Ct (saat) ne demek? | Ct (saat) anlamı nedir? | Ct (saat)

Ct (saat) anlamı nedir?

Ct (saat) ne demek?

Ct (saat) anlamı nedir?

Ct (saat) | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ct saat

Teknolojik Terim

Bu işlev, dahili saatin, FM radyo istasyonları tarafından RDS üzerinden iletilen CT verisiyle senkronize olmasını sağlar. Elle ayarlama gerektirmez ve saatin tam doğru gösterilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) davar hırsızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) zorla almak,(kadın yahut çocuk) kaçırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(çocuk) kaçırma; kız kaçırma abductor(i) kaçıran kimse; dışarı çeken kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) sefil, alçak, aşağılık; gurursuz; köle gibi abjectly (z). alçakça, sefilce abjectness (i) alçaklık, adilik, sefillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). eşya veya fikirlerden soyut olan; soyut, mücerret; dalgın; ideal, nazari, kuramsal; (i) özet. abstract noun soyut isim abstract number soyut sayı, mücerret adet. in the abstract kuramsal olarak. abstractly (z). soyut olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çıkarmak, ayırmak veya tecrit etmek; çalmak, aşırmak; kimyasal usullerle ayırmak, çıkarmak; özetlemek, hulâsa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zihin meşguliyeti, dalgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) soyutlama; çıkarma, tecrit, ayırma; münzevi hayat; zihin meşguliyeti, dalgınlık; çalma, aşırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yapılan şey, iş, fiil, ameliye; kanun; resmi yazı; tiyatro perde. act of God (huk). icbar edici sebep, insan kudretinden üstün afet(yıldırım inmesi gibi). caught in the act suçüstü (cürmü meşhut halinde) yakalanmış. put on an act poz yapmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rol yapmak, oynamak; taklit etmek; yapmak, işlemek; etkilemek, tesir etmek; hareket etmek, davranmak; temsil etmek, rolünü oynamak. act up yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. act as başkasının vazifesini yapmak. act on a suggestion yapılan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yapan, işleyen, temsil eden; vekil olan, vekâlet eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güneş vb. ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliğine ait. actinic rays kimyasal değişiklikler meydana getiren ışınlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş vb ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aktinyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş ışınlarının kuvvetini ölçen araç, aktinometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş, amel, çalışma, meşguliyet, faaliyet, fiil; hukuk davası; etki, tesir, kuvvet, nüfuz; tiyatro bir oyundaki olaylar dizisi; harekete geçme (asker,makina v.b.). actionable (s). dava edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Başkası vasıtasıyle açmak, açmağa sevk ve icbar etmek: Kapıyı açtırdım, (bk.) açık. 2. Bir daha işlenmemiş ham araziyi sürmek. Ağız açtırmak: Söylemeye mecbur etmek. Göz açtırmamak: Pek sıkı tutup bir şeye müsaade etmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have opened. to cause to open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth opened. to let open. to let be opened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). faal hale getirmek, harekete geçirmek; (fiz). radyoaktif hale getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). faal hale getirme; lâğım sularının hava ve bakterilerle temas ettirilmesi sonucunda temiz su haline getirilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hareket kuvveti olan, etkin, değiştirebilen, fail; faal, çalışkan; pratik; hareketli, canlı, yerinde duramayan, çevik; (gram). etken, aktif; (tic). faiz getiren, paraya çabuk çevrilebilen (sermaye). active officer muvazzaf subay. active vol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Microsoft’un haberleri, e-postaları ve ajanda güncellemelerini gerçek zamanlı olarak algılanabilmesini sağlayan programı.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Windows yüklü cihazları outlook ile senkronize etmek için kullanılması gereken program.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). aktivizm, etkincilik ; güneş vb ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliği; eylemcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etkinci; eylemci, özellikle politikada eylemciliğe meyilli olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). faaliyet; fiil, amel; kuvvet; etki, tesir; faal oluş; tez canlılık, tetiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). artist, aktör, oyuncu; yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). artist, aktris, kadın oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) gerçek, hakiki, asli, asıl, fiili; şimdiki. actual'ity (i). hakikat ac'tualize (f). gerçekleştirmek, hakiki kılmak, kuvveden fiile çIkarmak. actually (z). hakikatte , gerçekten; bilfiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayat sigortası istatistikleri uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kuvveden fiile çıkarmak , harekete getirmek; olumlu bir şekilde etkilemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). iğne saplamak suretiyle teşhis ve tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tiryaki, müptelâ kimse, bir şeye düşkün kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alıştırmak. be addicted to alışmak, kendini vermek, tiryakisi olmak, müptelâ olmak, düşkün olmak addictive (s). tiryaki eden, alışkanlık husule getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıfat cinsinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). sıfat; (s). sıfat cinsinden olan, niteleyici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâve, ek, esası teşkil etmeyen kısım; iş arkadaşı, yardımcı, muavin; (gram). başka kelimeleri tanımlamak veya nitelemek için kullanılan kelime veya kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etkilemek, tesir etmek, değiştirmek ; müteessir etmek, dokunmak; taslamak. affect ignorance cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. My arm is affected. Hastalık koluma yayıldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yapmacık, taklit; naz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). taklitçi, sahte tavırlı, poz yapan; etkilenmiş, tesir altında kalmış, müteessir. affectedly (z). yapmacık tavırlarla. affectedness (i). yapmacık, sahte tavır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). taklitçi, sahte tavırlı; etkileyen, tesir eden, müessir. affectingly (z) müessir şekilde, etkileyici bir tarzda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sevgi, muhabbet; etkileme , tesir etme, teessür; hastalık. play on one's affections karşısındakinin hislerine hitap etmek. win one's affection bir kimsenin sevgisini kazanmak. affectionate (s). seven; sevgi gösteren.affectionately (z). sevg

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hissi, dokunaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). keder vermek, üzmek, mahzun etmek, müteessir etmek; müptela etmek, belaya düşürmek. affliction (i). dert, keder, elem, belâ afflictive (s). keder veya elem verici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl tesirden sonra görülen tali tesir, tali reaksiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

system of timekeeping according to which the clock is set at 12 : 00 at sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

“Altın Bölüm” ya da “Altın Kesit” de denir. Herhangi bir geometrik biçimde, varlığı estetik bir üstünlük sayılan oran. Parçalar arasındaki orantıda, küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütün parçaya oranına eşittir. Cebirsel olarak; a/b= b/ (a/b) biçiminde ifade edilir. Parçalar arasındaki oranın değeri olan 1.618 “altın sayı” adını alır. Altın oran, geometrik olarak iki kareden oluşan bir dikdörtgenin köşegeni aracılığıyla kurulur. Antik Çağdan bu yana matematikçilere ve sanat kuramcılarına konu olan Altın oran, bu adı XIX.yy da almıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ampere hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A. fizik). Bir amper şiddetinde akım geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektriğin miktarı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). seçme, seçilmiş. an'alects(i)., (çoğ). seçme eserler veya parçalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iğribüğrü, girintili çıkıntılı. anfractuos'ity (i). iğribüğrülük , girintili çıkıntılı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Güney Kutbu ve civarı; (s). Güney Kutbuna ve o civara ait. Antarctic Circle Güney Kutup dairesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Antarktika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kon). (san). ani bir değişiklikle daha az etkili bir hale gelen ifade ile ilgili; daha önemli bir olayın etkisiyle gölgelenen vaka ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sürtünmeye karşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sabit, belli, itiraz kaldırmaz, müsellem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inme veya felce ait; felce meyilli. an apoplectic fit inme gelmesi, felç inmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). apandis ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).su yolu kemeri, kemerli su yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mimar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mimarlığa ait, yapı veya plan Çizmeye ait; teknik yönden mimarlığı andıran; bir sistemin organizasyon kurallarını belirten (ilim v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mimarlık; inşaat, yapı. architec-tural (s). mimari, mimarlığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arktik, Kuzey Kutbuyla ilgili veya o bölgede bulunan; çok soğuk. Arctic Circle Kuzey Kutup dairesi. Arctic Current Kuzey Buz Denizinden gelen akıntı. arctic fox kutup tilkisi. Arctic Ocean Kuzey Buz Denizi. Arctic Zone Kuzey Kutbu ile Kuzey Kutup

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). Arkturus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). artifact.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). insan eliyle yapılan şey, bilhassa ilk insanlann meydana getirdigi sanat eseri; yapı; (biyol). dokuda suni olarak meydana getirilen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görünüş, gösteriş, veçhe, suret; yüz, çehre, sima; bakış, görüş, nazar; safha, hal, durum, vaziyet; (astrol). gezegenlerin birbirine oranla durumları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) gramer kurallarına uymayan, biçimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). sakinleştirici, yatıştırıcı, huzur verici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını Öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.

Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşularında, pistin köşelerinde koşucular hafif içe meylederek koştukları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.

İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece yüzde 5’i, kadınların ise yüzde 3’ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.

Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşullarında, pistin köşelerinde koşucular haifif içe meylederek koştuları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.

İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece %5’i, kadınların ise %3’ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çekmek, cezbetmek attractile (s). çekici, cazip attractive (s). cazibeli, cazip, ,cekici, alımlı. attractively (z). güzel, alımlı surette attractiveness (i). çekicilik, cazibe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekicilik, cezbetme kabiliyeti attractable (s). cezbedilir, cezbedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cazibe, çekici oluş, alımlılık; buyüleyici şey; eglence programı, atraksiyon; (fiz). çekim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). mezat, müzayede ile satış; bir çesit iskambil oyunu; (f). miizayede ile satmak, haraç mezat satmak. auction bridge okşın briç. public auction açık artırma. put up to auction mezada çıkarmak. sell by auction açık artırma ile satmak auct

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). vücutta hâsıl olan mikroplarla iltihaplanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). bakteriler. bacterial (s). bakteriye ait, ondan ibaret olan veya ondan ileri gelen bacterially (z). bakteriyle ilgili olarak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakterileri yok eden bir madde, bakterisid. bacterici'dal s bakterileri yok eden maddeye ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteriyoloji, bakterileri tetkik ilmi, mikrop ilmi, bakteri bilgisi. bacteriolog'ical (s). bakteriyoloji ilmine ait. bacteriolog'ically (z). bakteriyolojiyle ilgili olarak. bacteriol'ogist (i). bakteriyoloji uzmanı, bakteriyolog

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteriler vasıtasıyla meydana getirilen kimyasal ayrışma; bakteri hücrelerinin imhası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakterileri yok eden küçücük cisimler

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteri yoskopi, mikroskopla bakterileri inceleme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bakteri şeklinde, bakteri biçim, bakterimsi. bacteroi'dal (s). bakteriye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Batı Asya'da Amu Derya nehri ile Hindukuş dağları arasında bulunan eski bir ülke. Bactrian (s). bu ülkeye ait. Bactrian camel iki hörgüçlü deve

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). merdiven parmaklığı, tırabzan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzun bir bekârlık devresinden sonra evlenen adam; yeni evli adam; evli adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Benediktin papazları tarikatlnln üyesi; k.h. ilk önceleri Benediktin papazlan tarafından yapılan bir Fransız likörü; s. bu tarikata ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takdis, kilise ayinlerinin sonunda okunan takdis duasıı; takdis sonunda hasıl olan bereket, rahmet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilik, ihsan, hayır, nimet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilik eden kimse; hayır sahibi; velinimet. benefactress i. hayır sahibi kadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir vasıtayla biçmek, kestirmek, yardırmak, ortasından ayırtmak: Tahta biçtirmek. 2. (Terziye esvab) yaptırmak, ölçü aldırıp kestirmek: Bir kat elbise biçtireceğim. Çocuğun elbisesini biçtin mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir vasıtayla biçmek, kestirmek, yardırmak, ortasından ayırtmak: Tahta biçtirmek. 2. (Terziye esvab) yaptırmak, ölçü aldırıp kestirmek: Bir kat elbise biçtireceğim. Çocuğun elbisesini biçtin mi?

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında bir dönüşü tamamladığında geçen süredir. Bunu herkes bilir. Aslında tam da öyle değildir. Çünkü dünya kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında yörüngesi üzerinde güneşin etrafında da döndüğünden, güneşten bakıldığında bir tam devri için geçen süre farklı gözlemlenir.

Neyse şimdi biz bunu karıştırmayalım ve bugün bütün dünyanın kabul ettiği zaman sistemine bakalım; o Bir yıl 12 aydır. o Bir yıl 52 haftadır o Bir ay 28-31 gündür. o Bir ay 4-5 haftadır. o Bir hafta 7 gündür. o Bir gün 24 saattir. o Bir saat 60 dakikadır. o Bir dakika 60 saniyedir. o Bir saniye 100 mili saniyedir.

Görüldüğü gibi, bir gün kaç saniyedir diye sorulduğunda bile kafadan hesaplanamayacak kadar karışık bir bölünme. Önce gün 24’e, sonra 60’a, sonra bir daha 60’a bölünüyor. Saniyeden sonraki bölünmeler ise ondalık sistemle gidiyor. İşte çocukların zaman hesaplarında zorlanmalarının sebebi.

Bir günde niçin 24 saat olduğunu kimse bilmiyor. Bu rakamın güneş saatini ilk kullanan Mısırlılardan kaynaklandığı sanılıyor. Yere dikilen yüksek bir taşın gölgesi sabah batıya, akşam doğuya düşüyordu ve Mısırlılar bu arayı altıya bölmüşlerdi. Dolayısı ile bir gün 24 bölüm oluyordu.

12 sayısı 2, 3, 4 ve 6 ile bölünebildiğinden, o zamanlar en çok kullanılan sayı birimi idi ki, bugün bile düzine adı altında sayı birimi olarak kullanılmaktadır.

Mısırlılar ayrıca 30 günlük ay ve 360 günlük yıl takvimini uyguluyorlardı.

Bugün bir dairenin 360 dereceye bölünmesinin sebebinin de bu olduğu sanılıyor. Yaklaşık 3 bin yıl önce, bugün Irak olarak bilinen yerde yaşayan, Babilliler ise 60 sayısını matematik sistemlerinde temel olarak almışlardı. 2, 3, 4, 6, 12, 15, 20 ve 30 ile bölünebilen ve 360’ı da bölen bu sayı dakika ve saniyenin birimi olarak alındı. O zamanlar için onluk sistem, yani on sadece 2 ve 5’e bölünebilen zavallı bir sayı idi.

