Cr ne demek? | Cr anlamı nedir? | Cr

Cr anlamı nedir?

Cr ne demek?

Cr anlamı nedir?

Cr | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: cr

Türkçe Sözlük

(kimya). Krom elemanını senbolü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Akra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inanmak, güvenmek, itimat etmek, itibar etmek; itimatname vererek memur etmek accredita'tion (i),(ABD). (bir okul, yüksek okul veya üniversiteye teftişten sonra verilen) muadelet belgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). büyüyen, çoğalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (s). birleşmek, yapışmak; eklenip büyümek; eklemek; (s). ekli; birleşmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilave, ek; gelişme, uzvi büyüme; katılma; yapışma; ilhak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyüme, artış; artış miktarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ziyadeleşmek, çoğalmak; hasıl olmak, gelmek; (huk). hak olarak hissesine düşmek; gerçekleşmek, tahakkuk etmek accrued expense tahakkuk etmiş masraf . accrued interest tahakkuk etmiş faiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir arazi ölçü birimi, 0404 hektar, 0404 dönüm, 430 eski dönüm. God's acre mezarlık. acres (i)., (çoğ). emlak, arazi; (k). dili çok miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dönüm miktarı, arazi alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). acı, ekşi, keskin, sert; zihni kurcalayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). acı, ters, haşin, sert. ac'rimony (i). acılık, haşinlik, sertlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akrobat, cambaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cambazlık, akrobasi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). akromyon, omuz çıkıntısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birkaç kelimenin baş harflerinin veya ilk hecelerinin bir araya gelmesiyle oluşan kelime: NATO, U N ESCO.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehrin en yüksek noktasında bulunan iç kale veya hisar, akropol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., edat ortasından, iSinden veya üstünden karşı tarafa geçerek; edat çaprazvari, öbür tarafa, karşı yakada. come across rast gelmek, tesadüf etmek; (k). dili görünmek. come across with (k). dili istemeyerek vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akrostiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıcakken yumuşak olan plastik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). neşe ve çeviklik, şevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski bir Yunan lirik sairi, Anakrion. Anacreon'tic (s)., ,şiir Anakrion'un lirik üslubuyla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uçaksavar. antiaircraft gun uçaksavar topu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Eski Ahit'e bağlı olup İbranice metinleri bulunmadığı için herkesSe Kitabı Mukaddes'in metnine dahil edilmeyen ve bazı kiliselerce mukaddes kabul edilen bir takım kitaplar, apokrifa. apocryphal (s). apokrifaya ait; doğruluğu kabul edilmey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aristokratlık, aristokrasi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aristokrat; asilzade, kibar kimse, hâkim sınıftan biri; aristokrasi taraftarı. aristocrat'ic (s). aristokrasiye ait, asil, çok kibar. aristocrat'ically (z). aristokratça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). atfetmek, hamletmek, vermek, yüklemek, isnat etmek. ascribable (s). atfolunabilir, isnat olunabilir, yüklenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yükleme, isnat, atıf. ascription of praise Tannya övgü sunma, hamt, tesbih, tehlil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minimum wage. minimum fee. minimum pay. base wage rate. minimum cost. union rate. wage floor. wage minimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otokrasi, bir hükumdarın mutlak hâkimiyeti, istibdat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diktator, müstebit kimse, otokrat.autocratic (s). müstebit. autocratically (z). müstebit bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirini yağlamak back-scratcher (i). sırt kaşıyıcısı; yagcılık yapan kimse. back-scratching (i). birbirini yağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanoğlu ana rahmine düşünce, embriyon halinde iken, hücreleri bölünerek çoğalmaya baslar. İleride vücudun hangi parçasının bir hücresi olacaklarını bilirler. Yani bir kısmı kas hücresi olarak gelişirken bir diğeri göz, sinir, vb. hücresi olmak üzere çoğalır.

Sinir sistemimizdeki nöron hücreleri ise anne karnında oluşumlarının son safhasına ulaşırlar, tüm yaşam boyunca ulaşabilecekleri en çok sayı olan bu miktarda da kalırlar. Beynimizin milyarlarca hücresinin bu safhada oluşabilmesi için dakikada 2,5 milyon nöron meydana gelir.

Beyin hücreleri oluştuktan sonra ölünceye kadar sayı olarak artmazlar. Aslında vücudumuzda sonradan çoğalmayan başka hücreler de vardır. Ama boyut olarak büyüyebilirler. Eğer vücudu geliştirmek için halter çalışılırsa, kaslar büyür ama bu yeni kas hücrelerinin oluşması demek değildir. Mevcut hücrelerin boyutları büyümüştür. Çalışma bırakıldığında bu kaslar tekrar pörsüyebilirler.

Bir insan doğduğunda beyni 350 gram ağırlığındadır. Bir yaşında 1000 grama, gelişme tamamlanınca da nihai ağırlığına ulaşır. Beyin hücreleri daha anne karnında iken son şekillerini aldıklarına göre bu artış miktarı nereden geliyor diye sorulabilir. Burada da kas örneğinde olduğu gibi hücrelerin çoğalması değil büyümeleri söz konusudur.

20 yaşına gelince beyin hücrelerinde eksilme başlar. Her gün yaklaşık 50 bin tanesi ölür. Bu sayı 60 yaşlarında günde 100 bin hücreyi bulur. 75 yaşına geldiğimizde tüm nöronların yüzde 10’unu kaybetmiş oluruz. Tabii bu doğduğumuz ana oranla zekamızın yüzde 10 azaldığı anlamına gelmez. İnsan hayatında iyi beslenme, tecrübe ve öğrenme gibi faktörler geriye kalan nöronların kapasitelerinin daha da gelişmelerini sağlarlar. Yani beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi durumda olur.

Beynin oksijen tüketimi sabittir. Beyinde oksijenle birlikte sadece glikoz kullanılır ve bunların beyinde yedeği yoktur. Bu demektir ki, sinir hücrelerinin yaşaması her an için kan dolaşımının getireceği miktara bağlıdır. Oksijensizliğin ve kanda glikoz azalmasının yol açtığı kötü ve onarılmaz sonuçlar hatta beynin bazı bölümlerinin ölmesi bununla açıklanabilir. Beyindeki bu kan akımı vücudun diğer kısımlarına oranla bağımsızdır. Kalpten çıkan kanın yaklaşık beşte biri buraya gider.

Vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturan beynimiz, toplam enerji üretimimizin yüzde 20’sini tüketir. Bu enerjiyi kanın taşıdığı oksijen ve glikozdan alır. Kanımızdaki glikoz (kan şekeri) seviyesi düşerse önce acıkır ve huzursuz oluruz. Seviye daha da alçalırsa beyin faaliyetini azaltır, biz de yarı baygın hale geliriz. Oksijen daha da hayati bir önem taşır. Oksijensiz kalan beyin hücreleri en fazla 5 dakika içinde ölürler. Beynin bir bölümünde kan dolaşımı duracak olursa, o bölgede hayatiyet sona erer.

Spor yaparken kalp daha hızlı çalışır, daha fazla kan pompalar. Bu durumda beyne daha çok kan gitmesi, dolayısıyla beynin daha iyi çalışması gerekmez mi? Hayır. Beyne giden kan miktarı hep aynıdır. Ortalama bir kalp dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudun her tarafına pompalar. Bunun 750 mililitresi beyne giderken 600 mililitresi de bacakların diz altındaki kısımlarına gider. Spor yaparken kalbin pompaladığı miktar 17 litreye kadar çıkar. Bunun 14.000 mililitresi bacaklara giderken beyne giden miktar yine aynı, yani 750 mililitredir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاأجرت] parasız, ücretsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) Tek hücreden meydana gelen hayvan yahut bitki.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bürokrasi, devlet dairelerine mahsus formaliteler, kırtasiyecilik; devlet memurları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devlet dairesinde memur olan kimse; kırtasiyeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ormanda rahat yaşayabilme hüneri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açık havada kampçılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (tıb). sankr, frengi çıbanı. chancrous (s). frengi çıbanı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafına çizgi çizmek, daire içine almak; sınırlamak; çemberlemek; (geom). bir şeklin etrafına diğer bir şekil çizmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etrafını çizme, daire içine alma; çevreleme;sınırlama, tahdit; para veya mühür üzerinde bulunan daire şeklindeki yazı; sınır çizgisi; mıntıka, bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sabah, slang karga bokunu yemeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (y. k.). Birden fazla hücreden meydana gelen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yüz kremi, cilt kremi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). beraber büyüme, birleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). maddi; somut, müşahhas; belirli, muayyen; betondan yapılmış; (i). beton; betona benzer herhangi bir karışım; somut bir varlık; (f). bir bütün haline getirmek; beton dökmek; taşlaştırmak; donmak, sertleşmek; somutlaştırmak. reinforced

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). donmuş madde; (tıb). şiş, taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kur'a neferi kaydetmek, askere çağırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). askere alınmış; (i). askere alınmış nefer, kur'a neferi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). askere çağırma; mecburi askerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). takdis etmek; tanrıya adamak , vakfetmek, hasretmek, tahsis etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takdis ve tahsis merasimi; kendini adama, vakfetme, takdis, tahsis, ithaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şişe açacağı, tirbuşon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bıldırcın kılavuzu, (zool). Crex crex.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mısır ambarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yengeç, pavurya; aksi ve huysuz kimse. crab apple yaban elması. crab grass çok arsız bir nevi yabani çimen. (bot). Digitaria sanguinalis crab louse kasık biti. catch a crab (den). kürek çekerken sandalın dengesini kaybetmek. sea crab çağanoz, (zool

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yengeç avlamak; (den). yanlamasına sürüklenmek; (argo). azarlamak, homurdanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ters, aksi, huysuz, sert, haşin; anlaşılması güç, muğlak (yazı). crabby (s). ters, huysuz, sert, haşin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çatlak, yarık; çatırtı, şaklama; hızlı darbe; aralık; (k.dili). birinci sınıf; (k.dili). kesin cevap; (k.dili). deneme; (argo). hırsız; (f). çatlamak, yarılmak, kırılmak; çatlatmak, yarmak, kırmak; zorlamak, açmak (kasa); çatallaşmak (

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). saçma, acayip; kaçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,( ABD)., (k.dili). sıkı tedbir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. cracker

sistem kırıcı

Zevk için bilgisayar sistemlerine zarar veren kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kraker, bir çeşit bisküvi; (ABD). barut; kıran şey veya kimse, kıracak alet; Amerika'nın güneydoğu eyaletlerinde bulunan fakir beyaz çiftçi. cracker-barrel (s). samimi, köylümsü, babayani. Cracker Jack (tic). mark üstü karamelalı patlatılmış mıs

