Dar Açı ne demek? | Dar Açı anlamı nedir? | Dar Açı

Dar Açı anlamı nedir?

Dar Açı ne demek?

Dar Açı anlamı nedir?

Dar Açı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: dar aci

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ucubeler, pek acayip, tuhaf şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Acemler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aba veya abadan giyecek şeyler yapan veya satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aba maker. aba seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدار] sulu. 2.parlak. 3.hoş

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Sulu, taze. 2.Parlak. 3.Sağlam vücutlu. 4.Nükteli. 5.Zarif, güzel, hoş. 6.Su veren hizmetçi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Suyu bol olma, tazelik. 2. Renklilik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah’ın kulu. ed-Dar. Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kadru şanı büyük, cömertlik ve keremi bol olan, Allah’ın kulu. - Macid kelimesi, Allah’ın isimlerindendi. (bkz.el-Ma-cid).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yoktan vareden, meydana getiren, dilediğini anında elde eden, zenginlik ve servetine nihayet bulunmayan Vacid’in kulu. Vacid, Allah’ın isimlerindendir. -(bkz.el-Vacid).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i) çok basit;(i) okumayı yeni öğrenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) akasya; aksalkım ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tatlının zıddı, acı ilâç. 2 İçilemiyen tuzlu: Acı su. 3. Mizaca hoş gelmiyen, sert, acı söz. 4. Kulağa kötü gelen: Acı ses, acıağaç = Kavasiye, acıalma = Yenmez bir elma, acıbadem = Acımtırak ve sert kokulu bir cins badem, acıçaça = Bir cins balık, acıhıyar = Ebûcehil karpuzu, acımarul = Hindibâ nev’i, acıyonca = Yoncanın bir-cinsi, bed ve nahoş bir suretle = Acı acı bağırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: Acık). 1. Dert, keder, elem. 2. Ağrı, sızı, vecâ. 3. Musibet, matem, yas. 4. İntikam, öc, sert, yürekler acısı = Pek acınacak hal, kuyruk acısı = Kin, acı çıkarmak = Zararı gidermek, öç olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık, zaviye. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde «derece», 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde «grat» tır. Açıların büyüklüğü kenarlarının uzunluğuna değil, iki kenar arasındaki açıklığa bağlıdır. Bu açıklık iletki (minkale) ile ölçülür. Açıların ölçülmesinde daha çok «derece» kullanılır. Birbirini bütünleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Birbirini tümleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Çevre açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Dar açı: Dik açıdan küçük olan açıdır. Dik açı: Doğru açının yarısı büyüklüğünde olan açı. (90 derece veya 100 grat). Doğru açı: Bir kenarı öbür kenarının uzantısı olan açıdır. (İSO derece veya 200 grat). İki düzlemli açı: Aynı doğrudan geçen iki yarım düzlemin meydana getirdiği açıdır. Karşı durumlu açılar: Bir doğru, iki paralel doğruyu kesince, kesen ve kesilen doğrunun aynı tarafındaki açılara denir. Kiriş teğet açısı: Bir dairenin aynı noktasından çizilen bir teğetle bir kiriş arasındaki açıdır. Komşu açılar: Birer kenarları ve köşeleri ortak olan ve öbür kenarları ortak kenarın başka başka tarafında bulunan iki açıdır. Merkez açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Tam açı: Bir doğru çizginin bir noktası etrafında kendi üstüne gelinceye kadar döndürülmesiyle meydana gelen açıdır. Ter» açılar: Kenarları birbirlerinin uzantılarından ibaret olan açılar. Terseş açılar: Bir doğru iki paralel doğruyu kesince doğruların aynı yönünde bulunan açılardır. İki çeşittir: Açı kesilen doğruların içerisinde ise iç ters açı; kesilen doğruların dışında ise dış ters açı denir. Yöndeş açı: Bir doğrunun paralel iki doğruyu kesmesiyle meydana gelen, kesen doğrunun aynı yönünde, kesilen doğruların biri içinde, biri dışında olan aç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. bitter. peppery. brackish. acrid. biting. painful. sad. sorrowful. lamentable. grievous. tragic. cutting. poignant. sardonic. scathing. shrill. splitting. harsh. severe. incisive. pungent. trenchant. vitriolic. pain. ache. hurt. sting. gnawing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acid. acrid. acrimonious. affliction. agitation. anguish. astringent. bitter. cutting. distress. gnawing. grief. grievous. heartache. heartbreak. hot. pain. pang. piercing. poignant. pungent. rank. sardonic. sorrow. sting. suffering. tart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pain. suffering. affliction. tribulation. grief. sorrow. ache. biting. bitter. distress. gip. hard. harsh. hurt. ill. piercing. sour. sting. trenchant. vitriolic. woe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitterly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(kuvasya ağacı): Sedefotugillerden; 2-3 metre boyunda küçük bir bitkidir. İnce kabuklarının üzerinde sarı benekler vardır. Çiçekleri kırmızıdır. Sıcak ülkelerde yetişir. Bu ülkelerde acı ağaç kabuklarından yapılan kaplardan su içenlerin kuvvetleneceğine inanılır. Hekimlikte; kökü, kabuğu ve odunu kullanılır. Etkili maddesi “Quassine”dir. Çok acıdır. Kullanıldığı yerler: İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Tükürük ifrazatını arttırır. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenler. Böbrek sancılarını keser, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Bağırsak kurtlarını döker. Kanamaları durdurur. Haşarat kaçırıcı olarak da kullanılır. Fazla kullanılacak olursa; baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma yapar.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitter almond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sarcasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undrinkable water. briny / hard water. brackish water. raw water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitter and sweet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sedefotugillerden küçük bir ağaç. Hekimlikte kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acîbe. (Aceb’den i.). Şaşacak, garip, tuhaf, hayrete değer: Emr-i acîb, umûr-ı acîbe, acîbü’l huy = Şekil ve sureti garip, acîbü’l kıyâfe = Kıyafeti tuhaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Aceb’den: Tuhaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجيب] tuhaf, acayip, ilginç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Lupine, Lupin, Lupine): 10-100 cm yüksekliğinde, sık tüylü, bir senelik bitkidir. Yaprakları el şeklinde parçalı, uzun saplı, 5-9 yaprakçıklıdır. Çiçekleri dik salkım durumunda, beyaz veya mavimsi renkli, çiçek taç yaprağı kelebek şeklindedir. Yahudi baklası diye de tanınır. Türkiye’de yetiştiği yerler: Akdeniz bölgesi, Bursa, Antalya ve Konya çevreleridir. Memleketimizde üç türü bulunmaktadır. - Beyaz yahudi baklası: Beyaz çiçeklidir. 120 cm kadar yükseklikte, bir yıllık bir bitkidir. - Sarı çiçekli yahudi baklası: Vatanı, Orta ve Güney Avrupa’dır. - Mavi çiçekli yahudi baklası: Vatanı, Akdeniz çevresi memleketleridir. Kullanıldığı yerler: Tohumlarının idrar söktürücü, kan temizleyici ve kurt düşürücü tesiri vardır. Bazı türlerinin kavrulmuş tohumları “sebze kahvesi” ismiyle kahve yerine kullanılmaktadır. Fakat alkaloid taşıyan türlerinin bu şekilde kullanılması tehlikelidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Acalb). Şaşacak iş, hayret veren ve uyandıran şey, garibe, zamanın acîbesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجيبه] şaşılacak şey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Açan, fetheden. 2. Keşif ve halleden, halledici. 3. Cilâ ve perdah eden, cilâcı. 4. Sevinç ve ferahlık veren: Gönül açıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening. that opens. opener. willow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opener. expander. spreader. switch. polisher. commentator. varnisher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Herbstzeitlose, Krokus, Colchique, Colchicum, Autumn crocuses): Boyu 10-30 cm yüksekliğe ulaşan, otsu ve yumrulu bir bitkidir. Sonbaharda morumsu pembe renkli, 6 parçalı çiçekler açar. Yaprak ve meyvaları ise ilkbaharda ortaya çıkar. Sonbaharda çiçek açtığından dolayı halk arasında “güz çiğdemi” olarak da bilinir. Yetiştiği yerler: Türkiye’de pek bulunmaz. Avrupa’nın sulak çayırlarında bol miktarda yetişir. Kullanıldığı yerler: Tıbbi önemi haiz bir bitkidir. Kullanılan kısmı yumru ve tohumlarıdır. Tohum ve yumruların idrar arttırıcı, terletici, müshil ve romatizma ağrılarını dindirici etkisi vardır. Alkaloitlerin çok yüksek zehirleyici özelliği olduğundan, bu droglar, dahilen ancak hekim kontrolünde kullanılabilir. Eskiden halk arasında romatizma ağrılarını dindirmek için haricen kullanılırdı. Bunun için bir tutam acı çiğdem tohumu, 2-3 diş sarmısak ile havanda iyice dövülür. Elde edilen sulu kısım bir tülbente emdirilip, ağrıyan kısma sarılır. Bu pansuman birkaç gün arka arkaya tekrarlanır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iğne ve diken şeklinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). asit, ekşi şey, ekşi; (s). asit niteliğinde; asit fazlalığı olan. acid'ity (i). ekşilik , ekşime, asidite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). asit etmek, ekşitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). asidoz, özellikle şeker hastalığında kanın asitli hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mayhoş etmek, biraz ekşitmek. acidulous (s) mayhoş, eksice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Ebûcehil karpuzu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iğne biçiminde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lay off. to expose sth to view. to reveal. uncover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Short Selling)

Sahip olunmayan menkul kıymetlerin ödünç alınmak sureti ile satılmasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revelation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giveaway. revelation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disclose. divulge. evince. expose. express. impart. publish. reveal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to expose. to reveal. to disclose. bare. give away. give forth. leak. leak out. to blow the lid off. proclaim. pronounce against sb. publish. spit it out. testify. unbosom one's heart. ventilate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Keder, elem. 2. Matem, yas. (bk.) acı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «açmak» tan). 1. Kapalının zıddı, açık kapı, ev, sandık. 2. Kapalı olmayan, mânisiz: Açık yol. 3. Geniş, vâsî: Açık meydan, deniz. 4. Örtüsüz, çıplak: Başı, kollan açık. 5. Seyrek, aralıklı: Açık adımlar, açık kaş. 6. Bulutsuz, berrak: Açık hava. 7. Aşikâr, vazıh: Açık söz, ibare. 8. Gönül açıcı, ferah verici: Açık bir yer. 9. Koyu olmayan, beyaza çalan: Açık mavi, pembe. 10. Perdesiz, iffet hususunda laubali: Filan kadın açıktır, açık meşrepli. 11. Sahipsiz, boş, münhal: Açık memuriyet. 12. Mahfuz olmayan, istihkâmsız: Açık liman, kasaba. 13. Bozuk, ihtilâflı: Filanla aramız açıktır. 14. İsim yeri boş olan: Açık bono, poliçe. 15. Aşikâr sarâhaten: Açık söylemek. 16. Sesle: Açık okumak. Açık ağız: Bönlük, şaşkınlık. Açık el: Cömertlik, sahavet. Eli açık: Cömert, sehavetli. Alnı açık: Serbest, pervasız. Açık saçık: Adâb dışı giyinme, söz. Açık kapı: Misafirseverlik: Açıkgöz: Uyanık, becerikli. Gözü açık gitmek: Arzusuna kavuşamayıp hasret İçinde ölmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin geniş tarafı: Deniz açığı: Engin açıklarda, enginde. 2. Bir şeyin dış tarafı, hariç: Açıktan adam alınmaz. 3. Memuriyetsizlik, mâzuliyet: İşten çıkarılma, açığa çıkmak. 4. Vazife ve memuriyeti olmayıp muvakkaten işsiz bulunan subay veya memur: Açıkta kalmış. 5. Açık renk: Açığa boyamak. 6. Hesap muvazenesinde noksan: Bütçe açığı, açığı çıktı. Açıktan, açıktan açığa — Zahiren, alenen, Aşikâre. Açığa vurmak = Meydana çıkarmak. Açıklar livası = Boş gezen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open. uncovered. wide-open. visible. apparent. obvious. bare. clear. unclouded. cloudless. definite. exposed. blank. aboveground. articulate. avowed. broad. candid. categorical. clean-cut. clear-cut. confessed. crystal. decided. declared. decollete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. blunt. broad. clear. concrete. confessed. debit. decided. definite. demonstrable. distinct. evident. explicit. fine. forthright. graphic. intelligible. manifest. on. open. outstretched. overt. patent. picturesque. plain. shortage. shortfall. sig

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on. open. deficit. offing. vacancy. uncovered. free. exposed to. vacant. unoccupied. blank. deficient. frank. clear. explicit. plain. distinct. light. indecent. obscene. saucy. frankly. closely. apparent. absolute assignment. bald. bare. bl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hovel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open binding. public / official auction. open bidding. open sale. tender. adjudication. public auction. roup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank cheque. blank check. open cheque. (US check.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open sitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endorsement in blank. blank endorsement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open sea. high / in the open / main sea. the open sea. high sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public hearing. public trial. open trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction by underbidding. adjudication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dutch auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open handed. generous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic. hospitable. liberal. open minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair / clear visibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open. outdoor. outdoors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open- air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outdoor museum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-air cinema.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-air theater. open-air theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

openbill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open account. open account. deficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank signature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biscuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open heart surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frc- hearted. honest. on the level. open- hearted. tweedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-door policy. policy of the open door. open door policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-door policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim düzlemi üzerinde betimlenen gerçekliğin, gerçekte resmin sınırları dışında da sürüp giden doğal gerçekliğin bir parçası olduğu izlenimini verecek şekilde kompoze edilmesi. Kapalı kompozisyonun tam karşıtı bir sanatsal davranış biçimidir. Açık kompozisyon, asıl gerçekliğin tüm öğelerini resim düzlemi içine sığdırmayı amaçlamaz; tersine, böyle bir çabanın olanaksız olduğunu varsayar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open credit. bank of overdraft. blank credit. clean credit. credit in blank. open-book credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspension salary. half pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open university.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open session. open sitting. panel. discussion. debate. hearing in public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open ballot. open vote. to open vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open market. overt market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank bill. certificate of indebtedness issued before all the details are settled. declared policy. open policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Short Position)

Vadeli işlem piyasalarında alınmış ve henüz kapatılmamış pozisyonara denir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

risque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawdy. improper. impure. indecent. lewd. nasty. obscene. pornographic. ribald. risqué. salacious. smutty. spicy. suggestive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erotic. obscene. pornographic. bawdy. dirty. filthy. fruity. immodest. naughty. racy. ribald. scabrous. smutty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

straw coloured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

articulate. clearly. lucid. sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. definite. definitely. clearly. clean- cut. direct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open city. open town. unenclosed // unenclosed town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frank. outright. outspoken. straightforward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forthright. foq- spoken. open character. straight out. straightforward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frankness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public acknowledgement of thanks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an open wound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chartreuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expansive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open hearted. candid. honest. open. frank. sincere. unreserved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins çiçek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kolay anlaşılır bir şekilde: isteğinizi açıkça anlatınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outright. frankly. outspokenly. straight out. directly. clearly. clear. openly. plainly. above-board. nakedly. avowedly. bluntly. cloudlessly. declaredly. definitely. distinctly. downright. evidently. expressly. fairly. flatly. manifestly. outright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clearly. frankly. freely. openly. outright. plainly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explicitly. above-board. bluntly. above board. evidently. expressly. frankly. obviously. openly. point blank. straight from the shoulder. simply. straight out. unreservedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evince. manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to speak out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frankly speaking. strictly speaking. in plain words. to tell the truth. in plain english. frankly. strictly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frankly. in plain words. to tell the truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frankly. in all honesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Borsadaki kıymetli evrakın değer değişmeleri üzerinde oynayan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıkarını sağlamak için, fırsatlardan faydalanan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alert. sharp. smart. wide awake. cunning. open-eyed. astute. canny. heady. hip. knowing. leery. nimble. shrewd. spry. up and coming. up-and-coming. vigilant. wide-awake. fly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardheaded. smart. wary. clever. shrewd. cunning. sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