Saniyenin bölümleri ise o devirlerde ölçülemiyordu, ölçülebilmeye başlandığında ise dünya ondalık sisteme geçmişti ve bu esas alındı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ikiye bölmek; geom. iki eşit parçaya ayırmak. bisection i. ikiye bölme. bisector i., geom. açıortay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

construction of apartment buildings abutting against each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. brakte, bürgü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. brakteli, bürgülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing ara seçim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yan ürün, bir şey üretilirken onun yanı sıra elde edilen ve ikinci derecede önemli olan bir ürün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. cactuses, cacti) kaktüs, atlas çiçeği, (bot). Cactus. cactus pear Mlsır inciri. Christmas cactus, crab cactus subayra, (bot). Epiphyllum grandiflora. spine cactus dikenli frenkinciri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repeater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm clock. repeater. travelling clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ısıtma; Isınma. calefactory (s)., (i). Isıtıcı, ısıtan; (i). bir manastırdaki sıcak oturma odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working hour. study hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şelâle, buyük çağlayan, çavlan; (tıb). katarakt, perde, aksu, akbasma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teatime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket watch. pocket-watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim, müzik, ses ve yazı kaydetmenize olanak sağlayan kartlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karakter, huy, tabiat, ahlak; vasıf, nitelik; hususiyet, özellik; şöhret, nam; bonservis; statü, durum; tip, şahıs; (k.dili). garip kişiliği olan kimse; tiyatro karakter, canlandırılan kişi; işaret, harf; alfabe. character actor karakter oyuncusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). oymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). diğerlerinden aylrıcı nitelikte olan, tipik; kendine has; (i). özellik, hususiyet, vasıf; logaritma karakteristiği. characteristically (z). ayırıcı nitelikte olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavsif, tanımlama, tarif, nitelendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tanımlamak, tavsif etmek. characterizer (i). tanımlayan şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karaktersiz, seviyesiz, zayıf ahlaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). masajla tedavi usülü, omurga masajı ile tedavi. chi'ropractor (i). masajla tedavi eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kemer kuşak; çevre hududu; (f). etrafını çevirmek, ihata etmek, kuşak dolamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli ihtiyatlı, tedbirli. circumspec'tive (s). dikkatli. cir'cumspect'ly (z). dikkatle. circumspec'tion (i). dikkatlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). buhranlı yaş devresi; menopoz, adet kesilmesi; (s). buhranlı devreye ait. climacter'ical (s). buhranlı, buhranlı devreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zirve ile ilgili; en kritik devreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlama, mecbur tutma; engelleme; birbirini etkileme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb)., kolonu çıkarma ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).,(s)., (z). toplamak; koleksiyon yapmak, biriktirmek; tahsil etmek, almak (vergi); kendine gelmek, anlamak, idrak etmek; toplanmak, birikmek; koleksiyon haline gelmek; (s)., (z). ödemeli. colleet call ödemeli telefon konuşması.collect oneself kendini

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplama; toplanmış şeyler, koleksiyon; kilisede toplanan para, iane; tabaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). toplanan, biriktirilen; toplu, müşterek, ortak; (i). ortaklaşma; (gram). topluluk ismi. collective agreement toplu sözleşme. collective bargaining işverenle işçi temsilcileri arasındaki toplu görüşme ve pazarlık. collective behavior toplu davr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolektivizm, ortaklaşacılık collectivist (i). kolektivizm taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koleksiyoncu; alımcı, tahsildar; (elek). transistörde cereyanın çıkış noktası; elektrikli trende cereyanlı tele dayanan boynuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). (i). yoğun, kesif, sıkı, sık; ince taneli; kısa özlü; of ile -den mürekkep; (f). tazyikle yoğunlaştırmak; (i). pudriyer, pudralık; (oto). küçük araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sözleşme, sözlü anlaşma; (f). sözleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. compact disc

bl. yoğun disk

Manyetik olmayan ince bir metalden oluşmuş ve yüksek yoğunluklu ışık kaynağı kullanarak optik tarama düzeneği ile okunan veri saklama ortamı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vicdan azabı; pişmanlık, nedamet; esef, yerinme; (vicdanisebeplerle) çekinme, tereddüt, reddetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirine karıştırarak hazırlamak, tertip etmek yapmak; uydurmak, kurmak (hikaye, yalan). concoction (i). karışım, tertip; birbiri ile uyuşmayan şeyleri karıştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). davranmak; idare etmek, yürütmek; orkestra idare etmek; refakat etmek, yol göstermek, önderlik etmek; (fiz). nakletmek, geçirmek, iletmek. conduct oneself davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). davranış, tavır, hareket; idare. safe-conduct (i). yolculukta emniyet vesikası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). iletkenlik, nakil kabiliyeti, isal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taşıma, nakletme, isal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iletici, geçirici, iletken, geçirgen, isal edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kılavuz, önder, lider, şef; (A.B.D). kondoktör, biletçi; orkestra veya koro şefi; müdür, idareci; iletken madde, geçirgen şey. conductor ducts (bot). iletken damarlar. non-conductor (i). iletici olmayan madde, yalıtkan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). imal etmek, hazırlamak (reçel, tatlı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). imâlat, hazırlama; bonbon, şekerleme; (ecza). şeker veya bal ile hazırlanan preparat; konfeksiyon, hazır elbise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şekerleme imalathanesi ; şekerleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şekerci. confectioner's sugar pudra şekeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşmazlık, ihtilâf, fikir ayrılığl; çekişme, çarpışma, zıtlaşma; mücadele, uğraşma. conflict of interests menfaat çatışması. conflict of laws kanunş ihtilaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çekişmek, ..,ile ihtilâfa düşmek; mücadele etmek; zıtlaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tahmini, varsayılı,farazi. conjecturally (z). farazi olarak, tahminen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). varsayı, tahmin, zan, farz; (f). tahmin etmek, zannetmek, farzetmek, tasavvur etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birleşmiş, bitişik, ortak, müşterek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birleşme; aynı zamanda vaki olma, rastlantı, tesadüf; (gram). bağlaç; (astr). konjonksiyon. in conjunction with ile bir arada, birlikte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). konjonktiv, göz küresini göz kapaklarıyla birleştiren ince zar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bitiştiren, birleştiren; birleşik; (i)., (gram). bağlaç, atıf edatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). konjonktivit, konjonktiv iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çeşitli olay veya işlerin bir araya gelmesi; kritik durum, buhran, kriz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony’nin çevrimiçi müzik mağazası

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bağlamak, raptetmek, bitiştirmek, birleştirmek; aralarında ilgi kurmak; birleşmek, bağlı olmak, bağlanmak; (A.B.D).,'(k).dili topa vurmak;(A.B.D)., (k).dili başarmak. connecting link halka; (iki şey arasındaki) bağlantı, ilgi. connecting rod pist

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yuvarlak taşlan yan yana, üst üste yada çapraz şekilde dizerek dört tane aynı rengi bir araya getirmeye çalışarak oynanan oyun.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Yeni Loewe Concept serisinin İçinde 160 GB’lık sabit kaydediciye sahip versiyonu.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlantı, irtibat, ilgi, alâka, ilişki, münasebet; çevre, muhit; bağ, rabıta; akrabalık, hısımlık, dostluk; siyasi veya dini çevre; cinsel ilişki; argo uyuşturucu madde tedarik eden kimse. connection by marriage hısımlık, dünürIük. business conn

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). rapteden, bağlayan. connective tissue (anat). bağ doku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taslak, umumi plan; özet, hulâsa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıkmak, sıkıştırmak, büzmek, daraltmak. constriction (i). sıkma, büzme; boğaz, dar geçit. constrictive (s). sıkıcı, büzücü. constrictor (i)., (anat). sıkıcı adale; (zool). avını sıkarak öldüren yılan. boa constrictor boa yılanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yapmak, bina etmek, kurmak, tertip etmek; geometrik olarak çizrnek, resmetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yapılan şey, bina edilen şey; (psik). daha basit izlenimlerden oluşan karmaşık bir eğilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inşaat, yapı; inşa tarzı; yorumlama, tefsir; (gram). yapı, inşa, tertip; geometrik şeklin çizilişi, çizim. construction drawing proje çizimi. bear a construction belli bir anlam taşımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanun tefsircisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yapıcı, müspet, olumlu; yapısal; (huk). kanunen var sayılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inşaat müteahhidi, inşaatçı; yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temas, değme, değiş, sürtünme, dokunma; ilişki, münasebet; görüşme; (elek). bağlantı; (tıb). bulaşıcı hastalık nakledebilen kimse, portör. contact flight (hav). görerek uçuş. contact lens kontakt mercek. contact print foto. negatif ebadırda basllan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). temas etmek, dokunmak; (k).dili ile konuşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, mukavele, akit, kontrat; anlaşma metni, mukavelename; briç karar verilen oyun. on contract mukaveleli, anlaşmalı, mukavele ile. contract bridge briç oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kasmak, kasılmak, daraltmak, kısaltmak, büzmek; buruşturmak,çatmak (kaş); yakalanmak, almak, duçar olmak (hastalık); anlaşma veya mukavele yapmak; ilişki kurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasılmış, çekilmiş, büzülmüş, kısalmış; pazarlığı edilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasılabilir, büzülür, kısalır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekilme, büzülme, kısalma; doğum esnasında rahim adalelerinin gerilmesi; (gram). bir veya birkaç harfin atılması ile yapllan kısaltma; bu şekilde kısaltılmış kelime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasılabilir, büzüIür, kısalır; çeker, büzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müteahhit, mukavele yapan kimse; kasan şey, kısaltan şey daraltan şey büzen şey, çeken şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mukaveleden doğan; mukavele kabilinden, mukaveleye ait, anlaşmaya dair.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yalanlamak, tekzip etmek, aksini iddia etmek; karşı olmak, tezat teşkil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aykırılık, çelişme; yalanlama. a contradiction in terms sözlerde çelişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inkâr ve tekzip manasında; aykırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fark, zıt oluş, aksi. in contradistinction to -in aksine olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). bir gaz veya sıvının ısınarak hafifleyip yükselmesi ve başka bir yerde soğuyup ağırlaşarak aşağı inmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mahkum kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mahkum etmek; suçlu bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanaat, inanç; katiyet; ikna; mahkumiyet. carry conviction doğruluğunu belli etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzeltmek doğrultmak, tashih etmek , ıslah etmek; tekdir etmek, cezalandırmak; ayarlamak; gidermek. correction (i). tashih, düzeltme, ıslah; ihtar, nasihat, cezalandırma; giderme; ayar etme. correction fluid (matb). korektör house of correction

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğru yanlışsız, tam; dürüst; uygun, münasip, layık. correctly (z). tam tamına, doğru olarak. correctness (i). dürüstIük, doğruluk; uygunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). düzeltici ıslah edici, giderici; (i). çare, ıslah eden veya düzelten şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düzeltici; (ing). tashih eden kimse, musahhih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı koymak, önlemek, tesirsiz hale getirmek. counteraction (i). karşı hareket. counteractive (s). karşı harekette bulunan , aksi tesir meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). amaca zararı dokunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). cent, county, court, one hundred.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, dahili saatin, FM radyo istasyonları tarafından RDS üzerinden iletilen CT verisiyle senkronize olmasını sağlar. Elle ayarlama gerektirmez ve saatin tam doğru gösterilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). kenarı tarak şeklinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). taraklıların bir kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir açık ve iki kapalı heceden meydana gelen eski bir Yunan ve Latin vezni: (--). dactyl'ic (s). bu vezinle yazılmış olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parmak izlerini inceleyen bilim dalı. dactyl'ogram (i). parmak izi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sağırların el işaretleri ile konuşma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çalışamaz duruma getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kaynatarak özünü elde etmek. decoction (i). kaynatma; bir şeyi kaynatarak elde edilen öz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çıkarmak, tenzil etmek; istintaç etmek , sonuç çıkarmak deduction (i). istintaç, netice çıkarma; (man)., tümdengelim; sonuç, netice, istidlâl; hesaptan düşme, tenzil. deductive (s). istintaç ve istidlâl yolunda olan; tümdengelimli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). bilfiil, fiilen, hakikatte, edimli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kusur, noksan, eksiklik; (f). terketmek; karşı tarafa iltica etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulunduğu veya mensup olduğu zümre, parti, taraf v.b.'nden çekilme, terketme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kusurlu, sakat, eksik, noksan; (gram). bazı çekim şekilleri kullanılmayan. defectively (z). kusurlu olarak, noksan olarak. defectiveness (i). kusurluluk, noksanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı tarafa kaçan kimse. defence (ing)., (bak). defense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yoldan saptırmak, inhiraf etmek veya ettirmek, çevirmek; dönmek. deflector (i). yana saptıran alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yoldan sapma, inhiraf, dönme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). öIü; feshedilmiş, ilga edilmiş, yürürlükten kaldırılmış. the defunct kaba ölü, ölmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işaret eden, gösteren; (man). aracısız ispat eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meyus etmek, mahzun etmek, kederlendirmek; hevesini kırmak. dejected (s). meyus, kederli, mahzun. dejection (i). neşesizlik, keder, can sıkıntısı, yeis; (çoğ)., (tıb). defi tabii, dışkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ) dışkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş, latif, nefis, leziz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iezzet, haz, büyük zevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). haksız fiil, suç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resmetmek, çizmek portresini çizmek; anlatmak tasvir etmek tanımlamak; tarif etmek. depiction (i). çizme; tarif, tasvir, tanımlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). terkedilmiş, metruk, sahipsiz; kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr; (i)., (huk). sahipsiz mal, emvali metruke; toplumca terkedilmiş kimse; den tayfası tarafından terkedilmiş harap gemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). terk, terkediliş; ihmal, görevi yerine getirmede kusur; (huk). deniz veya suyun çekilmesiyle toprak kazanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (fırlatılan roket veya bombayı) hedefe ulaşmadan imha etmek. destructor (i). roket imha cihazı; (ing)., çöp fırını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yok edilebilir, imhası mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). harap etme, mahvetme, yok etme, helâk, yıkılma; yıkım; belâ; afet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yıkıcı, zararlı, tahrip edici. destructive criticism yıkıcı eleştiri. (edebiyatta)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meydana çıkarmak; keşfetmek, sezmek, tutmak. detectable (s). keşfi mümkün. detection (i). keşif, meydana ,çıkarma, bulma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). dedektif, polis hafiyesi, sivil polis; (s). dedektiflikle ilgili. private detective özel dedektif. detective story polis romanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bulan şey veya kimse; (elek). dedektör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eksiltmek, kıymetten düşürmek; itibarını zedelemek; kötülemek, aleyhinde bulunmak. detraction (i). eksiltme; itibarını zedeleme, kötüleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Lehçe, diyalekt, ağız, dil, lisan. dialectal (s). Lehçeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). diyalektik, eytişim; mantığın esasları; münazara ilmi; fikirlerin tenkitli tahlili. dialecti'cian (i). mantık âlimi. dialectical (s). mantık ve münazaraya ait; lehçeye ait. dialectical materialism (fels). diyalektik materyalizm. dialectica

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). (mark). diktafon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emir; prensip. dictates of conscience vicdanın emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dikte etmek, yazdırmak; emretmek; zorla kabul ettirmek. dictation (i). dikte; emir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diktatör; mutlak hakimiyeti elinde tutan kimse; dikte eden kimse, yazdıran kimse. dictatorship (i). diktatörlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). diktatörce; amirane. dictatorially (z). amirane, sert ve kati bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kelime seçimi, kelimeleri kullanma şekli (konuşma ve yazıda); ifade, konuşma tarzı; telaffuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sözlük, lügat, kamus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). (mark). diktograf, konuşmaları gizlice dinlemek için kullanılan bir çeşit telefon aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yetkili hüküm veya söz; (huk). hüküm, hukuki mütalâa; darbımesel, atasözü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). öğretici, öğretsel, didaktik, ahlâki yönden eğitici, bilgi verici. didactically (z). öğretici bir şekilde; ahlâki yönden eğitmek için fazlasıyla üstüne düşerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öğretke, didaktik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (elek). elektrik akımlarını geçirmez, yalıtkan, mücerrit, dielektrik, izole; (i). yalıtkan madde veya araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kısımlara ayırmak; (fiz). ışınları saptırmak ve kırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). ışınların sapıp kırılması. diffraction grating dağıtma ızgarası. diffraction spectroscope dağıtma tayf ölçücüsü, dağıtma spektroskopu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). idare etmek, tanzim etmek, emretmek; göstermek, aydınlatmak, irşat etmek, tevcih etmek, yöneltmek, çevirmek, doğrultmak; yolu tarif etmek, salık vermek, tavsiye etmek. directive (s). idare edici, yol gösterici. directive (i). emir, direktif, ka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). doğru, müstakim, dosdoğru: dürüst, tok sözlü; açık, sarih; doğrudan doğruya, vasıtasız, araçsız; babadan oğula intikal eden; (astr). güneş etrafında dünya yönünde dönen; (gram). doğrudan doğruya olan, dolaysız, vasıtasız; (z). dosdoğru, doğ