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). kraking.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çatırdamak; hışırdatmak; sırlamak; (i). çatırtı, çıtırtı; hışırtı; (çini) çatlak ve çizgili sır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çatırdama; (çoğ). jambon rostosunun gevrek ve kızarmış kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (argo). acayip, deli, akılsız; (i). ayrıksı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaza; sinir krizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beşik; beşiğe benzer iskele veya çerçeve; ot toplamak için tırpana eklenen parmaklık; (den). karada filika için dayak. cradlesongi ninni rob the cradle (k.dili). yaşça kendinden çok küçük birisi ile gezmek veya evlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ihtimamla muhafaza etmek, korumak, sakınmak; beşiğe yatırmak; parmaklıklı tırpanla ot biçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zanaat, el sanatı; esnaf; hüner, meleke, marifet, meslek; desise, hile, şeytanlık; (den). tekne, gemi gemiler. craft union bir iş dalında çalışanların kurdukları sendika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -men). esnaf zanaatçı. craftsmanship (i). hünerli iş, ince iş; hüner.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hilekâr, şeytan, kurnaz. craftily (z). şeytanca, kurnazca. craftiness (i). kurnazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarp ve kayalık uçurum, kayalık. cragged, craggy (s). sarp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su yelvesi, (zool). Rallus aquaticus corn crake bıldırcın kılavuzu, (zool). Crex crex .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tıkamak, tıkayarak sokmak, sıkıca doldurmak; tıkınmak, tıka basa yemek; imtihan öncesi çok çalışmak; (i). kalabalık, izdiham cram-full (s). dopdolu, ağzına kadar dolu. cram it down his throat ağzına tıkmak, zorla kabul ettirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). adalenin kasılmasına sebep vermek; mâni olmak, sıkıntı vermek; kenetlemek. cramp one's style bir kimsenin söz veya davranışlarını kısıtlamak. cramp the wheel direksiyonu tam kırmak. cramped (s). okunması zor; kasılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adale kasılması, kramp; şiddetli karın ağrısı; engel mânia; (mak). mengene, kenet, krampon; (çoğ). sancılı aybaşı. crampfish (i). torpilbalığı. writer's cramp çok yazmaktan parmaklarda meydana gelen kramp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). mengene,kenet, krampon, kanca, perçin çivisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bataklık yerlerde yetişen kızılcığa benzer bir meyva, (bot). Vaccinium macrocarpum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). turna (zool). Grus grus; (mak). vinç, macuna; kollu ocak çengeli. crowned crane tuğlu turna. (zool). Belearica pavonina demoiselle crane telli turna, (zool). Anthropoides virgo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vinç ile kaldırmak; turna gibi boynunu uzatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sardunya çiceği, turnagagası,(bot). Geranium maculatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat). kafatasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kranyoloji, kafabilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kafatası, kafa kemiği. cavum cranii (anat). kafa boşluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (mak). dirsek, krank, kol, manivela; (k.dili). garip huyları veya sabit fikirleri olan kimse, huysuz kimse; (f). krankla hareket ettirmek. crank up hareket ettirmek. cranky (s). ters, huysuz, asabi; (den). yan yatma ihtimali olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dirsekli kol mahfazası, yağ karteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). krank mili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarık, satlak, rahne. crannied (s) . yarık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (argo). saçma; çöp, işe yaramaz şeyler; (argo). pislik; (f)., out ile (zarda) yediye atmak; (argo). şansım yitirmek. crap game (bak). craps.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krepon krep, bürümcük; yas belirtmek için taklıan siyah tül. crapehanger (i)., (ABD)., (k.dili). kötümser kimse. crape myrtle ,Çin asıllı gösterişli pembe, mor, kırmızı veya beyaz çiçekleri olan bir bitki. (bot). Lagerstroemia indica crape paper

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zarla oynanan bir oyun. crapshooter (i). zar oyunu oynayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fazla içki veya yemekten ileri gelen hastalık, mide fesadı; içkiye aşırı düşkünlük. crapulent, crapulous (s). boğazlı, ayyaş; mide fesadına uğramış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şiddetli ses, gürültü, çatırtı; kaza; (tic). borsada hisselerin birden düşmesi; iflâs, top atma; (f). gürültü ile kırılmak, kırmak; (uçak) kaza geçirmek; parçalanmak, parçalamak, çökmek; (k.dili). davetsiz olarak bir ziyafete katılmak. c

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havlu ve perde yapımında kullanılan kaba bez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kaba, galiz; dangalak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sandık, küfe; (argo). derme çatma araba, kırık dökük araba; (f). sandıklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krater; bombanın açtığı çukur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kravat, boyunbağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şiddetle arzu etmek, hasret çekmek; rica etmek, yalvarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). korkak, namert, alçak (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şiddetli arzu, özlem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kursak; hayvan midesi. It stuck in my craw ondan hoşlanmadım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istakozdan küçük ve ona benzer tatlı su veya deniz hayvanı, kerevides, karavide, böcek, (zool). Astacus veya Cambarus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sürünmek, çok yavaş yürümek, emeklemek; dalkavukluk etmek; (i). sürünme, çok yavaş gitme. crawl stroke kulaçlama yüzüş. The rock crawled with insects Taşın üstünde böcekler kaynıyordu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). crawfish.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mum boya, renkli kalem, kreyon; mum boya ile yapılan resim; (f). mum boya ile resim yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çıldırtmak; çömlekçilikte ufak çatlak ve çizgiler yapmak; (i). geçici moda, geçici aşk; delilik; sırda çatlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). deli, kaçık, çıIgın; (slang). salak. crazy about, crazy over düşkün, muptelâ crazy bone (bak). funny bone Crazy, man ! (argo). Yaşasın ! crazy quilt (ABD). gelişigüzel desen; karışık vaziyet. crazily (z). çılgınca, delice. craziness (i). deli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). gıcırtı; (f). gıcırdamak. creaky (s). gıcırtıIı; zayıf, düşmek üzere olan, yıkılmak üzere olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaymak, krema; kremalı tatlı; cilt kremi; öz, en iyisi; krem rengi, açık bej. cream cheese yumuşak beyaz peynir. cream of tartar krem tartar, cream of the crop en iyisi. cream puff içi kremalı pasta. cream sauce beyaz sos. cold cream yağlı krem. so

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kaymak bağlamak, köpüklenmek; kaymağını almak, kaymaklamak; krema haline getirmek; (ABD)., (argo). yenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sütlük; kaymağı ayıran makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süthane, sütçü dükkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kırma, pli, pasta, kat; çizgi, buruşuk; ütü çizgisi, kat yeri; (f). kırma yapmak; buruşturmak; katlanmak, buruşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaratmak, vücuda getirmek; meydana getirmek, ihdas etmek, husule getirmek; atamak, tayin etınek; yapmak, tertip etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaradılış, hilkat, yaratma; acun, kozmos, âlem, evren, kâinat. creative (s). yaratıcı. creatively (z). yaratıcı bir şekilde. creativ'ity (i). yaratıcılık. creator (i) . yaratıcı kimse, mucit; meydana getiren kimse, yapan kimse. the Creator Allah

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaratık, varlık, mahluk; insan, hayvan; bende, köle, kukla, bir kimseye bağlı olan ve itaat eden kimse. creature comforts vücudun rahatını sağlayan şeyler, refah. creaturely (s). yaratıklarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kreş, çocuk bakımevi; yetimhane; Noel için hazırlanan küçük tablo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güven, itimat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itimat sebebi, delil; (çoğ). kimlik kartı, ehliyet, vekaletname, itimatname gibi evrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inanılır, güvenilir, itimada şayan. credibil'ity (i). inanılmaya layık oluş, güvenilebilir olma. credibility gap belirtilenle gerçek arasındaki tutarsızlık. credibly (z). güvenilir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itimat etmek, inanmak; (tic). matluba geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kredi, güven, itimat, emniyet; itibar, şeref; nüfuz, tesir; okullarda bir kursun başarıyla bitirilmesiyle kazanılan hak; üniversite kurslarının değer birimi; (çoğ)., (sin). filimde tanıtma yazıları. credit agency tüccarların veya müşterilerin mali

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeref kazandıran, beğenilir, takdir edilir, övülmeye değer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iman ikrarı, amentü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). safdillik, her şeye inanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). saf, her şeye inanan. credulously (z). safiyane, safdillikle. credulousnessi safiyet, safdillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iman ikrarı, amentü; itikat, akide.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çay, dere; (ing). köy, küçük körfez. up the creek (ABD)., (k.dili). zor durumda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balık sepeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (crept, creeping) sürünmek, emeklemek; ağır ve ihtiyatlı hareket etmek; nüfuz etmek, sokulmak; ürpermek; hafifçe kaymak; (bot). sarılmak, uzun dal sürmek. creep up on hissettirmeyerek yaklaşmak. My flesh creeps Tüylerim ürperiyor. creepy (s). ür

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yerin yavaş yavaş kayması; (argo). hoşa gitmeyen kimse. the creeps (k.dili). tüyleri diken diken olma, ürperme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürünen şey veya kimse, emekleyen kimse; sürüngen asma; birkaç çeşit tırmaşık kuşu, (zool). Certhia: (çogğ). bebek tulumu; telefon direklerine tırmanmak veya buz üzerinde yurümek için ayağa takılan demir dişler; kamyonlarda en yavaş hızı sağlayan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kreton, çiçekli kalın pamuklu kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (öluyü) yakmak. crema'tion (i). öIüyü yakma. cremator'ium, cre'matory (i). krematoryum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaymak, kremalı sos; krem likör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (yaprak, kâğıt) kenarı diş diş olan, tırtıllı. crenature (i). yaprağın kenarındaki tırtıl, diş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). crenellated.(s). mazgallı. crenelation (i). mazgallı siper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Fransız asıllı fakat Louisiana'da doğmuş kimse; Louisiana'da konuşulan Fransızca; ispanyol asıllı olup Karaib adalarında doğup yaşayan kimse, bu kimselerin konuştuğu ispanyolca; (s)., (k.h). melez; biber ile domates ve soğanlı sosla pişirilmi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). kreozot, katran ruhu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krep; (bak). crape. crepe de Chine krepdöşin. crepe paper krepon kâğıdı. crepe rubber krepsol, ayakkabı tabanı için kullanılan tırtıklı Lastik. crepes suzette (ahçı). krep suzet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çatırdamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). creep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). alaca karanlığa ait (sabah ve akşam); (zool). alaca karanlıkta uçan (kuş, yarasa veya böcek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). crescendo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -dos) (f)., (müz). kreşendo; (f). kreşendo yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). hilâl, yarımay; hilâl şeklinde alâmet veya şey; islâm âlemi; (s). hilâl şeklinde; büyümekte olan, gelişen. the Crescent Türk veya islâm gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). tere. watercress (i). su teresi, cırcır. (bot). Lepidium sativum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demir kandil, meşale, fener.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ibik, taç, tepe; başlık sorguç; zirve, doruk; (f). zirve teşkil etmek; üstünden aşmak (tepe dalga). crested lark tepeli toygar, (zool). Galerida cristata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yılgın, başı önünde, meyus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tebeşirli, tebeşirle dolu; (jeol). ikinci zamanın son kısmı, kretas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Girit adası. Cretan (i)., (s). Giritli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kreten. cretinism kretenizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyuk yarık, buzulda veya bir seddin yüzünde açılan yarık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarık, çatlak, rahne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tayfa, mürettebat; takım; güruh, sürü, kitle, kalabalık. crew cut (ABD). alabrost ıraş, asker tıraşı. crew neck yakasız ve boynu saran gömlek ve süveter tipi. a motley crew karışık bir grup, güruh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gevşek bükülmüş iplik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kapamak, sıkmak; (k.dili) . intihal etmek, kopya etmek; (k.dili). çalmak aşırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (yanları yüksek, küçük) çocuk karyolası; yemlik; ambar; kulübe, odacık; ahır; (k.dili). intihal; (k.dili). kopya malzemesi, anahtar kitap, sorulann doğru cevaplarını gösteren liste veya tercüme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit iskambil oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalbur gibi delikli. cribriform tubes (bot). kalbur damarlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adale kasılması, boyun tutulrnası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cırcırböceği, küçük çekirge, (zool). Gryllidae; kriket oyunu. mole cricket danaburnu. not cricket (k.dili). doğru olmayan; oyun kurallarına aykırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (anat). gırtlak kıkırdağı; (s). gırtlak kıkırdağına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tellâl; seyyar satıcı. town crier tellâl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suç, cürüm; cinayet; kabahat, günah; (k.dili). ayıp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kırım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). suçlu, mücrim, kanuna karşı gelen, kabahatli; müthiş; fahiş ; cani; cezai cinai, ağır cezaya ait; (i). suç işlemiş kimse. criminal assault ırza tecavüz; tecavüz. criminal code ceza kanunu. criminal conversation zina. criminal court ağır ceza

