Con Dense ne demek? | Con Dense anlamı nedir? | Con Dense

Con Dense anlamı nedir?

Con Dense ne demek?

Con Dense anlamı nedir?

Con Dense | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) kaçmak, firar etmek, kanundan kaçmak, özellikle alacaklıdan kaçmak absconder (i) kaçak, firari, kanundan kaçan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplan boğan, bıldırcın otu,(bot). Aconitum napellus. wolfsbane aconite kurtboğan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Güney Amerika'ya mahsus bir ,çeşit büyük boa yılanı; herhangi bir çeşit boa yılanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). benzetmesiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çırpınmayı önleyen ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başdiyakoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). aksine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses kontrolünü ya da bir sonraki şarkıya geçme ayarını kulaklık üzerinden yapmaya olanak tanıyan teknoloji.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beykin, hayvanın yan ve sırt tarafından elde edilen tuzlanmış veya tütsülenmiş domuz eti, domuz pastırması. bring home the bacon istediğini elde etmek, bir şeyde muvaffak olmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). İngiliz âlim ve filozofu Francis Bacon'a veya doktrinlerine ait; (i). Bacon felsefesine bağlı olan kimse. Baconian theory Shakespeare'in eserlerini yazanın Bacon olduğunu ileri süren kuram

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balkon. balconied (s). balkonlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). fener; işaret vermek için yüksek yerlerde yakılan ateş; işaret kulesi; hav. yol ve mevkii gösteren ışık veya radyo sinyali, ikaz edici veya yol gösterici herhangi bir şey; (f). yol göstermek; işaret koymak; işaret vermek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical. corporal. bodily. carnal. corporeal. fleshly. gestic. material. organic. sensual. somatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animal. bodily. corporal. earthy. personal. physical. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodily. fleshly. material. physical. physically. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bit cinsinden saniyede iletilebilen veri miktarı birimidir. 8 bit, 1 baytı oluşturur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). her derde deva olan ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). şakon; ispanyol asıllı bir eski zaman dansı; bu dansın müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). bilinç beraberliğindeki zihni süreçler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük hindistancevizi, (bot). Cocos nucifera.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (den). gemiyi yöneltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öntakı ile, beraber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ( A.B.D)., argo suçlu; dolandırıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat, (müz). ile. con brio, con spirito canlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (i). karşı, aleyhte; (i). aleyhtar, karşı taraf. pro and con lehte ve aleyhte. pros and cons lehte ve aleyhte olan noktalar (kimseler).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (-ned, -ning) atlatmak, yutturmak; okumak, tetkik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (kim)., (fiz). yoğunlaştırmak, koyulaştırmak; özetlemek, kısaltmak. condensed milk teksif edilmiş süt. condensable (s). yoğunlaştırılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(A.B.D)., argo dolandırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). teşvik edici kuvvet. conative (s). meram ve arzu ile ilgili; (gram). gayret ifade eden (fiil).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıralamak raptetmek. concatena'tion (i). neticelerin sıralanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). içbükey, obruk, konkav; (i). içbükey yüzey. concavo-concave (s). çift taraflı içbükey. concavo-convex (s). bir tarafı içbükey , diğer tarafı dışbükey olan. concavity (i). içbükeylik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içbükeylik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gizlemek, gizli tutmak, saklamak, örtmek. concealable (s). gizlenilebilir, saklanabilir. concealment (i). gizleme, saklama, sır tutma. in concealment saklı, gizlenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teslim etmek, kabul etmek, ikrar etmek; vermek, bırakmak, ihsan etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendini beğenmişlik, kibir, gurur; garip fikir, fantazi kavram. self-conceit (i). kendini beğenmişlik. conceited (s). kibirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). akla uygun, havsalaya sığar. conceivably (z). belki, muhtemelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gebe kalmak; anlamak, kavramak, idrak etmek; tasavvur etmek; tasarlamak, aklına gelmek; izah etmek. conceive of kavramak, tasarlamak. I have conceived a dislike for him. Ona karşı içimde bir nefret uyandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yoğun halde olan herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toplamak; yoğunIaştırmak; özünü çıkarmak; koyulaştırmak; zihni bir noktaya toplamak; toplanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplanma, toplama; zihni bir noktaya toplama; (kim). yoğunlaşma, koyulaşma, kesafet. concentrationcamp temerküz kampı, toplama kampı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merkezleri bir ortak merkezli. concentric'ity (i). merkezlerin bir olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavram mefhum anlayış görüş, fikir, telakki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gebe kalma, ana rahmie düşme; baylangıç; kavram, mefhum, fikir, anlayış görüş, telakki, düşünce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mefhumlarla ilgili, kavramsal; fikirlerin doğmasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). kavramcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ilgi, alâka; iş; endişe, tasa, kaygı, merak; şirket, ticarethane; (k).dili şey: (f). alâkadar etmek; ucu dokunmak; tesir etmek; ait olmak, ilgilendirmek, ilişiği olmak. concern oneself with karışmak, müdahale etmek.He is meddling in my concern

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ilgili, alâkalı; endişeli, düşünceli. be concerned for veya about endişe duymak, merak etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat ilgili olarak -e dair, hakkında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir araya gelerek karar almak, planlamak. concerted (s). kararlaştırılmış;birlikte yapılmış; (müz). bölümler halinde düzenlenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konser; ahenk, uyum: birleşme; ittifak, ittihat. concert grant kuyruklu piyano. Concert of Europa 1815 tarihinde Avrupa Devletleri arasında yapılan anlaşma. concert pitch konser için kullanılan ton standardı (la=saniyede 440 devre). in concert hep b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akordeona benzer körüklü ufak bir çalgı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). konçerto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul, teslim, itiraf; imtiyaz, devlet veya diğer bir yetkili makam tarafından tanınmış imtiyaz, ayrıcalık; mümessillik, bayilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

concessioner (i). imtiyaz sahibi; fuarda bir satış yeri sahibi; temsilci, bayi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). teslim veya kabul mahiyetinde; (gram). although bağlacı ile başlayan tamamlayıcı cumlelerde teslim ve kabul ifade eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). helezoni sedef kabuk; nefesli çalgı olarak kullanılan kabuk boru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim. yarım kubbe; (anat). boynuzcuk, konka (burun boşluğunda); kulak kepçesinin çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (zool). midye gibi kabuk hâsıl eden deniz hayvanları; kabuklular. conchiferous (s). kabuklu, kabuk hâsıl eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mat). konkoid; sedef eğrisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konkoloji, yumuşak çalarla uğraşan zooloji dalı. conchologist (i). konkoloji bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., argo, (bak). conscientious objector.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapıcı, odabaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gönlünü almak; uzlaştırmak, yatıştırmak, aralarını bulmak; teveccüh kazanmak. conciliatory (s). yatıştıncı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uzlaştırma, barıştırma, yatıştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahenk; (kon). (san). uyum; tutarlık, insicam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). az ve öz, kısa, muhtasar, veciz, özlü. concisely (z). az ve öz olarak, kısaca, muhtasaran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özetleme, az sözle çok şey anlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özel toplantı; Roma'da Papa seçmek için toplanan kardinaller meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bitirmek, son vermek; neticelendirmek, sonuçlandırmak; bir karara varmak; netice çıkarmak, istidlâl etmek; bitmek, sona ermek; karar vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). son, nihayet, sonuç, netice; karar; son kısım; (gram). şart cümlesinde ikinci kısım, ceza; (man). vargı; (huk). iddia veya müdafaanın son hulâsası. in conclusion sözu bitirirken..., son söz olarak... try conclusions with bir kimse ile yarışmaya gi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kesin; kati, son, nihai; ikna edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirine karıştırarak hazırlamak, tertip etmek yapmak; uydurmak, kurmak (hikaye, yalan). concoction (i). karışım, tertip; birbiri ile uyuşmayan şeyleri karıştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bir arada vuku bulan, refakatinde olan, eşlik eden; birlikte bulunan; (i). tabii sonuç. concomitantly (z). aynı zamanda olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağdaşma, imtizaç; uygunluk, ahenk; barış geçim; anlaşma, ittifak, ittihat; (gram). uyum; (müz). ses uyumu. Concord grape Kuzey Amerika'ya mahsus iri siyah üzüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, ahenk, uyum, uyuşma; bir kitaptaki bütün kelimelerin metindeki yerini gösteren dizin. concordant (s). uygun, mutabık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). antlaşma,muahede; Papa ile hükümet arasında akdolunan antlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı, bir araya gelme; kalabalık, izdiham; bir park içinden geçen araba veya gezinti yolu; istasyon binasındaki hol; atletizm sahası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). beraber büyüme, birleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). maddi; somut, müşahhas; belirli, muayyen; betondan yapılmış; (i). beton; betona benzer herhangi bir karışım; somut bir varlık; (f). bir bütün haline getirmek; beton dökmek; taşlaştırmak; donmak, sertleşmek; somutlaştırmak. reinforced