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yön, meyil, cihet, istikamet, taraf; idare, nezaret; emir, talimat, tembih; (müz). belirli bir notanın nasıl çalınacağını belirten işaret. direction finder radyo yön bulucu alet, yön alıcı cihaz. directional (s). istikamete ait. directional anten

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). direktör, müdür, idareci, müdürler kurulu üyesi; herhangi bir şeyi idare eden şef. directorate (i). müdüriyet; müdürler kurulu; müdürlük. director'ial (s). idareye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). müdürlük, direktörlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). rehber, nizamname; Fransız ihtilalinde Cumhuriyet Hükümetini idare eden beşler heyeti; (huk). açıklayıcı hüküm; (s). idare eden, istişareye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (nad). müdire, kadın direktör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (nad). müdire; (geom). doğrultman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sevgisini azaltmak, soğutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sevgisi azalmış, soğumuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). baglantısını kesmek, ayırmak, çıkarmak. disconnection, (ing). exion (i). bağlantının kesilmesi, ayrılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dezenfekte etmek, mikroptan temizlemek. disinfectant (i)., (s). dezenfektan, mikrop öldürücü kimyasal madde; (s). dezenfekte eden. disinfection (i). dezenfekte etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). dağıtılmış kısımlar veya parçalar (yazıda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayrı, munfasıl. disjunction (i). ayrılma. disjunctive (s)., (i). ayıran, bölen; (i). ayırıcı nitelikte herhangi bir şey; (gram). iki ayrı fikri birleştiren bağlaç; (man). ayrık önerme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hürmetsizlik, saygısızlık, adam yerine koymayış, kabalık; (f). hürmet etmemek, saymamak. show disre spect for saygısızlıkta bulunmak. disre spectable (s). saygısız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). parçalara ayırmak, teşrih etmek, tahlil etmek; inceden inceye tetkik etmek. dissecting (i). teşrih, tahlil. dissection (i). teşrih, teşrih edilen şey. dissector (i). teşrihçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayrı, farklı, başka; bağımsız, müstakil; açık, vazıh, belli. distinctly (z). açıkça, vuzuhla; şüphesiz, muhakkak, kesin olarak. distinctness (i). vuzuh, açıklık, farkIıIık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayırt etme, tefrik, temyiz; fark, idrak; açıklık, vuzuh; nişan, rütbe, paye; sivrilme, yukselme, temayüz; üstünlük. distinction without a differ ence hak olunmayan sivrilme, suni fark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayıran, ayırt eden, tefrik ve temyiz eden; özellik belirten. disnctively (z). ayırt ederek, farklı bir şekilde. distinctiveness (i). ayırt edici özellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zihni veya ilgiyi başka tarafa çekmek; rahatsız etmek,şaşırtmak; çıldırtmak.distracted (s). şaşırmış, aklı başında olmayan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mıntıka, bölge, havali, nahiye, mahalle, kaza, sancak, seçim bölgesi; (f). mıntıkalara ayırmak. district attorney bir mıntıkanın başsavcısı (kıs DA) district court hukuki bir mıntıka içinde yetki sahibi olan mahkeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs DC) Washington mıntıkası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). doktor, tabip, hekim, veteriner, diş doktoru; herhangi bir bilim dalmda doktora yapmış olan kimse; makinalarda birtakım kolaylıklar sağlayan kısımlar; (f)., k.dili doktorluk etmek, tedavi etmek; ilaç içmek, tedavi edilmek; tamir etmek; düze

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kurama, nazariyeci; (s). kuramsal, nazari.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuram veya doktrine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akide, öğreti, doktrin, düstur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extemporaneously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat.) özellikle guddelerden sıvı maddeleri nakleden kanal, bezlerin salgısını akıtan kanal; tüp, mecra, kanal; (bot.) damar. ductless (s). mecrasız, kanalsız. ductless gland tıb salgısını doğrudan kana veren iç salgı bezi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). haddeden çekilebilir, dövülünce uzayabilir; şekil verilebilir, yumuşak, plastik. ductileness, ductil'ity (i). haddeden çekilebilme özelliği, kolayca şekil alabilme kabiliyeti .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz yuvası, toz kapanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall-clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) bir uzvun görevini yapmaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş; seçme şeylerden ibaret; seçen, derleyen; (i). felsefe ve sanatta belirli bir inancı olmayıp çeşitli fikirler ve üsluplar içinden kendine uygun gelenleri seçen kimse, değişik sistem ve fikirleri bir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (zool.) ektoderm, dış deri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (fizyol.) en çok sinirleri ve beyin kısmı gelişmiş olan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (biyol.) ektoplazma, dışplazma; bir medyumdan çıktığı farz olunan sihirli ruh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emir, ferman, bildiri, tebliğ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çıkarılan şey. educ'tion (i). çıkarma, istihraç etme; çıkarılan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etki, sonuç, eser; anlam, husus, meal; tatbik mevkii, fiil, iş, işlem. put into effect, give effect to tatbik mevkiine koymak, uygulamak.cause and effect sebep ve sonuç. for effect gösteriş için. in effect gerçi, aslında, gerçekten, filhakika. o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başarmak, sonuca vardırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). işe yarar; itibar olunur, sayılır; yürürlükte; etkili, tesirli; hakiki, fiili; (i). faal hizmete hazır asker veya ordu; (tic.) efektif, nakit, para .effective range tesirli top menzili. effectively (z). tesirli olarak, fiilen. effectivenes

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istenen sonucu veren, tesirli, etkileyici; yeterli, kifayet edici; geçerli, muteber .effectually (z). etkili bir şekilde; yeterli olarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). icra etmek, tatbik mevkiine koymak; üstesinden gelmek, başarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ani bir şekilde dışarı atmak, çıkarmak, fışkırtmak; defetmek, kovmak, azletmek. ejection (i). çıkarma, çıkarılan şey, fışkıran şey. ejection (hav). tehlike zamanında uçaktan ayrılan ve paraşütle inen pilot kapsülü. ejectment i., huk. masrafları ve

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çıkarma eğiliminde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Farklı sanatsal dizgelerden alınan öğelerin yeni bir dizge içinde yeniden kullanılması eylemi. Sanatta farklı çağ ve üsluplardan seçilip devşirilen öğelerin yeni bir tasarım ya da ürün oluşturmak için ele alınması olgusunu ifade eder. Bu durum 19. yüzyılda çok yaygın biçimde görülür. Bununla birlikte, eklektisizm bir üslup değil, bir davranış biçimi olarak değerlendirilmelidir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. seçmek intihap etmek; s. seçilmiş, seçimi kazanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seçim, intihap, tercih; ilcih ebedi saadeti nasip eden ilahi takdir. election day seçim günü. election district seçim bölgesi. election precinct seçim mahallesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir aday veya partinin seçimi kazanması için çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. seçime ait, intihabi; seçme yetkisi olan; seçilen, seçim sonucu iş başına getirilen; arzuya bağlı; i. seçimli ders.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seçmen, seçme hakkı olan kimse; orta çağda Kutsal Roma Germen imparatorluğunda imparatoru seçme hakkına sahip prens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. seçim veya seçmenlerle ilgili. electoral college A.B.D. Cumhurbaşkanı seçmek için toplanan seçmenler kurulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oy verme hakkına sahip kimseler, seçmenler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elektrikle ilgili, elektrikli, elektriki, elektriksel; heyecan veya ürperme veren. electric blue çelik mavisi. electric chair elektrikli sandalye. electric eel Güney Amerika nehirlerine mahsus elektrik saçan bir çeşit iri yılan balığı, zool. Electr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elektrikli, elektriğe ait, elektriksel. electrical engineer elektrik mühendisi. electrically z. elektrik kuvvetiyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrik tesisatçısı, elektrik teknisyeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrik; elektrik bahsi, elektrik bilimi static electricity statik elektrik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrikleme, elektriklenme, elektrik uygulaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. elektriklemek, elektrik kuvvetiyle işlemek üzere teçhiz etmek; heyecanlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. elektro kardiyogram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kim. yasal elektrik, elektroşimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. elektrikli sandalyede idam etmek; elektrik akımı vererek öldürmek. electrocu'tion i. elektrikle idam; elektrik çarpması sonucunda ölme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrod .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrodinamik .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrikli kalemle hakkâklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrikle yazılmış yazı veya kayıt; bu kaydı yapan elektrik aracı; resim veya haritayı elektrikle nakleden araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektroliz, elektrikle çözüm, galvanik kuvvetle elemanlara ayırma; elektrikli iğne ile kıl veya ben yakma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrolit, elektrikle unsurlarına ayrılabilen madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrikli mıknatıs. electromagnet'ic s. elektromanyetik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elektrik akımının geçmesini sağlayan. electromotive force voltaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektron. electron microscope elektronla işleyen çok kuvvetli bir mikroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pozitif kutba çekilen; bileşimlerde hidrojenin yerini alabilen .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elektronik bilimine ait; elektronla işleyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektronik bilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -ri) i, fiz endüksiyon yoluyla elektrik toplamaya yarayan alet, elektroforus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. elektroliz usulü ile kaplamak; i. bu şekilde kaplanmış şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. negatif kutba çekilen; alkalik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. beyinden elektrik akımı geçirilerek uygulanan tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. statik elektrik bilimi. electrostatic s. statik elektriğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cerrahlıkta elektrik kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrikle tedavi usulü, elektro terapi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrik akımı geçirildiğinde kas veya sinirde meydana gelen değişiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., matb. elektrikle yapılmış klişe; f. bu şekilde klişe yapmak. electrotyping i. elektrikle klişe yapma; bu şekilde klişe ile basma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atomdan atoma elektron verme ile meydana gelen bağlantı; verilen elektron sayısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden bulunan doğal bir çeşit altın ve gümüş alaşımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. elektuvar, ilâç olarak kullanılan bal ile yoğrulmuş bir çeşit macun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electricity meter reader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electronic clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. bedenin ifrazatını dışarı atan uzuv; s. bu gibi fazlalıkları atan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kanunlaştırmak; harekete geçirmek; karar vermek, hükmetmek; temsil etmek, canlandırmak, oynamak (rol). enactive s. yasama yetkisi olan, yapan, icra eden. enactment i. kanunlaştırma, kabul; kanun, kararname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

istihsal edilen şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. perde arası, antrakt; müz. fasıl arası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneş ve ay yılları arasındaki gün farkı (genellikle on veya on bir gün); yeni doğan aydan itibaren geçen günlerin yılın ilk gününe eklenen sayısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekranda TV programını görebilmemizi sağlayan uyg.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) gece ile gündüzün eşit olduğu zamana ait, ekinoksa ait;ekvatora ait; (i.) ekvator üstünde güneşin geçtiği daire, göksel ekvator; ekinoks fırtınası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dimdik, ayakta duran, dikili, ayağa kalkmış. erective (s.) kaldırıcı. erectly (z.) dikine, eğilmeyerek, (dik.) erectness (i.) dik duruş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kaldırmak, dikmek (sütun, direk), ikame etmek, inşa etmek yapmak; yükseltmek, dikmek (bina); tesis etmek, tertip etmek; (tıb.) bir uzvun dikleşmesini sağlamak; (geom.) belirli bir temel üzerine çizmek (dikey bir şeyi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dikilebilir, dik durabilir; (biyol.) kanla sertleşebilir (doku).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaldırma; kalkma dikilme,penis dokusunun kan dolması ile sertleşmesi; bina, yapı, inşaat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaldıran veya diken şey; anat bir uzvu kaldıran veya dik tutan kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) geğirmek; fışkırtmak. eructa'tion (i.) geğirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (fiz.), (kim.) maksimum erime yeteneği olan, ötektik (madde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.),(astr.) güneş çekiminden ötürü ayın hareketinde meydana gelen düzensizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (huk) tahliye ettirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tahliye etme veya edilme; geri alma veya alınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) cebren almak; mecbur tutmak, icbar etmek; talep etmek; huk (birisini) mahkemeye celbetmek. exacting (s.) titiz, çok kuvvet ve enerji sarfettiren; her şeyin harfiyen yapılmasını isteyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tam, doğru, tamam; kati, kesin; tamamen doğru; pek ince. exactscience matematik gibi kesin sonuçlar elde edilebilen bilim, pozitif ilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cebren alma; cebren ifa ve icra ettirme; cebren alınan para veya yaptırılan iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tam ve doğru olma, her işi yolunda, vaktinde ve doğru olarak yapma, hatasızlık, kusursuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) tam, tamam, tamamen, aynen, kesin olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) doğruluk, sıhhat, hatasızlık, kusursuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beklemek, intizar etmek,ümit etmek, ummak; (k).dili zannetmek, tahmin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bekleme, bekleyiş,intizar, ümit; (huk). beklenen haklar. Iife ex pectancy ortalama ömür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bekleyen, ümit eden, uman (kimse). expectant mother hamile kadın. expectantly (z). bekleyerek,ümitle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bekleme, intizar, ümit; beklenilme. contrary to expectations beklenilenin aksine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhtemel, beklenilen; ümit eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). balgam söktüren: (i). balgam söktürücü ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). balgam çıkarmak, tükürmek. expectora'tion (i). tükürme; tükürük, balgam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). sonradan yapılmış olup öncekileride kapsayan; (huk). karar veya kanun yürürlüğe girmeden öncesi için geçerli olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sönmüş, sönük; nesli tükenmiş, varisi olmayan; battal, ilga edilmiş,kaldırılmış yok edilmiş. extinct animal nesli tükenmiş hayvan. extinct volcano sönmüş yanardağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). söndürme, sönme, imha; bir neslin tükenmesi; ortadan kaldırma; (fiz). ekstinksiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özet, hulâsa, öz, ruh; esans; seçilmiş parça, iktibas edilmiş kısım. beef extract et suyu özü. lemon extract limon özü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çıkarmak, çekmek; söyletmek, itiraf ettirmek; özetini veya özünü çıkarmak; seçmek; (bir kitap vb'nden bir parçayı) almak, iktibas etmek; suretini almak. extractable (s). çıkarılabilir. extractor (i). sökücü, çıkarıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çıkarma, istihraç,çekme (diş); nesil, sülâle, nesep; özet, öz, hulâsa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çıkarılabilir; çıkarıcı; doğal maddeleri işlemeye ait. extractive industries doğal maddeleri işleme endüstrisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (astr). Samanyolu'nun dışında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güneşin battığı zaman 12 kabûl edilen eski alaturka saat.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kompozisyondaki insan yüzleri üzerinde otomatik olarak netleme ve pozlama sağlayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gerçek, hakikat; durum, gösterilen husus veya keyfiyet. factfinding (s). delil toplayan (komisyon). accessory after the fact (huk.) cürüm işlendikten sonra suç ortağı olan kimse .in fact gerçekten, hakikaten,filvaki. matter of fact (bak.) matter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hizip, grup, bölüntü; hizipleşme, ihtilaf. factionist (i). hizipçi, ihtilafçı, partizan. factional (s). taraftar, ihtilaf çıkaran. factionalism (i). partizanlık, ihtilâf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). fitneci, fesatçı, ihtilâf çıkaran, hizipçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yapma, suni, düzme,uydurma, gösterişten ibaret. factitiously (z). suni olarak, uydurarak. factitiousness (i). yapma oluş, sunilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (gram.) bir nesnenin yanı sıra bir de belirleyici tümleç olan fiili gösteren: They made him king. Onu kral yaptılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. factor

ekon. alacaklandırıcı

Vadeli satış yapan firmaların her türlü mal ve hizmet satışından doğan haklarını devralan finansal kuruluş.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sebeplerden biri; (mat.) çarpılanlardan biri: (tic.) bir firmaya borç para veren kimse; (tic.) komisyon alarak satış yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).,(mat.) çarpanlarını bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (mat.) birbirini takip eden çarpanlara ait; (i). 1 'den başlayarak verilen bir sayıya kadar olan ardıl pozitif sayı serisinin çarpımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. factoring

