Dav ne demek? | Dav anlamı nedir? | Dav

Dav anlamı nedir?

Dav ne demek?

Dav anlamı nedir?

Dav | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: dav

Türkçe Sözlük

(i.). Afrika’da bulunur, katıra benzer ve rengi beyazla tekir olarak çubuklu, güzel ve hareketli bir cins yaban hayvanı, yaban eşeği. Fr. zfcbre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Satranç ve dama ile kâğıt oyunlarında nöbet: Dâv hakkı benim idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributed authoring and versioning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disabled American Veterans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Debating Association of Victoria, which runs competitions for both adults and schoolkids.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Distributed Authoring and Versioning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Düşmanlık, husûmet: O adamın bana adâveti vardır. 2. Kin, garez, buğz: İzhar-ı adavet etmek = Kinini açığa vurmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عداوت] düşmanlık. adâvet etmek/eylemek düşmanlık gütmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). yemin ederek verilen yazılı ifade, yeminli beyan. draw up an affidavit yeminli beyan yazmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public prosecution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görgüsüz ve bön kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lemon. yokel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outpatient treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça bâd-ı hava’ dan). Parasız, meccanen, beleş (bilâ şey): Bedava sirke baldan tatlıdır, mec. Pek ucuz: Bunu bedava almışsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. free of charge. no charge. cheap as dirt. dirt cheap. dirt-cheap. gratis. gratuitous. for nothing. gratis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complimentary. free. gratis. gratuitous. buckshee. dirt cheap. very cheap. for free. for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free of charge. free-of-charge. free. gratis. for nothing. dirt cheap. cost- free. costless. for free. free of charge. free of payment. as a / by free gift. gratuitous. no expense to be incurred. on the house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her işini parasız veya çok ucuza sağlamaya çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who wants to get things for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giveaway fas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدآواز] kötü sesli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bedevîlik, bâdiyenişinlik, göçebelik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بداوت] göçebelik. 2.bedevîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-assertion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce suit. divorce case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ceset, kadavra. cadaverous (s). kadavra gibi, soluk, pörsümüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cedvel). Cedveller. (bk.) Cetvel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جداول] cetveller, çizelgeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın iki omuzu arası, iki omzunun başı. Cidav yarası = Yağır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Uzun ve ucu demirli cirid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cırdaval denilen uzun ciritle silâhlı (asker).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAVA) (i. A.) (c. deâvî). 1. Hukukunu savunmak için mahkemeye müracaat: Filân sizi dava etmiş, benim aleyhimde davaya kalkışmış. 2. Bir mahkeme huzurunda olunan duruşma: Hukuk mahkemesinde bir davası vardır. 3. Matematikte vesair ilimlerde halli istenen mesele: Bu davayı kim halledebilir? 4. İnsanın, haiz olmadığı sıfat ve fazileti haiz olduğunu söylemesi, iddia: Astronomide büyük bilgisi olduğunu dava ediyor, herif allâmelik davasında bulunuyor. Dava vekili = Eskiden avukat. Şimdi avukat bulunmayan küçük yerlerde bu görevi üzerine alan kimseye denmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawsuit. trial. suit. action. claim. case. process. prosecution. cause. instance. law. litigation. plea. pleading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. case. cause. lawsuit. plaint. proceeding. process. suit. trial. claim. assertion. thesis. problem. question. matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case. law suit. court case. theorem. thesis. lawsuit. action. appeal. trial. claim. assertion. allegation. complaint. quarrel. proposition. problem. question. matter. cause. grand purpose. actio. vi vulgaris. actio. legal acuse. court suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دعوی] dava. 2.teorem. 3.mesele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney. attorney at low. counsel l or. pleader. upholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bitmahkemeye başvurarak bir kimseyi dava eden adam. Ar. müddeî, müşteki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claimant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claimant. litigant. plaintiff. prosecution. prosecutor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaintiff. claimant. litigant. petitioner. orator. prosecutor. reclaimant. remonstrant. suer. suitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir mahkemeye başvurarak bir kimseyi dava etme. Osm. müddeîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hakkında dava olunan: O, davalı bir çiftliktir. 2. İddiası büyük. Müddeî = Davacı adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defendant. respondent. defendant. defence. defense. libelee. libellee. respondent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defendant. respondent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defendant. litigant. respondent. in dispute. contested. impleaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requiring a lawsuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Umumiyetle evcil hayvan, bu hayvanların beheri. Anadolu’nun bazı yerlerinde yalnız koyun için kullanılır. İstanbul’ca büsbütün terkedilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cattle. sheep. goat. flock of sheep or goats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheep or goats. flock. cattle. herd of cattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanepe, sedir, divan; (ing). küçük yazıhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hükümdar, kral. 2. Hâkim, vâli, vezir. 3. Mutlak hâkim olan tanrı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داور] yargıç. 2.hükümdar. 3.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) DAverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdar veya hâkim ve vezire mensup ve ait: Cânib-i Alî-i dâverânelerine, dâverîlerine (Osmanlı devri resmî yazışmalarında vezirlere hitâben kullanılan tâbirlerdendir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAVET) (i. A.) (c.dâvât).l. Getirme, çekme, celb, cezb, bir şeyin olmasına sebebiyet verme: Perhiz etmemekle hastalığı davet ettiniz. 2. Çağırma, celp, bir yerde bulunmayı teklif etme: Kendisini mahkemeye davet ettiler: İslâm dinine davet etti, kendisini düelloya davet ettiler. 3. Ziyafete çağırma, ikram ve saygı olarak yemeğe gelmesini teklif etme: Filân zat bizi davet etti, filân ziyafete sizi de davet ettiler mi? 4. Saygı ve ikram maksadıyle verilen yemek, ziyafet: Mükemmel bir davet verdi, filânın davetinde bulundunuz mu? Bu akşam davet vardır. 5. Dua, yakarış, niyaz: Dâvât-ı hayriyyeleriyle meşgulüm. Müstecâb-Ud-dâve = Duası Tanrı tarafından yerine getirilen (bu mânâda yalnız çokluk hâli ve Arapça’deki dâve şekli kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invitation. party. call. entertainment. summons. bid. calling. challenge. convocation. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. invitation. summons. convocation. party. feast. evocation. solicitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دعوت] çağrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ask. bid. have. invite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to call a party. ask. bid. call. call upon. cite. evoke. invite. invoke. load in. to invite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ziyafete gitmeyi bildiren ve teklif eden, davetlilere davetli olduklarını haber veren adam: Filân zattan davetçi geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person sent to invite sb. process server.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAVETIYYE) (i. A.) (Arapça kaideye aykırı olarak yapılmış yanlış ve kelimedir). 1. Davet eden hizmetçiye verilen bahşiş. 2. Birini mahkemeye celp için yazılan resmî yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invitation. invitation card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