argus eyed. alert. sharp. shrewd. smart. to be up to snuff. up and coming. wary. wide awake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation. statement. gloss. definition. indorsement. hearing. account. clarification. comment. commentary. declaration. direction. elucidation. endorsement. explication. exposition. illumination. illustration. instruction. paraphrase. profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assertion. commentary. disclosure. explanation. exposition. gloss. interpretation. key. profession. rationale. report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remark. comment. explanation. statement. revealing. explication. elucidation. interpretation. clarification. exposition. illustration. demonstration. exemplification. account. commentary. declaratory clause. denunciation. direction. exposé. gloss. legend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Meydana çıkarmak, izhar ve ilân etmek. 2. Açıktan ve Aşikâre söylemek veya yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. explain. state. clarify. clear up. make smth. clear. unveil. dot the i's. account for. account for smth. account. lay open. show forth. unclose. unfold. declare. give smth. publicity. express. declassify. deliver oneself. develop. dilate. elu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assert. attest. clarify. communicate. elucidate. enlighten. explain. expound. popularize. profess. put. return. state. unfold. verbalize. to explain. to expound. to clarify. to enlighten. to make public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to expand. to reveal. to divulge. to disclose. to announce. to elucidate. to interpret. to clarify. to demonstrate. to exemplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annotated. annotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Matemde bulunmak, yaslı olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Meydana çıkarılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarify. to be explained. to be expounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be announced. to be expounded. to be revealed. to become known. to be explained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expository.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanatory. illustrative. revealing. expository. elucidatory. illuminating. illuminative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanatory. illustrative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanatory. expository. explicative. elucidative. annotator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Elemli, kederli, feci: Acıklı hikâye. 2. Matemli, yaslı: Kadıncağız acıklıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deplorable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moving. pathetic. piteous. pitiful. plaintive. sad. distressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. tragic. touching. pathetic. a person who has experienced much grief. distressing. dolorous. grievous. harrowing. mournful. piteous. pitiable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aralık, mesafe: İki ağaç arasındaki açıklık. 2. Ferahlık, nezaret: Gönül açıktan hoşlanır. 3. Meydan, yapı ve saireden boş arsa: Evin önünde bir açıklık vardır. 4. Havanın bulutsuz ve berrak olması: Bugünkü havanın açıklığı. 5. İffet hususunda laubalilik: Bu kadının açıklığı malumdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. distance. gap. the open. openness. vacancy. clearness. plainness. fairness. straightforwardness. directness. distinctness. obviousness. aperture. baldness. berth. clarity. clearance. definiteness. demonstrativeness. distinction. distinctivenes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarity. definition. openness. space. open space. clearing. aperture. opening. gap. lightness. unambiguity anlaşılırlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aperture. openness. explicitness. clarity. clarification. free and open space. gap. interval. span. ligthness of colours. vacantness. plainess. clearness. frankness. indecency. sauciness. break. clearing. evidence. hiatus. opening. unreserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling hungry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Açlık duymak, aç olmak: Çok acıktım, karnım acıktı. 2. Çok arzu etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get hungry. feel hungry. be hungry. feel hollow. feel peckish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel hungry. to be hungry. to be famished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel hungry. to crave. to hunger after. to starve. hunger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Emek çekmeden: Açıktan iş sahibi oldu. 2. Uzaktan. 3. İlâve olarak: Maaşından başka açıktan da para kazanır. Açıktan açığa: Gizli tarafı kalmamacasına: Adam açıktan açığa para istedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from a distance. extra. in addition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite openly. boldly. freely. without any hesitation. down- the-line. in plain english. without stint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aç komak, açlığa düşürmek. 2. Açlık vermek, iştiha açmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel hungry. to starve sb. to deprive sb of food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Çiçekli bitkilerin iki ana bölümünden biri. Bu bitkilerde tohumlar yaprağın üzerinde bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Acile) («ecUden if. hukuk. Vadeye bağlı, vadesi gelince vuku bulacak olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Acile) (acele’den if.). t. Aceleci, açık, aceleci, müstacel. 2. Şimdiki, hazır, müstakbel ve mühletli olmayan, peşin: Emr-i Acil, devay-i Acil, mihr-i Acil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgent. immediate. pressing. exigent. importunate. crying. insistent. direful. instant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burning. immediate. importunate. instant. pressing. urgent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgent. pressing. prompt. immediate. hasty. swift. speedy. it admits of no delay. sore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Council of Independent Laboratories.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاجل] acil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Açılmak eyleminden emir; serpil

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emergency room / ward. emergency room / service. emergency room. emergency service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shooting from different angles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Acı olmak, meraret kesbetmek: Bu salatalık acılanmış (Çağatayca: Acınmak). Mec. Şiddet ve hiddete gelip kötü huylu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become bitter. to turn rancid. to grieve. to be afflicted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turning rancid / sour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn rancid / sour. to become irritated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to turn rancid. to embitter. sharpen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ayın dolunay halinde olmaya başlaması

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. hukuk). Vadeye bağlı olarak, vadesi hululünde icra olunmak üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Acele ile, müstacel olarak, serian, derhal: Mektebin Acilen açılması isteniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. hastily. promptly. in haste. now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. promptly. immediately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. without delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاجلا] derhal, acil olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acısı olan, üzüntülü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. spicy. bitter. sad. mourning. sorrowful. heartbroken. heartsick. heartsore. disconsolate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anguished. grieved. mourning. disconsolate. spicy. hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grieved. sorrowful. mourning. having a bitter taste. hot. spicy. sour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acı olan şeyin hali, meraret. Mec. Sertlik, şiddet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrimony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitterness. acridness. acridity. gall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). İnhiraf: gök ekvatoru ile bir yıldızın arasındaki uzaklık. Kuzeye doğru uzaklık, artı, güneye doğru olan da eksi işaretiyle gösterilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right ascension. evolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expansion. opening. declination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Açma düğmesine bastığınızda, disk otomatik olarak çıkartılacaktır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foldaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapsible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folding. collapsible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Açılma. 2. Bir binanın kullanılmaya yahut yeni bir kuruluşun işlemeye başlaması, açılış töreni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inaugural. opening. opening. inauguration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inaugural speech. opening speech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inauguration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating ceremony. inaugural ceremonies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deployment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening. fade-in. dehiscence çatlama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commentary. praphrasing. dissection. exposition. elucidation. explaining fully. confiding. deployment. development. fade in. fading in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

TV’yi, bekleme konumundan, önceden belirlenmiş bir süre sonunda (ayar saatinden sonraki 12 saat içinde) açılacak şekilde ayarlayabilirsiniz. 1 saat içinde TV’de herhangi bir işlem yapılmazsa, yeniden bekleme konumuna döner.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kapalı halden çıkmak: Kapı açıldı. 2. Dağılmak, çekilmek: Bulutlar, kalabalık açıldı. 3. Temizlenmek: Bu bez açılmıyor. 4. Berrak ve açık olmak: Hava açıldı. 5. Yapraklanmak: Gül, çiçek açıldı. 6. Neşelenmek, gönül ferahlığı peyda etmek: İnsan gezmekle açılır. 7. Mahcupluk ve tutukluktan kurtulup, serbestlenmek. 8. Genişlik kazanmak: Oda açıldı. 9. Uzağa, engine salmak: Vapur açıldı. 10. Başlamak: Meclis açıldı. 11. Bahse başlamak: Söz açıldı. 12. Zuhur etmek, hasıl olmak: İş açıldı. 13. Boş kalmak, münhal olmak: Filan memuriyet açıldı. 14. Sır söylemek, emniyet edip her şeyi söylemek: Bana açıldı. Ara açılmak = Bozuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open oneself. open. be opened. come open. open out. open in. open up. disperse. admit smb. into one's confidence. disclose one's secret. become relaxed. refresh. air. bare. disentangle. diverge. effuse. expand. fine. flower. gape. come loose. get loo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blossom. confide. dilate. gape. open. spread. thaw. unbend. unwind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be opened. to become wider / larger. to expand. to be inaugurated. to begin. to recover to clear up. to put to sea. to clear

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Acımak işi. 2. Merhamet: Adamda acıma diye bir şey yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compassion. pity. sympathy. commiseration. ruth. pathos. feeling. aching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clemency. compassion. mercy. pity. sympathy. clemency merhamet. commiseration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pity. compassion. commisseration. mercy. turning rancid. hurting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. aslı: açıkmak). 1, Ağrımak, ağrıyı mucip olmak: Elim acıyor. 2. Keder ve teessüf etmek, merhamete gelmek: Şu adamın haline acırım. 3. Esirgemek, kıyamamak: Emeğime acırım. («Ağrımak» ile «acımak» arasındaki fark şudur ki: Ağrı daha esaslı ve derin, acı sathî, lâkin daha müessir ve yakıcı olur. Sızı ise başlıca sinirde nöbet nöbet gelip geçenidir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurt. ache. bite. sting. feel sorry for. be sorry for. deplore. feel pity for. pity smb. commiserate. have compassion. feel for smb. have mercy. pity. relent. rue. smart. sympathize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleed. hurt. pity. smart. sting. to hurt. to smart. to sting. to ache. to be/feel sorry for sb. to have/take pity on sb. to relent. to show mercy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurt. to give pain. to ache. to feel sore. to pity. to feel sorrow for. to feel compassion. to commisserate. deplore. feel. feel for. to feel pity for. relent. show clemency. smart. sting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-hearted. pitiless. cruel. tyrannic. tyrannical. atrocious. brutal. coldhearted. cutthroat. dead. ferocious. fiendish. flinty. grim. harsh. implacable. inclement. inexorable. inhumane. merciless. outrageous. relentless. without remorse. ruthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocious. barbaric. barbarous. bestial. brutal. cruel. diabolical. ferocious. fiendish. fierce. grim. heartless. inhuman. inhumane. mean. merciless. punitive. relentless. remorseless. repressive. rough. ruthless. satanic. savage. stern. stony. uncharitab

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruthless. cruel. bitter. cutthroat. diabolical. dog- eat dog-. draconian. flinty. grim. harsh. heartless. implacable. inexorable. inhuman. merciless. pitiless. relentless. remorseless. repressive. satanic. truculent. tyrannical. uncharitable. unfeeling. u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill. mercilessly. without remorse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a heavy hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comment. vivisection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). Bir meseleyi, bir metni en ince noktalarına kadar gözden geçirerek izah etmek, şerh etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to elucidate. to analyze. to explain fully. to annote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acıya çalar lezzette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bittersih.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acıya dönük, acıca, acımsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Hamur. 2. Yoğrulmuş şey, çamur ve saire. 3. Hamur gibi yoğrulmuş ve kaşıkla yenecek ilâç, macun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجين] macun, yoğurulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Merhamete şayan, teessüf veren: Acınacak bir haldedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deplorable. lamentable. pitiable. pitiful. regrettable. sad. sorry. miserable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pitiable. deplorable. miserable. abject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causing regret. exciting. pity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Merhamete getirmek, acımaya sevketmek, rikkati mucip olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arouse pity for. to ask for sympathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause regret. to excite pity. tell the tale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Keder ve teessüf olunmak: Haline acınır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Cfbiyoloji). İnkişaf etmek, gelişmek. Yorganı atmak: Çocuk açındı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be pitied. to be regretted. to lament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrant. protractor iletkiprotractor. protractor iletki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protractor. goniometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Herhangi bir açıyı iki eşit açıya ayıran yarım doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bisector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bisector. bisecting line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. acre) (ecr’den if. hukuk). Bir şeyi kiraya veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az acı, acıya çalar, acımtırak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban turpu denilen b.ir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horseradish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Acıyıp merhamet etmek. 2. Himaye etmek, sahip çıkmak, korumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening. inauguration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

introductory speech. opening discussion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angular velocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pain free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painless. mild. not hot. without pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painless. without pepper / spice. not hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Acımasına sebep ol acıttım. 2. Cefa ve eziyet vermek. acımak, ağrıtmak, ağrı ve sızı vermek: Elimi

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurt. cause pain. pain. bite. sting. gnaw. wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurt. sting. to hurt. to pain. to cause pain. to make sth bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurt. to cause pain. to smart. to do sb hurt. to give sb pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızılkantarongillerden bir bitki. Acı olan yaprakları hekimlikte kullanılır (Menyantes trifoliata).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İktidarsızlık, beceriksizlik, el yetmeme: Ben aczimi bilirim, aczimle beraber hizmet hevesiyle bu işe teşebbüs ettim; izhar-ı ıcz etmek = İktidarsızlığını itiraf ve beyan etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Acize, c. aceze) (acz’den if.). 1. İktidarsız, geyr-i muktedir, zayıf, gevşek, elinden iş gelmez: Aciz bir adamdır; kendi işini görmekten Acizdir. 2. Şaşırmış, ne yapacağını bilmez, dermansız: Ben bu işde Aciz kaldım; insan cevap vermekten Aciz kalır. 3. Konuşan şahsın söylediği tevazu kelimesi: Acizleri, Aciz bendeleri. Darülaceze = Düşkünler yurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. icaz). 1. (anatomi). Sağrı, insan ve hayvanın gerisi, kıçı; azmü’l »cz = Kuyruk sokumu kemiği. 2. Beyitin son kelimesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helpless. inability. helplessness. weakness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insolvency. inability. weakness. helplessness. helpless. personal disability. unable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاجز] aciz. 2.ben.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Aciz ve iktidarsızlıkla, hakirane: Acizâne takdimine cüret kılındı; Acizâne bir kitap yazmağa başladım. 2. Tevazu ifadesi olarak kullanılır: Taraf-ı Acizaneme irsal buyurulan tahrirat yed-i Acizaneme vasıl oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاجزانه] acizce. 2.alçakgönüllüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bu Acize ait veya mensup ve müteallik, tevazu tâbiridir: Pcder-i Acizî = Pederim; »Üy-I Aciziye — Taraf-ı Acizaneme, Acizâne tarafıma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاجزی] acizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2. Fakirlik, tevâzu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاجزیت] acizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) bendeniz, ben.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helplessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. helplessness. insolvency. failure. unableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

islet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kidnap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). musevi takviminde şubat ortasında başlayan ay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük ağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şeker ve pekmek vesaireden yapılmış lüzucetli şekerleme ve macun yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray. slip out. to put in on the street.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احضر] yemyeşil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ahenkli, uygun düzenli, yumuşak hareketli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنگدار] uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنگ دار] uyumlu, ahenkli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kader. Kaderderler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

En yüksek ses kalitesini sağlamak için hassas dijital voltaj darbelerini, dengeli akım darbelerine dönüştürür.

Teknolojik Terim by

Şifalı Bitki

(kayınağacı): Kayıngillerden; nemli topraklarda yetişen bir ağaçtır. Meyveleri küçüktür. Yaprakları ilkbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. Şişmanlamayı önler. Romatizma ağrılarını dinlendirir. Ayak kokularını keser. Saçları gürleştirir, kepekleri yok eder. Cilt hastalıklarını tedavi eder. Kalp kifayetsizliğinin sebep olduğu idrar tutukluğunu giderir. Vücutta biriken tuzu atar. Üremi ve albüminde faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all day long. without interruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eclecticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çadır, çalı çırpıdan yapılmış kulübe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. alâka: ilişik. F. dâşten: tutmak) alâkası ve ilişiği olan, münasebetli, hissedar: Bu işle ben de alâkadarım. Yeni yapılan fabrikayla siz de alâkadar mısınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. involved. connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connected. concerned. interested. involved. appertaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه دار] ilgili, alakalı. alâkadar etmek ilgilendirmek. alâkadar olmak ilgilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه داران] ilgililer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alçakça, pek yüksek olmayan, (ekseriya makamı tahbibde müstameldir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Alem = Bayrak, F. dâşten = taşımak). Bayrağı veya sancağı taşıyan, bayrakdar, sancakdar: Alemdar Mustafa Paşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standard bearer. leader önder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علمدار] sancaktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) 1.Bayrak veya sancak tutan, taşıyan, bayraktar, sancaktar. 2.İşe önderlik eden. Alemdar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bayrakdarlık, sancakdarlık: Alemdarlık vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) alemdârî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عليه دار] karşıt, zıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Intermediation For Trading in Securities)

Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının aracılık sıfatıyla ve ticari amaçla alım satımını ifade eder.