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). donmuş madde; (tıb). şiş, taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). odalık olarak yaşama hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapatma, odalık cariye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehvet, cinsel arzu. concupiscent (s). şehevi, nefsani.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aynı fikirde olmak, mutabık olmak, uymak, razı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygun görme, muvafakat; aynı anda vaki oluş; aynı noktaya doğru ilerleyiş. concurrent (s). aynı zamanda vaki olan; uygun, mutabık, birbirine yardımcı olan. concurrently (z). aynı zamanda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). darbe vuruşu ile beyne tesir etmek; sarsmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarsma; darbe vurma; çarpışma; çarpışma neticesi olan şiddetli sarsıntı; (tıb). sadme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kınamak, ayıplamak; suçlu çıkarmak; mahkum etmek; kullanılamaz diye hüküm vermek; (huk). müsaderesine karar vermek; (A.B.D). istimlâk etmek. condemn to death idama mahkum etmek. condemnable (s). müsadere olunabilir; kınanmaya layık, mahkum edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kınama, ayıplama; kabahatli bulma; suçlu çıkarma; mahkumiyet; (A.B.D). istimlak. condem'natory (s). kınayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısaltma, özet; (kim)., (fiz). yoğunlaştırma, sıklaştırma, koyulaştırma; buğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kondensatör, buhar sıkıştırma makinası, tazyik makinası; elektrik kondensatörü ; teksif adesesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tenezzül etmek, sözde alçak gönüllülük göstermek, Iütfetmek. condescending (s). tenezzül eden. condescen'sion (i). tenezzül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Iayık, müstahak (cezaya).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tuz, biber, hardal, salça gibi) yemeğe çeşni veren şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hal, durum, vaziyet; sağlık; şart, kayıt, sınırlama. favorable conditions uygun şartlar. in condition çalışır vaziyette; spor idman içinformunda; in good condition iyi durumda, bozulmamış (olarak). on condition that şartı ile. out of condition işe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uygun bir duruma getirmek; şart koşmak, kayıt altına sokmak; bütünleme sınavına tabi tutmak. conditioning machine tavlama makinası, ıslah makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). şarta bağlı, kayıtlı; (i). ikmal imtihanı. conditional clause şart cümlesi. conditional mood şart kipi. conditional sale şarta bağlı satış. conditionally (z). şartlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun bir duruma getirilmiş; şarta bağlı. conditioned reflex, conditioned response (psik). şartlı refleks, şartlı davranış. air-conditioned (s). klimatize edilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).,with ile taziyede bulunmak, kedere ortak olmak. condolatory (s). taziye ifade eden. condolence (i). taziye, başsağlığı. Ietter of condolence taziye mektubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). prezervatif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kat mülkiyeti, bir binanın kat sahiplerinin ayrı olması hali; bir üIke üzerinde birkaç devletin ortak hakimiyeti; (Roma huk). ortak malsahipliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). göz yummak, kusura bakmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Amerika'ya mahsus bir çeşit büyük akbaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avrupa'da özellikle 14 ve 15 yüzylllarda prenslerin veya devletlerin hizmetine girmiş paralı askerlerin kumandanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., to veya toward ile sebep olmak, vesile olmak. conducive (s)., to ile yardım eden, sebep veya vesile olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). davranmak; idare etmek, yürütmek; orkestra idare etmek; refakat etmek, yol göstermek, önderlik etmek; (fiz). nakletmek, geçirmek, iletmek. conduct oneself davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). davranış, tavır, hareket; idare. safe-conduct (i). yolculukta emniyet vesikası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). iletkenlik, nakil kabiliyeti, isal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taşıma, nakletme, isal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iletici, geçirici, iletken, geçirgen, isal edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kılavuz, önder, lider, şef; (A.B.D). kondoktör, biletçi; orkestra veya koro şefi; müdür, idareci; iletken madde, geçirgen şey. conductor ducts (bot). iletken damarlar. non-conductor (i). iletici olmayan madde, yalıtkan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iletkenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oluk, su yolu, kanal; (elek). cereyan tellerini muhafaza eden boru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). uzunluğuna ortasından bükülmuş (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kondil, kemiğin ucunda olan yumru, lokma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat). kondiloid, lokmamsı, lokma şeklinde. condyloid process alt çenenin arka tarafında olan yumrumsu tepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (geom). koni; (mak). koni biçiminde olan makara; koza, kozalak. cone coupling makina şaftlarını bağlayan konik cihaz. cone gear konik dişli. cone pulley konik makara. frustum of a cone kesik koni. ice cream cone dondurma külâhı. truncated cone kesik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). radyo dalgalarını casuslara karşı korumak için kullanılan sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). cony.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sohbet etmek, başbaşa vermek, konuşmak. confabula'tion (i). sohbet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma'da erkeğin kadın üzerindeki hâkimiyetinin belirgin olduğu evlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). imal etmek, hazırlamak (reçel, tatlı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). imâlat, hazırlama; bonbon, şekerleme; (ecza). şeker veya bal ile hazırlanan preparat; konfeksiyon, hazır elbise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şekerleme imalathanesi ; şekerleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şekerci. confectioner's sugar pudra şekeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çeşitli bağımsız devletlerin konfederasyon halinde bir araya gelmeleri, ittifak, birlik; kanunen yasak olan bir fiilin yapılması için çeşitli parti, grup veya kimselerin birlik olmaları. the Confederacy Amerikan iç harbi esnasmda Güney Eyaletlerinin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). müttefik, müttehit, birleşik; (i). suç ortağı. Confederate (s)., (i). Amerikan iç harbi sırasında Güney Eyaletlerinin federasyonuna bağlı olan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ittifak etmek, ittifak ettirmek, birleşmek, birleştirmek, (bak). federate confederated (s). birleşik, (bak). federated confederation (i). konfederasyon, birleşik devletler, (bak). federation.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (-red, -ring) bağışta bulunmak, ihsan etmek, vermek, tevcih etmek, tevdi etmek; danışmak, görüşmek, müzakere etmek. I conferred with him on the matter. Meseleyi onunla görüştüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konferansa katılan kimse; şereflendirilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görüş ve fikir teatisi için toplantı, konferans; kongre; müzakere; verme. in conference toplantıda, meşgul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itiraf etmek; ikrar etmek; teyit etmek, doğrulamak teslim etmek; günah çıkartmak; şiir belli etmek. confesedly (z). itiraf kabilinden, teslim ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itiraf, ikrar, doğrulama, teslim; günah çıkartma. confession of faith iman ikrarı. judicial confession mahkeme önünde yapılan itiraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). günah çıkartma hücresi; (s). itiraf veya günah çıkartma ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). günah çıkartan papaz; itiraf eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konfeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sırdaş, dert ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mahrem olarak söylemek, sır vermek. confide in itimat etmek, emniyet etmek, güvenmek. confide to teslim etmek, emanet etmek, tevdi etmek; sır vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güven, emniyet, itimat; mahremiyet, gizlilik; sırdaşlık. confidence game dolandıncılık. confidence man dolandıncı. I have confidence in him. Ona itimadım var. Ona güvenirim. told in confidence mahrem olarak söylenmiş, sır olarak verilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). emin, inanmış, kani; cüretli, atılgan. confidently (z). güvenle, tereddüt etmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mahrem, gizli; güvenilir. confidentially (z). güvenerek; Sır olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güvenen, şüphe etmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i şekil, suret, görünüş; gruplaşma; (astr). gezegenlerin birbirlerine oranla yerleri, yıldız kümesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kuşatmak; hapsetmek; evde veya yatakta tutmak; sınırlamak, toplamak, hasretmek. confined (s). sınırlanmış; loğusa halinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapanış, hapsedilme; hasta olup evde kalma; loğusalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sınırlar, hudutlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teyit etmek, kuvvetlendirmek, sağlama bağlamak, tespit etmek, saptamak; geçerli bir hale koymak. confirmed bachelor müzmin bekâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). teyit olunur, tasdik olunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tasdik, teyit, belgeleme, doğrulama; ispat; kilise üyesi olma merasimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tasdik anlamında teyit edici (söz, vesika, delil).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). müsadere etmek; haczetmek; istimlâk etmek, kamulaştırmak. confisca'tion (i). müsadere, haciz. confis'catory (s) müsadere ve haciz kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük yangın, yangın felâketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir metinde iki varyantın bir arada bulunması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşmazlık, ihtilâf, fikir ayrılığl; çekişme, çarpışma, zıtlaşma; mücadele, uğraşma. conflict of interests menfaat çatışması. conflict of laws kanunş ihtilaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çekişmek, ..,ile ihtilâfa düşmek; mücadele etmek; zıtlaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