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suçluluk, mücrimlik; suç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itham etmek, suçlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kriminoloji, kıya bilimi. criminologist (i). kriminoloji uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). zorla veya kandırarak denizci veya asker toplayan kimse veya acente; (f). zorla askere almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kıvrım, dalga; (çoğ). dalgalı saç; (f). kıvırmak; (mak). kenarlarını iç içe katlayarak birleştirmek; dalgalandırmak. put a crimp in (k.dili). engel olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). koyu kırmızı; (i). kırmızı boya; (f). koyu kırmızıya boyamak; kıpkırmızı olmak, kızarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). korkuyla çömelmek, sinmek; yaltaklanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). halat matafyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot)., (zool). saçlı, kıllı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). buruşturmak, kırıştırmak; buruşmak, kırışmak; hışırdamak; (i). kırışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Crinoidea sınıfından denizlâlesi, zambak şeklinde birkaç çeşit deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert kumaştan yapılmış kabank etekli kadın elbisesi; eski zamanlarda giyilen tel çemberli etek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sakat insan; (f). sakat etmek; bozmak. crippled (s). kötürüm; arızalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kriz; dönum noktası; ekonomikveya toplumsal buhran; (tıb). kriz, nöbet. cabinet crisis kabine buhranı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). gevrek; kesin, kati; uyanık; temiz, bakımlı, düzenli; serin canlandırıcı (hava); kırışık, buruşuk, kıvırcık; (f). gevremek, gevretmek; kısmen yakmak. burned to a crisp yanıp kül olmuş. crispy (s). kıvırcık: gevrek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kıvrımlı, bukleli, dalgalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). çapraz, çaprazvari; (i). birbirini kesen çapraz doğrular; (f). çapraz hatlar çizmek; tekrar tekrar karşıya geçip dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ibikli; hotozlu, tepelikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ criteria) öIçüt, kriter, tenkitçinin kullandığı ölçü, değer birimi, mikyas; denektaşı mihenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir şeyin değerini öIçen kimse; eleştirici, münekkit; muhalif kimse, karşı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çözümsel, tahlili; tenkit eğilimli, tenkitçi; eleştiren, eleştiri mahiyetinde; buhranlı vahim, nazik, tehlikeli; dönüm noktasına ait. critical condition buhranlı durum, kriz hali. critical mass (fiz). uranyum gibi radyoaktif elemanların fasılasız

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eleştirme, tenkit; yerme, kınama. adverse criticism yerme kusur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eleştirmek, tenkit etmek; yermek, kınamak, kusur bulmak; değerini ölçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eleştiri, tenkit; etüt, travay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., (leh). hayvan, mahluk, yaratık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarihten evvel Fransa'da yaşayan bir kavim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kurbağa veya karga sesi; (f). kurbağa veya karga gibi ses çıkarmak; argo öImek, slang nalları dikmek, kıkırdamak. croaker (i). kurbağa gibi ses çıkaran balık veya diğer bir hayvan; argo herşeyden şikâyet eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hırvat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hırvatistan. Croatian (s)., (i). Hırvat; (i). Hırvatça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kroşe, tığla işlenen dantel; (f). kroşe yapmak, tığ ile işlemek. crochet hook tığ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol). maviye veya yeşile çalan silikattan mürekkep bir maden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çanak, çömlek, toprak tencere, kap; (ing). yaşlı veya sakat at; argo âciz veya beceriksiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çanak çömlek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). damın çıkıntılı yerlerine süs olarak konulan oyma yaprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). timsah, (zool). Crocodylus; krokodil; bu hayvanın derisi. crocodile tears yalancıktan ağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). safran, (bot). Crocus sativus; çiğdem, (bot). Colchicum autumnale; bir çeşit maden parlatma tozu, demir peroksit. yellow crocus pas lâlesi, sarı çiğdem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). serveti ile meşhur Lidya kralı Krezüs; çok zengin adam, Karun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). eve bitişik etrafı duvarla çevrili ufak tarla, küçük çiftlik. crofter (i). bir tarla veya çiftliği kiralayan ve işleten adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayçöreği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kalma etrafı daire şeklinde büyük dikme taşlarla çevrilmiş abide.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kocakarı, ihtiyar kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski ve samimi arkadaş, yakın dost, kafadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dirsek, dönemeç; kıvrılma; çoban değneği, asa, kanca şeklinde herhangi bir şey; (k).dili dolandırıcı, hırsız sahtekâr; (f). iğmek, kıvırmak, bükmek. by hook or crook bir yolunu bulup, ne yapıp yapıp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kambur kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eğri, çarpık; kancalı; namussuz, kanuna karşı; hileli, dalavereli; dolandırıcı, yalancı, sahtekar. crooked dealings namussuzca yapılan işler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mırıldanmak, alçak sesle şarkı söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ürün, mahsul, ekin, rekolte; (zool). kursak, havsala; binici kırbacı. crop rotationher yıl değişik ekin ekerek toprağın bereketini koruma. cream of the crop bir şeyin en âlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kırkmak, kırpmak, kesmek, kesip kısaltmak. crop up birden meydana çıkmak, açığa vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırkma aleti veya makinası; (A.B.D). başkasının toprağında çalışan ve ekine ortak olan tarımcı. come a cropper baş aşağı gitmek, bozguna uğramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahta topla oynanan bir oyun, kroke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köfte, kokteyl köftesi, yağda pişirilmiş et veya balık köftesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). piskopos asası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çaprazlamak; karşıdan karşıya geçmek; geçirmek; (bot)., (zool). türleri ayrı olan hayvan veya çiçekleri çiftleştirip melez çeşitler elde etmek; karşı gelmek; türleri karışmak; haç işareti yapmak; üstüne çizgi çizmek. crossed in love aşkta bedbaht ol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çapraz işareti; haç, put, çarmıh, salip, istavroz; isa'nın öIümünün sembolü olarak kullanılan haç şekli; keder, gam, elem, cefa, dert, musibet; dörtyol ağzı; melez. bear one's cross eziyete sabırla tahammül etmek, dertli olmak. Red Cross Kızılhaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). darılmış, öfkeli; huysuz, ters, titiz; aksi, zıt; çapraz; aykırı; melez; karşıya geçen. cross action. (huk). mukabil dava. cross section kesit, profil. cross street ara sokak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). ülkeyi baştan başa kateden; (z). bir uçtan öbür uca; yol dışından. cross-country race kır koşusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sorguya çekmek, sıkıştırmak; (huk). dava esnasında bir avukatın öbür tarafın şahidine sual sorması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrı cinslerden olan çiçekleri çaprazlama yoluyla dölleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). damarları ters veya kırışık olan (tahta); ters, huysuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bağdaş kurmuş, ayak ayak üstüne atmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrı gaye. at cross purposes anlaştık zannedip anlaşamayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı tarafın şahidine soru sormak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kitapta bakılması gereken yeri gösteren not.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanaviçe işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). şehri bir uçtan diğer uca geçen; şehri enine geçen; (z). şehri bir uçtan diğer uca geçerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürgü, kol demiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kiriş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çapraz gagalı ispinoz kuşu, (zool). Loxia curvirostra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korsan bayrağındaki çapraz kemikler; elektrik veya zehir tehlikesini gösteren çapraz kemikler; (bak). skull and crossbones.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tatar yayı, arbalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). melez; (f). melez (i). elde etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sağlamasını yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zıt akımlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). enine kesmek. crosscut saw testere, tahta testeresi; kütük kesmeye mahsus iki saplı uzun testere; ince dişli bıçkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). iki veya fazla noktadan çaprazlama ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (mim). paralel çapraz çizgilerle gölgelemek, taramak. crosshatching (i). , (mim). paralel çapraz çizgiler, tarama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçiş; geçiş yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köprü, geçiş yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili ters ve huysuz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birbirini çaprazlama kesen herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayrı cinsten olan çiçekleri döllemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ara yol, yan yol. crossroads (i). değişik yolların birleştiği nokta. at the crossroads dönüm noktasında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (telefonda) hatların karışması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). kurceta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaya geçidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yandan esen rüzgâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). çapraz, birbirini keserek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