Finansal Terim by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kim). amino asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. local government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitutionalist. constitutional expert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taskmaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mide ekşimesini tedavi eden, asitleri giderici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok sert bir çeşit maden kömürü, antrasit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antiquarian. antiquary. antique dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old curiosity shop. dealer in antiques. antiquarian. art shop. curio dealer. dealer in antiquities. antique dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tuhaflık. 2. Antika olma hali. (i.). Antika eşya satıcısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obvious. as plain as a pikestaff. manifest. very clear. glaring. wide-open. conspicuous. crying. beyond dispute. without dispute. evident. evidential. evidentiary. gross. incontrovertible. self-evident. transparent. obviously. clearly. evidently. ope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aboveboard. explicit. incontrovertible. obvious. palpable. wide open. very clear. self-evident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obvious. self-evident. clear. open. wide open. crystal clear. as clear as crystal. self evident. glaring. plain as a pikestaff. plainly. signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complete openness / clarity. truism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Araba yapan sanatkâr. 2. Araba süren adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver. coachman. carter. wagoner. cartwright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

car driver. person who sells cars. coachman. cabman. wag g oner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Araba yapmak sanatı. 2. Araba sürenin hal ve sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzoz gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle bir alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzos gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle biri alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu, şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan

lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzlaştırmak için araya giren kimse: Vasıta, mutavassıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediator. go-between. middleman. intercessor. intermediary. in-between. interceder. intermediate. jobber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. intermediary. middleman. mediator. go-between. broker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermediary. agent. go-between. mediator. middleman. negotiator. conciliator. us- weather market-maker. fixer. friendly arbitrator. go- between. go between. interagent. interceder. intercessor. intermediate. intermediate agent. mesne. transactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermediary bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Financial Intermediary (Institution))

Sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunmak üzere Sermaye Piyasası Kurulu’nca yetkili kılınmış bankalar ve aracı kurumlardır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Brokerage House)

Sermaye piyasası faaliyetinde bulunmak üzere Sermaye Piyasası Kurulu tarafından aracılık yetkisi verilmiş anonim ortaklıklardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

over. through. via. by means of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by the mediation of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aracının gördüğü iş, vasıtalık, tavassut; vesatet: O, bu işi ancak benim aracılığımla yapabilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediation. intervention. mediatorship. agency. agency business. intercession. intermediate trade. procuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediation. intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Financial Intermediation)

Sermaye piyasası araçlarının, yetkili aracı kuruluşlar tarafından, kendi nam ve hesabına, başkası nam ve hesabına, kendi namına ve başkası hesabına alım satımıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act as intermediary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Underwriting)

Halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının tamamının satılacağının aracı kuruluş veya kuruluşlar tarafından ihraçcı şirkete taahhüt edilmesidir. İki türlü olur: bakiyeyi yüklenim veya tümünü yüklenim.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عرقدار] terli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçinden çıkılamaz derecede karışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woolly hair. tangled skein. skein. tangle. snarl. dogs dinner. elflock. spaghetti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hash. ragbag. snarl. tangle. fuzzy hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mix up. muddle. spaghetti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquisitive. investigative. researcher. explorer. investigator. surveyor. analyst. searcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

researcher. research worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

researcher. research man. research worker. student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

off- road vehicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arpa ve umumiyetle hayvan yemi satan adam. mec. Arpacı kumrusu gibi düşünmek = Endişeli ve derin düşünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barley seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Göz kapağının ucunda çıkan kabarcık. 2. Tüfek namlusu üzerinde nişan almaya mahsus kabarma. Arpacık soğanı = Soğanın küçük tanelisi.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Halk arasında it dirseği de denir. Doktorların Hordoleum dedikleri hastalıktır. Göz kapağındaki herhangi bir kılın dibinde; içi dolu bir şişlik meydana gelir. Acı ve zonklama vardır. Arpacıkla, hiçbir şekilde oynamayın, onu sıkmayın! Beslenmenize önem gösterin, üzüntülerinizi bırakıp biraz daha mutlu olmaya bakın.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak

Hazırlanışı : 1 diş sarımsak, iyice dövülür. Arpacığın üstüne sürülür. 20 dakika sonra, ılık su ile yıkanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sty. stye. foresight. bead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sty on the eyelid. front sight. sty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shallot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

C vitamini

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pinching. purloining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kuşkonmaz otu ve pancardan çıkarılan özel bir asit, asparagin asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atavism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atavism. throwback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yaz gecelerinin karanlığında otların arasında veya havada uçarken parıldayan, yanıp sönerek sarı-yeşil bir ışık veren bir böceği görmüşsünüzdür. Yanına yaklaşıldığında ışığını söndüren, gece karanlığında izini kaybettiren bu böceğin ismi ateş böceğidir.

Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bunun bilimsel adı ‘soğuk ışık’tır ki günümüz teknolojisi bu ışığı henüz yapay olarak üretmeyi başaramamıştır. Bilim insanları dünyada milyonlarca yıldır mevcut olan bu tabiat teknolojisinin önce çalışma mekanizmasını çözmek sonra da taklit ederek insanlık hizmetine sunabilmek için çalışmalarına hız vermişlerdir.

Kısa bir zaman öncesine kadar sürtünme veya ısı olmadan ışık elde etmenin imkansız olduğuna inanılıyordu. Nasıl ki normal bir ampul kendisine verilen enerjinin yüzde 4’ünü, florasan ampul ise yüzde 10’unu ışığa dönüştürebiliyor, geri kalanını ısı olarak yayıyorsa, ateş böceğinde de benzer bir durum olduğunu sanan bilim insanları, böceğin bu iş için kullandığı enerjinin tamamını ışığa dönüştürebildiğini tespit edince hayrete düştüler. Gelelim ateşböceğinin ışık üretme mekanizmasına... Aslında ateş böceklerinin ışık verme reaksiyonları o kadar hızlıdır ki bu fonksiyonun kademelerini incelemek hemen hemen imkansızdır. Yani ışık üretim mekanizması hakkındaki bilgiler hala teoride kalmaktadırlar. Kesin olarak bilinen bunun moleküler seviyede kimyasal bir işlem olduğu, bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştiirebildikleridir.

Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden, ışık elde elmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmekledir. Bunlardan birincisinin kimyasal yapısı aydınlatılmış ve yapay olarak elde edilmiştir. İkincisinin ise yapısındaki gizem çözülmesine rağmen sentetik olarak üretilmesi hala mümkün olamamıştır.

Ateş böceklerinde üretilen iki kimyasalın birleşiminin de ışık vermeye tam olarak yetmediği, böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerektiği tespit edilmiştir. Bilinmeyen bir başka ayrımı ise bu ışığı hangi şalterin açıp kapadığıdır.

Bu gizemli böceklerin 2 bin çeşidi olup erkekleri uçabilirken dişileri kanatsızdırlar. Erkekler dişileri aramak için geceleri uçarlar ve ışıklarını birbirleri ile iletişim kurmak için kullanırlar. En iyi ışık verimini gelişmiş dişiler verir. Ateş böcekleri geceleri 3 saat süreyle ışık verebilirler.

Genellikle ısırarak zehirledikleri salyangozları yedikleri için kireçli toprakların olduğu nemli bölgelerde daha çok görünürler. Parlamayı sağlayan kimyasal maddeler sayesinde, kazara onu yiyen bir düşmanı kusmak zorunda kalır ve bir daha başka ateş böceği yemeye teşebbüs etmez.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cüretli, cüretkâr; küstah, arsız. audaciously (z). küstahça, cüretle. audaciousness (i). küstahlık, cüretkârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cüret; küstahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sponger. freeloader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeloading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yucca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zanbakgillerden bir bitki. Anavatanı Amerika’dır. Başak halinde iri ve beyaz çiçek verir. (Yucca gloriaso).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eskiden bir büyük adamın giyinirken aynasını tutmakla vazifeli hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayna yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker of mirrors. seller of looking glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Azıcık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük hemşire, abla, kız kardeş. 2. Kıdemli ve yaşlı kadın, abla, kalfa. 3. Şeyh zevcesi: Bacı hanım. 4. Zevce, refika, eş, karı (Kocaların karılarına tevazu yollu verdikleri isimdir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder sister. sister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

older sister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). çubuk seklinde mikroskobik bakteri, basil; herhangi bir mikrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badanacı, duvarları badana eden sanatkâr, bu sanatla geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Duvarları badana etmek sanatı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهادار] kıymetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر احضر] Hint Okyanusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle. contention. light. outlook. perspective. viewpoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

view point. point of view. viewpoint. angle of view. perspective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Sanatçının bir konuyu resmetmek için baktığı varsayılan nokta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Osmanlı teşkilâtında saray vazifelilerinin bir sınıfı. 2. Balta ile giden itfaiyeci, tulumbacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of axes. hewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Banka hissedarı, bankada görevli veya banka işleri uzmanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker. bank employer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker. bank employee. shroff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir incir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barka denilen büyük sandalı kullanan adam. Sandalcı, kayıkçı, flokacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bareheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncovered head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Tülbent üzerine kalıp basan adam. 2. Matbaacı. 3. Basma yapan ve satan adam. 4. Türkistan’da Ruslar’a karşı çete savaşı veren Türk gerillası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basmacı sanatı, (bk.) Basmacı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bayraktar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بيدقدار] bayraktar, sancaktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, kirdâr = tabiat). Kötü tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her işini parasız veya çok ucuza sağlamaya çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who wants to get things for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Görünür, Ar. meşhûd, zâhir, lyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hisse ve nasibi olan, hissedar: ilim ve terbiyeden behredâr adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kim. benzoik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = istilâ edatı, dâr = salb ağacı). Dâr ağacına çekilmiş, asılmış, Ar. maslûb. Berdâr etmek: Salbetmek, asmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = meyve, dâr = mülkiyet edatı). Yemişli, meyvedar, meyveli, semereli, verimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHURDAR (i. F.). Çalışma ve himmetinin neticesini alan, iyi bir işin mükâfatına nail olan: Berhurdâr olsun. Berhudâr ol oğlum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHUDARLIK (i), iş, himmet ve müsbet çalışmanın netice ve mükâfatına kavuşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برخوردار] mutlu, muradına ermiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kininin veya greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olmayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da arttırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emil imin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kanserojen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, biberin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine karışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe eder ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi Önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kiwinin ya da greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olamayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da artırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emilimin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kansorejen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, bibrin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine kaarışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe der ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üüstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyanık, uykusuz, uyumayan. Ar. yakzân. Baht-ı bîdâr = Yaver ve müsaid, uyanık talih. Dil-i bîdâr = Uyanık gönül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyanık, uykusuz, uyumayan. Ar. yakzân. Baht-ı bîdâr = Yaver ve müsaid, uyanık talih. Dil-i bîdâr = Uyanık gönül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدار] uyanık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيداربخت] talihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Uyanıklık. 2. Uğraşma. 3. Dikkatlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Uyanıklık. 2. •Uğraşma. 3. Dikkatlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika elması denilen ağacın başka bir adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika elması denilen ağacın başka bir adı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Bel, belleyen, yer kıran, kürek çeken. 2.İstihkam neferi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as much. the same amount.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beer brewer / drinker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brewing industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a few of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İktidar ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boğaça ile börek pişirip satan adam. (bk.) Poğaçacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

over head and heels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bohça ile eşya gezdirip satan kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bomba taşıyan, atan veya yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kim. asitborik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. borasit, Bandırma taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahvil ve kâğıt para üzerine borsa oyunu yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bull. stockbroker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hudut, sınır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boya çeşitlerini yapan veya tutan, eşya ve çeşitli maddeleri boyamak sanatiyle ve nakkaşlıkla uğraşıp geçinen adam: Boyacıdan boya aldım, evi boyatmak için bir boyacı arıyorum. Boyacı küpü = Boyacının boyayı koyduğu küp. mec. Pek çabuk ve kolay yapılan basma kalıp ve baştan savma işi anlatır: Boyacı küpü mü bu?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painter. dyer. dipper. shoe black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painter. dyer. shoeblack. bootblack. shoeshine boy ayakkabı boyacısı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyer. housepainter. dealer in paints. shoeshine boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boya satan veya boyayan ve nakkaşlık eden adamın sanatı: Boyacılık ediyor, boyacılık pek lüzumlu bir sanattır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyeing. house painting. shoeshining. manufacturing or selling of paint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bozayı yapan ve sokaklarda gezdirip satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamirci, eskici, meremetci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kuvvetlendirici, kuvvet verici; i. destek, dayanak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kim. bromür asidi, asit bromik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so. this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

this much. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı budakcık). Küçük budak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in this small place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thus far.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BURGAŞIK (i.) Karışık ve dolaşmış şey: Kargacık burgacık yazı = Okunması çok zor elyazısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficit. budgetary deficit. budget deficit. deficit in budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بویدار] kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her şeyi cabadan edinmek isteyen kimse, bedavacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çabucak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yoğurtla hıyar veyahut diğer bir sebzeden yapılmış salata.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a dish made of chopped cucumber in garlic-flavoured yoghurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Aba, kebe gibi kaba bir yün dokuma. 2. Türlü renkli ipliklerden dokunan bir çeşit kilim, cicim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Meksika ve Batı Hint adalarında kızılderili kabile reislerine verilen ad.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Caka satmayı seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swanky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalıp çakmakla gümüşün üzerine’ kabartma şekiller yapan kuyumcu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -daria) Roma hamamlarında sıcak oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takvim. calendar year takvim senesi. Chinese calendar gün ve ayları altmışlık devrelerle ayarlanmış olan ve 12 kameri aydan meydana gelen eski bir ,Çin takvimi. Gregorian calendar Papa Xlll Gregorius tarafından 1582'de düzeltilip şimdiye kadar kullan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maden üzerine çalma işi yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ground fir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pinus): Birçok çeşidi olan bir ağaçtır. Kozalakları ilk yıl kapalıdır. İkinci yıl açılıp, kurur ve ağacın dibine düşer. İlaç yapımında; tomurcuğu, palamutu, kozalağı, filizleri ve çırası kullanılır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Müzmin öksürüğü keser. Kolay doğum yapmayı sağlar.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cân = ruh, dâşten = tutmak). Canlı. Fars. zîrûh, diri. Ar. hay. vaktiyle Asâyişe memur adam, zabtiye. Ortaçağ Türk devletlerinde yüksek rütbeli bir subay.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جاندار] canlı. 2.koruyucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2.Osmanlı’da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3.Jandarma. Muhafız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ordunun bir yanında olan birlik (pişdâr ve dümdâr gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çanta yapan veya satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çapa ile çalışan rençber. 2. Yeniçeri askerinin bir sınıfı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). geniş, büyük, içi çok şey alan. capaciously (z). geniş bir şekilde. capaciousness (i). genişlik, büyüklük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). kapasitans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). muktedir hale koymak; salahiyet vermek, yetkilendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). kondensatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hacim, oylum; istiap haddi; yetenek, kabiliyet; güç, iktidar; mevki, sıfat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kaproik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle ordunun ilerisinde keşif maksadıyla gezen ve cenk eden hafif asker, karavul, ileri karakol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hububatın esmer ve uzun taneli bir cinsi ki, ekmeği iyi pişirilmek şartıyle lezzetli olursa da, ekseriya hamur gibi kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pumpernicel. rye bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buğdaygillerin ve daha çok çavdarın başağında türeyen ve horoz mahmuzunu andıran bir mantar çeşidi (claviceps purpurea).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(claviceps purpurea): Çavdar ve ona benzeyen bitkilerin çiçeklerinde üreyen parazit bir mantarın kışı geçirmek üzere aldığı mukavemet şeklidir. 10-35 milimetre uzunluğunda, 2-5 milimete genişliğindedir. Dışı siyahımsı-mor; içi pempemsi veya morumsu beyaz renktedir. Tadı yoktur. İçinde ergotin denilen zehirli bir madde vardır. Ev ilaçlarında kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler: Damarları daraltıcı özelliğinden ötürü hekimlikte kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Câzibeli, alımlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جاذبه دار] çekici, cazibeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zaman sırasıyla kaydetmek, kayda geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir ağacı; erz ağacı,(bot). Cedrus; bu ağaçların tahtası. cedar of Lebanon Lübnan selvisi, (bot). Cedrus libani. Himalayan cedar, Indian cedar çin ağacı, (bot). Cedrus deodara. cedar chest yünluleri güveden korumak için sedir ağacının odunundan y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözleyen, bekleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cevher = kıymetli taş, F. dâşten = tutmak). 1. Haysiyeti olan, özü ve mayası makbûl olan. 2. İstidat ve tabiî kabiliyeti bulunan. 3. Elmas vesair kıymetli taşlarla süslü. Tîğ-ı cevherdâr = Mücevherli kılıç. 4. (Ebced hesabında) yalnız noktalı harfleri hesap olunan: Târîh-i cevher-dâr.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Koz): Uzun ömürlü; gövdesi kalın, kerestesi ve meyvesi değerli ulu bir ağaçtır. Yemişi nişastalı ve yağlıdır. Hekimlikte; yaprakları, meyvesinin üzerindeki yeşil kabukları ve yağı kullanılır. Bir çok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları ve kabukları ile hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. El ve ayak donuklarında, deri çatlaklarında faydalıdır. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır. Çok kuvvetli bir besin olduğundan fazla yememelk gerekir. Cevizyağı, raşitizm ve sıracada faydalıdır. Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Derinin yanmasını önler.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