conflux (i). kavşak, iki akarsuyun birbirlerine karıştıklarl nokta; kalabalık, izdiham.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). birlikte akarak birleşen; (tıb). bir araya birikip karışmış, sık (çıbanlar); (i). birleşmiş akarsulann her biri. confluent smallpox (tıb). yaraları bitişikmiş gibi kabuk bağlayan çiçek hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uydurmak; umuma tabi olmak; to veya with ile uymak: itaat etmek, boyun eğmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, yerinde, muvafık, benzer, mutabık; boyun eğen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şekil; parçaları bir araya getirme düzeni; uygun olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçerli olan fikirlere veya inançlara uyan kimse; toplum kurallarını çiğnemeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, benzeyiş; biteviyelik. in conformity with mucibince,... e uyarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ,şaşırtmak, zihnini karıştırmak; utandırmak, mahcup etmek karmakarışık bir hale sokmak; kahretmek. confounded (s). şaşırmış; (k).dili Allahın cezası. confusion worse confounded karmakarışık bir vaziyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardeşlik cemiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meslektaş; aynı kurumda çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı durmak, göğus germek; karşılaştırmak, yüzleştirmek. He confronted me with the problem. Beni mesele ile karşı karşıya bıraktı. confronta'tion (i). yüzleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Konfüçyüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karıştırmak, karmakarışık etmek ; ayırt edememek; şaşırtmak, zihnini karıştırmak, yanıltmak; utandırmak, mahcupetmek. confusion (i). şaşkınlık, bozulma, karışıklık, düzensizlik; mahcubiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tekzip, çürütme (fikir, iddia).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tekzip etmek, yalanlamak, aksini ispat etmek, (bir iddiayı) çürütmek; (karşısındakini) susturmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Latin Amerika'dan gelmiş olan Kanga dansı ve bunun müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrılma; ayrılma izni; yol verme; eski reverans; (mim). bir çeşit silme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dondurmak, donmak; pıhtılaştırmak, pıhtılaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı cins, sınıf veya familya üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun; cana yakın, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğuştan olan, fıtri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., conger eel mığrı, bir yılanbalığı, (zool). Conger conger.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., topluluk ismi yığın, küme, top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kalabalık etmek, doldurmak; tıkanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tıkanık, şişkin; (tıb). kan veya su toplamış, nefes alıp vermede zorluk çeken; tıkanık (yollar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tıkanıklık, izdiham, kalabalık; (tıb). kan toplanması, kan hücumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kan veya su toplanması ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). küre şekline sokmak; (s). küre şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). küme halinde toplanmış; (i). küme; (tic). holding; (jeol). yığışım, konglomera (taş cinsi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karışık birikinti, birbirinden ayrı unsurlardan meydana gelen yığın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yapıştırmak; (tıb). kaynaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kongo nehri. Congo Brazzaville (bak). Zaire. Congo Kinshasa Kongo Kinshasa Kongo'nun başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zool). yılanbalığı şeklinde küçük ön ayakları olan bir çeşit semender.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kim). asitlerde mavi alkalilerde kırmızı olan ve labaratuvarlada kullanılan bir boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tebrik etmek, kutlamak. congrat'ulatory (s). tebrik mahiyetinde. congratula'tion (i). kutlama. CongratulationsI Tebrikler I Tebrik ederim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). toplamak birleştirmek, bir araya getirmek; birleşmek, bir araya gelmek; (s). toplantı ile ilgili, toplanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplama, toplantı; cemaat; (Kat). dinsel örgüt. congregational (s). cemaate ait, idaresi cemaatin elinde olan. congregationalism (i). her cemaati bağımsız sayan kilise idare sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kongre, toplantı; meclis; (b.h). özellikle ABD'de Millet Meclisi. congres'sional (s). ABD Millet Meclisine ait. congressman (i). ABD Millet Meclisi üyesi, özellikle Temsilciler Meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uyma, uygunluk, ahenk congruent (s)., with ile uygun, muvafık, ahenkli; benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, uyum; (mat). benzeşim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, munasip, yerinde; (mat). benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (mat). konik conic section konik kesit eğrisi, konik. conical (s). konik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çam, fıstık gibi) kozalaklılar familyasından ağaç kozalaklı ağaç. Coni'ferae (i). kozalaklılar. conif'erous (s). kozalak veren, kozalaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). ağılı baldıran ruhu, çok zehirli bir alkaloit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tahmini, varsayılı,farazi. conjecturally (z). farazi olarak, tahminen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). varsayı, tahmin, zan, farz; (f). tahmin etmek, zannetmek, farzetmek, tasavvur etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birleştirmek, birleşmek, bitiştirmek, bitişmek, bağlamak; (bak). join.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birleşmiş, ortak. conjointly (z). birleşmiş olarak; (bak). joint, jointly.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evlilik ile ilgili, karıkocalığa ait. conjugal affection karı koca sevgisi. conjugal rights eşlerin birbirlerine karşı haiz oldukları haklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). çift olan, birleşmiş birleşik; (mat)., (biyol). karşılıklı; birbirinin yerine geçebilen; (i). birleşik çiftin her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (gram). çekmek, tasrif etmek: (biyol). birleşmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). fiil çekimi, tasrif; (biyol). birleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birleşmiş, bitişik, ortak, müşterek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birleşme; aynı zamanda vaki olma, rastlantı, tesadüf; (gram). bağlaç; (astr). konjonksiyon. in conjunction with ile bir arada, birlikte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). konjonktiv, göz küresini göz kapaklarıyla birleştiren ince zar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bitiştiren, birleştiren; birleşik; (i)., (gram). bağlaç, atıf edatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). konjonktivit, konjonktiv iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çeşitli olay veya işlerin bir araya gelmesi; kritik durum, buhran, kriz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyü, sihir, sihirbazlık; ruh çağırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyü yoluyla (ruh veya cin) çağırmak. conjure up büyü kuvvetiyle meydana koymak ; zihinde bir fikir veya hayal uyandırmak; bir yolunu bulmak. conjuror, -er i sihirbaz, büyücü, hokkabaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yalvarmak, rica etmek. conjuror, -er (i). rica eden kimse; ortak bir ant ile bağlı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Cava dilinden). Aslı gemi mânâsında ise de, içinde birçok kimselerin şiirleri bulunan ve uzunlamasına açılan ensiz, uzun bir çeşit şiir dergisine denir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., argo kafa; burun; (f). başına vurmak. conk out (k).dili birden stop etmek; argo aniden çökmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğuştan olan, fıtri; aynı asıldan, bir soydan gelen, aynı tabiatta olan; (biyol). bitişik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğuştan, fitri, tabii; (bak). natural.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony’nin çevrimiçi müzik mağazası

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bağlamak, raptetmek, bitiştirmek, birleştirmek; aralarında ilgi kurmak; birleşmek, bağlı olmak, bağlanmak; (A.B.D).,'(k).dili topa vurmak;(A.B.D)., (k).dili başarmak. connecting link halka; (iki şey arasındaki) bağlantı, ilgi. connecting rod pist

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yuvarlak taşlan yan yana, üst üste yada çapraz şekilde dizerek dört tane aynı rengi bir araya getirmeye çalışarak oynanan oyun.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Yeni Loewe Concept serisinin İçinde 160 GB’lık sabit kaydediciye sahip versiyonu.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlantı, irtibat, ilgi, alâka, ilişki, münasebet; çevre, muhit; bağ, rabıta; akrabalık, hısımlık, dostluk; siyasi veya dini çevre; cinsel ilişki; argo uyuşturucu madde tedarik eden kimse. connection by marriage hısımlık, dünürIük. business conn

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). rapteden, bağlayan. connective tissue (anat). bağ doku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). connection.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

harp gemilerinde kumanda kulesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili isteri nöbeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz yumma; suç ortaklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., at veya in ile suç işlenmesine göz yummak, görmezlikten gelmek; gizlice anlaşmak, suç ortağı olmak. We connived together in the plot. Komployu beraber hazırladık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). birbirine yaklaşmış, yaklaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ehil, erbap, bir işten anlayan kimse, mütehassıs, uzman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). akla getirmek, anlamına gelmek, demeye gelmek, göstermek, ifade etmek. connotation (i). bir şeyin sözlük anlamının yanı sıra akla getirdiği kavram, çağrışım. connotative (s). çağrışım meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evlilikle ilgili, karıkocalığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evlilikle ilgili, karıkocalığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). konik (şekil).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fethetmek, zaptetmek; galip gelmek, zafer kazanmak, yenmek. conqueror (i). fatih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fetih, zapt; zafer; kazanılmış şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (isp). 16. yüzyılda Meksiko veya Peru fatihlerinden herhangi biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı soydan, aynı kandan, akraba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kan akrabalığı,aynı soydan gelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vicdan; vicdanlılık. conscience clause vicdana riayet etmek şartıyla manasında bir ant veya kanuna ilâve edilen cümle. conscience money vicdanı rahatlatmak için verilen para. conscience-smitten (s). vicdanı azap içinde olan. clear conscience vicda