ekon. alacaklandırma

Alacaklandırmak işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fabrika, imalâthane, atölye; (eski.) yabancı bir memlekette iş hanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kâhya, her işi gören memur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) olaylara dayanan; kelimesi kelimesine, tam. factually (z). olaylara dayanarak, keyfiyete göre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). topraktan yapılmış; biçime girer, şekil alır; çömlek işine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. fiction

sin. ve TV kurgu

Gerçek olmayan olay ve kahramanlardan oluşan eser.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). roman ve hikâye edebiyatı, kurgusal edebiyat; hayal, icat, masal, uydurma hikâye; yalan; (huk). kolaylık olsun diye hakikat gibi farzolunan şey fictional s roman ede biyatına ait; hayali fictionalize f roman şekline sokmak fictionist i romancı,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uydurma, hayali fictitiously (z). hayal mahsulu olarak. fictitiousness (i). hayal mahsulu oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). masal veya hayal kabilinden; hayali, uydurma, sahte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). cürmümeşhut halinde, suçüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). flexion.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzensiz bir şekilde değişmek, bir kararda olmamak; kararsız olmak, tereddüt etmek; (tic). değişmek, tahavvül etmek. fluctua'tion (i). düzensiz değişim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parça, kısım; (kim). damıtık madde; (mat). kesir. common fraction adi kesir, bayağı kesir. compound fraction bileşik kesir. decimal fraction ondalık kesir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kesri; cüzi. fractional currency ufaklık, bozuk para. fractional distillation (kim). uçucu sıvıları tedrici hararetle kısımlara ayırma, fraksiyonlu distilasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kısımlara ayırmak (imbikten çekilen sıvılar), damıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (mat). kesirlere ayırmak, kesre çevirmek; kısımlara ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ters, aksi, huysuz, kavgacı. fractiously (z). ters ters. fractiousness (i). huysuzluk, aksilik, çocuk terbiyesizliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kırma, kırılma; kırık; (tıb). kemik veya kıkırdağın kırılması, kırık; yarık; çekiçle kırılınca madenin meydana çıkan yüzeyi; (f). kırmak çatlatmak, yarmak; kırılmak. compound fracture (tıb). kırılan kemik uçlarının deriyi delerek dışarı çıkm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). Fransız akıncı neferi, çeteci asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürtme, delk, sürtünme; (tıb). ovma, friksiyon; anlaşmazlık, ihtilâf. friction clutch (mak). sürtünme kavramı. friction tape (elek). tecrit şeridi, izole bant. friction al (s). sürtme kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyva veren, verimli, semereli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meyva vermek; meyva verir hale getirmek, mümbitleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyva şekeri, früktoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyva veren, verimli, semereli, faydalı, yararlı, karlı, kazançlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Manyetik yataklar üzerine takılmış tweeter diyaframı ve devre sonrası (downstream) akustik lens içeren bir hoparlör tasarımı.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f ic gr!rev, vazife, fonksiyon; kuvvet, hassa; toren, merasim, musamere; mat fonksiyon; f işlemek, go revini yapmak function word gram iki kelime arasındaki ilişkiyi gosteren kelime functioning s faal, işler durumda, icra edilmekte olan, yururlük

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s görevsel, vazifeye ait, kuvvete ait; pratik, ameli; vücut organ larının görev ve hareketlerine ait; biyol mutat vazifesini gören functional disorder tlb vucutta bir organın görevine tesir eden düzensizlik functionalism i görevselcilik, bir şeyin y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i memur, gorevli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD WALKMAN® için koşu gibi hareketli etkinliklerde sorunsuz kullanılmayı sağlayan anti-şok teknolojisi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, kim süt şekerinden yapılan bir çeşit şeker

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s, astr gökadaya ait; samanyoluna ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak: lacto meter

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Giriş sinyaline bağlı otomatik resim geliştirme. En iyi izleme koşulları için.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. diz çökmek (bilhassa ibadette). genuflec'tion, genuflex'ion i. diz çökme (bilhassa ibadette) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. dilin tamamını veya bir kısmını kesme ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuckoo clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuckoo clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gnomon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sundial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sundial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hektar, yeni dönüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). heyecanlı, telaşlı; ihtiraslı; (tıb). verem hastalığında veya müzmin iltihaplı bir hastalıktan meydana gelmiş (humma); yanaklara verem kızartısı veren. hectically (z). telâşla, plansızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüz gram, hektogram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). jelatinli teksir makinası, hektograf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hektolitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hektometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kabadayı; (f). taciz etmek, rahatsız etmek, başına bela kesilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت اجتماعيه] toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Değersiz: Ne hiçten adam olduğu anlaşıldı. 2. Hiç yoktan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. for no good reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (oto). yüksek oktanlı (benzin).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sinir iletilerinin beynin bütünü tarafından algılandığı kuramı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hidroelektrik, su gücüyle hâsıl olan elektriğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. rahmin ameliyatla alınması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Candan, yürekten, samimî: İçten bir arzu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. hearty. true. deep. heartfelt. honest. sincere. internally. interior. bluff. bona fide. candid. childlike. cordial. devout. earnest. faithful. familiar. forthright. genuine. gut. hail-fellow-well-met. heart-to-heart. heart-whole. honest-to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. hearty. true. deep. heartfelt. honest. sincere. internally. interior. bluff. bona fide. candid. childlike. cordial. devout. earnest. faithful. familiar. forthright. genuine. gut. hail-fellow-well-met. heart-to-heart. heart-whole. honest-to. aff

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal. sincere. from within. friendly. from the heart. sincerely. candid. childlike. convivial. cordial. cosy. cozy. devout. earnest. hearty. interior. intimate. open character. real. true.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Yürekten, candan, samimi. En önemli, can alıcı noktasından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one inside the other. concentric. one opening into another room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backstabbing. two-faced. hypocritical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerity. sincereness. heartiness. trueness. fairness. cordiality. faithfulness. ingenuousness. singleness. unaffectedness. warmth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candour. familiarity. sincerity. truth. warmth. frankness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerity. intimacy. unreserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. truly. faithfully. heartily. dearly. cordially. dear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cordially. faithfully. sincerely. truly. frankly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bona fide. candidly. faithfully. from the bottom of one's heart. sincerely. truly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfriendly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impulse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sarılık; bot. yapraklara arız olan sarılık hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cibâyet» ten masdar). 1. Seçip toplama. 2. Tahsildarın vergi ve para tahsil etmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehd» den masdar). 1. Çalışıp çabalama, gayret (bu mânâ ile cehd kelimesinin kullanılması daha doğrudur). 2. islâm dininde din Alimlerinin, şer’İ kaideler dışına çıkmaksızın, yeni bir fikir ortaya atması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجتهاد] çalışma, çabalama. 2.görüş. 3.dinî kaynaklar ışığında görüş bildirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ictihâd). ictihadlar, bk. ictihad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opinion. conviction. interpretation. caselaw. case law. ruling case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar) (c. ictimâiyyât). T. Toplanma, bir yere gelme, birikme, yığılma: Birçok halk içtimâ etmişti. 2. Bir meclis veya hey’etin toplanması, Ar. in’ikad: Bugün meclisin, komisyonun içtimâ günüdür. 3. İki veya daha fazla şeyin birlikte bulunması: Ictimâ-ı zıddeyn = iki zıt şeyin bir araya gelmesi, (edebiyat) Ictimâ-ı sâkineyn = iki sessiz harfin yan yana bulunması (astronomi) İki gezegenin yan yana gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gathering. meeting. assembly. general meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجتماع] toplanma, bir araya gelme, toplantı. 2.toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

toplanmak, bir araya gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعات] toplantılar, bir araya gelişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

social.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعی] toplumsal, sosyal, toplumbilimsel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), ictimaiyyata ait. Sosyal, Fr. social.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) sosyalleşme, sosyalizasyon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sosyalleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sociology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c ). insan topluluklarının yaşayışını, bu toplulukları idare eden nizamları inceleyen ilim. Sosyoloji, Fr. sociologie.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعيات] sosyoloji, toplumbilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) sosyolog, toplumbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعيون] sosyologlar, toplumbilimciler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meyve toplama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cünOb» dan masdar). Sakınıp çekinme, Ar. tevakkî, ihtirâz: Şüpheyi çeker işlerden ictinâb etmeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتناب] kaçınma, uzak durma, çekinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kaçınmak, uzak durmak, çekinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refraining. abstaining. abstention. nonaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to refrain from. to abstain from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cür’et» ten masdar). Cüretlenme, cesarete gelme, atılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cer» den masdar) (paleontoloji). Hayvanın geviş getirmesi (geviş getiren hayvanlara hayvânât-ı müctere denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesâret» ten masdar). Cür’etlenme, korkmayıp atılma (bu kelimenin Arapça’da böyle mânâsı yoktur ve doğrusu tecâsür’dür).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتسار] yüreklenme, cesaret bulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

cesaretlenmek, cesaret bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (y. k.). Bir cemiyetin iç işlerini düzenleyen tüzük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disclosures. revelations. divulgations. disclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افشاآت] açığa vurmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

VW200 ve VW60 ev sineması projektörü modelleri ile birlikte gönderilen yazılım paketi. Image Director 3 yazılımı, kullanım kolaylığı için gama düzeltme ayarını düzenlemek ve saklamak üzere, bir RS-232C kablosu ile projektörünüzü bir bilgisayara bağlamanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vurma, vuruş; vuruşma, çarpışma; etki, tesir. impact crater gök taşının çarpmasıyle açılan krater.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sıkıştlrmak, pekiştirmek. impac'tion i. sıkıştırıp birbirine kaynatma; tıb. inkıbaz, peklik. impacted tooth disçi. çene kemiğine kaynamış diş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. eksik, noksan, kusurlu; bitmemiş; huk. tamam olmayan; uygulanamaz, tatbik olunamaz; gram. bitmemiş bir eylem gösteren (fiil), be ing kipinde olan (fiil); i., gram. bunu belirten zaman veya fiil. imperfectly z. eksik olarak, kusurlu olarak. imper

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kusur, eksiklik, noksan, ayıp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaplamaz; uygulanamaz; idare olunamaz, ele avuca sığmaz; kullanışsız, elverişsiz, pratik olmayan; geçilmez, çetin (yol). impracticabil'ity i. elverişsizlik, pratik olmayış imprac'ticably z. elverişsiz bir şekilde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elverişsiz, uygulanması mantığa aykırı; beceriksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. cürmü meşhut halinde, suçüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hareketsizlik faaliyetsizlik: atalet avarelik. inactive s. hareketsiz, atıl. inactively z. hareketsiz olarak; avere olarak. inactivity i. hareketsizlik; avarelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yanlış, hatalı, doğru olmayan; düzeltilmemiş; yakışıksız, biçimsiz. incorrectly z. yanlış olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çürümez; hatasız, yanılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıkılmaz, bozulamaz, yok edilemez, çok dayanıklı, tahrip olunamaz. indestructibly z. yıkılamayacak şekilde. indestructibility i. yıkıl- mazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. suçlamak; sorguya çekmek. indictable s. suçlanabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tar. Roma'da on beş yllllk süre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iddianame; suçlama, töhmet; dava açma. bill of indicment juri heyetine sunulan resmi ithamname. joint indictment birkaç kişiyi birden suçlayan ithamname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dolaşık, dolambaçlı, doğru olmayan, dolaylı; hile türünden; dolaylslyla olan; doğrudan doğruya olmayan, araçlı. indirect cost dolaylı masraf. indirect damage dolaylı zarar. indirect discourse sözcünün söylediklerinin şahıs ve zaman değişimiyle nak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dolaylı söz veya hareket; doğru olmayan hal veya hareket, hilekârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. belirsiz, seçilmez, iyice görülmez, ayırt edilmez. indistinctive s. tefrik olunamaz; tefrik edemeyen. indistinctly z. belirsiz surette. indistinctness i. belirsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. herhangi bir düşünce sisteminin esaslarını öğretmek; telkin etmek, (fikir) aşılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., A.B.D. resmen askere almak; vazifeye geçirmek, memuriyete başlatmak. inductance i., elek. indüktans

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. askere yeni alınan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzamaz, çekilip tel şekline giremez; boyun eğmez, inatçı. inductility i. uzamayış; inatçılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. memuriyete geçirme; man. tümevanm; özel durumlarda doğruluğu kesin olan bir önermenin genel durumlarda da doğru olduğunu tanıtlama, sonuç çıkarma; elek. indüksiyon. induction coil indüksiyon bobini. induction current tesir akımı. induction motor i

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tümevarımsal, tümevarımlı; indüksiyon yapan; ilkel. inductively z. tümevanmsal bir yolla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tesirsiz, beklenilen tesiri göstermeyen, iyi tesir bırakmayan, faydasız, kabiliyetsiz. ineffectively z. netice vermeden, sonuç vermeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tesirsiz, faydasız, boş, başarısız. ineffectually z. boşuna, faydasızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaçınılamaz, bertaraf edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tam doğru olmayan, yanlış, hatalı; hakikatten farklı, hakiki rakam veya ölçüden farklı. inexactly z. tam doğru olmayarak. inexactness i. tam doğru olmama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bulaştırmak, hastalığı sirayet ettirmek; bozmak; huk. ifsat etmek; herhangi bir hissi sirayet ettirmek. infection i. bulaşma, bulaştırma, sirayet, geçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulaşıcı, sari; bulaştırıcı; bozucu, ifsat edici; başkalarına kolay geçen (gülme, neşe). infectiously z. bulaşıcı olarak, başkalarına kolay geçebilir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ses tonunu değiştirmek; eğmek; gram. tasrif etmek, çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, İng. inflexion i. sesin yükselip alçalması; bükülme, eğilme, eğrilik; gram. çekim, büküm; mat. yayın iç bükeylikten dışbükeyliğe veya aksine değişmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. vermek (ağn, acı, ceza). inflict a punishment on a person birini cezaya çarptırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ceza, eziyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. suç, kurala veya kanuna karşı hareket, kuralları bozma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. içeri atmak; sokuşturmak; şırınga etmek, enjeksiyon yapmak. injector i. enjeksiyon yapan kimse veya şey; mak. enjektor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içeri atma; içeriye atılan şey; tıb. enjeksiyon, zerk; mak. islim kazanına soğuk su sıkma; konu dışı bir fikri ortaya atma. injection cock püskürtme musluğu. injection engine soğuk su sıkarak islimi yoğunlaştıran makina, kondanseli makina. injectio

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, uyarma, öğüt; emir verme, yasak etme; huk. taraflardan birine belirli bir davranışta bulunmamasını emreden karar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. inşâ), inşâlar. bk. İnşa. 4

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constructional. constructive. construction. structures. building. architecture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. construction. constructions. buildings. constructing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

construction. building. building under construction. structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T.). İnşaat işleri yapmayı meslek edinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

builder. constructor. building contractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractor. builder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

builder. contractor. construction foreman. constructor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. the construction business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the construction business. trade. fixed construction. building line. building trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar. Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarım kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Artık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar.

Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarını kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Arlık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böcek, haşere; nefrete lâyık kimse. insect powder haşarat tozu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böcek beslemeye ve üretmeye mahsus yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haşarat ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haşarat cinsinden, haşarattan ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böcekçil hayvan. insectiv'orous s. böcek yiyen, böcekçil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teftiş etmek, muayene etmek, yoklamak, bakmak. inspection i. muayene, yoklama, teftiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müfettiş, tetkik memuru, enspektör; kontrol memuru. inspetorate, inspectorship i. müfettişlik memuriyeti veya dairesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insiyak, içgüdü; istidat. instinctive s. içgüdüye ait, içgüdüsel. instinc'tively z. içgüdüsel olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., gen. with ile dolu (can, his, kuvvet ile).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. okutmak, ders vermek, öretmek, eğitmek; talimat vermek, yol göstermek. instructor i. öğretmen, eğitmen; asistan; okutman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğretme, öğrenim, eğitim, talim; bilgi verme. instructions i. direktif, emir, talimat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. öğretici, eğitici. instructively z. bilgi verici bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. isyan, ayaklanma, ihtilâl. insurrectional, insurrectionary s. isyan kabilinden. insurrectionist i. isyan taraftan, asi, baş kaldıran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bozulmamış, dokunulmamış, el sürülmemiş, salim, eksiksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akıl, zihin, idrak, anlık; akıl sahibi kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anlama, anlayış, idrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. akli, zihni; akıllı, yüksek zekâ sahibi; çok okumuş, âlim, bilgili, münevver; i. münevver kimse, entellektüel kimse. intellectuality i. münevverlik, zihni kabiliyet. intellectually (z.) zeka ile, anlayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) münevverlik, anlıkçılık, ilmin mantıktan çıktığını ileri süren kuram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) akla fazla kıymet veren kimse; ilmin mantıktan çıktığını iddia eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) âlimce ifade etmek; düşünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirini etkilemek. interaction (i.) birbirine tesir etme. interactive (s.) birbirini etkileyen .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirine bağlamak. interconnection (i.)birbirine bağlı olma; bağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yasak, yasak etme; (Kat.) bir kimseyi kilise veya ibadet ayinlerinden menetme .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) menetmek, yasak etmek; (Kat.) kilise ayinlerinden menetmek. interdiction (i.) yasak. interdictory, interdictive (s.) yasak eden, yasaklaylıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (astr.) gökadalar arası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) içine atmak, arasına katmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ünlem, nida; nida etme; söz arasına koyma. interjec- tional (s.), (gram.) ara söz kabilinden; ünlem şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kesişmek; katetmek, kesmek, ikiye bölmek, birbiri üzerinden geçmek (yol).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kesişme, kavşak; (geom.) kesişme noktası veya hattı, ara kesit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, serkeş; kolay kontrol edilemeyen, yola getirilemeyen. intractabil'ity, intractableness (i.) kolaylıkla yola getirilememe. intrac'tably (z.) kolayIıkla kontrol edilemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) takdim, tanıştırma; tavsiye mektubu; kitap önsözü; başlangıç; giriş; ortaya getirilen veya konan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) önsöz veya tavsiye kabilinden; tanıtma maksadıyle yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (psik.) kendisini başka biri veya başka bir şey zannetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kendi düşünce veya hislerini tahlil etmek. introspection (i.) kendi düşünce ve hislerini tetkik ve tahlil etme, murakabe, iç gözlem. introspective (s.) kendi kendini tetkik kabilinden .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yağ sürme, yağlama; (tıb.) ovarak yağı deriye içirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) ağır hakaret, sövüp sayma, küfür, tahkir, tezyif; (s.) küfür mahiyetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) yalnız bu sebeple, fiilen, haddi zatında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dahili bir fotoğraf sensörü, ortam aydınlatma koşullarını kontrol eder ve resim parlaklığını otomatik olarak ayarlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) göz önünde bulundurmayan, -e bakmaksızın, hesaba katmayan. irrespective of ne olursa olsun, hesaba katmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) övünme; (huk.) başkasının zararına olan boş övünme veya sav; (tıb.) çırpınma. jactitation of marriage (İng.), (huk.) gerçeğe aykırı olarak belirli bir şahısla evlenmiş gibi davranma suçu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitişme, birleşme; bitişilen yer, birleşme yeri, kavşak yeri, iki demir yolunun birleştiği yer. junction box elek. bağlantı kutusu, elektrik tellerinin birleştiği noktada bulunan kutu, buat, kutu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitişme, bağlantı, irtibat; oynak yeri, mafsal; dikiş yeri; nazik zaman, mühim an; aralık, vakit, zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. yargılama hakkı, hâkimin yargılama dairesi; salahiyet, yetki; hükümet, hükümetin nüfuz dairesi. jurisdictional s. hükümet nüfuzuna veya nüfuz dairesine ait; işçi sendikalarının yetki alanına ait. jurisdictional dispute sendikalar arasında çı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyüklük ve yolcu taşıma kapasitesi bakımından otomobil ve otobüs arasında yer alan bir nakil vasıtası, minibüs. 2.. Bir çeşit iskambil oyunu. 3. Kalabalık yerlerde birinden bir şey kapıp kaçmak şeklindeki hırsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing by snatching. minibus. getaway van. station wagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kilowatt hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kilowatt-hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrist watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wristwatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrist watch. wristwatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1) Bir yapıda taşıyıcı nitelikte olan ya da olmayan bütün imalatlar. Bir inşa etme eylemi sonucunda ortaya çıkan ve bir araya gelerek yapıyı oluşturan öğeler bütünü. (2) İnşa etme etkinliği, yapım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

control clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hourglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sandglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hour glass. hourglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sütten, sütle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) laktik asidin tuzu veya esteri; (f.) süt hasıl etmek; meme vermek, emzirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) süt salgılama; emzirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) süte ait; süte benzer; sütlü; (i.), (anat.) bağırsaklarda emilen gıda maddesini taşıyan lenfa damarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) süte ait, ekşimiş sütten çıkarılan. lactic acid süt asidi, laktik asit. lactic fermentation yoğurt yapımında sütte meydana gelen kimyasal değişim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) süt veren, süt salgılayan, süt taşıyıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sütün özgül ağırlığını ölçen alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sütteki yağ miktarını tespit eden alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) süt şekeri, laktoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilise kürsüsü; toplantıda konuşmacının önündeki kürsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı kiliselerde ayinlerde okunmak üzere ayrılmış parçaları kapsayan kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. konferans, belirli bir konu üzerine konuşma; umumi ders; tekdir, paylama, azarlama; f. konferans vermek; ders vermek: tekdir etmek azarlamak. lecturer i. konferans veren kimse; okutman. lecture ship i. okutmanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tiyatro rolünü harfi harfine ezberlemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Roma'da yüksek memurlann önünde giden ve elinde değneklerle sarılmış bir balta taşıyan subay, baltacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. lipostructure

yağ ekletme

Yağ aldırma işlemi sırasında alınan yağların yüzün belli bölgelerine yedirilmesi yoluyla yüze genç bir görünüm kazandırılması.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. liposuction

yağ aldırma

Vücuda şekil vermek amacıyla fazla yağların belli yöntemlerle alınması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lânet, beddua; iftira.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. suçlu kimse; kötülük eden kimse. malefac'tion i. kötülük etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yolsuzluk, kötü hareket; huk. itinasızca veya yanlış tedavi; vazifede ihmal veya suiistimal, görevi kötüye kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. imal, yapma; mamulat; f. imal etmek, yapmak; yalandan icat etmek, uydurmak. manufacturer i. fabrikatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tabii, alelade; hayale kapılmaz, heyecansız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. su dökmek, işemek. micturi'tion i., tıb. sık sık su dökme hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. Hayret!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü davranış; zina; suiistimal; kötü idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü idare etmek. misconduct oneself ahlâkseca davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanlış anlama, yanlış yorumlama, yanlış mana verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış salık vermek, yanlış yola sevketmek, yanltmak, yanlış yol göstermek, yanlış tarif etmek. misdirection i. yanlış salık verme, yanıltma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Seçilmiş, seçkin.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Seçilmiş, seçkin. Hz.Peygamberin isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehd» den İf.) (c. müctehidin). Kur’an ve hadislerden yeni hükümler çıkaracak kudrette din ve hukuk bilgini, imam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İctihad eden, gücü yettiği kadar çalışan. Ayet ve hadislerden şer’i hükümler çıkaran din alimi. - İmam-ı Azam gibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den if.) (mü. müctemia). Toplanmış, toplu, bir yere gelmiş, birleşmiş, birleşik. MemSlik-i müctemia = Birleşik ülkeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Toptan, toplanmış oldukları halde, hep birden, cemâatle: Müctemian gittiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cânib» den if.) (mü. müctenibe). Çekinen, uzaklaşan, bir tarafa çekilip karışmayan, çekingen: Pek müctenib bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜCTERR) (i. A. «cer» den if.) (mü. mücterre). Geviş getiren: Hayvân-ı mücter, hayvânât-ı müctere (geviş getiren hayvanlar).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. dolandırmak; cereme ile cezalandırmak; i. cereme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجتمع] derli toplu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. nektar (tanrıların içkisi), abıhayat, bengisu; bot. balözü, nektar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tüysüz şeftali, durakı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ihmal etmek, savsaklamak; bakmamak, yüzüstü bırakmak; kusur etmek; yapmamak, aldırmamak; i. ihmal; ihmal olunma. neglectful s. ihmalci, savsak kayıtsız. neglectfully z. ihmal edercesine. neglectfulness i. ihmalkârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. böbreği çıkarma ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. göz kırpmak. nictitation i. göz kırpma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (meteor.) gece parlayan (bulut).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) geceye özgü; geceleyin olan; geceleyin çiçek açan; geceleri gezen veya yem arayan (hayvan). noctur nally (z.) gece, geceleyin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) tatlı ve duygulu müzik parçası, geceye mahsus parça; resimde gece manzarası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fiz.) geçirmez madde, iletken olmayan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) tesirsiz, etkisiz; (ask.), (den.) hizmete yaramaz (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kurgusal olmayan düzyazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (güz.) (san.) nesnel olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mahsul vermeyen, verimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kısıtlamayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mezhebe bağlı olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(huk.) bir hakim tarafından resmi olmayarak ileri sürülen fikir; rasgele söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şey, madde, görülür veya dokunulur şey, nesne, obje; hedef, nişan, amaç; (gram.) nesne. object at issue (huk.) anlaşmazlık konusu; iddia olunan şey. object glass bir mikroskop veya teleskopun hedefe yakın olan merceği veya mercekleri, objektif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) itiraz etmek, uygun görmemek, razı olmamak; karşı gelmek; itiraz olarak ileri sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) nesnelleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) itiraz; itiraz etme; itiraz sebebi. objectionable (s.) itiraz edilebilir, yolsuz. His actions were objectionable. Terbiyesizce davrandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) objektif; öznel olmayan, dıştan olan; gerçek; (gram.) nesneye ait; nesnel; amaca ait; (i.) hedef; gram nesne; mikroskop veya teleskopta objektif (mercek). objective case ismin (i.) hali. objectively (z.) nesnel olarak. objectiv'ity (i.) tara

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) nesnellik taraftarlığı; (güz.) (san.) nesnel öğeler kullanma eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) engel olmak, mani olmak; tıkamak, kapamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mani, mania, engel, set; blokaj, bloke etme. obstructionism (i.) siyasette bloke etme. obstructionist (i.) bloke eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) engel olan. obstructively (z.) engel teşkil ederek. obstructiveness (i.) engelleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) October.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sekizli takım; (kim.) sekiz değerlikli bir eleman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sekiz köşe ve kenarlı şey veya şekil, sekizgen; sekiz taraflı yapı veya yer. octagonal (s.) sekiz kenarlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (geom.) sekiz düzlemli ve üç boyutlu şekil. octahedral (s.) sekiz yüzlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) oktan. octane number oktan öIçüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) sekiz açılı; (i.) sekizgen. octangular (s.) sekiz köşeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (geom.) bir dairenin sekizde biri; (astr.) bir gökcisminin diğerinden 45 derece uzaklıkta iken bulunduğu yer; oktant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) oktav, sekizlik perde tertibi; sekiz notalık ara; dini yortudan sonra gelen sekizinci gün; sekiz mısralı şiir; bir sonenin sekiz mısraı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) sekiz yaprak halinde katlanmış kağıt tabakası; bu büyüklükte kitap; (s.) tabakası sekiz yaprağa katlanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sekiz senede bir olan; sekiz sene süren, sekiz senelik. octennially (z.) her sekiz senede bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) sekiz kişi tarafından çalınan veya söylenen müzik parçası; sekiz kişiden meydana gelen koro veya orkestra takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İng.) kırk sekiz sıfırı olan rakam; ABD yirmi yedi sıfırı olan rakam, oktilyon. octillionth (s.) oktilyona ait, oktilyonuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek sekiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ekim; (İng.) ekim ayında yapılan bira veya elma suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) bir tabakanın on sekiz yaprak olmak üzere katlanmasından meydana gelen (forma veya kitap).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) seksen yaşında, seksenlik (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ahtapot, (zool.) Octopus; yaygın ve yıkıcı örgüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sekiz heceli mısra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şehir sınırında özellikle yiyeceklerden alınan giriş vergisi, oktruva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sekiz kat, sekiz misli, sekiz kere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sekizli, sekiz misli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koklama hissi, koku alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. koklamaya ait; i., gen. çoğ. koklama organı, burun; koklama hissi. olfactory nerve koku siniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kokuları aletle tahlil etme ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (rolu) abartmalı bir şekilde oynamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereğinden fazla korumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. yumurtanın rahme giderken geçtiği kanal, yumurta geçidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pakt, antlaşma, sözleşme, mukavele, ahit, misak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parking meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. pectines) zool. ibik; kuşların ve sürüngenlerin gözlerinde bulunan renkli perde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bazı ham meyvalarda bulunan jelatinli bir madde, pektin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. göğüs boşluğuna ait; göğüse veya akciğer hastalıklarına ait (ilaç); göğüs üzerinde taşınan, boyuna asılan (süs): göğüsten veya gönülden gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f tamamlamak, bitirmek, ikmal etmek; tekamül ettirmek. perfectibil'ity i. kemale erme kabiliyeti. perfectible s. tamamlanabilir; tekâmül ettirilebilir. perfective s. mükemmelleştirici; tamamlayıcı. perfectively z. tamamlayıcı olarak; mükemmelleştirici

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tam, mükemmel; kusursuz; iyice öğrenilmiş (ders); bot. olgun; aynı çiçekte hem erkeklik hem dişilik uzvu olan, tam; k.dili pek çok, müthiş; gram. geçmiş; i., gram. geçmiş zamanlı fiil; geçmiş zaman. perfect circle tam daire. perfect nonsense saç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğrafların çekildiği andaki kadar canlı görünmesini sağlayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kemal, mükemmellik, tekâmül; bitirme, ikmal, tamamlama; kusursuz kimse veya şey; kusursuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. günahsız hayatın kabil olduğunu kabul eden kuram; hayatın en yüksek gayesinin ahlâki kemale erişmek olduğunu kabul eden kuram. perfectionist i. bu nazariyeler taraftarı; her şeyin mükemmel olmasın aşırı derecede isteyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşünülmeden ve mekanik olarak yapılan: dikkatsiz, baştan savma; sıkıcı, formalite icabı. perfunctorily z. formalite icabı olarak; dikkatsizce, baştan savma. perfunctoriness i. formalite icabı yapma; dikkatsizlik, kayıtsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. perspektif; görüş açısı; s. perspektife göre resimlendirilmiş. perspective view mesafelere oranla görünüş, perspektif manzara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Üç boyutlu gerçeklikleri, iki boyutlu resim düzlemi üzerinde betimleyerek, üçüncü boyut yanılsaması yaratma işine yarayan bir resim ve çizim tekniği. Antikitede bugünkü anlamıyla perspektif tekniği kullanıldığı söylenemezse de örneğin, Pompei duvar resimlerinde üçüncü boyut verme çabası önemli bir yer tutar. Gerçek perspektifin ancak 15. yüzyılda Rönesansla ortaya çıktığı kesindir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taş kesilme, taşlaşma; taş kesilmiş şey, fosil. petrifactive s. taş haline getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ışınlar ile elektriğin ortak etkilerine veya birinin diğerini hasıl etme gücüne ait, fotoelektrik. photoelectric cell fotosel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fotoğrafçılık işlemi ile yapılan klişe; bu klişeden çıkarılan resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Musevilikte Kitabı Mukaddes'ten kısa bir parça taşıyan deri kutu; muska, hamail, tılsım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Uyumlu dijital fotoğraf makinesi ve yazıcı arasında usb üzerinden direkt baskı imkanı sağlayan standardın adı.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