written invitation. writ. invitation card summons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ziyafete çağırılmış. Ar. med’uv: Filân ziyafete davetli misiniz? Kaç davetli vardı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invited. guest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invited. invited guest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gate crashing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninvited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninvited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). matafora; çapa kaldıran matafora.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça tabl-bâz’dan galat ki, davulcu demektir). Çarkları yandan olan vapurlarda çarkların döndükleri yerleri örtmek için vapurun iki tarafında bulunan iki büyük yarım daire; yan kamaralar da bunların altında bulunurdu: Davlumbazın üstüne çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paddle box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chimney hood. paddle box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hood fume. hood uptake. fume cupboard. mantel flue. cowl. drum. paddle wheel. paddle box. side paddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayağa kaldırtmak, durdurmak. 2. Karşı durdurmak, dayandırmak. 3. Cesaret vermek, gayrete getirmek, teşvik etmek: Onu siz davrandırırsanız davranacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Davranmak işi. bk. Davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behavioral. behavioural. behavior. behaviour. attitude. conduct. action. demeanor. demeanour. manner. doings. way. act. bearing. deal. dealing. deportment. form. proceeding. stroke. treatment. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. action. asperity. attitude. behaviour. conduct. deportment. fashion. front. manner. treatment. demeanour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. bearing. behaviour. comportment. conduct. course action. demeanour. deportment. fashion. kind act. melodrama. play. treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behaviourism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayağa kalkmak, ayağa sıçramak. 2. Karşı durmak üzere hareket ve gayret etmek: Kendisi davrandı ise de silâhı yoktu. Davranırsa vurulacağını anladı. 3. Teşebbüs ve gayret etmek, gevşek durmayıp tetik bulunmak: 4. Bir yolda fiil ve harekette bulunmak: Gevşek davranmak, tetik davranmak, ağır davranmak, tedbirli davranmak. Silâha davranmak = Silâha sarılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behave. act. treat. conduct oneself. proceed. bear oneself. comport oneself. cut up. demean oneself. deport oneself. do by. do to. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behave. act. treat. conduct oneself. proceed. bear oneself. comport oneself. cut up. demean oneself. deport oneself. do by. do to. use. conduct. do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act. to behave. to treat. to behave toward. to get ready for action. comport. conduct. deal. spurt. use. walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Türk musikisinde bir düzenin ve bir çeşit ney’in adı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) Kendisine kitap olarak Zebur’un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur’an-ı Kerim’de 16 yerde ismi geç(Erkek İsmi) - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Hazret-i DAvûd’un sesine benzer kalınca, pek hoş ve tesirli (ses): Müezzin DAvûdî bir sesle ezan okudu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabi» den). İki tarafı deri ile kaplanmış, çomakla vurularak çalınır ve pek büyük ses çıkarır musiki vurma Aleti ki, bizim köylerde zurna ile beraber çalınır: Davul çalmak. Ramazan davulu = Ramazan gecelerinde bekçinin sokaklarda çaldığı davul. mec. Davul, zurna = Şenlik, şaşaa, gösteriş: Davul, zurna mı çaldıracağız? Davul zurna ile mi ilân edeceğiz? Davul çuhası = Kaba bir çeşit Avusturya çuhası. Davul derisi = Utanmaz, katı yüz: Adamın suratı davul derisinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drum. tambour. timpani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Davul çalan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drummer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timpanist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Tabulga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Dişçi kerpeteni.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