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). vicdanlı,vicdan sahibi, dürüst, insaflı; dikkatli; çalışkan. conscientious objector (kıs CO) vicdani ve dini inançlarına aykırı olduğunu ileri sürerek askerlik hizmetini ifa etmeyi reddeden kimse. conscientiously (z). vicdani olarak; dikkatle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). vicdana uygun, dürüst, âdil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bilinçli, şuurlu, vukuflu, müdrik, farkında olan; uyanık. self-conscious (s). mahcup, sıkılgan. consciously (z). bile bile, bilinçle, şuurla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilinç, şuur; idrak, anlayış, akıl, his, vukuf. stream-of -consciousness (edeb). bilinçaltı akımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kur'a neferi kaydetmek, askere çağırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). askere alınmış; (i). askere alınmış nefer, kur'a neferi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). askere çağırma; mecburi askerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). takdis etmek; tanrıya adamak , vakfetmek, hasretmek, tahsis etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takdis ve tahsis merasimi; kendini adama, vakfetme, takdis, tahsis, ithaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birbirini takip etme, peşpeşe olma; dizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birbirini takip eden, ardıl; (mat). ardışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). tarafların rızasıyla gayri resmi surette akdedilmiş (mukavele); (biyol). bilinçli hareketlerin uyardığı içgüdüsel ve tepkisel hareketleri belirten; (psik). his veya şuurla beraber giden gayri ihtiyari (hareket).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fikir veya oy birliği, umumun fikri; (biyol). uzuvların ahenkle işlemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). muvafakat etmek, razı olmak, kabul etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rıza, muvafakat, uygun bulma; ittifak, oy birliği. by common consent umumun rızasl ile. Silence gives consent. Sükut ikrardan gelir. with one consent hep birden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı fikirde, mutabık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). razı, muvafık birbirine uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sonuç, netice, akibet; eser, semere; ehemmiyet, önem. in consequence of neticesinde, sebebiyle. of no consequence önemsiz. take the consequences cezasını çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). neticesi olan; bağlı, tabi; takip eden; (jeol). toprağın asıl meyline göre akan; (i)., (man). istidlâl, netice, istintaç; (mat). bir oranın ikinci rakamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). önemli ehemmiyetli, kibirli, azametli; neticesinde meydana gelen , -den çıkan. consequentially (z). netice itibariyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). netice olarak, binaenaleyh, bu sebeple.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koruma; (ing). doğal kaynakları koruma teşkilâtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koruma, muhafaza, himaye, koruyuculuk; doğal kaynakları koruma (orman, toprak,, yabani hayvanlar). conservation of energy (fiz). kudretin baki kalması. conservation of matter (fiz). maddenin baki kalması. conservationist (i). doğal kaynakları koru

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). tutucu, muhafazakâr; ıIımlı, mutedil; (i). tutucu kimse; koruyucu madde. Conservative (i). (ingilterede) Muhafazakar Parti üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konservatuvar, müzik ve tiyatro okulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iimonluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). reçel, konserve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). korumak, muhafaza etmek; şeker ile muhafaza etmek, konserve yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek; göz önünde tutmak; üzerinde düşünmek; mütalaa etmek, dikkate almak; saymak, hürmet etmek; merhamet etmek ; farz etmek. all things considered enine boyuna düşünülürse. not worth considering kale alınmaz, lafını etmeye değmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). önemli, hatırı sayılır ; büyük, hayli, fazla, (i)., ABD, (k).dili fazla miktar. considerably (z). epeyce, oldukça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). düşünceli, saygılı, hürmetkar; nazik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saygı, düşünce; gözönüne alma; karşılık, bedel; önem, ehemmiyet; itibar, saygınlık; (huk). borsada verilen pey akçesi. for a consideration para mukabilinde. in consideration of sebebiyle, itibariyle, hasebiyle; karşılığında. take into considerati

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat hasebiyle, göre, nazaran, göz önünde tutulursa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). göndermek, tahsis etmek, vermek, teslim etmek, tevdi etmek, emanet etmek. consignee (i). kendisine mal gönderilen kimse. consignment (i). mal gönderme, sevkiyat; gönderilen mal. on consignment konsiye olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., of ile ibaret olmak, -den meydana gelmek, mürekkep olmak; in ile içine almak, havi olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlılık tutarlık, uyum, ahenk; yoğunluk, kesafet, kıvam, koyuluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birbirine uygun, aralarında mutabakat olan, birbirini tutan, insicamlı,tutarlı. consistently (z). devamlı olarak, mütemadiyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilise idare heyeti; Papanın başkanlığındaki kardinaller kurulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ortak olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ortak, müşterek, beraber çalışan; (i). arkadaş, ortak, refik. consocia'tion (i). beraber çalışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tesellisi mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teselli, avunç; teselli vesilesi veya sebebi. consolation prize teselli mükâfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). teselli edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teselli etmek, avundurmak. be consoled avunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konsol; radyo kasası; (mim). balkonlann altına konulan süslü destek, dirsek; (müz). orgun tuşlarını havi kısım. console mirror konsol aynası. console table konsol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birleştirmek, birleşmek; pekiştirmek, pekişmek, takviye etmek, saglamlaştırmak; (tic). konsolide etmek. consolidated debts (tic). konsolide borçlar, vadesi uzatılmış borçlar. consolidated school (A.B.D). ve Kanada'da birkaç mahallenin çocuklarının

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birlik, birleşme, birleştirme, sağlamlaştırma, takviye; borçları birleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). devlet tahvilâtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). konsome, et suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, uyum, ahenk, mutabakat; (müz). ses uygunluğu; (fiz). titreşim uygunluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). konson, sessiz harf; (s)., to veya with ile uygun; aynı seslere sahip olan, ahenkli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arkadaş; eş, karı, koca; (den). yoldaş gemi; eski birleşme, ahenkli olma. prince consort hükümdarlık eden kraliçenin kocası. queen consort kralın karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., with ile arkadaşlık etmek; uymak muvafakat etmek; birleşmek, arkadaş olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konsorsiyum; (huk). erkek veya kadının evlilikteki hakları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taslak, umumi plan; özet, hulâsa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). göze çarpan, aşikâr, bariz, dikkati çeken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fesat maksadı ile yapılan gizli anlaşma, suikast; (huk). fesat tertibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suikastçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fesat maksadı ile gizli ittifak yapmak, suikast hazırlamak; elbirliği ile çalışmak; anlaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). kraliyet surlarının muhafızı veya valisi; polis; jandarma. Chief Constable (ing). bir vilâyetin polis müdürü. special constable geçici polis memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). polise ait; (i). polis teşkilâtı, zabıta kuvveti; jandarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sadakat; değişmezlik, sabitlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). değişmez; sürekli, devamlı, sabit, daimi; sadık; (i). sabit olan şey; (mat). konstant, sabite. constantly (z). daima, hiç durmadan, biteviye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istanbulun eski ismi, Bizans, Kostantinya, Dar-i Saâdet, Asitane..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Köstence.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). takımyıldız, burç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şaşkınlık, hayret, korku, dehşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). kabzetmek, inkıbaz vermek, sıkmak. constipa'tion (i). inkıbaz, peklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir seçim bölgesindeki seçmenler; seçime iştirak edenler; seçimle ilgili olanlar; seçim bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bileşiği meydana getiren; seçme hakkı olan: anayasayı değiştirme yetkisi olan;(i). seçmen; öğe, unsur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teşkil etmek; meydana getirmek , kurmak, tesis etmek, terkip etmek; tayin etmek, atamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anayasa; tüzük, nizamname; beden yapısı, bünye; huy, yaradılış, tıynet; yapı; bileşim, terkip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). anayasa ile ilgili, anayasaya uygun; sıhhi; bünyevi, yapısal; (i). sağlık için yapılan jimnastik veya yürüyüş. constitutionally (z). anayasaya göre; mizaç itibariyle. constitutional'ity (i). anayasaya uygunluk. constitutionalism (i). meşrutiy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuran, teşkil eden, esas; anayasayı veya nizamnameyi hazırlamaya yetkili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zorlamak, mecbur etmek, mecbur tutmak, zorla yaptırmak; bağlamak, sınırlamak, tahdit etmek; menetmek; zaptetmek. constrained (s). zorlanmış; yapmacık, suni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sınırlama, tahdit; sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıkmak, sıkıştırmak, büzmek, daraltmak. constriction (i). sıkma, büzme; boğaz, dar geçit. constrictive (s). sıkıcı, büzücü. constrictor (i)., (anat). sıkıcı adale; (zool). avını sıkarak öldüren yılan. boa constrictor boa yılanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yapmak, bina etmek, kurmak, tertip etmek; geometrik olarak çizrnek, resmetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yapılan şey, bina edilen şey; (psik). daha basit izlenimlerden oluşan karmaşık bir eğilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inşaat, yapı; inşa tarzı; yorumlama, tefsir; (gram). yapı, inşa, tertip; geometrik şeklin çizilişi, çizim. construction drawing proje çizimi. bear a construction belli bir anlam taşımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanun tefsircisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yapıcı, müspet, olumlu; yapısal; (huk). kanunen var sayılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inşaat müteahhidi, inşaatçı; yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mana vermek, yorumlamak, tefsir etmek, anlamak; gramer kurallarınagöre cümle kurmak; cümleyi tahlil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). özleri bir olan, aynı tabiattan. consubstantial'ity (i). cevher birliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aynı cevherle birleştirmek; aynı esasa dayandığını farz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). örf, adet, alışkanlık, itiyat. consuetu'dinary (s). mutat, alışılagelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konsolos; (eski Roma'da) konsül. consul general başkonsolos. vice consul konsolos muavini. consular (s). konsolosa ait ; konsüle ait. consular agent fahri konsolos. consulate (i). konsolosluk, konsoloshane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). danışmak, baş vurmak, müracaat etmek, sormak; göz önünde tutmak, hesaba katmak; istişare etmek. consultant (i). müşavir, danışman, rehber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). danışma, müzakere, istişare; konsültasyon. consul'tative (s). istişari; müşavirlikle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). müşavirlik eden, danışman olan; (i). danışma. consulting room muayene odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tüketilir, istihlâk edilir, yanması mümkün; sarfolunur, kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tüketmek, istihlâk etmek; yakıp yok etmek, çürütmek, bitirmek; israf etmek, ziyan etmek; sarfetmek; yemek, yutmak; tükenmek, istihlâk edilmek, yanmak, uçmak; ziyan edilmek, israf edilmek. consumed with jealousy kıskançlıktan deliye dönmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). çok fazla, yanarcasına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tüketici, müstehlik; sarfeden kimse. consumer goods tüketim maddeleri. consumers' cooperative tüketim kooperatifi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tam, mükemmel. consummately (z). mükemmelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tamamlamak, ikmal etmek. consummate a marriage nikâhtan sonra cinsel temas yolu ile izdivacı tamamlamak. consumma-tion (i). ikmal, itmam, yerine getirme; iyi sonuç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tüketim, istihlak; yok etme; (tıb). verem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). tüketilecek; (tıb)., eski vereme tutulmuş; (i). veremli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). contents, continent, continue.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirinin üzerine kapanan iki madenî parça arasında, hiç bir açıklık kalmamasını sağlamak için konuan karton, kösele, lâstik vs. şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasket. packing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasket. seal. sealing. washer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasket. gaskin. joint packing. packing disc. seal. stuffing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temas, değme, değiş, sürtünme, dokunma; ilişki, münasebet; görüşme; (elek). bağlantı; (tıb). bulaşıcı hastalık nakledebilen kimse, portör. contact flight (hav). görerek uçuş. contact lens kontakt mercek. contact print foto. negatif ebadırda basllan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). temas etmek, dokunmak; (k).dili ile konuşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). sirayet, bulaşma, geçme; bulaşıcı hastalık; kötü tesir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). bulaşıcı, bulaşkan, sâri; mikroplu, zehirli; yayılan. contagious laughter herkesi coşturan gülme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kapsamak, içine almak, ihtiva etmek, havi olmak, şamil olmak; sınırlamak, tahdit etmek; kontrol altma almak. container (i). (sandık, varil, şişe gibi) kap; yük gemisine yükletilecek iri sandık veya mavna. container ship yükü iri sandıklarda veya po