Bir çevrede bir kirletici için izin verilebilir en yüksek düzey ya da çevrenin bazı vasıfları için kabul edilebilir en düşük düzey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cezbeli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumuşak bir cins ingiliz peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kim). klorik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kim). kloröz asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Duvar. 2. İki yeri ayıran zar. Ar. hicâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدار] duvar. 2.zar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double standard. alternating standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aleme sahip olan, dünyayı zaptetmiş, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdâra mensup, şâhâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهاندار] büyük hükümdar, imparator.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Delhi, Türk-Hind İmparatorları’nın 13.’sû olup Şah Alem Bahadır’ın büyük oğludur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdara yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cilâ = parlaklık, F. dâşten = tutmak). Cilâlı, parlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli maddelere cilâ veren, oğarak veya vernik vesaire sürerek parlatan işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finisher. varnisher. polisher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلادار] cilalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. cılav = yular, F. dâşten = tutmak. Yanlış tâbir). Yedek atı yularından sevkeden seyis, yedekçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vapurda ve iskelede çımayı atıp, tutmak işiyle vazifeli tayfa: Vapurun çımacıları.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(platanus): Çınargiller familyasından; 30 metreye kadar boy salan, gövdesi kalın, uzun ömürlü, koyu gövdeli bir ağaçtır. Hekimlikte kozalakları ve yaprakları kullanılır. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Diş ve vücut ağrılarını dindirir. Saç kepeklerini giderir.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جندار] cinci, afsuncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) cincilik, afsunculuk, muskacılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexual harassment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kim). asit sitrik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Eskiden Cizye toplayan halîfe memuru, haraççı, cizye denilen, vergiyi alan tahsildar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Coğrafya bilen, yazan veya öğreten kimse: Kâtib Çelebî, ünlü Türk coğrafyacılarındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inatçı, asi, itaatsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir köyde misafir doyuran esnaf, muhtar, kocabaşı, aksakal. 2. Osmanlı devrinde taşrada Hıristiyanlar’ın ileri geleni, mağaza ve dükkân sahibi. 3. Yeniçerilerde (çorbası bir kazanda pişen) bir taburun subayı, orta kumandanı, binbaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çuha yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çuhaçiçeğigillerden, bir süs bitkisi (primula veriş).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cowslip. primrose. polyanthus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(baharçiçeği): Çuhaçiçeğigillerden; sık çiçek açan bir süs bitkisidir. Kökü kırmızı; yaprakları sarıdır. Çiçekleri ise; koyu sarı renkte olup, çuha gibi kıvrıktır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir. Sinirleri yatıştırır. Rahat uyku sağlar. Yarımbaş ağrılarını dindirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çukadar). Ayak hizmetinde bulunan çuha elbiseli, yahut çuhadan olan perdenin haricinde emre hazır bulunan hademe ki vaktiyle hususî bir sınıf teşkil ederlerdi. Kapı çuhadarı = Eskiden BAbiâlî’de vilâyetlerin kapı kethüdalarının maiyyetinde bulunup valilerin bazı siparişlerini yerine getiren memurlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çuhadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇUHADARLIK (i.). Çuhadar hizmet ve vazifesi. Kapı çuhadarlığı = Kapı çukadarı hizmet ve vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of a junta. junta member.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cüsseli, iri yapılı, irikıyım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Kızgın demirle damgalanmış. 2. Yaralı. 3. mec. Üzgün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çepeçevre, fırdolayı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائرا مادار] çepeçevre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işine ciddiyet ve dikkatle sarılmayan, teobel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remiss. daydreamer. woolgatherer. shirker. slacker. malingerer. tricky fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who does not take his / her work seriously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Damga vurmakla görevli şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

droplet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driblet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Son derece dar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bol ve geniş olmayan, sıkı. Ar. zıyk, Fars. teng: Dar esvap, dar sokak, dar yer. 2. Az, kâfi olmayan, ancak yetişecek kadar: Dar vakit. 3. Sıkıntılı, sıkıntıda bulunan, sıkıntı çeken: Darda kaldık. 4. Sabırsız: İçi dar adam. 5. Ancak, güç halle: Dar kaçmak, kendini dar eve attı, dar yetişmek. Dara gelmek = Zaruret, ıztırap, sıkıntıda kalmak. Darda kalmak = Mecburiyet, sıkıntı çekmek. Eli dar = Hasis. Dara boğmak = TAciz etmek, sıkıştırmak. Darda bulunmak = Zarurette olmak, parası olmamak. Daradar, dardanna = Ancak, güç halle. Dara getirmek = Mecbur etmek, sıkıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da müennestir. Birçok cem’i varsa da dilimizde hiç biri bu mânâlarla kullanılmaz). 1. Evin büyüğü, birkaç daireyi içine alan mesken, konak. 2. Mahal, mekân, makam, yer: Dâr-ı dünyâ, dâr-ı Ah ı ret. Dâr-ül-istihzârât = Kimya işleri yapılan yer (Fr. laboratoire). Dâr-ül-amân = Emniyet yeri. Dâr-ül-beka = Ahıret. Dâr-ül-harb = Savaş yeri. İslâm hukukunda bir İslâm devletinin hükmünde olmayan yerler. Dâr-ül-hilâfe = Hilâfet merkezi olan şehir, 1924’e kadar İstanbul. Dâr-üs-saâde-i şerife ağası = Osmanlı sarayında haremin en büyük Amiri olan büyük görevli. Dâr-ül-islâm = 1. Cennet. 2. Vaktiyle Bağdad şehri. Dâr-üs-saltanat = Taht merkezi. Dârüşşafaka = Yetim çocukların okutulmasına, tahsil talim ve terbiyesine mahsus müessese. Dâr-ı şûrây-ı askerî = Askerî şûrâ, askerî meclis. Dâr-ül-fenâ = Dünya. Dâr-ülfünûn = Üniversite. Dâr-ülmuallimîn, dâr-ülmuallimât = Erkek ve kız öğretmen yetiştirmeye mahsus mektep. Dâr-ül-mülk = Başkent. Dâr-ülvelâde = Gebe fakir kadınları doğurtmaya mahsus hastahane, doğumevi. Dâreyn = mec. iki ev (dünya ve Ahıret).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İdama mahkûm olanları asmak için dikilen direk: Darağacı. Berdâr = Darağacına çekilmiş, maslûb, salbedilmiş, asılmış. Ber-dâr etmek = Asmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.) (dâşten fiilînden masdar ismi olup sıfat terkibi yapmaya yarar). Tutan, sahip, malik: Defter-dâr = Defter tutan, yüksek maliye görevlisi, Tanzimat’tan önce maliye nazırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Harp, kavga (aynı mânâdaki «gîr» ile beraber kullanılır): Esnây-ı dârü gîrde = Kavga sırasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tight. constricted. close-bodied. clinging. exiguous. parochial. poky. snug. strait. stringent. narrowly. close-fitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinging. narrow. parochial. restricted. shallow. cramped. tight. scant. scanty. short. limited. narrowly. barely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tight. limited. restricted. difficult. clinging. close. close fitting. cramped. local. scant. spare. stringent. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;. trews.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Defense Acquisition Regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital Audio Radio. Dial-a-ride: see 'demand responsive '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Daughters of the American Revolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

House, household, realm. [From Hindi /dar/, with initial /d-/ in Mandarin Chinese /dai/ ] stripe -- marking of a different color or texture from the background.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deutscher Akkreditierungsrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Door, gate. book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دار] yurt. 2.ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دار] dar ağacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دار] sahip olan, bulunduran, tutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Daughters of the American Revolution Amerika'da milliyetçi ve tutucu bir kadın derneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck. crisis. hard times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daradar, darı darına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a low income. person with modest regular income. of small means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidebound. insular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow-minded. hidebound. illiberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insularity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow-minded. narrow- minded. petty minded. small minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigotry. parochialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alley. lane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canbaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دار بقا] ahiret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dünya evi. (bk.) DAr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دار فنا] dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karabibere benzer, lâkin uzun taneli maruf bahar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eczâ saklanılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korunulacak, sığınılacak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstanbul’da Belediye konservatuarının eski adı. Daha sonra Şehir Tiyatrosu denmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), istanbul’daki Dar-ül-bedâyî’nin musiki ile meşgul bulunan şubesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yetimler yurdu, yetimlerin barındırıldığı yurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üniversite, fenler evi. (bk.) DAr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Savaş meydanı. 2. Her an harp sâhası olabilecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Halifelik merkezi, İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hâfız yetiştirme yurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İslâm ülkesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kütüphâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çalışma yeri. 2. Atölye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kız öğretmen okulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Erkek öğretmen okulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saâdet yeri, saray.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstanbul’da, yetim ve öksüzler için kurulmuş yatılı okul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saltanat yeri, İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cennet. 2. Bağdad’ın eski adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şifâ yurdu, sağlık yurdu. mec. Tımarhâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Hastahâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ortaçağ islâm devletlerinde resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tartılan şeyin kabı veya hesap edilmeyecek küçük şeylerin ağırlığı ki asıl maldan çıkarılması gerekir: Darasını çıkarmak, darasını indirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdar, melik. Aslında Eski iran’da Pers hanedanından bazı hükümdarların adıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tare. weight of the container.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارا] sahip. 2.büyük hükümdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nabız vurması, oynama, çarpma: Darabân-ı kalb — Yürek çarpması, çarpıntısı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربان] çarpıntı. 2.vuruş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. darbe). Vuruşlar, vurmalar, çarpmalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربات] darbeler, vuruşlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek dar. Ar. zıyk, Fars. teng: Daracık bir yere sokulmuş, daracık dükkân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güçlükle, ancak, uc uca: Trene daradar yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). İdam mahkûmlarını asmak için kurulan sehpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gibbet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallows. gibbet. scaffold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallows. gallows mike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. darre). Bir kocaya ortak kadınlar, kumalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. shrinkage. contraction. stricture. depression. getting bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. contraction. shrinkage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constriction. shrinking. contraction. reduction. narrowing. restriction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bolluğu azalıp dar olmak, kısılmak, tazyik etmek: Bu esvap yıkanınca daraldı. 2. Azalmak, az kalmak: Vakit daraldı. 3. Sıkıntı ve ihtiyaç içine düşmek: Geçimi pek daraldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become narrow. narrow. shrink. contract. get bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tighten. to narrow. to become narrow. to shrink. to contract. to become tight. to become scanty. to become difficult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shrink. to get narrow. to get tight. to decrease. to get hard. to be upset. to be distressed. to contract. to straiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be made narrower. to be taken in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. taking in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kısmak, bolluğunu azaltmak, tazyik etmek: Şu elbiseyi sonradan daraltmışlar, bu kapıyı daraltmak mümkün değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. contract. constrict. straiten. bore. bother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constrict. narrow. tighten. to narrow. to constrict. to take sth in. to limit. to restrict. to scant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight of the container excluded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Debdebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARP) (i. A.). 1. Vurma, dövme. 2. Madenî paraya, para basma, damga vurma: Darb-ı sikke. 3. Hesabın dört işleminden üçüncüsü ki birbiri üzerine yazılan iki sayıdan birinin diğeri kadar tekrarlanmasından ibarettir, meselâ 5X3 — 15. Bu ifade üç defa beş on beş demektir. Birinci sayıya eskiden madrub (çarpılan), ikincisine zarb (çarpan), üçüncüsüne hâsıl (çarpma neticesi) denirdi. 4. Türlü, çeşit. 5. Şiddet, sür’at. 6. Zarb işareti = X işareti. Darb-ı mesel = Halk ağzında yeri geldikçe kullanılan meşhur söz, atalar sözü. c. durûb-ı emsâl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب] vuruş. 2.para basımı. 3.dövme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. darb = dövme, F. zeden = vurmak). Kale döven top.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. darabât). Vuruş, çarpış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stroke. blow. coup. knock. beat. facer. concussion. finisher. smasher. bash. biff. brunt. bump. chop. clip. clout. coup de main. coup d'etat. crusher. cut. dash. hack. hit. impact. jolt. kayo. pound. putsch. shock. thwack. whack. whammy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat. brunt. chop. clip. clout. crack. dash. hit. knock. shock. stroke. blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow. stroke. coup d'état. beat. buckle. bump. clout. coup. hit. jab. knock. rap. shock. sock. whop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربه] vuruş, darbe. 2.bela.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vurarak, döğerek. 2. Çarparak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Titreşimlerden kaynaklanan veri okuma sorunlarını telafi ederek sürekli ve hatasız müzik çalımını sağlayan bir tampon hafıza.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde iki veya ikiden fazla büyük usûlün art arda gelmesiyle yapılmış büyük usuller.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب خانه] darphane, para basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Darba Ait, darp ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARB-I MESEL) (i. F. A.). Atasözü, (bk.) Darb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرب مثل] atasözü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rutubetli tarla, sulak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toprağı sulak tarla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck. strait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow pass. bottleneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde çömlek şeklinde bir usul vurma Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomtom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthenware kettledrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tabor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Aceleci, sıkıntılı. 2.Serçe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baharattan maruf kabuk ki, yakıcı ve lezzetli olup, toz hâlinde kullanılır, (bk.) Tarçın. Aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı Çin darısı anlamına gelen «dâr-ı Çin» dir. Tarçın suyu eskiden keyif verici bir içki olarak kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارچين] tarçın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Perişan, dağınık, çok dağılmış: Dardağan sarık. Daha mübalâğa için (darma dağan) denilir. Dardağan darısı = Uğursuzluk için lânetleme niyetiyle saçtıkları darı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çanakkale Boğazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak; meydan okumak; (i). meydan okuma. daredevil (i). gözüpek kimse, haddinden fazla cesur kimse, yılmayan adam. Does he dare do it ? O işi yapmaya cesareti var mı ? I dare you. (ç). dili Haydi yap bakalım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu’l-Hasen Ali b. Öm(Erkek İsmi) Tanınmış muhaddislerdendir (917-995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Bağdat’ta vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri vardır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tutan, taşıyan, sahip, mâlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارنده] sahip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dünya ile Ahıret: Dâreynde saadete vesile olur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Başkan, lid(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. «dar» dan). 1. Darılmış, gücenmiş. Ar. münfail: Bana dargın mısınız? 2. Hiddetli, Fars. gazabnâk, Ar. hadîd, mütehevvir: Dargın gördüğüm için bir şey söylemedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angry with. cross. stuffy. offended. huffy. resentful. huffish. injured. vexed. wroth. displeased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angry. indignant. offended. cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. unfriendly. angry. black. out of sorts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gücenme, infial, hatır kalma: Bana dargınlığının sebebini anlayamadım, yine bir dargınlık çıkaracak. 2. Hiddet, gazab, kızgınlık: Şimdi dargınlığı üstündedir, bir şey söylenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfriendliness. huff. rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı «tarik» ki tarla gibi tarmak fiilinden olup, o da tırmıklamak ve ekmek demektir). Tahılın Türkler’ce eskiden en tanınmışı olan ufak taneli zahire: Arnavut darısı, boz darı. Dibine darı ekmek = Çok tetkik etmek, uzun uzadıya sormak (bugün bitirmek, sömürmek mânâsında kullanılmaktadır). Darısı başınıza = Başkasının kavuştuğu bir nimete kavuşmak için dua yerinde kullanılır ki, bu de gelinin başına darı dökmek Adetinden ileri gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet. millet plant. corn. maize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(akdarı): Buğdaygillerden, kuraklığa dayanıklı bir bitkidir. Tohumları besin olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Darı unundan yapılan yiyecekler, zihin yorgunluğunu giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Hamilelere de faydası vardır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. «darb» tan) (mü. dârıbe). 1. Döven, darbeden, dayak atan: Dârıb ile madrubu (dövüleni) tevkif ettiler. 2. Dört işlemden darp’ta (çarpma) bir sayının kaç defa tekrarlandığını gösteren rakam. Dirıb-ı müşterek = İki rakamı küsursuz vermek şartıyle çarpan rakam: Dirıb-ı müşterek-! ekber, dirıb-ı müşterek-i asgar = Bir rakamı aynı çarpma neticesini vermek şartıyle çarpan rakamların en büyüğü ve en küçüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mezar, merkad, kabir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miff. resentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «darılmak» mânâsında kullanılır, «darılmaca yok» deyiminde geçer). Darılma, dargınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gücenmek, münfail olmak, hatır kalmak: Bana darı İdi. 2. Hiddetlenmek, gazab etmek, kızmak: Uşağına darı İdi. 3. Paylamak, azarlamak. Osm. tâzîr ve tekdir etmek: Siz kendisine biraz darılın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. get angry to. take offence. take offense. be in a huff. pout. be vexed with smb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cross. to be angry. to be offended. to take offence. to scold. to reprove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cross. to get angry. huff. sulk. take affront. take amiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Darılmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to offend. aggravate. displease. pique. vex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebu İsa hadislerini Darimi’den aldıklarını söylerl(Erkek İsmi) En meşhur eseri Camiu’s-Sahih’dir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Anadan doğma kör.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضریر] doğuştan kör.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karanlık, koyu, esmer; müphem, muğlak, çapraşık, kapanık; cehalet içinde olan; gizli, esrarlı; az sütlü (kahve). dark blue lacivert. dark-eyed (s). kara gözlü. dark horse (pol). beklenilmediği halde partisi tarafından aday gösterilen adam. dark lant

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karanllk, zulmet; akşam, hava kararması; koyu renk, gölge; muğlaklık, cehalet. dark of the moon gece olup da ayın görülmedigi zaman; mehtapsız gece. a leap in the dark körü körüne veya ne olduğunu bilmeden bir şeye atılma. at dark akşam olunca, hava