çapraz bilmece.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çatal, bir ağaçta dal ile gövdenin birleştiği yer; (anat). kasık; (terz). pantolon ağı; (den). puntal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ufak çengel; garip bir merak, tutku delilik. crotchety (s). ters, tuhaf, acayip, meraklı, deli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ecza). kroton yağı, kuvvetli bir çeşit müshil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çömelmek, yere çökmek; (i). çömelmiş vaziyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). krup hastalığı. croupy (s). krup hastalığına tutulmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krupye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çorbaya konulan kızarmış küçük ekmek parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). horoz gibi ötmek; sevinçle haykırmak; övünmek, atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karga, (zool). Corvus; horoz ötmesi. crow's-foot (i). karga ayağına benzer şey; ihtiyarlıkta göz kenarlarında husule gelen kırışıklar. crows-nest (i)., (den). direk üzerindeki gözcü yeri. as the crow flies kuş uçuşu. European crow kızılca karga, (zoo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). manivela, domuz tırnağı, kol demiri, kazayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doluşmak, toplanmak, birikmek; sıkıştırmak, doldurmak; üzerinde durmak, ısrar etmek. crowd into doluşmak. crowd out sıkıstırarak çıkarmak, dışarıya itelemek (birisine); yer bırakmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalabalık, izdiham.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düğünçiçeği, (bot(. Ranunculus acris ; kazayağı water crowfoot yırtıcılar ayası, (bot). Ranunculus aquatilis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taç; hükümdarlık; hükümdar; taça benzer şey; şeref ve itibar veren şey; tepe, baş; başlık; beş şilin kıymetinde eski bir ingiliz parası; kron, Çekoslovakya ve Danimarka para birimi; (bot). tohum fidanında sapın kök ile birleştiği nokta; (bot). bir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f taç aiydirmek; başlık koymak, tamamlamak, ikmal etmek; süslemek, tezyin etmek; (dama oyununda) dama yapmak; dişe kron takmak; kdili başa vurmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Doğrudan izlenen televizyon monitörleri, masaüstü bilgisayar monitörleri ve ‘üç tüplü’ projeksiyon cihazlarında kullanılan Katot Işın Tüpü.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Uçlarında elektron çarptığı zaman parlamak üzere ayarlanmış fosfor tabakası bulunan, böylece ekranda görüntü oluşumunu sağlayan tüpler.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pota, maden eritme kabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). haç taşıyan; (bot). turpgillere özgü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haç üstünde Isa resmi veya heykeli. crueifix'ion (i). çarmıha gerilme; haç üstünde ölüm; bunu gösteren resim. erueiform (s). haç şeklinde. erueify (f). çarmıha germek ; cefa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., argo çöp değersiz şey, çerçöp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ham, rafine edilmemiş; incelik ve zarafetten yoksun; kaba, acemi; (i). ham petrol crudely (z). kabaca; edepsizce. crudeness (i). kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). edepsizlik, kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok ehemmiyetli, can alıcı, dönüm noktası olabilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zalim, gaddar, insafsız, merhametsiz; çekilmez, dayanılmaz; çetin, müşkül. cruelly (s). zalimane, insafsızca. cruelty (i). zulüm: zülmetme: gaddarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sişe, sofraya konan sirke şişesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (den). seyrüsefer etmek; (polis arabası) kol gezmek; (i). vapur seyahati. cruisingspeed (araba, uçak) normal sürat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kruvazör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yağda kızartılmış halka şeklinde veya burmalı hamur tatlısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kırıntı, ekmek kırıntısı; parça, zerre; ekmek içi; (A.B.D), argo değersiz kimse; (f). ufalamak; kırıntılarla süslemek (yemek); sofradan kırıntıları toplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). harap olmak, çökmek; parçalanmak; ufalamak, ufalanmak. crumbly (s). kolaylıkla ufalanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D)., argo pis, köhne, bakımsız, adi, kötü, ikinci kalite; (ing)., argo tombul, balık etinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekmek kadayıfına benzer kızarmış bir hamur tatlısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). buruşturmak, buruşmak, örselemek, örselenmek; çökmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çatır çatır çiğnemek; çatırtı ile ezmek; (i). çatırtı, ses; (k).dili güç durum. in the crunch paçası sıkışınca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). at sağrısı; kuskun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat)., (zool). bacağa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). incik kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). haçlı seferi; din uğruna yapılan savaş, cihat; kampanya, hararetli mücadele; (f). bu gibi bir mücadeleye katılmak, the Crusades Haçlı Seferleri. crusader (i). Haçlı Seferlerine katılan asker; bir reform veya başka davanın hararetli taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). testi, küp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ezme, baskı, sıkma; kalabalık, izdiham;(k).dili şiddetli ve geçici sevgi, tutku, düşkünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ezmek; baskı yapmak, tazyik etmek, sıkmak, basmak; gadretmek, zulmetmek; ezilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ekmek kabuğu; pişmiş herhangi bir şeyin kabuğu; kabuk, dış tabaka; argo arsızlık; (f). kabukla kaplamak, kabuk tutturmak; kabuklanmak, kabuk bağlamak; crust of the earth yerkabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., zool eklembacaklılar kolundan kabuklular. crustacean (s)., (i). kabuklulara ait ; (i). kabuklular sınıfından bir hayvan. crustaceous (s). kabuklu; (zool). kabuklular sınıfına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabuk gibi, kabuklu; aksi, huysuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). destek; koltuk değneği; çatal destek; (den). bumba üç ayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dönüm noktası, kritik an; çözülmesi zor mesele veya durum; çapraz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ses, nida: bağırma; ağlama; feryat; nara, avaz; yalvarma; hayvan sesi; istek. a far cry çok farklı. in full cry havlayarak avı kovalayan (av köpeği). war cry savaş narası. within cry of duyulabilecek uzaklıkta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ağlamak; feryat etmek; bağırmak; yalvarmak. cry down kötülemek. cry for arzu etmek, istemek. cry for the moon olmayacak bir şeyi istemek. cry off vaz geçmek. cry oneself to sleep uyuyuncaya kadar ağlamak. cry one's heart out kederden devamlı ağlamak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çocuk gibi çabuk ağlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ağlayan. a crying shame çok yazık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek soğuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). soğukla ve özellikle son derece soğukla ilgili ilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mad). flüor sodyum ve alüminyumdan mürekkep bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). soğukla tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). kilise ve benzeri binaların temelleri arasındaki yeraltı kemerleri; (anat). bademciklerde çukurcuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şifre çözme ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). örtülü, gizli, kapalı, hafi, mestur; şifreli. cryptically (z). tam manasını belirtmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek gizli, kapalı, muammalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). güvercin gübresi ile yayılan, mantardan gelen ve akciğerde yara açan bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). Cryptogamia bölümünden çiçeksiz bitki (eğreltiler, yosunlar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şifre ile yazılan yazı. cryptographer (i). şifre ile yazı yazan. cryptographic (s). şifreli yazıya ait. cryptography (i). şifre ile yazı yazma. cryptology (i). şifre bilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kristal, billur; şeffaf şey; kol saati camı; (s). billur gibi, şeffaf, berrak. crystal ball billur küre. crystal gazing billur küre ile fal bakma. crystal glass parlak ve şeffaf cam. crystal set kristal ile çalışan radyo alıcısı. crystal syste

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kristal gibi, parlak, temiz, şeffaf; billurdan yapılmış, kristal halinde. crystalline aggregate (jeol). granit taşında olduğu gibi bir arada bulunan karışık kristaller. crystalline lens (anat). göz merceği, lens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). billurlaştırmak billurlaşmak, kristal şekline koymak, kristal haline gelmek; belli olmak, sabit olmak; belirli bir şekil vermek veya almak; şekerle kaplamak; (çelik) müteaddit gerilmeler ile mikrostrüktürünü değiştirmek. crystalliza'tion (i). billu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kristallerin şekillerini veya yapılışını tetkik eden bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). (mark). Dakron, polyesterden imal edilmiş sentetik bir kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azalmak, eksilmek, küçülmek, çekilmek; azaltmak, eksiltmek decreasingly (z). gittikçe azalarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eksilme, azalma, çekilme; küçülme; eksiklik, noksan on the decrease azalmakta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). resmi emir, irade, karar, hüküm, kararname. decree nisi huk altı ay zarfında aksi sabit olmadığı takdirde icra mevkiine giren boşanma kararı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). emretmek, buyurmak; hüküm vermek, karar vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eksilme, azalma; zayiat; eksiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eskimiş, yıpranmış, hemenhemen işlemez hale gelmiş, ihtiyarlıktan zayıflamış, eli ayağı tutmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çatırdatarak ateşte kavurmak (tuz, maden vb)', ateşte çatırdamak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtiyarlıktan ileri gelen elden ayaktan kesilme, düşkünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With decreasing volume of sound; a direction to performers, either written upon the staff , or indicated by the sign. a gradual decrease in loudness grow quieter; 'The music decrescendoes here' gradually decreasing in volume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gradually softer Synonymous with diminuendo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The same as diminuendo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gradual decrease in the volume. weakening in volume; sometimes called diminuendo. decreasing loudness in a more gradual manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gradual decrease in volume. : Getting progressively softer Means the same as diminuendo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dynamic effect of gradually growing softer Also referred to as diminuendo [Dynamics Notation].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dynamic marking meaning 'gradually getting softer '. - A gradual degrease in loudness, like the diminuendo. a gradual decrease in loudness. grow quieter; 'The music decrescendoes here'. gradually decreasing in volume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (müz). dekreşendo, diminuendo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). azalan, küçülen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). resmi karar, Papa tarafından verilen emir ve hüküm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hüküm veya iradeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kınama, takbih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kötulemek, zemmetmek, kınamak, takbih etmek, batırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demokrasi, elerki; demokrasi rejimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demokrat kimse. democrat'ic (s). demokrasiye ait, demokratik, halkçı. Democratic Party Demokratik Parti. democrat'ically (z). demokratik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tarif etmek, tanımlamak, vasıflandırmak, tavsif etmek, tasvir etmek, resmetmek. describable (s). tarif edilebilir, tavsifi mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarif, tanımlama, tavsif, vasıflandırma, beyan; cins, nevi, çeşit. answer to the description tavsif edilmiş olan özelliklere sahip olmak, tarif edildiği gibi olmak. be beyond description veya beggar description kelimelerle tarif edilemez olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tanımlayıcı, tanıtımsal, tavsif edici, resmedici. descriptive geometry tasarı geometri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uzaktan görüp seçmek, çıkarmak, keşfetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kutsal bir şeye karşı hürmetsizlikte bulunmak, kutsal bir gayeden çevirmek, uzaklaştırmak. desecra'tion (i). mukaddesata hürmetsizlik , tecavüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ayıran, belirten, tefrik ve temyiz eden; (i). fonetik işaret. diacritical mark harfin fonetik değerini belirten herhangi bir işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itibardan düşürmek, kötülemek; şüpheye düşürmek, güvenini sarsmak; inanmamak, kulak asmamak, itimat etmemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itibarsızlık; itimatsızlık, şüphe. be to somebody's discredit birinin şerefine halel getirmek, bir kimsenin şerefini lekelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayıplanacak haysiyet kırıcı, şerefe halel getirici. discreditably (z). şerefe halel getirecek şekilde, yakışık almaz bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tedbirli, ihtiyatlı, akıllı, basiretli. discreetly (z). tedbirli olarak, basiretle, akıllıca. discreetness (i). tedbir, ihtiyat, basiret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrılık, zıtlık, ihtilaf, başkalık. discrepant (s). farklı, zıt, muhalif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayrı, farklı, göze çarpan, temayüz eden; ayrı ayrı kısımlardan ibaret; (fels). munfasıl, soyut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kibarlık, naziklik; şahsi karar verebilme yetkisi, takdir edebilme hakkı; dikkat; tefrik, ayırma. Discretion is the better part of valor. Basiret cesaretten sayılır. at your discretion istediğiniz zamanda. surrender at discretion kayıtsız şartsı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayırmak, tefrik etmek, temyiz etmek, fark etmek, fark görmek, farkına varmak; fark gözetmek, ayrı tutmak, ayırım yapmak; bir kimse veya bir şeye karşı aleyhte hareket etmek. discriminately (z). tedbirle, muhakeme ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). fark eden, ayıran, tefrikeden; zevk sahibi olan, anlayarak takdir eden, görüş sahibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aleyhte davranma; ayırım, tefrik, temyiz; ince farkları görebilme kabiliyeti, zevk sahibi oluş; fark gözetme, ayırım yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ince farkları görebilen, fark gözeten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aleyhte davranan ile ilgili; ayırt edebilme kabiliyeti ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dolby® Digital 5.1 Surround Ses Oluşturucu, uyumlu cihazda oynatıldığında surround sesle anılarınızı tamamen üretmenize olanak sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıkıntı, darlık, zahmet, zaruret.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Parlak ortam ışığı altında bile net ve yüksek kontrastlı resim kalitesi veren özel kaplamalı yeni tür taşınabilir ekran. DynaClear Screen™ ve yeni VPL-AW15 Sony projektörle, evde büyük ekran eğlencenin tadına varmak için artık büyük özenle aydınlatılmış bir odaya gerek duymazsınız. DynaClear Screen™, geleneksel taşınabilir ekranlardan daha hafiftir ve yalnızca saniyeler içerisinde kurulabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ecir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجر] ödül. 2.ücret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cirm). Cirmler. (bk.) Cirm. Ecrâm-ı semâviyye, ecrâm-ı ulviyye: Gök cisimleri, yıldızlar. (Fransızca: corps cilestes).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجرام] cansız varlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Gök cisimleri, yıldızlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجرام سماویه ]gök cisimleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ham ipek veya keten rengi; bu renkte kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kırmızılaştırmak, kızıla boyamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tedricen veya gizlice tecavüz etmek (hak, toprak, mülk vb'ne), el uzatmak. encroachment i. tecavüz, geçme, aşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstüne katıca bir kabuk çekmek, kabuk bağlamak, sert bir tabaka teskil etmek, kabuk tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fizyol iç ifrazata ait .endocrine glands iç salgı bezleri, iç ifrazat guddeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yazı masası, yazıhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) belli şartlar karşılanıncaya kadar malın üçüncü bir şahsın kontrolü altında tutulması. Esculapian (bak.) Aesculapian.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) pislik, dışkı. excremen'tal (s.) pislik kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) nasır ve ur gibi hayvan ve bitki gövdelerinde hâsıl olan fazla cisim; fazlalık, normal dışı çoğalma. excrescent (s.) normalden fazla büyüyen, fazla, gereksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) ifrazat, salgı; pislik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ifraz etmek, çıkarmak (vücuttan). excretion (i.) salgı, ifrazat; ifraz etme,boşaltım. excre'tive, ex'cretory (s.) ifraz eden, salgı çıkaran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) eza etmek, üzmek, ıstırap vermek, işkence etmek, acıtmak. excruciating (s.) eza verici, işkence edici. excrucia'tion (i.) ıstırap, işkence, eza, keder,elem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alçak, melun, Lânete lâyık, murdar, tiksindirici, iğrenç; berbat, kötü, süfli. execrably (z.) kötü bir şekilde; alçakça, murdarca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) Iânet etmek, belâ okumak, nefret etmek. execra'tion (i.) lânet, nefret; melun şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فجر] tan ağartısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فجرکاذب] gerçek tan ağartısından önceki geçici aydınlık