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulaştırmak; geçirmek (hastalık, mikrop, pislik); lekelemek, kirletmek. contamina tion (i). bulaştırma; pislik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hor görmek, küçük görmek, adam yerine koymamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek, düşünüp taşınmak; niyetinde olmak, tasarlamak; seyretmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tefekkür, düşünme; tasarlama; dalgınlık. in contem plation of düşüncesiyle,...ihtimalini göz önünde tutarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dalgın, düşünceye dalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çadaş, muasır; aynı zamanda vaki olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çağdaş, muasır; aynı yaşta olan; günümüze ait. contemporary with ile çağdaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük görme, hor görme, yukandan bakma; hürmetsizlik; zillet, ayıp; (huk). bilerek kurallara karşı gelme. contempt of court (huk). mahkemeye itaatsizlik. beneath contempt hor görmeye bile değmez. Familiarity breeds contempt. Fazla samimiyet hürmetsi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aşağıllk, alçak, rezil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hakir gören, hor gören, kibirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çarpışmak, çekişmek, uğraşmak, mücadele etmek; iddia etmek, ileri sürmek, münakaşa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhteva, içerik, esas, öz, gerçek anlam; (çoğ). içindekiler, muhteviyat; hacim, istiap. cubic contents kübik hacim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). hoşnut, memnun, razı; (i). memnuniyet, rahatlık, rıza, hoşnutluk, tatmin; (ing). Lordlar Kamarasında olumlu rey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). memnun etmek, hoşnut etmek, tatmin etmek. contented (s). halinden memnun, rahat, tatmin olunmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavga, çekişme, mücadele, münakaşa; rekabet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kavgacı, daima çekişen; ihtilâflı, çekişmeli; (huk). davaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). memnuniyet, kanaat, rahatllk, gönül hoşluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). coterminous.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı koymak, muhalefet etmek, itiraz etmek. contest with, contest against (bir kimse ile) mücadele etmek, çekişmek. contestable (s). münakaşa edilebilir,itiraz kaldırır. contested election yeterinden fazla aday bulunan seçim; (A.B.D). itiraz edilen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müsabaka; mücadele, çekişme; tartışma, münakaşa; iddia, bahse tutuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarışmacı; bir seçimin sonucuna itiraz eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sözün gelişi, bir söz veya davranışa anlam kazandıran içinde vuku bulduğu şartlar; şartlar ve çevre. contex,tual (s). sözün gelişine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yapı, içyapı, bünye; düzen, tertip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hemhudutluk; yekpare bir saha veya kütle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bitişik, hemhudut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itidal, ılımlılık, öIçüIüIük, kendini tutma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıta, anakara. the Continent Avrupa kıtası (ingiltere hariç) the dark Continent Afrika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ıIımlı, mutedil; ölçülü, kendine hâkim; iffetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kıtasal; (b.h). Avrupa kıtasına ait; (b.h)., (s)., (i). (Amerikan istiklâl Harbinde) ihtilâlcilere ait (asker, meclis, değersiz para). continental climate kara iklimi. Continental Congress (A.B.D). 1774 ile 1781 yılları arasmdaki Amerikan milli me

