Dad-bahş ne demek? | Dad-bahş anlamı nedir? | Dad-bahş

Dad-bahş anlamı nedir?

Dad-bahş ne demek?

Dad-bahş anlamı nedir?

Dad-bahş | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: dad bahs

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hakkı yerine getiren, hak veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. c. A.) (m. aded). Sayılar, (bk.) Aded.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفيت بخش] afiyet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). ilgi uyandıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه بخش] ilgilendiren, ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arâm verici, dinlendirici, dinlendiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آرام بخش] dinlendiren, huzur veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عطا بخش] bahşiş veren, ihsanda bulunan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) Zıdlar. (bk.) Zıd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضداد] zıtlar, karşıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعداد] sayılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Bağdat şehri; Irak'ın başşehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). 1. Bağdad şehrine mensup ve müteallik veya Bağdad ahalisinden, Bağdadlı. 2. Dar, ensiz tahta pervazlarından yapılmış ve üstü sıvanmış bölme ve tavan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Bağışlama, hibe, ihsan: Bunu bana falan bahşeyledi. 2. Af: Bu kabahati bana bahşediniz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحث] konu. 2.tartışma. Bahs edilmek ele alınmak, söz edilmek. Bahs etmek ele almak, söz etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخش] bağışlayan. bahş edilmek 1.bağışlanmak. 2.verilmek. bahş etmek 1.bağışlamak. 2.vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşağıdaki maddeye

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bağışlayış, ihsan, hediye. 2. Af, hoşgörme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخشایش] bağışlama. 2.bağış, ihsan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. bet. wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bet. to make / to lay a bet. go. lay down. take on a bet. wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bağışlayan, ihsan eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conferment. dotation. granting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). 1. Bir konuda konuşmak, söz söylemek. 2. Hakkında konuşmak: Bugün bize yaptığınız seyahatten bahsedin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. F. T.). İhsanda bulunmak. Mânevî bir huzur, rahatlık vermek: Bana bahşettiğiniz saadeti hayatımda tadmamıştım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention. make mention of. talk about. speak of. refer. advert. chew over. cite. discourse. make noises. slip in. talk on. talk over. talk round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cite. mention. to talk about. to mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mention. to discuss. to talk about. allude. cite. deal with. speak. touch. treat of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concede. grant. to give. to grant. to bestow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grant. to grant a right. send.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «bağşiş» den türemiş olmalıdır). Bahşiş, bağşiş, ihsan, hediye, hademeye ve iş adamlarına kararlaştırılmış ücretten fazla olarak verilen para: Hizmetçiye bahşiş vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gratuity. tip. baksheesh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baksheesh. gratuity. tip. drink money. fee. gratification. largesse. remuneration. reward. throw money. vail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخشش] bağış. 2.bahşiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بامداد] sabah, sabahleyin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Zulüm, işkence. 2. Zâlim, amansız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Zulüm, işkence. 2. Zâlim, amansız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيداد] zulüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدادگر] zalim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Parlaklık veren.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istakozdan küçük ve ona benzer tatlı su veya deniz hayvanı, kerevides, karavide, böcek, (zool). Astacus veya Cambarus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Adalet: İcrây-ı adi i) dâd etmek = Adalet icra etmek. 2. Şikâyet Osm. tazallüm, yanıp yakılma. 3. Figan, feryad, eyvai-i DAd elinden gönlündün, feryâd elinden gönlümünl