PictBridge™ teknolojisi kullanıcının USB kablosu aracılığıyla fotoğraf makinesi veya video kamerayı doğrudan uyumlu bir yazıcıya bağlamasına olanak sağlar. Kullanıcı, fotoğraf makinesinin LCD ve kontrollerini kullanarak fotoğraf seçebilir, düzenleyebilir ve yazdırabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. harf yerine resim kullanılan yazı, resimyazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. resimlere ait; resimli; resim gibi, resim şeklinde ifade edilmiş; grafik halinde; i. resimli dergi. pictorially z. resimlerle; resim gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. resim, tasvir, suret, timsal; tanımlama, tarif; filim; gorüntü; f. tanımlamak, tarif veya tasvir etmek, resmetmek; canlandırmak, tasavvur etmek, hayal etmek. picture book resim kitabı, resimli kitap. picture frame resim çerçevesi. picture gall

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony görüntü ve video düzenleme yazılımı paketi

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Picture Power, akıllı resim ve kontrast geliştirme teknolojilerini içermektedir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

PictureGear™, mevcut görüntü dosyalarını genel olarak gösterir ve düzenler. Diğer seçenekler arasında Microsoft® Windows® masaüstü için basit arkaplan tasarımı ve temel slayt gösterileri bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinelerinde görüntülerin işlenmesi, organizasyonu ve paylaşımı gibi konularda kullanıcıya yarar sağlayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pitoresk, resim konusu olmaya elverişli, renkli, etkili; güzel; canlı, kuvvetli (ifade). picturesquely z. pitoresk bir şekilde. picturesqueness pitoresk oluş; güzellik, canlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pizoelektrik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

‘Resim içinde resim’ özelliği ile aynı anda pek çok kanalda ne olduğunu izleyebilir. Daha düşük enerji tüketimi kullanıcılara çok daha uzun çalışma süresi sunar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Estetik etkiyi matematiksel düzen bağıntılarıyla değil de, doğadaki gibi bir rastlantısallıkla elde etmeye çalışan her tür sanatsal tutumu niteler. 18.yy. İngiliz bahçe tasarımı, Yakın Çağda Pitoresk tutumun ilk örneklerini vermiştir. Bu dönemde doğanın Baroktaki gibi geometrik biçimde düzenlenmesi yadsınıp doğal öğeler kullanılarak “düzenlenmemiş”, “el değmemiş” doğa izlenimi yaratacak bahçeler oluşturulmaya çalışılmıştır. Aynı tutum hemen hemen zamandaş olarak resim sanatında da görülür. Bu anlayıştaki resimler doğayı bir yandan “olduğu gibi” yansıtmaya çabalarken öte yandan da onu “yabani” olmaktan uzaklaştırmışlardır. Dolayısıyla pitoreski Romantizmden bağımsız düşünmek olanaksızdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. mızrap, çalgıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., gram. belirli bir geçmişteki olaydan daha önce olmuş olayın hikâyesi, (kıs. plup).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yapılabilir, icrası mümkün; kullanışlı, elverişli. practicabil'ity i. kullanışlılık, pratiklik. practicably z. pratik surette, kullanışlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pratik, ameli; işe gelir, kullanışlı, elverişli, uygulanabilir; tecrübeli; işlek; fiili. practical joke eşek şakası. practical nurse pratikten yetişme hemşire. practically z. hakikaten, gerçekten; hemen hemen, yaklaşık olarak, takriben; faydalı su

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygulanabilme, tatbik imkanı, elverişli olma; pratik iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. practise i. tatbikat, uygulama; pratik; egzersiz, idman; alışkanlık, itiyat, adet; huk. dava açma usulü; sanat icrası; iş, müşteri çokluğu; çoğ. desise, hile, oyun. Practice makes perfect. Eg- zersiz veya idman yaparak ilerleme kaydedilir. Meşk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. practise f. fiilen icra etmek, yapmak; çalışmak; uygulamak, tatbik etmek; bir meslekte çalışmak; pratik yapmak, egzersiz yapmak, talim etmek; kendini alıştırmak. Practice what you preach. Davranışlarınız sözlerinize uysun. Verdiğiniz telkini k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pratisyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mıntıka, bölge, yöre, havali; çevre; A.B.D. seçim bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir şeyin vukuunu önceden haber vermek, kehanette bulunmak. prediction i. kehanet, önceden haber verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraftar olma, tarafını tutma, tercih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Roma'da vali, yüksek rütbede memur; baş memur, reis; Paris polis şefi; özel okullarda bazı sorumlulukları olan öğrenci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir vali veya yüksek rütbeli memurun sorumlu olduğu bölge, makam, hizmet süresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. konferans vermek, ders vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., huk. bir çeşit dava vekili; üniversitede disiplini sağlayan memur; f. (sınavda, sınıfta) disiplini sağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ürün, mahsul, hasılat; sonuç, netice; mat. çarpım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imal, üretim, istihsal; ürün; eser; sahneye koyma; uzantı (çizgi); huk. ibraz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. verimli, bereketli, mümbit; yaratıcı. productive of meydana getirici. productively z. verimli surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. verimlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. plan, proje, tasarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileriye doğru atmak; sondurmak, çıkıntılı yapmak; atmak, fırlatmak; plan kurmak, tasarlamak, düşünmek, tasavvur etmek; (film, resim) perdede göstermek; mat. bir düzlem üzerinde simetrik bir şekil vücuda getirmek için belirli bir şeklin her noktasında

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. fırlatıcı; atmayla meydana gelen; i. mermi, top güllesi, tabanca kurşunu, fırlatılan taş veya mermi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırlatma, atma, atış; çıkıntı, sondurma, fırlak yer; proje, tasarı, oranlama; projeksiyon, izdüşüm; sin. gösterim. projection booth gösterim odacığı. map projection harita çizme usulü, haritada kullanılan izdüşüm sistemi, projeksiyon. Mercator's pr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. izdüşüm kabilinden ve bundan meydana gelen, izdüşel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. projektör, sinema makinası; bir şeyi zihninde kuran kimse, proje düzenleyen kimse, plan yapan kimse; fener kulesinde kullanllan ışık aynası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. hastalıktan koruyan; i. koruyucu ilaç; prezervatif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. beklenen şey ümit; bekleme, gözleme; bakış; manzara, görünüş; ihtimal; maden damarına ait belirti; muhtemel müşteri; f. maden araştırmak. in prospect beklenen; ümitle beklenen. prospector maden ocağı arayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. beklenen, ümit edilen; gelecekte olan, müstakbel; muhtemel. prospectively z. ileride, istikbalde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. detaylı proje; yayımlanacak kitabı ayrıntılı olarak tarif eden broşür, prospektüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. korumak, muhafaza etmek, saklamak, himaye etmek; ikt. yabancı mallara yüksek gümrük koymak suretiyle yerli malları korumak. protecting s. koruyan, himaye eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koruma, muhafaza, himaye; sığınacak yer, korunacak yer, barınak; serbest seyahat vesikası; ikt. ithalat üzerine gümrük koyarak yerli malları koruma; A.B.D., (argo) rüşvetle elde edilen güvenlik. protectionism i. yüksek gümrük koymak suretiyle yerli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. koruyucu, himaye edici; savunucu. protectively z. himaye edercesine. protectiveness i. himayecilik, himaye temayülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hami olan kimse, koruyucu kimse; kral vekili. protectorship i. hamilik; kral vekilliği. protectress i. hami kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamilik; bir hükümetin daha kuvvetli bir hükümet tarafından kontrol ve idaresi; başka devletin idaresinde bulunan devlet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uzatmak; küçük ölçekle kopyasını veya planını yapmak; anat., zool. öne doğru çıkmak, dışarıya uzatmak. protraction i. uzatma; ölçekle çizme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iletki; anat. uzatıcı kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., paleont. soyu tükenmiş uçan bir sürüngen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. benekli, nokta nokta. puncta'tion i. beneklilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teşrifat ve resmiliğin en ince noktası; titizlik, merasim düşkünüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teşrifat ve resmiyette fazla titiz. punctiliously z. dikkatle,titizlikle. punctiliousness i. titizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her şeyi dakikası dakikasına yapan, tam vaktinde olan; bir noktadan ibaret. punctually z. tam vaktinde, dakikası dakikasına. punctual'ity, punc- tualness i. dakiklik, bir işi tam vaktinde yapma hususundaki titizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. noktalamak, cümleleri ayırmak için nokta koymak; üzerinde durmak; nokta gibi arasına girmek (söz).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. noktalama; noktalama işareti; cümleleri ayırma kuralı. punctuation marks noktalama işa- retleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. delme; iğne deliği gibi ufak delik; patlama (otomobil lastiği); f. delmek, delik açmak; değersizliğini ispat etmek. We had a puncture. Lastiğimiz patladı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. mide kapısını kesme ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ısı elektriğine ait; i. ısı elektriği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı kristallerin ısınmasıyle meydana gelen elektriklenme, sıcakla üreyen elektrik, piroelektrik lilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. radyoaktif. radioactive series radyoaktif dağılma dizisi. radioactivity i., fiz. radyoaktivite, radyoetkinliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Saat, 77,5 kHz’den iletilen LW radyo sinyali ile otomatik olarak ayarlanır. Radyo sinyali bir atom saatinden verilir. Böylece kış ve yaz saati düzeltmeleri de dahil olmak üzere saat ve tarihin her zaman doğru ayarlanmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili neşeli, gürültülü; deliduman, delişmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) basıncını azaltma (hava, gaz).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tekrar Yazılabilir Tüketici Zaman Kodu, resimlere, çekildikçe otomatik olarak numara verir. 8 mm ve Hi8 videolarda kodlama içinde kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tepki göstermek, tepkimek; tersine hareket etmek; (fiz.) tepmek, geri vurmak; (kim.) reaksiyona girmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tepki; karşı koyma, tepkime; mukabele, karşılık, aksi tesir; irtica; (biyol.) tepke; (psik.) tepki; (kim.) reaksiyon; (tıb.) ilâcın hasta üzerinde aksi tesiri, reaksiyon. reactionary (s.), (i.) gerici, mürteci (kimse). reactionist (i.) gerici kim

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar yürürlüğe koymak, tekrar çalıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tepkisel; aksi tesir yaratan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tepki gösterme; (kim.) reaksiyona girme kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden toplamak, yeniden yığmak; kendini toplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) hatırlamak. recollection (i.) hatıra; hatırlama; hatırlanan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar inşa etmek, yeniden yapmak veya tertip etmek; kalıntılarından eski halini anlamak; geçmiş bir olayın ayrıntılarına inerek parça parça incelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tekrar inşa; yeniden yapılan şey; savaştan sonra kalkınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (anat.) rektuma ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (geom.) dikdörtgen. rectan'gular (s.) dik açıları olan, dikdörtgen şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tashih etmek, düzeltmek, ıslah etmek; tasfiye etmek, taktir etmek; doğru hale koymak; (elek.) dalgalı akımı doğru akıma çevirmek. rectifi'able (s.) tashihi mümkün, düzeltilir. rectification (i.) tashih, ıslah, düzeltme; tasfiye. rectifier (i.), (

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir istikamette bulunan veya giden; hatları veya kenarları doğru olan; (geom.) doğrulu, doğrusal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dürüstlük; doğruluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sağ taraftaki sayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mıntıka papazı, kilise papazı; bir okul veya üniversitenin başkanı, rektör. rectorate, rectorship (i.) papaz veya reisin rütbesi veya görev süresi; rektörlük. rector'ial (s.) reisliğe veya papazlığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mıntıka papazı evi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (anat.) bağırsağın makada bitişik düz parçası, kalınbağırsağın son kısmı, rektum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. ti) (anat.) düz kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yazı haline koymak; tashih edip basılmak için hazırlamak. redaction (i.) düzeltilmiş ve düzenlenmiş nüsha; yeni bası. redactor (i.) bir metni değiştiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden salık vermek; (mektuba) düzeltilmiş adresi yazıp yollamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) seçim bölgelerini yeniden sınırlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) bir şeyin mantıksızlığını ispat; aksinin yalan olduğunu ispat suretiyle bir fikrin doğruluğunu gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) azaltma, eksiltme, küçültme; azaltılmış şey; (tıb.) organı normal yerine getirme; perhizle zayıflama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (pol.) tekrar seçmek. reelection (i.) tekrar seçilme. reenforce (bak.) reinforce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hafif kahvaltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) manastır yemekhanesi; üniversite yemekhanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) aksetmek, yansımak; ayna gibi hayalini göstermek; netice olarak vermek; düşünmek, tefekkür etmek. reflect on kusurunu göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fiz.) bir yüzeye çarpan ışıkla yansıyan ışık arasındaki oran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) akseden; derin düşünen. reflecting circle (astr.) oktant cinsinden tam daire bir alet. reflecting telescope aynalı teleskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çarpıp geriye veya başka yöne sekme; aksetme, yansıma, refleksiyon; aksettirilen şey, akis; üstüne atma, iftira, ayıplama, kınama; düşünme, tefekkür; fikir, düşünce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) aksettiren, aksedici; aksettirilmiş; düşünceli, mütefekkir; düşünce mahsulü. reflectively (z.) aksederek; derin düşünerek. reflectiveness (i.) derin düşünme; aksetme niteliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) reflectance.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ayna, yansıtaç, reflektör; aynalı teleskop; ses aksettiren cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ışınları kırmak. refract (İng.) angle kırılma açısı. refracting telescope mercekli teleskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kırılan. refractive index kırılma oranı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mercekli teleskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, itaatsiz; kolay işlenemez, erimez. refractorily (z.) inatla. refractoriness (i.) inatçılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kabul etmemek, reddetmek; secip defetmek, bir tarafa atıvermek. rejection i. reddetme, reddedilme. rejection slip editörden yazara gönderilen kullanamayız pusulası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cinsi tükenmekte olan bir hayvan veya bitki türü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. istenmeden yapılan, gönülsüz, isteksiz, zorla yapılan. reluctance, reluctancy i.istemeyiş,gönül- süzlük, rızasızlık. reluctantly z. istemeyerek, gönülsüzlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. elektrik cereyanına veya mıknatıslanmaya karşı direnç derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üreme; tekrar hâsıl etme veya husule gelme; hayvan veya bitkilerin üremesi. reproductive s. yeniden hâsıl eden veya olan; zürriyet hâsıl etme kabilinden. reproductive organs üreme organları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., tıb. yarıp parçasını çıkarmak. resection i., tıb. yarıp bir uzvun parçasını çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında üç boyutlu nesne ve varlıkların, iki boyutlu olarak üzerinde betimlendiği düzlem. Kullanımı tüm uygarlık ve üsluplarda farklıdır.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İzlediğiniz kanalın teleteksti, ekranın sağ tarafında gösterilirken, resim solda kalmaya devam eder.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. münasebet, yön, husus; hürmet, saygı, itibar, hatır sayma; uyma; çoğ. hürmetler, selâmlar, saygılar. pay one's respects saygılarını sunmak. with respect to, in respect to göre, konusunda, -e gelince .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hürmet etmek, hürmete lâyık saymak; saygı göstermek; ilgisi olmak. respecter of persons kişilere rütbesine göre değer veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hürmete lâyık olma, itibar, saygınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hürmete lâyık; namuslu; hatırı sayılır, epeyce, hayli; ahlâk veya davranışları iyi; dış görünüşü iyi. spectably z. hürmete lâyık şekilde, namusu ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hürmet gösteren, saygılı, hürmetkâr. respectfulness i. hürmetkârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her biri kendisinin olan, ayrı ayrı. They went to their respective homes. Her biri kendi evine gitti. respectively z. zikredildikleri sıra ile, birisi birine ve diğeri ötekine ait olmak üzere .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kısltlamak, bağlamak, sınırlamak; elini bağlamak: tahdit etmek, hasretmek. restrictive s. kısıtlayıcı, bağlayıcı, sınırlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sınırlayan kural, şart, hudut sınırlama, kısıtlama, tahdit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeniden diriltmek; yeniden canlandırmak: mezardan çıkarmak; unutulmuş veya kaybolmuş şeyi yeniden meydana çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıyamet, yeniden dirilme veya diriltme; yeni hayat bulma, canlanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geri çekmek; sözünü geri almak. retractable s. geri alınabilir. retractation i. sözünü geri alma; cayma, sözünden dönme. retraction i. geri çekme veya çekilme; sözünü geri alma. retrac- tile s. geriye veya içeriye çekilebilir. retractive s. geri çe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tepki yapmak; huk. evvelce olanları da kapsamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tepki, reaksiyon; huk. evvelce olanları kapsama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. evvelce olanı kapsayan (kanun). retroactively z. evveliyatı kapsayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. geçmiş şeyleri düşünme; geçmişe bakış; f. geçmiş şeyleri hatırlamak, geçmişi düşünmek. retrospec' tion i. geçmiş şeyleri hatırlama, geçmişi düşünme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçmişi hatırlayan; geçmişi ele alan; geriye dönük; huk. önceyi kapsayan, makabline şamil. retrospectively z. geçmişi hatırlayarak; huk. makabline şamil olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Retrospektif, “geriye bakış” anlamına gelir. “Retrospektif Sergiler” ise, bir sanatçının sanat yaşamı boyunca gerçekleştirdiği yapıtlardan örneklerin irdelendiği ve değerlendirildiği toplu sergilemeler için kullanılan bir terimdir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