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anlayışı zayıf, kavrayışı az.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karartmak, kararmak; anlaşılması zor hale getirmek; koyulaşmak, esmerleşmek. darken one's door birinin eşiğine ayak basmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karanlıkta gözden kaybolmak; karanlık olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). (s). karanlıkta; (s). karanlıkta olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (aşağ). zenci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dar olmak, daralmak, çekilip büzülmek: Konulan sandıklardan yol darlandı. Bu fanila yıkandıkça darlaştı. 2. Sıkılmak, muztarip olmak: İçim darlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Darlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get narrow. to get tight. to decrease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha dar etmek: Yapılan binalar bahçeyi darlaştırdı 2. Darlık ve sıkıntıyı arttırmak: Ticaretteki durgunluk geçimim! bir kat daha darlaştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to constrict. to make sth narrow. to cut down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Genişliğini azaltmak, dar yapmak, sıkmak: Esvabı, sokağı darlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dar olan şeyin hâli, bolluk ve genişlik zıddı. Ar. zıyk, Fars. tengî: Bu kapının, bu sokağın, bu elbisenin darlığı. 2. Dar yer: Darlıkta bulunmak. 3. Sıkıntı, ıztırap: Darlıkta kalmak. 4. Zaruret, ihtiyaç, fakirlik: Darlık çekmek. El darlığı = Hasislik, cimrilik. Gönül darlığı = Osm. inkıbâz-ı derûn, can sıkıntısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowness. tightness. shortness. stringency. closeness. denseness. drought. exiguity. grayness. greyness. pressure. straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strait. narrowness. tightness. shortage. scantiness. poverty. need. difficulty. straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness. narrowness. scantiness. poverty. need. difficulty. straits. hardship. pinch. shortfall. tight squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sevgili, sevgilim; (s). sevgili; sevimli, cici hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok dağılmış, çok saçılmış, (bk.) Dardağan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cock a hoop. in pieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishevelled. shambolic. slummy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yamamak, iğne ile örerek tamir etmek; (i). örülerek tamir olunmuş yer. darning egg örgü yumurtası. darning needle örgü iğnesi; (zool). Odonata familyasından uzun gövdeli sinek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). Iânet etmek; (i). Iânetleme, damn'ın hafifletilmiş şekli. Darn itl Hey mübarekl I don't give a darn. Bana vlz gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). delice otu, (bot). Lolium temulentum; karaçayır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Darb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARBHANE) (i. F. A. darb = damgalama, F. hâne = ev, yer). Para basılan yer, sikke dökmeye mahsus fabrika, resmî idare (Darphane-i Amire terkibinin müennes olması meşhur galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint. mint for coining moneys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Mihnet, belâ, şiddet; karşılığı: Serrâ: Ne serrâda, ne darrâda,

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. dart

oklama

Hedef noktaları dairesel olarak belirlenmiş nişan tahtasına küçük okların atılmasıyla oynanan bir tür oyun.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). küçük ok; kargı, cirit; ani ve hızlı hareket; böceğin iğnesi; (terz) pens; fırlatma; (f). atmak, fırlatmak, ok gibi atmak veya atılmak; hela birkaç adım koşmak, etrafına bakmadan koşmak. dartboard (i). elle atllan küçük ok oyununda kullanılan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fırlayan kimse veya şey; yılanboynu kuşu , kaz karabatağı, (zool). Anhinga rufa ; ufak tatlı su balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fırlatıp veya fırlayıp durmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). ilâç, devâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارو] ilaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داروخانه] eczane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAR-ÜL-ACEZE) (i. A.). Düşkünler, Acizler evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almshouse. poorhouse. hospice. hospital. union. workhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house. common lodging house. hospital. pauper asylum. poorhouse. wretched inn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالعجزه] düşkünler evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالبدایع] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالالحان] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالایتام] yetimhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالفنون] üniversite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالخلافه] İstanbul. 2.halifelik merkezi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالکتب] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالمعلمات] kız öğretmen okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالمعلمين] erkek öğretmen okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالملک] başkent.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالولاده] doğumevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالسلطنه] İstanbul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالسلام] Bağdat. 2.cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng. T. felsefe). Tabiat bilgini Darwin tarafından geliştirilen, bütün canlı varlıkların arasında belirli bir yakınlık bağı bulunduğunu ileri süren doktrin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Darvin veya onun evrim teorisine ait. Darwinism (i). Darvin nazariyesi, Darvincilik, doğal ayıklanma öğretisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bitmahkemeye başvurarak bir kimseyi dava eden adam. Ar. müddeî, müşteki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claimant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claimant. litigant. plaintiff. prosecution. prosecutor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaintiff. claimant. litigant. petitioner. orator. prosecutor. reclaimant. remonstrant. suer. suitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir mahkemeye başvurarak bir kimseyi dava etme. Osm. müddeîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Devletin gelirleri ile masraf defterini tutan. Bu mânâ ile vaktiyle maliye nâzırına denirdi. Defttrdâr-ı şıkk-ı evvel; defterdlr-ı şıkk-ı sânî ve şıkk-ı silis = Tanzimat’tan önce maliye nâzırı, müsteşarı ve müsteşar muavini. 2. Şimdi bir vilâyetin maliye işlerine bakan görevli (eskiden sancaklardakilere muhasebeci ve kazadakilere malmüdürü denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of the financial department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district treasurer. the official heading on provincial treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دفتردار] ildeki en üst düzey maliye yetkilisi. 2.maliye bakanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle maliye nezâreti. 2. Şimdi vilâyetlerin malî işlerine bakan daire: İzmir, Konya defterdarlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal revenue office. revenue board. revenue office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financial office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenue office. office of the director of finance of a province.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Her açıdan kolay izleme için değişebilir açılı yüksek kaliteli geniş LCD ekran. Bu özellik ile çekilecek alanı belirlerken kamerayı yukarı veya aşağı doğru eğerek kadrajı rahatlıkla ayarlayabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyüklük taslayan, kibirli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sapotgillerden, odunu sert bir ağaç (sideroxylon).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(mousse de corse): Deniz kayalarında bulunur. Kuru iken saç gibi ince, esmer, birbirine girmiş liflerdir. Deniz bitkileri gibi kokar. Tadı tuzludur. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürür.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Himalaya dağlarına mahsus bir çeşit sedir ağacı, cin ağacı, (bot). Cedrus deodara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kökünden çıkarmak, (bir kimseyi veya toplumu) çevresinden yoksun bırakmak; ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük merkezi olan, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yüz, çehre. Ar. vech: Arz-ı dîdâr etmek = Yüzünü göstermek. Dîdâr-ı yâre niil olmak := Sevgiliyi görmeye veya sevgili ile konuşmaya kavuşmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیدار] görüşme, buluşma. 2.yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yüz, çehre. 2.Görme, görüşme. 3.Görüş kuvveti. 4.Açık meydanda.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supporter of a dictatorial regime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-DAR) (i. F. dil = gönül, dâşten = tutmak). Birinin gönlünü bağlayıp tutan, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلدار] gönül tutan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Birinin gönlünü almış, sevgili. 2.Abdülbaki Dede’nin terkib ettiği 7 makamdan biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dindarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dinî kaidelere hakkıylere riayet eden; dininin emirlerini yerine getiren. Ar. mütedeyyin: Dindar bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. devout. pious. devotional. godly. prayerful. devotee. godfearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devout. godly. pious. religious. faithful. god-fearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devout. pious. religious. god fearing. godly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Erkek İsmi) - Allah’a inanmış, bağlanmış olan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dindar bir insana yakışır surette: Dindârâne bir harekette bulundu, dindârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دینداری] dindarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dinin hükümlerine tamamiyle uymak. Ar. tedeyyün: O adamın dindarlığı malûmdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devoutness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piety. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exterior angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trade deficit. foreign trade deficit / gap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(fraxinus excelsior): Zeytingillerden sert keresteli bir ağaçtır. Boyu 30 metre kadardır. Yaprakları 9-13 parçalı bir dantela görünümündedir. İlkbahar ve yaz aylarında kabuğu ve yaprakları toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, vücuda kuvvet verir. Anne sütünü artırır. Romatizma ve nikris ağrılarını keser. Kabızlığı giderir. (kabuğu ise kabızlık yapar, ishali keser) idrar söktürüp, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasını sağlar. Mobilyacılıkta da kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(bk.) Devat-dâr.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Diyafram Açıklığı Önceliği, kullanıcının istediğini diyafram açıklığını seçmesine olanak sağlayan bir çalıştırma modudur. Enstantaneyi fotoğraf makinesi otomatik olarak belirler. Bu durum, kullanıcının resim derinliği üzerinde tam kontrole sahip olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. diz = kale, dâşten = tutmak, muhafaza etmek). Kale muhafızı (eski tâbirdir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دزدار] kale muhafızı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kale muhafızı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animism. nature worship. naturism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğrama işleriyle meşgul olan sanatkâr, binaların tahtadan yapılan kapı, pencere, çerçeve gibi işlerini yapan adam ki, dülger işinden ince ve marangoz işinden kaba işle uğraşır. Ar. neccar: Bu, doğramacı işidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabinetmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. carpenter who makes woodwork. joiner. house carpenter. woodworker. rough carpenter. door maker. door fitter. furniture fitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğramacı işi ve san’atı, kapı ve pencere kanat ve çerçeveci gibi işler yapmak sanatı: Doğramacılık zahmetli bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpentry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joinery. woodwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Dokumacılık yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weaver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weaver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Kumaş dokuma işi veya dokuma ticareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textile industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dondurma yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice cream seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice cream seller / maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Döner çok açılı objektif, çok sayıda yaratıcı çekim açısına izin verdiğinden, kendi fotoğraflarınızı ve zor fotoğrafları çekmeyi kolaylaştırmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F). Birini dost tutan, Ar. muhib.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hecin, tek hörgüçlü binek devesi, (zool). Camelus dromedarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birinin hayır duâsında bulunan. Fars. senâ-kâr: Duâcınızım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beadsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hilekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trickster. swindler. spieler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. zooloji). Tavukgiller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. düm = kuyruk, dâşten = taşımak) (askerlik). Ordunun arkasından gidip arka tarafını muhafaza eden sınıf, artçı. Mukabili: Pİş-dâr.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Eski Fars hükümdarı. 2.Arkayı gözeten, koruyan ask(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değil. İnsanı ne zamandan başlayarak insan nüfusuna dahil etmek gerekiyor hususu üzerinde bir fikir birliğine varılabilmiş değil.

Maymunlar gibi ellerini ayak gibi kullandığı zamanlardan mı, iki ayağı üzerine kalkmayı başardığı zamandan beri mi, yoksa toplumsal yapıda belli bir üretim yapabildiği, yani diğer canlılardan ayrı olarak içgüdüleri yerine aklını kullanmaya başladığı zamandan beri mi insanı “insan” saymak gerekiyor belli değil.

Tabii ilk insanlar da on binlerce yıl yiyecek bulma ve yaşama kaygılarından nüfus sayımına vakit ayıramadılar. Tahmini olarak bu sayının 60 milyar ile 110 milyar arasında olduğu sanılıyor. Kesin sayı vermeyi seven araştırmacılar ise dünyada 200 bin yıldan bu yana 70 milyar insanın doğup öldüğünü söylüyorlar. İu anda dünya nüfusunun 6 milyarı geçtiği hesaba katılırsa şu fani dünyadan gelip geçmiş insanların neredeyse yüzde 10’u hala aramızda.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dünya işleriyle meşgul olup mal mülk sahibi olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعاجب] şaşılası şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ilâç yapan ve satan adam. Osm. saydalanî, ispençâr. Eczacı başı = Eskiden bir büyük dairenin veya bir tümen veya alayın baş eczacısı. Eczacı çırağı = Yamağı, yardımcısı. Fr. droguiste, yalnız ilâç satana denir, ilâç yapan eczacı mânâsına gelmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemist. druggist. pharmacist. pharmaceutist. apothecary. dispensing chemist. dispenser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemist. druggist. pharmacist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharmacist. chemist. druggist. apothecary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tıbbî ecza ve ilâç yapma ve satma sanatı. Ar. saydala, Osm. fenn-i saydalânt, fenn-i ispençiyârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharmacy. pharmaceutics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharmacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharmaceutics. pharmacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). obur, açgözlü .edaciously (z) oburcasına edacity (i). oburluk, çok yeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istenen sonucu veren, etkili, tesirli, yararlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mim). binaların cephelerini süslemek için silmelerin yüzeyine süs olarak yapılan yumurta ve kargı seklinde kabartmalar, beyzi mimari süsleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. keder). Kederler, acılar, (bk.) Keder.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکدار] kederler, üzüntüler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breadfruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(artocarpus): Dutgillerden; tropik asya adalarında yetişen ve her mevsimde mahsul veren bir bitkidir. Meyveleri ananasa benzer. İçeriğinde bol miktarda nişasta vardır. Meyve ve yaprakları yenir. Ekmek yapmak için de kullanılır. Kullanıldığı yerler: Besleyicidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electric power meter. electric meter. demand meter. electric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Diskten okunan CD verileri, geçici bir tampon bellekte tutulur ve sürekli buradan okunur. Lazer pikap, bir darbe ya da titreşim sonucunda yerinden oynarsa, bu belleğe yazılı veriler, sesin kesilmesini önler. Yeni Sony CD tepsili cihazlarda bulunan gelişmiş G-PROTECTION™ teknolojisi, yalnızca 0,5 saniye içinde lazerin yeniden odaklanmasını sağlarken “alpha GEL®” sönümleyici düşük frekanslı titreşimleri emmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charitable. openhearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounteous. free. free handed. generous. large- handed. liberal. munificent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elma satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Oyluk kemiğinin başı. Ar. tüffâhe. 2. Çıkıntılı kemik: Yanak, çene elmacığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high part of the cheek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheekbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çok zayıflatmak, bir deri bir kemik hale getirmek. emaciated s. (açlıktan veya hastalıktan) çok zayıflamış, sıska. emacia'tion i. anormal derecede zaylflatma, bir deri bir kemik hale gelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. emced). Emcedler, en şanlılar, en şerefliler, (bk.) Emced.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Emanetçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [امانت دار] emanetçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) emir çıkartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Best Effort Underwriting)

Halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının izahnamede gösterilen satış süresi içinde satılmasını, satılmayan kısmın ise ihraçcıya iadesini ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. İncil). İnciller. (bk.) İncil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dört ayrı İncil metni: Metta, Markus, Luka, Yuhanna İndileri.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Shutter Priority (Enstantane) modunda, enstantane ayarlanır; diyafram açıklığı buna göre fotoğraf makinesi tarafından belirlenir. Aperture Priority (Diyafram açıklığı) modunda, kullanıcı diyafram açıklığını seçer ve fotoğraf makinesi enstantaneyi buna göre ayarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Hileyle dolap kuran. Ar. dessâs, Fars. hîlekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trickster. schemer. plotter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. ürcûfe). Ürcûfeler, uydurmalar, (bk.) Ürcûfe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اراجيف] saçmalıklar, uydurmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

householding. housekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fabrika sahibi, bir fabrikayı idare eden adam: Kâğıt fabrikacısı, fabrikacılarla muhabere etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fec’den if.) (mü. fâcia) (Arapça müennesi de fâcî’dir). Acıklı, hüzün ve keder verici, acıklı: Bir hal-i fâcî, bir hikâye-i fâcia.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tragedy. disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catastrophe. tragedy. calamity. disaster. drama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Fascia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamity. tragedy. disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sheet or band of fibrous connective tissue separating or binding together muscles and organs etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فاجعه] acıklı olay. 2.felaket. 3.dram.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Afet, musibet, acınacak hal ve hadise. 2. Tiyatro oyunlarının acıklı ve ibret verici bir hikâyeden ibaret olanı (Fr. drame). FScia-nüvis = FAcia denilen acıklı tiyatro kitapları yazan muharrir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). yüze ait, veçhi;(i). yüz masajı. facial angle yüz açısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acıklı, tesir edici ve ağlatıcı bir hikâyesi olan: Fâcialı bir vaka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فاجعات] acıklı olaylar, facialar. 2.felaketler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dış görünüş; (jeol.) Kaya birikintilerinin bileşim ve oluşumlarını düzenleyen özelliklerin. toplamı; (tıb.) hastalık sırasında yüzün ifadesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay; sevimli, cana yakın; uysal,kolay inanan, yumuşak huylu; mahir, usta,becerikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) şüphesiz olarak birinci gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) Cehenneme giden yol kolaydır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kolaylaştırmak, teshiletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolaylık, suhulet; fesahat;serbestlik; uzluk, hüner; (ask.) özel bir iş için yapılmış bina. facilities (i). vasıta, imkân,bina, tesisat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplama; kumaşın kenarına geçirilen astar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fücûr’dan if.) (mü. fâcire) (c. fecere). Fitneci ve fesatçı, sefih, zina ve işret gibi kötü işleri yapan: Bir şahs-ı fâcir, sâhire-i fecere, kefere-i fecere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فاجر] günah işleyen. 2.karşı cinse düşkün olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fücûr’dan) (c. fecere, füccâr). 1. Fenâ huylu, günâhkâr, fücur sahibi. 2. Sefih, çok içen. 3. Habîs, rezîl, şerîr, şakî. 4. Kadına düşkün erkek, erkeğe düşkün kadın.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). boş, yanlış, ,çürük, aslı esası olmayan, yalan, yanıltıcı, aldatıcı, temelsiz. fallaciously (z). esası olmadan, boşuna,yanlış olarak. fallaciousness (i). yanlışlık, asılsızlık, temelsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