enginler, denizde ölenlerin kabri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eskiden madenciler tarafından kullanılan bir çeşit fener.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Hatta birçok ülkede polisler ve hastanelerin acil servis personeli, dolunay oluştuğu zaman işlenen suçların, intiharların, trafik kazalarının daha çoğaldığını, insanların renkleri görme yeteneklerinin azaldığını, sara nöbetlerinin sıklaştığını, sinir hastalarının uykusuzluktan daha çok yakındıklarını söylemektedirler ama bilim insanları bu görüşlere katılmıyorlar.

Eskilerin Ay’ın dönemlerine bağladıkları etkilerin büyük bir kısmının boş inançlar olduğu bir gerçektir. O zamanlar insanların uykularında gezinmeleri dolunay ışığı tarafından çekilmelerine bağlanıyordu. Dolunayın ışığının yatak odasından içeri girmesinin uyuyanın rüyasını etkilediğine, dolunay ile birlikte cinsel içgüdü fonksiyonlarının, insanların üremelerinin ve tarlaların bereketlerinin arttığına hatta ‘kurt adam’ efsanesine bile inanılıyordu.

Bilim insanları yine de Ay’ın evrelerinin ve özellikle dolunayın insanları etkilemesi olayına ciddiyetle yaklaşıyorlar. Ay’ın evreleri ile cinayetler, kazalar, dünyamızda oluşan kasırgaların dağılımı, magnetik alanlarda bozulma, kadınların aybaşları ve sara nöbetleri arasındaki ilişkileri yakından takip ediyorlar, devamlı istatistiki bilgi topluyorlar. Ancak kesin bir sonuca varılmış, Ay’ın evreleri ile bahsedilen olaylar arasında henüz bilimsel bir ilişki saptanmış değildir.

Yapılan bir çalışmada dolunay süresince oluşan trafik kazalarının alışılmadık bir şekilde fazla olduğu saptanmış fakat daha sonra olayların zaman aralıkları incelendiğinde çoğunun hafta sonu günlerine denk geldiği görülmüştür. Hafta sonu tatiline giderken ve dönerken sürücülerin acele etmeleri kazaların en önemli nedenidir. Yani tatil aceleciliğinin yarattığı trafik kazalarının yanında dolunayın etkisinin sözü bile edilemez.

Bilindiği gibi Ay’ın dünyada okyanuslardaki ‘gel-git’ denilen, suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzun da çoğu su olduğuna göre Ay vücudumuzu da etkileyebilir mi? Vücudumuzdaki suyun oranı, okyanuslardaki su miktarı ile kıyaslanamayacağı gibi ‘gel-git’ olayı günde iki kez oluşmaktadır. Yani Ay’ın çekim gücü insanı etkilese bile bunun sadece dolunay safhasında değil her gün olması gerekir.

Dolunay safhasında iken Ay’ın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir, çünkü bu safhada Ay’ın dünyaya gönderdiği ışık miktarı Güneş’in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.

Peki dolunayı bu kadar özel kılan nedir? Dolunay, Güneş Dünya’nın bir tarafında, Ay ise tam aksi tarafta aynı hizaya gelince oluşur. Bu durumda Güneş’in, Ay’ın Dünya üzerindeki etkisini arttırıp arttırmadığı da incelenmiştir. Bir miktar arttırdığı doğrudur ama Güneş o kadar uzaktadır ki bu etkileme de fazla kayda değer değildir.