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فجر صادق] tan ağartısı, şafak sökmesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sabaha karşı güneş doğmadan önce ufkun gündoğusu tarafından görülen aydınlığı, tanyerinin ağarması.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(FECR-İ KAZİB) (i. F.). Gün doğmadan tan yerinde belirip sonradan kaybolan aydınlık, geçici tan, yalancı tan, aldatıcı fecir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FECR-İ SADIK) (i. F. A.). Tan yerinde gün doğmadan belirip, gün doğuncaya kadar süren aydınlık, gerçek ten, hakikî fecir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fecri).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Türkiye ve Irak'ı içine alan hilal şeklindeki bir toprağı kapsayan ve tarım alanı olarak kullanılan verimli bir saha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük atlı araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -cra) (i)., (mak). dayanak noktası, dayanma noktası, manivela mesnedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. bir şeye yaramamayan anlamsız süs, degersiz süslü püslü şey; s. cafcaflı, cicili bicili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admission fee. entrance fee. admission. charge for admittance. entrance rate. entry / entrance fee. cost of entry. entrance. entry fee. attendance fee. door money. gate money. payment for administration. price of admission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) el sanatı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hicr şekli galat-ı meşhurdur). 1. Ayrılık, .hasret 2. (tıp) Sayıklamak, hezeyan, (bk.) Hicr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هجر] ayrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ayrılık. 2. Sayıklama. (bk.) Hecr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هجر] ayrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ayrılık acısı. 2. Unutulmaz acı, tesir, dokunma: O söz bana hicran oldu. Yüreğimde hicran vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separation. bitterness of heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ هجران] ayrılık. 2.ayrılık acısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ayrılık. 2.Unutulmaz acı, ked(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ülkesini bırakarak başka bir yere ğltme, göçme: Çerkeslerin çoğu Osmanlı ülkelerine hicret ettiler. 2. Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye göçmesi ki, 622 Milâdî yılına rastlar ve İslâm takviminin başlangıcıdır: Peygamberin Hicreti, Hicret’ten önce, Hicret’ten sonra (bu mânâsiyle H büyük yazılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hegira.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigration. the Hegira. immigration. transmigration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هجرت] göç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bir memleketten, başka bir memlekete göç ediş. 2.Rasulullah’ın Mekke’den Medine’ye göç etmesi, takvim başlangıcı olan Miladi 622 yılında vuku bulmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to migrate. emigrate. immigrate. transmigrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hicriyye). Hicret’e ait. Hicrî tarih = Peygamberimizin hicretinden (622 Milâdî) başlayan İslâm takvimi, sene-i hicriyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pertaining to the hegira. of the hegira.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pertaining to the Hegira. of the Hegira.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mohammedan calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muslim calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarap ve baharattan yapılmış eski bir likör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hipokrat, ünlü Yunan hekimi. Hippocrat'ic (s). Hipokrat'a ait; tıpla ilgili. Hippocratic oath Hipokrat yemini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Helikon dağında Müzlere adanmış pınar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Hovercraft i. tazyikli hava üzerinde karada ve denizde gidebilen pervaneli bir taşıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kucak, Fars. Aguuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hücerât). 1. Küçük oda, odacık. 2. Tekkelerde dervişlere mahsus odaların beheri. 3. Tiyatro, hamam vesair umumî yerlerde ayrıca oturmak isteyenlere mahsus küçük oda, loca. 4. Eski tarzda odaların kapı tarafında kanatsız küçük dolap ki bardak vesaire koymaya mahsustu. 5. (anatomi) Dokular içinde arı gömeci şeklinde bitki ve hayvan dokularını meydana getiren unsurların her biri. Her hücre bir zar içindeki çekirdek ve protoplazma’dan ibarettir. Kemik hücresi, sinir hücresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cellular. cell. cubicle. cabin. hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cell. cell göze. alcove. niche. room. chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cell. room. chamber. alcove. niche. closet. cooler. cubby hole. cubicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Vücuda giren mikropların, yutucu hücreler tarafından yutulup yok edilmesi hâdisesi (fagositoz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cellular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cellular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücre» den imen.) (mü. hücreviyye) (anatomi). Ufak hücreleri ve oyukçukları olan. Fr. cellulaire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حجره] odacık. 2.hücre, canlı organizmaların en küçük yapıtaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşırı tenkitçi kimse. hypercritical s. aşırı tenkit niteliğinde. hypercritically z. aşırı derecede tenkit ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikiyüzlülük, mürailik, riyakârlık, riya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikiyüzlü kimse. hypocrit'ical s. mürai, ikiyüzlü. hypocrit'ically z. riyakârlıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cereyân» dan masdar) (c. icrâAt). 1. Akıtma, Ar. isâle: Suyu arklara icra etti. 2. Tasarlanan bir işin fiil hâline gelmesi, bir karar veya hükmün tatbiki, infâz: Hakkındaki karar daha icrâ olunmadı. 3. Resmî muamelesi görülüp bitme, ifâ: Falân yere memuriyeti icrâ olundu. (hukuk) İcrâ memuru; icrâ heyeti: Mahkemenin kararlarına uyarak borçludan parayı alıp, alacaklıya vermek görevini alan adliye memuru ve maiyeti, c. İcrâAt = Tatbikat, iş: Filânın icraatı pek iyidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki ile aynı kelime) (musiki). Bir musiki eserini çalıp okuma. İcrâ heyeti = Türk musikisi konseri vermek için teşkil edilmiş saz söz topluluğu, koro.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executive. execution. levy. performing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

execution. performance. rendering. rendition. carrying out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

execution. carrying out. performance. doing. interpretation. legal action for collection of a debt. court for claims. enforcement. accomplishment. exercise. fulfilment. fulfillment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

- An international, independent, non-profit organization which administers a rating system to identify potentially objectionable material included in rated Web sites.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

International Centre for Development Oriented Research in Agriculture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

International Collegium of Rehabilitative Audiology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجرا] yürütme, yapma, yerine getirme. 2.yapılma, yerine getirilme, yürütülme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yürütülmek, yapılmak, yerine getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

execute. fill. perform. render.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer. to carry out. to enforce. to execute. to perform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yürütmek, yapmak, yerine getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İcrâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executive power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailiff. enforcement officer. execution officer. public official who supervises the collection of debts. sequestrator. bound bailiff. law enforcement officer. sheriff's officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of the cabinet. minister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. icrâ). İş, işler, yapılan şeyler, bk. İcrâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activities. actions. operations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actions. operations. performances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجراآت] yapılanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who brings to conclusion whatever he undertakes. man of deeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İç taraf, dahil, derûn. Taşra mukabili: içresi taşrası birdir. İçinde, dahilinde, zarfında: Memleket içre, zamâne içre.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mizaç, huy; özellik, hususiyet, özel durum idiosyn crat'ic s. özel durumla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hükmü geçmez; sahibinin hakkı baki kalan, sürekli, daimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. koyulaşmak, kalınlaşmak; s., bot. s şişmiş, kalınlaşmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyüme, çoğalma, artma; ürün, mahsul; kâr; hasllât; döl. on the increase gittikçe artmakta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. artmak, çoğalmak; gelişmek, büyümek; verimli olmak; arttırmak, çoğaltmak, büyütmek, ilerletmek. increasingly z. gittikçe artarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. inanılmaz. in credibility i. inanılmaz hal, inamlmazlık incredibly z. inanılmaz şekilde, çok fazla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, incred,ulousness i. kuşku, inanmazllk, şüphecilik. incred'ulously z. inanmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. inanmaz; güvenmez, kuşkulanan, kuşkusu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. artma, çoğalma; azar azar artma; fazlalık; mat. nicelik farkı. unearned increment ikt. bir servet veya bir değerin emeksiz olarak artması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. suçlamak, suç yüklemek. incrimina'tion i. suçlama. in criminatory s. suçlama kabilinden, üstüne atıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. klik, başkalarına kapalı grup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. encrust.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üstüne kabuk bağlama; bağlanmış kabuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tanlmlanamaz, nitelendirilemez, anlatılamaz. indescribably z. anlatılamayacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşüncesiz, geveze, boşboğaz, ağzı gevşek; sağgörüsüz. indiscreetly z. düşüncesizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kısımlara bölünmemiş, toplu halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düşüncesizlik, akılsızlık, boşboğazlık, sağgörüsüzlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gelişigüzel, rasgele; ayırt edilmemiş, karışık. indiscriminately z. rasgele; tefrik etmeyerek, ayrı seçi yapmayarak, fark gözetmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yazmak, kaydetmek; taşa veya tunca yazıt yazmak, hakketmek; ithaf etmek; geom. bir şekil içine dahilen temas etmek üzere bir şekil çizmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitabe, yazıt, yazı; ithaf; madalya veya para üzerinde olan yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlaşılmaz, idrak edilemez, esrarlı. inscrutably z. anlaşılmaz şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. involucres, involucra) (bot.) Iifafe, bürüm, bileşik çiçeklerin sapları altında bulunup bir daire teşkil eden ufak yapraklar. involucral (s.) böyle ufak yaprakları olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Orta Avrupa’da bir ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swiss. helvetian. helvetia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Switzerland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Swiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Avrupa›da, Fransa›nın doğusunda, İtalya›nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 00 Kuzey enlemi, 8 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 41,290 km².

Sınırları: toplam: 1,852 km.

sınır komşuları: Avusturya 164 km, Fransa 573 km, İtalya 740 km, Liechtenstein 41 km, Almanya 334 km.

Sahil şeridi: 0 km(kara ile çevrili).

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Çoğunlukla dağlıktır, tepelikli merkez platosu, ovalar, büyük göller yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Maggiore Gölü 195 m.

en yüksek noktası: Dufourspitze 4,634 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, kereste, tuz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

daimi ekinler: %0.58.

Diğer: %89.51 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 250 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Çığ, toprak kayması.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 7,523,934 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.43 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.12 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.34 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.51 yıl.

Erkeklerde: 77.69 yıl.

Kadınlarda: 83.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.43 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.4 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 13,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: İsviçreli.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %65, Fransız %18, İtalyan %10, Romen %1, diğer %6.