percentage worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

utilitarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Bir işin doğru olup olmadığını, o işin faydalı olup olmamasıyle ölçen ahlâk doktrini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

utilitarianism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat)., (huk). mahkeme memuruna verilen yazılı haciz emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

show off. swanky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

semaphorist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden imâret ekmeklerini yapan veya gezdirip dağıtan adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(biyokim). folik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Francala yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma hamamlarında serinleme yeri, soğukluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uçar, uçucu; çabuk geçen, ömürsüz, süreksiz; (bot). geçici, dayanıksız, çabuk dökülen. fugaciousness, fugac'ity (i). uçuculuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gacır gucur, gıcırtı, gıcırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Kulak tırmalayıcı sesi ifade eder: Kuyunun çıkrığı gacır gucur dönüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gadr’dan imüb) (mü. gaddâre). Gadr ve sitem eden, merhametsiz, cefakâr. -2. Vefasız, emniyeti kötü kullanan, hâin. 3. Pek pahalı satan, soyucu tüccar (Arapça’da bu mânâsı yoktur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. atrocious. pedrifious. brutal. arbitrary. bloody-minded. draconian. draconic. ferocious. grim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. inhuman. vicious. tyrannical. pitiless. ruthless. merciless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. bloody. cutthroat. diabolical. ferocious. fiendish. grim. hellkite. truculent. tyrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غدار] zalim, acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Merhametsizce, zulüm ve sitemle, cefakârâne. 2. Emniyeti kötü kullanarak, hâincesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağır ve iki tarafı keskin bir çeşit kılıç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Merhametsizlik, zulüm, cefâkârlık. 2. Vefasızlık, emniyeti kötüye kullanma, hainlik. 3. Pek pahalı satanın hali, soyuculuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocity. cruelty. barbarity. brutality. ferocity. killer instinct. monstrosity. savagery. tyranny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act cruelly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bagpiper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas counter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jandarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jandarma gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtuse angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtuse / wide angle. obtuse angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Geniş açılı objektif sayesinde, fotoğrafını çekeceğiniz kişiden veya alandan uzaklaşmanıza gerek kalmadan her fotoğrafa çok daha fazlasını sığdırabilirsiniz. Bu özellik manzara ve parti çekimlerinde ve kareye daha fazlasını sığdırmak istediğiniz tüm durumlarda en büyük yardımcınız olacak.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Felek gibi muktedir, kudretli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guerilla. partisan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(fraxinus ornus): Ege ve Akdeniz’in sahil kısımlarında yetişen bir çeşit dişbudak ağacıdır. Sarı boya elde etmekte ve kudret helvası yapmakta kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür ve kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iş, Ar. fiil, amel, meşguliyet. 2. Tarz, yaradılış, Fars. reviş, Ar. Adet, ahlâk, huy. Şehriyâr-ı fârûk-girdâr = Hareketi veya ahlâk ve Adeti Hazret-i Omer’inkine benzeyen padişah. B«dgirdâr = Tarzı, işi kötü olan: Düşmân-ı bedgirdâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Savaş, kavga.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گيرودار] kargaşa, kavga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlayan, gözyaşı döken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Saçlı. Necm-i gisûdar = Kuyruklu yıldız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buza ait, buzlu; buz devrine ait; kim. buza benzer. glacial drift buzulların taşıdığı taş ve toprak. gIacial period buzul devri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buzul ile kaplanma; buzulun yeryüzünün şeklini değiştirme etkisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buzul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. şahra şevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asthma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point of view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slant. viewpoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viewpoint. point of view. angle of vision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Parlaklık kaybı ya da renk kayması olmadan bir monitörü görebileceğiniz maksimum açıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ince yapılı, zayıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), ünlem cana yakın, şirin, hoşsohbet, mültefit; merhametli, kerim, rahim; ünlem Hayret! Good gracious! Allah Allah ! His most gracious Majesty Haşmetmeab Kral Hazretleri. graciously (z.) zarif olarak; sıcakkanlılıkla, cana yakınlıkla. graciousnes

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz, bizim Güneş adını verdiğimiz tek bir yıldız ve onun etrafında dönen dokuz gezegen, bu gezegenlerin etrafında dönen 60’dan fazla uydu (Ay), yine Güneş’in etrafında dönen gezegen olarak kabul edilemeyecek kadar küçük 5 bin civarında astroit, sayısız göktaşı, toz ve parçalardan oluşur. Güneş bu sistemdeki enerjinin de tek güç kaynağıdır.

Güneş’e baktığımızda katı bir maddeymiş gibi görürüz ama aslında yanan bir gaz kütlesinden başka bir şey değildir. Bilim insanlarına göre Güneş’ten söz ederken yüzey kelimesini kullanmak hatalıdır çünkü Güneş tamamen gazdan oluşmuştur. Güneş’in fotoğraflarında görülen keskin köşeler ise gazın yoğunluğunun birdenbire arttığı yerlerdir.

Güneş evreni dolduran milyarlarca yıldızdan biridir. Üstelik tamamıyla sıradan bir yıldızdır. Gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde tam 200 milyar güneş bulunuyor. Bizim güneşimiz de bunlardan farklı bir oluşum değil.

Güneş bize çok yakın (150 milyon kilometre) olduğu için çok büyük ve parlak görünür. Güneşten sonra bilinen en yakın yıldızın, bu mesafenin 250 bin katı daha uzakta olduğu düşünülürse, Güneş’e burnumuzun dibinde diyebiliriz.

Dünyamızdan bakınca Güneş sabitmiş gibi görünür ama o da kendi ekseni etrafında döner. Dönüş yönü dünyanınkine göre terstir. Katı bir cisim olmadığından ekvatoru üzerindeki bir nokta 24,5 günde tam dönüş yaparken daha kuzeydeki bir noktası 31 günde yapar. Yani kutuplarına gittikçe dönüş hızı yavaşlar.

Güneş’in ısı ve ışık olarak yaydığı enerji, merkezinin hemen çevresinde sürüp giden nükleer tepkime (hidrojen bombasında olduğu gibi) yani hidrojen atomlarının helyum atomlarına dönüşürken çıkardığı büyük enerjidir. Güneş tarafından saniyede yakılan hidrojen miktarı 564 milyon tondur. Bunun yüzde 0,7’si ise doğrudan enerjiye çevrilmekte, ısı ve ışın yayınımına gitmektedir.

Yeryüzünde yaşam Güneş ışınlarına bağlı olduğuna göre, Güneş’in insanlar için gerekli olan enerjiyi daha ne kadar zaman sürdürebileceğini bilmek hakkımızdır. Güneş’in şu andaki enerji durumunda önümüzdeki 5 milyar yılda önemli bir değişiklik olmayacak, aynı şekilde ısı ve ışık vermeye devam edecektir.

Daha sonra genleşmeye başlayacak, sıcaklığı bugünküne göre yüzdde 20 artacak dev bir kızıl yıldıza dönüşecektir. O zaman yeryüzündeki sıcaklık dayanılmaz bir yüksekliğe ulaşacak, okyanuslar kaynayıp buharlaşacak ve gezegenimiz bizim bildiğimiz türden bir hayatın var olduğu bir yer olmaktan çıkacaktır. Ancak 5 milyar yıl hayli uzun bir zaman süresidir, şimdiden telaşa kapılmaya gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweetgum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. haber, Fars. dâşten = tutmak, mâlik olmak). Bir işten haber ve malûmatı olan, Ar. habîr, malûmatlı, vâkıf, Fars. Agâh: Vaktiyle haberdar olamadım; beni işden haberdar ediniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. informed. hip. knowing. on to. cognizant. au fait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. informed. knowing. aware of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informed. having knowledge about. aware. cognizant. in the known. in the know. in the swim. well- informed. wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خبردار] haberli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hâc» dan galat) (c. hüccâc). Yılın belirli zamanında KAbe-i şerifeyi ziyaret edip hac farizasını yerine getirmiş adam: Hacıları götüren vapur geldi: Hüccâc-ı Müslimîn = Müslüman hacılar (Hıristiyanlığın kutsal yerlerini, bilhassa Kudüs’ü ziyaret eden Hıristiyanlar’a da hacı denir). Hacıotu = Bir çeşit bitki, kan kurutan. Hacıbaba = Hacı olmuş ihtiyar ve muhterem adam (çoğunun hacı olduğu düşünülerek Araplar’a ve bilhassa yaşlılarına denir). Hacılar bayramı = Kurban bayramı, Ar. ıyd-1 adhâ. Hacı hoca = Hacı olmuş dindar adam. Hacıyatmaz = Ne türlü atılsa ağırlığının olduğu tarafa dönüp ayaküstü duran oyuncak. Hacılar yolu = Saman yolu, Fars. kehkeşân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hadji. pilgrim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pilgrim. hajji. hadji. christian pilgrim. attachment. charge. distress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hadji. pilgrim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاجی] hacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هاجی] hicveden, yeren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hacca giden, Kabe’yi ziyaret eden, hacı. 2.Dini bir mahalli ziyaret eden kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bumpkin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hicâb’dan). 1. Kapıcı, perdedâr. 2. Eski islâm devletlerinde başmâbeynci, saray nâzırı veya vekil-i mutlak ve vezîr-i Azam vazifesini yapan büyük memur. 3. Kaş (bu mânâ ile c. havâcib, tes. hâcibeyn). 4. (tıp) Ara-zarı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حاجب] kapıcı. 2.perdedar. 3.engel. 4.kaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Birinin bir yere gitmesine engel olan. 2.Kapıcı. -Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) büyük çiftlik, fabrika veya iş yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tıp). Karın gurultusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacâlet» ten i.). Utanmış, mahcup, Fars. şermende.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجيل] utangaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sa. manyolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HACM) (i. A ). Bir cismin büyüklüğü, büyüklük, cüsse, cesamet, cism: Ağırlıkta bundan hafifse de hacmi büyüktür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volume. capacity. body. bulk. gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulk. size. volume. capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulk. capacity. mass. volume. size. content. cubage. cubic contents. measurement. holding. dimensions. flat scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Heykel gibi mekânda yer işgal eden bir kütleye veya hacime dairdir. Bu yanılsamayı sağlayabilmek için sanatçılar mod etme (modelling) veya tarama(hatching) gibi teknikler kullanırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulky. voluminous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voluminous. having volume. bulky. volumed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HACR) (i. A. fıkh). Bir kanunî sebepten dolayı birinin kendi malını kullanmaktan alıkonulması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hicret eden, göçen. 2. Sayıklayan hasta.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هاجر] göçmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hicret eden, bir başka yere geçen. 2.Sayıklayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagöz oyununda halk görüşünün ve duyuşunun temsilcisi olan Karagöz’e karşı, kendisini halktan üstün görme, bilgiçlik taslama, kitap dili kullanma gibi özenişleri temsil eden şahsın adı olup bu karakterde bulunanlar için söylenir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حاجيان] hacılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dibindeki ağırlık dolayısıyle yere nasıl bırakılırsa bırakılsın, dik bir durum alan oyuncak. 2. mec. Müşkül durumlarda kendisini çabucak toparlamayı beceren kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tumbler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tumbler. roly-poly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tumbler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HACZ) (i. A. hukuk). Birinden alacağını kurtarmak için bir mal veya mülkünü mahkeme tarafından rehin hükmüne koyup zapt veya satışını isteme muamelesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacz» den). 1. Ayıran, bölen, tefrik eden. 2. (anatomi) Bedenin içindeki bazı oyukları ayıran bölme zarlarına denir: Hicâb-ı HAciz = Göğsü karından ayıran büyük zar, diyafram.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distraint. sequestration. attachment. confiscation. distress. garnishment. levy. seizure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distraint. sequestration. seizure. attachment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. distraint. sequestration. arrestment. confiscation. distress. levy. levy of distress. real poinding. salvage lien. seizure. judicial sequestration. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حاجز] ayıran. 2.haczeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequestered. sequestrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alçak gönüllülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Benli, benekli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خالدار] benli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). «Bozulmak, sarsılmak» mânâsındaki «haleldar olmak» tâbirinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injured. prejudiced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خللدار] bozulmuş, bozuk. haleldâr etmek bozmak, halel getirmek. haleldâr olmak bozulmak, halel gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Publicly-Held Corporation)

Hisse senetleri halka arz edilmiş olan veya halka arz edilmiş sayılan anonim ortaklıklardır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Free Float Rate)

Halka açık hisselerin nominal değerleri toplamının, tüm hisselerin toplam nominal değerlerine oranını ifade eder.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Intermediation For Public Offering)

Sermaye piyasası araçlarının halka arz yoluyla satışına aracılıktır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Filikaların kıçtan birinci oturağında kürek çeken adam: Hamlacılar = Saray-ı hümâyûna mahsus kayıkların kayıkçıları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oarsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خریدار] müşteri, alıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harita yapan veya satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harita yapma işi, kartografi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartography. surveying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asker veya sivil uçuculuğu meslek edinen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airman. pilot. aviator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airman. pilot. member of the airforce. air man. aviator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâcib). Hâcibler, mâbeynciler. (bk.) HAcib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Havacı mesleği, uçuculuk bilgisi

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aeronautic. aeronautical. aviation. aeronautics. aeros. airmanship. aerial navigation. flying. aero.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aeronautics. aviation. flying. airmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aviation. aeronautics. flying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sığırdili familyasından, Akdeniz bölgesinde yetişen ve köklerinde kırmızı bir boya elde edilen bir bitki (alkanna tinctoria). 2. (argo) Değer ve ehemmiyeti olmayan, boş: Bu işin sonu havacıvadır.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(alkanna tinctoria): Hodangiller familyasından; Akdeniz bölgesinde yetişen bir bitkidir. Çiçekleri mavidir. Köklerinin iç tarafı sarı, öz kısmı ise kırmızımtırak renktedir. Kökünden boya elde edilir. Kullanıldığı yerler: Ağrıları giderir. Bağırsak hastalıklarında faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(HAVA-DAR) (i. F., Ar. hava, Fars. dâşten = mâlik olmak). İyi hava alan, havası kolay yenilenir, hava hareketlerine açık: Havadar bir yer, bir köşk, bir oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. spacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. spacious. breezy. having plenty of air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. well-ventilated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هوادار] açık mekanlı

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iyi hava alan yer veya binanın hâli: Bu yerin, bu evin havadarlığı. 2. Aşıklık, düşkünlük: Onun filân kadına havadarlığı malûmdur. 3. Taraftarlık, taraf tutma, kafadarlık: Kötü adama havadarlık eden, iyi adam olamaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

living standard. standard of living. life standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asıl mânâsı arslan olup Hazret-i Ali’ye lakap olmuştur. Pek cesur ve kahraman mânâsına da gelir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arslan, esed, gazanfer, şir. 2.Cesur, yiğit adam. 3.Hz.Ali’nin lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazret-i Ali’ye (veya arslana) yakışır bir cesaretle: Bir savlet-i hayderâne ile hücum etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dervişlerin giydikleri kolsuz ve omuzbaşlarında üçgen şeklinde birer parçası olan bir çeşit kısa elbise ki, hırkanın altına giyilerek ebdestlik yerini tutardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçesi: haznedar). Bir hazinenin idare ve muhafazasına memur adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خزینه دار] haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. haznedarlık). Hazinedar vazife ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being the keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir hazneyi bekleyen, yöneten kimse. (bk.) Hazine-dâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Helva pişirip dükkânında veya sokakta gezdirerek satan adam. Helvacı kabağı = İri cins ve tatlı yapılan bir kış kabağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of helva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pumpkin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(kestanekabağı): Kabakgillerden tatlısı yapılan bir çeşit kabaktır. Yaprakları uzun ve büyüktür. Çekirdekleri yoktur. Ev ilaçlarında çekirdekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak kurtlarının düşürülmesinde yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هوادار] istekli, taraftar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هوادار] havalı, havadar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هوسدار] hevesli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(genegerçekotu): Sütleğengillerden bir ağaçtır. Tohumlarından hindyağı çıkarılır. Hindyağı berrak, renksiz veya soluk sarı renkli, koyu kıvamlıdır. Kokusu yok denecek kadar azdır. Lezzeti hafif ve biraz tahriş edicidir. Etkili maddesi Ricinoleik asittir. Kullanıldığı yerler: Müshildir. Kabızlığı giderir. Saçkıranda faydalıdır. Lavmanlarda da kullanılır. Saçların dökülmesini önler.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mesmerist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alıcı, müşteri, talib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) {c. hissedârân). Hisse sahibi, hissesi olan. Bir şirkete para verip ortak olan kimse: Hissedarlar meclisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. stock holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. part owner. joint owner. certificate holder. fundholder. law partner. security holder. stockowner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حصه دار] pay sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

