın meyvesidir. Armut biçiminde ve büyüklüğünde yumuşak, çekirdekleri darı şeklinde tatlı bir yemiştir. Kullanıldığı yerler: Bağırsakları yumuşatır. Kabızlığı giderir. Mide tembelliğini tedavi eder. Vücudu ve sinirleri kuvvetlendirir. Enerji verir. Nekahat devresini kısaltır. Bronşit, öksürük ve boğaz ağrılarında faydalıdır. Bronşları yumuşatır. Çıbanların olgunlaşmasını sağlar. Lapası, yanık ağrılarını keser. Dallarından akan süt, nasır ve siğilleri giderir. Basurda faydalıdır. Nezle ve sıtmada da kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İncir ağaçları çok olan yer, incir bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Firar ettirilmek, diğeri vasıtasiyle kaçmaya sevk olunmak: Hapishaneden arkadaşları tarafından kaçırıldı.

2.Gümrük veya vergi vermemek üzere gizliden geçirilmek: Gümrükten mal kaçırılmamak için bir tedbir lâzım.

3.Dikkatsizlikle kaybedilmek: Fırsat kaçırıldı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be kidnapped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gümrük vermeksizin gizlice mal geçirilmesi: Kaçırmanın cezası vardır.

2.Gümrük vermeksizin geçirilen, kaçak: Kaçırma mal; kaçırma tütün.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letting escape. missing. abduction. smuggling. kidnapping. evasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abduction. kidnapping. snatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mal kaçıran, kaçakçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kaçmasına sebep olmak, kaçmasına yardım etmek, firar ettirmek: Hapishaneden adam kaçırmak büyük bir suçtur.

2.Gümrük vermeksizin gizlice mal geçirmek: Gümrükten mal kaçırmak; tütün kaçırmak.

3.Dikkatsizlikle ve gafletle söylemek: Ağzından kaçırdı.

4.Kaybetmek: Fırsatı kaçırdık.

5.Kaçmaya mecbur etmek: Nihayet kendisini kaçırdık.

6.Saklı, gizli tutmak, göstermemek, kapalı gezdirmek: Karısını benden kaçırıyor. Alta kaçırmak = Üstüne etmek. Ucunu alta kaçırmak = İflâs etmek (eskimiştir). Tadını kaçırmak == Tadsızlık etmek, can sıkmak. Aklını kaçırmak = Çıldırmak. Kız kaçırmak = Ekseriya evlenmek niyetiyle kızı baba evinden gizlice alıp kaçmak


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let escape. miss. abduct. kidnap. snatch. exude. give off. hijack. ladder. lose. ooze. rape. ravish. shuffle. slip. spirit away. spoil. whisk. make off with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ladder. lose. miss. smuggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let slip. to kidnap. to abduct. to make or let escape. to drive away. to leak. to miss. to lose. to smuggle. to hide from a tax-gatherer. to go off one's head. to go mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Başkası vasıta siyle firar ettirmek: Muhafazasına memuı olanların gönlünü ederek kendisini kaçırt tılar.

2.Gümrük ve vergi vermeksizin ge çirtmek, gizlice ithal veya ihraç ettirmek: Rençberlerine tütün kaçırtıyor.

3.Dikkatsizlikle geçirtmek, kaybettirmek: Siz benim zihnimi meşgul ederek ağzımdan birkaç söz kaçırttınız.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let escape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enchant. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gıcır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard core.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stone chips.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover stone. binder dust. stone screening. rock dust. crushed sand. small coal. slack coal. slag. aggregate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ecr» den if.) (mü. mûcire). Kira ile veren, kiralayan, İcâr eden: Bir mülkün mûcir ve müste’ciri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lessor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hicret» ten if.) (mü. muhâcire) (c. muhâcirîn).

1.Ailece yerleşmek üzere başka ülkeye giden adam: Kırım, Bosna muhâcirleri; Amerika’daki Avrupa muhâcirîni. 2.Peygamberimizde birlikte veya sonradan Mekke’yi bırakarak Medine’ye göç eden sahâbe: Muhâcirîn ve Ensâr.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigrant. immigrant. refugee göçmen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigrant. immigrant. migratory. refugee. emigree. entryman. incomer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهاجر] göçmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Göç eden, göçmen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease holder. lessee. renter. tenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ecr» den if.) (mü. müste’cire). Bir şeyi kira ile tüten, bir yerde kira ile oturan, kiracı: Bu evin müste’ciri kimdir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kiracı olarak, kira ile: Filân evde müste’ciren oturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacer» den if.) (mü. mütehaccire). Taş hâline gelmiş, taş olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zucret» ten if.) (mü. muzcire). Sıkıntıda bulunan, sıkılmış, hüzün ve eleme, uğramış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستأجر] kiracı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحجر] taşlaşmış, fosilleşmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Av hayvanı ve bilhassa yabankeçisi. 2.Av.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نخچير] av hayvanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tire chain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., huk. bir hükmün veya ruhsatnamenin iptal talebi üzerine mahkemenin ilgili şahsın bilgisine başvurmak için gönderdiği celpname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kanser cinsinden katı bir ur. scirrhosity i., tıb. bir çeşit sert ur. scirrhous, scirrhoid s., tıb. sert ur gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarım daire.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kısa devre yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürgüne tutulup her yanı pislik içinde bırakan: Sıçırgan bir kedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impermeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watertight. waterproof. impervious. impermedable. impermeable to water. weathertight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tradesman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merchant. trader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trader. merchant. commercant. dealer. monger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تاجر] tüccar, ticaret yapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ticareti meslek edinmiş olan,

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Tacir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacer» den).

1.Bir yere taş koyma, yığma.

2.Hayvanı dağlayıp nişanlama.

3.Kimsenin girmemesi için arazinin etrafına çit çevirme.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحجير] çit çekme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hicret» ten). Göç ettirme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهجير] göçe zorlama, göç ettirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

göç ettirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retrieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ağaçlandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sünnetsiz; Musevi olmayan; putperest.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potter putter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deter. discourage. dissuade. wean. to dissuade. to deter. to discourage. to talk sb out of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissuade. turn aside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Dutgillerden bir ağaç ve meyvesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları


İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. ızecr»den). Men ve yasak eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZENCİR) (i. F.).

1.Birbirine geçmiş madenî halkalardan müteşekkil demir ip ve bağ, silsile: Zencirle bağlamak, gemi zenciri. 2.Zencir gibi art arda sıralanmış şey (halk dilinde: zincir).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde 120 zamanlı en büyük usûl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زنجير] zincir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زنجيربند] zincire vurulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zincire vurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زنجيری] zincirli. 2.zincirlik deli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Zenciri olan.

2.Zencire bağlı, zencire, prangaya vurulmuş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defalcate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zencir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. chain. fetter. gyve. iron. shackle. shackles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chain. fetter. irons. linkage. sequence. shackle. fetters. series. succession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chain. shackles. span.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zincir halkaları gibi arka arkaya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chain. shackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chain. to chain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to chain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Zincirle bağlı.

2.Zinciri olan.


Türkçe Sözlük by