Din: Roma Katolikleri %41.8, Protestant %35.3, Orthodoks %1.8, diğer Hıristiyanlar %0.4, Müslüman %4.3, diğer %1, belirlenmemiş %4.3, inançsın %11.1 (2000).

Diller: Almanca %63.7, Fransızca %19.2, İtalyanca %7.6, Romence %0.6, diğer %8.9.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsviçre Konfederasyonu.

kısa şekli : İsviçre.

Yerel tam adı: Schweizerische Eidgenossenschaft (Almanca), Confederation Suisse (Fransızca), Confederazione Svizzera (İtalyanca).

yerel kısa şekli: Schweiz (Almanca), Suisse (Fransızca), Svizzera (İtalyanca).

ingilizce: Switzerland.

Yönetim biçimi: Parlamenter Federal Cumhuriyet.

Başkent: Bern.

İdari bölümler: 26 bölge; Aargau, Ausser-Rhoden, Basel-Landschaft, Basel-Stadt, Bern, Fribourg, Geneve, Glarus, Graubunden, Inner-Rhoden, Jura, Luzern, Neuchatel, Nidwalden, Obwalden, Sankt Gallen, Schaffhausen, Schwyz, Solothurn, Thurgau, Ticino, Uri, Valais, Vaud, Zug, Zurich.

Bağımsızlık günü: 1 Ağustos 1291 (İsviçre Konfederasyonu kuruluşu).

Milli bayram: İsviçre Konfederasyonu kuruluşu, 1 Ağustos (1291).

Anayasa: 29 May 1874.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Orta


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). isviçre vatandaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helvetian. swiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kriko, miçaço.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.B.D., (argo) zenci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., A.B.D., (argo) zencileri diğer halktan ayırt eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. krallık hüneri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Sanat yapıtında “renkli” anlamında niteleyici olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) laehrymal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) göz yaşına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dört veya altı köşeli ağaç vidası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Üzerinde özel kaplama olan CD ve DVD gibi optik ortamların üzerine lazerle şekiller çizebilen teknoloji.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Live Colour Creation sadece BRAVIA televizyonlarda bulunan yeni bir Sony teknolojisidir. Geleneksel LCD teknolojisine kıyasla %30 daha geniş renk skalası sağlar. Bu da çarpıcı renk gösterimi için tam olarak doğada olması gerektiği gibi, çok daha derin ve daha doğru renk tonlarının elde edilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim


Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Plazma Ekran Paneli: ekrandaki her bir pikselin küçük bir plazma parçacığı veya küçük bir neon lambaya benzeyen, dolu bir gaz tarafından aydınlatıldığı ekran.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşkta şanssız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karlı, kazançlı, yararlı. lucratively z. karlı olarak, kazançlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para, servet. filthy lucre (şaka) para, akçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gülünç, güldürücü, komik. ludicrously z. gülünç şekilde, komik olarak. ludicrousness i. komiklik, güldürücülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düğümlü örgü, düğümler atılmış süslü kordon veya sicim. macro- (önek) büyük, büyümüş, iri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyük başlılık, iri beyinlilik. macrocephalous s. iri beyinli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., meteor. geniş bir alanda hüküm süren genel iklim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendi başına küçük bir alem olan insana oranla büyük alem, kainat, evren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geniş kapsamlı genel ekonomi bilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir nesneyi olduğu gibi veya olduğundan büyük gösteren fotoğraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protein veya kauçukta olduğu gibi çok büyük molekül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sesli harfin uzun olduğunu göstermek için üzerine konulan (-) işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., zool. arka ayakları çok büyük olan keseli hayvanlardan, kanguru gibi; i. kanguruya benzeyen hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (kıs. MS, çoğ MSS) bir eserin metni, müsvedde; el yazması kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kılıçtan geçirme, katliam, kırım; f. katletmek, kılıçtan geçirmek, kırıp geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cereyân» dan im.) (c. mecârî). 1. Suyun aktığı yatak, su yolu: Tuna mecrâsı, mecrây-ı Nİl. 2. mec. Bir işin oluş şekli veya bir sebebin yazılma şekli: iş tabii mecrâsından çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

channel. conduit. duct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

channel. culvert. drain. watercourse. bed of stream. canal. conduit. well drain. gutter. river bed. offtake. penstock. gully. sewer. outflow pipe. duct. dike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مجرا] su yatağı. 2.yol, güzergah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Suyun aktığı yatak, su yolu. Bir işin gidiş yolu. Bedendeki ahlatın alıştığı yol. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cerh» den İmef.) (mü. mecrûha). 1. Yaralanmış, yaralı, gerek savaş ve kavgada, gerek kazada vücudunun bir tarafı yara olmuş: Harpte mecrûh oldu. O kazada beş kişi öldü ve on kişi mecrûh oldu. 2. Red ve ibtâl olunmuş yahut kendiliğinden bâtıl hâle gelmiş bulunan: Bu söz, bu dâvâ mecrûhtur. 3. (i. A. c. mecrûhîn). Yaralı adam: Mecrûhların nakline mahsus araba.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجروح] yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجروحين] yaralılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cerr» den imef.) (mü. mecrûre). Çekilmiş, sürüklenmiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alelade, olağan, orta derecede, ne iyi ne kötü, bayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aleladelik, bayağılık; adi kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Boyut açısından diğer memorysticklere göre çok daha küçük tasarlanmıştır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dişlerin pasını ayıklayıp temizlemeye mahsus dişçi Aleti, Fr. rugine.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. miniden daha kısa (giysi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Standart SD kartların dörtte biri boyutundaki ve şu an için dünyadaki en küçük hafıza kartı.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek küçük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. çok ufak miktarlann tahlili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. ufak kafalı, kafası normalden küçük, mikrosefal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrokimya, ufak miktarlarla ilgilenen kimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kopyası fotoğrafla alınmış küçük nüsha; çok küçültülerek fotoğrafla alınmış kopya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük dünya; küçük evren olmak sıfatıyle insan; küçük bir dünyayı temsil eden grup veya toplum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrofilm .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok ufak yazı veya resim yapmaya mahsus bir alet; mikroskopta görüldüğü hali ile resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazla devirli plaklarda gayet ince çizgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim kalitesinden ya da kayıt süresinden herhangi bir ödün vermeden şimdiye kadar hayal edilebilen en kompakt Handycam’in üretilmesini sağlayan bir MPEG-2-tabanlı video sistemi.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

MICROMV ürünlerinde, dijital video görüntüsünün transfer edilmesi için i.LINK™ terminali kullanılır. Farklı bir veri sıkıştırması teknolojisi kullanıldığından DV ya da Digital8 biçimleriyle uyumlu değildir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -cra) bir milimetrenin binde biri, mikron.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mikronezya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biyol. mikroorganizma, mikrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrofon. microphon'ic s. mikrofona ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikroskop kullanma tekniği; mikroskopla tetkik. microscopist i. mikroskop kullanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. mikrospor, pek ufak tohum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikroskopla muayene için ince dilimler kesme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikroskopla muayene için ince dilimler kesme .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. voltun milyonda biri, mikrovolt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok kısa dalga, bin ile otuz bin megahertz arasında titreşimi olan elektromanyetik dalga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir milimetrenin milyonda biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. kötülükçü kimse, habis kimse; s. zalim, gaddar, vicdansız; eski imansız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış yaratmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avamtakımı yönetimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cürm» den İf.) (mü. mücrime). Suç işleyen, kabahatli: Mücrim olduğu sözünden bellidir, (c. mücrimin) Suç işlemiş adamlar, suçlular: Mücrimtne mahsus hapishane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guilty suçlu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Suçluluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجرم] suçlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sedef. nacreous s. sedefli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir yer veya zamanda ölenlerin isim listesi; olmuş bir kimse hakkında yazılan yazı. necrological s. ölülerin isim listesine ait. necrologist i. ölmüş kimseler hakkında yazı yazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ölülerle haberleşerek fala bakma; sihirbazlık, büyücülük. necromancer i. büyücü, sihirbaz. necroman'tic s. büyücülük yapan; büyü kabilin- den; şaşılacak, harikulade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. psik. ölülere karşı şehvet duyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski bir şehrin büyük kabristanı; mezarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. ses) tıb., bot. bir dokunun çürüyüp ölmesi, kangren, nekroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çürüyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net rate / wage. net rate. net wage. nominal wage. take-home wage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) kolay tanımlanamaz, sınıflama veya tanımlamaya gelmez (kimse veya şey).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fındıkkıran, ceviz kıracak kıskaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) avam idaresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. dirsek çıkıntısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yunan alfabesinde on beşinci harf, kısa o.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i rüya yorumcusu. oneirocritical s. rüya yorumlayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir arz tabakasının yeryüzüne çıkması; bu suretle çıkıp görünen kaya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haykırış, çığlık, bağırış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başkasından daha çok bağırmak, bağırarak başkasının sesini bastırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla kalabalık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereken veya olandan fazlasını taahhüt etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat., zool. pankreas. pancreat'ic s. pankreasa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., huk. suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. kafatasının dış zarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mak. başı x şek linde oluklu vida. Phillips screwdriver yıldız tornavida.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikroskop ile büyütülmüş şeylerin fotoğrafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kim. pikrik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zenginler hakimiyeti, plutokrasi; servet sahipleri sınıfı, zengin takımı. plu'tocrat i. servetinden dolayı fazla nüfuzu olan kimse, plütokrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Akdeniz'e mahsus üç direkli yelkenli, polaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. not, dipnot, hamiş, haşiye, derkenar; kıs. p.s.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nizam koymak; emretmek; tıb. salık vermek, vermek (ilâç); huk. zaman aşımına dayanarak hükümsüz kılmak; zaman aşımına tabi olmak; zaman aşımı ile hak kazanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yetkiyle kararlaştırılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanun, emir, yönerge, hüküm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, talimat; tıb. reçete; huk. zaman aşımına dayanan hak; devam eden âdet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkı kurallar koyan; âdet hükmüne geçmiş, yapılagelen; huk. zaman aşımıyle kazanılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., aşağ. papazlık sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sürüncemede bırakmak, ağırdan almak, geciktirmek; ertelemek, tehir etmek. procrasti- na'tion i. sürüncemede bırakma; erteleme. procrastinator i. işini tehir eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. döllemek; hâsıl etmek, doğurmak, yaratmak procreant s. meydana getiren, verimli. procreative s. dölleyici; doğurgan. procrea'tion i. dölleme; doğurma, meydana getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zulüm ve cebirle yola getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. boylarını yatağına uydurmak için misafirlerinin kol ve bacaklarını çekip uzatan veya kırıp kısaltan efsanevi dev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yasak etmek, memnu kılmak; medeni haklarını elinden almak; mahkum etmek. proscriptive s. yasaklayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yasak etme veya edilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. erimiş magmadan kristalleşmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) hain, alçak; korkak, cebin; (i.) ödlek kimse; hain kimse; kaçak; dinini bırakan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden yaratmak, ihya etmek. recrea'tion (i.) yeniden yaratma, ihya; yeniden yaratılmış şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) canlandırmak, dinlendirmek, eğlendirmek, hayat vermek; eğlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eğlence. recreational (z.) eğlence kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) posa, süprüntü; (tıb.) ifraz edilip tekrar vücuda alınan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) şikâyete karşı şikayet veya iftiraya karşı iftirada bulunmak. recrimina'tion (i.) karşılıklı şikâyet. recriminative, recriminatory (s.) karşılıklı şikâyet kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) nüksetmek (hastalık). recrudescent (s.) tekrar vaki olan, nükseden. recrudescence (i.) nüksetme, yeniden gelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) acemi asker; kura neferi; yeni gelen üye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ordu veya donanma için nefer kaydetmek, acemi asker toplamak; ikmal etmek eksiğini doldurmak; sıhhati iyileşmek, düzelmek. recruitment (i.) acemi asker kaydetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, tebliğ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.. mikroskop. microscop'ic(al) s. ancak mikroskopla görüle bilen, mikroskobik; çok ufak. microscop'ically z. mikroskobik şekilde; çok ufak miktarda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğaüstü felsefesini insan ilişkilerine uygulama yolunda kurulan milletlerarası bir derneğin üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., anat. kuyruksokumu kemiğine ait, sakruma ait, sakral; i. kuyruk sokumu kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kutsal şeylere ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti isa tarafından tesis edilen dini ayinlerden biri. sacramental s. bu ayinlerle ilgili. sacramentally z. kutsal ayin kabilinden. sacramentary i. Katolik kilisesi ayinleri kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Romada mabet; kilisenin mihrap yeri; dini törenlerde kullanılan yıkama leğeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kutsal, mukaddes; dini, dine ait; mübarek, aziz, muazzez; saygıdeğer, hürmete şayan. sacred cow k.dili başkalarının inançlarına göre küçümsenmesi caiz olmayan şey veya kimse. sacred to the memory of anısına ithafen, ruhuna fatiha sacredly z kutsal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kurban; fedakarlık; zarar; feda etme, kurban etme; f. kurban etmek, kurban olarak kesmek; feda etmek; zararına satmak, gözden çıkarmak. sacrifice hit (beysbol) takım arkadaşları ilerlesin diye atılan topa kendisinin yakalanacağı şekilde vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kutsal bir şeye karşı hürmetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kutsal bir şeye hürmetsizlik kabilinden. sacrihgiously z. kutsal şeylere hürmetsizlik ederek. sacrilegiousness i. kutsal şeylere hürmetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilisede hizmet eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kiliseye ait eşyanın muhafaza edildiği yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek), tıb. kuyruksokumu kemiği ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kalçada iki kemiğin bitiştiği yere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok kutsal; dokunulmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. kuyruksokumu kemiği, sakrum, sağrı kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kasa hırsızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Sanskrit; s. bu dile ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bostan korkuluğu; hırpani kılıklı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. izcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tırmalamak, tırmalanmak; düzensiz bir şeyler yazmak, karalamak; up( ile) acele ile toplamak; i. tırmıklama, tırmalama; acele toplama; karalama; üzerinde harfler basılı küçük ve yassı tahta karelerle oynanan kelime bulmacası; seyrek çalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ged, -ging) çok zayıf ve kuru kemikli kimse; koyun etinin yavan gerdan tarafı; (argo) insan boynu; f., k.dili boğazını sıkmak; boğarak öldürmek; asarak öldürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düzensiz, intizamsız; çarpık çurpuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uçları dik (kaya); kuru, kemikli, çok zayıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-med, -ming) A.B.D., (argo) sıvışmak, tüymek. Scram ! Defol !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tırmalamak; kapışmak; (çırpılmış yumurtayı) yağda pişirmek; karıştırmak; itişip kakışmak; ask.düşman uçaklannın yolunu kesmek için acele havalanmak; radyo. konuşmayı gizli tutmak için sinyali değiştirmek; i. kapış, kapma; tırmanarak gitme; çar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (eski) ince, zayIlf; ahenksiz, cızırtılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, - ping) s. ufak parça; artık, kırıntı; müsveddelik kâğıt; parça; çoğ. yağ eritilince geriye kalan kıkırdak; çoğ. hayvanlara verilen artık et; maden kırpıntısı; fı parçalamak, kırıntı haline getirmek, ufalamak; değersiz diye bir yana atma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gazete kupürleri veya resim yapıştırmaya mahsus defter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kazımak, kazıyarak temizlemek; sıyırtmak; kazıyıp toplamak; sürterek gıcırdatmak; selâm verirken ayağını sürterek geri çekmek; çok tutumlu olmak; i. kazıma veya sürtme sesi; kazıma, sürtme; varta, çıkmazı scrape acquaintance tanışmaya gayret etm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kazıma aleti; greyder.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kazıma; kazıma sesi; gen. çoğ. kazıntılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. kaynatılmış mısır unu ve et parçaları kızartması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kırıntı veya parçalardan ibaret. scrappily z. parça halinde, parça parça. scrappiness i. parça halinde olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kavgacı. scrappiness i. kavgacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Plağı pikap üzerine hızla çevirerek değişik ses efektleri üretmek.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s. tırmalamak; keskin bir şeyle kazıyarak yüzeyini bozmak; kaşımak, tahriş etmek; k.dili acele ile kötü bir şekilde yazmak veya çizmek; karalamak; çizmek, silmek, bozmak; yarış listesinden çıkarmak; eşelemek; kaşınmak; cızırdamak; zahmetle p