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bitişme, temas, değme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtimal; beklenmedik olay. contingency fund bir bütçede beklenmedik ihtiyaçlara karşı ayrılan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtimal; olay, rastlantı; grup, asker grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). henüz belli olmayan sebeplere dayanan, şarta bağlı. contingent on dayanarak, bağlı; (huk). vuku bulup bulmayacagı şüpheli olan vakaya tabi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sürekli, ardı arkası kesilmez, daimi, mütemadi; sık sık. continually (z). mütemadiyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devam, süreklilik; (huk). talik, erteleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (dilb). (f, v, s, r gibi) uzatılabilen ünsüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devam, devam etme, sürme; uzatma, temdit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). devam etmek, sürmek; dayanmak; kalmak; üstünde durmak, ısrar etmek; uzatmak, temdit etmek; (huk). tehir etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devamlıIık, süreklilik, ardı arkası kesilmeyiş; program metni; detaylı senaryo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). devamlı, sürekli, fasılasız. continuously (z). mütemadiyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değişmez ve arası kesilmez şey, bölünmemiş şey; (mat). sürekli dizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). burmak, bükmek, eğmek, çarpıtmak. contorted (s). buruşuk, bükük. contortion (i). burulma, bükülme, eğilme. contortionist (i). vücudunu türlü şekillere sokan akrobat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dış hatlar, çevre, şekil; (haritada) tesviye hattı, yatay sınır, düzey çizgisi; (f). şeklini meydana getirmek; düzenini takip etmek. contour line eşyükselti çizgisi. contour map düzey haritası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek karşı, zıt, aksi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ithal veya ihracı yasaklanmış; (i). kaçak mal. contraband of war tarafsız bir ülkenin, harpte taraflardan birine sattığı kaçak harp malzemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). kontrbas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gebelikten korunma. contraceptive (s)., (i). gebeliği önleyici (hap veya alet).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, mukavele, akit, kontrat; anlaşma metni, mukavelename; briç karar verilen oyun. on contract mukaveleli, anlaşmalı, mukavele ile. contract bridge briç oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kasmak, kasılmak, daraltmak, kısaltmak, büzmek; buruşturmak,çatmak (kaş); yakalanmak, almak, duçar olmak (hastalık); anlaşma veya mukavele yapmak; ilişki kurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasılmış, çekilmiş, büzülmüş, kısalmış; pazarlığı edilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasılabilir, büzülür, kısalır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekilme, büzülme, kısalma; doğum esnasında rahim adalelerinin gerilmesi; (gram). bir veya birkaç harfin atılması ile yapllan kısaltma; bu şekilde kısaltılmış kelime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasılabilir, büzüIür, kısalır; çeker, büzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müteahhit, mukavele yapan kimse; kasan şey, kısaltan şey daraltan şey büzen şey, çeken şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mukaveleden doğan; mukavele kabilinden, mukaveleye ait, anlaşmaya dair.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yalanlamak, tekzip etmek, aksini iddia etmek; karşı olmak, tezat teşkil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aykırılık, çelişme; yalanlama. a contradiction in terms sözlerde çelişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inkâr ve tekzip manasında; aykırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fark, zıt oluş, aksi. in contradistinction to -in aksine olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zıddı ile tefrik etmek, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). jet uçaklannın bazan yüksek irtifada uçarken arkalarında bıraktıkları beyaz çizgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). hastalığın mutat tedavisini tatbik etmenin münasip olmadığına delalet etmek. contraindica'tioni , (tıb). kontraendikasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kontralto; (s). kontralto ile ilgili veya ona ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı koyma; zıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili belirli bir iş için kurulan mekanizma, tertibat; şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). kontrpuana ait , iki veya daha çok sayıda melodinin bir arada çalınmasından meydana gelen; )bak). counterpoint.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aksilik, zıtlık, tezat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). bilakis, aksine; ters istikamete.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (z). ters, karşı, muhalif, aksi, zlt, aykırı; nahoş; aksi istikamette olan; (man). mütenake; (i). aksi ters; (z). aksine. contrary child inatçı çocuk. evidence to the contrary aksini ispat. on the contrary aksine, bilakis. to the contrary..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aradaki farkı göstermek üzere karşılaştırmak, mukabele etmek, birbirinin zıddı olmak, tezat teşkil etmek, tezat göstermek, benzememek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tezat, zıtlık, fark ayrılık; tefrik; (fotoğrafta) açık ve koyu kısımlar arasındaki fark. contrasty (s)., (foto). açık ve koyu kısımlar arasında tezat olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, (ask). kuşatan ordu tarafından kazılan hendekler hattı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı gelmek, muhalefet etmek; itiraz etmek; bozmak, ihlâl etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanuna ve nizama karşı koyma ihlâl; mâni olma. in contravention of hilâfında, ragmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halk oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gaf, pot; insanı mahcup eden veya zor duruma düşüren bir olay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bağışlamak, teberru etmek, iane vermek; katkıda bulunmak. contribute to yardım etmek, iştirak etmek; (gazeteye) yazı vermek. contributor (i). veren kimse, yardım eden kimse, katkıda bulunan kimse; dergi veya gazeteye yazı yazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yardım, bağış, muavenet, iane; makale, yazı; (tic). vergi, mükellefiyet; aidat, prim; müştereken mesul olanlardan birinin hissesini vermesi hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yardımcı, iştirakçı; to ile dolaylı olarak sebep olan, katkıda bulunan. contributory negligence (huk). bir kaza vukuunda kazazedenin kısmen suçlu olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). pişman, nadim, tövbekâr. contrition (i). pişmanlık, nedamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tertip, tertibat, icat; mekanizma; gizli plan, entrika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kurmak, tertip etmek, düşünmek, icat etmek, yolunu bulmak, bir yol aramak. contrive to do uydurmak, becermek, başarmak. contrived (s). yapmacık, suni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). idare; idare etme, hâkim olma , hâkimiyet, egemenlik; spiritualizmde medyumu hareket ettiren ruh; istenilmeyen bir şeyin etkisini azaltacak program ve tedbir; (çoğ). kumanda cihazları, kontrol kolları ve düğmeleri. control group deney yapılan grupl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (-led, -ling) idare etmek, hâkim olmak. controllable (s). idare edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Control A1, Sony audio bileşenleri arasında iletişim için kullanılan, çok işlevli bir veri yolu sistemidir. Örneğin CD çalar ve amplifikatör arasında işlevler otomatik hale getirilebilir ve metin bilgileri transfer edilebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Control A1 II, Control A1’in geliştirilmiş bir sürümüdür ve Sony audio bileşenleri arasında iletişim için kullanılan, çok işlevli bir veri yolu sistemidir. Örneğin CD çalar ve amplifikatör arasında işlevler otomatik hale getirilebilir ve metin bilgileri transfer edilebilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). idare eden kimse veya alet, regülatör; muhasebeci, murakıp, kontrolör bütçeye göre ödeme musaadesi vermeye yetkili şahıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Control-L, veri alışverişi ve video cihazlarının kontrolü (video kameralar, ev video kaydedicileri ve düzenleme bilgisayarları ve kumandaları) için kullanılan bir Sony arayüzüdür. Bağlantı 2,5 mm’lik stereo jakla ya da 5 pimli DIN fişle sağlanır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ihtilâflı, çekişmeli; münakaşa edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tartışma, münakaşa, munazara, ihtilâf, çekişme, mücadele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tekzip etmek, yalanlamak; itiraz etmek; aksini ispat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inatçı, asi, itaatsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hor görürcesine itaatsizlik; serkeşlik; inat, inatçılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hakaret, tahkir, küfür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). berelemek, ezmek. contusion (i). ezik, bere, çürük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cevabı kelime oyununa dayanan bir çeşit bilmece.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehirlerin genişleyip birleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). nekahet devresinde olmak, iyileşmek. convalescence (i). nekahet. convalescent (s)., (i). nekahet devresi ile ilgili; (i). nekahet halindeki kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). bir gaz veya sıvının ısınarak hafifleyip yükselmesi ve başka bir yerde soğuyup ağırlaşarak aşağı inmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geleneğe uygunluk, yakışıklık; (çoğ). terbiye icabı olan şeyler, adap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toplamak; (huk). mahkemeye celbetmek ; toplanmak, bir araya gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). grupu toplantıya çağırıp oturumu açan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, rahatIık, kolaylık, münasip oluş, elverişli oluş; (çoğ). konfor. at your convenience size uygun gelen bir zamanda, mümkün olduğu kadar yakın bir zamanda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, elverişli, münasip, müsait, rahat, kullanışlı; kolay ele geçer, kullanılmaya hazır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rahibelerin bulunduğu manastır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). (tar). gizli dini toplantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kongre, toplantı; mukavele, anlaşma; kabul edilen düzen; âdet, gelenek; (fels). ulaşım. conventioneer (i). delege.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). âdetlere uygun, göreneksel, geleneksel; beylik, basmakalıp; (güz. san). konvansiyonel. conventional warfare nükleer silah kullanılmayan harp. conventional usage kabul edilen düzen. conventionalism (i). âdetlere bağlılık. conventionalize (f). konva