biyol. çoğu insanların kanında bulunan pıhtılaştırıcı bir madde. Rh negative içinde bu madde bulunmayan. Rh positive içinde bu madde bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuş gagasının açılma genişligi; ağız açıklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sanat ürününün, özellikle resmin çoğaltılması. Bu işlem genellikle basım yöntemleri kullanılarak yapılır. Bir sanat eserinin bu anlamda çoğaltılması ve röprodüksiyon sayılabilmesi için, özgün yapıtın gerçekte tek nüsha olarak yapılmış olması gerekir. Röprodüksiyonu kopyadan ayıran özellik, onun taklit olmayıp; yalnızca özgün yapıtın özgün tekniği dışında bir teknikle yeniden üretilmesidir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili ayaklanma, kargaşa, karışıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. sâAt). 1. Gündüz ile geceden ibaret bir günün yani Arz’ın kendi mihveri üzerinde dönmesi zamanının bölündüğü 24 eşit parçadan herbirl ki, 60 dakikadan ve her dakika 60 saniyeden mürekkeptir: Uç seat yürüdüm, saat beşte geldim. 2. Vakit, zaman, An: Bu saatte, o saat. 3. Belirli vakit, ecel: Saati gelince, her işin vakti saati vardır. 4. Kıyâmet .günü. 5. Bir saatte alınan yol ki, üç mil yani beş kilometredir: Buradan filân yere kaç saattir? 6. Vakti gösteren Alet ki, çeşitleri olur: Cep saati, çalar saat, duvar, kule saati, kum saati, güneş saati. O saat = Anide, ansızın, derhal. Bir taat evvel = Mümkün mertebe evvel, çabuk, erken. Saatbaşı = Mecliste herkesin dalıp bir müddet susmasıyle süren sessizlik. Saat tutmak = Elde saat olerak vakti hesap etmek. Eşrât-ı sâAt = Kıyâmet alâmetleri. Eşref-i sâAt (eşref saat) = Uğurlu zaman, uğurlu an.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

o'clock. hour. watch. clock. timer. ticker. meter. horologe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hour. meter. register. ticker. time. watch. clock. meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time. clock. hour. timepiece. watch. time of day. meter. taximeter. speedometer. başına by the hour. the enemy. fob. o'clock. ticker. tide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seed , sowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time regulation. time signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the hour. constantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch crystal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hour circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clock tower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saat yapan ve satan yahut tamir eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clockmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker / seller / repairer of clocks / watches.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saet yapmak veya tamir etmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a maker / seller / repairer of clocks / watches. horography. horology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İlk olarak eski Mısırlılar, güneşin her gün düzenli bir hareketle doğup, belirli zamanlarda gökyüzünün aynı noktalarında bulunup, battığını gözlemlediler ve bunun bir günü zaman parçalarına ayırmada kullanılabileceğini keşfettiler.

Böylece güneşin bu hareketinden yararlanarak ilk güneş saatini yaptılar. Bu saat, meydanlık bir yere yüksek bir taş koymak ve güneşin hareketi sırasında, bu taşın gölgesini takip etmekten ibaretti.

Mısır, konumu itibari ile kuzey yarım kürede fakat ekvatora da yakın bir ülke olduğundan, güneş doğduğunda, gölge hemen tam batıda oluşuyor, güneş yükseldikçe gölge kuzeye, yani sağa doğru hareket ederek, güneş batışında doğu yönüne ulaşıyordu. Yani gölge bugünkü tüm saatlerin akrep ve yelkovanında olduğu gibi soldan sağa doğru dönüyordu.

Daha sonraları, pendulumlu, pilli saatlerde de yön değişmedi, hatta sağa doğru dönüşler ‘saat yönüne dönüş’ diye adlandırılır oldu.

Avustralya gibi ekvatorun güneyindeki ülkelerde, güneş doğarken taşın gölgesi güneye düşer ve güneş yükseldikçe sola doğru dönüş yapar. İlk saat orada keşfedilseydi, bugün akrep ve yelkovan ters yönde dönüyor olabilirdi.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir süreyi ölçmek veya bir şeyi ayarlamak için saatimizin saniye göstergesine pek sık baktığımız söylenemez. Halbuki hemen hemen tüm kol saatlerinde saniye göstergesi vardır. Tık tık ilerleyen saniye göstergesinin belki de en önemli faydası, kımıldadıklarını gözle fark edemediğimiz o yavaş akrep ve yelkovanın yanında zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini bize göstermesidir.

Günümüzde özellikle erkek kol saatlerinde bırakın saniyeyi, onda birini bile ölçebilen göstergeler var. Aslında saniyenin onda birinin yaşantımızda ne derecede etkili bir zaman süresi olduğunun farkına varamayız. Atletizmde kısa mesafe koşucularının yaptıkları derecelerin değerlendirilmesi dışında pek karşımıza çıkmaz.

Saniyeden küçük zaman dilimler biz insanlar için sıfır gibi bir şeydir. Bu süreleri insanlar son yüzyılın başından itibaren ölçmeye başladılar. Halbuki eski insanlar için zaman Güneş’in hareketi demekti. Hayat o kadar yavaştı ki dakikaların insan yaşamında hiçbir önemi yoktu.

Bırakın tarihteki güneş ve kum saatlerini, 18. yüzyıla gelene kadar kullanılan saatlerde bile dakikayı gösteren yelkovan yoktu. Saniye ibresinin konulması ise 19. yüzyılın ortalarına rastlar. Günümüzde fizikçiler saniyenin milyarda birini bile ölçebilmektedirler.

Aslında çevremizde saniyede değil, saniyenin binde birinde bile çok şeyler olmaktadır. Bu sürede bir tren 2 - 3, uçak 25, ses 33 santimetre yol alır. Dünya yörüngesi üzerinde 30 metre ilerlerken aynı sürede ışık 300 kilometre uzağa ulaşır.

Canlılar dünyası için de saniyenin binde biri pek kısa bir süre sayılmaz. Henüz kan emmemişken, yani boş depo ile bir sivrisinek kanatlarını saniyede 1000 kere çırpar. Diğer bir deyişle saniyenin binde biri kadar bir zamanda kanatlarını kaldırır ve indirir.

İnsanlar çok kısa bir zaman süresini belirtmek için göz kırpma süresini esas alır ve “göz açıp kapayıncaya kadar” derler. Halbuki göz kırpma 0,4 saniye, yani neredeyse yarım saniye kadar sürer, ama bu arada sivrisinek 400 kere kanat çırpınıştır bile.

Gelişen uçak teknolojisi sayesinde dünyada Güneş’in hareketlerine bağlı zaman kavramları da biraz kafa karıştırır hale geldi. Örneğin aralarında yeterli mesafe olan iki kent arasında batıya doğru uçan bir uçak, birinci kentten sabah 09:00’da kalkıp, binlerce kilometre yol katettikten sonra ikinci kente aynı gün yine sabah 09:00’da inebilir, tabii yerel saatle.

Bu gelişmeler doğrultusunda zamanı ölçmek için artık Güneş’e de güven kalmadı. Çünkü Dünya üzerinde 77. paralelde saatte 450 kilometre hızla batıya doğru uçan bir uçakta bulunanlar Güneş’in hiç batmadığını, gökyüzünde hep aynı yerde asılı kalmış olacağını göreceklerdir. Bunun nedeni 77. paraleldeki bir noktanın, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü sırasında saatte 450 kilometre hızla doğuya doğru yol almasıdır. Yani gökyüzündeki Güneş ile uçağın hızları aynıdır.

Yeryüzünden 250 - 300 kilometre yükseklikte bulunan astronotlar için Güneş 24 saat boyunca 16 kez doğar ve batar. Çünkü uzay aracı Dünya çevresindeki bir dönüşünü yaklaşık 90 dakikada tamamlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir süreyi ölçmek veya bir şeyi ayarlamak için saatimizin saniye göstergesine pek sık baktığımız söylenemez. Halbuki hemen hemen tüm kol saatlerinde saniye göstergesi vardır. Tık tık ilerleyen saniye göstergesinin belki de en önemli faydası, kımıldadıklarını gözle fark edemediğimiz o yavaş akrep ve yelkovanın yanında zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini bize göstermesidir.

Günümüzde özellikle erkek kol saatlerinde bırakın saniyeyi, onda birini bile ölçebilen göstergeler var. Aslında saniyenin onda birinin yaşantımızda ne derecede etkili bir zaman süresi olduğunun farkına varamayız. Atletizmde kısa mesafe koşucularının yaptıkları derecelerin değerlendirilmesi dışında pek karşımıza çıkmaz.

Saniyeden küçük zaman dilimleri biz insanlar için sıfır gibi bir şeydir. Bu süreleri insanlar son yüzyılın başından itibaren ölçmeye başladılar. Halbuki eski insanlar için zaman Güneş’in hareketi demekti. Hayat o kadar yavaştı ki dakikaların insan yaşamında hiçbir önemi yoktu.

Bırakın tarihteki güneş ve kum saatlerini, 18. yüzyıla gelene kadar kullanılan saatlerde bile dakikayı gösteren yelkovan yoktu. Saniye ibresinin konulması ise 19. yüzyılın ortalarına rastlar. Günümüzde fizikçiler saniyenin milyarda birini bile ölçebilmektedirler.

Aslında çevremizde saniyede değil, saniyenin binde birinde bile çok şeyler olmaktadır. Bu sürede bir tren 2 - 3, uçak 25, ses 33 santimetre yol alır. Dünya yörüngesi üzerinde 30 metre ilerlerken aynı sürede ışık 300 kilometre uzağa ulaşır.

Canlılar dünyası için de saniyenin binde biri pek kısa bir süre sayılmaz. Henüz kan emmemişken, yani boş depo ile bir sivrisinek kanatlarını saniyede 1000 kere çırpar. Diğer bir deyişle saniyenin binde biri kadar bir zamanda kanatlarını kaldırır ve indirir.

İnsanlar çok kısa bir zaman süresini belirtmek için göz kırpma süresini esas alır ve “göz açıp kapayıncaya kadar” derler. Halbuki göz kırpma 0,4 saniye, yani neredeyse yarım saniye kadar sürer, ama bu arada sivrisinek 400 kere kanat çırpmnıştır bile. Gelişen uçak teknolojisi sayesinde dünyada Güneş’in hareketlerine bağlı zaman kavramları da biraz kafa karıştırır hale geldi. Örneğin aralarında yeterli mesafe olan iki kent arasında batıya doğru uçan bir uçak, birinci kentten sabah 09:00’da kalkıp, binlerce kilometre yol katettikten sonra ikinci kente aynı gün yine sabah 09:00’da inebilir, tabii yerel saatle.

Bu gelişmeler doğrultusunda zamanı ölçmek için artık Güneş’e de güven kalmadı. Çünkü Dünya üzerinde 77. paralelde saatte 450 kilometre hızla batıya doğru uçan bir uçakta bulunanlar Güneş’in hiç batmadığını, gökyüzünde hep aynı yerde asılı kalmış olacağını göreceklerdir. Bunun nedeni 77. paraleldeki bir noktanın, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü sırasında saatte 450 kilometre hızla doğuya doğru yol almasıdır. Yani gökyüzündeki Güneş ile uçağın hızları aynıdır.

Yeryüzünden 250 - 300 kilometre yükseklikte bulunan astronotlar için Güneş 24 saat boyunca 16 kez doğar ve batar. Çünkü uzay aracı Dünya çevresindeki bir dönüşünü yaklaşık 90 dakikada tamamlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Birinci Dünya Savaşı süresince birçok ülke saatlerini yılın belli aylarında yeniden ayarlamaya başladı. Bunun amacı günün aydınlık saatlerini, insanların uyanık oldukları zamana uydurmak, dolayısıyla evlerde ve sokaklarda yanan lambalar için gerekli enerjiden tasarruf sağlamaktı.

Bugün de aynı uygulamaya devam edilmekte, Nisan ayının ilk pazar gününde saatler bir saat ileri, Ekim ayının son pazar gününde ise bir saat geri alınmaktadır. Diğer bir deyişle ilkbaharda size kaybettirilen bir saat, sonbaharda geri verilmektedir.

ABD’de kış aylarında standart zaman, yazları ise gün ışığından tasarruf zamanı uygulaması kongre kararı olarak kabul edilmiş olmasına rağmen bazı eyaletler bu uygulamayı reddetmiştir. Bu eyaletlerde halen yaz-kış standart zaman uygulaması devam etmektedir.

Yaz günlerinde gün ışığı, yani aydınlık saatler çok daha uzun olmasına rağmen hala tasarruf için saatlerin niçin bir saat ileriye alındığı çoğunlukla anlaşılmaz. Bunun en kısa açıklaması ‘gece zamanını da gündüze katmaktır’ ama bizler zaten karanlık olan saat 24:00’de değil de 23:00’de yatmamızın ülkemize ne kazandıracağını genellikle anlayamayız.

Saatleri ileri almanın kış mevsimi ile alakası yoktur. Kış aylarında standart zaman uygulanır. Ancak yaz günlerinde çok uzun aydınlık geçen bir zaman süresi vardır. Amaç bu sürenin başlangıcını ileri kaydırarak, akşam olma süresini bir saat uzatmaktır.

Yaz günleri hava çok erken aydınlanır. Eğer çiftçi değilseniz saat 05:00’de uyanmanıza gerek yoktur. Ancak gün ışığından tasarrufa gerek duymayarak saatlerimizi ileri almasaydık, bakın ne olurdu?

Dünyada güneşin 21 Haziranda 04:43’de doğduğu bir yer seçelim. Siz burada yaşıyorsunuz ve saat sekizde işte olmak için saat altıyı çeyrek geçe yataktan kalkmak zorundasınız. Bu seçtiğimiz yerde güneş ufukla 6 derece açı yaptığında, standart saat ile saat 05:11 civarlarında etraf tamamen aydınlanır. Bu durumda ileri alınmış saatler 06:15’I gösterir yani gerçekte siz işe bir saat erken gitmiş olursunuz ama ışığı yakmadan saate bakar, tıraş olup kahvaltı yapabilirsiniz.