Öyle görülüyor ki, her gün olan olaylar, Ay’ın dolunay safhasında da olunca sebep ona bağlanmaktadır.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Süleyman b. el-Eşas es-Sicistani. Kütüb-i Sitte’den birisi olan Sünen-i Ebu Davud’un müellifi. Büyük hadis bilgini. 500.000 hadis arasından seçtiği 4800 hadisten oluşan Sünen’i, ahlak, tarih ve fıkıhla ilgili meseleleri içerir.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Bu kontrol sistemi kullanıcılara birden çok video ve ses çıkışını tek bir tuşla kontrol etme şansı verir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hürde = hurda). 1. Ufak tefek şeyler, ehemmiyetsiz şeyler, öteberi. 2. Demirden eski Alet vs.: Sokak köşelerinde hırdavat satanlar, hırdavat dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironmongery. smallwares. hardware. petty wares. scraps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardware. ironmongery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardware. used hardware. junk. worn-out things. garnish. fittings. hardware supplies. garniture. lumber. furniture. lumber room. hardware store. narrow goods. hardware department. petty wares.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırdavat satan adam. (bk.) Hurdacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironmonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironmonger. hardware dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironmonger. hardware-seller. junkdealer. hardwareman. hardware dealer. hardware store. ironmongery. small dealer. ironmonger's shop. wardrobe dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smallware s business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sahip, mâlik, efendi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خداوند] Tanrı. 2.padişah. 3.efendi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Hükümdarlık. 2.Efendi, sahip, maliklik. 3.Hakim, hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Amir, hâkim, sahip. 2. Padişah, imparator, hükümdar. 3. I. Sultan Murad HAn Gazi’nin (1362-1389) lakabıdır ve bu vesileyle, şehzadeliğinde valilik yaptığı Bursa vilâyetine de Cumhuriyet’e kadar böyle denmiştir. 4. Mevlânâ Celâleddin-i RÜmî hakkında da kullanılmıştır (yalnız Osmanlı padişahları için kullanılan «hünkâr» tâbiri hudâvendigârin kısaltılmışıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خداوندگار] padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Sahip, hükümdar, bay. 2.Fars edebiyatında Allah manasında kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Amir, hükümdar. 2.Osmanlı padişahlarından I. Murad’ın ünvanı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankruptcy case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.), insan veya hayvan ölüsü, ceset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cadaver. carcass. carcase. corpse. dead body. subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cadaver. corpse. carcass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corpse. carcass. cadaver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public prosecution. public lawsuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood feud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feud. vendetta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood feud / letting. blood feud. vendetta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Romanya'da Buğdan eyaleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâ» dan masdar). Hastaya bakıp ilâç verme, doktorun bir hasta hakkında kullandığı İlâç ve tedbirler: Filân tabibin müdâvâtı bana pek iyi geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. müdâvelât). Çevirme, devrettirme, verip alma, değiştirme, Ar. teâtî: Müdâvele-i efkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan masdar). Bir işe aralıksız çalışma, bir yere devamlı şekilde gidip gelme, devam, gayret:

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Tedavi eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan if.) (mü. müdâvime). Devamlılık gösteren, bir işte ararlıksız çalışan, bir yere daimt surette gidip gelen, devamlı: Müdâvlm bir memurdur, iktidarı azsa da işine müdâvlmdlr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitué. frequenter. regular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequenter. regular visitor. regular customer. habitué. frequent visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâ» dan if.) (mü. mütedâviye). Kendi kendine deva ve ilâç yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devi» den if.) (mü. mütedâvile). Tedâvül eden, geçen, kullanılan, alınıp verilen, râyiç: Mütedâvil para.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مداوم] devam eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). 1. Kiremit altına çatı örtüsü yapılan ince tahta. 2. Kutucuların kullandıkları ince çam tahtası ki, kolay bükülür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. sevdâviyye). Dört halden sevdâya mensup ve ait: Mizâc-ı sevdâvî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suit for damages. action for damages. civil suit for damages. remedial action. action for compensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEDAVİ) (i. A. «devâ» dan V. Bir ilâç veya tıbbî tedbirle kendi kendine bakma. 2. Dilimizde «müdâvaat» yerine «başkası tarafından bakılmak» mânâsıyle daha çok kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. treatment. therapy. remedy. healer. handling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. treatment. therapy. therapeutics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amenable to treatment. remediable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. doctor. remedy. treat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cure. attend. treat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devi, devlet» ten) (c. tedâvülât). Elden ele gezme, dolaşma, kullanma, geçerli olma: Bu memlekette hangi para tedâvül ediyor?.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation. currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation. circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تداول] dolaşım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وجدآور] coşkulu, heyecanlandıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zerdüşt’ün kitabı. (bk.) Zend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derisinden kürk yapılan bir cins küçük memeli hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zerdava.

Türkçe Sözlük by