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gıcırtılı, cızırtılı; tırmıklı; kaşıntılı, kaşıntı veren; karalanmış; düzensiz, intizamsız scratchily z. kaşıntı vererek; cızırtı ile. scratchiness i. kaşıntı verme; cızırtılı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kötü bir şekilde veya acele ile yazmak, karalamak; i. karalanmış yazı, acemice ve karışık yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zayıf ve kuru, kemikleri çıkmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çok acı ve ince bir çığlık atmak; i. acı ve ince çığlık; keskin gıcırtı. screech owl cüce baykuş, zool. Otus scops. screech'y s. ince ve keskin sesli; glclrtılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ince bir ses çıkarmak, gıcırdamak; i. gıcırtı, gıcırtı sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bağırmak, feryat etmek, acı acı haykırmak, çığlık atmak; i. bağırma, bağırış, feryat, çığlık; (A.B.D.), (argo) matrak kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bağıran kimse, çığlık atan kimse; Güney Amerika'ya mahsus çığlık gibi ses çıkaran bir kuş; (A.B.D.), (argo) manşet; (A.B.D.), (argo) çok gülünç veya heyecanlı bir durum; İng., (argo) ünlem işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haykıran, bağıran, çığlık atan; göze çarpan, frapan (renk); kahkahalarla güldüren. screamingly z. çok gülünç bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dağ eteğindeki taş yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bıktırıcı tenkit; uzun söz veya yazı; sıva mastar altlığı; f. ylrtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. perde, kafes; paravana, ocak siperi; bölme, tahta perde; ask. düşmana karşı siper vazifesi gören bölük; sinema perdesi; sinema; kalbur, elek; f. önüne perde çekmek, muhafaza etmek, korumak; gizlemek, saklamak; elemek, kalburdan geçirmek; (imtiha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., sin. senaryo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. vida; uskur, gemi pervanesi; vidanın dönmesi; dönüş, çevriliş; basınç, tazyik; İng., (argo) maaş; İng. işe yaramayan at; başkasından para sızdıran adam; (argo) hapishane gardiyanı; İng., (argo) küçük tütün paketi; f. vidayı çevirmek; burmak, vi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., (A.B.D.), (argo) serseri kimse, acayip kimse; havada kavis yapan top; s. saçma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tornavida; portakal suyu ve votka kokteyli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vida ile sıkıştırılmış; yivli; eğri büğrü; İng., (argo) sarhoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) kafadan çatlak, deli; tuhaf, acayip; karışık; şüphe uyandıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. acele ile ve dikkatsizce yazmak; karalamak; i. acele ile yazılmış yazı; anlamsız yazı ve çizgiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalakalem yazı yazan kimse; ikinci sınıf yazar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yazıcı, yazman, katip; eski Musevilerde fakih; f. yazmak; kitabe yazmak; hat çizen aletle çizmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işaret koymak için şiş veya tığ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. açık renk ve ince dokunmuş bir cins perdelik kumaş; (tiyatro) özel etkiler yaratmada kullanılan saydam kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çarpışma; futbol topunu ilerletmek için hücum, saldırış; f., spor hücum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla veya dar kesmek; aşırı tutumlu olmak cimrilik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok kıt, eksik; cimri. serimpily z. çok kıt olarak; cimrice. serimpiness i. kıtlık, eksiklik; cimrilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fildişi oyma işi; f. bu işi hünerle yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para kesesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. isim listesi; not, pusula; muvak kat senet; (A.B.D.) eskiden kullanılan ufak kâgıt para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el yazısı; matb. el yazısı gibi basma harf; konuşmacının elindeki notlar; huk. senet, hüccet; alfabe, yazı düzeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -s, -ria) manastırlarda hattatlara mahsus oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Kitabı Mukaddese ait veya onda bulunan; Kitabı Mukaddese göre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabı Mukaddes; k.h. kutsal yazı; eskiyazı, yazılmış şey, kıs. Script.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,(eski) mukavelenameleri yazan kimse, arzuhalci; noter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. çukurları olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yavru morina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sıraca illeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. sıracalı; sıraca illetine ait; kötü ahlâklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tomar; parşömen tomarı; liste, tarife; taslak; tomar şeklinde süs; kemamn kıvrık ucu; f. tomara kaydetmek; tomar şeklinde sarmak; tomar şeklinde süslerle tezyin etmek; tomar gibi sarılmak. scroll saw şerit testere; makinalı oyma testeresi. scr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. gıcırdamak; i. gıcırtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. sıracaotu familyasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ta) anat. torba derisi, skrotum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., k.dili veya leh. sıkıştırmak; kalabalık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., (argo) çalmak, (slang) aşırmak, yürütmek; (slang) otlamak, otlakçılık etmek. scroung'er i., (slang) otlakçı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ovalamak, fırçalamak, yıkamak;( A.B.D.), (argo) iptal etmek; i. ovalama, fırçalama, temizleme. scrub brush tahta fırçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalılık, fundalık, maki; bodur ağaçlı orman; kısa kıllı fırça; bodur insan veya hayvan ve bitki; (spor) birinci takıma alınmayan oyuncu. scrub oak yermeşesi, kurtluca, bot. Teucritum. scrub team ikinci takım; ikinci derecede oyuncuların oynatıl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırçalayıcı; gaz temizleyici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fırça gibi sert; bodur, çelimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng., bak. scrimmage

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili çok güzel, harikulade, şahane, enfes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çatırtı ile ezmek, çatırdatmak; i. ezme, eziş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. vicdanı elvermeme; tereddüt; 1,296 gramlık eczacı tartısı; az miktar; f. vicdanı elvermemek; tereddüt etmek. have scruples about a thing vicdani sebeple çekinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vicdanının sesini dinleyen; dakik, titiz. scrupulosity, scrupulousness i. vicdanlılık; dakiklik, titizlik. scrupulously z. vicdanla; titizlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dikkatle bakmak, iyice incelemek, ince eleyip sık dokumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dikkatle bakma, inceleme, araştırma, tahkik, tetkik; seçim kontrolü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sır saklama, sır tutma; ketumluk, gizlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gizli, saklı, hafi, mektum; esrarlı; mahrem; i. sır, gizli şey; anlaşılmaz şey, muamma. secret police gizli polis teşkilatı. secret service hafiye teşkilâtı. secret society gizli cemiyet. an open secret herkesçe bilinen sır. in on the secret s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sekreterliğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müdüriyet, müdüriyet personeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sekreter, özel kâtibe, kâtip, yazman; bakan; bir çeşit yazıhane (kıs. sec., secy., sec'y). secretary bird Güney Afrika'ya mahsus yılan avlayan bir kuş. Secretary of State A.B.D.'nde Dış işleri Bakanı. secretary treasurer i. hem sekreter hem vezne