Akşamları ise, her zaman 24:00’de yatmaya vücudunu alıştırmış bir insan, bir saat önce yatmak zorunda kalmış olur ama hava kararınca gece evde ve sokakta lambaların yanma süresi bir saat kısalmış olur.

Gün ışığından tasarrufun sanayinin kullandığı elektrikle alakası yoktur. Onlar gece de, gündüz de olsa zaten aynı elektrik enerjisini harcarlar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for hours on end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for hours / on end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu kadar saat süren: Bir saatlik işimiz vardır.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek kalitede ses depolama ortamı.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok kutsal; dokunulmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellikle düşman memleketinde seyahat edenlere verilen seyahat tezkeresi veya himaye belgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kutsal; günahtan temizlenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kutsallaştırmak, takdis etmek, kutsal bir işe. tahsis etmek, günahlardan temizlemek; kutsiyet hasıl ettirmek. sanctification i. takdis; resmen iba dete tahsis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kutsiyet taslayan, sofu, mutaassıp. sanctimoniously z. dindarlık taslayarak. sanctimoniousness, sanctimony i. dindarlık taslama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tasdik, teyit; müeyyide; kanuna itaatsizlik cezası; gen., çoğ. milletlerarası bir kanunu çiğneyen devlete karşı diğer birkaç devletin birleşerek aldık ları zorlatıcı tedbir; f. tasdik etmek, teyit etmek, tasvip etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kutsal olma, mukaddeslik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mabet, ibadethane; kutsal yer; melce, sığınak. right of sanctuary iltica hakkı; masuniyet. take sanctuary iltica etmek, sığınmak. wild life sanctuary yabani hayvanların korunduğu yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -tums, -ta) kutsal yer, girilmesi yasak özel oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. en mukaddes yer; inziva yeri, hususi hücre; harim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. memnuniyet, hoşnutluk, kanaat; tarziye, tatmin, tazmin; hoşnut etme, memnun etme: huk. tediye, ifa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. memnuniyet verici, hoşnut edici; kafi, tatmin edici. satisfactorily z. memnun edici surette. satisfactoriness i. yeterlik, kifayet, memnuniyet verici hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Satranç oyununda İah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

İaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi. ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan asıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüîlüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. İah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Satranç oyununda Şah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

Şaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan aşıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüllüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. Şah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

Yabancı Kelime

İng. science-fiction

bilim kurgu

Çağdaş bilim verileriyle düş gücünden oluşan (film, roman vb.).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırka, mezhep; aynı meslek taraftan kimseler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. mezhep veya fırkaya ait; i. bir mezhep veya fırkanın bağnaz üyesi. sectarianism i. fırka veya mezhep usulü veya aşırı taraftarlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mezhep taraftarı; Anglikan kilisesine bağlı olmayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bıçakla kesilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kesme, kesiş; kesilme, inkıta; kıta, parça, bölük, fasıl, kısım, bölge; A.B.D.,nde hükümetin malı olan 1 mil kare büyüklüğünde toprak parçası; yataklı vagonda kompartıman; geom. kesit; bir şeyin mikroskopla muayene edilen ince dilimi, kesit; f.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir bölüme ait; bir bölgeye ait. sectionalism i. bölgecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bölgelere ayırmak; bölmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Seçmek işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to choose sb / sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. daire dilimi daire kesmesi, sektör; açılır kapanır bir rasat aleti; ask. mıntıka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iğfal, ifsat, ayartma, baştan çıkarma, namusuna leke sürme; baş tan çıkarıcı şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayartıcı, çekici seductively z. ayartarak seductiveness i. ayartma, baştan çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayartıcı kadın

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. seçme, seçilmiş, seçkin, mümtaz, güzide, üstün; seçmesini bilen, titiz, ince eleyip sık dokuyan; f. seçmek, ayırmak, intihap etmek. selectness i. seçkinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,( A.B.D.) askere çağrılan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayırma, ayrılma seçme seçilme: seçme şeyler; biyol. sağlam veya kuvvetlileri yaşatıp zayıfları imha eden tabiat kanunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayıran seçici; telsiz telgrafta birkaç haberi bir arada gönderme sistemine ait. selective service (A.B.D.) kura ile askerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. A.B.D.'nin bazı eyaletlerinde belediye meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seçen aygıt veya kimse; mak. idare kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi kendine işleyen, otomatik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendisiyle çatışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. özindükleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öz saygısı, nefsine hürmet, izzetinefis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. yarı iletici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person ready to sacrifice his life for a cause or a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Fedai, akıncı, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Üstüne ettirmek. 2. mec. Çok korkutmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek yönde çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. görülecek şey; dehşetli manzara; acayip davranış; çoğ. gözlük. spectacled s. gözlüklü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. görülmeye değer, harikulade; i. hayret verici manzara. spectacularly z. harikulade bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seyreden kimse, seyirci spectator sport ABD. gösteri mahiyetindeki spor faaliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayal, hayalet, hortlak, tayf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. spectrum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayalet kabilinden; hayal gücüne dayanan, hayali; fiz. tayfi, ışın dağılımına. ait spectral analysis tayf analizlenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. spektrogram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. spektrograf; spektrografla alınan fotoğraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneşin fotoğrafını çekmeye mahsus makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. spektrometre. spectrometry i. spektrometre ile tayfı ölçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. spektrofotometre. spectrophotometry i. renklerin bu aletle karşılaştırılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. spektroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. spektroskopa ait; ışınların tahlili metoduna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışınların tahlili bahsi; spektroskop kullanma metodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -tra) tayf spectrum. analysis tayf analizlenmesi. solar spectrum güneş tayfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büzgen kas, sfinkter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. istalaktit, sarkıt. stalactic(al), stalactit'ic(al) s. sarkıtlarla ilgili veya onlara benzer. stalactiform s. istalaktit şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkı; dikkatli, çok titiz; harfi harfine tanımlanmış tam; şiddetli, sert; sofu, mutaassıp. strict'ly z. tam manasıyla. strict'ness i. sıkılık, sertlik, sıkı disiplin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kınama, takbih, zem, yerme, tenkit; sınırlama; tıb. kanal daralması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bina veya yapıya ait; yapısal; inşaata ait; jeol. yapısal. structural botany yapısal bitkibilimi. structural linguistics yapısal dilbilim. structural steel yapı demiri, inşaat çeliği. structurally z. yapı bakımından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yapı, bina; inşaat, yapılış; bünye; f. bütünüyle planlamak; bir bütün olarak düşünmek. structured s., plânlanmış, idare altındaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sersemletici, uyuşturucu; i. uyuşturucu ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sersemlik; hayret, şaşkınlık; duyumsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clepsydra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water meter. water clock / meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı arktik, kutup dairesine oldukça yakın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hükmü altına almak, itaat ettirmek, boyun eğdirmek, arz etmek, sunmak. subject to maruz kılmak, tesiri altında bırakmak; mahkum etmek mecbur tutmak; tabi kılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyruk, tebaa; kul, bende; maruz olan kimse, hedef; denek; konu; ders, ders konusu; neden; dürtü; gram. özne; müz. esas perde esas makam; fels. özne. subject matter konu, mevzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buyruk altındaki. subject to idaresi altında, tasarrufunda; bağlı, tabi; maruz, tesiri altında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hüküm altına alma; tabi olma, itaat, boyun eğme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. öznel; zati kişisel, şahsi; dahili; hayali; gram. nominatif, öznel, subjectively z. öznel olarak. subjectiveness, subjectiv'ity i. öznellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öznelcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., gram. şart (kipi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temel. substructure i. temel toprak altı yapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çıkarmak, hesaptan düşmek. subtrac'tion i. çıkarma subractive s. eksiltici; mat. eksi işareti olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. az ve öz, muhtasar, kısa; biyol. ipek iplik ile çevrilip tutulmuş. succinctly z. kısaca. succinctness i. az ve öz olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emme. suction pump adi tulumba, emme basma tulumba. suction stroke emme devresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. emerek beslenen veya yapışan, emici veya yapışıcı uzvu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İki yüksek frekanslı sürücü birimi kullanarak konuşma ve bas frekansları geliştiren bir hoparlör sistemi. Bu sistem, mükemmel stereo ses üretimini sağlamaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fiz. aşırı soğukken elektrik akımını dirençsiz olarak geçirebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir şeyin üzerine bina etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temel üzerine kurulan bina, ilâve kat; zemin katı üzerinde bulunan binanın tümü; üst yapı; üst kademe; ilişkiler; demiryolunun taş zemini üstünde bulunan travers veya ray; den. palavra üstündeki yapı kısımları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayağını bir engele çarptırıp düşecek hâle getirmek: Atı her adımda sürçtüren yolun fenalığıdır. 2. Hata ettirmek, yanıltmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. bir sıvının yüz gerilmesini azaltan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bir sıvının yüz gerilmesini azaltan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şüphelenmek, kuşkulanmak, hakkında şüpheye düşmek; hakkında kötü düşünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. şüpheli, zan altında bulunan; i. sanık, maznun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. parmaklarının arası perdeli olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. özet halinde olan; bir konuyu aynı yönden ele alan. Synoptics i., (çoğ.) Matta, Markos ve Luka incilleri. synoptically z. özet halinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., gram. sözdizimi kurallarına ait. syntactically z. sözdizimi yönünden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. incelik, zarafet; nezaket; dokunma duyusu; vakit ve halin icabına göre hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. incelikli, anlayışlı, ince, nazik, zarif. tactfully z. zarifçe. tactfulness i. incelik, zarafet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tabiyeye ait; tedbirli, tedbir ve intizama ait. tactically z. tabiye bakımından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tabiyeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. muharebe usulü, tabiye; bir usul dairesinde hareket, manevra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dokunma duyusuna ait; dokunulur, el ile tutulur. tactil'ity i. el ile tutulabilme, dokunulma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nezaketsiz, inceliksiz, patavatsız, kaba. tactlesslyz nezaketsizce. tactlessness i. kabalık, nezaketsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dokunma hissine veya uzuvlarına ait. tactually z. dokunarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Son kuşak fotoğraf makinelerinde, hızlı bir şekilde görebilmek için fotoğraf görüntüsünün üzerine tarih ve saat basılma olanağı bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vergiden düşülebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. inşaat veya yapıya ait; tektonik ile ilgili. tectonics i. mimarlık, yapı sanatı, inşaat sanatı, tektonik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzak mesafelere elektrikle tesir eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mat.) dört boyutlu küp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. termoelektrik, ısı elektriği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tiroidi çıkarma ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafif renk vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. renk veya boyaya ait; renk veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif renk; ecza. mahlul, ruh, ispirto eriyiği; başka şeye katılmış cüzi şey; f. hafif renk vermek; içine katmak; hafifçe etkilenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyindeki ön lobun kısmen çıkarılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dinsel veya törel risale; broşür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saha, alan, arazi parçası, toprak; anat. nahiye, bölge. digestive tract sindirim sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söz dinler, yumuşak başlı, uysal; kolay işlenir, şekle girer. tractabil'ity, tractableness i. yumuşaklık, uysallık. tractably z. uysallıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. risale, broşür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekilip uzar, çekilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çekme, çekilme; fiz. çekiş gücü traction engine yük çekme lokomotifi veya traktörü. traction wheel lokomotiften kuvvet alan tekerlek. in traction tıb. askıda. tractional s. çekme kuvvetine ait. tractive s. çekici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. traktör; kamyonun şoför mahalli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mermi yolu; geom. eğri, münhani; astr. yörünge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yapıp bitirmek, görmek (iş), muamele görmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iş görme; iş, muamele; çoğ. bir kurumun bütün muamelelerini gösteren basılı rapor veya kayıtlar. transactional s. karşılığında cevap gerek tiren. transactional analysis insanlararası ilişkilerin analizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f çaprazvari kesmek transec'tion i. kesit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üç parmaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üç kısma bölmek; geom. üç eşit kısma ayırmak. trisec'tion i., geom. üç eşit kısma ayırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlam ve güçlü Türk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one third.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çocuk oyunu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sahte tavırlı olmayan, tabii, samimi; etkilenmemiş, değişmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekici olmayan, gösterişsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. toplanmamış; kendine hâkim olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. birbirine bağlı olmayan, ayrı, rabıtasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yalanlanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düzeltilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Programı

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşırı tatlı dillilik; yağ sürme; yağ sürerek takdis etme; bedene sürülen yağ; teskin edici ilaç veya madde. extreme unction Katoliklerde ölmek üzere olan kimsenin bedenine mukaddes yağ sürme ayini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı tatlı dilli; yağlı; yağ gibi kaypak olan; şekil verilebilen, yoğrulabilen. unctuously z. tatlı dille konuşarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üretimin normalden veya gereğinden az olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fark edilmemis .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. idare altında olmayan; adressiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. beklenilmedik. unexpectedly z. beklenilmeden, ani olarak, ansızın. unexpectedness i. ansızın olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek yönlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. talimat verilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir şey denilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. engellenmemis; açık, tam; tıkanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acemi; kullanılmayan, geçersiz, yürürlükte olmayan; denenmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. verimsiz, kısır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeniden bina edilmemiş; yeni şartlara göre yeni fikirler edinmemiş (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yansımasız aksetmeyen; derin düşünmeyen. unreflectingly z. derin duşünmeyerek; akset meyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendini düşünceye vermeyen; düşünce mahsulu olmayan. unreflectively z. düşunmeden .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sınırsız, kısıtsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kutsallaştırılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şüphelenilmeyen, şüphe altlnda olmayan; önceden akla gelmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. masum, saf, güvenilebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. intifa hakkı, yararlanma hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., huk. intifa hakkına ait; i. intifa hakkı olan kimse . usufructuary lease hasılât icarı. usufructuary tenancy yarıcılık sözleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sack time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. Vay yenilenin haline.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. döl yolunun çıkarılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. veda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerikan lise ve üniversitelerinde diploma töreninde veda konuşmasl yapan son sınıf birincisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. veda kabilinden; i. diploma törenindeki veda söylevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. meni kanalı ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fizyol. damar daraltan ilaç veya sinir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. vektör; biyol. taşıyıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tıb. toplar damardan kan alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hava borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. juri heyeti kararı; hüküm, karar, ilâm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıra kemerli köprü, viyadük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurban; mağdur kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hile ile soymak, aldatmak. victimiza'tion i. aldatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. fatih, galip (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dört tekerlekli ve körüklü gezinti arabası; Güney Amerika'ya mahsus iri bir nilüfer. Victoria Cross ingiltere hükümetinin asker veya bahriyelilere verdiği en yüksek kahramanlık nişanı. kıs. VC.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. muhafazakâr; Kraliçe Viktorya zamanına ait (kimse) Victorianism i. tavır ve harekette tutuculuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. galip, muzaffer. victoriously z. zaferle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zafer, yengi, utku, muzafferiyet, galebe; başarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tic. mark. bir çeşit gramofon, Viktrola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) yiyecek; gen. çoğ. yemek; f. yiyecek tedarik etmek; nad. yemek yemek. victual(l)er i. erzak veren kimse; lokantacı; erzak gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kinci, intikam kabilinden, intikam almaya meyilli; öç alan. vindictively z. kinle, kinli bir halde. vindictiveness i. kincilik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fenni amaçlarla diri hayvan üzerinde yapılan açımlama. vivisectionist i. böyle teşrih yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

16:9 TV kabini içindeki Super Spectrum Sound hoparlör konsepti ve hoparlör yerleşimi, etkileyici bir stereo ses elde edilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Saatli radyonun saatini bir saat geriye ya da ileriye alan bir düğme.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ayak parmakları çift çift olan; i. böyle parmakları olan kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by