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Vergi, ihsan: Dâd-ı Hudâ = Allah vergisi: Bu çocuğun zekâsı bir dâd-ı Hudâl 2. Veriş, satış, İtâ: Dâd ü sitad = Alış veriş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داد] adalet. 2.iyilik, ihsan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داد] verme. 2.verdi. 3.vergi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili baba babacığım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tanrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru, adâletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hakkı yerine getiren, hak veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâlet yeri, mahkeme divânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâd = adalet, küsterden = döşetmek). Adil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâleti yayıcılık, adâletlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (dâd = adâlet, hâsten = istemek). Adalet isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâlet isteyerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin tadını tattırıp alıştırmak, iptilâ ettirmek: Siz çocukları oyuna dadandırdınız, şimdi derse çalışmıyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to get a taste for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin tadını alıp alışmak, lezzetini alıp iptilâ hâline getirmek: Siz eğlenceye çok dadandınız. Dadanmak kudurmaktan beterdir. İyi terbiye görmeyen çocuk kötü şeylere dadanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get a taste. to visit frequently (a place where one hopes to gain sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Delikanlı, babayiğit kimse. 2. Erkek kardeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother. young man. youth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Erkek kardeş. 2.Delikanlı, babayiğit.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok uzun bacaklı bir örümcek, (zool). Phalangis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karâr-dâde = Kararlaştırılmış, mukarrer, kararı verilmiş (bu terkip isim gibi kullanılıp bir müzayede vesaire hakkında «karârdâdesi verildi» denirse açık galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek üvey kardeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karındaş, erkek kardeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (erkek) kardeşçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دادگاه] mahkeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دادخواه] davacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çocuğa bakmakla görevli kadın, lala, müennesi dâye: Çocuk dadısı, şu çocuğu dadısına verin, daha dadısının kucağından çıkmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nanny. nursemaid. nurse. dry nurse. governess. duenna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nanny. nurse. nursemaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çocuğa bakan kadının sıfat ve görevi: O kadın dadılık ediyor, dadılık zor bir vazifedir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). bir sütun için kürsü taşı; oda duvarının süslü alt kısmı, süpürgelik; bir tahtayı ikinci bir tahtanın kenarına tutturmak için oyulan oyuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دادرس] imdada koşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دادو] dadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دادوفریاد] feryat figan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داد و ستد] alışveriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, dâden = vermek). 1. Gönül vermiş, Aşık. 2. Eskiden Aşık tulumbacıların hususî şekilde başlarına bağladıkları boyalı mendil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل داده] gönlünü vermiş, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., k.dili küçük süs eşyası, incik boncuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجداد] atalar, cedler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «ned» dilimizde kullanılmaz). Örnekler. Bi-endâd = Emsalsiz.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hakikaten, niçin erkeklerin tüm giysilerinde düğmeler sağda, ilikler solda iken kadın giysilerinde tam tersidir?

İşte, insanların daha çok sağ ellerini kullanmalarından dolayı yerleşen bir alışkanlık daha. Sağ elini kullanan bir insan için, sağdaki bir düğmeyi, soldaki bir iliğe geçirmek daha kolaydır. Bu nedenle de erkeklerin düğmeleri daima sağdadır.

Kadınların çoğunluğu da, daha çok sağ ellerini kullanmıyor mu?

Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlanıldığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin alamayacağı kadar pahalı idi. Düğme alabilecek zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı.

Peki kadınların düğmeleri niçin solda?

Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha rahat ve daha hızlı ilikleyebiliyorlardı (tabii erkeklerin de daha hızlı çözdüklerini söylemeye gerek yok). Bu neden(ler)le, terziler düğmeleri hizmetçinin sağına, hanımının ise soluna gelecek şekilde diker oldular. Günümüzde her kadın, kendi kendine giyinip soyunmasına rağmen nedendir bilinmez, bu adet değişmedi.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضداد] karşıtlar, zıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فائده بخش] yararlı, faydalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. ferah = sevinç, F. bahşîden = bağışlamak). Sevinç, gönül açıklığı veren. Ar. müferrih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فرح بخش] ferahlık veren, iç açıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Arapça feyz = bereket, Farsça bahşîden = bağışlamak). Bereket, nimet ve bolluk veren: Feyz-bahş bir meslek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ فيض بخش] verimli, bereketli. 2.feyiz veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hadîd’den imüb.). Demirci (az kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حداد] demirci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Demircilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حدادی] demircilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. halâvet = tatlılık, Fars. bahşîden = bağışlamak). Tatlılık veren, tatlılandıran, lezzetini artıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hata = yanlış, kabahat, Fars. bahşîden = bağışlamak). Yanlış ve kabahatları affeden: Cenâb-ı Hak hatâ-bahştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا بخش] hataları affeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hayat = dirilik, Fars. bahşîden = bağışlamak). Ömrü arttıran, pek ferah verici.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيات بخش] hayat veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hayret = şaşma, Fars. bahşîden = bağışlamak). Hayret veren, şaşırtan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيرت بخش] hayret verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Hudâ = Allah, dâden = vermek). Allah verdi, Allah vergisi, Ar. Atâ-ullah, Tanrı ihsânı çeşidinden olan: Hudâdâd bir istidatla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خداداد] Allah verdi. 2.Allah vergisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanı alışkanlıklarından, huylarından vazgeçirmek mümkün değildir. Atasözü