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rahibe manastırına ait; (i). manastıra bağlı rahip veya rahibe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir noktada birleşmeye yüz tutmak; (geom). birbirine yaklaşmak (doğrular); (mat). yakınsak olmak; birbirine yaklaştırmak. convergence (i). birbirine yaklaşma; (fiz)., (geom). doğruların birbirine yakın gelmesi. convergent (s). birbirine yaklaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hakkında konuşulabilir; sohbeti tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., with (ile). aşina olan, erbap, yakından bilen, iyi bilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konuşma, sohbet, muhavere mükâleme. conversation piece dikkati çeken ve kendisinden bahsettiren herhangi bir şey. criminal conversation (huk). zina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konuşmaya ait , konuşmaya hazır, konuşabilir, konuşkan. conversationalist (i). iyi konuşan kimse, sözü sohbeti yerinde kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (gen). with (ile). konuşmak, sohbet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). zıt, aksi, ters; karşıt; (i)., (man). karşıt olan şey; nakzedici önerme converse'ly (z). aksine olarak,tam tersine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dönme, değişme, tebdil, değiştirme; ilah din değiştirme; ihtida; (huk). başkasının malını zapt etme; (man). önermelerin aksi; (mat). tahvil, hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mat). eş değerleri gösteren cetvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). din veya inanç değiştiren kimse , dönme, ihtida eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değiştirmek, tebdil etmek, döndürmek, çevirmek; (tahvil) hisse senetlerine çevirmek ; (öIçü veya miktarı) başka bir sisteme göre göstermek; tahvil etmek; (huk). başkasının malını zapt etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değiştiren şey veya kimse; çelik imalâtında Bessemer usulünde kullanılan kap; (elek). cereyanı değiştiren alet, çevirgeç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). değiştirilebilen herhangi bir şey; üstü açılıp kapanabilen spor araba; (s). değiştirilebilir, tahvili mümkün. convertible bonds tahviii kabil bonolar. convertible money madeni paraya çevrilebilen kâğıt para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). dışbükey, konveks, tümsekli; i yüzeyi dışbükey olan cisim. convex'ity (i). dışbükeylik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). nakletmek, götürmek, taşımak; geçirmek; ifade etmek; (huk). başkasına terketmek, devretmek. conveyable (s). nakledilebilir; devredilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakletme; araba; (huk). terk, feragatname, temlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakledici şey veya kimse. conveyor belt taşıyıcı kayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mahkum kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mahkum etmek; suçlu bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanaat, inanç; katiyet; ikna; mahkumiyet. carry conviction doğruluğunu belli etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ikna etmek, inandırmak. convinced (s). emin, kani convincing (s). inandırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şen, keyifli; şenlik ve ziyafete ait convivial'ity (i). şenlik ve ziyafet, eğlence.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı, meclis; toplantıya davet; kilise temsiicileri meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toplantıya davet etmek, çağrıda bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sarılmış, bukulmuş, dürülmuş, helezoni, helisel; karışık, zor anlaşılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büklüm,sarılış,dürülüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kahkahaçiçeği; sarmaşık gibi sarılan birkaç çeşit fidan. wild convolvulus köpek pençesi, (bot). Calystegia sepium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konvoy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). konvoyu korumak; rehberlik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şiddetle sarsmak. be convulsed with laughter gülmekten katılmak. convulsion (i). ihtilâç, katılma, ıspazmoz. convulsive (s). ihtilâç nevinden, ihtilâç gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavşan; tavşan kürkü; adatavşanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). diyakoz, kilise veya cemaat işlerinde gönüllü olarak papaza yardım eden kimse; (f)., (k). dili ilâhileri satır satır okumak; göz boyamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). burundaki nemi azaltarak soluk almayı kolaylaştıran ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir cisim veya bölgeyi zararlı kimyasal maddelerden arıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kontrol altından çıkarmak, kontrolu kaldırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sık, ağır, koyu, kesif, kalın, kalabalık; kalın kafalı, ahmak; (fiz). kırılma kuvveti çok olan (mercekcamı); şeffaf olma; kesif densely (z). kesif bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kil). diyakozluk, şemmaslık; diyakozlar heyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir biçimin veya hacimin dış çizgisi veya en dış kenarı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenini bozmak, karıştırmak; sinirlendirmek; şaşırtmak. disconcerted (s). düzeni bozulmuş, canı sıkılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düzensizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). baglantısını kesmek, ayırmak, çıkarmak. disconnection, (ing). exion (i). bağlantının kesilmesi, ayrılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). teselli kabul etmez, çok kederli; acıklı. disconsolately (z). kederle. disconsolateness (i). keder, teselli kabul etmez durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (s). hoşnutsuzluk, memnuniyetsizlik, dargınlık; (f). memnuniyetsizliğe sebep olmak; (s). memnun olmayan, hoşnutsuz. discontentedly (z). hoşnutsuz olarak, memnuniyetsizlikle, istemeyerek. discontentedness discontentment (i). hoşnutsuzluk, me

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesilme, inkıta, fasıla, aralık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kesmek, devam etmemek, yanda bırakmak, vazgeçmek, tatil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devamsızlık, fasıla, inkıta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). devamsız, fasılalı, ayrılmış, ayrı, aralıklı. discontinuously (z). fasıla ile, aralıklı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iktisadi, ekonomik; idareli, az masraflı, masrafını çıkaran; mali işlere ait. economic man iktisadi insan, yalnız kendi çıkarını düşünen ve düzenli hareket eden kimse.economical (s). idareli, az masraflı, tutumlu; iktisadi, ekonomik. economically

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ekonomi yapmak, iktisat yaparak idare etmek, ihtiyatlı kullanmak, idareli kullanmak, idareli sarf etmek, masrafı kısmak. economizer (i). iyi idare eden kimse, tutumlu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iktisat, tasarruf, idare; tutum, israftan çekinme; idare usulleri, teşkilât.minister of economy maliye bakanı. political economy politik ekonomi, iktisat ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yerleştirmek, yataklık etmek; yerleşmek, rahat bir şekilde oturmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şahin, sungur, doğan. falconer (i). şahinci, doğancı, avcı. falconry (i). şahin veya doğan ile avlanma; doğancılık,kuşçuluk. peregrine falcon alaca doğan,şahin, (zool.) Falco peregrinus. red footed falcon kırmızı ayaklı kerkenez, (zool.) Falcovespert

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tar.) bir çeşit ufak top; Asya'ya mahsus birkaç çeşit doğan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. oğlan, delikanlı; garson; uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. övünme; f.övünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., min. bazı kalkerlerde yeşil taneler şeklinde rastlanan bir silikat, glokoni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) gerfalcon .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). helikon; (b.h). Yunan mitolojisinde Müzlerin oturdukları dağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, eikon i. Ortodoks kilisesinde azizlerin resmi, ikon; resim, heykel. icon'ic s. azizlerin resimlerine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Konya'nın eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerleşmiş geleneklere karşı çıkma; azizlerin resimlerini parçalama. iconoclast i. yerleşmiş gelenekleri hiçe sayan kimse; putkıran, azizlerin resimlerini parçalayan kimse, özellikle sekizinci ve dokuzuncu yuzyıllarda Doğu kiliselerinde resimleri orta

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. heykel, resim veya oyma ile canlandırma; ikon veya tasvirlerin konusu; ikonların tasvir ve tahlili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikonları inceleme sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. televizyonda resim çeken cihazların tarama kısmı, ikonoskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Doğu kiliselerinde en mukaddes yeri cemaatin bulunduğu kısımdan ayıran üç kapılı ve üstünde azizlerin resimleri bulunan kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1) Dinsel içerikli sanat yapıtlarında, dinsel olay ya da kişi ile ilgili tipleşmiş hatta bir ölçüde standartlaşmış biçim düzenlerini veya kalıplarını inceleyen bilimsel disiplin. (2) Simgesel dil.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tasavvur olunamaz, anlaşılamaz, inanılmaz; idrak edilemez, kavranamaz. inconceivabil'ity i. kavranamaz oluş, idrak edilemez oluş. in conceiv'ably z. tasavvur edilemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir sonuca varmayan, neticesiz; ikna edici olmayan, kifayetsiz; tesirsiz, etkisiz. inconclusively z. kesin bir sonuç elde edemeden; kifayetsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yoğunlaştınlamaz; kısaltılamaz; sıvı haline dönüştürülemeyen (gaz).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. birbirine uymayan, ahenksiz; uygunsuz yersiz: geom. özdeş olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyuşmazlık, uyumsuzluk; uyuşmayan kısım veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. diğerlerine veya birbirine uymayan, aykırı, uyuşmaz, bağdaşmaz; uygunsuz, yersiz, münasebetsiz. incongruously z. uygun olma yarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. birbirini tutmayan, irtibatsız; mantıksız; konu dışı. incon'sequence i. mantıksızlık; irtibat sızlık. inconsequen'tial s. yersiz; önemsiz; irtibatsız incon'sequently z. konu dışı olarak; irtibatsız bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ufak, az; itibara lâyık olmayan, önemsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşüncesiz, saygısız; aceleye gelmiş, tedbirsiz. inconsiderately z. düşüncesizce inconsiderateness i düşüncesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyuşmaz, aykırı, tutarsız; kararsız, sebatsız. inconsistency i. tutarsızlık, insicamsızlık. inconsistently z. tutarsız bir şekilde, insicamsız olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygunsuz, uyumsuz, ahenksiz. inconsonance i. ahenksizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gözle kolay farkedilemeyen, göze çarpmayan; önemsiz, ehemmiyetsiz. inconspicuously z. göze çarpmayacak ekilde. inconspicuousness i. göze çarpmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kararsız, sebatsız, dönek; vefasız. inconstancy i. kararsızlık, değşkenlik; vefasızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tüketilemez, istihlak edilemez .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. malum, bilinen, su götürmez, itiraz kabul etmez, inkar edilemez. incontestably z. itiraz kabul etmez şekilde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nefsine hâkim olamayan, kendini tutamayan; iradesiz; idrarını tutamayan; perhiz edemeyen. incontinence, incontinency i. nefsine hâkim olamayış; perhiz edemeyiş; kendini tutamama hali; tıb. idrar tutamama hali. in continently z. kendini tutamayarak;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. muhakkak; gerçekli, itiraz kabul etmez. incon trovert'ibly z. yadsınamayacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. zahmet, rahatsızlık, güçlük; uygunsuzluk, münasebetsizlik; f. rahatsız etmek, zahmet vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygunsuz, münasebetsiz; zahmetli, müşkül, çetin; elverişsiz. inconveniently z. münasebetsiz bir şekilde; elverişsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değiştirilemez; madeni paraya çevrilemez (kağıt para). inconvertibly z. değiştirilemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. inandırılamaz, kandınlamaz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirine bağlamak. interconnection (i.)birbirine bağlı olma; bağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kıtalararası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teselli kabul etmez, avutulamaz. inconsolably z. teselli kabul etmez şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uzlaştırılamaz, barıştırılamaz, telif edilemez (fikir, tutum); (i.) uyuşamaz kimse, barıştırılamaz kimse; (çoğ.) uyuşmayan fikirler. irreconcilabil'ity (i.) uzlaştırılamaz oluş. irreconcilably (z.) uzlaştırılamaz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hukuk bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resmin diğer tüm unsurları arasındaki karşıtlıklar, resmin anlatım olanaklarının en önemli unsurlarından birisidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Dış çizgi. Bir nesnenin dış hatları, sınırları anlamına gelen terim, nesnelerin silüetlerinin ya da kütle içindeki biçimlerinin çizgisel olarak belirlenmesine yarar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) muhtasar, kısa ve manalı, az ve öz, özlü, veciz; vecizeli söz söyleyen. laconically (z.) kısa ve öz konuşarak. lac'onism, laeon'ieism (i.) özlülük; kısa söz, icaz, özlü söz, veciz ifade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Video cihazlarının (video kameralar, ev video kaydedicileri ve düzenleme bilgisayarları ya da kumandaları) kontrolünde kullanılan veri alışverişi arayüzü. Bağlantı, 2,5 mm’lik stereo jak üzerinden sağlanır