payını almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şakacı, latîfe ve mizahı seven.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eflak ve Buğdan prensi, voyvoda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودآرا] Allah aşkına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdara mahsus veya lâyık bir hal ve şekilde: Hükümdârâne azametle; hükümdârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Hükümdara mensup ve ait: Bâ-emr-i hükümdarı = Hükümdara ait emirle, hükümdar emriyle. 2. Hükümdarlık: Icrâ-yı hükümdârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜKÜM-DAR) (i. F„ Ar. hükm = emir, hükümet, Fars. dâşten = mâlik olmak) (c. hükümdârân). Hüküm ve emir sahibi olan kral, melik, şah, padişah: Osmanlı hükümdarı, Avrupa hükümdârânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suzerain. ruler. monarch. sovereign. sov'ran. potentate. prince. rex. suzerain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potentate. ruler. sovereign. monarch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarch. ruler. sovereign. crown. emperor. lord. prince. suzerain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarchism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reign. royalty. kingdom. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kingdom. rulership. sovereignty. empire. crown. regality. regency. royalty. ruling. suzerainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coup. coup d'état. usurpation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden bazı dairelerde verilen dilekçelerin hulâsasını çıkarmaya memur kâtip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muharebede düşman üzerine humbara atan, havan topunu kullanan asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ufak tefek şeyler veya eski demir Aletler ve şeyler satan adam, hırdavatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrap dealer. junkman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrap dealer. scrap iron dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırdavat satan adamın işi, hal ve sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date palm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date-palm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disquit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حکمدار] padişah, sultan, hüküm sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) hükümdarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسن اداره] iyi yönetim, iyi idare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sümbül bot. Hyacinthus orientalis; Yemen taşı. water hyacinth su sumbülü, bot. Eichornia crassipes. hyacin'thine s. sümbül gibi, sümbül renginde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asit fazlalığı (midede).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük bir dairede ve bilhassa Osmanlı sarayında leğen ve ibriğe ve abdest levazımına bakan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İbrikdar vazifesi ve sıfat ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hızla işe girişme, Ar. mübâderet, musâraat, mübâşeret: Bir işe ibtidâr etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابتدار] başlama, girişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başlanmak, girişilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başlamak, girişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheering. gay. heart warming. a sight for sore eyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heart-rending. heartbreaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İDARE) (i. A. «devr» den masdar). 1. Çevirme, döndürme, dolaştırma: Makineyi idare etmek. 2. Kullanma, istimal, becerme, çevirme, zapt ve rabt: Bu konağı idare eden odur. İşini, maiyetini çok iyi idare ediyor. 3. Bir memleketin mülkî işlerinin yapılması, hükümet etme: Vilâyetin idare işleri valiye aittir. 4. Geçinme, Ar. taayyüş: Bu maaş idareme yeter. 5. Tasarruf, israftan kaçınma: Maaşını idare ile kullanıyor. İdareye çok bakıyor. İdare ile geçiniyor. 6. Yetme, kifâyet: Bu para, bu kumaş idare etmez. 7. Resmî bir işin veya bir şirket vesaire işinin görülmesiyle vazifeli ve ekseriya bir müdürün emrinde bulunan heyet ve daire: Posta ve telgraf, tekel, banka, sigorta idaresi. 8. Böyle bir heyetin devam edip iş gördükleri yer ve konak, daire: İdareye müracaat etmeli. idare lâmbası = Eskiden yatak odasında yanan kandil. İdare memuru = Mülkî işlerde görevli memur. İdare meclisi = Vilâyet, kazalarda, şirket ve banka gibi dairelerde ahali veya hissedarlardan seçilmiş üyelerden mürekkep meclis, yönetim kurulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. management. handling. control. economy. sparing. thrift. admin. chancellery. conduct. conn. disposition. dominion. government. helm. mastery. regimen. rein. rule. ruling. steerage. steering. stewardship. supervision. sway. wire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. conduct. control. direction. disposal. management. manipulation. thrift. government. board. economy. frugality. austerity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. direction. management. economy. thriftiness. administration of office. charge. conduct. control. dispensation. governance. government. guidance. helm. husbanding. manipulation. regime. regimen. retrenchment. running. stewardship. supervisi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اداره] döndürme. 2.çekip çevirme, yönetme. 3.devlet dairesi. 4.yönetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer. conduct. govern. handle. lead. manage. shift. subsist. superintend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative low. administrative law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board of directors. administrative council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işleri öyle veya böyle idare etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اداره عرفيه] sıkıyönetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İdare ve tasarrufa çok dikkat eden, pinti. 2. İdare adamı, yönetici (bu mânâsı dilimizde yenidir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrator. manager. director. executive. conductor. curator. housekeeper. intendant. manipulator. ruler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrator. executive. helmsman. manager. organizer yönetici. thrifty. frugal tutumlu. tolerant hoşgörülü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailiff. business manager. administrator. conductor. organizer. specialist in administrative law. skillful in administration. tactful. director. intendant. housemaster. functional executive. business administrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

management. administration. governorship. directorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. management yöneticilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. administrative skill. tact. governorship. husbandry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İDARE-HANE) (i.). Bir işe bakan hey’etin toplanarak iş gördükleri yer ve daire: Bu gazetenin idarehanesi başka ve matbaası başka yerdedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اداره خانه] yönetim bürosu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. idare ve tasarrufa uyan: İdareli adamdır. 2. İdare ve tasarrufa elverişli: Sığır eti çok idarelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frugal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economical. thrifty. efficient. good at managing. economic. ;. frugal. sparing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

husband. nurse. spare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncontrolled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not skilled in management. wasteful. uneconomical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompetent management. wastefulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), idare yoluyle, işi idare ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İdare ile alâkalı; idare.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

managerial. administrative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative. managerial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative. managerial. executive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اداری] yönetimsel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).) 1. İddiası çok olan, taşımadığı vasıflarla öğünen, gösterişçi. 2. Muannid, musir, inatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assertive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stubbornly insistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assertiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stubborn insistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir kiraz türü (prunus mahaleb) kokulu kiraz da denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ötekine berikine yalandan ve asılsız suçlar yakıştıran ve yükleyen, bühtancı, Ar. müfteri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calumniatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slanderer. calumniator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calumniator. slanderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spindal tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Bir organın hissini iptâl etme, uyuşturma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «kudret» ten masdar). 1. Kudret verme, muktedir etme, iktidar kazandırma. 2. Refahını arttırarak sıkıntıdan kurtarma: Maaşıma bir miktar eklenerek ikdâr buyrulmaklığım (bu mânâ Arapça’da olmayıp dilimizde birinci mânâsından alınmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İKTİDAR) (ka ile) (i. A. «kudret» ten masdar). Güç yetme, yapabilme, muktedir olma, tâkat: O işi yapmaya iktidarım yoktur. O iktidara mâlik değildir. Bu iş onun iktldârındadır. Sihib-i Iktldâr = Muktedir. Adem-I ikildir = İktidarsızlık (etmek ve olmak gibi yardımcı fiiller ile mürekkep fiil teşkil etmeyip isim gibi kullanılır) (kudret’ten farklı olup, meselâ Kudret-I ilâhiyye yerine, iktidâr-ı İlâhi denilmez).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capability. potency. power. capacity. potential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. potency. power. capacity. government. sexual potency. virility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capacity. power. government. the political group who have formed a government potency. virility. sexual competency in a male. capability. competence. efficiency. faculty. might. rulership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اقتدار] güçlülük, kudret. 2.görev başındaki yönetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (mü. iktidâriyye). Güç ve iktidara alt (edebiyat). Fiil-I iktidâri = Türkçe gramerde yapabilmek ve yapamamak gibi müsbette iktidar ve menfide iktidarsızlık gösteren fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kudret ve takati olmayan, elinden iş gelemiyen, Osm. gayrı muktedir, Aciz: Pek İktidarsız bir adamdır. 2. Cinsî iktidarı olmayan erkek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. incompetent. impotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kudret ve takat eksikliği, kudretsizlik, Osm. adem-i iktidar: iktidarsızlığı anlaşıldı. 2. Erkekte cinsi kudretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Erkeklik organının (penisin) yeteri kadar sertleşmemesi sonucu, cinsel ilişkide bulunamamaya; halk arasında iktidarsızlık, tıp dilinde ise empotans denir. Kendine güvenememek, yorgunluk, tiksinti, sinir bozukluğu, alkolizm, şeker hastalığı, doğum kontrolü için uygulanan metotlar veya aşırı şişmanlıktan kaynaklanır. Ilık banyolar, açık havada dolaşmak ve dinlenmek başvurulacak ilk çarelerdir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru üzüm, kavrulmuş fındık.

Hazırlanışı : Sabahları aç karnına, 10 tane kuru üzümle 10 tane kavrulmuş fındık yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. incapacity. impotency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotence. weakness. incapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kudretsiz hale getirmek; huk ehliyetini elinden almak. incapacita'tion i. ehliyetsizlik, yetkisizlik, salâhiyetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ih kabiliyetsizlik, ehliyetsizlik, yetkisizlik, salâhiyetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. istenilen tesiri uyandırmayan, etkisiz, kifayetsiz, yetersiz. inef'ficacy i kifayetsizlik, yetersizlik, tesirsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (jeol.) buz devreleri arası ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ırklararası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gerçekle ilgisi olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sudur» dan masdar). Çıkarma, çıkarılma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصدار] çıkartma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Uluslararası tanınan standartları tanımlayan bir örgüt. Üyeleri çeşitli ülkelerden seçilen örgütün görevleri arasında, bilgisayar, fotoğrafçılık ve reporgrafinin çeşitli yönleriyle ilgili standartları belirlemek de bulunmaktadır. Örneğin ISO film hassasiyeti, fotoğraf emülsiyonlarının ışık hassasiyetini ve pozlama gereksinimlerini belirlemektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Malını işportada satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawker. pedlar. peddler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

street peddler. handseller. pitchman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peddling. hawking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istidâriyye) (anatomi). Dönerek ve daire teşkil ederek olan: Hereket-i istidâriyye = Barsakların bu şekildeki hareketi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devriden masdar). 1. Dönme, dolaşma, devretme. 2. Yuvarlak, dairemsi veya daire gibi olma, bu şekli alma: İstidâre-i kamer (ayin dolunay hâline gelmesi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) İstilâ eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invasive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invader. invasionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(STOACILIK) (i. Y. felsefe). Zenon’un arzuları yenme ve acılara dayanma hali aşılayan felsefesi. Ar. revâkıyye.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sümbül, (bot.) Hyacinthus; (bak.) hyacinth.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Jâleli, kırağılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarme. constabulary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarme. police soldier. gendarmerie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarmerie. police soldier. gendarme. the corps of gendarmes. constable. county constabulary. county police. rural police. rural policeman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. gendarme). Belediye sınırları dışında kalan yerlerin asayişini sağlamakla görevli asker sınıfı, candarma, Osm. zabtiyye: Jandarma askeri, idaresi, kumandanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the duty of a gendarme. policing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerli Hint subayı; Hintli baş hizmetçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Paslı, kirli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

how many of them.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir yana çarpılmış, çarpık. 2. Pek de akıllı olmayan, delişmen, savruk: Kaçıktır, söylediğini bilmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balmy. barmy. bats. batty. bonkers. cracked. crackers. crackpot. crank. cuckoo. dotty. freak. goofy. loony. lunatic. mad. madcap. mental. nut. nutcase. nuts. nutshell. peculiar. potty. queer. screwy. touched. unbalanced. funny. daft. off one's head. ladde

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fool. crazy. mad. eccentric. abnormal. a run. warped. crooked. no all there. bats. batty. crackbrain. crackers. daft. fey. lunatic. moonstruck. one one's nut. nuts. off one's onion. up the pole. off one's rocker. screwy. wacky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Delilik, delişmenlik, savrukluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

craziness. crookedness. brain crack. wet ideas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Firar edilmek, kaçma işinin mümkün olması. Oradan kaçılamaz; gündüzün kaçılır mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to look for an excuse to avoid doing sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evasive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaç derecede bulunan: Bu ay senenin kaçıncı ayıdır? Ayın kaçıncı günü gideceğiz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

which. how manyth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

After how many.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unavoidable. inevitable. cold. fatal. fated. fateful. imperious. indispensable. ineluctable. inextricable. irremissible. urgent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fateful. foregone. indispensable. inevitable. inextricable. necessary. unavoidable. inescapable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unavoidable. inevitable. fatal. fateful. ineluctable. urgent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inevitability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstention. abstinence. evasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avoiding. avoidance. abstention. evasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çekinmek, Osm. ictinâb etmek: O adam bu yolda hizmetten kaçınmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicken out. keep clear of. steer clear of. avoid. abstain. refrain. spare. beware. stand aside. sidestep. evade. balk. baulk. beg. dodge. elude. eschew. flee. flee from. flinch. forbear. funk. get out of. refuse. shirk. short-circuit. shun. stand al.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstain. avoid. cheat. circumvent. flinch. forbear. refrain. scruple. shrink. shun. abstain form. to avoid. to keep away from. to get out of. to shun. to refrain. to abstain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstain. to avoid. to shun. to abstain from. to be reluctant. to keep away from. balk. beware. cop out. deny. evade. flee. flinch. funk. shy. take evasive action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leakage. leak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Firar ettirilmek, diğeri vasıtasiyle kaçmaya sevk olunmak: Hapishaneden arkadaşları tarafından kaçırıldı. 2. Gümrük veya vergi vermemek üzere gizliden geçirilmek: Gümrükten mal kaçırılmamak için bir tedbir lâzım. 3. Dikkatsizlikle kaybedilmek: Fırsat kaçırıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be kidnapped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gümrük vermeksizin gizlice mal geçirilmesi: Kaçırmanın cezası vardır. 2. Gümrük vermeksizin geçirilen, kaçak: Kaçırma mal; kaçırma tütün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letting escape. missing. abduction. smuggling. kidnapping. evasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abduction. kidnapping. snatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mal kaçıran, kaçakçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kaçmasına sebep olmak, kaçmasına yardım etmek, firar ettirmek: Hapishaneden adam kaçırmak büyük bir suçtur. 2. Gümrük vermeksizin gizlice mal geçirmek: Gümrükten mal kaçırmak; tütün kaçırmak. 3. Dikkatsizlikle ve gafletle söylemek: Ağzından kaçırdı. 4. Kaybetmek: Fırsatı kaçırdık. 5. Kaçmaya mecbur etmek: Nihayet kendisini kaçırdık. 6. Saklı, gizli tutmak, göstermemek, kapalı gezdirmek: Karısını benden kaçırıyor. Alta kaçırmak = Üstüne etmek. Ucunu alta kaçırmak = İflâs etmek (eskimiştir). Tadını kaçırmak == Tadsızlık etmek, can sıkmak. Aklını kaçırmak = Çıldırmak. Kız kaçırmak = Ekseriya evlenmek niyetiyle kızı baba evinden gizlice alıp kaçmak

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let escape. miss. abduct. kidnap. snatch. exude. give off. hijack. ladder. lose. ooze. rape. ravish. shuffle. slip. spirit away. spoil. whisk. make off with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ladder. lose. miss. smuggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let slip. to kidnap. to abduct. to make or let escape. to drive away. to leak. to miss. to lose. to smuggle. to hide from a tax-gatherer. to go off one's head. to go mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başkası vasıta siyle firar ettirmek: Muhafazasına memuı olanların gönlünü ederek kendisini kaçırt tılar. 2. Gümrük ve vergi vermeksizin ge çirtmek, gizlice ithal veya ihraç ettirmek: Rençberlerine tütün kaçırtıyor. 3. Dikkatsizlikle geçirtmek, kaybettirmek: Siz benim zihnimi meşgul ederek ağzımdan birkaç söz kaçırttınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let escape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaçmak işi, firar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), bk. Kaçışmak, kaçış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. breakaway. escape. flight. getaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escape. evasion. running away. break. flight. lam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birden dağılıp her biri bir tarafa gitmek, ürkerek dağılıp perişan olmak: Kuşlar kaçıştılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to flee in confusion. to disperse. stampede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (Arapça miktar demek olan «kadr»den). 1. Miktar ve sayı bildirir: İstediği kadar; istediği miktar ve derecede; yetecek kadar yemek; oturacak yer. 2. Yaklaşma ve tahmin bildirir: Onlar yirmi kadar idiler; bin kadar tuğla lâzım. 3. Son, netice bildirir: Sabaha kadar, ne vakte kadar? Bir iki seneye kadar. İşaret isimleri ve «ne» kelimesiyle mürekkep kelimeler teşkil eder; O kadar, bu kadar, şu kadar: Ne kadar = Kaç, ne miktarda? Şu kadar ki, şu kadar var ki = Şu farkla kî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as. as much as. as far as. so. as much as. up to. until. till. inasmuch as. so long as. until. till. pending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as. as. as big as. as much as. until. till. by. up to. to. as far as. about. or so. something like. amount. degre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as much as. as many as. up to. by. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kafa-dârân). Birine uyan, arkası sıra giden, tâbî, peyk, gayret-keş: O falânın kafadârıdır; kendisi gibi birtakım kafadarları vardır. 2. Arkadaş, refik, dost, yardak (başlıca kötüleme, küçümseme veya takdir makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddy. bud. buddy buddy. buddy-buddy. crony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddy. intimate friend. chum. crony. intimate. like-minded. congenial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindred spirit. like-minded. after one's own heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uyma, peyklik, gayretkeşlik, yardaklık: Kendisine kafadarlık edecek birtakım eksik akıllılar bulmuş. 2. Arkadaşlık, yoldaşlık, dostluk.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların sıkılınca geleneksel olarak başvurdukları üç şey alkol, nikotin ve kahvedir. Alkol alınmasına ve sigara içilmesine sağlık kuruluşlarınca karşı çıkılmasına karşılık kahve içme alışkanlığı hiç bir zaman benzeri eleştirilerle karşılaşmamıştır. Halbuki fazla miktarda kahve içimi de anormal zihinsel durumlar oluşturabilir, kafeinin birden kesilmesi kendine özgü olumsuz belirtiler ortaya çıkarabilir.