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ibret, Fars. bahşîden = bağışlamak). İbret veren, ibreti gerektiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عبرت بخش] ibret verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «add»den masdar). Hazırlama, Ar. tehiyye, birini bir işe yeterli ve muktedir olacak hâle getirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sayı, hesap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. matematik). Yükseklik Aletlerin derecelerini gösteren hareket eden kol, Osm. mastara, irtifâ gönyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. İdâdiyye). 1. Hazırlamaya, istidatlı ve hazır olacak bir hale getirmeye mahsus. 2. Eski eğitim sisteminde rüşdiyeden sonra gelen ve üniversiteye talebe yetiştiren orta dereceli okul, lise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tanzimat’tan sonra Osmanlı devletinde lise, rüşdiyye (ortaokul) ile dârülfünûn (üniversite) arasındaki okul: Idâdiyye-i mülkiyye, idâdiyye-i askeriyye, idâdiyye-i tıbbiyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امداد] yardım isteme, imdat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yardım eden. 2.Yardıma gönderilen kuvvet. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. imdâdiyye). imdat ve yardıma alt: Fırka-ı imdâdiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «medd» den masdar). Uzama, uzun sürme, uzayıp gitme: Müzakerelerin bu derecede imtidâdı. Bu sene kış çok imtidâd etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uzanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sedd» den masdar). Tıkanma, kapanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. credd» den masdar). İslâm dinini terkederek diğer bir dine girme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارتداد] dinden çıkma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedd» den masdar). Kendi başına ve hiçbi nizam ve kanuna tâbî olmaksızın hükmetme, dikta, diktatörlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استبداد] baskı rejimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İstibdadla yapılan, müstebide yakışır şekilde, istibdadla, müstebitçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استبدادکار] baskıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şiddet» ten masdar). Şiddetlenme, şiddet kazanma, daha kuvvetli ve daha ağır olma, sertleşme, ağırlaşma, büyüme, artma: Harp, hararet, hastalık iştidâd etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استعداد] yetenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استفاده بخش] yararlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meded»den masdar). 1. Yardım isteme, birinin yardım ve merhametine sığınma: Tanrı’dan istimdâd etti. 2. Düşmana karşı bir kumandandan veyahut müttefik bir devletten asker isteği: Karşısındaki kuvvetin çokluğunu görünce istimdâda mecbur oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استمداد] yardım isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استرداد] geri isteme, geri alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevâd» den masdar). Kararma, siyahlanma, (tıp) İsvidâd-ülcild, isvidâd-ül-ree, isvidâd-üş-şear, isvidâd-ı kâzik-i reeteyn = Çeşitli hastalık isimleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعدادی] lise.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kâm = arzu, istek, Fars. bahşîden = bağışlamak). Herkesin isteğini yerine getiren, istekleri bahşeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kanâat verici, inandırıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bıkkınlık ve yorgunluk veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Titreten, titreme veren.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Eskiden tersane havuzlarına gemi alınınca havuzların suyu büyük bostan dolapları ile boşaltılırdı. Bu dolapları mandalar çekerdi. Bu iş için tersanelerde ayrı bir bölük, bölüğün başında da Manda Ağası bulunurdu. Kurası tersaneye çıkan erkekler askerlik yapmamak için bedel olarak para ödemez, tersaneye manda verirlerdi. Sahibinin yerine askerlik süresini dolduran mandalar bir terhis tezkeresi verilir, bu tezkereler sırmalı kordonlarla boynuzlarının arasına asılırdı. Köyüne veya kasabasına dönen mandalar coşkulu bir törenle karşılanırlardı.

Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب اعدادی] lise.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yazı mürekkebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ziyâdet» ten if.). (mü. müzdâde). Artmış, çoğalmış, ziyadeleşmiş: Allah müzdâd eyleye!