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sözlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geniş kapsamlı genel ekonomi bilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. memnun olmayan, tatmin olmayan; i. tatmin olmayıp isyana hazır kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış kavramak. misconception i. yanlış kavrama; yanlış kavram. labor under a misconception yanlış kanalda olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü davranış; zina; suiistimal; kötü idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü idare etmek. misconduct oneself ahlâkseca davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanlış anlama, yanlış yorumlama, yanlış mana verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış yorumlamak, yanlış anlamak, ters mana vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bilinmeyen bir sebep dolayısiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

somehow. for some reason or other. someway. for some reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for some reason or other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causal. casual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causality. causation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principle of causality. law of causation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.), (huk.) suç isnadına itiraz etmiyorum (sanığın suçu üstüne almadan cezayı kabul etmesi halinde kullanılan tabir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fiz.) geçirmez madde, iletken olmayan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) topluma ayak uydurmayan kimse; (İng.) Anglikan kilisesine bağlı olmayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) uymayı reddetme; (İng.) resmi kiliseye uymama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. televizyon alıcı tübü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (coğ. -ca) üstünde yazılar bulunan eski çanak parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendine fazla güvenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. her türlü eşya satılan mağaza; eşya taşımaya mahsus yük arabası veya kamyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, çalma hızının hassas biçimde değiştirilmesine olanak tanır ve örneğin, enstrümanların akordunun yapılmasında kullanılır. Çalma süresi, kalite kaybı olmaksızın azaltılabilir ya da uzatılabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir yüzü düz obur yüzü içbükey olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir yüzü düz öbür yüzü dışbukey olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden düşünüp hakkında fikir edinmek; peşin hüküm vermek. preconcep'tion i. önceden anlama; tarafgirlik; peşin hüküm verme; önyargı, peşin hüküm; yanlış fikir .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden kararlaştırmak. preconcertedly z. önceden kararlaştırılmış bir şekilde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. peşin şart; f. önceden hazırlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Roma'da konsül vazifesini yapan memur, prokonsül; umumi vali; b.h., paleont. insan ve maymunların atası sayılan miyosen devri primatı. proconsular s. prokonsüle ait. proconsulate, pro- consulship i. prokonsüllük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (argo). Gösteriş, afiş, fiyaka .

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

way. method. procedure. showing off. swagger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the accepted way of doing sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radar responder beacon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A transponder for interrogation by a primary radar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beacon giving characteristic signal when triggered by a vessel's radar set. a device that, on receiving radar signals, transmits coded signals in response to help navigators determine their position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyi hikaye anlatan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) barıştırılmaları mümkün, telif edilir, uzlaştırılabilir. reconcilability, reconcilableness (i.) barışma imkanı. reconcilably (z.) uzlaştırıcı surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) barıştırmak, aralarını bulmak; razı etmek; uzlaştırmak, telif etmek. reconcile the accounts hesapları mutabık kılmak. reconcilement (i.) uzlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) barışma, uzlaşma; telif; barışıklık, barış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) uzlaşma kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) derin (ilim); muğlak, kapalı, müphem, gizli, belirsiz. reconditely (z.) derin bilgi ile. reconditeness (i.) derinlik, derin mana; muğlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tamir edip yenilemek; Islah etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özellikle savaş zamanında düşman mevzilerini keşif için tetkikat yapma. reconnaissance in force araştırma maksadı ile büyük kuvvetle hücum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) araştırma yapmak, incelemek, tetkikte bulunmak; (i.) araştırma, inceleme, tetkik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar tetkik etmek, hakkında tekrar düşünmek; kabul edilmiş bir meseleyi yeniden reye koymak. reconsideration (i.) tekrar tetkik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden tertip etmek, tekrar kurmak. reconstituted milk içine su karıştırılmış süt tozu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar inşa etmek, yeniden yapmak veya tertip etmek; kalıntılarından eski halini anlamak; geçmiş bir olayın ayrıntılarına inerek parça parça incelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tekrar inşa; yeniden yapılan şey; savaştan sonra kalkınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) eski haline dönüştürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski İtalya'yı Galya'dan ayıran ırmak. cross the Rubicon dönülmeyecek bir karar vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellikle düşman memleketinde seyahat edenlere verilen seyahat tezkeresi veya himaye belgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. duvarda şamdan desteği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit küçük ekmek; (İskoç.) yulaf ezmesinden yapılan gözleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük toprak siper; sığınak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. üniversite öğrencilerine verilen ceza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili baş, kafa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saniye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. ikinci, sani; bir daha; ikinci derecede, aşağı; müz. ikinci; i. ikinci gelen kimse veya şey; düelloda şahit veya yardımcı; oto. ikinci vites: çoğ. ikinci derecede mal, tapon mal; müz. yan yana olan iki nota arasındaki fasıla; şarkıda ikinci

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ikincil, tali, ikinci derecede olan, ikinci gelen; sonraki; min. evvelce teşekkül etmiş kaya içinde toplanan taş veya maden kabilinden; elek. tali (cereyan); i. murahhas, delege; yardımcı, muavin; kuş kanadının ikinci mafsalındaki tüy; astr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sonradan fikir yürütmek, iş işten geçtikten sonra düşüncesini soylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kullanılmış, elden düşme; dolaylı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. sekondo, ikinci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ikinci derecede; ikinci sınıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (A.B.D.), k.dili ikinci sınıf (oyuncu).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendini beğenmişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendine güven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. utangaç, sıkılgan; kendi halini çok düşünen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşüncelerini başkasına söylemeyen, ağzı sıkı; kendine hakim olan; kendi kendine yeten; gerekli kısımları kapsayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendisiyle çatışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendine hâkim olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. yarı iletici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı uyanık, yarı bilinçli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. silisyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bilinçaltında olan, şuur altındaki; i. bilinçaltı. subeonseiously z. şuur altında; bilinçsizce, şuursuzca, kendinden geçerek. subeonseiousness i. bilinçaltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kıtanın parçası olmakla beraber coğrafi bağımsızlığı olan bölge. the Subeontinent Hindistan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. alt sözleşme, yan mukavele; f. yan mukavele yapmak. subeontraetor i. taşeron, ikinci üstenci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fiz. aşırı soğukken elektrik akımını dirençsiz olarak geçirebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -nia) incir cinsinden meyva, sikonya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vakit alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tütün satıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kıtayı kateden; kıtanın öte tarafındaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı derecede muhafazakâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açıkta olan, gizlenmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alâkasızlık, ilgisizlik, kayıtsızlık, duygusuzluk; telâşsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alâkasız, ilgisiz, kayıtsız, duygusuz. unconcern'edly z. ilgisizce. unconcern'edness i. ilgisizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yoğunlaşmamış; kısaltılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kayıtsız şartsız. unconditionally z. kayıtsız şartsız olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şarta bağlı olmayan, kayıtsız şartsız; fels. mutlak; psik. doğuştan olan, sonradan kazanılmamış, doğal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itiraf edilmemiş, açığa vurulmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kuşatılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğrulanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyuşmayan, birbirine uymaz, tutarsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mutabakatsızlık, uyuşmazlık, tutarsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. birbirine bağlı olmayan, ayrı, rabıtasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyuşamayan; sıkıcı, tatsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fethedilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mantıksız; vicdansız; insafsız; prensip sahibi olmayan. unconscionably z. vicdansızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. şuursuz, bilinçsiz; baygın; i., psikiy., (the ile) bilinçaltı. unconsciously z. bilinçsiz olarak, şuursuzca, farkında olmadan, bilmeden. unconsciousness i. bilinçsizlik, farkında olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ana yasaya aykırı. unconstitutional'ity i. ana yasaya aykırılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zorlanmamış, serbest.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tüketilmemiş, kullanılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yalanlanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. idaresiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tekzip edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. göreneklere uymayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değiştirilmemiş, çevrilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabullenmemiş; uzlaşmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeniden bina edilmemiş; yeni şartlara göre yeni fikirler edinmemiş (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fizyol. damar daraltan ilaç veya sinir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., min. zirkon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zirkondan alınan beyaz toz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zirkomyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by