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gizlemek, saklamak; biyol. salgılamak, ifraz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. onikiparmak bağırsağında bulunan bir hormon, sekretin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. salgılama, salgı, ifrazat; gizleme, sır saklama, ketumiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sır saklayan, sıkı ağızlı, ketum; tıb. salgılayan. secretively z. gizliliğe meylederek. secretiveness i. gizlilik, gizliliğe meyletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. vücutta sıvı madde hasıl eden, ifrazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fedakarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سنهء هجریه] hicrî yıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) toprak kirasını ürünle ödeyen çiftçi, ortakçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. shower screen

duş kabini

Duş veya banyo küvetinin etrafına takılan, suyun dışarıya sıçramasını önleyen, buharın içeride kalmasını sağlayan, alüminyum veya plastikten yapılmış çerçevelerine cam, mika vb. plastik malzeme yerleştirilmiş, ön panelleri bir ray üzerinde hareket edebilen bir tür kabin, banyo kabini.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. jumping. bouncing. springing. skipping. splash. leap. start. bounce. jump. vaulting. bound. caper. capriole. gambol. hop. rush. saltation. skip. spring. take-off. vault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. bound. hop. jump. leap. spring. jumping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. bound. caper. dash. frisk. gambol. hop. jump. jumping. start.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

springboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Havaya kalkıp öteye fırlamak, oynamak: Çocuklar sıçrayıp oynuyorlardı; çamur üstüme sıçradı. Can, akıl başa sıçramak = Dehşet gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jump. bounce. leap. skip. start up. vault. splash. splatter. splutter. bound. buck. capriole. cavort. gambol. hop. jerk. jink. leap up. skitter. spatter. spring. sputter. squirt. take off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. bound. caper. gambol. hop. jig. jump. leap. prance. spring. start. to leap. to start. to spurt out. to splash. to pounce on. to jump. to spring. to bounce. to bound. to skip. to strat. to hop. to gambol. to spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to jump. to spring. to leap. to start. to be startled. to fly out. to be thrown out. to spatter. to splatter. to splash. to spread. to hop. to jerk. to spill. to pulsate. to arch. to ramp. to hitch. to whisk. to jolt. to vault. bounce. buck. cavort. gambo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yukarıya fırlamasına sebep olmak, yukarıya fırlatmak, zıplatmak: Çocuğu oynatıp sıçratıyor. Leke sıçratmak = Bulaştırmak. Üstüne sıçratmak = Bir kötünün taarruzuna uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dash. splash. to cause to jump. to splash. to spatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb jump. to startle. to cause sth to fly out. to spatter. to splatter. to splash. to cause sth to spread. dash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıçrayan, fırlayan, oynayıp hoplayan: Sıçrayıcı hayvanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ipek kumaşla yapılan bir çeşit basma tarzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -cra) suret, hayal; hafif benzeyiş, taklit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1) Aynı sanat yapıtı üzerinde farklı anlayış, üslup ya da akımların sentezleşmemiş nitelikte bir bütün olarak yer almaları durumu. (2) Bir ülkede sanatsal yaratımın henüz sentezine ulaşamamış, dolayısıyla farklı odakların etkilerini seçilebilir biçimde yansıtması durumu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gökdelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Sokrat'a ait; Sokrat'ın felsefesine ait. Socratic method Sokrat usulüne göre sorulara cevap vermek suretiyle karşılıklı konuşma tarzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyes yazma veya sahneye koyma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bedbaht, şanssız, yıldızı sönük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devlet idaresi, devletçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hekimlikte kullanılan zehirli bir çeşit hezaren, bot. Delphinium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. damkoruğu, kaya koruğu, bot. Sedum sempervivum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. askeri hükümet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fiz. kızışma altı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mikroskopla görülemeyecek kadar küçük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir yazının altına yazmak, imzalamak, altına ismini yazmak; imzalayarak onaylamak; teberru etmek; taahhüt etmek; abone olmak. subscribe to abone olmak; imzalayarak onaylamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satırın altına yazılmış harf veya rakam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imza, imza etme; kabul etme; abone; abone ücreti; iştirak taahhüdü. take up a subscription yardım parası toplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Sucre, Bolivya'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. sakaroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstüne yazmak; zarf üstüne adres yazmak. su'perscript s., i. üste yazılan; i. satırın üstüne yazılan küçük harf veya rakam; mat. satır yukarısına yazılı kuvvet veya türev gösteren işaret. süperscrip'tion i. bir şeyin üstündeki yazı; serlevha, başlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. tebeşir tabakalarının üstünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kılıç kullanma hüneri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birbirinden farklı prensip veya partilerin birleştirilmesi; dilb. birbirinden farklı iki kipin zamanla aynı şekli alması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (farklı düşünceleri) birbirine uydurmaya çalışmak. syncretist i. iki tarafı birleştirmeye çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzmanların yönetimi altında hükümeti idare etme teorisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تجربه] deneme, sınama. 2.deneyim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجربی] deneysel, tecrübî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cered» den masdar). 1. Soyma. 2. Bir tarafta tutma, ayırma. 3. Dünyadan vazgeçerek Tanrı’ya kalbini bağlama: Ehl-i tecrîd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجرید] soyutlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soyutlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soyutlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجریدا] soyutlayarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cerh» den), yaralama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cürm» den masdar). Ceza alma, suçlama, ziyana uğratma: Kendisini tecrîm ettiler (Ar.’da mânâsı başkadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insulation. separation. isolation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insulation. isolation. isolating. separation. quarantining. divesting oneself / sb of (a prejudice , etc. insulating. abstracting (sth in one's mind. lining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to isolate. to separate. to set apart. to quarantine. to divest oneself / sb (of a prejudice , etc. to insulate. to abstract sth (in one's mind. cloister. seclude. sequester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: TECRİBE) (i. A. «cerb» masdar). Deneme, sınama. Tecrübe etmek = Denemek. Tecrübe-i kalemiyye = Kalem denemesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experience. knowledge. experimentation. tentative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experience. probation. shy. trial. test. experiment. experiment deney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experience. experiment. experimentation. proof. test. testing. trial. direct observation of or participation in events. tryout. try. rehearsal. empirical. tentative. cut and try. trying. probation. proving. attempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experienced. old. sophisticated. handsome. practised. versed. versed in. vet. veteran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experienced. experienced deneyimli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experienced. worldly wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fledgling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperienced. inexperienced deneyimsiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperienced. callow. jackaroo. naive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperience. lack of experience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tecrübeye dayanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experimental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تجربه] deneme, sınama. 2.deneyim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

denenmek, sınanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

denemek, sınamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) teokrasi, dincierki; Allah namına papazlar idaresi; böyle idare olunan memleket. the'ocrat (i.) böyle bir idarenin reisi; Allahın verdiği şeriata göre işleri idare eden kimse. theocrat'ic(al) (s.) teokratik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. parmakla döndürülen vida; kelebek başlı cıvata; baş parmağı sıkan eski bir işkence aleti; f. bu aletle işkence yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eflatun'un fikrine göre şeref ve azametin hâkim prensip olduğu devlet; Aristo'ya göre şeref rütbelerinin servet derecelerine göre verildiği devlet idaresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., A.B.D., ask. çok gizli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kopya etmek, suret çıkarmak; müz. uyarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikinci nüsha, suret, kopya; bir öğrenim süresinde okunan derslerden alınan notlann resmi sureti. transcrip'tion i. kopyasını çıkarma; transkripsiyon; müz. uyarlayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., den. çifte uskurlu; iki ağızlı vida.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. daktilo ile yazılmış yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: UÇRAK) (istanbul şivesinde: ÜCRA) (i.). Pek uçta ve kenarda bulunan: Ücra bir yerdir (Arapça zanniyle hücrâ yazılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ücûr, ücûrât). 1. Emeğe karşı verilen para, hak, gündelik, maaş: Ücretli işler. 2. Bir okula, otele ve benzer yerlere verilen para, kira. 3. Posta, telgraf, demiryolu vesaireye verilen para: Ücreti verilmemiş bir mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dues. fee. charge. terms. payment. wages. pay. wage. salary. earnings. rate. emolument. hire. honorarium. remuneration. stipend. wage rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emolument. fee. pay. payment. rate. screw. wage. wages. cost. price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wage. fee. charge. compensation. disposable income. emolument. hire. honorarium. kickback. pay. quittance. rate. rate regulation. remuneration. reward. stipend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ücret karşılığında, ücretle olan, paralı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paid. salaried. gainful. mercenary. stipendiary. wage earner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paid. salaried. that has to be paid for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wage earner. with cost. mercenary. salary earner. stipendiary. wage- earning man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hired gun. mercenary troops.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ücret alınmaksızın, parasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpaid. free. free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpaid. free. gratis. complimentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free of charge. free-of-charge. no charge. without charge. clear of charges. gratuitous consideration. cost- free. without cost. costless. free of charge. free offer. free of payment. honorary. nonremunerative. without payment. without remuneration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok hassas bir mikrometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok ufak cisimleri yandan verilen ışık vasıtasıyle görülür hale getiren mikroskop, ültramikroskop. ultramicroscopic s. mikroskopla görülemeyen; ültramikroskopa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaratılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eleştirmeyen, tenkit etmeyen, değerlendirici olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. taçtan mahrum etmek, tahttan indirmek. uncrowned s. taç giymemiş; resmi sıfatı olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakan muavini, bakan muşaviri, müsteşar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., k.dili. karmakarışık halden çıkarmak, düzene sokmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. vidalarını çıkarmak, gevşetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Kitabı Mukaddes'e aykırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vicdansız; töresiz; prensipsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yapıtın gerçekleştirilmesinin özellikleri, ayrıntıları, verileri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجرت] hizmet karşılığında verilen para.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney's fee. counsel fees. attorney's retainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. denizcilik veya su sporlarında maharet; gemi, kayık; deniz taşıtları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. suteresi, bot. Nasturtium officinale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. enli perdede gösterilen (filim).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., oto. ön cam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ukalâ; bilgiçlik taslayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., (argo) nükteli söz, saka; f. nükteli söz söylemek. wisecracker i. nükteci kimse, şakacı kimse, hazırcevap kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyü, sihir, afsun; büyücülük, bakıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ormancılık, orman bilgisi, avcılık; oymacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Mikroplarla savaşan, onları içine alarak yok eden kan hücresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zücûr). 1. Yasak, Ar. men’, nehy (asıl Arapça’da hayvanları sesle veya el ve işaretle kovup uzaklaştırma mânâsına gelir). 2. Zorlama, icbar, istemeyerek bir işe sevk. 3. Angarya gibi meşakkatli işte kullanma. 4. Zahmet, eziyet (son Uç mânâsı dilimize mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ زجر] zorlama. 2.eziyet etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A.). 1. Zecr yoluyla, yasaklayarak, men’ ve nehy ederek. 2. Zorla, cebren. 3. Ceza maksadıyla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zorlayıcı. Zecrî tedbir = İstenileni yaptırmak için tatbik edilen zorlayıcı yol.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زجری] zorlayarak, zorlayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden içkilerden alınan vergi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضجرت] yürek daralması, iç sıkıntısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by