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ziyadeleşmiş, artmış, çoğalmış. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sevinç veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Revan-bahşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can bağışlayan, taze hayat veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رونق بخش] parlaklık veren, canlılık kazandıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سعادت بخش] mutluluk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. safi = rahat, Fars. bahştden = bağışlamak). Rahat ve huzur veren, rahatlandıran, eğlendiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صفابخش] gönüle rahatlık veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğruluk, hak. Doğru ve haklı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğruluk, hak, insaf, doğru ve haklı olan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Yemen’de Adlar’ın Himyer hükümdarlarından zulüm ve şiddetiyle ve pek metîn ve büyük yapı ve sed ve bendler yaptırmasıyle meşhur bir kral.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سداد] tıkaç. 2.tampon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeddâda lâyık, pek sağlam ve büyük: Şeddâdâne binalar yaptılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çok büyük ve sağlam yapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Şeref-bahşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Şeref-bahşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref, Fars. bahşiden = bağışlamak). Şeref veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref, Fars. bahşîden = bağışlamak). Şeref veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شرفبخش] şeref veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şifi = İyileşme, Fars. bahşiden = vermek). İyilik veren, iyileştiren: Bu su hastalar için şifâbahştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفابخش] şifa verme, iyileştirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili. kaçmak; i. kaçış .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Kolaylık veren, kolay kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Taç veren, hükümdar yapan. 2. mec. Büyük hükümdar, kudretli imparator.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sayma, sayı. Tâdâd etmek = Saymak. Tâdâda gelmez = Sayıya gelmez, sayılamaz, pek çok. 2. Birer birer gösterme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعداد] sayı. 2.sayma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعداد] sayma. 2.sayım. 3.sayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.saymak. 2.değerlendirmek, kabul etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında adalar, Venezuela’nın kuzeydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 11 00 Kuzey enlemi, 61 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 5,128 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 362 km.

İklimi: tropikal.

Arazi yapısı: Ovalar ve dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: El Cerro del Aripo 940 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, asfalt.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %14.62.

daimi ekinler: %9.16.

Diğer: %76.22 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 40 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 1,065,842 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.87 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -11.07 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 25.05 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 66.76 yıl.

Erkeklerde: 65.71 yıl.

Kadınlarda: 67.86 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.74 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3.2 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 29,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,900 (2003 verileri).

Ulus: Trinidad ve Tobagolu.

Nüfusun etnik dağılımı: zenci %39.5, Doğu Hindistan %40.3, melez %18.4, beyaz %0.6, Çinli ve diğer %1.2.

Din: Roma Katolikleri %29.4, Hindu %23.8, Anglikan %10.9, Müslüman %5.8, Presbyterian %3.4, diğer %26.7.

Diller: İngilizce (resmi), Hindi, Fransızca, İspanyolca, Çince.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.6.

erkekler: %99.1.

kadınlar: %98 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Trinidad ve Tobago Cumhuriyeti.

kısa şekli : Trinidad and Tobago.

Yönetim biçimi: Parlamenter demokrasi.

Başkent: Port-of-Spain.

İdari bölümler: 9 bölge, 3 belediye ve 1 semt; Couva/Tabaquite/Talparo, Diego Martin, Mayaro/Rio Claro, Penal/Debe, Princes Town, Sangre Grande, San Juan/Laventille, Siparia, Tunapuna/Piarco.

Bağımsızlık günü: 31 Ağustos 1962 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 31 Ağustos (1962).

Anayasa: 1 Ağustos 1976.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-24, G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Ulusla


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Trinidad ve Tobago.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,, Ar. teselli, Fars. bahşîden = Bağışlamak). Teselli veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ümit veren, ümit ettiren, emel uyandıran: Bana ümîd-bahş birtakım sözler söyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اميدبخش] ümit verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اميدبخشی] ümit verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (vidâd, vüdâd şekilleri de vardır). Sevme, sevgi, muhabbet, dostluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وداد] sevgi. 2.dostluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sevme, sevgi. Dostluk.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vidad).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Zevk veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ذوق بخش] zevk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by