Günlük hayatımızda başlıca kafein kaynakları, kahve, çay, çikolata, kakao ve kolalı içeceklerdir. Kafein en çok kahvede bulunur, çayda ise kahvenin yarısı ile beşte biri kadardır. Bir fincan kahvede 85-100 miligram, bir bardak çayda 60 miligram, kolalı içeceklerin litresinde ise 100-130 miligram kafein bulunur. Bu nedenle kafein üzerindeki araştırmalar kahve üzerinde yoğunlaşmıştır.

Kafeinli içecekler içildiklerinde vücut tüm kafeini emer, kandaki seviyesi 15-45 dakikada en yüksek seviyesine çıkar. Alınan miktarın en azından yarısının vücutta kullanılıp atılmasına kadar geçen zaman yaklaşık beş saattir. Kafein kandaki yağ asitlerinin seviyesini arttırır, bu maddeler enerjiye çevrilerek vücut direncini arttırırlar. Kafein sinir sistemine uyarıcı etki yapar, uykuya olan reaksiyon zamanını uzatır, canlılığı arttırır.

Bir insan kısa sürede 6-7 fincan kahve içerse, kafeine bağlı, huzursuzluk, uykusuzluk, ishal, kalp çarpıntısı gibi belirtiler görülebilir. Ancak kafein zehirlenmesi olabilmesi için günde 80-100 fincan kahve, 125 bardak çay veya 200 kutu kolalı içecek içilmesi gerekmektedir ki bu da pratikte mümkün değildir.

5-10 gramlık kafein tozu erişkin bir kişiyi öldürebilmektedir. Kafein zehirlenmesi belirtileri sıkıntı, kusma, kalp çarpıntısı ve komadır. Kalbin durması ve solunum yetersizliği nedeniyle ölüm bile meydana gelebilir.

Aşırı kahve alımının şeker, gut, mide, bağırsak ve idrar yolları hastalıklarına da yol açtığı ileri sürülmüş ama bu hastalıkların hiçbirinin nedeni ile aşın kafein alımı arasındaki ilişki kanıtlanamamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), ikiçeneklilerden, beyaz çiçekler açan bir süs bitkisi, gündüzsefası, çit sarmaşığı (convolvulus persicum).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çitsarmaşığı): Çitsarmaşığıgiller familyasından, uçları mavi çizgili beyaz çiçekler açan bir çeşit sarmaşıktır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Hazmı kolaylaştırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Kakma işleri yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inlayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ornamental inlaying. relief work. marquetry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ornamental inlaying. work of an inlayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kal’a muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Top, tüfek tamircisi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Top kaması yapan ya da onaran kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. administrative regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sepet ve hasır örmeye yarayan ince bir cins saz, sepetçi söğüdü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kandarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sadece elbise, çamaşır ve ayakkabı gibi giyecek eşya satan esnaf: Bir kapamacıya yanaşıp üstünü başını düzeltmek (eski tâbir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli maddeleri altın ve gümüşten bir tabaka ile örtmek san’atını bilen ve yapan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metal plater. veneerer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a metal plater. the work of veneerer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Otomobil kaportalarını tamir eden kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kârdârân). İş tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kârdâr). İş tutanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black marketeer. black-market operator. illicit dealer. clandestine trader. illicit trader. trafficker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black marketeering. illicit trade. illegal traffic. trafficking. underhand trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haydut (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slanderer. defamer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soldier. army officer. slandering. person who slanders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karın boşluğunda, midenin sağında bulunan iri bir bez. Karaciğer, vücuttaki bezlerin en büyüğüdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hepatic. liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.

Karaciğerin görevi :

- Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.

- Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.

- Vücudun ısısını ayarlar.

- Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.

- Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar.

- Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.

Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır.

Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri :

Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, limonsuyu.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı saf zeytinyağına, 1 çorba kaşığı yeni sıkılmış limon suyu karıştırılır. Sabahları aç karnına içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Herhangi bir karaciğer hastalığı sırasında, karaciğer hücrelerinin şişip, safra yollarını tıkanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıkktır. Tıp dilinde hepatit sarılık denir. Hastanın bütün dokuları, hatta gözlerinin akı bile sarıya boyanır. İdrarı esmerleşir. Deride kaşıntılar görülür. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Enginar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tane enginar doğranır. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.


Sağlık Bilgisi by

Şifalı Bitki

(caryophyllus aromaticus): Mersingiller familyasından anayurdu Molük adaları olan ve birçok tropik ülkelerde ve başlıca Zengibar, Filipinler ve Hindistan’da yetiştirilen, kış aylarında yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Çiçeğinin tomurcuklarına karanfil denir. Baharat olarak kullanılır. Çiçeklerinden elde edilen karanfilyağının içeriğinde hidrokarbür, euganol, salisilik asid ve karyofilin vardır. Güzel kokuludur. Tadı acıdır. Baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar. İshali keser. Bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Cinsel arzuları kamçılar. Doğumu kolaylaştırır. Karanfil esansı diş macunlarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük karga. Kargacık burgacık = 1. Alfabenin sonunda boş kalan bir haneyi doldurmak için konulan uydurma bir şekil. 2. Karmakarışık, kötü ve okunması zor yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrawly. bad. in a scrawl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karmanyola yoluyla adam soyan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

robber. mugger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kasada vazifeli şahıs, kasayı yöneten adam, kasa memuru.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(populus): Söğütgiller familyasından, sulak yerlerde yetişen bir çeşit ağaçtır. Akkavak, titrekkavak, tellikavak, servikavağı, karakavak, Hollandakavağı gibi çeşitleri vardır. Hekimlikte karakavak kullanılır. Karakavak 25-30 metre boyunda, gövdesi kalın bir ağaçtır. Yaprakları üçgen şeklinde, dişli ve tüysüzdür. Yaprak tomurcukları tanen, uçucu yağ, mum, salisin ve populin adı verilen glikozitleri taşır. Kullanıldığı yerler: Kavak tomurcuklarından hazırlanan merhemler basur memelerinin ve romatizmanın lokal tedavisinde kullanılır. Karakavak odunun yakılmasından kömür elde edilir. Mide ve bağırsaklardaki gazı giderir. Yine bu kömürden yapılan diş tozları da dişlerin temizlenmesinde ve dişetlerinin kuvvetlendirmekte kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavga etmeyi seven, sık sık kavga çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrelsome. combative. aggressive. spoiling for a fight. bellicose. belligerent. combatant. contentious. disagreeable. disputatious. litigious. militant. pugnacious. scrappy. turbulent. warlike. fighter. militant. ruffian. wrangler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggressive. bellicose. contentious. difficult. fighter. fractious. pugnacious. quarrelsome. truculent. wrangler. combative. belligerent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrelsome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combativeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük kaya. Kayacık ağacı = Top kundağı ve ona benzer şeyler yapılan sert bir çeşit kayın ağacı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(akgürgen): Kayıngiller familyasından; kış aylarında yapraklarını döken güzel görünüşlü bir orman ağacıdır. Dalları salkım gibidir. Kabukları halka halkadır. Kabuk ve dallarının kuru distilasyonundan kayınağacı katranı elde edilir. Kullanıldığı yerler: Müzmin bronşit, verem tedavisinde kullanılır. Diş ağrısını keser. Kabuklarının suda kaynatılmasıyla elde edilen suyla yüz lekeleri, çiller giderilir. Kıllar temizlenir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakkabıları muhafaza eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yay tutan, yay tutucu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). İpek kumaş dokuyan çulha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Osmanlı devrinde bir büyük adamın parasını idare eden, gerekli yerlere sarfeden adam, vekilharç 2. Eskiden kalem Amirinin yamağı ki, evrak kesesini saklardı. 3. Eskiden hamal bölüklerinde her günkü kazancı toplayan adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'da evde imal edilen pamuklu kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kimyager.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemist. teacher of chemistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kimyacı olma hâli ve mesleği, kimyagerlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

henna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hınna): Kınaağacıgiller familyasından, anayurdu Hindistan olan ve Arabistan’da ve Akdeniz ikliminde yetiştirilen ayrık dallı, beyazımsı kabuklu, karşıt yapraklı bir ağaçtır. Çiçekleri beyaz renkli ve keskin kokuludur. Kurutulmuş yapraklarından kına elde edilir. Saç ve parmakları boyamakta kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ayak terlemelerine engel olur. Dolamada kullanılır. Uyuz ve egzamaya iyi gelir. Guatrın üzerine bağlanırsa, faydası görülür. Sarılık, idrar zorluğu, gastrit ve kolit’de iyileştiricidir. Ağız yaraları ve deri çatlaklarını tedavi eder.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Türlü renkte çiçekleri olan bir süs bitkisi (balsamina hortensis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), iki çeneklilerden bir familya. Örnek bitkisi kınaçiçeğidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Buğdaypası mantarının tahıllarda meydana getirdiği lekeli hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİN-DAR) (i. F.). 1. Gizli düşmanlık besleyen: Pek kindar adamdır. 2. Öç almaya susamış insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vindictive. rancorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کيندار] kinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kira ile bir ev veya daire ve oda tutan adam: O evde kiracı var; kiracısı yarın çıkacak. 2. Kira ile binek veya yük hayvanı işleten adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tenant. leaseholder. hirer. lessee. renter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lodger. tenant. renter. lessee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease holder. lessee. renter. tenant. leaseholder. lodger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kira evlerinde oturma: Artık kiracılıktan usandım, bir ev yaptıracağım. 2. Ücretle hayvan kiralayıp çalıştırma: Ada’da eşekleriyle kiracılık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tenancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a renter or tenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden karnı şişen çocuğa tedavi için nefes eden adam. 2. Kırbayla su taşıyan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ölçülü davranış, soğukkanlılık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Basılmış formaları kırıp katlayan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folder. miller of flour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek kısa: Kısacık bir ceket giymiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قيمتدار] değerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folk remedy. nostrum. patent medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Falcı Çingene kadını.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır kolası yapan, kolacılık yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who starches and irons clothes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kolacı işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Pek fazla kolaylıkla: Kolaycacık öğrenilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite easily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıbrıs’ın meşhur bir cins kıymetli şarabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). Sözleri ve davranışları yalan ve yapmacık olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Komite usulleriyle gizil tertipler yapan. bk. Komiteci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Komitacı işi. bk. Komitecilik. “

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecturer. speaker. debater. orator. talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orator. speaker. talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speaker. lecturer. announcer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copier. cheater. cribber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copier. cheater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copying. reproducing. cheating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protectionism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prussian blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Genlerin ana mekanizması çok basittir. Her anne ve baba iki tam gene sahiptir. Ve bunlardan birini çocuğuna geçirir. Eğer anne ve babadan alınan genler aynı ise, yani çocuk her iki taraftan da mavi göz genini aldı ise problem yoktur.Çocuğun gözlerinin rengi mavi olacaktır. Ancak bir taraftan mavi göz, diğerinden kahverengi göz genini aldı ise gözlerinin biri mavi diğeri kahverengi olmayacağına göre bu genlerden biri üstün gelecektir.

İşte rakibine karşı daima üstün gelen bu genlere hakim (dominant) gen adı verilir. İnsanlarda koyu renk göz geni hakim gendir. Yukarıda bahsi geçen çocuğun gözleri kahverengi olacaktır. Mavi göz rengi gibi mücadeleyi kaybeden gene de saklı (recessive) gen denilmektedir.

Anne ve babadaki her iki gen de hakim gen ise sonuç aynı olacaktır. Saklı gen bu mücadelede ancak her iki tarafın geni de saklı gen ise galip çıkabilir. Uzun boy ve kısa boy genlerinde hakim olan uzun boydur. Örneğin babada iki uzun boy geni (U/U), annede ise iki kısa boy geni (k/k) varsa, her çocukta mutlaka bir uzun ve bir kısa boy geni (U/k) olacak ve uzun boy hakim gen olduğundan her çocuk uzun boylu olacaktır.

Bu çocuklar (U/k) gen yapılı biri ile evlenirlerse, çocukların her birinde muhtemelen (U/U, U/k, k/U, k/k) gen yapısı oluşacak yani üç çocuk uzun boylu olurken bir tanesi kısa boylu kalacaktır. İnsanlarda kahverengi göz rengi, görme yeteneği ve saçlılık hakim genler iken mavi göz, renk körlüğü ve kellik saklı genlerdir.

Saklı gen çocuğun DNA sarmalında kalıp, onun çocuklarına da geçebilir. Babası mavi, annesi kahverengi gözlü çocuk kahverengi olur ama mavi renk göz geni saklı olarak durur. Kendisi ile aynı genetik yapıda biri ile evlenirse yukarıdaki uzun boy-kısa boy örneğinde olduğu gibi anne ve baba kahverengi gözlü olamlarına rağmen çocuklardan biri mavi gözlü olabilir.

Bu durum Mendel kurallarına uygun olup mavi gözlü çocukları olan kahverengi gözlü anne ve babaların paniğe kapılmalarına ve ortada başka bir neden aramalarına gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Kukla yapan veya oynatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puppeteer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puppeteer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toprak sahıbı zengın çıftçı. rus çıftlık sahıbı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earplug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Humbaracı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kundura, potin ve ayakkabı yapan ve satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoemaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoemaker. seller of shoes. repairer of shoes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kundura, potin ve ayakkabı yapmak san’atı veya ticareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük kurbağa, kurbağa yavrusu. 2. (tıp) Dil altında çıkan şiş. Pencere kurbağacığı = Çerçeveyi tutup kaldırmaya mahsus demir veya pirinçten gömme yuva.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrench. adjustable spanner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rescue vehicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde kur’a çektiren subay ve heyet: Kur’acı, kur’acılar geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rancour. spite. malice. grudge. desire for vegenance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beyazlı ve kırmızı ayaklı bir cins şahin (asıl sıfat olup «sarp ve şiddetli» demektir).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Bir cins şahin. 2.Sarp, yalçın. 3.Şiddetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaytanla bağlama veya sıkma; kaytan veya şerit geçirme; bağcık, kaytan, şerit; içkiye karıştırılmış alkol; (k.dili) dövme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lâcivert taşı, çivit renginde, koyu mavi: Lâciverdî çuha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(esli: LâCİVERD) (i. F.). 1. Koyu mavi renkte kıymetli bir taş, Fr. lapis-lazuli. 2. Bu taşın rengi, koyu mavi renk: Lâciverde boyamak; lâciverdi çok severim. 3. (LAciverdî yerine) koyu mavi renkte: Lâcivert çuha, kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark blue. indigo blue. prussian blue. navy blue. ultramarine. ultramarine blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark blue. navy blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark blue. navy blue. ultramarine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lapis lazuli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Lapa yemesini seven. 2. Tenbel ve korkak, rahatlık içinde büyümüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

languid. flabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big but weak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

languid. flabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big but weak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tembellik, korkaklık, gevşeklik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) hakkak, oymacı, kıymetli taş kesicisi, cevahirci; (s.) kıymetli taş kesme sanatına ait; taşlara ait; özlü; yazıta elverişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(lavandula): Ballıbabagiller familyasından; çalı görünüşünde, dip kısmı odunsu bir bitkidir. Çiçekleri mavi veya morumsu ya da koyu kırmızıdır. Kokusu güzeldir. Karabaş lavantaçiçeği denilen türü yurdumuzda vardır. Kullanıldığı yerler: Kaynatılmış suyu uyarıcı ve midevidir. Küçük bir torba içinde dolaplara konan lavanta çiçekleri, elbise ve çamaşırları böceklerden korur. Banyo suyuna güzel koku verir. Lavanta kolonyası vücudu ferahlatır. Ateşi düşürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Lavta çalan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lutanist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lutanist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’ya benzetilerek yapılmış galat tâbir). Lekelenmiş, ayıplı, namus ve şöhretine halel gelmiş: Ömründe hiç lekedâr olmamış bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لکه دار] lekeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Limonata denilen limon şerbetini yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by <